Şurası bir gerçek ki, özellikle son birkaç yıldır rejim muhalifi partilerin bu ve benzer amaçlarla ilan ettikleri gösteriler artık kanıksanmıştı. Bu nedenle de, baharın tadının çıkarılabileceği sıcak bir Nisan gününde Budapeştelilerin kitlesel olarak bu gösteriye itibar edeceklerine pek kimse de inanmıyordu.
Ama gösteri, beklentileri ve tahminleri boşa çıkardı. İki ay önce kimsenin tanımadığı, Viktor Orban ve ekibinin çok ciddiye almadığı, muhalefetin de önemsemediği 43 yaşındaki Peter Magyar’ın çağrısı ülkenin dört bir yanından yüz bini aşkın destekçisinin bir araya geldiği, son yılların en büyük gösterisine neden oldu.
Parlamento’nun önündeki büyük meydan, son on dört yılda beş muhalefet partisinin değil ayrı ayrı, birlikte düzenlediği gösterilerden bile daha fazla insanı bir araya getirdi.
Bu gösteriyle Peter Magyar rüştünü ispat etmiş ve Viktor Orban’ın en ciddi siyasi rakibi haline gelmiş oldu.
Orban rejimi destekçilerinin endişeleri ve şimdiye kadar rejime muhalefet eden partilerin tabanlarını yitirme kaygıları arasında tüm yorumcuların ortak kanısı, Macaristan’da siyasi anlamda artık yeni bir dönemin başladığı idi.
Kim bu Peter Magyar?
Macar siyasi yaşamının yeni yıldızı Peter Magyar aslında Orban rejiminin elit prensleri arasından çıkıp gelen bir genç.
Bundan bir ay öncesine kadar rejimin bir avuç ayrıcalıklı ekibinin içinde yer alan, arpalık gibi kullanılan devlet şirketlerinde, banka yönetim kurumlarında, devlet ihaleleriyle semirtilen yandaş holdinglerde çalışan bürokratlardan biri.
Ama Peter Magyar’ın asıl kartviziti, bundan iki ay önce pedofil bir mahkûma af çıkarılması üzerine istifa eden Cumhurbaşkanının ardından, bu af kararına ortak olduğu için siyasi hayatı sona eren dönemin eski Adalet Bakanı Judit Varga’nın eski kocası olması.
Çok tartışılan af döneminde artık eski Adalet Bakanı eşinden de ayrılmış bulunan Peter Magyar bu istifaların ardından, ülkede pek de tanınmayan adını, çok izlenen sol liberal bir YouTuber’a 16 Şubat’ta uzun bir mülakat vererek duyurdu.
On milyon nüfusa sahip Macaristan’da iki gün içinde bir buçuk milyon kişinin izlediği bu mülakatta Peter Magyar eski karısına haksızlık yapıldığı iddiasından yola çıkıp kendisini geçmişe bağlayan bütün köprüleri yakıyor, rejimi içerden ve iyi tanıyan bir bürokrat olarak ağır ithamlarda bulunuyordu.
Peter Magyar’ın iddiaları yenilir yutulur gibi değildi. “Hükümet bir mafya örgütü” gibiydi. “Yolsuzluklar yandaşların mal mülk sahibi olması, ülkeyi paylaşmaları amacıyla” gerçekleştiriliyordu. Adalet mekanizması “asla tarafsız değildi.” Kamu medyası hükümetin borazanı olmuştu. Doğrudan Başbakanlığa bağlı propaganda mekanizması “sürekli yalan üretiyor, bu yalanlar yukarıdan aşağıya yine devlet kaynakları kullanılarak ülke çapında yayınlaştırılıyordu.”
Soyadı Macar anlamına gelen Peter Magyar halka, “Sizi kasıtlı olarak bölen, Macar’ı Macar’a düşmen edenler giderler, yeter ki bir araya gelin, yeter ki korkmayın” diyordu. En önemli mesajı olan “korkmayın” uyarısı dalga dalga büyüdü.
