İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ikinci encümen toplantısına katıldı. İmamoğlu, birliğe ait Tevfik Göksu Konağı’nda saat 14: 00’te başlayan toplantının ardından gündeme dair açıklamalarda bulundu. Toplantının detaylarıyla ilgili bilgi veren İmamoğlu, şöyle konuştu:
“Deprem bölgesinde araştırma yapacak olan komisyonumuz çalışmaları başladı, sürüyor. Buna yön vermek adına metodolojiyi paylaştık. Deprem bölgesinde yapılan hizmetler, hem merkezi idare hem yerel idare boyutunda sürecin nasıl yönetildiği ve yürütüldüğü konusundaki tespitler Belediyeler Birliği üzerine düşen sorumluluklar, vazifeler ve elbette kamuoyuna dönük birtakım sonuçları içerecek bir biçimde bir aylık süre içerisinde tamamlanmasını öngörüyoruz. ve bu tamamlandığı an itibarıyla da yerinde yaptığımız bu tespitler çerçevesinde hem Belediyeler Birliği’nin eylem planı ortaya çıkmış olacak ve katkılarımızla o bölgede olmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda o sonuçları açıklayacağımız encümen toplantımızı da deprem bölgesindeki bir şehrimizde yapmayı arkadaşlarımızla karar verdik. Yine özellikle destekler yapılmasıyla ilgili son beş yıla dönük bir bakış ortaya koyduk. 2018 ve 2023 yılları dahil olmak üzere. Bu çerçevede ne yazık ki adil olmayan destek sürecinin adil bir zemine kavuşması, hak eden belediyelerle belediyeler birliği bütçesinde oluşan başta araç desteğinin sunulmasıyla ilgili planlamanın yapılması ve ona göre bir algoritmanın önümüze koyulması ki bazı hassas konuların daha öncelikli ele alınması konusunda da karar birliğine vardık. Bu konuların elbette başında şu anda deprem bölgemize yapılacak hizmetler ve bütçe aktarımları gelmekte.
Yine bu tasarruf tedbirleri çerçevesinde bazı yöntem zorlukları ve tariflerin belediyeleri zor duruma bıraktığına dair başlıklarımız söz konusu. Bu başlıklar tespit edildi. Bunların içerik nasıl bir düzenlemeye muhtaç olduğu konusunda da arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor ve bu çalışmanın sonucunu da hem ilgili bakanlıklarla paylaşıyor olacağız hem de kamuoyuyla bir sonraki encümenimizle paylaşacağız.
“Avrupa Hareketlilik Haftası’na dair etkin bir çalışmayı da arkadaşlarım bugün bizlere sundular”
Özellikle şunu ifade edeyim; Avrupa Hareketlilik Haftası’na dair etkin bir çalışmayı da arkadaşlarım bugün bizlere sundular. ve inşallah Avrupa Hareketlilik Haftası dahilinde şehirlerimizde hem karbon salınımını azaltan hem sıfır karbona doğru hedef koyan şehirlerimizde insan hareketliliğini, bisiklet kullanım alışkanlığını coğrafi özelliklerine göre toplu taşımaya yönlenmeyi, fosil yakıt araçların azaltılmasına dönük etkinlik ve faaliyetlerin arttırılması başlıklarıyla önerileri yine yerel yönetimlerle paylaşıyor olacağız.
“Mültecilerin yüzde 60’ı kentsel alanlara yerleşmiş iken Türkiye’de bu oran yüzde 98’in üzerinde”
Değerli vatandaşlarımızla göçmen ve sığınmacılar konusunu da ele aldığımızı ve bu kapsamda özellikle yerel yönetimlerin nasıl zor durumda bırakıldığına da dikkat çektik. Biliyoruz ki özellikle kayıt dışı göçmenler yerel yönetimlerin nüfusuna kayıt değiller. Yani bizler hazineden bir pay alamıyoruz. Bir merkezi bütçeden bir pay alamadığımız ortamda biz yerel yönetimler olarak şehirde yaşayan bu nüfusa kendi vatandaşımıza verdiğimiz bütün hizmetleri de veriyor durumdayız. Tabii şöyle enteresan bir yüzdeyi de paylaşmak isterim. Dünya genelinde özellikle mültecilerin yüzde 60’ı kentsel alanlara yerleşmiş iken Türkiye’de bu oran yüzde 98’in üzerinde ve yüzde 98 oranında insanlar kentlerde. Bu durum birlikte yaşamanın gerçekten zorlukları özellikle yerelde deneyimleniyor.
“Kayyum uygulamasının tümden bu ülkenin gündeminden kalkması şarttır”
Bir başka konu yine gündeme aldığımız ne yazık ki ülkemizde artık bir alışkanlık gibi ya da bir rutin uygulama gibi gündemde olan ve yapılan hatta gündemde tutulmaya gayret edilen kayyum uygulamasıdır. Kayyum uygulamasının tümden bu ülkenin gündeminden kalkması şarttır. Kayyum uygulamasıyla ilgili gördüğümüz hukuki sakıncaları elbette sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle Anayasa’da İçişleri Bakanı’na görevle ilgili suçlar için uzaklaştırma yetkisi verilmişken terör örgütü maddesinde görev bağlantısı asla kurulmadığı bir hukuki zafiyettir. Terör suçunun görevle bağlantılı işlenmesi halinde ise dayanak madde karışıklığı bulunmaktadır. Hizmetlerin terör sebebiyle aksadığının tespitinin valiliğin yapması yargı teminatını bertaraf etmektedir. Meclis’in seçim yapması kuralından uzaklaşılmış olması gerçekten halkımızı o şehirlerde yaşayan vatandaşlarımızı derinden yaralamaktadır. Aynı zamanda personelinin görevden uzaklaştırılması iadesi kararı seçilmiş başkandan alınmıştır. ve vesayet makamları hiyerarşik amir konumuna girmiştir. Bu kapsamda vatandaşın iradesinin tümden yok sayılması zeminini oluşturduğu gibi aynı zamanda kurumu da neredeyse ortadan yok eden bir aşamalı süreci devreye sokmaktadır. Yine görevlendirme süresi belirsizleşen belediyenin karar yürütme temsil gibi farklı organlara sahip olmasından beklenen yarar da sağlanamamaktadır. Suçun şahsiliği prensibinden en üst seviyede uzaklaşılmıştır. Düzenleme olağanüstü koşullar altında çıkarılmış denilse de artık olağan hale gelmiştir. Neredeyse bu böyle yerleşik bir uygulamaya dönüşmüştür ki yerleşik uygulamamıza asla uygun değildir. ve bunun gibi birçok aslında uygulamanın hem şahısları hem kurumları ve hem de o beldedeki vatandaşları derinden yaraladığını, üzdüğünü, yerel demokrasiyi hırpaladığını ve açıkçası üzüntümüz bazı noktalarda tamiri mümkün olmayan tahribatlar yarattığını belirtmek isterim. Bunun ülkemize, ülkemiz yerel demokrasisine milletimizin demokrasiye olan inancına yaralar açmaktadır ve 86 milyon yurtsever vatandaşımızın bu memleketin eşit hissedarı olan yurttaşlarımızın yaşadığı bu cennet vatanda hiçbir beldemizin bu tür uygulamaları hak etmediğini düşünmekteyiz.
Yine meclisin feshi ve belediye başkanının sona ermesine, görevlerle ilgili suç işlenmesi halinde görevden almaya ve takip edilecek usule ilişkin kurallar anayasamızda ve temel mevzuat 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda yer aldığından ayrıca kayyum düzenlemesine ihtiyaç bulunmadığını arkadaşlarımız öneriyor. Bütün bunlar hem yasanın nasıl uygulandığı mevzuatına dair hem de aynı şekilde bu kanunların birbiriyle olan çelişkisini tespit etme noktasında Türkiye Belediyeler Birliği bünyesindeki hukuk birimimizin ve uzman arkadaşlarımızın çalışmaları ışığında sizinle paylaşıyorum. Suçla mücadelenin ceza sorumluluğunun bireyselliği üzerinden sürdürülmesi gerektiği, tüm kuruma hatta personele kamu görevlilerine kayyum atanmasının devlet geleneğimize hizmetlerin devamlı ilkesine büyük aykırılıklar içerdiği, olağanüstü koşullarda getirilmiş kayyum düzenlemesinin az önce dediğim gibi olağan dönem kapsamında genişletilmemesi gerektiği, yerel yönetim geleneğimizi ve demokratik teamüllere uygun olmayan, halkın iradesini yok sayan idari nitelikli bir kararla alınan kayyum atama uygulamasına son verilmesi, değerlendirmesinde bulunuyor ve bunu da kamuoyuyla ve ilgililerle de paylaşmış olmak istiyorum.
“Teklifin gerek yöntem gerek uygulama gerek bilimsellik açısından ciddi sorunlar içerdiğini düşünüyoruz”
Yine bir başka konu ve yeterince hazırlık yapılmadığı ve bu konuda özellikle bizi derinden üzdüğünü ifade ettiğim, böylesi önemli bir konuda yeni bir kanun çıkardık diyerek neredeyse tamamında belediyeleri sorumlu kılan bir anlayışla meseleyi Meclis’e taşıyan çalışmayı doğru bulmuyoruz. Bahsettiğim konu elbette Hayvanları Koruma Kanunu. TBMM’ye sunulan Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapacağım tespitlerin önemli olduğunu ifade etmek isterim. Teklifin gerek yöntem gerek uygulama gerek bilimsellik açısından ciddi sorunlar içerdiğini düşünüyoruz. İlgili kanun teklifi çözüm odaklı olmak yerine toplumsal sorunun daha da büyümesine neden olacak niteliktedir. TBB olarak sokak hayvanları konusundaki sorunları şöyle sıralayabiliriz. Kent yaşamı içindeki sahipsiz sokak hayvanları elbette ki tedirginlik yaratmakta ne yazık ki çeşitli saldırı vakaları olmakta, yaralanmalara hatta ölümlere sebep olmaktadır. Sahipsiz hayvanlar tabii ki maruz kaldıkları bir takım sıkıntılı hallerin olduğunu da tespit etmek gerekir. Açlık, susuzluk, hastalık, kötü muamele gibi hayatlarını tehdit eden risklerle de bu canlılar karşı karşıyadır. İlgili bakanlıklar tarafından mevcut yasaya göre yapılması elzem denetimlerde yapılmadığını belirtmemiz gerekir. Mali imkansızlıklar başta olmak üzere çeşitli nedenlerle yeterli hayvan bakım evi hizmeti veremeyen yerel yönetimlerle iş birliği yoluna acilen gidilmelidir ve bu konuda çok eksik bir zaman dilimi işletilmiştir. Bu işbirliği yapılmamaktadır.
Ve çok önemli husus yasa TBMM’ye sunulmadan önce yasa taslağında tüm sorumluluğun yüklendiği yerel yönetimlerle ve konunun uzmanlarıyla istişare edilmemiş olması ve konunun kamuoyuna açık bir şekilde tartıştırılmamış olması ne yazık ki bildiğimiz bir yöntemle sanki birileri tarafından basına sızdırılıp kamuoyu kendi kendine tartışsın yönteminin tercih edilmiş olması, uygar olmayan, demokratik olmayan bir zeminde bu taslağın TBMM’ye gelme dönemini, sürecini bize yaşatmıştır.
“TBB olarak canlıların yaşamına son vermeden kısırlaştır aşıla yaşat politikasının yönetilmesi gerektiğini düşünüyoruz”
Biz TBB olarak canlıların yaşamına son vermeden ‘kısırlaştır aşıla yaşat’ politikasının en üst seviyede bir seferberlikle yönetilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle belediyelerimiz arasında koordinasyon, gerek ilçeler gerekse birbirine sınır illerde çözüm çok büyük önem taşımaktadır. Kısırlaştırma işlemlerini süpürme şeklinde yapılması sayesinde bölgesel olarak kısırlaştırılmamış hayvan kalmaması hedef olmalıdır. Türkiye’nin dünyada en az kuduz vakası gören ülkelerden biri olması önemli bir tespittir. Dünya Sağlık Örgütü köpeklerin toplu şekilde yok edilmeye çalışılmasının işe yaramadığını, hatta ters etki yaptığını da raporlamış olması bu yasanın çalışılırken bu tür verilere dikkat edilmediğini tarafımızca tespit edilmiştir.”
]]>Pandemi sonrası, 2021 yılına geçerken yüzde 69 olan Türkiye e-ticaret satış hacminin büyüme oranı bir sonraki yıl yüzde 110 olarak gerçekleşti. 2023 yılında ise yüzde 132 büyüyen e-ticaret sektörünün satış hacmi 1.855 milyar TL’ye ulaştı. 2020-2021 ve 2021-2022 arasında e-ticaret işlem sayısı sırasıyla yüzde 45 ve yüzde 43 büyürken 2023’te işlem sayısının yıllık büyüme oranı yüzde 23 oldu ve 6 milyar adete yakın e-ticaret işlemi gerçekleşti. Türkiye’nin e-ticaret hacmi ABD doları bazında değerlendirildiğinde ise 2022-2023 yıllarında yüzde 64 büyüyen e-ticaret pazarı, 2023 yılı sonunda eriştiği 78 milyar dolarlık büyüklük ile paydaşlar için geleceğe dair umut verici bir tablo ortaya koymaya devam ediyor. Yaklaşık 1.9 milyar TL’lik hacim değeri ile Türkiye’deki e-ticaret faaliyetleri, 2023 yılında Gayrisafi Yurt İçi Hasılanın (GSYİH) yüzde 6.8’ine karşılık geldi. Türkiye’deki perakende e-ticaret hacmi ise, toplam perakende hacminden aldığı yüzde 18,3’lük pay ile dijital dönüşümün perakende sektöründe etkili olduğuna işaret etti. Bir yandan e-ticaretin GSYİH’den aldığı payda devam eden artış trendi, öte yandan Türkiye’nin diğer ülkelerle kıyaslanmasında ortaya çıkan tablo, Türkiye’de e-ticaret sektörünün ciddi büyüme potansiyelini sürdürdüğünü gösterdi.
