Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Romanya’nın başkenti Bükreş’te düzenlenen Sosyalist Enternasyonal Avrupa Komitesi Toplantısına katıldı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel toplantı kapsamında yaptığı konuşmada Fransa’da yarın yapılacak Parlamento seçimlerinin ikinci turuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, “Fransa’da oy kullanacak olan ve sözümüze değer veren tüm Fransız vatandaşı Türkleri bir kez daha aşırı sağa karşı sandık başına gitmeye ve oylarını demokrasiden yana kullanmaya davet ediyorum” dedi. CHP’nin Avrupa’nın bir parçası olduğunu vurgulayan Özel, ” Türkiye’yi ortak değerlerimiz olan demokrasinin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün öncüsü yapmak iddiasındayız. Bu iddianın sahipleri olarak Türkiye’nin AB tam üyelik hedefinin kağıt üzerinde bırakılmasını kabul edemeyiz. İktidar yolculuğumuz bu hedefimizin de yolculuğunun ta kendisidir” ifadelerini kullandı.
“TARİHSEL BİRİKİME SAHİBİZ”
Özel Avrupa ve dünya genelinde yapılan seçimleri vurgulayarak, “Avrupa’da ve dünyada aşırı sağ yükseliyor ancak bu, solun ve sosyal demokrasinin gerileyeceği anlamına gelmemeli. Sosyalist Enternasyonal üyesi partiler olarak vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm getirecek politikaları üretebilecek kapasiteye ve tarihsel birikime sahibiz. İnsanlarımıza bunu daha iyi anlatıp onları aşırı sağın yanıltıcı ve akıl çelici söylemlerine karşı uyarmak ve uyandırmak hepimizin elimizde. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak 31 Mart seçimlerinde bunu başarabildik. Solun en önemli ve değişmez ilkelerinden birisi olan ‘değişim’ prensibi ile vatandaşlarımıza sosyal demokrasinin çağın şartlarına ayak uydurabileceğini ve gerçek sorunlarına kalıcı çözümler üretebileceğini gösterdik” dedi.
“SADECE MUHALEFET ETMEDİK, SORUNLAR TESPİT ETTİK”
Özel seçimler ile ilgili olarak, “Seçimden bu yana geçen sürede yapılan tüm anketlerde partimiz Türkiye’nin birinci partisi olarak ölçülmektedir. Önümüzdeki hafta bir parlamento seçimi yapılsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz sorusuna verilen cevaplarda Cumhuriyet Halk Partisi parlamentoda da yerel seçimlerdeki başarıyı tekrarlayabilecek güçte ölçülmektedir. Partimiz, mevcut hükümete sadece muhalefet etmemekte, sorunları doğru tespit edip doğru çözümler üreterek halkın faydasına olan ve takdir gören bir tutumu da sürdürmektedir. Ülke çapında işçinin, çiftçinin, emeklinin, gençlerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunları yakından takip ediyoruz. Seçimlerin üzerinden geçen 3 ayda, halkın sorunlarının çözümü için hükümetle ve diğer partilerle sürekli görüşme ve müzakere halindeyiz. Sorunları anlattık, çözüm önerilerimizi sunduk. Ancak bunlardan bir sonuç almadığımızda, üç ay içerisinde Türkiye’nin beş büyük şehrinde beş önemli konuda beş büyük miting yaptık. Her mitinge artan katılım, Türkiye’de şimdiden ki henüz genel seçimlerin üzerinden sadece bir yıl geçti ve dört yıllık bir süresi olmasına rağmen iktidarın, erken seçim tartışmalarını başlatmış durumda” diye konuştu.
“ÇOK ÖNEMLİ BİR KİLOMETRE TAŞI”
CHP’nin dış politikadaki konumuna dikkat çeken Özel, “Partimiz, dış politikada da etkinliğini her geçen gün artırmaktadır. Partimizin sahip olduğu 1,5 milyon üye, aldığı 17,5 milyon oy ile Avrupa’nın hem en köklü hem de en büyük sosyal demokrat partilerinden birisi konumundadır. Avrupa kıtasının en doğu ucunda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu seçim başarısı, Avrupa’nın en batısındaki İngiltere’deki seçim başarısıyla birlikte hepimiz açısından çok önemli bir kilometre taşı olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi, yükselen sağ popülizm karşısında daha dirençli, daha dayanışmacı ve örgütlü bir siyaseti önermekte, Avrupa’daki sol, sosyal demokrat ve sosyalist partilerle iş birliğini güçlendirmeyi hedeflemektedir” açıklamasını yaptı.
“BAŞARILARIMIZI PAYLAŞMAYA HAZIRIZ”
Türkiye’nin AB üyeliğine değinen Özel, “Ortak sorunlarımıza, sosyal adaletsizlik, iklim krizi, savaşlar ve kitlesel ve düzensiz göçe ortak çözümler üretmek için ilerici, demokrat tüm siyasi partilerin arasındaki dayanışmanın artırılması ve güçlendirilmesi gereklidir. Komitemize düşen görevlerin birisi de bu olacaktır. Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi olarak yerel yönetimlerdeki tecrübelerimizi ve başarılarımızı kardeş partilerimizle paylaşmaya, bu konularda iş birliği yapmaya hazır olduğumuzu dile getirmek isterim. Cumhuriyet Halk Partisi, Avrupa’nın bir parçası olan Türkiye’yi ortak değerlerimiz olan demokrasinin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün öncüsü yapmak iddiasındadır. Bu iddianın sahipleri olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği tam üyelik hedefinin kağıt üzerinde bırakılmasını kabul edemeyiz. İktidar yolculuğumuz bu hedefimizin de yolculuğunun ta kendisidir” ifadelerini kullandı.
