Öğretmen atamalarında yeni bir gelişme yaşandı..
Milli Eğitim Bakanlığı(MEB), öğretmenlerin mazerete bağlı yer değişikliği başvurularına ilişkin açıklama yaptı.
MAZERET NEDENİYLE YER DEĞİŞİKLİĞİ BAŞVURULARI: ATAMA SÜRECİ VE TARİHLERİ AÇIKLANDI
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Milli Eğitim Bakanlığınca, mazerete bağlı yer değişikliği kapsamında başvuruda bulunan öğretmenlerin büyük oranda ataması yapılarak talepleri karşılandı. Tercih etmiş olduğu eğitim kurumlarından birine ataması gerçekleştirilemeyen öğretmenlerin atamaları ise mazeretlerinin bulunduğu il milli eğitim müdürlüklerine yapılacak; böylece alanlarında ihtiyaç bulunan eğitim kurumlarına atamaları sağlanacak. Bu kapsamda mazerete bağlı yer değişikliği için tercih etmiş olduğu eğitim kurumlarına ataması gerçekleştirilemeyen öğretmenlerin 22-23 Ağustos tarihleri arasında sistem üzerinden başvuruları alınacak, atamalar ise 26 Ağustos tarihinde gerçekleştirilecek.”

BAKAN TEKİN’DEN “HAYIRLI OLSUN” PAYLAŞIMI
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ataması gerçekleşen öğretmenlere hayırlı olsun dileğinde bulundu.
Bakanlık olarak öğretmenlerin taleplerini mümkün olduğunca karşılamanın, huzurlu ve mutlu bir ortamda çalışmalarını sağlamanın öncelikleri arasında olduğunu vurgulayan Tekin, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“2024 yılı yaz tatili mazerete bağlı yer değişikliğine başvuruda bulunan öğretmenlerimizin atamasını gerçekleştirerek taleplerini karşılamıştık. Tercih ettiği eğitim kurumlarından birine atanamayan öğretmen arkadaşlarımızın mağdur olmamaları için mazeretlerinin bulunduğu ildeki eğitim kurumlarımıza atamalarını gerçekleştireceğiz. Mazerete bağlı yer değişikliğinde tercih ettiği eğitim kurumlarına atanamayan öğretmenlerimizin 22-23 Ağustos tarihleri arasında sistem üzerinden atama başvuruları alınacak, 26 Ağustos’ta atamaları gerçekleşecektir.”
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yücel, CHP’nin düzenlediği Eğitim Maratonu’nun 17’nci Oturumu olan “Afetler Ülkesinde Eğitim” oturumunda konuştu. Sabaha karşı 04.15 saatlerinde konuşmasına başlayan Yücel, 6 Şubat depreminin yaşandığı dakikalarda, şunları dile getirdi:
“24 saat kesintisiz bir şekilde, eğitimin her yönüyle konuşulduğu bu ‘Eğitim Maratonu’ eylemi son derece önemli ve anlamlı. CHP olarak en çok önemsediğimiz alanlardan biri eğitim. Üzerinde konuştuğumuz ‘Afet dönemlerinde eğitim’ dediğimizde açıkçası aklıma şöyle bir benzetme geliyor. Devlet dairelerinde evrak dolaplarında ‘yangında ilk kurtarılacak’ diye bir yazı yazar. Ben Türkiye’deki mevcut iktidarın eğitime bakış açısına baktığımda, bir afet anında eğitimi ‘ilk gözden çıkarılacak’ alan diye kodladığını düşünüyorum. Bir kere şunu biliyoruz. Mevcut iktidar eğitimli bir toplum istemiyor. Okuyan, araştıran, sorgulayan, itiraz eden bir nesil yetişsin istemiyor.
