Ulusal Gün vesilesiyle dün akşam başkent Pekin’de Büyük Halk Salonu’nda resepsiyon düzenlenirken meclisin bulunduğu Tienanmın Meydanı, özel dekoratif malzemeler ve ışıklarla donatıldı.
Meydanda Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mao Zıdong’un portresinin bulunduğu eski İmparatorluk Sarayı “Yasak Şehir”in güney cephesi aydınlatılırken meydanın ortasına Ulusal Gün’e özel dev çiçek buketi yerleştirildi.
1912’de Çin Cumhuriyeti’ni kuran Sun Yat-sen’in portresi de alanda Mao’nun portresinin karşısına konumlandırıldı. Komünist rejim, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde siyasi faaliyette bulunan milliyetçi Sun’u, modern Çin’in kurucu lideri olarak görüyor.
Tienanmın Meydanı’nda bayrak töreni
Ulusal Gün vesilesiyle sabah Tienanmın Meydanı’nda geçit töreni yapılmadı, geleneksel bayrak töreni gerçekleştirildi. Çin Halk Kurutuluş Ordusu askerlerinden oluşan tören kıtası, Çin Halk Cumhuriyeti bayrağını göndere çekti.
Ülkede, cumhuriyetin kuruluşunun 10 yıllık dönümlerinde geçit törenleri yapılıyor. 70. yılının kutlandığı 2019’da askeri geçit töreni gerçekleştirilmişti.
Çin’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Çan Kay-şek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi (Koumintag) ile Mao Zıdong önderliğindeki Çin Komünist Partisi (ÇKP) güçleri arasında yaşanan iç savaşta galip gelen komünistler, 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Aralarında 2006’dan bu yana Gazze’yi kontrol eden Hamas ve Filistin Yönetimi’nin başındaki El-Fetih’in de olduğu 14 Filistinli grup dün Çin’in arabuluculuğunda “Pekin Deklarasyonu”nu imzaladı.
Taraflar, son anlaşmayla İsrail-Gazze savaşının ardından “ulusal uzlaşı hükümeti” kurulması ve Gazze’yi bu hükümetin yönetmesi konusunda mutabık kaldı.
Deklarasyon şimdilik sadece kağıt üzerinde, ne zaman ve nasıl uygulanacak henüz belli değil. Ancak yine de, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’de düzenlediği saldırılar ve sonrasında İsrail’in Gazze’de büyük bir askeri operasyon başlatmasından bu yana Filistinli gruplar arasındaki en kapsamlı mutabakat.
Anlaşmanın arka planında, Çinli diplomatların aylardır Orta Doğu’da yaptığı temaslar var. Pekin, Mayıs’ta Çin-Arap Ülkeleri İşbirliği Forumu’na ev sahipliği yapmıştı.
Çin, 2023’te Suudi Arabistan- İran ilişkilerinin 7 yıllık aradan sonra normalleşmesinde önemli rol oynamıştı. Pekin yönetimi, Şubat 2022’den bu yana süren Rusya-Ukrayna savaşının son bulması için de çaba harcıyor. Çin, İsrail ve Hamas arasında ateşkes sağlanması için de taraflar arasında mekik diplomasisi yürütüyor.
Çin arabuluculukta neden ön plana çıktı?
Tarafların arabuluculuk için ABD, Batılı ülkeler ya da bölgesel aktörler yerine Çin’i tercih etmesi, küresel diplomatik eksenin doğuya kaymaya başladığının işareti olabilir.
Brüksel merkezli Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi’nden Dr. Ceren Ergenç’e göre bunun altında, Pekin’in “Küresel Güney” olarak adlandırılan gruptaki ülkelere yönelik yaklaşımı yatıyor.
BBC Türkçe’ye konuşan Ergenç, “Çin, Orta Doğu’ya bir süredir sadece ekonomik bir dış güç olarak değil, ABD’ye benzer şekilde diplomatik bir güç ve dost ülke olarak girmeye çalışıyor” dedi.
Ergenç ayrıca Çin’in “emperyalizm karşıtı” bir söylem benimseyerek, kendisini ABD ve Batılı ülkelere alternatif “dostane bir süper güç” olarak tanımladığını vurguladı.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Dış Politika Program Direktörü Gülru Gezer de, Çin’in özellikle Suudi Arabistan-İran normalleşmesi ve Suriye’nin geçen yıl Arap Birliği’ne dönmesinde oynadığı rolün ardından, Orta Doğu’da güvenilir bir arabulucu olarak görülmeye başladığını belirtti.
BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Gezer, “Çin artık sadece ekonomik bir süper güç değil, aynı zamanda siyasi ve diplomatik bir süper güç olma hedefini de güdüyor. Orta Doğu’da Filistinliler arasındaki uzlaşıya arabuluculuk etmesi bunun en son örneği” dedi ve ekledi:
“Bu arabuluculuk girişimlerinin, Çin’in sadece Orta Doğu’da değil, tüm dünyada diplomatik ve siyasi olarak ‘Ben varım’ demesinin tezahürü olduğunu düşünüyorum.”
Pekin neyi farklı yapıyor?
Dr. Ceren Ergenç’e göre arabulucu arayışındaki ülkeler, potansiyel çıkar çatışmaları olan bölgesel aktörler yerine Orta Doğu’ya coğrafi olarak uzak olan Çin’i tercih ediyor.
Ergenç bunun nedenini “Taraflar, Türkiye ve diğer bölgesel güçler yerine, dışarıdan ve dostane açıklamalar yapan Çin’in arabuluculuğunu tercih ediyor. Aynı zamanda Çin bu tip diplomatik destek verdiği Orta Doğu ülkelerine, diplomatik sorunun çözülmesi sonrasında ekonomik yardım da vadediyor” diye açıkladı.
Ergenç, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin’in maddi destek vaadinin, taraflar için hem teminat hem de meşruiyet kaynağı olarak görülebileceğini söyledi.
“Filistinli gruplar arasındaki arabuluculuk süreci buna iyi bir örnek teşkil ediyor” diyen Ergenç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Filistin için de Suriye benzeri bir durum olabilir. Gazze savaşını durduracak tek atımlık bir diplomatik girişim değil, sonrasında yeni kurulacak hükümetin meşruiyetini güçlendirecek bir vaat olabilir. Bu açıktan söylenmedi ama üstü kapalı biçimde dile getirilmiş olabilir.”
Gülru Gezer ise yıllardır sorunlarını çözemeyen ülkelerin, farklı bir perspektif arayışıyla Çin’e yöneliyor olabileceğini söyledi.
Pekin Deklarasyonu üzerinden örnek veren Gezer, “2002 Arap Barış Girişimi’nden bu yana hem bölge ülkeleri, hem Avrupa, hem de ABD Filistin meselesini rafa kaldırdı. Filistinli gruplar ‘Biz her şeyi denedik, farklı ülkelerin farklı çözümlerini denedik. Çin daha dürüst bir arabulucu olabilir mi?’ düşüncesiyle belki de Çin’e bu şansı tanımak istemiş olabilir” dedi.
Arabuluculuk siyasetinin sınırları ne?
ABD’de 5 Kasım’da başkanlık seçimleri yapılacak. Yeni başkan 20 Ocak 2025’te yemin ederek göreve başlayacak.
2014-2017 arası Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu olarak da görev yapan Gülru Gezer’e göre ABD’de kim başkan seçilirse seçilsin, ülkenin Çin politikası büyük ölçüde aynı kalacak.
Gezer, “Çin, İran ile ortak. Rusya’ya destek sağlıyor. ABD, Çin’e karşı ya sorunlu meseleleri kenara ayırdığı bir siyaset izleyecek, ki doğrusu budur, ya da Pekin’i tam anlamıyla birçok cephede karşısına alacağı bir durum ortaya çıkacak. Bu da küresel çapta Soğuk Savaş dönemindeki ABD-Sovyetler Birliği benzeri bir rekabete yol açabilir” dedi.
Gezer’e göre Çin’in diplomatik atağının arkasında, ABD ve müttefiklerine karşı yürüttüğü küresel güç mücadelesinin de rolü var:
“İkinci Dünya Savaşı sonrası sistem aslında ABD ve Batı’nın bir nevi dayattığı bir sistem. Ama artık zaman çok değişti. Çok taraflılık ve çok kutupluluğa evrilen bir süreç var. Dünyanın dört bir yanında bu sürecin sancılarını yaşıyoruz. Çin, ABD’nin kurduğu ve dayattığı uluslararası sisteme meydan okuyor.”
