Sağtürk, Bornova Kültür ve Sanat Merkezi’nde Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür Yardımcısı Volkan Ersoy ve İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Tolga İyiuyarlar ile basın toplantısı düzenledi.
Sağtürk, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından bu yıl 7’ncisini düzenledikleri Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’nin bu yılki programında 2 opera, 2 bale, 2 müzikal ve 1 çocuk operasının yer aldığını belirtti.
Efes Antik Tiyatro’da sahnelenecek 7 eserde 5 yabancı konuk sanatçının sahnede olacağını dile getiren Sağtürk, festivalin açılışının klasik balenin yıldız eseri Kuğu Gölü ile yapılacağını aktardı.
Kuğu Gölü’nün Efes Antik Tiyatro’nun muhteşem atmosferinde sahneleneceğini belirten Sağtürk, “Kuğu Gölü balesinde yabancı konuk sanatçılarımız Berlin Devlet Balesi baş dansçıları Lana Salenko ve Marian Walter sahnede olacaklar.” diye konuştu.
Festival programında ilk kez çocuklara yönelik bir eserin yer aldığını dile getiren Sağtürk, şöyle konuştu:
“Bu hassasiyetin özellikle üstünde duruyoruz. Çocuklarımızı sanatla buluşturmayı çok önemsiyoruz. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünün Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya ve Samsun’da bulunan 6 il müdürlüğümüz, sanat sezonumuz boyunca eğitim programları düzenleyerek çocuklarımızı opera evlerimizde konuk ettiler. Çocuklarımız kostüm atölyesinden, bale salonuna, sahneden dekor atölyelerine kadar sahne sanatlarının hem en gelişmiş hem de en çok emek isteyen dalları olan opera ve baleyi çok yakından tanıma fırsatı buldular. Çocuklarımızı sanatla buluşturma vizyonumuzu festivallerimize de taşıdık. 7. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’nde bu yıl ilk defa çocuklar için de bir eser yer alıyor. Bornova Kültür ve Sanat Merkezi Necdet Aydın sahnesinde 30 Haziran Pazar günü 14.00’te Barış Ormanı adlı çocuk operamızın prömiyer temsili sahnelenecek.”
Sağtürk, sevilen şarkılarının hala hafızalarda yer aldığı Hisseli Harikalar Kumpanyası müzikalinin, 2 Temmuz saat 21.00’de Samsun Devlet Opera ve Balesi tarafından İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşliğinde sahneleneceğini aktardı.
Sağtürk, festival seyircisine özel olarak ilk kez Wolfgang Amadeus Mozart’ın ünlü operası Figaro’nun Düğünü eserinin 5 Temmuz saat 21.00’de prömiyerini gerçekleştireceğini, 7 Temmuz saat 21.00’de Evita müzikalinin festival seyircisinin beğenisine sunulacağını, 10 Temmuz saat 21.00’de dünyaca ünlü Tosca operasının sahneleneceğini, 13 Temmuz saat 21.00’de ??????? Ege’nin ünlü hikayesini sahneye taşıyan, Mikis Theodorakis’in müzikleri ile enerji ve tutkunun dansla buluştuğu Zorba balesinin festivalin kapanış eseri olacağını söyledi.
Türkiye Kültür Yolu Festivali, İstanbul Opera ve Bale Festivali ve Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivali’nde çok büyük bir ilgiyle karşı karşıya olduklarını belirten Sağtürk, “Büyük bir teveccüh var. İlginin giderek artması her yıl biraz daha üste çıkması elbette ki bizlere enerji veriyor.” dedi.???????
]]>Bakan Ersoy, Samsun Müzesi’nde Samsun Kültür Yolu Festivali’nin açılışı dolayısıyla düzenlediği basın toplantısında, sadece Türk tarihini değil, 20. yüzyıl ve sonrasının dünya tarihini şekillendiren mücadelenin başladığı şehirde olduklarını söyledi.
Samsun’un Türk turizminin Karadeniz’deki lokomotifi olduğunu belirten Ersoy, “Dünya Turizm Örgütü verilerine göre Türkiye bugün ilk beş turizm ülkesinden biridir. Ziyaretçi sayısı, turizm geliri, ürün çeşitliliği, tesisleşme ve altyapı, sürdürülebilirlik uygulamaları, pazar çeşitliliği, yıl boyuna ve ülke geneline yayılan turizm hareketi derken her başlıkta büyük ilerlemeler kaydettik. Bunu kamu ve özel sektör paydaşlarımızla birlikte başardık. Kazanımlarımızı koruyarak bu başarının devamlılığını da yine birlikte sağlayacağız.” ifadesini kullandı.
Bu yükseliş ivmesinin sadece turizmle sınırlı olmadığına işaret eden Ersoy, şöyle devam etti:
“Rekorlar kıran izleyici ve temsil sayılarıyla, ödülleri ve ihraç başarılarıyla konserlerden sergilere, tiyatrodan opera ve bale temsillerine, sinemadan dizi sektörüne bugün sanatta da Türk rüzgarı esmektedir. Yine dünyanın en yoğun ve kapsamlı arkeoloji çalışmalarıyla, aldıkları ödüllerle gerek yapısal gerek işlevsel anlamda uluslararası birer mimari simgeye dönüşen kültür sanat merkezleri ve müzelerimizle, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan kültür varlıklarımızın iade çalışmalarındaki başarımızla, gelenekselden evrensele uzanan kültür ürünlerimiz ve bilimsel faaliyetlerimizle kültür sahasında da öncü ve özgün bir Türkiye var artık. İşte Türkiye Kültür Yolu Festivali bütün bu başarıların hem sonucu olan hem de onlara katkı sunarak sürekliliği sağlaması için düşünülmüş bir projedir. Dünyanın en büyük ve kapsamlı festivalidir. Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine kabul edilmiştir ve her yıl rekorlarla yoluna devam etmektedir. Samsun da artık bu büyük markanın bir parçası, kültür ve sanatla bütünleşmiş turizm vizyonumuzun bir aktörüdür.”
Festival boyunca konserlerden opera ve bale temsillerine kadar vatandaşları çok geniş yelpazede sahne performanslarıyla buluşturacaklarına dikkati çeken Ersoy, “Batı Park’a kurduğumuz ana sahnemizde Oğuzhan Koç, Buray, Uğur Aslan, Ferhat Göçer, Can Bonomo, Mert Demir, Fatma Turgut, Cem Adrian ve Bengü sahne alacaklar. Aslı Hünel, Dolapdere Big Gang, Şükriye Tutkun gibi farklı müzik dallarından daha birçok sanatçımız, koro ve topluluklarımız da verecekleri konserlerde Samsunlularla buluşacak. Sanatseverler, Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi sanatçılarımızın eşsiz performanslarını da izleme imkanı bulacaklar. Farklı oyun ve temsillerin yanında ‘Şahmeran’ operasının dünya prömiyerinin, festival kapsamında Samsun’da gerçekleştirileceğini özellikle belirtmek isterim. Çok değerli sanatçılarımızın eserlerini içeren ‘Atatürk Kültür Yolunda’, ‘Samsun’dan Cumhuriyet’e Yüzde 100’, ‘Anadolu ve Zümrüd-ü Anka’ gibi resim, fotoğraf, hat, deri rölyef ve dijital içerikli birbirinden özel sergiler sanatseverler için kapılarını açacak.” diye konuştu.