Afet dönemleri, hayatın her alanının ciddi kesintiye uğradığı dönemler. Bu dönemlerde eğitimin kesintisiz bir şekilde sürdürülebilmesi çok ama çok önemli. Ülkemiz afetler açısından yüksek riskli bir ülke. Dolayısıyla afet sonrasında, en küçüğünden en büyüğüne çocuklarımıza, öğrencilerimize eğitim olanaklarını hızlı ve güvenli bir şekilde sağlayacağımız bir mekanizma kurulması gerekiyor. Ancak bu dönemlerde bizim ülkemizde, ilk feragat edilen alan da maalesef ‘eğitim’ oluyor.
“Depremden önce okula devam eden öğrencilerin yüzde 22’si depremden sonra okula gitmemiş”
Peki ne yapılması gerekiyor? Bunu bir baba, bir hukukçu, bir milletvekili ve bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak değerlendirdiğimde; Öncelikle, Bu işe bir bütçe ayırmak gerekiyor. Bu bütçeyi de doğru kullanmak gerekiyor. Yani tarikat ve cemaatlere akıtılan bütçe, okulların taraması ve sağlamlaştırılmasına ayrılsaydı, Hatay’da dersliklerin yüzde 45,4’ü kullanılamaz hale gelmezdi herhalde… Sonrasında ne yapmak gerekiyor? Mesela elimde bazı rakamlar var. Eğitim Reformu Girişimi raporuna göre; depremin etkilediği illerde depremden önce okula devam eden öğrencilerin yüzde 22’lik kısmı, depremi takip eden eğitim öğretim döneminde okula gitmemiş. Tüm çocuklarının okula gittiğini söyleyen ailelerin oranı ise yüzde 61,9… Pazarcık ve Hatay’daki Çocuk Yaşam Merkezleri’nde yapılan çalışmaya göre, çocukların yzüde 93’ü deprem öncesinde okula devam ederken, deprem sonrası bu oran yüzde 10’a gerilemiş. Bu rakamları, deprem sonrasında feda edilen eğitim tablosunu ortaya koyması açısından çok çarpıcı buluyorum.
“Öğretmenlere de sahip çıkılmadı”
Öğretmenlere de sahip çıkılmadı. Kamuda çalışan öğretmenler ekonomik açıdan bir nebze belki daha iyi durumdaydı ama; özel okul öğretmenleri ancak koşulları varsa işsizlik maaşından faydalanabildi, kısa çalışma ödeneği alabilenler ise çalıştıkları okulları kapananlardı. İki koşulu da sağlamayan öğretmenler günlük 133,44 TL nakdi ücret desteği alabildiler. Gerçekten çok trajik bir tablo.
“İlk dileğim, mevcut Milli Eğitim Bakanı’ndan kurtulmamız”
İlk dileğim, mevcut Milli Eğitim Bakanı’ndan kurtulmamız. Kurtulalım ki bilimsel, laik, çağdaş eğitim sistemimizi yeniden ayağa kaldırabilelim. Kurtulalım ki adından da anlaşılacağı üzere ideolojik kaygılarla dayatmacı bir anlayışla getirilen ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ denen saçmalıktan pırıl pırıl evlatlarımızı kurtarabilelim. İkincisi de şudur; Milli eğitim sistemimizin cemaat ve tarikatlardan tamamıyla arındığı, eğitim ile tarikat sözcüğünün, eğitim ile cemaat sözcüğünün yan yana dahi gelmediği, yobazlığın, sapkınlığın çocuklarımızın yakasından düştüğü günlere en kısa sürede kavuşmayı diliyorum.”