FİLİSTİN’E DİKKATİ ÇEKTİ
Gazze’deki mevcut durum hakkında konuşan Genel Başkan Özgür Özel, “Dünya her geçen gün daha da belirsiz ve istikrarsız bir hale gelmekte. Özellikle Ortadoğu ve Karadeniz gibi Türkiye’nin komşu olduğu bölgelerde artan çatışmalar, toplumlarımızı önemli oranda kaygılandırmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yoldaşlarımızla Ukrayna’daki savaş ve Filistin’deki katliama daha yakın bir iş birliği ve ortak zeminde hareket etmek için elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu bir kez daha bildirmek isteriz. Bu vesileyle İspanya, İrlanda ve Norveç’in Filistin devletini tanımalarından dolayı duyduğum memnuniyeti bir kez daha belirtmek isterim. Yolumuz zor, mücadelemiz çetin ve yapmamız gereken çok iş var. Bizim sosyal demokratlar olarak bu çetin yolda mücadeleye ara vermek ve dinlenmek gibi bir lüksümüz yoktur ve olmayacaktır. Ben şahsen ve partim adına Türkiye’de bu mücadeleyi başaracağımıza inanıyorum ve diğer bütün kardeş partilerin de benzer başarılara imza atmasını gönülden temenni ediyorum” dedi.
]]>
CHP heyeti, Ramazan Bayramı dolayısıyla MHP’yi ziyaret etti. Partiler arası bayramlaşmanın bir gelenek haline geldiğini ve sürdürülmesinin vatandaşlar tarafından da takip edildiğini söyleyen MHP’li Karakaya, “Normal zamanlarda da bu ziyaret yapılabilmeli. Geçmişte örnekleri var ama en azından yılda iki defa bayramlaşma vesilesiyle karşılıklı ziyaretler vatandaşımız açısından da ilgiyle izleniyor. Bu tür bayramlaşmalar vatandaşın hoşuna gidiyor” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir ise “Demokrasinin olmazsa olmaz kuralı, siyasi iletişim araçlarının, kanallarının açık olması. Biz de çok önemsiyoruz” diye konuştu.
Siyasi partiler arasında bayramlaşma ziyaretleri yapılıyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir başkanlığındaki CHP heyeti, MHP’yi ziyaret etti. CHP’yi MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya, Genel Sekreter Yardımcısı Tamer Osmanağaoğlu ve MYK Üyesi Özgür Bayraktar’dan oluşan MHP heyeti ağırladı.
“SİZİN YERİNİZ AYRIDIR”
Demir, “Bu bayramın başta deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın yaralarının sarılmasına vesile olmasını diliyoruz. Dileğimiz ve duamız Filistin’deki insanlık zulmünün durdurulması, öncelikle insani yardım koridorunun açılması ve daha sonda bu kan ve zulümün kalıcı olarak durması” dedi.
“İnsanlığın huzura ihtiyacı var” ifadelerini kullanan Karakaya, “Bayramlar bu anlamda bu tür zulümlerin bitmesine vesile olur. Temennilerinize aynen katılıyoruz” dedi. Volkan Demir ile tanışmalarının eskiye dayandığını söyleyen Karakaya, “Doçentlik jürisinde de yer aldım. Çok çalışkan, gayretli bir arkadaşımız. Bugün de siyasette partimizde ağırlamaktan dolayı son derece mutlu olduğumu ifade etmek isterim” diye konuştu. Demir ise Karakaya’ya “Ben de çok memnun oldum hocam. Hem partiler arası bu iletişimi açık tuttuğumuz hem de muhatap olarak sizinle burada görüştüğüm için çok mutluyum. Sizin yeriniz ayrıdır” ifadelerini kullandı.
“TEK KIRMIZI ÇİZGİ ANAYASA’NIN İLK ÜÇ MADDESİNİN KORUNMASI”
Demokrasinin en önemli kurumlarının siyasi partiler olduğunu söyleyen Karakaya, “İnsanlar siyasetten ve partilerden uzak tutulmaya çalışılmış. Oysa sorunların çözüm yeri siyasi partilerdir. Bu anlamda bakınca genelde uzak durulur partilere. Halbuki insanların ilgi duymaları gereken alanlar. Sizin de CHP’de böyle bir göreve gelmiş olmanız, siyasete atılmış olmanız bu anlamda beni memnun etti” diye konuştu. Karakaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Milletin değerleri etrafında toplanan ve o değerlere saygı duyan insanların özellikle küresel alandaki oynanan oyunları dikkate aldığımızda hangi partilerde olursa olsun olmasında gerçekten fayda var. Burada tek bir hedef, tek kırmızı çizgi Anayasa’mızın ilk üç maddesinde dercedilen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Benim en büyük eserim’ dediği Türkiye Cumhuriyeti’nin felsefesinin korunması. Bunun dışındaki şeyler ayrı siyasi politikalardır, bakış açılarıdır. Tüm partilerin aynı olması mümkün değil, olmaması da lazım. Farklı bakış açılarının ortaya konulması lazım. Bu temelden hareket ederek mutlaka tüm partilerden özellikle de temel değerleri savunan insanların artmasında, çoğalmasında fayda var. İnşallah güzel olacak. Partiler arası bayramlaşmayı, siyasi partiler 20 yılı aşkın süredir devam ettiriyor. Bu geleneklerin de sürdürülmeye çalışılması güzel diye düşünüyorum.”