Hükümet bu çıkışa nasıl tepki gösterdi?
Rejim ve hakim medya önce Peter Magyar’ı görmezden gelmeyi denedi, kısa sürede izlenme rekorları kılan bu mülakatı görmedi, göstermedi.
Ardından birkaç gün içinde gündeme gelen diğer mülakatları ve açıklamaları da suskunlukla karşıladı. Ancak Peter Magyar inat ediyor, kapıdan atıldığı yere bacadan yeni iddialarla giriyordu.
Birkaç günde bir ortaya attığı yeni iddialarla, açıklamalarla gündemde kalmayı başarıyordu. Hakim medyada hakkında çok bilgi ve haber yayınlanmasa da adı artık biliniyordu.
Ancak Peter Magyar’ın suskunluk buzlarını kırdığı tarih 15 Mart oldu. Macaristan’ın en büyük resmi bayramlarından biri olan 15 Martta taraftarlarını ortak bir kutlama yapmak için şehrin bir meydanına davet etti.
Bu miting her şeyi değiştirdi: Bayraklarla, Macar ulusal renklerini taşıyan flamalarla bir araya gelen ve gençlerin çoğunluğunu oluşturduğu çok büyük ve coşkulu bir kitle önünde Peter Magyar yeni hedeflerini açıklıyordu: “Bu rejimin elimizden aldığı tüm ulusal sembolleri geri alacağız! Bayrağımıza, dilimize, değerlerimize, yurtdışında yitirdiğimiz itibarımıza sahip çıkacağız! Onlar gidecek, biz kalacağız” diyordu.
Hükümetin iç yüzünü ifşa edebilmek için ortaya attığı bir kanıt ortalığı karıştırdı. Peter Magyar Adalet Bakanı olan eski karısıyla olan bir konuşmasını gizlice kaydetmişti. Bu konuşmada o zaman daha Adalet Bakanı olan karısı hükümetin adalet mekanizmasına müdahale ettiğini, yolsuzluk iddianamelerini savcılara telkinle değiştirdiğini söylüyordu.
Yayınladığı bu kaset yeni fırtınalar kopardı. Kasetin içerdiği vahim iddiaların yanı sıra, karısının söylediklerini gizlice kaydetmesinin ahlaki vahameti de lehte ve aleyhte salvoları gündeme getirdi. Artık Peter Magyar’ı herkes tanıyordu.
15 Mart’taki büyük gösterinin ve yayınlanan ses kaydının ardından rejimin tavrı da değişti. Hükümet elbette resmi bir açıklama yapmıyordu. Ancak resmi propaganda mekanizması artık tam gaz harekete geçmişti. Peter Magyar, gazetecilere kendisinin bir “itibar cinayetine” kurban edilebileceğini söylüyordu. Yani hakkında çok ağır şeyler söylenecekti. Dediği gibi de oldu.
Devlet medyası karısına şiddet uyguladığı, çocuklarını aşağıladığı, psikopat olduğu, devlet kurumlarındaki işlerini kaybettiği için intikam almak istediği iddialarıyla yankılandı.
Magyar Peter ise taraftarlarına ümit veriyor, “Gidecekler, yeter ki siz korkmayın, bakın ben de korkmuyorum” demekle yetiniyordu.
Muhalefetin tavrı nasıl oldu?
Geride kalan on yılı aşkın süre içinde, Budapeşte Belediye Başkanlığı hariç hiçbir seçimde, ne ayrı ayrı ve ne de birleşerek Orban’a karşı zafer kazanamayan muhalefet partileri ise önce net bir tavır alamadı.
Peter Magyar, Orban rejiminin içinden çıkıp gelen yeni ve toy bir siyasetçiydi. Kalıcı olup olmayacağı da şüpheliydi. Söylemleri politikanın merkezine oturmak istediğini, sürekli sağa kayan ve bu nedenle merkezi boşaltan Viktor Orban’dan kalan yeri doldurmak istediğini ortaya koyuyordu.
