Sinop’ta bir işletmede basın mensuplarıyla bir araya gelen Öztürk, bugüne kadar yaşadıklarını ve gelinen sonucu aktardı. Eşi Hayriye Öztürk ise 43 yıllık evliliklerini, 5 çocuk annesi olduğunu ve Eşi Öztürk’ün acı haberini almaktan korktuklarını, markete, pazara veya çarşıya çıktığında devamlı etrafa baktığını, yanından geçen bir arabanın korna sesinden bile korkar duruma geldiğini dile getirerek yaşadığı durumları anlattı.
Telefonunun her çalmasında bayılacak gibi olduğunu kaydeden Hayriye Öztürk, arayanın eşi Fehmi Öztürk olduğunu görse bile başına bir şey gelebileceğinden veya onun telefonundan birisinin arayarak acı haber verebileceğinden korkar halde yaşadığını söyledi.
“Çocuklarıma bir şey olacak korkusuyla, anlatamıyorum”
Hayriye Öztürk açıklamasında, “Eşim Fehmi Öztürk ve 5 çocuğumuz ile kendi işinde, gücünde çalışan sakin, mutlu bir aile iken yıllar önce bir girdabın içine çekildik. Eşim tüm yaşananları, kurulan kumpasları, sahte kararları ne var ne yoksa birkaç yıldır sizlerle paylaştı. Telefonumun her çalmasında bayılacak gibi olmamı nasıl izah edebilirim? Arayan ekranda Fehmi Bey bile gözükse, acaba başına bir şey mi geldi de onun telefonundan biri mi arıyor acaba diye saniyeler içindeki korkum beni her gün defalarca öldürüyor. Kayıtsız bir numara aradığında açana kadar ölüp ölüp dirilmenin ne demek olduğunu ancak yaşayan bilir. Ortada hiçbir şey yokken bile her an her saniye eşime, çocuklarıma bir şey olacak korkusuyla anlatamıyorum. Kapı çalındığında başıma bir şey mi gelecek, ya da birileri eşimden, çocuklarımdan kötü bir haber mi getirdi diye korkuyla kapıyı açmamı nasıl anlatayım. Bunlar bir iki günlük değil, yıllardır yaşadıklarım. Bir yere ya da bir markete gittiğimde çevremdeki insanları gözlemek, her yüksek sesten hatta yanından geçen bir arabanın kornasından bile korkarak bayılacak gibi olmayı en azından düşünmenizi rica ediyorum” dedi.
Kendi dünyamızı hapishaneye döndürdük
Ailesinin ortadan kaldırılınca mı harekete geçeceklerini sorarak yetkililere seslenen Öztürk, “Kısaca söylemem gerekiyorsa, son 7-8 yılımın her anı kabus dolu geçiyor. Malına mülküne çökülen bizleriz. Saldırıya uğrayan, darp edilen bizleriz. Kumpaslara kurban edilen, bindiğimiz arabaya bile güvenemeyen, her gün tehditler alan yine bizleriz. Tek bir isteğimiz var, o da yaşanan bu kabusun artık bitmesi. Suçluların bir an önce ve bize bir daha zarar veremeyecek şekilde cezalandırılmaları. Sadece bunu istiyoruz. Devletin devlet olmasının en önceliği vatandaşının canını, malını, namusunu koruyabilmesidir. Maalesef devletimiz bu görevini bize karşı şu ana kadar yerine getirebilmiş değildir. Buradan bir kadın olarak devletimin tüm kademelerine feryat ediyorum. Ailemiz ortadan kaldırıldıktan sonra mı harekete geçeceksiniz? Şu ana kadar bu davalar süresince iki ölü, onlarca da darp var. Hırsızlar, azmettirici katiller dışarıda geziyor. Bizler ise kendi dünyamızı hapishaneye döndürdük. Bu feryadı duyun artık” ifadelerini kullandı.
Fehmi Öztürk ise “Bu davada sorumlu ya da haksızsak bunun cezai karşılığını görmek istiyoruz. Eğer biz haklıysak da yargının içine sızmış iş birlikçilerle bu işin engellenmemesini istiyoruz” diye konuştu.