]]>CHP’nin, eğitim alanında yaşanan sorunlara dikkat çekmek için Ankara Çankaya Anıt Park’ta halka açık olarak düzenlediği 24 saat sürecek Eğitim Maratonu başladı. Eğitim Maratonu’nun açılış konuşmasını yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şöyle konuştu:
“Kürsüyü atanmayan öğretmenleri selamlamadan bırakmayacağım. Bu ülkede AKP’nin atanamayan öğretmenler diye suçu kendi sırtından alıp, atanamıyor, atayacak da atanamamış gibi, öğretmenin sırtına vuran. Sende bir kusur var ki atanamamışsın gibi bir sorunu var. 2002 yılında iktidara geldiklerinde 68 bin öğretmen vardı, atanmamış. Sayın Erdoğan, rahmetli Ecevit’e yüklenip dururdu. Derdi ki; madem atamayacaksın, neden okuttun. Şimdi o haklı sorunun, o gün verilemeyen 68 bin cevabı vardı. Bugün verilemeyen 1 milyon cevabı var. 1 milyon evladımız okutuldu, atanmıyor. Madem atamayacaktın, neden okuttun sorusu duruyor. Ama şu anda bu Cumhuriyet tarihinin en sorunlu, bizzat kendi zihniyeti sorun olan Bakanı, hiçbir soruna çözüm bulmadı. Atanmayan öğretmen sorununu kökünden çözüyor. Ne yaparak çözüyor? Diploma hırsızlığı, yan kesicilikle çözüyor. 1 milyon öğretmenin diplomasını çalıp götürüyor. 1 milyon unvanı öğretmen olan, lisede çalışmış, sınava girmiş, üniversiteyi kazanmış, dört yıl okumuş, bitirmiş, öğretmen unvanını almış kişiyi öğretmen adayı unvanına döndürüyor. ‘Ben bir milli eğitim akademisi kuracağım. Oraya ihtiyaç kadar alacağım. İki yıl eğitip mezun edeceğim’ diyor. Yani, yeni baştan önlerine bir eğitim, bir bariyer, bir sınav koyuyor. Peki kaç kişi alacaksın? Efendim, ‘planlanan kadar alacağım.’ Mehmet Şimşek’e soruluyor. Kaç öğretmen? ‘Ne kadar emekli olursa, bu sene 20 bin, seneye belki 24 bin.’ 1 milyon kişi bekleyecek, diplomaları hiçbir işe yaramadan, 20 bin, 20 bin. Bugünkü hesaba göre hiç öğretmen mezun etmesek, 50 yıl bu bekleyen öğretmenler göreve gelecekler, ancak ondan sonra yeniden öğretmen ihtiyacı olacak.
“Öğretmen maaşının alım gücü 100’den 40’a düşmüş durumda. AKP iktidarının öğretmene yaptığını bu şekilde görmek lazım”
Bugün 25 yaşındaki atanmayan öğretmenin sırası belki 75 yaşında gelecek, akademiye girmeye, eğer bir tane daha 50 yıl boyunca öğretmen mezun etmezsek. Bu yapılan iş, 1 milyon gencin geleceğini çalmak, onlarla alay etmek. Diplomalarını ellerinden almak. Kutsal mesleklerini ellerinden almaktır. Bu Milli Eğitim Bakanının ama suç bunda değil 22 yıldır atadığı her bakanın en başarısız bakan olduğu Recep Tayyip Erdoğan’dadır. Ortaya koyduğu müfredat, içinde bir kelime Atatürk geçmemesi, Atatürk’ün sözlerinin bile alınıp isminin alınmamasıyla, son derece çağ dışı bir müfredat programı ile kabul etmediğimiz, eleştirdiğimiz, eleştirmeye devam edeceğimiz ve önümüzdeki eğitim yılı başlayana kadar da sözümüze değer veren öğretmenlere, velilere bu konuda önemli bir yönlendirmede bulunacağımız bir alan olarak burada uzun uzun tartışılacak bu gece. Yine Öğretmenlik Meslek Kanunu, 2014 yılında yapılan değişiklikle kaldırılan taban maaş uygulamasından dolayı, çok büyük sıkıntı yaratan, sıkıntıda olan öğretmenlerimize şimdi yepyeni bir kategori daha açıyor. Özel sektördeki sorun şu; 2014 yılına kadar kanunda şu yazıyordu. Diyordu ki ‘özel sektörde çalışan öğretmen, kamudaki denginden düşük maaş alamaz.’ Oldukça akılcı, doğru, geçmişten kalan bir uygulamaydı, bir gece yarısı AKP bu uygulamayı değiştirdi. Ne yaptı, bu maddeyi oradan çıkardı. Şu anda öğretmenler asgari ücretli. Hatta çalıştıkları saate göre asgari ücretin altında maaş alarak, emekleri sömürülerek, pek çok özel kurumda çalışmak zorunda kalıyorlar. Biz iki tane öğretmen biliriz. Bir tanesi hepsine saygı duyduğumuz öğretmenler, bir de bir kişiye ait olan o unvanla başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Ancak şimdi ücretli öğretmen var, sözleşmeli öğretmen var. Uzman öğretmen var. Başöğretmen var. Ayrıca şimdi aday öğretmen statüsü getiriliyor. Bu büyük bir haksızlık. Büyük bir emek hırsızlığı. Bu farklı farklı statülerin hepsi yanlış. Bir öğretmenlik mesleğinde mutlaka ve mutlaka meslek içi eğitimi önemsiyoruz. Kariyer basamaklarını önemsiyoruz. Ama bunların her gelen Milli Eğitim Bakanının yalap şalap yapmasıyla, başöğretmenlik sıfatını değersizleştirmesiyle, öğretmenler arasında çok farklı statüler yaratmasıyla ortaya çıkardıkları kaotik yapıya da itiraz ediyoruz. 2002 yılında bu iktidar geldiğinde 635 liraydı en düşük öğretmen maaşı, şimdi 31 bin lira. 2002 yılında en düşük öğretmen maaşı 19,5 yani 20 çeyrek altın alıyordu. Bugün 2002 yılında 20 çeyrek altın alan en düşük öğretmen maaşı bugün sadece 8 çeyrek altın alabiliyor. Yani 20 çeyrek altın, 8 çeyrek altın. 10’a dört. Öğretmen maaşının alım gücü 100’den 40’a düşmüş durumda. Bu AKP iktidarının öğretmene yaptığını da bu şekilde görmek lazım.
“Parası olmayanın nitelikli eğitime erişme şansı yok”
Son olarak şunu ifade edeyim; bugün bunun da burada tartışılacağını ümit ediyorum. Türkiye’de nitelikli eğitim sorunu bir sınıfsal sorun haline dönüşmektedir. Yani parası olanın çocuğunu okuttuğu, yetiştirdiği, geleceğe hazırladığı bir noktaya geliyor. Parası olmayanın nitelikli eğitime erişme şansı yok.
Burada biliyorum ki uzun uzun ÇEDES tartışılacak. Tam bir çağ dışılıktır, tam bir geri kafalılıktır. Tam pedagoji bilmezlik, tam çocuklar için travmatik bir sürecin tetiklenmesidir. Özellikle 24 saat boyunca burada yapılacak, birbirinden değerli, etkili değerlendirmeleri not alacağız, kayda alacağız. Bu 24 saatlik maratonu takip edenler ve edemeyenler için özetini, çıktılarını, geliştirilmesi gereken alanlar varsa onlarla birlikte yaparak, bu 24 saati Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine, yapılan yanlışları anlattığımız bir şerh olarak düşeceğiz. Ama esas gelecekte yapacağımız doğruların başlangıç noktası olarak not edeceğiz. Kaydedeceğiz. Üzerinde çalışacağız. Ben biraz önce söylediğim gibi ismi de kendilerine ait, bizim gölge milli eğitim bakanlığımız, bakanlık görevinde Suat Özçağdaş var. Ama birazdan isimlerini ve görev alanlarını tek tek anacağı yardımcıları var. Arkalarında temas ettikleri çok önemli kadrolar, güç aldıkları, bilgi aldıkları, destek aldıkları çok önemli kadrolar var. Yine birlikte çalıştığımız sendikalar, sivil toplum örgütleri var. Onlarla birlikte bu milli eğitim maratonunun açılış koşusunu benim yapmamı istediler. Ben sembolik açılışını yaptım. Şimdi maratonu sürdürmek üzere ki bu herhalde bayrak yarışı şeklinde koşulacak bir maraton olarak da özgün bir formata sahip. Ben kendim çok küçük yaşlardan beri maraton koşmaya meraklı olan, bu sene o güne kurultay denk gelmeseydi üçüncüsünü bitirmeyi planladığım, iki kez İstanbul 42,3 kilometrelik İstanbul Maratonunun bitirmiş birisi olarak bu eğitim maratonunun açılışını yapmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.”
