İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları ve katliamları devam ederken Başbakan Binyamin Netanyahu ve hükümetine tepkiler de sürüyor.
Gazze Şeridi’nde 6 esirin ölümünün ardından başkent Tel Aviv’de şiddetlenen gösteriler bugün de gerçekleşti.
500 BİN KİŞİ ATEŞKES İÇİN TOPLANDI
Yaklaşık 500 bin kişi Netanyahu’ya ateşkes ve esir anlaşmasına imza atması için çağrı yaptı.
İsrail Kanal 12 Televizyonu, bugün düzenlenen gösterilerin 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlenen en büyük gösterilerden biri olduğu bilgisini geçti.
Protesto gösterisinde, “Philadelphia Koridoru esir çıkmazına dönüşüyor”, “Onları eve getirin”, “Binyamin Netanyahu İsrail’i öldürüyor” pankartları taşıyan göstericiler, Netanyahu aleyhinde sloganlar attı.
Protestocular Ayalon Otoyolu’nun girişini kısa süreliğine kapattı. Esirlerin serbest bırakılması için hükümete çağrıda bulunan göstericilere müdahale eden polis 2 kişiyi gözaltına aldı.
Öte yandan Kudüs’teki gösteride ise, esir anlaşması isteyen göstericiler sokaklarda davullar çalarak, esirlerin serbest bırakılması için sloganlar attı.

ATEŞKES VE ESİR TAKASI İÇİN MÜZAKERELER UZUN SÜREDİR DEVAM EDİYOR
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde süren saldırılarının durdurulması için taraflar arasında uzun süredir müzakereler devam ediyor.
Netanyahu; İsrail ve uluslararası kamuoyunda, siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in anlaşma taslağına eklediği maddelerin ve özellikle de Mısır-Gazze sınır hattı Philadelphi Koridoru’nda kontrolünü sürdürme ısrarının müzakereleri zora soktuğu vurgulanıyor.

İSRAİLLİ ESİRLERİN AİLELERİ, NETANYAHU’YU ESİRLERİN ÖLÜMÜNDEN SORUMLU TUTMUŞTU
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin Refah kentinde bir tünelde 6 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıklamıştı.
Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin ailelerinin oluşturduğu platform, son olarak “Gazze-Mısır sınır hattındaki Philadelphi Koridoru’nda işgali sürdürmekte ısrar eden ve esir takası anlaşmalarını baltalayan” Netanyahu’yu esirlerin ölümünden sorumlu tutmuştu.
Netanyahu ise hükümetin kalan esirlerin serbest bırakılması için anlaşmaya varmakta kararlı olduğunu savunmuş ve anlaşma sağlanamamasının sorumlusunun Hamas olduğunu iddia etmişti.












Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bangladeş’te kamudaki kadroların üçte birinin 1971’de Pakistan’a karşı yürütülen bağımsızlık savaşına katılanların yakınlarına ayrılmasını sağlayacak yasanın tekrar gündeme gelmesi üzerine Bangladeşli üniversite öğrencileri, günlerdir protesto gösterileri düzenliyor. Öğrencilerin, pazartesi günü Dakka Üniversitesi’ndeki protestolarına, hükümet yanlısı öğrenci gruplarının saldırması üzerine güvenlik güçleri, sert müdahalede bulundu.
Güvenlik güçlerinin müdahale perşembe günkü sert müdahalesi sırasında öğrencilere karşı plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullandığı; bunun hem öğrenci grupları hem de polis ve protestocular arasındaki şiddeti alevlendirdiği belirtildi. Öte yandan, protestocuların, daha sonra devletin yayın kuruluşunu işgal ederek ateşe verdiği ve cuma günü Bangladeş’in merkezindeki bir hapishaneye girerek yüzlerce mahkumu serbest bıraktığı kaydedildi.
Hükümet, olayların ardından interneti kısıtladı
Olayların giderek şiddetlenmesinin ardından hükümet, eylemlerin organize edilmesini önleme gerekçesiyle ülkedeki mobil internet erişimini kapatarak, telefon hizmetlerini sınırladı. Buna karşın, Bangladeş devlet televizyonu BTV’nin resmi sosyal medya sayfasında yapılan paylaşımda çok sayıda kişinin, başkent Dakka’daki binada mahsur kaldığı kaydedildi. Bangladeş kaynaklı haber sitelerine ülke dışından da ulaşılamadığı belirtildi.
Ölü sayısının 115’e ulaştığı söyleniyor
Hükümet şimdiye kadarki ölüm ve yaralanmalara yönelik resmi istatistikleri yayınlamazken, yerel medyada binlerce kişinin yaralandığını ve ölü sayısının 115’e ulaştığı ifade ediliyor. Bunun sonucunda hükümetin, protestoların şiddetinin artmasıyla ülke genelinde sokağa çıkma yasağı ilan ettiği ve durumu kontrol altına alması için orduya talimat verdiği bildirildi. Cuma gecesi yürürlüğe giren sokağa çıkma yasağının uzatıldığı kaydedilirken, güvenlik güçlerine, “gördüğün yerde vur” emri verildiği belirtildi.
Kotanın düşürülmesi için bugün Yüksek Mahkeme’ye başvurulacak
Her iki tarafın temsilcileri, cuma günü geç saatlerde bir araya gelerek bir çözüme ulaşmaya çalışırken, bazı öğrenci liderleri kota sisteminde tam bir reform yapılmasını ve üniversitelerin yeniden açılmasını talep etti. Adalet Bakanı Anisul Huq, yaptığı açıklamada, hükümetin talepleri görüşmeye açık olduğunu ifade etti.
Öte yandan, iktidardaki Avami Birliği Partisi, yaptığı açıklamada; 1971 Bağımsızlık Savaşı’nda savaşmış gazi çocuklarına ayrılacak kontenjanın yüzde 30’dan 20’ye düşürülmesi teklifini gündeme getirdi. Bu kapsamda Bangladeş hükümetinin, kotanın yüzde 20’ye düşürülmesi için Yüksek Mahkeme’ye başvuruda bulunacağı belirtildi.
ABD Dışişleri’nden vatandaşlarına ‘Bangladeş’e gitmeyin’ uyarısı
ABD Dışişleri Bakanlığı, cumartesi günü yaptığı açıklamada, Bangladeş’in seyahat tavsiyesini dördüncü seviyeye yükselttiğini belirterek, Washington’un devam eden protestoları “sivil huzursuzluk” olarak tanımlaması nedeniyle ABD vatandaşlarını Bangladeş’e seyahat etmemeleri konusunda uyardı.
