Uzun yıllar TEMA Vakfı’nda da gönüllü olarak görev alan Güner Açıksöz (74), 2000 yılında İznik ilçesine bağlı Candarlı Mahallesi’nde arazisi bulunan bir arkadaşının daveti üzerine bölgeye geldi.
Emekli olduktan sonra İznik’e yerleşen Açıksöz, TEMA Vakfı’ndaki öğrendiği bilgilerle ve tecrübesiyle ekilebilecek ürünleri araştırıp bölgeye en uygun bitkinin yaban mersini olduğunu öğrendi.
Yüksek inşaat mühendisi oğlu ve akademisyen kızının da desteğini alan kadın girişimci, yaklaşık 15 yıl önce bölgeden arazi satın alarak yaban mersini fidanlarını toprakla buluşturdu.
Bölgedeki 59 dönümde 16 bin fidanla organik üretim yapan Açıksöz, yetiştirdiği yaban mersinini ülke genelindeki zincir marketlere gönderiyor.
Açıksöz ayrıca yıllar önce Candarlı’yı yaban mersiniyle tanıştırarak, bölgedeki çok sayıda kişinin de yıllarca boş kalan arazilerinde bu meyveyi yetiştirerek kazanç sağlamasına vesile oldu.
“Sertifikalı üretim yapıyoruz”
Açıksöz, AA muhabirine, hayatını toprağın ve doğanın korunmasına adayan TEMA Vakfı Kurucusu ve Onursal Başkanı Hayrettin Karaca’nın “Doğaya bak, o sana her şeyi anlatır, ne yapacağını, ne dikeceğini” sözünden ilhamla bölgede tarıma başladıklarını söyledi.
İlk başlarda İznik’e yerleşmeyi düşünmediklerini belirten Açıksöz, “Aslında yerleşme kararı almamıştık. Öyle bir niyetimiz yoktu ama tarım sizin o işin içinde olmanızı gerektiriyor. Yani siz uzaktan uzağa tarım yapamıyorsunuz. Hafta sonu geliyorduk. Hafta içi İstanbul’a gidiyorduk ama geldiğimizde bir şeylerin ters gittiğini gördük. Ters gidince dedik bu böyle olmuyor. Burada kaldık.” diye konuştu.
Açıksöz, organik tarıma ilişkin sertifikalar aldıklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
“Şu anda sertifikalı üretim yapıyoruz. Nasıl bir insanın pasaportu var, nüfus cüzdanı var ona baktığınızda adını, soyadını, bilgilerini öğreniyorsunuz. Benim ürünüm de öyle. Piyasada ‘Benimki de doğal. Benimki de organik’ diyenlere insanlar kanmasınlar, onun sertifikasını sorsunlar. Her satıcı eğer organik tarım sertifikalı ürün satıyorsa organik sertifikayı tüketiciye göstermek zorunda. Bu bölgeye tesadüflerle geldik, çilekle başladık. Ben de dahil yaban mersinini burada hiç kimse bilmiyordu. Daha sonra Atatürk Araştırma Enstitüsünden aldığımız bilgilerle bu bölgede yeni bir üretim modeli geliştirdik.
“Artık markamız oluştu, bu konuda da çok mutluyum”
Bahçe bakım işleri ve hasatta işçi çalıştıran Açıksöz, şu an 59 dönüm arazide 16 bin fidanla üretim yaptıklarını dile getirerek, “Bizden sonra burada 100 bin fidanla kurulmuş bahçeler var. Bu, inanılmaz güzel bir şey.” dedi.
Organik tarımla ürün yetiştirmenin zorluklarının olduğunu anlatan Açıksöz, “Bizim sattığımız yerler de belli. Artık markamız oluştu, bu konuda da çok mutluyum. Yurt dışına gittiğinizde herkesin bir markası var. Bir çiftliğe gidiyorsunuz, 500 yıllık çiftlik. Büyük dededen toruna ondan ona kalmış. İnşallah bizde de bu çiftlikler bu şekilde sürdürülür. Kurumsal firmalar markamızı biliyor. Ürün Türkiye’de mayısta başlıyor. Bizim ürünümüzün çıkmasını bekleyenler var.” dedi.
]]>İklim şartları nedeniyle Rize, Artvin, Trabzon ve Giresun’da toplanan çaylar fabrikalarda yoğunluk oluşmasına neden oldu. Bu nedenle ÇAYKUR kontenjan uygulamasına geçti. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Yusuf Ziya Alim, 4 Mayıs’ta başlayan yeni çay sezonunu değerlendirdi. Üreticilere dair birçok konuya açıklık getiren Alim, aynı zamanda ÇAYKUR’un organik çay konusundaki yeni uygulamasını da anlattı. Bu yıl tüm bölgelerde yaş çayın aynı anda gelmesiyle fabrikalarda yığılma olduğunu ve bu nedenle kontenjan uygulamasına geçildiğini kaydeden Yusuf Ziya Alim, “Bu yıl ilk defa çay bölgede her yerde aynı anda başladı ve halen devam ediyor. Düne kadar kontenjan uygulanmaması için kapasiteyi bayağı zorladık. Birkaç gün daha ister istemez aşırı bir yoğunluk olunca, hatta alımlarımız iki katına çıkınca, 12 bin ton gibi bir stokumuz olunca dekara 50 kilo alım uygulaması başlattık. Amacımız üreticimizi daha rahat satacakları şekilde çaylarını alabilmek, rahatlıklarını öne çıkarmak. Niyetimiz üreticimizden yana olmaktı, öyle de devam ediyor. 50 kilogramlık dekar başına uygulama zaten kontenjanda sayılmaz. Bu şekliyle alımlarımız devam ediyor, inşallah böyle devam edecek” dedi.
