Başkan Seçer, Mersin’de yapılması planlanan ve kent tarafından yıllardır beklenen Ana Konteyner Limanı’nın Adana’da yapılmaya karar verilmesiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Seçer, 10. Kalkınma Planı’nda Mersin’de bir ana konteyner limanının planlandığının belirtildiğini, ancak 11. Kalkınma Planı yazılırken Mersin ibaresinin kalktığını ve 12. Kalkınma Planı’nda da ‘Doğu Akdeniz Ana Konteyner Limanı’ şekline dönüştüğünü ve bunun da akıllarda soru işaretleri oluşturduğunu ifade etti. Konuyla ilgili endişelerini dile getirdiklerini vurgulayan Seçer, “Sadece ben değil şehrin diğer aktörleri bunu sürekli dile getiriyordu” diye konuştu.
“Mersin’in Mersin olmasına neden olan temel konu limandır”
Mersin’in hak ettiği yatırımın Mersin’e yapılmasını arzu ettiklerini dile getiren Seçer, “Mersinli olarak bunu istememiz doğaldır ama diğer bir tarafı, bir de gerçeklik var; o da Mersin’in bir liman kenti hüviyetinde olmasıdır. Kullanılan rotalar Türkiye’nin güneyindeki en uygun nokta. O rotalara en yakın ve en uygun liman kenti Mersin’dir. Burada 200 yıllık bir deniz ticareti tarihi var. Mersin’in Mersin olmasına neden olan temel konu limandır. Mersin çok sektörlü bir kent. Bunların tam da ortasına, göbeğine Mersin Limanı’nı koyabilirsiniz. Bu kadar altyapısı, tarihsel birikimi olan bir şehirde ana konteyner limanı planlanmasından doğal hiçbir şey olamaz” dedi.
“Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na alınmıştı”
Ana Konteyner Limanı ile ilgili çalışmalar başladığında, devletin ilgili kurumları tarafından hazırlanan fizibilite raporlarında Mersin’le ilgili birçok kriterin raporlarda yer aldığını hatırlatan Seçer, “Bu raporlardan sonuç almak için belli faktörlerin bir arada olması ve olumlu olması lazım. ve olumlu bir sonuç çıktığı için burada süreç devam ettirildi, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na alınmıştı. 2024 Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’nda ‘Mersin’de Ana Konteyner Limanı’ ibaresi vardı” diye konuştu.
“Mersin Doğu Akdeniz’in en önemli kentidir”
Mersin’in Doğu Akdeniz’in en önemli kenti olduğunun altını çizen Seçer, şöyle devam etti: “Ana konteyner limanı için Mersin’den daha uygun bir yer düşünülemez. Buradan dünyaya açılan kapısınız. Ana Konteyner Limanı demek; Ortadoğu’dan Kafkasya’ya kadar bütün bir bölgenin yükünün varış noktası, buradan dünyaya dağıtım noktası ya da dünyadan gelen yüklerin diğer noktalara ulaşmasını sağlayan deniz ticaretinde bir merkez üssü demek. Ana Konteyner Limanı Mersin’e böyle bir hüviyet kazandıracaktı. Yapılan son açıklamaların, yıllardır süren endişelerin boşa olmadığını gösterdi. Kalkınma Planı’nda Mersin isminin yerine ‘Doğu Akdeniz’de bir ana konteyner limanı yapımı’ denmesinin temel sebebinin de ortaya çıktı.”
“Mersin’in umutla beklediği yatırımın başka bir kente yapılmasına karşıyız”
Adana’ya ve diğer bölgelere yatırım yapılmasına asla karşı olmadıklarının altını çizen Seçer, “Mersin’in umutla beklediği yatırımın başka bir kente yapılmasına karşıyız. Yıllardır bu konuda kamuoyunun hazırlandığı, beklediği, umut ettiği önemli bir yatırımın altyapısı uygun olan kentten vazgeçilip başka bir tarafa yapılacak olmasına karşıyız” dedi. Bu konuda yetkililerinden bir açıklama beklediklerini belirten Seçer, “Daha önce Kalkınma Planı’ndan Mersin ibaresinin kaldırılmasının nedenini sorduğumuzda endişeye mahal olmadığını söyleyen iktidar partisinin o dönemki milletvekilleriydi. Konteyner limanın Mersin’de yapılacağı söylenmişti ama görüyoruz ki farklı gelişmeler oluyor” şeklinde konuştu.
“Akla, tekniğe ve bilime aykırı bir durum”
Ana Konteyner Limanı’nın Adana’ya yapılacak olmasının Mersin ile ilgili yatırım ihtimalini de ortadan kaldırdığına dikkat çeken Seçer, “100 kilometre arayla 2 ana konteyner liman olması mümkün mü? Bu akla, tekniğe ve bilime aykırı bir durum. Ben kentin belediye başkanıyım. Mersin’in hukukunu koruma zorunluluğum var. Bu sadece benim değil, milletvekillerinin de STK’ların da görevi. Deniz Ticaret Odası başta olmak üzere Ticaret ve Sanayi Odası, diğer bütün odalar, sivil toplum örgütleri bu konuda Mersin’in hakkını aramakla görevlidirler, bu bir zorunluluktur” dedi. – MERSİN
]]>-Şehit babası Ağaroğlu, “Bir toprağın toprak olması, vatan olması için bir bedel olması lazım. O bedel candır, o bedel kandır”
ANTALYA – Fetullahçı Terör Örgütünün darbe girişimi sırasında Genelkurmay Başkanlığı önünde ateş açılması sonucu şehit düşen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi Yasin Naci Ağaroğlu, 8’inci yılında Korkuteli’ne bağlı Yazır Mahallesinde bulunan mezarı başında anıldı.
Antalya Valisi Hulusi Şahin, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında düzenlenen programlara katıldı.
Antalya Valisi Hulusi Şahin, eşi Ebru Şahin, Antalya Milletvekili Mustafa Köse, AK Parti İl Başkanı Ali Çetin ve beraberindeki protokol üyeleri, ilk olarak 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü münasebetiyle Korkuteli’ne bağlı Yazır mahallesinde köy mezarlığında bulunan şehitlerin kabirlerini ziyaret ederek karanfil bıraktılar.
Ardından düzenlenen “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik” günü anma törenine, Antalya Hulusi Şahin, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Tarık Hekimoğlu, İl Emniyet Müdürü Orhan Çevik, Korkuteli Kaymakamı Sezgin Üçüncü, Belediye Başkanı Saniye Caran, İlçe Jnadarma Komutanı Üsteğmen Vedat Kılınç, İlçe Emniyet Müdürü İrfan Ağlamaz ve çok sayıda STK temsilcisi, siyasi parti ilçe başkanları, kamu kurum ve kuruluşlarının müdürleri, şehit Ağaroğlu’nun annesi Zehra, babası Osman Ağaroğlu ile askeri personel ve çok sayıda vatandaş katıldı. Korkuteli Müftülüğüne bağlı İmamlar şehit mezarı başında Kuranı kerim okudu. İl Müftüsü Nazif Fethi Yalçınkaya dua etti.
“Şehitlik her kişiye değil, er kişiye verilen üstün bir meziyettir”
15 Temmuz Şehidi Yasin Naci Ağaroğlu’nun babası Osman Ağaroğlu, “Biz üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanla çevrili kıymetli toparlar üzerindeyiz. Geçmişte haçlı seferleri yapılıyordu, o haçlı seferleri günümüzde de maalesef, aynen devam ediyor, 15 Temmuzda, 9’uncu haçlı seferiydi. Geçmişte hata olmazsa. Bir toprağın toprak olması, vatan olması için bir bedel olması lazım. O bedel candır. O bedel kandır. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Onun için bu millet her zaman teyakkuz halindedir, Her zaman uyanık olmak mecburiyetindedir. O şehitlik her kişiye değil, er kişiye verilen üstün bir meziyettir. Peygamberlikten sonra verilen üstün bir makamdır. Şehitlik veya vatan savunması sadece askere ve polise mahsus bir şey değildir. 15 Temmuz gecesinden şayet o milyonlar, sokağa dökülmeseydi, sivil vatandaşlar, bence bugün başka bir Türkiye olacaktı. Askeriyle polisiyle sivil vatandaşlarla bir bütün olmamız lazım. Bundan sonra şayet aynı olaya temessül olacak olanlar şunu iyi bilsinler, 8 sene öncesi gibi sadece ellerinde bayraklarla tevhit ve tedbirlerle sokağa çıkacağının zannetmesinler. Artık bu millet biraz daha kendine gelmiştir. Bu millet tecrübe kazanmıştır. Bundan sonra hazırlıklı çıkacaktır. Sadece o gece olan o eşkıya takımı, o serseri takımı, vatan hainleri bugün tabiri caizse, sirkede kurt yaşar gibi devlete kendilerini besletiyorlar. 6 asırdır 3 kıtada at koşturan muhteşem Osmanlının torunları olarak, bugün ecdadımızı sahip çıktığı gibi, yine vatanımıza sahip çıkacağız. Allah nasip ederse geleceğin süper gücü olacağız. Ama büyük millet ve büyük devlet olarak yolumuza devam ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır. Katılımınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum” şeklinde konuştu.
15 Temmuz Şehidi Yasin Naci Ağaroğlu’nun kabrini ziyaretin ardından Vali Hulusi Şahin ve protokol üyeleri, şehit Yasin Naci Ağaroğlu’nun baba ocağını ziyaret etti. Aileye taziye dileklerini ileten Vali Şahin, “Hain darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçti ama acımız hala taze. Şehitlerimizi unutmadık, unutmayacağız. Tekrardan başınız sağ olsun. Allah tüm şehitlerimizin mekanını cennet eylesin.” dedi.
]]>VAN’ın Muradiye ilçesinde geçen yıl inci kefallerinin en büyük üreme alanı olan Bendimahi Çayı, yağışların az olması nedeniyle kurudu ve üreme döneminde olan binlerce inci kefali de göle dönemeden öldü. Bu yıl özellikle mart ve mayıs aylarında yağışların bol olması yüzleri güldürdü. Son yıllarda dere yataklarında suyun az olması hatta kuruması nedeniyle çok başarılı bir üreme sezonu geçiremeyen inci kefalleri bu yıl ise akarsuları doldurdu. Derelerin bu yıl balıkla dolup taştığını, balıkçılarında bunun etkilerini 3-4 yıl sonra göreceklerini belirten Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, “Tabii sadece akarsu yataklarının suyla dolu olması yeterli değil. Üreme dönemi kaçak avcılığın da önüne geçilmesi lazım” dedi.
Dünyada sadece Van Gölü’nde olup, üreme dönemlerinde tatlı suya ihtiyaç duyan inci kefalleri için 15 Nisan- 15 Temmuz tarihlerinde av yasağı uygulanıyor. Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı suda yaşayabilen inci kefalleri, bu dönemde neslini sürdürmek için gölün tuzlu ve sodalı suyundan çıkıp, tatlı sulara göç ediyor. Suyun akışının tersine yüzerek tatlı sulara geçen inci kefalleri, yumurtalarını bırakıp, yeniden göle dönüyor. Daha sonra yavru inci kefalleri de annelerinin izinde göle dönüp, yolculuğunu tamamlıyor. Şu anda da göç yolcuğu devam eden inci kefalleri üremelerini tamamlayıp göle dönüş yolcuğuna geçti.