1971 Bağımsızlık savaşı gazi yakınlarına kontenjan yasası
Bangladeş’teki protestolar, pazartesi günü Başbakan Sheikh Hasina’nın protestocuları “Razakarlar” olarak tanımlamasının ardından alevlendi. Başbakan Hasina, şu ifadeleri kullandı:
“Özgürlük savaşçılarının torunları değilse, o zaman kim kota avantajlarından yararlanacak? ‘Razakarlar’ın torunları mı? Vatandaşlara sormak istiyorum. Eğer protestocular, buna uymazsa hiçbir şey yapamam, protestolarına devam edebilirler. Protestocular mülklere zarar verir ya da polislere saldırırsa, yasalar gereğini yapacaktır. Biz yardımcı olamayız.”
Razakarlar, 1971 Bangladeş Kurtuluş Savaşı sırasında Pakistan ordusu tarafından görevlendirilen paramiliter bir güçtü. Ağırlıklı olarak Pakistan yanlısı Bengalliler ve Urduca konuşan Biharilerden oluşan Razakarlar, toplu katliamlar, tecavüzler ve işkenceler de dahil olmak üzere çok sayıda vahşete karıştı. 1971 savaşında, 300 bin ile 3 milyon arasında değişen sivil ölümlerin yaşandığı tahmin ediliyor.
Bangladeş’teki ekonomik koşullar ve yolsuzluk gençleri umutsuzluğa sürüklüyor
Öğrencilerin şikayetleri, aslında söz konusu kota sisteminin ötesine uzanıyor. Ülkedeki genç nüfusun işsizlik oranlarının yüksekliği ve zorlu ekonomik koşullar, Bangladeşli gençlerde hayal kırıklığı ve umutsuzluğa sebep oluyor. Uzmanların tahminlerine göre, yaklaşık 18 milyon Bangladeşli genç, iş arıyor. Sektörde çoğu kadın olmak üzere dört milyondan fazla kişi çalışıyor. Ancak fabrikadaki işler gelecek vaat eden genç nüfus için yeterli değil. Genç nüfus için de kamu sektöründeki işler, düzenli maaşları ve sosyal haklarıyla, ekonomik fırsatların sınırlı olduğu bir ülkede oldukça talep görüyor. Bu yüzden kamuda işe alımların liyakate dayalı olarak yapılmasını talep eden öğrenciler, günlerdir sokaklarda.
Bangladeş’te kamuda işe giriş pozisyonlarının yüzde 56’sı belirli demografik gruplar ve sınıflar için ayrılırken; bunun yüzde 30’u, 1971’deki Bağımsızlık Savaşı’na katılanların ailelerini kapsıyor. Söz konusu kontenjanlar, ülke çapındaki protestolar üzerine 2018’de kaldırılmıştı. Ancak Yüksek Mahkeme’nin, geçen ay kontenjan sisteminin yeniden uygulanması kararı almasının ardından protestolar başladı. Bu sistemi ayrımcılık olarak nitelendiren protestocular, bunun Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina Vecid liderliğindeki Avami Birliği Partisi’nin ve destekçilerinin çıkarları için yapıldığını öne sürüyor.
Protestolar, ilk olarak üniversitelerde başladı
Protestoların ilk olarak üniversitelerde başlamasının ardından Bangladeş Yüksek Öğretim Kurumu, “öğrencileri korumak amacıyla tüm devlet ve özel üniversitelerinin bir sonraki duyuruya kadar kapatılmasını” istemişti. Dhaka Tribune gazetesinin haberine göre, protestoların düzenlendiği Dakka Üniversitesi dahil ülkedeki bazı üniversiteler, kurumlarının süresiz kapatıldığını duyurmuştu. Üniversitelerin kapatılması kararına rağmen öğrenciler, okulları terk etmeyi reddetmişti.
“Ekonomik büyüme, iktidara yakın olanlara yarıyor”
170 milyon nüfuslu Bangladeş, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birisi. Buna rağmen uzmanlar, büyümenin üniversite mezunları için istihdama dönüşmediğine dikkat çekiyor. Buna göre, kişi başına düşen gelirin son 10 yılda 3 katına çıktığı söylenirken Dünya Bankası, Bangladeş’te son 20 yılda 25 milyondan fazla insanın yoksulluktan kurtarıldığını ileri sürdü. Ancak pek çok kişi, bu büyümenin bir kısmının Başbakan Hasina’nın iktidardaki Avami Birlik Partisi’ne yakın olanlara yaradığını ileri sürüyor.
Hak savunucuları, Hasina iktidarının demokrasiyi daralttığını dile getiriyor
Yolsuzluk iddialarının yanı sıra birçok hak savunucusu, son 15 yılda demokratik faaliyet alanlarının daraldığını vurguluyor. Ana muhalefetteki Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP), Hasina döneminde özgür ve adil seçimlerin mümkün olmadığını ve seçimlerin tarafsız bir geçici yönetim altında yapılmasını isteyerek 2014 ve 2024 seçimlerini boykot etti. İnsan hakları savunucuları, ayrıca son 15 yılda çoğu hükümeti eleştiren 80’den fazla kişinin ortadan kaybolduğunu ve ailelerinin onlardan haber alamadığını iddia etti.
]]>
Dün gece Los Angeles’taki California Üniversitesi’nden (UCLA) paylaşılan videolarda bir grup İsrail destekçisinin Filistin yanlısı protesto kampına sopalarla saldırdığı ve barikatları yıkmaya çalıştığı görüldü.
Üniversite kampüsünde Filistin bayrağı taşıyan bir kişinin yerde sürüklendiği ve dövüldüğü anlaşılıyor.
UCLA Rektör Yardımcısı Mary Osako, dün gece “korkunç şiddet olaylarının meydana geldiğini” ve kolluk kuvvetlerinin üniversiteye çağrıldığını söyledi.
BBC’ye konuşan bir gösterici, Filistin yanlısı grubun maruz kaldığı saldırıları “acımasız” olarak nitelendirdi ve “Bu gece olayları tamamen yeni bir seviyeye tırmandırdılar ve şiddeti kışkırtmaya başladılar” dedi.
İsminin açıklanmasını istemeyen öğrenci, Filistin yanlısı grubun “her gece Siyonist saldırganlıkla” karşı karşıya kaldığını söyledi ve akranlarının “fiziksel olarak güvende olmadığını” belirtti.
