Raporda – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Fri, 12 Jul 2024 23:03:04 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 TİHV, Türkiye’nin İşkenceye Karşı Komite’ye sunduğu rapora alternatif raporunu açıkladı https://www.haber60.com.tr/tihv-turkiyenin-iskenceye-karsi-komiteye-sundugu-rapora-alternatif-raporunu-acikladi/ https://www.haber60.com.tr/tihv-turkiyenin-iskenceye-karsi-komiteye-sundugu-rapora-alternatif-raporunu-acikladi/#respond Fri, 12 Jul 2024 23:03:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=38973 (ANKARA) – Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite’ye Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu için sunduğu rapora alternatif raporunu açıkladı. Türkiye’de işkencenin son bulmadığı ifade edilen raporda, Ocak 2016 – Haziran 2024 döneminde işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalan 5 bin 553 kişinin tedavi, rehabilitasyon ve belgeleme amacıyla TİHV’e başvurduğu bildirildi. Raporda, 2022 yılından bugüne en az 73 mahpusun hastalık, intihar, şiddet, ihmal gibi çeşitli gerekçelerle yaşamını yitirdiği, çok sayıda siyasi mahpusun keyfi kararlarla denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme hakkından mahrum bırakıldığı da belirtildi.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Türkiye’nin de 1988 yılından beri taraf olduğu İşkence ve Diğer Zalimane Gayrıinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin uygulanıp uygulanmadığını denetleyen Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceye Karşı Komite’ye alternatif rapor sundu.

Raporda hem mevzuatın hem de yargının işkence suçunun cezasız kalmasına imkan sunduğu kaydedilirken “İşkence ve diğer kötü muamele sokağa taşarken, bu suçu işleyenler değil, işkenceye maruz kalanlar yargılanıyor” denildi.

Komite 17-18 Temmuz’da  Türkiye’yi değerlendirecek

Türkiye’nin Beşinci Periyodik Raporu’na alternatif olarak sunulan ve 2016 yılından bugüne gelen süreci kapsayan raporda, Türkiye’nin işkence ve diğer kötü muamele fiillerini önleme yükümlülüğünü yerine getirmediğine, işkence iddiaları ve yaşam hakkı ihlallerinin etkili ve bağımsız şekilde soruşturulmaması başta olmak üzere sözleşmenin uygulanmasına yönelik birçok sistematik soruna dikkat çekildi. TİHV, dikkat çekilen sistematik sorunların çözümüne ilişkin 108 öneriyi Komite’ye sundu. Komite, 17-18 Temmuz’da Cenevre’de yapılacak oturumlarda Türkiye’yi değerlendirecek.

“Türk Ceza Kanunu’nun ‘işkence’ suçunu düzenleyen 94. maddesinin BM İşkenceye Karşı Sözleşme ile uyumlu değil”

Rapor, TİHV Başkanı Metin Bakkalcı tarafından İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Raporun hazırlanmasına katkı sunan insan hakları savunucularının da katıldığı basın toplantısında, Türk Ceza Kanunu’nun “işkence” suçunu düzenleyen 94. maddesinin BM İşkenceye Karşı Sözleşme ile uyumlu olmadığı belirtilen raporda, bu durumun yarattığı yasal boşlukların işkence ve diğer kötü muamele iddialarının etkili ve tarafsız biçimde araştırılamamasına ve dolayısıyla cezasızlığa sebep olduğu kaydedildi.

“232 çocuk işkence ve kötü muameleye maruz kaldı”

Ocak 2016 – Haziran 2024 döneminde Türkiye sınırları içerisinde işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalan 5 bin 553 kişinin tedavi, rehabilitasyon ve belgeleme amacıyla, TİHV’e başvurduğu ve bu kişilerin 232’sinin çocuk olduğu aktarılan raporda, gözaltı araçlarında ve sokakta işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında artış kaydedildiği belirtildi. Rapora göre, söz konusu dönemde fiziksel şiddet ve pozisyonel işkence uygulamalarında da artış görülürken, cinsel şiddet de bir işkence yöntemi olarak varlığını korudu. Sıkı kelepçe ve ters kelepçe uygulamalarının 2016 yılından itibaren giderek arttığı ve bir cezalandırma aracı olarak rutin bir uygulama haline geldiğinin de raporda altı çizildi.

“Cezasızlık politikası güçlenerek devam ediyor

İşkence ve diğer kötü muamele iddiaları dahil, ağır insan hakları ihlallerinde cezasızlık politikasının güçlenerek devam ettiğine dikkat çekilen raporda, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) de kararlarıyla bu cezasızlık politikasını tahkim ettiği belirtildi. 2015 yılında sokağa çıkma yasağının uygulandığı yerlerde askeri operasyonlar sonucunda meydana gelen yaşam hakkı ihlallerinin takipsizlikle sonuçlanmasıyla ilgili başvurularda AYM’nin yalnızca 4 başvuruda usul yönünden ihlal kararı vermesi, yüksek mahkemenin bu tutumuna örnek olarak gösterildi. Zorla kaybetmelere ilişkin hukuki süreçlerin de zaman aşımı gerekçe gösterilerek birer birer sonlandırıldığı Komite ile paylaşıldı.

“Karşı dava” kalkanı

Raporda, işkence suçunun soruşturulmasının önüne geçmek amacıyla işkenceye maruz bırakılanları yıldırmaya yönelik “görevi yaptırmamak için direnmek” (TCK 265) suçlaması gibi suçlamalarla karşı davalar açılmaya devam edildiğine dikkat çekildi. Savcılıkların, kamu görevlilerinin şüpheli olduğu “işkence” soruşturmalarda genellikle takipsizlik kararı verirken, işkenceye maruz bırakılanlar hakkında başlatılan soruşturmaların ise çoğunlukla kamu davasıyla sonuçlandığı Komite ile paylaşıldı.

Cezasızlığın kovuşturma aşamasında da ortaya çıktığı belirtilen raporda, mahkemelerin “işkence” suçlamasıyla yargılanan kamu görevlilerini beraat ettirme eğiliminde oldukları, buna karşılık “görevi yaptırmamak için direnmek” suçlamasıyla görülen davaların beraat ile sonuçlanma oranının yüzde 30’un üzerine çıkmadığı Komite ile paylaşıldı.

TİHEK eleştirisi: 4 bin 708 başvurunun yalnızca 15’inde “ihlal” tespit etti

Raporda, Ulusal Önleme Mekanizması olması gereken Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun (TİHEK), İşkenceye Karşı Sözleşme’ye Ek İhtiyari Protokol’de (OPCAT) belirtilen ilkelerden, Paris İlkeleri’nden ve BM İşkenceyi ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezayı Önleme Alt Komitesi’nin (SPT) Kılavuz İlkeleri’nden son derece uzak, tamamen yürütmeye bağlı bir yapı olduğu değerlendirmesi de İşkenceye Karşı Komite ile paylaşıldı.

TİHEK’in BM’nin kılavuz ilkelerine aykırı bir şekilde “soruşturma” yürüttüğü belirtilen raporda, kurumun 2016 – 2023 yılları arasında kendisine yapılan 4 bin 708 başvurunun yalnızca 15’inde “ihlal” tespit ettiğine dikkat çekildi. “Soruşturma” iddiasıyla yürütülen, ancak BM İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için El Kılavuzu’na (İstanbul Protokolü) uygun işlemeyen bu süreçlerin, işkence ve diğer kötü muamele iddialarının etkili ve tarafsız bir şekilde araştırılmasını engellediği vurgulandı.

“Uzman kurumlar süreçlerin dışında bırakıldı”

Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen bir günlük İstanbul Protokolü eğitimlerinin, BM tarafından kabul edilen bu protokolün hazırlanması ve güncellenmesinde aktif ve öncü rol oynayan TİHV’e ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Adli Tıp Uzmanları Derneği (ATUD) gibi diğer uzman kurumlara danışılmadan organize edildiği belirtilen raporda, bu eğitimlerin akademik yeterliliğinin olup olmadığının değerlendirilmesine imkan veren bir yöntemin de ortaya koyulmadığı Komite ile paylaşıldı.

“Eğitim” adı altında yapılan söz konusu toplantıların yalnızca hekimlere yönelik olduğu ve kapsam dahilinde olmasına rağmen hakim ve savcılar, gözaltı yerleri idari denetçileri ve kolluk görevlilerine yönelik yapılandırılmış herhangi bir eğitim programının yapılıp yapılmadığının bilinmediği belirtildi.

