KAYSERİ’de Rüya Sarıca (7), müzik öğretmeni eşliğinde, piyano tuşlarının üzerine renkli fasulye tanelerini yapıştırarak 5 yaşında piyano çalmaya başladı. Fasulyelerin renklerine göre notaları öğrenen Sarıca, mart ayında online ortamda video gönderdiği yarışmada dünya birinciliği elde etti. Müzik aletlerini çalmanın eğlenceli olduğunu söyleyen Rüya Sarıca, “Piyanoya fasulyeler ile başladım. Sonrasında belirli bir seviyeye gelince fasulyeleri kullanmayı bıraktım. Herkes istediği müzik aletini çalabilir. Öğrendikten sonra insana basit geliyor” dedi.
Rüya Sarıca, piyano çalan ablasından etkilenerek 5 yaşındayken piyano çalmak istedi. Bunun üzerine müzik öğretmeni Tuğba Işıldak Tezcan, Rüya’yı piyanoya başlattı. Okuma yazma ve nota bilgisi olmayan Rüya’ya, notaları öğrenmek için renkli fasulyeleri kullandı. Piyano tuşlarının üzerine, her notaya boyanan farklı renkte fasulye taneleri yapıştıran Tuğba öğretmen, Rüya’nın notaları öğrenmesini sağladı. Rüya, piyano çalmayı öğrendikten sonra tuşlara fasulye yapıştırmayı bıraktı. Kendini piyanoda geliştiren Rüya Sarıca, online olarak World Classical Music Awards yarışmasına video gönderdi. 15 ülkenin 54 şehrinden 1 milyonun üzerinde yarışmacının katıldığı yarışmada, mart ayında altın ödül alan Rüya, dünya birincisi oldu. Yarışmanın ardından İstanbul’da düzenlenecek olan IPC International Piano Competition yarışmasına davet edilen Rüya Sarıca, 9 Haziran’da juri önünde piyano çalacak.
‘RENKLERLE BERABER NOTALARI DA ÖĞRENDİK’
Rüya’nın yaşının üzerinde bir performans sergilediğini söyleyen müzik öğretmeni Tezcan, “Küçük yaşta piyano eğitimine başlamak çok önemli. Çünkü çocukların beyin gelişimlerine çok büyük etkide bulunuyor. Çok büyük pozitifliği var. Öğrenciler piyanoya, renklerle başladıkları zaman notaları çok çok daha kolay öğrenebiliyorlar. Bunu, Rüya’da tam anlamıyla gördük. Rüya okuma yazma bilmiyordu. 5 yaşında başladı. Hem okuma yazmayı hem de notaları öğrendi. Notalar bize bir kılavuz oldu. Renklerle beraber notaları da öğrendik. Sonrasında renkleri attık. Normal çalmaya başladık ve bir sürü kapılar açılmaya başladı. Çocukların özellikle özgüven düzeyleri çok yükseliyor. Rüya, girdiği bütün yarışmalarda birinci oldu. Yaşının üzerinde bir performans sergiliyor. World Classical Music Awards yarışmalarına girdi. Orada birinci oldu. Şimdi de IPC Uluslararası Piyano yarışmasına girdik. Çok zor olmasına rağmen, Kayseri’den ilk defa 7 yaşında biri katılacak. O da Rüya” diye konuştu.
‘RENKLER HEM BANA HEM DE PİYANO TUŞLARINA YARDIMCI OLUYOR’
Rüya’nın geçirdiği süreci anlatan Tezcan, “Ben notaları öğretirken, birinci sınıfta kullandığımız fasulyeleri kullanmayı tercih ettim. Çünkü etiket yapıştırdığınız zaman piyanonun lekesi kalıyor. O oluyor, bu oluyor ve bu çocuklara bir kopya gibi geliyor. Ben onu istemiyorum. Ben çift taraflı bantla fasulyeleri yapıştırdım. Çocuklar evlerine giderken de o fasulyeleri ellerine veriyorum. Onlar benim evime geldiklerinde ya da ben onların evine gittiğimde fasulyeler tuşta yapışık olduğu için ‘öğrendikten sonra bunu buradan kaldırın, artık o size veda edecek’ diyorum. Geldiğimde bir bakıyorum veda etmiş oluyor. Otomatik olarak renkler hem bana hem de piyano tuşlarına yardımcı oluyor” ifadelerini kullandı.