Dr. Ceren Ergenç’e göre ise Çin kendisini, “Neo-emperyalist olarak tanımladığı NATO’ya karşı Küresel Güney’in dostu bir süper güç” olarak konumlandırıyor.
Çin, 2000’lerin başında Kuzey Kore ve Güney Kore arasında barış sağlanması için ABD, Rusya ve Japonya’yla birlikte müzakereler yürütmüş ve görüşmelere ev sahipliği yapmıştı. Altılı müzakereler, 2009’da Kuzey Kore’nin masadan kalkmasıyla sonlanmıştı.
İlgili haberler
]]>Tatbikat, Tayvan’ın yeni lideri William Lai’nin yemin edip göreve başlamasından birkaç gün sonra gerçekleşti.
Çin Lai’yi “ayrılıkçı” olarak nitelendiriyor.
Çin’in tatbikatı Tayvan ile arasındaki sorunu yeniden gündeme getirdi.
Pekin yönetimi adayı, tekrar ülkenin bir parçası haline gelecek, ayrılmış bir bölge olarak görüyor. Geri almak için de güç kullanımı seçeneğini dışlamıyor.
Kendi yönetimine sahip adada ise pek çok Tavyanlı kendilerini farklı bir ulus olarak görüyor. Ancak birçoğu Tayvan’ın bağımsızlık ilan etmediği ama aynı zamanda birleşmediği mevcut statükonun korunmasından yana.
Çin ve Tayvan’ın tarihi ne?
Tayvan’a yerleştiği bilinen ilk insanlar, günümüz Güney Çin’inden geldiklerine inanılan Avustronezya halkı kabileleri.
Çin kayıtlarında adadan ilk olarak 239 yılında imparatorun bir keşif gücü yollamasıyla bahsediliyor. Pekin bu durumu hak iddiasındaki argümanlarından biri olarak kullanıyor.
Kısa bir süre Hollanda sömürgesi olarak kalan Tayvan, daha sonra Çing hanedanı tarafından yönetildi. İlk Çin- Japon savaşını Japonya’nın kazanmasından sonra da Tokyo’ya verildi.
İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya teslim olduktan sonra Çin’den aldığı adanın kontrolünü yine bu ülkeye bıraktı.
Tayvan daha sonra resmen Çin Cumhuriyeti’nin (ROC) bir parçası olarak kabul edildi ve müttefikleri ABD ve İngiltere’nin rızasıyla, ROC tarafından yönetildi.
Ancak sonraki birkaç yıl içinde Çin’de iç savaş çıktı ve dönemin lideri Çang Kay-şek’in birlikleri, Mao Zedong’un komünist ordusunca yenilgiye uğratıldı.
Çang ve Kuomintang (KMT) partisi hükümetinden geriye kalanlar ve destekçisi 1,4 milyon kişi 1949’da Tayvan’a kaçtı.
Çang, 1980’li yıllara kadar Tayvan’ı yöneten bir dikta yönetimi kurdu. Ölümünden sonra ülkede demokrasiye geçişe başladı ve ilk seçimler 1996’da yapıldı.
Tayvan’ı kimler tanıyor?
Tayvan’ın statüsü konusunda görüş ayrılıkları var. Kendi anayasası, demokrasi yoluyla seçilmiş liderleri ve silahlı kuvvetlerinde 300 bin kişilik aktif gücü bulunuyor.
Çang’ın sürgündeki ROC hükümeti, ilk başta yeniden ele geçirmeye niyetli oldukları Çin’in tümünü temsil ettiklerini iddia ediyordu.
Çin’in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki daimi koltuğunu bir süre işgal etti ve birçok Batılı ülke tarafından tek Çin hükümeti olarak tanındı.
Ancak 1970’li yıllarda bazı ülkeler, Taipei yönetiminin artık Çin anakarasında yaşayan insanların hakiki temsilcisi olarak görülemeyeceğini söylemeye başladı.
1971’de BM Pekin yönetimini diplomatik temsilci olarak tanıdı.
Çin 1978’de ekonomisini açmaya başlayınca, ABD ticaret fırsatlarını ve ilişkileri geliştirme gereğini gördü. 1979’da Çin ile resmen diplomatik ilişki kuruldu.
