Tüfekçi, AA muhabirine, fabrikada üretilen teknolojik ürünlerin dönüşümünün sağlanması ve maliyet optimizasyonunun geliştirilmesine yönelik AR-GE projelerine odaklandıklarını ifade etti.
PV fabrikası ve AR-GE merkezinin, Çin dışında dikey entegrasyon uygulanan tesis olarak öne çıktığını dile getiren Tüfekçi, ham maddeden son ürüne kadar üretimin fabrikada gerçekleştirildiğini anlattı.
Tüfekçi, 4 yıl önce faaliyete geçen merkezde 100’ün üzerinde mühendisin istihdam edildiğini belirterek, şöyle konuştu:
“Yüksek lisans ve doktoralı çalışanlarımız da var. Burada güneş modüllerinin uygulandığı sahalarla ilgili yapılan yenilikçi çalışmalar mevcut. Teknolojik çalışmalara 4 yıl içerisinde yaklaşık 25 milyon dolarlık bir yatırım, bir AR-GE harcaması gerçekleştirdik. Burası, ham maddeden ürüne tüm aşamalarıyla ilgilenen bir AR-GE merkezi. Temel odağımızla ürettiğimiz ürünlerde yerlileştirme ve dışa bağımlılığı azaltma üzerine çalışmalarımız var. Güneş panellerinin üretiminde ilk olarak kullanılan ingot denilen ham maddenin tohumlarını artık burada üretiyoruz. Bu materyali yerlileştirdik. Bu noktada Çin’e bağımsızlığımız azaldı. Hem yerlileştirme sağlıyoruz hem de panel malzemelerini üreten bir ekosistem yaratıyoruz.”
Yerlileştirme kapsamında AR-GE merkezinin katkısıyla panel yerliliğinin yüzde 70’ten yüzde 90’a ulaştığına dikkati çeken Tüfekçi, fabrikanın kuruluş amacının Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) projesine ekipman sağlamak olduğunu bildirdi.
Tüfekçi, “Konya Karapınar’daki dünyanın 5’inci büyük, Avrupa’nın en büyük güneş enerjisi santralinin yapımıyla tedarik çalışmalarını yürüttük. Kapasitemizi doldurmakla birlikte geçen yıl ve bu yıl ihracat gerçekleştirdik. Özellikle ABD pazarındaki regülasyonlara uygun üretim yapabiliyoruz. Avrupa pazarında Çin ürünlerine uygulanan bir yaptırım yok. Dolayısıyla Avrupa’da çok rekabetçi olduğumuzu söyleyemeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.
AR-GE merkezinde verimlilik başta olmak üzere bir çok testin de gerçekleştirildiğini vurgulayan Tüfekçi, güneş enerjisi sistemlerinin 30 yıla yakın performans gösterdiğini kaydetti.
Tüfekçi, güneş enerjisi teknolojilerinin Türkiye genelinde kullanımında çeşitliliğe gittiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Güneş panellerinde verimlilik kadar önemli olan bir unsur da güneş panellerinin kalitesi. Garanti süresinin uzun olması ve yatırımcının da yüksek performans alabilmesi noktasında kalite ön plana çıkıyor. 30 yıllık bir süreç içerisinde farklı hava koşulları oluşabilir. Dayanıklılık çok önemli bir unsur. Paneller örneğin 25 milimetre büyüklüğündeki standart dolu örneği ile test edilir. Bizim panelimiz 45 milimetrelik dolu testinden geçen bir panel. Aynı zamanda yüksek ışınıma dayanım testlerinden geçen bu paneller ürün açısından kalitesi ile öne çıkıyor.”
Tarımda kullanılan güneş enerjisi sistemleri üzerinde çalışmaların devam ettiğini, bu projelere küresel ve yerel boyutta katkı sağladıklarını ifade eden Tüfekçi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Türkiye’de tarım GES uygulamaları devam ediyor. Tarımsal uygulamayla ilgili bizim yürüttüğümüz uluslararası bir proje var. Yaklaşık 5 milyon avro bütçeli tarım uygulamalarıyla ilgili bir projenin uluslararası koordinatörü olarak görev yapıyoruz. İspanya, Fransa, Polonya gibi ülkelerde pilot uygulamaları olacak. Türkiye’de de var tabii, koordinatör olduğumuz için. Uluslararası çalışmalar neticesinde aldığımız deneysel ve pilot sonuçları asıl uygulamalara dönüştüreceğiz.”
]]>MARDİN’de düzenlenen ‘Deprem’ konulu panelde konuşan Bilim Akademisi üyesi ve deprem bilimci Prof. Dr. Naci Görür, “Bu ülkede çakılan her çivinin gözetim ve denetimi sizin boynunuzun borcudur. Bize, ‘Bu depremler ne zaman bitecek?’ diye soruyorlar. Bazen teyzeler ellerini açarak dua ediyorlar. Sakın deprem bitsin diye dua etmeyin. Deprem biterse, hepimiz biteriz. Dünya yaşamaz, ölü bir gezegen haline gelir. Deprem, dünyanın nabzıdır, kalp atışıdır” dedi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mardin ve Diyarbakır İl Koordinasyon Kurulu, Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle ‘Deprem’ konulu panel düzenledi. Bir otelin konferans salonunda düzenlenen panele Bilim Akademisi üyesi ve deprem bilimci Prof. Dr. Naci Görür ile Dicle Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. İdris Bedirhanoğlu, Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk ve vatandaşlar katıldı. Panele katılan Prof. Dr. Naci Görür, ‘Mardin’in depremselliği ve deprem dirençli Mardin’, Prof. Dr. İdris Bedirhanoğlu da ‘Şubat 2023 depreminde ortaya çıkan hatalarımızın ne olduğunu ve ne yapmalıyız’ı anlamak’ başlıklı konuşmalar yaptı. Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, Prof. Dr. Naci Görür ve Prof. Dr. İdris Bedirhanoğlu’na davetlerini kırmadıkları için teşekkür etti. Panelde konuşan Prof. Dr. Naci Görür, depreme karşı dirençli binalar yapılmasını gerektiğini belirterek, “Bu ülkede çakılan her çivinin gözetim ve denetimi sizin boynunuzun borcudur. Bize, ‘Bu depremler ne zaman bitecek’ diye soruyorlar. Bazen teyzeler ellerini açarak dua ediyorlar. Sakın deprem bitsin diye dua etmeyin. Deprem biterse, hepimiz biteriz. Dünya yaşamaz, ölü bir gezegen haline gelir. Deprem, dünyanın nabzıdır, kalp atışıdır” dedi.
‘MARDİN’DE RANT UĞRUNA TARİHİ GÖLGELEMEMEK LAZIM’
Panelin ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Naci Görür, belediyelerin, mühendis odalarının, iş insanlarının ve valiliklerin davetleri üzerine birçok kente gidip o kentin depremselliğini, o kenti depreme hazırlamak için nelerin nasıl yapmaları gerektiğini anlattığını söyledi. Mardin’den de bir davet aldığını ve burada konuşma yaptığını ifade eden Görür, “Tabii ki bu hiç deprem olmayacak anlamında değil, Mardin’in hem komşularının depremlerinden hem de kendi içinde olabilecek küçük depremlerden etkilenebileceğini, bunun için de yönetiminin hazır olması gerektiğini, halkın eğitilmesi gerektiğini, altyapının gözden geçirilmesi gerektiğini, ekosistem ve çevresine dikkat edilmesi gerektiği anlattım. Mardin Mezopotamya’nın en önemli yerleşim yerlerinden biri. Her yerinden tarih fışkırıyor. Bu kenti ranta kurban etmemek lazım. Bu kentte koca koca binaları rant uğruna yapıp tarihi gölgelememek lazım. Mardin gibi bir yeri geleceğe taşımak gerekiyor. Elbette ki binalar yapılacaktır. Fakat hangi binanın nereye yapılacağının bilimin karar vermesi gerekiyor” diye konuştu.
‘TARİHİ YAPILARIN GÖZDEN GEÇİRMESİNDE BÜYÜK FAYDA VAR’
Prof. Dr. İdris Bedirhanoğlu ise tarihi yerlerde zaman geçtikçe yapılaşmaların arttığını ifade ederek, şöyle konuştu:
“Bu kuvvetler, bu hareketlik yapının dengesine etki ediyor. Eski zamanlarda yapılan bazı önemli gösterge taşları yerinden kaydığı zaman ne diyor yapı? Yapı diyor ki bir problem var. Bu problemi gider. O zaman bizim bu yapılara müdahale etmemiz lazım. Zemin durumuna bakmamız gerekiyor. Gerçekten bu zemin bu yapıyı taşır mı? Zemin çalışması yapmamız gerekiyor. Eğer taşımıyorsanız zemin açısından tedbir almamız lazım. Tabii ki yapı onarım ihtiyacı isteyebilir. Taşlar arasındaki harçta bozulmalar meydana gelmiş olabilir. ya da bazı taşlar dış etkilere, ağır ortam koşullarına maruz kalarak yıpranmış olabilir, bu taşları da değiştirmemiz gerekebilir. Dolayısıyla yapılarımızın da bir deprem sebebiyle tamamen yıkılmadan bu yapıların gözden geçirmesinde büyük fayda var.”