SON
]]>İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 104’üncü yıl dönümünde koltuğunu devrettiği Zeytinburnu Haluk Ündeğer İlkokulu 3. sınıf öğrencisi Ali Selim Metli ve arkadaşlarına iadeiziyarette bulundu. Metli ve 3-D sınıfından arkadaşları, İmamoğlu’na doğum günü sürprizi yaptı. Doğum günü pastasını Metli ve arkadaşlarıyla birlikte kesen İmamoğlu, “En güzel doğum günüm” diyerek, 3-D sınıfına teşekkür etti. Metli, İmamoğlu’na doğum günü hediyesi olarak, kendisinin yaptığı yağlı boya “100. Yıl” tablosunu hediye etti. İmamoğlu, Metli’nin hediyesinden duyduğu memnuniyeti, “Her şeyi düşünmüş; yapay zekayı düşünmüş, enerjiyi düşünmüş, barışı düşünmüş, en yükseğe tırmanan çocukları düşünmüş, uzayı düşünmüş daha ne olsun? Çok tatlısın güzel adam. Teşekkür ederiz sana” sözleriyle dile getirdi.
Öğretmenler odasında, okul müdürü Mücahit Çatal, okula adını veren bağışçı Haluk Ündeğer ve eğitimcilerle bir araya gelen İmamoğlu, şunları söyledi:
“Öğretmenlerle bir araya geldi”
“Tüm öğretmenlerimize başarılar. İyi bir dönem geçirdiğinizi umuyorum. İnşallah seneye daha güzel, daha verimli hem öğrencilerimizin çok başarılı hem de öğretmenlerimizin de iyi hizmet yaptıkları, huzurlu oldukları, keyifli oldukları, koşullarının daha iyi olduğu bir yıl olsun isterim. Eğitim, eğitimci, öğretmen, çocuk, genç; neticede benim de hayatımda var. Çocuklarım var. Üniversite sınavına girecek olan bir oğlum var. 7. sınıfta kızım var. Diğeri daha büyüdü. Ama sonuçta herkesin en büyük hayali, arzusu onların başarıları. Bu, bütün aileler için geçerli. Tabii bu başarı aslında memleketin çok daha güzel bir geleceğe, çok daha çağdaş bir geleceğe kavuşması meselesi. Burada da en büyük basamaklar, sizin görev yaptığınız bu anlar. Kutsal bir görev. Onun için öğretmenlere olan sonsuz saygımı belirtmek isterim. Gerçekten sonsuz bir saygı.
“Öğretmenlerim hiç bir zaman aklımdan çıkmaz”
Sonuçta ben de birçok öğretmenimle öğrenerek bu ana geldiğimi çok iyi bilen ve ona çok hürmet gösteren birisiyim. Hiçbir zaman anılarımdan çıkmazlar ve her birisini minnetle yad ederim. Her zaman ararım, sorarım, hissederim. Dolayısıyla her öğretmeni gördüğümde de bilirim ki onların da sınıfında benim gibi bir çocuk var; büyüyor, büyüyecek. O bağlamda hepinizin değerinin farkında olan bir insanım. Bu bağlamda okullarımızı, eğitim kurumlarımızı da elbette çok önemsiyorum ve hani ‘Ben ne yapabilirim? Biz ne yaparız’ noktasında olmaya gayret ettim, tabiri caizse, 20’li yaşlarının başından beri. Şimdi fırsat buldukça da hayatın bu yöneticilik döneminde, yine eğitimin bir parçası olmak, katkı sunmak, öğrencilerle, öğretmenlerle, okullarla bir olmak, eğitime katkı sunma konusunda üstünü bir gayret gösterme zorunluluğunu biliyorum. İnşallah bunda katkılarımız olur.
