Hafta sonunda 67 boğulma vakası yaşandı, 1 kişi öldü
BARTIN – Bartın’da aşırı sıcaklar ve plajlarda yaşanan yoğunluklarla birlikte boğulma vakalarının artması üzerine Vali Nurtaç Arslan, yayımladığı görüntülü mesaj ile vatandaşları uyardı. Hafta sonunda 67 kişinin boğulma tehlikesi geçirdiğini ve 1 kişinin boğularak hayatını hatırlatan Vali Arslan, plajlarda önlem ve uyarılara riayet edilmesini istedi.
Mevsim normallerinin üzerinde seyir eden hava sıcaklığı üzerine Bartın’daki sahil ve plajlarda yoğunluk arttı. Hafta sonunda aşırı kalabalığın yaşandığı plajlarda boğulma vakaları da arttı. Hafta sonunda 67 kişinin boğulma vakasının yaşandığı Bartın’da Vali Nurtaç Arslan yayımladığı videolu mesaj ile insanları uyardı.
Karadeniz’de fırtına, dalga ve çeken akıntıların yaşandığını hatırlatan Vali Arslan, böyle durumlarda alınan önlemlere uyulması için çağrıda bulunarak, “Tüm ülkemizde olduğu gibi ilimizde de mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarına bağlı olarak vatandaşlarımızın hem keyifli vakit geçirme hem de serinleme ihtiyacı ile birlikte deniz, göl ve Nehir gibi su kaynaklarının olduğu kesimlerimizde özellikle hafta sonları büyük bir yoğunluk yaşanmaktadır. Denizlerimizde fırtına, dalga ve özellikle de çeken akıntının etkili olduğu zamanlarda tatilcilerimiz, plajlarımızda alınan önlemlere yapılan uyarılara riayet etmedikleri için boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Maalesef yapılan uyarılara ve alınan önlemlere rağmen geçtiğimiz hafta sonu ilimizde altmış yedi vatandaşımız boğulma tehlikesi yaşamış bir vatandaşımız hayatını Kaybetmiştir” dedi.
Vatandaşların dikkat etmesi gerekenler
Kamu kurum ve kuruluşlarının aldığı önlemlere uyulmasını isteyen Vali Arslan, mesajında vatandaşların dikkat etmesi gerekenler konusunda da hatırlatma yaptı. Arslan, “Bu tür trajik olayların önüne geçmek, tatilimizin hüzne dönüşmesini önlemek için hepimize bazı görev ve sorumluluklar düşmektedir. Öncelikle güvenli yüzme alanlarının belirlenmesi ve bu alanlarda cankurtaran hizmetlerinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Valiliğimiz koordinesinde kolluk birimlerimiz, il özel idaremiz ve belediyelerimizce bu konuda gerekli adımları atarak halkımızın güvenliğini en üst düzeyde sağlamaktayız. Vatandaşlarımızın da tatil süreleri boyunca herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmamaları için can Bulunduğu plajları tercih etmeleri çocuklarını denizde sürekli gözetim altında tutmaları ve tehlikeli bölgelerde yüzmelerine izin vermemeleri plajlardaki uyarı levhalarına ve yapılan sözlü uyarılara dikkat etmeleri hava şartlarını göz önünde bulundurmaları, valiliğimiz sosyal medya hesaplarından ve yerel basından yapılan uyarıları da dikkate almaları büyük önem arz etmektedir” şeklinde konuştu
Boğulanların çoğu misafirler
Arslan, Bartın’daki plaj ve denizlerde boğulma tehlikesi geçirenlerin önemli bir bölümünün il dışından gelenler olduğunu da ifade ederek, “Ilimizde yaşanan boğulma vakalarının büyük bölümü ilimiz dışından gelen misafirlerimizin yaşadığı görülmektedir. Denize girmeden gitmeme anlayışı boğulma tehlikelerinin sayılarını arttırdığı gibi vahim sonuçları da beraberinde getirmektedir. Bu konuda misafirlerimizin daha dikkatli olmalarını istirham ediyorum” ifadelerini kullandı
112 çağrısı
Arslan, uyarı mesajının son bölümünde ise boğulma tehlikesine şahit olanların yapması gerekenler konusunda ise, “Herhangi bir boğulma tehlikesine tanık olan vatandaşlarımızın cankurtaranlarımızdan yardım istememiz ve yüz on iki acil çağrı merkezini aramaları gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Unutmayalım ki alacağımız basit bir önlem bir hayatı kurtarabilir. Tüm misafirlerimizin ve hemşerilerimizin bu uyarılarımızı kendi can güvenlikleri için dikkat almalarını rica ediyor sağlıklı ve mutlu tatiller diliyorum” diye konuştu
]]>Mevsim normallerinin üzerinde seyir eden hava sıcaklığı üzerine Bartın’daki sahil ve plajlarda yoğunluk arttı. Hafta sonunda aşırı kalabalığın yaşandığı plajlarda boğulma vakaları da arttı. Hafta sonunda 67 kişinin boğulma vakasının yaşandığı Bartın’da Vali Nurtaç Arslan yayımladığı videolu mesaj ile insanları uyardı.
Karadeniz’de fırtına, dalga ve çeken akıntıların yaşandığını hatırlatan Vali Arslan, böyle durumlarda alınan önlemlere uyulması için çağrıda bulunarak, “Tüm ülkemizde olduğu gibi ilimizde de mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarına bağlı olarak vatandaşlarımızın hem keyifli vakit geçirme hem de serinleme ihtiyacı ile birlikte deniz, göl ve Nehir gibi su kaynaklarının olduğu kesimlerimizde özellikle hafta sonları büyük bir yoğunluk yaşanmaktadır. Denizlerimizde fırtına, dalga ve özellikle de çeken akıntının etkili olduğu zamanlarda tatilcilerimiz, plajlarımızda alınan önlemlere yapılan uyarılara riayet etmedikleri için boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Maalesef yapılan uyarılara ve alınan önlemlere rağmen geçtiğimiz hafta sonu ilimizde altmış yedi vatandaşımız boğulma tehlikesi yaşamış bir vatandaşımız hayatını Kaybetmiştir” dedi.