Üreticilerin tüm çayını almakta kararlı olduklarını ancak çayını kısa sürede bitirmek isteyen üreticiler nedeniyle fabrikalarda yoğunluk oluştuğunu kaydeden Alim, “ÇAYKUR olarak biz her zaman üreticimizin yanındayız. Ancak üreticimize de acele etmeden, normal rutin şartlar altında alımların devam edeceğini, her zaman üreticilerimizin yanında olduğumuzu bilmelerini isteriz. Tabii ki bizim de kapasitemiz 9 bin 250 tondur. Bunun üzerine çıkan alımlar olduğu zaman ister istemez zorlanıyoruz. Az önce de söylediğim gibi bu zorluğu bile göze alaraktan hani hiçbir uygulama yapmadan devam edelim istedik ama üreticilerimiz bir cumartesi pazarda çayını bitirmeyi hedefliyor. Hepimiz aynı zamanda çay üreticisiyiz. 2 günde çayın bitmeyeceğini hepimiz biliriz. Ama normal bir şekilde devam etmesi durumunda çayın tamamını almaya kararlı olduğumuzu da söylüyoruz. Hiç kimsenin çayını dışarıya bırakmayacağımızı da söylüyoruz. Üreticimizin yanındayız, nakliyecimizin yanındayız, yükleyicinin yanındayız, herkesin yanındayız. Çay için yapılabilecek ne varsa biz kurum olarak bunları yapmaya hazırız. Hazırlıklarımızı yapmışız” dedi.
“Bu sene önceki yıllara bakıldığı zaman iyi bir fiyat aldığını gösterir”
Yaş çay taban fiyatının dolar bazında geçtiğimiz yıllara göre daha fazla bir zam aldığını dile getiren Alim, “Fiyat konusunda da bazı sıkıntılar oluyor. Yıllar itibarıyla bakıldığı zaman resmi olarak ben size fiyat konusunda bilgi vereyim istiyorum. Hani hep dolar bazından bahsediyoruz ya. Dolar şöyle oldu, böyle oldu. Mesela bu seneki artışımız dolar üzerinden bakıldığı zaman 59 sent, geçen sene 56 sent, daha önceki sene 43 sent, daha önceki sene 46 sentti. Yani bu sene önceki yıllara bakıldığı zaman fiyatlama konusunda üreticimizin daha da iyi bir fiyat aldığını gösterir” şeklinde konuştu.
“Az da verse, çok da verse dekar başı destek alacak”
Geçtiğimiz yıllarda organik çaya verilen destek kilogram başına hesaplanırken bu yıl ÇAYKUR yeni bir düzenleme ile üreticilerinin karşısına çıktı. Bundan sonraki yıllarda desteklemeyi kilogram başına hesaplamayacak olan ÇAYKUR dekar başına hesaplayacak. Böylelikle organik olmayan çayın organikmiş gibi satılmasının önüne geçilmiş olacak. Bazı iyi niyetli olmayan vatandaşların normal çayı organik çay gibi satma düşüncesine karşı yeni bir sistem geliştirildiğinin altını çizen Alim, “Üreticilerimizin hepsini kapsamasın, yani yanlış bir şekilde bir şey söylemiş olmayayım ama hani konvansiyonel alıp organik diye satmak gibi isteyen kişiler olabiliyordu. Biz dekara destek vererekten hiç kimseyi o yola yönlendirmek istemedik. Hani herkes çayını verecek. Az da verse, çok da verse dekar başı destek alacak. Bu da geçen sene verdiğimiz desteğin altında kalmayacak. Zaten bu hemen mayıs ayında belirlenmiyor. Mesela geçen sene de bunu biz 7-8 yıldır, toplanan çayın akabinde iki ay geçiyor. 2 ay sonra teşvikini ödüyoruz. Her sene böyle” dedi.