Gastronominin de festivalin önemli başlıklarından biri olduğunu vurgulayan Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“15 festival lezzet durağı oluşturduk. Ziyaretçilerimiz hem bu coğrafyanın köklü ve geleneksel lezzetlerini tadacaklar hem de onların hikayesini, içeriğini ve yapılışını öğrenecekler. Merak ettikleri konulara cevap bulsunlar, ilgi ve bilgileri artsın, perçinlensin istiyoruz. Söyleşi ve panel gibi etkinlikleri bu bilinçle düzenliyoruz. Yeşilçam’ın duayenleri Ediz Hun ve Türkan Şoray gibi yıldızlarımızın da arasında bulunduğu Türk sinemasının çok değerli isimleriyle söyleşiler yapılacak. Bununla birlikte ‘Rıfat Becerikli ve Aydın Sarman ile Orhan Gencebay Film ve Müzik Okumaları’ etkinliği de bu alana meraklı vatandaşlarımız için son derce bilgilendirici ve aydınlatıcı olacak. ‘Pelin Çift ile Gündem Ötesi- Yerinde Tarih’ programında Doç. Dr. Ali Faik Demir ile Atatürk’ün yolculuğu her yönüyle masaya yatırılacak. Herkesi bir devrin başlangıcına, Türk tarihinin yeni merhalesine dair ayrıntıları dinlemeye ve öğrenmeye davet ediyorum. Yaklaşık bin sanatçımızın katılımıyla 30’dan fazla noktada 600’e yakın etkinlik olacak.”
“Filistin halkı galip gelecek, özgürlüğünü kazanacaktır”
Bakan Ersoy, Hazreti Musa’nın Firavuna karşı verdiği mücadele gibi bugün de Filistin halkının İsrail’e karşı mücadele ettiğinin altını çizerek, “Firavunu aratamayan bir vahşet, acımasızlık ve kibirle İsrail soykırım yapmaktadır. Ancak bilinsin ki dünyanın vicdanında çoktan mahkum edildiler. Hiç kimse unutmasın ki Allah’ın izni ve yardımıyla Filistin halkı galip gelecek, özgürlüğünü kazanacaktır. Bütün bu gerçekleri her platformda vurguladığımız gibi sanat ve kültür çatısı altında da Filistin’in özgürlük mücadelesini anlatmaya devam ediyoruz. Türkiye Kültür Yolu Festivali şehirlerinde bu doğrultuda etkinliklerimiz oluyor ve olmaya devam edecek.” değerlendirmesinde bulundu.
FTI grubunun operasyonlarını durdurma kararı alması
Ersoy, Almanya’nın tur operatörü FTI grubunun operasyonlarını durdurma kararı almasını da değerlendirerek, “Almanya’nın en büyük tur operatörlerinden biri olan FTI grubu; 4 Haziran itibarıyla operasyonlarını dünya genelinde durdurma kararı aldı. Bakanlığımızca kriz masası oluşturduk. İlk olarak ülkemizde tatilde bulunan 25 binden fazla FTI misafirinin ülkelerine dönüşleri, herhangi bir mağduriyet oluşmasına izin verilmeden ve çok büyük oranda sorunsuz şekilde organize edildi. Bu bağlamda sürece yapıcı şekilde yaklaşan ve işbirliği yapan başta FTI Türkiye çalışanları olmak üzere konaklama tesislerimize, transfer şirketlerimize, hava yolu firmalarımıza, kamu görevlilerimize bakanlığım ve sektörüm adına teşekkür ederim.” diye konuştu.
FTI bünyesinde bulunan ileriye dönük 400 bin ziyaretçi rezervasyonunun minimum iptalle tekrar Türkiye’ye yönlendirilmesi için çalışma yaptıklarını anlatan Ersoy, şöyle konuştu:
“Başta firmaya atanan kayyum heyeti olmak üzere bu rezervasyonlara talip olan, içlerinde Türk kökenli operatörlerin de yer aldığı Almanya’nın önde gelen tur operatörlerinin yöneticileri ile görüşmelerimizi tamamladık. Dün itibarıyla da Bakanlık ve TGA olarak Almanya genelinde mevcut kampanyalarımıza ilave olarak yoğun ve uzun süreli tanıtım kampanyasını da başlattık. Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak aldığımız bilgilere göre FTI misafirlerinin ileriye dönük Türkiye rezervasyonları, çok büyük oranda yine Türkiye olarak gerçekleşmekte. Türkiye genelinde işletmelerden olan alacaklarının işletmelere olan borçlarından çok daha fazla olduğunu sözlü olarak beyan etmektedirler. Bu konudaki mutabakat süreci sürmektedir.”
Krize yakalanan misafirlerin seyahat süreçlerinin diğer ülkere nazaran sorunsuz şekilde gerçekleştiğini vurgulayan Ersoy, “Tur operatörleri ile başlattığımız yeni kampanyanın da olumlu etkisi ile süreci Türkiye olarak çok az kayıpla kapatacağımızı ve sezon başında belirlediğimiz 7 milyon Alman ziyaretçi hedefini yakalayacağımızı öngörüyoruz. Bugün sınava YKS adayı bütün gençlerimize başarılar diliyorum. Sınavlardan sonra buyursunlar, festivalimizde bu uzun maratonun yorgunluğunu atsınlar. Bir kez daha festivalimizin Samsun’a hayırlı olmasını, gerek kültürel gerek sosyal gerekse ekonomik alanda Samsunlu vatandaşlarımızın hayatında fark ve fayda yaratmasını temenni ediyorum.” dedi.
Basın toplantısına Samsun Valisi Orhan Tavlı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Samsun milletvekilleri Ersan Aksu ve Orhan Kırcalı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı ve İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz da katıldı.
]]>İlk kez “Gala Konser” ve “Çardaş Prensesi” isimli operet ile perdelerini aralayan Antalya DOB, Haşim İşcan Kültür Merkezi’ndeki opera sahnesinde sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
Kurulduğu günden bu yana sahnesinde, Giuseppe Verdi, Giacomo Puccini, Gaetano Donizetti ve Pietro Mascagni gibi opera dünyasının önemli bestecilerinin tınıları yankılanan Antalya DOB, seçkin bale eserlerini ve müzikalleri de sahnesine taşıyor.