Hapishanelerde aşırı kalabalıklaşma sorunu

Raporda, hapishanelerde giderek ağırlaşan koşulların ve rutin hale getirilen insan haklarına aykırı uygulama ve kısıtlamaların başlı başına işkence ve diğer kötü muamele niteliği taşıdığı vurgulandı. Hapishanelerdeki aşırı kalabalıklaşma sorununun kemikleştiğine dikkat çekilerek, yalnızca raporun yazım sürecinde hapishanelerde bulunan tutuklu ve hükümlü sayısının 78 bin 50 kişi arttığı belirtildi.

Yeni açılan “S Tipi Ceza İnfaz Kurumu”, “Y Tipi Ceza İnfaz Kurumu” ve “Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu” olarak adlandırılan hapishanelerde tecridin olağan rejim olarak kabul edildiği belirtilen raporda, hasta mahpusların durumuna da dikkat çekilerek, 2022 yılından bugüne en az 73 mahpusun hastalık, intihar, şiddet, ihmal gibi çeşitli gerekçelerle yaşamını yitirdiği aktarıldı. Raporda, çok sayıda siyasi mahpusun keyfi kararlarla denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme hakkından mahrum bırakıldığının da altı çizildi.

]]> https://www.haber60.com.tr/tihv-turkiyenin-iskenceye-karsi-komiteye-sundugu-rapora-alternatif-raporunu-acikladi/feed/ 0 Karacabey’de Batan Geminin Soruşturması Tamamlandı https://www.haber60.com.tr/karacabeyde-batan-geminin-sorusturmasi-tamamlandi/ https://www.haber60.com.tr/karacabeyde-batan-geminin-sorusturmasi-tamamlandi/#respond Sat, 06 Jul 2024 03:51:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=37667

BURSA’nın Karacabey ilçesi açıklarında İmralı Adası’nın güneybatısında su alan ‘Batuhan A’ adlı kargo gemisinin batmasına ilişkin soruşturmada, bilirkişi raporu hazırlanıp Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunuldu. Raporda, geminin teknik analizlerine, denetim incelemelerine, su altı görüntülerine, liman kayıtlarına ve beyanlara yer verilip, gemi ambarlarının sızdırmazlığının sağlanmamasının, kazanın temel nedeni olduğu belirtildi. Raporda, cesetlerine ulaşılan gemi sahibi Murat Altıntaş (47) ve kaptan Hasan Mehmet Uyanık’ın (55) asli kusurlu olduğu ifade edildi.

Batuhan A adlı gemi, 6 mürettebatıyla, Balıkesir’in ada olan Marmara ilçesinden aldığı mermer tozlarını 15 Şubat’ta, Bursa’nın Gemlik ilçesindeki limana getirirken kentin Karacabey ilçesi açıklarında İmralı Adası’nın güneybatısında su alıp battı. Olay sonrası çok sayıda arama ve kurtarma ekibi bölgeye yönlendirildi.

Farklı günlerde mürettebattan Batuhan A.’nın sahibi Murat Altıntaş, kaptan Hasan Mehmet Uyanık, yağcı Hüseyin Tutuk (40), aşçı Zeynep Kılınç (33) ve stajyer Ahmet Atav’ın (22) cansız bedenleri bulundu, gemide mühendis olarak görevli Murat Çalışkan’a (33) ise henüz ulaşılamadı.

BİLİRKİŞİ RAPORU HAZIRLANDI

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, olaya ilişkin Cumhuriyet başsavcı vekili, Karacabey Cumhuriyet savcısı ve 2 savcı görevlendirildi. Soruşturmada, geminin batmasına ilişkin bilirkişi olarak belirlenen Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi’nde görevli öğretim üyesi, incelemelerini tamamlayıp 25 sayfalık rapor hazırladı. Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulan bilirkişi raporunda, geminin teknik analizlerine, denetim incelemelerine, su altı görüntülerine, liman kayıtlarına ve beyanlara yer verildi. Geminin uluslararası ve ulusal mevzuat çerçevesinde tüm kontrollerinin ilgili kurumlarca zamanında ve olması gerektiği gibi yerine getirildiği bilgisine yer verilen raporda, kazanın temel nedeninin, gemi ambarlarının sızdırmazlığının sağlanmaması olduğu belirtildi. Kaptan Hasan Mehmet Uyanık ve donatan (gemi sahibi) Murat Altıntaş’ın, sefer sırasında sızdırmazlığa ilişkin zaafın farkına vardıkları ancak tedbir almadıkları, zamanla su alan mermer tozunun ağırlaşmasının geminin önce yavaşlaması, ardından rotasından sapmasına neden olduğuna ilişkin tespitler raporda yer aldı. Raporda, mürettebatın pompalarla suyu tahliye etmeye çalıştığı ancak başarılı olamadığı, geminin motor gücünün de zayıfladığına dikkat çekildi. Kaptan ve gemi sahibinin, aynı konumdan geçen başka gemilerden yardım istemedikleri, yaşanan tehlikeye rağmen telefon ya da telsizle çağrı yapmadıkları aktarılan raporda, armatör Altıntaş’ın gemi batmadan 4 dakika önce saat 06.28’de Türk Radyo’ya, ambar muşambalarının parçalandığı ve ‘batma tehlikesi geçirdikleri’ bilgisini verdiği kaydedildi. Bilirkişi raporunda, olayın ardından gemide can simidi, can yeleği, bot ve filika gibi emniyet ekipmanlarının bulunduğu ancak mürettebatın bunları kullanmadığının görüldüğü, gemiden ayrılmaya yönelik girişim yapılmadığı, yine kaptan ve donatanın sorumluluklarına rağmen tahliyeye ilişkin girişimde bulunmadığına dikkat çekildi.

‘MUŞAMBALAR UYGUN ŞEKİLDE SABİTLENMEMİŞ’

Ambar kapaklarının sızdırmazlığının muşambayla sağlanmasının uluslararası kurallara uygun olduğu ancak kazanın meydana geldiği seferde muşambaların uygun şekilde sabitlenmediğinin anlaşıldığı ifade edilen raporda, geminin sahibi ve kaptanın gemi ambar sızdırmazlığına ilişkin donanım zaafının farkında olduğu, geminin yükü ve personelin emniyetinden sorumlu olan kaptanın, gemi batma tehlikesi geçirmesine rağmen tedbirli ve ehil hareket etmediği görüşüne yer verildi. Raporda, geminin batması ve mürettebatın hayatını kaybetmesine neden olması nedeniyle, gemi kaptanı ve geminin sahibinin asli kusurlu olduğu sonucuna varıldı.

Bu arada, batan Batuhan A gemisinde mühendis olarak görev yaparken kaybolan Murat Çalışkan’ı arama çalışmaları devam ediyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/karacabeyde-batan-geminin-sorusturmasi-tamamlandi/feed/ 0
Erzincan İliç’teki maden faciasında ihmaller ortaya çıktı https://www.haber60.com.tr/erzincan-ilicteki-maden-faciasinda-ihmaller-ortaya-cikti/ https://www.haber60.com.tr/erzincan-ilicteki-maden-faciasinda-ihmaller-ortaya-cikti/#respond Sun, 26 May 2024 23:27:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33225 DİLAN KUTLU

(İLİÇ)- Erzincan İliç’te 9 işçinin hayatını kaybettiği maden faciasında hazırlanan bilirkişi raporu ihmalleri göz önüne serdi. İşçilerin güvenliği için hazırlanması gereken “acil eylem planının olmadığına” işaret edilen raporda, radar verilerindeki hareketlenmeye rağmen “personelin alandan  uzaklaştırılmadığı”, “olay günü SMS ve mail iletişiminin yetersiz kaldığı, bazı birimlerin haberdar edilmediği”, “dinamit patlatmalarının çatlaklara yol açtığı” saptandı. Alandan alınan su örneklerinde ise “su kaynaklarında kirlenme olduğu” tespitine yer verildi.

Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat tarihinde yaşanan ve 9 kişinin 10 milyon metreküp toprağın altında kaldığı maden faciası sonrasında İliç Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından talep edilen bilirkişi raporu soruşturma dosyasına girdi. Raporda, faciaya götüren ihmaller sıralandı. Bilirkişi raporuna, olayın ardından maden alanın son fotoğrafları da konuldu.

Radar verileri: “Personelin alandan uzaklaştırılması gerekirdi”

Olayın yaşandığı gün, saat 08.00’de topraktaki “hareketlenmelerin radar verilerindeki sorumlu kişilerce anlaşılmadığı” raporda saptandı. Buna göre; “13 Şubat 2024 tarihinde saat 08.00 veya saat 10.00’dan itibaren bu değerlendirmenin yapılarak sahadaki personelin alandan uzaklaştırılması gerekirdi” tespiti yapıldı.