Demir ise “Demokrasinin olmazsa olmaz kuralı, siyasi iletişim araçlarının, kanallarının açık olması. Biz de çok önemsiyoruz” diye konuştu.
“PARTİ BAYRAMLAŞMALARI VATANDAŞLARIN HOŞUNA GİDİYOR”
Karakaya, “Normal zamanlarda da bu ziyaretler yapılmalı. Çok önemli konular, siyasi gündem söz konusu olduğunda yapılabiliyor. Geçmişte örnekleri var ama en azından yılda iki defa bayramlaşma vesilesiyle bu tür karşılıklı ziyaretler vatandaşımız açısından da ilgiyle izleniyor. Bu tür bayramlaşmalar vatandaşın da hoşuna gidiyor” dedi.
“HEPSİ KİLO YAPIYOR”
Çay ve yiyecek ikramlarına ilişkin esprili anların da yaşandığı MHP ve CHP heyetlerinin bayramlaşmasında Karakaya, Demir’e “Çay alıyorsunuz ama bir şey yemiyorsunuz” dedi. Demir’in “Hepsi kilo yapıyor” demesi gülüşmelere neden oldu.
]]>
1979 İran İslam Devrimi ülkenin kültürel yaşamını altüst etti.
Devrime aykırı görülen pop müziğin yasaklanmasıyla birçok müzisyen ülkeden kaçtı. Kadınların şarkı söylemesi de haram ilan edildi.
İran’da devrimden önce yükselişe geçen pop ve kabare sahnesi de bir gecede yok oldu. Yine de kapalı kapılar ardında baze şeyler kaldığı yerden devam etti.
“Uygunsuz” müzik ülkeye yurt dışından kaçakçılık yoluyla girerken yasadışı kaset ve CD’ler evlere gizlice dağıtılıyordu. Akşam yemeğinden sonra ışıklar kapandığında bazı evlerin salonları dans pistine dönmeye başladı.
Bugün Berlin’de yaşayan DJ, yapımcı ve müzik şirketi sahibi Paramida, “Her mehmunide (aile partisinde) dans yıldızıydım” diyor.
Paramida’nın annesi İran’ı terk etti çünkü kızının “kadınların bu kadar kötü muamele gördüğü” bir ülkede yaşamasını istemiyordu. Kadınların başörtüsü giyinme zorunluluğu karşı çıktığı sınırlamalardan sadece biriydi.
Almanya’ya yerleşti ancak 2002’de ailevi nedenlerle dönmek zorunda kaldı. Paramida dört yıl boyunca Tahran’da okula devam etti. Kısa bir süre sonra evde dans etmekle kalmıyor, gizli düzenlenen partilere de katılıyordu.
Paramira, “Kız ve erkekler ayrılıp arabalara doluşuyorduk. Şehrin dışına çıkıyorduk. Müzik ve ışıkları ayarladıktan sonra herkes dans ediyordu ve hepsi bu” diyor.
1990’ların sonunda ve 2000’lerin başında İran’da yeni bir parti kültürü gelişti. Yasadışı uydularla birlikte MTV gibi müzik kanalları dinleniyor ve yeraltı parti kültürü oluşmaya başlıyordu.
40 yaşındaki Tahranlı DJ Nesa Azadikhah “İlk kez bir partiye gitmiştim ve bir DJ, house müzik çalıyordu.
“Heyecanlıydı. Gözümü DJ’den ayırmıyordum ve kendi kendime ‘ben de bu işi yapmak istiyorum’ diyordum” diye hatırlıyor.
Birkaç sene sonra Nesa, özel mekanlarda ücretsiz ancak sadece davetlilerin katıldığı house ve tekno müzik partilerinde DJ’lik yapan ilk İranlı kadınlardan biri olmuştu.
İlk dönemlerde partiler çoğunlukla İspanya’nın partileriyle meşhur İbiza’ya referansla “Şibiza” diye tanınan Şemşak Kayak Merkezinde yapılıyordu.
Ancak İran’da parti vermek bir suç. Ceza hukukunda tanımlanmasa da yeraltı buluşmalara katılanlar sık sık tutuklanıyor, alkol sağlamaktan ya da tüketmekten ya da karşı cinsle aynı ortamda bulunmaktan hapis ya da kırbaçlama gibi cezalara çarptırılıyor.