Vatandaşların dikkat etmesi gerekenler
Kamu kurum ve kuruluşlarının aldığı önlemlere uyulmasını isteyen Vali Arslan, mesajında vatandaşların dikkat etmesi gerekenler konusunda da hatırlatma yaptı. Arslan, “Bu tür trajik olayların önüne geçmek, tatilimizin hüzne dönüşmesini önlemek için hepimize bazı görev ve sorumluluklar düşmektedir. Öncelikle güvenli yüzme alanlarının belirlenmesi ve bu alanlarda cankurtaran hizmetlerinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Valiliğimiz koordinesinde kolluk birimlerimiz, il özel idaremiz ve belediyelerimizce bu konuda gerekli adımları atarak halkımızın güvenliğini en üst düzeyde sağlamaktayız. Vatandaşlarımızın da tatil süreleri boyunca herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmamaları için can Bulunduğu plajları tercih etmeleri çocuklarını denizde sürekli gözetim altında tutmaları ve tehlikeli bölgelerde yüzmelerine izin vermemeleri plajlardaki uyarı levhalarına ve yapılan sözlü uyarılara dikkat etmeleri hava şartlarını göz önünde bulundurmaları, valiliğimiz sosyal medya hesaplarından ve yerel basından yapılan uyarıları da dikkate almaları büyük önem arz etmektedir” şeklinde konuştu
Boğulanların çoğu misafirler
Arslan, Bartın’daki plaj ve denizlerde boğulma tehlikesi geçirenlerin önemli bir bölümünün il dışından gelenler olduğunu da ifade ederek, “Ilimizde yaşanan boğulma vakalarının büyük bölümü ilimiz dışından gelen misafirlerimizin yaşadığı görülmektedir. Denize girmeden gitmeme anlayışı boğulma tehlikelerinin sayılarını arttırdığı gibi vahim sonuçları da beraberinde getirmektedir. Bu konuda misafirlerimizin daha dikkatli olmalarını istirham ediyorum” ifadelerini kullandı
112 çağrısı
Arslan, uyarı mesajının son bölümünde ise boğulma tehlikesine şahit olanların yapması gerekenler konusunda ise, “Herhangi bir boğulma tehlikesine tanık olan vatandaşlarımızın cankurtaranlarımızdan yardım istememiz ve yüz on iki acil çağrı merkezini aramaları gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Unutmayalım ki alacağımız basit bir önlem bir hayatı kurtarabilir. Tüm misafirlerimizin ve hemşerilerimizin bu uyarılarımızı kendi can güvenlikleri için dikkat almalarını rica ediyor sağlıklı ve mutlu tatiller diliyorum” diye konuştu. – BARTIN
]]>Hollanda’nın Lahey kentinde, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Uluslararası Adalet Divanı’ndan, İsrail’in Refah’ta başlattığı saldırıların, Gazzelilerin haklarını telafisi mümkün olmayan şekilde zarara uğrattığı gerekçesiyle talep ettiği yeni tedbirlere ilişkin talebiyle ilgili karar açıklandı. Karar şöyle:
“Mahkemenin tedbir talebinde ve tedbir kararında değişiklik yapabilmesi için mevcut durumdaki değişikliğin Mahkeme’nin önceki 28 Mart 2024 tarihli emrine uygun olup olmadığı ve durumun değişip değişmediğini ortaya koyması gerekir. Eğer Mahkeme durumun değiştiğine ve tedbir kararının verildiği tarihten sonra durumun değiştiğine hükmederse böyle bir değişikliğin önceki tedbir kararının değişikliğe uygun olup olmadığını değerlendirebilir.
Mahkeme, 26 Ocak’taki kararda İsrail’in 7 Ekim saldırısından sonra başlattığı askeri operasyonda çok sayıda ölüm ve yaralanmaya yol açtığı ve yerleşim yerlerinin imha edilmesiyle çok büyük miktarda nüfusun evlerinden ayrılmak zorunda kaldığı ve sivil altyapıya çok büyük zarar verildiğini belirtmişti. Taraflara 16 Şubat’ta yapılan tebliğde Mahkeme, BM Genel Sekreteri’nin kararı doğrultusunda Gazze Şeridi’ndeki ve özellikle Refah’taki gelişmelerin halihazırda insani bir kabus olan durumun daha da kötüye gitme ihtimalini barındırdığını ifade etti. Mahkeme, 28 Mart 2024 tarihindeki kararıyla birlikte Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin yaşam koşullarının Ocak 2024’ten bu yana kötüye gittiğini gözlemlemiştir. Özellikle de süregelen gıda ve temel ihtiyaçların yoksunluğu sebebiyle Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin yaşam koşullarının kötüleştiğini gözlemlemiştir. Ocak 2024’te belirtildiği gibi, Gazze Şeridi’ndeki insani koşulların da daha kötüye gitme riskini taşıdığını gözlemlenmiştir.
“Mayıs 2024 itibariyle 800 bin insan Refah’tan göçmek zorunda kaldı”
İsrail’in Refah’ta başlattığı askeri operasyon hala devam etmektedir. Bu operasyon sonrasında yeni tahliye emirleri gelmiştir. Bunların sonucunda BM raporlar doğrultusunda, Mayıs 2024 itibariyle yaklaşık 800 bin insanın Refah’tan göçmek durumunda kaldığını görüyoruz.
Mayıs 2024’te 1,2 milyon Filistinlinin yaklaşık olarak yarısının Refah’ta kadınlar ve çocuklardan oluştuğu ifade edilmiştir. Hayatta kalabilmek için kalan tek tük insani altyapıların ise yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtilmiştir.
“İsrail’in aldığını ifade ettiği önlemler, yetersiz”
Mahkeme, tahliye çabalarını ve bununla ilgili İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki sivillerin hayatını korumaya yönelik almış olduğunu ifade ettiği önlemlerin ve Refah’taki Gazzelilerin tahliye sürecinde aldığını iddia etmiş olduğu önlemlerin yeterli olmadığını değerlendirmektedir. Refah’taki askeri operasyonlar kapsamında İsrail’in aldığı önlemlerin yeterli olmadığını gözlemliyoruz.