]]>Panel programı çerçevesinde ilk olarak açılış konuşmaları yapıldı. Ardından KalDer tarafından düzenlenen Türkiye Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri çerçevesinde büyük ödüle layık görülen Borçelik firmasından Serkan Ürkmez, ödül sürecinde elde ettikleri birikim ve tecrübelerini katılımcılarla paylaştı. Tepebaşı Belediyesi Başkan Yardımcısı Suat Yalnızoğlu da Tepebaşı Belediyesi’nin iyi sürdürülebilirlik uygulamaları ve yerel yönetimlerin sürdürülebilirliğe nasıl yaklaşmaları gerekliliği konusunda katılımcılara bilgi verdi. Gerçekleştirilen son oturumda ise Türkiye Sürdürülebilir Gelecek Ödülleri çerçevesinde bir diğer büyük ödüle layık görülen Akçansa Firması Sürdürülebilirlik Müdürü Erhan çalışkan ve Büyükçekmece Fabrika Müdürü Erhan Arslan gerçekleştirdikleri iyi uygulamaları anlattı.
“Geleceğimizi düşünerek hareket etmek zorundayız”
Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren Başkan Ataç, “İçinde bulunduğumuz bu binayı sanatın sürdürülebilirliğini sağlamak için yaptık. Konuk sanatçılarımız ile kent halkımız burada buluşacak. Kentimizin geleceğini şekillendirmek ve sürdürülebilirlik konusunda yeni uygulamaları konuşmak için burada toplandık. Bizler geleceğimizi düşünerek hareket etmek zorundayız. Aksi halde gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmamız mümkün olmayacaktır. Belediyemiz uzun süredir sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için çeşitli projeler üretmektedir. Bu çerçevede sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerji, atık yönetimi gibi alanlardaki çalışmalar önceliğimiz arasında yer alıyor. Tepebaşı Belediyesi’nde yaklaşık 2 bin 500 dönüm suladığımız yeşil alan var. Kişi başı 12,15 metrekare yeşil alan düşüyor. Türkiye genelinde bu rakam 6-7 civarında. Enerji verimliliği çalışmalarımızla da kamu binalarında temiz enerji üretimini sağlıyor ve karbon ayak izini azaltıyoruz. 2009’da göreve tekrar seçildiğimizde, yeni hizmet binamızı ısıtmak ve soğutmak zor oluyordu. 400 adet güneş paneli hibesi aldık. 100 bin lira da eş finans yaptık, o 400 paneli belediyenin çatısına yerleştirdik. Bitince TEDAŞ dedi ki, bunu bizim çift yönlü sayaca bağlayalım. Biz de zaten bunu istiyorduk, bağladık. Hafta içi elektrik alıyoruz, hafta sonu elektrik satıyoruz. Yüzde 20 tasarruf ediyoruz. Zaten ilk 3 yılda parasını çıkardı. Kentimizdeki sosyal projelerimizde dezavantajlı grupların yaşam şartlarını iyileştirmek ve ekonomik fırsatlar verebilmek için çalışıyoruz. Eğitim, sağlık gibi alanlarında yaptığımız yatırımlarla daha adil ve kapsayıcı bir toplum oluşturmayı amaçlıyoruz. Bugün yapılan bu etkinlikle de sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığın artacağına inanıyorum. Hep birlikte kentimizi ve dünyamızı daha yaşanabilir bir hale getirebiliriz” diye konuştu.
“Ne kadar önemli olduğunu iyi anlamalıyız”
KalDer Şube Başkanı Burak Erdinç ise, “Bizler bu gün çevresel problemler, sosyal olumsuzluklar ve ekonomik krizlerle mücadele ederken, gelecekte dünyamızın nasıl olacağını hiç düşünüyor muyuz? Gerek üretirken gerekse tüketirken günümüz şartlarını düşünmenin yanında, dünyamızı yaşanabilir bir şekilde gelecek nesillere bırakmayı asla ihmal etmemeliyiz. Sürdürülebilirlik kavramını ve bunun için yapılanların ne kadar önemli olduğunu iyi anlamalıyız. KalDer olarak bizler geçtiğimiz yıl başlattığımız sürdürülebilirlik ödülüyle beraber, kuruluşlara, toplumlara hatta bireylere kadar eğitimlerle çalışmalarımızı desteklemekteyiz. Aramızda ödül alan kuruluşlarımızın temsilcileri var, onlar bize bilgi ve deneyimlerini aktararak değişik bir bakış açısı kazandıracaklardır. Ayrıca yerelde Tepebaşı Belediyesi’nin yerelde yapmış olduğu örnek uygulamaları bizimle paylaşmaları bizlere farklı bir bakış açısı katacaktır” ifadelerini kullandı.
Vecihi Hürkuş Havacılık ve Teknoloji Parkı’nda gerçekleşen panele Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yanı sıra KalDer Şube Başkanı Burak Erdinç ve çok sayıda Eskişehirli katıldı. – ESKİŞEHİR
]]>Kastamonu Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Kastamonu Üniversitesi ile Kastamonu Ziraat Odası Başkanlığı tarafından Halk Eğitim Merkezi’nde “tarımda toprak verimliliğinin korunması ve hayvan sağlığı” konusunda panel düzenlendi. Panele İl Tarım ve Orman Müdürü Bekir Yücel Tanrıkulu, Ziraat Odası Başkanı Mehmet Butur ile çok sayıda davetli katıldı. Panelde toprak verimliliği ve hayvan sağlığının arttırılması konusunda fikir alışverişinde bulunuldu.
“Toprağın iyileştirilmesiyle ilgili yapılan çalışmalarla verimlilik artmış”
Tarımda verimliliğin arttırılması için gerekli çalışmaları sürdürdüklerini ifade eden Kastamonu İl Tarım ve Orman Müdürü Bekir Yücel Tanrıkulu, “Tarım İl Müdürlüğü olarak bizim toprak verimliliği ile ilgili veya tarımsal verimlilikle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Çiftçilerimizle beraber sürekli eğitim ve toplantılarımızda devam ediyor. Ama bu konu işin bilimsel boyutu. Çiftçilerimizi ve bizleri bir araya getirmesi bakımından daha önemli bir husustu. Sayın başkan, değerli hocalarımız ve üniversitelerimizle bir araya gelerek bu panelin yapılmasını kararlaştırdık. Siz değerli çiftçilerimizle bugün hocalarımızın sunumlarıyla ve çalışma arkadaşlarımızın size vereceği bilgilerle bunları daha farklı bir boyuta taşıyacağız. Tabi bitkisel verimlilik ve tarımsal verimlilik aslında temel konu torağın verimi ve kalitesi. Temel unsur bu, buradan başlamak gerekir. Toprak ne kadar kaliteli, sağlıklı ise bizlerin onun üzerinde yapacağımız tüm faaliyetler, elde edeceğimiz ürünlerde o derece sağlıklı ve verimlilik açısından istediğimiz seviyede oluyor. Konumuz toprak ve dünya ve ülkemizde bu konuya dahil. Konu hakkında pek çok çalışmalar yapılmış. Temel konu torağın içindeki inorganik ve organik maddeler neyse onların değerleri ve bunların analizleri. Toprağın iyileştirilmesiyle ilgili yapılmış çalışmalar. Bu şekilde verimlilik artmış. Bu şekilde elde edilen ürünler daha sağlıklı hale gelmiş. Dolayısıyla bizde buradan başlamaya karar verdik. Kastamonu tarım için panelin getirdiği farklı projelerde hem üniversite hem de sizlerin getirdiği projeler imza altına alınmak için çalışmalara başlanacak. Çalışmalara panel sonrası hemen geçeceğiz” dedi.