Her yıl ne kadar kişinin bu suçlarla tutuklandığı bilinmiyor ancak geçen Kasım’da bir partiye giden 300 kişinin tutuklandığı haberleri yerel basında yer almıştı.
5 Mart’ta ülkenin en iyi üniversitelerinden birinde okuyan 11 öğrenci karşı cinsle aynı partiye katıldıkları gerekçesiyle tutuklanmış ve üç döneme kadar kayıtları dondurulmuştu.
Nesa, “Ailem bana hep polis beni bir partide yakalarsa başımın belaya gireceğini söylüyordu. Bu beni çok temkinli biri haline getirdi” diyor.
Ne o ne de Paramida partilere gitmekten tutuklanmadı. Ancak sürekli bir tehlike hissiyle büyümek İranlı müzisyenlerin hayatlarını şekillendirmiş olabilir.
İki DJ’in de İran’da son 45 yıldır değişim isteyen kadın hareketlerine bağlı hissetmelerinin bir sebebi de bu olabilir.
Paramida, başörtüsünü takma şekli nedeniyle polis tarafından gözaltına alındıktan sonra ölen Mahsa Amini’nin ardından 2022’de düzenlenen protestolarda binlerce kadının “Kadın, Yaşam, Özgürlük” diye slogan atmasından çok etkilendiğini söylüyor.
“Bir kadınım ve yaşamak istiyorum, özgür olmak istiyorum. Bu (hareket) bana kadınlar olarak hepimizin arasında bir bağ olduğuna dair umut verdi” diyor.
Nesa da aynı fikirde.
“‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ dünyadaki tüm kadınlar için” diyor.
İran hareketinin dünyanın “kendisine başka bir açıdan bakmasını” sağladığını düşünüyor.
Nesa, bir başka İranlı DJ Aida İranlı bir grup sanatçının elektronik müzik parçalarını bir araya getiren Kadın, Yaşam, Özgürlük projesine başlamış.
Bu, İran ve Orta Doğu’da yeraltı müzik sahnesinden elektronik müzik yapımcılarının işlerini derleyen Deep House Tehran adlı bir başka projesine eşlik ediyor.
Hem Nesa hem Paramida bir kadının yeraltı elektronik müzik partisine gitmesinin İran gibi geleneksel ve dini bir ülkede haddini aşan bir eylem ve siyasi bir tavır olduğunu hissediyor.
Nesa, “İlgilendiğimiz şeylerin çoğunluğu ya tabu ya da yasak olduğu için bunları yapmaya başladığımız andan itibaren tabuları ve kuralları bozuyoruz. Bu eylemler itaatsizlik ve protestoya dönüşüyor” diyor ve ekliyor:
“İran’da bu kadar çok kadın için yasaklı bir şeyi yapabiliyor olduğun gerçeği beni yaşayan bir protesto haline getiriyor.”
Küresel dans müziği sektörü erkek egemen bir sektör, ancak Paramida ve Nesa 2010’da DJ’liğe başladığında durum daha da kötüydü
Nesa aldığı tepkilerin pek de olumlu olmadığını söylüyor: “Dansçılar bana garip garip bakarlardı” diyor.
Bu sorun tamamıyla oradan kalkmadı.
Nesa, “Cinsiyetçilik hala mevcut, sadece farklı” diyor. Ülkenin ilk kadın DJ’lerinden biri olan Nesa, bugün en az 10 kadın DJ’in yeraltı müzik sahnesinde çaldığını söylüyor.
Paramida, “Bütün bir hayatım boyunca, ‘Şunu yapamazsın, bunu yapamazsın çünkü bir kadınsın’ dendi. Ben de ‘yapabilirim ve size göstereceğim’ dedim.”
Berlin’in uluslararası çapta üne sahip tekno müzik kulübü Berghain Panorama Bar’da DJ’lik yapıyor.
Nesa da Berghain’de çalmayı hayal ediyor. Yıllar boyunca Avrupa kentlerine vize başvuruları, birçok İranlı sanatçıda olduğu gibi, reddedildi.
Ve o da kariyerini artık İran’da sürdüremeyeceğini hissetmeye başladı. Kamuya açık sanat galerilerinde lisanslı etkinliklerde çalmaya başladı ama bu etkinliklerin ardı ardına iptal edildiğini söylüyor.
Sonunda yurt dışında çalma şansı doğdu:
“2017’de Ermenistan’ın Erivan şehrine davet edildi. İran Yeni Yılıydı. Gece kulübü doluydu ve harika geri dönüşler aldım. Bu bana güzel bir enerji verdi” diyor.
Şimdilik Fransa’da yetenek vizesiyle bir yıllık oturum izninin sağladığı rahatlığa sahip.
Nesa, İngiltere’nin Liverpool kentinde sahne almaya hazırlanırken, “Daha sıkı ve daha hızlı çalışmak zorunda olduğumu hissediyorum. Burada daha çok rekabet var” diyor.
Diğer yandan kollektif bir sorumluluk hissettiğini de söylüyor:
“Buradayım ve İran’da çok sayıda kadın DJ bu fırsata sahip değil, Avrupa’da çalmalarına yardım etmek benim görevim”.