Raporda öne çıkan başlıklar şu şekilde sıralanıyor:
-Ortalama sepet büyüklüğü 2023 yılında yüzde 108 büyüdü ve 255 TL artarak 492 TL’ye yükseldi. Ortalama sepet tutarının aylara göre değişimi incelendiğinde çeşitli kampanyaların bulunduğu kasım ayı ortalama 795 TL ile ilk sırada yer aldı. 2022’de ilk sırada yer alan aralık ayı ise 2023’te kasım ayının ardından ikinci sıraya geriledi.
2023’te öne çıkan özel alışveriş günlerine bakıldığında ‘Black Friday’ haftası 2022’de olduğu gibi 2023 yılında da online alışverişlerde yılın en aktif haftası oldu. ‘Black Friday’ ve ‘Okula dönüş’ haftası dışındaki zaman dilimlerinde işlem hacmi, sayısı ve ortalama sepet tutarının genel ortalamaya oranlamasında azalma görüldü. Ortalama sepet tutarındaki en yüksek harcama 941 TL ile ‘Black Friday’ haftasında yapıldı. Bu dönemi ortalama 850 TL sepet tutarı ile ‘Single’s Day’ izledi. Kitap ve kırtasiye ürünlerinin düşük maliyetleri nedeniyle, okula dönüş haftası diğer özel günler arasında ortalama 566 TL sepet tutarı ile en düşük harcama yapılan dönem olarak kaldı.
-Türkiye’deki 18-65 yaş aralığında yer alan müşterilerin demografik profili incelendiğinde, toplam e-ticaret hacminin yüzde 42’sini 26-35 yaş grubu oluşturdu. E-alışveriş alışkanlığı ise 35 yaşın üstünde yaş artıkça azaldı ve 56-65 grubunda yüzde 2’ye kadar düştü.
-2023 yılında küresel e-ticaret ödemelerinin yüzde 63’ü kripto paralar, ön ödemeli kartlar ve BNPL gibi ödeme yöntemlerini içeren alternatif ödeme yöntemleri aracılığıyla gerçekleşti. Geleneksel ödeme yöntemlerinin kullanım oranı küresel ortalamanın neredeyse iki katı olan Türkiye, dijital finans ve ödeme sistemleri alanlarında hızlı gelişmeler göstererek potansiyelini değerlendirmeye bu yıl da devam etti.
-iyzico ile Öde yöntemi kullanan satıcılar üzerinden geçen e-ticaret işlemleri incelendiğinde kredi kartı ile yapılan ödemelerin işlem sayılarında yüzde 50, satış hacminde ise yüzde 65 pay aldığı görülüyor. Bir önceki yıla kıyasla satış hacminde 12 puan artış gösteren kredi kartı ödemeleri bu payı havale, EFT ve diğer ödeme yöntemlerinde yaşanan düşüşten aldı. Kredi kartlarından sonra ikinci sırada yer alan banka kartı ile yapılan ödemeler hem işlem sayısı hem de işlem hacmi olarak yüzde 1 civarında pay kaybetti.
-Bu yılın raporunda iyzico ile Öde yönteminin satış hacmindeki payının işlem sayısındaki payından yüzde 50 daha fazla olması iyzico ile Öde yöntemini tercih eden tüketicilerin diğer ödeme yöntemlerini tercih edenlere kıyasla işlem başına daha yüksek meblağ içeren e-ticaret aktivitelerinde bulunduğuna işaret etti.
-Rapora göre ilk 5 sırada yer alan sektörler toplam işlem hacminin yüzde 58,6’sı ve toplam işlem sayısının yüzde 50,2’sini oluşturdu. Moda ve aksesuar sektörü birinciliğini korumasına rağmen hem pazar hem işlem payında 7’şer puan kaybetti. İkinci sıradaki elektronik ve teknoloji sektörü pazar payını 2 puan işlem payını ise 0,6 puan artırdı. Kozmetik ve kişisel bakım sektöründe ise pazar payı görece stabil kalmasına rağmen, işlem payı 12 puana yakın önemli bir düşüş gösterdi.
-Satıcı aktiviteleri coğrafi bölge bazında incelendiğinde, satıcıların yüzde 62,8’ine sahip Marmara Bölgesi’nin satıcı sayısı açısından ilk sırayı aldığı gözlemlendi. Marmara’yı sırasıyla yüzde 12,6 ile İç Anadolu, yüzde 11,4 ile Ege Bölgesi izledi. Son sırayı ise yüzde 1,2 ile Doğu Anadolu Bölgesi aldı. İstanbul, satıcıların yarısından fazlasını bünyesinde bulundurarak, satıcıların şehirlere göre dağılımında açık ara farkla ilk sırada yer aldı. Aynı zamanda İstanbul’daki satıcılar ülkemizdeki toplam e-ticaret hacminin yüzde 90’ını, toplam e-ticaret işlem sayısının ise yüzde 77’sini gerçekleştirerek İstanbul’un bu açılardan da açık ara farkla liderliğini korumasına yol açtı.
-E-ticaret işlem sayısının saat dilimlerine göre dağılımı değerlendirildiğinde 2022’de olduğu gibi 2023’te de işlem sayılarının öğlen ve akşam saatlerinde homojen dağıldığı gözlemlendi. Buna karşın müşterilerin gece ve sabah erken saatlerde daha az işlem yaptığı görüldü. 15.00-18.00 arası zirve noktasına ulaşan işlem yoğunluğu; saat 18.00’dan sonra azalmaya başladı, 03.00-06.00 arasında dip noktasına ulaştı ve 06.00 sonrasında artışa geçti. 12.00’dan 00.00’a kadar olan saat diliminde işlemlerin yüzde 70’inden fazlasının gerçekleşmiş olması dikkat çekti.
“DÜNYADA E-TİCARET BÜYÜME HIZI DEVAM EDİYOR”
iyzico olarak 2021 yılından bu yana hazırlanan ‘2023 Türkiye E-Ticaret Ekosistemi Raporu’nu yayınladıkları için çok heyecanlandıran bir rapor olduğunu söyleyen iyzico Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Şebnem Dağ Güven, “Çünkü dünyaya baktığımızda e-ticaretin hızlıca büyümeye devam ettiğini görüyoruz. Gelişmiş ülkelerde e-ticaretin gayri safi yurt içi hasıladan aldığı pay yüzde 15 seviyelerine gelmiş durumda. Türkiye’de bu büyüme hızla devam ediyor. Geçtiğimiz seneye kıyasla yaklaşık 1.7 puanlık bir artışla e-ticaret, gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 6.8’ine ulaştı. Bu tabii ki bizi çok heyecanlandırıyor. Biz iyzico olarak finansal hizmetlerin demokratikleştirilmesi üzerine yola çıktık. E-ticarette ölçek bağımsız tüm kurumların dijitalleşmesi, e-ticarete açılması ve bunda faaliyet göstermeleri ve büyümeleri üzerine çalışıyoruz. Bu rakamlar Türkiye’nin büyüme anlamında çok büyük bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor ve bu hızlı büyüyeceğini de ima ediyor. iyzico olarak bunun yansımasını kendi rakamlarımızda da görüyoruz. 2023 senesinde 120 milyonun üzerinde bir hacim ve 120 binin üzerinde üye iş yeri ile kapattık. İşlem adetlerinde 215 milyon adetin üzerine ulaştık. Tüketiciler tarafında ise 6 milyon dijital cüzdana ulaşmış durumdayız. Önümüzdeki senede bu performansın devam edeceğine inanıyoruz” dedi.
“BİLİNİRLİK ARTTIKÇA KULLANIM DA ARTACAK DİYE DÜŞÜNÜYORUZ”
Yeni nesil alternatif ödeme yöntemleri dünyada çok yaygın olarak kullanıldığını belirten Güven, “Küresel e-ticarette işlemlerin yaklaşık yüzde 73’ü şimdi al sonra öde veya ön ödemeli kartlar, kripto ödemeler gibi alternatif ödeme çözümleri üzerinden geçiyor. Biz henüz bu seviyelerde değiliz. Türkiye olarak ödeme konusunda kredi kartı baskın bir ülkeyiz. 2023’e baktığımızda iyzico dijital cüzdan çözümümüzün aslında işlem adetlerinde yüzde 10, işlem hacminde ise yüzde 15’in üzerinde bir paya geldiğini görüyoruz. Bu da aslında tüketicilerin farkındalığı ve bu tarz çözümleri tercih etmesi açısından bizim için heyecan verici. Önümüzdeki dönemlerde de artacağını düşünüyoruz. Çünkü genç bir nesil çoğunlukta ve onlar bu tarz çözümlere daha çok adapte oluyor. Rakamlara detaylı baktığımızda dijital cüzdan ile yapılan ödemeler sepet büyüklüğünün kredi kartı il yapılan ödemelerden daha yüksek olduğunu görüyoruz. Cüzdanlar üzerinden sunulan ödeme çeşitliliği ve korumalı alışveriş güvenceleri gibi değerlerin yer ettiğini de görüyoruz. Bilinirlik arttıkça kullanım da artacak diye düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
“E-TİCARETİN TOPLAM PERAKENDEDEN ALDIĞI PAY DA ARTIŞ GÖSTERDİ”
Dogma Alares Kurucu Ortağı Erdal Güner ise “Yeni teknolojiler e-ticaret tarafında iş yapış süreçlerini geliştiriyor ve gelenesel yöntemleri büyük ölçüde yeniliyor. Bu yönüyle ilgili teknolojiler, küresel ticarette dengeleri değiştiren en büyük unsurların başında geliyor.E-ticaret satış hacmi ve işlem sayısındaki artışların yanı sıra, 2022-2023 arasında Türkiye’de e-ticaretin GSYİH’den aldığı pay ile perakende e-ticaretin toplam perakendeden aldığı pay da artış gösterdi. Türkiye’nin diğer ülkelerle karşılaştırılması da ilgili payların Türkiye’de henüz doygunluğa ulaşmadığına ve e-ticaret açısından önde gelen ülkeleri yakalamak için gelişim potansiyeli olduğuna işaret ediyor. Hem genel bağlamda hem de perakende özelinde e-ticaretin Türkiye ekonomisindeki konumunu gösteren bu gelişmeler, Türkiye’nin e-ticaret potansiyelinin önde gelen göstergeleri arasında kabul edilebilir. Pazarın daha da büyümesi için e-ihracatın önünün açılması ve kullanıcı firmaların sayısının artması oldukça önem taşıyor. Hedef pazarlarda ürünleri test etmek, müşteri deneyiminden faydalanarak yeni ürünler geliştirmek ve mevcut ürünlerde inovatif yaklaşımlar geliştirmek sektörün büyümesini kolaylaştıracak etmenler olarak ele alınmalı. Düzenli olarak hazırladığımız Türkiye E-Ticaret Ekosistemi Raporu yerel ve küresel ölçekte istatistikler ve eğilimlerin ışığında, Türkiye’deki e-ticaret faaliyetinin bugünü ve yarınını anlamak adına önemli bir kaynak olmaya devam edecek” dedi.
“TÜRKİYE’DEKİ E-TİCARET HACMİ ABD DOLARI BAZINDA ETKİLEYİCİ BİR BÜYÜME PERFORMANSI GÖSTERİYOR”
Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) Başkan Yardımcısı Emre Ekmekçi de “Türkiye’deki e-ticaret hacmi ABD doları bazında değerlendirildiğinde etkileyici bir büyüme performansı gösteriyor. Özellikle 2022-2023 arasındaki büyüme rakamlarını paydaşlar için geleceğe dair umut verici bir tablo olarak kabul edebiliriz. Türkiye’deki e-ticaret payını genel ihracat içindeki payına kıyasla daha da arttırmamız gerekiyor. E-ticaretin GSYİH’den aldığı pay, artış trendi gösterse de diğer ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’de e-ticaret açısından hala bir potansiyel bulunduğunu söyleyebiliriz. Başta ülkemize gelen yabancı turistler olmak üzere yabancı müşterilere nasıl daha fazla ürün satabileceğimize ve pazarları nasıl çeşitlendireceğimize odaklanabiliriz. Bununla birlikte ülkemizde genç nüfusun fazla olması ve bu demografik grubun teknolojiyi benimseme hızlarının yüksek olması sektörün büyümesi açından bir avantaj. Yapay zeka (AI) destekli teknolojilerin e-ticaret üzerindeki etkileri daha belirgin hale geldi. Üretken yapay zekanın sunduğu yenilikler sayesinde e-ticaretin katlanarak büyüyeceğini söyleyebiliriz. Örneğin, üretken yapay zeka teknolojisiyle çalışan sanal deneme teknolojisi çevrimiçi alışveriş deneyimini büyük ölçüde iyileştiriyor ve e-ticaret alanında ciddi avantajlar sağlayacak. Dolayısıyla e-ticaret alanında faaliyet göstermek isteyen tüm işyerlerinin bu alanlara da odaklanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
]]>“TEKNOLOJİNİN TÜM ALANLARINDA MUAZZAM BİR DÖNÜŞÜM VAR”
Kacır, firmanın yeni nesil otomobiller ve modellerle ilgili bir üretim planı hazırladığını, Türkiye’de yeni nesil araç üretmeye yönelik güçlü bir planları olduğunu bildirdi. Bu planları Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak güçlü şekilde desteklediklerine dikkati çeken Kacır, şöyle konuştu; “Kendileriyle daha öte planlar yapmaya hazırlanıyoruz. Teknolojinin tüm alanlarında muazzam bir dönüşüm var. Biz de önemli yatırımcılarımızla, sanayicilerimizle 10 yıllık planlar hazırlıyoruz. Bu planlar Türkiye’nin kalkınma planlarıyla uyumlu şekilde hazırlanıyor. Arzu ediyoruz ki Türkiye yatırımcılar için öngörülebilir olsun.”