Kastamonu Ziraat Odası Başkanı Mehmet Butur ise, “Toprak analizi ve verimliliği, hayvan sağlığı için düşündüğümüz bu programın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Daha sonra bu tür çalışmalarımızda daha yüksek katılımlar olacağını bekliyorum. Bunları öğrenmek ve kaliteyi yakalamak gerekiyor. Bunların yolu da çok sorgulamaktan geçiyor. Bu tür programlar, sosyal medya, internet gibi mecralarda bu konuları takip etmek gerekli. Tarımda, hayvancılıkta bu işi en güzel yaparak paraya çevirebilirsiniz. Bugün hayvan pazarına gittiğinizde 40 bine de buzağı var, 80 bine de buzağı var. Başka bir örnek verecek olursak yan yanda iki parsel birinde 1’e 4 diğerinde 1’e 8 yani vatandaş toprağına analiz yaptırıyor. O toprağın ihtiyacını, bakımını karşılıyor. En üst limiti kazancı böylece alıyor. Ama biz bu toplantılara devam edeceğiz. Yani biz üretimde kaliteyi, verimliliği yakalamak için tüm çalışmalara devam edeceğiz. Tarım İl Müdürümüz ve üniversitemizdeki hocalarımızla daha önce toplantılar gerçekleştirdik. Çiftçilerimizin lehine nasıl oluşumlar yaparız, verimliliği yükseltiriz diye defalarca devam edeceğiz. Farklı projelerle inşallah. Toprak analizlerin maliyeti yüksek biraz. Ama Özel İdaredeki analizlerin fiyatını İl Genel Meclis belirlediği için sürekli rakamı düşük tuttuk. Maliyetin çok altında tuttuk. Ama ona rağmen topraklarımızı tahlil yaptırmıyoruz. Eksiklerimiz var” ifadelerini kullandı.
Açılış konuşmasının ardından Ziraat Mühendisi Uzman Tarım Danışması Sezgin Acar modaretörlüğünde, Kastamonu İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Ziraat Yüksek Mühendisi Neriman Delge, Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Gamze Savacı, Kastamonu İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Ziraat Mühendisi Ali Ortaakarsu, Kastamonu Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Funda Terzi’nin katılımıyla “Tarımda Toprak Verimliliğinin Korunması ve Hayvan Sağlığı” konulu panel gerçekleştirildi. – KASTAMONU
]]>A101 Escamp 6500 Flat Tiny House özellikleri ve fiyatı
A101, 25 Nisan tarihli yeni kataloğunu paylaştı. Bu katalogda özellikle ESCAMP 6500 Flat Tiny House dikkat çekti. Bilindiği gibi son yıllarda ev fiyatları ciddi şekilde artış gösterdi. Bu yükseliş, birçok kişiyi daha uygun fiyatlı konut çözümleri aramaya yönlendiriyor. Bu çözümler arasında ilk akla gelen karavanlar olsa da, Tiny House’lar da giderek popülerleşiyor. A101 tarafından satılacak Tiny House’un özellikleri ve fiyatı ise merak ediliyor.

A101 tarafından 25 Nisan itibariyle satılacak Escamp 6500 Flat Tiny House, 16 m² (1+1) yaşam alanına sahip. Dış ölçü olarak uzunluk 650 cm, yükseklik 250 cm ve derinlik ise 255 cm. Bununla birlikte 2+1 yetişkin konaklama kapasitesine imkan tanıyan Tiny House, SCHLEGL 1400 kilogram kapasiteli 2 adet torsiyon frenli dingile sahip.
A101 yine motosiklet satıyor! Bu sefer zamlı
Kompozit sandviç panel dış cepheye sahip olan Tiny House, iç cephede AGT duvar paneli, çatıdaysa CTP Kompozit panel teknolojisine yer alıyor. Zemin kaplama ise 32. sınıf laminant parke. Bu zemin, antibakteriyel kaplama, anti alerjik, yüzde 90 ahşap bazlı kompozitlerden oluşuyor.
A101’in 25 Nisan itibariyle satışa sunacağı ESCAMP 6500 Flat Tiny House fiyatı ise 399 bin 900 TL. Market zinciri, bunu geçtiğimiz aylarda da satmıştı ve o zamanki fiyatı da aynıydı. Bu bağlamda zam gelmediğini söyleyebiliriz.
A101 tarafından satılacak Escamp 6500 Flat Tiny House özellikleri şu şekilde sıralandı;
Dış Ölçü:
Uzunluk: ~650 cm
Derinlik: ~255 cm
Yükseklik: ~250 cm
İç Ölçü:
Uzunluk: ~636 cm
Derinlik: ~235 cm
Yükseklik: ~244 cm
Yaşam Alanı: 16 m² (1+1)
Konaklama Kapasitesi: 2+1 yetişkin
Dingil ve Kaplin Taşıma Kapasitesi: SCHLEGL 1400 kg kapasiteli (2 adet) torsiyon frenli dingiller
SCHLEGL 2700 kg kapasiteli çeki oku (V model)
Kriko orta borulu ön teker 60 mm’lik
185 R14 C tip lastik – 5.00*14 66/112 5 bijon sac jant
Ruhsat Özellikleri: O2 belgeli ve plakalı
Taşıyıcı Sistem Modüller: Endüstriyel boyalı, güçlendirilmiş şasi (şasiler kutu profil karkastan oluşmaktadır)
Çatı: CTP kompozit panel teknolojisi
Dış Cephe: Kompozit sandviç panel (ısı yalıtımı için üretilmiş,
60 mm’lik her iki yüzü boyalı galvaniz sac kaplı); JOTUN grenli hazır dekoratif kaplama
İç Cephe: AGT Duvar Paneli; frezelenmiş üstün yoğunluklu MDF ile üretilen duvar kaplama modelleri ısı, nem ve ses yalıtım
özelliklerinin yanı sıra EO, EPD, FSC sertifikalarına sahiptir.
AG Polimer paneller E0 düşük emisyon değerinde ve sıfır atık
politikası ile üretilmektedir
Zemin Kaplama: 32. sınıf laminant parke, antibakteriyel kaplama, anti alerjik, %90 ahşap bazlı kompozitlerden oluşmaktadır
Doğrama Sistemi: PVC cephe sistemi/ Isıcam O2 belgeli
Mutfak & Banyo Mobilya: Su ve neme dayanıklı Lam 1. sınıf vitrifiye ürünleri
Isıtma ve Soğutma Sistemi: 1 adet ani su ısıtıcı alt yapı tesisatı
Havalandırma Sistemi: Vasistas pencere
Elektrik Sistemi: NYM kablo
20 amper ve 32 amperden oluşan 24’lü sigorta kutusu ve kaçak akım rölesi
2 yıl garantili
Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? A101 ESCAMP 6500 Flat Tiny House fiyatını nasıl buldunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
]]>Ondokuz Mayıs Üniversitesi Bafra Turizm Meslek Yüksekokulu Şevket Aşçı Turizm Fakültesi’nde düzenlenen panelde sürdürülebilir turizmin kazandıracakları anlatıldı. Programda konuşan Samsun Valisi Orhan Tavlı, sürdürülebilir turizmin önemine dikkat çekti. Vali Tavlı, Çanakkale’deki Troya Müzesi ile turizmle haşır neşir olduklarını belirterek, emeği geçenlere teşekkür etti.
“Arzumuz bu konuda Samsun’u daha da ileriye taşımak”
Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan ise, Samsun için özlenen turizmi şehre getirmeyi hedeflediklerini kaydetti. Bu konuda sivil toplum kuruluşları ile iş adamlarının da önemli çalışmaları olduğuna değinen Doğan, “Tüm bu arkadaşlarımızla beraber Samsun’u daha ileriye taşımaktır arzumuz. Sürdürülebilirlik elbette ki sadece turizm alanında değil, insan hayatının tamamında önemli olan bir konu. İnşallah önemli işler yaparak bu farkındalığı daha da arttırır, çocuklarımızı daha iyi yetiştirir ve bu hayatı onlar için daha rahat ve yaşanılabilir hale getiririz” ifadelerine yer verdi.
“Sürdürülebilir olmanın altında özgürlük yatıyor”
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, sektörün bütün temsilcilerinin duyarlı ve bir arada bulunarak, gelecek açısından birtakım endişeleri ve birtakım fırsatları konuşabiliyor olmasının önemli olduğunu kaydetti. Rektör Ünal, “Bu nedenle Samsun’u geçmişteki kaybettiği süreci önümüzdeki zaman diliminde biraz daha hızlı toparlayacak diye ümit ediyorum. Her şeyden önce söz konusu olan hareketten payına düşeni ekonomik, kültürel ve şehre ait tanınırlık açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Burada önemli olan bu hamlenin ve elde edilen kazancın sürdürülebilir olması. Sürdürülebilir olmanın altında özgür olmak yatıyor. Ne kadar özgürseniz, geçmişten getirdiğiniz değerlere ne kadar saygılıysanız, ne kadar sahipseniz ve sahip olduğunuzu ne kadar biliyorsanız ve bu değerleri ne kadar anlatabiliyorsanız o kadar hikaye üretebiliyorsunuz ve ürettiğiniz hikayeleri pazarlayabiliyor ve satabiliyorsunuz demektir” diye konuştu.
Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yetkin Bulut ise panelde yaptığı konuşmada, dünyada kentsel nüfusun artmasıyla beraber kentlerde sorunlar yaşandığını, bu sorunların kentleri ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan etkilediğini belirtti. Sanayileşme ve kentleşmenin hızlı şekilde artmasıyla beraber insanların da doğal kaynakları sınırsızca kullanması, sera etkisi, iklim değişikliği gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Bulut, “20. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde insanın çevreye verdiği zararların boyutları oldukça fazla hale gelmiş ve devletlerin de kalkınma göstergelerinin sadece ekonomik boyutlarla olamayacağını, bunun yanında çevresel sorunların da bu durumun bir parçası olduğunu fark etmelerine neden olmuştur” şeklinde konuştu.
Panelde Doç. Dr. Mutlu Kaya, Doç. Dr. Mehmet Bahar ve Doç. Dr. Murat Alpaslan Kasalak, konuşmalarında iklim krizinin turizme etkileri ve sürdürülebilir turizmin önemi, çevresel kirliliğin dünyaya ve turizme etkisi, turizm sektörünün geleceği ve izlenilmesi gereken yol haritasına değindi. Panele Bafra Kaymakamı Cevdet Ertürkmen, Yakakent Belediye Başkanı Şerafettin Aydoğdu, OMÜ Bafra Turizm Meslek Yüksekokulu öğretim görevlileri, protokol üyeleri ve öğrenciler de katıldı. Programda ayrıca hediye ve plaket takdimleri yapıldı. – SAMSUN
]]>Dışişleri Bakanı Başdanışmanı ve SAM Başkanı Nuh Yılmaz’ın moderatörlüğünde Bakanlık’ta düzenlenen panele, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Prof. Dr. Ersel Aydınlı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümünden Prof. Dr. Meliha Altunışık ve Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Prof. Dr. Haluk Özdemir konuşmacı olarak katıldı.
Panelde, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği (AB) Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Bakanlık mensupları, akademisyenler ve çok sayıda dinleyici de yer aldı.
SAM Başkanı Yılmaz, burada yaptığı konuşmada, bu panelin “açılış” olduğunu ve bu tarz etkinliklere devam edeceklerini belirterek katılımcılara ve panelistlere teşekkür etti.
SAM olarak yeni düşüncelerden yararlanmak istediklerine işaret eden Yılmaz, panelde uluslararası ilişkilerdeki kavramların ihtiyaçları çözmedeki yerinin konuşulacağını kaydetti.
Yılmaz, panel serisinin düzenlenmesinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da desteği olduğunu vurguladı.
Pratik-teori ilişkisi
Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Prof. Aydınlı, panelin düzenlemesi konusunda SAM yetkililerine teşekkür ederken panel konusunun akademisyenlerin “hep aklında olan bir mesele” olduğuna atıfta bulundu.
Pratik ile teorinin birleştirilmesi konusunun sadece uluslararası ilişkiler disiplininde değil, bütün disiplinlerin temel meselelerinden olduğuna dikkati çeken Aydınlı, bu birleştirmeye büyük ihtiyaç olduğunu aktardı.
Aydınlı, Türk dış politikasına “teori”nin lazım olduğunu ancak teoriden ziyade “kavram”a ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Teorinin anlamaya, kavramın ise anlamaya ve anlatmaya yaradığını vurgulayan Aydınlı, kavramın hayata daha yakın olduğuna işaret etti.
Ersel Aydınlı, uluslararası ilişkiler teorilerinin “krizde” olması ve siyasete etkisine ilişkin, “(Teoriler) Ne çok izah edebiliyor ne çok tahmin edebiliyor ne çok da daha önemlisi etkide bulunabiliyor.” dedi.
Teorilerle ilgili bu durumun farklı aktörlerde geçerli olduğunu kaydeden Aydınlı, “Aslında bu krizin temel sebeplerinden bir tanesi de pratikten kopuk sadece bir entelektüel egzersiz olarak da geliştirilmiş olması.” değerlendirmesinde bulundu.
Aydınlı, pratik kısmında da sorun olduğunu aktararak pratikte krizi “günlüğün ötesine geçememe ve savrulamama” olarak nitelendirdi.
Pratikte “tutarlılık” sorunu olduğunu söyleyen Aydınlı, pratik ile teori arasında karşılıklı ihtiyaç olduğunu belirtti.
Aydınlı, akademide teorinin “ithal” edildiğini kaydederek teorinin batıda üretilen bir olgu olarak algılandığını vurguladı.
“Teori tartışmaları krizde”
ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünden Prof. Altunışık ise panelin önemli bir konuyla başladığının altını çizdi.
Teori tartışmalarının “krizde” olduğunu söyleyen Altunışık, “Buna cevaben çeşitli açılımlar yapılmaya çalışılıyor.” diye konuştu.
Altunışık, küresel uluslararası ilişkiler ve küresel tarih çalışmaları gibi alanların ortaya çıktığını aktararak teorinin zamandan ve mekandan bağımsız olmadığını ve farklı deneyimlerini yansıttığını söyledi.
Pratik-teori ilişkisinin de tartışılan konulardan biri olduğuna dikkati çeken Altunışık, 2000 sonrasında uluslararası ilişkilerde “pratik dönüş” akımının ortaya çıktığına işaret etti.
Meliha Altunışık, Türk dış politikasını kavramsallaştırırken, Türkiye’nin nasıl bir aktör olduğu sorusunu sorduklarını belirterek “eşiktelik” kavramına değindi.
Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde nasıl bir aktör olduğunun tanımlanmasının önemine işaret eden Altunışık, Türk dış politikası çalışmalarında ilk başta incelenmesi gereken konulardan biri olduğunu vurguladı.
Altunışık, Türkiye’nin “eşiktelik” özelliğinin Türkiye’ye “ilişkilendirici ve birleştirici” rolleri de getirebileceğini aktardı.
Türkiye’nin coğrafi konumu ve tarihi dolayısıyla da orta büyüklükteki güçler arasında başka bir kategoride de değerlendirilebileceğini belirten Altunışık, karşılaştırma ve kavramsallaştırma ile çalışmanın önemine işaret ederek, bunların artması gerektiğini kaydetti.
Kavramların ikna aracı olarak kullanılması
Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Prof. Dr. Özdemir de teori-pratik ilişkisinin önemine işaret ederek teorinin “biraz soyut” kalabildiğini söyledi.
Teori ve pratik arasındaki bağlantıyı “kavramın” sağladığını aktaran Özdemir, “Önce kavramlar üreterek, kavramsal düzeyde anlamaya başlamamamız, çalışmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Özdemir, kavramların olmaması durumunda verilmek istenen mesajın “çok küçük bir kısmının” karşı tarafa aktarılabileceğini belirterek kavramların ikna aracı olabileceğine dikkati çekti.
Uzun vadeli ve tutarlı dış politikalar izlenebilmesi için bunun mutlaka kavramsal çerçeveye oturtulması gerektiğinin altını çizen Özdemir, dış politika doktrinlerinin yapılmak istenen hareketin kavramsallaştırılması olduğunu söyledi.
Haluk Özdemir, Türkiye’nin çok değişken bir coğrafyada bulunduğuna değinerek beklenmedik zamanlarda krizlerin meydana gelebildiğini söyledi.
Bu değişken ortamda teori yapmanın kolay olmadığına vurgulayan Özdemir, yakın bölgedeki süreklilik eksikliği ve istikrarsızlık gibi sorunlara işaret etti.
Özdemir, dünyadaki en önemli olayların çoğunun Türkiye’nin etrafında olduğu değerlendirmesini yaparak, bunun sürekliliğin oraya çıkmasını engellediğini aktardı.
Türkiye’nin jeopolitik konumunun da değiştiğinin altını çizen Özdemir, Türkiye’nin, birbirinden farklı uluslararası ilişkiler anlayışına sahip olan komşuları olduğunu anlattı.
Özdemir, Türkiye’nin, doğu ile batının kesişim noktasında olan ve imparatorluk geçmişi olan bir ülke olarak, bütünü anlama ve karşıtları sentezleme çabasıyla uluslararası ilişiklere dair “özgün” yaklaşımlar ortaya çıkarabileceğini de sözlerine ekledi.
Panel, soru-cevap bölümüyle sona erdi.
SAM
SAM, web sayfası sam.gov.tr’yi ve kurumsal kimliğini yeniledi.
Türk dış politikasına bilimsel ve entelektüel danışmanlık sağlamak amacıyla Dışişleri Bakanlığı bünyesinde 1995’te kurulan SAM, bir düşünce kuruluşu ve araştırma merkezi olarak faaliyet gösteriyor.