İnci kefallerinin üreme alanları olan tatlı suların, 15 Nisan-15 Temmuz tarihleri arasında suyla dolu olması hayati öneme sahip. Son yıllarda yaşanan kuraklık inci kefallerinin göç alanlarını da etkilemiş ve geçen yıl göç yolculuğunu sürdüren yavru balıklar, en büyük üreme alanı olan Muradiye ilçesindeki Bendimahi Çayı kuruduğu için göle dönememiş, dar bir alana sıkışan binlerce yavru balık ölmüştü. Geçen yıl neredeyse tamamı kuruyan Bendimahi Çayı bu yıl özellikle mart ve mayıs aylarındaki bol yağış ile doldu. Akarsuların suyla dolması ile birlikte inci kefalleri de bu yıl sağlıklı bir üreme sezonu geçiriyor.
‘SU VARSA İNCİ KEFALİNİN GELECEĞİNDEN BAHSEDEBİLİRİZ’
Van YYÜ Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, geçen yıl aynı tarihlerde geldiklerinde, Muradiye ilçesinde bulunan ve Van Gölü’ne dökülen en büyük akarsu olan Bendimahi Çayı’nda tek damla suyun olmadığını gördüklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Bendimahi Çayı, Van Gölü’ne dökülen büyük akarsu fakat geçen yıl debilerin az olmasına bağlı olaraktan DSİ’nin akarsudaki bütün suyu tarımsal sulamaya kesmesi ile maalesef arkamızda geçen yıl kupkuru bir dere yatağı vardı. Fakat bu yıl yağışların bol olması sebebiyle dere yatağı suyla dolu. Dere yatağının bu tarihlerde suyla dolu olması bu tarihlerde büyük hayati öneme sahip çünkü Van Gölü’nde yaşayan inci kefalleri bu tarihlerde üreme göçü gerçekleştiriyor. Bendimahi Çayı’nın 23 kilometre kadar yukarısına çıkıyor. İnci kefalinden Van’da 20 bin insan geçimini sağlıyor ve bu bölgenin en büyük eko-turizm değerlerinden birisini oluşturuyor. Eğer akarsu yatağında su varsa inci kefalinin geleceğinden bahsedebiliriz. Fakat suyu yönetemez, akarsu yatağı tamamen kuru bir hale dönüşürse inci kefalinin geleceğinden söz etmemiz mümkün değil”
BAŞARILI ÜREME DÖNEMİ BALIK STOKUNU ARTIRACAK
Son yıllarda dere yataklarında suyun az olması nedeniyle inci kefallerinin çok başarılı bir üreme sezonu geçiremediğine değinen Dr. Akkuş, “Çünkü akarsu yataklarında su, yok denecek kadar azdı. Üremenin başladığı nisan ayından temmuz ve ağustos aylarına geldikçe maalesef akarsu yatakları kuruma noktasına geliyordu. İnci kefalleri 3-4 yıldır üremeye hasret bir dönem geçirdi. Bu yıl su bol olunca derelerin balıklarla dolup taştığını gördük. Tabii sadece akarsu yataklarının suyla dolu olması yeterli değil. Üreme dönemi kaçak avcılığın önüne geçilmesi lazım. Bu noktada Van İl Jandarma ekiplerine sonsuz teşekkür ediyoruz. Bunun bereketini 3 yıl sonra göreceğiz çünkü burada doğan yavruların bir kısmı göle gitti bir kısmı da halen gidiyor. 3-4 yıl sonra avlana bilinir boyuta ulaşacaklar. Dolayısıyla biz 3-4 yıl sonra bu yılki üreme dönemi başarısını balıkçılıkta görmüş olacağız. Hiçbir canlı üremeden neslini devam ettiremez. Başarılı bir üreme dönemi geçiren inci kefallerinin de stoku artacak” diye konuştu.
Bölgede yaşayan Ergin Demir (34) de geçen yıl yaşanan kuraklıkla Bendimahi Çayı’nın kuruduğuna şahitlik ettiklerini belirterek, bu yıl ise yağışlarla derenin coştuğunu söyledi. Demir, “Geçen yıl bu derede su yoktu. Hayvanlarımız bile içmeye su bulamadı. Bu akarsularda balıklar dönemeden ölmüştü. Bu yıl akarsular doldu” dedi.
]]>AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, Tunca Nehri’nde debinin 2 metreküp/saniyeye düşmesiyle çeltik tarlalarının sulanamaz hale geldiği bölgeye, Bulgaristan’dan su salınması için Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın Bulgar mevkidaşı ile görüşeceğini söyledi. Aksal, “Bildiğim kadarıyla bu hafta Bulgaristan Tarım Bakanı ile Tarım Bakanımız görüşecekler. Sayın Cumhurbaşkanımız da daha önce devreye girmişti. Gerekirse Sayın Cumhurbaşkanımız yine devreye girer” dedi.
AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimlerinin ardından İl Genel Meclisi’nde göreve başlayan meclis üyelerini ziyaret edip, hayırlı olsun dileklerini iletti. Meclisin toplantısına da katılan Aksal, burada meclis üyelerinin sorularını da yanıtladı. Aksal gelen sorular üzerine, konuşmasının geniş bölümünü tarıma ayırdı.
‘TMO ÜRÜNÜN TAMAMINI ALACAK’
Toplantıda üreticilerin buğday fiyatlarından memnun olmadığı hatırlatılan Aksal’a, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin alım kapasitesinin ne kadar olacağı soruldu. Aksal, “TMO açıklama yaptı, Türkiye genelinde vatandaş ne kadar buğday vermek istiyorsa, tamamını alacağız, dedi. Vatandaşımızın en ufak bir endişesi olmasın. Vatandaş, TMO’ya ürününü vermek istiyorsa, son vatandaşımız ürününü verene kadar TMO alımlara devam edecek. Biliyorsunuz geçen sene randevu sistemine geçildi. Aslında Edirne’de çok büyük bir problem olmadan yapıldı bu uygulama, bu dönem de çok fazla olacağını sanmıyorum. Vatandaşlara bir çağrıda bulunalım, sistem küçük üreticiyi koruyor. Çünkü daha önce gelip 1000 ton, 2000 ton verebiliyordunuz, şimdi günlük verebileceğiniz miktar sınırlı. Onun için ilk önce küçük üretici versin, diye bu yapıldı. En çok şikayet de büyük üreticiden geliyor ama biz bundan memnunuz. Günlük 30 ton verebiliyorsunuz. 30 ton ve altı verecek üreticilere öncelik tanındı Edirne’de” ifadelerini kullandı.
‘VERİM FİYATTAN DAHA ÖNEMLİ’
Buğday fiyatının düşük olması konusuna katıldığını ancak önemli olanın ‘verim’ olduğunu söyleyen Aksal, “Geçen yıl üreticiye çok iyi bir fiyat verildi, hatta beklentinin bile üzerindeydi fiyat. Bu yıl üretici belki yine aynı beklentideydi. Fiyatla ilgili değişik değerlendirmeler var. Benim de gönlüm çok daha yukarıda olmasını isterdi. Ama sizi temin ederim ki; çok daha yukarıda olmasını, her şeyin en iyisinin olmasını isteyecek kişi de bu ülkenin Cumhurbaşkanı’dır. Her zaman söylüyorum, fiyat önemli ama fiyattan daha önemli olan bir şey var, o da verim. Verim olmadıktan sonra fiyatın ne kadar olduğunun hiçbir kıymeti yok. Biz dünya ile yarışmak zorundayız. Dünya fiyatlarıyla yarışmak zorundayız. Verimliliği artırarak yarışmaya çalışıyoruz. Verimliliği artırmanın yolu da sudan, sulu tarımdan geçiyor” diye konuştu.
‘SU TALEBİ PANSUMAN ÇÖZÜM’
Kentte Tunca Nehri’nde yaşanan su sıkıntısıyla ilgili çalışmalarının sürdüğünü belirten Fatma Aksal, Bulgaristan’dan su salınması için önümüzdeki günlerde Tarım Bakanı İbrahim Yumaklı’nın Bulgar mevkidaşı ile görüşeceğini dile getirdi. Aksal, “Her yıl Bulgaristan’dan su talebimiz gündeme geliyor. Biz yine bakanlığımızla gerekli görüşmelerimizi yaptık, Bulgaristan’dan gerekli su talebinde bulunduk. Ama bu su talepleri tabii ki pansuman çözümlerdir. İnşallah Tunca Nehri kenarındaki üreticilerimizin sorununu çözecek olan Çömlekköy Barajı’dır. Sadece Tuna kenarındaki üreticilerimizi değil, aynı zamanda aşağıya gidip Meriç’e karıştığı için aşağıda Meriç bölgesindeki üreticilerimize de derman olacaktır, fayda sağlayacaktır. O yüzden çok hızlı bir şekilde tasarruf tedbirlerinden etkilenmeden Çömlekköy Barajı’nı hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bu aşamada üreticilerimiz için, Bulgaristan’la da su konusunda gerekli girişimlerde bulunduk. Bildiğim kadarıyla bu hafta Bulgaristan tarım bakanıyla bizim tarım bakanımız bu konuyu da görüşecekler. Sayın Cumhurbaşkanımız da daha önce devreye girmişti. Gerekirse Sayın Cumhurbaşkanımız da yine devreye girer” dedi.
]]>(İLİÇ) – İliç’te Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nin liç sahasında meydana gelen kaymayla ilgili yayımlanan yeni bilirkişi raporunda olayın asli sebepleri arasında, Liç yığınının yapıldığı alanda kapasite artışına gidildiği belirtildi. Raporda, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarında “bazı parametrelerde aşılma olduğu” tespitine rağmen Bakanlık tarafından “ÇED izni verildiği”ne işaret edildi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat tarihinde yaşanan ve 9 kişinin 10 milyon metreküp toprağın altında kaldığı maden faciası sonrasında İliç Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından talep edilen bilirkişi raporu soruşturma dosyasına girdi. Olay raporda, “iş kazası” olarak değerlendirildi.
Olayın asli sebebi ise şöyle sıralandı:
“Liç yığınının yapıldığı topografyanın olumsuz koşullarda olmasına rağmen kapasite artışına gidilmiş olması.
Projenin eksik ve yetersiz ve denetiminde bu durumun göz ardı edilmiş olması, takiibin yetersiz/ihmalkar bulunması.
Olay günü erken uyarı veren heyelan olayının gerçekleşme saatine kadar iyi yönetilmemiş olması.”
Raporda, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) izin belgeleri de değerlendirildi. ÇED olumlu raporunda imzası bulunan yetkililer bilirkişilerce asli kusurlu bulundu. “Bazı kirletici parametrelerin sınır değerlerinin üzerinde olmasına rağmen ÇED izni verildiğine” dikkat çekilerek, “özellikle civa parametresinin alıcı ortamlarda yüksek olması faaliyetin kapasitesinin yüksek olduğunu göstermektedir. Buna rağmen kapasite artışına gidilmiştir” denildi.
yeraltı ve yerüstü sularında kirlenme
Raporda, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarında ve hava ortam numunelerinde “bazı parametrelerde aşılma olduğu” tespit edilirken, “Yüzeysel su kaynaklarında, YO-ÇKS ve MAK-ÇKS değerlerinin bazı parametrelerde aşılmış olduğu, yeraltı sularında, YO-ÇKS ve MAK-ÇKS değerlerinin bazı parametrelerde aşılmış olduğu, saha ve yakın çevresinden alınan toprak numunelerinde, jenerik kirletici değerlerin bazı parametrelerde aşıldığı, saha ve yakın çevresinde hava ortam numunelerinde, PM10 parametresi açısından sınır değerlerin aşılmış olduğu” böylece “çevre kirlenmesinin meydana geldiğine” dikkat çekildi.