Raporda, yine radar verilerine göre, 11-12 Şubat 2024 tarihlerindeki ölçümlerde “hareketin hızının 2 kat hızlandığı ve hareket hızının artarak devam ettiği” gözlemlendiği kaydedildi.

“Acil eylem planı yok”

İşverenin yükümlülükleri açısından hazırlanması gereken “acil eylem planın” olmadığını belirtilen raporda, “Bize teslim edilen belgeler içinde acil eylem planı olmamakla birlikte kaza sonrası alınan ifadelerden acil eylem planının devreye alındığı anlaşılmaktadır. Ancak ilgili durum kaza sonrası için geçerli olmuştur. Oysa liç sahalarında heyelanlar geçmişte sıkça yaşanmış olup olası tehlikeli bir durum olduğu bilinmektedir ve bu duruma karşı doğru bir planlama yapılmamıştır. Özellikle alt işverenlerle ilişki, iletişim düzensiz ve yetersizdir” denildi.

“Bazı birimler haberdar edilmedi”

Faciada beş işçinin hayatını kaybettiği, acil toplanma yeri olan konteynır alanının yanlış konumlandırılmış olmasına işarat edilen raporda, şu tespitlere yer verildi:

“Olay günü SMS ve mail iletişimi de yetersiz kalmış olup bazı birimler haberdar edilememiştir.

Acil eylem planı kapsamında hızlı ve tüm çalışanlarla iletişimi sağlayan bir haberleşme sistemi kurulmamıştır.

İSG departmanının birlikte ve acil eylem planının doğru hazırlanmaması konusunda İSG departmanının kusurlu oldukları kanaatine varılmıştır.”

“Dinamit patlatmaları çatlaklara yol açtı”

Dinamit patlatmalarının liç yığınına yakın yapıldığı, bu nedenle “oluşturacağı ivme/titreşim etkisiyle stabiliteyi etkilemesi ve zeminde oturma ve çatlaklara yol açması, mevcut çatlakları genişletmesi muhtemeldir” denilen raporda, “Faz 5 inşaatı sırasında yapılan patlatmalar incelendiğinde toplam 23 atımın 18 inin Ocak 2024 tarihinden kayma gerçekleşme tarihine kadar yapıldığı görülmektedir. Yapılan patlatmalar içerisinde en yüksek titreşim hızını veren patlatmalar 5 -24 Ocak 2024 tarihlerinde bunları takiben yığın liçinin deplasman değerleri artmaya başlamıştır.” görüşüne yer verildi.

“Su kaynaklarında kirlenme var, ağır metaller gözlemlendi”

Su örneklerinde yapılmış analiz sonuç raporlarında da “ağır metaller” gözlemlendi. Raporda,  “Ağır metallerin kalite standart değerlerini aşmış oldukları, özellikle civa parametresinin hemen hemen tüm su numunelerinde 61 yerde geçtiği tespit edilmiş. Su numunelerinin sadece civa parametresi açısından değerlendirilmesi halinde dahi, su kaynaklarında bir kirlenme olduğunun söylenebileceği anlaşılmaktadır” tespitine yer verildi.

Raporda, cıva metalinin 2021 ÇED raporunda “Rafinasyon Ünitesi” başlıklı bölüm içerisinde geçtiği hatırlatıldı.

“Balıklarda kimyasal zehirlenme yok

Balık ölümlerine ilişkin yapılan analiz sonuçlarında “pestisitler tespit edilebilir düzeyde bulunamadı” ifadesi yer alırken, “Balıklarda kimyasal bir zehirlenmenin etkisinin görülmediği, biyolojik bir kirlenme olduğu yönünde tespitler yapıldığı anlaşılmıştır” ifadesine yer verildi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/erzincan-ilicteki-maden-faciasinda-ihmaller-ortaya-cikti/feed/ 0
Erzincan’daki altın madeni kazasıyla ilgili bilirkişi raporu tamamlandı https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-altin-madeni-kazasiyla-ilgili-bilirkisi-raporu-tamamlandi/ https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-altin-madeni-kazasiyla-ilgili-bilirkisi-raporu-tamamlandi/#respond Sun, 26 May 2024 22:19:48 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33179 Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni sahasında 13 Şubat’ta 9 işçinin toprak altında kaldığı heyelana ilişkin bilirkişi raporu tamamlandı. Raporda maden sahasındaki kapasite artışının ve yeterli olmayan uyarı sistemlerinin kazadaki etkisi vurgulandı. Öte yandan olayla ilgili asli kusurlu bulunan 4 kişi de tutuklanarak cezaevine gönderildi. Böylece olayla ilgili tutuklananların sayısı 12’ye yükseldi.

Raporda 2021 yılındaki olumlu ÇED kararını veren yetkililerin de asli kusurlu bulunduğu dikkat çekerken dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un hem ÇED kararında hem de maden sahasının kapasitesinin artışındaki onayları tekrar hatırlandı. Kurum, olay sonrası “Faaliyet iznini biz vermiyoruz. ÇED raporuyla, toprak kaymasının ne alakası var?” demişti.

KAZADA KAPASİTE ARTIŞI VE UYARI SİSTEMLERİNİN YETERSİZLİĞİ ETKİLİ OLDU

Bilirkişi heyetinin değerlendirmeleri sonucu hazırlanan 262 sayfalık raporda, olay, 5510 sayılı SGK Kanunu 13/a-b maddesi gereğince “iş kazası” olarak tanımlandı.

Şirketin organizasyon şemasının incelenerek, yöneticiler, mühendisler ile diğer görevlilerin görev sorumluluk ve yetkilerin tanımlandığı raporda, olayın meydana gelmesinin sebeplerine değinilerek şu ifadelere yer verildi:

“Proje yönetim mekanizmasının doğru/işler şekilde kurulmamış olmamasının, Faz4B olarak kapasite artışına gidilmiş olmasının ve hazırlanan projelerdeki tasarım eksiklik/hatalarının bulunmasının, işletme aşamasında proje tasarım kriterlerinin yetersiz takip edilmesinin, Faz 5 inşaatı sırasında, yığın liçine yakın mesafelerde ve yüksek miktarda patlayıcı kullanılarak yapılan patlatmaların yığın liçine olası hasar risklerinin belirlenmemesinin, uyarı sistemlerinin yetersiz olmasının, çatlakların uyarı vermesi sonrası olayın etkin şekilde yönetilmesini sağlayacak sistemin bulunmamasının olayın meydana gelmesinde etkili olduğu kanaatine varılmıştır.”

Raporda, olayın çevre kirliliğine sebep olduğu görüşüne de yer verildi. Tasarım ve projelendirme aşamasında yığın liçin duraylılık (Herhangi bir cismin yerini ve konumunu koruyabilmesi koşulu) analizinde hazırlanan raporlarda, meri mevzuatlarının gerekliliklerini sağlayacak veri setlerinin kullanılmadığı belirtilerek, Maden ve Çevre Kanunu kapsamındaki yükümlüklerin de yerine getirilmediği ifade edildi.

13 KİŞİ ASLİ KUSURLU GÖRÜLDÜ, 2021’DEKİ ÇED KARARINA DA İŞARET EDİLDİ

Altın madeni ocağını işleten şirkette mühendis, yönetici ile idareci pozisyonunda çalışanlardan, global projeler başkan yardımcısı J.H. ve Kanadalı yöneticisi I.R.G’nin de aralarında bulunduğu 13 kişinin asli kusurlu olduğu kanaatine varıldı.

Raporda ayrıca, 7 Ekim 2021 tarihinde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Olumlu Kararı veren yetkililerin de asli kusurlu olarak değerlendirildiği bilgisine yer verildi. 26 kişinin tali kusurlu olduğu aktarılan raporda, kazada “kaçınılmazlık unsuru”nun bulunmadığı kanaati yer aldı.

4 ZANLI DAHA TUTUKLANDI

Çöpler köyündeki altın madeni ocağında yaşanan toprak kaymasına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sürüyor.

Tamamlanıp soruşturma dosyasına sunulan bilirkişi raporunda asli kusurlu oldukları kanaatine varılan, şirketteki iş sağlığı güvenliği müdürü S.Ç, operasyon şefi F.Y, proje koordinatörü Ö.A. ve delme patlatma mühendisi M.K, ifadeleri alınmak üzere bulundukları illerdeki adliyelere çağırıldı.

Savcılık sorgusu sonrası 4 zanlı, sevk edildikleri hakimliklerce tutuklandı. Böylece maden ocağındaki heyelanla ilgili soruşturmada tutuklu sayısı 12’ye yükseldi.