Kacır, Türkiye’nin yatırım teşviklerinin önemli bir enstrüman olduğuna işaret ederek, BYD’nin yatırımının da geçmiştekilere benzer şekilde destekleneceğini dile getirdi. Her bir proje için “terzi” usulü destek verdiklerini belirten Kacır, projenin öncelikli ihtiyacı neyse onu barındıran bir teşvik çerçevesi oluşturduklarını anlattı. Kacır, “kazan-kazan” stratejisine değinerek, “Önümüzdeki haftalarda BYD’nin yatırım teşvikine ilişkin de daha kapsamlı paylaşımlar yapacağız. Teşviklerde bizim yatırımcılara sunduğumuz ana unsurlar, yatırım yeri temini konusunda birtakım kolaylıklar sunuyoruz. İstihdama yönelik, vergi uygulamalarına yönelik farklı desteklerimiz de var. Hedefimiz, Türkiye’nin kalkınma yolculuğunda hızlanması, yatırımcılarla kazan-kazan ilişkisi oluşturabilmemiz.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de gelecek dönemde hem elektrikli hem şarj edilebilir hibrit hem de diğer hibrit araçlarda üretimin payını artırmak istediklerini vurgulayan Kacır, “İçten yanmalı araçların payını adım adım hem üretimde hem de pazarda azaltmak istiyoruz. Bu yolda şimdiye kadar olduğundan daha hızlı koşmak istiyoruz. Bu yeşil dönüşümün tüm unsurlarını harekete geçirmek için çaba gösteriyoruz.” dedi.
“BYD’NİN ARDINDAN BİR BAŞKA FİRMAYLA İMZAYA YAKINIZ”
Kacır, BYD gibi hem mevcut hem de yeni markaların Türkiye’de yeni teknoloji yatırımlarını hızlandırmaları için gayret göstermeye devam edeceklerini dile getirerek şunları söyledi; “Özellikle son 1 ayda 2 markayla artık son noktaya geldik demiştim. Biriyle nihayetinde imzayı atmış olduk. Bir diğeriyle de yakın zamanda imza atma ihtimalimiz olabilir ama diğerleriyle de halen iletişim sürüyor. Nasıl Amerikalı, Avrupalı, Koreli ve Japon markalarla çok iyi işbirlikleri yaptıysak Çinli markalarla da işbirlikleri yapabiliriz. Yeter ki kazan-kazan anlayışı içinde hareket edelim. Onlar Türkiye’nin olanaklarından en etkin şekilde yararlansınlar, biz de onların sayesinde büyümemizde, kalkınma yolculuğumuzda hız kazanalım. Önümüzdeki dönemde benzer yatırım haberlerini hem bu sektörde hem diğer sektörlerde duyurmak arzusu içinde olduğumuzu ifade edebilirim, sürpriz olmaz.”
“TÜRKİYE DÜNYAYA TEKNOLOJİK ÜRÜNLERİ İHRAÇ EDEREK BÜYÜYECEK”
Önceliklerinin büyük ölçekli yatırımların Türkiye’ye gelmesi olduğuna dikkati çeken Kacır, ölçek ekonomisinin bugün küresel markaların en önemli rekabet unsurlarından biri olduğunu ve bazı sanayi kollarında özellikle yerli katma değerin oluşmasını beraberinde getirdiğini ifade etti. Kacır, Türkiye’ye yatırımların devam edeceğini dile getirerek, “BYD’nin yatırımı 1 milyar dolar olarak öngörülen bir yatırım. Diğer markaların yatırım tutarları biraz altında, biraz üstünde olabilir ama hassas olan Türkiye’de ölçek ekonomisi, rekabet gücü ve ihracat potansiyeli oluşturacak yatırımların hızla yükselmesi. Türkiye dünyaya teknolojik ürünleri ihraç ederek büyüyecek. Bu yatırımları biz bu yönüyle de çok önemsiyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’yi küresel markalar için üretim havuzu ve merkezi haline getirmeyi amaçladıklarını vurgulayan Kacır, yatırım ve ihracatlarla sadece üretim değil, AR-GE ve inovasyon alanında da Türkiye’nin küresel düzeyde rolünün perçinleneceğini söyledi. Kacır, Türkiye’ye küresel yatırımların ilk defa yapılmadığına işaret ederek şu değerlendirmede bulundu; “AK Parti iktidarları döneminde 260 milyar doların üzerinde bir doğrudan yabancı sermaye girişi sağladığımızı söylememiz lazım. Geçtiğimiz yıl 1,6 milyar dolar Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye girişi gerçekleşti. AK Parti iktidarları öncesinde Türkiye küresel doğrudan yabancı sermaye akımından yüzde 0,2 pay alıyordu. Son 22 yıllık dönemde bu pay yüzde 1’e yükseldi. Yani bu pastadan aldığımız pay dilimimizi beş katına çıkardık. Bu tek başına aslında Türkiye’nin yatırımcılar için doğru adres olduğunun yatırımcılar tarafından ispatı niteliğindedir. Elbette önümüzdeki dönemde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını hızlandıracak adımlar atacağız.”
“FARKLI FİNANSMAN YÖNTEMLERİNİN ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”
Türkiye’de sanayi alanlarının oluşturulmasıyla ilgili kapsamlı çalışma planları yaptıkları bilgisini veren Kacır, “Tüm kamu paydaşlarıyla birlikte çalışarak, Türkiye’nin 2053’e kadar tüm ulaşım yatırımlarını hesaba kattığımız, Türkiye’nin tüm hedeflerinin bir ortak paydada buluştuğu bir yaklaşımla Ulusal Sanayi Alanları Planı hazırlıyoruz. Bunun en önemli sonucu Türkiye’de organize sanayi ve endüstri bölgelerinin ölçeğini büyütmek olacak.” dedi.Kacır, halihazırda Türkiye’de sanayi alanlarına ayrılan payın toplam yüz ölçümünün yüzde 0,36 düzeyinde olduğunu belirterek şunları kaydetti; “Bunu yüzde 1’e çıkarmayı hedefliyoruz. Bunun için bu planın hazır hale gelmesi ve hızla bu sanayi alanlarının yatırımcılara sunulabilecek şekilde hazırlanması önemli. Burada önümüzdeki dönemde farklı finansman yöntemlerinin üzerinde çalışıyoruz. Bunun yanında yatırım teşvikleri tarafında da elimizde çok geniş bir enstrüman seti var. Önümüzdeki dönemde yeşil dönüşümü, dijital dönüşümü, yüksek katma değeri ve bölgelerin yerel dinamiklerinin ekonomik kıymete dönüşmesini beraberinde getirecek yatırımlarla ilgili yeni bir teşvik çerçevesi oluşturacağız. Bunları, Cumhurbaşkanı’mız tarafından bütün dünyaya ilan edilecek yeni bir Yüksek Teknoloji Teşvik Programı ile duyuracağız. Bu da küresel düzeyde yatırımcıların dikkatini çekecektir.”
]]>Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Temmuz ayı birinci oturumu, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in başkanlığında yapıldı. Gündem maddelerinin ve önergelerin görüşüldüğü oturumda konuşan Başkan Mustafa Bozbey, yurdun ve Bursa’nın birçok noktasında yaşanan yangınların doğaya ve geleceğe büyük zararlar verdiğini hatırlattı. Bursa Valiliği’nin aldığı tedbirleri yerinde bulduklarını belirten Başkan Bozbey, bu konuda daha sert tedbirler alınmasını desteklediklerini belirterek vatandaşların da bu konuda hassas davranmasını istedi. Yangınların yanında yoğun yağışlarla da mücadele ettiklerini hatırlatan Başkan Bozbey, Odunluk İstasyonu’nda yaşanan olay sonrası teknik raporların hazırlandığını, tüm incelemelerin yapılacağını söyledi. Başkan Bozbey, alınan tedbirler neticesinde son yaşanan yağmurlarda herhangi bir sıkıntı yaşanmadığını ifade etti. Algıyla işi olmadığını, belgelere dayanarak konuştuğunu belirten Başkan Bozbey, “Hiç kimse merak etmesin rutin işlerimizi de yürütüyoruz. Sadece Fen İşleri 33 yerde hizmetlerini sürdürüyor. BUSKİ yoğun bir çalışma yürütüyor. Diğer şirketlerimiz de sorumluluk alanlarında çalışmalarını sürdürüyor. Yaptığımız çalışmaları kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz. Programlarımızı yapıyoruz. Önümüzdeki süreçte bu çalışmaları daha fazla göreceksiniz” diye konuştu.
“Biz bu oyunlara asla gelmeyiz”
Terminaldeki mola yeriyle ilgili soruya da cevap veren Başkan Bozbey, terminalin Bursa’nın dışarıya dönük yüzü olduğunu ifade etti. Terminali, misafirlerin huzurla ve güvenle zaman geçirebilecekleri bir mekan olarak gördüklerini anlatan Başkan Bozbey, “2019 yılında Büyükşehir Belediyesi ile bir protokol yapılmış. O süreçte hizmetler verilmiş. Fakat zamanla orada farklı görüntüler oluşmuş. Bizden önceki dönemde de bu görüşmeler yapılmış. Esnafımızın büyük çoğunluğu bu konudan muzdarip. Bizim zaten kaldırmak gibi bir düşüncemiz yok. Başka bir alanda hizmet vermesini sağlayacak değişikliğin yapılmasını istedik. Ancak birileri ‘kaldırılıyor’ yaygarası kopardı. Neden böyle bir girişimde bulunduklarını çok iyi biliyoruz. Bu konudaki bazı durumlar mahkemeye de intikal etti. Biz bu oyunlara asla gelmeyiz. Gelmedik de bundan sonra gelmemiz de mümkün değil. Biz kamuyu korumak için göreve geldik. Kamu halktır. Kamunun her kuruşunu korumak bizim görevimizdir. Bunun için çabalıyoruz. Müftümüzün yaptığı ziyarette de konuyu konuştuk. Onlar da değerlendirmelerini yaptılar. Bu aslında sorun bile değil” dedi.
“Ortada proje yok, plan yok”
Çalı- Kayapa bağlantı yoluyla ilgili soruyu da cevaplayan Başkan Bozbey, birinci etabın tamamlandığını, ancak elektrik direkleriyle ilgili konunun mahkemede olduğunu hatırlattı. İkinci etabın ise daha bitmediğini, düzenlenen kavşak sebebiyle sık sık kazaların yaşandığını anlatan Başkan Bozbey, Görükle Hattı’nın da hayal ürünü olduğunu tekrarladı. Başkan Bozbey, “Ortada proje yok, plan yok. Ayrılmış finansman yok. Gerçek bu. Bir projenin oluşabilmesi için bütçenizde pay ayrılması lazım. Bana iletileni söylüyorum. Dediler ki, ‘Emek- Şehir Hastanesi hattı yer altından gidiyormuş. Bunu yukarıya çıkarırsak maliyette bir düşüş olacakmış. O düşüşten artan parayla da o hat yapılacakmış’. Bu nedir? Tabii ki hayal. Şu anda zaten yer altından gidiyor” diye konuştu.
“Niye 12’nci sıradan pay alıyoruz”
68 araç alımı konusuyla ilgili soruya da cevap veren Başkan Bozbey, bu konuda Bakanlığın protokolü bulunduğunu hatırlattı. Protokolde araçların Bakanlık tarafından alınacağının belirtildiğini söyleyen Başkan Bozbey, “Sonra Bakanlık bundan vazgeçiyor. Krediyle ilgili araştırma yapan kuruluş bize de geldi. Toplantı yaptık. Yalan yanlış neresinde bunun. Krediyle ilgili hazırladıkları teklifi bizlerle görüşmek için geldiler. Öte yandan kişi başına gelirde İl Bankası’ndan aldığı pay sıralamasında Bursa 12’nci sırada. Niye 12’nci sıradan pay alıyoruz. Yine devletin yaptığı yatırımlara bakıldığında Bursa 17 veya 18. sırada bulunuyor. Biz bunu Bursa olarak hak ediyor muyuz? Hak etmiyoruz. Bu konuda tek yumruk olmak zorundayız. Bursa’nın sorunları hepimizin sorunlarıdır. Bu konular hakkında hepimizin söyleyeceği bir şeyler olmalı. Çünkü Bursa’da yaşıyoruz. Bursa’nın havasını soluyoruz, suyunu içiyoruz. Hepimiz taşın altına elimizi koyacağız. Çünkü 106 kişi, Bursalıları temsilen bu Meclis’te bulunuyor. Bursalılar bize sorumluluk verdi. Hiç kimse bu sorumluluktan kaçamaz” dedi.