“Zammı biz de bekliyoruz”
Yaş çay taban fiyatı ile açıklanması beklenen kuru çay zammının henüz açıklanmadığının hatırlatılması üzerine Alim, “Yaş çayla kuru çay zammı aynı anda açıklanıyordu. Biz bir denge kurmuştuk, gidiyorduk. Bu sene de aynı şekilde arz ettik. Talebimiz doğrudan karşılandı, değerlendiriliyor. Muhtemelen olacaktır. Ama biz de bekliyoruz. Vakti saatini bilmiyorum. Bugün zam olsa önceki seneden kalan çayımızı da zamlı satmış olacağız. Biz şu anda önceki yıldan kalan çayımızı satıyoruz. Hani bu seneki çayı henüz pakete koymadık. Bunu koyunca zararlı olacak. Bu seneki üretim girdi mi zarar tabii ki ister istemez gözükebilir ama açıklanacağı zaman artık aradaki farkı kapatırız” şeklinde konuştu. – RİZE
]]>Gölyaka ilçesinde ev hanımı, öğrenci ve arıcı 3 kadın, oyuncak, el işi ve bal mumu üretimindeki maharetlerini geliştirmek için 3 yıl önce kooperatifleşmeye karar verdi. Kadın girişimciler, ev hanımı 4 arkadaşlarının daha desteğini alarak 2021’de 7 ortaklı Gölyaka Kadın Kooperatifi’ni kurdu.
Kovid-19 salgını döneminde insanların organik ürünlere yöneldiğini fark eden girişimciler, faaliyet alanlarına organik sabun üretimini de ekledi. Kadınlar, hem internet üzerinden hem de uygulamalı kurslara katılarak öğrendiklerini geçen yıl üretime başlayarak hayata geçirdi.
Kooperatifin kurucu üyelerinden evli ve 1 çocuk annesi 35 yaşındaki Nurcan Tekneci, AA muhabirine, sabun üretiminde doğru sonucu almak için çok çaba sarf ettiklerini söyledi.
Herkesin evine organik, doğal, yenilebilir yağlardan yapılan sabunları ulaştırma niyetiyle yola çıktıklarını belirten Tekneci, “Gerekli eğitimlerimizi aldık, çalışmalarımızı yaptık. Bayağı uzun AR-GE dönemimiz oldu açıkçası. Çok malzemeler tükettik belki ama doğru sonuca ve şu an geldiğimiz noktaya ulaşabilmemiz için çok çaba sarf ettik.” diye konuştu.
Tekneci, “Sabunlarımızın 3 ana maddesi var. Zeytinyağı, Hint yağı ve Hindistan cevizi yağı. Biz hangi sabunu üretirsek üretelim, lavantalı, güllü, portakallı fark etmez, bu 3 yağı muhakkak içine koyuyoruz.” dedi.
Cilt tiplerine göre ayrı ayrı ürünlerinin bulunduğunu, egzama ve akneli ciltler için sabunlara özel olarak defne veya çörek otu yağını bol miktarda koyduklarını dile getiren Tekneci, köpürmeyi sağlayan kimyasal madde yerine ise Hint yağı kullandıklarını aktardı.
Kestane ballı sabun için coğrafi işaret tescili hedefi
Tekneci, AR-GE sürecinden itibaren lavantalı, güllü, portakallı, hamam kokulu, çörek otlu ve kestane ballı başta olmak üzere 10 çeşit sabun ürettiklerini kaydetti.
Şu anda ballı olanın üzerinde yoğunlaştıklarına işaret eden Tekneci, “Sebebi şu; Gölyaka Kadın Kooperatifi olarak coğrafi işaret istiyoruz. Evet, kooperatifimizde ilk akla gelen sabun ama sonrasında kestane ballı sabun geliyor çünkü burası Batı Karadeniz, burada kestane ağaçları var. Ben arıcılık yaptığım için biliyorum. Önümüzdeki günlerde başvuru yapacağımız Kooperatifçilik Destekleme Programı’ndan yararlanabilirsek, marka ve coğrafi işaret tescilini alarak bu yolda ilerlemek istiyoruz.” şeklinde konuştu.
Tekneci, ilk siparişlerini Ankara’ya gönderdiklerini, ardından Düzce ve İstanbul’dan talepler geldiğini, böylece öz güvenlerinin daha çok arttığını dile getirdi.
Düzce Valiliğince girişimci kadınlar için kurulan Kadın Emeği Merkezi’nde aldıkları eğitimlerle de e-ticaret platformlarına giriş yaptıklarını ifade eden Tekneci, sabun fabrikası kurmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Sürdürülebilirlik ve geri dönüşüme önem veriyorlar
Düzce Üniversitesi Düzce Meslek Yüksekokulu Moda Tasarım Bölümü öğrencisi 25 yaşındaki Hümeyra Çoban ise normalde organik oyuncak ürettiğini söyledi.
Diğer üyelerin de uğraşlarının bulunduğunu ancak toplanıp kooperatif çatısı altında ortak üretim yapmayı istediklerini belirten Çoban, “Pandemiyle organik ürünlere dönüldüğünü fark edince organik sabun üretmeye başladık. Sabunlarımız arasından en çok kestane ballı tercih ediliyor.” diye konuştu.
Çoban, kooperatiflerinde sürdürülebilirlik ve geri dönüşüme önem verdiklerini, bu çerçevede sabun artıklarını da üretimde kullandıklarını ifade etti.