O zamandan buy ana, ROC yönetimini tanıyan ülke sayısı önemli ölçüde azaldı ve şu anda sadece 12 ülke tanıyor.
Çin, Tayvan’ı tanımamaları için diğer ülkelere önemli bir diplomatik baskı uyguluyor.
Çin ve Tayvan arasındaki ilişkiler nasıl?
İlişkiler 1980’li yıllarda Tayvan’ın Çin’e seyahat ve yatırım kurallarını gevşetmesiyle gelişmeye başladı. 1991’de ROC, Çin Halk Cumhuriyeti ile savaşın bittiğini ilan etti.
Çin “tek ülke, iki sistem“ önerisini yaptı. Çin yönetimi, Tayvan’ın Pekin’in kontrolü altına girmesi halinde önemli oranda özerklik alacağını söylüyordu.
Bu sistem Hong Kong’un 1997’de Çin’e geri dönüşünde uygulandı ve Pekin’in nüfuzunu artırmaya çalıştığı son dönemlere dek kullanıldı.
Tayvan öneriyi reddetti ve bu yüzden Pekin Tayvan’daki ROC yönetimini gayrimeşru ilan etti. Ancak Çinli ve Tayvanlı gayrı resmi temsilciler kısıtlı da olsa temasları sürdürdü.
Daha sonra, 2000 yılında Çen Şui-bian lider seçildi ve Pekin’de alarm zilleri çalmaya başladı.
Çen ve Demokratik İlerici Parti (DPP) Tayvan’ın “bağımsızlığını” destekliyordu.
Çen’in 2004’te yeniden seçilmesinden bir yıl sonra, Çin “ayrılıkla mücadele” yasası geçirdi ve Çin’den “ayrılmaya çalışırsa, Tayvan’a karşı barışçıl olmayan araçları” kullanma hakkını ilan etti.
Çen’in ardından, Çin ile daha yakın ilişkilerden yana olan KMT partisi iktidara geldi. 2016’da ise DPP’den Tsai Ing-wen lider oldu.
Tsai döneminde ilişkiler kötüleşti. Çin aynı zamanda Tsai’nin iktidara gelmesinden sonra Tayvan ile iletişimi kesti. Bunun nedeninin Tsai’nin tek bir Çin ulusu konseptini teşvik etmeyi reddetmesi olduğunu söylediler.
Tsai hiç Tayvan’ın bağımsızlığını resmen ilan edeceğini söylemedi, çünkü zaten bağımsız olduklarında ısrarcıydı.
Tsai’nin dönemi aynı zamanda ülkesinin iddialarını daha agresif bir şekilde savunan Şi Cinping’e denk geldi.
Şi, Çin’in Tayvan’la “kesinlikle birleşeceği” mesajını tekrarladı ve “Çin rüyasının gerçeğe dönüşmesi için” 2049 yılını hedef seçti.
Ocak 2024’te Tayvanlılar Tsai’nin başkan yardımcısı William Lai’yi seçti. Lai Çin’in “ayrılıkçı” diye yaftaladığı bir isim.
Tatbikat Lai’nin iktidardaki ilk haftasında yapıldı. Pekin tatbikatın “ayrılıkçı faaliyetlere karşı güçlü bir ceza” olduğunu belirtirken, Lai’yi şu ana dek DPP’den seçilen “en kötü lider” diye tanımladı.
Çin-Tayvan ilişkilerinde ABD’nin rolü ne?
ABD, Pekin yönetimiyle resmi bağlarını sürdürüyor ve “Tek Çin politikası” uyarınca tek meşru Çin hükümeti olarak görüyor. Ancak aynı zamanda, Tayvan’ın uluslararası alandaki en büyük destekçisi olmayı sürdürüyor.
Yasalar uyarınca, Washington Tayvan’a savunma amaçlı silah sağlamak zorunda ve ABD Başkanı Joe Bien, ABD’nin Tayvan’ı askeri olarak savunacağını söyledi. Böylece “stratejik muğlaklık” diye bilinen tutuma son verdi.
Tayvan, uzun süredir ABD-Çin ilişkilerindeki en tartışmalı başlıklardan. Pekin Washington’ın Taipei’ye her türlü desteğini kınıyor .