Mahkeme, İsrail’in Filistinlilerin tahliyesindeki güvenliği sağlamaya yönelik yeterince bilgi iletmemiş olduğunu gözlemlemiştir. Yeterli sayıda gıda, su, ilaç ve barınak kaynaklarının 800 bin Filistinliye ulaştırılmadığını gözlemlemiştir. Dolayısıyla Mahkeme İsrail’in yeterince önlem almamış olduğunu görmektedir. Daha önce belirttiğimiz geçici önlemler ve kararlar doğrultusunda, Ocak ve Mart 2024 tarihlerindeki kararlarımız neticesinde mevcut durumun İsrail’in askeri operasyonu sebebiyle daha büyük bir geri dönülemez riskler getirdiğini görüyoruz.
“İsrail derhal askeri operasyonuna son vermeli”
Mart 2024 tarihindeki kararımızı değiştirmek durumunda olduğumuzu görüyoruz. 75’nci Madde’nin ikinci paragrafı doğrultusunda söz konusu önlemlere ilişkin Mahkeme alınan önlemlerin yeterli olmadığı ve Güney Afrika tarafından talep edilmiş geçici önlemlerin değerlendirilmesi neticesinde mevcut durum dikkate alındığında talep edilenlerin yeterli olmadığını gözlemledik. Mahkeme Soykırım Sözleşmesi kapsamında İsrail’in derhal askeri operasyonunu sonlandırması durumunda olduğunu ve Refah’taki tüm Filistinlilerin hayatlarını tehlikeye atabilecek askeri operasyonlarını derhal durdurması gerektiğine karar vermiştir. Mahkeme Ocak 2024 tarihinde İsrail’in derhal etkin kararlar almasını ve alacağı önlemlerle birlikte yıkımın önüne geçmesini istemiştir.
“İsrail’in bir ay içinde Mahkeme’ye rapor sunması gerekmektedir”
Mahkeme, Mart 2024 tarihli kararında acil ihtiyaçların ve insanların koşulsuz ve kesintisiz bir şekilde ulaşması için sınır kapılarının açılmasına karar vermiştir. Mahkeme, İsrail’in bir rapor sunması gerektiğine karar vermiştir ve İsrail’in bugün itibariyle bir ay içerisinde tebdirlere uyduğunu belirten raporu hazırlayıp Mahkeme’ye sunması gerekmektedir. Bu rapor sonrasında Güney Afrika’ya iletilecektir.
Mahkeme, rehinelerin koşulsuz bir şekilde serbest bırakılmasını talep etmektedir. Bu sebeplerden dolayı Mahkeme, 13’e 2 oy ile 26 Ocak 2024 ve 28 Mart 2024 tarihindeki geçici önlemlerin acil bir şekilde derhal uygulanmasını talep etmektedir.
“Refah Sınır Kapısı açık tutulmalı”
Mahkeme 13 oya karşı 2 oy ile İsrail’in Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi yükümlülükleri doğrultusunda ve Refah’taki sivillerin yaşam koşullarının kötüleşmesi göz önünde bulundurulduğunda, derhal askeri operasyonuna son vermesi, Refah’taki operasyonlarına son vermesi ve Refah ile Gazze’deki insanların hayatlarını tehlikeye atacak herhangi bir eylemi durdurmasını talep etmektedir. Mahkeme, 13 oya 2 oy ile Refah Sınır Kapısı’nın açık tutulmasını ve insani yardımların iletilebilmesini talep etmektedir.”
]]>İsrail’e göre Refah saldırısı, rehineleri ve militanları Gazze’den kaçırmak için kullanılabilecek tünel sistemlerine sahip olan Hamas’ı yenmenin anahtarı.
İsrail, Refah’a yönelik saldırılarının durdurulması ve sivillerin korunması konusunda acil ek önlem talebiyle Uluslararası Adalet Divanı’na başvuran Güney Afrika’nın iddialarına yanıt verdi.
İsrail savunmasında neler söyledi?
Lahey’deki Uluslararası Barış Sarayı’nda Cuma sabahı yapılan duruşmada, İsrail adına Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuktan Sorumlu Başsavcı Yardımcısı Gilad Noam ile Dışişleri Bakanlığı Baş Hukuk Danışman Yardımcısı Tamar Kaplan Tourgeman sözlü savunma yaptı.
Başsavcı yardımcısı Gilad Noam, Güney Afrika’nın, İsrail hakkında soykırım suçlamasıyla açtığı davanın “gerçeklerden ve koşullardan tamamen kopuk” olduğunu savundu.
İsrailli yetkili, ülkesi hakkındaki davanın, “iğrenç soykırım suçlaması nedeniyle alay konusu olduğunu” söyledi.
Güney Afrika’yı Hamas kaynaklarına dayanan yalan bilgileri mahkemeye sunmakla suçlayan Noam, İsrail’in Refah’tan çekilmesini sağlamaya yönelik ek tedbir talebinin “Hamas’ı yenilgiden korumak için yapıldığını” öne sürdü.
İsrailli temsilci, “Güney Afrika yenildiğini görmek istemediği müttefiki Hamas için askeri avantaj sağlamak istiyor. Güney Afrika gerçekle, hukuk veya adaletle ilgilenmiyor” dedi.
Güney Afrika heyeti, Noam’ın bu suçlamalarına tepki gösterdi.
Noam, İsrail’in istemediği ve başlatmadığı bir savaşa girdiğini savunarak, “İsrail milletini ve vatandaşlarını savunuyor. İsrail sivillerin korunmasını sağlamak için gayretle çalışırken, Hamas da onları tehlikeye atmaya çalıştı” dedi.
Gazze’de savaşın sürdüğünü ancak soykırım yapılmadığını söyleyen Noam, İsrail makamlarının hiçbir yasa dışı davranış politikası bulunmadığını savundu.
Noam, İsrailli protestocuların yardımı engellemesine ülkesine bağlı kolluk kuvvetlerinin karşı harekete geçerek, yardım kamyonlarının geçişini sağladığını söyledi.
Uluslararası Adalet Divanı’ndan, Güney Afrika’nın istediği tüm geçici önlem taleplerinin reddedilmesini isteyen Noam, İsrail’e Gazze’den çekilme emri verilmemesi gerektiğini savundu.
İsrailli temsilci, böyle bir kararın, İsrail’in uluslararası hukuk kapsamındaki haklarından mahrum kalmasına yıl açacağını ve Uluslararası Soykırım Sözleşmesini’nin “kalkan yerine kılıca çevrileceğini” öne sürdü.
Daha sonra söz alan İsrail Dışişleri Bakanlığı hukuk uzmanı Tamar Kaplan Tourgeman da, ülkesinin Filistinlilere yönelik yardımları engellemediğini söyledi.