“Bakanlığın belirlediği kriterler var”
Kart16 ve diğer yardımlarla ilgili soruyu cevaplayan Başkan Bozbey, yapılan yardımlara herhangi bir eleştirisinin bulunmadığını söyledi. Bundan sonra daha adil ve eşit davranacaklarını ifade eden Başkan Bozbey, “Bakanlığın belirlediği kriterler var. Bu kriterler dışında kimseye yardım veremeyiz. Bu çok net. Bizler Bakanlığın belirlediği kriterlerin dışında asla çıkmadık ve çıkmayacağız. Biz bir sorumluluk aldık” diye konuştu. – BURSA
]]>MEDYADAN TAMAMEN ÇEKİLDİ
2018 yılında Doğan Medya Grubu’nu Demirören Holding’e satan Aydın Doğan ve Doğan Holding; Doğan Burda’nın satışıyla birlikte medya sektöründen tamamıyla çekilmiş oldu. Doğan, 1979’da Milliyet’i satın alarak 45 yıl önce medya sektörüne girmişti. Yüzde 38,22 oranındaki hissesi Doğan Şirketler Grubu Holding’de, yüzde 38,09 oranındaki hissesi Burda GmbH’de bulunan Doğan Burda’nın yüzde 23,69 oranındaki hissesi diğer ortaklar arası ve BİST’te işlem görüyor.
KAP’A AÇIKLAMA YAPILDI
Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı Çağlar Göğüş’ün, Genel Müdürlük/İcra Kurulu Başkanlığı’nı Cem Başar’ın yaptığı Doğan Burda Dergi Grubu’ndan KAP’a yapılan açıklama şöyle: “Şirketimizin 19.559.175 Türk Lirası ödenmiş sermayesinde; Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş.’nin (Doğan Holding) sahip olduğu % 38,22 oranındaki pay (7.474.920 adet pay) ve Burda GmbH’ın sahip olduğu % 38,09 oranındaki pay (7.449.670 adet pay) olmak üzere toplam % 76,30 oranındaki payın (14.924.590 adet pay); Alt Capital Holding A.Ş. (4.791.998 adet DOBUR payı), Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş. Altun Capital Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (3.422.856 adet DOBUR payı), Re-Pie Yatırım Holding A.Ş. (5.476.569 adet DOBUR payı) ve Re-Pie Portföy Yönetimi A.Ş.’ye (1.233.167 adet DOBUR payı) (Alıcılar) yapılan pazarlıklar neticesinde, bazı uyarlamalara tabi olarak toplamda 10.000.000 Amerikan Doları bedel (Satış Bedeli) ile satılmasına (İşlem) yönelik olarak Doğan Holding ve Burda GmbH ile Alıcılar arasında 08/07/2024 tarihli ‘Pay Devir Sözleşmesi’ akdedilmiştir.

Mezkûr ‘Pay Devir Sözleşmesi’ne istinaden; Doğan Holding’in % 56 ve Burda GmbH’ın % 44 oranında pay sahibi olduğu Dergi Pazarlama Planlama ve Ticaret A.Ş. sermayesini temsil eden tüm payların, değerleme raporunda takdir edilecek değere göre Şirketimize devredilmesi hedeflenmektedir. İşlemin Rekabet Kurumu’na yapılacak bildirim de dâhil olmak ve fakat bunlarla sınırlı olmamak üzere, tüm kapanış koşullarının yerine getirildiğinin anlaşılması durumunda tamamlanacağı öngörülmektedir. Söz konusu payların satışına yönelik olarak yapılabilecek bir özel durum açıklamasının Şirketimizin meşru çıkarlarına zarar verebileceği dikkate alınarak açıklama yapılması ertelenmiştir. Pay sahiplerimize ve kamuoyuna saygılarımızla duyurulur.”

2018’DE DOĞAN MEDYA GRUBU’NU SATMIŞTI
Bünyesinde CNN Türk, Kanal D, Hürriyet, Posta ve Fanatik, Doğan Haber Ajansı ve D Smart’ı da bulunduran Doğan Medya Grubu Mart 2018’de Demirören Holding’e satılmış, halka açık bir şirket olarak hisseleri Borsa İstanbul’da işlem gören Doğan Burda Dergi Grubu ise bu satış kapsamı dışında bırakılmıştı.
“DÜĞMEYE BASTIM VE YIKTIM”
Bir dönem sahip olduğu medya ile gücü ile iktidar partileri üzerinde etkili olduğu bilinen Aydın Doğan’ın “Refah-Yol Hükümeti döneminde Maliye, Hazine, Dış Ticaret Müsteşarlığı üzerime gelmeye başladı. Hesaplarımı incelemeye aldılar. İki ayım kalmıştı. Ya ben dedim, ya da 54. Hükümet. Düğmeye bastım ve yıktım. Hükümeti yıkmasaydım, ben yıkılacaktım” şeklindeki sözleri kamuoyunda uzun süre yankılanmıştı.
]]>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, kamuda alınacak tasarruf tedbirlerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni, TBMM Başkanlığı’na sundu.
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, kamuda alınacak tasarruf tedbirlerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı 32 maddelik Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni, Meclis Başkanlığı’na sunduklarını belirtti. Güler, tasarruf tedbirlerine aykırı hareket eden kamu görevlilerinin tabi oldukları ilgili mevzuata göre yaptırım uygulanacağını belirterek, “Özel veya kamu ayrımı gözetilmeksizin; her statüdeki kurum ile kuruluşun yönetim ve denetim organlarında görev alan her statüdeki kamu görevlerine, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, belediyelerin meclis üyeleri dahil olmak üzere kurum içi ve kurum dışı ayrım yapılmaksızın bu görevlerden sadece biri için ödeme yapılması ve yapılacak ödemelere de üst sınırı getirilmesi de kanun teklifimizde yer almaktadır” dedi.
‘AKARYAKIT İSTASYONLARI DIŞINDA PETROL SATAN YERLERLE ETKİN MÜCADELE EDİLECEK’
Enerji piyasalarındaki koşullara yönelik, teknolojik gelişmeler dikkate alınarak ilgili mevzuatta değişiklik yapılacağını açıklayan Güler, “Petrol Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapılarak, akaryakıt istasyonu dışında kendi araçlarına, ihtiyaçları için belirli şartlar altında akaryakıt ikmali yapabilecek yerlerin sınırlandırılması suretiyle kamu ve can güvenliğini dikkate alınarak mali usulsüzlük fiilleriyle daha etkin bir mücadelede burada teklifimizde yer almaktır. 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu’nda, boru hatlarıyla petrol taşıma alım şirketlerinin doğal gaz ithalatından kaynaklanan her türlü vergi, fon ve paylar ile idare para cezaları, bunlara bağlı gecikme zammı ve gecikme faizlerinden oluşan borçlarının Hazine’de görevlendirme bedeli alacaklarına karşılık mahsup edilmesi teklifimizde yer almaktır. 6015 sayılı Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’na tevdi edilen yetkilerin, Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na devredilmesi ve bu çerçevede atıfların Bütçe Başkanlığı’na yapılması teklifimizde yer almaktır. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iptal etmiş olduğu, avukatların 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanması ve Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında hükümlü sayılmasına ilişkin hüküm, AYM iptal kararı nedeniyle, karar gerekçesinin de dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından verilen idari para cezalarına ilişkin ihtilafların da görüleceği mahkemenin Sulh Ceza Mahkemeleri yerine idari yargıya verilmesi de teklifimizde yer alıyor” diye konuştu.
‘DEPREM İLLERİ 2023 NÜFUS SAYIMINA GÖRE PAY ALACAK’
Güler, kanun teklifiyle İller Bankası’nın sermayesinin artırıldığını söyleyerek, “Yerel yönetimlere uygun faizli ve uzun vadeli finansman desteğinin ve likidite döngüsünü kendi öz kaynaklarıyla sağlamakta olan İller Bankası’nın finansman süreçlerinin düzenli devam edebilmesi ve etkilerinin de artırılması için sermaye tavanını da bu teklifimizde artırıyoruz. Deprem bölgesinde nüfusu azalan belediyeler için 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun uyarınca; nüfus esas alınarak genel bütçede yapılacak pay dağılımında 2023 yılı nüfusu esas anılarak, deprem sebebiyle nüfusu azalan belediyelerin genel bütçeden alacakları payın azalmasını engellemeye yönelik de düzenlemeyi bu teklifimizde öneriyoruz. Önemli bir madde; araç dışından şarj edilebilen hibrit elektrikli araçlardan maddede öngörülen şartları taşıyanların Özel Tüketim Vergisi oranlarında değişiklik yapılarak teşvik edilmesi de bu teklifimizde yer alıyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanıyla yatırımcılar arasında imzalanan ve yatırım teşviklerine ilişkin hükümler içeren yatırım sözleşmelerinin yatırım teşvik belgelerinde istinaden uygulananlara, benzer şekilde Damga Vergisi’nde de istisna tutulması yine önerimizde yer alıyor” ifadelerini kullandı.
‘TEDBİRLERE UYMAYAN MEMURLAR İÇİN DİSİPLİN SÜRECİ UYGULANACAK’
Tasarruf tedbirlerine aykırı davranan bürokratlara ilişkin soruyu yanıtlayan Güler, “Kanun teklifimizde bu sürecin izlenmesi, denetlenmesi ve raporlanması Hazine ve Maliye Bakanlığımız tarafından yapılacak. Bu mahiyette genelgeye aykırı durumların tespiti halinde ilgili bakanlığın kendi mevzuatı çerçevesinde, disiplin sürecinin işletilmesi ve sonuçtan da Cumhurbaşkanlığımıza bildirmesi noktasında bir hüküm getiriyoruz. Buradaki mevzuat, kamu ve işçileri için de farklı; çünkü burada özel idare ve diğer kamu harcamaları da vardır. Memuriyetler açısından mevzuat çerçevesinde 657 saylı Devlet Memurları Kanunu’nun 125’inci maddesinde; kamu görevinden çıkartılma dahil her türlü disiplin süreci işletiliyor. Kendi mevzuatı çerçevesinde bunu ilgili bakan yapacak ve sonuçlarını Cumhurbaşkanlığımıza bildirecek ve raporları gönderecektir” dedi.
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Vergi Paketi’ne değinen Güler, “‘Vergi Paketi’ önümüzdeki hafta itibarıyla inşallah nihayete erecek. Maalesef kamuoyunda hiç istemediğimiz; yani gündeme gelmeyen, görüşülmeyen birçok husus paylaşıldı. Sanki çok özellikli bir şey varmış gibi. Maalesef bu özel durumlar süreci biraz geciktirdi. İnşallah önümüzdeki hafta son şekli verip, bunu daha önceden de paylaşmıştık; özellikle, Asgari Kurumlar Vergisi, istisnalar, teşvikler, muafiyetler söz konusuydu. Bunlar üzerinden bir çalışma yürütüldü ama hiç arzu etmediğimiz bambaşka konular sanki çalışıyormuş gibi gündeme getirilince biraz gecikmeler oldu” diye konuştu.
Güler, sokak hayvanları ile ilgili hazırlanan teklifin de önümüzdeki hafta Meclis Başkanlığı’na sunulabileceğini söyledi.
‘UEFA’NIN KARARINI ŞİDDETLE KINIYORUZ’
Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nin (UEFA) A Milli Takım sporcusu futbolcu Merih Demiral’e verdiği 2 maç müsabakalardan men cezasını kabul etmediklerini belirten Güler, “UEFA’nın baskı altında aldığı, ön yargılı ve siyasi sebeplerle vermiş olduğu bu kararı kınıyorum. UEFA’nın disiplin yönetmeliği çok açık; 31’inci maddenin 4’üncü fıkrası, bu maddenin neler getirdiği belli. Biliyoruz ki, tarihe kökenimizde Bozkurt işareti geleneksel manada bu topraklara ait bir duruştur, eylemdir, davranıştır. Baskı altında kaldığını şöyle söylüyoruz ki, malum Almanya’da yayınlanan bir gazetenin, daha disiplin soruşturulması süreci devam ederken 2 maç ceza alacağına yönelik bir bilgiyi paylaştığını da göz önüne aldığımızda bunun bir siyasi hesaplaşmayla, siyasi bir cezalandırma niyetinde ve Milli Takımınızın moralini bozmak ve bu başarısını da gölgelemek için yapıldığını çok açık söylüyoruz. Bu kararı tanımıyoruz, reddediyoruz ve şiddetini de kırıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘ÜST SINIR 92 BİN LİRA OLACAK’
Güler, kamuda çoklu maaş uygulamasına üst sınır getirileceğini söyleyerek, “Şu anda yaptığımız değişiklik şu, özel şirket statüsünde olup da devleti temsilen görev yapılan birçok kurul ve kuruluş var. Dolayısıyla buradaki genel kurul tarafından belirlenen rakamlara biz karışmıyoruz. Bu rakamlar ne belirlendiyse, Hazine ve Maliye Bakanlığımızın bünyesindeki ortak hesaba gelecek. Burada Hazine’ye devredilecek. Bu hizmetlerden dolayı emek sarf edenlerin maaşları, 15 Temmuz’da yapılacak olan zam farkıyla farklılık oluşabilir ama üst sınır 92 bin lira olacak. Bu maaşın üstünde verilecek huzur hakkı veya görev tazminatı bedelleri varsa Hazine’ye devredilecek” dedi.
]]>(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Karatepe, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile 4 saat 15 dakika süren görüşmesinin ardından “Görüşmeye dört taleple gittik. Ancak dört saatin sonunda acı reçeteyi yine vatandaşa çıkaran anlayışlarında bir değişim iradesi olmadığını maalesef gördük” dedi. Karatepe, asgari ücrete zam yapılması konusunda Şimşek’in tepkisinin ne olduğuna ilişkin soruya “Asgari ücretin arttırılacağı konusunda bir izlenim edinmedim” diye yanıt verdi.
CHP’nin Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan sorumlu gölge bakanı Yalçın Karatepe, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile 4 saat 15 dakika süren görüşmesinin ardından CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.