“Çevre kirliliğine sebep oldu”
Öte yandan, maden ve Çevre Kanunu kapsamındaki yükümlüklerin yerine getirilmediği nedeniyle olayın “çevre kirliliğine sebep olduğuna” işaret edildi.
Raporda, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) izin belgeleri de değerlendirildi. ÇED olumlu raporunda imzası bulunan yetkililer bilirkişilerce asli kusurlu bulundu. “bazı kirletici parametrelerin sınır değerlerinin üzerinde olmasına rağmen ÇED izni verildiği görüldüğüne” dikkat çekildi.
Olayın meydana gelmesinde, liç yığınlarında Faz4B’de “kapasite artışına gidildiği” “projede tasarımda eksikliklerin” bulunduğu ve “takip edilmediği” ifade edildi. Yine yığın liç Faz 5 inşaatı sırasında “yakın mesafelerde ve yüksek miktarda patlayıcı kullanıldığı”, “Uyarı sistemlerinin yetersiz olması”, “Çatlakların uyarı vermesi sonrası olayın etkin şekilde yönetilmesini sağlayacak sistemin bulunmamasının” etkili olduğu belirtildi.
Olayın asli sebebi “ihmalkarlık”
Liç yığınının yapıldığı topografyanın olumsuz koşullarda olmasına rağmen “kapasite artışına gidilmiş olması”, “projenin eksik ve yetersiz ve denetimde bu durumun göz ardı edilmiş olması” takiibin yetersiz/ihmalkar” bulunması ve olay günü “erken uyarı veren heyelan olayının gerçekleşme saatine kadar iyi yönetilmemiş olması “olayın asli sebebi” olarak değerlendirildi.
]]>İliç’te Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nin liç sahasında 13 Şubat’ta meydana gelen liç kaymaysıyla ilgili yeni bilirkişi raporu hazırlandı.
Raporda, meydana gelen olay ‘iş kazası’ olarak nitelendirilirken, Anagold Madencilik’in Türkiye Müdürü Cengiz Yalçın Demirci’nin aralarında olduğu 13 kişi asli kusurlu sayıldı. Raporda, 26 kişinin ise tali kusurlu olduğu belirtildi.
Raporda, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) izin belgeleri de değerlendirildi. ÇED olumlu raporunda imzası bulunan yetkililer bilirkişilerce asli kusurlu bulundu. “bazı kirletici parametrelerin sınır değerlerinin üzerinde olmasına rağmen ÇED izni verildiği görüldüğüne” dikkat çekildi.
Olayın meydana gelmesinde, liç yığınlarında Faz4B’de “kapasite artışına gidildiği” “projede tasarımda eksikliklerin” bulunduğu ve “takip edilmediği” ifade edildi.
Yine yığın liç Faz 5 inşaatı sırasında “yakın mesafelerde ve yüksek miktarda patlayıcı kullanıldığı”, “Uyarı sistemlerinin yetersiz olması”, “Çatlakların uyarı vermesi sonrası olayın etkin şekilde yönetilmesini sağlayacak sistemin bulunmamasının” etkili olduğu belirtildi.
“Çevre kirliliğine sebep oldu”
Öte yandan, maden ve Çevre Kanunu kapsamındaki yükümlüklerin yerine getirilmediği nedeniyle olayın”çevre kirliliğine sebep olduğuna” dikkat çekildi.
Olayın asli sebebi “ihmalkarlık”
Liç yığınının yapıldığı topografyanın olumsuz koşullarda olmasına rağmen “kapasite artışına gidilmiş olması”, “projenin eksik ve yetersiz ve denetiminde bu durumun göz ardı edilmiş olması” takiibin yetersiz/ihmalkar” bulunması ve olay günü “erken uyarı veren heyelan olayının gerçekleşme saatine kadar iyi yönetilmemiş olması “olayın asli sebebi” olarak değerlendirildi.
Anagold Türkiye Müdürü asli kusurulu bulundu.
Anagold Ülke Müdürü Cengiz Yalçın Demirci, “Ciddi bir iletişim ve yönetim kuramaması olayı yönetemediği” gereğince asli kusurlu bulundu. Demirci, olaydan sonra gözaltına alınmış serbest bırakılmıştı.
Raporda, asli sorumlu olarak SSR, Global Projeler Başkan Yardımcısı John Harmse gösterilirken, asli kusurlular arasında operasyon şefi Iain Ronald Guılle, Anagold, Sürdürülebilir Yatırım Projeleri Müdürü Shaun Schwartz, GRE Tasarım Mühendisleri Luis QUİRİNDONGO ve Vinh LUU LE, GRE Kontrol Mühendisi Kevin Gunesch, Anagold, Kıdemli Geoteknik Mühendisi Ali Rıza, Anagold Maden Operasyon Şefi Fuat yılmaz, Anagold, Delme Patlatma Mühendisi Muhammed Kılıç Kalender, INR, Proje Koordinatörü Ömer Ardıç işçi sağlığı ve güvenliği müdürü ve çeşitli mühendislerden oluşan 13 kişi yer aldı.
Ne olmuştu?
Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni sahasında 13 Şubat’ta meydana gelen maden göçüğünde kaybolan 9 işçiden 4’ünün cansız bedenine ulaşılmıştı. Soruşturma kapsamında daha önce altın madeni ocağını işleten şirketin Kanadalı yöneticisi Iain Ronald Guılle’nin de aralarında bulunduğu 8 zanlı tutuklanmış, 2 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
(YOZGAT) – Türkiye’nin önemli tarım bölgelerinden Yozgat’ta uzun süredir hava sıcaklığının yüksek olması, yağışların yetersiz kalması nedeniyle hububat ekili alanlarda ürün zarar gördü. Kuraklıktan etkilenen ve sıcak hava nedeniyle yanan ekili hububat ürünlerinin önemli bölümünün hasadının yapılamayacağı, verimin büyük oranda düşük olacağı belirtildi.
Yozgat’ta hava sıcaklığının yüksek olması, yağışların yetersiz kalması nedeniyle ekili hububat ürünleri zarar gördü. Yozgat’ın özellikle Yerköy, Şefaatli bölgelerinde etkisini gösteren kuraklık sonucunda çiftçiler, büyük emek vererek ektikleri buğday ve arpa tarlalarında bir karış bile boy atmayan ekinlerin biçilmesinin mümkün olmadığını belirtti. Başta buğday ve arpa olmak üzere birçok üründe verim kaybı yaşanacağını söyleyen çiftçiler, böyle bir zararla ilk defa karşılaştıklarını vurguladı.
Bölge çiftçilerinden Sefa Çağlar, “Vatandaşlar kuraklık sigortasını yaptıramadılar, prim yüksek diye. Normal sigorta yaptırdılar, bunu yaptırmadılar. Vatandaşlarımızın durumu malum belli. Dönüme 20- 30 bin lira gitmiştir. Ben 250 dönüm buğday ekmiştim. Suludan alacağız ne alırsak, kıraçtan alamayacağız. Kıraçta hayvanlar yayılacak, yem bile olmaz ama” diye konuştu.
“Herk olan yerlerimizde tekrar biz ekim yapamayacağız”
Çiftçi Hacı Bozkurt da devletin kendilerine yardımcı olması gerektiğini, parası olanların tarlasını sularken, parası olmayanların sulama yapamadığı için ekinin kuruyup, yandığını söyledi. Bozkurt, şöyle konuştu:
“Hemen yolumuzun altında bir sulu arazi, kıraç olduğu halde vatandaş orayı suluyor. Bunu devlet aynı şekilde buralara da bu imkanı yapabilir. Bir de tohum konusunda ziraat odalarının ve ilçe tarımlarının araştırma yapmasını istiyorum.
Şu anda ekinlerin mahsulün durumu ortada, biçer parası da 200 bin lira diyorlar. Herhalde biçtiremeyeceğiz. Muhtarımızın koyunları burada yayılacak
Devletin buna bir el atmasını ve vatandaşa ikinci bir ekim yapması için yardımcı olması lazım. Herk olan yerlerimizde tekrar biz ekim yapamayacağız, büyük bir ihtimalle. Zarar tabii büyük, borç var. Bu tarlaların hepsi peşin parayla eken zannetmiyorum yani. Büyük bir ihtimalle kimi kooperatiften, ben mesela Tarım Kredi Kooperatifinden aldım tohum ve gübreyi. Herkes benim gibidir yani. Büyük bir borç var ortada. Çiftçi büyük bir sıkıntıda, devletin buna bir an önce el atması lazım. Özellikle de bilinçli tohum kullanma ve toprak analizi ve gübre konusunda vatandaşa su konusunda yardımcı olması lazım.”
“Sigortayı yaptırdık ama kuraklık yaptıramadık”
Kömşüren Köyü Muhtarı İbrahim Karataş da, köylünün kuraklık sigorta priminin yüksek olması nedeniyle yaptırmadığını, o nedenle de zararını büyük olduğunu belirterek, şöyle dedi:
“Gerçekten şu anda yüzde 90 civarında yangın oldu. Çoğu yerde şu anda biçer girmeyecek arazilerimiz var. Bunları mallar, davarlar yayılacak. Bu arada vatandaş gerçekten çok geriye gidecek. Bunun sonu hayırlısı olsun, bilemiyoruz ne yapacağımızı. Çok zor durumdayız. Sigortayı yaptırdık ama kuraklık yaptıramadık. Kuraklık biraz pahalı olduğundan dolayı. Sadece biz afet için dolu için yaptırmıştık ama o da şu anda geçersiz oluyor, bunun hiçbir anlamı kalmadı. Bu tamamen köylüden gidecek. Devletimiz bu arada bizleri gözetirse duamızı alır, çok zor durumdayız. Yapacak hiçbir şeyimiz yok. Benim 60 dönüm yerim var, tamamen komple gitmiş. Kesinlikle biçer girmez. Maalesef yapacak bir şeyimiz yok.”
]]>Denizli’de yaşayan eski futbolcu ve antrenör Durmuş Ali Çolak, Akkonak Stadı’nda futbol oynayan genç futbolcularla sohbet ederek, onlara tavsiyelerde bulundu. Çolak, futbolculuk döneminde İskenderun, MKE Ankaragücü, Fenerbahçe, Gaziantepspor, Denizlispor, Zonguldakspor, Adana Demirspor, Adanaspor ve Mersin İdmanyurdu oynarken, MKE Ankaragücü, Mersin İdmanyurdu, Beypazarı Şekerspor, İskendersunspor, Nazilli Belediyespor, Amasyaspor, Kırıkkalespor, Kırşehirspor, Adıyamanspor, Adana Demirspor, Küçükköyspor, Pazarspor, Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor, Arsuz Karaağaçspor, Batman Petrolspor, Payasspor ve Denizlispor’da da antrenörlük yaptı.