MURAT KURUM NE DEMİŞTİ?

Çevre ve Şehircilik Bakanı olduğu dönemdeki onaylarıyla ilgili eleştirilen Murat Kurum, maden işletmesinin eksikler nedeniyle 3 ay mühürlendiğini ancak işletmenin tüm tedbirleri aldığını ispatlamasıyla tekrar faaliyete başladığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bize iftira atanlar şunu da bilir ki Çevre Bakanlığı işletmenin kapasite artışı kararını vermez, veremez, çünkü böyle bir yetkisi yoktur. Sadece ve sadece kapasite artışının çevreye etkisini ölçer, onaylar ya da onaylamaz.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-altin-madeni-kazasiyla-ilgili-bilirkisi-raporu-tamamlandi/feed/ 0
İngiltere’de 30 Bin Kişi HIV ve Hepatit ile Enfekte Kanla Tedavi Edildi https://www.haber60.com.tr/ingilterede-30-bin-kisi-hiv-ve-hepatit-ile-enfekte-kanla-tedavi-edildi/ https://www.haber60.com.tr/ingilterede-30-bin-kisi-hiv-ve-hepatit-ile-enfekte-kanla-tedavi-edildi/#respond Tue, 21 May 2024 22:39:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=32700 İngiltere’de yapılan yeni bir kamu soruşturması, 1970-1991 yılları arasında 30 bin kişinin sağlık hizmetleri alırken HIV ile hepatit bulaşmış kanla tedavi edilmesinin ve enfekte olmasının büyük ölçüde önlenebileceğini tespit etti.

‘Enfekte kan skandalı’ diye bilinen ve ülke tarihinin en kötü tedavi felaketi olduğu belirtilen olaya ilişkin 20 Mayıs’ta yayımlanan raporda yaklaşık 3 bin kişinin kontamine kan naklinden sonra hayatını kaybettiği belirtiliyor. Ölü sayısının bundan sonra artması bekleniyor.

Eski yargıç Brian Langstaff tarafından hazırlanan raporda doktorların, Ulusal Sağlık Servisi (NHS) ve diğer sağlık kurumlarının ve peş peşe gelen hükümetlerin olaydan etkilenen kişileri “defalarca” yüzüstü bıraktığı belirtiliyor. Langstaff, sağlık sisteminde “felaket” ile sonuçlanan bir dizi başarısızlık tespit ediyor.

Rapora ilişkin açıklama yapan İngiltere Başbakanı Rishi Sunak olanları “yıllardır süren ahlaki bir başarısızlık” diye nitelendirdi.

Hükümet bugün olaydan etkilenenler için hazırlanan tazminat paketini açıkladı.

Hükümetin ödemelerden sorumlu yetkilisi John Glen, Avam Kamarası’nda yaptığı açıklamada olaydan etkilenenlerin hala her hafta enfeksiyon nedeniyle hayatını kaybettiğini ve bazılarının tazminat alacak kadar yaşayamayacaklarını söyledi.

Glen bu nedenle hükümetin, nihai programın oluşturulmasından önce “yaşayan hak sahiplerine” yapacağı 210 bin sterlin tutarındaki ara ödemelerin 90 gün içinde yapılacağını duyurdu.

İlk nihai ödemelerin ise 2024 yılı bitiminden önce yapılması bekleniyor.

Peki 1970’ten bu yana neler yaşandı, bundan sonrası için ne bekleniyor? Raporda öne çıkan bulguları derledik.

Hastalar ‘kabul edilemez risklere’ maruz kaldı

Enfekte kan skandalı İngiltere sağlık sisteminde en büyük tedavi felaketi olarak biliniyor.

Enfekte Kan Soruşturması, 1970’lerden itibaren binlerce insanın kontamine kan ve kan ürünleri naklinden enfeksiyon kapmasının öncesinde, sırasında ve sonrasında 50 yılı aşkın bir süre boyunca alınan kararları inceliyor.

Beş yıl süren çalışmanın sonucunda, kan ve kan ürünleri naklinde viral enfeksiyonların bulaşma riskinin NHS’nin kurulduğu 1948 yılından bu yana bilindiğine işaret ediliyor ve karar alma sürecinde güvenliğin ön planda olmadığı belirtiliyor.

Kan ve kan ürünlerinin güvenlik riskine rağmen yıllarca hastalara verilmeye devam edildiği aktarılıyor.

Rapor, bu durumun hastaları “kabul edilemez risklere” maruz bıraktığını kaydediyor.

Bu riskler şöyle sıralanıyor:

‘Kaza değildi’

Raporda çeşitli kurumların gerçeği sakladıkları ayrıntılı olarak şöyle anlatılıyor:

Raporu hazırlayan Brian Langstaff, enfekte kan vakalarının ‘kaza olmadığını’ söylüyor.

“Yetkililer, doktorlar, kan hizmeti sağlayıcıları ve birbirini izleyen hükümetler hasta güvenliğini ilk sıraya koymadıkları için bu enfeksiyonlar meydana geldi” diyen Langstaff, yetkililerin tepkisinin “insanların acılarını daha da arttırdığını” vurguluyor.

Raporda, kanama bozukluğu olan yaklaşık 380 çocuğun, kan ürünleri verildikten sonra HIV’e yakalandığı kaydediliyor.

Birçoğunun çocukluk ya da genç yetişkinlik döneminde, hiçbir çocuğun ya da gencin yüzleşmek zorunda kalmaması gereken düzeyde acı ve korkuya katlanarak öldüğü aktarılıyor.

Raporda eski Başbakan Margaret Thatcher ve hükümeti, özellikle mağdurlara “mevcut en iyi tedavinin” uygulandığı yönündeki “yanlış” iddialarla tazminat çağrılarını geri çevirdiği söylenerek eleştiriliyor.

Neler farklı yapılabilirdi?

Rapora göre hastalar, tedavilerinin riskleri hakkında bilgilendirilmeliydi.

Bilgi eksikliği, insanların enfeksiyonlara maruz kalma olasılıklarının ne kadar olduğunun farkında olmadıkları anlamına geliyordu.

Raporun kapsadığı yıllarda birbirini izleyen hükümetler sık sık hastaların o dönemde mevcut olan en iyi tıbbi tedaviyi aldıklarını ve kan taramasının ilk fırsatta başlatıldığını söyledi.

Rapor, bu iddiaların hiçbirinin doğru olmadığı sonucuna varıyor.

Brian Langstaff, Temmuz 1983’te hükümetin, AIDS’in kan yoluyla bulaşabileceğini bilmesine rağmen ticari kan ürünlerinin ithalatını durdurmama kararının yanlış olduğunu savunuyor.

Buna ek olarak, İngiltere’de kan hizmetleri sağlayıcıları, kan bağışçılarının taranmasında yeterince titiz davranmamakla suçlanıyor.

İnsanlar nasıl etkilendi?

Brian Langstaff, skandalın sonucunda “hayatlar, hayaller, arkadaşlıklar, aileler ve mali durumların yok olduğunu” söylüyor.

Langstaff, “Hastalığa yakalanan ve etkilenen insanlar acı, hastalık ve kayıplarla ilgili güçlü hikayeler anlatıyor. Zarar gören ve yok olan hayatlar, enfeksiyondan önceki hallerinden tanınmaz hale gelenler ve hayatlarına dair tüm umutları ve hayalleri yok olanlar” diyor.

Langstaff, insanlara yanlış bir şekilde en iyi tıbbi bakımı aldıklarını söylediği için hükümeti “zalim” olarak nitelendiriyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/ingilterede-30-bin-kisi-hiv-ve-hepatit-ile-enfekte-kanla-tedavi-edildi/feed/ 0
Beşiktaş’ta 29 kişinin öldüğü gece kulübü yangınına ilişkin itfaiye raporu hazırlandı https://www.haber60.com.tr/besiktasta-29-kisinin-oldugu-gece-kulubu-yanginina-iliskin-itfaiye-raporu-hazirlandi/ https://www.haber60.com.tr/besiktasta-29-kisinin-oldugu-gece-kulubu-yanginina-iliskin-itfaiye-raporu-hazirlandi/#respond Tue, 16 Apr 2024 01:24:27 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=27595 Beşiktaş’ta 29 kişinin öldüğü gece kulübü yangınına ilişkin itfaiye raporu hazırlandı

Rapor: “Acil durum aydınlatmaları ve yönlendirme levhaları yok, yangın söndürme sistemi çalışmıyor”

İSTANBUL – Beşiktaş Gayrettepe’de bulunan gece kulübü tadilatı sırasında çıkan ve 29 kişinin hayatını kaybettiği yangına ilişkin itfaiye raporu hazırlandı. Raporda, gece kulübü içerisinde acil durum aydınlatmaları ve yönlendirme levhalarının olmadığı, yangın söndürme sistemi ve yangın dolaplarının çalışmadığı ortaya çıktı.