UCLA’de şu anda ortalığın sakinleştiği ancak polisin halen bölgede yoğun bir şekilde bulunduğu aktarılıyor.
Öte yandan dün gece New York polisi Columbia Üniversitesi’nde bir binaya sığınan Filistin yanlısı göstericileri gözaltına aldı ve kampüse kurulan bir protesto kampını dağıttı.
New York Belediye Başkanı Eric Adams yaklaşık 300 kişinin gözaltına alındığını söyledi ve olaylardan dışarıdan gelen kişileri sorumlu tuttu, ancak bu yönde somut bir kanıt sunmadı.
Polis, Columbia’daki müdahalenin kampüsteki Hamilton Hall binasını ele geçiren Filistin yanlısı protestocuları dağıtmak için yapıldığını söyledi.
Columbia Üniversitesi’nde gazetecilik yüksek lisans öğrencisi olan 31 yaşındaki Meghnad Bose BBC’ye yaptığı açıklamada New York polisinin protestoculara karşı “kaba ve agresif” davrandığını paylaştı.
Öğrenci protestolarının büyük ölçüde barışçıl olduğunu söyleyen Bose, polisin davranışının gerekli olduğuna inanmadığını da sözlerine ekledi.
Columbia Üniversitesi’nde tüm dersler çevrimiçi yapılıyor ve kampüste kalmayan öğrencilerin girişine izin verilmiyor.
Öğrenciler neden Gazze’deki savaşı protesto ediyor?
Öğrenciler 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki savaşa karşı gösteriler, oturma eylemleri ve açlık grevleri düzenledi. Son dönemde ise üniversite kampüslerinde kamp kurmaya başladılar.
Bu öğrenciler üniversitelerin İsrail’le ilişkisi olan şirketlerle finansal bağlarını koparmasını talep ediyor.
İsrail’de ya da İsrailli kuruluşlarla iş yapan şirketlerin Gazze’de devam eden savaşta suç ortağı olduğunu söyleyen öğrenciler, bu şirketlere yatırım yapan üniversitelerin de suça dahil olduğunu savunuyor.
Üniversitelere yapılan bağışlar, araştırma laboratuvarlarından burs fonlarına kadar birçok şeyi finanse ediyor.
Ancak bu bağışlar çoğunlukla milyonlarca ve milyarlarca dolarlık yatırımlardan elde edilen getirilerden oluşuyor.
Başka nerelerde protesto ediliyor?
Columbia Üniversitesi’nde giderek büyüyen protestolar en az 22 eyalette ve başkent Washington DC’de özel ve devlet üniversitelerinde benzer gösterilere ilham kaynağı oldu.
Kuzeydoğu bölgesi: George Washington; Brown; Yale; Harvard; Emerson; NYU (New York Üniversitesi); Georgetown; American; Maryland Üniversitesi; John Hopkins; Tufts; Cornell; Pennsylvania Üniversitesi; Princeton; Temple; Northeastern; MIT; The New School; Rochester Üniversitesi; Pittsburgh Üniversitesi
Batı kıyısı: California Politeknik Eyalet Üniversitesi; Humboldt; Güney California Üniversitesi; California Üniversitesi, Los Angeles; California Üniversitesi, Berkeley; Washington Üniversitesi
Ortabatı bölgesi: Northwestern; St Louis’deki Washington Üniversitesi; Indiana Üniversitesi; Michigan Üniversitesi; Ohio Eyalet Üniversitesi; Minnesota Üniversitesi; Miami Üniversitesi; Ohio Üniversitesi; Columbia College Chicago; Chicago Üniversitesi
Güney: Emory; Vanderbilt; North Carolina Üniversitesi, Charlotte; North Carolina Üniversitesi, Chapel Hill; Kennesaw State; Florida Eyalet Üniversitesi; Virginia Tech; Georgia Üniversitesi, Athens
Güneybatı: Austin’deki Texas Üniversitesi; Rice; Arizona Eyalet Üniversitesi
ABD dışı: Filistin yanlısı protestocular geçtiğimiz hafta Avustralya, Kanada, Fransa, İtalya ve İngiltere’deki üniversite kampüslerinde de bir araya geldi.
]]>Üniversiteler mezuniyet törenlerine sayılı günler kala kampüslerdeki gösterilerle başa çıkmaya çalışırken yüzlerce öğrencinin gözaltına alındığı bildiriliyor.
Öğrenciler neden Gazze’deki savaşı protesto ediyor?
Öğrenciler 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki savaşa karşı gösteriler, oturma eylemleri ve açlık grevleri düzenledi. Son dönemde ise üniversite kampüslerinde kamp kurmaya başladılar.
Bu öğrenciler üniversitelerin İsrail’le ilişkisi olan şirketlerle finansal bağlarını koparmasını talep ediyor.
İsrail’de ya da İsrailli kuruluşlarla iş yapan şirketlerin Gazze’de devam eden savaşta suç ortağı olduğunu söyleyen öğrenciler, bu şirketlere yatırım yapan üniversitelerin de suça dahil olduğunu savunuyor.
Üniversitelere yapılan bağışlar, araştırma laboratuvarlarından burs fonlarına kadar birçok şeyi finanse ediyor. Ancak bu bağışlar çoğunlukla milyonlarca ve milyarlarca dolarlık yatırımlardan elde edilen getirilerden oluşuyor.
Colombia Üniversitesi’nde neler yaşandı?
Bu ayın başlarında Columbia Üniversitesi Rektörü Minouche Shafik’in kampüsteki antisemitizm iddiaları hakkında Kongre önünde ifade verdiği sırada yüzlerce öğrenci üniversitenin New York City kampüsünde kamp kurdu.
Gazze’de ateşkes talep eden öğrenciler üniversite liderlerine İsrail ile bağlantılarını koparma çağrısında bulundu.
Üniversite ise protestonun üniversite kurallarını ihlal ettiğini söyledi ve protestoyu dağıtmak için polisi çağırdı. 100’den fazla öğrenci kampüse izinsiz girdikleri gerekçesiyle gözaltına alındı.
Öğrenciler bu olaydan sonra yeniden bir araya geldi ve protestoların üçüncü haftasına girildi.
Columbia Üniversitesi’nde yüz yüze dersler durduruldu.
Bu süreçte protestoları düzenleyenlerle yapılan görüşmeler başarısızlıkla sonuçlandı ve göstericilerden bazıları üniversiteden uzaklaştırıldı.
