Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 30 Haziran tarihli finansal tablolarını açıkladı. Bankanın konsolide finansal tablolarına göre, yılın ilk 6 ayında, net karı 44 milyar 589 milyon 810 bin TL oldu. Aktif büyüklüğü 2 trilyon 617 milyar 425 milyon 188 bin TL seviyesinde gerçekleşirken, ekonomiye nakdi ve gayri nakdi krediler aracılığıyla sağladığı destek ise 1 trilyon 981 milyar 600 milyon 187 bin TL oldu. Fonlama bazını dinamik bir şekilde yöneten Garanti BBVA’nın fonlama kaynakları içindeki en büyük ağırlığı yüzde 70 ile müşteri mevduatları oluşturmaya devam etti. Müşteri mevduat tabanı yılın ilk 6 ayında yüzde 14,4 büyüme ile 1 trilyon 833 milyar 789 milyon 635 bin TL oldu. Güçlü sermaye odağını koruyan Bankanın sermaye yeterlilik oranı yüzde 15,2*, özkaynak karlılığı yüzde 34,2, aktif karlılığı ise yüzde 3,7 seviyelerinde gerçekleşti.
Konuyla ilgili bilgi veren Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “2024 yılının ilk yarısı, Türkiye’nin ekonomi yönetiminde sergilediği stratejilerin etkisini belirgin şekilde görmeye başladığımız bir dönem oldu. Rezerv artışları ve kurdaki öngörülebilirlik, Merkez Bankası’nın attığı isabetli adımların olumlu sonuçlarını açıkça yansıtıyor. KKM’den çıkış ve dedolarizasyon süreci, organik bir şekilde gerçekleşmeye başladı. Ekonomimizdeki bu gelişmeler, yabancı derecelendirme kuruluşları tarafından Türkiye’nin hak ettiği yere doğru yapılan not güncellemeleriyle de teyit edildi. Bu durumun pozitif etkisini, yurtdışı borçlanma maliyetlerinde de gözlemlemeye başladık. Önümüzdeki dönemde de not güncellemelerinin devam etmesini ve böylelikle Türkiye’nin daha sağlıklı bir yabancı fonlamaya ulaşacağını öngörüyoruz” dedi.
Recep Baştuğ sözlerini şöyle sürdürdü: “Kurdaki öngörülebilirlik, yabancı yatırımcılardan önemli miktarda para girişine neden oldu. Ancak, şuan ki yabancı para akışı kısa vadeli nitelikte. Önümüzdeki dönemde kısa vadeli yatırımcıların yerini uzun vadeli yatırımcıların alacağı bir süreci öngörüyoruz. Bu beklentimizin gerçekleşmesindeki en önemli belirleyici faktör enflasyon olacak. Enflasyonda yılın ikinci yarısında baz etkisinin de katkısıyla düşüş trendi başlayacak. Ancak, enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkmamız için önümüzdeki yıl da aynı kararlılığın sürmesi ve yapısal reformlarla programın desteklenmesi kritik önemde olacak.”
Regülasyonların getirdiği sıkılaşma adımlarının bankacılık sektörünün karlılığını baskılamaya devam ettiğine dikkat çeken Baştuğ, 2024 yılının ikinci çeyreğinde Garanti BBVA’nın bu ortamda nasıl farklılaştığını şu sözlerle açıkladı:
“Banka olarak, sürdürülebilir büyümemizi mümkün kılmak için temel olarak krediye dayalı aktif büyümesi ve müşteri ilişkilerimizi derinleştirme odağımızı koruduk. Bilançoya kısa/orta vadede ciddi maliyet yükleyen irrasyonel maaş promosyonu rekabetinden ve bu yolla müşteri kazanımından uzak durduk. Operasyonel giderlerimizi kontrol altında yönettik. Her zamanki şeffaf ve ihtiyatlı anlayışımızın sonucu olan yüksek aktif kalitemiz ve temkinli provizyon politikamız, performansımızı destekleyen ana konulardan biri olmaya devam etti. Bu yaklaşımımız, sağlam bilançomuzda ve sektördeki diğer bankalardan pozitif ayrışan %34’lük özkaynak getirisinde kendini net bir şekilde gösteriyor. Her ne kadar sektörün en yüksek kar eden bankası olsak da regülasyonların etkisiyle sektör genelindeki karlılık oranları enflasyonun altında kalmaya devam ediyor ve bu durum, sermayelerin erimesine neden oluyor. Güçlü sermaye, bankacılık sektörünün temeli olduğundan, önümüzdeki dönem hem enflasyonun düşmesi hem de regülasyon baskısının azalması, sektörün sürdürülebilir büyümesi için önem arz edecektir.”
Sendikasyon kredisinin bir kez daha sürdürülebilirlik kriterlerine bağlı şekilde yenilendiğini belirten Baştuğ, sözlerine şöyle devam etti:
“EMEA Finance Başarı Ödülleri” kapsamında sendikasyon kredimiz ‘Finansal Kurumlar Arasındaki En İyi Sendikasyon Kredisi’ ödülüne layık görüldü. Ayrıca, finansman sağladığımız ve aracılık hizmeti verdiğimiz projeler de ödüller kazandı. Bu ödüller, ülkemizin önemli projelerinin uluslararası arenada tanınırlığını ve belirli kriterlere uygunluğunu vurguladığı için bizim için çok değerli. Garanti BBVA olarak, Türkiye’nin önde gelen yatırımlarına en sağlıklı şartlarda finansman sağlamaya, kurumların verimliliğine ve sürdürülebilirliğine hizmet etmeye kararlılıkla devam ediyoruz.”
Garanti BBVA’nın sağlıklı büyüme stratejisinde teknolojinin en önemli hızlandırıcı olduğunu ifade eden Recep Baştuğ görüşlerini şu şekilde tamamladı:
“Teknolojiyi her zaman müşterilerimizin faydasına hizmet edecek şekilde kullanmak, ana önceliğimiz. Dijital dönüşüm, bize müşterilerimizin hayatını daha da kolaylaştıran, günlük ihtiyaçlarına cevap veren, yaşam tarzlarına göre önerileri kişiselleştirebilen, finansal hizmetlerden daha ötesini sunan bir dünyanın kapısını açıyor. Biz de bu doğrultuda, üretken yapay zekayı iş süreçlerimizde ve müşterilerimize değer yaratacak yönde kullanmaya, sektörde öncü rol üstlenmeye devam edeceğiz.”
]]>Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 30 Haziran 2024 tarihli finansal tablolarını açıkladı. Banka’nın konsolide finansal tablolarına göre, yılın ilk 6 ayında, net karı 44 milyar 589 milyon 810 bin TL oldu. Aktif büyüklüğü 2 trilyon 617 milyar 425 milyon 188 bin TL seviyesinde gerçekleşirken, ekonomiye nakdi ve gayri nakdi krediler aracılığıyla sağladığı destek ise 1 trilyon 981 milyar 600 milyon 187 bin TL oldu.
Yapılan açıklamaya göre; fonlama bazını dinamik bir şekilde yöneten Garanti BBVA’nın fonlama kaynakları içindeki en büyük ağırlığı yüzde 70 ile müşteri mevduatları oluşturmaya devam etti. Müşteri mevduat tabanı yılın ilk 6 ayında yüzde 14,4 büyüme ile 1 trilyon 833 milyar 789 milyon 635 bin TL oldu. Bankanın sermaye yeterlilik oranı yüzde 15,2, özkaynak karlılığı yüzde 34,2, aktif karlılığı ise yüzde 3,7 seviyelerinde gerçekleşti.
Konuyla ilgili bilgi veren Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “2024 yılının ilk yarısı, Türkiye’nin ekonomi yönetiminde sergilediği stratejilerin etkisini belirgin şekilde görmeye başladığımız bir dönem oldu. Rezerv artışları ve kurdaki öngörülebilirlik, Merkez Bankası’nın attığı isabetli adımların olumlu sonuçlarını açıkça yansıtıyor. KKM’den çıkış ve dedolarizasyon süreci, organik bir şekilde gerçekleşmeye başladı. Ekonomimizdeki bu gelişmeler, yabancı derecelendirme kuruluşları tarafından Türkiye’nin hak ettiği yere doğru yapılan not güncellemeleriyle de teyit edildi. Bu durumun pozitif etkisini, yurtdışı borçlanma maliyetlerinde de gözlemlemeye başladık. Önümüzdeki dönemde de not güncellemelerinin devam etmesini ve böylelikle Türkiye’nin daha sağlıklı bir yabancı fonlamaya ulaşacağını öngörüyoruz.”
Recep Baştuğ sözlerini şöyle sürdürdü: “Kurdaki öngörülebilirlik, yabancı yatırımcılardan önemli miktarda para girişine neden oldu. Ancak, şuan ki yabancı para akışı kısa vadeli nitelikte. Önümüzdeki dönemde kısa vadeli yatırımcıların yerini uzun vadeli yatırımcıların alacağı bir süreci öngörüyoruz. Bu beklentimizin gerçekleşmesindeki en önemli belirleyici faktör enflasyon olacak. Enflasyonda yılın ikinci yarısında baz etkisinin de katkısıyla düşüş trendi başlayacak. Ancak, enflasyon sarmalından kalıcı olarak çıkmamız için önümüzdeki yıl da aynı kararlılığın sürmesi ve yapısal reformlarla programın desteklenmesi kritik önemde olacak.”
Regülasyonların getirdiği sıkılaşma adımlarının bankacılık sektörünün karlılığını baskılamaya devam ettiğine dikkat çeken Baştuğ, 2024 yılının ikinci çeyreğinde Garanti BBVA’nın bu ortamda nasıl farklılaştığını şu sözlerle açıkladı: “Banka olarak, sürdürülebilir büyümemizi mümkün kılmak için temel olarak krediye dayalı aktif büyümesi ve müşteri ilişkilerimizi derinleştirme odağımızı koruduk. Bilançoya kısa/orta vadede ciddi maliyet yükleyen irrasyonel maaş promosyonu rekabetinden ve bu yolla müşteri kazanımından uzak durduk. Operasyonel giderlerimizi kontrol altında yönettik. Her zamanki şeffaf ve ihtiyatlı anlayışımızın sonucu olan yüksek aktif kalitemiz ve temkinli provizyon politikamız, performansımızı destekleyen ana konulardan biri olmaya devam etti. Bu yaklaşımımız, sağlam bilançomuzda ve sektördeki diğer bankalardan pozitif ayrışan yüzde 34’lük özkaynak getirisinde kendini net bir şekilde gösteriyor. Her ne kadar sektörün en yüksek kar eden bankası olsak da regülasyonların etkisiyle sektör genelindeki karlılık oranları enflasyonun altında kalmaya devam ediyor ve bu durum, sermayelerin erimesine neden oluyor. Güçlü sermaye, bankacılık sektörünün temeli olduğundan, önümüzdeki dönem hem enflasyonun düşmesi hem de regülasyon baskısının azalması, sektörün sürdürülebilir büyümesi için önem arz edecektir.”
Sendikasyon kredisinin bir kez daha sürdürülebilirlik kriterlerine bağlı şekilde yenilendiğini belirten Baştuğ, sözlerine şöyle devam etti: “EMEA Finance Başarı Ödülleri” kapsamında sendikasyon kredimiz ‘Finansal Kurumlar Arasındaki En İyi Sendikasyon Kredisi’ ödülüne layık görüldü. Ayrıca, finansman sağladığımız ve aracılık hizmeti verdiğimiz projeler de ödüller kazandı. Bu ödüller, ülkemizin önemli projelerinin uluslararası arenada tanınırlığını ve belirli kriterlere uygunluğunu vurguladığı için bizim için çok değerli. Garanti BBVA olarak, Türkiye’nin önde gelen yatırımlarına en sağlıklı şartlarda finansman sağlamaya, kurumların verimliliğine ve sürdürülebilirliğine hizmet etmeye kararlılıkla devam ediyoruz.”
Garanti BBVA’nın sağlıklı büyüme stratejisinde teknolojinin en önemli hızlandırıcı olduğunu ifade eden Recep Baştuğ görüşlerini şu şekilde tamamladı: “Teknolojiyi her zaman müşterilerimizin faydasına hizmet edecek şekilde kullanmak, ana önceliğimiz. Dijital dönüşüm, bize müşterilerimizin hayatını daha da kolaylaştıran, günlük ihtiyaçlarına cevap veren, yaşam tarzlarına göre önerileri kişiselleştirebilen, finansal hizmetlerden daha ötesini sunan bir dünyanın kapısını açıyor. Biz de bu doğrultuda, üretken yapay zekayı iş süreçlerimizde ve müşterilerimize değer oluşturacak yönde kullanmaya, sektörde öncü rol üstlenmeye devam edeceğiz.” – İSTANBUL
]]>Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Koordinatör Başkanı Ahmet Fikret Kileci, Bloomberg HT’de yayınlanan Gündem Teknoloji Programında, dijital dönüşüm ve e-ihracat konularında değerlendirmelerde bulundu. Başkan Kileci, Türk sanayicisinin dijital dönüşümün önemini kavradığını, dijital dönüşüme büyük önem verdiğini ifade etti. Kileci, “Günümüzde e-ihracat tüm dünyanın olmazsa olmazlarından biri haline geldi. Türk sanayicisi, elinden geldiğince, gücünün yettiğince tüm yeniliklere uyum sağlamaya çalışıyor. Dijital dönüşümü gerçekleştiremeyen firmalar oyun dışı kalacaktır. Biz bu değişim ve dönüşüme daima dahil olmalıyız” dedi.
“Dijitalleşmeye karşı koymak mümkün değildir”
Devletin dijital dönüşümle ilgili önemli desteklerinin bulunduğunu vurgulayan Başkan Kileci, firmaları bu desteklerden yararlanmaya çağırdı. Kileci, dijital dönüşüm ve e-ihracatla ilgili, “Bundan sonraki süreçte veri çok önemli. Verilerin okunması, raporlanması, analiz edilmesi ve bu verilerden çıkan değerleri bundan sonraki üretim sürecine yansıtmak çok önemli olacaktır. Eski yöntemlerle yapılacak işler belli. Ama dijital dünyada bunun ucu açık. Her türlü raporlamayı, bilginin değerlendirmesini, geçmiş tecrübeleri daha iyi yapmak adına dijitalleşme bu işin en önemli mekanizmalarından bir tanesi. Dolayısıyla insanların dijitalleşmeye karşı koyma gibi bir lüksü, seçeneği yok. Siz global düzeyde işler yapmak istiyorsanız, şirketinizi, işinizi, ülkenizi daha iyi yerlere taşımak istiyorsanız değişime ayak uydurmanız gerek. Sanayicimiz de bu konuda son derece istekli” ifadelerini kullandı.
“Kilogram başına birim ihracat değerimiz 1,48 dolar”
Kileci, “İhracatta katma değeri sağlamak çok önemli. Nitelikli ihracat daha çok euro bölgesine yapılıyor. Kilogram başına birim ihracat değeri önemli bir veri olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye olarak tüm dünyaya yaptığımız ihracatta, birim ihracat değerimiz geçen yıl 1,48 dolar idi. Bu yıl 1,43 dolara düştü. Euro bölgesine baktığımızda ise, bir önceki yıl 2,03 dolar iken bu yıl 1,81’e düştü. Ama bu düşüş, pazarlardaki daralma ile alakalı bir konu. Sıkılaşma, daralma, arz-talep dengesindeki değişikliklerle ilgili. Sadece bizim değil tüm dünyanın yaşadığı bir sorun. Bizim en çok etkilendiğimiz noktalardan bir tanesi de ihracat yaptığımız ülkelerdeki problemler. O problemler bizi de doğrudan etkiliyor” ifadelerine yer verdi.
“Katma değerli ürünlere yönelmeliyiz”
Katma değerli ürünlerine yönelmenin önemine değinen Kileci, “Genel ihracat birim değerinin artması için çok ciddi çalışmalar var. Katma değerli, sürdürülebilir, çevreci üretimler için önemli çalışmalar yapılıyor. Bunlar öyle kısa sürede yapılacak şeyler değil. Kısa, orta ve uzun vadeli programlar yapıyoruz. Verileri iyi analiz edip, geleceği buna göre planlamak gerek. Dünyada tüm pazarlarda daralma var. Tüketim alışkanlıkları, öncelikler ve tercihler değişti. Bunu iyi okumak gerek. Artık dünyada artık kimsenin önceliği lüks tüketim değil. Çünkü kaynaklar sınırlı. Her şeyi daha ekonomik daha kısıtlı şartlarda, ihtiyacımız kadar kullanmamız gerek” şeklinde konuştu.
“E-ticaret katlanarak büyüyor”
TİM Başkan Vekili Ahmet Fikret Kileci, ülke olarak e-ticarete, e-ihracata büyük önem verdiklerini de vurgularken bu konuda TİM, TOBB ve Bakanlık olarak birlikte hareket ettiklerini söyledi. Kileci, e-ihracatla ilgili, “2023 yılında e-ticaretimiz yüzde 115 artışla 1,85 trilyon Türk lirası oldu. Ama bu yıl sonuna kadar bu rakamın 3,4 trilyon lira olması bekleniyor. Geçen yılki rakamları yakalamış ve geçmiş durumdayız. İşlem adedi de 5,9 milyar adetten 6,7 milyar adete çıktı. Elektronik ticaret, elektronik ihracat hızla artarak, katlanarak devam edecek. Ülke olarak e-ihracatla ilgili çok önemli çalışmalarımız var. Devletin bu konuda ciddi destekleri var. Bu destekleri değerlendirmek gerek” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>Denizli Ticaret Odası (DTO) Başkanı Uğur Erdoğan, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı dolayısıyla yazılı bir basın açıklaması yaptı. Gazetecilerin haberleri, yazdıkları ve yayınlarıyla halkın gözü, kulağı ve sesi olduğunu, toplumsal hayatın en önemli düzenleyici denge unsurlarından biri olarak nitelediği gazeteciliğin ise demokrasinin temel taşlarından biri sayıldığını vurguladı. Türk basınında sansürün kaldırılmasının 116’ncı yıl dönümünü ve medya emekçilerinin bayramını kutladı; “Bilgiye ve toplumsal gelişmeye olan katkılarınızın ve tarafsız habercilik anlayışınızın devam etmesini, sağlıklı ve başarılı bir yıl geçirmenizi diliyorum” dedi.
DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan’ın, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı dolayısıyla yayımladığı ve medya çalışanlarına seslendiği yazılı açıklaması şöyle, “Sansürün kaldırılışını kutladığımız 24 Temmuzlar, aynı zamanda basının ve gazeteciliğin önemini ve özgürlüğünü yeniden hatırladığımız, tüm dünyada teşkilatlanmış en büyük sektörlerden biri olarak önemli bir istihdamı bulunan iş kollarımızdan biri durumundaki medyamız için anlamlı ve çok özel bir gündür. Haber verme, bilgilendirme ve kamuoyunu çeşitli konularda aydınlatma gibi önemli bir kamusal görevi üstlenen siz değerli basın mensupları, özverili çalışmalarınızla toplumun bilinçlenmesine, bilgiye ulaşmasına ve doğru haber alma hakkını kullanmasına vesile oluyorsunuz. Ekonomimizin ve toplumumuzun gelişimi için de yaptıklarınız büyük önem taşımaktadır. Yereldeki ticari faaliyetlerle bunların sosyoekonomik yansımalarının toplumun çeşitli katmanlarına ulaştırılması ve yayılmasını, bu vesileyle girişimciliğin de teşvik edilmesini sağlıyorsunuz. O nedenle, Denizli Ticaret Odası olarak özellikle yerel basının desteklenmesi ve daha da güçlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Sizler aracılığıyla hem camiamıza hem de vatandaşımıza daha hızlı ulaşıyoruz. Hem iş dünyamızın hem de halkımızın sesi olmanızı, takdir ediyoruz. Atalarımızın da dediği gibi kalem kılıçtan keskindir! İçinde bulunduğumuz bilgi ve iletişim çağında, her geçen gün bunun önemini daha iyi kavrıyoruz. Şuna da inanıyoruz ki ülkemizdeki her kesimin temsilcisi olan sizler milli birlik ve beraberliğimize de katkıda bulunuyorsunuz. Değerli basın mensupları, Mustafa Kemal Atatürk ‘Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikri gıdayı vermekte, hulasa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir! Türkiye basını, milletin gerçek ses ve iradesinin doğduğu yer olan cumhuriyetin etrafında çelikten bir kale oluşturacaktır’ demiştir. Bu doğrultudaki başarılı çalışmalarınızın artarak devamını diliyorum. Bu vesileyle, tüm basın mensuplarımızın Gazeteciler ve Basın Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyor, aileleriyle ve meslektaşlarıyla sağlıklı, huzurlu, mutlu ve daha müreffeh günler görmelerini temenni ediyorum” ifadelerini kullandı. – DENİZLİ
]]>CHP Tarım ve Ormancılık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, TBMM Başkanlığı’na sunulan Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik öngören yasa teklifiyle ilgili yazılı açıklama yaptı. Teklifin birçok açıdan yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Adem, şunları kaydetti:
“Sahipsiz hayvan popülasyonunun kontrol altına alınması gerektiği ortadadır. Ancak, bu kontrolün ötenazi yoluyla sağlanması uygun bir yaklaşım değildir. Halk sağlığının korunması için modern veterinerlik hizmetlerinin artırılması, belediyelere bağlı veterinerlik birimlerinin güçlendirilmesi ve kapsamlı aşılama programlarının uygulanması gereklidir.
“Uzman veteriner hekimlerin görüşleri alınmalı ve karar süreçleri şeffaf olmalıdır”
Yasa teklifi, sokak hayvanlarının varlığının yarattığı psikolojik etkilerden bahsetmekte ancak, hayvanların ötenazi ile öldürülmesinin toplumda yaratacağı derin üzüntüyü göz ardı etmektedir. Bu durum, toplumsal barışı ve ruh sağlığını olumsuz etkileyecektir. Mevcut hayvan bakımevlerinin kapasiteleri göz önüne alındığında, sokak hayvanlarının tamamının bu merkezlerde barındırılması gerçekçi değildir. Belediyelerin, bakımevlerini artırma hedefi iyimser bir yaklaşımdır, ancak bu sürecin idari ve mali açıdan sürdürülebilirliği konusunda ciddi şüpheler bulunmaktadır. Ötenazi kararının verilmesi için yerel yönetimlere yetki verilmesi, bu kararın nasıl ve kimler tarafından verileceği konusunda belirsizlikler yaratmaktadır. Bu konuda, uzman veteriner hekimlerin görüşleri alınmalı ve karar süreçleri şeffaf olmalıdır.
“Gerekli altyapı ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerekmektedir”
Belediyelere hayvanlar için yeni sağlık hizmetleri kurma zorunluluğu getirilmesi yerine, mevcut veteriner klinikleri ve hastanelerinin daha etkin kullanılması sağlanmalıdır. Bu, kaynakların daha verimli kullanılması ve hayvanların daha hızlı hizmet alması açısından önemlidir. Hayvan sahiplerinin, evcil hayvanlarını dijital kimliklendirme yöntemleriyle kayıt altına aldırma zorunluluğu, hayvan sahiplenmeyi teşvik etmek ve sahipsiz hayvanların sayısını azaltmak için önemli bir adımdır. Ancak, bu sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi için gerekli altyapı ve bilinçlendirme çalışmalarının yapılması gerekmektedir.
“Veteriner hekimlerin ve halk sağlığı uzmanlarının iş birliği önemlidir”
Yerel hayvan koruma görevlilerinin önemi göz ardı edilmemelidir. Bu kişilerin görev tanımları netleştirilmeli ve denetim mekanizmaları güçlendirilmelidir. Bu sayede, sahipsiz hayvanların korunması ve bakımı daha etkin bir şekilde sağlanabilir. Sokak hayvanları popülasyonunun kontrol altına alınması için kısırlaştırma çalışmalarının hızlı ve yaygın bir şekilde yapılması gerekmektedir. Kapsamlı bir kısırlaştırma seferberliği ile sokak hayvanlarının sayısının azaltılması hedeflenmelidir. Hayvanlardan insanlara bulaşabilecek hastalıklarla mücadele için ‘Tek Sağlık’ yaklaşımının benimsenmesi gereklidir. Bu yaklaşım, insan, hayvan ve çevre sağlığını bir bütün olarak ele almakta ve entegre çözümler sunmaktadır. Bu doğrultuda, veteriner hekimlerin ve halk sağlığı uzmanlarının iş birliği önemlidir.
Sonuç olarak, hayvan hakları ve toplum sağlığı açısından bu yasa tasarısının yeniden değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Hayvan refahı ve halk sağlığı konularında daha sürdürülebilir ve etkili çözümler üretilmesi için uzman görüşlerinin dikkate alınması önem arz etmektedir.”
]]>
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın katılımıyla gerçekleştirilen Enerji Koordinasyon Toplantısı’na katıldı. Toplantıda Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Başkanı ve AK Parti Trabzon Milletvekili Adil Karaismailoğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Trabzon Milletvekili Mustafa Şen, AK Parti Trabzon Milletvekili Yılmaz Büyükaydın, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Ahmet Kazaz ve yönetimi ile enerji sektöründeki sanayici cd iş dünyası temsilcileri yer aldı.
Toplantıda konuşan Bakan Bayraktar, “Enerji, günlük hayatımızın, ekonomimizin her anında ihtiyaç duyduğumuz bir alandır. Bizim esas görevimiz, enerjiyi teşviksiz, kaliteli, rekabetçi ve ucuz şekilde vatandaşlarımıza 7/24 sürdürülebilir bir şekilde ulaştırmaktır. Bu sürece genelde enerji arz güvenliği diyoruz. Türkiye’de AK Parti’nin 22 yıllık iktidarında enerjiyi şekillendiren bir diğer husus ise enerjide dışa bağımlılık meselesidir. Türkiye’nin nüfusu, ekonomisi, istihdamı, yatırımı ve ihracatı artarken, bu artan ve büyüyen ekonominin ihtiyaç duyduğu enerji talebi de artmaktadır. Dolayısıyla şehirleşme, yaşam tarzları ve yaşam kalitemiz farklılaşıyor ve bu enerji ihtiyacının karşılanması büyük önem arz ediyor. Bizim mesaimizin çoğunluğu enerji arz güvenliği temini üzerine yoğunlaşıyor. Yani Türkiye’nin artan doğal gaz, petrol ve elektrik talebini nasıl karşılayacağız ve bunu nasıl daha uygun şartlarda yapacağız sorularına odaklanıyor. Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 67’si ithalatla karşılanıyor ve bu ithalat faturası, cari açık ve döviz ihtiyacı gibi sorunları beraberinde getiriyor. Bu nedenle artan talep ve dışa bağımlılığı azaltmak için yerli ve yenilenebilir kaynakları azami ölçüde devreye almak zorundayız” ifadesinde bulundu.
Trabzon Valisi Aziz Yıldırım, “Elektriğin olmadığını fark ettiğimizde hayatımız tamamen durur. Eskiden sadece aydınlanmak amaçlı kullanılan elektrik, bugün hayatımızın her aşamasında vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bundan 8-10 yıl kadar önce tüm Türkiye’de elektrik kesildiğinde yüksek katlara yürüyerek çıkmak zorunda kalmıştık. Yaşlılar ve engelliler için bu durum daha da zordu. Asansörlerin çalışmaması, suyun kesilmesi gibi birçok sorunla karşılaştık. Ameliyatlar, uçakların inmesi, metroların çalışması gibi kritik durumlar tamamen elektriğe bağlıdır. Hayatımızın her aşamasında enerjiye ihtiyacımız var. Bu nedenle sayın bakanım, kıymetli yardımcıları, bürokratlar, uzman arkadaşlar ve mühendisler, vatandaşlarımıza enerjinin eksikliğini hissettirmemek için canla başla çalışıyorlar” diye konuştu.
2023 yılında Trabzon’da doğal gaz konusunda olağanüstü yatırımlar yapıldığını belirten Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, “Nüfusu yoğun olan ilçelerimiz Ortahisar, Akçaabat ve Yomra’da önemli yatırımlarla birlikte vatandaşlarımıza uygun maliyetle güzel hizmetler sunuldu. Sayın bakanım, şimdi sizin öncülüğünüzde Çarşıbaşı, Şalpazarı, Maçka, Düzköy, Köprübaşı, Tonya, Çaykara ve Dernekpazarı’mızın da doğal gazla buluşmasını arzu ediyoruz. Eminim ki sizin liderliğinizde ilçelerimizde önümüzdeki yıl önemli adımlar atılacaktır. Enerji yatırımları çok kıymetli. Alternatif bir şekilde millileştirerek üretmek çok önemli. Çünkü enerji arzı, ülkemizin makro ekonomik dengelerdeki en önemli konularından biri. Doğal kaynaklar ve yenilenebilir enerjiyle birlikte hükümetimizin çok önemli adımlar attığını biliyor ve destekliyoruz. Yerel yönetimler olarak, özellikle yenilenebilir enerji projelerine önem veriyoruz. Ortahisar Belediye Başkanlığımız sırasında bir güneş enerji santrali kazandırdık. Şimdi de Büyükşehir olarak, kendi enerji maliyetimizi düşürmek ve ülke ekonomisine katkı sağlamak adına ayrı bir güneş enerjisi santrali ve modeli üzerinde çalışıyoruz. Bunu da size arz ettik. Bugüne kadar olduğu gibi tüm projelerimize destek olmanız bizleri çok mutlu ediyor” dedi. – TRABZON
]]>Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Azerbaycan’ın Şuşa kentinde Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirve Toplantısı’nda konuştu. Yılmaz, “Günümüzdeki küresel sınamalar karşısında en güçlü dayanağımız Türk dünyasının birlik ve beraberliğidir” dedi.
Cumhurbaşkanı Cevdet Yılmaz, Azerbaycan’ın Şuşa kentinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirve Toplantısı’nda, Türk Devletleri arasındaki ikili ilişkilere, bölgesel ve küresel problemlere dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Türkiye yüzyılı vizyonumuz çerçevesinde yürüttüğümüz dış politikamızın esaslarından biri ülkemizin ötesinde Türk dünyasında da barış, refah ve güvenliğe katkı sunmaktır. Günümüzdeki küresel sınamalar karşısında en güçlü dayanağımız Türk dünyasının birlik ve beraberliğidir. Türk Devletleri Teşkilatı bu birlik ve beraberliğin en somut tezahürüdür. Büyük çabalarla gerçekleştirdiğimiz atılımlar sayesinde aile meclisimiz Türk Devletleri Teşkilatı’nın geldiği işbirliği düzeyinden hepimiz gurur duyuyoruz. Dünyanın ekonomi ağırlık merkezlerinin değiştiği ve coğrafyamızın öneminin giderek arttığı bir dönemde Türk dünyası olarak ülkelerimiz arasındaki bağları daha da güçlendireceğimize inanıyorum. Türk yatırım fonunun 18 Mayıs 2024 itibarıyla açılış toplantılarının yapılması bu yöndeki ortak irademizin açık göstergesidir. İstanbul’da gerçekleşen söz konusu toplantıya ben de bizzat katıldım. Türk yatırım fonunun, Türk dünyasının ekonomik ve ticari kalkınmasına önemli katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Macaristan’ında fona üye olmak için başvurmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Umuyoruz ki geçtiğimiz yıl Ankara’da kurulmasına karar verdiğimiz Sivil Koruma Mekanizması başta olmak üzere müzakerelerini sürdürdüğümüz çalışmalarımızı birer birer hayata geçireceğiz. Bu çalışmalarımızın süratli bir şekilde takip edilebilmesi için sekretaryamızın güçlendirilmesinin öncelikli bir mesele olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda atılan tüm adımları destekleyeceğiz” dedi.
“KARABAĞ AZERBAYCANDIR VE HEP AZERBAYCAN KALACAKTIR”
Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki müzakereler hakkında değerlenirmelerde bulunan Yılmaz, “Bundan 3 yıl önce 15 Haziran 2021’de bu kadim şehirde Türkiye ve Azerbaycan arasındaki eşsiz ilişkileri taçlandıran Şuşa Beyannamesi imzalandı. 8 Kasım 2020 tarihinde Şuşa’nın işgalden kurtarılmasıyla Azerbaycan’ın 44 günlük vatan muharebesindeki zaferi de resmi olarak ilan edilmişti. Aradan geçen sürede azad olan tüm bölgelerde olduğu gibi Şuşa’daki kalkınma ve gelişme gururla şahit oluyoruz. Bir kez daha Karabağ Azerbaycandır ve hep Azerbaycan kalacaktır diyoruz. Biz başından beri bu zaferi sadece işgalin sonu değil, Güney Kafkasya’da barış, refah ve istikrar yolunda tarihi bir fırsat penceresinin açılışı olarak gördük. Bu çerçevede müzakereleri büyük emek ve titizlikle yürütülen Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasının biran önce imzalanmasının Güne Kafkasya’da kapsamlı bölgesel çözümün önümüzdeki en büyük engeli ortadan kaldıracağına inanıyorum. Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın tesisi sadece bölge ülkeler için değil, bölgesel ulaşım hatlarının nihayet açılacak olması nedeniyle küresel güvenlik ve bağlantısallık bakımından da büyük önem taşımaktadır. Söz konusu hatların açılması bölgesel işbirliğini arttırarak, Orta Asya, Karadeniz ve Hazar havzalar dahil tüm Türk dünyası için büyük avantajlar yaratacak yeni fırsatları beraberinde getirecektir. Uluslararası kurumların on yıllar boyunca Azerbaycan’a karşı adaletsizliğe kayıtsız kalmasına rağmen, Azerbaycan halkı Sayın Cumhurbaşkan İlham Aliyev’in kararlı liderliğinde kendi kahramanlığı sayesinde hakkını geri almıştır. Birinci Karabağ Savaşı sonrasında yerlerinden edilen 1 milyon Azerbacanlı kardeşimiz için sesini çıkarmayan devletlerin bugün haksız ve temelsiz suçlamalarla kardeş Azerbaycan’ı hedef almaları hiçbir şekilde kabul edilemez. Türk dünyası olarak bu temelsiz suçlamalara karşı Azerbaycan’a güçlü destek vermemiz kardeşliğimizin olduğu kadar adaletin de gereğidir” İfadelerini kullandı.
Türk Devletlerinin coğrafi açıdan enerji projelerindeki rolüne vurgu yapan Yılmaz, “Küresel düzlemde yaşanan gelişmeler enerji arz güvenliğinin ve enerji alanında işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Kaynak açısından zengin ve önemli coğrafi konumda yer alan Türk devletlerinin rolü bu düzlemde kritik önem taşımaktadır. Doğu ile batıyı birbirine bağlayan büyük ölçekli enerji ve ulaşım altyapı projelerini hep birlikte başarıyla hayata geçiriyoruz. Azerbaycan ile bu alanda hayata geçirdiğimiz projeler örnek niteliğindedir. Başta Türkmen doğalgazı olmak üzere Hazar ötesi kaynakların Türkiye ve Avrupa’ya taşınması hem bizlerin ulusal refahına hem de Avrupa’nın enerji güvenliğine katkı sağlayacaktır. Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde enerji mekanizmasının kurulmasından memnunuz. Bu kapsamda ortak projeler geliştirilmesini desteklemekteyiz. Başta yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve piyasa regülasyonları olmak üzere üye ülkelerin ihtiyaç duyabilecekleri konularda deneyim paylaşımına hazırız. Günümüzde doğu batı ekseninde artan ticaret akışıyla birlikte bölgemiz önemli ulaşım koridorlarının kavşağında merkezi bir konuma yerleşti. Bu çerçevede biz de bölgesel bağlantısallığı kolaylaştıracak şekilde altyapı projelerine yatırımlarımızı ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde çalışmalarımızı arttırdık. Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri arasında ulaştırma alanında imzalanan belgelerin hayata geçirilmesine büyük önem atfediyoruz. Orta koridoru geliştirme konusunda ülkelerimizce yapılacak çalışmalar hem işbirliğimizi güçlendirecek hem de Türk dünyasının küresel rolünü ortaya koyacaktır” diye konuştu.
“BM İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ 31’İNCİ TARAFLAR KONFERANSI’NA EV SAHİPLİĞİ İÇİN ADAYLIĞIMIZI DUYURDUK”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Bu yıl 29’uncusu yapılacak olan BM iklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na Azerbaycan’ın ev sahipliği yamasından memnuniyet duyduğunu belirterek, ” İklim değişikliği ve çevre sorunları yüzleşmemiz gereken en zorlu küresel krizler arasında yer alıyor. İklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik çabalara sürdürülebilir kalkınma ve yeşil dönüşüm temelinde katkıda bulunuyoruz. Bu kapsamda 2053 yılı için net sıfır emüsyon hedefimizi ve yeşil kalkınma vizyonumuzu ilan ettik. Ulusal katkı beyanımızda sera gazı emüsyon azaltım hedefimizi 2 katına çıkarttık. 2026 yılında düzenlenecek BM iklim Değişikliği 31’inci Taraflar Konferansı’na ev sahipliği için adaylığımızı duyurduk. Bu konuda bizi destekleyen ülkelere teşekkür ederiz. Azerbaycan’ın BM İklim Değişikliği 29’uncu Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapacak olmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Özellikle iklim finansmanı konusunda önemli kararların alınacağı bu konferans kapsamında ve hazırlık sürecinde yakın işbirliğimizi ve desteğimizi sürdüreceğiz. Azerbaycan’ın bu konferansa ev sahipliği bölgesel işbirliği açısından da büyük önem taşıyor” dedi.
“COĞRAFYAMIZIN ÇEVRESİNDE YÜKSELEN KRİZLER SADECE BİZLER İÇİN DEĞİL TÜM ULUSLARARASI DÜZEN İÇİN SINAMA TEŞKİL ETMEKTEDİR”
Bölgede ve dünyada yaşanan çatışmalar hakkında değerlendirme yapan Yılmaz, “Kıbrıs meselesinde adil, kalıcı, sürdürülebilir ve adadaki gerçekleri esas alan bir çözüme yönelik çabalarımızı sürdürüyoruz. Bu bağlamda 2022 yılındaki Semerkant Zirvesi’nde KKTC’ye gözlemci statüsü verilme kararı Kıbrıs Türklerine Türk dünyasının dayanışma ruhunu göstermekle kalmamış aynı zamanda KKTC’nin uluslararası sahada görünürlüğünü ve temaslarını arttırmasına imkan sağlamıştır. Coğrafyamızın çevresinde yükselen krizler sadece bizler için değil tüm uluslararası düzen için sınama teşkil etmektedir. Türk devletleri Teşkilatı olarak burada üreteceğimiz huzur ve istikrarın yakın çevremize de sirayet etmesini arzu ediyoruz. Ukrayna’da savaşın ilk gününden beri barışın tesis edilmesi yönündeki çağrılarımızı ve diplomatik çabalarımızı sürdürüyor uluslararası toplumu da bu yönde uyarmaya devam ediyoruz. Başta Gazze olmak üzere bölgemizdeki çatışmaların kalıcı bir şekilde sonlandırılması hepimizin önceliğidir. Özellikle Gazze’de yaşanan soykırıma varan katliamlar hepimizin yüreğini dağlamaktadır. Üzerimize düşen vazife el ve güç birliğiyle yanı başımızda süregiden bu insani trajediye dur demektir. Sorun İsrail’in yıllardır devam eden Filistin topraklarını işgalidir. Bu işgal sona ermeden Filistin halkının direnişi de bitmez. Kalıcı ateşkes bir an önce sağlanmalı, insani yardımlar kesintisiz şekilde mazlum Gazze halkına ulaştırılmalı ve 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı.
]]>
Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi’nde (GSOMEM) gerçekleştirilen seminere, GSO Yönetim Kurulu Üyesi/GSOMEM Yönetim Kurulu Başkanı Ali Can Koçak, GSO Yönetim Kurulu Üyesi Melike Yüksel, SOYDER Başkanı Ahmet Aydın, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, Genel Sekreter Yardımcısı/Endüstriyel Gelişim Hizmetleri Koordinatörü İbrahim Çalı, kurum ve firma temsilcileri katıldı.
PEFC sertifikasyonunun tanıtımı, kapsamı ve işleyişinin anlatıldığı toplantıda, sertifikasyonunun avantajları ve etki alanları, AB’ye ihracatta PEFC sertifikasının önemi, Türkiye’de PEFC’nin mevcut durumu ve sertifikasyonunun temin süreçleri hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu.
Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren GSOMEM Yönetim Kurulu Başkanı/GSO Yönetim Kurulu Üyesi Ali Can Koçak, “Bildiğiniz üzere küresel ısınma ve iklim değişikliği karşısında sera gazı emisyonlarının azaltılması için bir dizi tedbir alınmaya başlanmıştır. Ülkemiz de Paris İklim Anlaşması ile bu sürece dahil olmuş, anlaşmada belirtilen taahhütleri yerine getireceğini bildirmiştir. Bu süreç dünyamızın geleceği ve içeriğinde yer alan ekonomik yaptırımlar nedeniyle kritik önem taşımaktadır. Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında 2026 yılında sınırda karbon düzenlemesinin uygulanmaya başlanması öngörülmektedir” dedi.
Orman ürünleri, kağıt, mobilya ve tekstil sektörlerinde PEFC sertifikasyonunun ormanların sürdürülebilirliği için önemli bir belge olduğunu ifade eden Koçak, “Bu belge, hammaddesi orman ürünleri olan sektörlerimizi yakından ilgilendirmekte olup, bu sektörlerde ihracat yapan firmalar için önem arz etmektedir. PEFC sertifikasyonu, firmaların Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı uyum sürecinde de olumlu katkıda bulunmaktadır. Gaziantep’in ihracatında, orman ve ağaç ürünleri yüzde 5 oranında paya sahiptir. Dolayısıyla orman, ağaç ve mobilya ürünlerinin ilimizde önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu sektörde faaliyet gösteren firmalarımızın rekabetlerini sürdürebilmeleri ve doğamızı korumak adına bu sertifikasyona sahip olmalarını bizler de çok önemsiyoruz. Toplantımızın hayırlı olmasını diliyor, iş birlikleri için Sürdürülebilir Orman Yönetimi, Ürün ve Hizmetleri Belgelendirme Derneğine ve tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
SOYDER Başkanı Ahmet Aydın da konuşmasında, ormancılık sektörü adına yürütmüş oldukları faaliyetleri anlatarak, “Orman yönetimi hepimizin, ülkemizin ve dünyamızın geleceğini yakından ilgilendiren en önemli konuların başında gelmektedir. Sürdürülebilir Orman Yönetimi, Ürün ve Hizmetleri Belgelendirme Derneği olarak geçmiş dönemde, dünyada en yaygın sertifikasyon sistemlerinden biri olan Orman Yönetim Sertifikasyonu Onay Programı’nın (PEFC) bizim ülkemizde de uygulanması için gerekli çalışmaları hayata geçirmiştik. Bu noktada sektör paydaşlarımız ile birlikte hareket ettik. Bunun yanı sıra gerekli müracaatların sonucunda 11 Kasım 2020 tarihinde ise 54. ünite olarak tüm Türkiye’de PEFC adına faaliyet yürütme yetkisi SOYDER’e verildi. Bizler aynı zamanda PEFC Türkiye adı altında da çalışmalarımızı sürdürüyoruz. PEFC Türkiye olarak yerel ormanlar için belgelendirme sistemi ve orman ürünlerine bağlı üretim gözetim zinciri için standartlar ve prosedürler geliştiriyor, yayınlıyor ve isteyenler için uygunluğunu denetliyoruz. Toplantımızda da firmalarımızla bu konuları paylaşarak faydalı olmayı hedefledik. Organizasyonun düzenlenmesinde bizlerle iş birliği yapan Gaziantep Sanayi Odası ve iştiraki Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezine teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından orman sertifikasyonu Onaylama Programı’nın (PEFC) tanıtımı, kapsamı ve işleyici gibi konularda bir sunum gerçekleştirildi.
Seminer, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>KTO Meclis Salonu’ndaki programa Konya Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Öztürk, KTO Meclis Başkanı Ahmet Arıcı ve oda meclis üyeleri katıldı. Toplantıda bir konuşma gerçekleştiren Vali Vahdettin Özkan, “Konya’mıza değer katan ve Konya’mızın sanayisine, ticaretine, bireysel gelişimine, eğitimine, sağlığına direkt ve dolaylı olarak katkı veren herkese teşekkür ederim. İnsanımızın refahı ve mutluluğu için kendimizi, ailemizi, çevremizi, firmamızı, şehrimizi, ülkemizi ve milletimizi geliştirmemiz gerekmektedir. Artık yalnızca köyümüz veya mahallemiz değil, tüm dünya bizimle rekabet ediyor. Bu nedenle stratejik bir bakış açısı ile hareket etmek hem devletimiz hem de milletimiz açısından büyük önem taşıyor” dedi.
“Konya; milli ve manevi duygular açısından, tarihi birikimi ve kültürel değerleriyle zengin bir şehir”
Konya’nın milli ve manevi duygular açısından, tarihi birikimi ve kültürel değerleriyle zengin bir şehir olduğunu vurgulayan Vali Özkan, “Bu değerleri korumak ve gelecek nesillere aktarmak hepimizin sorumluluğudur. Aynı şekilde, kültürel gelişim ile maddi kalkınmanın da doğrudan ilişkili olduğunu unutmamalıyız. Dünyayla rekabet etmek için kültürel değerlerimizle beraber ekonomik gücümüze de sürekli artırmalıyız. Bu bağlamda sanayicilerimize ve işçilerimize teşekkür ediyorum. Konya’mız, rekabet gücünü her geçen gün artırmaktadır. Mevcut potansiyelimizi tam olarak kullanamamış olabiliriz, ancak bu potansiyele ulaşma yolunda hızla ilerlediğimizi görmekten memnuniyet duyuyorum. Üretim, ticaret, istihdam ve ihracat ile Konya’mıza büyük katkılar sağlıyorsunuz. Bu dayanışmanın daim olmasını önemsiyorum” dedi.
“İyi bir ulaşım altyapısı, sağlık ve eğitim, mesleki eğitim gibi kamu hizmetleri, yatırım ortamını iyileştiren faktörlerdir”
Son yıllarda ulaşım, sağlık, eğitim hizmetlerine erişimde büyük mesafeler kat edildiğini belirten Vali Özkan, “Gerçekleştirilen yatırımlar, yatırımcıların motivasyonunu artırarak yatırım ortamını iyileştirdi. İyi bir ulaşım altyapısı, sağlık ve eğitim hizmetleri, mesleki eğitim gibi unsurlar, yatırım ortamını iyileştiren faktörlerdir. İletişim altyapısının iyileştirilmesi ve bilgi teknolojilerinin etkin kullanımı da bireysel yatırımlarda temel altyapılar arasında yer almaktadır. Dünyadaki istikrarsızlıklar, savaşlar ve çevresel faktörler yaşam kalitemizi olumsuz etkiliyor. Kamu hizmetlerine erişim konusunda bu hususlara dikkat etmemiz gerekiyor. Eğitim ve sağlık gibi klasik kamu hizmetleri yanında çevreye duyarlılık da önem kazanıyor” ifadelerini kullandı.
“Gelecekte rekabet gücümüzün temeli, değerlerimizin ve gençlerimizin korunmasıdır”
Vali Vahdettin Özkan, “Gelecekte rekabet gücümüzün temeli, değerlerimizin ve gençlerimizin korunmasıdır. Uyuşturucu madde kullanımı gibi zararlı alışkanlıklarla mücadelede tüm kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve bireyler olarak büyük sorumluluk taşıyoruz. Çocuklarımızı bu tehlikelerden korumak için anneler, babalar, öğretmenler, spor camiası ve diğer kuruluşlarla koordineli çalışmalıyız. Milli Eğitim Bakanlığı, Konya’daki uyuşturucuyla mücadele eylem planında önemli adımlar atmıştır” dedi.
“İlçelerde OSB kurulması ve mevcut OSB’lerin genişletilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir”
Konya’da organize sanayi bölgelerinin yaygınlaştırılması konusunda ciddi adımlar atıldığını ifade eden Vali Özkan, “İlçelerde OSB kurulması ve mevcut OSB’lerin genişletilmesi konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Marmara Bölgesi’ndeki yatırım doygunluğu ve deprem riski, Konya ve çevresinde yatırım iştahını artırmaktadır. Yatırımlarda inovasyon, Ar-Ge, yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüm konularına odaklanmalıyız. Konya, 180’in üzerinde ülkeye ihracat yapan 3 bin 400’den fazla firması ile güçlü bir ihracat potansiyeline sahiptir. 2023 yılında alınan yatırım teşvik belgeleri, şehrimizin gelişme trendini ortaya koymaktadır. Yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunda daha fazla inovatif ve katma değerli yatırımlara odaklanmalıyız” dedi.