Evli ve 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Sevcan Sever de kooperatifle tanıştıktan sonra “Ben de yapabilirim, başarabilirim” düşüncesinin kendisinde hakim olduğunu ve öz güveninin arttığını dile getirdi.
]]>Türkiye’nin çeşitli illerinden organik gıda şirketleri, Messe fuar alanındaki Nürnberg Organik Gıda Fuarı’nda stant açtı.
Türk şirketlerinin yeni ürünlerini ve projelerini uluslararası tedarikçilere ve katılımcılara tanıtma fırsatı bulduğu fuara, Türkiye’nin son yıllarda organik ürün sektöründe ulaştığı kalite damga vurdu.
Türkiye’den fuara katılan şirketler, kimyasal gübre ve ilaç kullanılmadan ürettikleri organik sertifikalı ürünleri katılımcılara tattırdı, yeni trendleri yerinde görme fırsatı buldu.
Ege İhracatçı Birlikleri tarafından kurulan Türkiye Pavyonu’nda Türkiye’den milli katılımla etkinliğe dahil olan 16 şirket yer aldı. Fuarın düzenlendiği 9 salonun hemen hepsinde Türk firmalarının güçlü bir şekilde yer aldığı görüldü.
Türk organik sektörü, fuarda, dünyanın organik gıda deposu olduğunu gösterdi.
Işık Tarım, Göknur Gıda, Armada Gıda, Murka Gıda ve Şenocak Gıda gibi Türk şirketlerinin yeni organik ürünlerini sergilediği Nürnberg BioFach Fuarı’na bu yıl 37 Türk şirketi katıldı.
Fuarda, “Gelecek için Gıda: Kadınların Sürdürülebilir Gıda Sistemleri Üzerindeki Etkisi” ana temasıyla oturumlar düzenlendi. Organik ürünler konusunda güncel araştırma bulguları, küresel gıda sisteminin ekolojik dönüşümü, mevcut zorluklar ve organik sektörünün geleceği, sürdürebilir gıda altyapı ve tedarik zinciri çözümleri 200’den fazla oturumda ele alındı.
“Fuarda, organik ürünlerdeki son gelişmeleri görüyoruz”
Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, AA muhabirine, fuarın organik ürünler konusunda 30 yılı aşkın süredir Almanya’nın ve dünyanın en büyük buluşma merkezi olduğunu söyledi.
Bu yıl fuara 94 ülkeden 2 bin 500 firmanın katıldığına dikkati çeken Işık, “Yani dünyanın her tarafından şirket geliyor ve kozmetik dahil birçok sektör var burada. Fuarda 2 çalışma yapıldı. Birincisi firmalar ve ülkeler kendi ürünlerini tanıtıyorlar, ikinci husus da herkes dünyada ne olup bittiğini görüyor. Trendler ve çalışmalar nereye gidiyor, neler oluyor?” dedi.
Işık, fuara Alman Tarım Bakanlığının da çok önem verdiğini belirterek şöyle devam etti:
“Bir şehir, bir ülke buna hazırlanıyor. Siz Almanya’da uçaktan indiğinizde burada organik bir karşılamayla karşılaşıyorsunuz. Yani trenler, metrolar, her şey ücretsiz, her şey sistemin içinde. Yani ulusal bir kabullenme, bir hedef var burada. Alman Tarım Bakanı fuarın açılışını yaptı. Bakan, fuarın her açılışına geliyor. En başta Almanya’nın tarım politikasını açıklıyor, daha sonra da bütün Avrupa Birliği’nin (AB) politikalarını burada duyurma fırsatı buluyor. Fuarda aşağı yukarı 200 oturum yapılıyor. Burada dünyanın gittiği trendler, pazarlar, çiftçilik konuları bütün hepsi ele alınıyor. Dolayısıyla çok önemli bir fuar. Yani sadece pazarın döndüğü bir şey değil. Organik camianın, dünyanın geleceğinin karar verildiği bir organizasyon, bir sistem burası.”
Işık, AB’nin küresel salgın sürecinde gıda tedarikinde yaşadığı sıkıntıların ardından ilan ettiği “yeşil mutabakatı” hatırlatarak, “Kendi politikası itibarıyla 2030 ve 2050 hedeflerini koydu. İşin güzel tarafı bizim ülkemiz de bu hedeflere imza attı. Bu doğrultuda bizim bakanlığımız yapılanmasını devam ettiriyor.” ifadesini kullandı.
“Sürdürülebilirliğin en güzel örneği organik tarım”
Mehmet Ali Işık, dünyada sürdürülebilirliğin en güzel örneğinin “organik tarım” olduğunu söyledi. Bunun içinde toprağın uzun yıllar kullanılmasının, buradan elde edilen gıdalarla sağlıklı nesiller yetiştirilmesinin, organik tarım sayesinde pestisit ve kimyasal gübre kullanımının azaltılmasının olduğunu anlatan Işık, “Bu harcamalar yapılmıyor. Dolayısıyla buradan kazanılacak kaynakları organik tarıma aktararak bu alanların büyümesi hedefi var.” diye konuştu.