“TFF Başkanı futbolun içinden gelen birisi olmalı”
Futbol gündemiyle ilgili konuşan Dursun Ali Çolak, Türkiye Futbol Federasyonu başkanının futbolun içinden gelen birisi olması gerektiğine dikkat çekerek, “Zaten onu seçenlerin de futbolla alakaları yok. Federasyon seçimlerine baktığınız zaman futbolun içerisinden gelmiş insan sayısı yüzde 5’i bulmuyor. Yani Türk futbolunu, futbolun içerisinden gelmiş insanlar yönetmeli. Öncelikle insan kalitesi dürüstlük önemli. Namuslu insanların olması önemli. Her işte olduğu gibi futbolda da düzgün dürüst insanların olması lazım. Ondan sonra da futbolun içerisinden gelmiş insanların olması gerekiyor” dedi.
“Kapanan kulüplerin sayısı artıyor”
Kapanan kulüp sayısına vurgu yapan Ali Durmuş Çolak, “Şu anda Türkiye’de kapanan futbol kulüplerinin sayısını anlatamam. İşte en canlı örneği Denizlispor. UEFA Kupası’nda oynamış kulüp şu anda 3. Lig’e düştü. Aynı şekilde Gaziantepspor tarihten silindi. Bursaspor, Eskişehirspor aynı şekilde. Göztepe, Karşıyaka aynı. Diyarbakırspor, Siirtspor aynı kaderi paylaştı. Bunların nedeni futbolu, futbolun içerisinden insanlar yönetmiyor. Oy oranı da öyle. Oy verenlerde aynı şekilde futbolun içinden olmayan kişiler. Kulüpleri yöneten insanların çoğu futbolun dışarısından gelmiş futbolla alakası olmayan futbolcu ile teknik direktör ile aynı dili konuşan insanlar değiller. Bu sıkıntılar zaten o yüzden çıkıyor” diye konuştu.
“Bizim zamanımızda 3 yabancı vardı, şimdi yabancı futbolcudan geçilmiyor”
Mevcut yabancı futbolcu kuralını eleştiren Durmuş, “Şimdi Türk futbolu yabancıdan geçilmiyor. Ben şu anda Türk futbolunun gittiği noktayı hiçbir şekilde beğenmiyorum. Bizim dönemimizde futbol daha temizdi. Şimdi biraz daha kirlendi diye düşünüyorum. Son gelişen olaylara baktığımız zaman gerçekten çok üzülüyoruz. Gerçek futbolseverler sahadan uzaklaşıyor. Bu çok büyük tehlike. Bir kere Türkiye’de teknik direktör yetişiyor, oyuncu yetişiyor fakat yönetim anlamında Türkiye’de çok büyük sıkıntı var. Türkiye’de gerçekten çok yetenekli çocuklar var ama çıkamıyorlar. Milli Takım’da oynanan birkaç futbolcu var. Bunlar futbolcu olmaz diye atılan çocuklar. Bu adamlar Avrupa’ya gittiler. Orada bir takımda oynadılar. Ondan sonra gelip Milli Takım’da oynadılar. Dünya futboluna damga vurdular” açıklamasında bulundu. – DENİZLİ
]]>Geçen günlerde Esenyurt’ta etkili olan sağanak yağışta,10 yaşındaki Ayaz Güney’in ıslanmaması için bir köpeği tahta parçasıyla koruduğu görüntüler, sosyal medyada geniş yer buldu. Görüntüleri izleyen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, hem küçük Ayaz ile tanışmak hem de duyarlı davranışından dolayı teşekkür etmek için onu ve ailesini makamında misafir etti.
Ayaz ve kardeşleriyle bir araya gelen Başkan Özer, onlara çeşitli hediyeler vererek sokak hayvanlarına gösterdikleri şefkatten dolayı teşekkür etti. Başkan Özer, “İnsanlar ve hayvanlar bir arada yaşamak zorundalar. Bu anlamda hayvanlarında insanlar gibi birtakım hakları var. Doğanın da aslında sürdürülebilir olması için bir hakka hukuka tabi olması gerekiyor. Biz olmasak da doğa ve hayvanlar kendi başlarına yaşamlarını sürdürebilirler ama doğa olmazsa biz yaşamımızı kendi başımıza sürdüremeyiz. Hayvanlar aynı zamanda insanların dostlarıdır. Sosyopsikolojik yapımızın daha kuvvetli olması için bizim bir çeşit yaşam arkadaşımızdır. Onları korumak ve kollamak da bizim insani vazifemizdir” diye konuştu.
“BU GÜZEL DAVRANIŞ HERKESE ÖRNEK OLMALI”
Ayaz’ın küçücük yaşına rağmen herkese insanlık dersi verdiğini ifade eden Başkan Özer, “Hayvanlara karşı işlenen suçların da bir hukuka bağlanması gerekir. Bu işin bir yanı ama diğer yanı bizim hayvanları sevmemiz, korumamız ve kollamamız gerekir. 10 yaşında bir çocuk olarak yürümüş olduğu sokaktaki bir köpeğin yağmurda ıslandığını görünce onun koca yüreği devreye girer ve bulduğu bir tahta parçasıyla o hayvanı yağmurdan korumaya çalışır. Ben de bunu duyduğumda bu farkındalığı büyütmek ve yaratmak adına kendisini tebrik etmek, kucaklamak ve koca yüreğinden öperek ödüllendirmek için buraya davet ettim. Sevgili Ayaz’ın bu güzel davranışının toplumda herkese örnek olmasını ve yolunun aydınlık ve açık olmasını diliyorum” dedi.
“SOKAK HAYVANLARI İÇİN ÇALIŞMALARIMIZ SÜRÜYOR”
Sokak köpekleri için ilçede çeşitli çalışmalar yürüttüklerini anlatan Başkan Özer, şunları ekledi:
“Bizim birinci önceliğimiz, köpeklerimizin kısırlaştırılması ve zararsız hale getirilmesi. Veteriner İşleri Müdürlüğümüz bir çalışma başlattı, bu çalışmayı sürdürüyor ama sokak hayvanları konusu tek başına bir ilçeyle çözülebilecek bir sorun değil. Tüm belediyeler ve İBB ile ortaklaşa bir çalışmayla çözülebilir. Aynı zamanda sokak hayvanlarımız için mama desteğinde bulunuyoruz. Onların da kendi yaşamlarını idame ettirebilmeleri için çalışmalarımız sürüyor.”
“ONU MAHALLEMİZDE BESLİYORUZ”
Kendisini makamında ağırlayan Başkan Özer’e teşekkür eden Ayaz Güney ise şunları söyledi:
“Eve giderken yağmur yağıyordu. Köpek çok titriyordu, ben de üzüldüm ve tahta parçası koydum köpek üşümesin, ıslanmasın diye. Şimdi onu mahallemize aldık, besliyoruz.”
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
(RİZE) MHP Rize Merkez İlçe Başkanı Seçkin Memişoğlu, geçen seneki çay fiyatın hayal kırıklığına neden olduğunu belirterek bu sene belirlenecek olan fiyatın en az 35 lira olması gerektiğini söyledi. Memişoğlu, “Ekonomi, bugün yaşam koşulları, çiftçinin hayatını idamı ettirebilmesi için çayın 35 lira bandında bir noktada olması gerekiyor” dedi.
Rize’de geçtiğimiz gün Karadeniz illerinin Ziraat Odası Başkanları, 2024 yılı yaş çay kampanyasına sayılı günler kala hükümetin açıklayacağı yaş çay fiyatı öncesi bir araya geldi. Rize Ziraat Odası Başkanı BünyaminArslan, “Yaş yaprak taban fiyatının ekonomik koşullar ve bölgedeki tarımın sürdürülebilir bölge göçünü önleme adına üreticilerimizin doğduğu yerde doyması için yaş çay taban fiyatının 25 TL olmasını talep ediyoruz” açıklamasında bulunmuştu. MHP Rize Merkez İlçe Başkanı Seçkin Memişoğlu ise fiyatın enfllasyon da düşünülerek en az 35 lira olması gerektiğini söyledi.
“ÇAY ÜRETİLEMEYECEK BİR NOKTAYA GİDİYOR”
Seçkin Memişoğlu, şunları söyledi:
“Rizelinin ve Rizelimizin asıl geçim kaynağı olan çay sezonuna yaklaşmak üzereyiz. Geçen yıla baktığımız zaman enflasyon oranında açıklanan çay fiyatıyla beraber çay üreticimizin ilk ödemesini aldığı Ağustos ayı başında daha cebine girmeden yarı yarıya erimiş olduğunu gördük. Özel sektör, oluşan enflasyon dolayısıyla taban fiyatının üzerinde alımlar yaptı. Bu bir nebzede olsa çay müstahsillerimizi mağduriyetten kurtardı. Her yıl enflasyon oranında açıklanan çay fiyatı ya da enflasyona yakın oranlarda açıklanan çay fiyatı zaman geçtikçe çayın değerini sıfıra yaklaştırdı. Bu durum çay üreticisini her geçen gün daha da mağdur duruma getirdi. Artık çay üreticileri çay arazilerine girmiyor, çaydan bir gelir elde edemiyor. Bunun için çay arazilerine Rize’de yarıcı modeli dediğimiz ama nerdeyse bedavaya daha yakın modelle kiralama yoluna gidiyor. Buna rağmen Rize’de arazilerini kiralayacak üretici bulamıyor, bulamadığı zaman da dalında kalmasın günahtır ve bir de çay diğer tarım ürünleri gibi değil ekilmediği zaman biçilmez, sorun yok değil. Bu çayı bir dönem toplamazsan orman olur, mecbur toplanması lazım. Mecburiyetten çayın değerinde alınmaması nedeniyle çayın her geçen gün kalitesinin azalmasını ve çayın bitme noktasına gelmesine neden oluyor. Özel de Rize’miz genelde ülkemiz için stratejik bir ürün olan çay için ciddi anlamda yeniden bir yapılanmaya ihtiyacı var. Bu durumda çaya gerçek değerini vererek yapılabilir. Gerçek değer verildiği zaman çay üreticisi artık çaydan geçtiğimiz dönemlerde bizim büyüklerimizin, babalarımızın, dedelerimizin yaptığı tarıma doğru gidebilmemiz için çaydan ciddi bir kar elde edebilmemiz lazım. Bugün çay üreticisi çaydan gelir elde edemediği için çiftçiliği bıraktı. Çayın kalitesini bozdu, çay satılamayacak, üretilemeyecek bir noktaya doğru gidiyor. Bunun için fiyat çalışması enflasyona göre değil de çiftçiyi ve çay tarımını yaşatabilecek bir noktada olması gerekiyor.
“GERÇEK ANLAMDA BİR DESTEKLEME GEREKİYOR”
Geçen yılki çay fiyatının baz alınmaması lazım çünkü geçen yıl çay fiyatı açıklanmadan önce 15 lira gibi bir fiyat bekleniyordu, toplumun tamamına göre bu fiyat düşük olmasına rağmen kabul edilebilirdi. 11 lira olarak belirlendi geçen yıl ve daha cebine girmeden yarı yarıya erimiş oldu. Bu yıl ise hesaplarımızı, beklentilerimizi 15 lira artı ve cebimize girmeden sonra ki enflasyona göre belirlememiz lazım, bugünki taban fiyatına göre değil. Buna baktığımız zaman da bugün ki ekonomi, bugünki yaşam koşulları, çiftçinin hayatını idamı ettirebilmesi için çayın 35 lira bandında bir noktada olması gerekiyor. Bu 35 lira taban fiyat verilirken bunun yanında da çaya bir destekleme ödemesi var. Yani bugün bir ton gübre aldığımızda 16 bin lira veriyoruz gübreye ve fiyatlar çok yüksek. 30 kuruş bandında kalmış destekleme, bu gerçekten bugünün şartlarında gülünç bir rakam yani vatandaşımızın bankaya gidip o parayı almasına yetmiyor, yolda harcıyor o parayı zaten. 35 liranın yüzde 13- 14 bandında bir desteklemeye tekamül etmesi için de 5 lira bandına çekilmesi gerekiyor ki vatandaşımız bu noktada gerçek anlamda desteklensin, gübresini alabilsin, mazotunu alabilsin, tarıma başlayabilsin ve çay bir sonra ki nesillere aktarılabilsin.”