]]>Kadın ve Demokrasi Vakfı, 11-22 Mart tarihleri arasında New York’ta gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 68. Oturumu çerçevesinde Türkevi’nde “Bütüncül İyi Olma Hali için Birlikte Yürümek: Kadın Merkezlerinden Alternatif Uygulamalar” başlıklı panel düzenledi. Dünyadaki kadın destek merkezleri ve sığınma evlerinin temsilcilerinin katıldığı panelde, dezavantajlı kadınlara destek veren merkezlerin yanı sıra en iyi uygulama örneklerinden biri olan vakfın “Kadın Destek Merkezleri” anlatıldı. Panelistler iyi uygulama örnekleri üzerinde durdu. Türkevi’nde gerçekleştirilen panel, Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu’nun açılış konuşmasıyla başladı.
“Merkezlerin amacı kadınların ekonomik ve sosyal dönüşümünü desteklemek”
Kadın Destek Merkezlerinin 2022 yılında faaliyete geçtiğini ifade eden Gümrükçüoğlu, “Projenin amacı 15-29 yaş arası NEET, yani ‘Not in Education, Employment or Training’, kadınların ekonomik ve sosyal dönüşümünü desteklemek. NEET kategorisinde yer alan, kendini yalnız hisseden ve desteğe ihtiyaç duyan kadınlar, merkezimize başvurabiliyor. Kadınlar buraya gelerek sorularına cevap bulabiliyor, ihtiyaçları olan her alanda destek isteyebiliyorlar. Merkezlerimizde psikologlar ve sosyal hizmet uzmanlarından oluşan profesyonel ekiplerimiz var” ifadelerini kullandı.
Merkezin işleyişi hakkında detaylı bilgiler veren Gümrükçüoğlu, sadece İstanbul’daki Kadın Destek Merkezinde 2 bin 517 kadına hizmet verdiklerini söyledi. Konuşmasında 6 Şubat depremine de değinen Gümrükçüoğlu, “Depremin 3. haftasında Adıyaman, Hatay ve Kahramanmaraş’ta Kadın Destek Merkezlerimizi açtık. Deprem sonrası ne yapacağını, nereden yardım alacağını bilmeyen kadınlara rehberlik ettik. Kadınlara ve çocuklara kurslar, etkinlikler, eğitimler düzenledik. Deprem bölgesindeki Kadın Destek Merkezleri aracılığıyla psiko-eğitimler ve grup çalışmaları ile 372 kişiye, rehabilitasyon faaliyetleri kapsamında düzenlenen kurslarla 475 kişiye, kadınların istihdamına yönelik eğitimlerle 50 kişiye ulaştık. Toplamda ise deprem bölgesinde açtığımız Kadın Destek Merkezlerimiz ile bir yılda 6 bine yakın kadına hizmet verdik” diye konuştu.
“Amacımız kadınların karşılaştıkları zorlukların parametrelerini ve refah imkanlarını çeşitli örneklerle ele almak”
Moderatörlüğünü vakfın Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Nursem Keskin Aksay’ın yaptığı panelde, kadın destek merkezleri ve iyi uygulamaları anlatmak üzere New Jersey’deki Women’s Rights Information Center adına Lil Corcoran, Faces of Hope adına Jean Fisher, Women Welfare Organisation adına Amna Rumaisa, Malikah adına Rana Abdelhamid ve Türkiye’den vakıf adına Aslıhan Nişancı konuşmacı olarak yer aldı. Nursem Keskin Aksay konuşmasında, “Vakıf olarak bugün düzenlediğimiz programın amacı alternatif kadın destek merkezi modelimizi anlatmak ve kadınların hayatın farklı alanlarında karşılaştıkları zorlukların karmaşık parametrelerini ve bütünsel refah imkanlarını dünyanın dört bir yanından çeşitli örneklerle ele almak” ifadelerini kullandı.
Kadın Destek Merkezi proje danışmanı Doç. Dr. Aslıhan Nişancı ise vakfın kurduğu Kadın Destek Merkezlerinin bütüncül, kapsayıcı ve yenilikçi vaka yönetimi süreçlerini anlatarak, “İstanbul’da ve deprem bölgesinde kadınları desteklemekle kalmıyor, güçlenme süreci boyunca onlara eşlik ederek bu özel yolculuğu kadınlara kolaylaştırıyoruz” dedi.
Vakıf, 2014 yılında Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu 58. Oturumu ile başlattığı gözlemci katılım sürecini 2015 yılından itibaren etkinlik düzenleyici olarak yürütüyor. Vakıf, bu yılki BM oturumlarına biri Kadın Destek Merkezleri, diğeri ise Gazze’de devam eden soykırım konulu iki etkinlikle katılıyor. – NEW YORK
]]>KADEM’den yapılan açıklamaya göre vakıf, 1-22 Mart’ta New York’ta gerçekleştirilen BM Kadının Statüsü Komisyonu 68. Oturumu kapsamında bir panel düzenledi.
Gümrükçüoğlu’nun açılış konuşmasıyla başlayan panele, dünyadaki kadın destek merkezleri ve sığınma evlerinin temsilcileri katıldı.
Moderatörlüğünü KADEM Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Nursem Keskin Aksay’ın yaptığı panelde, kadın destek merkezleri ve iyi uygulamaları anlatmak üzere New Jersey’deki Women’s Rights Information Center adına Lil Corcoran, Faces of Hope adına Jean Fisher, Women Welfare Organisation adına Amna Rumaisa, Malikah adına Rana Abdelhamid ve Türkiye’den KADEM adına da Doç. Dr. Aslıhan Nişancı konuşmacı olarak yer aldı.
“Deprem bölgesinde bir yılda 6 bine yakın kadına hizmet verdik”
Gümrükçüğlu, kadın destek merkezlerinin 2022 yılında faaliyete geçtiğini hatırlatarak, projeyle, 15-29 yaş arası eğitime ve çalışma hayatına katılamayan kadınların ekonomik ve sosyal dönüşümünü desteklemeyi amaçladıklarını bildirdi.
Bu kategoride yer alan, kendini yalnız hisseden ve desteğe ihtiyaç duyan kadınların, merkezlerine başvurabildiğini aktaran Gümrükçüoğlu, “Kadınlar, kadın destek merkezleri gelerek sorularına cevap bulabiliyor, ihtiyaçları olan her alanda destek isteyebiliyorlar. Merkezlerimizde psikologlar ve sosyal hizmet uzmanlarından oluşan profesyonel ekiplerimiz var.” ifadelerini kullandı.
Merkezin işleyişi hakkında detaylı bilgiler veren Gümrükçüoğlu, sadece İstanbul’daki Kadın Destek Merkezinde 2517 kadına hizmet verdiklerine dikkati çekti.
Konuşmasında 6 Şubat depremlerine de değinen Gümrükçüoğlu, şunları kaydetti:
“Depremin 3’üncü haftasında Adıyaman, Hatay ve Kahramanmaraş’ta kadın destek merkezlerimizi açtık. Deprem sonrası ne yapacağını, nereden yardım alacağını bilmeyen kadınlara rehberlik ettik. Kadınlara ve çocuklara kurslar, etkinlikler, eğitimler düzenledik. Deprem bölgesindeki kadın destek merkezleri aracılığıyla psiko-eğitimler ve grup çalışmaları ile 372 kişiye, rehabilitasyon faaliyetleri kapsamında düzenlenen kurslarla 475 kişiye, kadınların istihdamına yönelik eğitimlerle 50 kişiye ulaştık. Deprem bölgesinde açtığımız merkezlerimizle bir yılda 6 bine yakın kadına hizmet verdik.”
Keskin ve Nişancı’nın konuşmaları
Nursem Keskin Aksay da alternatif kadın destek merkezi modellerini anlatma, kadınların karşılaştıkları zorlukların karmaşık parametrelerini ve bütünsel refah olanaklarını dünyanın dört bir yanından çeşitli örneklerle ele almayı amaçladıklarını bildirdi.
Kadın Destek Merkezi proje danışmanı Aslıhan Nişancı ise KADEM’in kurduğu Kadın Destek Merkezleri’nin vaka yönetimi süreçlerini anlattı. Nişancı, “İstanbul’da ve deprem bölgesinde kadınları desteklemekle kalmıyor, güçlenme süreci boyunca onlara eşlik ederek bu özel yolculuğu kadınlara kolaylaştırıyoruz.” ifadesini kullandı.
Panel ve paralel etkinlik
Dezavantajlı kadınlara destek veren merkezlerin yanı sıra en iyi uygulama örneklerinden biri olan KADEM kadın destek merkezlerinin anlatıldığı panelde, diğer panelistler de iyi uygulama örnekleri üzerinde durdu.