Işık, fuarda bu yıl kadınların sürdürülebilirlikteki önemine işaret edildiğini dile getirerek, “Yani gerek gıda tüketiminde gerek yetiştiriciliğinde gerekse işletmelerde olsun her yerde kadın. Kadının daha çok organik tarıma adapte olması, sürdürülebilirliğin daha iyi sağlanması… Sürdürülebilirliğin ana temasının kadın olması, onlar vasıtasıyla bugün bütün dünyaya yayılması hedefleniyor.” dedi.
“Kovid-19 ve Ukrayna’daki savaş, tarımda kırılma noktaları”
Kovid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tarıma ve gıda tedarik zincirine etkisine değinen Işık, bu iki gelişmenin kırılma noktası olduğunu söyledi.
O dönemler marketlerde rafların boşalmasından ve gıdaya erişimde yaşanan olumsuzluklardan bahseden Işık, parası olanın dahi gıdaya ve ürüne ulaşamayabildiğini ifade etti. Işık, ülkelerin kendilerine yetecek üretimi yapma noktasında aksiyon almaya başladığını, ithalatın sıkıntılı noktalarının salgınla birlikte daha net görüldüğünü dile getirdi.
Salgın öncesinde ülkelerin yurt içi üretim daha pahalıya mal olduğu için ithalat yoluna gittiğini belirten Işık, şu değerlendirmede bulundu:
“Küçük çiftçiyi, organik tarım yapan aile işletmelerini küstürdüler. Hep ucuz ve büyük üzerine olan bu politika çöktü. Şimdi ülkeler ‘organik çiftçi’ diyor. Yani, ‘biz topraklarımızı geri kazanacağız ve küçük çiftçimizi destekleyerek onun ayakta kalmasını sağlayacağız’ diyor. Burada alınacak stratejik bir karar gelecek 5, 10, 15, 20 yılı etkiliyor. Avrupa Birliği, ‘pestisitlerimi yüzde 50 düşüreceğim’ dedi ama düşüremedi. Neden? İşte çiftçiler ayaklandı çünkü iklim değişti, ürünü alamıyor. Yani ürüne siz müdahale edemediğinizde hasat ve ürün olmuyor. İşte organik tarım sayesinde bu geçiş yaşanacak. Siz bir yandan topraklarınızı organik gübrelere alıştırırken diğer yandan konvansiyonel kimyasal pestisitlerin kullanımını düşüreceksiniz. Yani bir dönüşüm olacak. Bu döngüsel tarımı yaşayacağız 20 yıl içinde.”
“Türkiye, bazı ürünlerde dünya lideri”
Mehmet Ali Işık, Türkiye’de organik tarıma desteğin arttığını, ülkedeki mevzuatın AB mevzuatıyla uyumlu hale getirilmeye çalışıldığını söyledi.
Türkiye’nin bazı organik ürünlerde dünya lideri olduğunu ifade eden Işık, bunlar arasında üzüm, incir, kayısı, fındık, kiraz ve vişnenin olduğunu, hazırlıklarını bu ürünlerin ihracatını artırmaya yönelik yaptıklarını bildirdi.
Işık, “Nasıl hazırlanıyoruz? Fuarlara katılarak. Dün mesela burada 5 sempozyuma katıldık ve çalışmaları dinledik. Ege İhracatçılar Birliği olarak 30 yıldır koordinatörlüğünü yapıyoruz bu işin. Buradan edindiğimiz tecrübeleri, bilgileri, dünyanın nereye gittiğini, yeni trendlerin ve hedeflerin ne olduğunu üyelerimize ve bütün Türkiye’ye duyuyoruz.” diye konuştu.
Organik gıdada ihracat hedefi 2 milyar dolar
Küresel organik gıda ticaretinin 2022 yılında 135 milyar avroya yaklaştığına dikkati çeken Işık, bu alanda ihracat hedeflerinin ilk etapta 1,5 milyar dolara, daha sonra da 2 milyar dolara ulaşmak olduğunu söyledi. Işık, “Ancak Almanya örneğinde gördüğümüz gibi siz organik tarımı ülkenizde büyütmek istiyorsanız önce kendi iç pazarınızı büyütmelisiniz. Yani kendi tüketicinize organik yeme alışkanlığını sağlayacaksınız ki ürün çeşitliliği artsın. O oluşan kültürle, birikimle birlikte ihracatımız artsın.” dedi.
Organik meyve yetiştirmenin uzun zaman aldığını belirten Işık, bir ürünün organik olabilmesinin 3-4 yılı aldığını dile getirdi.
Işık, organik tarımda tarladan rafa kadar görülen izlenebilirlik ve sürdürülebilirliğin bu işi başarılı kıldığını ifade etti.