]]>
Üzümün başkenti olarak bilinen Alaşehir’de zeytin üretimi her geçen yıl artıyor. Dünyaca ünlü Sultaniye üzüme alternatif ürün arayışı içinde olan Alaşehirli çiftçiler, son yıllarda zeytin üretimine yöneldi. Üzüme göre işçilik, zirai ilaç ve gübre gibi girdi maliyetlerinin daha düşük olması çiftçileri zeytine yönlendirdi. Maliyetlerin daha düşük olması nedeniyle hızla artan zeytin üretimi alanı 80 bin dekara ulaştı.
‘Tarımsal alanların her noktasında boş yer kalmasın’ parolasıyla çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Alaşehir Ziraat Odası Danışmanı Ziraat Mühendisi Dündar Yalçın, “Alaşehir, Sultaniye üzümün en çok üretiminin yapıldığı yerlerden biri. Üzüm ihracatında tek başına Manisa’nın yüzde 40’nı karşılayabilmektedir. Ancak son yıllarda üzüm üretiminde maliyetler çok arttı. Bölgemizde üzüme alternatif olarak, zeytin üretimi de hızla artmaya başladı. 80 bin dekarı aşan zeytin alanımız oluştu. Bu zeytinler hem sofralık hem de yağlık olarak tarım gelirlerimize katkı sağlıyor. Zeytinciliğin Alaşehir’de gelişmiş olması, tarıma katkı sağlaması ve ek gelir olması, bizi sevindiriyor. Her sene zeytin dikim alanlarımız yüzde 10 civarında artış gösterirken, bu yıl bu rakam daha da artacaktır” dedi.
Gemlik Trilye zeytin fidanının Alaşehir’e çok iyi uyum sağladığını, 800 rakımda bile güzel sonuçlar alınabildiğini belirten Yalçın, bu çeşitle beraber, dölleyici aynı zamanda yemeklik çeşit olan ‘Domat’, ‘Kalamata’ cinsi gibi zeytin fidanlarına da talep çok fazla olduğunu kaydetti.
Bu yıl dünya çapında yaşanan ‘Mildiyö’ hastalığının Alaşehir’de de üzüm bağlarını olumsuz yönde etkilediğine dikkati çeken Yalçın, “Birçok üreticimizin bağında yüzde 100’lere varan zarar meydana geldi. Dünya çapında yaşanan iklim değişikliği, bölgemizde yaşanan yer altı sularındaki bor miktarının artması, bağların bakımındaki zorluk ve maliyetlerinin artması, üzüm üreticilerini daha az maliyetli olan zeytin üretimine yönlendirdi. Özellikle bu yıl zeytin yağı fiyatlarının artması, zeytinin dane olarak yüksek fiyatlara satılması, zeytinin borlu suları sevmesi nedeniyle çiftçiler üzüm bağlarını sökerek, zeytin dikmeye başladı. Kurum olarak güvenli ve daha ekonomik zeytin fidanı temin ederek, çiftçilerimize destek oluyoruz. Bu yıl güvenli ve sağlıklı yaklaşık 80 bin zeytin fidanını üreticilerimize ulaştırdık” dedi.
Avrupa ve ABD’den talepler arttı
Son yıllarda bağcılıkta işçilik, gübre, zirai ilaç maliyetlerinin çok yükselmesinden dolayı zeytine doğru bir yönelim olduğunu ifade eden Yalçın, “Özellikle Gemlik, Trilye olarak hitap ettiğimiz çeşit öne çıktı. Gemlik çeşidimiz hem yağlık, hem de sofralık çeşit olmasından dolayı özellikle son yıllarda Avrupa ve Amerika’daki taleplerin yüksek seviyelerde olmasından dolayı ilaç, gübre, işçi maliyetlerinin yüksek olmasından dolayı bir nebzede üretici sağlıklı, rahat yapmak için zeytine yönelmiş. Son yıllarda kurumumuz öncülüğünde 1 ve 2 yaşında sağlıklı ve güvenli Gemlik türü zeytin fidanlarını üreticilerimize sunduk. 2024 sezonu için totalde 80 bin adet fidanı üreticilerimize temin ettik. Hem sofralık ve hem yağda üretici kazancı gördüğü zaman biraz da rahatımızı düşündüğümüz için bu yönde zeytine kayma oldu. Bu da devam edecektir. Ziraat odası olarak üretici ve tarım alanları olarak bir parolamız var ‘Birim alandan daha çok kazanmak ve boş yer kalmasın’ parolasıyla bu yola çıktık. Alaşehir’de zeytin alanı her yıl varlığının yüzde 10 artarak devam etmektedir” şeklinde konuştu.
Alaşehirli çiftçi Rasim Bahçalı ise “Üzüm bağına göre zeytinde işçilik ve ürün maliyeti daha az. Bu yüzden bazı üreticilerimiz bağları sökerek, yerine fidanları dikiyor. Bağların bakımları ve masrafları, işçiliği maliyetli geldiğinden bağları kazıp, yerine sofralık ve yağlık zeytin dikiyoruz” diye konuştu. – MANİSA
]]>Yazlık ve kışlık mekan diye iki farklı konseptle hazırlanan yeni nikah salonunda çiftler, en mutlu ‘Evet’ini çok daha modern bir salonda dediklerini dile getiren Başkan Çolakbayrakdar, “Unutulması zor rakam olan 04.04.2024 tarihinde evlenmek isteyen çiftlerimizin nikahlarını kıydık. Kocasinan Belediyesi olarak bugün 24 çiftin nikahına ev sahipliği yaptık. Vatanımızın birliğini muhafaza edecek, milletimizin bütünlüğünü koruyacak ve kutsal değerlerimize sahip çıkacak birer aile yuvası olmasını Allah’tan niyaz ediyoruz. Kocasinan belediyesi olarak bizler yeni yuvaların kurulmasına vesile oluyoruz. Yeni evlenen çiftlerin ve ailelerin mutlu zamanlarında yanlarında olmamız bizleri mutlu ediyor. Geçen yıl, daha konforlu ortamda daha iyi hizmet vermek amacıyla hizmete sunduğumuz yeni nikah salonu, Kayseri’mize çok yakıştı. Hem açık havada hem de daha nezih ve ferah ortamda nikah işlemleri gerçekleştiriyoruz. Çiftlerimiz, mutlu başlangıçlarına ve yeni hayatlarına burada ‘Evet’ diyor. Böylesine nezih bir ortamda çiftlerin, evlilik yolunda attıkları ilk adımda en iyi hizmeti sunuyoruz. Hemşehrilerim, her zaman her şeyin en iyisini hak ediyor. Gençlerimizin daha huzurlu ve daha mutlu yuva kurmaları için her zaman yanlarındayız ve olmaya da devam edeceğiz. Bu vesileyle evlenen bütün çiftlerimize sevgi, saygı ve anlayış içinde huzurlu, sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum” ifadelerini kullandı.
Kocasinan Belediyesi Evlendirme Dairesi’nde 04.04.2024 tarihinde 24 çiftin nikahlarına ev sahipliği yaptıklarını belirten Nikah Memuru Alper Çandıroğlu ise “Kimileri için özel bir gün, kimileri için ise denk geldi. Nikahlarımızı kıymaya devam ediyoruz. 04.04.2024 tarihi özel bir gün. Bazıları özel olması anlamında bugüne denk getirdiler. Nikahlarımızı Kocasinan Belediye’mizin yeni nikah salonunda kıymaya devam ediyoruz. Bugün gün boyunca 24 tane nikahımız var ve mutluluklarına ortak olmaya devam edeceğiz. Bizim içinde özel bir gün. Böyle bir günde çiftlerimizin mutluluklarına şahitlik etmek, bizim içinde özel bir gün. Senede bir çok nikah kıyıyoruz ama böyle özel bir günde de nikahları kıymak bizim içinde mutluluk verici bir anı oluyor” diye konuştu.
Evlilik tarihlerinin özel bir gün olmasını istediklerinden dolayı bu tarihi beklediklerini belirten genç çiftler ise “Unutulması zor bir tarih olan bu özel günde nikahımızın olması bizlere güzel bir anı oldu. Bu mutlu günümüzde böyle imkanlar sağlayan Kocasinan Belediye Başkanı’mız Sayın Ahmet Çolakbayrakdar’a ve Kocasinan Belediyesine teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Nikahı kıyılan çiftlerin aileleri ise daha modern ortamda daha güzel hizmet verildiği için Başkan Çolakbayrakdar’a teşekkür etti. – KAYSERİ
]]>Balkan Rumeli Göçmenleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turhan Gençoğlu, Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Eş Genel Başkanı Doç. Dr. Cevdet Çakırov’u kabul etti. Penguen Gıda Tesisleri’nde gerçekleşen ziyarette HÖH Genel Başkanı Çakırov’a, Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi Türkiye’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Aysel Rufat, Hak ve Özgürlükler Hareketi Haskova İl Başkanı Mehmet Ataman da eşlik etti. Gençoğlu’na geçmiş olsun dileklerini de ileten Cevdet Çakırov, yaptığı açıklamada “Sorumluluklarımızı biliyoruz, bu nedenle çok çalışmaya hazırız” ifadelerini kullandı.
Çakırov: “Bulgaristan-Türkiye ilişkileri daha da gelişmeli”
Turhan Gençoğlu’na geçmiş olsun dileklerini ileten ve Bulgaristan’dan Türkiye’ye kucak dolusu selamlar getirdiklerini dile getiren Çakırov, “İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı, tüm kardeşlerimize kutlu olsun. Yaklaşan Ramazan Bayramı’nın da şimdiden hepimize hayırlı olmasını diliyorum. Gelecek seçimler için çok ümitliyiz, hep birlikte çok çalışmamız gerekiyor. Kendimizi iyi izah etmemiz gerekiyor. Çözülmesi gereken çok sayıda sorun var. Öncelikle Bulgaristan’ın kalkınması konusunda toplumun ciddi ihtiyaçları var. Bulgaristan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin daha yüksek seviyeye gelmesi gerekiyor, bu noktada daha aktif çalışmalar yapılabilir. Sorumluluklarımızı biliyoruz, bu nedenle çok çalışmaya hazırız. Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunun açık olmasını temenni ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen yerel seçimlerin de tüm Türkiye’ye hayırlı olmasını diliyoruz. Demokrasilerde toplum ne derse o olur. Bizim için de önemli olan Türkiye’nin daha yüksek seviyelere gelmesidir, tüm kalbimizle bunun gerçekleşmesini istiyoruz. Tüm dünyada barış olması umudunu paylaşıyoruz” dedi.