2022’de, dönemin ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaret etmesinden sonra, Çin daha önce görülmemiş bir güç gösterisi yaptı ve Tayvan etrafında askeri tatbikatlara girişti.
Şi’nin liderliğinde Çin “gri alandaki savaşı” daha da büyüttü. ABD ve Tayvan arasındaki siyasi alış verişlere tepki olarak Tayvan yakınlarına çok sayıda savaş uçağı yolladı ve askeri tatbikatlar yaptı. 2022’de Tayvan’ın hava savunma sahasına girişleri iki katına çıktı.
ABD seçimlerinin sonuçları Washington-Pekin ilişkilerini şekillendirecek ve hangi aday kazanırsa kazansın, ABD’nin Çin ve Tayvan arasındaki hassas ilişkilerde silinmez bir etkisi olacak görünüyor.
]]>Ay başında da Hazine Bakanı Janet Yellen ikinci kez Çin’e gitmişti. Washington Çin’e daha sık elçi göndererek işbirliği sinyalleri veriyor.
Devlet Başkanı Şi Jinping’in geçtiğimiz Kasım ayında San Francisco’yu ziyaret etmesinden bu yana Pekin de ABD ile farklılıklardan ziyade ortak yönleri vurgulama peşinde.
Pekin ayrıca yavaşlayan ekonomisini canlandırmak için yabancı yatırımcıları ülkeye çekmeye çalışırken, son aylarda daha yumuşak bir diplomatik yaklaşım benimsemiş görünüyor.
Blinken’in ziyareti öncesinde konuşan üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisine göre ABD, “yanlış hesap ya da çatışma” olasılığını önlemek için “rekabeti sorumlu bir şekilde yönetme” çağrısında bulunuyor.
Bu, görüşmelerin kolay olacağı anlamına gelmiyor. ABD-Çin ilişkileri son yıllarda gelişse de hala gerilim ve şüphe içeriyor.
Blinken’in uçağı Çarşamba günü Pasifik üzerinde Rus topraklarının güneyinden Tayvan’ın kuzeyindeki kıyı şeridine ve Güney Çin Denizi’ne doğru yol aldı. Bu rota iki ülke arasında sorun olan noktaların bir yansıması gibi.
Geçen yılın başlarında Çin’e ait olduğundan şüphelenilen bir casus balonu aynı hava sahasında, ABD’ye ait Alaska üzerinde uçarak uluslararası bir krizi tetiklemiş ve ABD-Çin ilişkilerinin dibe vurmasına neden olmuştu.
Blinken’in Şanghay’a inmesinden birkaç saat önce ABD Senatosu, Başkan Biden’ın Tayvan’a 8 milyar dolar ekstra askeri yardım öngören bir yasa tasarısı paketini kabul etti. Pekin, ABD’nin en büyük müttefiki olan özerk ada üzerinde hak iddia ediyor.
Paket ayrıca, TikTok’un Çinli ana şirketi ByteDance’ı dokuz ay içinde hisselerini satmaya zorluyor; aksi halde popüler sosyal medya uygulamasının yasaklanması gündeme gelecek.
Hazine Bakanı Yellen bu ayın başlarında yaptığı ziyaret sırasında Çin’i, ucuz Çin mallarının ABD pazarına akın etmesine yol açan aşırı kapasite sorunları nedeniyle eleştirmişti.
Çin tüm bu gelişmelere sert tepki gösterdi. Bunları Washington’un kendisini ekonomik olarak çevreleme ve jeopolitik olarak kuşatma girişimlerinin bir parçası olarak görüyor.
ABD’li yetkililer ise Çin’e karşı yaptırım ve gümrük vergisi tehdidinin kaldırılması ya da bölgesel düşmanlarıyla ABD’nin yaptığı ikili anlaşmaların yumuşatılması için Pekin’in tutumunu değiştirmesi gerektiğini söylüyor.
Blinken ziyareti kapsamında Çinli mevkidaşı Wang Yi’yi ile yapacağı görüşmede onu Rusya’ya makine ve mikroçip ihracatının engellenmesi konusunda uyaracak. Moskova’nın bunları Ukrayna savaşında silah olarak kullandığı iddiasını Pekin “temelsiz bir suçlama” olarak nitelendirdi ve Washington’un Kiev’e milyarlarca dolarlık yardım kararının ardından bunu Amerikan ikiyüzlülüğü olarak gördü.