“Tüketiciler organik üründe sertifika aramalı”
Mehmet Ali Işık, Kovid-19 salgını sonrasında talep arttığı için konvansiyonel gıdalarla organik gıdalar arasındaki fiyat farkının azaldığını ve organik ürün tüketiminin arttığını belirtti.
Tüketicilerin organik ürün alırken nelere dikkat etmesi gerektiğine ilişkin Işık, “Ürünün arkasına bakın. Organik sertifikası olmak zorunda. Natürel ürünler hiçbir zaman organik ürünlerin yerine geçemez.” dedi.
Organik tarımla uğraşmak isteyen gençlere tavsiyelerde bulunan Işık, “Bu sadece para için yapılacak bir uğraş değildir. İşinizi, tarımı ve gıdayı severseniz ve işinizi doğru yaparsanız doğru yerlere gelirsiniz. 50 dönümlük alanda başlayan organik yolculuğumuz bugün 4 bin 500 çiftçiye çıktı. 1500 çalışanımız var. Dünyanın yaklaşık 40 ülkesine ihracat yapıyoruz.” diye konuştu.
“Fındıkta daha değerli ürünleri ihraç edebilmeyi hedefliyoruz”
Şenocak Gıda Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Yiğit Şenocak da organik gıda tüketiminin son yıllarda öne çıkan çok önemli bir trend olduğunu, sürdürülebilir tarımın da bunun en önemli başlıkları arasında yer aldığını söyledi.
Şenocak, “Biz de Nürnberg Organik Gıda Fuarı’na ilk defa katılımcı olarak geliyoruz. Öncesinde ziyaretçi olarak gelmiştik. Biz natürel fındıktan füreye kadar bütün çeşitleri yapabiliyoruz ve organik anlamda da özellikle Avrupa’da buna ilgi oldukça iyi durumda.” ifadesini kullandı.
Satışlarının yüzde 5’ini organik ürünlerin oluşturduğunu dile getiren Şenocak, “Bu pazar genellikle Avrupa ağırlıklı. Amerika’da kısmen bir talep var. İngiltere, İsviçre, Almanya, İtalya tarzında ülkeler daha çok ürünlerimize rağbet gösteriyor.” dedi.
Şenocak, katma değeri artırarak daha değerli ürün ihraç etmeyi ve markalaşma anlamında diğer firmalardan ayrışmayı hedeflediklerini bildirdi.
“Organikte de payımızı artırmaya çalışıyoruz”
Pagmat Gıda satış müdürü Nergiz Karadağ, 45 yıllık bir firma olarak kuru meyve sektöründe üzüme ağırlık verdiklerini ancak diğer kuru meyveleri de ürettiklerini söyledi.
Fuarda aktif müşterilerle görüşme fırsatı yakaladıklarını ve potansiyel müşteri portföylerini artırdıklarını belirten Karadağ, “Biz zaten yüzde 90 ihracat yapan bir firmayız. Organikte de payımızı artırmaya çalışıyoruz.” diye konuştu.
Işık Tarım satış müdürü Can Erim, fuara, yeni müşterilere, satın alma gruplarına ve süpermarket zincirlerine ulaşmak amacıyla geldiklerini, organizasyonun beklentilerini karşıladığını dile getirdi.
Organik ve sağlıklı beslenmenin ne kadar önemli olduğunun gittikçe daha görünür hale geldiğini belirten Erim, “İnsanlar daha sağlıklı beslenmek istiyor ve bununla ilgili bence fiyatlar da daha makul düzeylere geldi. Organik artarak devam edecek. Bunun hem çiftçi hem de üretici aşaması daha iyiye gidiyor. Trendin artarak devam etmesini bekliyorum.” ifadesini kullandı.
Tunay Gıda Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Leyla Aydın Yüksel de firma olarak sürdürülebilirliği, insanı ve insan sağlığını çok önemsediklerini vurgulayarak, “Odak noktamız organik ürünler. Bu fuar da dünyadaki en büyük organik fuarlarından biri. Hatta en büyüğü bu nedenle de buradayız.” dedi.
Tunay Gıda Genel Müdürü Gonca Kırtıloğlu Demir, sürdürülebilir tarıma ve doğal kaynakların korunmasına önem verdiklerini, bu nedenle fuara katıldıklarını söyledi. Demir, “Şu anda 20 bin dönümün üzerinde 450, 500 civarında üreticiyle ve sürdürülebilirlik ilkelerine uyarak organik tarım yapmaktayız.” diye konuştu.
“Türkiye’nin en büyük avantajı ürün çeşitliliği”
Türkiye’den organik gıda ürünleri tedariki yapan İsviçre merkezli Yourharvest AG Üst Yöneticisi Pascal Schwarz, dünyanın her yerinden tedarikçilerden oluşan küresel bir ağlarının olduğunu ve fuarda tedarikçilerin yaklaşık yüzde 80’ini dünyayı dolaşmadan görme fırsatı bulduklarını dile getirdi.