“Kentsel olarak yeşile duyarlı, depreme dayanıklı ve iyi planlanmış bir şehirleşme hedefliyoruz”
Konya’nın vizyonunun mutlu bireylerin yaşadığı, eğitime, sağlığa kolay erişimin olduğu bir şehir olduğunu vurgulayan Vali Özkan, kentsel olarak yeşile duyarlı, depreme dayanıklı ve iyi planlanmış bir şehirleşme hedeflediklerini belirterek kırsal kalkınma yatırımları ile şehirdeki hizmetleri kırsala taşıyarak dengeli bir gelişim sağlamayı amaçladıklarını ifade etti.
“Konya’nın güçlü yanlarını ve iyileştirilmesi gereken alanlarını bilerek, hep birlikte daha iyi bir geleceğe ulaşacağız”
Lojistik merkezi olarak Konya’nın stratejik öneminin büyük olduğunu belirten Vali Özkan, “Mersin demiryolu bağlantısı gibi projelerle bu potansiyeli artırmalıyız. Su arzının sürdürülebilir kılınması, havza bazlı tarımsal üretim ve destekleme modeli, tarımda sürdürülebilirliği artıracaktır. Yenilenebilir enerji yatırımları da bu sürece katkı sağlayacaktır. Tarımda zirai ilaç kullanımının kontrollü ve doğru yapılması, sağlığımız ve sürdürülebilir tarım açısından büyük önem taşımaktadır. Devlet yatırım programında birçok büyük proje devam etmektedir. Ticaret ekosisteminin iyileştirilmesi için hukuki düzenlemeler, izlenebilir ve mukayese edilebilir sistemler kurulmalıdır. Konya’nın güçlü yanlarını ve iyileştirilmesi gereken alanlarını bilerek, hep birlikte daha iyi bir geleceğe ulaşacağız” şeklinde konuştu.
Vali Özkan, Konya’nın kalkınmasına büyük katkı sunan KTO Başkanı Selçuk Öztürk, KTO Meclis Başkanı Ahmet Arıcı ve tüm üyelere teşekkür etti.
Ticaret ekosistemi içinde kamu kurumları ve ticaret erbabının koordinasyonuna ilişkin istişarelerin yapıldığı toplantıda; Konya’da sanayi ve istihdamın geliştirilmesi noktasında yapılması gereken çalışmalar ile ihtiyaç, talep ve öneriler hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
Konya Valisi Vahdettin Özkan’ın konuşmasının ardından Meclis Toplantısı’na geçildi. Meclis Başkanı Ahmet Arıcı’nın yönettiği toplantıda gündem maddeleri görüşüldü. Konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Konya Ticaret Odası Başkanı Selçuk Öztürk, “Meclis toplantımızda bizlerle birlikte olan Konya Valimiz Vahdettin Özkan’a katılımları ve toplantımıza katkıları için teşekkür ediyorum. İş alemimizin Konya Valiliğimizle işbirliği içinde olması şehrimizin ekonomik kalkınmasında önemli bir birlikteliktedir. Bu birliktelik ruhu, Konya’nın küresel dünyada yerini almasında önemli bir motivasyon kaynağıdır” dedi.
Gündemdeki ekonomik ve sosyal konularla ilgili görüşlerini paylaşan Başkan Öztürk, Konya Ticaret Odası, KTO Karatay Üniversitesi ve KTOTEK’in faaliyetleri ile ilgili sunum yaparak konuşmasını tamamladı. – KONYA
]]>BTSO Haziran Ayı Meclis Toplantısı Oda Hizmet Binasında gerçekleştirildi. BTSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İsmail Kuş, 6 Haziran’da 135. yaşını kutladıkları Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın kökleri Osmanlı’dan Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar uzanan dev bir çınar olduğunu söyledi. İsmail Kuş, BTSO’nun tarih boyunca kentin büyümesinde ve Türkiye’nin kalkınmasında hep öncü ve lider bir kuruluş olduğunu da vurguladı. Küresel ticarette ve ülke ekonomisinde önemli bir değişim dönüşüm süreci yaşandığını hatırlatan İsmail Kuş, bir taraftan bu dönüşümü gerçekleştirirken, diğer yandan da ülke olarak yüksek enflasyon ve mevcut faiz oranlarının sosyal yaşamda ve ticaret hayatındaki olumsuz etkilerini azaltmak için mücadele verdiklerini söyledi.
“Enflasyonda düşüş bekliyoruz”
Uygulanan para ve maliye politikalarının yanı sıra yatırım ortamını iyileştirecek ve işletmeleri destekleyecek adımların kritik önem taşıdığını ifade eden İsmail Kuş, “Toplumun her kesimini derinden etkileyen ve sürdürülebilir büyümenin önünde ciddi engeller oluşturan yüksek enflasyon ve yüksek faizin oluşturduğu tahribatı azaltmanın yolu etkin ve akılcı politikalardır. Bugüne kadar atılan kararlı adımlar, özellikle yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonda düşüş beklentimizi artırmıştır. Faiz indirimi için gerekli şartların da oluşmasıyla işletme sermayesi ve yeni yatırımların da yolu açılacaktır. Kaynakların etkin ve verimli kullanılması, tasarrufların üretime, yatırıma ve ihracata yönlendirilmesi, sağlıklı bir büyüme ve kalkınma yolunda en önemli hamleler olacaktır.” ifadelerini kullandı.
“İşletmelerimiz ekonominin can damarıdır”
Yeni vergi paketinin adil ve sürdürülebilir olmasının kritik önemine işaret eden İsmail Kuş, şöyle devam etti: “Yeni vergi düzenlemeleri zaten büyük zorluklarla mücadele eden işletmelerimizin yükünü daha da ağırlaştırmamalıdır. İşletmelerimiz, ekonomimizin can damarıdır ve onların ayakta kalması, ülkemizin ekonomik istikrarı için hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle, yeni vergi politikalarında, üretimin, istihdamın ve ihracatın aktörleri olan reel sektörümüzün rekabet gücünün ve sürdürülebilirliğinin de gözetilerek uygulanması en önemli beklentimizdir. Ayrıca kayıt dışı ekonomi ile mücadele etmek de önceliklerimiz arasında yer almalıdır. Kayıt dışı çalışanların ve işletmelerin kayıt altına alınmasını sağlayacak adımlar, hem vergi adaletini hem de ekonomik şeffaflığı artıracaktır. Hepimiz için sabır ve fedakarlık gerektiren bu dönemin en az hasarla atlatılmasını ve ülkemizin arzu ettiğimiz refah seviyesine hızla yükselmesini temenni ediyorum.”
“135 yıllık mirası ileriye taşımayı sürdüreceğiz”
BTSO Meclis Başkanı Ali Uğur, 6 Haziran 1889 tarihinde Osman Fevzi Efendi ve arkadaşlarının Koza Han’da attığı ilk adımın Bursa’nın ekonomi tarihinin yönünün değiştiği anlardan biri olduğunu belirterek, “Tarihte bazı anlar vardır. Bugün Odamız 55 bini aşkın üyesiyle Türkiye’nin en önemli sivil toplum kuruluşlarımızdan birisi haline geldi. Bu mirası daha da ileriye taşımak adına var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Yakaladığımız sinerji, sergilediğimiz birlik ve beraberlikle Odamızda hizmet bayrağını çok daha ileri taşımaya, bölgesinde güçlü, dünyada söz sahibi bir Bursa için hedeflerimiz doğrultusunda azimle çalışmaya devam edeceğiz.” dedi. – BURSA
]]>İstanbul Medeniyet Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Latif Karagöz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaz döneminin boş vakitten ziyade öğrenmeye devam edilmesi gereken bir süreç olarak değerlendirilmesi tavsiyesinde bulundu.
Karagöz, ailelerin temelde, “Biz yaza girerken bu üç ay boyunca çocuğumuzun hangi alanda yetkinleşmesini, nitelik kazanmasını, iyi bir insan olmasını temin etmek istiyoruz, burada bize düşen vazife nedir?” sorusunu sorup, planlama yapmaları gerektiğini dile getirdi.
Bu sorunun net, tek bir cevabı olmadığını vurgulayan Karagöz, “Her ailenin kendi ihtiyacı, sosyoekonomik durumu, yaz aylarındaki izin durumları vesaire değişebiliyor. Bu değişkenleri de göz önünde bulundurarak ailelerin kendi bağlamlarında, kendi ihtiyaçlarına göre zaman planı etrafında bir program yapmaları gerekiyor ki yeni bir öğrenme süreci olsun bu yaz. Aksi takdirde başlayıp geçen, geriye dönüp baktığımızda ‘Ha bir şey de yapmamışız.’ dediğimiz bir süreç olabiliyor.” ifadelerini kullandı.
Karagöz, öğrenciler için sportif, sanatsal ve akademik etkinlikler olarak sınıflandırılabilecek çok fazla etkinlik alanı olduğuna vurgu yaparak, ailelerin bu alanları yeni öğrenme türleri olarak görüp çocuklarını yönlendirebileceklerini söyledi.
Bu dönemde çok çeşitli kaynaklar da olduğuna dikkati çeken Karagöz, “Web tabanlı kaynaklar, uygulamalar var. Bir taraftan daha eğlenceli, yeni nesil soruların olduğu kitaplar var. Bu kaynakları keşfedip belki bunlara başvurup kontrollü bir şekilde dinlenmeyle ders çalışmayı entegre edebilirler. Tekrardan ‘Bütün okul kaynaklarını, okul derslerini tekrar et, test çöz.’ vesaire gibi bir yoğunluğa girmenin hiçbir manası yok. Bu zaten olması muhtemel bir şey de değil. Dolayısıyla burada yeni kaynakları, yeni alternatifleri dikkate alarak ailelerin bu dengeyi kurmaları gerekiyor.” diye konuştu.
Karagöz, ailenin denetleyici olmaktan ziyade sürecin bir parçası olması gerektiğine işaret ederek, “Ailelere burada düşen en temel şey, dışarıdan ‘Hadi bakalım ders çalıştın mı? Bugün ne yaptın?’ yerine beraber haftayı, ayı planlamak, çocuğu da bunun içine dahil etmek, onu takip etmek. Aileler burada kendilerine de görev tanımlamalılar. Örneğin ‘Bir hafta boyunca ben de iki kitap okuyacağım. Ben de şu alanda şu videoları izleyeceğim.’ gibi.” dedi.
Çocukların farkındalıklarının yüksek olduğuna değinen Karagöz, “Kendisine sürekli ‘Bir şey öğren, bir şey çalış.’ deyip de akşama kadar sosyal medyada, televizyon başında ya da işte vaktini boşa geçiren ebeveynini görüyor, çocuk zeki. ‘Ben niye o zaman bu kadar görece zor bir işe girişiyorum?’ sorusu hemen çıkıyor. Küçük de olsa çatışmaya dönüşüyor bu. Bunun olmaması için ailenin ‘Ben de bu sürecin bir parçasıyım, beraber çalışıyoruz, beraber öğreniyoruz, beraber geziyoruz.’ duygusunu hissettirmesi lazım ki çocuk için bu süreç hem motive edici, pekiştirici olsun hem de gerçekten öğrenme gerçekleşmiş olsun.” değerlendirmesinde bulundu.
Ailenin birlikte iletişim, etkileşim kurabileceği aktiviteler çocuklar için önem arz ediyor
İstanbul Medipol Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Sena Güme de yaz tatilinde derslere ayrılacak zaman ile oyun, eğlence ya da dinlenmeye ayrılacak zamanın dengeli şekilde dağılması gerektiğini söyledi.
Çocukların bu süreci ebeveynleriyle geçirmelerinin önemine işaret eden Güme, şöyle konuştu:
“Ebeveynler çocuklarıyla çeşitli programlara katılabilirler, örneğin tarihi yerler, müzeler, sergiler, fiziksel aktiviteler, sportif faaliyetler olabilir. Çocukların ilgi alanları ve yeteneklerine göre belki kurslar olabilir. Bunun dışında ailecek birlikte vakit geçirme olabilir. Bu noktada tabii ki ailenin birlikte iletişim, etkileşim kurabileceği noktalar önemli. Ailecek belki okuma saatleri gerçekleştirilebilir. Okuma saati, öğrencilerin hem öğrenmesine katkı sağlayacak bir aktivite hem de ailecek yapıldığında çocukların bu davranışı sergilemesi kolaylaşıp bir alışkanlık haline gelebilecektir.”
Güme, planları yaparken çocukların bireysel ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak gerektiğini, aynı zamanında çocukların ne gibi eksiklikleri olduğunu ve hangi yöntemlerin onlarda daha çok işe yarayabileceğini belirlemenin faydalı olacağını söyledi.
Ailelerin çocuklara olan yaklaşımlarına değinen Güme, konuşmasına şöyle devam etti:
“Burada ailelerin çocuklarını mutlaka desteklemesi ve çabalarını takdir etmesi önemli. Belki başarısız bir karne getirecekler ancak burada sonuçtan çok çocuğun süreç içerisindeki çabasına odaklanmak, bunları takdir etmek, başarılı da olsa başarısız da olsa her zaman onun yanında olacağını çocuğa hissettirmek önemli. Ders programı hazırlarken çocuğun sürece dahil edilmesi de aslında onlara ne kadar önem verildiğini, fikirlerinin önemli olduğunu hissettirecek bir şey. Bunun dışında süreç içerisindeki durumlar olumlu olduğunda yine onu teşvik edecek cümleler kurmak, herhangi bir olumsuzluk durumunda da yapıcı geri bildirimler verebilmek çocukların gelişimini daha olumlu etkileyecektir.”
Sena Güme, çocuklarda öz kontrolü, içsel disiplini sağlayabilmenin önemine vurgu yaparak, bu sürecin çok kolay olmadığını söyledi. Güme, burada dikkat edilmesi gereken hususun ödül veya ceza gibi dışsal motivasyon kaynakları yerine, çocuğun karar sürecine dahil edilerek sağlanacak içsel motivasyon olduğunu kaydetti.
]]>Sultangazi Belediyesi, Türkiye Çevre Haftası’nda geri dönüşümün önemine dikkat çekmek amacıyla Çevre Şenliği ve Çevre Farkındalık Yarışmaları ödül töreni düzenledi. Çevrenin önemi ile ilgili konuşan Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, “Çevre bilincini hiçbir zaman unutmayalım. Doğaya sahip çıkalım. Çünkü doğaya sahip çıkmak geleceğimize, çocuklarımıza sahip çıkmak demektir” dedi.
Türkiye Çevre Haftası kapsamında geri dönüşümün önemine dikkat çekmek için Sultangazi Belediyesi tarafından Çevre Şenliği ve Çevre Farkındalık Yarışmaları ödül töreni düzenledi. Törene Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, öğretmenler ve öğrenciler katılım gösterdi. Törende, “sıfır atık” projesi kapsamında geri dönüşüm çalışmaları geliştiren ve yarışmada dereceye giren ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerine ödül verildi. Törende Cebeci Sultançiftliği İlkokul öğrencileri “sıfır atık dans” gösterisi gerçekleştirirken Nene Hatun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Moda Tasarımı bölümü öğrencileri tarafından “atık malzemelerle kıyafet tasarımları defilesi” de gösterildi.
“ÇEVRE BİLİNCİNİN YÜKSELMESİ İÇİN GAYRET EDİYORUZ”
Doğa bilincinin önemine dikkat çeken Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun, ” Çevre Haftası’ndayız. Bu tür organizasyonları her zaman yapıyoruz. Çevre bilinci, çevreye zarar veren çeşitli plastikler, piller, atık yağlar gibi malzemelerin doğadan çekilerek tekrar ekonomiye kazandırılabileceği bir sistemdir. Çevre bilincinin yükselmesi için gayret ediyoruz. Bugünde ilkokul, ortaokul ve liseden öğrencilerimizi sıfır atık bilinçlerinin geliştiğini bir taraftan da ne kadar kabiliyetli olduklarını gördük. Birçok çalışmanın sıfır atığa duyarlı yapıldığını gördük. Mesela sadece plastik şişelerden bir tank üretmiş bir öğrencimiz vardı. Eğitimin çocuk yaştan başladığını bilerek bu bilincin güçlenmesi gerekiyor. Denizleri, ormanı, çevreyi kirleten malzemeleri biz de etrafta görüyoruz. Bunlar ne yazık ki doğayı kirleten bir forma bürünüyor. Yıllar içerisinde çok kötü bir görüntüyle beraber de doğaya zararlı bir form içerisinde kalıyor. Çevre bilincini yükselttikçe toplumun ve doğanın daha iyi olacağına inanıyoruz. Çevre bilincini hiçbir zaman unutmayalım. Doğaya sahip çıkalım. Çünkü doğaya sahip çıkmak geleceğimize, çocuklarımıza sahip çıkmak demektir” diye konuştu.
“SIFIR ATIK PROJESİNDE YER ALDIĞIMIZ İÇİN ÇOK MUTLUYUZ”
Cebeci Sultançiftliği İlkokulu’nda öğretmen Mesude Başaran ise, ” Dans gösterisi gerçekleştirdik. Çocuklarım çok heyecanlıydı. Ben ve öğrencilerim sıfır atık projesinde yer aldığımız için çok mutluyuz. Ben çevreye çok önem veriyorum. Öğrencilerimin de önem vermesi için bu adımları atmanın önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.
Liseler arası “İklim değişikliği” konulu karikatür yarışmasında birinci olan 10. sınıf öğrencisi İkra Keleş heyecanlı olduğunu ifade ederek eseri hakkında bilgi verdi: “İnsanlar gözleriyle görmek istedikleri şeyleri görüyor güneş de güzel şeyleri temsil ediyor. Ama insanlar arkalarında bıraktıkları şeylerin çok farkında değiller. Deni anası burada insanı temsil ediyor. İnsanlar arkalarında ne kadar pislik bırakırsa denizanası o kadar kirleniyor. Yani insanlar kendilerine zarar vermiş oluyor.”
İlkokullar arası oyuncak tasarımı yarışmasında “Çağla’nın rüyası” adlı çalışmasıyla birinci olan 2. Sınıf öğrencisi Nehir Rabia Koçarslan ise ” Çok heyecanlıyım, mutluyum. Çalışmamda gazoz kapakları, pipet, su şişesi kapakları, deterjan kutusu gibi geri dönüşüm malzemelerini kullandım” diye konuştu.
]]>TÜRKİYE Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, “Geçen yıl tarihi başarılara imza attık ilk defa Avrupa’da 2 tane aynı yıl madalya aldık. Tarihteki 3 madalyanın 2’sini geçen yıl aldık. Bir bronz bir gümüş madalyamız oldu. Bu bisiklet tarihinde ilktir” dedi.
Türkiye Bisiklet Federasyonu ve Türkmenistan, Ankara Büyükelçiliği koordinasyonunda 3 Haziran ‘Dünya Bisiklet Günü’ kapsamında, ‘Yaşanabilir bir dünya için bisikleti seçin’ sloganıyla bisiklet etkinliği düzenledi. Milli Botanik Müdürlüğü ev sahipliliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, vatandaşlar ve çocuklar bisikletleriyle Milli Botanik Botanik Bahçesi çevresinde 10 km boyunca pedal çevirdi. Etkinliğe Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu’nun yanı sıra Türkmenistan Anlara Büyükelçisi Mekan Ishanguliyev, Ankara İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe ve Jandarma Genel Komutanlığı yetkilileri katıldı.
Yaşanabilir bir dünya için bisikletin önemini bütün dünyaya haykırmak gerektiğini ifade Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, “Hep birlikte bisikleti ayağa kaldırma ve dünyada önemini anlatmayla ilgili önemli bir gün de burada birlikteyiz. İklimle ilgili, sağlıkla ilgili, sporla ilgili dünyanın gerçekten en önemli branşlarından, sporlarından bir tanesi bisiklet. Aynı zamanda da özgürlük. Bindiğiniz zaman özgürlüğünüzü hissediyorsunuz. Bu özgürlükle birlikte sağlığınıza kavuşuyorsunuz ve daha sağlıklı, daha kaliteli yaşam sürdüren bir toplum ortaya çıkıyor. Onun için herkesi şiddetle bisiklete binmeye davet ediyoruz. Burada trafikte daha az kazanın olmasıyla ilgili Jandarma Genel Komutanlığımız ile birlikte güvenli bisiklet sürüşleriyle ilgili okullarda eğitim verilmeye başlandı. Hem güvenli hem sağlıklı ve hem de özgür bir sürüş için hep birlikte bisiklete binelim. Bisikletin önemini herkes birbirine anlatsın ve daha çok bisiklete binmeyle ilgili belediyelerimizi teşvik edelim. Belediyelerimize bu konuda daha çok baskı yapalım” diye konuştu.
‘BİSİKLET TARİHİNDE İLKTİR’
Bisiklet ile ilgili sportif anlamda Türkiye’de önemli işler olduğunu kaydeden Müftüoğlu, “Geçen yıl tarihi başarılara imza attık ve ilk defa Avrupa’da 2 tane aynı yıl madalya aldık. Tarihteki 3 madalyanın 2’sini geçen yıl aldık. Bir bronz bir gümüş madalyamız oldu. Bu bisiklet tarihinde ilktir. Gelecekte artık bisiklet olimpiyata gitme değil. Olimpiyatlarda madalya kovalayan bir federasyon olarak önümüzdeki dönemlerde ortaya çıkacak. Bunun olmasıyla ilgili Konya’da bir veledrom yapılması bu veledromun yapılmasıyla ilgili bu talimatları veren ve bisikleti himayelerine alan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a da bisiklet ailesi olarak teşekkür etmek istiyoruz. Spor Bakanımız, Sağlık Bakanımız, Ulaştırma Bakanımız, Tarım Bakanımız, Çevre Bakanımız bisiklete inanılmaz destek veriyorlar. Bugün burada kapılarını açan Botanik Genel Müdürlüğü’ne Tarım Bakanlığı’na teşekkür etmek istiyoruz. Emeği geçen herkese teşekkür etmek istiyoruz. Türkmenistan büyükelçimiz de burada. Türkmenistan Devlet Başkanı olmak üzere hepsine teşekkür etmek istiyoruz”
dedi.
‘BİSİKLETE BİNMEK ULAŞIM YÖNTEMİ OLMAKTAN ÇIKTI’
Bugün, tüm dünyada bisiklet topluluklarının Dünya Bisiklet Günü’nü kutladığını söyleyen Türkmenistan Ankara Büyükelçisi Mekan Ishanguliyev, “Bu önemli tarih 2018 yılında Türkmenistan’ın girişimiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı ile ilan edilmiştir. Kitlesel bisiklet turları düzenlenme geleneği dünya çapında binlerce insanı bir araya getiriyor. Ankara’nın en güzel yerlerinden birinde gerçekleşen bugünkü bisiklet turuna, sporcular, Türkiye’nin Kamu ve Spor örgütlerinin yöneticileri, diplomatlar ve öğrenci gençleri katılıyor. Bisiklete binmenin uzun zamandır sadece bir ulaşım yönetimi olmaktan çıktığını belirtmek isterim. Artık birçok spor disiplini, yaygın bir turizm turu ve ayrıca onu güçlendirmek için iyi bir fırsat olarak kabul edilmektedir. Sevgili dostlar, bugün Türkmenistan’da genç nesilin sağlıklı gelişimi için ulusal sağlık sistemi bağlamında, spor yapanları için uygun ortamı oluşturulmasına özel önem verilmektedir” ifadelerinde bulundu.
]]>Programda konuşan Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, “Hayvan yetiştiriciliğinde genel sorunlar ve çözüm önerileri, kırmızı et üretiminde karşılaşılan sorunların neler olduğunu, hayvan yetiştiriciliğinde Malatya’ya ait özel sorunlar ve çözüm önerileri, Malatya’da hayvan yetiştiriciliğinde imkan ve fırsatlar nelerdir ve bunları nasıl kullanabiliriz, depremin Malatya hayvancılık sektörüne etkisi ve beklentiler, et ürünlerinde AR-GE çalışmaları ve Markalaşma, hayvancılık sektöründe eğitimli beceri sahibi iş gücünün sağlanması doğrultusunda gerçekleştirdiğimiz çalıştayda sektöründe akademik ve sektörel bakış açılarının bir araya getirilmesini hedefledik. Sektörün sorunlarına yönelik politika belirlemek üzere, kalıcı çözüm önerileri oluşturmak ve her paydaşımızın kazandığı bir değer zinciri tesis etmektir. Hayvancılık sektörünün ülkemizde ve ilimizdeki mevcut durumu, sorun alanları ve çözüm önerilerinin konuşulacağı çalıştayımızda, küresel arzdaki zayıflama nedeniyle kendi kendine yeterli üretimin stratejik önemi, üretimde sürdürebilirliği sağlayacak devlet politikaları, ürün piyasalarında fiyat istikrarı mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiği önem arz etmektedir. Sektörün geleceğini planlamak yönünden bu tip çalıştay ve toplantıların önemi çok büyüktür. Bu toplantılarda ortaya çıkan fikirler bize hem vizyonu güncellemek hem de gelecek planlaması bakımından çok yararlı olduğunu düşünüyoruz. İnşallah bu yöndeki çalışmalardan iyi sonuçlar elde edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Çalıştayda sektör temsilcilerinin sorunlarına kısa, orta ve uzun vadede somut çözüm önerileri almaya çalışacaklarını belirten Özcan, “Kısa ve orta vadede altyapı sorunlarının çözümü için planlamalar yapılması, destekleme politikalarının ihtiyaç analizi doğrultusunda revize edilmesi, verim ve kalitenin iyileştirilmesi, verilerde güvenilirliğin sağlanması, ticari işletmelerin yenilikçi ve rekabetçi olması, aile işletmelerinin refahını güçlendirici tedbirlerle sürdürülebilirliğin sağlanmasının doğru olacağını düşünüyoruz. Çalıştay akademik kurulumuzun, düzenleme kurulumuzun ve sektör temsilcilerimizin görüş ve önerileri doğrultusunda sonuç bildirisi yayınlayacağız” dedi.
Malatya Tarım ve Orman İl Müdür Osman Akar ise, “Pandemi ve ekonomik gelişmelerle beraber tarımın üretimin önemi ön plana açıktı. Her türlü varlığa sahip olabiliriz. Ama olmazsa olmazımızın gıda üretimi olduğunun herkes farkına vardı. Bizlerde ülke olarak bulunduğumuz konum itibariyle kendi kendimize yetme zorunluluğumuz var. Gerek bitkisel gerekse hayvansal üretimde kendi kendimize yetmek zorundayız. En küçük üretim dahi çok değerlidir. Bu küçük üretim bir araya gelerek büyük üretimler oluşturuyor. Tarımsal üretim bugün devletlerin esas güç kaynağıdır. Tarımsal üretime bizimde çok dikkat etmemiz gerekiyor. Kendi kendimize yetme kadar üretim yapmak zorunluluğumuz var. “şeklinde konuştu
İnönü Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Tuncel de “Üniversite olarak bu tür çalışmaların şehrimize katkı olsun. Var olan bilgileri sizin önerileri, talep ve beklentilerinizi gelecekle ilgili öngörülerinizi toplu bir rapor haline getirmek. Hayvancılık konusunun Malatya için daha derli toplu olarak ne anlam ifade ediyor. Malatya hayvancılık konusunda belli bir mesafe almış. Hayvancılık konusunda daha da ilerleme potansiyeli var. Hayvancılık kayısının gerisinde kalıyor. Kayısı bizin için çok önemli bizim bir marka değerimiz, şehrimizin dışa açılan en önemli yüzlerinden bir tanesidir. Ama biz hayvancılığı ihmal etmemeliyiz. Daha nasıl geliştirebiliriz diye çalışmalıyız. Üniversite olarak sizin bilgilerinizi sistematize hale getirmek istiyoruz. Sizden gelen öneriler çerçevesinde yetkili bölümlerimiz de harekete geçirmek istiyoruz. İnşallah güzel bir çalışma olacak” diye konuştu. – MALATYA
]]>Yunus Emre Enstitüsü (YEE), Türkiye ile diğer ülkeler arasında çeşitli alanlarda iş birliklerinin artırılması ve geliştirilmesi amacıyla etkinlikler düzenlemeye devam ediyor. YEE, İngiltere’den gelen ve aralarında İngiltere Parlamentosu üyeleri, iş insanları, belediye meclisi üyelerinin yer aldığı heyeti Türkiye’de ağırladı. Ankara ve İstanbul’da 28 Mayıs-1 Haziran tarihlerinde düzenlenen etkinlik kapsamındaki toplantılara katılan İngiliz heyet, Sanayi Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, milletvekilleri ile bir araya gelmek üzere TBMM’yi ve ticaret alanındaki sivil toplum kuruluşlarını ziyaret etti.
Stratejik iş birliklerinin teşvik edilmesi amacıyla düzenlenen toplantılarda, Türkiye ve İngiltere arasındaki tarihi bağların birçok alanda kurulacak ve geliştirilecek iş birlikleriyle nasıl güçlendirileceği konuşuldu.
İngiliz heyet ile İstanbul Ticaret Odası’nda bir toplantı düzenlendi. Toplantıda, İstanbul Ticaret Odası Genel Sekreteri Doç. Dr. Nihat Alayoğlu, üyelerinin 800 bine yaklaştığını ve Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 50’sini İTO üyesi kuruluşların şekillendirdiğinden bahsetti. İngiltere ile olan 19 milyar dolar olan ticaret hacminin 30-35 milyar dolar olmasının beklendiğini söyledi. Heyet Başkanı Lord Syed Salah Kamall ise heyette bulunan iş adamlarının iş kollarından bahsederek potansiyel iş birlikleri konusunda konuştu. Toplantıda savunma sanayisinden bilişim sektörüne, sağlıktan inşaata kadar çok sayıda alandaki iş birlikleri ve yatırımların nasıl yapılabileceği ve artırılabileceği konuları masaya yatırıldı.
İTO’DAKİ TOPLANTININ ARDINDAN İNGİLİZ HEYET, İSTANBUL VALİSİ DAVUT GÜL’Ü ZİYARET ETTİ
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’nde (MUSİAD) gerçekleşen toplantıda MUSİAD Başkanı Mahmut Asmalı, etik konusunun iş yaşamındaki öneminden bahsederek kendilerine üye olmak için müracaat eden işletmelerde aradıkları ilk özelliğin etik ilkelere riayet etmek olduğunu vurguladı. Yaptıkları faaliyetlerin bünyelerindeki 14 bin üye ile Türkiye ve tüm dünyaya faydalı olma amacını taşıdığını belirten Asmalı, sosyal sorumluluk projelerine de büyük önem verdiklerini kaydetti. İngiliz ve Türk iş adamlarının faaliyet alanlarını tanıttıkları toplantıda, potansiyel iş birlikleri istişare edilerek mobilya sektöründen ambalaj sanayisine kadar birçok alanda yapılacak yeni ortak yatırımlar konuşuldu.
Uluslararası Ticaret Eşleştirme Platformu (UTEP) ile yapılan toplantıda, İngiliz ve Türk iş adamları arasında iş birliklerini kolaylaştıracak platformların kurulması hakkında konuşuldu. Toplantıda, bu platformların stratejik iş birliklerinin teşvik edilmesi ve ticaret ile yatırım fırsatlarının keşfedilmesinin nasıl kolaylaştırılacağı masaya yatırıldı.
Lord Syed Salah Kamall, etkinliğin Türk politikacılar ile İngiliz iş adamlarının bir araya gelmesini sağladığını belirtti. Politika yapımının yanı sıra kişiler arası ilişkilere, kültürel diplomasi ve iş dünyası diplomasisine de odaklanılmasının önemli olduğunu vurgulayan Kamall, Yunus Emre Enstitüsü’nün tüm bu unsurları bir araya getirmesinin oldukça önemli olduğunu ifade etti.
“SADECE KAR DEĞİL, AYNI ZAMANDA AHLAKA ÖNEM VERMEK”
Kadınların hamilelik sürecinde yaşadığı sorunları ve anne-bebek ölümlerini azaltmak için Giant Health isimli bir sağlık şirketi kuran Asif Syed Ahmed, etkinliğin bu zamana kadar katıldığı en iyi etkinlik olduğunu belirterek, hem politik elitlerin hem de iş adamlarının buluştuğu toplantıların oldukça ilham verici olduğunu söyledi. Toplantılarda sıkça yinelenen ‘sadece kar değil aynı zamanda ahlaka önem vermek’ ilkesinin oldukça takdir ettiğini ifade eden Ahmed, ‘değer insanı’ ve ‘amaç insanı’ kavramlarının birlikte zikredilmesinin oldukça faydalı ve ufuk açıcı olduğundan bahsetti. Türkiye’yi çok sevdiğini belirten Ahmed, Türk öğrencilerinin olduğunu ve Türkiye’de hem yetenek hem de harekete geçme yeteneğine sahip çok sayıda insan bulunduğunu, ancak fırsatlarının olmadığını ve bu toplantılarla bu tür insanlara ulaşmak istediklerini ifade etti.
“KÜLTÜRLERİN BİR ARAYA GELMESİ VE BİRBİRİNİ ANLAMAK HERKESİN SORUMLULUĞU”
Yunus Emre Enstitüsünün İngiltere ve Türkiye arasındaki ilişkilerdeki rolüne değinen Ahmed, “Hükümetler arası ilişkiler, işletmeler arası ilişkiler ve kişiler arası ilişkiler vardır. İş dünyası, eğitim, sosyal ve kültürel alanlarda çok sayıda iş başarılabilir. İstanbul ve Londra oldukça kozmopolit şehirler. Kültürel olarak çok fazla bağlantılandırılabilecek unsur var ve Türkiye aracılığıyla dünyadaki, aralarında Müslüman ülkelerin pazarlarının da olduğu birçok pazara ulaşabiliriz. Dünyada 7 milyar insan var ve teknoloji ve harekete geçmekle ürünlerimizi çok sayıda insana ulaştırabiliriz ve Yunus Emre Enstitüsü bize bu konuda yardımcı olabilir. Bu dünyada ekmek bölüşülürse nice sorunların çözülecektir” dedi. Ahmed, kültürlerin bir araya gelmesinin ve birbirini anlamanın barış inşa etmek konusunda herkesin üstüne vazife olan bir sorumluluk olduğunun altını çizdi ve iş adamlarının aynı zamanda barışı sağlayıcılar olduğunu dile getirdi.
Toplantılardan sonra anne ölümleriyle ilgili projesi konusunda iş birlikleri yapmak istediğini belirten Ahmed, “Biz kadın olmasak da annemiz, kızımız veya eşimiz kadın. Yani kadın sağlığı sadece kadınlara özgü değil ve kadın erkek meselesi değil. Kadınların varlığı insanlığın varlığı için olmazsa olmaz. Bu nedenle bu alan oldukça kıymetli ve önemli” diye konuştu. Bu nedenle hamilelik sırasında yaşanan sorunların ve anne ölümlerinin önüne geçmenin öneminden bahseden Ahmed, bu alanda faaliyetlerini sürdüreceğini dile getirdi.
]]>“Genç Girişimciler, Batı Antalya Belediye Başkanları ile Buluşuyor” toplantıları kapsamında bir araya gelen Başkan Geyikçi ve Genç Girişimciler Kurulu Üyeleri, Batı Antalya ekonomisini, Finike’yi ve genç girişimciliğini konuştu. KUTSO Yönetim Kurulu Başkanı Fahri Özen, KUTSO Genç Girişimciler Kurulu Başkanı Olgun Okur, Genç Girişimciler Yönetim Kurulu Üyeleri ve üyelerinin katıldığı görüşmede; genç girişimciliği, Batı Antalya ekonomisi, Finike Belediyesi’nin faaliyetleri ve projeleri konuşuldu.
Finike’ye gençlik meclisi kurulacak
Finike Belediye Başkanı Mustafa Geyikçi, belediye olarak gençliğe büyük önem verdiklerini, bu kapsamda “Gençlik Meclisi” kurmak amacıyla yönetmelik ve tüzük çalışmalarına başladıklarını dile getirdi. Gençliğin enerjisi ve dinamizmi sayesinde bölge ekonomisinin de yükseleceğini ifade eden Mustafa Geyikçi, “Gençlerimizin sivil toplumda görev almalarına, yaşadıkları bölgenin idaresine katkı sunmalarına büyük önem veriyoruz. Bu bağlamda çok kısa bir zaman içerisinde Gençlik Meclisi’mizi oluşturacağız. Gençlerimizin ilçemizin geleceğini konuşmasını, taleplerini dile getirmelerini ve ilçemiz üzerinde söz sahibi olmasını önemsiyoruz. Onların aldığı kararları bizler de yerine getirmek için çaba göstereceğiz” diye konuştu.
“Gençler, elini taşın altına koymalı”
Gençlerin özellikle girişimcilik anlamında attığı adımların ekonominin gelişmesi yönünde katkısı olduğuna dikkat çeken Başkan Geyikçi, “Gençlerimizin bölge ekonomimizi ileri taşıyacağından şüphemiz yok. Bölgemiz tarım ağırlıklı bir ekonomiye sahip, gençlerimiz bu alanı geliştirecek yeni trendleri yakından takip ediyor. Bununla birlikte bölgemize yeni ekonomik modeller kazandırılmasında da gençlerimizin elini taşın altına koymasını bekliyoruz. Tarımın yanı sıra butik ve alternatif turizm, teknoloji, dijitalleşme konularında gençlerimizin fikirleri çok önemli. Bu konuda bizler de verebileceğimiz her desteği vermeye hazırız” dedi.
Turuncu Rota ile dijital ve turizm altyapımızı kuruyoruz
Bölge turizminin geliştirilmesi konusunda da çalışmalar yaptıklarını aktaran Başkan Mustafa Geyikçi, ilk döneminde kentin fiziksel altyapısını tamamladıklarını yeni dönemde de dijital ve turizm altyapısını oluşturmak için çalışmalar yapacaklarını kaydetti. Bu konuda ‘Turuncu Rota’ çalışmasını başlattıklarını dile getiren Başkan Geyikçi, “Kent ekonomimizi ve turizmini bu uygulama ile ileri taşıyacağız. Finike özellikle butik turizmin önemli bir noktası olacak. Uygulamanın içerisinde konaklamadan yeme içmeye, tarihi yerlerden, gezi rotalarına kadar her şey olacak. Bu çalışma ilçemiz ile başlayacak ancak tüm Batı Antalya ekonomisine de büyük katkı sağlayacak” şeklinde konuştu.
Gençlerin bu tür konularda cesaretli olması gerektiğini vurgulayan Başkan Geyikçi, “Gençlerimizin de bizlere yeni trendler ve örnek girişimlerle ilgili yardımcı olmasını, fikir vermesini istiyoruz. Ülkemizin, Antalya’mızın ve bölgemizin kalkınmasında en önemli faktör gençlerimiz olacak” dedi.
Turuncu Rota heyecan verici bir proje
Belediye Başkanları ile gençlerin buluşmasını çok önemsediklerini dile getiren KUTSO Başkanı Fahri Özen, “Bu buluşmalar gençlerimizi sizler ile bir araya getiriyor ve yeni fikirlerin doğmasını sağlıyor” diye konuştu. Başkan Geyikçi’nin bahsettiği Turuncu Rota uygulamasının kendisini çok heyecanlandırdığını ifade eden Başkan Özen, “Bizim de BAKA ile yürüttüğümüz Likya yürüyüş yolu ile ilgili bir projemiz var. Dünyaca ünlü bir yol olan Likya Yolu’nda projemiz ile ilk olarak tabelalarını ve çevre düzenlemelerini yaparak buraya gelen turistlerin daha rahat gezmesi için yeni bir konfor oluşturacak. Başlatmış olduğunuz Turuncu Rota uygulaması da bu anlamda çok önemli bir girişim. Bu konuda üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazırız” ifadelerini kullandı.
Toplantının sonunda gençlerin sorularını cevaplayan Başkan Mustafa Geyikçi, katılımcılara ilgilerinden dolayı teşekkür etti. – ANTALYA
]]>Üniversitenin 15 Temmuz Merkez Yerleşkesindeki Kongre ve Kültür Merkezi’nde Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından gerçekleştirilen çalıştaya, Rektör Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, Melikgazi Kaymakamı Bülent Karacan, Sarıoğlan Kaymakamı Mehmet Fatih Uçar, Sarız Kaymakamı Kerem Albayrak, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serdar Öztürk, Aile ve Sosyal Politikalar Kayseri İl Müdürü Mustafa Yıldırım, Eğitimci – Yazar Tahir Fatih Andı, senato üyeleri, akademisyenler, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan sempozyumun açılış konuşmalarında Rektör Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa, toplumda aile yapısının, sağlam aile yapısının önemine dikkat çekti.
Rektör Karamustafa, “Biz Üniversitemizde Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezini yaklaşık iki buçuk yıl önce kurmuştuk. Kadın ve aile; sağlıklı, nitelikli bir toplum için önemlidir. Toplumun eğitimi nereden başlıyor? Toplumun eğitimi ana kucağında, baba ocağında başlıyor. Sonra mahallede, okulda, evde, mezara gidinceye kadar hayatın her evresinde devam ediyor. Tabi ki nasıl güçlü birey olunur? Bilgi ile donatılmış, kişiliği kuvvetli, özgüvene sahip, aynı zamana kendisine eleştirel bakabilen bireylerle güçlü olunur. Güçlü bireyler nerede yetişir? Aile içerisinde yetişir. Ana kucağında baba ocağında yetişir. O yüzden aslında bu üçlü arasında; güçlü birey, aile ve gelişen sağlıklı toplum arasında döngüsel bir ilişki vardır. Güçlü toplumlar güçlü aileyi ve neticede güçlü bireyleri oluşturur. Güçlü aileler, güçlü bireyler ise güçlü toplumları oluşturur. Bu döngüde güçlü bireylerin, güçlü ailenin ve güçlü toplumun çok önemli olduğunu söyleyebiliriz. Biz, kadın ve aileyi çok önemsiyoruz. Kadın ve aileyi önemseyen bir inanç sisteminin, milli değerlerin ve kadim kültürün evlatlarıyız. Dolayısıyla bugün kendi kadim kültürümüzün güçlü bağları ve sağlam toplum yapımımızla kadına, aileye, bireye her zamankinden daha çok önem vermeli ve bunlar arasındaki bağların güçlü tutulması için elimizden gelen çabayı göstermeliyiz. Bu açıdan bugün düzenlenen bu sempozyumu önemsediğimizi belirtir, çalıştayın düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi.
Melikgazi Kaymakamı Bülent Karacan ise, “Sürekli güçlü birey, sağlıklı aile, gelişen toplum diyoruz. Ben olaya farklı açıdan bakmak istiyorum. Olayı güçlü kadın, sağlam çocuk ve değişen toplum alanından değerlendirmek gerekiyor. Toplumda kadın güçlü olacak, kadın eğitimli olacak, kadın ayakları üzerinde duracak. Kadın ailenin temelini oluşturandır. Kadın ayakları üzerinde duramıyor ise eksik bir şey vardır. Kadın ekonomik özgürlüğe sahip olduğu müddetçe toplumun gelişimine olan katkısı daha fazla olacaktır. Bir de kadına yönelik şiddet konusu var. Kadına yönelik şiddeti sadece fiziksel şiddet olarak görüyoruz. Ekonomik ve psikolojik şiddet gözümüzden kaçıyor. Eğer bir ailede kadına yönelik şiddet mevcutsa, bundan çocuğun gelişimi olumsuz etkilenir. Çocuk problemli hale gelir. O yüzden hem kadınlarımız, kızlarımız okuyacak, diplomalı olacak. Bir meslekleri ve sanatları olacak. Kendi ayaklarının üzerinde durmasını bilecekler. Eğer bunu sağlayamadığınız zaman, istediğiniz kadar sağlıklı aile deyin, olmaz. Yani kadınlarımızın, çocuklarımızın eğitimine çok önem vermeliyiz. Bu konuda yapıcı eleştiride bulunarak, eksiklerimizi ve yapmamız gerekenleri iyi görmeliyiz” diye konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından panele geçildi. Aile ve toplum konusunun geniş boyutuyla ele alındığı oturumlar sonrası konuşmacılara plaket takdim edildi. – KAYSERİ
]]>Türkiye’nin dört bir yanından gelen halı üreticileri ve ihracatçıları, sektörel sorunları masaya yatırmak ve önümüzdeki süreçte gerçekleştirilecek çalışmaları görüşmek üzere Antalya’da bir araya geldi. 2025 yılında İstanbul’da yapılacak CFE Halı ve Yer Kaplamaları Fuarı ile ilgili karşılıklı görüş alışverişinde bulunulan toplantıya TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı Salahattin Kaplan, GAHİB Yönetim Kurulu Başkanı Zeynal Abidin Kaplan, İHİB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hayri Diler, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. Genel Müdürü İlhan Ersözlü, GAHİB Başkan Yardımcısı Bekir Şahan, Gaziantep Halıcılar ve Dokumacılar Odası Başkanı Mehmet Törer ile yüzlerce halı üretici ve ihracatçıları katıldı.
“Hedef sürdürülebilir ihracatın yanı sıra İstanbul’u halı ticaret merkezi Haline Getirmek”
Halı sektörünün 2023 yılını değerlendiren TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı Salahattin Kaplan, 2024 yılının ilk dört ayında gerçekleştirilen ihracattaki artışın sektörün toparlanmasıyla ilgili önemli olduğuna dikkat çekerek Türk halı sektörünün ülke ekonomisi ve istihdamı açısından önemini ifade etti. Fuarların ihracat için büyük önem taşıdığına da dikkat çeken Başkan Salahattin Kaplan ilk kez 2023 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen CFE Halı ve Yer Kaplamaları Fuarı’nın sektörün canlanmasında önemli roller üstlendiğini dile getirerek Mayıs 2024 sonunda Gaziantep’te gerçekleştirilecek olan Gaziantep Halı Fuarı’ndan da umutlu olduğunu sözlerine ekledi. 7-10 Ocak 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Uluslararası CFE Halı ve Yer Kaplamaları Fuarı ile ilgili hol sayısının arttırılmasının ve yurt dışından yoğun talep alınmasının memnuniyet verici olduğunu da sözlerine ekleyen TİM Halı Sektör Kurulu Başkanı Salahattin Kaplan, İstanbul’un dünya halı ticaret merkezi haline gelmesi için her türlü çalışmanın içerisinde yer alacaklarını da belirtti.
“Güneydoğu’nun ürün bazlı ihracatında halı sektörü lider”
Gaziantep sanayisinin lokomotif sektörünün halı sektörü olduğuna dikkat çeken GAHİB Başkanı Zeynal Abidin Kaplan’da, Güneydoğu Anadolu Bölgesinden gerçekleştirilen ürün bazlı ihracatta, halı sektörünün ilk sırada yer alarak yıllardır önemli bir rekora imza attığının altını çizdi. Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de ekonomik krizin yaşandığına dikkat çeken Başkan Kaplan bunu aşmanın yolunun birlik ve beraberlik içerisinde hareket ederek üretilen ürünlerin dünya pazarlarında hak ettiği gerçek fiyatlarla satışının gerçekleştirilmesi ve iç rekabetin sonlandırılmasıyla mümkün olunabileceğini işaret etti. İşletmelerde tasarrufa gidilmesi gerektiğine de dikkat çeken Başkan Kaplan uluslararası pazarlarda Türk halısının nihai tüketiciler tarafından büyük ilgi gördüğünü ve Türk halısının adeta dünya pazarlarının en geçerli akçesi olduğunu dile getirerek, “Malımızı hak ettiği fiyatlarla satalım. İç rekabet hepimize olduğu gibi sektörümüze de büyük zarar veriyor. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin Türk halısı öncelikli kabul gören ve yüksek kalitesiyle nihai tüketicilerin tercih ettiği ürün olma özelliğine sahip. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de ekonomik kriz var ancak bizler bu krizi fırsata çevirmek ve malımızı hak ettiği fiyatlarla uluslararası pazarlara sunarken mevcut stoklarımızı da eritmek zorundayız. Yeni üretimden ziyade mevcut stokların ihracatına öncelik verilmesi işletmelerin yüksek faizli banka kredilerinden korunmasını sağlayacaktır” dedi.
“İstanbul’un dünya halı ticaret merkezi olması için önemli adım”
CFE Halı ve Yer Kaplamaları 2023’ün başarıyla geçtiğine dikkat çeken İHİB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hayri Diler, sektörün gelişmesi için fuarların büyük önem taşıdığını üretim merkezi Türkiye’nin, aynı zamanda ticaret merkezi olma yolunda atılan bütün adımlara destek vereceklerini sözlerine ekledi.
” CFE Halı ve Zemin Kaplamaları fuarına yurt dışı ilgi yoğun”
7-10 Ocak 2025 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek olan CFE Halı ve Yer Kaplamaları Fuarı hazırlıkların hızla devam ettiğini dile getiren TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. Genel Müdürü İlhan Ersözlü fuar alanında bulunan toplam 11 holün de bu fuar için kullanılacağını ifade ederek fuara yurt dışından yoğun talep olduğunu belirtti.