Beşiktaş Gayrettepe’de 16 katlı binanın eksi bir ve eksi ikinci katlarında faaliyet gösteren bir gece kulübünde tadilat yapıldığı sırada yangın çıkmıştı. 29 kişinin hayatını kaybettiği yangına ilişkin itfaiye raporu hazırlandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Avrupa Yakası İtfaiye Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan raporda, Masquarge isimli iş yerine ait çok sayıda ahşap kaplama malzemeleri, izolasyon malzemeleri, ses yalıtım malzemeleri, aydınlatma malzemeleri, elektronik cihazlar, ofis malzemeleri ve sahne üzerinde bulunan vinç motorlarının kısmen yanarak zarar gördüğü kaydedildi.

“Elektrik panolarında patlamalar meydana geldi”

Hazırlanan raporda, olay anına ilişkin kamera görüntülerinin izlendiği belirtildi. Raporda ana giriş bölümü Yıldız Posta Caddesi üzerinde, mal kabul girişinin ise Gönenoğlu Sokak üzerinde bulunan 12 katlı binanın 1 ve 2. bodrum katlarına inşa edilmiş Masquerade tabela ismiyle faaliyet gösteren oturma alanı 750 metrekare eğlence mekanının mal kabul bölümünde yoğun duman ve alevli yanmanın olduğu, elektrik panolarında patlamaların meydana geldiği ifade edildi.

“Otopark kısmında yoğun duman oluştu”

Raporda, yangın sırasında itfaiye ekiplerinin söndürme çalışmalarına ilişkin bilgilere de yer verildi. İtfaiye raporunda ekiplerin yangını mal kabul girişinden söndürmeye başladıkları, eş zamanlı olarak diğer ekiplerin ise 36 sayılı binanın otopark girişinin üst bölümünde bulunan ofis penceresinden ve binanın yan kısmındaki muhasebe ofisi alanından girerek müdahale ettikleri yer aldı. Hazırlanan raporda, binanın servis merdivenlerinde mahsur kalanların olabileceği değerlendirilerek kontrol amacıyla üst katlara personel görevlendirildiği de belirtildi. Binanın otopark kısmında oluşan yoğun dumanın vanitilasyon aracı vasıtasıyla tahliye edildiği de raporda kaydedildi.

“Mal kabul bölümü girişinde yanmaya dayalı ağır tahribat ve deformasyon oluştu”

İtfaiye raporunda, yangın söndürme çalışmaları sonrasında yapılan incelemelere göre, gece kulübünün mal kabul bölümü girişinde yaklaşık 15 metre mesafede yanmaya dayalı ağır tahribatın ve deformasyonun oluştuğu kaydedildi. Raporda, tadilat amacıyla kullanılan ve prize takılı halde bulunan elektrikli kaynak makinesi, elektrikli metal kesme motoru, elektrikli el aletleri ve muhtelif sayıda oksijen tüplerinin olduğu belirtildi.

“Acil durum aydınlatmaları, yönlendirme levhaları yok, yangın söndürme sistemi çalışmıyor”

Hazırlanan raporda, iş yeri içerisinde acil durum aydınlatmaları ve yönlendirme levhalarının olmadığı ortaya çıktı. Raporda, mevcut sprinkler söndürme sistemi ve yangın dolaplarının çalışmadığı da belirtildi. İtfaiye ekiplerinin dumandan etkilenerek yerde yatar vaziyette bulunan çalışanları olay yerinden dışarı çıkartıp sağlık ekiplerine teslim ettiği de raporda kaydedildi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/besiktasta-29-kisinin-oldugu-gece-kulubu-yanginina-iliskin-itfaiye-raporu-hazirlandi/feed/ 0
Dünya Bankası’ndan Türkiye için “enflasyon” tahmini https://www.haber60.com.tr/dunya-bankasindan-turkiye-icin-enflasyon-tahmini/ https://www.haber60.com.tr/dunya-bankasindan-turkiye-icin-enflasyon-tahmini/#respond Fri, 12 Apr 2024 00:08:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=27115 Dünya Bankası, zayıflayan küresel ekonomi, sıkı para politikası, Çin’deki yavaşlama ve düşük emtia fiyatlarının bölgenin büyüme görünümü üzerinde baskı yaratması nedeniyle Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin büyüme hızının bu yıl yüzde 2,8 olmasının beklendiğini bildirdi. Türkiye ekonomisine ilişin değerlendirmelerin de yer aldığı raporda, ülke ekonomisinin bu yıl 3 ve gelecek yıl yüzde 3,6 büyümesinin beklendiği belirtildi. Türkiye’deki enflasyona ilişkin olarak ise “Sıkı para politikasının etkisiyle enflasyonun mayısta zirve yaptıktan sonra kademeli olarak gerilemesi bekleniyor.” değerlendirmesi yapıldı.

Banka, Avrupa ve Orta Asya ekonomilerine ilişkin raporunu yayımladı. Raporda, zayıflayan küresel ekonomi, sıkı para politikası, Çin’deki yavaşlama ve düşük emtia fiyatlarının bölgenin büyüme görünümü üzerinde baskı yaratması nedeniyle Avrupa ve Orta Asya bölgesinin yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerinde bu yıl yavaşlama beklendiği aktarıldı.

AVRUPA VE ORTA ASYA EKONOMİSİNİN BÜYÜME HIZI YÜZDE 2,8

Rusya ile savaşın vurduğu Ukrayna’nın ekonomilerinin büyümeye dönmesi ve Orta Asya’daki güçlü toparlanma nedeniyle Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin geçen yıl yüzde 3,3 büyüdüğü kaydedilen raporda, bölge ekonomisinin büyüme hızının bu yıl ise yüzde 2,8’e gerilemesinin beklendiği belirtildi. Raporda, Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin gelecek yıl ise yüzde 2,7 büyümesinin tahmin edildiği bildirildi.

Öte yandan Dünya Bankası, ocaktaki tahminlerinde Avrupa ve Orta Asya ekonomisinin bu yıl yüzde 2,4 ve gelecek yıl yüzde 2,7 büyüyeceğini öngörmüştü.

BÖLGEDE YAŞAM MALİYETİ KRİZİ ETKİLİ OLMAYA DEVAM EDİYOR

Görünüme yönelik “ters rüzgarların” çok olduğuna dikkati çekilen raporda, başta Avro Bölgesi olmak üzere önemli ticaret ortaklarında beklenenden daha yavaş toparlanma, kısıtlayıcı para politikaları ve jeopolitik gelişmelerin kötüleşmesinin bölge genelinde büyümeyi daha da olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuldu. Raporda, yavaş büyümenin Rusya’nın Ukrayna’da devam eden savaşı, salgın ve 2022’de başlayan yaşam maliyeti krizi de dahil olmak üzere bölgenin son şoklardan toparlanmasını daha da geciktireceği ifade edildi.

Enflasyonun, Avrupa ve Orta Asya’nın yükselen piyasaları ile gelişmekte olan ekonomilerinde büyük ölçüde küresel enerji ve gıda fiyatlarındaki düşüşlerin etkisiyle beklenenden daha hızlı gerilediği belirtilen raporda, bölgedeki ortalama yıllık enflasyonun 2023 yılı başındaki yüzde 15 seviyesinden şubat ayı itibarıyla yüzde 4,2’ye indiği kaydedildi. Raporda, ancak 2022’deki yaşam maliyeti krizinin geçen yıl reel gelirlerdeki artışa rağmen haneleri etkilemeye devam ettiğine işaret edildi.

RAPORDA TÜRKİYE TAHMİNİ

Türkiye ekonomisine ilişin değerlendirmelerin de yer aldığı raporda, ülke ekonomisinin bu yıl 3 ve gelecek yıl yüzde 3,6 büyümesinin beklendiği belirtildi. Dünya Bankası, ocaktaki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,1 ve gelecek yıl yüzde 3,9 büyüyeceğini tahmin etmişti. Raporda, makroekonomik konsolidasyon çabalarının yurt içi talebi kısıtlamasının beklendiği aktarıldı.