‘RÜYA BİRİNCİ OLDUĞU ZAMAN AĞLADIK’
Tezcan, “Yarışmalara online olarak katıldıktan sonra ben Rüya’da çok büyük bir gelişme gördüm. Bizim belli yerlerde sertifikalar almışlığımız vardı zaten. Bu sertifikalardan sonra kendimizi bir de yarışmalarda görmek istedik. Ailemiz çok büyük destek oldu. Aslında bilmeden bir yarışmaya girdik. Çünkü milyonlarca insanın katıldığı bir yarışma. Aslında çocuk açısından bir riskti. Ama hayatta bazen cesaretli olmak güzel şeyler getirebiliyor. Rüya’ya bu konuda çok güvendim. Bu yaşta olup da bu şekilde güzel bir tekniği olan, notaların ritimlerini ve yerlerini çok iyi yapıyor. Rüya birinci olduğu zaman ağladık. Rüya kesinlikle piyanoda ilerlemek istiyor. Müzikten asla ayrılmayacak” dedi.
‘PİYANOYA FASULYELER İLE BAŞLADIM’
Müzik aletlerini çalmanın eğlenceli olduğunu söyleyen Rüya Sarıca ise “Piyanoya fasulyeler ile başladım. Sonrasında belirli bir seviyeye gelince fasulyeleri kullanmayı bıraktım. Ablamı piyano çalarken çok gördüm. Bende ablam gibi piyano çalmayı istedim. Fasulyeleri kullandığımız için çok ta zor olmadı. Şuana kadar yarışmalarda birinci oldum. IPC’de birinci olacağım mı bilmiyorum. Herkes istediği müzik aletini çalabilir. Öğrendikten sonra insana basit geliyor. Müzik aletlerini çalmak eğlenceli bir şey” diye konuştu.
]]>Eğitimine, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü’nde Dr. Fulya Tezer ile başlayan Saraç, 3 yıldır Münih Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi Üstün Yetenekli Gençler Programı piyano bölümünde Prof. Michael Schafer’in öğrencisi olarak kariyerine devam ediyor.
Can Saraç, Almanya, İtalya, İspanya, Makedonya, Bulgaristan başta olmak üzere birçok ülkede düzenlenen uluslararası yarışmalarda solo ve duo performanslarıyla birincilik ödülleri alarak yurda döndü.
Yurt içi ve yurt dışında konserlerini sürdüren genç sanatçı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) Ada Ankara Bankkart Mavi Salon’daki solo resitali öncesinde, AA muhabirine, çalışmalarını ve hedeflerini anlattı.
Saraç, piyano eğitimine ailesinin yönlendirmesiyle 5 yaşında başladığını, kısa bir dönem sonra dünyanın büyük konser salonlarında en iyi orkestralarla konser verme hayalleri kurmaya başladığını ve yeni hedefler edindiğini söyledi.
Piyano çalışırken ve konserlerinde, dışarıdaki her şeyi unuttuğunu ve çalışacağı eser üzerine yoğunlaştığını ifade eden Saraç, “Konser sırasında, çalıştığınız repertuvarı orada dinleyicinin önüne koyuyorsunuz. Çalarken farklı bir dünyada gibi hissediyorum.” dedi.
Münih Müzik ve Sahne Sanatlarında piyano eğitimi alırken, diğer taraftan İstanbul Kültür Koleji 11. sınıf öğrencisi olduğunu belirten Saraç, 3 senedir ayda ortalama 3 defa dersleri için Münih’e gittiğini, ilk zamanlarda bu temponun kendisini zorladığını, bir süre sonra alıştığını belirtti.