Karatepe, şunları söyledi:
“Bildiğiniz gibi Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında gerçekleşen son görüşmede Sayın Genel Başkanımız, vatandaşın ekonomik sıkıntılarını gündeme getirmişti. Bunun üzerine partimizin ekonomideki önerilerini iletmek üzere Hazine ve Maliye Bakanı ile bir görüşme planlanmıştı. Bu kapsamda bugün Sayın Mehmet Şimşek ile görüşmemizi gerçekleştirdik. Öncelikle Sayın Bakan’a misafirperverliği için teşekkür ederim. Biz iktidarın milletin yaşadığı ekonomik yıkımdaki sorumluluğuna ortak olacak değiliz. Yine biz iktidarın bundan sonra yapacaklarına bir kredi açacak da değiliz. Biz temsil ettiğimiz kitlelerin haklarını savunmak, toplumun acil sorunlarını bizzat muhatabına iletmek ve bedeli ödeyenin vatandaş olmaması için bu görüşmeyi gerçekleştirdik. Yapıcı muhalefet anlayışıyla daha önce kamuoyuna açık olarak söylediğimiz şeyleri paylaştık.
“Değişim iradesi olmadığını gördük”
Görüşmede dört ana talep ilettik. Asgari ücrete ara zam, emekli aylıklarla ciddi şekilde artış yapılması, tarımsal desteklerin arttırılarak tarım kanununun öngördüğü şekilde yüzde bir oranında çiftçilere ödenmesi, bu kapsamda şimdiye kadar açıklanmış olan çay ve buğday gibi alım fiyatlarının güncellenmesi ve dördüncü olarak da ekonomide önemli sorunlardan birisi olarak gördüğümüz vergide adaletsizliğin giderilmesi. Biz bu önerilerimizi sunduk ve takipçisi olacağız. Görüşmeye dört taleple gittik. Ancak dört saatin sonunda acı reçeteyi yine vatandaşa çıkaran anlayışlarında bir değişim iradesi olmadığını maalesef gördük.
Uygulanmakta olan ekonomik programın Türkiye’de nasıl bir bölüşüm şoku yarattığını hepimiz çok yakından biliyoruz. En üst gelir grubunda yer alanların gelirlerinde ciddi şekilde artış olurken düşük gelirlilerin gelirlerinde bir gerilemenin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla zenginlerin zenginleştiği, yoksulların yoksullaştığı bir dönemdeyiz. Uygulanan ekonomik politikanın temel hedeflerinden bir tanesi -ki bunu sık sık ekonomi yöneticileri açık olarak ifade ediyorlar- yurt içi talebin dengelenmesine yönelik tedbirlerin alınması. Oysa biz biliyoruz ki Türkiye’de talebin önemli bir kısmı üst gelir grubunda yer alanlardan kaynaklanmaktadır. Düşük gelir grubunda yer alan nüfusun neredeyse yarıya yakınının burada bir sorumluluğunun olmadığını biliyoruz. Örneğin nüfusun gelirden en fazla pay alan yüzde beşlik diliminin gelirinde meydana gelen artış, ülke nüfusunun yüzde 50’sinin gelirindeki artışın neredeyse yedi katı. Harcamalar açısından baktığımızda da aslında Türkiye’de paranın önemli bir kısmını üst gelir grubunda olanların yaptığını görüyoruz. Dolayısıyla talebi dengelemek için ya da baskılamak için düşük gelir grubunda yer alanların gelirlerindeki artışı; örneğin ücret artışlarının sınırlanması, emekli aylık artışların sınırlanmasının doğru olmadığını görüyoruz. Bunu da Sayın Bakan ile çok açık bir şekilde ifade ettik.
“Asgari ücrete ara zam yapılmasının bir zorunluluk olduğunu ifade ettim”
Biz enflasyonun bu kadar yüksek seyrettiği bir dönemde, asgari ücretle yılın ikinci yarısında zam yapılmamasını şiddetle reddediyoruz. Bizim buna razı olmamız söz konusu değil. Çünkü yılın ilk beş ayında gerçekleşen yüzde 22 buçukluk enflasyon, haziran ayında çıkacak enflasyonu da düşündüğümüzde, neredeyse asgari ücret satın alma gücünün ilk altı ayda dörtte bir oranında azalacağını biliyoruz. Dolayısıyla bu artışın yapılmasının bir zorunluluk olduğunu Sayın Bakan’a ifade ettim. Benzer şekilde emekli aylıklarında bir artış yapılmasının da zorunlu olduğunu ifade ettim. Her ne kadar emekli aylık artışlarında, özellikle Bağ-Kur ve SSK emeklileri için yasadan gelen enflasyon kadar artışı yapmak zorunda olsalar da biz bunun yeterli olmadığını, bunun üzerinde bir artışın yapılmasını; refah payı olarak adlandırabileceğimiz örneğin ilk çeyrekte ortaya çıkan büyüme rakamı kadar bir ilave artışının yapılması gerektiğini söyledik. Ancak memur emeklileri açısından durumun çok daha olumsuz olduğunu da ifade ettik. Şöyle ki memur emekli aylıklarındaki artış, ‘enflasyon farkı artı sözleşmeden gelen’ diye bir ifade kullanılıyor biliyorsunuz. Dolayısıyla yılın ilk yarısında sözleşmeden gelen kısım, ilk altı ayda ortaya çıkacak enflasyon verisinden düşüldükten sonra ikinci altı aylık döneme denk gelen sözleşme farkı eklenecek. Böyle bir uygulamanın yapılması durumunda, aslında memurların ve memur emeklilerinin alacağı ücret artış oranı yüzde 20 gibi bir seviyede kalacaktır. Bunun yetersiz olduğunu ifade etmek isterim. Benzer şekilde geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanın bir açıklaması vardı, hatırlarsınız. Kamu çalışanlarına, memurlara seyyanen yapılan bir zam vardı. ‘Biz bunu aynen memur emeklilerine de uygulayacağız’ demişti. Ama maalesef üzerinden bir yıl geçmesine rağmen memur emeklilerine bunu uygulanmadığını biliyoruz. Bunun da uygulanması gerektiğini Sayın Bakan’a ifade ettiğimizi sizinle paylaşmak isterim.
“2006 yılından bugüne kadar 89,6 milyar dolarlık desteğin çiftçilerimize sağlanmadığını görüyoruz”
Benzer şekilde tarım konusundaki düşüncelerimizi paylaştık. Biz CHP olarak tarımın çok önemli bir konu olduğunu düşünüyoruz. Sadece tarım sektöründe çalışan milyonlarca çiftçimiz ve buradan geçimini sağlayanlarla sınırlı değil; tarımın bir ulusal güvenlik meselesi olduğunu, bir ülkenin birincil amacının vatandaşlarının uygun maliyetle gıdaya erişebilmelerini sağlamak olduğunu bugün Sayın Bakan ile de paylaştım. Dolayısıyla tarımsal desteklerin bir maliyet unsuru olarak görülmemesini, aslında ulusal stratejinin bir aracı olarak görülmesi gerektiğini de ifade ettik. Ancak maalesef üzülerek görüyoruz ki şimdiye kadar iktidar tarafından sağlanan tarımsal desteklerin oranı, tarım kanununda belirtilen yüzde birlik seviyeye ulaşmamıştır. Biz görüşmeye gitmeden önce hesaplamasını yaptık. ve 89,6 milyar dolarlık desteğin çiftçilerimize sağlanmadığını görüyoruz, 2006 yılından bugüne kadar. Ama ilginç bir biçimde bu desteklerin verilmediği dönemde ya da milli gelire oranı olarak eksik verildiği dönemde, Türkiye’nin tarımsal ithalata harcadığı paranın ne kadar olduğuna ilişkin verileri de Sayın Bakan’ın dikkatle bir kez daha sunduk.
“Çiftçimizden esirgediğimiz parayı, yurt dışındaki çiftçilere transfer etmişiz gibi görünüyor”
Örneğin son 22 yılda biz 103 milyon buğday ithal ederek 29 milyar dolar, ayçiçeğinde son 22 yılda 14 milyon ton ayçiçeği ithal ederek 8 milyar dolar, pamukta 18 milyon ton ithal ederek 32 milyar dolar, çeltik ve pirinçte 6 buçuk milyon ton ithal ederek 3,2 milyar dolar, soyada 39 milyon ton ithal ederek 18 milyar dolar ödedik. Hatta şeker bile ithal ettik, 1,4 milyar dolar bunun için para ödedik. Bu rakamları alt alta yazıp topladığınızda yaklaşık verilmeyen tarımsal destek miktarına denk gelir. 90 milyarın bir miktar üzerinde bir tutarak denk gelir. Dolayısıyla bizim çiftçimizden esirgediğimiz parayı aslında biz yurt dışındaki çiftçilere bir anlamda transfer etmiş gibi görünüyor. Dolayısıyla bunların iyileştirmesi gerektiğini, çiftçilerimize yeterli desteğin verilmesi gerektiğini söyledik. Biraz önce ifade ettiğim gibi, çay ve buğdayfiyatı olarak açıklanan rakamların yetersizliğinden de Sayın Bakan’a bahsettik.
“Düşük gelirli vatandaşların üzerindeki vergi yükünün çok ağır olduğunu ifade ettim”
Önemli konulardan bir tanesi, Sayın Genel Başkanımız da bunu çok sık ifade ediyor, vergide adaletin sağlanması, vatandaşların ya da insanların ekonomik güçleriyle orantılı olarak vergi ödemesi konusundaki görüşlerimizi de paylaştık. Bugün Türkiye’deki vergi sisteminin adaletli olmadığını, aslında ödenen vergilerin ekonomik güçle ilişkili olmadığını, özellikle düşük gelirli vatandaşların üzerindeki vergi yükünün çok ağır olduğunu ifade ettim. Bu çerçevede Sayın Bakan’a düzenleme yapılması gerektiği konusunda bazı önerilerde bulundum. Örneğin, şu anda gelir vergisi dilimleri belirlenirken asgari ücret düşülerek belirlenmiyor. Her ne kadar asgari ücret, gelir vergisinden muaf olsa da dilimlerin hesaplanmasında asgari ücretin dikkate alınıyor olmasının vatandaşın bir üst gelir dilimine çıkma süresini kısalttığını, dolayısıyla ocak ayında aldığı maaşla aralık ayında aldığı maaş arasında ciddi bir fark olduğunu ifade ettim. Bu vergi dilimlerinin belirlenmesinde asgari ücret düşüldükten sonraki kısmın dikkate alınması gerektiğini ifade ettim.
“Verginin ne kadar ağır olduğunu somut örnekler üzerinden Sayın Bakan ile paylaştım”
Vergilerin ne kadar ağır olduğunu, özellikle düşük gelir grubunda yer alanların ne kadar yüksek vergi ödemek durumunda kaldığını, özellikle uygulanan politikaların ve mevcut ekonomik koşulların yarattığından hareketle çok somut örnekler üzerinden bunu Sayın Bakan ile paylaştım. Biliyorsunuz iktidarın yeni ekonomi yönetiminin göreve gelmesinden sonra ilk yaptığı şey, faiz oranlarında ciddi artışa gitmekti. Bugün politika faiz oranının yüzde 50 oranında olduğunu biliyoruz. Ama en yüksek artışın özellikle düşük gelir gruplarının çok sık kullandığı kredi kartlarında ve ek hesap olarak adlandırılan kredili meduat hesaplarının faiz oranlarında olduğunu biliyoruz. Kredili mevduat hesaplarına aylık yüzde beş bir faiz uygulanmakta. Ama daha vahim olanı; bu hesaplar üzerinden ya da kredi kartları üzerineden kullanılan kredilere ödenen faizin yüzde 30’u kadar verginin de vatandaşın omuzlarına yüklenmiş olması. Bu bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil. Bunun bir an önce sıfırlanması gerektiğini Sayın Bakan’a ifade ettik.
“Kredi kartı ve KMH’larda uygulanan faiz oranlarının makul seviyeye indirilmeli”
Ben kabaca bir hesaplama yaptım, bu veriyi Bakan ile paylaştım. 260 milyar liralık kredinin -ek hesaplardan bahsederek söylüyorum- sürekli yenilendiğini düşünürsek vatandaşımız, bankalara ödediği faiz üzerinden iktidarın aldığı, yani vatandaş üzerine yüklediği vergiler aracılığıyla yaklaşık iki milyar lira her ay en düşük gelir grubunda yer alan ya da bu hesapları kullanmak durumunda kalan vatandaşlardan vergi alıyor. Bunun kabul edilemez olduğunu ifade ettik. Benzer şekilde kredi kartlarındaki miktarın son bir yılda yüzde 163 oranında arttığını, bunun bir tercihten değil zorunluluktan kaynaklandığını, kredi kartlarını kullananların sadece düşük gelir grubunda yer alan vatandaşlar değil ama krediye erişmekte zorluk çeken esnafların da bunları kullandığını, yüksek oranda faiz ödemek durumunda kaldıklarını ve yüksek faiz üzerinden ağır bir vergi yüküyle karşı karşıya kaldıklarını Sayın Bakana ifade ettim. ve bu konuda gerekli tedbirlerin alınmasını, bu vergilerin sıfırlanmasını kredi kartı ve KMH’larda uygulanan faiz oranlarının da makul seviyeye indirmesi gerektiğini ifade ettim.