“Adalet Bakanı’na anlattım”
Geçen yerel seçimlerde bir dizi ziyaretler için Sinop’a gelen Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a Sinop Barosunda başından geçen olayları aktardığını kaydeden Öztürk, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Adalet Bakanı bana söz verdi. Sizin dosyalarınızla adil bir şekilde ilgilenilecek. Ben kendim için yardım istemedim kendisi için yardım isteyenler kapı arkalarında yardım istiyor. Biz kamu düzeni adına yetkililerden yardım istiyoruz. Feryat ediyoruz, çığlığımızın duyulmasını istiyoruz.” – SİNOP
]]>TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve KTO Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, KOSAM tarafından hazırlanan “Bir Ekonomi Güvenliği Meselesi: Marmara-Orta Anadolu Sanayi Dönüşümü” raporunun ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük faydalar sağlayacağını vurguladı. Başkan Öztürk; raporun, Marmara Sanayi Bölgesi’ndeki İstanbul, Kocaeli ve Bursa illerini içeren sanayi tesislerinin önemli bir kısmının Orta Anadolu Sanayi Bölgesi’ndeki Aksaray, Ankara, Karaman, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde ve Yozgat illerine taşınmasının detaylı analizini içerdiğini ifade etti. Başkan Öztürk, “Marmara Sanayi Bölgesi, Türkiye ekonomisinin neredeyse yarısını oluşturuyor. Bu bölgenin doğal afetler ve diğer risklere karşı kırılganlığı, ülkenin ekonomi güvenliğini de etkiliyor. Ayrıca, nüfus yoğunluğunun ve sanayileşmenin oluşturduğu çevresel kirlilik ve trafik sorunları, Marmara Bölgesi’nin taşıma kapasitesini zorluyor. Sanayi tesislerinin Orta Anadolu’ya taşınması, bölgelerarası gelişmişlik farklarını azaltmaya ve adaletli gelir dağılımına katkı sağlayacak. Raporda, bu yükün azaltılmasıyla bölgenin ticaret ve sanayi sürdürülebilirliğinin artacağının da altı çiziliyor” dedi.
Marmara Sanayi Bölgesi’nin Orta Anadolu’ya taşınmasının uzun vadeli ekonomik ve çevresel faydalar sağlayarak, ülkenin kalkınma hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunacağını belirten Başkan Öztürk, “Orta Anadolu’daki şehirlerin mevcut altyapısı ve sanayicilerin deneyimleri, ülkenin kalkınma hedeflerine ulaşmasına uygun bir ortam sağlıyor. Orta Anadolu, geniş arazi imkanları, ulaşım altyapısının gelişmişliği ve iş gücü potansiyeliyle sanayinin yeniden yapılandırılması için ideal bir bölge olarak öne çıkıyor. Bölgedeki sanayi faaliyetlerinin artması, yerel ekonominin canlanmasına, işsizlik oranlarının düşmesine ve bölgesel kalkınmanın hızlanmasına imkan tanıyacak” şeklinde konuştu.
Başkan Öztürk, “Raporda, ülkenin ekonomik ve demografik yoğunluğunun tek bir bölgede konumlandırılması ve planlanmasının getirdiği risklerin detaylı analizi yer alıyor. Alt yapının geliştirilmesi, lojistik bağlantıların sağlanması ve sanayinin taşınması gibi kritik adımlar içeren bu stratejik dönüşüm, Türkiye’nin ekonomik yapısını daha dengeli ve sürdürülebilir bir temele oturtarak hem ekonomik hem de çevresel açıdan uzun vadeli faydalar sağlayacak” ifadelerini kullandı.
Başkan Öztürk, KOSAM tarafından hazırlanan “Bir Ekonomi Güvenliği Meselesi: Marmara-Orta Anadolu Sanayi Dönüşümü” raporunun, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada önemli bir yol haritası sunduğunu kaydederek, “TOBB Başkanımız M. Rifat Hisarcıklıoğlu, 80. Genel Kurul’da rapordan önemli alıntılar yaparak Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve genel kurul üyelerine de konunun önemini aktardı. ‘Orta Anadolu hattında yeni bir sanayi havzası kurmalıyız. Bu dönüşümün Türkiye’yi geleceğe taşıyacak tarihi bir adım olacağına inanıyoruz’ şeklinde konuya ve raporumuza verdiği önemi gösteren başkanımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu. – KONYA
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
(YOZGAT) – Yozgat’tan yükseköğrenim ve iş hayatı nedeniyle 41 yıl önce ayrılan 38 yıllık kütüphaneci Selahattin Öztürk, babaocağı olan evine 10 bin kitap ve 8 bin süreli yayın eserle dönüş yaptı. Babaevini kütüphaneye dönüştüren Öztürk, “Herkesin yararlanabileceği kitapları bir mekanda buluşturmak istiyorum, en eski tarihli eseri kütüphanemde 1800 yılına ait Paris’te basılmış bir eser. Osmanlı dönemi kitapları var, süreli yayınları var” dedi.
