Bahçeşehir Üniversitesi’nin (BAU) 2023-2024 eğitim-öğretim dönemi mezuniyet töreni, bu yıl Ülker Sports Arena’da yapıldı. 24’üncü dönem mezunlarını veren Bahçeşehir Üniversitesi’nden, dokuz fakülte, iki yüksekokul, bir enstitü ve konservatuar bölümünden mezun olan 6 bin öğrenci, kep atma gururu yaşadı. İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törene Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, Mütevelli Heyeti üyeleri, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, senato üyeleri, öğretim üyeleri, akademisyenler ve öğrencilerin aileleri katıldı.
Özgür Özel, kızının mezuniyetine katıldı
Programa katılan ve çocuklarının mezuniyet gururunu yaşayanlar arasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel de yer aldı. BAU Hukuk Fakültesi’ni bitiren kızı İpek Özel’in töreni için salona gelen Özgür Özel’e bazı kurmayları da eşlik etti. CHP Genel Başkanı salon çıkışında, kızı İpek Özel’le çiçek verip aile büyükleriyle hatıra fotoğrafı çektirdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “Hoş geldin” diyerek konuşmasına başlayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, yeni mezun gençleri tebrik ederken, dünya vatandaşı olmanın önemine vurgu yaptı.
“Özgürlükten taviz vermeyin”
Öğrencilerin yapay zekaya önem vermesi gerektiğini dile getiren Yücel, özgürlük ve adaletin önemine vurgu yaparak “Adaletten sakın olarak ayrılmayın. Gücün yanında değil, hakkın ve adaletin yanında durun. Özgürlüğünüzden sakın ha bir milim de olsa taviz vermeyin. Özgür olmadığımız takdirde üretemezsiniz. Özgür olmayan toplumda üretemezsiniz. Onun için birey olarak özgürlük en büyük zenginliğimizdir” dedi.
“Kendinize güvenmekten vazgeçmeyin”
Törende konuşma yapan BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da öğrencileri tebrik ederken şunları söyledi:
“Artık önünüzde yepyeni bir sayfa var, bu sayfayı da güzellikler ve başarılarla dolduracak olan sizlersiniz. Hocalarınız ve aileleriniz olarak; dünyaya yön verecek, sorunlara çözüm bulacak ve toplumu daha iyi bir yere taşıyacak adımlar atacağınıza gönülden inanıyoruz. Sizler, sadece kendiniz için değil, aynı zamanda çevrenizdeki insanlar için de birer ilham kaynağı oldunuz ve olmaya da devam edeceksiniz. Var olan bilgi birikiminizi insanlığın hizmetine sunmak için hazır olduğunuzu biliyoruz. Unutmayınız ki başarı; sabır, dirayet ve özveri gerektirir. Hayallerinize ulaşmak için pes etmeyin, çünkü sizlerin potansiyeli sınırları zorlayacak kadar büyük. Hayatınızın geri kalanında da yeni hedefler belirleyerek yeni zirvelere tırmanacaksınız. Karşınıza çıkacak her zorluk, sadece sizin gücünüzü ve azminizi daha da artıracaktır. Kendinize güvenmekten hiç vazgeçmeyin!”
Altın beyin ödülü takdim edildi
Konuşmaların ardından bu yıl derece yapan öğrenciler açıklandı. Bu yılın okul birincisi, mutlu olacağı mesleğin öğretmenlik olacağını fark edince, okuduğu genetik ve biyomühendislik bölümünü bırakarak okul öncesi öğretmenliği bölümünü kazanarak kayıt yaptıran Hacer Dilhun Yıldız oldu. Her yıl BAU okul birincilerine verilen “Altın beyin” ödülünü Enver Yücel’in elinden alan Yıldız, üniversite birincilerinin isminin bulunduğu mezuniyet kütüğüne kendi adının yazılı olduğu plakayı çaktı.