Salı günü öğrenciler üniversiteye bağlı Hamilton Hall adlı binayı ele geçirdi.
Columbia Üniversitesi sözcüsü Ben Chang, “binayı işgal eden öğrencilerin okuldan atılmakla karşı karşıya olduklarını” söyledi.
Başka nerelerde protesto ediliyor?
Columbia Üniversitesi’nde giderek büyüyen protestolar en az 22 eyalette ve başkent Washington DC’de özel ve devlet üniversitelerinde benzer gösterilere ilham kaynağı oldu.
Kuzeydoğu bölgesi: George Washington; Brown; Yale; Harvard; Emerson; NYU (New York Üniversitesi); Georgetown; American; Maryland Üniversitesi; John Hopkins; Tufts; Cornell; Pennsylvania Üniversitesi; Princeton; Temple; Northeastern; MIT; The New School; Rochester Üniversitesi; Pittsburgh Üniversitesi
Batı kıyısı: California Politeknik Eyalet Üniversitesi; Humboldt; Güney California Üniversitesi; California Üniversitesi, Los Angeles; California Üniversitesi, Berkeley; Washington Üniversitesi
Ortabatı bölgesi: Northwestern; St Louis’deki Washington Üniversitesi; Indiana Üniversitesi; Michigan Üniversitesi; Ohio Eyalet Üniversitesi; Minnesota Üniversitesi; Miami Üniversitesi; Ohio Üniversitesi; Columbia College Chicago; Chicago Üniversitesi
Güney: Emory; Vanderbilt; North Carolina Üniversitesi, Charlotte; North Carolina Üniversitesi, Chapel Hill; Kennesaw State; Florida Eyalet Üniversitesi; Virginia Tech; Georgia Üniversitesi, Athens
Güneybatı: Austin’deki Texas Üniversitesi; Rice; Arizona Eyalet Üniversitesi
ABD dışı: Filistin yanlısı protestocular geçtiğimiz hafta Avustralya, Kanada, Fransa, İtalya ve İngiltere’deki üniversite kampüslerinde de bir araya geldi.
Üniversiteler bu konuda ne yaptı?
Bazıları öğrencilerle müzakere ederken, diğerleri polisi çağırdı ve öğrencilere çeşitli ültimatomlar verdi.
En son Pazartesi günü Texas, Utah ve Virginia’da protesto eden bazı öğrenciler gözaltına alındı.
Boston’daki Northwestern Üniversitesi ile protestocular arasında kurulan kamp alanının büyüklüğünü sınırlayan bir anlaşmaya varıldı.
Öte yandan ABD’de siyasetçiler protestoların bazılarında antisemitizm iddialarına dikkat çekerek üniversitelere daha fazlasını yapmaları çağrısında bulundu.
Çeşitli kampüslerde BBC’ye konuşan Yahudi öğrenciler ise tanık oldukları veya deneyimledikleri bazı olayların onları rahatsız ettiğini ve korkuttuğunu söyledi.
Bu öğrenciler, Hamas’ı destekleyici sloganlar atıldığını, fiziksel kavgaların meydana geldiğini ve tehditkar davranışlar deneyimlediklerini belirtti.
Protestolar işe yaradı mı?
Üniversite kampüslerindeki Filistin yanlısı gruplar yıllardır üniversitelerini İsrail’e karşı Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi’ni (BDS) desteklemeye çağırıyor.
ABD’deki bazı üniversiteler geçmişte İsrail ile çeşitli finansal bağlarını kesmiş olsa da, hiçbiri BDS hareketine dahil olmadı.
Üniversitelerin İsrail’le bağlarını koparmasının aslında Gazze’deki savaş üzerinde çok fazla etkisi olmaz ama protestocular bunun savaştan kazanç sağlayanları açığa çıkarmak ve sorunlara ilişkin farkındalık yaratmak açısından önemli olduğunu savunuyor.
Öğrenciler neden Vietnam savaşıyla ilgili protestolara başvuruyor?
Columbia Üniversitesi ve başka üniversitelerdeki öğrenciler, 1960’ların sonunda ABD’nin Vietnam Savaşı’na katılmasına karşı düzenlenen protestolara dikkat çekiyorlar.
Bu protestolarda binlerce kişi gözaltına alınmış ve polisle şiddetli çatışmalar yaşanmıştı.
1970 yılında Ohio’da dört öğrenci Ulusal Muhafızların ateş açması sonucu öldürülmüştü.
Onların ölümü ülke çapında bir öğrenci grevini tetiklemiş ve yüzlerce üniversite kapanmıştı.
]]>New York polisinin Columbia Üniversitesi’ndeki kampüs eyleminde 100’den fazla kişiyi gözaltına aldı.
Sonrasında ABD’nin dört bir yanında öğrenciler dayanışma içinde kendi eylemlerini başlattı.
Protestocular üniversitelerinden, Gazze’de ateşkes çağrılarını desteklemelerini ve İsrail’le bağlantılı şirketlerle ilişkilerini kesmelerini talep ediyor.
Pazartesi günü de devam eden protestolarda onlarca kişi daha gözaltına alındı.
Olaylarla ilgili açıklama yapan ABD Devlet Başkanı Joe Biden, bazı görüntüleri “Yahudi karşıtı” olarak tanımladı. Biden “Filistinlilere ne olduğunu anlamayanları” kınadığını da söyledi.
Hareket nasıl büyüdü?
Üniversite kampüslerindeki protesto hareketi geçen hafta New York polisinin Columbia Üniversitesi’ne çağrılması ve 100’den fazla kişiyi gözaltına almasıyla dikkat çekti.
Pazartesi günü açıklama yapan Columbia Üniversitesi, kampüsteki “korkutucu ve taciz edici davranışlar” nedeniyle tüm yüz yüze derslerin iptal edildiğini duyurdu.
Columbia Üniversitesi Rektörü Nemat (Minouche) Shafik kampüsteki gerginliğin “Columbia ile bağlantısı olmayan ve kendi gündemleriyle kampüse gelen kişiler tarafından istismar edildiğini ve büyütüldüğünü” iddia etti.
Açıklamanın ardından yüzlerce öğretim üyesi başkanın tavrına karşı çıkarak toplu bir iş bırakma eylemi düzenledi.
Columbia Üniversitesi’ndeki kısıtlamalar ve gözaltılar sonrası ABD’nin birçok üniversitesinde öğrenciler dayanışma eylemleri başlattı.
Pazartesi günü New York Üniversitesi’nde protestocular Stern İşletme Okulu’nun karşısında kamp kurdu.