İstanbul’da kütüphanecilik yaptığı 38 yıllık süre içerisinde topladığı farklı kitapları, dergi, gazete nüshalarını 550 koli ile Yozgat’a taşıyan Selahattin Öztürk, kütüphanecilik serüvenini anlattı. Yozgat Lisesi’nde okuduğu dönemde halk kütüphanesinde bir kitabı okumasına izin verilmemesi üzerine kütüphaneci olmaya karar verdiğini belirten Öztürk, “İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü’nü 1982-1986 yılları arasında okudum. 25 yıl aralıksız İSAM’da çalıştıktan sonra ayrılıp emekli oldum” dedi.
“HERKESİN YARARLANABİLECEĞİ KİTAPLARI BİR MEKANDA BULUŞTURMAK İSTİYORUM”
Emekli olduktan sonra özel sektörde dijitalleştirme projelerinde firma koordinatörü olarak görev yaptığını aktaran Selahattin Öztürk, Zeytinburnu Belediyesi’nde 6.5 yıl millet kıraathaneleri koordinatörlüğü yaptıktan sonra geçen yıl eylül ayında Yozgat’a baba ocağına döndüğünü söyledi. Yaklaşık yedi aydır Yozgat’ta yaşayan Öztürk, ev kütüphanesini ve çalışmalarını şöyle anlattı:
“Altı kardeşiz, ortak mekanımız burası ama şu anda kütüphane ev olarak buraya taşıdık kitaplarımı. Fakat kitaplarımıza yer arıyoruz, halkın daha kolay erişebileceği, şehrin biraz dış kısmındayız. Herkesin yararlanabileceği kitapları bir mekanda buluşturmak istiyorum, çabamız da o yönde, arayışlarımız sürüyor. Burada okunabilecek kitapları yakın çevredeki komşularla başlayarak okutmaya ödünç veriyorum. Üniversite öğrencilerinin bulamadığı kitaplar bende var ise yararlanmaları konusunda şimdilik evimde daha sonra yeni mekanda bekliyoruz. Onlar için bir hazine, bir kıymet buraya taşıdık. Umarım değeri bilinir. Bu güzel eserlerin okunması ve kullanılması oranı artar. 38 yıl kütüphanecilik yapınca çok farklı macera yaşadık kitaplar üzerinde. Çalıştığım kütüphanelere kitap alırken kendime aldığım kitaplar var, yakın dönem için. Projelerden sonra satışa çıkan kitaplardan bir kısmını elde ettiklerim var. En eski tarihli eseri kütüphanemde 1800 yılına ait Paris’te basılmış bir eser. Osmanlı dönemi kitapları var, süreli yayınları var. Yakın zamanda bir ay öncesinden çıkmış kitaplar da benim arşivimde yer alıyor. Şu anda kitap olarak 8 ila 10 bin arası, net sayıyı söyleyemiyorum, çünkü sayamadım. Kataloğunu kayıtlarını yaptıktan sonra rakam ortaya çıkacak. Bir de 8 bin farklı dergiye ait nüshaları da katarsak 20 bin başlıktan oluşan bir koleksiyon Yozgat’ta ilgililerin hizmetine hazır durumda.”
“TERCÜMANI AHVAL’İN 546’INCI SAYISI ŞU ANDA ELİMİZDE”
Agah Efendi tarafından çıkarılan ilk Türk gazetesi Tercüman-ı Ahval’in bir nüshasının da kendisinde olduğunu kaydeden Öztürk, “Yozgat’ımızın yetiştirdiği değerlerden biri olan Agah Efendi’nin çıkardığı ilk Türkçe Türk gazetesi olan, özel gazete olan Tercüman-ı Ahval’in 546’ıncı sayısı şu anda elimizde. Bu 792 sayı yayımlanmış bir gazete. Tam koleksiyon olarak da kütüphanelerimizde yok maalesef. Birkaç kütüphaneyi birleştirince 792 sayıyı bir araya getirebiliyoruz” diye konuştu.
]]>
ANKARA – Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla koltuğunu temsili olarak Şehit Pilot Levent Öztürk’ün 11 yaşındaki kızı Elif Naz Öztürk’e devretti.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, TBMM’nin açılışının 104’üncü yıl dönümü ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla şehit ve gazi çocukları, Çocuk Hakları Komite Üyeleri ve bakanlık hizmet modellerinden yararlanan ailelerin çocuklarıyla Bakanlıkta bir araya geldi. Çocuklarla yakından ilgilenen Göktaş, onlarla sohbet etti, çocukların sorularını yanıtladı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın TBMM’nin kuruluşunun 104’üncü yıl dönümüne tekabül ettiğini hatırlatan Göktaş, “Ben dünyanın hiçbir yerinde Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlandığını görmedim. Dünyanın hiçbir yerinde Çocuk Bayramı yokken, Türkiye’mizde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuyla böyle bir gün çocuklarımıza armağan edilmiş. Biz de bu vesileyle bir aradayız. Ben bugün için hepinize teşekkürlerimi sunmak istiyorum. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun. Nice güzel bayramlar olsun.” ifadelerini kullandı.