Rektör Prof. Dr. Esra Hatipoğlu’nun hediye verdiği Hacer Dilhun Yıldız, törende bir de konuşma yaptı.
Öğretmenlik hayali için genetik bölümünü bıraktı, okul birincisi oldu
Yüzde 50 burslu kazandığı BAU Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenlik bölümünü üstün başarıyla bitiren Yıldız konuşmasında, “Ralph Waldo Emerson’ın dediği üzere ‘İz bırakabileceğiniz yerlerde yolları takip etmeyin. Bunun yerine, yol olmayan yerlere gidin ve iz bırakın.’ Kendi yollarımızı inşa edelim, kendi izlerimizi bırakalım ve dünyayı herkes için daha yaşanabilir, erişilebilir, adil kılalım. ve son olarak, bugünün anlamını ve önemini vurgulamak adına, Ulu Önderimiz ve Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözüyle kapatmak istiyorum: “En mühim ve feyizli vazifelerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu suretle olur.’ Bizler, aldığımız eğitimle, kazandığımız bilgi ve deneyimle, bu büyük sorumluluğun bilincindeyiz. Geleceğe umutla bakıyor, ülkemize ve insanlığa katkı sağlama yolunda ilerliyoruz. Tüm mezunlar adına geleceğe dair bu sözü taşıyarak, önümüzdeki zorlukları aşacağımıza ve aydınlık yarınlar için çalışacağımıza inancımız tam” diye konuştu.
Çocuk sevgisi öğretmen yaptı
Asker bir babanın ve memur bir annenin çocuğu olan Hacer Dilhun Yıldız, babasının tayinleri sebebiyle liseyi 4 farklı okulda okudu. Başarılı bir öğrencilik dönemi geçiren Yıldız, üniversite sınavında genetik ve biyomühendislik bölümünü kazandı. Okula devam ederken, asıl arzuladığı mesleğin öğretmenlik olduğuna karar verince, hayallerinin peşine düşmeye karar verdi. Ailesinin de desteğini almayı başaran Yıldız yeniden üniversite sınavına girerek Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenlik Bölümü’nü yarı burslu olarak kazandı. Çocukları çok sevdiğini ve onların hayatlarına olumlu dokunuşlarda bulunmak için öğretmenlik yapmaya karar verdiğini belirten Yıldız, sevdiği mesleğin peşine düşünce başarı da beraberinde geldi. Hacer Dilhun Yıldız, 2. Sınıfa geçince gösterdiği başarı sayesinde tam burs alarak eğitimine devam etti. Okulda bir yandan öğrenci asistanlığı yapan diğer yandan da arkadaşlarıyla TÜBİTAK’a proje hazırlayan Yıldız, bu yıl 6 bin öğrencinin içinde 3.96 puan ortalamasıyla üniversite birincisi olarak mezun oldu.
“Öğrenmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu gösterebilmek istiyorum”
Öğretmen olarak çocukların hayatlarına olumlu katkılar yapmak istediğini belirten Hacer Dilhun Yıldız “Çocuklara hayatı sevmenin, dünyayı tanımanın ne kadar güzel bir şey olduğunu, öğrenmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu gösterebilmek istiyorum. Nihai amacım da bu diyebilirim ve bunun yanı sıra ilerleyen dönemlerde eğitimde eşitlik için bir katkı da bulunabilmek isterim. Bu alanda çalışmayı da çok istiyorum” dedi.