“Sektörün büyümesi ve gelişmesi için gerekli desteği vereceğiz”
Gaziantep sanayisi ve ekonomisi için halı sektörünün büyük önem taşıdığını dile getiren Gaziantep Halıcılar ve Dokumacılar Odası Başkanı Mehmet Törer de sektörün gelişimine katkı sağlayacak her türlü organizasyonun içerisinde yer alacaklarını ifade ettiler. 2025 yılında gerçekleştirilecek olan CFE Halı ve Yer Kaplamaları Fuarı’yla ilgili lansmanın ardından katılımcılar fuarla ilgili beklentilerini dile getirerek dilek ve temennilerde bulundu. – GAZİANTEP
]]>8 ay önce duyurulan ve 36 ay sürecek SHORE projesi koordinatörlüğünü yürüten Yıldız Teknik Üniversitesi Tarihi Hamam Binasında “Değişimin Dalgaları” adlı konferans düzenledi. Baltık Denizi, Karadeniz, Akdeniz, Tuna Nehri ve Ren Nehri gibi 5 farklı bölgede kurulan ortaklıklar sayesinde ilk ve orta öğretim okullarında “Mavi Müfredat”ın geliştirilmesi, uygulanması ve belirlenen temalara uygun her okulun küçük çaplı proje başvurusunda bulunarak, hibe kazanmasını amaçlayan proje kapsamında düzenlenen panelde mavi ekonomi, okyanus okuryazarlığı, eko vatandaşlık gibi konular ele alındı. Konferansta ayrıca yürütülen çalışmalar hakkında paylaşımda bulunulurken 8 aylık süreçte 20 bin kadar öğrenciye de ulaşıldığı bilgisi verildi.
Konferansta açılış konuşması yapan Üniversitenin Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kamuran Nur Bekiroğlu, uluslararasılaşmaya verdikleri öneme değinerek, “Üniversitemiz 114 yıllık bir üniversite. AR-GE’de lider bir üniversiteyiz. AB projelerine ayırdığımız bütçe 7 milyon Euro civarında. Hem AR-GE’ye hem de uluslararasılaşmaya ne kadar önem verdiğimiz ortada. Mavi ekonomi, eko vatandaşlık, okyanus okuryazarlığı kavramlarını proje kapsamında ilk ve ortaokullara kadar indiriyoruz. Böyle bir projede yer almaktan dolayı mutluyuz” dedi.
“Geleceğin en önemli problemlerden bir tanesi küresel ısınma ve su”
Etkinliğe katılım sağlayanlardan İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Kaya ise geleceğin en önemli problemlerinden biri olan su ile ilgili şimdiden duyarlı bir proje olmasından dolayı tüm ortaklara teşekkür ettiği konuşmasında şunları söyledi:
“Yıldız Teknik Üniversitesi çok anlamı bir toplantıya ev sahipliği yapılıyor. Geleceğin en önemli problemlerden bir tanesi küresel ısınma ve su. O yüzden şimdiden duyarlı olmak ve farkındalık oluşturmak çok kıymetli. Umarım bu çalışma herkese örnek olur.”
Proje Koordinatörlüğünü yürüten Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Afşin Yusuf Çetinkaya ise düzenlenen etkinlik hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Afşin Yusuf Çetinkaya, “Wave of Change, SHORE Projesi yayılımı faaliyeti kapsamında yapmış olduğumuz bir etkinlik. SHORE projesi Ufuk Avrupa Programı çerçevesinde desteklenen bir proje. Yaklaşık 3 milyon euroluk bir bütçesi olup 14 tane partnerimiz var. Yıldız Teknik Üniversitesi bu projede koordinatör. Bu projenin aslında temel hedefi okyanus okuryazarlığı ve mavi müfredatı geliştirmek. Konferansta da aynı zamanda mavi ekonomi konusunda yaygınlaşma amaçlı birçok değerli katılımcıya ev sahipliği yapacağız. Onlar da bizimle bilgilerini ve deneyimlerini paylaşacaklar” dedi.
“Eko vatandaş kavramını yaygınlaştırmak istiyoruz”
Küresel ısınma ile birlikte insanların ekosisteme zarar vermemesinin çok önemli olduğunu ve bunun adına farkındalık kazandırmak istediklerini aktaran Çetinkaya, “Okuryazarlıktan kastımız öğrencilerin farkındalıklarını arttırmak ve geliştirilmesi sağlamak. Aslında bizim temel amacımız eko vatandaş kavramını yaygınlaştırmak. Yani eko vatandaş kavramını ilkokul çağındaki öğrenciden başlayarak tüm nesle yayarak faal hale getirmeyi hedefliyoruz. Bu projede tüm yaş grupları için eğitim materyallerimiz hazırlandı, web sitemiz, oyunlarımız var. Karbon ve su ayak izini hesaplayabiliyoruz. Bunun aynı zamanda sadece Türkiye’de değil, 14 farklı ülkede de devam ettiriyoruz. En önemli avantajımız ise Türkiye ve Yıldız Teknik Üniversitesinin bu projede koordinatör kuruluş olması. Şuan projenin 8’inci ayındayız. Aynı çağrı döneminde yaklaşık 2 farklı proje vardı. Biz diğer projenin 25 kat büyüklüğüne sahibiz. Yani 25 kat daha fazla kişiye ulaştık. Tahminen de 20 bin civarı öğrenciye eğitim verildi” dedi. – İSTANBUL
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile Ankara’da bir araya geldi. İkili ve heyetlerarası görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Erdoğan, şunları söyledi:
“Geçtiğimiz yıl yaklaşık 6 milyar dolar olarak gerçekleşen ikili ticaretimizi 10 milyar dolara çıkarma hedefiyle çalışıyoruz. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu ile Yunan Ticaret Odaları Birliği arasında imzalanan ortak iş konseyi kurulmasına ilişkin anlaşma, çabalarımıza büyük katkı sağlayacaktır.
“SORUNLARIMIZI SAMİMİ DİYALOG, İYİ KOMŞULUK VE ULUSLARARASI HUKUK DAHİLİNDE ÇÖZME İRADEMİZE BAĞLIYIZ”
Görüşmelerimizde Türk-Yunan ilişkilerindeki birbiriyle bağlantılı sorunları da ele aldık. Atina Bildirgesi’nde çerçevesi çizildiği şekilde sorunlarımızı samimi diyalog, iyi komşuluk ve uluslararası hukuk dahilinde çözme irademize bağlıyız. FETÖ, PKK ve DHKP-C gibi terör örgütleriyle mücadele de gündemimizin üst sırasındaydı. Yunanistan’la terörle mücadele konusunda anlayış birliğimiz giderek güçleniyor. Terör örgütlerine bölgemizin geleceğinde yer olmadığına dair mutabıkız. Komşumuz ve NATO müttefikimiz Yunanistan’dan beklentilerimizi bugün bir kez daha sayın Başbakan ile paylaştım. İlişkilerimizdeki olumlu atmosferin Yunanistan’daki Türk azınlık ve soydaşlarımızın haklarına katkı sağlamasını bekliyoruz. Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı çözüme kavuşturulması mühimdir.
“MASUM SİVİLLERİN KATLEDİLMESİ KARŞISINDA ULUSLARARASI TOPLUM SESİNİ ARTIK DAHA GÜR ÇIKARMALIDIR”
Görüşmelerimizde Gazze’de yaşanan soykırım başta olmak üzere bölgesel gelişmeler konusunda fikir teatisinde bulunduk. İsrail yönetimi ateşkes çağrılarına kulak tıkadığı gibi destekçilerine dahi meydan okumaktan geri duymuyor. Masum sivillerin son sığınağı olan Refah’ı acımasız şekilde hedef almaya devam ediyor. Masum sivillerin katledilmesi karşısında uluslararası toplum sesini artık daha gür çıkarmalıdır. Doğudan batıya bu zulme ortak olmayalım çağrısıyla her hafta meydanları dolduran tüm insanları buradan bir kez daha selamlıyoruz. BM Genel Kurulu’nun Filistin’in tam üyeliği konusunda aldığı kararın; başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen, toprak bütünlüğüne haiz Filistin devletinin tesisi olduğu görülmüştür.
Türkiye olarak İsrail’i ateşkese zorlamaya, Filistin devletinin tanınırlığını artırmaya yönelik temaslarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Komşumuz Yunanistan’ın da katliamın durdurulması amacıyla yürütülen çabalara destek olmasını bekliyoruz. Yunanistan’la aramızda çözülemeyecek büyüklükte bir sorun olmadığına dair inancımı paylaşmıştım. Bu bir süreçtir. Daha fazla netice vermesi için titizlikle ilerletilmesi gerekir.
“ÇÖZÜLEMEYECEK SORUNUMUZ YOK”
Her görüşmemizde iş birliğimizin geleceğine dair ümitlerimiz daha da artıyor. Görüş ayrılıklarına rağmen diyalog kanallarını açık tutarak olumlu gündeme odaklanıyoruz. Türkiye, kültürel mirasın korunması noktasında örnek alınan bir ülkedir. Kariye Cami’mizi 2020 yılında aldığımız karar sonrasında titiz bir restorasyon çalışması sonucu yeniden ibadete ve ziyaret açtık. UNESCO Kültür Varlığı olan her bir eserin korunmasına milletimizle birlikte tüm insanlığın istifadesine sunulmasına büyük önem veriyoruz. Kariye Camisi’de yeni kimliğiyle herkesin ziyaretine açıktır.
Görüşmelerin ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamalarda bulunan Yunanistan Başbakanı Miçotakis ise şöyle konuştu:
“Özellikle güven artırıcı önlemler ve başka pozitif iş birliği ajandası bizim bölgemizde istikrarı sağlayacak önemli önlemlerdir. Bu yaklaşım, elle tutulur sonuç vermiş bulunuyor ve tabii ki bu sonuçları kazan-kazan zemininde elde etmiş bulunuyoruz. Mesela ekonomi; yatırımlar artmıştır ve ekonomik anlamda iş birliği, ticaret iş birliği hacmi gün be gün gelişmektedir.
“İKİ HALKIN BİR ARAYA GELMELERİ ÇOK BÜYÜK ÖNEM ARZ ETMEKTE”
İki halk, benim için çok önemli bir inisiyatifin meyvelerinden faydalanmaya başladılar. 10 Ege adasında vize muafiyetinden faydalanarak serbestçe ziyaret edebiliyorlar. Sınır kapısındaki kısa bir kontrolden sonra hem hızlı hem kısa bir sürede gerçekleştirilebilen bir süreç. Bunun ekonomik alanda da önemi vardır. İki halkın daha az bürokrasi acısı yaşayarak birbirleriyle bir araya gelmeleri, tanımaları çok büyük önem arz etmekte. Aynı zamanda düzensiz göç meselesine değinme fırsatımız oldu. Ümitsiz insanların acısını istismarını yapan insan tacirlerini durdurmak için sarf ettiğimiz çabalar olumlu sonuçlar vermeye başladı. Türkiye bu konuda çok kararlı. Avrupa kararları ışığında da Türkiye’nin Avrupa fonlarından bu konuda faydalanabilmesi için çalışıyoruz.
Müslüman azınlığın Yunanistan’ın sosyal ve kültürel hayatına katkısı çok büyüktür. Ne yazık ki Türkiye’de Hristiyan azınlığın sayısı azalmıştır. Burada da dini özgürlük ve Hristiyan eserlerinin UNESCO anlaşmalarında ve şartlarında öngörüldüğü gibi koruma altına alınması gerektiğine inanıyoruz. Açıklıkla ve samimiyetle dile getirdiğim gibi Kariye Camii’nin tekrar bir ibadet yeri olarak işlev görmesi bizim için üzüntü yaratan bir gelişme oldu. Bu olağanüstü mekanın bütün insanlığın bir eseri olduğuna, bütün insanlığa ait olduğuna inanıyorum.
“GAZZE’DEKİ SİVİLLERİN KORUNMASI GEREKTİĞİNDE HEMFİKİRİZ”
Hem Rusya’nın despotik tavrını hem de Ortadoğu’da gerçekleşen gelişmelerin karşısında bunları reddettiğimizi dile getirdik. Türkiye ile özellikle Ortadoğu konusunda görüş ayrılığımız söz konusu. İsrail’in teröre verdiği kurbanlardan sonra Gazze bölgesine girmesi ve terör örgütü olarak kabul ettiğimiz Hamas’ı değişik bir nitelemeyle gördüğünü biliyoruz. Ancak bölgede akan kanın durdurulması konusunda ikimiz de hemfikiriz. Gazze’deki sivil insanların korunması gerektiği konusunda hemfikiriz. Refah’ta bir kara harekatının kabul edilmez olacağı konusunda hemfikir kaldık. Uluslararası camianın üyesi olarak bu konularda mutabık kaldık. Çözümü henüz kavuşmamış Kıbrıs konusunda da uluslararası mevzuat ışığında bir çözüm bulmak çok önemli.”
“HAMAS’I BİR TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK GÖRMÜYORUM”
Miçotakis’in Hamas’ın terör örgütü olduğunu belirtemesine tepki gösteren Erdoğan, Yunan Başbakanı’n ardından söz alarak şunları söyledi:
“Öncelikle teşekkür ediyorum. Mutabık kalmadığımız önemli bir konu var. O da ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum. Tam aksine Hamas ta 1947’den itibaren toprakları işgal edilmiş ve bu topraklarının işgalinden sonra da topraklarını koruma altına alan bir direniş örgütüdür. 40 bini aşmış insanını kaybetmiş olan Hamas’a eğer terör örgütü dersek bu acımasız bir yaklaşım olur. Dolayısıyla ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum; tam aksine Hamas’ı kendi topraklarını, insanını korumanın mücadelesini veren insanlar olarak görüyorum. Ülkemde şu an 1000’i aşkın Hamas’ın mensupları hastanelerimizde tedavi altında.”
]]>Toplumun temelini oluşturan aile müessesesini küresel tehditlerden korumak, yapıcı adımlar ile aile kurumunu güçlendirmek için Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Aile Akademisi ve İstanbul Aile Vakfı iş birliğinde 2’nci Uluslararası Aile Sempozyumu düzenlendi. Üç gün süren ve 15 farklı ülkeden 100’e yakın akademisyenin bir araya geldiği sempozyumda, 21 oturum gerçekleştirildi.
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, İstanbul Aile Vakfı Başkanı Ali Rıza Arslan ve Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın’ın katılımıyla gerçekleşen sempozyumun kapanış oturumunda Sempozyum Düzenleme Kurulu adına Doç. Dr. Turgay Şirin, Sonuç Beyannamesi’ni okudu.
“Her ferdin ve ailenin inşası, bu dönemde her zamankinden daha çok önem arz ediyor”
Sempozyum kapsamında ortaya çıkarılan Sonuç Beyannamesi’nde aile yapısının önemine dikkat çekilerek, toplumun ortak hassasiyetlerinin istismar edilmemesi için ferdin ve ailenin inşasının her zamankinden daha çok önem arz ettiği vurgulandı. Gelişen teknolojilerin dezavantajlarından biri olarak öne çıkan ekran bağımlılığına karşı toplumdaki her ferdin bilgilendirilmesi, danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının gerektiği belirtildi. Yıllar geçtikçe Türk aile yapısında ebeveynler arasındaki yaş farkının giderek arttığının not alındığı Beyanname’de, dijital çağda bu gibi durumların kuşak çatışmalarına yol açtığı kaydedildi. Bu nedenle aile konusunda uluslararası iş birlikleri ve politika önerileri geliştirmenin ve aile akademilerinin kurulmasının öneminin yüksek olduğu ifade edildi. Türkiye ve dünya genelinden akademisyenlerin ve politika yapıcıların katılımıyla gerçekleşen sempozyumda aile yapısının korunması ve güçlendirilmesi yönünde atılacak adımlar konusunda büyük bir farkındalık oluşturdu.
“Sağlıklı aile ve güçlü bir toplum için 2024 yılını aile yılı ilan ettik”
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, sempozyumun kapanış oturumunda yaptığı konuşmada 2024 yılının Gaziantep Aile Yılı olarak ilan edilmesiyle hızla dönüşen dünyada aile yapısının korunması, şuurlu birey, sağlıklı aile ve güçlü bir toplum modeli oluşturulması amacıyla bu yıl çeşitli etkinliklerin yapılacağını söyledi.
Konuşmasında Gaziantep Aile Akademisi’nden bahseden Başkan Fatma Şahin, “Kurulan hamamlar, hanlar ve külliyeler aslında nasıl bir medeniyetten geldiğimizi bizlere gösteriyor. İşte bu bakış açısıyla baktığımızda Bizim yaptığımız bu çalışmaların ne kadar önemli ve kıymetli olduğu ortaya çıkıyor. Her şey ailede başlıyor. Ailedeki ihya duygusunu gençlerimize hissettirmemiz, anlatmamız gerekiyor. Biz aile akademisini bu amaç doğrultusunda hayata geçirdik. Akademimiz, çok beğenildi. Şimdi İstanbul’da da aynı akademinin açılması kararı alındı” dedi.
“Eski aile yapımızı sürdürebilseydik bugün bu şehirde sorun diye konuştuğumuz şeyleri konuşmazdık”
Gaziantep Valisi Kemal Çeber ise aile yapısının korunarak ve her geçen gün daha güçlü hale getirilmesini sağlayarak ilerlemenin çok önemli olduğunu dile getirdi. Çeber, “Biz eski aile yapımızı orijinal hali ile sürdürebilseydik bugün bu şehirde sorun diye konuştuğumuz şeyleri konuşmazdık. Değerlerimize bağlı olduğumuz sürece toplumda bugün yaşadığımız asayiş olsun, trafik olsun buna benzer birçok konu sorun olarak karşımızda durmazdı. Yani iyi bir aile terbiyesi almış kişiler, trafikte 100 araç kuyruktayken hepsinin önüne geçip arabasını bir başka sürücünün önüne kırmayacağına ben eminim. Bunlar herkesin karşılaştığı çok basit örnekler” ifadelerini kullandı.
Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın da programda emeği geçen herkese teşekkürlerini sundu. – GAZİANTEP
]]>Bursa Afyonkarahisarlı Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (Bursa AFSİAD) Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Donmaz, enerji verimliliği hakkında önemli bilgiler verdi. Bursa AFSİAD olarak enerji verimliliğinin Bursa ve ülke ekonomisi açısından kaçınılmaz bir gerçek olduğuna inandıklarını belirten Donmaz, bu konuda çalışmalar yürüteceklerini ifade etti. Enerji verimliliğinin sağlanması adına bilgiler veren Donmaz, “Eğer ekonomimizde sürdürülebilir bir gelişme istiyorsak, bunun yolu enerji verimliliğinden geçiyor. Enerji verimliliğinin tanımını yapmak gerekirse, binalarda hayat ve hizmet kalitesinin, endüstriyel işletmelerde ise üretim kalitesi ve miktarını düşürmeden, enerji tüketiminin azaltılmasının sağlanmasıdır. Kabul etmek gerekirse, günümüzde ülke ekonomilerinin gelişebilmesi ve ileriye dönük de bunu sağlayabilmesi için ihtiyaç duyulan enerjinin yeterli miktarda, en düşük maliyetle, güvenli ve çevreye en az zararı verecek şekilde sağlanması büyük önem arz etmektedir. Enerji verimliliğinin, ekonomik büyüme ve sosyal kalkınmaya direk etkisi bulunmaktadır. Ayrıca dünyamızın son dönemdeki en büyük gündem maddesi olan sera gazı salınımlarının azaltılması açısından konuya bakarsak, enerji verimliliği hayati önem taşımaktadır” dedi.
Günümüzde enerjinin en verimli şekilde kullanılması için pek çok çalışmanın yapıldığına dikkat çeken Donmaz, “Enerji tüketiminin verimli bir şekilde gerçekleşmesi için uygulanan çalışmalardan biri enerji etüdüdür. Şayet doğru uygulanırsa, önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlanır. Bu sebeple de, enerji sisteminin düzenli şekilde incelenmesini sağlayan enerji etüdünün avantajlarından pek çok işletme ve kurum faydalanmaktadır. Etkili bir enerji etüdü hem maliyetin düşmesini sağlar, hem de enerjinin en verimli şekilde kullanılmasına imkan tanır. Enerji etüdünden başarılı sonuçlar elde etmek için öncelikle binanın veya tesisin tam kapsamlı incelenmesi ve ardından ortaya çıkan sonucun doğru bir şekilde raporlanması gerekir” ifadelerini kullandı.
Enerji etüdü sonucu çıkan tablonun yol göstermesiyle, verimliliği arttırıcı projeler hazırlanması gerektiğini belirten Donmaz, “Bu tabloya dayanarak hazırlanacak projelerle atık enerjinin geri kazanımı ve yenilenebilir kaynaklara dayalı enerji üretim potansiyelini arttırma amaçlı çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışma sonucu enerji maliyetleri önemli ölçüde düşecektir. Ayrıca alanında uzman ekiplerin yapacağı çalışmalarla, verimliliği arttıracak seçenekler incelenmelidir. Hazırlanacak raporlardan en uygulanabilir olanlarıyla işe başlanması da zaman ve maliyet açısından önemlidir” dedi.
Etkin enerji yönetiminin kuruluşlar için günümüzde bir gereklilik olduğuna vurgu yapan Donmaz, “Enerji yönetimini sağlamanın en iyi yolu ISO 50001 Belgesi’dir. ISO 50001 standardının doğrudan yararları dikkate alınmalıdır. Bu yararlar; enerji maliyeti tasarrufları, daha az sera gazı emisyonu, değişen enerji fiyatlarından daha az etkilenme daha az karbon ayak iz, ithal yakıtlara bağımlılığın azaltılmasıyla arz güvenliğinin artmasıdır. Diğer taraftan dolaylı yararları arasında da kurumsal imaj, işletme verimliliği ve güvenlik avantajlarını sayabiliriz. Ülkemizde ISO 50001 alma sorumluluğu olan kurumlardan bahsetmek gerekirse; kamu binalarında 10 bin metrekare alana sahip olan ya da 250 TEP enerji tüketimini geçen, ticari hizmet binalarında toplam inşaat alanı 20 bin metrekare ve üzeri veya yıllık enerji tüketimi 500 TEP ve üzeri olan binalar ile yıllık enerji tüketimi 1000 TEP ve üzeri olan endüstriyel işletmelerdir” diye konuştu. – BURSA
]]>Müdürlüklerden gelen ve komisyonlara havale edilen konuların ele alındığı Kuşadası Belediye Meclisi Mayıs ayı olağan toplantısında turizm kentleri için büyük önem taşıyan kardeş şehir ilişkilerinin geliştirilmesi için iki önemli adım atıldı. Belediye Meclisi, Kuşadası’nın Almanya’daki kardeş kenti Marl Belediyesi tarafından düzenlenen Kardeş Şehir Eşleştirme Toplantısı ile 2024 Uluslararası Gençlik Toplantısına katılım sağlanması ve kentin temsil edilmesi kararı aldı.
Toplantıda ayrıca Senegal’in Bambey şehri ile kardeş şehir olunması kararı alındı. Kardeş şehir ilişkilerinin önemine dikkat çeken Başkan Ömer Günel, kardeş şehir olma talebinin Bambey’den geldiğini ifade etti. Birleşmiş Milletler içerisinde önemli bir aktör olan Senegal’in farklı dinamikler barındırdığını belirten Başkan Ömer Günel “Senegal’in Bambey kenti özellikle UNESCO’nun kültür, sanat ve spor alanında yürüttüğü projelere dair fon temini noktasında önemli bir şehir. Kuşadası ile Senegal’in ne alakası var dememek lazım. Kardeş şehir ilişkileri Avrupa Birliği tarafından sunulan hibe ve fonlardan daha etkin şekilde faydalanmamızı sağlıyor. Mesela Marl ile kurulan kardeş şehir ilişkisi kentimize Engelliler Köyü’nü kazandırdı. Kuşadası bir turizm kenti ve turizm kentleri açısından uluslararası nitelik taşıyan tüm ilişkilerin büyük önemi vardır” dedi. Toplantıda, Adagöl Mesire Alanı’nda bulunan otoparkın ihtiyacı karşılama konusunda yetersiz kalması nedeniyle aynı mevkide 20 bin ile 40 bin metrekare arasında bir alan kiralanması konusu da karara bağlandı.
Kuşadası Belediye Meclis toplantısında yeni dönemde görev yapacak 8 ilave ihtisas komisyonu kuruldu. Kentin farklı kesimlerinin talep ve ihtiyaçlarına yönelik çalışma yürütecek olan Emekliler ve Sosyal Destek Komisyonu; Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu; Turizm ve Tanıtım Komisyonu; Kadın Üretim ve El Emeği Komisyonu; Gençlik, Spor ve Kültür Komisyonu; Tarım ve Kırsal Kalkınma Komisyonu ile Esnaf ve Çarşı Komisyonuna üye seçimi de yapıldı. Başkan Ömer Günel, komisyonların etkin çalışmasının önemine dikkat çekerek “Belediye Meclis üyelerimiz arasında çok birikimli ve deneyimli isimler var. Spesifik konularda kurduğumuz komisyonlarımız aracılığıyla onların bu bilgi ve birikimlerinden kentimiz yararına istifade etmek istiyoruz” dedi.
2023 mali yılı kesin hesaplarının da kabul edildiği toplantıda yaşanan tüm ekonomik belirsizlik ve olumsuzluğa rağmen bütçe gerçekleşme oranının yüzde 78 olduğu ifade edildi. İlçe belediyelerinin ekonomik olarak her geçen gün daha kötü bir tablo içerisine girdiğini vurgulayan Başkan Ömer Günel “5 yıldır devletten bir tek el arabası dahi alamadık. Yaptığımız bütçe rehabilitasyonu ile Kuşadası’nı kendi kaynakları ile yatırım yapabilen bir kent konumuna getirdik. Bugüne kadar benim için Kuşadası’nın menfaatleri her zaman siyasetin üzerinde oldu. Bu, önümüzdeki 5 yılda da böyle olacak. Tüm meclis üyesi arkadaşlarımdan da aynı bakış açısını ve hassasiyeti bekliyorum” diye konuştu. – AYDIN
]]>30 üniversiteden 150’nin üzerinde katılımcıyla gerçekleştirilen ve 3 gün sürecek kongre kapsamında yaklaşık 35 konferans gerçekleşecek. Bu konferanslara 6 ayrı ülkeden konuşmacılar katılacak. Kongrenin çıktıları da bir dergide yayınlanacak.
Kongrenin açılışında konuşan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, tıp fakülteleri arasında ilk 10’da yer alan, akredite bir tıp fakültesi olan Erciyes Tıp’ın her zaman bilimsel, kültürel ve sanatsal faaliyetlere ev sahipliği yapmaktan onur ve gurur duyduğunu ifade etti.
Her genin bir hikaye anlattığına işaret eden Prof. Dr. Cemal Alper Kemaloğlu, “Bu hikaye insanlığın hikayesi ve sizler bu hikayeleri öğrenip yeniden insanlığa armağan eden bilim insanlarısınız. Gen tedavilerinin ve genetik mühendisliğin geleceğin tıbbı olduğunu hepimiz biliyoruz. İnsanın biyolojik sırları genetik malzemesinde saklı ve bu sırlar çözüldükçe hem dejeneratif tıp alanında hem de hastalıkların kök nedenleri hususunda çok ciddi ilerlemeler kaydedeceğimiz açık. Eğer tıpta bir Kopernik Devrimi olacaksa bu kesinlikle genetik alanında olacaktır. Ben buna böyle inanıyorum ve işinize büyük bir saygı duyduğumu belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi aynı zamanda Kongre Başkanı Prof. Dr. Munis Dündar da mensubu olduğu kurumda hem ulusal hem uluslararası anlamda önem taşıyan bir kongrenin açılışını gerçekleştirmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Bazı bilimsel aktivasyonları yeterli performansta uluslararası düzeyde ortaya koyamamaktan yakınan Prof. Dr. Munis Dündar, Türk Genom Projesi’nin uluslararası düzeyde mecrasını bulamamasının önemli bir nokta olduğuna dikkati çekti.
Türkiye’de önemli genetik merkezleri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Munis Dündar, dernek temsilcilerine seslenerek, “Genom projesinde önemli bir rolünüzün olması lazım. Cemiyet ilişkileri kurarak bu ulusa bu hizmeti sunmamız lazım. Birinci vazifemiz bence bu ve çok önemli. Şu anda biz dünyada hem genetiğin hem de biyoteknolojinin altın çağını yaşıyoruz. Bizim bu altın çağını hissetmemiz ve rekabet etmemiz lazım. Çok genç yetişmiş genetikçilerimiz, uluslararası düzeyde hocalarımız var. Bunların bence gerçek mecrasını bulmasında önemli bir ulusal politika oluşturulması lazım” dedi.
Genetik camiası olarak çok hızlı büyüdüklerini belirten Tıbbi Genetik Derneği Başkanı Doç. Dr. Taha Bahsi, yarısı kamuda yarısı özel sektörde olmak üzere şu anda 118 adet Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlı Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi bulunduğunun altını çizerek, hem Türkiye’de hem de yurt dışında önemli hizmetler vermeye çalışan bir bölüm haline geldiklerini söyledi, “Genetiği geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz” şeklinde konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından kongre, Çocukluk Çağı Nadir Hematolojik ve Onkolojik Hastalıklarda Okuryazarlık başlıklı birinci oturumla devam etti.
İlk oturumun birinci konuşmacısı olan İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Yılmaz Güleç “Çocukluk Çağı Nadir Hematolojik/ Onkolojik Hastalıklarda Kime Ne Zaman Hangi Testler Yapılmalı?”, Samsun Üniversitesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Özlem Sezer “Çocukluk Çağı Nadir Hematolojik/Onkolojik Hastalıklarda Genetik Sonuçların Klinisyen Tarafından Doğru Okunması” ve son olarak Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tunç Fışgın ise “Pediatrik Hematolog/ Onkolog Genetikçiden Ne Bekler?” başlıklı sunum yaptı. – KAYSERİ
]]>CHP Milli Savunma Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan yardımcısı, emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu, silah ihracatına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Bağcıoğlu’nun açıklaması şöyle:
“Son dönemde bölgemizde ve Kızıldeniz’de yaşanan çatışmalar, hava savunma sistemlerimizin önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Gelişen teknolojiler sayesinde İnsansız Hava Araçları (İHA) ve dronlar gibi yeni tehdit unsurları, düşük maliyetleri ve etkinlikleriyle savaş alanlarının dinamiklerini değiştirdi. Bunlara karşı etkili savunma mekanizmaları geliştirmek hayati önem taşıyor. Bölgedeki çatışmalarda İHA ve dronların koordineli veya müstakil olarak kullanıldığına şahit olduk. Düşman devletlerin ve devlet dışı grupların sahip olduğu bu kabiliyetler, hava savunma sistemlerimizin sürekli görev hazır olmasını gerektiriyor. İran- İsrail gerginliği, Rusya- Ukrayna savaşı ve Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları, değişen tehdit ortamından çıkarılacak dersler barındırıyor. Bu tecrübelerden yola çıkarak, hava savunma sistemlerimizi güçlendirmeli ve yeni tedbirler belirlemeye öncelik vermeliyiz. Güçlü bir hava savunma sistemi ve caydırıcı bir duruş, potansiyel saldırganlara karşı caydırıcılık sağlayacaktır.
“‘ATEŞ SERBEST TATBİKATI’ DÜZENLENMELİ, SİSTEMLERİN ETKİNLİĞİ GÖSTERİLMELİDİR”
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), ‘dosta güven, düşmana korku salma’ ilkesiyle tatbikat ve eğitimler gerçekleştirerek caydırıcılığını artırmaya çalışıyor. Ancak bölgedeki gerginlik dikkate alındığında, rutin faaliyetlerin yeterli olmayabileceği görülüyor. Bu nedenle, özellikle yeni milli hava savunma sistemlerimizin ve S-400’lerin katılımıyla geniş kapsamlı bir ‘Ateş Serbest Tatbikatı’ düzenlenmeli, bu sistemlerin etkinliği basına ve kamuoyuna gösterilmelidir. Diğer yandan, kritik silah ve savunma sistemlerinin ihracatında dikkatli olunmalıdır. Almanya-İsrail-İran üçgeninde yaşanan deneyim, bu konuda hassasiyet gösterilmezse milli güvenliğimize yönelik tehditler doğabileceğini göstermiştir. Yaşanmış bir örnekle açıklamak gerekirse; 1980’li yıllarda Almanya ve İsrail tarafından ortak geliştirilen DAR projesi müteakip yıllarda Alman DORNIER firmasının projeden çekilmesiyle İsrail IAI firması tarafından üretilen HARPY sistemine, daha sonraysa tersine mühendislikle İran tarafından üretilen SAHİD 136 dolanan mühimmatına dönüşmüştür. Bu mühimmatlar da İsrail’e yönelik son saldırılarda görülmüş, dolayısıyla bir silah sistemi, bir süre sonra asıl üretici ülkeye karşı hasmı tarafından sahada kullanılmıştır.
“DÖVİZ İHTİYACI, KRİTİK SİLAH İHRACATINDAKİ KURALLARIN GEVŞETİLMESİNE YOL AÇMAMALIDIR. MİLLİ GÜVENLİĞİMİZ HER ŞEYDEN ÖNEMLİDİR”
Yani, ekonomik kriz nedeniyle büyük döviz ihtiyacı duyuyor olmamız, kesinlikle kritik silah ve savunma sistemlerinin ihracatında uygulanan kuralların gevşetilmesine veya göz ardı edilmesine yol açmamalıdır. Milli güvenliğimiz her şeyden önemlidir. Ayrıca, askeri ve sivil kullanıma sahip çift maksatlı milli ürünlerin ihracatında da savunma sanayi ürünlerine uygulanan sıkı kontrol mekanizmalarına benzer kurallar işletilmelidir. Bu tür ürünlerin düşman ülkelerin veya grupların eline geçmesi, ciddi tehditler doğurabilir. Dolayısıyla ne ekonomik şartlar ne de başka nedenler, kritik silah ve sistemlerin güvenli bir şekilde ihracatına ilişkin mevcut katı kurallardan taviz verilmesine bahane olmamalıdır. Milli çıkarlarımızı ve güvenliğimizi her şeyin üstünde tutmak zorundayız. İhracat prosedürlerinde azami dikkat ve özen gösterilmeli, hiçbir şekilde rehavete kapılmamalıdır.
“GELİŞMİŞ HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ GÜÇLENDİRİLMELİDİR”
İHA/Dron tehdidine karşı korunmak için çok yönlü bir yaklaşım benimsenmeli; gelişmiş hava savunma sistemleri, elektronik harp, siber güvenlik, istihbarat ve keşif yetenekleri güçlendirilmelidir. TÜBİTAK BİLGEM’in geliştirdiği ‘Lazer Hava Savunma Sistemi’ gibi milli projeler bu tehdide karşı etkili çözümler sunabilir. Sonuç olarak, bölgemizdeki çatışmalardan aldığımız dersler ışığında, hava savunma sistemlerimizi sürekli geliştirmeli, milli sistemlerin üretimine ağırlık vermeli, caydırıcılığımızı artırmalı ve uluslararası işbirliğine önem vermeliyiz. Türkiye’nin savunma sanayisine yaptığı yatırımlar sayesinde bölgesel güvenliğe katkısı ve bölgesel güç olma yolundaki ilerleyişi devam etmektedir.”
]]>(ADIYAMAN) – Adıyaman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen İsias davasının ikinci duruşmasındaki ara kararlara ilişkin konuşan Avukat Hasan Esendağlı; “Bugünkü duruşmanın ana eksenini oluşturan Gazi Üniversitesi’nden gelen bilirkişi raporu üzerindeki tartışma ve eleştiriler dikkate alınarak mahkeme dosyanın tekrardan yeni bir üniversiteye, yeni bir bilirkişi raporu düzenlenmek üzere gönderilmesine karar verdi. Bilirkişi raporu hayati önem taşıyan bir delil niteliğindedir” dedi.
Adıyaman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen İsias davasının ikinci duruşmasında Mahkeme Heyeti, ara kararı açıkladı. Tutuklu sanıklar Ahmet Bozkurt, Mehmet Fatih Bozkurt ve Erdem Yıldız’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.
Ara kararların açıklanmasının ardından aileler ve avukatları Adıyaman Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Avukat Hasan Esendağlı, şunları söyledi:
“KONUNUN TEKRARDAN BİLİRKİŞİYE HAVALE EDİLMESİ BUGÜNÜN EN ÖNEMLİ GELİŞMESİ”
“Mahkeme ara kararlarını okuyup davaya devam edilmek üzere 12 Haziran tarihine erteledi. Ara kararlar genel itibarıyla bugünkü öngörülerimizle uygun bir şekilde çıktı. Öncelikle tutuklu sanıklar Ahmet Bozkurt, Mehmet Fatih Bozkurt ve Erdem Yıldız’ın tutukluluk hallerinin aynen devamına karar verildi. Bozkurt ailesinin SEGBİS yoluyla duruşmaya bağlanması noktasında karar verildi. Bunun yanı sıra Erdem Yıldız’ın da kendisinin de mahkemede hazır bulunma isteğini belirtmesi üzerine gelecek celse mahkemede hazır bulunmasına karar verildi. Başta KKTC olmak üzere, diğer tüzel kişilerin, baroların katılma talepleri reddedildi.
Her şeyden önemlisi bugünkü duruşmanın ana eksenini oluşturan Gazi Üniversitesi’nden gelen bilirkişi raporu üzerindeki tartışma ve eleştiriler dikkate alınarak mahkeme dosyanın tekrardan yeni bir üniversiteye, yeni bir bilirkişi raporu düzenlenmek üzere gönderilmesine karar verildi. Birtakım müzarekelerini, yazışmaların yapılmasına ilişkin usul kararlarını da verdikten sonra davayı 12 Haziran’a erteledi. 12 Haziran tarihi itibarıyla bu bilirkişi raporunun hazır olması olasılığı zayıf, bu beklenmiyor ancak arkası bayram tatili olduğu için mahkeme oraya mevcut diğer işlemlerin devamıyla alakalı bir duruşma yapmak üzere 12 Haziran’ı belirledi. Bilirkişi raporu hayati önem taşıyan bir delil niteliğindedir Türkiye yargılamalarında. Dolayısıyla konunun tekrardan bilirkişiye havale edilmesi bugünün en önemli gelişmesidir.”
“ÇOCUKLARIMIZI, SEVDİKLERİMİZİ ÖLDÜRDÜLER, BUNUN CEZASINI ÇEKECELER”
Adıyaman’daki depremde kızı Selin’i kaybeden Ruşen Yücesoylu Karakaya şöyle konuştu:
“Dava sürecimizin çok uzun ve zorlu olacağını ilk günden beri söylüyoruz ama gördünüz, buradayız. Ara kararlar açıklandı, sürpriz bir karar olmadı fakat biz aileler olarak mücadelemize devam edeceğiz. Sanık avukatlarının elinde hiçbir şey yok, gerçekler ortada. Bizim aldığımız raporlarla bütün gerçekler göz önünde zaten. Ellerinde hiçbir şey kalmadı, son çabalamalarını yapıyorlar. Kazanamayacaklar; çocuklarımızı, sevdiklerimizi öldürdüler, bunun cezasını çekeceler. Raporlarla gerçekler ortadadır. Orada bir cinayet işlendi, bunun cezasını çekecekler. Kıbrıs olarak bu davaya devam edeceğiz. Bu davadan emsal karar çıkaracağız. Mücadelemiz bitmedi, sanık avukatları bittiğini sanıyorlarsa yanılıyorlar. bizi yıldıramazlar.”
]]>(ANKARA) – Hollanda’nın milli günü olan “Kral Günü” Ankara’da kutlandı. Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği Rezidansı’ndaki resepsiyona katılan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Hollanda’nın Türkiye’de bir numaralı doğrudan yabancı yatırımcı olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullanırken, Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands iHollanda Başbakanı Mark Rutte’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yarın yapacağı görüşmeye değinerek, “Bu temaslar, özellikle Türkiye’nin mevcut jeopolitik zorluklarla mücadelede oynadığı önemli rol ve NATO müttefikleri olarak iş birliğimizin önemi göz önüne alındığında yaşamsal önem taşıyor” diye konuştu.
Hollanda’nın milli günü olan “Kral Günü” dolayısıyla Hollanda’nın Ankara Büyükelçiliği Rezidansı’nda resepsiyon verildi. Çok sayıda yabancı misyon temsilcisinin yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da resepsiyona katıldı.
Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Joep Wijnands, konukları kapıda karşıladı. Karşılamanın ardından iki ülkenin milli marşları okundu. Daha sonra konuşma yapan Büyükelçi Wijnands, “Dostluğumuz özellikle bu günlerde daha da yeşeriyor çünkü bu yıl, 1924 yılında Dostluk Anlaşması’nın imzalanmasının 100’üncü yıl dönümünü kutluyoruz” dedi.
Türkiye ile Hollanda’nın birçok alanda yakın ortak olduğunu söyleyen Büyükelçi Wijnands, şöyle devam etti:
“İki ülkenin de genlerinde ticaret var. Hollanda, burada faaliyet gösteren 3 binden fazla Hollandalı şirketle bir numaralı doğrudan yatırımcıdır. Ülkelerimiz arasındaki iş ilişkilerini güçlendirmek için iş birliğini daha da arttırmayı umuyoruz. Ayrıca kişisel ve ailevi pek çok bağ paylaşıyoruz. Bu gece burada bulunan pek çok konuk dahil Hollanda’da yarım milyondan fazla Türkiye kökenli yurttaş yaşıyor.
Geçen hafta Sayın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Lahey’i ziyaret etti. Ben de bu resepsiyonun ardından, yarın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşecek Başbakanımıza eşlik etmek üzere İstanbul’a gideceğim. Bu temaslar, özellikle Türkiye’nin mevcut jeopolitik zorluklarla mücadelede oynadığı önemli rol ve NATO müttefikleri olarak iş birliğimizin önemi göz önüne alındığında yaşamsal önem taşıyor. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi sarsan depremler sonrasında Kral Günü kutlamamızı iptal etmiş, onun yerine Kahramanmaraş’ta Lale Eğitim Merkezi’nin açılışını yapmıştık. Bu merkez, depremden etkilenen kadın ve çocuklara destek sağlayan bir yer.”
ŞİMŞEK: İKİ ÜLKE ARASINDA GÜÇLÜ KÖPRÜLER VAR
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
“Sayın Büyükelçinin de belirttiği üzere bu yıl Türkiye ile Hollanda arasındaki Dostluk Anlaşması’nın yüzüncü yıl dönümünü kutluyoruz. Aynı zamanda İşgücü Anlaşması’nın 60’ıncı yıl dönümünü de anıyoruz. Bu anlaşma, bugün Hollanda’da yarım milyona yaklaşan ve Hollanda yaşamının her alanında, ekonomide, siyasette, bilimde önemli bir rol oynayan Türk-Hollanda toplumunun temeliydi.
İki ülke arasında çok güçlü köprüler var. Bu vesileyle, geçen yıl yaşanan deprem felaketinde gösterdikleri dayanışma için Hollanda halkına, Büyükelçi’ye teşekkür etmek istiyorum. Arama-kurtarma ve yardım çalışmalarındaki dostluğunuza minnettarız.
Türkiye ile Hollanda arasındaki ticaret hacmi 5,5 kat artmıştır. Bu oldukça büyük bir sıçrama ve 12,5 milyar ABD dolarına ulaştı. Hollanda’nın Türkiye’de bir numaralı doğrudan yabancı yatırımcı olduğunu biliyoruz. Hollandalı işletmeleri, Hollandalı girişimcileri, yenilikçileri memnuniyetle karşılıyoruz.
Geçen yıl 1,2 milyon Hollandalı turisti ağırladık ve bu da onları yedinci en büyük turist grubu yapıyor. Geçen yıl Türkiye, küresel turizmde dördüncü en büyük destinasyon oldu. Dolayısıyla çok daha fazla sayıda Hollandalının ülkemizi ziyaret ederek bağlarımızı ve dostluğumuzu güçlendireceğini umuyoruz.”
“GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN GÜNCELLENMESİ HER İKİ TARAFIN DA YARARINA”
Mehmet Şimşek, “Ortaklığımızı güçlendirmek, bağlarımızı derinleştirmek, ticaret ve yatırımı arttırmak istiyoruz. Hollandalı dostlarımızın biraz daha yapıcı ve liderlik rolü oynamasını umduğumuz bir alan da Türkiye- Avrupa Birliği (AB) ilişkileridir. Bazı siyasi zorlukların üstesinden gelmek için Hollandalıların akılcılığına güveniyoruz. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi her iki tarafın da yararınadır. Gümrük Birliği’nin modernize edilerek güncellenmesinin Türkiye ve AB menfaatine olduğunu söyleyen 2015 tarihli bir Avrupa Komisyonu Raporu var. Dolayısıyla ilerlememiz gerektiğini düşünüyorum ve umuyorum ki Hollandalı dostlarımız burada daha güçlü bir rol oynayacaklardır.” ifadelerini kullandı.
]]>İSO, Avrupa Komisyonu ortaklığında düzenlediği “AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması: İklim Politikası Çerçevesi ve Türkiye’deki Firmalara Etkileri” başlıklı etkinlikte konuya ilişkin paydaşları bir araya getirdi.
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte konuk konuşmacı olarak Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürü Gerassimos Thomas da yer aldı.
Bahçıvan, son yıllarda, küresel ticaretin karşılaştığı pek çok riskin iklim değişikliğinin artan etkisi ile ilişkili olduğunu belirtti.
Avrupa Birliği’nin (AB) bu konuda uluslararası düzeyde liderlik rolünü üstlenmiş olmasının yeşil dönüşümün başarıya ulaşabilmesi için önem arz ettiğinin altını çizen Bahçıvan, AB’nin, sanayiden ulaştırmaya, enerjiden tarıma kadar birçok boyutta stratejik düzenlemeyi içeren Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ile yeşil dönüşümü bütüncül bir bakış açısı ile ele aldığını kaydetti.
Bu kapsamda gündeme gelen SKDM’nin ise AB ile ticaret ilişkisi olan ülkelerdeki üreticiler üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olacağını anlatan Bahçıvan, şöyle devam etti:
“1 Ekim 2023 itibarıyla başlayan SKDM geçiş döneminde demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerinde Uygulama Tüzüğü’nde belirtilen ürünlerde raporlama yükümlülüğü getirildi. AB’nin ihracatımızdaki payının yaklaşık yüzde 40 olduğunu dikkate aldığımızda, SKDM’nin, ülkemiz açısından kritik bir süreç olduğu çok açık. Bu nedenle geçiş dönemine hazırlık için gerekli adımların atılması ve 2025 sonuna kadar devam edecek geçiş dönemindeki her gelişmenin yakından izlenmesi önemlidir. SKDM, geçiş dönemindeki düzenlemelere Türkiye’deki üretici firmaların uyumunu kolaylaştırmak üzere AB tarafından sağlanacak her türlü destek ve teşvik küresel tedarik zincirlerinin güvenli bir şekilde devamlılığı açısından da büyük önem taşımaktadır.”
Bahçıvan, Türkiye’de gerekli politikaların oluşturulmasında mevzuat ve tüzüklerin hazırlanması ile ilgili olarak ilgili bakanlıklar tarafından yoğun bir çalışma yürütüldüğünü de söyledi. Yeşil dönüşüm için ihtiyaç duyulan finansmana erişimin önemli bir unsur olarak ön plana çıktığını belirten Bahçıvan, şu ifadeleri kullandı:
“Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın Dünya Bankası ile hayata geçirdiği ‘Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’ ile 450 milyon dolarlık finansmanın sanayicilerimize sunulmasını çok kıymetli buluyoruz. Ülkemiz ekonomisinin de itici gücü olan KOBİ’lerimiz, İSO üyelerinin de büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Bu kapsamda, KOBİ’lerimizin sürdürülebilir ve verimli yeşil dönüşümü için de destekler içeren bu gibi projelerin, karbonsuzlaşma çabalarının yoğunlaştırılması, teknik kapasitenin geliştirilmesi ve ihracattaki rekabet gücünün artırılmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz.”
Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürü Gerassimos Thomas ise “Türkiye, AB’nin ithalatında en önemli partnerlerden biri ve çok kilit bir role sahip. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıyla birlikte özellikle iklim ve enerji geçiş planları için çalışmalar yapıyoruz. Kimyasallar üzerinde de SKDM kapsamında çalışmalarımız devam ediyor.” diye konuştu.
]]>Beşiktaş’ta 23 Nisan kutlamaları, sabah saatlerinde Beşiktaş Anadolu Lisesi’nde düzenlenen resmi törenle başladı. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, makamını çocuklara bırakarak onlarla gelecek planları hakkında konuştu.