Pekin’in de Washington’a yönelik kendi uyarıları var. Blinken’in gelişinden önce, görüşmelerden ne beklediklerini ortaya koyan uzun ve sert ifadeler içeren bir açıklama yayınladı.
İlişkiler istikrara kavuşmaya başlamış olsa da, “ABD Çin’i çevreleme stratejisini ilerletmeye devam ediyor, Çin’in içişlerine karışan, imajını lekeleyen ve çıkarlarını baltalayan hatalı söz ve eylemleri benimsemeye devam ediyor. Çin bu tür hareketlere kararlılıkla karşı çıkmakta ve güçlü karşı tedbirler almaktadır” denildi.
Devlet medyası ve Çinli akademisyenler de bu mesajı yineledi. “Görünüşe göre Blinken Çin’e ültimatom vermek için burada” diyen Çin Dışişleri Üniversitesi profesörlerinden Li Haidong Global Times’a yaptığı açıklamada, “Ona boyun eğmeyeceğiz ve temel meselelerimizden taviz vermeyeceğiz” dedi.
Pekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Okulu’ndan Wang Yong ise ilişkilerde bir “kazan-kazan durumu” sağlanabileceğini ancak ABD’nin Çin’i “yanlış algıladığını” ve Washington’un daha fazla “iyi niyet” göstermesi gerektiğini söyledi.
Singapurlu uzman Alfred Wu’ya göre Pekin için bu hafta yapılacak görüşmelerde en acil konulardan biri Tayvan olacak.
Blinken, Tayvan’ın bağımsızlık yanlısı başkanı William Lai’nin göreve başlamasından kısa bir süre önce Çin’i ziyaret ediyor ve bu ziyaretin Tayvan Boğazı’nın yanı sıra Güney Çin Denizi’nde de gerilimin artmasına yol açmasından endişe ediliyor.
Öğretim üyesi Wu’ya göre “Çin kırmızı çizgileri vurgulamak isteyecektir. İki taraf da özellikle 20 Mayıs’taki yemin töreni öncesinde herhangi bir tırmanma yaşanmamasını sağlamak için zemin hazırlamak isteyecektir”.
Daha sonra da ABD’deki başkanlık seçimlerinde her iki adayın da Çin’e karşı sert üslupta yarıştığı bir ortamda kırılgan ilişkiler daha da test edilecek.
Çin’e Rusya mesajı
Blinken’ın Cuma günü mevkidaşı Wang Yi ile uzun bir görüşme yapması bekleniyor. Pekin’e ulaştığında ve büyük olasılıkla Şi ile de görüştüğünde, Çin’in Rusya’ya çift kullanımlı ürün (makine ve mikroçip) satışına ilişkin tartışmaların gündeme gelmesiyle hava soğuyabilir.
ABD’nin söz konusu Çinli şirketlere yönelik yaptırımları da bu haftaki ziyarete damgasını vurabilir.
Washington, Ukrayna’daki savaşta Çin’in Rusya Devlet Başkanı Putin’i desteklediğine dair suçlamaları birçok kez dile getirdi ancak Pekin bu suçlamayı hep reddetti.
Blinken ziyareti öncesinde 19 Nisan’da yaptığı açıklamada “Rusya’nın savunma sanayine şu anda katkıda bulunan başlıca ülke Çin’dir” dedi ve ekledi:
“Hem Avrupa ülkeleriyle olumlu ve dostane ilişkiler kurmak istediğini iddia edip hem de Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’nın güvenliğine yönelik en büyük tehdidi körükleyemez.”
Pekin ise Rusya ile “normal ilişkiler” olarak adlandırdığı ilişkileri savunurken, basında Washington’un tutumunu Moskova ile “nifak tohumları ekmeye” yönelik “beyhude” bir girişim olarak nitelendiren yazılar yer aldı.
Çin kendisini, tüm taraflarla konuşabilen tek büyük ülke, “eşsiz” bir rol oynayabilecek bir arabulucu olarak görüyor.