Tourgeman, hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin çektiği acıların sorumlusunun Hamas olduğunu savundu.
Tourgeman, Güney Afrika’yı “soykırım niyetini açıkça ortaya koymak” amacıyla İsrailli liderlerin yaptığı açıklamaları çarpıtmakla suçladı.
İsraillilere ‘yalancılar’ diye bağıran kadın dışarı çıkarıldı
Tourgeman’ın sözlü savunması sırasında mahkeme salonundan bir kadın “yalancılar” diye bağırdı. Protestocu kadın, güvenlik görevlileri tarafından salından çıkarıldı.
İsrail tarafı 2 saatlik sözlü savunma hakkının 90 dakikasını kullandı. Buna gerekçe olarak, kısa sürede yapılan dava çağrısı gösterildi.
İsrail heyeti, kısa ihbar süresi nedeniyle duruşmaya yeterince hazırlanamadıklarını belirterek, bunun hayal kırıklığı yarattığını söyledi.
İsrailli temsilci Gilad Noam, mahkemenin kendilerini Pazartesi günü bilgilendirildiğini, kısa ihbar süresi nedeniyle İsrail’in üst düzey hukuk danışmanlarının birçoğunun Lahey’e gelemediğini vurguladı.
İsrail’in duruşmanın 1 hafta sonraya ertelenmesini istediği ancak Uluslarası Adalet Divanı’nın bu talebi kabul etmediği belirtildi.
Güney Afrika’nın Refah saldırısı nedeniyle ivedi ek önlem talebiyle yaptığı başvuru, uluslararası mahkeme tarafından oldukça kısa bir sürede işleme alındı.
Lahey’deki duruşma sırasında bir grup İsrailli gösterici, mahkeme önünde, Hamas’ın elindeki rehinlerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Neler olmuştu?
Uluslararası Adalet Divanı, 28 Mart’ta İsrail’in insani yardım konusunda gerekli ve etkin önlemleri bir an önce alması gerektiğine karar vermişti.
Güney Afrika, İsrail’in Refah’a yönelik saldırılar üzerine, Lahey’deki mahkemeye başvurarak saldırıların sona erdirilmesi ve sivillerin korunması için yeniden acil önlem talebinde bulundu.
Güney Afrika’nın başvurusunda, “Filistin halkının Soykırım Sözleşmesi kapsamında sahip olduğu hakların daha ciddi ve telafisi mümkün olmayan zararlara uğramasını önlemek” için acil geçici önlemlerin alınması istendi.
BM’ye göre, İsrail’in saldırıları nedeniyle 6 Mayıs’tan bu yana Refah’tan yaklaşık 600 bin kişi kaçmak zorunda kaldı.
Uluslararası yardım kuruluşları, bölgede sivillere yönelik koşulların giderek daha da kötüleştiği uyarısında bulunuyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın kararları bağlayıcı ve temyiz edilemiyor. Ancak mahkemenin kararları uygulama gücü olmadığı için bu konuda sıkıntılar yaşanabiliyor.
Güney Afrika’nın acil ek önlem talebi, soykırım gerekçesiyle açılan davadan farklı.
Uluslararası Adalet Divanı’nın esastan görüşmeyi kabul ettiği soykırım davasının ise uzun yıllar sürmesi bekleniyor.
Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasına Nikaragua ve Kolombiya’nın ardından Libya da resmen müdahil oldu.
Libya, davaya katılma başvurusu yapan ilk Müslüman ülke.
Türkiye ve Mısır da, davaya müdahil olma kararı aldıklarını açıklamıştı.
]]>(ANKARA) CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz, Tokat’ın Sulusaray ilçesinde meydana gelen deprem sonrası depremden etkilenen köyleri ziyaret ederek, bölge halkının eksiklerini ve meydana gelen hasarı inceledi. Deprem konusunda TBMM’de yaptıkları çalışmaları hatırlatan Durmaz, “5 yıllık deprem seferberliği planı önermiştik. Deprem kapımıza dayandı hala önlem planı yok” dedi.
CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz, dün Tokat’ın Sulusaray ilçesinde meydana gelen 5.6 büyüklüğündeki deprem sonrası depremden etkilenen köyleri ziyaret ederek yurttaşların durumlarıyla ilgili bilgi aldı. Durmaz, TBMM’de deprem konusuna defalarca dikkat çektiklerini ancak gereken önlemlerin alınmadığını söyledi.
“TOKAT’IN DEPREM RİSKİ DEVAM EDİYOR”
Kadim Durmaz, şunları söyledi:
“Olası depremler için acil önlemler alınmazsa bedeli çok ağır olacak. Türkiye’de 18 şehir, 80 ilçe ve 502 köy aktif fay hatları üzerinde bulunuyor. Deprem bu ülkenin gerçeği iken, hiçbir önlem alınmaması, binaların yapım aşamasında mütteahhitlerin vicdanına ve ranta prim verilmesi bugünkü sonuçları doğurdu. Doğru bir deprem yönetimi ağır sonuçların ortaya çıkmasına engel olacaktır. Tokat’ın deprem riski devam ediyor. Tokat; Kelkit Vadisi Türkiye’de depremlerin yoğun yaşandığı bölgelerden biri hatta en önemlisi Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerindedir. Kelkit havzasında yer alan Tokat ve ilçeleri son 2000 yılda en az 30 depremle sarsılmış, en acılarını ise 1939, 1942 ve 1943’de yaşamış, taş üstünde taş kalmamış, şehirler haritadan silinmiştir. Deprem için ne gibi önlemler alındı, binalara hasar tespiti yapıldı mı sorularını defalarca sorduk. TBMM’de Tokat’ın depremselliğinin araştırılması için komisyon kurulmasını istedik. ‘Önlem alınmaz ise ağır bedeller ödeyeceğiz’ dedik. Ülkemiz de ilimiz de ne yazık ki depreme hazırlıklı değil. Daha önce deprem seferberliği çağrısı yapmıştık, bu seferberlik çağrısını yineliyorum; Tokat’ı maden projelerinin talanına terk edersek, deprem gerçeğini kabul etmeyip doğamıza sahip çıkmazsak, kent politikasını insan ve yaşam odaklı yürütmezsek depremler can almaya devam eder. Şeffaflık, adalet, eşitlik ilkesi ile deprem gerçeği araştırılmalı, deprem için toplanan her bir kuruşun hesabı verilmeli ve deprem için toplanan vergiler deprem önlemleri için harcanmalı.”