İsmet İnönü Spor Tesisleri’nde düzenlenen Çocuk Şenliği kutlamaların ana adresi oldu. Tesiste kurulan oyun parklarında eğlenen çocuklar, gün boyunca bayram coşkusunu doyasıya yaşadı. Beşiktaş Kaymakamı Oğuzhan Bingöl, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürü Sedat Işık ve ilçe protokolü, İsmet İnönü Tesisleri’nde düzenlenen törene katılarak, çocuklarla vakit geçirdi.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, 23 Nisan’ın ve resmi bayramların Beşiktaş için önemime dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:
“23 Nisan ve diğer resmi tüm milli bayramlarımız bizim için çok önemli. Ulu Önderimiz ‘Bütün ümidim gençliktedir’ diyerek 23 Nisan’ı çocuklara 19 Mayıs’ı da gençlere armağan etmiştir. Önümüze bir vizyon koymuştur. Beşiktaş’ta milli bayramlarımızı coşkulu bir şekilde kutlamaya çalışıyoruz ve buna çok önem veriyoruz. Neden önemli? Burada gençlerimiz de var, çocuklarımız da var onların da duymasını istiyorum. Beşiktaş Milli Mücadelenin başladığı yerlerden bir tanesi, en önemli ayağı. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı, bütün Kurtuluş Savaşı planlarını yaptığı, Cumhuriyet fikrini geliştirdiği, düşman gemileri Dolmabahçe önüne geldiğinde, geldikleri gibi giderler dediği yerin adıdır Beşiktaş.
O günün şartlarında bir kurtuluş savaşı verilmiş. Ülkenin dört bir yanı düşmanlar tarafından sarılmış. İşgal edilmiş, istese tek adam rejimini çok rahat kurabilir. Diktatörleşebilir ama bunları yapmamış egemenlik kayıtsız şartsız milletindir demiş. Millete egemenliği teslim etmiş, bu ülkenin çocuklarına gençlere emanet etmiştir. Dolayısıyla o da bizim en büyük vazifemizdir.
Biz de bu sorumluluk bilinciyle her gün, güne başlarken, hazırladığımız bütün işlerde, projelerde, bu sorumluluğu anlayışımızın tam merkezine koymuş durumdayız ve bu sorumluluk duygusuyla hareket ediyoruz.
Burada bulunan herkesin de bu sorumluluk duygusuyla hareket ettiğini biliyorum. Biz geleceğe doğru umutlu adımlar atıyoruz. Siyasetin olmadığı, insanların kutuplaşmadığı, keskinleşmediği, kavga etmediği gerçek sorunlara gerçek çözümler ürettiği yeni umutlarla sesleniyorum. Bu duygularla sizlerin Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı Kutluyorum.”
ZEYNEP BİRSİN, BELTAŞ KİTAP KAFE’DE OKURLARIYLA BULUŞTU
Beşiktaş Belediyesi’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla düzenlediği etkinlikler kapsamında çocuk kitapları yazarı ve eğitimci Zeynep Birsin, Beltaş Kitap Kafe’de çocuk okurlarıyla bir araya geldi. 23 Nisan Salı günü saat 14.00’te başlayan söyleşi ve imza gününe, çocuklar ve ebeveynleri yoğun ilgi gösterdi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın Atatürk’ün bıraktığı en büyük miraslardan biri olduğunu kaydeden Zeynep Birsin, “Bugün
burada çocuklar için olmak benim için çok kıymetli. Atatürk’ümüzün bize açtığı yolda hepimiz alanımızda en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Buraya böylesi önemli birgün için davet edilmem, gerçekten çok büyük bir onur. Bundan dolayı Beşiktaş Belediyesi’ne ve onun değerli başkanı Rıza Akpolat’a çok teşekkür ediyorum” diye konuştu.
ANKARA GEZİSİ’NE YOĞUN İLGİ
Beşiktaş Belediyesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle komşuları için Ankara gezisi düzenledi. Önceki gece kalabalık bir kafileyle, Beşiktaş Belediyesi Levent Hizmet Binası’nda toplanan Beşiktaşlılar, Başkan Rıza Akpolat tarafından uğurlandı. Gezi kapsamında; Kurtuluş Savaşı Müzesi, Cumhuriyet Müzesi ve Anıtkabir ziyaret edildi. Kafilelerde hazır bulunan rehberlerde Ankara’nın tarihi ve gezilen yerler hakkında ziyaretçileri bilgilendirdi.
PERDELER ÇOCUKLAR İÇİN ARALANDI
Beşiktaş Belediyesi’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda düzenlediği etkinliklerden bir diğeri de belediyeye ait kültür merkezlerinde sergilenen tiyatro oyunları oldu. Ortaköy ve Akatlar Kültür Merkezi’nde perdeler çocuklar için aralandı. Ortaköy Kültür Merkezi’nde “Mutluluk Denilince Akla”, Akatlar Kültür Merkezi’nde ise “Dünya Bizim Evimiz” oyunları sahnelendi. Oyunlar çocuklar ve ebeveynleri tarafından büyük ilgi gördü.
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu “Blue Talks”, üst düzey diplomatik katılım ve ortak çevresel eylem için önemli bir platform görevi görecek.
Bizim Dünyamız Vakfı Başkanı Kahraman Halisçelik’in moderatörlüğünde düzenlenen panele, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Ankara Büyükelçisi Said Sani ez-Zahiri, Kosta Rika’daki Barış Üniversitesinin (UPEACE) Somali temsilcisi Dr. Mohamed Osman, Dışişleri Bakanlığı Çevre, İklim Değişikliği ve Sınıraşan Sular Genel Müdür Yardımcısı Adnan Altay Altınörs ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülgen Aytan konuşmacı olarak katıldı.
Panelistlerin konuşmalarından önce, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’ne ilişkin kutlama mesajı davetlilere izletildi.
Büyükelçi Katsumata, burada yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güçlü ve etkili bir ülke olduğunu, iklim değişikliğiyle mücadeleye sağladığı desteğin de büyük önem taşıdığını söyledi.
Japonya ve Türkiye’nin yeni enerji teknolojileri alanında yeni işbirliklerini hayata geçireceğini kaydeden Katsumata, denizcilik konusunda da Türkiye ile işbirliğinin önemini vurguladı.
Katsumata, Japonya’nın iklim değişikliğiyle mücadelede yasal bir çerçeve uyguladığını ifade ederek “Her ülkenin farklı ekonomik ve sosyal yapısı var. Afrika gibi daha hassas olan ülkelere Japonya destek sağlıyor, özellikle sera gazı salınımının önlenmesi noktasında.” dedi.
Büyükelçi Zahiri de iklim değişikliyle mücadele diplomasisinin gerekli olduğunu belirterek, bu konularda ülkeler arası köprüler inşa etmenin önemine işaret etti.
Geçen günlerde BAE’de iklim değişikliğine bağlı olarak şiddetli yağışların yaşandığını anımsatan Zahiri, biyolojik çeşitliliğin korunmasında ülkesinin sürdürülebilir projeleri desteklediğini aktardı.
“Sıfır Atık projesi küresel bir hareket halini aldı”
Osman da okyanuslarda sıfır atığa ulaşabilmek için çalışmalar yürüttüklerini anlatarak, okyanusların bakımı ve temizliğinden insanların sorumlu olduğunu dile getirdi.
Afrika’nın büyük okyanus kıyılarına ev sahipliği yaptığına işaret eden Osman, “Bizler için diğer önemli bir konu deniz ve liman güvenliği. Bu bağlamda sorunların anlatıldığı ve çözümlerin arandığı bu tarz etkinlikler oldukça önemli.” diye konuştu.
Altınörs, Türkiye’nin iklim alanında çok çeşitli çalışmalar yaptığına dikkati çekerek Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası işbirliğine destek verdiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde başlatılan “Sıfır Atık” projesinin “küresel bir hareket” haline geldiğini vurgulayan Altınörs, “Proje, giderek daha da güçlü bir hal alıyor. Bu tarz bir hareketin ev sahibi olmaktan gurur duyuyoruz.” dedi.
Aytan da katılımcılara plastiğin karmaşık yapısını anlatarak, “Okyanuslarda milyonlarca plastik atık bulunabiliyor. Özellikle denizlerdeki mikroplastik kirliliği su altı yaşamını da olumsuz etkiliyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de “Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı’nın” 2013’ten bu yana başarılı şekilde yürütüldüğünü ve denizlerin bu şekilde izlendiğini aktaran Aytan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde denizlerin korunmasına ilişkin yürütülen diğer programlar hakkında bilgi verdi.??????
Aytan, plastik kullanımının azaltılması noktasında uyarılarda bulunarak, yenilikçi çözümlere ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Panelin moderatörlüğünü yapan Halisçelik, Anadolu Ajansına iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki katkılardan dolayı teşekkür etti.
“Blue Talks”
Bizim Dünyamız Vakfı tarafından Birleşmiş Milletler (BM) Barış Üniversitesi işbirliğiyle, Dışişleri Bakanlığı ve Kosta Rika’nın Ankara Büyükelçiliği destekleriyle düzenlenen “Blue Talks” etkinliğine, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay??????? ile Kosta Rika, Fransa, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi birçok ülkenin Ankara büyükelçileri katılıyor.
Her yıl düzenlenmesi planlanan ve okyanusların iklim dayanıklılığındaki önemine odaklanacak etkinlikte, üst düzey yetkililer ile uzmanların görüşlerine yer veriliyor.
]]>Bakan Işıkhan, Bakan Yardımcısı Faruk Özçelik, Çalışma Genel Müdürü Mehmet Baş ve beraberindeki heyet ile TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay’ı konfederasyon genel merkezinde ziyaret etti.
Ziyarette, Çalışma Meclisi’nin en kapsamlı ve kritik öneme sahip sosyal diyalog mekanizmalarından biri olduğunu vurgulayan Işıkhan, şunları paylaştı:
“Bu meclis, ülkemizde 1947 yılından beri, çalışma hayatını ilgilendiren temel konulara ilişkin sorunları gündeme getirmekte ve hazırlanan politikaları tüm tarafların katkılarıyla hayata geçirmektedir. En son toplanan 12. Çalışma Meclisi, 2019 yılında, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle gerçekleştirilmişti. 5 yıllık bir aradan sonra Meclisi yeniden topluyoruz. 13. Çalışma Meclisi’ni de yine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 29-30 Nisan 2024 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bu dönemki toplantımızın gündemini; ‘Türkiye Yüzyılında Çalışma Hayatı: Emeğin, Sendikal Örgütlenmenin ve İstihdamın Geleceği’ olarak belirlemiş bulunuyoruz.”
Işıkhan, 3 gün sürecek program boyunca ilgili bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının, işçi, işveren ve kamu görevlileri sendikaları ve konfederasyonlarının, akademisyenlerin, iş dünyasının, uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katılımıyla çeşitli panellerin düzenleneceğini söyledi.
“Çalışma Meclisi, sorunların çözümünde önem taşıyor”
Çalışma Meclisi’nde, Türkiye Yüzyılı’nın çalışma hayatını ilgilendiren emeğin, sendikal örgütlenmenin ve istihdamın asırlık altyapısını inşa edecek, yeni perspektifler sunan ve yapısal sorunlara kalıcı çözümler üreten ortak bir vizyon ortaya çıkarmayı hedeflediklerini dile getiren Işıkhan, şunları kaydetti:
“Hiç kuşkusuz bu vizyonun belirlenmesindeki en büyük motivasyon kaynağımız bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz kararlı atılımlardır. Cumhuriyetimizin 100 yıllık birikiminin verdiği güçle birlikte, 2024’te kendimize yeni hedefler belirledik. Elbette hedeflerimiz büyüdükçe karşımıza çıkan engeller de aynı nispette büyüdü ve çeşitlendi. Ancak temelleri sağlam ekonomik ve sosyal altyapımız; her türlü engeli azim ve kararlılıkla, daha çok üreterek, daha çok çalışarak aşmamızı sağladı. Tüm bu badirelere, küresel salgınlara, savaşlara ve tüm finansal krizlere rağmen istikrarla büyüyen ekonomimiz, dünyada her geçen gün artan gücümüz, her geçen gün daha da güçlenen jeopolitik ve jeostratejik konumumuz, bize gerek ulusal gerekse uluslararası ölçekte büyük sorumluluklar yüklemeye devam ediyor.”
Mimarı Cumhurbaşkanı Erdoğan olan, Türkiye için önlerindeki yüzyılın yol haritası niteliği taşıyan Türkiye Yüzyılı vizyon ve hedefinin, bu sorumluluğun zorunlu bir sonucu olduğunu belirten Işıkhan, “Gerek ekonomik gerekse sosyal politikalarımızı küresel perspektifle şekillendiren bu sorumluluk, devlet ve millet olarak bizim, her bakımdan güçlü olmamızı gerekli kılmaktadır. Biz de bu gücü çalışan ve üreten insanlarımızla büyüteceğimize inanıyoruz.” dedi.
Işıkhan, işçisiyle, işvereni, yatırımcısı, emekçisi, emeklisi ve memuruyla 85 milyon vatandaşın refahının, aynı zamanda Türkiye’nin refahı ve gücü demek olduğunu vurguladı.
Çalışma Meclisi gibi çözüm odaklı platformların, kalıcı refahın temini için çalışma hayatının hem yapısal hem de fonksiyonel sorunlarının çözüme kavuşturulabilmesi açısından büyük önem taşıdığına dikkati çeken Işıkhan, “Bunun yanı sıra, son yıllarda hem Türkiye’de hem de dünyada yaşadığımız doğal afetler, salgınlar silsilesiyle derinden sarsılan finansal sistemin en çok etkilediği alanların başında çalışma hayatı gelmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çalışma Meclisi’nde, pandeminin ve asrın felaketi olarak adlandırdığımız depremlerin, istihdam ve üretim noktasında sebep olduğu olumsuz etkileri en aza indirmek adına hayata geçirdiğimiz özel politikaları yeniden ele alacak, daha uzun vadeli çözümler üreteceğiz” diyen Işıkhan, bu ve daha pek çok konunun kapsamlı olarak ele alınacağı 13. Çalışma Meclisi’nin şimdiden hayırlara vesile olmasını diledi.
” 1 Mayıs’ı huzursuzluk gününe çevirmek isteyenler sorunun parçası”
Bakan Işıkhan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün yıl dönümünün yaklaştığını anımsatarak, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını ve Türkiye Yüzyılı’nı başlatan milat olması sebebiyle bu yıl 1 Mayıs’ın, önceki yıllardan çok daha anlamlı ve çok daha farklı bir atmosferde kutlanacağını dile getirdi.
Hafta boyunca düzenleyecekleri çeşitli programlarla çalışan, üreten, alın teri döken tüm kesimlerle birlikte emek dünyasının bu özel gününü kutlayacaklarını aktaran Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Emek, bizim hem maddi hem de manevi dünyamızda müstesna bir yere sahip kutsal bir kavramdır. Bu hassasiyetle işçimizin, emekçimizin hakkının korunması, her zaman öncelikli meselemiz olmuştur. Sendikalaşma hakkından sosyal güvenliğe kadar her alanda öncelikle çalışanlarımızın menfaatlerini gözettik. Emeğin ve alın terinin müdafaasının da en az kendisi kadar önemli olduğunu bilerek; sendikal faaliyetlerin en büyük destekçisi yine biz olduk ve olmaya da devam edeceğiz.
Şöyle bir geçmişe baktığımızda Türkiye’de sendikacılığın nereden nereye geldiğinin en yakın şahidi, sizlersiniz. Bir taraftan emeğin hakkını korurken, diğer yandan da bu hakkın istismar edilmesine hiçbir zaman müsaade etmedik. 1 Mayıs’ı, her yıl dönümünde, huzursuzluk gününe çevirmek isteyenler, çözümün ve uzlaşmanın değil; sadece sorunun bir parçası olmayı bilinçli bir şekilde tercih etmektedirler. Bunların, emeği savunmak değil bunun istismarı peşinde oldukları gün gibi ortadadır. Hak, hukuk ve adalet kavramlarının sloganla değil icraatla tesis edilebileceğini unutmamalıyız. İşçilerimiz, emekçilerimiz ideolojik sloganların değil, samimi icraatların muhatabı olmalıdır.”
“İşçimizin alın teri, Taksim Meydanı’na sığmayacak kadar büyük”
Emekçilerin bir yandan evine ekmek götürmenin derdinde olduğunu, diğer yandan ülkenin büyümesi için çalıştığını belirten Işıkhan, şöyle devam etti:
“Ülkemizin kalkınmasının en önemli güçlerinden birisi belki de en önemlisi, emekçilerimizdir. Dolayısıyla vatan-millet sevdasını yüreğinde barındıran işçilerimizin, ülkemize zarar verecek, ilerleyişimizi ve büyümemizi sekteye uğratacak, toplumu gerecek hiçbir eylemin içinde yer almaları mümkün değildir. Böyle zamanları; toplumsal kaos için bir fırsat olarak görerek günün sonunda arkalarında bıraktıkları dağınıklığı yine emekçilerimize toplatan anlayışın iyi niyeti sorgulanmalıdır. Bunlar eski Türkiye’de kalan icraatlardır. Bugünün öneminin farkında olan ve 1 Mayıs’ı, temsil ettiği anlayışa ve ruha yakışır şekilde kutsal addettiğimiz emeğin ve dayanışmanın sembolü haline getirerek bayram olarak ilan eden yine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki hükümetimiz olmuştur. Böyle önemli bir konunun tek bir alan ya da meydanla, Taksim Meydanı ile sınırlandırılması, konunun bu kadar kısır bir döngüye hapsedilmesi bizim insana ve emeğe verdiğimiz değere sığmamaktadır.”
İşçinin, emekçinin ve çalışanların alın terinin, Taksim Meydanı’na sığmayacak kadar büyük olduğunun altını çizen Işıkhan, “1977 yılında Taksim’de kaybettiğimiz 34 işçimizi, emekçimizi rahmetle yad ediyorum. Ancak Taksim’de hayatlarını kaybeden emekçilerimizin isimlerini bile hatırlamayanların, onların aziz hatıralarını kullanarak, bu alanda kitlesel kutlama inadı, 1 Mayıs’ın dayanışma ruhunu zedelemektedir. Bildiğiniz gibi, 1 Mayıs’ta kaybettiğimiz canlarımızı Taksim’de anmak için sendikalarımıza, sınırlı katılımlarına izin verilmektedir.” ifadesini kullandı.
Bu sebeple çalışan, üreten, büyüyen Türkiye’nin ortak değeri olan bu günü, anlam ve önemine uygun şekilde tüm Türkiye olarak 7’den 70’e tüm vatandaşlarla, bütün meydanlarda, emeğin ve üretimin olduğu her mecrada bir bayram havasında idrak edeceklerini söyleyen Işıkhan, bu hafta boyunca hem Çalışma Meclisi’nin çalışmalarını sürdüreceğini hem de Emek ve Dayanışma Günü’nü Türkiye’nin çalışma hayatına yakışır şekilde kutlamanın gayreti içinde olacaklarını belirtti.
]]>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Fransa’da, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi İlkbahar Oturumu kapsamında Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller Grubu’nda konuştu. Özgür Özel, konuşmasına, “75 yıl önce Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerinin temsilcilerinin bir araya gelmesiyle oluşan Strasbourg’daki Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde ilk kez bulunuyor olmaktan, bugün Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller Grubu’nda sizlere hitap ediyor olmaktan büyük gurur duyuyorum” sözleri ile başladı. Özel, “Ülkemiz bu çatı altında 18 üye ile temsil edilmektedir. Partimizin Avrupa Konseyi’ne ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne bakışı, bu konseyin ilk toplantısında kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinden sapmamıştır. Ülkemizin kurucu partisi olarak demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi için mücadele etmeyi sürdürüyoruz. Avrupa Konseyi’nin temel amacı olan insan hakları ile temel hak ve özgürlüklerin korunması gelişmelerini ilke edinmiş olan bir partiyiz. Kasım ayında CHP Genel Başkanı olarak seçildiğimde partimizin Avrupa ve dünyadaki kardeş partilerle, yoldaşlarımızla daha sıkı ilişkiler ve dayanışma içinde olması gerektiğinin altını çizmiştik. Yerel seçimler nedeniyle zamanımız dar da olsa Almanya’da SPD kongresine, Madrid’de Sosyalist Enternasyonal zirvesine, Bükreş’te Avrupa Sosyalist Partisi liderler zirvesine katıldım. Partimizde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde görev yapmış çok değerli yöneticilerimiz, milletvekillerimiz, Avrupa kurumlarını çok iyi bilen isimler var. Bundan sonra da bu temaslarımızı sıklaştırarak sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
“Ülkemizin birinci partisi haline geldik”
Özel, “CHP olarak geçtiğimiz yıl 100’üncü kuruluş yılımızı kutladık. Avrupa’nın en köklü sosyal demokrat partilerinden biri olarak 2 hafta önce yerel seçimlerde oy oranımızı yüzde 38’e çıkarıp 17 milyon 300 bin vatandaşımızın desteğini alarak partimizi ülkemizin birinci partisi haline getirdik. 14’ü büyükşehir olmak üzere Türkiye’nin 35 ilinde birinci parti olarak belediye başkanlıklarını kazandık. Şu anda iktidarda olan partiden 11 il daha fazla kazanmış durumdayız. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya, Bursa, Muğla olmak üzere hepinizin bildiği Türkiye’nin hem sanayi açısından, hem ekonomi açısından hem de sizlerin en çok ziyaret ettiği 10 ilden 9’unu CHP’li belediyelerin yönetmekte olduğunu, bugün ülke nüfusunun yüzde 65’inin CHP’li belediyelerden hizmet almakta olduğunu, yönettiğimiz belediyelerin ülke ekonomisinin yüzde 80’inini temsil ediyor olduğunu not etmek isterim” diye konuştu. Sosyal demokrat bir parti olduklarını, bu sebeple toplumun tüm kesimlerinden aldıkları bu desteğin sorumluluklarını arttırdığını belirten Özel, “Bu sorumluluğumuzun bilinciyle sosyal demokrat değerlerden ve halkımızın ihtiyacı olan adaletli yönetimden asla taviz vermeyeceğiz. Belirtmek isterim ki bizim öncüsü olduğumuz yeni siyasetin kadrolarında kadınlara ve gençlere çok daha fazla yer var. Partimizin yönetiminde yüzde 50 kadın var ve yönetim kademelerimizin yaş ortalaması 43’tür. Artık daha fazla kadın ve genç belediye başkanımız var. Katılımcı, bilime inanan, kolektif çalışma, halkımızın beklentilerini anlayarak ortak akılla karar alma anlayışı bize başarıyı getirdi. Bu anlayışımızı kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyi’nin temel değerlerini yaşatma iradesinden de farklı değildir” dedi.
“Avrupa’daki Türk seçmenlerin daha adil bir Avrupa’yı hedefleyen partilere yöneleceğine inanıyorum”
Özel şunları kaydetti:
“Kadınların şiddetten korunduğu, eşitlik ve toplumun bir parçası olduğu toplum düzeni için İstanbul Sözleşmesi’nden tarafız. Demokrasinin ve insan haklarının herkes için güvence altında olması için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden tarafız. Emeğin, emeklinin, gençlerin, ekonomik ve sosyal hakların güvence altına alınması için Avrupa Sosyal Şartı’ndan tarafız. Bizim tarafımız belli. Bizim kurucu kadrolarımızın gösterdiği rotadan, demokrasiden ve çağdaşlıktan tarafız. Avrupa’nın bütün ülkelerinden ilerici, sosyal demokrat, sosyalist ve çevreci yoldaşlarımızla birlikte 31 Mart günü Türkiye’de partimizin gerçekleştirdiği seçim başarısını tüm Avrupa’ya yaymak bizlerin dayanışmasından ortak mücadelesinden geçmektedir. Bu çerçevede Haziran ayı içinde Avrupa Parlamentosu seçimlerini çok önemli görüyoruz. CHP Genel Başkanı olarak bu seçimlerde ilerici, sosyal demokrat, sol siyasi partilere destek vermeye, katkı sunmaya hazır olduğumuzu buradan ifade etmek isterim. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türk seçmenlerin daha adil bir Avrupa’yı hedefleyen partilere yöneleceğine inanıyorum. Bunu bir davet olarak ifade ediyorum. Balkan coğrafyasından komşumuz ve Avrupa’nın en genç ülkesi olan Kosova’nın bu topraklarda Avrupa Konseyi üyeliğinin onaylanmış olmasından da büyük bir memnuniyet duyduğumun altını çizmek isterim.”
“Türkiye’nin AB üyeliği konusunda AB’deki yoldaşlarımızın desteği önem taşımaktadır”
Türkiye’nin 1959’da çıktığı Avrupa Birliği yolculuğunun 65’inci yılında olmasına rağmen halen tam üye statüsünü alamadığını ifade eden Özel, “Bu süreçte her iki tarafın eksik ve hataları nedeniyle ülkemizin tam üyelik hedefi gerçekleşememiştir. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda Avrupa Birliği’ndeki yoldaşlarımızın desteği önem taşımaktadır. AB tam üyeliği, parti olarak bizim de halkımızın da temel hedefidir. Bu, kurucumuzun bize gösterdiği rotadır. Biz Avrupa’nın bir parçasıyız. Türkiye’nin birinci partisi olarak ülkemizin AB üyeliği için katkı sunmaya, diplomatik girişimlerde bulunmaya, Avrupalı dostlarımızı ikna etme konusunda öncülük yapmaya hazırız. Değerli yoldaşlarım, dünyamız bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmektedir. Artık karşılaştığımız sorunlar sınırlarımızı aşan, çözümü hep birlikte çalışmamız gereken küresel meselelerdir. Birbirine derinden bağlı olan bu sorunlar silsilesi halkımızın ekonomik, sosyal şartlarını ve demokrasilerimizi tehdit etmektedir. Kurulu ekonomik düzenden hak ettiğini alamayan, kendini geride bırakılmış hisseden, gelir adaletsizliği yaşayan kitleleri radikal söylemlerle kendine çeken aşırı sağ ideoloji kıta Avrupa’sının pek çok bölgesinde güçlenmektedir. Yükselen aşırı sağ akımlar ve otoriter rejimler tarihin sayfaları arasına gömdüğümüz zararlı ideolojileri tekrar gün yüzüne çıkarma potansiyeline sahiptir. İşte biz Türkiye’de bu çoklu krize, ortak sorunlara çare üretecek yeni siyasetin önemli ve güçlü adımlarını attık. Bu nedenle demokratik siyaseti güçlendirmeli, yükselen otoriterliğe karşı partilerimiz arasındaki dayanışmayı artırmalıyız. Demokrasiye inanlar, yeni bir ekonomik düzeni kurma iradesi taşıyanlar olarak daha fazla güç birliği yapmalıyız” diye konuştu.
“Gelir eşitsizliği sürdürülemez boyutlara ulaşmıştır”
Özel şöyle devam etti:
“Neoliberal ekonomik düzenin yerine geçecek yeni bir düzen ile katılımcı, demokratik, eşit temsile dayalı bir yönetim anlayışı ortak ihtiyacımızdır. Ne küresel ne ulusal alanda gelir adaleti sağlanamadığı gibi aksine her krizle gelir dağılımı daha bozulmuştur. Hemen her yerde en üst yüzde 1’lik grubun geliri artmıştır. Maalesef gelir eşitsizliği sürdürülemez boyutlara ulaşmıştır. Bu durum hem ulusal hem küresel ölçekte gerilimini besleyen bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu konuda bizlere daha çok görev düşmektedir. Ancak bu şekilde işçilerin, çiftçilerin, dar gelirlilerin, güvencesiz bırakılan kesimlerin sorunlarına çözüm üretebiliriz.”
“Gazze’de kalıcı ateşkes sağlanmadan ülkeler arasında yükselen gerilim dinmeyecek”
Son birkaç yılın, savaş ve çatışmanın hala insanlık için en önemli risklerden biri olduğunu gösterdiğini vurgulayan Özel, “7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırı sonrasında İsrail’in Gazze’de yürüttüğü operasyonlarda şu an itibariyle 33 binden fazla insan hayatını kaybetmiştir. Bunun önemli bir kısmı kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Gazze’de bu insani dram sürerken hafta sonu İsrail ve İran arasında tırmanan gerilimi endişe ile takip ettik. Geçtiğimiz Kasım ayında uluslararası bir barış çağrısında bulunmuştum. Almanya’da kardeş partimiz SPD kongresinde, Genel Başkan Yardımcılığına seçildiğim Sosyalist Enternasyonal’in Madrid zirvesinde, Bükreş’teki Avrupa Sosyalist Partisi liderler zirvesinde bu konuda bizlere büyük bir sorumluluk düştüğünü vurgulamıştım. Bu gerilimin sadece Orta Doğu coğrafyasında değil, Avrupa ve dünyada büyük kaygıları tetiklediğinin bilincindeyim” şeklinde konuştu. Özel, “Orta Doğu’da tansiyon bu denli yükselmişken partimize düşen görev, bu gerilimi düşürecek her türlü çabanın öncüsü olmaktır. Bu konuda kardeş partilerimizle dayanışma içinde her türlü girişime hazır olduğumuzu ifade etmek isterim. Çünkü bilinmelidir ki Gazze’de kalıcı ateşkes sağlanmadan ülkeler arasında yükselen gerilim dinmeyecek, bu tehdit tüm Avrupa’da, tüm dünyada hissedilmeye devam edecektir. Sorunun kalıcı çözümü için Birleşmiş Milletlerin 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması erişilecek iki devletli oluşuma ihtiyaç olduğunu vurgulamak isterim. Doğrudan sivilleri hedef alan saldırıların devamına göz yumulması ve bazı ülkelerin tutumları insan hakları gibi temel değerlerin zeminini yok ettiğini bir kez daha üzülerek vurgulamak durumundayım. Biz ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ sözünden hareketle daima barışın sözcüsü, haklının ve mazlumun savunucusu olmaya devam edeceğiz” dedi.
“Azerbaycan ile konsey arasında her türlü sorumluluğu almaya hazır olduğumuzu da ifade etmek isterim”
Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş bir partinin lideri olarak köklü bir geleneğin ve önemli bir misyonun temsilcisi olduğunu belirten Özel, “Bu misyonun hedefi çağdaş bir toplum, gelişmiş ve adaletli bir ekonomik düzen oluşturmaktır. Yönetimde aklı ve bilimi hakim kılmak, saygın, barışçıl, maceracılıktan uzak bir dış politika ile hem ülkemizde hem Avrupa’da hem de dünyaya katkı sağlayacak bir mücadeleyi yürütmek durumundayız. Ülkemizde girdiğimiz son seçimlerden aldığımız güçle Avrupa’daki kardeş partilerimizle yürüteceğimiz sıkı dayanışma ile hedeflerini gerçekleştireceğimiz daha adil ve daha eşit toplumlar oluşturacağımız konusunda umutluyum. Geçtiğimiz dönemde Azerbaycan ile aramızda yaşanan, oylamasına dahil olmadığımız ama doğurduğu sonuçlar açısından da üzüntü duyduğumuz sürecin hızla onarılması gerektiğini düşünüyorum. Konseyin ortak değerlerinin sonuna kadar savunucusuyuz. Ancak Azerbaycan ile yaşanan süreç bugüne kadar verdiği sonuçlar açısından her iki taraf açısından da öğreticidir. Bundan sonra ilişkilerin yeniden tesisi noktasında üzerimize düşecek her türlü katkıyı yapmak üzere bizim için çok önemli bir ülke olan Azerbaycan ile konsey arasında her türlü sorumluluğu almaya hazır olduğumuzu da ifade etmek isterim” diye konuştu.
“Hep birlikte inşa edeceğiz”
Özel şu ifadeleri kullandı:
“Avrupalı demokratlar olarak bütün krizleri üstesinden gelebilecek güçlü iradeye sahibiz. Daha demokratik, daha müreffeh, daha güvenli bir Avrupa, bu ailenin her ferdinin daha insan hakları temelinde daha güçlü bir sosyal devleti mümkün kılmaktadır. İşte bu nedenle dayanışma içinde olmalıyız. Biz hem Türkiye’de hem Avrupa’da söz ettiğim ilkelerin kurucu iradesi olduk. Bundan böyle de bu ilke ve değerleri tüm yurttaşlar için geçerli kılacak bir siyasetin öncüsü olmaya devam edeceğiz. Daha güzel yarınları hep birlikte inşa edeceğimize olan inancımla sizleri selamlıyorum. İyi ki varsınız. Bundan sonra hep birlikte büyük başarıları elde etmeyi düşünüyor, saygılar sunuyorum.” – STRASBOURG
]]>Kayseri’de 15-22 Nisan Turizm Haftası çeşitli etkinliklerle kutlanırken, İl Kültür ve Turizm Müdürü Şükrü Dursun, Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kenan Güllü, Kayseri Turizm İşletmecileri Derneği (KAYTİD) Başkanı Serdar Sarıçam ve sektör temsilcilerinin yer aldığı beraberindeki heyet, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’a nezaket ziyaretinde bulundu. Başkanlık Toplantı Salonu’nda gerçekleşen ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Büyükkılıç, “Turizm gönüllüsü canlarımıza hoş geldiniz diyor, teşekkür ediyorum. Haftayı dolu dolu, hem tanıtma hem insanların tanımasına vesile olma anlayışı içerisinde geçiririz. Etkinliklerle şehrimizi hep olumlu olarak anılmasını sağlama yönünde gayret gösteririz” dedi. Büyükkılıç, kadim kent Kayseri’nin adeta açık hava müzesi olduğuna vurgu yaparak, “Bu tür etkinlikler bizler için çok önem arz ediyor. Şehrimiz bir açık hava müzesi, bunu her yerde paylaşıyoruz. Her ilçemizde, her bölgemizde tarihi doku anlayışıyla, çok önemli yerler var. Kapuzbaşı Şelalesi, dünyada kendisinden söz ettiren bir şelaledir, herkesin rahatlıkla ulaşacağı bir konuma getirilmiştir. Aladağlar bölgesi, Hacer Ormanları gibi insanların erişemediği alanlar ayrı bir güzellik katıyor. Bu dönemde insanların turizmi önemsediğini, gezip, görüp, tatsınlar” diye konuştu. Gastronomi alanında UNESCO Kreatif Şehirler Listesi’ne girdiklerini hatırlatan Başkan Büyükkılıç; “Ulusal bazda, biz bunu bir kongreye dönüştürmek suretiyle gerek sağlıkla ilgili olanı gerekse gastronomi ile ilgili olanı uluslararası boyuta taşımak suretiyle şerhimizin hak ettiği yere gelmesini sağlama yönünde gayret göstermeliyiz. İnşallah Kayseri’de hem otel sayısını hem de niteliğini arttırma düşüncesine gayret göstereceğiz” ifadelerini kullandı. Büyükkılıç, Erciyes Dağı’nda hayata geçirilen Yüksek İrtifa Kamp Merkezi’nin kendisinden söz ettiren bir konuma geldiğini, otel sahiplerinin yaz mevsiminde de otellerini bu kamplardan kaynaklı olarak yaz, yayla ya da kamp turizmine yönelik olarak sportif alanda açık tutacaklarını ifade ettiklerini hatırlattı. Yatırımcıların sayısının artması, yeni projeler ile şehrin her noktasına değinilmesi gerektiğini söyleyen Başkan Büyükkılıç, “Bizleri seven, seçen, güvenen hemşehrilerimize bu alanda layık olma yönünde de irade göstermek. En önemlisi ağaç dalıyla gürler. Biz sizlerle bir anlam ifade ederiz. Bunun farkındayız. Sizler olmazsanız bizim bir anlamımız olmaz. Hep beraber inşallah Kültür Müdürlüğümüzle, valiliğimizle, belediyelerimizle, ilçelerimizle, merkezimizle el ele vermek suretiyle şehrimizin tanınmasına vesile olacağız” diye konuştu. El ele verip, şehrin tanınmasına vesile olacaklarını, bu şehrin çok güzel hizmetlerle tanınmayı hak ettiğini söyleyen Büyükkılıç, konuşmasını şöyle sürdürdü;
“İnşallah müzelerimizle ilgili yaptığımız çalışmaları tamamlama noktasına geldik. Onları da hayata geçirmek suretiyle daha da şehrimizin tanınır hale gelmesine vesile olacağız, o yönde de gayretlerimizi göstereceğiz. Nitelikli elaman konusunda KAYMEK sizin emrinizde diyoruz, lütfen bunu önemseyin. Bu konuda gerekli iş birliğini yapın. Yetiştirelim, eğitelim, yavrularımızın donanımlı hale gelmesini sağlayalım. Hem iş bulmada da kolaylık sağlanmış olur. Otellerimizde, işletmelerimizde, yerel yöneticiler olarak bizler kendi ölçeğimizdeki merkezlerimizde mutlaka yabancı dillerle donanmış yavrularımıza fırsat verelim. Sağlık turizmini Kayseri’mizde öncelemeliyiz. Bu, yanında oteli, kültür turizmini ya da kayak turizmini getirecektir.”
Büyükkılıç, tüm turizm sektörü temsilcilerinin Turizm Haftası’nı da kutlayarak, “İnşallah birlikte daha güçlü olacağımızı ifade edelim. Projeler üretelim, projelerin hayata geçirilmesi için de gayret gösterelim diyorum. Tekrar hoş geldiniz, şeref verdiniz, haftamız kutlu olsun, geçmiş bayramınız da kutlu olsun” dedi. Kayseri İl Kültür ve Turizm Müdürü Şükrü Dursun ise hafta boyunca etkinlikler planladıklarını, çeşitli geziler ve söyleşiler yapacaklarını, son dönemde Büyükşehir Belediyesi’nin yatırımlarıyla özellikle Erciyes’teki ivmenin, turizmde Kayseri’de etkisini göstermeye başladığını söyledi. Başkan Büyükkılıç’a tarihe ve turizme destek veren proje ve hizmetlerinden dolayı teşekkürlerini ileten Dursun, “Sayın Valimizle beraber sizlerin büyük destekleri ile Soğanlı ve Erdemli Vadisi, Koramaz Vadisi, Kültepe’de saymakla bitmeyecek değerimiz var, buralarda da etkilerini gösteriyor. Çok sayıda misafir ağırlamaya başladık, size teşekkür etmek istiyoruz” şeklinde konuştu. – KAYSERİ
]]>Almanya’nın “bilim şehri” olarak bilinen Darmstadt’da Türk kökenli Doktor Cihan Çelik ödüle layık görüldü. Darmstadt Şehir Hastanesi’nde İç Hastalıkları Uzmanı olarak görev yapan Çelik, Almanya hükümeti tarafından kamu yararına yapılan hizmetler için verilen ve en yüksek onur ödülü olan Almanya Liyakat Nişanı’nın sahibi oldu. Hessen eyaletinin başkenti Wiesbaden’deki Başbakanlık binasında düzenlenen ödül töreninde Çelik’in nişanını Hessen Eyaleti Sağlık Bakanı Diana Stolz verdi.
“Bu ödülü Çelik’e vermek benim için büyük bir önem arz ediyor”
Ödül töreninde konuşan Stolz, “Pandemi döneminde başarılı çalışmaları sebebiyle Dr. Çelik’i ve ekibini tebrik ediyorum. Ödülün Hessen eyaletinden birisine verilmesi çok önemli. Bizim için ayrıca sağlık bakanlığı olarak sağlık sektöründen birisine verilmesi ayrı bir önem arz ediyor. Daha önemlisi de Cumhurbaşkanımız adına bu ödülü Dr. Çelik’e vermek benim için büyük bir önem arz ediyor” dedi.
“Bu ödülü Almanya’daki Türk toplumu adına alıyorum”
Ödülü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasında Çelik, “Almanya’da yaptığımız işin karşılığını aldığımız için çok mutluyum. Çok gururluyum. Bu ödülü Almanya’daki Türk toplumu adına alıyorum. Pandemi döneminde ekibimle birlikte yoğun bir mücadele verdik. ve başarılı işlere imza attık. Başarımızı görüp bizi ödüllendiren Sayın Cumhurbaşkanımıza ve bütün yetkililere teşekkür ediyorum. Aileme bu süreçte desteği için teşekkür ediyorum” dedi.
“Çok iyi bir iş yaptığımızı düşünüyorum”
Çelik Türkçe yaptığı açıklamada ise, “Çok gurur verici bir ödül tabi ki. Doktor olarak, hastanelerde pandemi süresince çalışan insanlar olarak tabi gurur verici bir durum” ifadelerini kullandı.
Almanya’da büyüyen Türk kökenli biri olarak ailesinin okula ve bilime önem vermesinin çok önemli olduğuna vurgu yapan Çelik, “Ailemiz için okula gitmemiz, yüksek lisans kazanmamız son derece önemli olduğu için bu yolda gidebildik. Onun için aileme minnettarım” şeklinde konuştu.
Pandemi döneminde yürütülen çalışmalara değinen Çelik, “Pandemi sürecinde doktorlar ve hastanede çalışan insanlar birbirlerine kenetlendi. Hepimiz bu pandemi sürecini en iyi şekilde yönetmek için bir güç olduk. Bu süreçte çok iyi bir iş yaptığımızı düşünüyorum. Sonuçta Almanya’da, bizim hastanede pandemi süreci olabildiğince iyi geçti. Tabi ki çok insan kaybettik. Ama bunu unutmuyoruz. Bir pandemi daha olacak. Buna eminiz. Kendimizi hazırlamak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Çelik, “Yaptığınız iş görüldüğü zaman çok minnettar olmanız gerekiyor. Biz de bu durumdayız. İşimizi yapıyoruz ama ödül kazanmak için yapmıyoruz. Tıp ve doktorluk önemli bir iş. Bu işi sevdiğimiz için yapıyoruz. Ama insanların bu yaptığımız işi görmesi bizim için mutlu ve gurur verici bir durum” dedi.
“Türk toplumu açısından çok önemli”
Dr. Çelik’i yalnız bırakmayan Frankfurt Başkonsolosu Erdem Tunçer de çok mutlu olduğunu belirterek, “Davet üzerine buraya geldim. Türk kökenli bir insanın böylesi önemli bir ödüle layık görülmüş olması Almanya’daki Türk toplumu açısından çok kıymetli. Biz Doktor Çelik’in hem pandemi dönemi hem 6 Şubatta ülkemizde meydana gelen depremdeki çalışmalarını takip ettik. Kendisi çok özverili şekilde çalıştı. Almanya’daki Türk kökenlilerin neleri başarabileceğinin somut bir kanıtı. Bir Türk kökenli doktorun böyle bir ödüle layık görülmesi entegrasyonun başarılı olduğunun da bir kanıtı. Dr. Cihan Çelik’i ailesini ve onun yetişmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum” dedi.
“Bir Türk olarak gurur duyuyorum”
Çelik’in babası Doğan Çelik ise oğluyla gurur duyduğunu belirterek, “Türk toplumunun içerisinde böyle bir gencimizin buralara gelmesi mutluluk veriyor. Hayatı hep başarılarla doluydu. Bir işçi ailesi çocuğu olarak bu başarıyı göstermesi bizim için övünç kaynağı. Bir Türk olarak gurur duyuyorum” diye konuştu.
Cihan Çelik, daha önce de Darmstadt Belediye Başkanı Jochen Partsch tarafından pandemi sırasında bilgi ve eğitime, kamu yararı ile bilimin halk arasında kabulünü teşvik etmeye yönelik katkılarından dolayı Darmstadt Bilim Şehri Gümüş Liyakat Madalyası ile ödüllendirilmişti. – HESSE
]]>Ataşehir Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Devekuşu Kabare Müzesi’nin açılışı Ataşehir’in yeni Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Geceye özel olarak hazırlanan, yönetmenliğini usta oyuncu Metin Akpınar’ın yapığı “Yasaklar” isimli tiyatro oyunu sahnelendi. Türk tiyatro tarihinin en önemli kilometre taşlarından Devekuşu Kabaresi, Örnek Mahallesi’nde bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi içerisinde hizmet vermeye başlayan müzeyle hayat bulacak. Ataşehir Belediyesi Devekuşu Kabare Müzesi için düzenlenen açılış törenine; Ataşehir’in yeni seçilen Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, eşi Elif Duygu Adıgüzel, önceki dönem Belediye Başkanı Battal İlgezdi, CHP Ataşehir İlçe Başkanı Celal Yalçın, sanatçı Metin Akpınar, İBB Kültür Sanat Daire Başkanı T. Volkan Aslan ile sanat camiasından seçkin oyuncular katıldı.
Açılışta bir konuşma gerçekleştiren Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, “Öncelikle bir mutluluğumu paylaşmak isterim ki; mazbata aldığımın ertesi günü bu kadar önemli bir topluluk ile bir arada olmaktan büyük mutluluk duydum. Ayrıca büyük ustamızın bu anlamlı eserinin de, Ataşehirimiz de yer alması bizlere büyük bir onur ve gurur yaşatacak. İlçemizde bu merkez sayesinde binlerce sanatseveri bir araya getireceğiz. Müzelerimiz, bugünle geleceği buluşturan çok özel mekanlar olması nedeniyle de büyük önem taşıyor. İlçemize kazandırılan bu eserler yıllarca vatandaşımızı ağırlayacak. Emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum” dedi.
Konuşmasında emeği geçenlere teşekkür eden Başkan Onursal Adıgüzel konuşmasına şöyle devam etti: “Bu eserlerin gelecek nesillere aktarılması kadar değerli bir şey yoktur diye düşünüyorum. Özellikle de sanatın, kültürün bir şehrin, bir ülkenin, geleceğinin doğru yönde şekillenmesinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Aslında bu hem Battal başkanımızın hem de bizim gelecek vizyonumuzla da çok net bir şekilde uyuşuyor diye düşünüyorum. Biz istiyoruz ki 17 mahallemiz kültür sanat şehri olsun ve sanatı kendi içinde yaşayabilsin. İşte bizler de bu hedef doğrultusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
Açılışta konuşma yapan Metin Akpınar da, şu sözleri dile getirdi: “Bu merkezin yapım aşamasından itibaren öncelikle çok emeği geçen Battal İlgezdi’ye teşekkür ediyorum. Yeni Başkanımız Onursal Adıgüzel’le birlikte bundan sonraki süreçlerde çok güzel işler yapacağımıza inancım tamdır. Herkese çok teşekkür ediyorum.”
Ataşehir’in yeni çekim merkezi
Pazartesi günleri hariç hafta içi her gün ziyarete açık olacak Müze, Devekuşu Kabare Tiyatrosu tarihinin tüm aşamalarını ziyaretçilerin deneyimleyeceği bir atmosfer sunuyor. Müze içerisinde bulunan fuaye alanında Devekuşu Kabare Tiyatrosu kurucularından Haldun Taner ve oyuncularının serüvenleri anlatılırken, 25 yıl boyunca tiyatro seyircisine kesilmiş ve bugüne kadar muhafaza edilen orijinal biletlerle tarihi hikaye yeniden başlıyor. Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın ziyaretçilerini karşılamasıyla Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun geçmişe ilk adımları da bu şekilde atılmış oluyor.
İçerisinde Devekuşu Kabare oyuncularının sahnede giydikleri kostümlere, kullanılan dekorlara ve aksesuarlara da yer verilen Müzede, Devekuşu Kabare Tiyatrosu oyunların da belirli bir program dahilinde seyredilmesi ve dinlenilmesi de sağlanıyor. Oluşturulan Cennet Odası’nda Türkiye sanat dünyası için büyük önem taşıyan Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun 5 önemli ismi; Haldun Taner, Zeki Alasya, Kemal Sunal, Ayşen Gruda ve Nezih Tuncay’ın hologramik animasyonları ziyaretçileri duygusal olarak geçmişle karşılaşılıyor ve onları bugüne taşıyor. – İSTANBUL
]]>31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ardından İzmir’de iş dünyası, seçimlere ilişkin birtakım açıklamalarda bulundu. Sonuçların ülkeye ve millete hayırlı olmasını dileyen Ege Genç İş İnsanları Derneği (EGİAD) Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, oylama sürecinin medeni şartlarda gerçekleşmesinin demokrasi vurgusu açısından önemli olduğunu kaydetti. Göreve gelen belediye başkanlarını kutlayan Yelkenbiçer, üst üste seçim sürecinden geçen Türkiye’nin artık ekonomiye yönlenmesinin önemine vurgu yaptı. Yelkenbiçer şunları kaydetti:
“Ülkemiz geleceğine sahip çıkarak, seçmen sandık başına giderek oyunu medeni bir şekilde kullanmıştır. Şimdi ise ekonomi ve üretim için çalışma zamanıdır. Seçimlerin geride kalmasıyla önümüzde seçimsiz geçireceğimiz bir dönem mevcuttur. Seçilen belediye başkanlarımızın projelerini sırayla hayata geçireceğinden şüphemiz yoktur. Bu projeler ülkemiz için önemli bir fırsat olacaktır. Ülke olarak da siyasi çekişmeleri bir yana bırakıp üretime odaklanmamız şarttır. Ekonomide hayata geçirilecek önemli adımlar mevcuttur. En büyük problemimiz belimizi büken enflasyondur. Enflasyonla mücadeleye odaklanmalıyız. Ekonominin acil olarak istikrara kavuşması, öngörülebilir piyasa düzeninin sağlanması önceliklerimizdir. Biz iş dünyası olarak teknoloji içeriği kuvvetli, katma değeri yüksek üretim ve yatırımlar gerçekleştirerek üzerimize düşeni yapmaktayız. Yönetimimizden beklediğimiz de ekonomiye odaklanarak istikrarın getirilmesidir. Ülkemizin üretim gücünün korunması ve firmaların sürdürülebilirliğinin zarar görmemesi de önem arz etmektedir.”