Sanat sezonunda birçok temsili kapalı gişe oynayan Antalya DOB, festivallerde, yurt içinde ve yurt dışındaki temsillerde de Türk kültüründeki eserlere yer vererek sanata katkıda bulunuyor.
“25 yıllık süreçte yaklaşık 700 bin kişiyi ağırladık”
Antalya DOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Akın Ulutaş, AA muhabirine, kurumun 5 Nisan 1999’da kurulduğunu anlattı.
Mevcut durumda 330 kişilik bir kadroya sahip olduklarını belirten Ulutaş,” “Başladığımız günden bugüne 35 opera, 43 bale, 12 müzikal ve operet, 366 konser sahneledik. 25 yıllık süreçte yaklaşık 700 bin kişiyi ağırladık. Konserlerimiz ve temsillerimiz hala seyircilerimizin yoğun ilgisiyle devam ediyor. Antalya DOB olarak her sene çıtamızı daha da yükseğe koyarak, daha güzel işler yapmaya gayret ediyor ve çok başarılı işler yapıyoruz.” diye konuştu.
Ulutaş, Antalya DOB’un kentte düzenlenen Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali’nde de aktif görev aldığını ve çok sayıda eseri sahnelediğini dile getirdi.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde de sanatseverlerle buluştuklarını belirten Ulutaş, “Bu zamana kadar Finlandiya, Almanya gibi çeşitli ülkelerde sahne aldık. Hatta bu sene Macaristan’da bir Türk operası olan ‘IV. Murat Operası’nı sanatseverlerle buluşturacak, ülkemizi temsil edeceğiz. Ayrıca bu 25 yılda sanatçılarımızın birçoğu yurt dışından ödüller aldılar. Orkestramız en başarılı orkestralardan biri seçildi. Bunlar da kurumumuz için oldukça gurur verici.” ifadelerini kullandı.
Antalya DOB’un her eserde seyircilerden aynı coşku ve sevgiyi gördüğüne dikkati çeken Ulutaş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Genel müdürlüğümüze bağlı 6 operadan en çok turist ağırlayan operayız. Bu da ayrı bir gurur ve mutluluk. Bu yıl 6 operamızın da biletlerine yoğun ilgi var. Türkiye’de opera ve baleye gittikçe artan bir ilgi var. Bu oldukça gurur verici bir tablo. Hemen hemen bütün operalarda biletler çıktığı anda tükeniyor. Biz en büyük keyfi seyircilerimizin alkışlarından aldığımız için bilet satışlarıyla da çok mutlu ve gururluyuz. Nice 25 yıllara diyoruz.”
“Şehir dışından izlemeye gelen daimi seyircilerimiz var”
25 yıldır kurumda çalışan Genel Müdürlük Sanat Danışmanı ve solist sanatçı Nurdan Küçükekmekçi ise kente geldiklerinde kendilerini kültür elçileri gibi hissettiklerini anlattı.
Bir nevi, Antalya’ya bu sanatı tanıtma görevini üstlendiklerini belirten Küçükekmekçi, “Bu nedenle bizim için çok önemli ve kutsaldı. Yıllar içerisinde geldiğimiz nokta gerçekten çok güzel. Bizi takip eden, şehir dışından izlemeye gelen daimi seyircilerimiz var. Bu da sanatsal ivmemizin yükseldiğini ve eser seçimlerimizin doğruluğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Antalya DOB Baş Rejisörü ve solist sanatçı Serhat Konukman da kurumun, İstanbul’dan sonra Türkiye’de nüfusuna göre en çok izleyici ağırlayan ikinci kent olduğunu söyledi.
Kurumun, sanatçıları, sahne arkasında teknik ve sanat ekibiyle oldukça başarılı olduğunu belirten Konukman, seçkin eserlerin sahneye konulmasında tüm ekibin büyük titizlikle çalıştığını sözlerine ekledi.
]]>Muş Valiliği, Muş Belediyesi ve Muş Alparslan Üniversitesi işbirliğiyle kente gelen Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü sanatçıları, “1071 Malazgirt Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Arşın Mal Alan” opereti için sahne aldı.
Modern Azerbaycan müziğinin öncüsü ve 1908’de bestelediği “Leyla ile Mecnun” eseriyle “Doğu’nun ilk opera bestecisi” ünvanını elde eden Hacıbeyli’nin, genç bir tüccarın, kurnaz arkadaşının yardımıyla arşın malcı (kumaş satıcısı) kılığında kapı kapı dolaşırken girdiği bir evdeki kızı görüp aşık oluşunun hikayesinin anlatıldığı operet ilgiyle izlendi.
Etkinlik sonrasında konuşan Muş Valisi Avni Çakır, Muş’un kültür ve sanat alanındaki etkinlikler konusunda ne kadar hassas olduğunu bu gece gördüklerini söyledi.
Daha önceki tiyatro, müzik ve gösterilerde olduğu gibi salonun muhteşem olduğunu ifade eden Çakır, “Sanatçılarımızla sohbet ettik. Onlar da Muş halkının ilgisinden memnun olduklarını söylüyorlar. Harika bir geceydi. Bundan sonra da Muş’un kültür ve sanat hayatına bu etkinliklerle renk katmaya devam edeceğiz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” dedi.
“Tüm devlet kademesinin yanımızda olması çok değerliydi”
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk ise ana temalarından birinin mesleklerini en iyi şekilde icra etmek olduğunu belirtti.
Mükemmel bir ekiplerinin olduğunu ifade eden Sağtürk, şunları kaydetti:
“En iyi seçilmiş sanatçılarımız ve teknik ekibimizle bu işi yürütmeye çalışıyoruz. En büyük görevimiz sanatı tanıtmak, sevdirmek, yaymak. Muş’ta da birçok gittiğimiz şehir gibi hayatında belki de ilk kez bir opera seyredecek seyircimiz vardı. İlk kez seyredecek seyircimizin hassasiyetlerini, onların beğenisini alabilmek adına eser seçimlerinde dikkat etmek gerekiyor. Benim mutluluğum şu açıkçası. Hem seyircimizin teveccühü hem de tüm devlet kademesinin yanımızda olması çok değerliydi.”
Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican da “Muş Alparslan Üniversitesi’nde 6 yıl sonra ikinci kez opereti izliyor olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Biz de göreve başladığımız günden beri üniversitemizi sanat, kültür ve spor merkezi haline getirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.” dedi.
Muş Belediye Başkanı Feyat Asya ise “Burada bulunmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Dediğimiz gibi bundan sonra, sosyal, kültür, sanat, spor ve eğitimi zirveye taşıyacağız. Bu anlamda kültür ve sanata verdiği önemden dolayı Sayın Valimize teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Ankara Devlet Opera ve Balesi Müdürü Volkan Kıran da opereti bu akşam Muşlularla buluşturmanın mutluluğunu yaşadıklarını vurguladı.