Paramida bugün Japonya’da Brezilya’ya gece kulüplerinde ve festivallerde çalıyor. BBC 100 Kadın’a konuştuğu sırada İbiza’nın ünlü gece kulüplerinden birinde sahne almaya hazırlanıyordu.
İran’a 2006 yılından beri dönmedi.
“En büyük hayallerimden biri geri dönüp Tahran’da bir parti verebilmek. Bu ne kadar muhteşem olurdu!” diyor.
Nesa bu hissi paylaştığını söylüyor:
“İran dışında çalmak özgürleştirici. Yakalanmaktan endişe etmiyorum. Ama İran’daki yeraltı partilerin havası hiçbir yerde yok”.
]]>TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ başkanlığında toplandı. CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ ve AK Parti milletvekilleri hakkında FETÖ’yle ilgili iddialarda bulunması üzerine tartışma yaşandı. Bunun üzerine TBMM Başkanvekili Bozdağ, şahsına dönük iftirayı reddettiğini dile getirdi.
“FETÖ ile mücadele eden adamım”
Bozdağ, şunları kaydetti:
“Her sıkışıldığında, Bekir Bozdağ konusu geldiğinde söylediğim sözler açılıyor. Ben onları çöplüğe, lağıma attım. Oradan elinizi soktukça eliniz de kirlenir ağzınız da kirlenir. Lütfen bunu yapmayın. Ben FETÖ ile mücadele eden adamım. Bu terör örgütünün devletten ayıklanması, temizlenmesi için gövdemizi ortaya koyduk ve bu mücadeleye Türkiye de herkes de şahittir. Sürekli bizim lağıma attığımız, defalarca reddettiğimiz o sözlerden dolayı söylediklerimiz ortada. Her defasında gündeme getirilmesi saygısızlık. 2011’de söylenmiş bir lafı, dün söylenmiş gibi defalarca temcit pilavı gibi buraya getirmenin ne alemi var? O zaman söylediğim lafı çöplüğe, lağım çukuruna attım. FETÖ terör örgütüdür, Fetullah Gülen de terörist başıdır. Benim söylediğim budur.”
Partilerden Mahmat Tanal’a tepki
Yaşanan tartışmaların ardından Bozdağ, birleşime ara verdi. Meclis Genel Kurulu’nda aranın ardından partilerin grup başkanvekilleri söz alarak TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ’a destek verdi.
MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, “15 Temmuz darbe gecesi 2016 tarihinde, 100 civarında, 100’ü aşkın, 110 milletvekili partilerden ki, Cumhuriyet Halk Partisinden Sayın Özgür Özel, yine, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili olarak ben ve bazı milletvekili arkadaşlarımı AK Parti grubundan çok sayıda arkadaşlarımız burada hep birlikte bu FETÖ alçak darbesi karşısında direnirken, bu dirence karşı daha bombalar tepemize yağarken siz kürsüdeydiniz Sayın Başkan. ve o darbeye karşı direncinizi kararlı bir şekilde nasıl gösterdiğinizin en yakın tanıklarından birisi de benim, işte Sayın Özgür Özel’dir, Sayın Mehmet Muş’tur, Sayın Levent Gök’tür ve arkadaşlarınız; kararlı, kahramanca bir tutum sergiledik ve ayrıca yine, siz Adalet Bakanı sıfatıyla konuştunuz ve bu darbe öncesi devletin kurumlarına sinsice sızmış bu alçak teröristlerin tespiti konusunda sizin Adalet Bakanı olarak Adalet Bakanlığı ve adalet kurumunun, adliye müesseselerinin içerisindeki FETÖ’cülerle nasıl mücadele ettiğinizi de millet olarak da biliyoruz” dedi.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal’a tepki göstererek, “Meclis Başkan Vekilini tartışmanın içine siyasi olarak katmanın herhangi bir anlamı yoktur ve doğru da değildir. Şüphesiz, bugün açılışta olduğu gibi, tutumunuzu uygun bulmadığımız zaman usul tartışması açarız, söyleyeceğimiz sözleri dibine kadar söyleriz ama bunu uygun bir üslupla söyleriz; Meclis Başkan Vekillerini siyasi tartışmanın içine almayacak bir etkinliği hep beraber sağlarız” diye konuştu.
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu ise, “Kaldı ki sizin şahsınızda zamanında söylenmiş ama sizin daha sonra bunun üzerine çok laf söylediğiniz bir konuda hadiseyi tekrar tekrar gündeme getirmek amacından saptırmaktadır mevzuyu çünkü siz -bu Gazi Meclis demokrasi hiçe sayılan o askeri ihtilal, kalkışma neticesinde- Türk demokrasisini savunmak için burada, şu kürsüde cansiperane bar bar bağıran bir bakanımızsınız ve bir saygın milletvekilimizsiniz. Dolayısıyla sizin bu konudaki hassasiyetinizi ve duruşunuzu bütün Türkiye Cumhuriyeti biliyor ve malumumuzdur ama zaman zaman sürekli olarak bu tip hususları sizin şahsınızda ya da diğer Meclis Başkan Vekillerimiz ve Meclis Başkanımız hakkında dile getirmek ki siz bağımsız bir noktada oturuyorsunuz, asla kabul edilebilir bir davranış değildir, amacından sapmaktadır. Bütün partilerin bu konuda bütün Meclis Başkan Vekillerine karşı aynı hassasiyeti gösterme mecburiyetleri vardır” diyerek Bozdağ’a destek verdi. – ANKARA
]]>“PAÇALARI TUTUŞMAYA BAŞLADI”
Yerel seçim öncesi maskelerin düştüğünü belirten Erdoğan, “31 Mart seçimleri ile ilgili takvim işlemeye başladıkça maskeler düşüyor. Herkesin gerçek niyeti ortaya çıkıyor. Kimi şehrine aşkla hizmet ettiği, kimin de 5 yıl boyunca 3 dönüm bostan yan gel yat Osman misali vaktini boşa geçirdiği netleşiyor. Sandıkta millete hesap verme günü yaklaştıkça görüyoruz ki birilerinin dizleri titremeye, paçaları tutuşmaya başladı.” dedi.