“Vergi cenneti ülkelerin listesinin yayınlanmamış olmasının vergi adaletiyle örtüşmediğini Bakan’a ifade ettim”
Bir başka konu Sayın Bakan ile paylaştığım: 2006 yılında Türkiye’de vergi kanununda yapılan bir düzenlemeyle yurt dışında vergi cenneti olarak adlandırılan ülkelere giden para üzerinden yüzde 30 oranında vergi alınmasına yönelik bir düzenleme yapıldı. Fakat bu düzenlemenin hayat bulabilmesi için vergi cenneti olarak adlandırılan ülkelerin listelerinin yayınlanması gerekiyor. Bu listenin Cumhurbaşkanı tarafından yayınlanması gerektiği ilgili kanun metninde açıkça düzenlenmiştir. Kanunun üzerine 18 yıl geçmiş olmasına rağmen hala bu vergi cenneti ülkelerin listesinin yayınlanmamış olmasının; Türkiye’de bu ülkelere kaynak aktaranların vergilendirilmemesi sonucunu doğurduğunu, vergi adaletiyle örtüşmediğini Sayın Bakan’a ifade ettim. Benzer şekilde vergi harcaması altında vazgeçilen vergiler var, özellikle kurumlar vergisi ya da kurumların tabi olduğu birtakım vergiler var. Bunları ifade ettim. Bunların tahsil edilmesi gerektiğini ifade ettim. Benzer şekilde kamu özel işbirlikleri biliyorsunuz, bizim çok sık gündeme getirdiğimiz konulardan bir tanesi. Bunu Sayın Bakan ile paylaştım. Bu konuda ortaya çıkan kamusal maliyetlerin kabul edilemez olduğunu, bütçede özellikle toplumsal refahı etkileyen konular gündeme geldiğinde kaynak sorunu, bitçe açığı gibi rakamların konuşulduğunu ama kamu özel işbirlikleri konusunda herhangi bir adımın atılmadığını ifade ettim.
“Türkiye’deki vergi sisteminin kimin üzerine ne kadar maliyet yıktığını çok açık bir biçimde ifade ettim”
Hatırlayacaksınız, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Bu projeler hayata geçirilirken cebimizden bir kuruş para çıkmayacak’ ifadesini kullanmıştı. Oysa sırf 2024 yılı bütçesi içerisinde 160 milyar liranın üzerinde bir ödemenin bu işlere yapılacağını biliyoruz. Ortalıkta, vergide ne tür düzenleme yapacaklar şeklinde bir metin var. Ben bunu Sayın Bakan’a da ifade ettim. Orada kamu özel işbirliği ya da yap-işlet-devret şeklinde faaliyet gösteren şirketlerin kurumlar vergisi oranının yüzde 25’ten yüzde 30’a çıkarılması gibi bir düzenleme yapacaklarını ifade ediyorlar. Ben baktım, bu 44 tane şirketten 37 tanesi herhangi bir matrah beyan etmemiş. Dolayısıyla bunun arttırılmasının bir sonuç doğurmayacağını, bunların gerçek anlamda vergilendirilmesi gerektiğini çok açık bir biçimde ifade ettim. Türkiye’deki toplam mevcut vergi sisteminin kimin üzerine ne kadar maliyet yıktığını çok açık bir biçimde ifade ettim. Biz Sayın Bakan’a vergide adaletin sağlanması için vergilerin yüksek gelir gruplarında yer alanlardan yüksek oranda ama herkesin vergilendirmesi gerektiğini, yüksek gelir grupları dahil olmak üzere ifade ettik. Bu konunun takipçisi olacağımızı da beyan ettik.
“Kimin ne kadarlık vergisini sildiklerini kamuoyuyla paylaşmalarının da yararlı olduğunu ifade ettim”
Geçmişte vergi uzlaşıları olurdu. Büyük montanlı kredi borçlarına ilişkin uzlaşmalar merkezde yapılır. Son birkaç yıldır burada kiminle ne kadar uzlaşıldı, kimin ne kadar vergi borcu silindiğine dair bir açıklamayı yıllardır yapmadıklarının biliyoruz. Dolayısıyla vatandaşın bu kadar ağır vergi yüküyle karşı karşıya kaldıkları bir dönemde kimlerle ne kadarlık bir uzlaşmaya gittiklerini, ne kadarlık vergiyi ya da buna ilişkin cezaları sildiklerini kamuoyuyla paylaşmalarının da şeffaflık açısından yararlı olduğunu ifade ettim.”
“Türkiye’nin ekonomik dönüşümü bütüncül kalkınmacı program çerçevesinde mümkün”
Türkiye’de mevcut yönetim modelinin yarattığı ekonomik anlamdaki risklerden de bahsettim. Ekonominin eğitim sisteminden bağımsız bir biçimde düşünülemeyeceğini, bakan olarak sadece bütçe verilerini değil, diğer alandaki gelişmeleri de yakından takip etmesi gerektiğini söyledim. Çünkü Türkiye’nin ekonomik dönüşümünün bir bütüncül kalkınmacı program çerçevesinde ancak mümkün olabileceğini, bu kapsamda eğitim, hukuk, yönetim modeli gibi konuların da dikkate alınması gerektiğini ifade ettim. Ülkemizde çok büyük bir deprem yaşandı. Burada faaliyet gösteren bu bölgelere uygulanan mücbir sebep uygulaması ağustos ayında sona erecek. Ben bunun süresinin uzatılması talebini Sayın Bakanla paylaştım. Bunların üzerine kendisi genel değerlendirmeler yaptı ve toplantı sona erdi.”
Karatepe, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Karatepe, yakında TBMM Başkanlığı’na sunulması beklenen yeni vergi paketine ilişkin sorulan soruya şöyle yanıt verdi:
“Bakandan somut bir değerlendirme duymadım”
“Yurt dışı çıkış harcı konusunu gündeme getirdim. Bunun doğru olmadığını, vatandaşın seyahat özgürlüğünü kısıtlayan bir uygulama olduğunu ve bu kadar yüksek oranda bir harcın karşılığının olmadığını ve alınmaması gerektiğini ifade ettim. Ama bu konuda Sayın Bakandan somut bir değerlendirme duymadım. Anladığım kadarıyla Meclis’e sunulacak tasarı üzerindeki çalışmalarını henüz tamamlamamışlar. Biz bu konunun doğru olmadığını ifade ettik. Sizin bahsettiğiniz bahşiş konusunu da gündeme getirdik. Bunun vergilendirilmesinin doğru olmadığını ifade ettik.”
Karatepe, vergi paketi taslağından bazı maddelerin çıkartıldığı iddialarına ilişkin soruya şöyle cevap verdi:
“Çiftçilerin üzerine vergilerin yüklenmesinin doğru olmadığını ifade ettim”
“Gübre ve yem konusunu gündeme getirdim. Bu konuda net bir yani taslak metne ilişkin ‘Bu bizim metnimizdir’ gibi bir açıklaması yok. Meclis’e geldiği zaman hangi konularda düzenleme olacağını ifade etti. O zaman daha ayrıntılı bir biçimde görürüz. Yemden yüzde 10, gübreden yüzde 20 KDV gibi konular konuşuluyor. Buradan beklenen miktar da yaklaşık 34 milyar liralık bir ek vergi olması söz konusu. Bunların doğru olmadığını söyledim. Başka yerlerden vergi almaktan vazgeçerken zaten çok zor durumda olan çiftçilerin üzerine bu kadar vergilerin yüklenmesinin doğru olmadığını ifade ettim. Meclis’e sunulduğu zaman detaylarını görüp her bir madde üzerinde daha detaylı görüş beyan edebiliriz.”
“Asgari ücretin arttırılacağı konusunda bir izlenim edinmedim”
Karatepe, “Asgari ücret ve emekli aylıklarına zam konusunda Mehmet Şimşek’in tepki ne oldu? Hala ücretlere yapılan zamlar enflasyonu baskılayarak arttıracak tezine mi inanıyor” şeklindeki bir soru üzerine, “Ben asgari ücretin arttırılacağı konusunda bir izlenim edinmedim. ‘Artırmayacağız’ da demedi ama benim edindiğim izlenim, asgari ücretin arttırılması konusunda bir iradelerinin oluşmadığı yönünde. Ben bunun bir zorunluluk olduğunu, mutlaka arttırılması gerektiğini ifade ettim” dedi.
Kamuda tasarruf paketini konusunun görüşmede gündeme gelmediğini söyleyen Karatepe, emekli aylıklarının arttırılmasına ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“Emekli aylıklarındaki artışın enflasyon oranıyla sınırlı kalmaması lazım”
“Biz bunun bir zorunluluk olduğunu tekrar tekrar defeaten ifade ettik. Türkiye’de bugün insanların bu kadar düşük emekli aylıklarıyla bu kadar yüksek enflasyon ortamında geçinmesinin mümkün olmadığını dolayısıyla buradaki iyileştirmenin iyi derecede yapılmasını söyledim. Enflasyon oranına ilişkin eleştirilerimiz var. Gerçek enflasyonun bundan biraz daha farklı olduğunu ifade ettim. Dolayısıyla artışın enflasyon oranıyla sınırlı kalmamasını çünkü bu reel anlamda bir artışa tekabül etmeyeceğini, bunun üstünde yapılması gerektiği konusunu ifade ettim. Bakan dinledi. Biz de takipçisi olacağız.”
Yalçın Karatepe, bir gazetecinin “4 saatin sonunda acı reçeteyi vatandaşlara çıkaran anlayışlarında bir değişim iradesi olmadığını gördük” sözünü hatırlatarak, “Bundan sonrası için görüşmeler tıkanacak mı” sorusuna şöyle yanıt verdi:
“Şimşek’in asgari ücrete zam için ‘Bu yönde hazırlıklarımız var’ demesini bekliyordum”
“Biz çok somut taleplerle gittik. Asgari ücret arttırılmalıdır. Nokta. Bu pazarlık konusu bile değil. Türkiye. Sayın Şimşek, iktisat eğitimi almış. Bu kadar düşük asgari ücret geçinmenin mümkün olmadığını bileceğini tahmin ettiğim birisi. ‘Evet, bizim bu yönde hazırlıklarımız var’ demesini bekliyordum. Ama öyle bir açıklamayı somut bir biçimde duymadığım o cümleyi kurdum.”
Yalçın Karatepe, “Biz her alanda mücadele ediyoruz. Masada, sokakta, miting alanında, parlamentoda varız. Biz müzakereyle mücadelenin birbirinin alternatif olduğunu düşünen değil. Bunları bütünleştiren bir yaklaşımla konulara yaklaşıyoruz. Dolayısıyla biz alandayız, meydandayız, tarladayız, çay bahçesindeyiz. İşçilerin bulunduğu fabrikalardayız. Onların haklı taleplerini bizim katıldığımız talepleri her formda, her şekilde yüksek sesle dile getirmeye ve sonuç almaya devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>
Eskişehir Valiliği ile Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından, toplumda turizm bilincini geliştirmek amacıyla her yıl 15-22 Nisan tarihleri arasında kutlanan Turizm Haftası çerçevesinde gerçekleştirilen program öncesinde ilk olarak saygı duruşu yapıldı ve İstiklal Marşı okundu. Ardından Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy ve İl Kültür Turizm Müdürü Bülent Avnamak konuşmalarını yaparken, Eskişehir Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü Personeli Dr. Özlem Çakar Kılıç tarafından “Etno Arkeoloji ve Kırsal Turizm Uygulamaları” konu başlıklı bir sunum gerçekleştirildi. Sonrasında Türk Dünya Halk Dansları Topluluğu Kazakistan Oyunu Kara Corga gösterisi seyredildi. Program, katılımcılara kokteyl ikram edilmesiyle ve toplu fotoğraflar çekilmesiyle sona erdi.
“Dünyada turizmden pay alma bakımından önemli bir yarış var”
Programda konuşma yapan Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, turizm sektörünün tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla gelişen bir sektör olduğunu vurgulayarak, “Turizm sektörünün ülke ekonomilerine kattığı önemli payın Türkiye için de geçerli olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Dünyada turizmden pay alma bakımından önemli bir yarış var ve bu yarış içerisinde Türkiye de özellikle son yıllarda yeni bir takım çalışmalar ortaya koyarak dünya turizmden daha fazla pay alabilmek adına önemli çalışmalar gerçekleştiriyor. Eskişehir’de turizm potansiyelleri yüksek, bunları belirli ölçüde harekete geçirmiş ve turizmden belirli miktarda pay alan illerin başında geliyor. Bu turizm potansiyelimizi harekete geçirerek, turizmden daha fazla pay alabilir miyiz konusunda hepinizin yakından bildiği üzere şubat ayında bir turizm çalıştayı gerçekleştirdik. Buradaki temel amacımız mevcut durumumuzu görmek ve önümüzdeki süreçte neler yaparsak turizmden daha fazla pay alabiliriz konusunda sektörün bütün paydaşlarının görüşlerini alarak kendimize bir yol haritası belirlemek. Bu amaçla yaptığınız çalıştay oldukça yararlı ve güzel bir çalışma oldu. Önümüzdeki süreçte çalıştayda dile getirilen konuların bir çalışma programına dönüştürülmesi ve ilgili bütün paydaşlarla birlikte bu çalışmaları hayata geçirmek için bir gayret içerisinde olacağız” dedi.
“İçinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli kalkınma başarılarından birisi turizmdir”
İl Kültür Turizm Müdürü Bülent Avnamak ise, yapmış olduğu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Ülkemizin turizm önemi konusunda toplumda farkındalık oluşturmak, turizm bilincini geliştirmek, doğal, tarihi ve kültürel varlıklarımızı turizme kazandırmak, iç turizmi canlandırmak halkın turizme hareketinden daha etkin katılım sağlamak amacıyla her yıl 15-22 Nisan tarihleri arasındaki hafta çeşitli etkinliklerle Turizm Haftası olarak kutlanmaktadır. İçinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli kalkınma başarılarından biri olan turizm, ülkemizin zenginleşmesi, tanıtılması, devletin güçlenmesi, insanımızın refahı içinde mutlu bir şekilde yaşayabilmesi için büyük bir önem sahiptir. Bizler de bu önemli bir kültüre miras sahibi olan ilimizin tanıtımını en iyi şekilde yapmak için çalışmaktayız. Bu noktada ilimizin turizmde hak ettiği seviyeye gelebilmesi bütün kamu kurumlarımızdan esnafımıza, sivil toplum kuruluşlarımızdan, tüm halkımıza ayrı ayrı görevler düşmektedir. Tüm Eskişehirli hemşerilerimizin misafirlerimize gösterecekleri ilgi ve misafirperverlik, ilimizin tanıtımına ve ekonomisine katkı sunacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle ilimizin turizmdeki başarı tablosunda imzası olan başta sektör çalışanları başta olmak üzere tüm turizm camiasının turizm haftasını kutluyor, verimli bir turizm sezonu geçirilmesini diliyorum.”
Gerçekleştirilen programa Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy’un yanı sıra Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Hasan Ünal, Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, Vali Yardımcıları ve diğer protokol mensupları katılım gösterdi. – ESKİŞEHİR
]]>Oba Makarna CEO’su Alpaslan Özgüçlü, “Köklü şirket tarihimizde önemli bir eşiği ifade eden halka arz sonrasına ilişkin planlarımız ve projelerimiz hazır. Ürün bandımızın genişletilmesi, çeşitlendirilmesi ile üretim kapasitemizi büyütüp, Oba Makarna’nın büyüme planlarına paralel olarak şirket sermayemizi güçlendireceğiz. Sürdürülebilirlik hedeflerimiz doğrultusunda yeşil enerjiyi daha fazla kullanmayı planlıyoruz. Halka açık bir marka olarak, büyüme yolculuğumuza daha kurumsal ve stratejik yepyeni adımlarla devam etmek istiyoruz” dedi.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, Türkiye’nin makarna sektöründe son 10 yıllık dönemde ihracat şampiyonu olan ve İstanbul Sanayi Odası tarafından 2022 yılsonu itibarıyla açıklanan ülkemizin en büyük sanayi şirketleri arasında yer alan Oba Makarna halka arzı için 22-23 Şubat tarihlerinde talep toplanacak. Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, ÜNLÜ Menkul Değerler, Ziraat Yatırım ve QNB Finansinvest liderliğinde, toplam 43 aracı kuruluştan oluşan konsorsiyum aracılığıyla gerçekleştirilecek halka arzda pay başına satış fiyatı 39,24 TL olarak belirlendi.
Altı kıtada 100’ün üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiren Oba Makarna’nın halka arzında, çıkarılmış sermayesinin 407 milyon 169 bin 500 TL’den 479 milyon 421 bin 759 TL’ye çıkarılması nedeniyle ihraç edilecek 72 milyon 252 bin 259 TL nominal değerli paylar ile mevcut ortaklardan Alpinvest Yatırım Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ve Turkey Pasta Holding LTD’ye ait toplam 24 milyon 84 bin 86 TL nominal değerli paylar olmak üzere toplamda 96 milyon 336 bin 345 adet pay satışa sunulacak olup, halka arz büyüklüğü 3 milyar 780 milyon 238 bin 178 TL olarak hedefleniyor. Bireysel yatırımcıya eşit dağıtım yöntemi uygulanacak halka arzda halka açıklık oranının da yüzde 20,1 olarak gerçekleşmesi öngörülüyor.
Minimum yüzde 10 kar dağıtım taahhüdü
Oba Makarna, kar dağıtım politikası kapsamında dağıtılabilir net dönem karının asgari yüzde 10’unun dağıtılacağı taahhüdünde bulunurken, hakim ortaklar tarafından şirket paylarının Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladığı tarihten itibaren 1 yıl boyunca halka arz fiyatından bağımsız olarak Oba Makarna paylarına yönelik olarak Borsa’da veya Borsa dışında herhangi bir hisse satışı yapılmayacak. Bununla birlikte, şirket paylarının Borsa İstanbul’da işlem görmeye başladığı tarihten itibaren 1 yıl boyunca, bedelli ve bedelsiz sermaye artırımları da dahil olmak üzere, şirket payları dolaşımdaki pay miktarının artmasına yol açacak şekilde satışa veya halka arza konu edilmeyecek.
Katılım Endeksine uygun ve fiyat istikrarı planlanıyor
Şirket payları Borsa İstanbul Yıldız Pazar’da #OBAMS koduyla Katılım Endeksi’ne uygun olarak işlem görecek olup, payların işlem görmeye başlamasından itibaren 30 gün boyunca fiyat istikrarı işlemlerinin uygulanması planlanıyor.
“Sürdürülebilir büyüme stratejimizle geleceğe doğru emin adımlarla yürüyeceğiz”
Oba Makarna’nın halka arzına ilişkin olarak açıklamalarda bulunan ve halka arz sonrası ürün çeşitliliğini ve yatırımlarını daha da artırmayı hedeflediklerinin altını çizen Oba Makarna CEO’su Alpaslan Özgüçlü, “Bin 200’ün üzerinde çalışanımızın emeği sayesinde artan üretim hacmimiz, ihracatımız ve satış gelirlerimizle daima ileriyi hedefliyoruz. 2020 yılında 3 milyar 99 milyon TL olan ciromuzu, 2021 yılında yüzde 68 artışla 5 milyar 215 milyon TL’ye, 2022 yılında ise yüzde 112 artışla 11 milyar 69 milyon TL’ye çıkardık. 2023 yılının ilk 9 ayında ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 46 artışla 11 milyar 997 milyon TL ciro elde ettik. Yenilikçi ve kalite odaklı yaklaşımımızdan ödün vermeden, global ölçekte pazar payımızı artırarak, hızlı, sağlıklı ve sürdürülebilir büyüme stratejimizle geleceğe doğru emin adımlarla yürümeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Hedef ülke ekonomisine katma değer sağlamak”
Oba Makarna olarak dünya makarna ticaretinde sahip oldukları yüzde 7’lik pay ile küresel anlamda da söz sahibi bir oyuncuyu olduklarına işaret eden Özgüçlü, “Köklü şirket tarihimizde önemli bir eşiği ifade eden halka arz sonrası sürece ilişkin planlarımız ve projelerimiz hazır. Hedefimiz sektörümüzde küresel ölçekte her alanda kilit bir aktör olmak olduğu için halka arz ile birlikte yatırımlarımıza güçlü bir şekilde devam edeceğiz. Oba Makarna olarak, entegre modern üretim tesislerimizde el değmeden, en gelişmiş kontrol cihazlarıyla donatılmış laboratuvar analizleri ile hizmet vermeye devam ediyoruz. Halka arzdan elde edilecek gelir ile birlikte öncelikli olarak ürün kapasitemizi ve çeşitliliğimizi büyütüp yatırımlarımızı güçlendirmeyi hedefliyoruz. Ürün bandımızın genişletilmesi, çeşitlendirilmesi ile üretim kapasitemizi büyütüp, Oba Makarna’nın büyüme planlarına paralel olarak şirket sermayemizi güçlendireceğiz. Sürdürülebilirlik hedeflerimiz doğrultusunda yeşil enerjiyi daha fazla kullanmayı planlıyoruz. Halka açık bir marka olarak, büyüme yolculuğumuza daha kurumsal ve stratejik yepyeni adımlarla devam etmek istiyoruz” şeklinde konuştu.
“Son 10 yıllık dönemde ihracat şampiyonu”
Makarna, noodle, un ve irmik alanlarında faaliyet gösteren Oba Makarna’nın Gaziantep Fabrikası günlük bin 155 ton buğday kırma, yıllık 332 bin ton makarna üretim kapasitesine sahip. Gaziantep Fabrikası’nda gelişmekte olan pazarlar için makarna üretiminin yanı sıra un ve irmik üretimi de gerçekleştiriliyor. Hendek Fabrikası ise yıllık 450 bin ton buğday kırma kapasitesi ve yıllık 174 bin ton makarna üretim kapasitesi ile faaliyetlerine devam ediyor. Şirketin Hendek Fabrikası’ndaki 2 yeni makarna hattının tamamlanması ile yıllık 174 bin ton olan makarna üretim kapasitesinin 2024 yılı başında yıllık 253 bin tona ulaşması öngörülüyor. Öte yandan, 2019 yılında noodle sektörüne yatırım yapan Oba Makarna, 2021-2022 yıllarında gerçekleştirdiği ilave yatırımlar ile Hendek Fabrikası’nda yıllık 950 milyon porsiyon noodle üretim kapasitesine ulaştı. Bu sayede hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın en yüksek noodle üretim kapasitelerinden birini yakalamış oldu.
Dünya standartlarında, yüksek teknoloji ile üretim yapan Oba Makarna, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 2022 yılsonuna kadar açıklanan Türkiye’nin ilk 1000 ihracatçısı araştırma verilerine göre makarna sektöründeki şampiyonluğunu son 10 yıllık dönemde sürdürüyor. Şirket, 2022 yılında Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu (İSO 500) sıralamasında 118’nci, Fortune 500 Türkiye listesinde ise 117’nci sırada yer alıyor. Oba Makarna, yurt içi pazarda Oba Makarna ve Obamie Noodle markalarıyla ürün satışı gerçekleştirirken, yurt dışı pazarda Oba Makarna’nın yanı sıra, Oba Gold, Obalino, Nido, Eva, Omelia, Pasta Layla, Pasta Savana, Vera, Rosa Linda markaları ile faaliyetlerine devam ediyor.
Ar-Ge çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor
Pazardaki genel ihtiyaçların ve müşterilerin isteklerini analiz eden, değişen tüketim alışkanlıkları ve tüketici beklentilerini yakından takip eden Oba Makarna, araştırma, geliştirme ve iyileştirme çalışmalarına sürekli devam ediyor. Ar-Ge çalışmalarını daha ileri taşımak için 2022 yılında Hendek Fabrikası’nda yüzde 200 metrekare alana sahip Ar-Ge Merkezi’nin inşaatına başlayan şirket, merkezi 2024 yılının ilk çeyreğinde devreye almayı planlıyor.
Ar-Ge Merkezi’nde Mikrobiyoloji, Enstrumental, Formülasyon laboratuvarlarının yanı sıra üretimde kullanılan Noodle hattının minyatürünün ve otomatik sos karışımlarının yapılabileceği minyatür sos makinasının yer aldığı pilot tesis laboratuvarı ile çeşitli tariflerin uygulaması için endüstriyel mutfak ve ofislerin yer alması planlanıyor. Şirket ürettiği ürünlere ilişkin Ar-Ge faaliyetlerinin yanı sıra, ambalaj ve atıkların geri kazanılması konularında da Ar-Ge çalışmalarına devam ediyor.
Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla yıllık 3 bin 500 ton karbon emisyonunu engellemeyi hedefliyor
Sürdürülebilirlik ilkeleri çerçevesinde karbon izini ve atıklarını azaltmaya yönelik faaliyetlerine devam eden Oba Makarna, tükettiği enerjinin bir kısmını kendi ürettiği temiz enerjiden karşılıyor. Şirket, Hendek Fabrikası’nın çatısındaki 2,4 MW kapasiteli GES ile noodle üretim hatlarının elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 50’sini yenilenebilir enerjiden karşılamayı, hem de yıllık bin 700 ton karbon emisyonunu engellemeyi hedefliyor. Gaziantep Fabrikası için de 2,1 MW kurulu güce sahip GES’i devreye alan şirket, yılda bin 800 ton karbon emisyonunu engellemeyi amaçlıyor. – GAZİANTEP
]]>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ankara’da bir otelde düzenlenen ‘6. Kümelenme Konferansı Çalıştayı’na katıldı. Çalıştayda yaş meyve sebzeden tohum ve sanayideki gelişmelere kadar geniş bir yelpazede konular ele alındı. Bakan Bolat, burada yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde kalkınma planlarının hedefler doğrultusunda gerçekleştirildiğini söyledi.
“Hizmetler ihracatımızı 200 milyar dolara çıkarma azmindeyiz”
Beş yıllık kalkınma planı hedefleri doğrultusunda toplam mal ihracatını 2028’e kadar 375 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini belirten Bakan Bolat, “Hizmetler ihracatımızı da 200 milyar dolara çıkarmak azmindeyiz. Bu asla ütopik bir hedef değildir. Çalışılmış, düşünülmüş, hesapları yapılmış hedeflerdir. Zaten şükürler olsun Allah’a biz geçen yılı cumhuriyetimizin yüzüncü yılını 255,8 milyar dolar ihracatla kapatmıştık, rekor kırmıştık” diye konuştu.
2024 yılının ilk 45 gününde yıllıklandırılmış ihracatın 257,3 milyar doları aştığına dikkati çeken Bakan Bolat, “Geçen yılın rekorunun üzerine 1,5 milyar dolar daha ilave ihracatımız oluştu. Bu trendle Orta Vadeli Program’daki hedefimiz olan mal ihracatında hizmetler ihracatında da 110 milyar doları Allah’ın izniyle aşacağız, o rakamlara ulaşacağız” ifadelerini kullandı.