Kıran, “Muşlu kardeşlerimiz bu akşam bizi yalnız bırakmadılar. Gerçekten bugün çok güzel bir akşam yaşadık. İnşallah, bizi bugün dakikalarca ayakta alkışlayan kıymetli kardeşlerimizin karşısına başka eserlerle de gelebilme imkanı buluruz.” diye konuştu.
Etkinliğe, Muş Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kantar, vali yardımcıları Tahir Yılmaz, Cihat Abukan, Mustafa Batuhan Alpboğa, vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.
]]>Yazıldığından bu yana birçok kez farklı yorumlarla sahnelenen İtalyan besteci Gaetano Donizetti’ye ait Aşk İksiri, ilk kez 1832 yılında Milano’da seyirci karşısına çıktı.
Ankara Devlet Opera ve Balesince sahnelenecek komik opera türünün en iyi örnekleri arasında gösterilen eser, Opera Sahnesi’nde yarın akşam prömiyer yapacak.
Eserin rejisörü Aydın Buğra Güven, temsilin genel provası sonrası AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aşk İksiri’nin 1800’lerde geçse de Türkiye’de de çok sık işlenen ve filmlere konu olan zengin kız, fakir oğlan aşkını anlattığını söyledi.
Güven, “Zengin kız, fakir bir oğlana aşık oluyor ama evlenemiyorlar. Onun yerine kendi sınıfından olduğunu düşündüğü Belcore ile evleniyor. Ama sonuçta ne olursa olsun, aşk ve sevgi kazanıyor. Ankara Operası olarak Başkent seyircisi için bu eseri tekrar yorumladık. Klasik bir reji oldu. Dünyada en çok sergilenen operalardan biri Aşk İksiri. Türkiye’de de çok kez sergilendi. Özüne dönerek, eseri 1832’de ilk sahnelendiğindeki haliyle yani klasik bir anlayışla ele alarak sunduk.” dedi.
Rejisör Güven, eserin dekor tasarımını Özgür Usta, kostüm tasarımını Gazal Erten, koreografisini Özge Ay ve ışık tasarımını Bülent Arıslan’ın yaptığını ve bu zamana kadarki tüm eserleri bu ekiple çalıştıklarını söyledi.
Temsilin reji asistanlığını Zeynep Utku ve Cansın Nehir Mansuroğlu’nun yaptığını belirten Güven, Ankara DOB orkestrasını dönüşümlü olarak şef Antonio Pirolli ile Rustam Rahmedov’un yöneteceğini söyledi.
Güven, “Tenorlar için vazgeçilmez olan ve herkesin aşina olduğu ‘Una Furtiva Lagrima’ aryası bu eserin içinde var. Hatta Aşk İksiri’ni bu kadar başarıya taşıyanın bu arya olduğu söylenir. Ankara seyircisinden bizi takip etmelerini ve eserimizi izlemelerini istirham ediyoruz.” dedi.
“Una Furtiva Lagrima, tenor aryaları içerisinde çok özel yeri olan bir arya”
Eserde “Nemorino” rolünü canlandıran tenor Arda Doğan daha önce de aynı rolü severek seslendirdiğini söyledi.
Doğan, Adina’ya aşık bir köylü olan Nemorino’nun aşk iksirine sahip olunca Adina’nın ona aşık olacağını zannettiğini ve olayların bu şekilde geliştiğini anlattı.
Keyifle çalıştıkları bir prova dönemi geçirdiklerini belirten Doğan, “Rolümde müzikseverlerce bilinen ‘Una Furtiva Lagrima’ aryasını da seslendiriyorum ve tenor aryaları içerisinde çok özel yeri olan bir arya. Zorlayıcı ve insanı müziğin içine çeken bir arya. Bu eseri söylemek stresli de olsa keyifli.” dedi.
Arda Doğan, klasik bir anlayışla sahneye koyulan eserleri sevdiğini belirterek, eserin uzun yıllar sahnede olmasını diledi.
“Komik operanın en tatlı örneklerinden bir tanesi”
Soprano Görkem Ezgi Yıldırım ise köyün zengin, neşeli, insanları parmağında oynatan bir kız olan Adina’yı canlandırdığını söyledi.
Yıldırım, “Aşk İksiri, komik opera türlerinden. Bu açıdan çok zevk alıyorum. Müzik parçası içerisindeki duygusal farklılıkların vurgulanması tekniği olan ‘bel kanto’nun sevilen ve dünyada en çok sahnelenen örneklerinden birisi Aşk İksiri. Bir şarkıcı için bel kanto eseri seslendirmek, çok öğretici, teknik olarak ilerletici ve bu açıdan da çok kıymetli. Bir operacı için okul gibi ve onu diri tutan, iyileştiren bir müzik stili. Aşk İksiri tüm dünyada en çok sahnelenen komik operanın en tatlı örneklerinden bir tanesi. Ankara seyircisi zaten çok bilinçli bir izleyici ve komik operaya hasret kaldıklarından keyifle izleyeceklerdir.” ifadelerini kullandı.
Alp Can Kocaay, canlandırdığı Dr. Dulcamara karakterinin eserde, insanlara “iksir” adı altında rahat konuşmalarını sağlayan keyif verici bir içecek ikram ettiğini söyledi.
Eserin bir oyun operası olduğunu ve canlandırdığı karakterin en oyuncu ve dalavereci karakter olduğunu belirten Kocaay, seslendirirken çok keyif aldığını dile getirdi.
Eserin kostüm, makyaj ve dekor açısından son derece başarılı olduğunu kaydeden Kocaay, Ankaralı sanatseverleri oyuna beklediklerini ifade etti.
Fakir genç Nemorino ile servetli toprak sahibi Adina arasındaki aşk üzerine odaklanan eserde dönüşümlü olarak “Adina”yı Görkem Ezgi Yıldırım, Esra Çetiner, Ezgi Biçici, “Nemorino”yu Arda Doğan, Mehmet Kavil, “Belcore”yi Kamil Kaplan, Faik Mansuroğlu, “Dr. Dulcamara”yı Can Kocaay, Savaş Gençtürk, Murat Göçken, Yiğitcan Tatlıoğlu, “Giannetta” rolünü ise İlayda Büyükyörük ve Aslı İşcan canlandıracak.
]]>Maltepe Üniversitesinde Bestecilik ve Orkestra Şefliği bölümü son sınıf öğrencisi Yanık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, orkestra şefliği eğitimi süreci, şimdiye kadarki tecrübeleri ve geleceğe yönelik hedeflerini açıkladı.
22 yaşındaki Yanık, yurt içinde ve dışında birçok orkestra ve koroyla çalıştığını söyleyerek. “Hocam Serdar Yalçın’dan çok şey öğrendim. Kendisinin opera şefi olması aslında biraz operaya da yoğunlaşmama, opera ile ilgili çalışmalar yapmama da sebep oldu.” şeklinde konuştu.