Bağımsızlık uğruna şehit olan kahramanlara da rahmet dileyen Bakan Göktaş, onların emanetlerine sahip çıkmaya devam edeceklerini vurguladı.
Göktaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonuyla Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda çocuklar için gece gündüz demeden çalışmaya devam edeceklerini belirterek, “Bugün bu makamlarda bizler varız yarın sizler olacaksınız. Yarın bu ülkenin mühendisleri, profesörleri, bakanları, milletvekilleri sizler olacaksınız.” dedi.
“Canla başla çalışacağız”
Bakan Göktaş, makamını temsili olarak Şehit Pilot Levent Öztürk’ün 11 yaşındaki kızı Elif Naz Öztürk’e devretti. Öztürk, Cumhuriyet’in 100’üncü yılında çok özel bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutladıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Bu yıl 3 Şubat’ta düşen helikopterin pilotu emekli Albay Levent Öztürk benim babamdı. Bu sebepten ben hem buruk hem de gururla 23 Nisan’ı kutluyorum. Böylesi güzel bir bayrama sahip olduğumuz için mutluyuz. Bir bayram olarak kutladığımız bu günü bizlere armağan eden Mustafa Kemal Atatürk’e ve kahraman büyüklerimize teşekkür ediyorum. Onların bize bıraktığı bu mirası geleceğe taşıyacağız. Bizler de, bizden sonra gelecek çocukların tıpkı bugünkü gibi neşeyle bayramlarını kutlayacakları bir ülke için canla başla çalışacağız. Güzel bir geleceğe sahip olmamız için bizlere verilen emeği karşılıksız bırakmayacağız. Bugün sizden aldığımız bu görevi ileride bizler de gelecek nesillere devredeceğiz.”
“Dünyada savaşlar olmamasını isterim”
Bakan olarak ilk talimatı ve talebinin ne olacağının sorulması üzerine Elif Naz Öztürk, “Ben geleceğimizin iyi olmasını isterim. Herkesin iyi bir gelecekte olmasını ve şu an olduğu gibi dünyada savaşlar olmamasını isterim. Benim yapacağım budur.” cevabını verdi.
Konuşmaların ardından söz alan çocuklar ise Gazze’deki savaşın durdurulması ve oradaki çocukların güvenliği ve huzurunun sağlanmasını diledi.
Çocuklarla birlikte “23 Nisan Kutlu Olsun” şarkısını söyleyen Göktaş, onlarla sohbet etti ve çeşitli hediyeler takdim etti. Çocuklar için savaşsız bir dünya diledi. Öte yandan Göktaş, makamını devrettiği Elif Naz Öztürk’ü tören öncesinde “Hoş geldiniz Sayın Bakanım” diyerek selamladı.
Kabuldeki tüm çocuklarla tek tek tanışan Bakan Göktaş yan yana oturan iki çocuğun isimlerinin Kerem olduğunu öğrenince “O zaman iki Kerem’in ortasında ben bir dilek tutayım” diyerek, çocuklar için savaşsız bir dünya diledi. Göktaş, “Başta Gazzeli kardeşlerimiz olmak üzere dünyada savaş mağduru bütün çocukların bir an önce barışa ve huzura ermesini diliyorum.” ifadesini kullandı.
]]>İstanbul’da yaşayan Öztürk ailesi, 30 yıl önce dünyaya gelen oğulları Köksal’ın down sendromlu olduğunu öğrendi. Çocuğunun gelişimi ve eğitimi için mücadele eden baba Öztürk, emekli olduktan sonra 2010’da ailesiyle memleketi Trabzon’a döndü.
Down sendromlu çocuğu olan aileleri tek çatı altında bir araya getirmek için girişimlerde bulunan 65 yaşındaki Öztürk, 2017’de Trabzon Down Sendromu Derneğini kurdu. Kendisiyle aynı durumdaki ailelerle gönül birliği yapan Öztürk, özel bireylerin gelişimi için kamu kurumlarıyla işbirliği yaparak çalışmalar yürütüyor.
Dernek çatısı altında kurulan halk oyunları ve tiyatro ekibinde görev alan down sendromlular, Trabzon’un yanı sıra İstanbul ve Samsun’da gösteri düzenledi.
Zafer Özel Eğitim Uygulama Okulunda eğitim alan özel bireyler, derneğin girişimleriyle bazı iş yerlerinde de çalışmaya başladı.