KADEM’in kadınların çok yönlü güçlendirilmesini amaçlayan projelerinden “Kadın Destek Merkezi” modelinin, NGO CSW/NY bünyesinde anlatıldığı “Bütüncül İyi Olma Hali için Birlikte Yürümek: Kadın Merkezlerinden Alternatif Uygulamalar (Walking Together for Holistic Wellbeing: Alternative Practices from Women’s Centers)” başlıklı paralel etkinlik ise Türkevi’nde gerçekleşti.
]]>Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Türkiye’nin Roma Büyükelçiliği ile Büyükelçilik Kültür ve Tanıtma Müşavirliğince Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından izler taşıyan Roma’daki İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın müze evinde, iki ülke ilişkilerinin ele alındığı panel yapıldı.
Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Ömer Gücük, panelin açılış konuşmasında, Türkiye-İtalya ilişkilerinin 100 yılı aşan sağlam tarihi temellere oturduğunu belirterek İtalya’nın geçen yıl yaşanan Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde gösterdiği dayanışma ve yardıma teşekkür etti.
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Doç. Dr. Güner Doğan’ın moderatörlüğündeki panelde, Canonica Müzesi Müdürü Carla Scicchitano, Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mevlüt Çelebi, Roma Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fabio Grassi konuşma yaptı.
Panele ev sahipliği yapan Müze Müdürü Scicchitano da Türkiye-İtalya ilişkilerinin kültürel boyutuna değinerek özellikle Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile kendisinin heykellerini yapan İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın Türkiye’deki eserlerinin yapılışlarını anlattı.
Çelebi de Türkiye-İtalya ilişkilerinin son 100 yılda zaman zaman bazı iniş-çıkışlara sahne olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“(Birinci Dünya Savaşı dönemi) Farklı bir ilişki gelişmiştir. Ben şöyle değerlendiriyorum bu dönemi; İtalyanların Anadolu’da bulunmaları teorik düşman, pratikte ise dost olarak görülmüştür. Bu mümkün müdür? Mümkündür. Anadolu’daki İtalyan varlığının insani ve stratejik katkısı olduğunu düşünüyorum.”
Grassi de iki ülke ilişkilerini, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde ele alırken İtalya ve Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütüne (NATO) üye olmak da dahil olmak üzere, birbirlerini hep desteklediğini dile getirdi.
Moderatör olarak son konuşmayı yapan Doğan da iki ülke ilişkilerini, Türkologlar üzerinden değerlendirmek istediğini belirterek Alessio Bombacı, Ettore Rossi, Luigi Bonelli gibi 3 önemli İtalyan Türkoloğun ardından İtalyan coğrafyasında eskisi kadar Türkolog yetişmemesinin bir sıkıntı olduğunu kaydetti.
Panele aralarında Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Ufuk Ulutaş ve KKTC Roma Temsilcisi Mustafa Davulcu’nun yanı sıra çok sayıda İtalyan davetli katılırken Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Doğan, panelistlere katılım belgesi ve kitap takdim etti.
Doğan: “Yok denecek kadar ‘az’ demiyorum, yok”
Panelin ardından AA muhabirine açıklamalarda bulunan Doğan, Roma’da Atatürk heykelinin bulunduğu anlamlı bir müzede bu etkinliği yaptıklarını belirterek iki ülke ilişkilerini değerlendirdiklerini anlattı.
Panelde dile getirdiği “İtalya coğrafyasında, önceki dönemdeki gibi Türkologların çıkmadığı sıkıntısının” nasıl aşılabileceği sorusu üzerine Doğan, “İtalya’da son 100 yılda yetişmiş; Alessio Bombacı gibi, Anna Marsala gibi, Luigi Bonelli gibi Türkologlar vefat ettikten sonrasında o tarz Türkoloğun yetişmediğini söyleyebiliriz. Bu, açık ve net. Yeni Türkologların yetişmesi lazım.” dedi.
Saydığı isimlerin ortak özelliklerine ilişkin Doğan, “Bu insanların ortak özelliği vardı. Arapça, Farsça, Türkçe bilirler, Osmanlıcayı da iyi kullanırlar. Dolayısıyla o insan modeline yeniden ihtiyaç var. Artık İtalya’da, Napoli’de, Roma’da, Venedik’te bu tarz araştırma yapan Türkolog yok. ‘Yok denecek kadar az’ demiyorum, yok. Bunun yetişmesi lazım.” diye konuştu.
Doğan, bu durumun sadece İtalya’ya özgü olmadığına işaret ederek “Fransa da benzer durumda. Çok önemli Fransız Türkologlar artık hayatta değil. Onların yerine yenileri yetişmiyor. Türkçeye olan merakın artırılması lazım. Burada Yunus Emre Enstitümüz, büyükelçiliklerimiz çok güzel işler yapıyor ama bunu bir kültür hareketi olarak yeniden ele almak lazım.” ifadelerini kullandı.
Benzer eksikliğin Türkiye tarafından da söz konusu olduğunu belirten Doğan, şunları kaydetti:
“Çok değerli hocalarımız, bizim öncülerimiz Mahmut Şakiroğlu, Tayyip Gökbilgin gibi Türk-İtalyan ilişkilerine hizmet etmiş önemli kişiler artık hayatta değiller. Onların yerini alabilecek kişilere ihtiyacımız var, şunun altını özellikle çiziyorum; Türk-İtalyan ilişkilerine daha kapsamlı bakacak araştırmacılara ihtiyacımız var.”
]]>Yılmaz, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
ADF’nin önemine dikkati çeken Yılmaz, “Antalya Diplomasi Forumu, dünyadaki diğer benzerlerinden, kendisini ‘konuşulamayan konuları konuşan, mazlumların, mağdurların sesi olan ve şu anda özellikle kuzey ülkelerinin kendi içinde oluşturduğu bir yankı odasında konuşulmasına izin verilmeyen konukların ve konuların ağırlandığı bir yer olarak’ öne çıkaran bir platform.” dedi.
Yılmaz, ADF’de, Münih, Halifax, Berlin, Londra ya da Washington’da görülmeyecek tartışma konularının ve katılımcıların bulunduğunu dile getirdi.
ADF’de Afrika, Latin Amerika, Asya ve Avrupa’dan gelen çok değerli isimlerin bulunduğunu aktaran Yılmaz, ADF’nin, Türkiye’nin sorunlarına ülkenin bulunduğu yerden bakan bir misyonla yeniden yapılandırıldığını ve konumlandırıldığını ifade etti.
Forumun “bölgesel sahiplenmeyi öne çıkaran bir platform” olmaya devam edeceğini belirten Yılmaz, dünyanın farklı yönlerinden gösterilen teveccühün memnuniyet verici olduğunu söyledi.
Dünya düzeninin gittiği yönün ve dünyada yaşanan diğer sorunların yeterince gündeme gelmediğini anlatan Yılmaz, ADF’nin bu sorunların gündeme getirileceği bir platform olarak formüle edildiğini bildirdi.
Garantörlük mekanizması
Yılmaz, üç farklı panelde üç konuya odaklandıklarını, bunlardan birincisinin “garantörlük mekanizması” olduğunu vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
“Çünkü Gazze konusundaki en temel sorun, İsrail’in üzerine herhangi bir yaptırım ya da herhangi bir ağırlık konulamaması, İsrail’in belli hareket tarzlarına yönlendirilememesidir. O yüzden de garantörlük meselesini, biz Türkiye olarak, Türk Dışişleri olarak, bu soruna çözüm olabilecek, İsrail’in verdiği sözleri tutmak için üzerinde etki oluşturabilecek, bir şekilde İsrail’i verdiği sözleri tutmaya yönlendirecek bir mekanizma olarak düşünüyoruz.”
Garantörlük mekanizmasını tartışmak üzere dünyadan 8 ayrı uzmanı bir araya getirdiklerini söyleyen Yılmaz, ortaya çıkacak görüşlerin gelecek süreçte nasıl daha detaylı işlenebileceğini değerlendireceklerini belirtti.
Yılmaz, ikinci panelde, Gazze’de devam eden katliamlardan sonra dünyada nasıl bir Filistin vizyonu olması gerektiğini ve bu sorunun alışılmış çerçevenin dışında nasıl tartışılabileceğini konuştuklarını bildirdi.
Güney Afrika’dan katılan panelistin “apartheid rejim” tecrübesini anlattığını kaydeden Yılmaz, panelistin Güney Afrikalı lider Desmond Tutu’ya referans vererek Gazze’deki durumun Güney Afrika’dakinden çok daha kötü olduğunu dile getirdiğini aktardı.