“YERLEŞİM ALANLARI GÖZDEN GEÇİRİLMELİ”
Durmaz, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu’nun hazırladığı 15 Mart 2021 tarihli ‘Fay Üzerinde Yaşayan Kentlerimiz: Tokat Raporu’na dikkat çekti. Durmaz, şunları ifade etti:
“Tokat kent merkezi dahil Pazar, Almus, Reşadiye, Niksar ve Erbaa ilçeleri ile onlarca köy ve beldemiz ile Kelkit Çayı üzerinde inşa edilen hidroelektrik santralleri (HES)’nin fay zonu üzerinde veya çok yakınında bulunmaktadır. Mevzu bahis raporda Tokat’ın büyük ölçüde ortasından geçen Behzat deresinin çökeltmiş olduğu alüvyon bir zemin üzerine oturmakta olduğu, deprem dalgalarının bu tür zayıf zeminler tarafından büyütülerek binalara iletildiği bilgisine dikkat çekilmektedir. Tokat gibi deprem kuşağında yer alan kentlerimize ilişkin bilgilendirmelerin etkin yapılması, yerel ve merkezi otoritelerin bu yönde kapsayıcı adımlar atması, deprem risklerinin topluma ve ilgililere doğru anlatılması büyük önem arz etmektedir. Bu anlamda doğal ve tarihsel yapısıyla göz bebeğimiz olan, bilhassa tarihin birçok döneminde depremlerden zarar görmüş Tokat gibi kentlerimizin, deprem zararlarından etkilenmesinin önlenmesi amacıyla bir dizi çalışmanın acilen hayata geçirilmesi gerekmektedir. Tokat Valiliği ve Tokat Belediyelerine büyük sorumluluk düşmektedir. Bu kapsamda da başta merkezi hükümet olmak üzere Tokat Valiliği ve Tokat Belediyelerine büyük sorumluluk düşmektedir. Başta diri fayların yerinin yerleşime uygunluk açısından hassas olarak uluslararası ölçütlere göre belirlenme çalışmalarının ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmekte, akabinde de Tokat’ta birçok yerleşim alanının uygunluğunun gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmalar yürütülürken ilgili STK ve devlet kuruluşlarının da sorumluluk alması beklenmektedir. “
]]>
Kaza, sabah saat 10.30 sıralarında Adapazarı ilçesi Şirinevler Mahallesi Adnan Menderes Caddesi üzerinde Ormanpark önünde bulunan yaya geçidinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Adapazarı istikametinde ilerlemekte olan kadın sürücü S.K. kontrolündeki 54 SA 697 plakalı Volkswagen marka otomobil, yaya geçidinden yolun karşısına geçmek isteyen 23 yaşındaki Sena E.’ye çarptı. Çarpmanın etkisi ile metrelerce yükseğe savrulan genç kadın, kanlar içerisinde kaldı. Çevredeki vatandaşların yardım için bölgeye koştuğu kazanın haber verilmesi üzerine adrese sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerine ulaşan sağlık ekiplerince ilk müdahalesi yapılan yaralı kadın Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar olduğu öğrenilen genç kadının hastanedeki tedavisinin devam ettiği öğrenilirken kazaya ilişkin inceleme başlatıldı.
Korkunç kaza kamerada: Koşmaya başladı ama kaçamadı
Öte yandan, kaza anı ise cadde üzerinde bulunan bir işletmenin güvenlik kamerasınca saniye saniye kaydedildi. Görüntülerde, genç kadının yaya geçidinden karşıya geçmeye çalıştığı esnada hızla gelen otomobili fark ettiği son anda koşmaya başlaması ancak otomobilin kadına çarpması yer aldı. Çarpmanın şiddeti ile yayanın metrelerce yükselerek yere savrulduğu ve otomobil sürücüsünün ise araçtan inerek şoka girdiği, çevredeki vatandaşların da kaza yerine koştuğu anlar da görüntülere yansıdı.
“Burada sürekli kaza oluyor, bu kaçıncı bilmiyorum”
Yaşanan olayı anlatan işletme sahibi Bayram Budak, “İş yerinde içeride çalıştığımız esnada gelen kaza sesi üzerine dışarıya çıktık. Çünkü bu kazalara maalesef alıştık ve bıktık. Burada sürekli kaza oluyor ve bu kaçıncı kaza bilmiyorum. Maalesef yaya geçidinde çok fazla yayaya çarpıyor araçlar. Kaza sesini duyunca hemen refleks olarak dışarıya çıktım ve o esnada yaralının maalesef ağzından, burnundan kan geldiğini gördüm. Durumu 112’e bildirdim, nabzını kontrol ettik ve yaralı kadına sorular sorarak bilincini açık tutmaya çalıştık. Öncesinde tepki vermedi ve korktuk. Hastane yakın tek tesellimiz o hemen olay yerine ambulans geldi, müdahalede bulundular” dedi.
“Bir önlem alındı ama yetersiz kalıyor”
Birçok kazanın meydana geldiği bölgede önlem alındığını ancak bu önlemlerin yetersiz kaldığını aktaran Budak, “Buradaki kazalar için bir önlem alındı, bazı değişiklikler yapıldı ama yetmiyor. En önemli etken, minibüslerin durağı ve o durak yaya geçidini kapattığı için yayalar sıkıntı yaşayabiliyor. Benim önerim; bu durağın belli bir mesafede ileriye taşınması ve minibüslere cep yapılması. Daha öncesinde üst geçidi dile getirdik farklı bir önlem alındı bu önlem kazaları azalttı eskiden daha fazlaydı ama yine de araçlar durmuyor. Ambulans yolu ve bu sebeple ışıkta konulmuyor buraya. Bence bir üst geçit veya minibüslere bir cep yapılması buradaki kazaları bitirecek gibi duruyor” diye konuştu.