Genç piyanist, geçen aylarda şef Cemi’i Can Deliorman yönetimindeki, Rusya’nın efsanevi Mariinski Senfoni Orkestrası ile konser vermenin kendisi için kıymetli bir deneyim olduğunu vurguladı.
İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile verdiği şef Deliorman yönetimindeki konserin Rusya konseri öncesi güzel bir tecrübe olduğunu aktaran Saraç, “Mariinski Tiyatrosu konser salonunda Mariinski Senfoni Orkestrası ile konser vermek çok heyecanlıydı. Bu, her müzisyenin hayalinde olan bir şey. Bu hayali kendi adıma gerçekleştirmiş olmak ayrı mutluluk.” diye konuştu.
CSO Ada Ankara’daki ilk konseri
CSO Ada Ankara’daki ilk konseri için büyük bir heyecan duyduğunu dile getiren Saraç, “Her konser öncesi olduğu gibi yoğun bir çalışmam oldu. Bu konserimde de en baştan beri istediğim, piyano eserlerinin bilindik ve en saygı duyulan eserlerinden F. Lizst’in Si Minör Sonatı ile başlayacağım. Çok uzun bir eser, yaklaşık yarım saat kadar sürüyor. Sonrasında Chopin’in 4 Balad’ı ile devam edeceğim.” ifadesini kullandı.
Zaman zaman çalmaktan zevk aldığı bestecilerin değiştiğini belirten Can Saraç, “Bir dönem Chopin ve Robert Schumann çalmaktan hoşlanıyordum. Bir süre sonra Beethoven dinlemeye başladım, bu sıralar ise F. Lizst ve Rahmaninov’un eserlerini dinlemeyi ve çalışmayı seviyorum, bestecilere yönelik ilgim dönem dönem değişiyor.” dedi.
Davet alan 4 piyanistten biri
CSO Ada Ankara’daki konserinin ardından aldığı davet üzerine Brezilya’ya gideceğini anlatan Can Saraç, şunları kaydetti:
“Brezilya’da Rio de Janeiro’daki ilk konserimde de CSO’daki aynı repertuarı çalacağım, ekstra Brahms Intermezzo 1 ve 2. numaralı eserlerini de sunacağım. Brezilya’ya ‘Piyanissomi Festivali’nin davetiyle gideceğim. Festival Yönetim Kurulu beni daha önce hem St. Petersburg’da hem de Moskova’da konser vermek için davet etmişti. Brezilya’da da bu festivali düzenliyorlar ve bu festival için davet ettikleri 4 piyanistten biriyim. 26 Nisan’da Brezilya Rio’da solo konser vereceğim. Her müzisyen kendi konseri için ne olacak, nasıl olacak diye düşünüyordur, ben de bu konserim için çok heyecanlıyım. İlerideki hedeflerim noktasında da heyecanlıyım. En büyük hedeflerimden birisi de yurt dışında istediğim yerde üniversiteye gidip orada eğitimime devam etmek. Üniversite için de Almanya veya Avusturya’yı düşünüyorum.”
Can Saraç, Brezilya’dan döndükten sonra Münih’te piyano hocasının sınıf konserinde performans göstereceğini aktardı.
“Enstrümana ve müziğe ilginiz varsa hiç durmayın başlayın”
Şu an için yeni bir yarışmaya katılmayı planlamadığını, bunu 2 yıl sonra düşündüğünü belirten Saraç, bir yarışmaya hazırlanmanın, öncesinde büyük bir çalışma ve efor ile eserlere odaklanarak, özel seçimler yapmayı gerektirdiğini söyledi.