]]>(ANKARA) – Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin ilerleyen günlerde TBMM’ye sunulması beklenirken; eğitimcilerin teklife ilişkin öneri ve tepkileri devam ediyor. Eğitim sendikaları, kurulması planlanan Milli Eğitim Akademisi’nin öğretmenlere yük getireceğini düşünüyor. Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, akademide eğitim süresinin bir yılı aşmaması gerektiğini belirtirken; Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Öğretmenlerin uzmanlık belgeleri yok sayılacak ve üniversite eğitimleri değersizleştirilecektir. Diploması geçersiz tek meslek öğretmenlik olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, eğitim camiasının beklediği bir meslek kanunu hazırlamayı amaçladıklarını ifade etse de eğitim sendikalarının kanuna ilişkin önerileri ve talepleri devam ediyor. Bakan Yusuf Tekin, katıldığı televizyon programında Öğretmenlik Meslek Kanunu çalışmalarıyla ilgili ise “Bu kanun metninde şu an süreç tamamlandı. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı konusunda düzenlemeler yapmak ve akademi camiasının beklediği meslek kanunu yapabilir miyiz uğraşısına girdik. Sendikalara teşekkür ediyorum. Bir kanun metni ortaya çıktı. Zannediyorum artık Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyonlara havale edilecek diye bekliyoruz. Bir aksilik olmadan tamamlanır” diye konuştu.
Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Genel Sekreteri Talat Yavuz, Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ve Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışması Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Resul Partici, Öğretmenlik Meslek Kanunu’ndan beklentileri ve taleplerini ANKA Haber Ajansı’na anlattı.
“Milli Eğitim Akademisi, barınma halini ortaya çıkaracak”
Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, Öğretmenlik Meslek Kanunu kapsamında olmazsa olmazlarının öğretmene şiddet konusunda ihtiyaç duyulan düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi olduğunu söyledi. Kurulması planlanan Milli Eğitim Akademisi’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunana Yavuz, şöyle konuştu:
“Şube müdürleri, il milli eğitim müdürleri, ilçe milli eğitim müdürleri ve şube yardımcıları kapsam dışında bırakılıyor. Maaşlarda bir dengesizlik yaşanıyor. Şube müdürü, altında çalışan okul müdürü, öğretmenlerden daha az maaş alıyor. Yetki ve sorumluluklar artıkça maaşın da artması gerekiyor. Öğretmenlik Meslek Kanunu bu haliyle bir dengesizlik oluşturdu. Fiilen öğretmenlik yapanlar kanun kapsamına alındı. Şube müdürü şu anda müdür ama istifa ettiğinde öğretmen. Öğretmen alımında mülakatın çok büyük bir sıkıntı olduğunu hep söyledik. Sözleşmeli değil, kadrolu atamaların yapılmasını istiyoruz. Sözleşmeli öğretmenlik bir hak kaybı oluşturuyor. Mülakatı kaldıran bir sistem gibi anlaşılıyor. Bu yönüyle olumlu. Öğretmenler 40 dakikalık bir mülakatta kendini ifade edemeyebilir. Akademi bu haliyle uzun bir süre öngörüyor. Ancak sürenin bir yılı aşmaması gerektiğini düşünüyoruz. Planlamaların yapılması lazım. Öğretmen adayları akademinin kurulacağı illere gidecek. Aynı zamanda bu barınma halini ortaya çıkaracak. Belki yurt imkanları açılabilir ama bu para yetmez. Öğretmenlere ilave bir yük getirecek.”
“Sizin adınıza en iyisini biz biliriz yaklaşımın devam ettiğinin göstergesi”
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Yeni Öğretmenlik Meslek Kanunu, sizin adınıza en iyisini biz biliriz sorunlu yaklaşımın devam ettiğinin göstergesidir, eğitim sistemimizde daha da geriye gidiştir. Eğitim barışını ve güvenli, güvenceli çalışma ortamını bozacak niteliktedir” dedi.
Taslak içerisinde öğretmenin adının olduğunu ancak fikrinin olmadığını söyleyen Özbay, “Her geçen gün öğretmenlik mesleğine daha fazla zarar veren Milli Eğitim Bakanlığı yine gerçek sendikaların ve öğretmenlerin düşüncesini, taleplerini yok sayarak yeni bir meslek kanunu dayatması içindedir” diye konuştu.