“Kentimiz için hep birlikte çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz”
İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener ise, “Ülke olarak yoğun bir seçim sürecini geride bıraktık. Sonuçların kentimize ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum. İzmir özelinde kentimizin 5 yıllık yönetimini üstlenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Cemil Tugay başta olmak üzere 30 ilçemizde göreve gelen tüm belediye başkanlarımızı kutluyorum. Günümüz şartlarında kentlerin rekabeti giderek önem kazanıyor. Artmakta olan yakından ticaret ve yerelleşme eğilimlerinin etkisi ile yerinden yönetimin kalitesi, etkin yönetişim ve yöreye uygun projelerin hız kazanacağını ve daha da önem taşıyacağını düşünüyorum. İzmir Ticaret Odası olarak genel ve yerel yönetimler, oda, borsalar ve sivil toplum kuruluşları ile ortak akıl ve sinerji içerisinde kentimiz için katma değer oluşturacak projeler üretmeyi her zaman çok önemsedik. 1 Nisan itibarıyla başlayan süreçte de birlikte iş yapma kültürümüzü sürdürerek, kentimiz için hep birlikte çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz. Türkiye, son 1 yıl içerisinde iki önemli seçim atlattı” ifadelerini kullandı.
“En önemli gündemimiz ekonomi”
Önümüzde seçimsiz geçecek uzun bir sürecin olduğuna değinen Özgener, “Bu süreçte en önemli gündemimizin ‘ekonomi’ olması gerektiği inancındayım. Öncelikli mücadele alanı olan enflasyonun tek haneye düşürülmesine yönelik T.C. Merkez Bankası’nın uyguladığı sıkı para politikası yanında selektif kredi politikası ve hassas bütçe dengesinin gözetilmesi önem taşıyor. 2024-2026 Orta Vadeli Program’ın kararlılıkla uygulanmaya devam edilmesi; program çerçevesinde açıklanan vergi reformu başta olmak üzere tüm yapısal reformların hayata geçirilerek şirketlerimizin verimliliğinin arttırılması ve yurtdışındaki rakipleriyle eşit şartlarda mücadele edebilmelerinin sağlanmasının önemini vurgulamak istiyorum” dedi.
Seçime dair değerlendirmelerde bulunan Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 31 Mart seçimleriyle demokrasinin temel unsurlarından biri olan yerel seçimlerin başarılı bir şekilde geride bırakıldığını söyledi. Ülke genelinde hem oy kullanımı esnasında hem de oy kullanıldıktan sonra ve sayım sırasında huzur ve sükünetle seçimlerin gerçekleştirilmesinin kendisini fazlasıyla mutlu ettiğini belirten Eskinazi, “Gerek yeniden seçilen gerekse de ilk kez seçilen belediye başkanlarımızı ve yerel yöneticilerimizi kutluyor ve görevlerinde başarılar diliyoruz. Deprem başta olmak üzere tüm konularda merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında iş birliğinin güçlendiği ve halkımızın ekonomik sorunlarının da azaldığı bir dönem olmasını ümit ediyoruz. Seçim sonrası yapısal reformlara daha fazla ağırlık vererek hep birlikte daha mutlu, daha refah ve daha adil Türkiye için eskisinden daha fazla çalışmalıyız” dedi. – İZMİR
]]>Kurtulmuş, Türkiye’ye resmi ziyarette bulunan Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi ile bir araya geldi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Katjavivi ile gerçekleştirdiği baş başa görüşmede yaptığı konuşmada, birçok bölgesel ve uluslararası alandaki konularda müşterek görüşlere sahip olunan Namibya’nın Meclis Başkanı’nı Türkiye’de ve İstanbul’da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduklarını söyledi.
Kurtulmuş, “Bugün Türkiye-Namibya ilişkileri bakımından tarihi bir güne tanıklık ediyoruz. Bu ziyaret, Namibya tarafından Türkiye’ye yapılan en üst düzey ziyaret olması bakımından tarihi bir önem arz ediyor. Sayın Başkan’a hoş geldiniz diyorum.” ifadesini kullandı.
Namibya’nın bağımsızlık mücadelesinin başladığı 1960’lardan itibaren Türkiye olarak Namibya halkının yanında yer aldıklarını ve bağımsızlık mücadelesine destek verdiklerini belirten Kurtulmuş, Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi’nin de Namibya’nın kurtuluş mücadelesinin önemli figürlerinden biri olduğunu, kendisini bu özelliği bakımından da Türkiye’de ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını dile getirdi.
Namibya’nın, Güney Afrika apartheid rejiminin yıkılmasında çok önemli katkıları olduğunu aktaran Kurtulmuş, bugün de Namibya hükümetinin özellikle Filistin davasına verdiği destekleri fevkalade önemli bulduklarını vurguladı.
Kurtulmuş, “Gazze’de İsrail’in altı aya yaklaşan bir süredir devam ettirdiği insanlık suçlarına, artık soykırım boyutlarına varmış olan bu katliamlarına karşı Namibya’nın uluslararası alanda göstermiş olduğu tavrı, Türk milleti olarak büyük bir takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Ümit ediyoruz ki nasıl birinci apartheid rejimi Güney Afrika’da yıkıldıysa, şu anda insanlığa karşı büyük suçlar işleyen İsrail’deki Netanyahu hükümeti ve onun çetesi de ikinci apartheid rejimi olarak yıkılacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye olarak son 20 yıllık sürede fevkalade ciddi bir Afrika açılımı gerçekleştirdiklerini bildiren Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Afrika’ya karşı yeni bir yaklaşım içerisindeyiz. Bu çerçevede Türkiye’nin şu anda Afrika’nın hemen hemen her bölgesiyle çok yakın ilişkileri giderek daha da gelişmektedir. 38 büyükelçiliğimizin Afrika kıtasında artık çok aktif bir şekilde çalıştığını görüyoruz. Kısa süre içerisinde bu büyükelçilik sayısını da 50’ye çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika’daki temel prensibimiz, Afrika halklarıyla işbirliği esasında, kazan-kazan prensibi çerçevesinde her alanda işbirliğini geliştirmektir. Bu anlamda ticari, kültürel, eğitim, kalkınma alanındaki ilişkilerimizin çok güçlü hale getirilmesini temin etmek için gayret sarf ediyoruz. Afrika’ya karşı yaklaşımımız asla ve asla bazı kolonyalist devletlerin yaptığı gibi üstenci bir yaklaşımla Afrika halklarına buyurgan bir edayla yaklaşmak değil. Tam tersine dostça, kardeşçe elimizi uzatarak, ‘Buyurun hep beraber elimizi tutun, hep birlikte dünyada gelişen, kalkınan, birlikte büyüyen ülkeler olalım.’ teziyle hareket ediyoruz. Bunda da inşallah başarılı olacağız.”
Türkiye-Namibya arasındaki ilişkileri istenen düzeye çıkarmak için mücadele edeceklerini belirten Kurtulmuş, özellikle parlamenter diplomasi alanındaki imkanları sonuna kadar kullanmak gerektiğini vurguladı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu amaçla bugün Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi ile iki ülke parlamentosu arasında işbirliği mutabakatını imzalayacaklarını ifade ederek, “Bu mutabakatla iki ülke parlamentosunun parlamenter diplomasi alanındaki faaliyetlerinin daha yakın bir ilişki içerisinde sürdürülebilmesini temin edeceğiz. Bu düzeyde ilkini gerçekleştirdiğimiz bu toplantıların verimli olmasını ve güzel sonuçlar çıkarmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.
“Dünyada yeni bir küresel sistem nasıl kurulabilir, bunun üzerine çalışmamız lazım”
Bugün dünyada yaşanılan gelişmelere işaret eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Gazze’de yaşanan insanlık suçları, ağır insani kayıplar, Birleşmiş Milletler’in kararına rağmen İsrail’in durdurulamayan saldırganlığı ve bir soykırım dünyanın gözü önünde işleniyor ve bütün dünya buna seyirci kalıyor, hiçbir şekilde bunu önleyemiyor. Aynı şekilde Rusya-Ukrayna arasında devam eden savaş iki yılı aşmış olmasına rağmen bu savaşı durdurmak için Birleşmiş Milletler’in en ufak bir etkisinin olmadığı görülüyor. Dünyadaki kitlesel göç meselesi, açlık meselesi, sağlık sorunları… Hangi sorunu alırsanız alın, uluslararası sistemin tamamıyla fonksiyonsuz olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bizim hep beraber ‘Dünyada yeni, adil, barışı esas alan insancıl bir küresel sistem nasıl kurulabilir?’, bunun üzerine çalışmamız lazım. Her uluslararası platformda söylediğimiz ‘Dünya beşten büyüktür’ sözü de buna işaret etmektedir.”
“Türkiye bizim için son derece önemli”
Namibya Ulusal Meclisi Başkanı Katjavivi de Türkiye’de ve İstanbul’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke parlamentosunun birlikte daha fazla çalışması, ilişkileri daha fazla derinleştirmesi arzusunda olduklarını söyledi.
Namibya ve Türkiye ilişkilerini ve işbirliğini her anlamda derinleştirmeyi arzuladıklarını ifade eden Katjavivi, Türkiye’nin kendileri için son derece önemli ve kıymetli bir partner olduğunu, bu anlamda kendilerinin sürdürdüğü çok önemli çabalarda Türkiye’nin desteğini her zaman gördüklerini belirtti.
Katjavivi, iki ülkenin parlamentosu arasındaki işbirliği ve dayanışmayı daha da artıracak çalışmaları somutlaştıracaklarını, bunun da geleceğe yönelik atılacak önemli bir adım olacağını bildirdi.
Namibya’nın daha önce Türkiye’ye atadığı ilk büyükelçinin de kendisi olduğunu hatırlatan Katjavivi, bu görevin de iki ülke işbirliğinin tesis edilmesi konusunda önemli bir rol oynadığını düşündüğünü kaydetti.
Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanlığıyla da önemli temaslarının olduğunu aktaran Katjavivi, şimdi Namibya Ulusal Meclisi Başkanı olarak iki ülke dostluğunu daha da ileri götürecek adımları atmanın büyük bir gurur olduğunu belirtti.
Kurtulmuş ve Katjavivi, daha sonra heyetler arası toplantıya başkanlık etti.
İki ülke parlamentosu arasında işbirliği protokolü imzalandı
Heyetler arası toplantının sonunda TBMM ve Namibya Ulusal Meclisi arasında işbirliği protokolü imzalandı.
Buna göre, iki ülke ve halkları arasındaki ilişkileri daha da geliştirmek için çeşitli alanlarda parlamenter işbirliğinin geliştirilmesine katkıda bulunulacak.
Denetim ve parlamentonun diğer faaliyetlerine ilişkin tecrübe ve bilgi paylaşımını güçlendirmek amacıyla ihtisas komisyonları, parlamenter dostluk grupları ve idari teşkilatlar arasında düzenli temaslar, karşılıklı ziyaretler ve ortak toplantılar yapılması teşvik edilecek.
Görüşmede, Türkiye-Namibya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Ömer Oruç Bilal Debgici, AK Parti İstanbul Milletvekili Oğuz Üçüncü, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun ve TBMM Dış İlişkiler ve Protokol Başkanı Ali Murat Nas da yer aldı.
]]>Ziyarette konuşan Seçer, hizmetler için koşturarak 5 yılı bitirdiklerini söyleyerek, “Aynı azim ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
Arıcılığın Akdeniz Bölgesi için önemli bir üretim alanı olduğuna değinen Seçer, “Bir başka ülke topraklarında olmayan bitki çeşitliğine sahibiz, yaklaşık 4 bin bitki türü var. Bunun önemli bir kısmı da Toros Dağları’ndadır. Ormanlarımız da meşhur, doğal olarak bu durum arıcılığı önemli bir hale getiriyor. Tarıma ve hayvancılığa önem gösteren bir belediyeyiz. Çünkü bu bölge tarım bölgesi. Tarımda, hayvancılıkta, arıcılıkta, koyunculuk, keçicilikte, süt inekçiliğinde hatta balıkçılıkta, her alanda bizim desteğimiz var” diye konuştu.
“DESTEKLERİ ÖNCELİKLE KADINLARA VE KÜÇÜK ÜRETİCİLERE SAĞLIYORUZ”
Destekleri sağlarken hedeflerinin üretici kadınlar ve küçük işletmeler olduğunun altını çizen Seçer, “Büyük üreticilerin ekonomisi iyi, bakanlık desteklerini de alıyorlar. Biz bu 5 yıllık süre içerisinde akla ve mantığa uygun, makul olan hiçbir iş birliğine yok demedik” diyerek; alet, ekipman, güneş enerjisi paneli ve çadır gibi pek çok desteği üretici ve yetiştiricilere sağladıklarını belirtti. Seçer, uygun gördükleri her projeye de bütçe ayırdıklarını ve başarılı olduklarını söyledi.
Projelerde önemli olanın devamlılık sağlamak olduğunu belirten Seçer, “Devlette devamlılık esastır. Önceki dönemlerde iyi uygulamalar varsa silip atmadık, eksik gördüğümüz yerlerini tamamlayarak yaptık” dedi. Yeni projeler de yaptıklarını söyleyen Seçer, “Bizim yaptığımız işlerin bir hayrı olmalı çünkü milyonlar ayırıyoruz ve bu paralar sizin vergilerinizden geliyor. Onun için merak etmeyin; belediye de belediyenin kasası da akılla ve mantıkla yönetiliyor, sağlam ellerde. Belediyenin bir düzeni ve tertibi var” diye konuştu.
“ÜRETİM ARTSIN, ŞEHRİMİZ ZENGİNLEŞSİN VE GÜZELLEŞSİN”
Üretim artsın ve insanlar refah içinde yaşasın diye desteklerini daha da artıracaklarını söyleyen Seçer, “Şehrimiz zenginleşsin ve güzelleşsin. Herkes birbirine kardeş gözüyle baksın, huzur olsun. İnsanları bir arada tutmayı, huzur içinde yaşatmayı her insan yapamaz. Belediye başkanı insanları ayırmayacak” dedi.
“GÖREVİNİ HAKKIYLA YAPAN BAŞKANA SAHİP ÇIKMAK HER HEMŞEHRİMİN GÖREVİDİR”
Pazar günü yapılacak olan seçimi hatırlatan Seçer, “İstikrar devam etsin, 5 yıllık bir tecrübe var. İşini ciddiyetle, görevini hakkıyla yapan başkana sahip çıkmak her hemşehrimin görevidir. Belediye başkanının ideolojisi olmaz, yönetimde hizmete bakılır. Belediye başkanı seçerken de vatandaşlarımın ideolojik tercihlerini bir kenara bırakması lazım” diyerek sözlerine son verdi.
KURT: “BAŞKANIM HİÇ AYRIMCILIK YAPMADI”
Başkan Seçer’in 5 yılda gerçekleştirdiği projeleri anlatan belirten Mersin İli Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Adem Kurt, “Kapısını çaldığımızda bir dediğimizi iki etmeyen bir belediye başkanımız var. Gelecek dönemde Vahap Başkanla devam etmeyi düşünüyoruz. Başkanım hiç ayrımcılık yapmadı. Her zaman ‘Hak edene verelim’ dedi ve öyle de yaptı” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Başkan Seçer üyelerin ve üreticilerin sorularına yanıt verdi. Başkan Seçer ayrıca Birlik binasında yer alan Bal Dolum Tesisi’ni de inceledi.
Program, fotoğraf çekimi ile sona erdi.
]]>Kurtulmuş, kendi himayelerinde, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın ev sahipliğinde, Darülaceze Başkanlığının Okmeydanı Yerleşkesi’nde düzenlenen Geleneksel Darülaceze İftar Programı’nda konuştu.
Darülaceze’nin ecdattan kalan en önemli kurumlardan biri olduğunu belirten Kurtulmuş, insanlara yaşlılıklarında hürmetin, onlara ikram göstermenin, toplumsal yapının en temel unsurlarından olduğunu söyledi.
Osmanlı döneminden bugüne kalan; sosyal dayanışmayı, yardımlaşmayı teşvik eden, kuvvetlendiren iki önemli kurumun bulunduğunu, bunlardan birisinin Darülaceze, diğerinin de yetim çocukları barındırmak için kurulan Darüleytam olduğunu anlatan Kurtulmuş, “Toplumsal dayanışmayı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, toplumun daha zayıf olan kesimlerine karşı ilgi göstermeyi bu iki kurum üzerinden ecdadımız bize öğretmiştir.” diye konuştu.
Kurtulmuş, yetimlerin başını okşamanın, onlara yardım etmenin, sevgi ve şefkat göstermenin, aslında toplumun geleceğine yapılan bir yatırım gibi görülmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı şekilde toplumun sevgi, merhamet bakımından ihtiyaç içerisinde olan en önemli kesimlerinin başında yaşlıların geldiğini hatırlatan Kurtulmuş, Darülaceze’nin, yaşlı, bakıma muhtaç kişilere karşı toplumun ödevini hatırlatmak bakımından örnek olsun diye kurulduğunu ifade etti.
Türkiye’de nüfusun giderek yaşlandığına ve bununla birlikte postmodern dünyada yaşlıların bu kalabalık hayatın içerisinde yalnız kaldığına dikkati çeken Kurtulmuş, “Yaşlıların tek başına kalmaktan kurtarılması, onlara bir şekilde destek, şefkat ve merhamet elinin uzatılması hayati bir önem arz ediyor. Bu anlamda bu tür kurumların giderek artması, giderek daha çok fonksiyon görmesini temenni ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Kurtulmuş, Darülaceze’nin, yeni yeriyle de dört dörtlük bir hizmet müessesesi haline geleceğini, uzun yıllar, sadece Türkiye için değil, bütün dünyada Türkiye’nin örnek kurumlarından birisi haline geleceğini kaydetti.
“Bizim toplumsal dokumuzda gencin, yaşlının, annenin, babanın, dedelerin, büyüklerin, küçüklerin bir şekilde birbirinden ayrı ayrı noktalarda durması yoktur.” diyen Kurtulmuş, toplumun belli zamanlarda değerlerini hatırladığı, onlara merhametle ve şefkatle yaklaştığı bir geleneğin de sürdüğünü dile getirdi.
Hayatın akışı içerisinde daha çok bakımevlerine, daha çok yaşlılarla ilgili çalışmalar yapılmasına ihtiyaç olduğuna da işaret eden Kurtulmuş, “Ümit ederiz ki bu çalışmalar çok daha güzel bir şekilde ileriye doğru gider.” şeklinde konuştu.
“İsrail’in siyonist rejiminin durdurulabilmesi için de sofralarımızda dua ediyoruz”
Bu ramazanda, iftar sofralarında yiyecek bir lokma ekmeği, temiz suyu olmayan milyonlarca Müslüman’ın bulunduğunu anımsatan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zulüm içerisinde, baskı, yokluk, yoksulluk içerisinde milyonlarca Müslümanın ramazanın diriltici ruhundan istifade etmek için bir araya geldiklerini, hatta toplu sofralarda da olsa oruçlarını açmak için gayret sarf ettiklerini görüyoruz. Her şeyden evvel hemen yanı başımızda Filistin’de, Gazze’de bu akşam hemen hemen bizimle aynı saatlerde oruçlarını açan Gazzeli Müslümanların inanın ki büyük bir kısmının böylesine bir sofraya sahip olmadığını biliyoruz.
Yiyecek ekmeklerinin, içecek sularının olmadığı bir ortamda dünyadan kendilerine gelecek herhangi bir yardıma muhtaç hale gelmiş olan yaklaşık 1,5 milyon insandan bahsediyoruz. Her sofrada Gazzeli dostlarımızı, kardeşlerimizi hatırlıyor, onlar için dua ediyoruz. Onları insanlık tarihinin görmediği büyük bir vahşetle, büyük bir hırsla öldüren, onları öldürmekten zevk alan, bilerek isteyerek öldüren İsrail’in siyonist rejiminin durdurulabilmesi için de sofralarımızda dua ediyoruz.”
Milletin yardımlaşma duygularını da takdirle karşıladıklarını ifade eden Kurtulmuş, “Hemen hemen gittiğimiz her yerde insanlarımızın, dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlara da yardım ulaştırabilmek için önemli gayretler içerisinde olduğunu, özellikle Gazzeli kardeşlerimize bu ramazan gününde yardımın ulaştırılabilmesi için önemli bir şekilde gayret sarf edildiğini görüyoruz. Ümit ederiz ki, dua ederiz ki yeryüzünü kana bulayan bu çetenin, insanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük soykırımı, en büyük katliamı gerçekleştiren bu yapının bir an evvel durdurulması ve bu yapının ortaya koymuş olduğu bu zararların da bir an evvel giderilmesi gerekir. Önce acilen ateşkes ve buna eş zamanlı olarak da insani yardımların Gazze’ye ulaştırılması sadece bizim değil, bütün insanlığın ortak sorumluluğudur.” değerlendirmesinde bulundu.
Kurtulmuş, Türkiye olarak İsrail’in saldırılarının bir an evvel durdurulması için gayret sarf ettiklerinin altını çizerek şunları kaydetti:
“Netanyahu ve çetesi arkasına aldıkları güçle, Birleşmiş Milletlerde her türlü desteği de sağladılar. Şimdi çok şükür son kararda çekimser kalarak Amerika, hiç olmazsa bu ekipten artık sıkıldığını, bu ekibin yükünü taşıyamayacağını, bu büyük vebalin altında ezildiğini dünyaya göstermiş oldu. Ama bir taraftan da bu kararı aldık ama bu kararın bağlayıcı bir tarafı yok diyerek de maalesef yine zulmün devamı yönünde işaret verdiklerini görüyoruz.
Bizim milletimizin temel özelliklerinden birisi, zalime zalim demeyi başarabilmesi, zalimi durdurabilecek güç ve kudreti ortaya koyabilmesi ve her şart altında, nasıl olursa olsun mazlumun yanında durabilmeyi başarmasıdır. Edilen her bir duanın, Rabbimiz katında kabul olmaya en yakın olduğu bu ramazan sofralarında, Gazzeli kardeşlerimizin kurtuluşu için de dua ediyoruz. Sadece Gazze’de değil, dünyanın dört bir tarafında mazlum, mağdur, çaresiz ve gerçekten yokluk ve yoksulluk içerisinde olan nice Müslüman kardeşlerimize de Cenab-ı Allah’tan yardım diliyoruz. İnşallah bu ramazan, Müslümanların ümmet olarak yaşadıkları bu sıkıntılarla karşılaştığı son ramazan olur. Bunun için de ayrıca dua etmemiz lazım. Çalışıyoruz, gayret ediyoruz.”
Konuşmaların ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile Darülaceze Başkanı Hamza Cebeci tarafından TBMM Başkanı Kurtulmuş’a hediye takdim edildi.
Kurtulmuş, daha sonra Darülaceze sakinleriyle sohbet etti.
]]>Kurtuluş Savaşı’nda İnebolu Limanı’na gelen mühimmatların kağnılarla Ankara’ya taşınması sırasında 9 aylık yavrusuyla yollara koyulan ve Kastamonu Kışlası yakınlarında silahların üzerine yatmış şekilde donarak hayatını kaybeden Şerife Bacı’nın memleketi Kastamonu’nun Seydiler ilçesi, hem istihdam hem de lojistik üst merkezi haline geliyor. Türk kadınının Kurtuluş Savaşı’nda verdiği mücadelenin sembolü haline gelen, İnebolu’dan Ankara’ya kadar olan tarihi yolun İstiklal Yolu Milli Parkı ilan edilmesiyle birlikte bölge, hem turizm hem de fabrika açısından önem kazandı. Çalışmalarına 1990’lı yıllarda başlanılan ve son 5 yılda büyük bir hamleyle alt ve üst yapısı tamamlandıktan sonra faaliyete geçen Seydiler Organize Sanayi Bölgesi, ile ilçe tarihteki önemine yeniden kavuştu. Ankara’ya en yakın liman olan İnebolu Limanı’ndaki çalışmalar ile tünellerle geçilecek olan İnebolu yolu ve Kırık yolunun tamamlanmasıyla büyük bir önem kazanacak olan ilçe, hem tarihteki önemine kavuşacak hem de istihdam ve lojistik üst merkezi haline gelecek.
İlçeye inşa edilen OSB’de firmaların üretime başlaması ile başta İstanbul olmak üzere diğer şehirlerden Seydiler ilçesine göç edilmeye başlandı.
“Seydiler, Kurtuluş Mücadelesindeki önemine binaen çalışmaları halen devam eden İnebolu Limanı, İnebolu yolu ve Kırık yolu bitince Ankara’ya en yakın bölge olacak”
Seydiler’in İnebolu’ya uzaklığının 60 kilometre olduğunu söyleyen Seydiler Organize Sanayi Bölgesi Başkanvekili ve Seydiler Belediye Başkanı Mehmet Erdoğan, “İnebolu yolunda tüneller yapıldığında bu yıl 35-40 kilometreye kadar düşecek. İnebolu Limanı da yapıldığında Seydiler, bölgenin lojistik üst merkezi alanı haline gelecek. Bunu yatırımcılarımız biliyor. Şu anda OSB’de iki tane arsamız var, buraya üst düzeyde talep var. İnebolu Limanı yapıldığında Seydiler üzerinden Ankara’ya en yakın ve en kullanılabilir liman olması hasebiyle bölgemizin önemi bir kat daha artıyor. Bu yüzden yatırımcılara bölgemiz cazip hale geliyor. Bunlar bittiğinde Seydiler, tam lojistik bir merkez olacak. Mustafa Kemal Atatürk, en güvenli yer olarak Kurtuluş Mücadelesinde cephaneleri deniz yoluyla İnebolu Limanına getirip buradan da cepheye ulaştırılmak üzere İstiklal Yolundan taşıtmıştır. Şu anda aynı şekilde Seydiler, Kurtuluş mücadelesindeki önemine binaen çalışmaları halen devam eden İnebolu Limanı, İnebolu yolu ve Kırık yolu yapıldıktan Ankara merkezine en yakın liman olacak. Çünkü diğer limanlarımız yakın değil ama İnebolu Limanı, Seydiler üzerinden tünellerle geçildiğinde toplam 200 kilometre uzunluğu olacak. Bu manada çok önem veriyoruz. Seydilerli Şehit Şerife Bacı, İstiklal Yolundan çetin kış şartlarında Kastamonu Kışlası önünde donarak şehit düşmüştür. Bu yüzden bizlerde Şehit Şerife Bacı’nın siluetini Çeller Tepesi’nde bulunan kayalıklara ışıklandırarak ilçemizin en yüksek yerinde anısını yaşatacağız. Bizler bu vatanı şehitlerimize borçluyuz, bugünleri o kahramanlara borçluyuz. Allah onların hepsinin mekanlarını cennet eylesin. Seydiler, Kurtuluş Savaşı’nda nasıl Şehit Şerife Bacı ile o önemini kazanmış ise şu anda Organize Sanayi Bölgesi ile önemini fazlasıyla yakalayacak. İnşallah temennimiz budur. Bizlerde buna ivme katabilirsek, bir katkı sunabilirsek ne mutlu bizlere” dedi.
“Seydiler OSB, hem bölgeye hem Seydiler’imize büyük bir ivme katacak”
OSB’nin önemine değinen Başkan Erdoğan, “Seydiler Organize Sanayi Bölgemizde 750 civarında çalışanımız bulunuyor. Bu büyük bir istihdam oluyor. Son üç yılda bu gerçekleşti. Hemen hemen bunun 150 ya da 200’e yakınını kadınlar oluşturuyor. Önümüzdeki yıl istihdam iki katına çıkacak. En az bin 500 çalışan olacak. Birkaç yıl içinde de bu rakam 3 binleri bulacak. Bizler de bunun hazırlığındayız. Seydiler OSB’nin alt ve üst yapısı bitti. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızdan kredi kullandık. Yollarımızı ve üst yapılarımızı bitirdik. Alt yapısını tamamladık. Elektrik gibi ihtiyaçlarda bitti. Sadece girişimciler gelecek, zaten gelmelerine de gerek yok. Şu anda 2 parselimiz var, onlar da pürüzlüydü. Bizler de yatırım yapmayınca bu girişimcilerimizden parselleri geri alıp başkasına vereceğiz. Seydiler OSB, hem bölgeye hem Seydilerimize büyük bir ivme katacak. Şu anda 20’den fazla fabrikamız faaliyet gösteriyor. Bunun büyük bir kısmını ağaç, mermer, gıda ürünleri oluşturuyor. İstihdamı önemsiyoruz, şu anda bir firmamız geliyor. Hemen hemen 400-500 çalışanı olacak. İstanbul’dan geliyor, tekstil üzerine çalışacak. Artık İstanbul’daki potansiyeli bizler Seydiler’e taşıyoruz. 20 fabrika faaliyette, 12 fabrika yapım aşamasında, bitmek üzere. Bu yıl onlarda faaliyete geçecek. Yapılmayan birkaç tane fabrika var, onlarda bu yıl başlıyorlar, proje aşamasındalar. 105 hektarlık sanayi bölgemiz, oralar hazine arazisiydi, çorak arazilerden oluşuyordu. Şimdi istihdam kapısı haline geldi” diye konuştu.
“1990’lı yıllarda çalışmalarına başlanılan Seydiler OSB’de ivmeyi son 5 yılda kazandık”
1990’lı yıllarda Seydiler OSB’nin çalışmalarına başlanıldığını ve son 5 yılda ivme kazanarak faaliyete geçtiğini belirten Başkan Erdoğan, “Seydiler’de Şevket Gençoğlu yaklaşık 30 yıl boyunca belediye başkanlığı yaptı. Allah rahmet eylesin. Bizler o zaman biraz öngörmüyorduk. Elektriğiyle, yoluyla uğraştı. 1990’lı yıllarda çalışmalarına başlanılan Seydiler OSB’de ivmeyi son 5 yılda kazandık. Son 4-5 yılda büyük bir hamleyle OSB faaliyete geçti. İstanbul’dan Seydiler’e geri dönüşler var. Büyükşehirlerden dönüşler var. Bu bizleri ziyadesiyle memnun ediyor. Göç alıyoruz, göçe karşı bizim burada şu anda konut ihtiyacına cevap vermeye çalışıyoruz. Geçtiğimiz hafta İstanbul’dan 17 aile geldi. 11 aileye ev bulduk fakat, 6 aileye daha ev bulamadık. İlçemize hamdolsun dönüşler var” dedi. – KASTAMONU
]]>BUDAPEŞTE – A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella, 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası öncesi oynayacakları Macaristan maçının kendileri adına iyi bir test olacağını söyledi.
A Milli Futbol Takımı, EURO 2024 hazırlıkları kapsamında yarın Puskas Arena’da Macaristan ile özel maçta mücadele edecek. Karşılaşma öncesi A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella, düzenlenen basın toplantısında konuştu.
“Macaristan bizim için iyi bir test”
Yarın Macaristan ile oynanacak maçın milli takım adına iyi bir sınav olacağını dile getiren Montella, “Macaristan Teknik Direktörü Rossi’yi tanıyorum, birkaç sene önce tatilde tanışma fırsatımız olmuştu. Arkadaşım olduğunu söyleyebilirim, görüşmeye de devam ediyoruz. Macaristan bizim için iyi bir test, rekabete gücü yüksek bir takım. Son 20 maçta sadece 3 mağlubiyet aldılar. Yarın gelişimimiz için çok önemli bir maç olduğunu söyleyebilirim. Geldiğimizden bu yana şehri biraz turladık, şehir ve stat çok güzel. Rekabeti yüksek bir maç ile test geçireceğimiz için buraya pozitif enerjiyle geldik. Macar takımı taktiksel anlamda çok gelişmiş bir takım, uzun zamandır aynı hocayla çalışıyorlar. Maç esnasında farklı taktiklere geçiyorlar. Geride 3’lü oynayan bir takım, hem defansif hem de ofansif anlamda böyle bir rakibe karşı test bizim için önemli” dedi.
Semih Kılıçsoy ve Ahmetcan Kaplan hakkında
İtalyan çalıştırıcı, A Milli Takım aday kadrosunda bulunan Semih Kılıçsoy ve Ahmetcan Kaplan’ın, Ümit Milli Futbol Takımı’na gönderilmesi hakkında da, “Değişikliklerle alakalı şunu söyleyebilirim, fazladan değişiklik yapmadım. Geçen seferki kadroya göre fazladan futbolcu çağırdık, yakından takip edebilmek için. Onları Ümit Milli Takım’a gönderme kararı onlar adına olumlu karşılanması gerek. Çünkü orada daha fazla oynamalarını istedim. Burada az oynayacaklarına orada daha fazla oynasınlar diye böyle bir tercihte bulundum” diye konuştu.
Milli futbolcuların fiziksel durumuyla ilgili gelen soruya Montella, “Milli takımdaki iki-üç gün oyuncuların fiziksel durumunu anlamak için yeterli olmayabilir ama kulüplerinde oynadıkları tüm maçları seyrediyoruz. Kulüplerinden verileri de alıyoruz. En iyi şekilde kararı vermek için takipteyiz. Ne gerekiyorsa yapıyoruz” cevabını verdi.
“Her akşam yatağa gittiğimde hayallerle gidiyorum”
“Her akşam yatağa gittiğimde hayallerle gidiyorum” diyen tecrübeli teknik adam, şöyle devam etti:
“Her sabah da hayallerle kalkıyorum ama uyandığımda rüyalarımı hatırlamıyorum bu nedenle bu hissiyatı tekrar tekrar yaşıyorum. İtalya son şampiyon. Polonya da muhtemelen katılacak olan rakiplerden biri, Macaristan şampiyonada, Avusturya da çok önemli bir takım. Tüm bu maçlar hazırlık maçı gibi gözükse de rekabeti çok yüksek maçlar, bizi de geliştirecek maçlar. Hazirandan bu yana çok az maç oynadık. Takımı geliştirmek amaçlı ve benim neler yapabileceğimizi daha iyi anlamam için bu tarz zorluk seviyesi yüksek maçları seçtiğimi söyleyebilirim. Zorluk derecesi yüksek maçları tercih ettim, belki sonuç olarak bir yere varamayız ama zor maçlarda kendinizi geliştirdiğinizde ondan sonra istediğiniz her şeyi daha iyi uygulayabilirsiniz.”
“Enes çok fazla önem verdiğimiz futbolculardan bir tanesi”
Uzun süreli sakatlıktan dönen Enes Ünal’ın fiziksel durumunu da değerlendiren Montella, “Milli takımda çok kısa süre beraberiz ama geçmişte çok iyi işler yapan bir futbolcumuz. Çok istekli ve arzulu. Tekrar eskisi gibi olmaya çalışan ve takım için önemli parça olan bir oyuncudan bahsediyoruz. Belki ufak şanssızlıklar yaşamış olabilir, sakatlıkla alakalı ama onu da burada deneyebilmek, görmek, hissetmek benim için en büyük hedefti. Enes çok fazla önem verdiğimiz futbolculardan bir tanesi” açıklamasını yaptı.
]]>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde düzenlenen sempozyumun açılış konuşmalarını DEHUKAM Müdürü Mustafa Başkara, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko, Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler ve Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdürü Büyükelçi Burak Özügergin yaptı.
Başkara, “Özgür ve Açık Denizler Sempozyumu”nun, denizlerdeki açıklık ilkesinin önemine odaklanarak, küresel denizcilik alanında önemli bir adımı temsil ettiğini belirtti.
Denizlerin özgür ve açık olmasının ekonomik, sosyal, çevresel ve güvenlik boyutlarıyla hayati öneme sahip olduğunun altını çizen Başkara, Türkiye ile Japonya’nın coğrafi konumlarının ve denizlere doğal erişimlerinin uluslararası deniz hukukunda kritik rol oynadığını kaydetti.
Japonya-Türkiye ilişkileri
Katsumata, okyanusların önemi yadsınamaz küresel varlıklar olduğunu, Japonya’nın kara sularının ve münhasır ekonomik bölgesinin çok geniş olduğunu söyledi.
Türkiye’nin 3 tarafının denizlerle çevrili olduğuna ve stratejik öneme sahip İstanbul Boğazı’na sahip olduğuna dikkati çeken Katsumata, Karadeniz Tahıl Girişimi’nin gıda güvenliğini sağlamadaki başarısını tebrik etti.
Katsumata, Türkiye ve Japonya’nın komşu ülkelerle deniz hududu sorunları yaşadığını, ülkesinin, hukuka uygun şekilde özgür ve açık denizlerin güvenliğinin sağlanmasına önem verdiğini dile getirdi.
Türkiye ve Japonya’nın jeopolitik önemini vurgulayan Katsumata, deniz güvenliği konusunda iki ülkenin birbirine katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Seyrüsefer serbestisi
Özügergin, Türkiye ile Japonya’nın diplomatik ilişkilerinin 100. yılına işaret ederek, ikinci yüzyılı sabırsızlıkla beklediklerini belirtti.
İki ülkenin birbirinden uzak olduğuna değinen Özügergin, bunun denizle alakalı meselelerde ortak görüş paylaşmaya engel olmadığını dile getirdi.
Özügergin, okyanuslarla ilgili tartışmaların özünde onların herkese mi yoksa denize kıyısı olan ülkelere mi ait olduğu konusunun bulunduğunu, genel manada seyrüsefer serbestisinin sağlanmasının uzun bir süreç içerisinde gerçekleştiğini kaydetti.
İnsani krizlerin ele alınmasının da seyrüsefer serbestisiyle ilişkili olduğuna işaret eden Özügergin, Türkiye olarak bu serbestiyi korumaya ve teşvik etmeye devam edeceklerini vurguladı.
Denizlerin korunması
Açılış konuşmalarının ardından, DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İsmail Demir’in moderatörlüğünü yaptığı panelde, DEHUKAM Yönetim Kurulu Üyesi ve Uzman Araştırmacısı Prof. Dr. Yücel Acer, Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan, Waseda Üniversitesi Asya-Pasifik Çalışmaları Enstitüsünden Seta Makoto, Japonya Dış Ticaret Teşkilatı (JETRO) Gelişen Ekonomiler Enstitüsünden İmai Kohei konuştu.
Prof. Dr. Acer, uluslararası deniz hukukunun, ülkelerin denizlerdeki hak ve sorumluluklarını düzenlediğini, ülkeler arasındaki işbirliği ve iletişimin korunması için denizlerdeki serbestliğin korunması gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Erhan da Akdeniz’in stratejik öneme sahip olan ticari ve kültürel bağlantı noktası olduğunu vurgulayarak, bu denizin medeniyetleri birleştirdiğini ifade etti.
Seta, Uluslararası Denizcilik Örgütünün (IMO) amacının denizlerde ayrımcılığı önlemek olduğunu hatırlatarak, barış zamanında özgür ve açık denizlerin uluslararası hukuk tarafından korunduğuna işaret etti.
İmai de Japonya’nın “özgür ve açık Hint-Pasifik” stratejisinin iki anlamı olduğunu belirterek, bunlardan ilkinin normlar ve değerlere vurgu yapmak, diğerinin ise baskılara göğüs germek olduğunu kaydetti.
]]>ORSAM Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan’ın moderatörlüğündeki panele ORSAM Başkan Danışmanı İbrahim Aydın, ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü Dr. Bilgay Duman, Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) Politika Geliştirme Direktörü Dr. Tuğba Evrim Maden ve Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi Mehmet Kutluhan Yayçılı konuşmacı olarak katıldı.
Moderatör Oytun Orhan, ORSAM konferans salonunda gerçekleştirilen paneli, Irak’la ilişkilerde “güvenlik başta olmak üzere enerji, ekonomik ve siyasi boyutun” önemine işaret ederek başlattı.
ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü Dr. Bilgay Duman, Irak’taki Kalkınma Yolu Projesi’nin “yalnızca ekonomik değil, bölgesel sonuçları” olabileceğini söyledi.
Kızıldeniz’deki durum ve Avrupa enerji krizi gibi uluslararası gündemi meşgul eden mevcut dünya krizlerini örnek gösteren Duman, Kalkınma Yolu’nun “küresel öneminin” de arttığını vurguladı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Irak’taki temaslarına da değinen Duman, bu gelişmelerin Ankara ve Bağdat için olumlu sonuçları olabileceğinin altını çizdi.
Duman, Türkiye ile Irak arasındaki görüşmeler sonucunda 14 Mart’ta yayımlanan Ortak Sonuç Bildirisi’yle terörle mücadele, ticaret, tarım, enerji, su, sağlık ve ulaşım olmak üzere 7 alanda kurulması öngörülen ortak daimi komitelerin önemli adımlar atabileceğini söyledi.
“Irak’ın güvenliği ve kalıcı istikrarı son derece önemli”
ORSAM Başkan Danışmanı İbrahim Aydın ise Irak’ın bölge için önemine değinerek “Irak’ın güvenliği ve kalıcı bir istikrarın varlığı, bölgedeki tüm ülkelerin selameti açısından son derece önemlidir.” dedi.
Irak’la ilişkilerde güvenlik boyutunun da önem taşıdığını ve bunun diğer alanlarda da gelişmeyi sağlayacağını vurgulayan Aydın, “Irak’ta PKK’nın varlığının yarattığı tehdidin bizim için bölge ülkeleri için ve Irak için ne anlam ifade ettiğinin çok net algılanması gerekiyor.” diye konuştu.
Burada temel bir yanılsama olduğunu söyleyen Aydın, terör örgütü PKK’nın hedefi ve yarattığı tehdidin Türkiye ile sınırlı olmadığına dikkati çekti.
Aydın, terör örgütü PKK’nın Irak’ı bölme potansiyelinin olduğunu, bunun Suriye örneğinde çok net görüldüğünü belirterek, Iraklı yöneticilerin bu durumu anlaması gerektiğini ifade etti.
İklim değişikliğine de değinildi
SUEN Politika Geliştirme Direktörü Dr. Tuğba Evrim Maden de bölgedeki su sorununa dikkati çekti.
Suriye, Irak ve Türkiye’nin su kaynaklarını verimli ve etkili kullanmak zorunda olduğunu söyleyen Maden, “Yukarı kıyıdaş su kaynak yönetiminden ne kadar sorumluysa, aşağı kıyıdaş ülkeler de su kaynaklarının etkili ve verimli kullanımından o kadar sorumludur.” ifadesini kullandı.
İklim değişikliğinin de ilişkilere etki eden bir unsur olduğunu belirten Maden, bunu hem ortak bir zorluk hem de işbirliği unsuru şeklinde değerlendirdi.
Maden, savaş ve çatışmaların işbirliği sürecini olumsuz yönde etkilediğinin de altını çizdi.
Irak’taki Türkmenlerin durumu da ele alındı
Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi Mehmet Kutluhan Yayçılı da panelde, Irak’taki Türkmenlerin durumuna ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“2003 yılından sonra daha demokratik rejimlerin kurulacağı bir döneme girilmesiyle Türkmenler de Irak Türkmen cephesi olarak hem parlamentoda temsil hem de diğer alanlarda temsil noktasında harekete geçti. Lakin ne kadar (Irak Başbakanı Muhammed Şiya) es-Sudani hükümetiyle Ankara hükümeti arasındaki ilişkiler iyi olsa da Sudani hükümetinin Türkmenlere bakış açısının ne kadar müspet olduğunu bilsek de özellikle bu son kabinede gördüğümüz gibi bir Türkmen’e yer verilmemiş olması bizi üzen şeylerden biridir.”
Türkmenlerin Irak’ta tüm kesimler tarafından “Anadolu’nun bir uzantısı” olarak görüldüğünü söyleyen Yayçılı, “Türkiye’ye karşı harekete geçmek isteyen bütün terör örgütlerinin, Irak’ta Türkmenleri hedef aldığını ve bu terör saldırılarında en fazla zarar gören bölgelerin Türkmen bölgeleri olduğunu” ifade etti.
]]>Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Adayı Seçer, Akdeniz Ziraat Odası’nı ziyaret etti. Başkan Seçer, Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak tarım alanında gerçekleştirdikleri proje ve hizmetleri anlattı.
Tarıma ve hayvancılığa yönetim süreçleri boyunca önem verdiklerini aktaran Başkan Seçer, şöyle konuştu:
“Seçim geliyor. 5 yılın sonunda ‘Çiftçilere şöyle kulaklarına hoş gelecek birkaç cümle edelim, oyunu alalım’ diye bir anlayışımız yok. Mersin Büyükşehir Belediyesi çok değerli, çok önemli çalışmalar yaptı. Sadece Türkiye’deki diğer belediyelere örnek değil, Bakanlığa da yol gösterici projeler yaptı. İlk 2 yıl 3 bin hayvanın tamamını biz aldık. Üçüncü yıl da bin hayvan aldık, 500’ünü oluşturduğumuz çiftliklerden gelen hayvanlardan dağıttık. 2024’te ise tamamı, yani 240 üreticiden alınan hayvanlar 60 yeni üreticiye veriliyor. Böylece üretici sayısı 300 oluyor. Toplamda ise 7 bin 500 hayvan. Bu çark böyle dönüp gidiyor. Destek dediğiniz böyle olur. Kaynak israfı olmadan, netice alabileceğimiz destekler yapabiliyorsak, belediye olarak doğru işler yapıyoruz.”
Yaptıkları sulama borusu ve tarımsal desteklerden bahseden Başkan Seçer sözlerini, şöyle sürdürdü:
“Bugüne kadar 255 kilometre sulama borusu dağıtmışız. Bu yıl da 100 kilometre dağıtarak, toplamda 355 kilometre sulama borusu dağıtmış olacağız. 4 yılda 125 milyon liralık direkt destek yaptık. Bugünkü parayla çarpın bölün, 400-500 milyon lira para çıkar karşınıza. 2024 yılında 119 milyon liralık destek yapacağız.”
Gelecek 5 yıllık süreçte yapmayı planladıkları hizmetleri de paylaşan Başkan Seçer, şunları kaydetti:
“TARIMSAL GES PROJELERİNE BÜTÇE AYIRACAĞIZ”
“Çok önemli destek kalemlerinden biri de, sulama birliklerine tarımsal GES projeleri. Üreticilerin en büyük sorunu elektrik enerjisi. Maliyetler çok yüksek. Onlar güneş enerji santrallerini kursun. Yaklaşık 50 kilovatlık bir ünite için, 2.5 milyon lira bir kurum parası gerekiyor. Biz bunun önemli sayılabilecek bir miktarını karşılayacağız. Ona da ayrıca bir bütçe ayıracağız. Bu yıl 400 ailemize daha güneş paneli desteği vereceğiz. Bu da son derece önemli.”
Alet ekipman desteklerine de değinen Başkan Seçer, toplam 13 ilçeye 330 adet makine ekipman desteği yaptıklarını sözlerine ekledi.
Yeni dönemde hayata geçirecekleri Tarımsal İnovasyon Merkezi’ni anlatan Başkan Seçer, şu bilgileri verdi:
“TARIMSAL İNOVASYON MERKEZİ KURACAĞIZ”
“Bu inovasyon merkezinde, fide fidan üretimi yapmak için sera kurulumu olacak. Toprak analizi yapacak bir ünitemiz olacak. Küçük çocuklarımıza, öğrencilerimize tarım bilincini anlatmak, aşılamak için bir eğitim birimimiz olacak ve uygulamalı alanımız olacak. Kompost gübre üretim alanımız olacak ve üreticilerimize eğitim vermek için bir amfimiz olacak. Tarımın önemi devam edecek. Çünkü yaşam olduğu sürece, tarım da önemli olacak.”
Siyasetin sıkıntılı bir alan olduğunu, fakat hizmetler konusunda asla parti ve siyaset gözetmeden, her kesime eşit hizmet götürdüklerini kaydeden Başkan Seçer sözlerini, şöyle sonlandırdı:
“HER KESİME DOKUNDUK. ASLA PARTİ, SİYASET GÖZETMEDİK”
“Siyasette karalamalar olur ama kul hakkına girmek dinimizde en büyük günahlardan bir tanesidir. Bırakın uygulamayı; aklımızdan geçmeyen, sanki uygulanmış gibi bazı söylemler, iddialar bizi incitir. Şimdi bize yapıldığı gibi. Biz Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde ‘Bu çalışanın dünya görüşü bizden değil, bize oy vermedi’ diye asla kimseyi işinden etmedik. Burada her görüşten insan var. Fakat bu tip odaların dünya görüşü olmaz. Çiftçi çiftçidir, esnaf esnaftır. Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan her yurttaş benim yurttaşımdır ve eşittir. Zaten Anayasa gereği de böyledir. Bizim bakış açımız budur. Bu konuda da vicdanım rahat, başım dik, alnım açık.'”