Saraç, çoğu kişinin lise eğitimi ile piyano eğitiminin beraber zor olabileceği düşüncesinde olduğunu, yıllardır ikisini birlikte yürüttüğünden buna alıştığını ifade ederek, “Tabii bazen okuldan dolayı piyano çalışmadığım dönemler oluyor fakat bir şekilde onu telafi ederek, her zaman istediğim şeyi yapmaya zaman kalıyor.” dedi.
“Müzik yeteneği olanların, matematik ve dil becerilerinin daha iyi olduğu” yönündeki söylem hakkında net bir şey söyleyemeyeceğini vurgulayan Saraç, eğitim hayatına başladığından beri matematiğinin hiçbir zaman kötü olmadığını ama süper de olmadığını dile getirdi.
Ailesindeki tek müzisyen olan Saraç, yabancı dil eğitiminin ise müzisyenler için zorunluluk olduğuna dikkati çekti.
Genç piyanist, gençlerin profesyonel olarak değilse bile hobi olarak enstrüman eğitimlerini akademik eğitimleriyle sürdürebileceklerini ifade ederek, “Gençlere tavsiyem, enstrümana ve müziğe ilginiz varsa hiç durmayın, direkt başlayın, sonunun nereye gideceğini bilemezsiniz. Ufak bir şeyler bile çalsanız, çok az bile çalışsanız, enstrümanınız size ne kadar çalışırsanız karşılığını veriyor.” diye konuştu.
]]>İstanbul’da sanatseverlerle buluşan Ukrayna asıllı ABD’li piyanist, AA muhabirine yaptığı açıklamada, en son 2021’de Türkiye’de konser vermeyi planladığını fakat Kovid-19’den ötürü organizasyonun iptal edildiğini belirterek, uzun bir aranın ardından burada hayranlarıyla buluşmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi.
Lisitsa, Türklerin çok sıcakkanlı ve coşkulu olduğunu, sadece konser salonunda değil, sokakta dolaşırken bile bazı öğrencilerin yanına gelerek konserden habersiz olmalarına karşın kendisini tanıdığını ve fotoğrafını çektiğini anlatarak, “Burada insanlar beni tanıyor ve takip ediyor. Böylesine coşkulu bir kalabalığın önünde performans yapmak harika.” dedi.
Lisitsa, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan insani dramların müziğini etkilediğini söyleyerek, “Savaş bölgelerinde çok konser verdim. Oraya geldiğimde izleyici çok farklı duygular yaşıyor. Müzik o insanlar için bir eğlence değil, bir oksijen gibi. Sadece savaş halinde değil, her zaman içimizde bir gerginlik yaşıyoruz. Bu zorlu zamanlarda müzik, insanları bir araya getirme görevi görmeli. ‘Dünyanın bittiği yerde müzik başlar’ diye bir söz var. Bu çok doğru. Çünkü müzik, ruhtan ruha bir iletişimdir. İnsanlık olarak iletişim sağlamamız çok önemli, çünkü sıradan iletişim yolları tahrip olmuş durumda.” diye konuştu.
Konser verdiği savaş bölgeleri arasında Ukrayna’nın da yer aldığını kaydeden sanatçı, Ukrayna’nın Donetsk bölgesinde Rusya ile çatışmaların başladığı 2015’te sığınaklarda ustalık dersi verdiğini aktardı.
“İyi müzisyen olmak, seyirciyi daha iyi dünyaya taşımaktır”
Lisitsa, yakın zamanda gerçekleştirdiği müzik projelerine de değinerek, şunları kaydetti:
“Geçen yıl Sergei Rachmaninoff’un 150. doğum yılı dolayısıyla Rachmaninoff Terapisi adı altında bir program başlattım. Bu kapsamda ünlü bestekarın 24 prelütünü aralıksız çaldım. Rachmaninoff bu çalışmaları 100 küsur yıl önce, tüm dünyada medeniyetlerin yıkılma aşamasında olduğu bir dönemde, Birinci Dünya Savaşı yıllarında yazmış. Ben yıllar sonra bu müziği yeniden seslendirdim ve 100’ün üzerinde yardım amaçlı konser düzenledim. Beni çağıran her yere gittim.”