Protestocular üniversiteye “silah üreticileri ve İsrail işgalinden çıkarı olan şirketlere ait mali kaynaklarını ve bağışlarını” ifşa etmesi ve bu bağışlardan vazgeçme çağrısında bulundu.
New York polisi protestoyu dağıtmak için harekete geçti ve çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.
Pazartesi günü Connecticut eyaletinin New Haven kentindeki Yale Üniversitesi’nde de düzenlenen protestolarda, üniversitenin açıklamasına göre en az 47 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan öğrencilerin disipline sevk edileceği belirtildi.
Benzer gösteriler Berkeley’deki California Üniversitesi, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT), Michigan Üniversitesi, Emerson Koleji ve Tufts’a da yayıldı.
Amerika’daki üniversitelerde 7 Ekim’den bu yana Gazze’deki savaş ve ifade özgürlüğüne ilişkin gösteriler ve hararetli tartışmalar yaşanıyor.
Son aylarda antisemitik ve islamofobik olaylarda da artış yaşandığını kaydediliyor.
Antisemitizm iddiaları
New York Üniversitesi yetkilileri protestolar sırasında “korkutucu sloganlar ve birkaç anti-semitik olayın” bildirildiğini duyurdu.
İnternette paylaşılan birkaç videoda Columbia Üniversitesi yakınlarındaki bazı protestocuların Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısını destekledikleri görülüyor.
Ancak protesto gruplarının üyeleri yaptıkları açıklamalarda antisemitizm iddialarını reddederek eleştirilerinin İsrail devleti ve destekçilerine yönelik olduğunu savundular.
Pazar günü bir açıklama yapan Filistin’de Adalet için Columbia Öğrencileri grubu, “her türlü nefret ve bağnazlığı kesinlikle reddettiklerini” söyledi ve grubu “temsil etmeyen kışkırtıcı kişileri” eleştirdi.
Pazartesi günü Demokrat Kongre Üyesi Kathy Manning, Columbia etrafında İsrail’in yok edilmesi çağrısında bulunan protestocular gördüğünü söyledi.
Columbia Üniversitesi’ndeki Chabad isimli Hasidik grup ise Yahudi öğrencilere bağırıldığını ve olumsuz söylemlere maruz kaldıklarını söyledi.
Üniversiteye bağlı bir haham 300 Yahudi öğrenciye gönderdiği bir mesajda kampüsteki durum düzelene kadar üniversiteden uzak durmalarını istedi.
Columbia Üniversitesi Başkanı Shafik geçen hafta üniversitenin antisemitizm ile mücadele çalışmaları konusunda bir kongre komitesi önünde ifade vermek üzere ABD Kongresi’ne gitti.
]]>DEM Parti’den Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’ın memnu haklarının Adalet Bakanlığı’nın seçime 2 gün kala yaptığı itiraz üzerine geri alındığının açıklanmasının ardından gündüz başlayan protesto olayları, iftar saatinden sonra da devam etti.

POLİS BASINÇLI SU VE BİBER GAZIYLA MÜDAHALE ETTİ
Kentin cadde ve sokaklarında bir araya gelen göstericilere polis basınçlı su ve biber gazı sıkarak müdahale etti. Bu arada Cumhuriyet Caddesi’nde iş yeri bulunan bir esnaf, kendisine iş yerini kapatması için uyarıda bulunan polis ekiplerine tepki gösterdi.

KENTTE GÖSTERİ VE YÜRÜYÜŞLER 15 GÜN BOYUNCA YASAKLANDI
Van Valiliği, kentte düzenlenecek gösteri yürüyüşü ve açık hava toplantılarının 15 gün süreyle yasaklandığını duyurdu. Valilikten yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Van ili coğrafi sınırları içerisinde 3 Nisan 2024 tarihinden geçerli 17 Nisan 2024 tarihi de dahil olmak üzere 15 gün süre ile; Valilik ve Kaymakamlık makamlarınca uygun görülenler hariç olmak üzere, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu hükümlerine göre düzenlenecek gösteri yürüyüşü, açık hava toplantıları ve kapalı yer toplantılarının 2911 Sayılı Kanunun ilgili hükümlerine istinaden yasaklanması, Yine Valilik ve Kaymakamlık makamlarınca uygun görülenler hariç olmak üzere, basın açıklaması, oturma eylemi ve anket yapılması, çadır ve stant kurulması/açılması, imza kampanyası düzenlenmesi, bildiri, broşür ve el ilanı dağıtılması ve her türlü protesto eylemi şeklindeki faaliyetlerin de 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11. Maddesinin (a) ve (c) fıkra hükümleri gereğince belirtilen tarihler arasında yasaklanması, Yine yukarıda belirtilen tarihler arasında, ilçelerimizden veya çevre illerden bireysel veya toplu olarak veya ilimiz güzergâhını kullanarak, başta yukarıda belirtilen paylaşımlarda bahsedilen konu ve benzer konulara ilişkin her türlü kanuna aykırı eylem/etkinliklere katılım sağlanmasının önlenmesi amacıyla, kanuna aykırı eylem/etkinliklere katılması muhtemel şahıs/şahıslar/grup/grupların 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11. Maddesinin (c) fıkra hükümleri gereğince, ilimiz ve ilçelerimize girişlerine, buralardan bireysel veya toplu olarak çıkışlarına izin verilmemesi hususunda Valilik makamınca karar alınmıştır.”

OLAYLAR HAKKARİ’YE DE SIÇRADI
Van’daki olaylar Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde de protesto edildi. İftar sonrası ilçenin Cengiz Topel caddesinde bir araya gelen kalabalık bir grup, yürüyüş yapmak isteyince polis müdahale etti.

Basınçlı su ve biber gazı ile yapılan müdahale sonrası gruptakiler ara sokaklara dağılarak ateş yaktı. İlçe esnafı olaylar nedeniyle kepenk kapattı.

SİİRT DE KARIŞTI
Siirt’te, DEM Parti il binası önünde toplanan kalabalık, Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’ın memnu hakkının geri alınmasını protesto ederek Saat Kulesi önüne kadar yürüyüş yaptı. Basın açıklaması yapmak ve yürüyüşe devam etmek isteyen gruba polis izin vermedi.

Uyarılara rağmen Abdullah Zeydan lehine sloganlar atarak yürüyüşe geçen gruba polis müdahale etti. Ara sokaklara kaçan gruptakilerden bazıları polise taş attı. Çıkan arbedede çok sayıda kişi gözaltına alındı.