Muhalefet partileri önce Peter Magyar’ın FİDESZ’i yıpratmasını sevinçle karşıladılar, ancak giderek güçlenen ve muhalefetin tabanından da önemli bir kesimi çekeceği anlaşılan bu yeni hareket kısa sürede muhalefette de kaygı yaratmaya başladı.
Geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen son gösteride Peter Magyar’ın konuşmasında muhalefete de vurmaya başlaması, Orban ile birlikte muhalefetin önemli ismi Gyurcsany’ı da hedef alması muhalefet açısından da tehlike çanlarının çalınmasına neden oldu.
Macaristan siyasi hayatı son on yıldır hiç görülmemiş bir şekilde hareketlendi, yeni sürprizlere, önemli değişikliklere gebe olduğunu ilan etti.
Önümüzdeki dönemde neler olabilir?
Haziran ayında Macaristan’da yerel seçimler ve Avrupa Parlamentosu seçimleri gerçekleşecek. Peter Magyar liderliğinde ortaya çıkan bu yeni hareket Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılacağını açıkladı.
Yani önümüzdeki iki ay içinde hareketin hızla partileşmesi yerel düzeyde örgütlenmesi ve kadrolaşarak seçimlere girmesi bekleniyor.
Modern milliyetçi, muhafazakâr özellikler taşıyan, sağın ve solun dışında merkeze oturmayı planlayan bu hareket Avrupa Birliği’ni savunuyor, Viktor Orban’ın şiddetle karşı çıktığı Avrupa Savcılığına izin vereceğini ve dengeli bir dış siyaset izleyeceğini ilan ediyor.
Gözlemciler bu hareketin iki ay içinde kazandığı destek ivmesinin seçimlere kadar artması halinde ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde kayda değer bir başarı kazanması durumunda Peter Magyar’ın Viktor Orban’ın tek gerçek rakibi olacağını düşünüyorlar.
Seçimlere iki ay var. Ama geçmişi de topu topu iki ay olan bu çok genç sürpriz hareketin bir sonraki hedefi Mayıs ayındaki anneler günü için ilan ettiği yeni miting.
Peter Magyar “Bu mitinge bir milyon kişi getireceğiz, biz korkmuyoruz, hasımlarımız iktidarı yitirmekten korksun” diyor.
]]>Bilal Erdoğan, İstanbul’da bir otelde düzenlenen İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) 5. Genel Kurulunun kapanışında yaptığı konuşmada, ikinci kez ICYF’nin Başkanlık görevini yürüten Taha Ayhan’ı tebrik etti, dünya çapındaki Müslüman gençliğini güçlendirmeyi amaçlayan Ayhan’a ve ekibine başarılar diledi.
Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları olarak dünyadaki Müslüman gençliğiyle bağları güçlendirmek istediklerini dile getiren Erdoğan, onları çeşitli projeler kapsamında Türkiye’de gençlik kamplarında, yatırım zirvelerinde ve sosyal gelişim etkinliklerinde ağırlamak istediklerini ve Türk gençliği olarak onların yanında olmak istediklerini vurguladı.
Erdoğan, tek ümmet olma amacına işaret ederek, “Eğer gençliğimizin küçükken birbiriyle etkileşime girmesini sağlarsak, hayatlarının geri kalanında arkadaş olacaklar ve tek ümmet olmanın önemini fark edecekler.” dedi.
Müslüman dünyasının pek çok sorunla karşı karşıya olduğuna işaret eden Erdoğan, “Bu sorunların üstesinden gelmek ve onlarla ilgilenmek için yeterli demografiye, doğal kaynaklara ve yeterince ekonomik güce sahibiz. Eğer İslam bir tevhit diniyse, o zaman biz bir araya gelmek ve sorunlarla bir arada mücadele etmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.