İnsanların Rachmaninoff’un müziğini dinlediğinde ağladığını söyleyen Lisitsa, “Hep beraber ağladık. Müziğin böyle bir sihri var. Mesela geçen sene Lübnan Beyrut’ta bir festivale davet edildim. Festivalin ardından bir hastanede kanser hastası çocuklar için çalmamı rica ettiler. ‘Küçük bir piyano var. 10 dakika da olsa piyano çalar mısın? Daha önce hiç piyano dinlemediler.’ dediler. Etrafta çok fazla acı vardı. Aileler ve çocuklar stresliydi. Yüzlerinde yaşam ve ölüm vardı. ‘Tabii.’ dedim. Orada da Rachmaninoff’un prelütlerini çaldım. Piyano duvara dönük olduğu için seyircilere arkam dönük çalmak durumundaydım. Doktorlar çok şaşırdı çünkü bütün ağlamalar, koşturmalar bitti. Her şey durdu. O anın videosunu çekmişler. Eğer onu görmesem, müziğin bunu yaptığına inanmazdım. Bu benim için yıllar boyunca verdiğim emeklerin en büyük ödülü gibiydi. Benim için iyi bir müzisyen olmak, insanlara piyanoyu çok hızlı çalıyorsun dedirtmek değildir. Seyirciyi daha iyi bir dünyaya taşımaktır.” dedi.
“İlk fırsatta Filistin’de konser vermek isterim”
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da tepki gösteren Lisitsa, “Daha önce İsrail’de konser verdim ve çok eğlenceli geçti. Aynı zamanda Ramallah’ta bir konservatuvardan çağrıldım ustalık dersi vermek için. Bu yılın ilkbaharında düzenleyecektik, fakat geçen yıl başlayan savaştan ötürü sınırı geçemeyeceğimi söylediler. İlk fırsatta orada konser vermek isterim. Bölgedeki çocuklarla ailelerinin zarar görmesi çok feci bir durum.” değerlendirmesinde bulundu.
Lisitsa, Ukrayna’da Rusya ile devam eden savaştan ötürü de üzüntüsünü dile getirerek, “Ben Ukrayna’da doğdum. Maalesef orada kardeş kardeşle anlamsızca savaşıyor ve bu şiddet sarmalı sürüyor. Umuyorum müzik ve sanatla orada yaşananları durdurabiliriz.” diye konuştu.
Kiyev’de 1973’te dünyaya gelen Valentina Lisitsa, 2012’de YouTube kanalındaki bir performansının 50 milyonun üzerinde izlenmesinin ardından dünyaca tanındı.
Konserlerinde Sergei Rachmaninoff ve Charles Ives gibi bestecilerin eserlerini seslendiren Lisitsa, çok sayıda ülkede büyük övgü alan performanslara imza attı.
]]>Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 1952 yılında dünyaya gelen evli ve 2 çocuk babası Zafer Mat’ın çocuk yaşlarda mandolin çalmayla başlayan müzik ilgisi, 17 yıl önce arkadaşlarının hediye ettiği piyanoyla sürdü. Uzun yıllar Çorlu’da bir alışveriş merkezi içerisinde bulunan piyanoyu çalan Mat, 3 yıl önce yerleştiği Muğla’nın Bodrum ilçesinde başta Kent Meydanı olmak üzere yarımadanın birçok noktasına bisikletli piyanosu ile ulaşarak yerli ve yabancı turistlere piyano dinletisi sunuyor.