“NEYMİŞ FARKLI PARTİLERDEN ADAYLARIN OLMASI TEZGAHMIŞ”
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkenin ikinci büyük partisinin acemi genel başkanının birkaç gün önce belediye başkan adayları ile ilgili yaptığı skandal açıklama muhalefette yaşanan panik havasının bir işaretidir. Neymiş, illerde farklı partilerden adayların olması oyunmuş, tezgahmış. Bakınız çok açık ve net söylüyorum. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir beyana rastlayamazsınız. Milli iradeye saygı duyulan hiçbir ülkede muhalefet partisinin çoğulcu demokrasinin gereği olan yarıştan korktuğunu, ürktüğünü, rakiplerinin sayısı karşısında hırçınlaştığını göremezsiniz.
“TAM BİR SİYASİ BASİRETSİZLİK ÖRNEĞİ”
Meselenin çok daha vahim tarafı suçladığı partilerin daha 8 ay öncesine kadar beraber Türkiye’yi yönetmeye talip olduğu siyasi yapılar olması. Bunlar 6’lı masada beraber değiller miydi? Gerekirse 16’lı masa kurarız diyenler bunlar değiller miydi? Ne oldu şimdi olay bu. Birkaç gün öncesine kadar işbirliği görüşmeleri yaptığı partileri daha içtikleri çayın dumanı kalkmadan ihanetle suçlamak, beraber siyaset yaptığı insanları ihanetle itham etmek tam bir siyasi basiretsizlik örneğidir. Üzerinde kurulan vesayetin zincirlerini kırma iradesi göstermek yerine sağa sola sataşarak rüştünü ispat peşinde koşandan kendi partisine de, ülkeye de hayır gelmez.
“HÜKMÜ, MİLLET VERECEK”
Halbuki ortak adayla seçime gitmek nasıl demokratik yöntemse her partinin kendi adayını çıkarması da gayet tabiidir. Biz de Cumhur İttifakı bünyesinde diğer siyasi partilerle ortak belediye başkan adayı belirleme noktasında görüşmeler yürüttük. Halen görüşmelerimizin devam ettiği partiler var. Anlaştığımız illerde beraber yol yürüyor, anlaşamadığımız il ve ilçelerde demokratik bir yarış için hazırlığımızı yapıyoruz. Ama hiçbir şekilde kimseyi ihanetle, oyun bozanlıkla, gafletle, oyuna gelmekle, şuursuzlukla suçlamıyoruz. Çünkü seçime nasıl girilirse girilsin nihayetinde hükmü millet verecek.
“GENEL BAŞKAN DEĞİŞSE DE DEMOKRASİYE TAHAMMÜLSÜZLÜKLERİ DEĞİŞMİYOR”
Onun için ne diyoruz yeniden İstanbul. Millet vaatlere bakacak, bunları gönül ve fikir terazisinde tartacak hangi belediye başkanı tarafından şehrinin yönetilmesini istiyorsa tamamen hür iradesiyle seçimini yapacak. Biz de her zaman olduğu gibi sandıktan çıkan iradeyi baş tacı edeceğiz. Tüm bunlar ortadayken milletin iradesine şimdiden ipotek koymak demokrasinin değil ancak dikta hevesinin bir tezahürü olabilir. Aslında bu ifadeler bunların çarpık zihin dünyalarında nasıl bir Türkiye ve nasıl bir demokrasi hayal ettiklerini de göstermektedir. Bunlar halen açık oy gizli sayımla milletin iradesinin gaspedildiği tek parti faşizminin özlemiyle yaşıyorlar. Maalesef bu partide genel başkan koltuğunda oturanlar değişse de demokrasiye tahammülsüzlükleri değişmiyor. Yıllar gelip geçiyor ama bunların faşizan kodlarında gerileme olmuyor. İnşallah 31 Mart’ta sandıktan çıkacak güçlü irade ile İstanbul başta olmak üzere her yerde demokrasiden ürken, çoğulcu demokrasiden korkan bu kibirli zihniyet hak ettiği dersi alacaktır.”
]]>“Avrupa’da aşırı sağ” başlıklı dosya haberin 5. bölümünde, AA muhabirleri, bir yılı aşkın süredir aşırı sağcı partilerce yönetilen İtalya’daki siyasi tabloyu ve AP seçimlerinden beklentileri uzman görüşleriyle ele aldı.