VAN’DA BELEDİYE AK PARTİ’YE GEÇTİ
DEM Parti’nin adayı Abdullah Zeydan, Van Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde 245 bin 573 oy alarak yüzde 55.48 oranıyla kazandı. AK Partili aday Abdulahat Arvas ise 120 bin 147 adet oyla, yüzde 27.51 oranında kaldı.
Abdullah ZeydanAncak Yüksek Seçim Kurulu ise DEM Partili Zeydan’ın yerine AK Parti adayı Abdulahat Arvas’ı belediye başkanı olarak belirledi ve mazbata verdi.
]]>İsrail’de Netanyahu hükümeti karşıtı protestolar yeniden ivme kazandı. Son haftalarda hükümet karşıtı gruplar, Gazze’deki savaş, esirlerin geri getirilmesi için siyasi iradenin kayıtsızlığı eleştirisiyle ülke tarihinin “en sağcı hükümetinin” istifası ve erken seçim talep eden protestolarını artırdı.
Hayfa, Batı Kudüs ve Netanyahu’nun konutunun bulunduğu kuzeydeki Kayserya’da, hükümet karşıtı ve esirlerin getirilmesi talebinde bulunulan gösteriler yapıldı.
Gösterilerin odağı başkent Tel Aviv’de, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı protestolarda sembolleşen, polisin demir bariyerlerle kapattığı Kaplan Caddesi’nde binlerce protestocu akşam saatlerinde bir araya geldi.
Caddede kurulan platformda aktivistler hükümeti eleştiren konuşmalar yaparken, protestocular da Başbakan Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı.
Hükümetin istifası sloganları atan binlerce kişi kortej halinde, güvenlik güçlerinin her yönü demir bariyerler ve otobüslerle kapattığı Menachem Begin Caddesi’ne doğru düdükler ve ıslıklar çalarak yürüdü.
Protesto alanında Netanyahu’nun yüzünün kanlı olduğu pankartların yanı sıra “Suç Bakanı” yazan pankartlar dikkati çekti.
Ayrıca, “Sen baştasın sen suçlusun” afişleri taşıyan katılımcılar, Kolombiyalı suç örgütü elebaşı Pablo Escobar’ın fotoğrafıyla Netanyahu’nun resmini kolajladıkları “Bibi Escobar” yazılı dövizler taşıdı.
Demir bariyerlerle kapatılan caddede polis ile göstericiler arasında arbede yaşandı.
Esir takası talebiyle de gösteriler yapıldı
Hükümet karşıtı protestolara eş zamanlı olarak Menachem Begin Caddesi üzerindeki Savunma Bakanlığının önünde de İsrailli esirlerin salıverilmesi çağrılarıyla başka bir gösteri düzenlendi.
Yüksek sesle Gazze’deki esirlerin bir an önce evlerine dönmesi çağrısı yapan protestocular, davullar ve düdükler çaldı.
“Hepsi hemen eve!”, “Hey Joe! Biden, onları kurtarmamıza yardım et”, “Yardım!” yazılı dövizler taşıyan ve hükümeti suçlayan sloganlar atan göstericiler, Bakanlığın önünde meşaleler yaktı.
Kaplan Caddesi’nden yürüyerek Bakanlığın önüne gelen hükümet karşıtı protestocular, esir takası talep eden göstericilerle birlikte eylemlerine devam etti.
Meydanda megafonlarla bağıran katılımcılar, “Hükümet yolunu kaybetti”, “Hükümetin yaptıklarına inanmıyoruz, biz yaşama inanıyoruz” sloganları attı.
AA muhabirine konuşan bir protestocu, “Bütün esirlerin bir an önce evlerine geri getirilmesini istiyoruz, zamanımız yok. Hepsinin sağ olarak İsrail’e dönmelerini istiyoruz. Bunun için ateşkese ihtiyaç var, aksi halde Gazze’de kalacaklar.” dedi.
Savunma Bakanlığının önünde dört ateş
Savunma Bakanlığının önünde dört yerde ateş yakan protestocular, alevlere müdahale etmeye çalışan polis ve itfaiye ekiplerine karşı etten duvar örerek geçişleri önledi.
Bakanlığın önünde polisin müdahale ettiği eylemciler yürüyüşe devam ederek, Tel Aviv’in ana arteri Ayalon Otoyolu’nda kuzey istikametteki trafiği kapattı.
Otoyolda da ateş yakan eylemcilerden bazıları polis tarafından gözaltına alındı.
Netanyahu’nun konutunun yakınında da yüzlerce kişi toplandı
Öte yandan, İsrail’in kuzeyinde yer alan Kayserya kentindeki Netanyahu’nun şahsi konutunun yakınında da yüzlerce hükümet karşıtı kişi bir araya geldi.
İsrail bayraklarıyla toplanan göstericiler Netanyahu hükümetini eleştiren pankart ve afişler taşıdı. İsrail polisi çevrede çok sayıda birlikle konuşlandı.
Hükümet karşıtı sloganlar atan göstericiler erken seçim taleplerini yineledi.
]]>Furusawa, protesto için başkentte bazı ünlü markaların mağazaları ile ABD ve İsrail’in Tokyo Büyükelçilikleri ve Japonya Dışişleri Bakanlığı gibi binaları tercih ediyor.
Günlük mesaisi sonrası bu tanınmış binaların önüne gelen Furusawa, “Gazze soykırımını durdur” yazılı pankartı havaya kaldırırken “Ateşkes” yazılı pankartı da boynuna asıyor.
Yaya trafiğinin yoğun olduğu noktalarda sessizce yalnız başına bekleyen Furusawa, kent halkının nazarıdikkatini Gazze’deki katliama çekmek istiyor.
Protestolarını, kar yağışı dahil sert kış koşullarında bile aksatmayan Furusawa, sessiz gösterilerinden kareleri, sosyal medya hesabından yayımlıyor.
“Her gün kalbimde”
Kanagawa kökenli 48 yaşındaki Furusawa, dünyanın en kalabalık yaya geçitlerinden, Tokyo’nun Şibuya bölgesindeki gösterisinde, İsrail’in Gazze’deki işgaline yönelik “sessiz ve yalnız duruşunu”, AA muhabirine anlattı.
Tokyo’da üniversiteyi bitirdiğini ve marangozluk yaptığını belirten Furusawa, Filistin-İsrail meselesinin temellerini, eğitim döneminde öğrendiğini, 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısı sonrası İsrail’in Gazze’ye başlattığı işgalle durumun daha da farkına vardığını ifade etti.