“Leipzig, Navigli ve Metz-Grand Est Senfoni Orkestrasını yönettim”
Genç yaşta çok sayıda orkestra ve koroyla çalışma fırsatı bulduğunu belirten Yanık, “Leipzig Senfoni Orkestrası ile çalıştım. Gittiğim yarışmalarda Navigli Senfoni Orkestrasını yönettim. Cemal Reşit Rey konser salonunda Metz-Grand Est Senfoni Orkestrası’nı yönettim. O da Fransız bir orkestraydı ve çok iyiydi. Devlet Çoksesli Korosu ile çalıştık geçen sene ve çok güzel bir tecrübeydi çünkü ben koroyla çok haşır neşir olmadım hiçbir zaman. Koro şefliği kesinlikle çok farklı bir alan.” ifadelerini kullandı.
Öykü Yanık, orkestra şefliğinin diğer müzisyenlik alanlarından farklı olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Bizim bir enstrümanımız yok. Ben aslında keman ve piyano çalabiliyorum ama sahnede bu enstrümanı çalan kişi ben değilim. Bizim yaptığımız iş sahnenin üstünde olmak değil, sahnenin üstüne çıkma yolundaki hazırlığı yapmak diyebilirim. Yani biz aslında orkestra şefliğinin ne olduğunu, nasıl yapıldığını orkestra provalarında görüyoruz. Yani provayı kesip, burası olmadı bir daha yapalım, bunlar birlikte olmadı, oralar birlikte olsun gibi ayrıntılarla uğraşıyoruz.”
Saluzzo Opera Akademisi için maddi destek gerekiyor
Geçen ay İtalya’daki Saluzzo Opera Akademisi’ne şef asistanlığı için yaptığı başvurunun kabul edildiğini, ancak akademiye gidebilmek için maddi destek arayışında olduğunu aktaran Yanık, “Giulio Cesare isimli bir operanın asistan şefi olarak görev alacağım eğer gidebilirsem. Biz bu tarz çalışmalara, akademilere ve kurslara gittiğimiz zaman aslında bütün orkestra için bir ödeme yapıyoruz ve bu bizi zorlayabiliyor.” diye konuştu.
Yanık, orkestra şefliği eğitimine yurt dışında yüksek lisans ile devam etmek istediğini vurgulayarak, Avrupa’da iyi bir eğitim alarak Türk operasına daha fazla katkı sağlamayı amaçladığını dile getirdi.
Yurt dışında çok sayıda yetenekli Türk müzisyenin bulunduğuna dikkati çeken genç isim, “Yüksek lisans başvurusu için gittiğim okullarda çok sayıda Türk öğrencinin buralarda eğitim gördüğüne şahitlik ettim. Oradaki konservatörler de buna alışmış anladığım kadarıyla. Çünkü sürekli oradaki okullara geliyor Türk öğrenciler. Hatta keşke fırsatımız olsa da bu öğrencileri bir araya toplayabilsek yurt dışında. Eminim ki birkaç orkestra kurabilecek kadar müzisyenimiz var Avrupa’da.” değerlendirmesinde bulundu.
Geleceğe yönelik hedeflerini de anlatan Yanık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkemi en iyi şekilde temsil etmek için yurt dışındaki orkestralarda çalışmak istiyorum. Bunun için çalışmalarıma da bir şekilde başlamış oldum. Eğer bu bahsettiğim opera akademisine de gidebilirsem, benim için çok önemli bir adım olacak. Çünkü Saluzzo, festival tarzında bir etkinlik aslında ve bu akademi sürekli devam etmiyor. Belirli zamanlarda kuruluyor ve bu klasik müzikte çok fazla olan bir şey. Böyle belirli festivaller ve akademiler Avrupa’da çok var ve bu festivallerin bazılarının içinde genç müzisyenlerin eğitimiyle ilgili bazı çalışmalar, girişimler de oluyor. Ben de kabul aldığım sürece bu tür etkinliklere katılım sağlamak istiyorum.”
]]>İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) bünyesinde sahnelenecek eser, Fatih Sultan Mehmet’in Venedik Cumhuriyeti hakimiyetindeki Eğriboz kuşatması sırasında yaşadıklarını anlatıyor.
Eser aynı zamanda Gioacchino Rossini’nin en yenilikçi ve iddialı operası olarak değerlendiriliyor.
Ünlü orkestra şefi Alessandro de Marchi’nin yönetimini üstlendiği esere İDOB Orkestrası eşlik ederken, rejiyi daha önce birçok Gioacchino Rossini oyunu sahneye koyan Renato Bonajuto yönetiyor.
Eserin dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımını Gizem Betil, ışık tasarımını Ahmet Defne yaparken, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu’nu Paolo Villa yönetiyor. Eserdeki koreografi ise Nil Berkan İmzalı.
Tüm dekor ve kostümler İDOB atölyelerinde hazırlandı
Operanın rejisörü Renato Bonajuto, orkestra şefi Alessandro de Marchi, oyuncular Mert Süngü, Burak Bilgili ve İDOB Müdürü Caner Akgün prömiyer öncesi yapılan son provada AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
AKM ve İDOB’un tüm imkanlarının kullanıldığı hacimli bir operanın repertuvara eklenmesi hakkında Akgün, marangozdan kunduracısına, demirden boyahanelere kadar tüm prodüksiyonu yerli imkanlarla İDOB atölyelerinde yaptıklarını anlattı.
Akgün, “Yaş sınırı düşük bir seyirci kitlemiz var. Gençlerin ve orta yaşlı kesimin de Fatih Sultan Mehmet’in bu incelikli yapısını tanımaları bizi çok mutlu ediyor.” dedi.
“Böyle bir sahneyi Avrupa’da bulmak çok zor oluyor”
Rejisör Renato Bonajuto, AKM Türk Telekom Opera Salonu teknolojisinin gelişmiş olduğuna değinerek, “2. Mehmet” gibi komplike bir sahne kurgusuna sahip operada, dönen sahne, asansör gibi tüm imkanlardan yararlandıklarını söyledi.
Bu eser için sahnedeki bütün özellikleri kullandıklarını belirten Bonajuto, “Dönen sahne, asansörler, ışıklar. Mutluyuz, çünkü böyle bir sahneyi Avrupa’da bulmak çok zor oluyor. Bu çok büyük bir şans İstanbul için, Türkiye için.” diye konuştu.
Orkestra şefi Alessandro de Marchi ise, Türkiye’de ilk defa bulunmanın kendisi için çok güzel bir his olduğunu, İDOB Orkestrası ile yakaladıkları uyumla birlikte ilk anından beri kendini evinde gibi hissettiğini ifade etti.
AKM sahnesi hakkında Marchi, “Burada ufak detaylar üzerine çalışma imkanı bulduk. Bu kadar çok sesin, enstrümanın olduğu aynı zamanda gerçek bir atın olduğu bir sahnede detaylar önemli. Büyük resmin güzelliği buradan geliyor.” değerlendirmesini yaptı.