“Öğretmenleri unvanlarla ayrıştırmaya, eğitim barışını bozmaya devam edilecektir”
Kanun kapsamında idarelere disiplin hükümleri üzerinden keyfi yetkiler verileceğini, bu durumun baskı altında çalışmasına ve haklarının korunmamasına yol açacağını ifade ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“İdareye disiplin hükümleri üzerinden keyfi yetkiler verilecektir. Bu durum, öğretmenlerin baskı altında çalışmasına ve haklarının korunmamasına yol açacaktır. Öğretmenleri unvanlarla ayrıştırmaya, eğitim barışını bozmaya devam edilecektir. Sınav yok ama akademi var. Bu akademide kimler hangi yetkinlikle görev yapacak ve neye kime göre değerlendirme yapacak belli değildir. AKP iktidarı kendi memurunu yaratma peşindedir. Milli Eğitim Akademisi’nin kurulmasıyla birlikte, öğretmenlerin uzmanlık belgeleri yok sayılacak ve üniversite eğitimleri değersizleştirilecektir. Diploması geçersiz tek meslek öğretmenlik olacaktır. Proje okulu uygulamasının keyfi atamalarla sürdürülmesi, eğitimde liyakat ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açacaktır. Başöğretmen unvanının sınavla değerlendirilmesi ve kademeli unvan sistemine dahil edilmesi, başöğretmen ünvanlı tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün biz öğretmenler için de gurur duyduğumuz unvanının önemini ve saygınlığını zedelemek isteğidir. Ek derslerde bozdur bozdur harca cinsinden yapılan küçük artış, öğretmenlerin geçim sıkıntısını çözmeye yetmeyecektir. Okullarda artan şiddete dair yetersiz düzenlemeler, fikrini almadıkları, değer vermedikleri, itibarsızlaştırmaya devam ettikleri öğretmenlerin güvenliğini sağlamayacağı gibi, göstermelik kalacaktır, öğretmenlerin güvenliğini tehlikeye atmaya ve bunun sebebi olmaya devam edilmiş olacaktır.”
“Milli Eğitim Akademisi kapsamında öğretmenlere ödenecek ücretler yeterli değil”
Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışması Sendikası Basın ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Resul Partici ise uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik sürelerinin düşürülmesi, engelli öğretmenler için ek düzenlemelerinin yapılması gerektiğini söyledi. Kanun içerisinde yer alan Milli Eğitim Akademisi’ne ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Partici, şu görüşleri dile getirdi:
“Engelli öğretmenler için ekleme talep ettik. Kurulması planlanan yeni eğitim akademisi kapsamında öğretmenlere ödenecek olan aylık ücretler çok düşük. Artış talebinde bulunduk. Aynı zamanda başöğretmenlik ve uzman öğretmenlik ünvanlarının emekliliğe de yansımasını talep ediyoruz. Öğretmenin itibarının güçlendirilmesi için çalışmaların da artırılmasını talep ediyoruz. Milli Eğitim Akademisi çalışıldığı şekliyle sıkıntılı değil. Öğretmenleri mobbing ve baskılardan kurtaracak. Bizlere akademinin 20 ilde kurulacağı bilgisi verildi. Bu şehirlerde büyük bir geçim sıkıntısı yaşanacak. Aynı zamanda engelliler de sıkıntı yaşayacak. Akademideki öğretmenlere aylık olarak 25 bin lira ödeme yapılacağı ifade ediliyor. Bu rakamın artırılması için taleplerimizi ilettik. Öğretmenlerimizin bu ücretlerle geçinmesi mümkün değil. Aynı zamanda eş durumuyla ilgili de kanuna ekleme yapılmasını istiyoruz.”