İki çocuk babası Öztürk, AA muhabirine, ilk çocuğu Köksal’ın doğumunun ardından down sendromlu olduğunu öğrendiğini söyledi.
O güne kadar hastalığın ne olduğunu bilmediğini dile getiren Öztürk, “Ne olduğunu araştırdığımda ‘Genetik bir farklılık’ dediler, testlerini yaptırdık, normal bir çocuk gibi değildi. 5 yaşında yürüdü. Şu güne kadar hala net olarak konuşamıyor, Köksal’la hayatımız bu şekilde başladı. 2010’a kadar eğitimleri İstanbul’da devam etti. Emekli olunca Trabzon’a geldik.” dedi.
Öztürk, oğlunun eğitimine Trabzon’da devam ettiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Okulda diğer ailelerle tanıştık, dernek var mı, yok mu, araştırdık. ‘Niye derneğimiz olmasın?’ diye kurucu başkan olarak derneğimizi kurduk. Derneğimizle güzel işler yaptık, halk oyunları, tiyatro gösterileri ve sosyal etkinlikler yaptık. Çocuklarımız burada mutlu oluyor. Bizim çocuklarımız hep evlere kapalı. Aslında onları ne kadar sosyal faaliyetlere katarsak çocuklarımızın gelişimi o kadar güzel oluyor.”
“Ailelerimizin bize ulaşmasını istiyoruz”
Down sendromlu ailelerle çocukları sayesinde tanıştıklarını dile getiren Öztürk, “Biz, burada diğer ailelerle Köksal’ın, Cihan’ın veya Gülcan’ın sayesinde tanıştık. ‘Damdan düşenin halini damdan düşen anlar.’ diye bir atasözümüz vardır. Onun gibi bir şey. Down sendromlu çocuklarımız bize yük değil. Benim evimin gülü Köksal veya Cihan da öyle, Gülcan da öyle ailelerini tanıyorum. Bunlar bizim için sıkıntı değil.” ifadesini kullandı.
Öztürk, dernekte tiyatro ve folklor grupları olduğunu kaydederek, yakında “down kafe” açılacağını ve çocuklarının orada çalışacağını anlattı.
Down sendromlu çocuğu olanlara seslenen Öztürk, “Ailelerimizin bize ulaşmasını istiyoruz. Biz onlara yardımcı oluyoruz. Yeni doğan çocuğu olan ailemiz internetten bizi bulabiliyor. Onlara da hastanede yardımcı oluyoruz, bizim yaşadıklarımızı yaşamıyorlar. Aileler bize ulaşırsa bütün sosyal faaliyetlerden de faydalanırlar.” diye konuştu.
Derneğin yönetim kurulu üyesi Hakan Bahçekapılı ise oğlunun down sendromlu olduğunu belirtti.
Trabzon’daki diğer derneklerle ortak projeler yürüttüklerini ifade eden Bahçekapılı, şunları söyledi:
“Çocukların tanınması, sokakta rahat hareket etmesi, ailelerin onları sahiplenmesi noktasında etkinliklerin yararlı olduğu düşüncesindeyim. Bu çocuklar her şeyimiz. Topluma kazandırılmaları adına, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler çok önemli. Hepimizin bir zorunluluğu var ve o zorunluluk bizi bir araya getirdi. Sorunlarımız ve çözüm noktalarımız aynı.”
24 yaşındaki down sendromlu Cihan Bahçekapılı da ailesinin kendisine destek olduğuna işaret ederek, “İyiyim, çok mutluyum. Evde her gün spor ve diyet yapıyorum. Dernekte arkadaşlarım var. Tiyatro da var, ben de inşallah oyuncu olacağım. Arkadaşlarımla dernekte halk oyunları oynuyorum.” dedi.
]]>2 çocuk babası görme engelli Ömer Öztürk, 2 ay önce günlük yaşamını kısıtlayan nefes darlığı ve baygınlık şikayetiyle Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu.
Kardiyoloji kliniğinde yapılan tetkiklerde, kalp hastası Öztürk’ün kalp kapağının değiştirilmesine karar verildi.
Prof. Dr. Turhan Turan, AA muhabirine, Ömer Öztürk’ün ek sağlık problemleri olduğunu belirterek, “Aort damarında doğuştan bir darlık vardı (aort koarktasyonu). Literatürde 60 yaşın üstünde böyle bir hasta yok. Onun için kasıklardan girilip aort damardan ilerlenerek yapılamayacaktı. Böyle durumlarda bu işlem boyun damarından girilerek yapılabiliyor. Daha önce de çok defa yapıldı. Ancak boyun damarlarında da açı olarak sol taraf bizim için daha uygun.” dedi.