Ziyaretinde Seçer’e eşlik eden CHP Toroslar Belediye Başkan Adayı Abdurrahman Yıldız da en iddialı oldukları alanlardan birinin tarım olduğunu söyledi. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin tarım alanında verdiği destekleri aslında Bakanlığın vermesi gerektiğini belirten Yıldız, “Belediyemizin yapmış olduğu yatırımlara ve desteklere, Toroslar Belediyesi olarak entegre olacağız. El birliği ile tarımımızın biraz daha düze çıkmasını; hepimizin evine zeytin, peynir, ayran ve sütün daha rahat, daha kolay girmesini hep beraber sağlayacağız” diye konuştu.
Akdeniz Ziraat Odası Başkanı Musa Yılmaz ise Başkan Seçer’in tarıma çok kıymetli destekler verdiğini dile getirerek, “Sayın Vahap Seçer tarıma çok kıymetli, çok önemli destekler veren belediye başkanlarımızın başında gelmektedir. Kendisinin önümüzdeki dönemde de tarım alanlarımıza daha güçlü, daha önemli, daha kıymetli yatırımlar yapacağına inanıyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Başkan Seçer soruları yanıtladı. Program Yılmaz’ın Seçer’e plaket takdiminin ardından sona erdi.
]]>Demir, AA muhabirine, tıbbi cihaz sektörünün sadece sağlık kesimi için değil, ekonomi için de önem taşıdığını söyledi.
Sektörün, binlerce kişiye istihdam imkanı sunduğunu ve küresel pazar büyüklüğünün 2022 yılında 512,29 milyar dolar olduğunu belirten Demir, bu rakamın 2030’a kadar 799,67 milyar dolara çıkacağının tahmin edildiğini kaydetti.
Demir, Kovid-19 salgınının başlangıcında basit tıbbi ürünlere erişimin zorlaştığını ve bu durumun tıbbi cihaz stratejisi oluşturmanın önemini gösterdiğini belirtti.
Türkiye’nin salgın sürecini diğer ülkelere kıyasla daha iyi yönettiğine dikkati çeken Demir, “Yoğun bakım ürünleri üretimi ve tedarikinde sektör, dinamik hareket ederek güçlü işbirlikleri ile önemli adımlar atmış ve bu ürünler diğer ülkelere de ihraç edilmiştir. Bu sayede ülkeye döviz girdisi ve ekonomiye önemli katkılar sağlanmıştır. Biz de sektör temsilcileri olarak bu gelişmeleri yakından takip ediyor ve gerekli adımları atarak, Türkiye’nin tıbbi cihaz sektöründeki gücünü artırmak için çalışıyoruz.” dedi.
“Türkiye, sektörde katma değeri yüksek ürünler ile öne çıkıyor”
Demir, Türkiye tıbbi cihaz pazarının ise dünya pazarı ile paralel şekilde büyüdüğünü ifade ederek, “Dünya pazarında yüzde 0,85 paya sahip olan Türkiye, bu payı artırmak için yerli üretime, AR-GE yatırımlarına, inovasyona ve ihracata önem vermelidir.” diye konuştu.
Ülkenin, nitelikli iş gücü, stratejik coğrafi konum ve gelişmiş üretim altyapısı ile önemli avantajlara sahip olduğunun altını çizen Demir, Türkiye’nin sektörde robotik fizyoterapi aletleri, göz içi lensler, biyobozunur implantlar gibi katma değeri yüksek ürünler ile öne çıktığını söyledi.
Demir, Türkiye’nin, sağlık endüstrisindeki rekabetçi gücünü artırmak için sektörün finansmana erişiminin kolaylaştırılması, finansman maliyetinin düşürülmesi, sağlığa ayrılan bütçenin artırılması ve piyasadaki kalite ve fiyat algısını bozan ürünlerin ülkeye girmesinin engellenmesi gerektiğini belirtti.
“Teşvikler, girişimciliğin gelişmesine katkıda bulunacaktır”
Türkiye’nin tıbbi cihaz ihracatında önemli bir yere sahip olduğuna da dikkati çeken Demir, Almanya, ABD, Fransa, Hollanda ve İtalya’nın ihracatta öne çıkan ülkeler olduğunu belirtti.
Demir, bu ülkelerin dışında Irak, İspanya, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’nın önemli pazarlar arasında yer aldığını dile getirerek, “CE mevzuatı ile tam uyumlu olduğumuz için Avrupa Birliği (AB) gibi gelişmiş pazarlarda Türk malı kendisine yer bulabiliyor. Türk Cumhuriyetleri ve uzak ülkelerdeki varlığımızı geliştirmek de hedeflerimiz arasında.” dedi.
Vergi indirimleri ve finansman imkanları gibi teşviklerin, Türkiye’nin, bu alanda, dünya pazarındaki payını artırmasına ve girişimciliğin gelişmesine katkıda bulunacağını dile getiren Demir, şöyle konuştu:
“Sağlığa ayrılan bütçenin artırılması ve bütçe içinde tıbbi cihazların payının da yükseltilmesi, yeni ürünlerin geliştirilmesine ve üretilmesine katkıda bulunacaktır. Ödemelerin, sözleşme vadelerinde yapılması kamu maliyesi ve sektörün kaynak planlaması açısından da çok önemlidir. Bu şekilde sağlık sektöründe yeni yatırımlar ve yenilikçi ürünlere uygun bir zemin oluşturabiliriz.”
“Türkiye, sağlıkta yapay zeka kullanımı açısından çok ileride”
Son dönemde sağlık sektöründe teşhis, tedavi ve hasta takibinde önemli gelişmelerin yaşandığını da vurgulayan Demir, şunları kaydetti:
“Yapay zeka tıbbi görüntülerin analizinden ilaç geliştirmeye ve kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturmaya kadar birçok alanda kullanılıyor. Robotik cerrahi daha hassas ameliyatlar yapılmasını sağlıyor. Sanal gerçeklik hastalara ameliyat öncesi eğitim ve simülasyonlar sunmak için kullanılıyor. Artırılmış gerçeklik ise cerrahlara ameliyat sırasında ek bilgiler ve rehberlik sağlayarak ameliyatların daha güvenli ve başarılı geçmesine katkı sunuyor. Bu yeni teknolojilerin sağlık endüstrisini topyekün değiştireceği aşikar. Türkiye de bu teknoloji yarışında hiç de kötü bir başlangıç yapmadı. Sağlıkta yapay zeka kullanımı açısından bakıldığında Türkiye, çok ileride. Umuyoruz, bu rekabetçi üstünlüğümüzü kaybetmeden, küresel çapta, güçlü sağlık teknolojisi şirketlerinin adını duyacağız.”
???????
]]>Tunç, AK Parti Rize milletvekilleri Muhammed Avcı, Harun Mertoğlu ve Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin ile Gençlik Merkezi’nde düzenlenen “Gençlik Aşkıyla Rize” paneline katıldı.
Tunç, burada yaptığı konuşmada, adaletin tecellisinin hukuk devleti için önemli olduğunu söyledi.
Türkiye’de son 22 yılda adaletin tesisi için çok büyük mesafeler alındığını belirten Tunç, “Güvenilir adaletin tesisi için çabalamaya, çalışmaya devam ediyoruz. Çok mesafe aldık, daha alacağımız çok da mesafe var çünkü toplum gelişiyor, ihtiyaçlar değişiyor, ticaret gelişiyor, teknoloji gelişiyor, farklı farklı suç tipleri ortaya çıkıyor, bir suç tipinin farklı çeşitleri ortaya çıkıyor. Dolayısıyla toplum durağan olmadığı için hukuk da durağan kalmıyor. Toplumun ihtiyacına göre hukuk kuralları da gelişiyor.” diye konuştu.
Tunç, hukuk fakültesinde okuyan gençlerin, geleceğin adaleti tecelli ettirecek hakimleri, savcıları, avukatları olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dolayısıyla alacağınız lisans eğitimi çok önemli. Hukuk nosyonunu elde etmek, özellikle gelecekte fakülteden mezun olduktan sonraki başarınız için bu çok önemli. Bu yılları iyi değerlendirmeniz lazım. Bu yılları çok okuyarak, araştırarak, sürekli sadece ders kitapları değil, farklı makaleler okuyarak, birtakım tartışmaları izleyerek, bu zamanı en iyi şekilde değerlendirdikten sonra zaten başarı ardı ardına gelecektir. Kazandığınız hukuk nosyonu hem size fayda sağlayacak hem de dağıttığınız adaletten faydalanacak olan topluma ve insanlara da inşallah faydalı olmuş olacaksınız.”
Türkiye’nin hem fiziki kalkınma hem de demokratik kalkınmada 22 yıldır önemli adımlar attığını vurgulayan Tunç, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin 81 vilayetinde, Rize’sinden Edirne’sine, Hakkari’sine varıncaya kadar her alanda devrim sayılabilecek büyük eserlere kavuştuk. Hızlı trenlerden barajlarına varıncaya kadar, otobanlarından üniversitesine, yurtlarına varıncaya kadar her alanda büyük eserlere kavuştuk. Siyasetimizin merkezine hep insanı koyduk. ‘İnsan ne istiyorsa onu yapalım.’ dedik. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ dedik. Bunu slogan olarak söylemedik. İnsanımızı güçlendireceğiz ki aile güçlü olsun, toplum güçlü olsun. İnsanı güçlendirmek için de eğitime önem verdik. Bütçede en fazla payı eğitime ayırdık. En fazla pay eskiden bütçede eğitime ayrılmıyordu. Askeri harcamalara ayrılıyordu ama yerlilik oranımız yüzde 20’ydi. Çok tezat bir durum vardı. Yani hem milli savunmaya ayırıyoruz bütçenin en büyük payını, yerlilik oranımız da yüzde 20. Demek ki yabancılara ödediğimiz paralar ve onların koordinatlarını belirlediği teknik imkanlarla dağı taşı bombaladığımız o günkü durumlar, terörle mücadelede 40 yıldır başarı sağlayamamıştık. Dolayısıyla insana önem veren, eğitime önem veren, sağlığa önem vererek, sosyal politikalara önem vererek, icraatlara önem vererek insanımızı güçlendirme gayreti içerisinde olduk ve istikrarlı kalkınma hamleleri ile de Türkiye’nin dört bir yanını eserlerle donattık.”
“Türkiye Yüzyılı da bu atılan temeller üzerinde inşa edilecek”
Bakan Tunç, Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 yılında İstanbul’da başlattığı gerçek belediyecilik örneğinin, onu siyasi harekete dönüştürdüğünü iktidara gelmesini sağladığını ve ‘gerçek belediyecilik’ dediği uygulamanın tüm ülke sathına eser ve hizmet siyaseti olarak 22 yıldır yayıldığını söyledi.
Siyasi hareketin kesintiye uğramasını isteyenlerin çok engellemelere kalkıştığını belirten Tunç, şöyle konuştu:
“Ülkemiz geçmişte de hep demokrasiye müdahalelerle karşı karşıya kaldı. Maalesef parlamenter sistemin çıkardığı krizler, on yılda bir darbe, on yılda bir e-muhtıra, maalesef demokrasimizin önü kesildi. Çok zaman kaybettik. Son 22 yılda da yine aynı saldırılar oldu. Türkiye’nin gelişmesini, kalkınmasını istemeyen güçler hep devreye girdi. Darbeci, vesayetçi anlayış krizler çıkarmaya çalıştı. ‘367 krizleri’ dedi, ‘e-muhtıralar’ dedi ve tüm bunlar işte parti kapatma davaları, terörün azdırılması, Gezi olayları, 17/25 Aralık, emniyet yargı darbe girişimi, sonrasında 15 Temmuz hain darbe kalkışması. Tüm bu süreçleri milletimizin desteğiyle aşmayı başardık ve bugünlere geldik. O kalkınma hamleleri kesintiye uğramadan savunma sanayinde bağımsız, enerjide bağımsız, ekonomide bağımsız bir ülke olma yolunda Türkiye Yüzyılı inşasını sürdürüyoruz ve inşallah dünyada da adaleti, hakkaniyeti savunmaya, mazlumun hakkını savunmaya, güçlü Türkiye’nin inşasına devam ediyoruz. Türkiye Yüzyılı, da bu atılan temeller üzerinde inşa edilecek. Bunu inşa edecek olan bugünkü yönetimdeki kadrolar değil. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde milletimizin desteğiyle temeller atıldı. Bu temelin üzerine Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek olan sizlersiniz.”
]]>Bakan Fidan, Kırıkkale Belediyesince düzenlenen iftar programında hitap etti.
Fidan, “21 yıldır Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) liderliğinde ülkemizin çok çeşitli alanlarda sadece gelişmekle kalmadığını, aynı zamanda bölgesinde, kendi coğrafyasında etki üreten, etki oluşturan, oyun kuran, oyun değiştiren bir güç haline geldiğini de çok yakından gördük.” dedi.
20 yıldır çeşitli görevlerle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında hizmet ettiğini kaydeden Fidan, “Devletimize hizmet eden bu organlar, yıllar önce yine vardılar. Ama oyun değiştirici faaliyetler yapmak, icraat üretmek, iş ortaya çıkarmak çok güçlü bir liderlik ve duruş gerektiriyor.” ifadesini kullandı.
Fidan, son 20 yıldır Türkiye’nin oyun değiştirici hamlelerinin olduğunu, tarihsel adımlar attığını ve tarihsel başarılar kazandığını belirterek, bunun en önemli nedeninin “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği” olduğunu dile getirdi.
Bakan Fidan, “En büyük fark bu liderliğin ortaya çıkışıdır ve giderek güç kazanmasıdır. Sizin verdiğiniz destekle, sizin verdiğiniz oylarla Cumhurbaşkanımızın memlekete hizmet etmesi, kendi vizyonuyla ülkemizin bağımsızlığı, bütünlüğü, beraberliği için, gelişmesi için, refahı için çalışması, sizin ortaya koyduğunuz siyasi duruş ve güçle oluyor. Bunu hiçbir zaman unutmayın.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “uluslararası sisteme, adaletsizliklere karşı dik duruşunu, adalete haykırışını”nın her zaman görüldüğünü aktaran Fidan, Gazze’de Filistinlilere yapılan zulüm, işkence ve haksızlığın haddi hesabının olmadığını belirtti.
Fidan, “30 binden fazla Gazzelinin kadın ve çocuk demeden şehit edildiğini” belirterek, şunları kaydetti:
“Her türlü savaş hukukunun, savaş kurallarının ihlal edildiği, hiçe sayıldığı bir kirli katliamı, yok edişi bütün dünya büyük bir sessizlik içerisinde seyretmekte. Türkiye bütün bu sessizlik içerisinde sesini yükselterek sadece bu adaletsizliği ifşa etmekle kalmıyor, bütün dünya ülkelerini, onurlu ülkeleri ayağa kalkmaya, bu haksız zulme, katliama karşı durmaya davet ediyor. Bunun için güçlü bir liderlik, kendini ispat etmiş samimi bir duruş gerektiriyor. Bu da Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’yle olan bir duruş.”
“(Kırıkkale’de) Savunma sanayiinde yeni kurulacak olan fabrikaların ne kadar önem taşıdığını, taşıyacağını göreceğiz”
Fidan, Kırıkkale’nin şu anda savunma sanayisinde neredeyse Ankara’yla yarışır duruma geldiğine işaret ederek, “İnşallah şu anda yapılması planlanan projelerle de daha büyük hamlelerin atılacağını görüyoruz. Ben bunları görmekten gerçekten devletim adına, milletim adına özellikle milli güvenlik sistemimiz adına gurur duyduğumu, iftihar ettiğimi bir kez daha ifade etmek istiyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Bunun, “Kırıkkale’nin Türkiye’nin geleceğinde ve bugününde oynadığı ve oynayacağı rolün en büyük göstergesi” olduğunu vurgulayan Fidan, “Özellikle savunma sanayiinde yeni kurulacak olan fabrikaların, önümüzdeki yıllarda burada açılacak olan işletmelerin ve yan sanayinin ne kadar önem taşıdığını, taşıyacağını hep beraber göreceğiz. Kırıkkale bu nedenle büyük oranda işçi, mühendis ve çalışana ev sahipliği yapmakta ve bunun da sayısı giderek artmaya devam ediyor.” diye konuştu.
“Kırıkkale nüfus yoğunluğuna göre en fazla şehit veren illerin başında”
Kırıkkale’nin nüfus yoğunluğu dikkate alındığında orantısal olarak en fazla şehit veren illerin başında geldiğine dikkati çeken Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yıllardır çok çeşitli cephelerde, çeşitli savaşlara girmiş birisi olarak, birçok şehit kardeşimizin ailesine bizatihi gidip bu haberi vermek zorunda kalan biri olarak bunun nasıl bir onur olduğunu, nasıl taşınması gereken bir gurur olduğunu çok yakından biliyorum. Ama aynı zamanda yakınlarına nasıl bir sabır gerektiren his ve acı verdiğini de biliyorum. Bu acıyla gururu yaşayan bu asil milletin evlatlarının önemli bir kısmının Kırıkkale’de olması ve Kırıkkale’nin bu vasfıyla tebarüz etmesi inanın her şeyin üstünde. Bunun getirdiği bereket, bunun getirdiği anlam, bunun getirdiği milli duruş, milli şahsiyet hiçbir şeyle ne ölçülebilir ne de anlatılabilir.”
Bakan Fidan, Kırıkkale Belediye Başkanı Mehmet Saygılı’nın iki dönemdir canla başla çalıştığını belirterek, Saygılı’nın “iki dönemdir ortaya koyduğu hizmetle üçüncü dönemde taçlandıracağı projeleri ve hizmetlerin hazırlığını yaptığını” dile getirdi.
Kırıkkale’ye çağ atlatacak projelerin hayata geçirilmesi için bunun en büyük fırsat olduğunu kaydeden Fidan, Kırıkkalelilerin Saygılı’ya desteğinin önemli olduğunu aktardı.
Bakan Fidan, Kırıkkale temasları kapsamında Vali Mehmet Makas, Belediye Başkanı Saygılı ve AK Parti İl Başkanlığını da ziyaret ederek, kent merkezinde esnaf ziyareti yaptı.
]]>Turizm sektörünün kadın temsilcileri “Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla AA muhabirine açıklama yaptı.
Eresin, Türkiye’de toplam istihdamda kadın oranının yüzde 32,7 olduğunu, hükümetin hedefinin yakın zamanda yüzde 40’ı yakalayabilmek olduğunu anlattı.
Turizm sektöründe kadın istihdamının toplam çalışan sayısına oranı yüzde 37,1 iken, turizmde istihdamın en büyük bölümünü oluşturan konaklamada yüzde 37,2 olduğunu dile getiren Eresin, “Rakamlara baktığımızda konaklamada Türkiye ortalamasının 4 puan üzerinde olduğumuzu görüyoruz. Ancak yine de kadın istihdamı pek de arzu edilen seviyede değil. Hedefimiz bu oranı yüzde 50’nin üzerine çıkarmak. Turizmde kadın gücüne ihtiyaç var.” değerlendirmesini yaptı.
Gerçek anlamda kadın-erkek eşitliğini sağlayabilmek için üst yönetim kademelerinde de eşitliğin sağlanması gerektiğini vurgulayan Eresin, “Yönetim kurullarında kadın sayısı yüksek olan şirketlerin performansları ve etik itibarı daha yüksek. Kadın çalışan sayısının yüksek olması şirket karlılıklarını olumlu yönde etkiliyor. Bütün bu detayları konuşurken aslında sektördeki kadın çalışan varlığını artırmanın sadece Kadınlar Günü’nde değil güncel hayatımızda da gündemde tutmalıyız.” ifadelerini kullandı.
TÜROB Başkanı Eresin, turizm sektörünün bugünkü konumuna ulaşmasında kadın çalışanların payının yüksek olduğunu aktararak, “Turizm sektörü kadınlara hem işveren hem de çalışan olarak diğer sektörlere göre çok daha fazla fırsat sunuyor.” dedi.
“Türkiye’nin ekonomisi ve kalkınması için turizm hayati bir önem taşıyor”
Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Derneği (USTUD) Başkanı Adviye Bergemann da TÜİK verilerine göre, Türkiye’de istihdam edilen kadınların yaklaşık yüzde 50-53’nün hizmet sektöründe çalıştığı bilgisini verdi.
Türkiye’de kadın istihdamının en çok olduğu alanın turizm olduğunu dile getiren Bergemann, “Türkiye’nin ekonomisi ve kalkınması için turizm hayati bir önem taşıyor. Kadınlarımızın hem turizme hem de ekonomiye katkıları çok fazla.” diye konuştu.
Bergemann, sürdürülebilir kalkınmanın ve ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin en önemli göstergelerinden birinin kadınların işgücüne katılımı olduğunu işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadınların turizm sektöründe istihdam edilmesi, sektörün daha çeşitli ve kapsayıcı olmasını sağlar. Ayrıca, kadınların turizm sektöründeki istihdamı, ekonomik kalkınmayı destekler ve toplumda cinsiyet eşitliğinin sağlanması için önemli bir adımdır. Kadınların sektörde daha fazla temsil edilmesi, turizm işletmelerinin daha başarılı olması ve müşterilere daha iyi hizmet sunmalarına da katkı sağlayabilir.”
Kadınların turizm sektöründeki rolünün güçlenmesinin, sektörün daha sürdürülebilir ve rekabetçi olmasına önemli katkı sağlayacağına dikkati çeken Bergemann, kadın ve erkek haklarının eşit olması gerektiğini belirtti.
Kadınların siyasetten, bilime, sanayiden turizme kadar her alanda gerek yönetici, gerek çalışan olarak yer alması gerektiğine işaret eden Bergemann, her kadının çalışmak ve üretmek durumunda olduğunu söyledi.
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Üyesi Elif Ural da turizm sektörünün dinamikleri itibarıyla kadınlar için çok uygun çalışma alanları sunduğunu aktararak, kadınların turizmin gelişiminde çok önemli rol oynadıklarını, bu sayede turizm sektöründe yönetici konumuna gelmelerinin diğer sektörlere oranla daha çok fırsat barındırdığının altını çizdi.
Turizm sektöründe istihdam edilen kadın sayısının arttığını kaydeden Ural, şöyle konuştu:
“TÜRSAB olarak kadın istihdamına özel bir önem veriyoruz. Çalışanlarımızın önemli bir kısmını kadınlar oluşturuyor. Tüm sektörlerde olduğu gibi turizm sektöründe de kadınların katkıları gelişmekte olan Türkiye için önemli bir kriter. Kadın istihdamı konusunda her sektörde artış yaşanması, toplumsal cinsiyetin eşitlenmesini de beraberinde getirecektir. Ayrıca kadın istihdamındaki gelişim, bölgesel kültür farklılıklarını da önemli ölçüde dengeleyecektir. Kadınlar olmasaydı dünyadaki hiçbir şeyin önemi kalmazdı. Cumhuriyet kadınlarla yaşar, kadınları Cumhuriyet yaşatır.”
“Turizm bir ülkenin aynasıdır”
TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Esra Başeskioğlu ise turizm sektörünün ekonomiye sağladığı katkıların yanı sıra Türkiye’nin vitrini konumunda olduğuna işaret ederek, “Turizm Sektörü Türkiye’deki kadın-erkek eşitliğini sergilediği gibi kadınların iş yaşamında edindiği yeri de dünya kamuoyuna göstermekte ve bu vesileyle uluslararası kamuoyunun ülkemize bakış açısını olumlu yönde etkilemektedir. Bu da destinasyon seçimlerinde ülkemizin tercih edilmesine olumlu yönde katkı sağlıyor.” diye konuştu.
Kadınların turizm sektöründe varlığının artmasının Türkiye’nin kalkınması ve dünyadaki imajın yükselmesi açısından oldukça önemli olduğunu kaydeden Başeskioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Her ne kadar oran olarak diğer sektörlerden yüksek görünse de halen sektördeki kadın erkek çalışan sayısı eşit değil. Özellikle üst düzey yönetici ve şirket sahiplerinde oran oldukça düşük. Kamu ve özel sektörde özellikle yönetici kadın istihdamını artırmaya yönelik eğitim çalışmaları yapılması istihdama önemli katkı sunar. Ayrıca turizm sektörünün bir kadın için cazip olan yönlerini öne çıkaran çalışmalar yapılabilir. Kadınların eşit haklara sahip olduğunun dünyada da bilinmesi ülkemize gelecek turistlerin kendini modern ve güvenli bir ülkede hissetmesine vesile olacaktır. Ayrıca kadınların doğası gereği sorunların çözümüne bakış açısındaki farklılıkları da ülkemizde turizmin gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır. Turizm bir ülkenin aynasıdır. Bizler bu sektörde ne kadar çoğalırsak çocuklarımıza bırakacağımız miras o kadar aydınlık olur.”
]]>DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan’ın idaresindeki toplantıya katılım yoğun oldu. Başkan Erdoğan, Denizli ihracatı ve ekonomisiyle ilgili kurul üyelerini bilgilendirdiği konuşmasını, projelerindeki son durum ile çalışmalarını anlatarak sürdürdü. Erdoğan, “Üyelerimizden gelen yoğun istek üzerine gıda ve geri dönüşüm sanayi siteleri ile ilgili çalışma başlattık. Denizli Ticaret Odası’nın da içinde bulunduğu 1200 dönümlük bir arsanın yer tahsis onayını aldık. Burada Gıda İhtisas Sanayi Sitesi ile Geri Dönüşümcüler Sanayi Sitesi oluşturacağız. Bu dönemde hem Denizli Ticaret Odası binamızı hem de iki sanayi sitemizi hizmete açmayı planlıyoruz” dedi.
“İstişareyi önemsiyoruz”
DTO Yüksek İstişare Kurulu üyelerinin görüş ve önerilerine önem verdiklerini söyleyen Başkan Erdoğan, “Biz, sektörlerimizle zaman zaman bir araya geliyoruz. Onların talep ve isteklerini not alıyoruz, ilgili bakanlıklarımız ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’mize bize iletilen konuları aktarıyoruz. Sizlerle de ilimizin sektörlerini ve konularını ele alalım istedik. Çabamız, sektörlerimizin daha güçlü hale gelmesi, işimizin ve ihracatımızın arttırması için. Sizlerin desteği, öneri ve fikirleri bizler için çok önemli. Yüksek İstişare Kurulu üyelerimiz ile sivil toplum kuruluşlarımız, bizim yanımızda olduğu zaman Denizli’miz çok daha güçlü hale gelir. Katılımınızdan dolayı her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“900 vatandaşımıza eğitim verdik, 700 firmamızı da fuarlara götürdük”
En önemli faaliyetlerinden birinin de eğitim olduğunu söyleyen Başkan Uğur Erdoğan, “Göreve geldiğimiz andan bugüne kadar Avrupa Birliği fonlarından aldığımız proje destekleriyle şehrimize ve üyelerimize 10 milyon euroluk önemli bir kaynak sağladık. Bu kaynağımızın bir kısmını eğitim alanında bir kısmını fuar organizasyonlarında bir kısmını da Denizli Teknik Tekstil Merkezimizde kullandık. Geçtiğimiz yıldan bugüne kadar 900’e yakın vatandaşımızla öğrencimize eğitim verdik. Ücretsiz iş İngilizcesi ve iş Almancası eğitimleri başlattık; büyük ilgi gördü, devam ediyor. Farklı sektörlerimiz için iş garantili eğitimler de vermeyi düşünüyoruz. Gençlerimiz, kendilerini yetiştirsin istiyoruz. Eğitimlerimiz daha da çeşitlenerek kesintisiz devam edecek. Öte yandan son 1,5 yılda 700’e yakın firmamızı Ticaret Odamızın desteği ile dünyanın dört bir tarafındaki fuarlara götürdük. Bu tür organizasyonları çok önemli ve değerli buluyorum. Son iki yılda, Denizli’den fuarlara giden 15 firmamız, Avrupa’da şirket kurdu, faaliyetlerini yürütüyor. Ülkemizden bulundukları ülkelere ithalat yaparak ekonomimize katkı sağlıyorlar” diye konuştu.
Başkan Erdoğan’ın konuşmasının ardından kurul üyeleri DTO yeni hizmet binasında gelinen son durum ve sürecin nasıl işleyeceği konusunda ayrıntılı bilgilendirildi. Yeni hizmet binasının projesi, büyük beğeni topladı.
Toplantının son kısmında ise kurul üyeleri gerek yeni hizmet binası ve süreçle ilgili gerekse sektörleriyle ilgili görüşlerini dile getirdiler. Bu arada, Başkan Erdoğan’a başarılı bulduklarını dile getirdikleri çalışmalarından ve zaman zaman toplantı düzenleyerek kendilerini de ayrıntılı bilgilendirmesinden dolayı teşekkür ettiler. – DENİZLİ
]]>Üreten Kadınlar Yarışması Ödül Töreni, Şişli’de bir otelde saat 15.00’de gerçekleşti. Törene, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, İstanbul Valisi Davut Gül, Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan ile birlikte çok sayıda kadın girişimci ve davetli katıldı. Program, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın mesajlarının salondaki davetlilere okunmasıyla başladı. Daha sonra kürsüye çıkan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kadınların iş hayatına katılımını teşvik edecek her türlü adımın arkasında olduklarını belirterek, bu anlamda finansal okuryazarlığın önemine dikkat çekti. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ise, kadın iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedeflediklerini belirterek, Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına inandığını ifade etti.
“Kadınların iş hayatına katılımını teşvik edecek her türlü adımın arkasındayız”
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek konuşmasına, “Türkiye ekonomisinin potansiyelini gerçekleştirmesinin tek yolu kadınlarımızın çok daha aktif bir şekilde hem iş hayatında girişimci ve çalışan olarak bulunmalarına bağlıdır. Az önce Sayın Cumhurbaşkanımızın mesajında; kadınların işgücüne katılım oranının son 20 yılda yüzde 20’den yüzde 36’ya çıktığı ifade edildi. Çok değerli, anlamlı bir ilerleme ama yeterli değil. OECD ülkelerinde kadınların iş gücüne katılım oranı ortalama yüzde 66. Eğer Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ortalamalarına ulaşırsa Türkiye’nin milli geliri 20 puan yani yüzde 20 daha yüksek olur. Dolayısıyla kadınların iş hayatına katılımını teşvik edecek her türlü adımın arkasındayız” ifadeleriyle başladı.
“Finansal okuryazarlık arttıkça, kadınlarımızın ekonomik özgürlüğe ulaşma yolunda ilerleme sağlaması mümkündür”
Bakan Şimşek kadınların iş gücüne katılımında finansal okuryazarlığın önemine değinerek, “Kamu bankalarımız, KOSGEB ve TÜBİTAK kadın girişimcilerimizin yanında. KOSGEB yeni kadın girişimcilere 200 bin lira, mevcut kadın girişimcilere ise 300 bin liraya kadar kredi sunuyor. Halkbank ise 220 bin kadına 60 milyar liraya yakın bir kredi imkanı sunmuş. Bu gerçekten çok önemli. Kadınları istihdam eden işletmelerin 24 ile 54 ay arasında SGK primlerini Hazine olarak karşılıyoruz. Kadın çalışanlarına kreş ve gündüz bakımevi hizmeti çok önemli. Eğer bir işveren kendi çalışanlarına kreş hizmeti sunarsa oradan elde ettiği geliri, vergiden indirme imkanı sağlıyoruz. Kadınlarımızın finansal okuryazarlığı da çok değerli. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile SPK (Sermaye Piyasaları Kurumu) çok güzel bir çalışma başlattı. 800 bine yakın kadına finansal okuryazarlık eğitimi vermek üzere bir iş birliği başlattılar. Finansal okuryazarlık arttıkça, kadınlarımızın ekonomik özgürlüğe ulaşma yolunda ilerleme sağlaması mümkündür” şeklinde konuştu.
“Kadın iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedefliyoruz”
Kadınların iş gücüne katılım oranlarını artırmak için birçok proje gerçekleştirdiklerini söyleyen Mahinur Özdemir Göktaş da, “Hayatın her alanında üretkenliği ve duyarlılığı temsil eden kadınlar, sağlıklı ve güçlü bir toplumun teminatıdır. Eğitimden sağlığa, çalışma hayatından siyasete, teknolojiden bilişime ellerinin değdiği her alanı bereketlendiren kadınlar Türkiye Yüzyılı’nın da mimarları olacaktır. Bu anlamda, kadının toplumdaki yerini güçlendirmek, kadın-erkek eşitliğini sağlamak en asli vazifemizdir. Bu kapsamda, son 22 yılda, kadınların siyasal, sosyal ve ekonomik hayatta daha etkin yer almaları için büyük atılımlar gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kadınların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi ve refahının artırılmasında önemli kazanımlar elde ettik. Kalkınma planıyla 2028 yılı sonuna kadar kadının iş gücüne katılma oranını yüzde 40,1’e, kadın istihdam oranını ise yüzde 36,2’ye yükseltilmeyi hedefliyoruz. Bu hedefimiz doğrultusunda kadınlara yeni iş imkanları sağlamaya ve özellikle kadın girişimciliğini desteklemeye devam ediyoruz” dedi.
“Kadınların değişen işgücü piyasasına tam, eşit ve etkin katılımlarını artıracağız”
Bakanlık olarak kadınların çalışma hayatına aktif olarak katılabilmeleri için yapılan çalışmalardan bahseden Göktaş, “Bu kapsamda, kadınların iş ve ev arasında tercih yapmak zorunda kalmamaları için 0-3 yaş grubunu kapsayacak şekilde mahalle tipi kreş modelinin yaygınlaştırılmasını önemsiyoruz. Çünkü, bugün girişimci kadınlar, istihdam hazırlama potansiyelleriyle sadece kendi hayatlarını değil, aynı zamanda çevrelerini ve toplumu da olumlu yönde etkiliyor. Bu nedenle, ülkemizde sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak için kadın girişimci sayısını artırmak büyük bir önem arz ediyor. Kadının güçlü bir birey olarak toplumda var olabilmesi, ancak ve ancak kadın-erkek eşitliği sağlanmış bir çalışma hayatıyla mümkündür. “Finansal Okuryazarlık ve Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Seminerleri” ile kadınların ekonomik destekler, teşvikler ve başvuru mekanizmalarına daha kolay ulaşmalarına imkan sağlıyoruz. Bu seminerlere 2018 yılında başladık ve bugüne kadar 751 bin kadına destek olduk. “Kadınların Kooperatifler Yoluyla Güçlendirilmesi Projesi” ile kadınların ekonomik ve sosyal hayata daha etkin katılımlarını teşvik ediyoruz. “Geleceğini Kuran Genç Kadınlar Projesi” ile ülkemizde ne eğitimde ne istihdamda yer alan 18-29 yaş arasındaki genç kadınların iş, staj ve eğitime ulaşmalarına destek oluyoruz. Mühendis olmak isteyen kız öğrencileri desteklemek ve mesleğin önde gelen isimleri haline gelmelerini sağlamak amacıyla “Türkiye’nin Mühendis Kızları Projesi”ni yürütüyoruz. Çok yakın bir zamanda uygulamaya koyacağımız “Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı” ile de kadınların değişen işgücü piyasasına tam, eşit ve etkin katılımlarını artıracağız” diye konuştu.
“Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına inanıyoruz”
Kadının toplumdaki yerinin önemine dikkat çeken Bakan Göktaş, “Kadın aile ve toplumun temel direğidir. Kadınlar, toplumu ilmek ilmek işleyen birer sanatkar. Tarihimizin her döneminde bizlere ışık tutan, yol gösteren öncü kadınlar olmuştur. Kadının içinde olmadığı, yer bulmadığı hiçbir ekonomik, kültürel ve siyasal hareket başarıya ulaşamaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi “Türkiye Yüzyılı’nın, kadınların yüzyılı olacağına” yürekten inanıyoruz. Bu inançla kadınlara destek olmaya devam edeceğiz. Girişimci kadınların üretime daha aktif katılmalarını sağlayacağız” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı.
Konuşmalardan sonra “Üreten Kadınlar Yarışmasının” kazananlarına ödülleri takdim edildi. Ödül töreninin ardından program sona erdi. – İSTANBUL
]]>Bir mekanda düzenlenen organizasyonda CHP Bursa Milletvekillerinden Kayıhan Pala, Orhan Sarıbal ve Hasan Öztürk, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Öztürk, Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, Yıldırım İlçe Başkanı İlhami Gün, Osmangazi İlçe Başkanı Cengiz Çelikten, Nilüfer Belediye Başkan Adayı Şadi Özdemir, Osmangazi Belediye Başkan Adayı Erkan Aydın ve Yıldırım Belediye Başkan Adayı Önder Mehmet Mutlu ile BESOB Başkanı Fahrettin Bilgit ve esnaf odaları başkanları, temsilcileri ve üyeleri yer aldı.
“Ortak akıl da biz de varız”
“Esnaf teşkilatları olarak ortak akılla yönetmeye biz de varız” diyen BESOB Başkanı Fahrettin Bilgit, “Esnafa ne kadar önem verdiğinizi biliyoruz. Esnaf teşkilatları olarak ortak akıl için biz de varız. Biz ortak yönetmeye talibiz. 87 bin kayıtlı esnafımız var. Eğer yerel yönetimler, ortak akıl çerçevesinde STK’lara gerekli değeri verirse ve fikirlerimizi birlikte paylaşabilirsek o zaman şehriniz gelişir. Esnaf teşkilatlarının en büyük sorunu ulaşımla ilgilidir. Pazarcı esnaflarımıza önem verilmesi çok önemli bir noktadır. Sayın Mustafa Bozbey, kısmet olur da göreve gelirseniz birlikte çalışmaktan son derece memnun olacağız. Esnaf ve teşkilatlarına vermiş olduğunuz önem ve değerden dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum. Başarılar diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Karar süreçlerine esnafı ve odaları da dahil ederek sorunları birlikte çözeceklerini söyleyen Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey, “Esnaflarımızın ve odalarımızın önemli sorunlarından biri ruhsatsız yapılardır. Nasıl Nilüfer’de 20 yıl boyunca esnaflarımızla çalıştığımız ve sorunları da birlikte çözdüğümüz gibi Bursa’mızın 17 ilçesinde de aynı anlayışla çözmenin arzusundayız” şeklinde konuştu.
“Esnafla dertlenmeyen başarılı olamaz”
Esnafla beraber, derdini dert edinmeyen sorunlara çözüm konusunda gayret göstermeyen hiç bir Belediye Başkanının başarılı olamayacağını vurgulayan Bozbey, “Bizim Nilüfer’deki başarımızın arkasındaki en önemli sır esnafımıza verdiğimiz büyük önemdir. Esnafların en önemli sorunlarından bir tanesi olan ruhsatlandırma konusudur. Eğer bir esnaf, ilgili odaya üye değilse ruhsat izni vermeyeceksiniz ki odaların da güçlenmesini sağlayalım. Böylelikle esnafın hakkını koruyan odalara önemli bir katkı sağlanmış oluruz. Büyükşehir Belediyesi’ndeki sıkıntılı yönetmelikleri esnafla birlikte bir araya gelerek düzeltip, sonuç almamız lazım. Gerçek ihtiyaç sahiplerini belirlememiz gerekiyor.” dedi.
Zincir marketlerin Bursa’mıza bir kuruş katkısı olmadığını söyleyen Bozbey, Çataltepe sorununa da değinerek, “Zincir marketler sadece o bölgedeki bir kaç kişiyi istihdam ediyorlar. Eğer orada esnaflarımız olsa o ilçe daha da güçlenecek. ve ticaret orada ödenecek. Bu dengesizliği kaldıracağız. Çataltepe kangren olarak değerlendiriliyor. Sıkıntılar orada büyük. Kooperatife üye olunmuyor. Bu sorunu çözmenin yolu her iki tarafla da bir araya gelip uzlaşı yapılmasından geçiyor. 31 Mart’tan sonra Büyükşehir Belediyesi olarak her iki tarafa da eşit yaklaşıp, mağduriyeti ortadan kaldırmak için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu. – BURSA
]]>Kur’an-ı Kerim’de isimleri geçen Zülkifl ve Elyesa peygamberlerin defnedildiğine inanılan Eğil, Asurlular zamanında yapıldığı tahmin edilen Eğil Kalesi ve Kralkızı Baraj Gölü, sur sarnıçları, tarihi yapılarıyla kültür ve inanç turizmi açısından önemli bir merkez olma özelliğini sürdürüyor.
Kaymakamlık ve belediyenin girişimi, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle 2 yıl önce tarihi kalede, Dicle Üniversitesi (DÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vecihi Özkaya’nın başkanlığında başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor.
Kaledeki 4 antik tünelden 2’sinin restore edilerek turizme kazandırılmasının ardından, kaya kilisede yürütülen çalışmaların da yüzde 80’i tamamlandı.
Duvarlarında çok sayıda haç işaretinin bulunduğu yaklaşık 1900 yıllık kilisede belgeleme, alan düzenleme ve temizlik çalışması yapıldı.
Kilisenin yolu, yerli ve yabancı misafirlerin rahatça ulaşabilmesi için düzenlenirken, bir de merdiven yapıldı.
“Hristiyan dünyası için önemli bir kilise”
Eğil Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Volkan Hülür, AA muhabirine, ilçenin Diyarbakır’ın adeta göz bebeği ve incisi olduğunu söyledi.
Eğil’in birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirten Hülür, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Diyarbakır Valiliği ile ilçeyi turizm anlamında canlandırmaya çalıştıklarını ifade etti.
Hülür, üç tarafı derin vadilerle çevrili, bir tarafı ise oyularak yekpare kaya üzerine oturtulan Eğil Kalesi’ni dünyaya tanıtmak istediklerini dile getirerek şunları kaydetti:
“Kilisemizin yaklaşık 1900 yıllık tarihi var. Hristiyan dünyası için önemli bir kilise. Yaptığımız çalışmalarla turizme açmak istiyoruz. Eğil’de yabancı turistleri ağırlamak istiyoruz. Şu anda turist ağırlamada sayımız yıllık 400 bin civarında. Yaklaşık 75 bini yabancı turist olarak kayıtlara geçiyor. Kilisemizi de turizme kazandırarak yapacağımız çalışmalarla yabancı turist sayımızı 300 bine çıkarmaya çalışıyoruz.”
Yapıyı turizme kazandırmak için akademisyenlerle güzel bir çalışma yürüttüklerini anlatan Hülür, “Eskiden kiliseye ulaşmak kolay değildi. Etrafını temizledik ve seyir terası oluşturduk. Misafirler Eğil’e geldiğinde rahat bir şekilde kiliseye çıkabilecek. Çalışmaların yüzde 80’ini tamamladık. Yakın bir süreçte Kültür ve Turizm Bakanı’mızın teşrifleriyle hizmete açacağız.” dedi.
“Avrupa devletleri ile Osmanlı’ya ait sikkeler bulduk”
Prof. Dr. Vecihi Özkaya ise kaya kilisenin tarihinin Hristiyanlığın Anadolu’daki tarihi ile bağlantılı olduğunu vurguladı.
Kilisesinin yaklaşık 1900 yıllık döneme tanıklık ettiğine dikkati çeken Özkaya, “Bölgede yaşayan Hristiyan azınlıkların dini etkinliklerine ait semboller bu kilisede görülüyor. Burada yaptığımız kazılarda 18. ve 19. yüzyıllardan kalma, Avrupa devletleri ile Osmanlı’ya ait sikkeler bulduk. Bu sikkelerin ortaya çıkması, 19. yüzyıla kadar burasının faal bir merkez olduğunu göstermektedir.” diye konuştu.
“Hristiyanlarca önemsenen kutsal emanetlerin muhafaza edildiği bir kilise”
Özkaya, kilisede dikkati çeken bazı bulgulara ulaştıklarına işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada, bilinen örneklerinin olmadığı bir bulgu ele geçirdik. Pasifik Okyanusu kıyılarında yaşayan bir canlının fosilini bulduk. Bu fosil ‘Kum Doları’ olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu fosil, Hristiyan dünyasında İsa Mesih inancıyla bağlantılı bir obje olarak değerlendirilmiştir. 5 yıldızdan oluşan kanatları dolayısıyla İsa’nın doğumunu, ölümünü ve göğe yükselişini sembolize etmektedir. Dolayısıyla tüm Hristiyanlarca kutsal kabul edilen bazı değerlerin saklandığı, bölgedeki Hristiyanlarca önemsenen kutsal emanetlerin muhafaza edildiği bir kilise olarak dikkati çekici bir özelliğe sahiptir.”
Kilisenin genel anlamda 2 ayrı kaya mezarın birleştirilmesi sonucu oluştuğu bilgisini veren Özkaya, duvar işçiliğinde farklı dönemleri yansıtması açısından da önem arz ettiğini, bölgede daha önce yaşamış ve yaşamaya devam eden Hristiyan azınlıkları sembolize eden haçların duvarda bulunduğunu söyledi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World uluslararası haber sunucusu ve muhabiri Jaffar Hasnain’in üstlendiği “Barış ve Kalkınmanın Teşvikinde Parlamentoların Rolü” başlıklı “ADF Round”a, Parlamentolar Arası Birlik (IPU) Başkanı Tulia Ackson, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Genel Sekreteri Asaf Hajiyev, Kırım Tatar Milli Meclis Başkanı Rıfat Çubarov, Arnavutluk Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Mimi Kodheli, eski Türk Konseyi Genel Sekreteri Ramil Hasan, Avrupa Parlamentosu (AP) Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı (ALDE) Eş Başkanı İlhan Küçük, Finlandiya Parlamentosu Üyesi Jouni Ovaska ve Yunanistan’da milletvekili olan Hüseyin Zeybek ve Özgür Ferhat katıldı.
Ackson, IPU olarak Orta Doğu’da meselelerin ele alındığı özel bir komite kurduklarını ve Gazze’de hayatını kaybeden insanlardan dolayı endişeli olduklarını belirtti.
Komite kapsamında toplantılar yaptıklarını, orada barış ve güvenlik meselesini ele aldıklarını aktaran Ackson, kendisinin bizzat bölgeye ziyarette bulunarak hem Filistinlilerle hem İsraillilerle görüşmeler yaptığını dile getirdi.
Ackson, IPU olarak diyaloğa önem verdiklerini ve bu kapsamda tarafların parlamento üyelerinin kendi aralarında diyalog kurabilmesi için bir platform sunduklarını söyledi.
Parlamento üyelerinin sorunları tartışmasının önemli olduğuna dikkati çeken Ackson, bu çerçevede onların barışın tesis edilmesi konusunda ciddi rolünün bulunduğunu ifade etti.
Hajiyev, KEİPA’nın bölgede barışı ve refahı temsil etmek zorunda olduğunu söyledi
Hajiyev ise KEİPA olarak bölgede barışı ve refahı temsil etmek zorunda olduklarını vurgulayarak, bunu yaparken ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiğini kaydetti.
Karabağ konusunda KEİPA’nın Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki görüşmelere katkı sağlayacağını belirten Hajiyev, tartışma ortamının yaratılması adına KEİPA’nın önemli bir rolü olabileceğine işaret etti.
Çubarov, toprak bütünlüğünü tanımayan parlamentoların bir araya gelemeyeceğini belirtti
Çubarov, demokratik yöntemlerle seçilenlerle otoriter yönetimlerce gösterilen parlamenterler arasında diyalog kurulamayacağını söyledi.
Ukrayna’da seçimlerin yaklaştığını ancak savaş zamanı seçimlerin olmayacağını vurgulayan Çubarov, toprak bütünlüğünü tanımayan parlamentoların bir araya gelemeyeceğini kaydetti.
Kodheli, barışın bir “ütopya” olmadığını vurguladı
Kodheli, parlamenterlerin sorun çözülmesi için ortak bir akılda buluşmasının önemine dikkati çekerek, parlamentolar arası diplomasinin yanı sıra kadınların da bu görüşmelerin bir parçası olması gerektiğinin altını çizdi.
Barışın bir “ütopya” olmadığına işaret eden Kodheli, “Barışa şans vermeliyiz geç olmadan.” dedi.
Kodheli, çatışmalar ve küresel meseleler konusunda parlamenterlerin daha fazla rol alabilmesi gerektiğini vurguladı.
Hasan, 21. yüzyılın milletvekillerinin barışı tesis etme görevine sahip olduğunu söyledi
Hasan, 21. yüzyılın milletvekillerinin barışı, sürdürülebilir kalkınmayı, cinsiyet eşitliğini ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi tesis etme konusunda önemli bir göreve sahip olduğunu kaydetti.
Diyaloğun ön planda tutulması gerektiğini söyleyen Hasan, parlamenterlerin dünya barışını tesis etmek konusundaki rolünün önemli olduğunu ifade etti.
Hasan, Karabağ konusunda parlamentolar arası diplomasinin çok büyük bir rolünün bulunduğunu ve her iki ülkenin parlamento üyelerinin de barış görüşmelerine katılmak konusunda istekli olduğunu aktardı.
Küçük, AB’nin tek bir ses olması taraftarı
Küçük, Avrupa Parlamentosunun Kuzey Makedonya konusunda çok önemli bir rol oynadığını kaydetti.