“Bu operanın evrensel bir fikri var”
Oyunu daha önce Almanya’da da oynadıklarını ve Alessandro bir Rossini uzmanıyla çalışmanın çok keyifli olduğunu söyleyen Mert Süngü de, “Bu operanın evrensel bir fikri var. Fatih Sultan Mehmet yurt dışında da çok önemli bir figür, İtalya’da özellikle. Rossini’nin bunu yazma sebebi de bu.” diyerek, herkesin kendisinden bir parça bulabileceği “2. Mehmet” operasına sanatseverleri davet etti.
Operada 2. Mehmet rolünde oynayan Burak Bilgili ise eserin dayandığı Eğriboz savaşının çok bilinmediğinden bahsederek, yurt dışında birçok sanatçının Türklere bakarken bir merhamet gördüğünü, hayranlık beslediğini aktardı.
Rossini’nin teknik olarak Türkleri kahramanca bir bas tonla yazdığı yorumunda bulunan Bilgili, “Rossini, bir Türk opera sanatçısının Türk karakterini söyleyeceğini hayal edemezdi.” ifadesini kullandı.
Eser, 24 Şubat’taki prömiyerinin ardından 28 Şubat, 2 ve 6 Mart’ta Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.
“2. Mehmet” operasında “2. Mehmet” rolünde Burak Bilgili ve Doğukan Özkan, “Anna” rolünde Dilruba Bilgi ve Gülbin Günay, “Calbo” rolünde Barbora Hitay, Asude Karayavuz ve Esen Demirci, “Paolo Erisso” rolünde Mert Süngü ile Ufuk Toker, “Condulmiero” rolünde Berk Dalkılıç ve Yoel Keşap, “Selim” rolünde Hazal Ata ve Anıl Önder dönüşümlü olarak oynuyor.
]]>Fatih Sultan Mehmet’in 1470’te Venedik Cumhuriyeti hakimiyetindeki Eğriboz (Negroponte) adası kuşatması sırasında aşık olduğu Anna ile hikayesini işleyen eserin prömiyeri, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilecek.
Etkileyici kostüm ve dekorlarıyla da dikkati çeken eserin kostüm tasarımını Gizem Betil üstlenirken, dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu hazırladı. Uzun ve hummalı çalışmalar sonunda, sahneye çıkacak 138 kişi için dönemi yansıtan Venedik kaskları, şapka, sarık ve miğferlerin de aralarında yer aldığı 250 kostüm ile 300 şapka hazırlandı.
İDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Caner Akgün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, operada kostüm ve dekorun önemine işaret ederek, şöyle konuştu:
“Opera sanatı farklı sanat disiplinlerinin bir araya gelmesi aslında. Anlamı da o. Kostüm ve dekor da tarihsel ve edebi değerleri sahneye taşıyor. Günümüz insanını da daha çok etkiliyor artık. Neden? Tek bir odağa bağlanmayı seçmiyor beyinlerimiz artık. Farklı alanlarda, odaklarda anlam arayışımız var. O yüzden kostüm ve dekor, operada hep bir anlatım, hep bir metafor… Bir objeyi alıyor, hemen tarihle edebiyatla veya oradaki teatral akışla beynimiz eşleştiriyor. O yüzden bence günümüzün daha da yükselen sanat dalı diyebilirim. İnsanlarımızın ve insanlığın ihtiyacı olan sanat dalı. Kostümlerimiz ve dekorlarımız da heybeti ve çeşitliliğiyle sanatseverleri çok etkiliyor. Atatürk Kültür Merkezi’nde açıldığımız günden beri, hemen hemen her oyunumuzun biletleri tükeniyor.”
“II. Mehmet” operasının 1470’te, Osmanlı Venedik Savaşı esnasında Fatih Sultan Mehmet ile adanın valisinin kızı Anna’nın aşk hikayesini anlattığına değinen Akgün, “O dönemi, o tarihsel dokuyu, Osmanlı kültürünü ve aynı zamanda Bizans kültürünün de stilizasyonunu, giyim şeklini yansıtan, kısaca tarihe bir mercek tutan, tekrar 1470’li yıllara döndüğümüz bir yapıyla karşılaşıyoruz. Bu bizi heyecanlandırıyor.” diye konuştu.
Akgün, dönem yapımları ile güncel yapımların kostümleri arasındaki değişimin sosyolojik bir durum olduğuna değinerek, şu bilgileri verdi:
“Çok önceki yüzyıllarda daha çok şablon üzerine çalışıyordu insanoğlu. Hem davranışları hem giyim kuşamı üzerine. Yeni dünyada artık bütün şablonlar, çerçeveler kırılıyor ve insanlar özgür düşüncenin yanında şu an onlara gösterilen, öğretilmeye çalışılan şeyleri kırmaya çalışıyor. İlginç bir süreç yaşıyoruz aslında. Bu sosyolojik bir süreç ve tarihin akışında da sanat tabii ki kostüm ve dekor tasarımlarında bunu takip ediyor. ‘Stilize ettik, günümüze stilize ediyoruz’ gibi yaklaşımlarla çok karşılaşabilirsiniz. ‘Günümüz insanının düşünme şekline adapte etmeye çalışıyoruz.’ diyor tasarımcılar. Biz de DOB olarak, evrensel kriterleri, toplumun arayışlarını takip ettiğimiz için bu stilize etme hareketini destekleyip, onları doğru çerçeveler içinde yansıtmaya çalışıyoruz.”
“Fatih Sultan’ın görkemini gösteren bir kostümle çıkıyoruz sahneye”
II. Mehmet rolünde sahneye çıkacak sanatçı Burak Bilgili, esere ilişkin, “Sadece kostüm yok, at da var sahnede. Atın üzerinde geliyoruz. Fatih Sultan Mehmet’in beyaz atı var. Bir beyaz atla geliyorum. Çok güzel bir kostüm, çok güzel siyah bir kaftanı, güzel de bir miğferi var. Gizem (Betil) Hanım gerçekten çok başarılı bir dizayncı. İkinci bir kaftan da var. Son perde de akan kanı ifade eden çok büyük bir kuyruğu var kostümün. 3 farklı kostüm var.” ifadelerini kullandı.
Sahnelenen eserlerde karakteri meydana çıkaracak şeyin kostüm olduğunu dile getiren Bilgili, şunları kaydetti:
“Önce kostümün ne olduğunu görmek lazım operada. Dünyada da böyle. Gerçekten Fatih Sultan Mehmet karakterini çıkartan kostümdür. Çok başarılı bir kostüm tasarımcısı var İDOB’un. O yüzden çok şanslılar. Fatih Sultan’ın görkemini, yüceliğini gösteren bir kostümle çıkıyoruz sahneye. Kostümün haricinde bir de ses tabii ki çok daha önemli. Yaklaşık 75 kişilik bir orkestra, AKM gibi bir çok güzel bir salonda seyircilere sesimizi duyurmamız çok önemli.”