“Filistin sorunu, özellikle İsrail’in 1948’de kurulmasından beri yeni dünya düzeninin tam olarak üzerine kurulduğu sistemdir.” diyen Yılmaz, bu sebeple söz konusu soruna çözüm üretilemediğini söyledi.
Yılmaz, “Bir başka panelimiz de yine dünyanın önde gelen akademisyenlerinden oluşan bir panel olacak. Bu da şu andaki dünya düzeninin neden adalet üretemediğini, neden mazlumların, mağdurların hakkını koruyamadığını, daha adil bir dünyanın nasıl mümkün olabileceğini, dünya düzeninin nasıl dönüşebileceğini anlatan farklı bir panel olacak.” ifadelerini kullandı.
“(Kanıt) Görsel teori içerisinde de etki yaratabilecek bir özelliğe sahip”
AA’nın, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında beyaz fosfor kullanması başta olmak üzere işlediği savaş suçlarına yönelik belge niteliğindeki fotoğrafların yer aldığı “Kanıt” kitabına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Yılmaz, “Öncelikle bu konunun son derece önemli olduğuna elbette inanıyorum.” dedi.
Yılmaz, görsel teoride bir fotoğrafın “sanat”, “belge” ve “delil” işlevine sahip olduğunu kaydetti.
Fotoğrafın, hukuki anlamda bir dava yürürken delil olma durumunun teorik olarak tartışıldığını ve bunun çok az örneği bulunduğunu belirten Yılmaz, “Anadolu Ajansı şu yaptığı çalışmayla aslında diğer iki işlevin yanında, belki de en önemlisi olan, hem bizim için hem hayatımız için hem dünya için, insanlık için en önemli fonksiyonlarından biri olan fotoğrafın delil olma işlevini, hukuki bir delil olma işlevini burada inanılmaz iyi bir şekilde kanıtladı.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bence Anadolu Ajansının bu yaptığı iş, Kanıt kitabı ve bunun işlevi sadece hukuk alanında, sadece uluslararası ilişkiler anlamında değil, aynı zamanda görsel teori içerisinde de etki yaratabilecek bir özelliğe sahip. Onun için de Anadolu Ajansını tebrik ediyorum, teşekkürlerimi, şükranlarımı iletiyorum.”
]]>Kastamonu Üniversitesi’nde “Şehadetinin 111. Yılında İşkodra Kahramanı Hasan Rıza Paşa” konulu panel, 29 Şubat 2024 tarihinde Merkez Kütüphane Cemil Meriç Salonu’nda gerçekleştirildi. Panele Vali Meftun Dallı, Rektör Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Atalan ile birlikte akademisyenler, öğrenciler ve kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Panel saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlarken panelin açılış konuşmasını Eğitim Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Selahattin Kaymakçı yaptı. Prof. Dr. Kaymakçı konuşmasında, Türkiye’de yaşayan her bireyin kendi değerlerini aramakla, bulmakla, bilmekle ve öğretmekle de mükellef olduğunu dile getirerek tarihiyle barışık, medeniyetiyle, kültürüyle barışık gençlerin nasıl yetiştirebileceği sorusunun cevabını bulmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Programın moderatörlüğünü İnsan ve Toplum bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz yaptı. Prof. Dr. Yılmaz konuşmasında Balkan Savaşları sırasında İşkodra, kalelerinin savunulmasında Türk askerinin gösterdiği kahramanlıkların övgüye değer olduğunu dile getirerek bu savunmada önemli rol oynayan Hasan Rıza Paşa hakkında kısa bilgi paylaştı. Ayrıca Yılmaz, konuşmasında panele katkıda bulunan tüm akademisyenlere ve öğrencilere katılımlarından dolayı teşekkür etti.
‘Hasan Rıza Paşa inandığı dava uğruna İşkodra’yı savundu’
Panelin açılış konuşmasından sonra sözü Eğitimci-Yazar Efendi Barutçu aldı. Barutçu panelde kahraman, kahramanlık ve kahramanlar üzerine başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Barutçu, konuşmasında, kahramanların ölümden korkmadığını aksine ölümün üzerine sakınmadan gittiklerinin altını çizdi. Kahramanlığın dini açıdan da önemli bir unsur olduğunu dile getiren Barutçu, hadisler ile kahramanlık kavramının önemini açıkladı. Barutçu, kahramanların inandıkları dava için yaşadığını ifade ederek Hasan Rıza Paşa’nın da bu davaya inanarak İşkodra’yı savunduğunu ve bunun için can verdiğini söyledi. İşkodra’da önemli başarı kazanan Hasan Rıza Paşa’nın yaptıklarının geleceğe ışık tuttuğunu söyleyen Barutçu, geçmişteki başarıları örnek almayan ahlaktan ve benliğinden uzaklaşan milletlerin akıbetlerinin iyi olmayacağına vurgu yaptı. Barutçu, Kastamonu il yönetiminin de İşkodra şehri ile bir kültür tarih kardeşliği kurmasına yönelik girişimlerde bulunmasını önerdi.
Barutçu’dan sonra söz alan Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şerif Demir’in yaptığı konuşmada Balkan Savaşları, İşkodra ve Hasan Rıza Paşa hakkında bilgiler verdi. Prof. Dr. Demir konuşmasında Balkan Savaşları’nda Osmanlı Devleti’nin zayıflığından faydalanmak isteyen ülkelerin çıkardığı sorunların Osmanlı Devleti’nin toprak kaybetmedeki süreci hızlandırdığını söyleyerek, Balkan Savaşları’nda askerlerin görevlerini en iyi şekilde yaptıklarını ifade etti. Prof. Dr. Demir, “Tarihi hadiselerin tekrarı olarak değil, belki geleceği inşa ederek etmek için geleceği daha iyi anlamak için ihtiyaç duyacağımız en önemli referans kaynağı olarak düşünmek gerekir” dedi.
Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Çelebi ise Hasan Rıza Paşa’nın hayat hikayesi isimli sunuyu dinleyicilerle paylaştı. Prof. Dr. Çelebi konuşmasında Hasan Rıza Paşa’nın doğum yerinin Arnavutluk, Bağdat ve Kastamonu olduğuna yönelik farklı görüşlerin olduğunu dile getirerek Hasan Rıza Paşa’nın kariyerinde gösterdiği başarıları dinleyicilere anlattı. Prof. Dr. Çelebi, Hasan Rıza Paşa’nın eğitimini İstanbul ve Bursa’da tamamladığını Berlin’de de Harp eğitimi aldığını Osmanlı topraklarında çeşitli yerlerde görev alarak başarılı bir asker olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çelebi başarılı bir asker olan Hasan Rıza Paşa’ya ait belgelerin olduğuna değinerek bu belgelere ait geniş çaplı sistematik bir çalışma yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Panelin sonunda konuşmacı olarak katılan katılımcılara teşekkür belgesi takdim edildi. – KASTAMONU
]]>A101 Flat Tiny House fiyatı ne kadar?
A101, 29 Şubat tarihli kataloğunu paylaştı. Bu kataloğa baktığımızda ESCAMP 6500 Flat Tiny House çok dikkat çekiyor. Bildiğiniz üzere son dönemlerde ev fiyatları bir hayli arttı ve bu bağlamda satın almak güç hale geldi. Bu durumda daha düşük fiyata ev sahip olmak isteyenlerin aklına ilk karavan gelse Tiny House tercih edenler de var. Peki A101’e gelen Tiny House özellikleri neler ve fiyatı ne kadar?

A101’de satılan ESCAMP 6500 Flat Tiny House, 16 metre yaşam alanına (1+1) sahip. Dış ölçü olarak uzunluk 650 cm, yükseklik 250 cm ve derinlik ise 255 cm. 2+1 yetişkin konaklama kapasitesine imkan tanıyan Tiny House, SCHLEGL 1400 kilogram kapasiteli 2 adet torsiyon frenli dingile sahip.
Türkiye’de kapış kapış gider: Amazon, 420 bin TL’ye hazır ev satıyor!
Kriko orta borulu 60 mm’lik ön tekere sahip olan Tiny House, kompozit sandviç panel dış cepheye sahip. İç cephede AGT duvar paneli, çatıda ise CTP Kompozit panel teknolojisi bulunuyor. Zemin kaplama ise 32. sınıf laminant parke. Bu zemin, antibakteriyel kaplama, anti alerjik, yüzde 90 ahşap bazlı kompozitlerden oluşuyor.
A101’de satılan ESCAMP 6500 Flat Tiny House fiyatı ise 399 bin 900 TL. A101 için özel üretildiği söylenen bu taşınabilir evin sadece mağazalarda satıldığı belirtiliyor.