Meşru uluslararası sistem vurgusu
Erdoğan, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) “İsrail’in Filistin’deki soykırımı” davasına ilişkin karar aldığı gün Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde olduğuna ve oradaki bir İslami kolejde konuşma yaptığına dikkati çekerek, “O zaman Güney Afrika’da olmanın çok vakitlice olduğunu hissettim.” dedi.
Güney Afrikalıların 50 yıl boyunca “apartheid” adı verilen ırkçı politikaya maruz kaldıklarını hatırlatan Erdoğan, bu nedenle, UAD’de dava açan ülkenin Güney Afrika olmasını çok anlamlı bulduğunu belirtti.
Erdoğan, “apartheid” kavramını araştırdığını ve İsrail’in “apartheid” rejimi tanımına uyduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Sonrasında diğer kelimeleri araştırmaya devam ettim. Bir tanesi Nazizm’di. Nazi rejiminin tanımına baktığınızda, ülkenin adını değiştirip İsrail rejimini koyduğunuzda, göreceksiniz ki İsrail, Nazist bir rejime sahip. Faşizme baktığınızda, İsrail rejimi bugün faşist bir rejim. Soykırıma bakıyorsunuz ve biliyoruz ki İsrail rejimi, soykırımcı bir rejim. Köktenciliğe de bakıyorsunuz, Batı’nın bize anlattığının aksine, İsrail rejiminin köktenci bir rejim olduğunu göreceksiniz.”
Bu kombinasyonun dünyanın geri kalanı ve insanlık için zararlı olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Şimdi, maalesef, tüm uluslararası sistemi çökertiyor. Çünkü Batı, bu zulümlere, İsrail rejimindeki bu zararlı ideolojilerin zehirli birlikteliğine karşı körleşti.” ifadesini kullandı.
Erdoğan, bu çılgınlığın sonuna yaklaşıldığını ümit ettiğini dile getirerek, “Çünkü bu, 21’inci yüzyılda, insanlığın geleceğine zarar veriyor. 21’inci yüzyılda, meşru bir uluslararası sistem olmadan, daha fazla vahşet, insanlığa karşı suç, savaşlar, küresel savaşlar, dünya savaşlarıyla karşılaşacağız.” diye konuştu.
“Filistinlilerin direnişi, kurallara dayalı uluslararası sistemi getirecek”
Filistinlilerin direnişinin önemine vurgu yapan Erdoğan, “Bu, sadece Filistin’e özgürlük getirmeyecek. Bu, sadece tüm dünya tarafından tanınan, Filistin halkı için özgür Filistin devletini sağlamayacak, aynı zamanda dünya sistemi için sürdürülebilir yeni bir statüko, dünyanın riayet edeceği, kurallara dayalı bir uluslararası sistemi getirecek.” dedi.
Bilal Erdoğan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” sözüne işaret ederek, “(Filistinlilerin direnişi) Umarım bu işlevsiz sistemi yıkar ve uluslararası sorunlarla gerçekten ilgilenen, baskılara karşı gerçekten çalışan ve tüm dünyada barış ile refahı gerçekten destekleyen yeni bir sistem oluşturur.” diye konuştu.
Filistinliler için imkanlar el verdikçe daha fazlasını yapmaya çalışacaklarını belirten Erdoğan, bu haftaki cuma hutbesinde, imamın İsrail rejiminin kendi sonunu getirdiğini söylediğini aktardı.
Erdoğan, İsrail rejiminin, aklını başına alması ve yaptıkları için insanlıktan af dilemesi için dua ettiklerini vurgulayarak, “Bu, kendi halkları için de barış sağlamaları için tek yol olabilir.” dedi.
Düzenlenen etkinlik için ICYF’ye teşekkür eden Erdoğan, “Umarım çok yakın bir gelecekte bu zulüm sona erer ve Filistinli kardeşlerimiz için yeni bir dönemin, barışçıl ve özgür bir dönemin kapılarını aralarız.” ifadesini kullandı.
Konuşmanın ardından, ICYF Başkanı Ayhan, Bilal Erdoğan’a teşekkür hediyesi takdim etti.
]]>