Gençoğlu: “Desteğimiz devam edecek”
Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Balkan Rumeli Göçmenleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turhan Gençoğlu ise, “Etimiz, tırnağımız olan Bulgaristan Türklerinin tek temsilcisi olarak nitelendirdiğimiz Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi’nin çok değerli eş genel başkanı ve misafirlerimizi ağırlamaktan büyük bir onur duyuyorum. Asimilasyon sırasında bulunduğumuz topraklardan kopartılarak göçe zorlanmış ve parçalanarak yaşamaya mecbur bırakılmış bir toplum olarak gerek Bulgaristan’da gerekse yaşadığınız yerlerde hiçbir engele tabi olmaksızın seçme ve seçilme hakkına sahip olarak bizlerin Bulgaristan’da en güzel bir şekilde temsil edilmesi gerekiyor. Bu yüzden her zaman bölünmeden, birlik ve beraberlik içerisinde ortak hareket ederek sorunlarımızın daha kolay çözümlenebilmesi için gerek yerel yönetimlerde ve gerekse komşumuz, dostumuz, ortak çıkarlarımız olan Bulgaristan Parlamentosu’nda söz sahibi olabilecek bir şekilde temsil edilmemiz gerekmektedir. Hak ve Özgürlükler Hareketi partimizde son zamanlarda bizlerin yanı sıra çok daha geniş kitleleri temsil edebilme amacıyla bazı önemli adımlar atıldığını da memnuniyetle gözlemlemekteyiz. Sayın Genel Başkanımıza ziyaretinden dolayı tekrar minnet ve şükranlarımı sünüyor önümüzdeki Ramazan Bayramı’nın da hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum” diye konuştu. Ziyaret, Gençoğlu’nun Çakırov’a kitap hediye etmesi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi. – BURSA
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Batıkent Rekreasyon Alanı 1. Etap Açılışı’nda; “Gölbaşı’nda kurduğumuz, Türkiye’nin en büyük tarım kampüsü ve rekreasyon alanı olan BAKAP’ın açılışında bir söz söylemiştim; kimileri tarlayı arsaya çevirip rant üstüne rant götürürken kimileri de arsayı tarlaya çevirir, üretir ya da yeşil alana çevirir, vatandaşını düşünür. İşte bizim farkımız budur” diye konuştu.
ABB Başkanı ve CHP ABB Başkan Adayı Mansur Yavaş, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar ile Batıkent Rekreasyon Alanı 1. Etap Açılışı’na katıldı. Burada konuşan Yavaş şunları söyledi:
“BATIKENT REKREASYON ALANI 432 BİN METREKARE”
Bugün birinci etabını halkın kullanımına kazandırdığımız Batıkent Rekreasyon Alanı 432 bin metrekare. Gündüzleri yeşiliyle, geceleri ışıl ışıl görüntüsüyle bölgemize ve Ankara’mıza değer katıyor. Bugün açılışını tamamladığımız birinci etapta Gençlik Merkezi, kütüphane binası, Emekliler Lokali, biyolojik gölet, dinlenme ve seyir terasları, restoran, kapalı spor binası, kreş, Kadınlar Lokali binası, bulunuyor. Yine bu alan içerisinde iki adet basketbol sahası, iki adet tenis kortu, bir adet voleybol sahası, yedi kilometre bisiklet yolu, dokuz kilometre yürüyüş yolu ve çocuk oyun alanları yer almaktadır. Birinci etabımızda 7 bin adet ağaç ve 160 bin metrekare çim alan olup amfi oturma alanı ve bin araçlık otopark da vatandaşlarımıza hizmet vermeye başladı. Yapımı devam eden ikinci etap çalışmalarımızda ise rekreasyon alanımızda profesyonel futbol sahası, iki adet halı saha, olimpik koşu parkuru, ekolojik köprü, yeni yürüyüş ve bisiklet yollarını Ankaralıların hizmetine sunacağız. İkinci etabı da mayıs ayı sonunda bitirip bu yaz rekreasyon alanımızı tamamen hemşehrilerimizin kullanımına sunmuş olacağız.
“BÖYLE BİR ALANIN İÇİNDE İNSAN OLMASI, YEŞİL OLMASI, VİCDAN OLMASI BİZİM EN BÜYÜK FARKIMIZ”
Burası bildiğiniz gibi rantsal açıdan değerli bir bölgede yer alıyor. Burada Belediye imar düzenlemeleri ile yeni konut alanları oluşturabilir, büyük gelirler elde edilebilirdi. Gökyüzüne uzanan betonlar yapılmasına izin verilip birileri ihya edilebilirdi. Bizim yönetim anlayışımızdaki en büyük fark budur. Böyle değerli bir alanın betonlara değil, plastiklere değil, halka fayda sağlamayacak projelere değil; halkın kendisi için kullanılması, içinde insan olması, yeşil olması, vicdan olması bizim en büyük farkımızdır. Beş yıldır biz bunu yapıyoruz. Onların gözü beton projeler ararken biz Ankara’ya mutluluğu, huzuru, yeşili, altyapıyı, kırsal kalkınmayı, dayanışmayı kazandırdık. Onlar yıllarca pahalı otobüs bileti ve su satarak buradan elde edilen paralarla çöp projelere kaynak aktarırken biz Ankara’nın geleceği için çalıştık, çalışmaya da devam edeceğiz.
“HAYALİ HİÇBİR PROJEMİZ OLMADI”
Gölbaşı’nda kurduğumuz, Türkiye’nin en büyük tarım kampüsü ve rekreasyon alanı olan BAKAP’ın açılışında bir söz söylemiştim; kimileri tarlayı arsaya çevirip rant üstüne rant götürürken kimileri de arsayı tarlaya çevirir, üretir ya da yeşil alana çevirir, vatandaşını düşünür. İşte bizim farkımız budur. İşte bizim vizyonumuz budur. Biz betonda değil, yeşilde yarışmaya devam edeceğiz. Beş yıl boyunca sizlere hizmet ediyoruz. Hayali hiçbir projemiz olmadı. Kimseyi ayırt etmedik. Nereden ne kadar oy aldığımıza hiç bakmadık. Sizin paranızın hesabını size kuruşu kuruşuna verdik. Bu yönetim anlayışıyla, Ankara’yı bir beş yıl daha hep birlikte yönetmeye hazır mısınız? Şeffaf, katılımcı, hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla Ankara’yı geleceğe taşımaya hazır mısınız? Bizler de hazırız. Fethi Başkanımız da hazır. Batıkent’i, Yenimahalle’yi, Ankara’yı Allah’ın izniyle, sizlerin de takdirlerinizde hep birlikte geleceğe taşıyacağız. Bu dev yeşil alanımızın, Batıkent Rekreasyon Alanı’nın bölgemize ve Ankara’mıza hayırlı olmasını diliyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”
]]>Bir otelin restoranında düzenlenen toplantıda konuşan Alp, seçim kampanyalarına Yunus Emre’nin “Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim” sözünden hareketle başladıklarını söyledi.
Kampanyaları süresince toplumun her kesiminden vatandaşlarla bir araya geldiklerini belirten Alp, “El ele, her sokakta, her evde, her yerde olmaya çalışıyoruz. Kampanyamız şu anda çok güzel gidiyor. Gördüğümüz ilgi, alaka, samimiyet çok üst seviyede. İnşallah, Odunpazarı’nın 85 mahallesi ve 440 bin nüfusuyla bu birlik, beraberliği 1 Nisan sabahına taşıyıp Odunpazarı’na hizmet edeceğiz.” diye konuştu.
Odunpazarı ilçesinde her mahallenin ayrı ayrı sorunları olduğuna dikkati çeken Alp, “Benim çalışma sistemim şöyledir, ‘En çok niye talep var? Nereden başlamak lazım?’ En çok taleplerden bir tanesi, sadece 71 Evler, Emek veya Orhangazi mahalleleri değil merkezdeki sorunlar da bir araya geldiği zaman maalesef çok ciddi temizlik sıkıntısı var. Çöp sıkıntısı var. Bu, bütün vatandaşların, mahallelerin ortak sıkıntısı. Temizlik konusunda Odunpazarı bölgesinde geri dönüşüm konusunda da çok büyük sıkıntı var. Geri dönüşüm kutularının olmadığını, geri dönüşüm malzemelerini ayrıştıramadıklarını, bu çöplerin toplanmadığını ve çöp kovalarının olmadığını görüyoruz. Odunpazarı’nda 85 mahallenin ortak derdi bu. İkincisi de su fiyatlarının çok yüksek olması. Suyla ilgili çok ciddi sıkıntılar var. Otopark ve ulaşım sıkıntısı çok ciddi boyutlarda ulaştı.” diye konuştu.
Odunpazarı’nda kentsel dönüşüm için ciddi talepler olduğunu ifade eden Alp, şunları kaydetti:
“Gerçekten Karapınar’dan Gündoğdu’ya, Emek’ten 71 Evler’e, Huzur Mahallesi’ne. Sadece orada değil Büyükdere’de, Çankaya’da, kentsel dönüşüm ve kat artışı acilen gerekiyor. Çünkü ben her zaman söylüyorum, Odunpazarı Eskişehir’in en büyük ilçesi. Aynı zamanda Türkiye’nin en büyük organize sanayi bölgesine sahip. Organize sanayi bölgesi çok hızlı büyüyor. Organize sanayi bölgesi kendi imarını, altyapısını kendisi yapıyor. Katma değeri yüksek ürünler üretilmeye başlandı. Organize sanayi bölgesinin bu kadar hızlı büyümesine karşılık Eskişehir belediyelerinin de bu büyümeye ayak uydurması gerekiyor. Şu anda biliyorsunuz, çevre yolu trafiği taşımıyor. Organize sanayi bölgesindeki fabrikalar farklı mesai saatleri uygulamasıyla çözüm üretmeye çalışıyorlar. Bunu çözmek lazım. Eğer bu çözülmezse birkaç sene sonra organize sanayi bölgesi bu hızla büyümeye devam ederse 1-2 sene sonra şu anki trafiği, park sorunu ve ulaşımla ‘2 sene önce daha iyi giderdik’ diyecek duruma geleceksiniz.”
Alp, her mahallenin ayrı ayrı sorunları olduğunu ve sorunların çözümüne yönelik projelerini de hazırladıklarını belirtti.
Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Alp, kendisine yöneltilen “Odunpazarı Belediye Başkanlığı için 17 adayın olmasını nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna şöyle yanıt verdi:
“Aday ne kadar çok olursa demokrasi şöleni olur. 17 değil de 25 de olabilirdi. Bizim için önemli olan vatandaşın ne düşündüğü. Ben halkın içindeyim. Zaten belediye başkanıyım. Bundan önce ne yaptıysam aynısını yapıyorum. Yine halkın içindeyim. Halkla birlikteyim. Talepleri yerinde görüyorum. İnsanlarla beraber oluyorum. Biz önemli olan şu, halkla iç içe olmak. Adayın çok olması az olmasından ziyade vatandaşın ne düşündüğü, ne yapmak istediğimiz ve nasıl yapmak istediğimizdir. Ben Odunpazarı’na hizmeti birlikte yapmak istiyorum. Onun için adaylarımızın hepsine başarılar diliyorum. Samimiyet ve birlik içinde ‘Gönüller yapmaya geldik’ diyoruz. Dostça bir seçim olmasını diliyorum. Bizim niyetimiz, Odunpazarı’na, şehrimize hizmet etmek.”
Toplu fotoğraf çekimiyle sona eren programa, AK Parti Odunpazarı İlçe Başkanı Ümit Sezer de katıldı.