Prof. Dr. Turan, hastanın sol tarafında da problemler olduğuna değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hastanın sol tarafta daha önce takılan kalp pili vardı ve damar çapı yeterli genişlikte değildi. Soldaki beyne giden bir diğer damarda plak vardı. Bu nedenlerle soldan girişim mümkün olmadığı için işlemi, açısı cihaza uygun olmayan sağ taraftan yapmak durumunda kaldık. Bunun da yapıldığı hastalar var literatürde ama bu hastanın aort kapakçığı üç yaprakçıklı olması gerekirken doğuştan ikiliydi ve ciddi düzeyde kireçlenmişti, buna biz biküspit aort diyoruz ki bu cihazın sağdan yerleştirilmesini ekstradan zorlaştıran bir durumdu. Ayrıca mitral kapak darlığı vardı, sol ventrikülü (karıncık) ciddi hipertrofikti (kalp kası kalınlaşması). Ek problemleri nedeniyle hasta sıra dışıydı. Riskliydi ama başarılı oldu, hastamız da iyi.”
Operasyon öncesi ekibiyle ciddi şekilde çalıştıklarına dikkati çeken Turan, “Birçok durumun bir arada olduğu ve literatürde az rastlanır bir hasta. Çalıştık, çözüm yollarını kendi aramızda tartıştık. Türkiye’de başka merkezlerde de bu işi yapan daha tecrübeli hocalarımız var. Onlarla da konuştuk, fikir alışverişinde bulunduk. Sonuçta ciddi hazırlık gerektiriyordu, operasyon öncesi yaklaşık bir ay hazırlığımız oldu. İşlemi yaptık, bir problemimiz olmadı Allah’a şükür.” diye konuştu.
“Birkaç güne hastayı taburcu edeceğiz”
Turan, operasyonu 5’i hekim 10 kişilik ekiple gerçekleştirdiklerini kaydederek, “Ameliyat biraz stresli geçti, alışık olduğumuz ya da her zaman yaptığımız bir vaka değil. Hatta literatürde tam bir örneğini bulamadık. Yaklaşık 1,5 saat sürdü. İşlemden çıktığımızda gördüğümüz önemli bir problemimiz yoktu. Birkaç güne hastayı taburcu edeceğiz.” dedi.
Hastanın ek problemleri ve yaşı nedeniyle az görüldüğü için operasyonu literatüre yazmaya hazırlandıklarını aktaran Turan, şunları söyledi:
“Hastaya hazırlanırken literatüre baktık. Bu tip hastalıkların olduğu ayrı ayrı hastalar var ama bütün bu problemlerin bir arada bulunduğu bir hasta yok bildiğimiz kadarıyla. Ayrı ayrı o hastalara ne yapmışlar, nasıl yapmışlar, onlardan da yararlandık. Biz de bunu literatürde yayınlayacağız ki bir başka meslektaşımız da böyle bir vakayla karşılaşırsa bu tecrübemizden yararlansın.”
Öztürk’ün oğlu Ahmet Öztürk ise bir aydır hastanede olduklarını dile getirerek, “Hocalardan Allah razı olsun, çok yardımcı oldular. Şu anda durumu iyi, memnununuz.” ifadesini kullandı.
]]>Galatasaray’ın yeni sponsorluk anlaşmasının imza töreni, Ali Sami Yen Spor Kompleksi Rams Park’ta gerçekleştirildi. Törene Galatasaray İkinci Başkanı Metin Öztürk, Galatasaray Yönetim Kurulu İsmail Sarıkaya, sponsor firmanın yönetim kurulu üyesi Ege Duruk ve genel müdürü Sefer Kılınç katıldı.
Fenerbahçe’nin puan kaybetmesiyle lider olmalarının hatırlatılması üzerine Metin Öztürk, “Bugün keyifli bir gün. Şunu unutmamak lazım. 13 hafta daha var. 13 maç demek 39 puan demek. Ne olur ne biter, bilinmez. Tüm rakiplere saygılı olunmak lazım. Sadece şampiyonlukta yarıştığımız rakibimiz ilgili değil, şuna bakmak lazım. 20 takımlı ligde 5 takım Avrupa’ya gidecek. 5 koltuk için 8-9 takım mücadele ediyor. 4 takım düşecek. 7-8 tanesi onun sıkıntısını yaşıyor. Herkes 3 puanın yarım puanının peşinde, bu kadar kıymetli. Kendi kulvarımızda kendi rakiplerimize bakarken, 13 hafta, 13 maç her birine aynı heyecanla aynı hedefe giderek bakıyoruz. Şu an bizim gündemimizde, dün akşam mutluyduk, bitti. Şimdi Sparta Prag maçı var. Adım adım ilerliyoruz” diye konuştu.