Parlamenterlerin “önleyici bir görev” üstlenebileceğini dile getiren Küçük, Avrupa Birliğinin (AB) bütün kuruluşlarıyla tek bir ses olması taraftarı olduğunu söyledi.
AB ve mevcut kuruluşların 20. yüzyıl şartlarına göre kurulduğunu belirten Küçük, o dönemdeki küresel sorunlara müdahale edebilme konusunda “belki” yeterli olduğunu ancak şu anda şartların değiştiğini belirtti.
Küçük, bu kapsamda AB’nin ancak bütün kurumlarıyla bir araya gelebilmesi durumunda “ahlaki ve siyasi” yükümlülüklerini yerine getirebileceğini vurguladı.
Ovaska da barışın tesisi konusunda parlamenterlerin daha aktif rol alabileceğini ve barışın korunmasında da önemli olduklarını kaydetti.
Sorunların çözülmesi konusunda parlamenterlerden daha fazla faydalanılması gerektiğini anlatan Ovaska, bu kapsamda parlamenterlerin daha aktif olması için platformlar oluşturulması gerektiğinin altını çizdi.
“Gözümüzün önünde bir soykırım söz konusu ve BM yaptırım bile yapamıyor İsrail’e karşı”
Birleşmiş Milletler (BM) gibi kurumların krizlerin çözülmesinde daha aktif rol alması gerektiğine işaret eden Zeybek ise, “Orada da görüyoruz ki güçlü ülkeler kendi lehine kararlar çıkartıyor. Bir Ukrayna savaşı, bir Filistin katliamı. Gözümüzün önünde bir soykırım söz konusu ve Birleşmiş Milletler yaptırım bile yapamıyor İsrail’e karşı.” ifadelerini kullandı.
Zeybek, “ben”den “bize” geçilmesi ve bugüne değil yarın için çalışılması gerektiğini dile getirdi.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde devam eden forum kapsamında moderatörlüğünü gazeteci Maria Ramos’un üstlendiği panele Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy ile Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu katıldı.
Panelde konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Bozay, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin önemine işaret ederek, “Karadeniz, tarihten beri İpek Yolu’nun parçasıydı biliyorsunuz.” dedi.
Bozay, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlaması nedeniyle Afrika ülkelerinde ekmek üretiminde ciddi sorunların yaşandığını belirterek, “Savaş başladıktan sonra 7 dolarlık bir ürün (tahıl), 12 dolara kadar çıktı ve Mısır’da, Afrika’da ekmek üretiminde ciddi sorunlar ortaya çıktı.” ifadesini kullandı.
Karadeniz’in, dünya genelindeki tahıl ürünleri taşımacılığı alanında büyük öneme sahip olduğuna dikkati çeken Bozay, bölgenin güvenliği açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin öneminin altını çizdi.
Bozay, Karadeniz bölgesinde güvenliğin sağlanması ve güçlendirilmesi yönünde Türkiye olarak adil diplomasi yürüttüklerine dikkati çekti.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne önem verdiklerini vurgulayan Bozay, zamanında Kırım’ın ilhak edilmesine de en büyük tepki veren ülkelerden birisinin Türkiye olduğunu, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için çözüm yollarının bulunması gerektiğini kaydetti.
Bozay, Karadeniz’de iklim değişikliği ve gıda güvenliği gibi diğer sorunların çözümünün de ele alınması gerektiğini dile getirerek, “Bütün bu (Karadeniz’deki) sorunların ortasında Türkiye oluyor yani Karadeniz’de olan her şeyin doğrudan bize (Türkiye) etkisi oluyor. Bizler, en iyisini yapmaya çalışıyoruz.” dedi.
Ukrayna’da devam eden savaşın Karadeniz’deki ticaret akışını engellediğine dikkati çeken Bozay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ticaret çok önemlidir. Elbette savaş (Rusya-Ukrayna Savaşı) ticaretin yapılması önünde bir engel ama bu bölgede daha çok iyi bir işbirliğine sahip olunması gerekiyor. Bölge, elbette tarihten bu yana birtakım sorunlarla karşı karşıya kaldı ama iyi bir operasyon yürüterek bunu daha iyi hale getirebiliriz. Tüm bakış açımızı yenilememiz gerekiyor. Bu savaşı bitirmek adına birçok şey yapmamız ve emin olmamız gerekiyor. Türkiye’nin pozisyonu zaten belli, güvenliğin ne pahasına olursa olsun sağlanması gerekir.”
Bozay, Karadeniz’deki sorunların çözülmesi için gerekli çalışmaları yapmaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Karadeniz’in güvenliği ön plana çıktı
Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin, Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra özelikle ön plana çıktığını belirterek, “Çünkü Karadeniz, korozyon mekanı olmaya başladı.” dedi.
Karadeniz bölgesinin güvenliğini güçlendirmek için bölge ülkelerini ortak çaba sarf etmeye çağıran Odobescu, “Bölgedeki tüm ülkelerin işbirliği içinde olmaları ve net projelerin üzerinde çalışmaları gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Odobescu, Rusya’nın 2008’de Gürcistan, 2014 ve 2022’de Ukrayna’ya düzenlediği saldırıların ardından bölge güvenliğinin artırılmasının daha büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, NATO ülkeleri Türkiye, Romanya ve Bulgaristan olarak bu yönde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile ortak çalışılması gerektiğini vurguladı.
Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Karadeniz’deki mayın tehlikesinin bugüne kadar devam ettiğini, bu yönde Türkiye ve diğer ortaklarla çalışmaları sürdürdüklerini kaydeden Odobescu, “Öncelikle bu mayınları tespit etmemiz, sonra da Karadeniz’i mayınlardan temizlememiz gerekiyor.” dedi.
Odobescu, Rusya’yı bölgedeki ülkelere saldırı politikası uygulamakla suçlayarak, “Çok açık olmamız lazım, dürüst olalım. Biz, Rusya’nın davranışını caydırıcı kılmak konusunda başarısız kaldık.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu”
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy, forumda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Antalya Diplomasi Forumu 2024’ün gerçekleştirilmesinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini iletti.
Toçitskiy, yıllar öncesine kadar Karadeniz’in Ukrayna için serbest dolaşımın ve ticaretin yapıldığı bir yer olduğunu belirterek, artık bunların hepsinin imkansız hale geldiğini söyledi.
Rusya’nın 2014’te yasa dışı olarak Kırım’ı ilhak etmesinden ötürü bölgede krizin ortaya çıktığına dikkati çeken Toçitskiy, “Kırım meselesi (Karadeniz’de), böyle bir krizin başlangıcı oldu. Eskiden bu bölgede barış içinde yaşayan insanlar aniden siyasi, silahlı, nükleer tehditlerin olduğu bir döneme girdi.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’yı geçen yıl Ukrayna’daki Kahovka Barajı’na saldırı düzenlemekle suçlayarak, barajın yıkılmasının Karadeniz için ekolojik sorunlara yol açtığını dile getirdi.
Karadeniz’de hem güvenliğin güçlendirilmesi hem de ekolojik sorunların önlenmesi yönünde bölgedeki ülkelerin işbirliği içinde olması gerektiğinin altını çizen Toçitskiy, “Son 10 yıldır müzakereler veya başka konular olsun, Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu. Özelikle de Türkiye, Karadeniz’de (Ukrayna için) en önemli ihracat ülkesidir.” diye konuştu.
Toçitskiy, Ukrayna’da savaşın devam ettiğini, ülkesinin ordusunun demokrasi, küresel güvenlik ve toprak bütünlüğü için mücadele verdiğini kaydetti ve “Savaş devam ediyor. Emin olun ki hiçbir ülke, Ukrayna kadar barış isteyemez.” dedi.
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Toçitskiy, ülkesine gönderilen insani yardımlar, Karadeniz’in mayınlardan temizlemesi gibi desteklerden dolayı başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelere teşekkürlerini iletti.
“Savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil”
ABD’nin silah yardımı konusundaki soru üzerine Toçitskiy, bu ülkede düzenlenecek başkanlık seçimlerinden çıkan herhangi bir sonuca rağmen Ukrayna’ya desteğin ortadan kalkmasını beklemediklerini ve seçim sonuçlarını destekleyeceklerini belirterek, “Çünkü bu savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil. Bu konu (savaş) demokrasinin geleceğini belirleyecektir.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’nın Ukrayna topraklarından tüm askeri birliklerini geri çekmesi ve Ukrayna genelinde savaş nedeniyle meydana gelen yıkımın maddi olarak karşılanması gerektiğini söyledi.
“Bizim için en önemli konulardan biri, Karadeniz bölgesi için güvenliktir”
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu, forumun önemine işaret ederek, “Elbette birçok foruma katıldım ama 3. Antalya Diplomasi Forumu’nun, katılım ve içerik açısından birçok foruma göre daha geniş kapsamlı olduğunu biliyorum.” ifadesini kullandı.
Ukrayna’da devam eden savaşın, Karadeniz bölgesinin önemini daha net şekilde ortaya çıkardığını savunan Comanescu, “Bizim için en önemli konulardan biri, tabii ki Karadeniz bölgesi için güvenliktir. Burada ciddi bir güvenlikten bahsetmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Comanescu, savaş nedeniyle bölgedeki krizden çıkış yolu bulunmasının şart olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu savaşın (Rusya-Ukrayna Savaşı) sona erdirilmesi, bu krizin sona erdirilmesi için tam bir uyumluluk içerisinde bulunulması gerekiyor. Bunun uluslararası kurallar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu güvenlik orta ve uzun vadeli olmalıdır.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde ikinci gününde devam eden forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı (UCLG) Genel Sekreteri Emilia Saiz üstlendi.
Panelde konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ve UCLG Başkanı Uğur İbrahim Altay, ADF’nin Türkiye’nin yükselen marka değerlerinden olduğunu belirterek, “Diplomasinin yerelleşmesi çok önemli ve kıymetli. Bu yüzden UCLG ve Konya Büyükşehir Belediyesi olarak burada bulunmaktan mutluluk duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yerel yöneticilerin söz sahibi olmasının, yerel gündemin küresele taşınması açısından önem taşıdığını vurgulayan Altay, yerel yönetim konusunun, ilerleyen yıllarda forumun önemli bir parçası olması gerektiğini belirtti.
Türkiye’de 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremleri hatırlatan Altay, “dirençli şehirler oluşturmanın” yerel yöneticilerin en önemli gündemi olması gerektiğini kaydederek, “Bu şehirlerde yaşayan insanların bütün sorumluluğunu biz taşıyoruz. Bu yüzden her türlü afete karşı öncelikle şehirlerimizi dirençli hale getirmeliyiz.” dedi.
Dirençli şehirler konusunun, afet öncesi ve afet sonrası olarak iki bağlamda ele alınması gerektiğine dikkati çeken Altay, “Afet öncesi yapılması gerekenler, her şehrin kendine göre risk haritalarını oluşturarak, en sorunlu alanlardan başlayarak çözümler üretmemiz gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Şehirlerin afetlere hazır olması için ulaşılması gereken şeyin finans kaynağı olduğunu söyleyen Altay, “Hepimizin yapması gereken şey, şehirlerin bu finansa ulaşmasını kolaylaştıracak çözümler ve yollar bulmak.” değerlendirmesinde bulundu.
Afet sırasında dünyada yaşanan dayanışmanın önemine değinen Altay, “Türkiye’de yaşanan depremde dünyanın birçok ülkesinden ve birçok şehirden arama kurtarma başta olmak üzere çok sayıda yardım aldık. Bir problem yaşadığınızda dostlarınızı yanınızda hissetmek çok önemli.” ifadelerini kullandı.
Yerel yöneticilerin dünyada oluşan krizlerin karar vericileri olmadığına ancak bu durumların sonuçlarının şehirlerde yaşayan insanları doğrudan etkilediğine dikkati çeken Altay, “İklim değişikliğinden sonra bazı ada şehirlerin tamamen yok olması gündemde ancak o şehirlerde yaşayan insanların iklim değişikliğine neredeyse hiçbir etkileri yok. Ancak bunun sonucundan acımasız bir şekilde zarar görüyorlar.” değerlendirmesini yaptı.
Altay, bu nedenle yerel yönetimlerin diplomaside yer almasının çok önemli olduğunu söyledi.
Johannesburg Büyükşehir Belediye Başkanı Kabelo Gwamanda ise kardeş belediyeciliğin, başka kentlerle kardeşlik ilişkisi kurma ve dayanışmayı gösterme yoluyla Johannesburg tarafından teşvik edildiğini söyledi.
Gwamanda, “Her ne kadar dış ilişkiler ulusal hükümetin yetkisinde de olsa, yerel yönetimlerin, farklı ülkelerden gelen yerel halkın bir koruyucusu olarak, ortaya çıkabilecek herhangi bir trajedi durumunda, bu kişilerin ülkeleriyle sağlıklı bir iletişim hattına sahip olması çok önemlidir.” dedi.
Bu bağlamda farklı şehirlerle “kardeşlik” ilişkisi kurulmasının Johannesburg için çok önemli olduğunu vurgulayan Gwamanda, bu doğrultuda çabalarının olduğunu belirtti.
“Medeni bir şekilde direnmeye devam ediyoruz”
Filistin’de adalet için hayatını kaybedenler anısına konuşmasına 10 saniyelik sessizlikle başlayan Ramallah Belediye Başkanı Issa Kassis de “Ramallah, bir belediye ve UCLG’nin bir parçası olarak tüm zorlukları aşmayı ve Filistinlilerin neler yapabileceğini dünyaya göstermeyi başarıyor.” ifadelerini kullandı.
Kassis, “Medeni bir şekilde direnmeye devam ediyoruz. Adalet, umut ve barışa inanıyoruz. Yerel yönetim olarak yapmaya çalıştığımız şey bu.” dedi.
Yaklaşık 40 “kardeş şehirle” her kıtada varlık gösterdiklerinin altını çizen Kassis, Türkiye’de olmaktan onur duyduklarını belirtti.
Söz konusu ilişkinin belediyeler arasında değil toplumlar arasında olduğuna işaret eden Kassis, şu ifadeleri kullandı:
“İnsanlarla ilişki kuruyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde bize karşı oy kullanan ülkelere karşı, vatandaşların Johannesburg, Barselona, Londra, Washington ve Paris’te sokağa çıkarak ‘Özgür Filistin’ sloganları attıklarını ve adaletsizliğe direnen Amerikalı pilotu gördünüz.”
“Diplomasi kriz zamanlarında kesinlikle kilit öneme sahip”
Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) Genel Sekreteri Fabrizio Rossi, Antalya’nın Avrupa için tanıdık bir şehir olduğundan bahsederek, ADF ile birlikte her sene daha da önemli hale geldiğini belirtti.
Global krizlerin etkilerinin yerel olduğunu söyleyen Rossi, “Etki yerel olduğunda, hiç kimse krizin etkilerini, sonuçlarını ve bölge halkının ihtiyaçlarını belediye başkanından daha iyi bilemez. Bu nedenle belediye başkanlarının krizin ele alınmasında kilit bir rol oynaması gerektiğine inanıyoruz.” dedi.
CEMR olarak ülkelere verdikleri desteklere değinen Rossi, Ukrayna’daki savaşın başlamasından yaklaşık bir hafta sonra belediyelere destek vermeye başladıklarının altını çizerek, “Başlangıçta gıda dahil çok temel ihtiyaçlar sağlandı ve daha sonra bölgedeki ihtiyaçlar büyüdükçe yardımlar da gelişti.” diye konuştu.
Kısa zamanda böyle bir yardımın yapılabilmesinin sebebinin kriz öncesi kurulan bağlar olduğuna dikkati çeken Rossi, “İnsanların, sınırların ötesinde köprüler kurmak için eşsiz bir kapasitesi var. Bu nedenle diplomasi kriz zamanlarında kesinlikle kilit öneme sahip.” dedi.
“Ülkelerin kalkınması ülkede yaşayan kişilere bağlı”
Güney Afrika Eyalet Yerel Yönetimler Derneği (Salga) Başkanı Bheke Stofile ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasındaki sözlerini hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Dün Türkiye Cumhurbaşkanı çok derin bir açıklama yaptı. Umarım toplantıya katılanların çoğu bu açıklamayı anlamıştır. Türkiye Cumhurbaşkanı, dostluk, ilişki, işbirliği ve yardımlaşma niyetiyle elinizi açmanın önemli olduğunu söyledi ve ardından da dünyada insanların işbirliği yapmadan yaşamasının mümkün olmadığını ifade etti. Bu açıklama, Güney Afrika’daki siyasi sistemimizi tam olarak ifade ediyor.”
Ülkelerin kalkınması ve gelişmesinin o ülkede yaşayan kişilere bağlı olduğunu dile getiren Stofile, “İşte bu nedenle liderler olarak bize hangi fırsat verilirse verilsin, ilk olarak onlara, insanlara saygı duymalı ve nihai hedeflerine ulaşmak için onlarla birlikte çalışmalıyız.” ifadelerini kullandı.
]]>Bolat, İkitelli Organize Sanayi Bölgesi (İOSB) Kooperatif Başkanları ve İş Adamları Buluşması’nda yaptığı konuşmada, iş dünyası temsilcileriyle istişareye önem verdiklerini ifade ederek, bakanlık görevine getirilmesinden bu yana sektörel meslek kuruluşları, odalar, esnaf kooperatifleri ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere yaklaşık 9 ayda bine yakın istişare toplantısı yaptıklarını söyledi.
Organize sanayi bölgelerinin düzenli bir sanayinin oluşturulması, şehirlerin bir plan dahilinde geliştirilmesine destek olunması, üretimde verimlilik ve kar artışı sağlanması, az gelişmiş bölgelerde üretimin yaygınlaştırılması, nitelikli bir altyapı oluşturularak çevre kirliliğinin önüne geçilmesi gibi konularda büyük katkılar sağladığını belirten Bolat, Türkiye’de de organize sanayi bölgelerinin bu maksatların hasıl olmasında son derece önemli rol oynadığını vurguladı.
Bolat, organize sanayi bölgeleri arasında en önemlilerinden olan İOSB’nin 24 bin 864 aktif firmasıyla yıllık ortalama 5-6 milyar dolarlık bir katma değer ürettiğini belirterek, bu yönüyle, Türkiye’nin her şehrine ve dünya çapında neredeyse her ülkeye üretim gücü ile ulaşan önemli bir ekonomik güç merkezi olduğunu ifade etti.
İOSB’nin 32 bin aktif işletmenin faaliyetlerine ev sahipliği yaptığını, 380 bin kişiye istihdam sağladığını aktaran Bolat, İOSB ve içinde faaliyet gösteren 37 kooperatifle Türkiye’nin en büyük organize bölgesi olduğunu belirtti.
“İOSB’nin yenilenebilir enerji alanını dikkate almalarını tavsiye ediyoruz”
Ömer Bolat, son 21 yılda organize sanayi bölge sayısının 190’dan 355’e çıktığını, teknopark sayısının da 5’ten 96’yı aştığını ve hiç olmayan AR-GE ve teknoloji merkezlerinde de 1600’e ulaşıldığını kaydetti.
Ticaret Bakanlığı olarak Kooperatiflerin Desteklenmesi Programı (KOOP-DES) ile kooperatiflerin yanında olduklarını ifade eden Bolat, esnaf ve şirketlere özel destekleme programının da olduğunu söyledi.
Bolat, iki gün önce, esnaf ve sanatkarların Bakanlığa bağlı kredi ve kefalet kooperatifleri aracılığıyla Halkbank’tan kullandığı genel işletme kredilerinde şahıs üst limitinin 650 bin liradan 750 bin liraya yükseltildiğini hatırlatarak, makul maliyetlerle gerçekleşecek bu destek paketinin dünden itibaren kullanıma açıldığını kaydetti.
Esnaf ve kooperatiflere son 21 yılda yaptıkları destekleri anlatan Bolat, Türk Eximbank ile ihracatçıları desteklediklerini ve geçen yıldan bu yana Türk Eximbank’ın sermayesini 3 kez artırdıklarını belirtti.
Bir yandan üretip, bir yandan tüketirken, ortaya çıkan en önemli hususlardan birisinin de çevrenin korunması ve yeşil dönüşüm olduğuna dikkati çeken Bolat, şöyle devam etti:
“Bu anlamda, Avrupa Birliği ve ABD’ye yönelik ihracatta çevre dostu üretim çok büyük önem taşıyor. Hükümet olarak yenilenebilir enerji üretim kooperatiflerinin kurulmasını da destekliyoruz. Mesela, Kayseri’de Cumhurbaşkanımızın açtığı böyle bir kooperatif vardı. İOSB ve ona bağlı 37 kooperatifin de bu alanı ciddiyetle dikkate almalarını tavsiye ediyoruz. Yenilenebilir enerji kooperatifleri hem üyelerine enerji maliyetlerini düşürme noktasında hem de gelir elde etme noktasında çok ciddi bir başarı sağlayacaktır. Ayrıca, karbon salınımını da engelleyecektir.”
“İthalatımızda aldığımız tedbirlerle ciddi bir azalış trendi var”
Ticaret Bakanı Bolat, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye İmalat PMI’nın şubatta 50,2’ye yükseldiğini hatırlatarak, “Türkiye İmalat PMI 8 ay boyunca 50’nin altındaydı. Bunun anlamı pozitiftir arkadaşlar. 50 üstü olumluya geçti demektir. Firmalar üretim noktasında demek ki siparişler alıyor. PMI endeksinin yükselmesi sevindirici.” dedi.
Dün açıklanan büyüme performansıyla Türkiye’nin 37 üyeli OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldığına dikkati çeken Bolat, geçen yıl Türkiye ekonomisinde ilk defa 1 trilyon dolar eşiğinin aşıldığını, gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) tarihte ilk kez 1,1 trilyon dolar seviyesine ulaştığını aktardı.
Böylece kişi başına milli gelirin yüzde 23 artışla 13 bin 110 dolara yükseldiğini vurgulayan Bolat, şunları kaydetti:
“Büyümede imalatın, sanayinin ve yatırımların payı önemli. Sevindirici olan bir husus da bu büyümede imalatın, üretimin, yatırımların ve ihracatın payının yüksek olmasıdır. İhracatta da Allah’a şükür iyi gidiyoruz. Geçen yıl dünya ticareti gerileme kaydetti. Dünya ekonomik büyümesi durgunluk gösterdi ama Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüdü. Türkiye’nin ihracatı geçen yıl artış gösterdi ve 255,8 milyar dolarla Cumhuriyet tarihinin mal ihracat rekorunu kırdık, 100 milyar dolarla da Cumhuriyet tarihimizin hizmetler ihracat rekorunu kırdık. Bu yıl hedefimiz sizlerle beraber 265 milyar dolar mal ihracatı ve 100 milyar dolar hizmet ihracatı rekorunu kırmak.
Güzel bir gelişme de ithalatımızda aldığımız tedbirlerle ciddi bir azalış trendi var. Yarın sabah erkenden Adıyaman’a gidiyoruz. Adıyaman’da şubat ayının ihracat, ithalat, dış ticaret açığı ve ihracatı ithalatı karşılama oranları gibi önemli göstergeleri orada halkımızla, kamuoyuyla ve Adıyamanlılarla paylaşacağız. Oradan da size inşallah müjdeli haberler açıklayacağız. İnşallah bu olumlu gelişmeler ve iyimser beklentileri koruduğumuz takdirde, 2024 yılında da ekonomimizde halkımız için olumlu bilgiler vereceğiz.”
Bütün bu olumlu tablonun istihdam verilerine de yansıdığı belirten Bolat, ekonomi yönetimi olarak iş dünyasının yanında olmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.
]]>Ankara’daki görevine Eylül 2023’te başlayan Büyükelçi Hamalainen, Türkiye’deki hayatını ve iki ülke ilişkilerini AA muhabirine anlattı.
Hamalainen, Türkiye’yi kültürel ve tarihi açıdan “hazine”ye benzeterek, Ankara’da diplomat olarak görev yapmaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.
“Kış mevsiminin uzun ve karanlık geçtiği bir kuzey ülkesinden geliyorum, güneşin gün boyu parladığı daha iyi bir yer (Türkiye) olamaz.” diyen Hamalainen, Ankara’da günlerinin yoğun geçtiğini, yeni insanlarla tanıştığını ve burada çalışmaktan keyif aldığını dile getirdi.
Hamalainen, “Burası harika bir ülke ve şunu da söylemeliyim ki Türkiye büyük bir ülke. Tükiye’nin ne kadar büyük bir ülke olduğunu, buraya (Türkiye’ye) taşındığınızda anlıyorsunuz.” diye konuştu.
Daha önce ailesiyle Alanya’da tatil yaptığını kaydeden Hamalainen, İstanbul’a da ilk kez 1986’da eşiyle öğrenciyken geldiğini belirtti.
Hamalainen, Türkiye’ye dair geniş bir bakış açısına sahip olduğunu dile getirerek, Türk halkıyla iletişim kurmanın kolay olduğunu ve bundan keyif aldığını aktardı.
Fin ve Türk halkı arasında pek çok ortak özellik olduğuna işaret eden Hamalainen, “Bu ülkenin her yerinde tanıştığım insanların cömertliği, misafirperverliği ve dostluğu harika ve inanılmaz. Çok özelsiniz.” dedi.
Yaşadığı elçilik konutuna Finlandiya’dan getirdiği, modern ve geleneksel desenlerin yer aldığı halıları seren Hamalainen, büyük bir halı tutkunu.
Hamalainen, yıllar önce Türkiye’ye geldiğinde, buradan da halı satın aldığını, göreve geldiğinden bu yana da halılarıyla ünlü Uşak’ı ve İstanbul’u görme imkanı bulduğunu söyledi.
Uşak’ı, Finladiya’nın Paimio kenti arasında işbirliğini hedefleyen bir projenin açılışı dolayısıyla ziyaret ettiğini anlatan Hamalainen, “Uşak’tan halı almak isteniyorsa önceden sipariş verilmesi gerektiğini öğrendim, bu yüzden son gidişimde alamadım. Ama daha önceki ziyaretlerimde halıları incelemiştim, halı almak için sabırsızlanıyorum, halıları seviyorum.” diye konuştu. Hamalainen, Uşak’ta insanların misafirperverliğinden de çok etkilendiğini dile getirdi.
Kısa süre önce Şebiarus etkinlikleri için Konya’yı ziyaret ettiğini belirten Hamalainen, etkinliği çok özel ve güzel bulduğunu, Türkçe öğrenmeye başladığını kaydetti.
“100 yıllık gerçek bir dostluk”
Finlandiya ve Türkiye’nin, tarihten gelen iyi ilişkilere sahip olduğunu belirten Hamalainen, “Türkiye, Finlandiya’nın bağımsızlığını tanıyan ilk devletlerden biriydi. İlişkiler o zaman başladı. Bu yıl, 1924’te imzalanan dostluk anlaşmamızın 100. yılını kutlayabiliriz.” ifadelerini kullandı.
Hamalainen, 1800’lerin son dönemlerinde Finlandiya halkını anlatan “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabına da atıfta bulunarak, “Bizi tarihten bugüne bağlayan birçok şey var. Finlandiya’nın kuzeyinden güneyine kadar pek çok benzerlik olduğunu düşünüyorum. 100 yıllık gerçek bir dostluk olduğunu söyleyebilirim.” diye konuştu.
Finlandiya ve Türkiye’nin arabuluculuk işbirliğinin önemini vurgulayan Hamalainen, dünyada yaşanan son gelişmelere değinerek, “Arabuluculuğa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmakta.” dedi.
Hamalainen, Finlandiya-Türkiye arasında yükselen ticaret rakamlarına işaret ederek sürdürülebilir kalkınma, yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve döngüsel ekonomi alanlarında birçok imkan bulunduğunu ve Türkiye’nin de bu alanlarda işbirliğine istekli olduğunu anlattı.
“İkili ticaret rakamlarımız son yıllarda çok olumlu bir gelişme gösterdi.” diyen Hamalainen, iki ülke arasındaki ticaretin artırılmasına önem verdiğini söyledi.
Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine adaylığına ilişkin, “Biz, Türkiye’nin AB perspektifini gerçekten her zaman destekledik.” ifadesini kullandı.
Finlandiya’nın NATO’ya üyeliği
Hamalainen, Finlandiya’nın NATO’ya katılma sürecine Türkiye’nin katkısından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bunun Finlandiyalılar için önemini vurguladı.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarının ardından ülkesinin NATO’ya katılma gibi önemli bir karar aldığını hatırlatan Hamalainen, şunları kaydetti:
“Ülkenizi savunabilmek için yeteneğinizi ve kapasitenizi yüksek tutmanın önemli olduğunu hissettik ve ittifaka katacağımız çok şey olduğuna inanıyoruz. Aynı zamanda ittifaktan bir şeyler aldığımızın da farkındayız.”
Büyükelçi Hamalainen, yeni NATO üyesi Finlandiya’nın, Türkiye’yi güvenlik ve savunma politikası açısından önemli gördüğünü belirterek, gelecekte bu konularda diyaloğun yoğunlaştırılması gerektiğini aktardı.
“Finlandiya açısından bakıldığında, Türkiye’nin bölgedeki siyasi zorluklardaki uzmanlığı ve savunmaya yaptığı katkı oldukça ilgi çekici.” değerlendirmesini yapan Hamalainen, NATO’nun kuzey kanadı ile güney kanadının işbirliğini gelişmeye başlamasının önemli olduğunu belirtti.
Hamalainen, ayrıca, iki ülke halkı arasında iletişimin artırılması ve ilişkilerin güçlendirilmesi açısından da öğrenci değişim programlarının önemli olduğuna vurgu yaptı.
Gazze’de ateşkes vurgusu
Hamalainen, Finlandiya’nın, Rusya-Ukrayna Savaşı’na gösterdiği hassasiyeti Gazze’de gösterip göstermediğine ilişkin soruya, “Bence (gösteriyor). Bu soruyu çok tartışıyoruz. İnsani ateşkesin bir an önce sağlanması gerektiğini düşünüyoruz, bu çok önemli.” yanıtını verdi.
Gazze’de tüm sivillerin çok fazla acı çektiğini vurgulayan Hamalainen, önemli olanın gerilimin daha da tırmanmaması gerektiği ve ateşkesin sağlanması olduğunu söyledi.
]]>“Cumhur İttifakı İzmir’i bir yıldız gibi parlatacak”
Bakan Işıkhan, İzmir’de iş dünyası temsilcileriyle buluştu
İZMİR – İzmir programı kapsamında kentin iş dünyası temsilcileriyle buluşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan, çocukluğunun ve gençliğinin İzmir’de geçtiğini ve 40 yıldır hiçbir şey değişmediğini bu yüzden değişime ihtiyaç olduğunun mesajını verdi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, bir dizi program için geldiği İzmir’de, kentin iş dünyası temsilcileri ile bir araya geldi. Toplantıda ev sahibi İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, iş dünyası ve siyasi parti temsilcileri katıldı. İZTO Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda iş dünyasının talepleri Bakan Işıkhan’a iletilirken, Bakan Işıkhan da iş dünyasının taleplerini dinleyerek açıklamalarda bulundu.
“İzmir aşığı biri olarak…”
Çocukluğunun ve gençliğinin İzmir’de geçtiğini ve bakan olarak burada açıklama yaptığı için gurur duyduğunu dile getiren Bakan Işıkhan, “Yaptığınız işler ve ürettiğiniz katma değerden dolayı iş insanlarına teşekkür ediyorum. Sadece bakan olarak değil aynı zamanda 20 yıl boyunca hayatımın en güzel zamanlarını geçirmiş bu sokaklarda koşturmuş ve İzmir aşığı biri olarak ayrı bir onur duyuyorum. Bakanlık olarak ülkemizin dört bir yanında bir araya geliyoruz. Çalışma hayatımızı masaya yatırarak değerlendiriyoruz. ‘Daha iyi ve daha fazla ne yapabiliriz’in cevabını arıyoruz. Sosyal diyaloga inanıyoruz ve tüm paydaşlarımıza değer veriyoruz” diye konuştu.
“114 bin işçiyi iş sahibi yaptık”
Toplantıdaki açıklamasında İŞKUR başvuru ve işe alım sayıları bilgilerini veren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, “Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde ‘yaptık şimdi daha iyisi yapmak’ için çalışıyoruz. Ülkemizin her bir noktasına hizmetlerimize götürmeye devam ediyoruz. Derdi olan derman arar. Bizim derdimiz çalışmak. Güzel İzmirimizin hizmetindeyiz. İşe yerleştirme, aktif iş gücü programları, kısa çalışma ödeneği gibi birçok kalemde İzmirimize hizmet ediyoruz. İş arayan insanlarımıza sunduğumuz danışmanlık ve kurs ile destek veriyoruz. İŞKUR aracılığıyla birçok işçiye iş verdik. İzmir’de iş verenlerde 143 bin talep oldu 2023’te. 114 bin işçiyi, bu kapsamda iş sahibi yaptık” açıklamasında bulundu.
“Gayretlerimiz sürecek”
Hem işçileri hem de işverenleri İŞKUR’a davet eden Işıkhan, “Çalışan işçi talebi var ve iş arayan bir kesim var. İzmir’de ve tüm şehirlerde bu iki kutbu bir araya getirmek için İŞKUR sistemine dahil olmalarına tavsiye ediyorum. İstihdamda ve işgücünde rekorların kırıldığı dönemden geçiyoruz. Hem genelde hem kadınlarda 2002’den bu yana en yüksek katılım ve istihdam oranlarını bekliyoruz. Son 22 yılın en düşük işsizlik oranını da görüyoruz. İstihdamın büyümesini görüyoruz. Çalışma hayatında fırsat ve katılım için gayretlerimiz sürecek” sözlerine yer verdi.
“Yürüttüğünüz başarılı çalışmalar ülke ekonomisine güç veriyor”
İzmir’in ticaret ve kalkınma açısından büyük bir potansiyelinin olduğuna değinen Bakan Işıkhan, “Yürüttüğünüz başarılı çalışmalar ülke ekonomisine güç veriyor. Hükümet olarak iş dünyamız ile ortak hareket etmeye özen gösteriyoruz. İZTO ile de müşterek bir hedefe bir sahibiz. İzmirimizi ticaret ve yatırım açısından çekim merkezi yapmak istiyoruz. Potansiyelini harekete geçirmek zorundayız. İş dünyası ile tam uyumlu bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. İş birliği ile olumsuzluklara rağmen alnımızın akıyla çıktık. Millet olarak sarsılmaz bir yapıya büründüğümüzü gördük” dedi.
Cumhur İttifakı adaylarına övgüler
Bakan Işıkhan, Cumhur İttifakı adaylarının yerel yönetimlerin kalkınma paydaşlarından olduğundan bahsederek, “Bir başka paydaş ise yerel yönetimlerdir. Belediyelerimizin de işbirliği ile çalışma önemlidir. Yerel seçimler bu anlamda önem arz ediyor. Acil ihtiyaçların giderilmesi için vizyoner yerel yönetime ihtiyaç var. Dirençli bir kent olmaya ihtiyacı var. İzmirimizin temiz ve yeşil bir çevre anlayışına ihtiyacı var. Eşsiz bir pencereden bakan hizmet ve eser belediyeciliğine ihtiyaç var. İzmirimizin ve ilçelerimizin ihtiyaç duyduğu vizyon Cumhur İttifakı Konak Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı’da da vardır, bu vizyon Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ’da da vardır. Milletvekili olarak hizmet ettikleri bu kenti en güzel şekilde temsil ettiler. Şehrimizin sorunları ile hemhal oldular. Ellerini taşın altına koydular. Söz konusu İzmir’in menfaati ile gerisi teferruat diye hizmeti öncelediler” diye konuştu.
“İzmir 40 yıldır aynı”
İzmir’in 40 yıldır aynı olduğunu ve değişmesi gerektiğini vurgulayan Işıkhan, “Görüşü ve tutumunuz her zaman iyilikten yana oldu. Değişime ihtiyaç var bu kentte. 40 yıldır İzmir aynı şekilde. Makam kaygısı ile kaybedilecek yıllar yoktur. Şeffaf ve hesap verebilir yerel yönetim, sosyal belediyecilik ve yerel ve kırsal kalkınma hamleleri ile bunu yaşayacaktır. Ulaşım altyapı gibi sorunlara odaklanmış başkan adayları ile zafere ulaşacağımıza inanıyorum. Cumhur İttifakı olarak İzmir vizyonunu anlatmaya ve nasıl hizmet edeceklerini ikna etmeye odaklandılar. 1 Nisan’dan itibaren eşsiz bir beş yılı bekliyoruz. Bir bakan olarak değil bu sokaklarda top koşturmuş, hayatı burada şekillenmiş biri olarak hem Dağ hem de Çankırı başkanlarımıza ve adaylarımıza güveniyorum. Bir yıldız yapacaklarına inanıyorum. Gerçek belediyecilik yolculuğunda başarı ve zafer bekliyorum. Sizler sahanın gözü ve kulağısınız. Gelirini halini hatırını bilenlersiniz. Katma değer oluşturuyorsunuz. Bizler talep ve istekleri geri çevirmedik. İnsan odaklı olduk. Erdoğan liderliğinde sözünü verip yapamadığımız bir şey olmadı. Bu yüzyılı emeğin üretimin yüzyılı yapacağız dedik. Çalışma hayatı başta olmak üzere kronikleşmiş ne kadar sorun varsa çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kimseyi mağdur etmemek için elimizi taşın altına koymaktan çekinmediysek aynı anlayışla devam edeceğiz” sözlerine yer verdi.
Bakan Işıkhan’dan çalışma saatlerinin 40 saate indirilmesi açıklaması
Çalışma hayatının haftada 45 saatten 40 saate inmesine yönelik olarak çıkan haberlere değinen Bakan Işıkhan, “Çokça yorum ve haberler çıkıyor çalışma hayatı ile ilgili. Biz istişare kültürüne önem veriyoruz. İş kanununu yeniden ele alalım dedi Erdoğan. Bakanlıklarımız ile toplantılara başladık ve devam ediyor. Biz daima işçi ve işverenlerin kazanılmış haklarını korumayı önceliyoruz. Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir iş kanunu yapacağız. Doğrudan bizden bir açıklama gelmediği sürece dikkate almayın. Tüm paydaşların ortak görüşü ile devam edeceğiz. Her zaman yanınızdayım. Hep birlikte el ele verip projelerimizi anlatacağız” açıklamasında bulundu.
Özgener: “İstihdam teşviki azalıyor
Toplantıda konuşma yapan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, sehven yapılan hatalardan dolayı istihdam teşvikinin azaldığına vurgu yaptı. Özgener, “İzmir olarak kardeş oda ve borsalarımız ile kamu ile işbirliğiyle çalışmayı öncelik olarak görüyoruz. Ortak taleplerimiz yanı sıra önemli bir iletişim köprüsü olacağımıza inanıyoruz bu toplantı ile Asgari ücret artışları doğrudan yansıdığı için reel sektörün rekabet gücünü azaltıyor. Buna bağlı olarak ihracatımızın gelişmesinde büyük bir engel oluyor. bundan sonraki süreçlerde asgari ücret düzenlenmesi hedef enflasyona göre olmalı. İşgücü maliyetleri ücretli çalışanı karşılaması zor oluyor. işveren yükünün makul seviyeye gelmesi önem arz ediyor. Kayıt dışının önüne geçmek için kontrol ve denetim sıklaştırılması gerekiyor. Düzenleme ödeme yapanlara mevcut indirim yapılması, bürokratik süreçlerin azaltılmasının da önemli olduğunu düşünüyoruz. Ücretlilere uygulanan gelir vergisi basamakları önemli ölçüde açılmalı. Uygulanan gelir vergisi oranları işçilik gidenlerini yükseltiyor ama çalışanların net ücretlerini azaltıyor. SGK ve vergi borçlarında taksitlendirme isteyince 50 bin TL üzerine teminat isteniyor. 2008 yılından hayatta geçirildi. Bu süreç içerisinde şartlara bakınca en az 500 bin TL olarak güncellenmesini rica ediyoruz. Gider maliyetlerinin yükselmesi haftalık çalışma saatlerinin 40 saate indirilmesi konusunda tedirginlik yaşıyoruz. Bu anlamda rahatlamaya ihtiyacımız var. üretim ve ihracatı arttırmak zorundayız, saatleri indirmek üretimi zorlaştıracaktır. 3 vardiyadan 4 vardiyaya çıkmak giderlerimizi arttıracaktır. Gençlerin iş hayatına katılımını teşvik etmek için esnek, uzaktan çalışmaların geliştirilmesini çok önemli buluyoruz. Uzun süreli çalışma saatlerine gençlerimiz uyum sağlamakta zorlanıyor. İmalat ve bilişim sektörünün teşvik süresi sona erdi. Bu teşvikin yeniden uygulanmaya alınmasını diliyoruz. Bu tip uygulamalara son verilmesi iş dünyasının ağırlığını azaltacaktır. Sehven yapılan hatalardan dolayı istihdam teşviki azalıyor. Engelli bireylerin tehlikeli iş yerlerinde çalışılmasını ne iş dünyası ne de kendileri istiyor. Ağır iş şartlarında zorunlu yerine alternatif uygulama getirilmesini diliyoruz” dedi.
Yorgancılar’dan ‘gelir vergisi’ açıklaması
Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, konuşmasında asgari ücrette yaşanan artışların, işçilik maliyetlerine doğrudan yansıdığına dikkat çekti. Yorgancılar, “Gelir vergisi dilimlerinin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini de fırsat buldukça dile getiriyoruz. Özellikle, ücretlilere uygulanan gelir vergisi basamaklarının önemli ölçüde açılması gerektiğini düşünüyoruz. Gelir vergisinin birinci basamağı geçmişte brüt asgari ücretin 22 katı iken, mevcut durumda 6 katına geriledi. Uygulanan gelir vergisi oranları işçilik giderlerini yükseltiyor, ancak çalışanlarımızın aldığı net ücreti ise önemli oranda düşürüyor. Bu nedenle, gelir vergisi basamaklarının yeniden düzenlenerek her yıl yeniden değerleme oranında artırılması gerektiği inancındayız” diye konuştu.
Kestelli: “Tarımsal istihdamla ilgili sorunlarımız var”
Tarımsal istihdamla ilgili önemli sorunların olduğuna vurgu yapan İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli ise şu sözlere yer verdi: “Tarım, kayıt dışı istihdamın en yoğun olduğu sektör. Tarımdaki kadın çalışanlarımızla ilgili önemli sorunlar da bulunuyor. Kadın çalışanların toplam çalışanlara oranı inşaat sektöründe yüzde 5, sanayide yüzde 27, hizmetlerde yüzde 36 iken tarımda yüzde 42. Kadın istihdam oranının en yüksek olduğu sektör tarım. Ancak, kadınların çok büyük bir bölümünün sosyal güvenlik sisteminin dışında kalması, ekonomik bağımsızlıklarının olmaması, birçok sosyal sorunu da beraberinde getiriyor. Tüm bu nedenlerle tarımsal işgücü piyasalarının da izlenebilmesine, iyileştirilmesine imkan sağlayacak kurumsal bir düzenlemeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.”
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, bir dizi program için geldiği İzmir’de iş dünyası temsilcileri ile bir araya geldi. Toplantıya ev sahibi İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, iş dünyası ve siyasi parti temsilcileri katıldı. İZTO Meclis Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıda iş dünyasının talepleri Bakan Işıkhan’a iletildi.
Çocukluğunun ve gençliğinin İzmir’de geçtiğini ve bakan olarak burada açıklama yaptığı için gurur duyduğunu dile getiren Bakan Işıkhan, “Yaptığınız işler ve ürettiğiniz katma değerden dolayı iş insanlarına teşekkür ediyorum. Sadece bakan olarak değil aynı zamanda 20 yıl boyunca hayatımın en güzel zamanlarını geçirmiş bu sokaklarda koşturmuş ve İzmir aşığı biri olarak ayrı bir onur duyuyorum. Bakanlık olarak ülkemizin dört bir yanında bir araya geliyoruz. Çalışma hayatımızı masaya yatırarak değerlendiriyoruz. ‘Daha iyi ve daha fazla ne yapabiliriz’in cevabını arıyoruz. Sosyal diyaloga inanıyoruz ve tüm paydaşlarımıza değer veriyoruz” diye konuştu.
“114 bin işçiyi iş sahibi yaptık”
İŞKUR başvuruları ve işe alımları hakkında bilgi veren Bakan Işıkhan, “Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde ‘yaptık, şimdi daha iyisini yapmak’ için çalışıyoruz. Ülkemizin her bir noktasına hizmetlerimizi götürmeye devam ediyoruz. Derdi olan derman arar. Bizim derdimiz çalışmak. Güzel İzmir’imizin hizmetindeyiz. İşe yerleştirme, aktif iş gücü programları, kısa çalışma ödeneği gibi birçok kalemde İzmir’imize hizmet ediyoruz. İş arayan insanlarımıza sunduğumuz danışmanlık ve kurs ile destek veriyoruz. İŞKUR aracılığıyla birçok işçiye iş verdik. İzmir’de iş verenlerde 143 bin talep oldu 2023’te. 114 bin işçiyi, bu kapsamda iş sahibi yaptık” açıklamasında bulundu.
“Gayretlerimiz sürecek”
Hem işçileri hem de işverenleri İŞKUR’a davet eden Işıkhan, “Çalışan işçi talebi var ve iş arayan bir kesim var. İzmir’de ve tüm şehirlerde bu iki kutbu bir araya getirmek için İŞKUR sistemine dahil olmalarına tavsiye ediyorum. İstihdamda ve işgücünde rekorların kırıldığı dönemden geçiyoruz. Hem genelde hem kadınlarda 2002’den bu yana en yüksek katılım ve istihdam oranlarını bekliyoruz. Son 22 yılın en düşük işsizlik oranını da görüyoruz. İstihdamın büyümesini görüyoruz. Çalışma hayatında fırsat ve katılım için gayretlerimiz sürecek” sözlerine yer verdi.
“Yürüttüğünüz başarılı çalışmalar ülke ekonomisine güç veriyor”
İzmir’in ticaret ve kalkınma açısından büyük bir potansiyelinin olduğuna değinen Bakan Işıkhan, “Yürüttüğünüz başarılı çalışmalar ülke ekonomisine güç veriyor. Hükümet olarak iş dünyamız ile ortak hareket etmeye özen gösteriyoruz. İZTO ile de müşterek bir hedefe bir sahibiz. İzmirimizi ticaret ve yatırım açısından çekim merkezi yapmak istiyoruz. Potansiyelini harekete geçirmek zorundayız. İş dünyası ile tam uyumlu bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. İş birliği ile olumsuzluklara rağmen alnımızın akıyla çıktık. Millet olarak sarsılmaz bir yapıya büründüğümüzü gördük” dedi.
Cumhur İttifakı adaylarına övgüler
Bakan Işıkhan, Cumhur İttifakı adaylarının yerel yönetimlerin kalkınma paydaşlarından olduğundan bahsederek, “Bir başka paydaş ise yerel yönetimlerdir. Belediyelerimizin de işbirliği ile çalışma önemlidir. Yerel seçimler bu anlamda önem arz ediyor. Acil ihtiyaçların giderilmesi için vizyoner yerel yönetime ihtiyaç var. Dirençli bir kent olmaya ihtiyacı var. İzmir’imizin temiz ve yeşil bir çevre anlayışına ihtiyacı var. Eşsiz bir pencereden bakan hizmet ve eser belediyeciliğine ihtiyaç var. İzmir’imizin ve ilçelerimizin ihtiyaç duyduğu vizyon Cumhur İttifakı Konak Adayı Ceyda Bölünmez Çankırı’da da vardır, bu vizyon Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hamza Dağ’da da vardır. Milletvekili olarak hizmet ettikleri bu kenti en güzel şekilde temsil ettiler. Şehrimizin sorunları ile hemhal oldular. Ellerini taşın altına koydular. Söz konusu İzmir’in menfaati ise gerisi teferruat diye hizmeti öncelediler” diye konuştu.
“İzmir 40 yıldır aynı”
İzmir’in 40 yıldır aynı olduğunu ve değişmesi gerektiğini vurgulayan Işıkhan, “Görüş ve tutumunuz her zaman iyilikten yana oldu. Değişime ihtiyaç var bu kentte. 40 yıldır İzmir aynı şekilde. Makam kaygısı ile kaybedilecek yıllar yoktur. Şeffaf ve hesap verebilir yerel yönetim, sosyal belediyecilik, yerel ve kırsal kalkınma hamleleri ile bunu yaşayacaktır. Ulaşım, altyapı gibi sorunlara odaklanmış başkan adayları ile zafere ulaşacağımıza inanıyorum. Cumhur İttifakı olarak İzmir vizyonunu anlatmaya ve nasıl hizmet edeceklerini ikna etmeye odaklandılar. 1 Nisan’dan itibaren eşsiz bir beş yılı bekliyoruz. Bir bakan olarak değil bu sokaklarda top koşturmuş, hayatı burada şekillenmiş biri olarak hem Dağ hem de Çankırı başkanlarımıza ve adaylarımıza güveniyorum. Bir yıldız yapacaklarına inanıyorum. Gerçek belediyecilik yolculuğunda başarı ve zafer bekliyorum. Sizler sahanın gözü ve kulağısınız. Gelirini halini hatırını bilenlersiniz. Katma değer oluşturuyorsunuz. Bizler talep ve istekleri geri çevirmedik. İnsan odaklı olduk. Erdoğan liderliğinde sözünü verip yapamadığımız bir şey olmadı. Bu yüzyılı emeğin üretimin yüzyılı yapacağız dedik. Çalışma hayatı başta olmak üzere kronikleşmiş ne kadar sorun varsa çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kimseyi mağdur etmemek için elimizi taşın altına koymaktan çekinmediysek aynı anlayışla devam edeceğiz” sözlerine yer verdi.