Pekin, Çin’i “suçlamak” yerine “ilgili tüm tarafların” çatışmanın “temel nedenleri” üzerinde düşünmesi gerektiğini söyledi.
]]>Başbakan Li Qiang ekonomi sunumunu Ulusal Halk Kongresi’nin açılışında yaptı.
Li, Çin’in ekonomisinin “zorluklarla” karşı karşıya olduğunu doğruladığı konuşmasında ve bu sorunların çoğunun “henüz çözülmediğini” de kabul etti.
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi, konut piyasası başta olmak üzere birçok alanda zorlu dönemden geçiyor.
Başbakan Li konuşmasında olası risklere de değindi:
“Gayrimenkul sektörü, yerel yönetimlerin borçları ile küçük ve orta ölçekli finans kuruluşlarının içinde olduğu riskler bazı durumlarda ilerlemiş düzeydeydi.
“Bu koşullar altında ekonomi politikasına ilişkin kararları vermeye çalışırken çok daha fazla ikilemle karşılaştık.”
Çin devleti, ülkenin krizden etkilenen emlak sektörünü hedef alan ve salgın sonrası ekonomik durgunluktan yavaş çıkışı hızlandıracak bir dizi başka önlem de açıkladı.
Pekin yönetimi kentlerde de 12 milyon yeni iş yaratmayı hedefliyor.
Başbakan Li, finansal piyasaları içeren düzenlemelerin de sıkılaştırılacağını duyurdu. Buna ek olarak yapay zeka dahil yeni teknolojilere yönelik araştırma faaliyetleri de artırılacak.
Savunma harcamaları yüzde 7 artıyor
Pekin, ekonomiyi canlandırmaya yönelik önlemlerin yanı sıra savunma harcamalarını da bu yıl yüzde 7,2 oranında artırıyor.
Çin’in savunma bütçesi, Tayvan başta olmak üzere komşuları ve ABD tarafından da yakından izleniyor.
Çin ekonomisi onlarca yıldır olağanüstü bir hızla büyüyordu. Resmi rakamlar gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yılda ortalama %10’a yakın büyüdüğünü gösteriyor.
Pekin, bu sürede Japonya’yı geride bırakarak dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline geldi.
Çin, geçen yıl ekonomisinin yüzde 5,2 oranında büyüdüğünü savunuyor. Ancak bazı uzmanlar gerçek rakamın açıklanan verinin üçte birinden daha az olabileceğini öne sürüyor.
Ekonomik zorluklar
Çin üzerine çalışan araştırma şirketi Orient Capital Research’ten Andrew Collier, BBC’ye “Birçok ekonomist rakamların tamamen uydurma olduğunu düşünüyor. Yüzde 5,2 ya da yüzde 5,5 büyüme fikri büyük olasılıkla doğru değil. Yüzde 1 ya da yüzde 2 büyüme daha akla yakın” diyor.
Collier, önümüzdeki 5-10 yılın Pekin için zor geçeceğini belirtiyor.
Yüksek genç işsizliğinin yanında, borsadaki çalkalanma ile tüketici fiyatlarındaki düşüşle ilişkili deflasyon tehdidi yakın dönemli sorunlar listesinde yer alıyor.
Bu kısa vadeli sorunların yanında, ticaret ve jeopolitik gerilimler ile düşen doğum oranı ve yaşlanan nüfus da uzun dönemli sorunlar olarak öne çıkıyor.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre Çin ekonomisinin en ciddi zorluklarından biri ekonominin yaklaşık %20’sini oluşturan konut piyasasında şekilleniyor.
Çin’deki Hang Seng Bankası’nın baş ekonomisti Dan Wang, konut piyasasındaki sorunların yalnızca inşaat sektörünü değil aynı zamanda bölgesel bankacılık sektörünü de etkilediğini kaydediyor.
Ülkenin emlak sektöründeki kriz Evergrande ve Country Garden’ın içinde bulunduğu krizde görünür oldu.
Deflasyon sorunu
Bunun yanında pandemi sonrası dünya ekonomileri yüksek enflasyonla mücadele ederken, Çin ekonomisi istikrarlı şekilde düşen tüketici fiyatları sorunu ile karşı karşıya.
Ocak ayında Çin’de tüketici fiyatları son 15 yılın en hızlı seviyesinde geriledi. Bu Eylül 2009’dan bu yana kaydedilen en büyük düşüş olarak kayda geçti.