]]>Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan sonra İstanbul’da öğretmenliğe başlayan 49 yaşındaki Saadet Çiçek, 28 Şubat 1997’de gerçekleşen postmodern darbe sonrasında zorla istifa ettirildi. 15 yıl sonra tekrar atanarak Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde göreve başlayan evli ve 4 çocuk annesi Çiçek, aradan geçen 27 yıla rağmen o günleri unutamadı. Öğretmenlik yaptığı sırada okul idaresinin kendisine başörtüsünden dolayı mesleğini yapamayacağını söyleyerek görevden alındığını aktaran Çiçek, yaşadıklarını anlattı. Görevine 15 yıl sonra döndüğünü ve şu an Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde görev yaptığını aktaran Saadet Çiçek, “Süreç içerisinde birçok kişi o dönemde öğretmenlikten istifa ettirildi. Ben de onlardan birisiydim. 2 sene sonra öğretmenliğe başladım. Üniversitede yaşanan herhangi bir sorun yoktu, öğretmenlikte sorun yaşadım. Perukla okula gelen bir müdürümüz vardı. İkna odasına beni aldı ve ‘Saadet hocam farkındaysan ben de düzen ne istiyorsa onu yerine getiriyorum. Siz de farklı bir çözüm üretebilirsiniz, eğer başınızı açmazsanız istifa etmek zorundasınız. İstifa etmediğiniz takdirde bütün cezaları sırayla alıp atılacaksınız zaten. Biz bunu işletmek istemiyoruz. Siz kendiniz istifa ediniz’ demeye getirdi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne götürüldüm, birlikte gittik. Öğrencilerimle çok güzel bir iletişimim olmasına rağmen ben istifa etmeyi, bir daha geri dönmemeyi tercih etmek zorunda bırakıldım” dedi.
“Hala tüylerim diken diken oluyor, ürperiyorum”
Çiçek, o dönemi hatırladığında hala ürperdiğini belirterek şöyle devam etti:
“Ağır bir süreçti. Doğrusu hatırlayınca hala tüylerim diken diken oluyor, yani ürperiyorum. Büyük hayallerle okuldan mezun oluyorsunuz. Tek istediğiniz şey öğretmenlik ve elinizin altında her şey. Öğrenciler, masum yüzleri ve vermek istediğiniz her şey elinizin altında ama veremiyorsunuz. ve oradan bir el çekiyor sizi alıyor. Bunu yapmak istemedim ama istifa ederken şunu düşündüm; ben inandığım bir ideale çok sahiptim. Ben inandığım gibi yaşamak zorundaydım, inandığım gibi de öğrencilerime örnek teşkil etmek durumundaydım. Yaşamadığım, olmadığım bir şeyi onlara sunamazdım.”
“Ben yaşantımla dimdik durarak, inancımı temsil ederek onlara gerçekten ideallerine sahip çıkmaları noktasında örnek olduğunu düşünüyorum” diyen Saadet Çiçek, “İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde de bana şu seçenek sunulmuştu; ‘Ailevi nedenlerle ifadesini işaretleyin hoca hanım. Sonradan geri dönmek istiyorsanız.’ Çok güzel bir ikna odasıydı. Gerçekten ben de öğrencilerime hiçbir açıklama yapmadan sadece çeşitli nedenlerle ayrılmak durumunda olduğumu söyledim. Ama o an gelen bir duyguyla dedim ki ‘Canlarım sizinle birlikte aynı okullarda öğretmenlik yapacağım. Beraber öğretmenlik yapacağız. Beraber öğrencilerimiz olacak’ dedim. O an sadece hissettim. Bugün olsa aynı şeyi elbette yapardım. Ben hala aynı benim, kesinlikle yapardım” diye konuştu. – BİNGÖL
]]>Erzurum’da Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun olduktan sonra din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak mesleğe başlayan Dilek Yolcu, Türk siyasi tarihine “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat 1997 sürecinde, başörtüsü taktığı gerekçesiyle meslekten ihraç edildi.