]]>BTÜ Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof Dr Erinç Dobrucalı:
“Ambar kapaklarının sızdırmaz olması gerekirken, mavi branda ile kapatılmış”
“Geminin eski olması faaliyette olmasına engel değil”
BURSA – Marmara Denizi açıklarında 15 Şubat günü 6 kişilik mürettebatı ile sulara gömülen Batuhan A isimli kuru yük gemisinde kayıp 4 denizci için arama çalışmaları devam ederken, Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, geminin muhtemel batma sebeplerini değerlendirdi.
Marmara Denizi açıklarında, İmralı Adası’nın ise güneybatısında batan “Batuhan A” isimli kuru yük gemisinden 15 Şubat Perşembe günü sabah 07.12’de AIS sinyali de kesildi. Sonar cihazları ile yapılan arama çalışmalarında gemi enkazı 51 metre derinlikte bulundu. Havadan ve karadan devam eden arama kurtarma çalışmalarında kayıp 6 mürettebattan 2’sinin cansız bedeni bulundu. Kayıp mürettebatın arama kurtarma çalışmaları devam ederken geminin neden battığı henüz belirlenemedi.
Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, batan Batuhan A gemisi ile ilgili muhtemel senaryoları değerlendirdi. Marmara Adası’ndan Gemlik’e mermer tozu taşıdığı bilinen Batuhan A gemisinin sızdırmaz ambar kapakları olması gerekirken mavi branda ile kapatıldığına dikkat çekti.
Yağışlı havada mermer tozlarının su almasından dolayı geminin ağırlaşabileceğini belirten Dobrucalı, aşırı yük nedeniyle 53 yıllık geminin seyir esnasındaki olumsuz hava şartlarına dayanabilme ihtimalinin de düşük olduğunu ifade etti.
İHA’ya konuşan Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, “1971 yapımı eski bir gemi ancak bu bölgede sürekli seyir halinde olan bir gemi. Gemi eski bir gemi ama güverte üstünde bulunan ambar kapaklarının normalde sızdırmaz olması gerekirken mavi branda ile kapatılmış. Mermer tozu olan ve sızdırmaz olması gereken ambarların içine deniz suyu girip fazla bir ağırlık oluşturmuş olabilir” dedi.
“Geminin eski olması faaliyete engel değil”
Hali hazırda yük taşıyan birçok eski gemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dobrucalı, SOLAS sözleşmesine göre ticari gemilerin 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılması gerektiğini ifade etti. Sadece bakımı yapılan ve belgelendirilmiş gemilerin ticari faaliyetlerine devam edebildiğini kaydeden Dobrucalı, tekne bakımı yapılmamış ticari gemilerin faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Batuhan A gemisinin de tekne bakımı yapılmadan faaliyetine devam edemeyeceğini kaydeden Dobrucalı, “Geminin eski olması faaliyette olmasına ve seyir yapmasına engel değil. Denizde can emniyeti, uluslararası sözleşmesi var. Gemiler SOLAS sözleşmesine tabi. SOLAS ticaret gemilerinin en geç 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılmasıyla ilgili bir madde var. Ticaret gemilerine en az 2-3 senede bir havuzlanarak bakım yapılıyor. Geminin bağlı olduğu bayrak devleti ve klas kuruluşuna göre bu havuzlarda geminin denizde elverişli olup olmadığıyla ilgili bir belgelendirme süreci oluyor. Bu gemilerin o belgeleri almadan denize çıkması mümkün değil. Gemi seyir yaptığına göre bu sertifikaları da almıştır diye düşünüyorum. Klas kuruluşları sadece tekne, makine, elektrik sörveyleri değil aynı zamanda can sallarıyla ilgili, can yelekleriyle ilgili tüm kontrollerini yapıp bunu belgelendirdiği takdirde denize elverişli olarak seyir yapabilir. Emniyetsiz bir durumda gemi personelinin can salını denize atıp kurtulma şansları olabiliyor. Ama neden binmediler bilmiyorum” şeklinde konuştu.
“Eski olsa bile bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil”
Batuhan A gemisinin seyir aldığı esnada zaman zaman 3 metreyi bulan dalga boylarını değerlendiren Prof. Dr. Dobrucalı, “Bu sıkıntılı süreç görüntülerden gördüğümüz kadarıyla zaten akşam başlıyor. Batuhan A adlı gemi aslında çok fazla olmayan 5 bofor kuvvetinde bir denizde yani yaklaşık 2 buçuk metrelik bir dalga boyunda seyir yapıyor. Eski bile olsa bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil. Gemi önce kuzeye doğru yöneliyor sonra tekrar güneye rotasına geliyor. O esnada deniz şartları etkilemiş ama önce telsizden gemi personelinin yardım talebi var. Gemi batmaya başladıktan itibaren kendi kendine deniz suyunun basıncıyla alarm gönderen bir sistem olan EPİRP cihazlar oluyor. Sabah olması tesadüf, akşamdan başlayan bir süreç” ifadelerini kullandı.
]]>Marmara Denizi açıklarında, İmralı Adası’nın ise güneybatısında batan “Batuhan A” isimli kuru yük gemisinden 15 Şubat Perşembe günü sabah 07.12’de AIS sinyali de kesildi. Sonar cihazları ile yapılan arama çalışmalarında gemi enkazı 51 metre derinlikte bulundu. Havadan ve karadan devam eden arama kurtarma çalışmalarında kayıp 6 mürettebattan 2’sinin cansız bedeni bulundu. Kayıp mürettebatın arama kurtarma çalışmaları devam ederken geminin neden battığı henüz belirlenemedi.
Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, batan Batuhan A gemisi ile ilgili muhtemel senaryoları değerlendirdi. Marmara Adası’ndan Gemlik’e mermer tozu taşıdığı bilinen Batuhan A gemisinin sızdırmaz ambar kapakları olması gerekirken mavi branda ile kapatıldığına dikkat çekti.
Yağışlı havada mermer tozlarının su almasından dolayı geminin ağırlaşabileceğini belirten Dobrucalı, aşırı yük nedeniyle 53 yıllık geminin seyir esnasındaki olumsuz hava şartlarına dayanabilme ihtimalinin de düşük olduğunu ifade etti.
İHA’ya konuşan Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, “1971 yapımı eski bir gemi ancak bu bölgede sürekli seyir halinde olan bir gemi. Gemi eski bir gemi ama güverte üstünde bulunan ambar kapaklarının normalde sızdırmaz olması gerekirken mavi branda ile kapatılmış. Mermer tozu olan ve sızdırmaz olması gereken ambarların içine deniz suyu girip fazla bir ağırlık oluşturmuş olabilir” dedi.
“Geminin eski olması faaliyete engel değil”
Hali hazırda yük taşıyan birçok eski gemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dobrucalı, SOLAS sözleşmesine göre ticari gemilerin 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılması gerektiğini ifade etti. Sadece bakımı yapılan ve belgelendirilmiş gemilerin ticari faaliyetlerine devam edebildiğini kaydeden Dobrucalı, tekne bakımı yapılmamış ticari gemilerin faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Batuhan A gemisinin de tekne bakımı yapılmadan faaliyetine devam edemeyeceğini kaydeden Dobrucalı, “Geminin eski olması faaliyette olmasına ve seyir yapmasına engel değil. Denizde can emniyeti, uluslararası sözleşmesi var. Gemiler SOLAS sözleşmesine tabi. SOLAS ticaret gemilerinin en geç 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılmasıyla ilgili bir madde var. Ticaret gemilerine en az 2-3 senede bir havuzlanarak bakım yapılıyor. Geminin bağlı olduğu bayrak devleti ve klas kuruluşuna göre bu havuzlarda geminin denizde elverişli olup olmadığıyla ilgili bir belgelendirme süreci oluyor. Bu gemilerin o belgeleri almadan denize çıkması mümkün değil. Gemi seyir yaptığına göre bu sertifikaları da almıştır diye düşünüyorum. Klas kuruluşları sadece tekne, makine, elektrik sörveyleri değil aynı zamanda can sallarıyla ilgili, can yelekleriyle ilgili tüm kontrollerini yapıp bunu belgelendirdiği takdirde denize elverişli olarak seyir yapabilir. Emniyetsiz bir durumda gemi personelinin can salını denize atıp kurtulma şansları olabiliyor. Ama neden binmediler bilmiyorum” şeklinde konuştu.
“Eski olsa bile bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil”
Batuhan A gemisinin seyir aldığı esnada zaman zaman 3 metreyi bulan dalga boylarını değerlendiren Prof. Dr. Dobrucalı, “Bu sıkıntılı süreç görüntülerden gördüğümüz kadarıyla zaten akşam başlıyor. Batuhan A adlı gemi aslında çok fazla olmayan 5 bofor kuvvetinde bir denizde yani yaklaşık 2 buçuk metrelik bir dalga boyunda seyir yapıyor. Eski bile olsa bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil. Gemi önce kuzeye doğru yöneliyor sonra tekrar güneye rotasına geliyor. O esnada deniz şartları etkilemiş ama önce telsizden gemi personelinin yardım talebi var. Gemi batmaya başladıktan itibaren kendi kendine deniz suyunun basıncıyla alarm gönderen bir sistem olan EPİRP cihazlar oluyor. Sabah olması tesadüf, akşamdan başlayan bir süreç” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>MUSTAFA USTA
Sinoplu emlakçı Ahmet Atalay, “Hükümetin denetleme mekanizmasını çalıştırması lazım. Hükümet bir liste çıkartmalı; 3+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 2+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 1+1 daireler şu metrekare şu kadar lira deyip kiraları belirlemesi lazım. Bunun yanında asgari ücretin 3’te 1’i fiyatı değerinde olması lazım kiraların. Bugün 17 bin lira alan bir vatandaşın verdiği kira 15 bin lira. Bu adam nasıl geçinecek” dedi.
Sinop’ta emlakçılar, artan fiyatlar nedeniyle vatandaşların kiralık ve satılık ev bulmakta zorlandığını ifade etti. Ahmet Atalay, şunları söyledi:
“HÜKÜMETİN YANLIŞ POLİTİKASINDAN KAYNAKLANAN BİR OLAY”
“Hükümetin kiralık ve satılık ev fiyatlarını denetlemesi lazım. Zaten bu kiraların yükselmesi de hükümetin yanlış politikasından kaynaklanan bir olay. Ev sahiplerinde de biraz fırsatçılık var. Hep yükseltelim diye düşünüyorlar. Burada hükümetin yapacağı tek şey var. Hükümetin denetleme mekanizmasını çalıştırması lazım. Ben yıllardır emlakçılık yapıyorum, akıl vermek gibi olmasın öyle olması gerektiğini düşündüğüm için söylüyorum. Mesela hükümet bir liste çıkartmalı; 3+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 2+1 daireler şu metrekare şu kadar lira, 1+1 daireler şu metrekare şu kadar lira deyip kiraları belirlemesi lazım. Bunun yanında asgari ücretin 3’te 1’i fiyatı değerinde olması lazım kiraların. Bugün 17 bin lira alan bir vatandaşın verdiği kira 15 bin lira. Bu adam nasıl geçinecek? Bu adam nasıl çoluk çocuğu okutacak? Bunları düşünmek lazım.