İsrail ordusunun Gazze’yi işgalinde hastanelerin ve okulların yıkıldığına, bebekler dahil birçok sivilin öldürüldüğüne ilişkin videoları, sosyal medyada görebildiğini kaydeden Furusawa, başka ülkelerde 100 bini aşkın katılımlı İsrail karşıtı gösteriler düzenlenirken, Japonya’daki gösterilerin oldukça düşük katılımlı olduğunu söyledi.
Gazze’deki sivil katliamına yönelik duygularını paylaşan Furusawa, “Her gün kalbimde hissediyorum, hiçbir şey yapamadığım için üzüntü duyuyorum. Kayıtsız ve sorumsuzca davrananlara nefret besliyorum.” dedi.
“Başka bir ülkede” ve “dini çatışmalar” şeklinde nitelendiriliyor
Çevresinde bu konuda konuşabileceği pek kimsenin bulunmadığını anlatan Furusawa, “Filistin meselesi, Japonya’daki haberlerde pek sık yayımlanmıyor ve arkadaşlarla bu konu hakkında konuştuğumda ‘konuyu anlamadıklarını’ söylüyorlar.” dedi.
Furusawa, Japon toplumunun, Filistinlilerin Gazze Şeridi’ne sıkıştırıldığını duyduğunda bunu, “başka bir ülkede” ve “dini çatışmalar” şeklinde nitelendirdiğini belirtti.
Gazze’deki sivil katliama dayanamadığını ifade eden Furusawa, “durumu sindirmekten başka seçenek olmadığı” duygusuna kapıldığını ve bu aşamada harekete geçme kararı alarak “sessiz ve yalnız protestosuna” başladığını kaydetti.
“Bazıları kulaklarını kapatıp ‘çok ses çıkardığım için’ bana bağırdı”
Beyaz bir kağıt üzerine 29 Ekim 2023’te “Gazze’deki katliamı durdurun” yazıp, yakın bir tren istasyonunda bir saate yakın susarak beklediğini anlatan Furusawa, “Bu ilkti. Kafam karışık duygular içinde. O günden sonra huzursuzluğu hissettikçe, kendimle de yüzleşirken, ayakta durmaya devam ettim.” dedi.
Protestosunu izleyenlerin, “Gazze Soykırımını Durdurun” mesajının ne anlama geldiğini merak etmesini istediğini kaydeden Furusawa, şöyle konuştu:
“Genellikle Japon halkı, ‘Bu da kim? Aniden ortaya çıktı’ diyerek beni tuhaf, yabancı, rahatsız edici olarak görüyor. Bazıları ise kulaklarını kapatıp ‘çok ses çıkardığım için’ bana bağırdı. Olur ya, eylemlerimin anlamsız olduğu da söylenebilir. (Eylemlerimle) ‘Savaşı durduramayacağımı’ yüzüme söyleyen gençler oldu. ‘Burada ne oluyor? Savaşı durdurabilir miyiz ki?’ diye gülenler oldu. Tek kelime etmeden, köşe başında durmaya devam ettim. İsrail ordusunun halen devam eden Gazze Şeridi işgalini her gün tek başıma protesto ediyorum.”
]]>Seçimde iki farklı meclis için oy kullanılacak. Bunlardan ilki parlamento diğeri de Uzmanlar Meclisi. Parlamento seçimleri dört yılda bir, Uzmanlar Meclisi seçimleri ise sekiz yılda bir yapılıyor.
Uzmanlar Meclisi, İran’ın ruhani liderini seçen, görevden alan ve denetleyen yapıya deniliyor.
İran Anayasa Koruma Konseyi, her meclis için aday olan kişileri onaylıyor. Bu konsey de İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney tarafından atanıyor.
2009 yılında protestolara yol açan tartışmalı seçimlerden sonra en ufak bir eleştiride bulunan adaylar bile yarıştan alınmıştı.
Bu parlamento seçimleri için ise Anayasa Koruma Konseyi, 290 koltuklu parlamento için rekor sayıda adaya izin verdi. Seçimlere girecek 15 bin 200 kişiden sadece 30’u reformcu kanattan.
2004 yılından beri parlamentoda muhafazakarlar çoğunlukta, bunun değişmesi de beklenmiyor.
Önceki seçimlerde reform yanlısı cephe, adayların yarışa girmesi ve insanların sandığa gitmesi için teşvikte bulunuyordu.
Ancak bu seçimlerde ilk defa “anlamı olmayan, rekabetin bulunmadığı, adaletsiz ve etkisiz” seçimlerin bir parçası olmayı reddediyorlar.
Sosyal özgürlükler ve ekonomi anlamında seçimlerin çok büyük bir rolü yok; bu konularda son kararı hep Hamaney veriyor.
Bu Cuma günü de seçimlere düşük bir katılımın gerçekleşmesi bekleniyor.
2020 yılında yüzde 42 ile rekor düzeyde düşük katılım gerçekleşmişti; ondan önceki seçimlerde ise katılım genelde yüzde 50’nin üzerindeydi. 2016 yılında yüzde 62 ile en yüksek katılım olmuştu.
2021’de düzenlenen son seçimlerde de katılım yüzde 49 düzeyinde kaldı.
3,7 milyon oy geçersiz sayılarak ülke tarihinde bir ilk gerçekleşmişti.
Sonraki yıllarda seçimlere katılım düşerken protesto sıklığı arttı.
2017 ve 2019’daki protestolar da şiddetli bir şekilde bastırılmıştı.
Muhafazakar öğrenciler de şikayetçi
Aynı zamanda hükümete önceden destek veren muhafazakar kesimler tarafında da seçimlere katılım düşmüş durumda.
Bu kesimlerden de hükümeti eleştiren sesler yükselebiliyor.
Hamaney ile buluşan muhafazakar öğrencilerin konuşmaları çoğunlukla kötü ekonomik ve sosyal koşullara yönelik eleştirilerle dolu oluyor.
Batı ve İsrail’e yönelik politikaların da etkisiz ve çıkar odaklı olduğu eleştirileri yöneltiliyor.
Hamaney ise seçimlerin bir görev olduğunu vurgulayarak katılımı kendi destekçileri arasında artırmaya çalışıyor.
Yetkililer seçimlerin özgür ve adil olduğu konusunda ısrarcı olmaya devam ediyor.
Sokaklarda da seçim coşkusunu görmek pek mümkün değil; bazı kamuoyu yoklamalarına göre seçimlerin düzenleneceğinden haberi olmayan çok sayıda insan var.