“Güvenlik kamerası çok ürkütücü, metrelerce havaya uçmuş”
Kadının metrelerce havaya savrulduğunu aktaran Budak, “Olayın şoku ile yardım ettim ama güvenlik kamerası çok ürkütücü, metrelerce havaya uçmuş ve sürüklenmiş. Arabanın ön camı patlamıştı, ciddi bir kaza. Yaklaşık 15-20 metre sürüklenmiş yaya. Bu duruma artık söyleyecek bir söz bulamıyoruz” şeklinde konuştu. – SAKARYA
]]>Lahey’deki uluslararası mahkeme, Güney Afrika’nın İsrail hakkında açtığı soykırım davası kapsamında, 6 Mart’ta yaptığı Gazze için ek tedbir talebini kabul etti.
Uluslararası Adalet Divanı’nın Perşembe günü açıklanan ara kararında, “Gazze’deki feci yaşam koşullarının” 26 Ocak’ta verilen ara karardan bu yana daha da kötüleştiği vurgulandı.
İsrail’in operasyonları nedeniyle Filistinlilerin gıda ve diğer temel ihtiyaçlardan yaygın biçimde mahrum bırakıldığını vurgulayan mahkemenin kararında, “Gazze’deki Filistinliler artık kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya değil, bu kıtlık başlıyor” dendi.
Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslarası Adalet Divanı’na göre 26 Ocak’ta alınan geçici önlemler, artık bugünkü koşullar için yeterli değil.
Mahkeme, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin açtığı dava kapsamında, 26 Ocak’ta aldığı ara kararda İsrail’in Gazze’deki soykırımı önlemek için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini bildirmişti.
Uluslararası Adalet Divanı ayrıca İsrail hükümetinin herhangi bir suça ilişkin kanıtları korumak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğine de hükmetmişti.
Güney Afrika Cumhuriyeti, Gazze’de durumun giderek kötüleştiği gerekçesiyle 6 Mart’ta uluslararası mahkemeye başvurarak ek önlem talebinde bulundu.
İsrail, 15 Mart’ta Uluslararası Adalet Divanı’ndaki bu başvuruya ilişkin yanıtında, Güney Afrika’nın iddialarını “maddi ve hukuki açıdan tamamen temelsiz” diye değerlendirdi.
İsrail’in yanıtında, Güney Afrika’nın hem BM Soykırım Sözleşmesi’ni hem de mahkemeyi kötüye kullandığı öne sürüldü.
Ancak Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın Gazze’deki son duruma ilişkin kaygılarını yerinde buldu.
Uluslararası mahkeme, 2’ye karşı 14 oyla, içinde bulunan durumun Gazze için yeni önlemlerin alınmasını meşrulaştırdığına karar verdi.
Uluslararası Adalet Divanı’nın “bağlayıcı etkiye sahip” kararında, İsrail’in BM ile koordineli bir biçimde Gazze’ye insani yardım konusunda gerekli ve etkili önlemleri bir an önce alması gerektiği vurgulandı.
İsrail’e, Lahey’e bilgi vermesi için bir ay süre verildi
Mahkeme, İsrail’in BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne ilişkin yükümlülüklerinin yanı sıra, Gazze’deki Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı kıtlık ve açlığa karşı da önem alması gerektiğine hükmetti.
Uluslarası Adalet Divanı kararında, BM ile işbirliği halinde engelsiz bir şekilde gıda, su da dahil olmak üzere acil ihtiyaç duyulan elektrik, yakıt, barınma, giyim, hijyen gibi temel hizmetlerin ve insani yardımın sağlanması istendi.
Mahkeme, Gazze’deki Filistinlilere tıbbi malzeme ve tıbbi bakımı da kapsayacak bu kapıların kapasitesinin arttırılması ve açık tutulması gerektiğine de karar verdi.
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in en geç bir ay içinde alınan önlemler konusunda Lahey’e bilgi vermesini de kararlaştırdı.
BM’ye göre, İsrail’in yalnızca sınırlı miktarda yardım gönderilmesine izin vermesi Gazze’nin kuzeyinde felaket koşullarına yol açıyor.
Filistinli yetkililere göre, bu durum da özellikle çocuklar başta olmak üzere sivil ölümlerini arttırıyor.
Güney Afrika Cumhuriyeti, taraf olduğu BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülükleri kapsamında, “soykırım” suçlamasıyla İsrail aleyhine dava açmıştı.
Uluslararası mahkeme, Ocak ayında başvuruyu esastan görüşmeyi kabul etti. Ancak soykırımın belirlenmesi karmaşık bir süreç gerektirdiği için, davanın uzun yıllar sürebileceği belirtiliyor.
Gazze
]]>İYİ Parti Grubu’nun Bursa’da Kayapa-Yenişehir fay hattının tespit edilmesiyle ilgili alınan önlemlerin ve konuyla ilgili çalışmaların araştırılması amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşülmesi önerisi TBMM Genel Kurulu’na sunuldu. Önergenin gerekçesini açıklayan İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, şunları söyledi:
“BURSA’DA ÇEVRE BAKANLIĞI BAŞTA OLMAK ÜZERE BÜYÜKŞEHİR VE İLÇE BELEDİYELERİ İMAR PLANLARINI REVİZE ETMELİ”
“Bursa’da AFAD’ın da destekleriyle Ankara Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi ve Eskişehir Üniversitesi tarafından aktif faylarla ilgili yapılan araştırmada Yenişehir-Kayapa arasında 95 kilometrelik yeni bir fay hattı bulundu ve bu fay hattının da 7,3 şiddetinde deprem üretebileceği ifade edildi. Bu konudan hareketle Bursa’mızda en son 3 büyük depremden bir tanesi 1850 ve iki tanesi de 1855 yıllarında gerçekleşmiş ve ciddi anlamda yıkıcı olmuşlardır. Tarihsel sürece baktığımızda, özellikle Kuzey Anadolu Fay Hattı, Gemlik’e uzanan hat ve geçmişte İznik de yaşanmış olan çok yıkıcı tarihsel depremleri de dikkate aldığımızda, bu yönüyle Bursa’da çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum.