Türk ortakları Işık Tarım ile 30 yılı aşkın süredir çok yakın ilişkileri olduğunu belirten Schwarz, Türk şirketlerinin üretim gücüne işaret etti. Schwarz, “Özellikle pazarda çok uzun bir geleneğe sahip olan Türk kuru meyve ve kuruyemiş ürünlerinin tekrar yükselişe geçeceği konusunda çok iyimseriz. Türkiye organik gıdada mercimekten fındığa kadar çok çeşitli ürünler sunuyor. Öteki ülkelerde ürün çeşitleri Türkiye kadar değil. Türkiye’nin en büyük avantajı bu.” ifadesini kullandı.
Pascal Schwarz, Türk organik gıda üreticilerine, Avrupa’da daha iyi satış için “inovatif olma ve ürünlerine katma değer katma” tavsiyesinde bulundu.
Organik ürün üreticilerinin sayısı 4,5 milyonu geçti
Fuarda sunulan “Organik Tarım Dünyası-İstatistikler ve Gelişen Trendler 2024” raporuna göre, dünya genelinde organik ürün üretenlerin sayısı 4,5 milyonu aştı.
Organik gıda satışları 2022 yılında 135 milyar avroya yaklaştı. Küresel organik tarım alanı 96 milyon hektara çıktı. Avustralya, 53 milyon hektarla en büyük organik tarım alanına sahip ülke olmaya devam ederken, bu ülkeyi 4,7 milyon hektarla Hindistan izledi. 2022’de dünyadaki tarım arazilerinin sadece yüzde 2’sinin organik tarım için kullanıldığı hesaplandı.
ABD 2022’de organik gıda satışlarında 56,6 milyar avroyla lider pazar olmayı sürdürürken, bu ülkeyi 15,3 milyar avroyla Almanya, 12,4 milyar avroyla Çin izledi.
Küresel ölçekte kişi başına organik gıda harcaması 17 avro olarak hesaplandı. En fazla harcamayı 437 avroyla İsviçreliler yaptı.
]]>AB’nin Yeşil Mutabakat hedefleriyle organik ürün pazarının önemli ölçüde büyüyeceğini öngören ihracatçılar uluslararası fuarlardaki tanıtımlara ağırlık verdi. Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Mehmet Ali Işık, “Ürün çeşitliliğimizi her geçen gün artırıyoruz. Organik ürün ihracatımız 1 milyar doları aştı. Hedefimiz organik ürün ihracatımızı ilk etapta 1,5 milyar, daha sonra 2 milyar dolara çıkarmak” dedi.
Kimyasal gübre ve ilaç kullanılmayan organik sertifikalı ürünlerde 1,6 milyon tonluk üretimle yıllık 1 milyar dolar ihracat sınırını geride bırakan Türkiye, dünya genelinde yaygınlaşan yeşil tarım hareketi sayesinde organik ürünlerden 1,5 milyar dolarlık döviz getirisi elde etmeyi hedefliyor. Kuru meyvelerden zeytinyağına, hububattan pamuğa 268 farklı ürünü 311 bin hektar arazide organik olarak gerçekleştiren Türkiye, yaklaşık 53 bin organik ürün çiftçisiyle Avrupa’da 4. sırada yer alıyor.
AB, ABD ve Uzak Doğu gibi ülkelerin yeşil tarım projeleriyle organik sektörlerini büyütme hedefi koymasıyla pazarın hızla büyüyeceğini öngören ihracatçılar, uluslararası fuarlarda etkinliğini artırıyor. Organik ürünlerde dünyanın en büyük buluşma noktası olarak gösterilen Almanya’daki BioFach Fuarı için hazırlıklarını tamamlayan ihracatçılar, 13-16 Şubat tarihleri arasında Nürnberg’de organize edilecek fuardan yeni bağlantılarla dönmeyi planlıyor. Ege İhracatçı Birliklerinin 2024 Milli Katılım Organizasyonunu gerçekleştirdiği BioFach Fuarında toplam 37 Türk firması, ürün ve projelerini tanıtarak yeşil tarım alanındaki iddialarını yansıtacak.
Sadece organik satan süpermarketler
Ege İhracatçı Birlikleri olarak organik ürün ihracatında koordinatör birlik olduklarını, Türkiye’nin organik ürün ihracatının yüzde 75’inin Ege Bölgesi’nden yapıldığını dile getiren Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Işık, 1980’li yıllarda kuru meyveyle başlayan organik ürün hikayesinin günümüzde çok farklı sektörlerde yapılan yatırımlarla kartopu gibi büyüdüğünü vurguladı.