A101 ESCAMP 6500 Flat Tiny House özellikleri şu şekilde;
Dış ölçü: Uzunluk ~650 cm, Derinlik ~235 cm, Yükseklik ~250 cm
İç ölçü: Uzunluk ~636 cm, Derinlik ~235 cm, Yükseklik ~244 cm
Yapım alanı: 16 m² (±1)
Konaklama kapasitesi: 2+1 yetişkin
Dingil ve kaplin taşıma kapasitesi: SCHLEGEL 1400 kg kapasiteli (2 adet) torsiyon frenli dingiller
SCHLEGL 2700 kg kapasiteli çeki oku (V model)
Kriko orta borulu ön teker 60 mm’lik
185 R14 C tipi lastik – 5.00*14 66/112 5 bijon sac jant
Ruhsat çelikleri: O2 belgeli ve plakalı
Taşıyıcı sistem modüller: Endüstriyel boyalı, güçlendirilmiş şasi
Çatı: CTP Kompozit panel teknolojisi
Dış cephe: Kompozit sandviç panel (ısı yalıtım için üretilmiş, 60 mm’lik her iki yüzü boyalı galvaniz sac kaplı – JOTUN grenli hazır dekoratif kaplama
İç cephe: AGT Duvar Paneli; frezelemiş üstün yoğunluklu MDF ile üretilen duvar kaplama modelleri ısı, nem ve ses yalıtım özelliklerinin yanı sıra CO, EDP, FSC sertifikalarına sahiptir.
AG Polimer paneller EO düşük emisyon değerinde ve sıfır artık politikası ile üretilmektedir.
Zemin Kaplama: 32. sınıf laminant parke, antibakteriyel kaplama, anti alerjik, %90 ahşap bazlı kompozitlerden oluşmaktadır
Doğrama sistemi: PVC cephe sistemi/ Isıcam O2 belgeli
Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? A101 ESCAMP 6500 Flat Tiny House fiyatını nasıl buldunuz? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
]]>PAÜ Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelin moderatörlüğünü PAÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman İsmail Özdel üstlenirken panelistler; PAÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Durmuş Akalın, PAÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Aydınlı, Türkiye’deki Filistinli Öğrenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Abdurrahman Al-Farra olarak yer aldı.
Panelin açılış konuşmasını Rektör Prof. Dr. Kutluhan gerçekleştirdi. Rektör Prof. Dr. Kutluhan yaptığı konuşmada şunları kaydetti, “7 Ekim 2023 tarihinde başlayan bu süreç hepimizin içini yakmakta ve yakmaya da devam etmektedir. Üniversite olarak bizim asıl görevimiz Dünya devletlerinin politikalarını, Ülkemizi, çevremizi ve Ortadoğuyu daha iyi anlamaktan geçmektedir. Çünkü neden 12 şehit verdik? Sorusuna mutlaka her birimiz cevap vermek zorundadır. Neden şuan 30.000 kişiye yakın Filistinli kardeşimiz şehit oluyor? Sorusuna yine mutlaka cevap vermek zorundayız. Bunu biz, 1900’lü yıllarda Kurtuluş Savaşı ile çok iyi anladık. Gazi Mustafa Kemal Paşa, çizmiş olduğu milli misakla olayı bizlere o kadar güzel anlatmıştır ki bizlere, Kuva-i Milliye’yi kurduk, arkasından düzenli ordu sistemine geçtik ve bağımsızlığımızı kazandık. Özbekistan ile biliyorsunuz güzel bir çalışma yaptık. Özbekistan Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü Başkanı geldi. Ne dedi? Bizler Müslüman Türk alemi esaret altında iken, iyi ki Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak ayakta! Yine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı üniversitemizde ağırladık. Onlar da aynı şekilde burada anlattılar nasıl bağımsızlıklarını kazandıklarını ama hala tam bağımsızlıklarına kavuşamadıklarını. Yine aynı şekilde Azerbaycan’da Karabağ problemi Biz kendimizi iyi tanımak zorundayız. Çünkü emperyalizm komplo teorileri ile güya bize komplo teorisi diyorlar ama aslında gerçek teorileri ile saldırmaktalar. Ekonomik sebepler diyor, petrol var diyorlar Ortadoğu’da, onu ele geçirmek emellerindeler. Fakat sadece petrolle de geçilmiyor, buradaki insanlığımı yok etmeye çalışıyorlar. Dini yönden kendi dini inançları ile ele alıyorlar olayı. Sadece hak ve adaleti savunan bu Müslüman alemi, Türk Müslüman alemini yok etmeye çalışıyorlar. Neden yok etmeye çalışıyorlar? Her zaman söylediğimiz gibi biz geçmişimizle övünen bir ülkeyiz. Geçmişimizle o kadar çok övünüyoruz ki, bizim atalarımız Balkanları yönetti, Ortadoğuyu yönetti kimsenin burnu dahi kanamadı. Her nereye gittiler ki, orada biz hizmetkar olarak geldik. Ama şimdi bakıyoruz ki tam tersi var. Adına Birleşmiş Milletler denmiş, gelişmiş ülkeler denmiş, söylemiş oldukları hiçbir değerin şu anda karşılığı bulunmamaktadır. Bunu çok iyi anlamamız lazım. Değerli öğrenciler, bu soruları çok iyi cevaplıyor olmamız lazım. Bize bırakılan başta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni korumamız, ilelebet bağımsızlığını yaşatmamız lazım. Buna sahip çıkmanın önemini, biraz önce bahsettiğim gibi bize insanlığın ihtiyacı var. Sadece Ortadoğu’nun değil, bir Amerika’nın bile bize ihtiyacı var. Çünkü bizler, gittiğimiz yere sömürgeyi değil, işkenceyi değil, adaleti götürüyoruz, hukuku götürüyoruz. Bu paneli düzenleyen çok değerli moderatör hocamız Osman Hocama, konuşmacı hocalarımıza, İstanbul’dan gelen misafirimize ve siz katılımcılarımıza değerli vaktinizi bize ayırdığınız için hepinize teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum” ifadelerinde bulundu.
“Gazze’deki o duvarların Berlin’deki duvarlardan ne farkı var? 1940’lı yıllarda Berlin’de oluşturulan duvarların bir benzeri o duvarlar.”
Panelin Moderatörlüğünü üstlenen Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman İsmail Özdel yaptığı konuşmada şunları dile getirdi: “Böyle bir panelin hazırlanması ve panelde emeği geçen hocalarımıza çok teşekkür ediyorum. En büyük teşekkürüm ise İstanbul’dan buraya kadar gelip bizimle birlikte olan sevgili meslektaşımız, dostumuz, mücadele arkadaşımız Türkiye’deki Filistinli Öğrenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Abdurrahman Al-Farra’ya çok teşekkür ediyorum. Filistin mücadelesinin en kısa zamanda inşallah Kurtuluş Mücadelemiz gibi zaferle sonuçlanmasını diliyorum. Bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Gazze’deki duvarları fark ettiniz mi? Gazze’deki o duvarların Berlin’deki duvarlardan ne farkı var? 1940’lı yıllarda Berlin’de oluşturulan duvarların bir benzeri o duvarlar. Aynı duvarlar, bu da bize şunu gösteriyor, benim de panelde olmamın en büyük sebebi de Psikiyatr olmam. Bu da şunu gösteriyor, insan psikolojisinde travmaya uğrayanlar ne yazık ki travmatizan olarak karşımıza çıkıyor. Yani 1940’lı yıllarda travmaya uğramış toplumu şimdi bir travmatizan olarak o bütün güçleri ile soykırımın en önemli parçası haline dönüştüler. Bu durum çok ciddi bir durum. Hepimizin üzerinde düşünmesi gereken en önemli noktalardan biridir. Travmaya uğrayan toplumlar, travmatizana dönüşüyorlar ve aynı zamanda emperyal güçlerin de en önemli oyuncağı haline geliyorlar. Niye Amerikalılar bizim karşımıza Yunanlıları çıkartsın. 1919’da niye Yunanlılar İzmir’e çıktı? Niye kendileri değil de Yunanlıları çıkarttılar? Çünkü aramızda bir ilişki vardı. İki toplum da birbirini travmaya uğratmış olarak görünüyordu. Yani bu iki toplumun geçmiş acılarını, birbirleri ile vuruşturarak aslında yeni acılar oluşturmak ve bir şekilde o tiyatro sahnesindeki yönetmenliklerine devam edebilmek amacındaydılar. Bunların hepsi politik psikiyatrinin çok önemli konularıdır” şeklinde konuştu.
Program Panelistler; PAÜ Rektör Yardımcısı, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Durmuş Akalın’ın, PAÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Aydınlı’nın, Türkiye’deki Filistinli Öğrenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Abdurrahman Al-Farra’nın sunumları ile devam etti. – DENİZLİ
]]>