Öztürk, Kemerburgaz Metin Oktay Tesisleri’ne kendi dönemleri içinde geçeceklerini de ifade etti.
“Orada oynanır ve iki takımında da sakatlanma olursa vebali o kararı verenlerdedir”
Bu hafta deplasmanda MKE Ankaragücü oynayacakları Eryaman Stadyumu’nun zemini için ise Metin Öztürk, “Bu aslında bizim konumuz değil, futbol federasyonunun konusu. Saha konusunda İstanbulspor maçında Atatürk Stadyumu’nda boyanmış saha vardı. Futbolcularımızın hepsi mohikan gibi olmuştu. Sporcu sağlığı çok önemli. Galatasaray futbolcuları, Ankaragücü futbolcuları önemli. Yarın oraya gidecek takımların futbolcuları önemli. Saha oynanacak durumdaysa çıkar oynarız. Futbol federasyonu karar verecek. Deplasmana gittiğimiz bir maçta şurada oynansın diye bir talebimiz olamaz. Biz hangi sahada oynarsak oynayalım, sahanın sporcu sağlığına uygun olması esastır. Federasyon karar verecek. İki hafta önce saha felaketti. Orada oynanır ve iki takımda da sakatlanma olursa vebali o kararı verenlerdedir. Biz çıkar oynarız” cümlelerine yer verdi.
“Rakibimiz sahada kazanmayınca farklı yaklaşıyor”
Fenerbahçe – Alanyaspor maçının hakemi Çağdaş Altay’ın performansının sorulması üzerine Öztürk, “Rakibimiz sahada kazanmayınca farklı yaklaşıyor. Bir algı operasyonu yürütülüyor. Başkanımız net olarak söyledi. Şampiyonlukta 20 takım emek sarf ediyor. Bu bir, ‘Ben bu sene kulübü bırakacağım, işimin başına geçeceğim, beni de şampiyon yapın’ gibi emeklilik ikramiyesi değil. 20 takım içinde şampiyon olmak kadar hayati. 6-7 takım düşme potasında. Dün Alanya teknik direktörü de de söyledi, can derdinde herkes. Bazen iyi oynadığınızda da puan kaybedebiliyorsunuz. Herkes aynı zamanda prestij derdinde, ekonomisinin derdinde. Kulübümüz gerekli açıklamayı yaptı. Hakem iki tane net kırmızı kartı vermedi. Her meslekte işini iyi yapanlar ve kötü yapanlar vardır, kötü kalpliler vardır. Dün tam bir kulübümüz açıkladığı gibi iki tane net verilmeyen kırmızı kart, bir tane de çok ilginç penaltı var. Icardi futbolcumuz biliyorsunuz, güreşçi değil. Fenerbahçeli futbolcuyla bir güreşe katıldı. O günkü hakem, bu güreşin doğal olduğunu düşündü. 4-5 hafta o futbolcumuzdan uzak kaldık ve penaltı verilmedi. Dün dokunurken herhalde rüzgar kuvvetli esti ki penaltı verildi. Şampiyonluk yolunda yarıştığımız rakibimiz 1 puana tutundu. Kulübümüz gerekli cevabı veriyor” diye cevap verdi.
İsmail Sarıkaya: “Sahanın bütün verileri standartlara uygun”
İsmail Sarıkaya da Rams Park’ın zemini hakkında, “Sahanın bütün verileri standartlara uygun. Aksi takdirde UEFA maçlarını bile oynayamayız. Önemli bir İngiliz firması tarafından sahanın bakımları yapılıyor. Şu anda verilen raporlarda, sahada herhangi bir sorun yok. Hep beraber yaşadık. Manchester United maçında neredeyse 24 saat yağan yağmura rağmen İngilizler şaşırdı, o sahada maç oynadık. Oynamaya da devam edeceğiz. Sahamızın bütün koşulları standartlar uygun” dedi. – İSTANBUL
]]>Grafik tasarımcılardan animasyonculara, yazılımcıdan seslendirme uzmanlarına kadar 80 personeli bulunan ÖTAG, dijital ortamda çevrim içi ya da çevrim dışı basılı, görsel-işitsel tüm derslere ait malzemelerin planlanması, tasarlanması, üretilmesi ve bunların öğrenciye ulaşması için yayınlanması ve dağıtımıyla ilgili faaliyetleri yürütüyor.
Öğrencilerin öğrenmesini kolaylaştırmaya yönelik video tabanlı, yazılı ya da işitsel ders malzemeleri üreten birim, bu dokümanlara tek kaynaktan erişilebilmesi için e-kampüs sistemi de geliştirdi.