Anna karakteri, 6 kostüm giyecek
II. Mehmet rolünde dönüşümlü olarak sahneye çıkacak Doğukan Özkan da dönemi yansıtan 3 kostüm kullanacağını dile getirerek, “Üçü de gayet rahat, kullanışlı, ağır değiller. Rahat bir şekilde eserleri seslendirebiliyoruz. Kostümlerin provalarını yaptık. Gayet iyi. Ufak dokunuşlar kaldı sadece. Onları da yaptıktan sonra genel provayla beraber daha iyi bir şekilde deneyimleyeceğiz.” dedi.
Eserde “Anna” rolünü canlandıracak Dilruba Bilgi ise hazırlıkların tüm hızıyla sürdüğünü vurgulayarak, “Çok zorlu süreçlerden de geçtik ama güzel bir prodüksiyon çıkacağına inancım sonsuz.” ifadelerini kullandı.
Bilgi, eserin ortaya çıkmasında verilen emeğe işaret ederek, şunları aktardı:
“Burada gerçekten çok titizlikle çalışıldı. Operanın içinde Anna’nın rolü çok önemli ve çok büyük bir role sahip. O yüzden aryalarımdaki bütün duygu geçişlerinin hepsini farklı kıyafetlerle de yansıtmaya özen gösterdiler. Bir hayli kostüm değiştireceğim. 6 kostümüm olacak Anna rolü için.”
Dilruba Bilgi, tüm opera, klasik müzik sevenleri eseri izlemeye davet etti.
İlk kez 3 Aralık 1820’de Napoli’deki Teatro di San Carlo’da dünya prömiyerinde sanatseverlerle buluşan iki perdelik eser, 3 Kasım 1990’da AKM’de ilk kez Türkçe yorumlandı.
Eserde Burak Bilgili, Doğukan Özkan, Dilruba Bilgi, Gülbin Günay, Barbora Hitay, Asude Karayavuz, Esen Demirci, Mert Süngü, Ufuk Toker, Berk Dalkılıç, Yoel Keşap, Hazal Ata, Anıl Önder rol alacak.
Renato Bonajuto’nun rejisiyle sahnelenecek eserde, İDOB Orkestrasını dönüşümlü olarak Alessandro de Marchi ile Zdravko Lazarov yönetecek.
Işık tasarımını Ahmet Defne, koreografisini Nil Berkan’ın hazırladığı eserde, Paolo Villa yönetimindeki İDOB Korosu da sahnede olacak.
]]>ADOB Müdürü Volkan Kıran, Opera Sahnesi’nde yürütülecek projeye ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukların sanat hakkında bilgi sahibi olmalarının en önemli görevleri arasında yer aldığını vurguladı.
Kıran, “İlkokul 3 ve 4’üncü sınıftaki çocuklarımıza dikkatimizi vererek, onlarla beraber Opera Tur projesini gerçekleştirmek istiyoruz. Bu bir temsil değil. Çocukları günlük rutinimizin içine dahil edeceğiz.” dedi.
Proje kapsamında, öncelikle projenin rejisörü Zeynep Utku’nun çocuklara fuaye alanında program hakkında bilgi vereceğini belirten Kıran, “Aslında Opera Sahnesi kocaman bir dünya. İzleyicilerimiz de sadece iki saat süren temsili izleyerek buradan ayrılıyorlar. Atölyelerimiz var, bale topluluğumuzun çalıştığı salonlar sabaha kadar açık. Koromuz, solomuz, orkestramız çalışma halinde devamlı. İstiyoruz ki, çocuklarımıza işin mutfağını gösterelim.” diye konuştu.
Terzihaneden, marangozhaneye operayı keşfedecekler
Fuayedeki bilgilendirmeden sonra çocukların marangozhane, terzihane, demirhane, bale ve koro stüdyolarına geçeceğini, sahnedeki çalışmaları görme, sanatçılarla buluşma imkanını yakalayacağını anlatan Kıran, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Marangozhaneye gittiğimizde sadece orada çalışan arkadaşlarımız olmayacak. Onları orada bazı sürprizler bekleyecek. Marangoz önlüğü giymiş bir sanatçı orada bir tahtayı yontarmış gibi yapacak birden şarkı söyleyecek. Terzihanede de benzer sürprizler olacak. Çocukları eğlenceli bir etkinlik bekliyor.”
Bu aşamanın ardından programın öğrencilerin fuaye noktasında görüş, düşünce ve hislerini kaleme almasıyla sona ereceğini söyleyen Kıran, bir eğitim projesi de olan bu çalışmayla ilgili İl Milli Eğitim Müdürlüğüyle gerekli görüşmeleri yaptıklarının altını çizdi.
“Her organizasyonda 20-25 çocuğu misafir edeceğiz”
İl Milli Eğitim Müdürlüğünün hangi okuldan öğrencilerin geleceğini ADOB’a bildireceğini ifade eden Kıran, şunları kaydetti:
“Her organizasyonda 20-25 çocuğu misafir edeceğiz. Hem ekonomik hem sosyal açıdan operaya yakın olmayan ama bu sanatları öğrenme hevesi olan öğrencilerimizin burada olmasını çok arzu ediyoruz. Devlet Opera ve Balesi, ülkemizin çok kıymetli bir kurumu ve buradaki sanat dallarına ilişkin öğrencilerimizin bilgi sahibi olmalarını istiyoruz. Gelecekte mesleklerini seçerken bir çocuğun aklında da burası olabilir, ‘günün birinde eskiden bir kuruma gitmiştim, dans eden, keman çalan birisi vardı, onun gibi olmak istiyorum.’ diyebilir.”
Kıran, projenin 13 Şubat Salı günü başlayacağını, daha çok çocuğa erişmek istedikleri için de organizasyonun her salı gerçekleştirileceğini söyledi.
Öğretmenlere “öğrencileri operaya getirin” çağrısı
Öğrencilerin çalışmaları devam eden temsilleri de izleyebileceğini ve merak ettiklerini soruları sanatçılara yöneltebileceğini belirten Kıran, “İstiyoruz ki çocukları buradan bir şey öğrenerek ya da hayatı boyunca ‘ne kadar güzeldi’ diyebileceği bir hayalle gönderebilelim.” değerlendirmesinde bulundu.
Çocukların operanın hangi bölümünü gezeceği, onlara hangi şarkıların söyleneceği, sanatçıların özel olarak hangi kostümleri giyeceğinin belirlendiğini, marangozhanede takacakları baretlerin bile hazır olduğunu anlatan Kıran, şöyle konuştu:
“Projenin uzun soluklu olmasını çok arzu ediyorum. Dekor tasarımcımız Özgür Usta’nın ürettiği, fuaye alanına yerleştirilen ve öğrencilerin düşüncelerini yazacağı tahta küpte, etkinlik sonrasında bir sürü fikir olsun ve o fikirler sonra bizi yönlendirsin istiyoruz. Okullarımızda görev yapan özellikle müzik ve resim öğretmenlerimizden, sanata ilgi duyan öğrencilerini operaya getirmelerini bekliyorum. Lütfen bizimle iletişime geçsinler. Operanın kapıları ardına kadar açık. Gelsinler yaptığımız işi çocuklarımıza öğretelim ve geleceğin sanatçılarını kazanmaya başlayalım.”