Uzun süre işsiz kalan Yolcu, bu süreçten sonra Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak Kur’an kursunda 7 yıl eğitmen olarak çalıştı. Yarım kalan öğretmenlik hayali için 2013 yılında Milli Eğitim Bakanlığına başvuran Yolcu, Erzurum Şükrüpaşa İlkokulunda göreve yeniden başladı.
O tarihten bu yana mesleğini heyecanla sürdüren Yolcu, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını unutamıyor.
Dilek Yolcu, AA muhabirine, başörtüsü gerekçe gösterilerek görevini 5 ay yaptıktan sonra meslekten atıldığını söyledi.
Başörtüsü nedeniyle üzerinde baskı kurulduğunu anlatan Yolcu, şöyle konuştu:
“O dönem çok çelişkili bir durumdu. İlahiyatçısınız, Allah’ın emri örtünmek ama kimseye bunu ifade edemiyordunuz. O dönemde çalıştığım müdür bey bunu kaçmak olarak görüyordu. ‘Niye benden kaçıyorsun’ diyordu. Bunun Allah’ın emri olduğu aklına gelmiyordu. Üzerimde çok fazla baskı oluşturuyordu. ‘Sen nasıl yaşayacaksın, paran olmazsa kimse sana bakmaz, paran olursa şöyle olur böyle olur, ortada kalırsın, başını açmak zorundasın’ diyordu. Her gün psikolojik baskısını hissettim. Hayatımda ilk defa saç kıran olmuştum. O kadar acı ki saçım döküldü, bu durumda gidip de ‘başörtülü çalışabilir’ raporu almayı bile düşündüm. Tabii böyle bir şey mümkün değildi. En acı olaylarımdan biri buydu.”
Yolcu, “İkna çalışmaları oldu. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak dersim az olması gerekirken, haftanın beş günü bana ders koymuşlardı. Olur da müfettiş gelirse ıskalanmasın diye. Özellikle cuma günleri İstiklal Marşı’nın olduğu zamana ders koyuyordu. Her İstiklal Marşı okunduğunda hüngür hüngür ağlıyordum. En sevdiğim şair, içinde en güzel İslamiyet’i anlatan İstiklal Marşı ve sen onda kendini çok suçlu ve nereye saklanabilir hissediyorsun.” diye konuştu.
Yaşadığı işsizlik döneminin arından Diyanet İşleri Başkanlığında çalışmaya başladığını anlatan Yolcu, “Başörtüsünden atılanlara af gelmişti. 2006’da öğretmenliğe dönülebilir şansı verilmişti ama o kadar korkmuştum ki tekrar başörtü yasağı gelecek korkusuyla dönmek istemedim. Benim isteğim öğretmenlikti, 2013’te ne olursa olsun dedim ve başladım. 10 yıldır elhamdülillah öğretmenlik yapıyorum.” dedi.
“Okula giderken arkadaşlarım ‘bu kadar heyecan mutluluk fazla değil mi’ diyorlar”
Yolcu, yaşadığı travmaların hiçbir zaman geçmediğini belirterek, öğretmenlik mesleğini, geçmişte yaşadığı sorunlar nedeniyle çok daha heyecanla yaptığını dile getirdi.
Derslerde yaşadıklarını anlatan Yolcu, “O zaman derse her girdiğimde, ‘Dilek bu senin son dersin olabilir ona göre anlat’ diyordum. Şimdi derse girdiğimde çok heyecanlanıyorum. Çok mutlu oluyorum. Okula giderken arkadaşlarım ‘bu kadar heyecan, mutluluk fazla değil mi’ diyorlar. Diyorum ki ‘siz benim yaşadıklarımı yaşasaydınız şu anki heyecanımı anlardınız.’ Başörtüyle derse girebilmenin nasıl bir nimet olduğunu biliyorum. Allah’ı rahatlıkla anlatabilmek müthiş bir keyif. Gücüm yettiği kadar öğretmenlik yapmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
]]>