“Hedefimiz 2028’de orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payını yüzde 50’ye çıkartmak”
Orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerde de ilerleme kaydettiklerini aktaran Bakan Bolat, şöyle konuştu:
“2002 yılında yüzde 30’luk bir pay, 2022 yılında yüzde 36’lık bir pay varken geçen yılı yüzde 40,3’le kapattık. İnşallah 2028 hedefimiz orta yüksek ve yüksek teknoloji ürünlerin payını yüzde 50’ye yükseltmek olacaktır. Yine güzel bir haber. Küresel mal ihracatındaki payımız da 2002’de yüzde 0,50 iken, 2022’de yüzde 1,02’di. 2023’ün dokuzuncu ayı sonunda yüzde 1,06’ya ulaştık. 12’inci ay rakamı yakında çıktığında bu payın inşallah daha da yükseldiğini hep birlikte göreceğiz.”
Söz konusu ihracatın yüzde 94’ünün sanayi ürünleri olduğunu bildiren Bakan Bolat, 241 milyar dolarlık sanayi ürünleri ihracatı yaptıklarını vurgulayarak, daha ileriyi hedeflediklerini belirtti.
“Aylık bazda yüzde 2,4, 12 aylık bazda yüzde 1,6 artış kaydetti”
Geçtiğimiz günlerde sanayi üretimi rakamlarının açıklandığını hatırlatan Bakan Bolat, şunları kaydetti:
“Aylık bazda yüzde 2,4, 12 aylık bazda yüzde 1,6 artış kaydetti. Bu aralıktan önceki 5-6 ayda aylık baz nispeten yavaş yavaş bir artış oranı geriliyordu. Şimdi tekrar artış oranında bir ivme yakalamış olduk. İthalatımız da önemli. İthalatta da önemli çabalar içindeyiz. Ağustos ayından bu yana Allah’a şükür ithalatımızda her ay bir azalış trendi var. Dış ticaret açığımızda da ağustos ayından itibaren her ay bir azalış trendimiz var.”
Dış ticaret açığının 2022’de 100 milyar dolar olduğunu hatırlatan Bakan Bolat, 2023 yılında bu rakamın 106 milyar dolara gerilediğine dikkat çekerek, “Şu anda 45 gün içinde 2024’te 100 milyar doların altına çektik. 97 milyar dolar civarında bir dış ticaret açığımız var yıllıklandırılmış olarak. Amacımız bunu yıl sonuna kadar daha da aşağıya çekmek. Temmuz, ağustostan bu yana burada önemli tedbirler aldık” ifadelerine yer verdi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın konuşmasını tamamlamasının ardından hatıra fotoğrafı çektirildi. – ANKARA
]]>TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılında konut satışlarının bir önceki yıla göre yüzde 17,5 azalarak 1 milyon 225 bin 926 olarak gerçekleştiğini açıkladı.
TÜİK, Aralık 2023 dönemine ilişkin konut satış istatistiklerini açıkladı. Buna göre; 2023 yılında konut satışları bir önceki yıla göre yüzde 17,5 azalarak 1 milyon 225 bin 926 olarak gerçekleşti. Konut satışlarında İstanbul 198 bin 739 konut satışı ve yüzde 16,2 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 114 bin 432 konut satışı ve yüzde 9,3 pay ile Ankara, 65 bin 465 konut satışı ve yüzde 5,3 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 426 konut ile Ardahan, 501 konut ile Hakkari ve 970 konut ile Tunceli oldu.
ARALIKTA 138 BİN 577 KONUT SATILDI
Türkiye genelinde konut satışları aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 33,4 azalarak 138 bin 577 oldu. Konut satışlarında İstanbul 23 bin 714 konut satışı ve yüzde 17,1 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 11 bin 458 konut satışı ve yüzde 8,3 pay ile Ankara, 7 bin 166 konut satışı ve yüzde 5,2 pay ile İzmir izledi. Konut satışlarının en az olduğu il 65 konut ile Hakkari oldu.
İPOTEKLİ KONUT SATIŞI AZALDI
İpotekli konut satışları aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 72,3 azalış göstererek 6 bin 42 oldu. 2023 yılında gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yıla göre yüzde 36,6 azalışla 177 bin 748 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı aralık ayında yüzde 4,4, 2023 yılında yüzde 14,5 olarak gerçekleşti. Aralık ayındaki ipotekli satışların, 1831’i; 2023 yılındaki ipotekli satışların ise 53 bin 455’i ilk el satış olarak gerçekleşti.
Diğer konut satışları aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,8 azalarak 132 bin 535 oldu. 2023 yılında gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yıla göre yüzde 13 azalışla 1 milyon 48 bin 178 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı aralık ayında yüzde 95,6, 2023 yılında yüzde 85,5 olarak gerçekleşti.
SATIŞLARIN YÜZDE 69’U İKİNCİ EL
İlk el konut satış sayısı aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 34,2 azalarak 51 bin 243 oldu. İlk el konut satışları 2023 yılında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17,5 azalışla 379 bin 542 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ilk el satışların payı aralık ayında yüzde 37, 2023 yılında yüzde 31 oldu.
İkinci el konut satışları aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 32,9 azalış göstererek 87 bin 334 oldu. İkinci el konut satışları 2023 yılında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17,5 azalışla 846 bin 384 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ikinci el satışların payı aralık ayında yüzde 63, 2023 yılında yüzde 69 oldu.
2023’TE YABANCILARA 35 BİN 5 KONUT SATILDI
Yabancılara yapılan konut satışları 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 48,1 azalarak 35 bin 5 oldu. 2023 yılında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 2,9 oldu. 2023 yılında yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 12 bin 702 konut satışı ile Antalya aldı. Antalya’yı sırasıyla 11 bin 229 konut satışı ile İstanbul ve 3 bin 16 konut satışı ile Mersin izledi.
Yabancılara yapılan konut satışları aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 67,7 azalarak 2 bin 64 oldu. Aralık ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,5 oldu. Aralık ayında yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 796 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla 609 konut satışı ile Antalya, 230 konut satışı ile Mersin izledi.
Ayrıca, 2023 yılında kadınlar yüzde 32,8 pay ile 401 bin 933, erkekler yüzde 56,3 pay ile 690 bin 438 konut sahibi oldu. Yüzde 1,6 pay ile 19 bin 610 konut ise kadın ve erkek tarafından ortaklaşa alındı.
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aralık ayı Konut Satış İstatistikleri’ni paylaştı. Buna göre, konut satışları 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 17,5 azalarak 1 milyon 225 bin 926 olarak gerçekleşti. Konut satışlarında İstanbul 198 bin 739 konut satışı ve yüzde 16,2 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 114 bin 432 konut satışı ve yüzde 9,3 pay ile Ankara, 65 bin 465 konut satışı ve yüzde 5,3 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 426 konut ile Ardahan, 501 konut ile Hakkari ve 970 konut ile Tunceli oldu.
Türkiye genelinde Aralık ayında 138 bin 577 konut satıldı
Türkiye genelinde konut satışları Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 33,4 azalarak 138 bin 577 oldu. Konut satışlarında İstanbul 23 bin 714 konut satışı ve yüzde 17,1 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 11 bin 458 konut satışı ve yüzde 8,3 pay ile Ankara, 7 bin 166 konut satışı ve yüzde 5,2 pay ile İzmir izledi. Konut satışlarının en az olduğu il 65 konut ile Hakkari oldu.
İpotekli konut satışları 6 bin 42 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 72,3 azalış göstererek 6 bin 42 oldu. 2023 yılında gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yıla göre yüzde 36,6 azalışla 177 bin 748 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı Aralık ayında yüzde 4,4, 2023 yılında yüzde 14,5 olarak gerçekleşti.
Aralık ayındaki ipotekli satışların, bin 831’i; 2023 yılındaki ipotekli satışların ise 53 bin 455’i ilk el satış olarak gerçekleşti.
Diğer satış türleri sonucunda 132 bin 535 konut el değiştirdi
Türkiye genelinde diğer konut satışları Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 28,8 azalarak 132 bin 535 oldu. 2023 yılında gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yıla göre yüzde 13,0 azalışla 1 milyon 48 bin 178 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı Aralık ayında yüzde 95,6, 2023 yılında yüzde 85,5 olarak gerçekleşti.
İlk el konut satış sayısı 51 bin 243 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 34,2 azalarak 51 bin 243 oldu. İlk el konut satışları 2023 yılında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17,5 azalışla 379 bin 542 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ilk el satışların payı Aralık ayında yüzde 37,0, 2023 yılında yüzde 31,0 oldu.
İkinci el konut satışlarında 87 bin 334 konut el değiştirdi
Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 32,9 azalış göstererek 87 bin 334 oldu. İkinci el konut satışları 2023 yılında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 17,5 azalışla 846 bin 384 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ikinci el satışların payı Aralık ayında yüzde 63,0, 2023 yılında yüzde 69,0 oldu.
Yabancılara 2023 yılında 35 bin 5 konut satıldı
Yabancılara yapılan konut satışları 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 48,1 azalarak 35 bin 5 oldu. 2023 yılında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 2,9 oldu. 2023 yılında yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 12 bin 702 konut satışı ile Antalya aldı. Antalya’yı sırasıyla 11 bin 229 konut satışı ile İstanbul, 3 bin 16 konut satışı ile Mersin izledi.
Yabancılara Aralık ayında 2 bin 64 konut satışı gerçekleşti
Yabancılara yapılan konut satışları 2023 yılı Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 67,7 azalarak 2 bin 64 oldu. Aralık ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 1,5 oldu. Aralık ayında yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 796 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla 609 konut satışı ile Antalya, 230 konut satışı ile Mersin izledi.
Uyruklara göre 2023 yılında en çok konut satışı Rusya Federasyonu vatandaşlarına yapıldı
Rusya Federasyonu vatandaşları 2023 yılında Türkiye’den 10 bin 560 konut satın aldı. Rusya Federasyonu vatandaşlarını sırasıyla 4 bin 272 konut ile İran vatandaşları ve bin 917 konut ile Irak vatandaşları izledi.
Aralık ayında ise Rusya Federasyonu vatandaşları Türkiye’den 527 konut satın aldı. Rusya Federasyonu vatandaşlarını sırasıyla 205 konut ile İran, 113 konut ile Ukrayna vatandaşları izledi.
Türkiye’de 2023 yılında kadınlar 401 bin 933, erkekler 690 bin 438 konut satın aldı
Türkiye genelinde 2023 yılında, kadınlar yüzde 32,8 pay ile 401 bin 933, erkekler yüzde 56,3 pay ile 690 bin 438 konut sahibi olurken, yüzde 1,6 pay ile 19 bin 610 konut, kadın ve erkek tarafından ortaklaşa alındı. – İSTANBUL
]]>Türkiye Posta Sektörü Pazar Verileri Raporu
BTK raporuna göre 2023’ün ilk yarısında, iletişim amacı dışında gönderilen posta kolisi ve kargo sayısında önemli bir artış yaşandı. Buna göre gönderi sayısı, önceki yılın ilk yarısına kıyasla yüzde 19 artarak 598,1 milyon adede ulaştı.

Verilere baktığımızda yurt içinde göndericiden teslim alınan kargoların yüzde 2.5’inin aynı gün teslim edildiğini görüyoruz. Yüzde 42’si ertesi gün, yüzde 35’i iki gün sonra, yüzde 13’ü ise üç gün sonra teslim edildi.
Neredeyse şehir değiştiriyor! DJI, ilk kargo drone’unu tanıttı
Rapora göre geçtiğimiz yılın ilk yarısında en çok kargo taşımacılığı yapan firma, yüzde 25,3 pay ile Trendyol Express oldu. Hemen ardından onu yüzde 15,1 ile Aras Kargo, yüzde 14,7 ile Yurtiçi Kargo ve yüzde 13,6 pay ile Sürat Kargo takip etti.
Listenin devamında ise yüzde 7,6 pay ile PTT, yüzde 5,8’le Hepsijet ve yüzde 1,9 oranla UPS Kargo olduğunu görüyoruz. Geriye kalan yüzde 7,9’luk payı ise diğer firmalar üstlendi. Tüm sıralamaya aşağıdan ulaşabilirsiniz.
2023’ün ilk yarısında en çok kargo taşıyan firmalar şu şekilde sıralandı;
25,3 milyar TL gelir elde edildi
Raporun devamında tüm kargo firmalarının 25,3 milyar TL’lik gelir elde ettiğini görüyoruz. Bu, bir önceki dönemde 12,7 milyar TL seviyesindeydi. Yani iki katından biraz fazla artış mevcut. Bu gelirin dağılımı görülüyor.
Buna göre bu gelirde en fazla pay, yüzde 17,8 ile PTT’ye ait. Hemen ardından yüzde 17,3 ile Yurtiçi Kargo bulunuyorken, sıralamanın devamında yüzde 13,4 ile Trendyol Express ve yüzde 12,8’le Aras Kargo bulunuyor. Tüm listeye aşağıdan ulaşabilirsiniz.
2023’ün ilk yarısında kargo sektöründeki toplam gelirde (25,3 milyar TL) pay dağılımı şu şekilde;
7 bin 600 şikayet iletildi
Raporda, CİMER veya bireysel dilekçe yoluyla yapılan şikayetler ile ilgili detaylar da yer aldı. Buna göre kuruma toplamda 7 bin 600 şikayet iletildi. Bu şikayetlerin yüzde 53,3’lük kısmı şube, acente ve personel ile ilgili oldu.

Şikayetlerin yüzde 16’sı geç teslim, yüzde 9,6’sı kayıp/ çalıntı, yüzde 2,9’u yanlış adrese/ kişiye teslim, yüzde 2,4’ü ise ücretlendirmeden kaynaklandı.
2023’ün ilk yarısında kargo firmaları ile ilgili şikayetler şu şekilde sıralandı;
Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Kargo firmaları ile sorun yaşadınız mı? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz?
]]>