Marmara yıkılırsa Türkiye özellikle ekonomik ve sosyal olarak çok büyük bir sıkıntı yaşayabilir. Burada, bu yeni keşfedilen fay hattı da dahil olmak üzere, daha önce bilinen fay haritalarının imar planlarına özellikle işlenmesi gerektiğini ve kentleşmenin de, 3 milyon 350 bin nüfusu bulan Bursa’da imar planlarının da bu yönlü yapılması gerektiğini, bu konuda bir araştırma yapılması, işin ehli ve uzmanı kişiler tarafından bu konunun mutlaka irdelenmesi ve başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere Bursa’da büyükşehir belediyesinin ve ilçe belediyelerinin bu yönlü imar planlarını mutlaka revize etmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Saadet Partisi Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Doğan Demir de şunları dile getirdi:
“GEMLİK’TE YENİ İMAR VE İSKAN VERİLMEMELİDİR”
“Uzmanlara göre yeni keşfedilen fay da tıpkı mevcut fay gibi maalesef şehrin ortasında yer alıyor. Dahası da bu yeni fayın Bursa Şehir Hastanesi ve stadyuma çok yakın bir konumdan geçtiği belirlenmiştir. Olası bir büyük depremde bu hastane nasıl hizmet verecek, kimsenin bir kaygısı yok mu? Asıl beka meselesi budur; deprem riski ve bu riske karşı depreme dirençsiz kentlere sahip oluşumuzdur. Deprem riskiyle ilgili maalesef hala günlük çözümler peşindeyiz, bu işin asıl çözümünü görmezden geliyoruz. Bütün gücümüzü, enerjimizi ve çabamızı depreme dirençli kentleri inşa etmek için, inşa edilmiş olanları da depreme dirençli hale getirebilmek için kullanmalıyız. Kentlerimizi, köylerimizi depreme dirençli hale getirmekten başka bir çaremiz yok.”
DEM Parti Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Celal Fırat da şunları ifade etti:
“BİLİM İNSANLARININ HER GÜN ÇIĞLIKLA BAĞIRARAK İSTANBUL’DA OLMASI BEKLENEN DEPREMİN GELDİĞİNİ SÖYLEMESİNE RAĞMEN BIR ÖNLEM ALINMIYOR”
“Marmara’da olası bir depremin her an gerçekleşebileceği ve depremin şiddetinin 7 ile 8 arasında olabileceği ifade edilmektedir. Deprem bilimcilerin hazırladığı Marmara Bölgesi’nde yer alan İstanbul’un deprem risk haritasına bakıldığında ise fay hatlarına yakınlığa göre birinci derece riskli ilçeler arasında, Avrupa yakasında ve Anadolu yakasında birçok ilçenin ve milyonlarca insanın etkileneceğini hepimiz görüyoruz. Bilim insanlarının her gün çığlıkla bağırarak İstanbul’da olması beklenen depremin geldiğini söylemesine rağmen bir önlem alınmıyor. Marmara özelinde İstanbul’da deprem riski yüksek konutların sayısının kaç olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bilim insanlarınca İstanbul’un deprem riski uyarıları doğrultusunda somut ne gibi önlemler alındığı bilinmemektedir. Marmara Bölgesi’nde bulunan hem İstanbul’da hem de Bursa’da keşfedilen fay hatlarıyla ilgili önlemler alınması gerektiği için bu araştırma önergesini destekliyoruz.”
CHP Grubu adına konuşan Karabük Milletvekili Cevdet Akay da şunları söyledi:
“DEPREM RİSKİ OLAN YERLERE AFAD’IN BU DESTEĞİ, ÖZEL HESABINDAN AKTARMASI GEREKİR”
“Biz bir çalıştay yaptık, Naci Görür hocamızı Karabük’e davet etmiştik. Karabük’te de bu çalıştay neticesinde bir fay hattının olduğunu öğrendik, 35 kilometrelik bir fay hattı var. Bu fay hattı, hakikaten Karabük bölgesini, birinci derecedeki deprem bölgesiyle ilgili nüfusun yüzde 93’ünü ilgilendiriyor. Dolayısıyla bu bölgedeki depremle ilgili önlemlerin de alınması, bu fay hatlarının, bu paleosismolojik yapısının daha doğrusu mutlaka araştırılması gerekiyor, AFAD’ın buraya ödenek ayırması gerekiyor ve bu çalışmalar neticesinde de depremle ilgili önlemlerin alınması gerekiyor. AFAD’a 1 trilyon 28 milyarlık deprem bütçesi içerisinden 671 milyar ayrıldı fakat bu yeterli değil. Bir özel hesabı var AFAD’ın ayrıca bütçe dışında, Sayıştay denetimine de tabi değil, buradan çok ciddi harcamalar yapılıyor. Başta Bursa olmak üzere, Erzincan, Karabük ve Türkiye’nin bütün bölgelerindeki deprem riski olan yerlere AFAD’ın bu desteği, bu paraları aktarması gerekir. Bu platformun da ödenek tutarlarının artırılması, bu bölgedeki çalışmaların süratle yapılması gerekir.”
İYİ Parti Grubunun önerisi AKP ve MHP millevekillerinin oylarıyla reddedildi.
]]>Lahey’deki mahkeme, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 12 Şubat’ta yaptığı, İsrail’in Refah’taki uygulamalarının durdurulması için acil ek önlem talebine ilişkin bir açıklama yaptı.
Uluslararası Adalet Divanı, 26 Ocak’ta verdiği kararda, İsrail’in Gazze’deki soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.
Mahkeme yaptığı son açıklamasında bu kararın Refah için de geçerli olduğunu vurgulayarak geçici ek önlemlere gerek olmadığını bildirdi.
Uluslararası mahkemeden yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Gazze Şeridi’nde ve özellikle Refah’ta yaşanan son gelişmelerin “zaten bir insani kabus olan durumu katlanarak artıracağı ve bölgesel sonuçlar doğuracağı” görüşü anımsatıldı.
Açıklamada, “Bu tehlikeli durum, mahkemenin 26 Ocak 2024 tarihli kararında belirttiği ve Refah dahil Gazze Şeridi’nin tamamında geçerli olan geçici tedbirlerin derhal ve etkili bir şekilde uygulanmasını gerektirmektedir” dendi.
Uluslarası Adalet Divanı’na göre bu nedenle yeni ilave geçici önlemlerin belirlenmesine gerek yok.
Mahkeme, İsrail’in, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin güvenliğini sağlamak da dahil olmak üzere, BM Soykırım Sözleşmesi ve Uluslararası Adalet Divanı kararı kapsamındaki sorumluluklarına tam olarak uymakla yükümlü olduğunun altını çizdi.
İsrail hakkında Gazze’de soykırım yaptığı gerekçesiyle dava açan Güney Afrika, geçen Salı günü de Refah’taki duruma ilişkin acil ek önlem talebinde bulunmuştu.