“ENFLASYON MAYISTA ZİRVE YAPACAK”

Bankanın raporunda, “Sıkı para politikasının etkisiyle enflasyonun mayısta zirve yaptıktan sonra kademeli olarak gerilemesi beklenirken, net ihracatın artan katkısıyla 2024 yılından itibaren cari dengenin iyileşmesi öngörülüyor.” değerlendirmesinde bulunuldu. Görünümün mevcut politika duruşunun devamına bağlı olduğu belirtilen raporda, görünüme yönelik risklerin dengeli olduğu kaydedildi. Raporda, yeni ekonomik yönetiminin artan itibarının daha fazla yatırım girişiyle sonuçlanabileceği, bunun da para biriminin istikrar kazanmasına ve ekonomik düzenlemenin hızlandırılmasına yardımcı olabileceği ifade edildi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/dunya-bankasindan-turkiye-icin-enflasyon-tahmini/feed/ 0
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Türkiye’deki İfade Özgürlüğü ve Yargı Bağımsızlığı Endişelerini Raporladı https://www.haber60.com.tr/avrupa-konseyi-insan-haklari-komiseri-turkiyedeki-ifade-ozgurlugu-ve-yargi-bagimsizligi-endiselerini-raporladi/ https://www.haber60.com.tr/avrupa-konseyi-insan-haklari-komiseri-turkiyedeki-ifade-ozgurlugu-ve-yargi-bagimsizligi-endiselerini-raporladi/#respond Wed, 06 Mar 2024 02:39:19 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=15914 Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic, Türkiye’de insan hakları, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı konularındaki gözlemlerini kayda geçirdiğini raporunu bugün yayımladı. 14 sayfalık raporda, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün endişe verici düzeyde gerilediği, medyanın yüzde 90’ının hükümet kontrolünde olmasının demokratik tartışma ortamını engellediği belirtildi.

Raporda, Türkiye’de insan hakları savunucuları, kadın hakları ve LGBT savunucularının giderek artan baskıyla karşılaştığını kaydedildi. Ayrıca Türk hükümeti ve mahkemelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamamasının anayasal düzeni zayıflattığı uyarısı yapıldı.

Raporu yazan Mijatovic, Türkiye’yi ziyaret talebinin Ankara tarafından kabul edilmediğini de kayda geçirdi.

Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’nin İnsan Hakları Komiseri Mijatovic, Türkiye’deki insan hakları durumuna ilişkin genel gözlemlerini “ifade ve basın özgürlüğü, insan hakları savunucuları ve sivil toplumun mevcut durumu ve Türk yargısının bağımsızlığı ve tarafsızlığı” başlıklarında raporlaştırdı.

Mijatovic, raporla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye’de gazetecilerin, insan hakları savunucuları ve sivil toplumun giderek artan düşmanca bir ortamda görev yapmak durumunda kaldıklarını belirtirken, ülkedeki ifade özgürlüğünün tehlikede olduğunu vurguladı.

Raporda, Türk yetkililerinin ifade ve basın özgürlüğüne dönük negatif duruşları ve seçilmiş kişiliklere dönük meşru eleştirilere karşı tahammülsüzlük seviyesinin artmış olmasının ifade ve basın özgürlüğü konusundaki kaygıların daha derinleşmesine neden olduğunu kaydedildi. Bu olumsuz anlayışın gazetecilere ve insan hakları savunucularına karşı sistematik baskı ve yasal yolların kullanılmasıyla kendini göstermeye devam ettiği de raporda belirtildi.

İnsan Hakları Komiseri, Türkiye’de internet sansürünün giderek artmasından duyduğu kaygıyı da dile getirdi. Hükümetin Meclis’ten 2022’de geçirdiği İnternet Yasası ve Basın Yasası ile TCK’da yaptığı düzenlemelerle “yanlış ve yanıltıcı haber” yapmayı cezalandıracak unsurları gündeme getirdiğini ve böylece sosyal medyayı daha da kısıtlayıcı önlemler aldığını anımsatan Komiser, Aralık 2022 itibariyle 700 bin internet alan adı, 150 bin URL adresi ve 55 bin X mesajının bloke edildiğini kaydetti.

Komiser, ifade ve basın özgürlüğünün Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) aracılığıyla da kısıtlandığını raporunda kayda geçirdi, RTÜK’ün keyfi şekilde verdiği cezaların bir bölümünün eleştirel haberleri veren kurumları susturmak amaçlı olduğunu belirtti. Mayıs 2023 seçimleri sırasında eleştirel haber veren bazı kurumlara kesilen cezanın bu yönde atılan somut bir adım olduğu da, raporda vurgulandı.

‘Medyanın yüzde 90’ı hükümetin kontrolünde’

Komiserin raporunda, basın özgürlüğünün giderek gerilediğine işaret eden birçok raporda belirtildiği üzere Türkiye’de medyanın yüzde 90’ının hükümet kontrolünde olduğu, kalan muhalif medya organlarının giderek artan bir baskı altında olduğu kaydedildi.

Uluslararası Basın Enstitüsü’nün Türkiye’de basın özgürlüğünün gerilediğine ilişkin 2023 çalışmasında, gazetecilerin yaptıkları işten dolayı giderek artan şekilde taciz ve sindirme girişimine maruz kaldığının belirtildiğini kaydeden Mijatovic, Kürtçe yayın yapan medya çalışanlarının da yargısal baskı altında kaldığını belirtti.

Raporda, Avrupa Konseyi’nin Gazeteciler için Güvenlik Platformu’na göre 2023 yılında Türkiye’nin 52 tutuklama ile en çok gazeteci tutuklayan Avrupa ülkesi olduğu, Türkiye’yi 42 tutuklama ile Belarus’un ve 22 tutuklama ile Rusya’nın izlediği de kaydedildi.

‘İnsan hakları savuncularının durumu kötüleşti’

Raporda ayrıca, insan hakları savunucuları ve genel olarak sivil toplumun durumunun geçmişe oranla daha da kötüleştiği, 2016’da uygulamaya konulan olağanüstü halin 2018’de sona ermesine rağmen kısıtlayıcı önlemlerin uygulanmaya devam ettiği vurgulandı.

Osman Kavala’nın AİHM kararlarına rağmen serbest bırakılmamasının Türk yetkililerinin insan hakları savunucuları ve sivil topluma dönük düşmanca yaklaşımının göstergesi olduğunu belirten Komiser, iddianamede Kavala’nın Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği ile iletişimde bulunmasının suç delilleri arasında gösterilmesinden duyduğu kaygıyı da dile getirdi.

Raporda, insan hakları savunucularının karşı karşıya kaldığı en akut sorunun kendilerine karşı açılan ceza sorgulamaları olduğu, sivil toplumun susturulmasında savcıların önemli rol oynadığı belirtildi.

Kolluk güçlerinin de insan hakları savunucularına karşı fiziksel şiddet de dahil olmak üzere taciz ve sindirme davranışı içinde olduğuna ilişkin iddiaların olduğunun anlatıldığı raporda, sadece 2022’de 1143 insan hakları savunucusunun 105 farklı dava nedeniyle yargıç önüne çıkmak durumunda kaldığı kaydedildi.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin kadın ve LBGT haklarını zayıflattığını, bu alanda çalışan insan hakları savunucularının durumunu zorlaştırdığını belirten raporda, özellikle Mayıs 2023 seçimleri sürecinde kullanılan homofobik siyasi söylemin LGBT topluluklarının ulusal güvenlik tehdidi olarak algılanmasına neden olduğu anımsatıldı. Raporda, bu gruplara karşı giderek artan kötüleme, iftira ve damgalama girişimlerinin kaygıları artırdığını da kayda geçirildi.

‘Anayasal düzen zayıflıyor’

2020’de hazırladığı raporda, Türk hükümetine yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması için çağrıda bulunduğunu, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nda yapısal değişiklik yapılması gerektiğini belirttiğini anımsatan Komiser, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin (AKPM) de 2023’te yargı bağımsızlığı açısından Türk yetkililere adım atmaları uyarısında bulunduğunu kaydetti.

Türk mahkemelerinin AYM içtihatlarını uygulamama konusundaki dirençlerinden kaygı duyduğu, Türkiye’de kamu yetkililerinin Yüksek Mahkeme’ye dönük sözlü saldırılarının sorunu daha da derinleştirdiğini belirten raporda, bu kararların uygulanmamasının kamusal ve anayasal düzeni zayıflattığı değerlendirmesi yer aldı.