‘DOĞAL SEZGİLERİMLE HAREKET ETTİM’
Piyanoyu duygularıyla ve gitardaki teorik bilgileriyle çalmaya başladığını söyleyen Zafer Mat, “Piyano benim küçük yaşlarda ilgimi çeken bir enstrümandı. Parasal imkanlarım yeterli değildi. 55 yaşında piyano sahibi olabildim. Çorlu’da 3 arkadaşımın para toplayarak, bana piyano hediye etti. Herhangi bir rehberim, öğretmenim yoktu. 30 yıl kadar gitar çalmıştım; oradaki teorik bilgilerimi piyanoya aktarmaya çalıştım. Yoğun çalışma içerisine girdim. Doğal sezgilerimle ve duygularımla hareket ettim ve piyano çalmayı buraya kadar getirdim. Daha da yukarı çıkarmak adına gün boyu çalışıyorum” dedi.
‘DEMİRCİ BİR ARKADAŞTAN DESTEK ALDIM’
Piyanonun özel bir enstrüman olduğunu ve çalabilmenin yoğun emek gerektirdiğini belirten Mat, “Uzun yıllar Çorlu’da bulunan bir alışveriş merkezinde piyano dinletisi yaptım. Ziyaretçiler tarafından çok sevildi. Piyanonun farkındalığını arttırmak için çocuklarla beraber çalmaya başladım. Çocuklara tek parmaklarıyla minik şarkılar çaldırdım. Çok hoşlarına gitti ve giderek daha büyük ilgi görmeye başladı. Uzun süre Çorlu’da kaldıktan sonra bunu başka şehirlerde yapma gibi bir düşünce oluştu. Piyanonu dış basında bisiklete bindirilerek çalındığını gördüm. Çok hoşuma gitti ve Çorlu’da demirci bir arkadaştan bunu konuda destek aldım. Taşıyıcı oluşturdum, bu ilgiyi daha da arttırdı. Bodrum’da meydanda ve kentin çeşitli noktalarında bisiklet üzerine seyyar kurduğum sistem ile çalmaya başladım. Bu yerli ve yabancı turistlerin çok ilgisini çekti” diye konuştu.
‘O AN BENİM İÇİN ÇOK DEĞERLİYDİ’
Bodrum’da beklediğinin ötesinde yoğun bir ilgi gördüğünü aktaran Mat, yaşadığı bir anısını da şöyle anlattı:
“Bodrum meydanda piyona çaldığım sırada İrlanda doğumlu bir Türk kızı yanıma gelip, ‘Size sarılmak istiyorum’ dedi. ‘Neden’ diye sordum. Bana, ‘Türkiye’nin aydınlık yüzünü temsil ediyor olmanız, beni çok gururlandırdı ve bu nedenle mutlu etti’ diye cevap verdi ve sarıldı. O an benim için çok değerliydi.”
6 Şubat 2023’te yaşanan deprem felaketi sonrası Bodrum’a gelen depremzedelere piyano çalarak moral verdiğini anlatan Mat, “Onlarla şarkılar, türküler söyledik, birlikte ağladık. Kendilerine, çok iyi geldiğimi söylediler. Amaçlarımdan biri de bu sanatı çocuklara ve gençlere aşılamak, güzel bir rol model olabilmekti. Toplumu ve bireyleri, daha yukarı çıkaran iki dal var; bunlar, bilim ve sanattır. Bu konuda o sorumluluğu hisseden herkesin hayata bu katkıyı vermeyi gerekir. Yaşama dair doğru duruşları edinmek ve edindirmenin en önemli yolu, sanattır.”
]]>Eğitimine, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü’nde Dr. Fulya Tezer ile başlayan Saraç, 2021’den bu yana, Münih Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi Üstün Yetenekli Gençler Programı piyano bölümünde Prof. Michael Schafer’in öğrencisi olarak kariyerine devam ediyor.
Aynı zamanda Prof. Gökhan Aybulus ile düzenli olarak piyano çalışmalarını sürdüren Saraç, Liechtenstein International Music Academy’nin bursiyeri olarak da akademi tarafından verilen tüm eğitim ve konserlere düzenli olarak katılıyor.