Çalışma hayatının haftada 45 saatten 40 saate inmesine yönelik çıkan haberlere değinen Bakan Işıkhan, “Çokça yorum ve haberler çıkıyor çalışma hayatı ile ilgili. Biz istişare kültürüne önem veriyoruz. İş kanununu yeniden ele alalım dedi Erdoğan. Bakanlıklarımız ile toplantılara başladık ve devam ediyor. Biz daima işçi ve işverenlerin kazanılmış haklarını korumayı önceliyoruz. Türkiye Yüzyılı’na yakışır bir iş kanunu yapacağız. Doğrudan bizden bir açıklama gelmediği sürece dikkate almayın. Tüm paydaşların ortak görüşü ile devam edeceğiz. Her zaman yanınızdayım. Hep birlikte el ele verip projelerimizi anlatacağız” açıklamasında bulundu.
Özgener: “İstihdam teşviki azalıyor
Toplantıda konuşma yapan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, sehven yapılan hatalardan dolayı istihdam teşvikinin azaldığına vurgu yaptı. Özgener, “İzmir olarak kardeş oda ve borsalarımız ile kamu ile işbirliğiyle çalışmayı öncelik olarak görüyoruz. Ortak taleplerimiz yanı sıra önemli bir iletişim köprüsü olacağımıza inanıyoruz bu toplantı ile Asgari ücret artışları doğrudan yansıdığı için reel sektörün rekabet gücünü azaltıyor. Buna bağlı olarak ihracatımızın gelişmesinde büyük bir engel oluyor. bundan sonraki süreçlerde asgari ücret düzenlenmesi hedef enflasyona göre olmalı. İşgücü maliyetleri ücretli çalışanı karşılaması zor oluyor. işveren yükünün makul seviyeye gelmesi önem arz ediyor. Kayıt dışının önüne geçmek için kontrol ve denetim sıklaştırılması gerekiyor. Düzenleme ödeme yapanlara mevcut indirim yapılması, bürokratik süreçlerin azaltılmasının da önemli olduğunu düşünüyoruz. Ücretlilere uygulanan gelir vergisi basamakları önemli ölçüde açılmalı. Uygulanan gelir vergisi oranları işçilik gidenlerini yükseltiyor ama çalışanların net ücretlerini azaltıyor. SGK ve vergi borçlarında taksitlendirme isteyince 50 bin TL üzerine teminat isteniyor. 2008 yılından hayatta geçirildi. Bu süreç içerisinde şartlara bakınca en az 500 bin TL olarak güncellenmesini rica ediyoruz. Gider maliyetlerinin yükselmesi haftalık çalışma saatlerinin 40 saate indirilmesi konusunda tedirginlik yaşıyoruz. Bu anlamda rahatlamaya ihtiyacımız var. üretim ve ihracatı arttırmak zorundayız, saatleri indirmek üretimi zorlaştıracaktır. 3 vardiyadan 4 vardiyaya çıkmak giderlerimizi arttıracaktır. Gençlerin iş hayatına katılımını teşvik etmek için esnek, uzaktan çalışmaların geliştirilmesini çok önemli buluyoruz. Uzun süreli çalışma saatlerine gençlerimiz uyum sağlamakta zorlanıyor. İmalat ve bilişim sektörünün teşvik süresi sona erdi. Bu teşvikin yeniden uygulanmaya alınmasını diliyoruz. Bu tip uygulamalara son verilmesi iş dünyasının ağırlığını azaltacaktır. Sehven yapılan hatalardan dolayı istihdam teşviki azalıyor. Engelli bireylerin tehlikeli iş yerlerinde çalışılmasını ne iş dünyası ne de kendileri istiyor. Ağır iş şartlarında zorunlu yerine alternatif uygulama getirilmesini diliyoruz” dedi.
Yorgancılar’dan ‘gelir vergisi’ açıklaması
Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ise, konuşmasında asgari ücrette yaşanan artışların işçilik maliyetlerine doğrudan yansıdığına dikkat çekti. Yorgancılar, “Gelir vergisi dilimlerinin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini de fırsat buldukça dile getiriyoruz. Özellikle, ücretlilere uygulanan gelir vergisi basamaklarının önemli ölçüde açılması gerektiğini düşünüyoruz. Gelir vergisinin birinci basamağı geçmişte brüt asgari ücretin 22 katı iken, mevcut durumda 6 katına geriledi. Uygulanan gelir vergisi oranları işçilik giderlerini yükseltiyor, ancak çalışanlarımızın aldığı net ücreti ise önemli oranda düşürüyor. Bu nedenle, gelir vergisi basamaklarının yeniden düzenlenerek her yıl yeniden değerleme oranında artırılması gerektiği inancındayız” diye konuştu.
Kestelli: “Tarımsal istihdamla ilgili sorunlarımız var”
Tarımsal istihdamla ilgili önemli sorunların olduğuna vurgu yapan İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli de şu sözlere yer verdi:
“Tarım, kayıt dışı istihdamın en yoğun olduğu sektör. Tarımdaki kadın çalışanlarımızla ilgili önemli sorunlar da bulunuyor. Kadın çalışanların toplam çalışanlara oranı inşaat sektöründe yüzde 5, sanayide yüzde 27, hizmetlerde yüzde 36 iken tarımda yüzde 42. Kadın istihdam oranının en yüksek olduğu sektör tarım. Ancak, kadınların çok büyük bir bölümünün sosyal güvenlik sisteminin dışında kalması, ekonomik bağımsızlıklarının olmaması, birçok sosyal sorunu da beraberinde getiriyor. Tüm bu nedenlerle tarımsal işgücü piyasalarının da izlenebilmesine, iyileştirilmesine imkan sağlayacak kurumsal bir düzenlemeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.” – İZMİR
]]>MUĞLA – Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Muğla Ticaret Borsası işbirliği ile Muğla’ya kazandırılan 100. Yıl Gıda Analiz Laboratuvarı açıldı.
Muğla’da tohum, toprak, bitki, sulama suyu ve tarımsal üretim alanında bilimsel çalışmalara büyük önem veren Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin, Gıda Analizi için Muğla Ticaret Borsası ile hayata geçirdiği laboratuvar açıldı. 100. Yıl Gıda Analiz Laboratuvarı adıyla açılan laboratuvar yaklaşık 50 Milyon TL’ye mal olurken üretilen tüm mamul, yarı mamul, hammadde gıda ürünlerinin kalite kriterlerinin belirlenmesi, yenilikçi ürün geliştirmek için Ar-Ge çalışmalarının gerçekleştirilmesi, kalitesi belirlenmiş ürünlerin pazar imkanlarının arttırılmasında önemli rol oynayacak.
Muğla Ticaret Borsası kurucu ve onursal Başkanı Hayati Nizamoğlu, “2003 yılında Ticaret Borsa’mızı kurduk. Biraz sıkıntılı dönemlerden geçtik. Bu muhteşem binanın olduğu yeri aldık. Gıda Analiz laboratuvarı kurmak hayalimizdi. Bugün açılışını yapacağımız laboratuvar bir kamu birlikteliği ile oldu. Katkılarından dolayı Osman başkanımıza teşekkür ediyorum” dedi.
Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş, “Muğla’mız baktığımız zaman tabi ki bir turizm kenti, tarih ve kültür kenti ama en önemlisi ‘de tarım kenti. Son yıllarda özellikle Ticaret Odalarımızın yaptığı başarılı çalışmalar ile tarımsal ürünlerimizin çok ön plana çıktığını hepimiz görmekteyiz. Muğla’ya ait çok güzel ürünlerimiz coğrafi işareti alarak artık sadece Türkiye değil Dünyaya ‘da ihracat ederek elde ettiğimiz ürünlerin hangi noktalarında geldiğini görmek bizleri çok mutlu ediyor. Bugünde 100. Yıl gıda laboratuvarının açılışında sizlerle beraberiz. Daha önce çalışma esnasında Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Ticaret Borsası Başkanımız ile birlikte ben gezme imkanı buldum arkada ‘da görüyoruz Muğla’mızın iki önemli ürünü bal ve zeytin yağı bu laboratuvarlar sayesinde Muğla’mızın balı, Muğla’mızın zeytin yağı Türkiye’de değil Dünya’da en önemli iki tarımsal ürün. Bunların güvenli hale gelmesi hem satışın daha fazla olması hem ‘de fiyatı daha yüksek satılması demektir ve’de özellikle üreticilerimizin ‘de evlere daha büyük ekonomi katkı sağlaması anlamına geliyor. O yüzden bu iş birliği Muğla Büyükşehir Belediyemizle ve Ticaret Borsamızla iş birliği üreticimiz için köylümüz için ülkemizin geleceği için çok önemli” dedi.
Cumhuriyetin 100. Yıl temasına çok uygun bir hizmetin açılışını yaptıklarını vurgulayan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, “Biz burada zeytinyağı tadımcılarını yetiştirdik. Laboratuvar kurduk tadımcı yetiştirdik böyle bir Laboratuvarda Borsa ve Büyükşehir Belediyesi olarak. Sonra hayal edeceksiniz sonra gerçekleştireceksiniz. Sonra dedik ‘ki biz bir Laboratuvar kuralım ve bu Laboratuvarın sonuçları akredite olsun ve bütün dünyada kabul edilen bir değer olsun. Bunun çalışmasına başladık ve beraberce bunun kuruluşuna katkı yaptık. Aşağı yukarı 50 milyon liradan fazla bir yatırım burası ama bu Büyükşehir Belediyesi olarak ve ilçe Belediyesi olarak tarıma verdiğimiz önem ve vizyon ile ilgili 2014’te Büyükşehir olduk ve göreve geldik 2015’te Üniversitede yaprak, toprak ve su Laboratuvarını kurduk ve orada bütün Muğla’nın dört bir yanından toprak tahlilleri ve sonuçlarını aldık dijital olarak toprak haritasını çıkardık” dedi.
100.Yıl Gıda Analiz Laboratuvarı açılışına Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, Büyükşehir Belediye Başkan Adayı ve Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, Vali Yardımcısı Ali Yılmaz, Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş, Menteşe Belediye Başkan Adayı Gonca Köksal, Muğla Ticaret Borsası Başkanı Hurşit Öztürk, Muğla, Fethiye, Bodrum, Milas, Marmaris Ticaret Odası Başkanları, Muğla Ticaret Borsası Onursal Başkanı Hayati Nizamoğlu, meclis üyeleri, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı.
]]>CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, TBMM Genel Kurulu’nda; “FRIT diye bir mali program var göçmenlerle ilgili, oradan alınan tutarlar, bedeller maalesef Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından makam aracı olarak kullanılıyor, 500 adet araç alınmış. Özel kalem kullanıyor, genel müdür kullanıyor, genel müdür yardımcısı kullanıyor, ilgili yerde kullanılmıyor. Sonuç olarak bu, kamu tasarruflarıyla ilgili, kaynakların etkin ve verimli kullanılmasıyla ilgili uygulamayı destekliyoruz; şeffaflığa önem veriyoruz; yolsuzlukla mücadeleye, liyakate önem veriyoruz. Bunların ortadan kaldırılması lazım ve süratle komisyon kurulması gerektiğini ifade ediyorum” dedi.
CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, TBMM Genel Kurulu’nda Saadet Partisi’nin kamuda israfın ortadan kaldırılmasıyla ilgili araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak bugün görüşülmesine ilişkin grup önerisi üzerine üzerine söz aldı. Akay, şunları söyledi:
“UYGULAMADA TASARRUF TEDBİRLERİNİN UYGULANMADIĞINI GÖRÜYORUZ”
“Gerçekten, tasarruf tedbirleri çok önemli. Bu konuyla ilgili 2023 Temmuz’unda Hazine ve Maliye Bakanımız Şimşek’in bir genelgesi yayınlandı, tasarruf tedbirleriyle ilgili. Gerçi geçmişte kendisi özellikle araç alımlarıyla ilgili harcamaların bütçe içerisinde çok küçük bir tutar ifade ettiğini, önemli olmadığını söylemişti ama bu dönemdeki Bakanlığı döneminde bunun önemli olduğunu da ifade etti. Fakat uygulandı mı, uygulamaya geçildi mi? Buna baktığımız zaman uygulamada tasarruf tedbirlerinin uygulanmadığını görüyoruz.
“BEYAZ ARAÇLAR GRİYE BOYANDI, TOPLAM 11,5 MİLYONLUK KAMU ZARARI VAR”
Birkaç örnek vereceğim size neden olduğuyla ilgili, kamu bankalarıyla ilgili olarak. Mesela, Ziraat Bankası başta olmak üzere kamu bankalarının büyük bölümü geçmiş dönemde, hemen yakın dönemde çok ciddi araç alımları yaptılar, son derece lüks araç alımları yaptılar ve özellikle de bu Bankanın eski genel müdürünün oğlunun da ilişkide olduğu şirketler üstünden bu alımları yaptılar. Buradaki haksız kazançlarla ilgili biz bakanlığa da sorumuzu sorduk, cevabı bekliyoruz. Burada hem kamu zarara uğratılmış oldu hem gereksiz harcamalar yapılmış oldu. Orman Genel Müdürlüğü’nün araç alımları var biliyorsunuz arazi araç alımları var, 177 tane araç aldı ve bu araçlarla ilgili olarak da 11,5 milyon TL haksız bir ödeme yapıldı. O araçlar beyaz alındı, bunu da gösteriyorum, Orman Genel Müdürlüğü’nün beyaz araç alımı. Fakat kurumsal rengi beyaz olmadığı için, gri olduğu için bu araçlar arkada gördüğünüz şekliyle gri renge boyandı; her biri 65 bin TL ve toplam 11,5 milyonluk bir kamu zararı var. Bu araçlar, buradan gruplar halinde bu otomobil şirketinin bölge müdürlüğüne yani Bursa’ya onarlı gruplar halinde tırlarla gönderildi. Ayrıca, ekstra bir sürü mazot harcaması da yapılmak zorunda kalındı.
“FRIT PROGRAMINDAN ALINAN TUTARLAR AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI TARAFINDAN MAKAM ARACI OLARAK KULLANILIYOR, 500 ARAÇ ALINMIŞ”
Sağlık harcamalarıyla ilgili de hakikaten tasarruf tedbirlerine uyulmuyor. Hadrianapolis Antik Kenti’mizin de bulunduğu Eskipazar ilçesinde bir devlet hastanesi yapıldı 12 milyona fakat hastane kaydı, zemin etütleri yapılmamış, harcanan para boşa gitti, kamu israfı oluştu. Bununla ilgili de kamu zararıyla ilgili de müsebbiplerden bir şey sorulmadı. FRIT (AB’nin Türkiye’deki Mülteciler İçin Mali Yardım Programı) diye bir mali program var göçmenlerle ilgili, oradan alınan tutarlar, bedeller maalesef Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından makam aracı olarak kullanılıyor, 500 adet araç alınmış. Özel kalem kullanıyor, genel müdür kullanıyor, genel müdür yardımcısı kullanıyor, ilgili yerde kullanılmıyor. Sonuç olarak, bu, kamu tasarruflarıyla ilgili, kaynakların etkin ve verimli kullanılmasıyla ilgili uygulamayı destekliyoruz; şeffaflığa önem veriyoruz; yolsuzlukla mücadeleye, liyakate önem veriyoruz. Bunların ortadan kaldırılması lazım ve süratle komisyon kurulması gerektiğini ifade ediyorum.”
]]>
ÇBK Genel Koordinatörü Ünlü, kulüp asbaşkanı Ali Adalıoğlu ile Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Soner Serttaş, kulüp tesislerinde basın mensuplarıyla bir araya geldi. Tesis hakkında gazetecilere bilgi veren Ünlü, Mersin ile iç içe olmak istediklerini ve halkın takıma sahip çıkmasını istedi. Takımın tamamen Mersin’e ait olduğunu belirten Ünlü, “Biz Mersin’in takımı olmak istiyoruz. İsmimizin Mersin olmasının tek sebebi bu. Turuncu rengimizi turunçgil ve güneşten, koyu lacivert rengimizi deniz ve gökyüzünden, beyazı da kadın ve saflığı simgelemesi için logomuza koyduk. Ayrıca insanların gözünde Mersin’i anlatan bir logo olması için nesli tükenmekte olan Mersin vaşağını da logomuza koyduk. Her şeyi Mersin olan bir takıma Mersin halkının sahip çıkmasını istiyoruz” diye konuştu.
“Altyapıya önem veriyoruz”
Ünlü, altyapıya da önem verdiklerini ifade etti. Bu kapsamda Mersin’in tüm ilçeleri dahil köylerine kadar tarama yaptıklarını belirten Ünlü, şöyle devam etti: “Dezavantajlı ve yetenekli olup buralara ulaşamayacak her kız çocuğunu bulup kulübümüze dahil ediyoruz. Her ilde kontakta olduğumuz bir antrenörümüz var. Şu an altyapımızda 25’e yakın Türkiye’nin değişik şehirlerinden gelmiş A Milli Takım kadrosuna girebilecek çocuğumuz var. A takımda olan ablalarının kaldığı evlerde kalıyorlar, yemekleri buradan temin ediliyor. Bu çocukları, birçoğunun ailesinin gönderemeyeceği kolejlerde okutuyoruz. ÇBK Gelişim Takımımız TKBL’de mücadele ediyor. Bu takımı kurmamızın tek sebebi, oyuncularımızın müsabaka tecrübesi kazanması ve A takıma hazır hale gelmesidir.”
Altyapı antrenörlerinin tamamının milli takım tecrübesine sahip olduğun vurgulayan Ünlü, “Ülkemizde genelde başka meslek yapan insanlar veya öğretmenler altyapıya getirilir. Bu ek iş olarak görülür. Ama bizim altyapı ekibimizin tamamı A milli takımda koçluk yapabilecek seviyededir. Biz bu coğrafyaya sporcu ve antrenör de yetiştiriyoruz. Ama bunu duyuramıyorsak, coğrafya insanına iletemiyorsak bir anlamı olmuyor” şeklinde konuştu.
“Kadromuza yeni oyuncular dahil ettik”
Ünlü, Ukraynalı Alina Iagupova’nın takımdan ayrılmasın ardından uzun arayışlar sonrası kadrolarına yeni oyuncular dahil ettiklerini söyledi. Takımı Alina’nın etrafında kurduklarını, ancak bu oyuncunun ailevi sebepler öne sürerek ayrıldığını dile getiren Ünlü, şunları kaydetti: “Bu dönemde üst seviye oyuncular sözleşme altında olduğu için transfer yapma imkanımızda yoktu. Biz de ince eleyip, sık dokuyarak Amerika’nın en önemli oyuncularından biri olan Kahleah Copper ile anlaştık. Ayrıca geçen yıldan beri tüm Eurolig takımlarının listesinde olan, İspanya takımlarının da listesinde yer alan Maria Araujo’yı aldık. Uzun vadeli anlaşmak istediğimiz bir oyuncuydu ama sakatlanmıştı. Tedavi sürecini takip ettik ve geçen hafta sözleşme imzaladık. Maç eksiğini kapatıyor ve her maç üzerine koyarak oynuyor. Polonya’nın BC Polkowice takımının en önemli devşirme oyuncusu Stephanie Mavunga’yı da transfer ettik. İki gün önce bize katıldı. Eurolig maçlarında artık o da bizimle olacak. Taahhüt ettiğimiz gibi Türkiye ve Avrupa’da aday olan herkes kadar biz de iddialıyız. Bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan Mersin taraftarına ve bu şehre şampiyonluk kupasını getireceğimizin sözünü veriyoruz.”
“7 yılda gelinen nokta ortada”
Asbaşkanı Ali Adalıoğlu da 2016-2017 sezonunda faaliyet göstermeye başlayan kulübün kısa sürede Mersin’in önemli markalarından biri haline geldiğini söyledi. Bunda da kulübe büyük emek harcayan ve büyük para yatıran başkan Serdar Çevirgen’in payınını büyük olduğunu dile getiren Adalıoğlu, şöyle konuştu: “Sporda en önemli şey hepimizin bildiği gibi alt yapı ve tesistir. Tesis ve altyapı yoksa kalıcı olamazsınız. Bunun bilincinde olarak ÇBK da öncelikle böyle bir tesis yaptı. Altyapı dediğimiz zaman şu anda sanırım Türkiye’nin en iyi basketbol altyapısından birisine sahibiz. 7 yılda gelinen nokta ortada. Eurocap, Euro Lig ve her sene de Türkiye Kadınlar Süper Lig’de final oynuyoruz. Bu başarıyı yakalamak kolay değil. Zaman zaman eleştiri alıyoruz. Ben inanıyorum ki sizin de katkınızla yavaş yavaş Mersin kenti ÇBK’ya sahip çıkmaya başladı. En son Polonya maçında 6 bin seyirci vardı. Kadın basketbolunda 6 bine yakın seyirciyi salona doldurmak önemli bir başarıdır. ÇBK bu başarıyı yakalamıştır.”
Basın Halkla İlişkiler Sorumlusu Soner Serttaş ise ÇBK’nın kent için önemli olduğunu vurgulayarak, şehrin dinamiklerinden destek beklediklerini kaydetti. – MERSİN
]]>Dünya Su Konseyi 86. Guvernörler Toplantısı, Tarım ve Orman Bakanlığı ev sahipliğinde, Bakan İbrahim Yumaklı, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon ve çeşitli ülkelerden temsilcilerin katılımıyla yapıldı.
Yumaklı, buradaki konuşmasında, insanlığın siyasi zorluklar ve insani krizler, iklim değişikliği, su kıtlığı, gıda krizleri, artan enerji ihtiyacı, çevre kirliliği ve salgın hastalıklar yaşadığına işaret etti.
Geçen yıl şubat ayında Türkiye’de büyük bir deprem felaketi yaşandığını anımsatan Yumaklı, “14 milyon nüfusun yaşadığı 11 şehrimiz bundan etkilendi. Bu tahribatları hızlıca onararak, halkımızın en kısa sürede temiz suya erişimini sağladık. Bu gibi doğal afetler de dahil olmak üzere ortak refahımızı tehdit eden pek çok zorlukla karşı karşıyayız. Bu tür zorluklar ve felaketler bizlere, afetleri önlemek ve acil durumlara hazırlıklı olmak için hem ulusal hem de uluslararası yüksek düzeyde koordinasyon ve işbirliği sağlanmasının önemini hatırlatıyor.” dedi.
“Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması için önemli yatırımlar yapıyoruz”
Bakan Yumaklı, Türkiye olarak, ülkede ve dünyada herkesin temiz suya erişiminin sağlanması için her zamankinden daha kararlı yol aldıklarını ifade etti.
Suyun tüm dünyada farklı platformlarda sıklıkla ele alınan, öncelikli bir konu haline geldiğini belirten Yumaklı, Konseyin faaliyetlerini her zaman yakından takip ettiklerini ve bu faaliyetlere aktif katkı sağladıklarını söyledi.
Türkiye’de küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerinin günden güne daha çok hissedilmeye başlandığını dile getiren Yumaklı, şöyle devam etti:
“Ülkemiz, Akdeniz Havzası’nda yer alması nedeniyle küresel iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler içinde yer alıyor. Ayrıca, kişi başına düşen 1313 metreküp kullanılabilir su miktarıyla su stresi altında bir ülkeyiz. Bu nedenle şunun bilincindeyiz; Türkiye su zengini bir ülke değildir. Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması için önemli yatırımlar yapıyoruz.
21 yılda bugünün fiyatlarıyla 2,4 milyar lira, yani 80 milyar dolar kaynak aktararak 10 binden fazla projeye imza attık. İçme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamak için içme suyu tesisleri ve özellikle son dönemde iklim değişikliğinin diğer etkisi olan taşkınlardan korunmak için taşkın tesisleri ve atık su arıtma tesisleri kurmuş olduk. Ayrıca yer altı barajları inşa etmekle ilgili çalışmalarımız devam ediyor.”
“Su Verimliliği Seferberliği’ni başlattık”
Bakan Yumaklı, çiftçilerin sulama sularını verimli kullanmaları için bireysel basınçlı sulama sistemlerini koruma durumunda maliyetin yarısını karşıladıklarına dikkati çekerek, “Eğer bu yatırımları yapmazsak 2030 yılına kadar su sıkıntısı yaşayan ülkeler arasında yer alma tehdidiyle karşı karşıya kalacağız.” diye konuştu.
Yumaklı, bu tehditle mücadele etmek için somut adımlar atılmasının son derece önemli olduğunu, su kaynaklarını iyi yönetmenin geçmiştekinden daha önemli hale geldiğini vurguladı.
Türkiye’nin, suyun hakça, makul, etkin kullanılması ve korunması konusunda üzerine düşen küresel ve bölgesel sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğini söyleyen Yumaklı, son çeyrek asırda su kaynaklarını daha iyi yönetmek için yasal reformlar ve altyapı yatırımları yaptıklarını dile getirdi.
Yumaklı, bu kapsamda Su Verimliliği Seferberliği’ni başlattıklarına dikkati çekerek şunları ifade etti:
“Bu seferberlikte 4 temel amaç belirledik. Birincisi, su kayıplarının azaltılması için yağmur suyu hasadı, gri su kullanımı, arıtılmış atık suların yeniden kullanımı gibi yöntemlerle alternatif su kaynaklarının kullanımı. İkincisi, tarımda, sanayide, bireysel su kullanımlarında verimli teknolojilerin kullanımı ve bilinçli üretimin yaygınlaştırılması. Üçüncüsü, bireysel su kullanım alışkanlıklarının iyileştirilmesi ki bunların içine toplumun her kesiminden insanların katılımını sağlamak amacıyla okullarımızı dahil ederek devam ettik. Dördüncüsü, ‘Suyumuza Sahip Çıkalım’ temasıyla her bir paydaşımızı ve bütün su kullanıcılarını, çalıştaylar, eğitimler, farkındalığı artırıcı yayınlar gibi etkinliklerle bu konunun farkında olmaya davet ediyoruz.”
“Türkiye, dünyada milli gelirine oranla en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında”
Bakan Yumaklı, ülkedeki ölçümler veya istatistiklere göre, tarım kesiminin suyun yüzde 77’sini kullandığını belirterek, Tarım Kanunu’nda değişikliğe giderek tarımsal üretim planlamasını suyu merkeze alarak yapma konusunu milli bir pozisyon haline getirdiklerini söyledi.
Türkiye’nin, suyun ülkeleri ve insanları ayırdığına değil birleştirdiğine inandığını dile getiren Yumaklı, “Bu anlayışla, su alanındaki çalışmalarımızı sınırlarımız ötesinde de sürdürüyoruz. Su sorunları ve krizler karşısında ortak bir sorumluluğu paylaştığımızın ve beraber harekete geçmemiz gerektiğinin altını bir kez daha çizmek isterim. Türkiye, dünyada milli gelirine oranla en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında geliyor. Bu yardımlar içinde su alanında gerçekleştirilen yardım faaliyetleri de var.” dedi.
Yumaklı, küresel olarak 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşılması hedefiyle Afrika ülkeleri başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerindeki çok sayıda ülkeye su sektöründe eğitim, mali ve teknik yardım sağladıklarını vurguladı.
“Komşularımızla suyun hakça, makul ve etkin kullanılmasına büyük önem veriyoruz”
Bakan Yumaklı, suyun sınırları aştığına işaret ederek, Türkiye’nin 5 sınır aşan nehir havzasına sahip olduğunu ve bu havzadaki su kaynaklarının ülkedeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğunu söyledi.
Yumaklı, “Hem yukarı hem de aşağı kıyıdaş ülke konumundaki bir ülke olarak komşularımızla suyun hakça, makul ve etkin kullanılması esasıyla diyaloğumuzu ve işbirliğimizi sürdürmeye büyük önem veriyoruz. Sınır aşan sular alanında işbirliği, her bir nehir havzası için bilimsel gerçekler, havzanın kendine özgü özellikleri ve ihtiyaçlar dikkate alınarak kıyıdaş ülkeler arasında özel çözümler üretilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir.” diye konuştu.
Sınır aşan su kaynaklarının tüm havza ülkeleri tarafından adil kullanımının büyük önem taşıdığını belirten Yumaklı, sınır aşan havzalardaki su kaynaklarının korunması ve kullanılması için karşılıklı fayda esasına dayanılarak bilgi, deneyim ve teknoloji transferiyle işbirliği yapıldığını ve ortak teknik projeler geliştirildiğini kaydetti.
Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon da Türkiye’yi ve İstanbul’u çok sevdiklerini dile getirerek, burada olmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Konuşmaların ardından Yumaklı ile Fauchon tarafından işbirliği mutabakat zaptı imzalandı.
]]>Ali Topçuoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen “Sanayicilerle Meslek Liselilerin Buluşması” programına Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Vali Yardımcısı Murat Akyüz, Şehitkamil Kaymakamı Ömer Hilmi Yamlı, GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürü Yasin Tepe, Şehitkamil İlçe Milli Eğitim Müdürü Zeki Yağcı, GSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Başar Küçükparmak, Yönetim Kurulu Üyeleri Hakan Aslansoy, Melike Yüksel, GSO Genel Sekreteri Yusuf İzzettin İymen, Ali Topçuoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Zeki Yapıcı, okul idarecileri, öğrenciler ile veliler katıldı.
Bundan sonraki süreçte düzenli olarak gerçekleştirilecek “Sanayicilerle Meslek Liselilerin Buluşması” toplantıları ile meslek liselerine hak ettiği önem ve değerin verilmesinin sağlanması, kurumların yürütmüş olduğu çalışmaları sinerjiye dönüştürerek farkındalık oluşturulması ve buradan çıkacak sonuçlarla gelişim sürecine katkıda bulunulması hedefleniyor.
GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi’nin moderatörlüğünde düzenlenen oturumda konuşan Gaziantep Valisi Kemal Çeber, hem ülkemizin hem de Gaziantep’in meslek lisesi mezunlarına ve meslek sahibi gençlere çok ihtiyacı olduğunu söyledi.
“Ülkemizin de buna çok ihtiyacı var”
Üzerinde en çok çalıştıkları konuların arasında meslek liseleri olduğunu ifade eden Çeber, “Meslek liseleri konusunda nitelik olarak, içerik olarak daha yukarılara çıkmayı istiyoruz. Ülkemizin de buna çok ihtiyacı var. Bu noktada bizler de elimizden geleni yapacağız. Ben de bir meslek lisesi mezunuyum. Ticaret meslek lisesini bitirdim. Bundan da gurur duyuyorum. Bizler meslek liselerinin öneminin farkındayız. Bazı meslekler daha ön plandadır ama her mesleğin de kendine göre avantajlı tarafları vardır. Hem ülke olarak hem de Gaziantep olarak meslek liselerine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Meslek liseleri öğrencilerimizin doğru yönde olduklarına ve doğru işi yaptıklarına inanıyorum. Bu kendilerine de ülkemize de önemli katkılar sağlayacaktır. Meslek liselerimizin sayılarının daha da artması lazım. Bu yönde de Gazi şehrimizde birtakım projelerimiz olacak. Çünkü esnafımız da sanayicilerimiz de özellikle nitelikli eleman bulma konusunda sıkıntılar yaşıyor. Bu sorunları hep beraber aşacağız. Bu güzel ve önemli organizasyon için Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürlüğümüze, Gaziantep Sanayi Odamıza, Ali Topçuoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi idarecilerine, kıymetli öğrencilerimize ve velilerimize teşekkür ediyorum” dedi.
“Meslek lisesi meselesi bizler için memleket meselesidir”
Meslek liselerinde okuyan gençlerin kolunda altın bilezik olduğunu, meslek liselerinin gençlere önemli fırsatlar sunduğu ve sanayi için de büyük değer taşıdığını ifade eden GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu da yaptığı konuşmasında, “Meslek lisesi meselesi bizler için memleket meselesidir. Sanayiciler olarak üretimdeki sürdürülebilirlik için en önemli alanlardan birinin nitelikli eleman olduğunun farkındayız. Bu noktada da meslek liseleri çok büyük önem taşımaktadır. Örneğin Gaziantep’in savunma sanayisinde daha yukarılara çıkması için mücadele veriyoruz. Bu noktada firmalarımızın ve bizlerin nitelikli ve yetişmiş elemana ihtiyacı bulunuyor. Meslek liselerindeki gençlerimizde çok büyük cevherler var. Bunu çok iyi değerlendirmek zorundayız.”
“Ne yaparsanız yapın sevgiyle, aşkla yapın” diyen Konukoğlu, gençlere hitaben “En iyisini yapmaya çalışın. Meslek liselerinde okuyan gençlerimizin doğru yolda olduklarının altını çiziyorum. Meslek lisesinin kıymetli öğrencileri ve velilerimiz ile bir araya geldiğimiz bu toplantının hayırlı olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.
Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürü Yasin Tepe, toplantıdaki konuşmasında, Gaziantep’in sanayi ve ihracatı ile ülkemizin ve bölgenin en önemli merkezilerinden birisi olduğunu, bu noktada sanayinin nitelikli eleman ihtiyacının çözüm isteyen konular arasında yer aldığını kaydetti.
“Bizler meslek liselerini çok önemsiyoruz”
Gaziantep ve bölgedeki gençlerin depremi yaşadıkları gibi depremzede vatandaşların yardımına koştuğunu, ellerinden geleni yapmaya çalıştıklarını ifade eden Tepe, “Bizler meslek liselerini çok önemsiyoruz. Çünkü içinde bulunduğumuz zaman, üretenlerin büyüdüğü, üretenlerin kazandığı bir zamandır. Üretim ile birlikte nitelik de çok önemlidir. Bu noktada da meslek liselerimizde okuyan gençlerimiz en önlerde yer alıyor. Hem gençlerimizin istihdam edilebilirliği hem de sanayimizin nitelikli personel sorununa çözüm sağlamak için bizler de elimizden ne geliyorsa yapmaya hazırız. İş birlikleri için Gaziantep Sanayi Odası Meclis Başkanı Sayın Adil Sani Konukoğlu ve Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Adnan Ünverdi’nin nezdinde tüm GSO ailesine, Ali Topçuoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi idarecilerimize, velilerimize ve öğrencilerimize teşekkür ediyorum” dedi.
GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi de uzun yıllar boyunca meslek lisesi ve mesleki eğitim konusunun geri palanda kaldığını ve bu sebeple sanayicilerin yetişmiş eleman bulma noktasında zorluklar yaşadığını, aynı şekilde gençlerin de meslek edinmekte ve iş bulmakta güçlük çektiğini söyledi.
“Gençlerimiz harcanırken bunu katma değere dönüştüremedik”
“Geçmişte meslek liseleri puanla girilen ve en çok tercih edilen okullardı. O dönem tanınan, bilinen çok sayıda insan meslek lisesinden mezun olmuştur” diyen Ünverdi, şunları kaydetti:
“Meslek liselerindeki eğitimin günün şartlarına uygun hale getirilmesi ve mezuniyet sonrası şartların cazip hale getirilmesi konusu büyük önem taşıyor. Maalesef en hafif tabirle talihsizlik olarak ifade edebileceğimiz bir dönemeçte meslek liseleri dezavantajlı hale geldi ve kaybeden ülkemiz oldu. Bir nesli yeteneklerine, kabiliyetlerini boş yere harcadık. Gençlerimiz harcanırken bunu katma değere dönüştüremedik. Bundan birkaç yıl önce “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” mottosuyla yeniden eski değerine kavuşması için Milli Eğitim Bakanlığımız tarafından çok önemli adımlar atıldı, meslek lisesini tercih eden öğrencilere burs imkanı ve çeşitli avantajlar sağlandı. Bu önemli çalışmaların sürdürülebilirliği için bizler de elimizden gelenin fazlasını yapmaya hazırız.”
Meslek liselerinde yeşil dönüşüm, dijitalleşme, yapay zeka, yalın üretim ve verimlilik konularının müfredata alınması ve ders olarak okutulması gerektiğini ifade eden Ünverdi, “Meslek lisesinden altın bilezikle mezun olan gençlerimizin emin olun önü çok açık. Lise bittiğinde yapabilecekleri bir meslekleri var. Ben hepsiyle gurur duyuyorum. Ticaret Meslek Lisesi, Sağlık Meslek Lisesi, Turizm Meslek Lisesi, Anadolu meslek Lisesi gibi genç yaşta gençlerimizin yeteneklerini belirlemek ve mesleğe yönelmelerini sağlamak, emin olun hem ülkemizi hem gençlerimizi geleceğe taşıyacaktır. Programımıza katılan ve destek veren Gaziantep Valimiz Sayın Kemal Çeber’e, İl Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Yasin Tepe’ye, Meclis Başkanımız Sayın Adil San Konukoğlu’na, öğrencilerimizi geleceğe hazırlayan öğretmenlerimize, velilerimize ve tüm katılımcılarımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu.
Mehmet Rüştü Uzel Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi mezunu, Flaş Makine San. ve Tic. A.Ş.’de makina bakım ve onarım bölümünde çalışan Ekber Bener, meslek edinme noktasında izlediği yol ve mesleğinin kendisine kattığı avantajları, meslek lisesi öğrencilerine anlattı.
“Sanayicilerle Meslek Liselilerin Buluşması” programı, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. – GAZİANTEP
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin, “Birinci önceliğimiz 9 işçi kardeşimize ulaşmak ve onları kurtarabilmek. Yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Burası halen çalışan bir yapı. Yani belli alanlarda heyelan tehlikesi devam ediyor. Çok büyük bir toprak kütlesinden bahsediyoruz. Yaklaşık 10 milyon metreküplük bir toprak kütlesi. Bunu elimizde bir imkan olsa ve bugün kaldırmaya kalksak en az 400 bin kamyona ihtiyacımız var. Böyle bir büyüklükle karşı karşıyayız” açıklamasını yaptı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ile birlikte Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin bölgede basın açıklaması yaptı. Bayraktar, şunları söyledi:
“10 MİLYON METREKÜPLÜK BİR TOPRAK KÜTLESİ. BUNU ELİMİZDE BİR İMKAN OLSA VE BUGÜN KALDIRMAYA KALKSAK EN AZ 400 BİN KAMYONA İHTİYACIMIZ VAR”
“Birinci önceliğimiz 9 işçi kardeşimize ulaşmak ve onları kurtarabilmek. Yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Burası halen çalışan bir yapı. Yani belli alanlarda heyelan tehlikesi devam ediyor. Bir kurtarma faaliyeti yaparken burada diğer arkadaşlarımızın zarar görmesini asla istemeyiz. Hiçbirimiz istemez. Çok dikkatli bir şekilde arama faaliyeti yürütüyoruz. Bu maalesef zaman alıyor. Çok büyük bir toprak kütlesinden bahsediyoruz. Yaklaşık 10 milyon metreküplük bir toprak kütlesi. Bunu elimizde bir imkan olsa ve bugün kaldırmaya kalksak en az 400 bin kamyona ihtiyacımız var. Böyle bir büyüklükle karşı karşıyayız.
“BÜTÜN PLANLAMALARIMIZ, HALK SAĞLIĞINA, ÇEVREYE, BURADAKİ FIRAT HAVZASINA ZARAR VERMEYECEK ŞEKİLDE”
İşçi kardeşlerimizin konteyner bir aracın içerisinde olduklarını öngörüyorduk. O yönde aramalarımızı yoğunlaştırmış durumdayız. Elimizdeki tüm teknik imkanları kullanarak bu faaliyeti yürütmeye gayret ediyoruz. Dün İçişleri Bakanımızla beraber aileleri ziyaret ettik. Onları bilgilendirdik. Çok stresli ve zor bir bekleyiş. Bütün planlamalarımız, halk sağlığına, çevreye, buradaki Fırat havzasına zarar vermeyecek şekilde aldık, alıyoruz. Bunları belli kademelerde gerçekleştireceğiz. Üniversitelerden, çok farklı disiplinlerden hocalarımız burada. Onlarla da görüş alışverişinde bulunuyoruz. Öncelikle, arama kurtarma faaliyetlerinde netice almak istiyoruz.
“KİMLERİN SORUMLULUĞU VARSA YARGI ÖNÜNE ÇIKMASINI VE HESAP VERMESİNİ DE TEMİN EDECEĞİZ”
Ondan sonraki aşama, bu maden özelinde ciddi bir rehabilitasyon süreci. İşin hukuki boyutu, onun ötesinde bu işin kök sebepleri, bizi buraya getiren ne olduğuyla alakalı da araştırmalarımız, bakanlığımız bünyesindeki müfettişlerimiz çalışmalarını burada sürdürüyorlar. Bunların tekrar etmemesi için, burada yapılanın nerede eksik veya yanlış yapıldığını ortaya çıkaracağız. Kimlerin sorumluluğu varsa yargı önüne çıkmasını ve hesap vermesini de temin edeceğiz. Milletimizin hiçbir endişesi olmasın.
“İŞLETMECİ ŞİRKETİN YÖNETİM DÜZEYİNDE BİR ZAFİYET İÇERİSİNDE OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ. YABANCI ŞİRKETİN TEMSİLCİLERİ BURADA DEĞİLLER”
Buradaki işletmeci şirketin yönetim düzeyinde bir zafiyet içerisinde olduğunu görüyoruz. Çünkü hala söz konusu yabancı şirketin temsilcileri burada değiller. Bu işin beraberinde bakmamız gereken bir konudur. Bu konuya da arama kurtarma sürecini bitirdikten sonra yoğun bir şekilde bakacağız.”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, şöyle konuştu:
“Devletin tüm kamu kurumları, AFAD başta olmak üzere tüm yetkilileri burada. Bizim öncelikli hedefimiz madencilerimize ulaşmak. Madenci kardeşlerimizin aileleri ve yakınlarının yanında olmak için geldim. Odaklanmamız gereken en önemli konu göçük altında kalan kardeşlerimize bir an önce ulaşmak.”
Bayraktar, “ÇED raporundan sonra kapasite artırım kararını kim veriyor” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“GEREKLİ İZİNLER İLGİLİ TÜM KURUMLARDAN ALINMIŞ GÖZÜKÜYOR”
“Bu tesisin izinleriyle alakalı sürecinde herhangi bir sıkıntı yok. Gerekli izinler ilgili tüm kurumlardan alınmış gözüküyor. Ama işletmecilik anlamında bunun uygulama noktasındaki konuları kurumlarımız soruşturuyor. Bunların neticelerini en kısa zamanda alıp kamuoyuyla paylaşacağız. Hiçbir şeyin burada üstünün örtülmeyeceğini çok net ifade edebilirim. Türkiye’de madenciliğin ülkemiz için hayati öneme haiz bir konu olduğunu söyledim. Bizim için madenden önce, ‘Önce insan, sonra çevre, katma değerli madencilik yapacağız’ dedik. Yerli-yabancı yatırıma açık olduğumuzu ifade ettik. Ama burada herkesin aynı sorumlulukta davranması önem arz ediyor. İzin süreçleri, ilgili kurumlarımız tarafından takip edilerek verilmiştir. İşletmecilik noktasında da neler olduğuna bakıyoruz. Resmi ve hukuki süreçlerin tamamlanması daha doğru olur. Hem sudan hem topraktan aldığımız numunelerle alakalı şu an endişe edilecek bir süreç söz konusu değildir. Periyodik olarak numune alıp ölçümlerini yapıyoruz.”
Bayraktar, “Hukuki bir süreç işliyor. 7 hatta son bir bilgi geldi. Bir sorumlu yönetici arkadaş daha gözaltına alındı. Bizim yaptığımız soruşturma süreci devam ediyor. Tüm sorumlular, her ne kademede olursa olsun kamuoyuyla paylaşılacak. Yargı gereğini yapacak” diye konuştu.
]]>
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, gönül belediyeciliği ve sosyal belediyecilik kapsamında gençlere önem veren çalışmalarını sürdürürken, gençlerle bir araya gelmeye devam ediyor. Bu kapsamda, ilk olarak TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm ve Milletvekili Ayşe Böhürler ile Kayseri Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Kayseri Mesleki Eğitim ve Kültür A.Ş. (KAYMEK) tarafından işletilen Talas Gençlik Merkezi’nde gençlerle buluştu. Gençlerle keyifli bir sohbet gerçekleştiren Akar, tecrübe, bilgi ve görüşlerini paylaşırken, öğrencilere kariyerlerinde yardımcı olacak nasihatlerde bulundu. TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Akar, bu imkanın öğrencilere sunulmasından ve eğitime verdiği destekten dolayı Başkan Büyükkılıç’a da teşekkürlerini iletti. Büyükkılıç da “Pırıl pırıl yavrularımıza misafir olarak, tecrübelerimizi paylaştık. Gençlerimizi çağın donanımlarına uygun yetiştirmek ve ülkemiz için faydalı bireyler olmalarını sağlamak için sadece ailelere değil hepimize çok önemli görevler düşüyor. Bu amaçla da Talas Gençlik Merkezi’ndeki yavrularımıza eğitimler veriyor ve onları yarınlara hazırlıyoruz” diye konuştu.
ERCİYES’TE GENÇLERDEN COŞKULU KARŞILAMA
Daha sonra Başkan Büyükkılıç, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm ve Milletvekili Ayşe Böhürler ile birlikte AK Parti Gençlik Kolları’nın gençleriyle Erciyes’te bir araya geldi.
Akar, Büyükkılıç, Üzüm ve Böhürler, Erciyes’te gençler tarafından ‘Kayseri sizinle gurur duyuyor’ sloganları ve meşalelerle karşılandı.
TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, gençlerle bilgi, birikim ve tecrübelerini paylaşarak, eğitimin ve okumanın önemine vurgu yaptı ve çok çalışmaları gerektiğini anlattı.
Başkan Büyükkılıç ise gençlerin sevgi ve ilgisine teşekkür ederek, “Biz sizleri seviyoruz. Erciyes Kayak Merkezi’ndeyiz. Erciyes, bizim turizm düşüncesinde bundan sonraki süreçte dört mevsim amiral gemimiz olarak bizim en önemli kayak merkezimizdir” dedi.
Erciyes’i turizmin amiral gemisi olarak nitelendiren Büyükkılıç, şunları söyledi:
“Havalimanı Terminal binamızı da gezdik, oraya inen turistlerimizin, kayak sevdalılarının rahatlıkla 25 dakikada otoban gibi yoldan Erciyes Kayak Merkezi’ne ulaşabileceğini bilmektesiniz. Burada Yüksek İrtifa Merkezi’ni de hayata geçirdik. 6 futbol sahası, olimpik standartlara uygun yüzme havuzu, spor salonumuz ve diğer spor etkinliklerine ortam hazırladık. Otel sahipleri de dört mevsim otellerini açacaklarını ifade ediyorlar. Bu da bizim için önemli ve anlamlıdır. Hem ulusal hem de uluslararası takımlar geliyor, baharda da iki sahanın altyapısı hazır, sekize çıkaracağız.”
Başkan Büyükkılıç, özel önem verdikleri gençlere yönelik hizmetlerin süreceğini söyleyerek, “5 üniversitesiyle, 75 bin civarında üniversite öğrencisiyle, 350 bin ortaöğrenim öğrencisiyle dinamik bir nüfus olan Kayseri’mizdeki gençlerimize en güzel geleceği hazırlama yönünde gayretlerimizi gösteriyoruz. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu.
AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler ise Türkiye’nin güzelliklerini, bu toprakların kıymetinin bilinmesi gerektiğini belirterek, bilginin ve fikrin öneminin altını çizerken, AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm de gençlerin sahada olmasının önemini anlattı.
Genç dostu anlayışın sürdüğünü ifade eden Büyükkılıç, “Sayın Cumhurbaşkanımızın elinden iki kez genç dostu ödül aldık. KAYMEK bünyesinde yaptığımız çalışmalar yüz binlere uzanıyor. Örneğin yabancı dil konusunda 12 alanda ücretsiz kurs veriyoruz. Yeter ki 15 kişi bir araya gelsin, şu dilde kurs istiyoruz desinler. Amacımız sizlerin donanımlı olmasıdır. On binin üzerinde öğrencimize karşılıksız burs veriyoruz, öğrencilerimizin evlerinde harcadıkları suyun yarısını biz ödüyoruz, ulaşım desteği veriyoruz. Üniversitelerimizde sıcak çorba ikram ediyoruz. Sosyal, kültürel, sportif tesislerimizde sizlere fırsat tanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Daha sonra program, gençlerle soru, cevap şeklinde devam etti. – KAYSERİ
]]>