Kuzey Afrika üzerinden son yıllarda ciddi düzensiz göç baskısına maruz kalan, Avrupa Birliği (AB) ile hem göçmenler hem de mali konularda zaman zaman anlaşmazlık yaşayan ve hükümetlerin uzun ömürlü olmaması nedeniyle sık sık siyasi istikrarsızlığa giren İtalya’da 25 Eylül 2022’de yapılan erken genel seçimlerde, aşırı sağ iktidara geldi.
AB’nin üçüncü büyük ekonomisi İtalya’daki seçimlerden birinci çıkan aşırı sağcı Giorgia Meloni liderliğindeki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisi, parlamentoda tek başına iktidar olacak çoğunluğu yakalayamayınca bir diğer aşırı sağcı Matteo Salvini liderliğindeki Lig partisi ile merkez sağda konumlanan Silvio Berlusconi’nin partisi Forza Italia’yı (FI) yanına alarak 22 Ekim 2022’de sağ koalisyon hükümetini kurdu.
Bir yılı aşkın süredir görevde olan Meloni liderliğindeki sağ koalisyon hükümeti, düzensiz göç konusunda caydırıcı bazı yasal önlemlere başvurup, uluslararası girişimlerde bulunmasına karşın göçmen gelişlerini önlemede istediği sonucu henüz elde edemedi. Meloni hükümeti, bu konuda gerek AB yönetimi gerekse de diğer üye ülkelerle anlaşmazlıklar yaşamaya devam ediyor.
Göçmen karşıtı politikaların, güvenlik bağlamında halk nezdinde karşılık bulması ve AB’ye karşı zaman zaman sergilenen eleştirel tavır nedeniyle kamuoyu yoklamalarında Meloni liderliğindeki sağ koalisyon partilerinin oylarını artırarak mevcut konumlarını koruduğu görülüyor.
Bununla birlikte İtalya’da iktidar ortağı olan FdI, Lig ve FI’nin farklı siyasi gruplarda yer alması, 6-9 Haziran 2024’te yapılacak AP seçimlerinde iktidar ortaklarını karşı karşıya bırakma riski de taşıyor.
AP’de FdI’nin Avrupa Muhafazakarları ve Reformcular (ECR) grubunda, Lig’in Kimlik ve Demokrasi (ID) grubunda ve FI’nin Avrupa Halk Partisi’nde (EPP) bulunması, AP seçimlerinin İtalyan iç politikasına yansıması olup olmayacağı yönünde tartışmaları şimdiden başlatırken; bu üç partinin İtalya’daki birlikteliğinin yeni dönemde AB’nin yeni yönetimine yansıyabileceği yorumları da yapılıyor.
Bu arada Matteo Salvini’nin partisi Lig’in 17 Eylül’deki geleneksel mitingine, Fransız aşırı sağcı Marine Le Pen’i davet etmesi, 3 Aralık’ta Floransa’daki etkinliklerinde Kimlik ve Demokrasi grubundaki diğer partilerle AP seçimleri için 3. sırayı kendilerine hedef koyması, Lig’in İtalya’daki diğer iktidar ortakları FdI ve FI ile örtülü bir rekabetin ilk sinyalleri olma özelliğini taşıyor.
“Anketler, AP içinde aşırı sağın bir miktar büyüyeceği fikrini veriyor”
Roma’daki Luiss Üniversitesi’nde çağdaş tarih ve siyaset bilimi derslerine giren Prof. Andrea Ungari, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AP seçimleri için henüz zaman olduğuna işaret ederek, “Son dönemdeki anketler, aşırı sağda Matteo Salvini-Marine Le Pen ikilisinin, Meloni’nin de içinde yer aldığı ECR’nin önünde yer aldığını gösteriyor. Aslında anketler, AP içinde aşırı sağın bir miktar büyüyeceği fikrini veriyor.” dedi.
İtalya’da iktidar ortağı olan ama Avrupa’da farklı gruplarda yer alan Meloni ve Salvini ikilisinin AP seçimlerinde alacağı sonuçların hükümete yansıması olup olmayacağına ilişkin Ungari, “Meloni, bunun koalisyon içindeki dengelere yansıması olmayacağını söylemişti. Ben de AP seçimlerinde elde edilebilecek bir başarının hemen yansıyacağını düşünmüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Ungari, AP seçimlerinin, İtalyan kamuoyunun çok da ilgi gösterdiği bir seçim olmadığını kaydetti.
AP içindeki dengeleri ve dolayısıyla AB yönetimini değiştirmeye yönelik EPP ile sağ partilerin arasında bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Ungari, “Dolayısıyla EPP’nin böyle bir anlaşmayı kabul edip etmeyeceğini görmek gerekiyor. Çünkü aşırı sağ, Avrupalı muhafazakarlarla ittifak yapsa da AP’de bir şekilde çoğunluğa sahip olabileceğini düşünmüyorum.” ifadesini kullandı.