Ders içeriklerinde çeşitli animasyonlara da yer veren ÖTAG Birimi, 45 ülkede faaliyet gösteren Açıköğretim Sistemi’nin 1,5 milyon öğrencisi için kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimi sunma hedefiyle yapay zekadan ve makine öğrenmesinden faydalanacak projeler de üretmeyi amaçlıyor.
ÖTAG Birimi Yöneticisi Dr. Öğr. Üyesi Öznur Öztürk, AA muhabirine, hazırladıkları ders malzemelerine öğrencilerinin erişimi için bir öğrenme yönetim sisteminin bulunduğunu söyledi.
E-kampüs sisteminin ana kaynak kitap olmak üzere öğrencinin kendi kendine öğrenmesini kolaylaştıracak, öğrenme hızını kendisinin belirleyebileceği pek çok malzeme ürettiklerini anlatan Öztürk, şöyle konuştu:
“Video tabanlı, basılı yazılı ve işitsel olmak üzere öğrencinin öğrenmesini kolaylaştırmaya yönelik malzemelerimiz bulunuyor. Örneğin kitaplarımızı sistemde pek çok formatta yayınlıyoruz. Öğrencilerimiz bu formatlara mobil telefonlarından, bilgisayarlarından birçok yerden erişip ulaşabiliyor. Bu kitaplara ilişkin onların her bir üniteyi özetlediğimiz o ünite özetlerini seslendirdiğimiz malzemelerimiz var. Aynı zamanda konu uzmanı öğretim üyelerimiz tarafından video tabanlı malzemeler üretiliyor. Bunun yanında etkileşimli içeriklerimiz var. Öğrencilere kitabımızı etkileşimli hale getirip sunuyoruz. Öğrenci orada ilerlemesini belli sorularla kendini deneyerek gerçekleştiriyor. Eğer bir yerde eksikse tekrar edebiliyor.”
“Öğrencilerimizi görsel anlamda akılda kalıcı bilgilerle donatmaya çalışıyoruz”
Öztürk, güz ve bahar döneminde bütün aktif dersleri canlı olarak gerçekleştirdikleri anlatarak, birimde saat 16’dan 22’ye kadar öğretim üyelerinin istedikleri yerden internet bağlantısı aracılığıyla 45 dakika süresince öğrencilere canlı ders verdiğini söyledi.
Canlı derslerin görevli moderatörler tarafından kayıt altına alındığını ifade eden Öztürk, şunları kaydetti:
“Bu kayıtlar eş zamanlı olarak canlı derse katılamayan öğrencilerimiz için daha sonra sistemimizde yayınlanıyor. Bu canlı ders kayıtlarında öğrenci birebir yazılı bir ortamda chat ortamında hocasına sorusunu sorabiliyor ve ondan geri dönüş anında alabiliyor. Bu canlı ders kayıtlarımız öğrencilerimiz tarafından en çok tercih edilen malzemelerimizin başında geliyor. Bunun dışında kitabımız, ünite özetlerimiz ve soru havuzlarımız bulunuyor. Pek çok malzemeyi onların yararı için hazırlamaya çalışıyoruz. Etkileşimli içerik hazırlarken animasyonlar ve videolar da kullanıyoruz. Pek çok etkileşim o kitabın içerisine konularak öğrencilerimizi görsel anlamda da akılda kalıcı bilgilerle donatmaya çalışıyoruz.”
Öznur Öztürk, görme engelli öğrencileri için sesli eğitim materyallerinin bulunduğunu aktararak, işitme engelli öğrencileri için de alt yazı seçeneğiyle eğitim malzemeleri hazırladıklarını dile getirdi.
Tercih edilen kitapların seslendirilmiş biçimleri öğrencilere ilettiklerini belirten Öztürk, şöyle konuştu:
“Yapay zeka ve makine öğrenmesi uygulamaları günümüzde oldukça yaygınlaştı. Bizler de eğitim alanına öğrencileri daha kişiselleştirilmiş öğrenme deneyimi sunmak için yapay zekadan ve makine öğrenmesinden faydalanacağımız projeler üretmeye çalışıyoruz. Çünkü açıköğretim öğrencisi kendini motive etmesi gereken kendi öğrenmeye çalışan bir grup. Onlara daha çok etkileşimli malzeme hazırlayıp, daha kolay öğrenmeleri gerçekleştirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Grafik tasarımcılardan, animasyonculara, yazılımcılara kadar pek çok iş kolunda personelimiz var. Çok güçlü bir ekip olarak yaklaşık 1,5 milyon öğrenciye hizmet veriyoruz.”
]]>