Raporda, 2020 raporunda bahsedilen gözlemler ve çağrıların bugün de geçerliliğini koruduğu saptaması yapılırken, şu görüşlere de yer verildi:

“Sonuç olarak, anlamlı bir değişim yaratmak için Türk yetkililerin sivil toplumla yapıcı bir şekilde etkileşime geçmesi; kısıtlayıcı yasaları gözden geçirip revize etmeleri; ifade özgürlüğünü kullandığı için hapsedilen insan hakları savunucuları, gazeteciler, aktivistler ve diğer kişileri serbest bırakmaları; Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına saygı gösterip uygulamaları ve yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlamaları esastır.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/avrupa-konseyi-insan-haklari-komiseri-turkiyedeki-ifade-ozgurlugu-ve-yargi-bagimsizligi-endiselerini-raporladi/feed/ 0
Erzincan’daki altın madeni sahasında toprak kayması yaşandı https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-altin-madeni-sahasinda-toprak-kaymasi-yasandi/ https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-altin-madeni-sahasinda-toprak-kaymasi-yasandi/#respond Sun, 18 Feb 2024 00:21:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=9278 İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İÜC) Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü akademisyenlerince, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni sahasındaki toprak kaymasıyla ilgili hazırlanan ön inceleme raporunda, yaklaşık 112 metrelik yığın yüksekliğine sahip alanda 20 milyon 160 bin metreküplük bir kütlenin kaydığının değerlendirildiği belirtildi.

Üniversite tarafından paylaşılan raporda, Erzincan’daki altın madeni ocağında yaşanan durum incelendiğinde, olayın yığın liçi yapılan bölgedeki şevin (eğimli yüzey) kaymasıyla gerçekleştiğinin anlaşıldığı belirtilerek, “İliç’teki yığın liçi sahası, 2021 yılı Google Earth uydu bilgilerine göre, her biri 8 metre yüksekliğe sahip 31 basamaktan oluşmakta olup, genel şev eğimi 2,5Y: 1D şeklindedir. Sahada yığın liçi için oluşturulmuş olan şevin, şev kaymasına sebep olan kısmının ise yine aynı verilere göre 8 metre yüksekliğindeki 14 basamaktan oluştuğu anlaşılmaktadır.” değerlendirmesinde bulunuldu.

???????Raporda, şunlar kaydedildi:

“2021 yılı uydu görüntüleri dikkate alınarak yapılan ilk incelemelere göre, ocak içerisinde 14 adet basamaktan oluşan bir liç yığınının olduğu ve basamak yüksekliğinin 8 metre olduğu düşünüldüğünde, yaklaşık 112 metrelik bir yığın yüksekliğine ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Bu da akmanın gerçekleştiği alanda çıkarılan ve liç işlemine tabi tutulan malzemenin yaklaşık 177 bin metrekarelik bir alanı etkilediği ve yaklaşık 20 milyon 160 bin metreküp hacimlik bir kütlenin kayarak ve akarak yaşanan sorunun meydana geldiğini göstermektedir. Kayma ve akma yaşanan bölge, yakında bulunan Fırat Nehri ve üzerinde bulunan HES barajına yakın olup, kayma sonrası akma da bu yöne doğru gerçekleşmiştir. Sahanın bulunduğu bölgede irili ufaklı fayların olduğu da anlaşılmaktadır.”

Bir mühendislik girişimi sonucu insan eliyle oluşturulan herhangi bir pasa (madenlerin arasında çıkan taş, toprak vb. yabancı nesneler) atık sahası, döküm sahası veya yığın liçi sahalarında oluşacak şev yenilmelerinin nedensiz ve habersiz olarak gelmeyeceğinin bilindiği aktarılan raporda, üstelik bu yığma materyaller kohezyonsuz, gevşek ve suya doymuş zayıf yapıda ise bu şev kütlesinin yenilme mekanizması, zaman deformasyon ilişkisi, topoğrafik değişmeler, şev geometrisi, yağış miktarları gibi birincil faktörlerin birlikte sorgulanarak önemle ve dikkatle izlenip değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Raporda, “Olası bir sabit hızlı deformasyon başlangıcında, zaman geçirmeksizin oluşan çekme çatlaklarının kapatılarak su girişinin önlenmesi, yüzey drenajı için kanalların oluşturulması, genel şev açısına uygun basamaklar oluşturulması, yığın şevlerinin üzerinde ve etrafında tepecik ve çukurların oluşumlarının engellenmesi gibi önlemler, bu tür riskli yığın ve atık şevlerinde ivedilikle alınması gereken önlemlerdir.” ifadelerine yer verildi.

Bütün kritik güvenlik katsayısı sınırlarında çalışılan işlerde olduğu gibi madencilik çalışmalarında da sürekli gözlem ve denetim ölçümlerinin yapılmasının zorunluluk olduğu belirtilen raporda, bu büyüklükteki bir yığının stabil olarak kalabilmesi için de maden mühendisliği disiplinine sıkı sıkıya bağlı kalınmasının, çevre koşullarının da dikkate alınarak konunun uzmanı kişilerce düzenli olarak takip edilmesinin önemi vurgulandı.

Raporda, bahsi geçen sahada, kazı yöntemleri ile üretilen malzemenin kırma eleme tesisinde boyutlandırılarak yığın haline getirildiği ve içerisindeki altın cevherini elde etmek amacıyla siyanür kullanılarak yığın liçi işlemi ile altın kazanımı gerçekleştirildiği aktarıldı.

Liç işleminin, “çözücü özelliği olan sıvı kimyasalların kullanılarak kıymetli metallerin kazanıldığı hidrometalurjik bir işlem” olarak tanımlandığı raporda, bu işlemin cevher hazırlama disiplininde yer alan boyut küçültme süreçleri sonrasında artırılan malzeme yüzeyinin kıymetli minerali kazanmak için bir çözücüyle muamele ettirilmesi prensibine dayandırıldığı kaydedildi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-altin-madeni-sahasinda-toprak-kaymasi-yasandi/feed/ 0
Erzincan’da maden sahasında meydana gelen toprak kaymasıyla ilgili ön rapor hazırlandı https://www.haber60.com.tr/erzincanda-maden-sahasinda-meydana-gelen-toprak-kaymasiyla-ilgili-on-rapor-hazirlandi/ https://www.haber60.com.tr/erzincanda-maden-sahasinda-meydana-gelen-toprak-kaymasiyla-ilgili-on-rapor-hazirlandi/#respond Sat, 17 Feb 2024 03:18:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=9024 Erzincan’ın İliç ilçesinde toprak kaymasının meydana geldiği maden sahasında inceleme yapan bilirkişi heyeti, ön raporunu hazırladı.

Aralarında A ve C sınıfı iş güvenliği uzmanı, çevre, jeoloji, inşaat ve ziraat mühendislerinin bulunduğu heyetin hazırladığı 27 sayfalık ön raporda, olayın iş kazası olarak nitelendirildiği, asıl işveren şirketin 4 farklı alt işveren firmayla çalıştığının tespit edildiği bilgisine yer verildi.

Raporda, aralarında operasyon direktörü vekili, proses oksit müdürü, oksit operasyon başmühendisi, oksit operasyon mühendisi, borulama şefinin yer aldığı 5 kişi asli kusurlu bulundu. Asıl işveren şirketin genel müdür yardımcısı ile alt işveren şirketlerde çalışan vardiya mühendisi, saha formeni, mühendis, formen, 4 şirket müdürünün yanı sıra 2 saha şefi de tali kusurlu olarak tespit edildi.

Asıl işveren şirketin genel müdür yardımcısının alt işveren şirketleri yeterince denetime ve gözetime tabi tutmadığı tespitine yer verilen raporda, bu yöneticinin tali kusurlu olduğu belirtildi.

Raporda, operasyon direktörü vekilinin ehil yetkili biri olarak şantiyede ortaya çıkması muhtemel tehlikeli durumların belirlenerek risklere dönüşmesine yol açan faktörleri analiz ettirmediği, çalışanlarını risklerden korumak için gerekli tedbirleri aldırmadığı, iş yerinde çalışanların sağlıklarının olumsuz yönde etkilenmemesi hususunda gerekli gözetim ve denetim mekanizması kurdurmadığı, kurdurduysa da bunu uygulatmadığı, yetkili biri olarak sabah yığın liçinde oluşan çatlakların şantiyede olumsuzluklara yol açabileceği konusunda tedbirsiz davranış sergilediğinin tespit edildiği belirtilerek, meydana gelen kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı kaydedildi.

Proses oksit müdürünün yığın liçinde meydana gelen açıklık ve çatlaklıkların kısa zamanda olmaması hususu değerlendirildiğinde, iş yerinde yetkili biri olarak yığın liçinde gün içinde tespit edilen çatlakların artmasıyla büyük risk oluşturacağını bilmesine rağmen liç yığını altında bulunan yolun kapatılması talimatını vermediği (eğer verilmiş olsaydı yığın liçi altında çalışan olmayacaktı) ve bu konuda tedbirsiz davranış sergilediği, dolayısıyla oluşan çatlakları ehil biri olarak çok büyük risk oluşturacağını bilmesine rağmen bunları göz ardı ettiği ve tehlikeli davranış sergilediğinin belirlendiği kaydedilen raporda, söz konusu kişinin olayda asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı aktarıldı.