Ungari, Meloni’nin geçen yılki seçimlerden önce bazı açılardan Avrupa karşıtı bir profil çizdiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Ancak hükümette bu tutumu sergileyemeyeceğini, her şeyden önce bugün böyle bir ülkenin Avrupa’nın desteği olmadan idare edilemeyeceğini anladı. Bana göre, bu çok net. ‘Avrupa yanlısı oldu’ diyemem ama geçmişteki bazı tutumlarını hafifletti. Açıkçası Salvini bu çerçevede, önce Meloni’yi destekleyen ama Meloni’nin daha ılımlı bir pozisyona geçmesi nedeniyle bundan memnun olmayan seçmen kitlesini geri kazanmaya çalışıyor. Dolayısıyla kendisini bir bakıma Meloni’nin sağında konumlandırarak, birkaç Avrupa Birliği’ne daha hasmane tutum içindeki seçmen kitlesini geri kazanma peşinde.”
Castiglioni: “ID ile bağlantılı partiler yükselişte”
Roma merkezli önde gelen düşünce kuruluşlarından Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IAI) araştırmacılarından Dr. Federico Castiglioni de aşırı sağ olarak partilerin bazılarının ID şemsiyesi, bazılarının ise Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR) altında olduğunu belirterek, “ID ile bağlantılı partiler yükselişte.” dedi.
ID bünyesindeki Hollandalı aşırı sağcı Geert Wilders’in, Hollanda’daki seçimlerin ardından iktidar olma ihtimali olduğuna işaret eden Castiglioni, “Avrupa seçimlerine gelince mevcut anketler, aslında ID’nin yükselişte olduğunu gösteriyor, özellikle de Fransa’da Marine Le Pen’in partisi Ulusal Birlik’in büyüyeceği düşüncesi nedeniyle. Siyasi analistlere göre, Le Pen’in büyümesinin nedeni tam olarak İtalyan deneyimi olabilir.” diye konuştu.
Castiglioni, bu noktada İtalya’da koalisyondaki 3 sağ partinin de Avrupa’da 3 farklı siyasi grupta yer aldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Aşırı sağ olarak kabul edilenler, hükümette ve hükümet güçleri arasında yer alması sebebiyle artık tehlikeli olarak algılanmıyorlar ve bu nedenle dışlanmamaları gerekiyor gibi düşünülüyor. Ilımlı partilerin, ilk kez aşırı sağdan bu partilere açılıp koalisyonlar kurma ihtimali var. Avrupa siyasi panoramasında söyleyebileceğimiz gerçek yenilik budur ve Haziran 2024 AP seçimlerinde ‘Kimlik ve Demokrasi’nin ama özellikle ECR’nin de büyüyeceğinin düşünülmesinin nedeni budur.”
Aşırı sağın, AP seçimlerinde oylarını yükseltmesi halinde Avrupa’nın yönetimine dair nasıl bir tablo ile karşılaşılacağına ilişkin Castiglioni, şunları söyledi:
“Seçimlerden sonra ne olacağını tahmin etmek elbette çok zor. Kimilerine göre, Avrupa ölçeğinde bir İtalya’daki deneyimin tekrarlanması yani EPP, ECR ve ID’nin birlikte iktidara gelmesi mümkün. Rakamlara ve anketlere bakıldığında ise bu zor, ayrıca EPP her ikisini de defalarca veto etti ama özellikle Kimlik ve Demokrasi’yi veto etti. Dolayısıyla açıkça Avrupa karşıtı partilerle ittifak kurmak, EPP için açıkçası inanılmaz derecede zor.”
Castiglioni, AB’nin ve AP seçimlerinin sorununun, Avrupa’nın çıkarlarını ilgilendiren temel konuları gözden kaçırması olduğunu belirterek, göç gibi bazı temel konularda hem sağ hem sol seçmende hassasiyetler olduğuna işaret etti.
Avrupa’da genel durumu özetleyen Castiglioni, “Benim bakışıma göre, kamuoyunda belli bir sağ hakimiyeti yok ama muhafazakar hissiyatın, düşüncenin hakim olduğu kesin.” dedi.
Macron’un aşırı sağcılara karşı Draghi önerisi tutar mı?
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un gündeme getirdiği ileri sürülen Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin, AP seçimlerinden sonra AB Komisyonu Başkanı olması önerisine değinen Castiglioni, Macron’un da siyasi açıdan hamle yapması gerektiğini ama şu aşamada Draghi’nin bu pozisyona adaylığını bugünden somut görmediğini ancak siyasette her şeyin 1-2 haftada değişebildiğini ifade etti.
Draghi adının, AP seçimlerinin sonuçlarına bağlı olmadığına inandığını dile getiren Castiglioni, şunları kaydetti:
“Draghi, kesinlikle önemli ve tanınmış bir şahsiyet. Onun böyle bir göreve getirilmesi bize saygı getirecektir. Onun mükemmel bir seçim olduğunu düşünüyorum ve bazen bazı konularda görevini tam yerine getiremeyen Ursula von der Leyen’in yerini almak için her türlü yetenek ve olasılığa sahip diye düşünüyorum. Ayrıca Draghi, Avrupa kurumlarında sahip olduğu pozisyonlarda her zaman İtalya’nın konumunu biraz da olsa korumaya çalışmıştır.”
]]>