Deflasyon, insanların fiyatların daha da düşebileceği umuduyla tüketim ürünleri alımlarını ertelemeleri sonucunu doğurabiliyor.
Bu durum aynı zamanda kişilerin ve şirketlerin borç durumlarına da etki ediyor. Fiyatlar ile birlikte gelirler azalabilirken, borçlar aynı kalıyor. Gelirleri azalan şirketler ya da maaşları azalan aileler ödeme güçlüğüne düşebiliyor.
Tüm bunların anlamı şu ki, Çin son dönemde güçlü bir ekonomi için hayati önemde olan güven eksikliği içinde bulunuyor. Yetkililer de tüketicilere ve yatırımcılara bu anlamda güven vermeye çalışıyor.
BBC’ye konuşan Fidelity International’dan Catherine Yeung, siyasetçilerin bu güveni yeniden sağlamaya çalışma yönünde mesajlarını şekillendirdiklerini değerlendiriyor.
Devlet şu ana dek bu güveni sağlamak için küçük adımlar atmış gibi görünüyor.
Emlak sektöründeki krize yönelik olarak, borçlanma maliyetlerindeki kesintiler ve inşaat sektörüne yönelik direkt yardımlar bu anlamda ele alınıyor.
Bir başka dikkat çekici adım da, 8 trilyon dolar büyüklüğündeki Çin borsasını düzenleyen kurumun başkanının görevden alınması oldu. Benzer şekilde Çin şirketleri aleyhine pozisyon alan yatırımcılar hedef alındı ve günlük alım satımlara yeni düzenlemeler getirildi.
Yaşlanan nüfus
Çin yaşlanan nüfusu nedeniyle de uzun vadeli bir problemle karşı karşıya olarak görülüyor.
Yatırım şirketi Vanguard’ın Asya-Pasifik baş ekonomisti Qian Wang, uzun süre uygulanan tek çocuk politikası nedeniyle nüfusun hızla yaşlandığına dikkat çekiyor.
Wang, “Yaşlanmadan önce zenginleşen Japonya’nın aksine, Çin zenginleşmeden önce yaşlanıyor” karşılaştırmasını yapıyor.
Tayvan sorunu
Çözümü oldukça güç gibi görünen Tayvan sorunu da masada.
Pekin, Tayvan’ı, sonunda Çin’in bir parçası olacak ayrılıkçı bir eyalet olarak görüyor. Ve bu hedefini gerçekleştirmek için güç kullanımını da göz ardı etmiyor.
Ancak Tayvan yönetimi, kendisini Çin’in bir parçası olarak görmüyor.
Tayvan, Asya merkezli üstünlük mücadelesinde Çin ile ABD arasında kilit önemde yer alıyor.
Bu durum, Çin’in ABD ve diğer birçok büyük Batı ekonomisiyle ilişkilerini de ciddi şekilde karmaşıklaştırıyor.
ABD ile ticaret anlaşmazlıkları
Ayrıca ABD ile Donald Trump döneminde başlayan ve Biden yönetimi sırasında herhangi bir gevşeme belirtisi göstermeyen ticaret anlaşmazlığı da sürüyor.
Trump’ın ikinci dönem seçilmesi olasılığı, Washington ile Pekin arasındaki gerilimin artmasına neden olabilir.
Donald Trump, kampanya dönemi konuşmalarında, başkanlık seçimlerini kazanması halinde Çin mallarına daha fazla gümrük vergisi uygulayacağını söyledi.
Fox News’a verdiği röportajda tarifelerin yüzde 60’ı aşabileceğini söyledi ve “Bunu yapmak zorundayız” dedi.
Fidelity International’dan Catherine Yeung finansal piyasaların bu manşet açıklamalarına karşı çoktan kendi değelendirmelerini yaptığını savunuyor.
Ülkenin Devlet Başkanı Şi’nin uzun vadeli planlarının ülkesinin kaderini değiştirip değiştirmeyeceği henüz bilinmiyor.
Ancak açık olan şu ki, 1,4 milyardan fazla insanın, çift haneli yıllık büyüme ile gelen refahın keyfini sürmesi olasılığı kısa zamanda pek mümkün değil.
]]>