2022 yılında 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin başını düzgün örtmediği gerekçesiyle gözaltına alınıp, daha sonra da hayatını kaybetmesiyle yüksek katılımlı protestolar düzenlenmişti.
Yüzlerce insan öldürüldü, binlerce kişi yaralandı binlerce kişi hala hapiste.
Bu protestoların ardından siyasi ve sosyal ortam daha da baskıcı bir hal aldı.
Ekonomik kriz de halen etkisini ağır bir şekilde hissettiriyor; altı ay boyunca verileri yayınlamamasının ardından sonbaharda İran Merkez Bankası’nın yaptığı açıklamaya göre enflasyon yüzde 56 oldu.
Hükümetin ekonomiye ilişkin sözlerini yerine getirmemesi de umutsuzluğu körüklüyor.
]]>“HATAY’DAKİLERİ HAREKETE GEÇİREN GÖKHAN ZAN’DI”
Savaş, “Hatay’ı kimseye teslim etmeyeceğiz. Bana gösterdikleri tepkilerin en az 100 katını bakanlara gösterdiler. Bakanları bile konuşturmayan bir kitle vardı. Onları da harekete geçiren bir Gökhan Zan vardı. Bana karşı yapılan bir kumpas var nedenini bilmiyorum. Benim geldiğim süre içinde insanlar huzur içinde dua ederek geliyordu. Orada provokasyonlar esnasında birinin elinde silah olabilirdi” demişti.
GÖKHAN ZAN’DAN SAVAŞ’A YANIT GECİKMEDİ
Hatay’dan yeniden aday gösterilen Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın sözlerine eski futbolcu Gökhan Zan’dan yanıt gecikmedi. Sosyal medya hesabından bir açıklama yapan Zan, “Siz daha depremin ilk günlerinde, binlerce insanın vebaline girmiş idealist müteahhitlerinizi aklamadınız mı?” tepkisini gösterdi. Zan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi; “Değerli büyüğüm Sayın Lütfü Savaş Başkanıma cevaben; Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, şahsıma karşı atfettiğiniz suçlamaları şaşkınlıkla izledim ve bu toprakların bir evladı olarak Hataylılar adına daha çok üzüldüm. Bir devlet büyüğüm olarak bana katkılarınızı inkar etmeyeceğim gibi, yanınızda çalışmış biri olarak, emeğimin karşılığını almamın nesi sizi bu kadar rahatsız etti anlayabilmiş değilim.
“PROTESTOYA MARUZ KALMANIZ HERKESTEN ÇOK BENİ ÜZMÜŞTÜR”
Sizin depremin birinci yılında, Hataylılar tarafından böylesine bir protestoya maruz kalmanız herkesten çok beni üzmüştür. Ancak, bu protestoların nedeni ben değil, kendi seçmeninizle bu denli iddialaşmanız, en zor zamanlarımızda yanımızda olmamanız ve kalpten kalbe giden yolda bizlerle bağınızı koparıp, savaşmak yerine yalnız bırakmanızdır.
“VOLKAN DEMİREL’İ BAHANE ETMENİZ…”
Kaldı ki, farklı kültürlerin sembolü olan Hatay’da, birlik ve beraberliğimizi yakanda, kül edende, yanlış kararlara imza atanda, bize sırtını dönen de sizsiniz! Ayrıca şahsınıza karşı yapılan bu protestolar yeni değil, daha adaylığınızın açıklandığında ilk gün başlamıştır. Yani benimle alakalı değildir! Öyle ki, olayla hiç alakası olmayan, depremde gece gündüz çalışan, Hatay için elini taşın altına koyan kıymetli hocam kardeşim Volkan Demirel’i bahane etmeniz ise, hem kendisine, hem halkın gönlündeki yerine hakarettir. Zaten, geldiğiniz yerin diliyle topluma karşı siyasi söylem üretmekten asla vazgeçmemeniz, ahde vefayı yüreğine kötülük uğramamış Hataylılarla değil, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde olduklarınızla, yol arkadaşlığı etmenizdir.
“ALTIN MAKASLI AÇILIŞLARI BENİM YAPMADIĞIMI EN İYİ SİZ BİLİYORSUNUZ”
Üstelik, protesto edilmenizle benim bir alakamın olmadığını, idealist uğrularla, altın makaslı açılışları benim yapmadığımı en iyi siz biliyorsunuz! Hiçbir anmada bir Hataylının elini tuttunuz mu? Elinizi omzumuza koydunuz mu? İçtenlikle samimi bir şekilde sarıldınız mı? Siz seçilmiş biri olarak, hemşehrilerimizin enerjisini polemiklerle tüketip, ihanet ideolojisi içerisinde Hatay ve Hataylılara en büyük kötülüğü yapmıyor musunuz? Siz kendi mensubu olduğunuz siyaset arenasında bile, mecburi bir aday olarak karşımıza çıkartılmadınız mı? Siyasi şaibelerinizle hakkınızda yapılan anketler yeterli görülmediğinden, yenilerini yaptıranlar bizzat siyaset evinizin mensupları değil mi!
“MÜTEAHHİTLERİNİZİ AK-LAMADINIZ MI?”
Siz daha depremin ilk günlerinde, binlerce insanın vebaline girmiş idealist müteahhitlerinizi aklamadınız mı? Bizim tek isteğimiz, kaybettiklerimiz için saatler tam 04:17’yi gösterdiğinde sessizce yas tutmaktı. Ne yazık ki, bu mümkün olmadığı gibi sizde yanımızda da durmadınız. Bizim sizden beklentimiz, ağır yıkım yaşamış yaralı yüreklere birazda olsa dokunabilmenizden ibaretti. İhtiyaç duyduğumuz tam da buydu ama olmadı, yapmadınız. Siz suçunu bilen siyasetçi kimliğinizle bahaneler üretip, bizleri provokatörlükle suçlamak yerine, kişisel hırslarınız, tercihleriniz ve heveslerinizin bir gün milli iradenin kalkanına çarparak darmadağın olacağınızı bilmeliydiniz. Keşke siz, “Kırk yıl önce düşman eline bırakılmayan Türk yurdu Hatay’ı, eski görkemli günlerine kavuşturup ihya ve inşa etmek için hep birlikte mücadele edelim, Hatay hepimizin şahsi meselesi olsun” diyebilseydiniz. Bilmenizi isterim ki, Son söz elbette Hatay halkının olacaktır.”