Güney Afrika’nın başvurusunda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, “Tam zafere ulaşana kadar savaşacağız” açıklaması anımsatılarak Refah’taki askeri operasyon hazırlıklarına işaret edildi.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin avukatları, normalde 280 bin Filistinliye ev sahipliği yapan Refah’ın, şu anda Gazze nüfusunun yarısından fazlasını barındırdığın belirterek yarısı kadın ve çocuk olmak üzere 1,4 milyon kişinin zor koşullarda yaşadığını bildirdi.
Başvuruda, İsrail tarafından büyük ölçüde tahrip edilen evlerden ve bölgelerden Refah’a kaçan Filistinli nüfusun tahliyesi için hiçbir seçenek bulunmadığı kaydedilerek, “halkın gidecek başka yeri bulunmadığı” vurgulandı.
İsrail ise, Güney Afrika’nın bir kez daha geçici ek önlem talebinde bulunmasını “son derece tuhaf ve uygunsuz bir talep” olarak değerlendirdi.
İsrail, tarafından yapılan açıklamada, “Güney Afrika’nın 29 Aralık 2023 tarihli başvurusunun maddi ve hukuki açıdan tamamen temelsiz, ahlaki açıdan tiksindirici olduğu ve hem Soykırım Sözleşmesi’nin hem de mahkemenin istismarını teşkil ettiği yönündeki ilkeli tutumunu bir kez daha kayda geçirmektedir” görüşüne yer verildi.
Açıklamada, İsrail’in, BM Soykırım Sözleşmesi ve uluslararası insani hukuk da dahil olmak üzere ulusal hukuka riayet etme taahhüdünün geçerli olduğu ve uygulandığı savunuldu.
Uluslararası Adalet Divanı, Güney Afrika’nın soykırım suçlamasıyla açtığı davada, 26 Ocak’ta, İsrail’in Gazze’deki soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.
Mahkeme, İsrail’in, kendisine bağlı güçlerin Gazze’de soykırım yapmayacağını garanti etmesi gerektiğine hükmetmiş, Netanyahu hükümetinin uluslararası yasal yükümlülükleri kapsamında geçici karara uymak için alacağı önlemleri bir ay içinde Lahey’e bildirmesini istemişti.
Uluslarası Adalet Divanı, Hamas’a da elindeki İsrailli rehineleri derhal serbest bırakması çağrısında bulunmuştu.
]]>Konak Belediyesi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’yle işbirliğiyle ilçenin şehrin ortalama sıcaklığından daha yüksek ya da daha düşük sıcaklıklara sahip alanlarını belirleyerek, ısı adaları haritasını çıkarmak için harekete geçti. Küresel ısınmanın dünya çapındaki etkilerinin artık günlük hayatta daha yoğun hissedildiğine dikkat çeken Konak Belediye Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı Abdül Batur, ilçedeki sıkıntılı bölgelerin tespit edileceği ısı adaları haritasına göre hızla önlem alarak gerekli çalışmaları yapacaklarını kaydetti. Konak Belediyesi ile İzmir Katip Çelebi Üniversitesi işbirliğiyle yapılacak çalışmada şehrin ortalama sıcaklığından daha yüksek ya da daha düşük sıcaklıklara sahip alanlar belirlenecek. Çalışma kapsamında son 5 yıla ait, farklı mevsimlerden elde edilen Landsat uydu görüntüleri kullanılacak, İHA uçuşlarıyla yersel ölçümler yapılacak. Detaylı yüzey sıcaklık verisi elde edilerek, yüzey sıcaklığı haritaları hazırlanacak. Elde edilecek verilerle kentin ısı adaları haritası oluşturulurken, alanlardaki ısınma ya da soğuma nedenleri etmenleriyle birlikte ortaya konulacak. Çalışma, yapılması gereken stratejik planlamalar ve yatırımlar ile geliştirilebilecek projeleri kapsayan alternatif çözüm önerilerini de içerecek. Çalışma kapsamında yenilikçi teknolojiler, çok disiplinli yaklaşımlar ve gelişmiş modelleme tekniklerinin kullanılması ve böylece mevcut uygulamaların ötesinde, önemli bir ilerleme kaydedilmesi hedefleniyor.
BATUR: GEREKLİ TÜM ÇALIŞMALARI YAPACAĞIZ
Birçok medeniyete ev sahipliği yaparak eşsiz bir tarihe sahip olan Konak’ın bugün kentin en canlı bölgelerinden biri olduğuna dikkat çeken Konak Belediye Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı Abdül Batur, “Bu çalışmanın şehrimizin merkezi olan Konak’ta yapılmasının çök önemli olduğuna inanıyoruz. İklim değişikliğinin tüm dünyadaki etkilerini hepimiz yaşıyoruz, günlük hayatımızda yakinen hissediyoruz. Mevsimlerin değiştiğine, hiç şahit olmadığımız kadar şiddetli yağışların afetler yarattığına tanık oluyoruz. Ne yağmurlar normal yağıyor ne sıcaklıklar normal derecelerde. İklim değişikliği ve bilinçsiz şehirleşme en önemli sosyo-ekolojik sorunlardan biri ve yaşam kalitesini de ne yazık ki olumsuz etkiliyor. Kentsel ısı adaları da yarattığı sonuçlardan biri. Şehirlerde ısı adalarını oluşturan en önemli etmenlerden biri yüksek, yoğun binalar, binalarda kullanılan malzemeler ve tabii ki bacalardan, araba egzozlarından yayılan karbon salınımı. Bu çalışmada biz sorunlu yerleri tespit ederek, önlemlerin alınması için hızla harekete geçeceğiz. Çalışma kentimizin durumunu daha net olarak gördüğümüz bir harita sağlarken, neler yapabileceğimize, hangi önlemleri alabileceğimize yönelik bir önlemler paketi de kazandıracak” diye konuştu. Çalışmanın sonuçlarını ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla paylaşacaklarını belirten Batur, “Küresel ısınma ve mevsimlerdeki anormal değişiklikler dünyamızın en büyük sorunu. Hemen harekete geçilmesi çok önemliydi ve biz bu adımı attık. Gerekli tüm çalışmaları yapmaya ve şehrimizdeki yaşam kalitesini artırmaya karalıyız” dedi.
]]>