Bunu biraz düşünüyoruz da, hükümetimiz bunu düşünmüyor mu? Ben bunu çok merak ediyorum. Bir asgari ücret alan bir insan ailesine nasıl bakacak? Bu mekanizmayı kurmaları lazım. Ev kiraları en fazla 6-7 bin lira olması lazım. Bu düzen kurulursa, bu sistem getirilirse bu şekilde insanlar nefes alır. Örnek veriyorum ben 11 bin lira emekli maaşı alıyorum, benim kiram 10 bin lira. Ben nasıl geçineceğim? Buna artık hükümetin el atması lazım. İnsanlar patlama noktasında. Her şeyi bıraksınlar, bu olayla ilgilensinler artık. Piyasa çok felaket durumda. Öğrenciler kiraların yüksekliğinden okulu dondurup memleketine geri dönüyor. Yazık değil mi bu insanlara? Bu vatandaşları biraz düşünmeleri gerekiyor diye düşünüyorum. Bu kira fiyatları çok fahiş rakamlar. O yüzden bunun düzenlenmesi lazım. Hükümetin rakam belirlemesi lazım. Bu fiyatların üzerine çıkanlarda hukuken cezalandırılması lazım.”
“HÜKÜMET BU KONUDA BENCE YETERSİZ KALIYOR”
Doğukan Evrimer ise şöyle konuştu:
“Hükümetin bunun için önlemlerini alması lazım. Bunun sebebi zaten kendi yaşadığımız memlekette Sinop’ta fazla rast gelmiyoruz ama İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de bu tip büyük şehirlerde kiracıların ne kadar mağdur olduğunu, hatta ve hatta şiddet eylemine doğru gittiğini görebiliyoruz. Hükümetin kesinlikle ve kesinlikle bunun için yasa tasarısı yapması lazım. Bu sadece sözde kalması gerekmiyor çünkü biliyorsunuz, bizim vatandaşlarımız sözde hiçbir şeye inanmıyor, yasayı göstermeniz gerekiyor. Şu anda ev ve ev sahiplerinin denetlendiğini düşünmüyorum. Hükümet bu konuda bence yetersiz kalıyor. Bunun sebebi de kafalarına göre hükümetin bir politikası var. Dükkanlarda ya da evlerde kira artışları yüzde 25 ya da yüzde 50 olarak iş yeri ve konuta göre değiştirilmişti ama bunun kesinlikle ve kesinlikle uygulandığını düşünmüyorum. Bunun gerekli ölçülerde de tedbir alındığını da hiç inanmıyorum. İnandırıcı gelmiyor çünkü görünen köy kılavuz istemiyor. Bunun için hükümetin varını yoğunu ortaya koyması lazım ki halkımız mağduriyete uğramasın.”
]]>
SİVAS Cumhuriyet Üniversitesi Fen Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birnur Akkaya, kanser hastalıklarında ölüme neden olan en önemli etkenlerinden biri olan kanser hücrelerinin yayılmasının önlenmesine yönelik başlattığı çalışmada sonuca ulaştı. Prof. Dr. Akkaya, kanser ve kötü huylu hücrelerin damar yüzeylerine tutunmasını engelleyerek, yayılmasını önleyen sülfatit benzeri kitosan türevi bir bileşik molekül sentezledi.
Dünyada kalp hastalıklarından sonra ölüme sebep olan ikinci sıradaki hastalık, Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre kanser olarak görülüyor. Kanserin tedavisi için birçok ilaç olmasına rağmen, bu ilaçların yan etkileri ve ilaca karşı direncin ortaya çıkması ise ciddi bir sağlık problemi ortaya koyuyor. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Bilim Kadınları Derneği Başkanı, Prof. Dr. Birnur bu noktada ilaçların yan etkilerini ortadan kaldırmak adına, mevcut kullanılan kemoterapötik ilaçların haricinde yeni anti-kanser molekül dizayn edilmesi için çalışma başlattı. Prof. Dr. Birnur Akkaya, kanser hastalıklarında ölüme neden olan en önemli etkenlerinden kanser hücrelerinin yayılmasının önlenmesine yönelik başlattığı çalışmada ise sonuca ulaştı. Prof. Dr. Akkaya, kanser ve kötü huylu hücrelerin damar yüzeylerine tutunmasını engelleyerek, yayılmasını önleyen sülfatit benzeri kitosan türevi bir bileşik molekül sentezledi. Prof. Dr. Akkaya, Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvurarak ‘Sülfatit Benzeri Kitosan Türevi Bileşik’ ismini verdiği buluşunun ulusal alanda belgesini de aldı. Çalışma ulusal alanda ‘İnternational Journal Of Biological Macromolecules’ dergisinde de yayımlandı.
‘KANSERİN DAMAR YÜZEYLERİNE TUTUNMASI ENGELLENECEK’
Kanserin dünyada ölüm nedeni olarak ikinci sırada yer alan bir hastalık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Akkaya, “Kanserle ilgili birçok ilaç geliştirmiş olmasına rağmen kanserde bayağı ciddi gelişmeler sağlamış olmasına rağmen ilaçların toksik olmaları, sağlığı bozucu, yan etkilerinin olması ya da kanserli hücrelerin ilaçlara direnç geliştiriyor olması gibi nedenlerden dolayı hala ilaç arayışı devam ediyor. Bizler tabii ki kanser ilaçları yoğunlukta olmasına rağmen kanser hastalığının ölüm ile noktalanmasının en büyük nedeni olan yayılmasına yönelik ilaç araştırması girişiminde bulunduk. Kanser hücrelerinin yayılmasının basamaklarından biri olan damar yüzeylerine tutunmasını engellemek için bir çalışma başlattık. Bu tutunma dolayısıyla bizde literatürde var olan bu bilgiye dayanarak, sülfatit ile selektinin bağlanmasını engellemek amacıyla sülfatit benzeri kitosan türevi bir bileşik molekül sentezleme düşüncesi meydana getirdi. Çalışmamız uluslararası alanda da iyi bir dergide yayınlandı. Özgünlüğü hem kanser hücrelerinin yayılmasında yer alan sülfatit ve selektinler arasındaki etkileşimlerin sülfatit bloklanmasıyla yeni bir ilaç etken maddesinin ortaya çıkarılması ve aynı zamanda sülfatite benzeyen bir molekülün sentezlenmiş olmasıdır” dedi.
‘OLUMLU SONUÇLAR ALDIK’
Çalışmadan olumlu sonuç aldıklarını belirten Prof. Dr. Akkaya, “Elde ettiğimiz veriler sonucunda biyolojik aktivitesine baktık. Gayet olumlu sonuçlar aldık ve patent oluşturduk. Tabii ki patent oluşturduktan sonra çalışmalarımız hızla devam edecek. Amacımız hayvan ve faz çalışmalarıyla bunu devletimiz için milletimiz için faydalı ve yararlı hale getirilmesidir” diye konuştu. Prof. Dr. Akkaya patenti alınan bu buluşun aynı zamanda diyabet, metakromatik lökodistrofi, epilepsi, Alzhimer, parkinson ile çeşitli bakteriyel enfeksiyonlar olan HIV-1, Hepatit C, influenza A virüsü gibi viral enfeksiyonların ortadan kalkmasında da önemli rol oynayacağını ve ilaç etken maddesi olarak kullanılabileceğini söyledi.
]]>DİSİDER Yönetim Kurulu Başkanı Şeyhmus Akbaş, “Yeni yıl öncesi açıklanan yeni asgari ücretin çalışanlarımız ve ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu bu zor süreçte asgari ücrete yapılan artış çok kıymetli dolayısıyla çalışanları mağdur etmemek için gösterilen çabayı da takdir ediyoruz” dedi.
Çalışanların refah seviyelerinin yüksek olması ve kazançlarının artması yönünde işverenler olarak her daim yanlarında olacaklarını belirten Akbaş, “2023’ü acısıyla, tatlısıyla, iyisiyle, kötüsüyle geride bıraktık. Geride bıraktığımız yıl sıradan bir yıl değildi maalesef. Acı olayların, üzüntülerin yaşandığı bir yıl olarak hatırlanacak bir yıldı. Yaşadığımız pek çok sıkıntılı günler oldu. Hiç kuşkusuz hafızalardan silinmeyecek olan 11 ilde etkisini gösteren asrın felaketi 6 Şubat depremi 2023 yılının en acı olayıydı. 2023 yılında yaşadığımız sıkıntıları yaşamamak dileğiyle 2024 yılının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ederek, herkese sağlıklı, mutlu yıllar dilerim. Bu vesile ile ülke olarak zorlu bir ekonomik süreç geçirmemize rağmen yeni yıl öncesi açıklanan yeni asgari ücretin çalışanlarımız ve ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu bu zor süreçte asgari ücrete yapılan artış çok kıymetli dolayısıyla çalışanları mağdur etmemek için gösterilen çabayı da takdir ediyoruz. Çalışanlarımızın refah seviyelerinin yüksek olması ve kazançlarının artması en büyük temennimizdir. Bu noktada biz işverenler olarak çalışanlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
İşveren kesimin yükünün azaltılması gerektiğini ifade eden Akbaş, “Bir diğer taraftan bakıldığı zaman asgari ücretin işveren kesiminde oluşturduğu bir maliyet söz konusu. Yaşanan artışın işverene maliyeti noktasında, işveren yükünün azaltılması gerektiğini ve bu konuda hükümetimizden destek beklediğimizi ifade etmek istiyorum. Bu destek, biz sanayici ve üreticilerimiz için çok önemlidir. 2023 yılında sıkıntıların başında gelen yükselen ham madde ve enerji fiyatlarına bağlı olarak artan maliyetler üreticilerimizi zorlamaktadır. Ancak destek politikaları ile yatırımların teşvik edilmesi, büyüme potansiyelimizin artırılması, iş dünyasının rekabet gücünün güçlendirilmesi ve finansmana erişimin kolaylaştırılması için önemli adımların atılmasıyla birlikte ekonomideki 2024 zorlu virajının aşılabileceğine inanıyoruz. Özellikle enflasyonla mücadelede istediğimiz seviyede olmadığımızı ama alınan tedbirlerin kıymetli olduğunu belirterek atılan adımların 2024 yılında artarak devam etmesi halinde istenilen seviyeye gelineceğine inanıyoruz. Bu konuda tecrübeli bir hükümetimizin iş başında olması iş dünyası ve komuoyunun güvenini artırıyor ve artırdığı gibi yaşadığımız sıkıntıları da en kısa zamanda çözeceğini inanıyoruz” şeklinde konuştu.
Yerel seçimlerde oy uğruna hiçbir siyasetçinin ülke ekonomisini sıkıntıya sokacak vaatlerde bulunmaması yönünde çağrıda bulunan Akbaş, şunları kaydetti:
“Ülkemizde Mart ayında yerel seçimler olacaktır, umut ediyoruz ki, ehliyet ve liyakat sahibi, milletimizin beklentilerine cevap verebilecek adayların yarışacağı ve sağduyunun hakim olacağı bir seçim olur. Yetkinliğin, liyakatin ve demokratik bir ortamda milletin beklentilerini karşılayabilme yeteneğinin ön planda tutulduğu yerel seçimlere yönelik umudu dile getirmek övgüye değerdir. Adil ve makul bir seçim süreci duygusu, herhangi bir toplumun refahı ve ilerlemesi için esastır. Bu çerçevede tüm siyasi partilere çağrımız; popülist söylemlerden ve oy uğruna ülke ekonomisini sıkıntıya sokacak vaatlerden uzak durmalarıdır. Mart ayında gerçekleşecek olan yerel seçimlerde tüm adaylara başarılar dileyerek, seçimlerin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyoruz.” – DİYARBAKIR
]]>