“Çalışanların can güvenliklerinin tehlikeye atıldığı tespit edilmiştir”

Raporda, oksit operasyon başmühendisinin de yığın liçinde meydana gelen çatlaklar konusunda iş güvenliği uzmanı tarafından defalarca uyarılmasına rağmen solüsyon verdiği ve yığın liçinde hareketi hızlandırdığı, çatlakların belli aralıklara gelmesini gördüğü halde bunu hiçe saydığı, bu riskli durumu bilmesine rağmen alanın boşaltılması konusunu göz ardı ederek çalışanların can güvenliklerini tehlikeye attığının tespit edildiği vurgulanarak, kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı bildirildi.

Raporda, oksit operasyon mühendisi ile ilgili de üretim mühendisi olarak yığın yapılan serbest malzemenin çimento şerbetinin birbirine yeterince aderans sağlayıp sağlamadığının kontrolünü göz ardı ettiği, eğer göz ardı edilmeseydi derin çatlakların oluşmayacağı kaydedildi.

Mühendisin malzeme depolama esnasında şev açısı, şev durabilitesi ve benzeri parametreleri göz ardı ettiği, meydana gelen çatlaklar hususunda gerekli uyarılar yapılmasına rağmen bunları dikkate almadığı, üretim mühendisi olarak yığınlarda çatlaklar oluşmaması veya akmaması için sahada imalat aşamasında yeterli planlamanın eksik olduğu ve bu çatlakların akmalara yol açacağını ehil biri olarak bilmesine rağmen bu işlere devam ettiği ve alanı güvenli hale getirmediğinin tespit edildiği belirtilen raporda, kazada asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı vurgulandı.

Raporda, borulama şefinin iş tecrübesi dikkate alındığında, meydana gelen çatlakların normal olmadığını bilmesi gerekmesine rağmen solüsyona devam ettiği ve devam eden solüsyonun malzemenin hareketini hızlandırdığı, bu nedenle de kazada borulama şefinin de asli kusurlu olduğu kanaatine varıldığı belirtildi.

Alt işveren şirketlerin vardiya mühendisi, saha formeni, mühendisi, müdürleri ile saha şeflerinin çalışma ortam ve gözetimi yapmadıkları ifade edilen raporda, riskli durumları göz ardı ederek işçilerin can güvenliklerini hiçe saydıkları, meydana gelen kazada tali kusurlu oldukları görüşüne yer verildi.

Raporda ayrıca, Hibliç bölge sorumlusu iş güvenliği uzmanının, yığın liçinde meydana gelen çatlaklarla ilgili üretim mühendislerini uyardığı, sorumluluklarını yerine getirdiği, risk analizi yaparak işverene önerilerde bulunduğuna değinilerek, kazada bir kusurunun olmadığı kanaatine ulaşıldı.

Raporda, olaydan bir gün önce işe başlayan maden mühendisinin kusuru olmadığı belirtildi. Ayrıca raporda, jeoteknik mühendisiyle ilgili de “tahkikat dosyası tamamlandığında gerekli incelemeler yapılarak kusur durumunun değerlendirileceğine” ilişkin ifadeler yer aldı.

İliç’e bağlı Çöpler köyündeki altın madeninin bulunduğu bölgede 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kayması sonucu kaybolan 9 işçinin bulunması için çalışma başlatılmıştı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/erzincanda-maden-sahasinda-meydana-gelen-toprak-kaymasiyla-ilgili-on-rapor-hazirlandi/feed/ 0
Dalyan’da Sazlık Kaybı ve Çevre Tehdit Altında https://www.haber60.com.tr/dalyanda-sazlik-kaybi-ve-cevre-tehdit-altinda/ https://www.haber60.com.tr/dalyanda-sazlik-kaybi-ve-cevre-tehdit-altinda/#respond Sat, 27 Jan 2024 08:00:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=5201

ÇEVRE ve Şehircilik Bakanlığı ile Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi (DEKAMER) iş birliğinde yürütülen ‘Deniz Kaplumbağaları Koruma ve İzleme’ projesinin sonuç raporu tamamlandı. Raporda, Dalyan kumsalının gerisindeki lagünden başlayarak, ‘Yenidünya’ olarak anılan bölgede sazlık kaybının 40 yılda 32 hektar olduğu belirtildi.

Muğla’nın Ortaca ilçesinde faaliyet gösteren DEKAMER ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca Köyceğiz-Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki sazlıkların dağılımı, İztuzu Plajı’nı oluşturan kıyı okunun zamansal değişimi, tuzlu ve tatlı su kütlelerinin etkileşim gösterdiği geçiş bölgelerinin tespit edilmesi, Dalyan Deltası-Köyceğiz Gölü ekosisteminin tehdit altında olmasının nedenleri, Dalyan kanallarındaki bozulmaların araştırılması ve Dalyan Deltası’nın sağlıklı görünümüne kavuşması için ‘Deniz Kaplumbağaları Koruma ve İzleme Projesi’ başlatıldı. 1 yıl süren çalışmaların ardından tamamlanan projenin sonuç raporu açıklandı.

BÖLGEDE İNŞAAT UYARISI

Fotoğraflarla desteklenen 50 sayfalık raporda, Köyceğiz- Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde yapılacak inşaatın sistemin geri dönüşümsüz bozulmasına yol açılabileceği, bölgedeki değişimin yıllara yayıldığı, uygulanacak rejeneratif yöntemlerin etkilerinin uzun yıllarda alınabileceği, uygulamaların etkilerinin her yıl düzenli izlenmesi, müdahalelerin yol açabileceği beklenmeyen olumsuz etkilerin erken tespiti açısından önemli olduğu yer aldı.

SAZLIKLAR İÇİN ÖRNEK ALAN OLUŞTURULMALI

Dalyan kumsalının gerisindeki lagünden başlayarak yenidünya olarak anılan bölgede sazlık kaybının 40 yılda 32 hektar olduğu, sazlıkların azalması noktalarında sabit örnekleme alanları oluşturularak izlenmesi gerektiği belirtildi. Raporda, saz boyu ve sağlığının tatlı su etkisinin yüksek olan alanlarda iyi seviyede olduğu bildirildi.

İNSAN GİRİŞİ ENGELLENMELİ

İztuzu Plajı’nın batısında yer alan Köyceğiz Gölü ile deniz arasındaki su akışını sağlayan gideğendeki genişlemenin hem CORINE (Coordination of Information on the Environment – Çevresel Bilginin Koordinasyonu) verilerinde, hem de Google Earth uydu görüntülerinde tespit edildiği raporda vurgulandı. Bu durumun önüne geçilmesi için kalıcı olmayan kum tutucu bariyer uygulamasının yapılması gerektiği, bu alana insan girişinin engellenmesi ve vejetasyonun hızlıca yayılması, aynı zamanda kum tutum hızının artırılması gerektiği anlatıldı.

ÖNEMLİ KUMUL ALAN TEHDİT ALTINDA

Raporda, tuzluluğun değişmesi, sazlık köklerinin tuzdan daha fazla etkilenmesine ve tolerans sınırlarının aşılmasına yol açarak vejetasyonun yok olmasına sebep olduğunun düşünüldüğüne dikkat çekildi. Tuzluluğun değişmesinin Köyceğiz Gölü yönlü akıntının debisini değiştirdiği, Dalyan kumsalı boğaz ağzında kumul hareketlerini olumsuz etkilediği ve kıyı erozyonuna yol açtığı da ifade edildi. Bu durumun deniz kaplumbağaları için kritik öneme sahip olan önemli bir kumul alanın tehdit altına girmesine neden olduğu kaydedildi..

TEKNELERİN HAREKETLİĞİ İNCELENMELİ

Teknelerin göl alanında yarattığı hareketliliğin göl ekosistemi açısından incelenmesinin önem arz ettiğinin de altı çizilen raporda ayrıca, konut sayısında meydana gelen artışla birlikte artan şebeke suyu ihtiyacı ve atık yükünün, alanların yakın çevresindeki su varlığının kullanımına ve çeşitli kirlenmelere sebep olacağı, deniz kaplumbağası yuva yoğunluğunun çok fazla olduğu boğaz ağzı bölgesinde artan erozyon nedeniyle kumsalın büyük ölçüde değişime uğramaya başladığına da yer verildi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/dalyanda-sazlik-kaybi-ve-cevre-tehdit-altinda/feed/ 0