]]>Modern Azerbaycan müziğinin öncüsü, 1908’de bestelediği “Leyla ile Mecnun” eseriyle “Doğu’nun ilk opera bestecisi” unvanını elde eden Üzeyir Hacıbeyli’nin “Arşın Mal Alan” opereti, Azeri rejisör Hafız Guliyev’in yönetiminde 13 Ocak’ta Opera Sahnesi’nde tekrar seyirciyle buluşacak.
Genel prova öncesinde AA muhabirine açıklama yapan eserin yönetmeni Guliyev, dünyaca ünlü besteci Üzeyir Hacıbeyli’nin 1908’de herkesçe bilinen Leyla ile Mecnun operasını sahnelediğini, kısa bir sürenin ardından da Arşın Mal Alan’ın librettosunu yazdığını ve bestelediğini belirtti.
Guliyev, eserin 1913’de ilk kez Rusya’da sahnelendiğini ve kısa sürede üne kavuştuğunu ifade etti.
Kendisinin eseri ilk kez 1997’de Bakü’de, 2003’te Ankara’da, ardından Rusya, Bulgaristan, Çin’de sahnelendiğini belirten Guliyev, bu operanın hem izleyenler hem de sanatçılar tarafından sevildiğini, sanatçıların provalara gelirken keyif aldığını söyledi.
Guliyev, “Milletinden bağımsız, her yerde bu eser çok seviliyor. Üzeyir Hacıbeyli insan ruhunu iyi bilirmiş, bu ruhu da eserlerine yansıtmış. Konusu da dikkat çekici. Eskiden görücü usulü evlilik yapılırdı. Eserde ise o yıllarda yazılmasına rağmen, görücü usulü evliliğe bir karşı duruş var. Zamanında zor karşılanırdı bu karşı çıkış. Bu düşünce zamanla herkes tarafından kabul edildi. Operet, konuyu keyifli bir dille anlatıyor. Konunun, dans ve şarkılarla uyumlu olması da eseri çekici kılıyor.” dedi.
Dekor ve kostümlerin Azerbaycan kültürünü yansıttığını belirten Guliyev, dekorun arka planında ise Bakü’nün şehir dokusunun aktarıldığını kaydetti.
Operet Azerbaycan Türkçesi ile oynanıyor
Eserin rejisör yardımcısı ve Esger rolünü seslendiren tenor Şenol Talınlı, Arşın Mal Alan’ın Ankara’da 1983-1987 arasında Türkçe oynandığını, 2003’te dönemin Genel Müdür Yardımcısı Bülent Ateşoğlu’nun eseri Azerbaycan Türkçesiyle yapılması teklifini getirdiğini ve kendisinin 3 hafta üzerinde çalışarak Türkiye’de anlaşılabilecek şekilde esas librettoya sadık kalarak metni yazdığını söyledi.
Köklerinin Azerbaycan’dan geldiğini belirten Talınlı, eseri bu sayede kolaylıkla Türkiye’de anlaşılabilecek şekle getirdiğini, 2003, 2013 ve bu sene de aynı metinle eseri sahneye koyduklarını söyledi.
“Dünyada en çok çevirisi yapılan eserlerden bir tanesi”
Şenol Talınlı, şunları kaydetti:
“Son derece keyifli, güncelliğini hala koruyan bir oyun. İnsanların, özellikle kız çocuklarını görücü usulü ile evlenmesini istemeyen bir düşüncenin üzerine kurulan bir eser. Guliyev, 1913’te Moskova Konservatuvarında okurken yazmış bu eseri. 1915-1921 arasında 6 yılda 800 temsil yapıyor eser. Dünyada en çok çevirisi yapılan eserlerden bir tanesi. 183 dile çevrildiğini biliyoruz. Çinceden İngilizceye, Rusçadan Arapçaya kadar çevrilmiş. Gittiği her yerde çok ilgi gören, çok güzel bir oyun. Bizim seyircimiz de son derece seviyor. Türkiye, Azerbaycan kardeş ülke. Kültür aynı kültür. Umarım bu sefer de başarılı olacağız.”
Bestecinin Azerbaycan makam müziğinin temelini attığını ve bu eserde de bayati şiraz, şüşter, şur gibi makamları kullandığını belirten Talınlı, “Bizim halkımıza, Anadolu insanına yakın gelen melodiler vardır. Otantik lezzeti bozmadan, üniversal düzeyde yazılmış bir eser. Darısı Türk operasının başına. Böyle güzel eserleri inşallah Türkiye de üretir.” diye konuştu.
Operacı Talınlı çifti, birbirine aşık çifti canlandırıyor
Eserin başrolünde yer alan ve Gülçöhre karakterine hayat veren soprano Esin Talınlı ise 2003 ve 2013’te bu eseri oynadığını ve üçüncü kez aynı operetle Ankaralı sanatseverlerin karşısına çıkacağını söyledi.
Gülçöhre’nin çok okuyarak kendisini geliştiren, bazı olaylar karşısında genç yaşına rağmen babasına karşı durabilen bir karakter olduğunu belirten Talınlı, karakterin evleneceği kişiyi tanımak ve beğenmek istediğini, olayların da bunun üzerine peşi sıra geliştiğini kaydetti.
Eserde, eşi Şenol Talınlı ile başrolü paylaştığını ve bunun çok keyifli olduğunu dile getiren Esin Talınlı, “Eşimle oynamanın güzel olduğu kadar kimi zaman zor tarafları da var. Bazen hastalıklar olabiliyor, o zaman stres ikiye katlanıyor. Onun dışında keyifli tarafları çok. Birbirimizi tanıdığımız için bu ister istemez sahneye yansıyor. ‘Sizi eş olarak sahnede görmek çok güzel’ diyen seyircilerimiz var. Umarım yine seyircilerimiz Arşın Mal Alan’ı keyifle izlerler.” dedi.
Beyaz perdeye de taşındı
Orkestra ve koro şefliği Rustam Rahmedov’un üstlendiği operetin dekor ve kostüm tasarımı Yusuf Toker, ışık tasarımı ise Ali Gökdemir, koreografisi ise Özge Ay imzası taşıyor.
Çeşitli dönemlerde Gürcistan, Türkmenistan ve İran’ın yanı sıra Londra, Paris, Berlin, Moskova’da da sahnelenen eser, Azerbaycan’da çok defa, ABD’de ise 1937’de beyaz perdeye taşındı.
]]>