Almanya, İtalya, Makedonya, Bulgaristan, İspanya, Macaristan gibi birçok ülkede düzenlenen uluslararası yarışmalarda solo ve duo performanslarıyla birincilik ödülleri kazanan Saraç, bu yıl İtalya’da düzenlenen Piano Academy Eppan’da birincilik elde ederek, “Arturo Benedetti Michelangeli” ödülünü en genç yaşta kazanan piyanist olma başarısı da gösterdi.
“Öğretmenim, müzik kulağımın iyi olduğunu söyledi.”
Solo ve oda müziği konserlerine devam eden genç sanatçı, başarılarla dolu müzik hayatını ve gelecekle ilgili hedeflerini AA’ya anlattı.
Piyano eğitimine ailesinin yönlendirmesiyle 5 yaşında başladığını belirten Saraç, “Evimizin yakınındaki bir sanat merkezine giderek, piyano dersleri aldım. Oradaki öğretmenim Cem Cücenoğlu, müzik kulağımın çok iyi olduğunu ve konservatuvar sınavlarına girmem gerektiğini söyledi. Sınavlara girip kazandım ve böylece müzik yolculuğum başlamış oldu” diye konuştu.
“Günde yaklaşık 7-8 saat çalışıyorum”
Müzik ve piyano hayatında önemli bir yer tuttuğu için sıkı bir çalışma disiplinine sahip olduğuna dikkati çeken sanatçı, “Uzun saatler çalışıyorum özellikle önümde önemli konserlerim varsa çalışma sürem daha da uzuyor. Günde yaklaşık 7-8 saat çalışıyorum. Okula gittiğim günler çok vaktim olmuyor ancak yine de 3-4 saat çalışabiliyorum.” dedi.
Bu yıl İtalya’da elde ettiği birincilik hakkında bilgi veren Saraç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Piano Academy Eppan İtalya’da önemli bir akademi. Dünyadan çok sayıda yapılan başvuru arasından bu akademiye katılmak üzere seçilen 24 piyanistten biri oldum. Bu sene akademiye kabul edilen en genç katılımcı bendim. Sonra akademideki deneyimli profesörler final konserine çıkmak için aralarında benim de olduğum 6 finalist belirledi. Finalde, ‘Arturo Benedetti Michelangeli’ ödülünü kazanan en genç piyanist oldum.”
2022 yılında “Pianissimo-Live” serisinden davet alan en genç piyanist olarak St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi ve Moskova’da solo konserler verdiğini aktaran Saraç, 2023 yılında ise ABD Teksas’ta dört yılda bir düzenlenen ve dünyanın en prestijli organizasyonlarından biri olarak kabul edilen The Cliburn Junior’a “Festival Artist” olarak katıldığını dile getirdi.
En büyük destek ailesinden
Eğitimine devam edip, dünyanın en önemli sahnelerinde konser verme hedefi olduğunu anlatan Saraç, başarısını en büyük destekçisi olan ailesine borçlu olduğunu ve arkadaşlarının kendisine cesaret verdiğini kaydetti.
Saraç, müziğe ilgi duyan gençler için ise şu tavsiyelerde bulundu:
“Bence tüm gençler hiç zaman kaybetmeden sanatla ilgilenmeye başlasın ve yılmadan devam etsinler. Profesyonel olmak için çok çalışmak, disiplinli ve özverili olmak gerekiyor. İlla profesyonel olmak da gerekmiyor aslında hobi olarak da sanatın bir dalıyla uğraşmak çok güzel. Maddi anlamda piyano ve benzeri müzik aletlerine ulaşım çok zor olabiliyor. O yüzden gençlerin özellikle okullarda müzik aletleriyle tanışması büyük önem taşıyor. Birçok genç, müzik aletine ulaşabilse belki kendilerindeki potansiyeli keşfetme imkanı bulacak. Böylece yeni yeteneklerle tanışabileceğiz. O yüzden müzik aletlerinin ulaşılabilir olması çok önemli.”
]]>