Türkiye’nin tarımdaki potansiyelini organik alanda da kullandığını aktaran Işık, “Bizim ülkemiz bu konuda çok tecrübe kazandı. Şu anda çiftçi sayımızla Avrupa’nın 4, dünyanın 13. ülkesiyiz. Bunu yaygınlaştırmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Dünya ticaretinde organik tarım pazarının 125 milyar doları aştığını, Avrupa’da sadece organik ürün satan süpermarketlerin oluştuğunu, Türkiye’de de marketlerde organik reyonlar oluşmaya başladığını aktaran Işık, şöyle devam etti:
“Ülkemizin ana ürünleri olan üzüm, incir ve kayısıda hem üretim hem ihracatta lider durumdayız. 268 çeşit ürünümüz var. Kuru meyvenin yanına taze sebze meyveleri dondurulmuş olarak ilave ettik. Kiraz, vişne ve fındıkta açık ara öndeyiz. Yağlı tohumlar, zeytinyağları, bakliyat ve hububat gibi ürünlerle çeşitliliğimizi her geçen gün artırıyoruz. 1 milyar dolar civarında ihracatımız var. Gıda ihracatımız 500-600 milyon dolar civarında, pamuk ve organik tekstilde 500 milyon dolara yakın seviyede. Dolayısıyla biz 1 milyar dolar rakamını geride bıraktık. Şu anki hedefimiz 1,5 milyar dolara ulaşmak.” – İZMİR
]]>Işık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, organik ürünlerde dünya genelinde artan taleple Türkiye’nin tarımdaki potansiyelini organik sektöründe de gösterdiğini ifade etti.
Organik üretime 1980’lerin sonunda başlayan Türkiye’nin gelinen noktada önemli bir tecrübeye ulaştığını aktaran Işık, ülke genelindeki 7 bölgede yaklaşık 311 bin hektar arazide 53 bin çiftçinin organik sertifikalı üretim gerçekleştirdiğini söyledi.
Üretici sayısı bakımından Avrupa’da 4, dünyada 13’üncü sırada yer aldıklarını kaydeden Işık, kuru, taze ve dondurulmuş meyvelerle pamuğun öne çıktığı 268 çeşitte organik sertifikalı üretim yapıldığını kaydetti.
Organik ihracatçısı firmalardan alınan verilere göre 2023 yılında organik sertifikalı ürünlerin ihracatından elde edilen gelirin 1 milyar dolar sınırını aştığını aktaran Işık, şöyle konuştu:
“İncir, kayısı, fındık, kiraz ve vişnenin organik üretim ve ihracatında dünyada açık ara lider durumdayız. Bu meyvelerden elde ettiğimiz meyve suları da çok rağbet görüyor. Dondurulmuş ürünlerde de ihracatımız her geçen gün artıyor. Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve zeytinyağı da ihracatı artan ürünlerimiz. Pamukta da 250 bin ton civarı organik ihracat karşılığı 500 milyon dolar gelir elde ediyoruz. (Organik ürünler ihracatı) 1 milyar dolar rakamını yakaladık. İnşallah bunu ilk etapta 1,5 milyar dolara çıkarmak istiyoruz, ardından 2 milyar dolarlık hedefimiz var.”
Yeşil Mutabakat pazarı büyütecek
Organik ürünler sektöründe en önemli pazarlar olan AB ülkeleri, ABD ve Uzak Doğu ülkelerinde yeşil tarım hareketinin büyüdüğünü, gıdada organik ürün tüketiminin devlet politikası olarak benimsendiğini aktaran Işık, AB’nin de Yeşil Mutabakat hedefi kapsamında iddialı üretim hedefleri koyduğuna işaret etti.
Bu sürecin organik ürünler sektöründe hızlı bir büyümeyi beraberinde getireceğini öngördüklerini anlatan Işık, bu nedenle organik ürün fuarlarına ihracatçılar olarak ağırlık verdiklerini anlattı.
Organik ürünler sektörünün koordinatörü olarak görev yapan Ege İhracatçı Birliklerinin bu alanda dünyanın önde gelen fuarları için milli katılım organizasyonları düzenlediğini dile getiren Işık, sektörün dünyadaki en büyük buluşma noktası olarak gösterilen Almanya’daki BioFach Fuarı için de hazırlıkları tamamladıklarını aktardı.
Nürnberg şehrinde 13-16 Şubat tarihleri arasında organize edilecek fuarda 37 ihracatçı firmayla yeni bağlantılar kurmak üzere çalışacaklarını aktaran Işık, fuarda aynı zamanda Türk gıda ürünleri ve mutfak kültürünün de anlatılacağını bildirdi.
Organik üretim payını yüzde 10’a çıkarma hedefi
Işık, Türkiye’nin organik tarım üretimini artırması için havza bazlı planlama yapması ve miras yoluyla arazilerin bölünmesinin önüne geçilmesi gerektiğini ifade ederek 2030 yılına kadar tarımsal üretimin yüzde 10’unu organik sertifikalı olarak yapabileceklerini aktardı.
Organik ürünlerde iç pazarın da hızla büyüdüğünü, 20 civarında organik pazar kurulduğunu, marketlerde organik reyonları oluştuğunu aktaran Işık, Türk tüketicisinin organik ürünlere ilgi gösterdiğini, ailelerin bütçeleri oranında belli ürünleri belirleyerek organik sertifikalı ürünlere kademeli olarak geçiş yapmayı tercih ettiğini sözlerine ekledi.
]]>