“Eğitimi güçlendirebilirsek, her şey çok güzel olur”
Tabii eğitim meselesi, ülkemizin temel meselesi. Eğer eğitimi hep beraber en güçlü hale, en güçlü pozisyona kavuşturabilirsek, inanın gerisini düşünmeye gerek yok. Her şey düzelir. Her şey çok güzel olur. Hiç başka bir şeye ihtiyaç yok. O bakımdan iyi bir eğitime, iyi bir eğitimci koşullarına, öğrenci ortamına hep beraber ulaşırız. Yolumuz açık olsun. Görüyorum ki öğretmenlik mesleği, baskın bir biçimde kadın mesleğine doğru evriliyor. Geçmişten beri aslında böyle yakışan bir pozisyonu vardı, ama çok daha baskın ve çok daha yukarıda bir seviyeye ulaştığını görüyorum. Yakışıyor; kim ne derse desin. Sanki böyle annelik kavramıyla çok özdeşleşen bir ruh hali de var. Bizim de kreşlerimiz var. Sayısı 100’ü buldu, 150’ye doğru gider inşallah. Orada yüzde 99,9 kadın eğitimci sayısı ya da oranı. İnşallah kadınıyla, erkeğiyle sizlere de başarılar dilerim. Yolunuz açık olsun. Okullarımızın yanındayız.”
Öğrencilere öğütler: “Bol bol kitap okuyun ve spor yapın”
Öğretmenler ve öğrencilerle okul bahçesinde anı fotoğrafları çektiren İmamoğlu, miniklere de “Hepinizden yaz döneminde iki tane söz istiyorum. Bir tanesi; bol bol kitap okuyalım, tamam mı? İkincisi de fırsat buldukça spor yapacağız. Anlaştık mı? O zaman çok sağlıklı bir şekilde geri döneceksiniz ve okullarınızda yine çok başarılı bir dönem seneye yaşayacaksınız. Öğretmenlerimiz sizi heyecanla bekliyor olacaklar. Ben de hepinizi çok ama çok seviyorum. Başarılar dilerim hepinize” sözleriyle seslendi.
“Küçük başkan talimat verdi”
İBB’nin Saraçhane’deki ana yerleşkesindeki başkanlık makam odasında, 23 Nisan etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen sembolik devir-teslim töreninde öğrenciler; Melike Eslem Mungan, Miraç Kartal Akdağ, Eylül Avcı, Hira Nur Kökcür ve Sinan Koç, İmamoğlu’nu ziyaret etmişti. Öğrenciler ve öğretmenlerle tek tek tanışıp bayramlaşan İmamoğlu, koltuğu ve sözü, “yeni başkan” Ali Selim Metli’ye bırakmıştı. Küçük Başkan Metli, öğrenci olarak yaşadıkları en önemli sorunları, “Öncelikle, ben ve arkadaşlarım, okula giderken çantalarımızı taşımakta zorlanıyoruz. Bu yüzden tüm sınıflarımızda, çantalarımızı ve eşyalarımızı koymak için, öğrenci dolapları istiyoruz. Ayrıca, tüm okullarda yemekhaneler olmasını diliyoruz ve bizim gelişmemize destek olmanızı diliyoruz” sözleriyle dile getirmiş, eksik gördüğü unsurların tamamlanması için İBB Destek Hizmetleri Dairesi Başkanı Barış Yıldız’a talimat vermişti.
İBB Yerine getirdi
Metli’nin talimatlarını hızlıca yerine getiren İBB; 1200 öğrencinin çantalarını koyabilecekleri dolapları okul içindeki sınıflara monte etti. Spor kompleksinde kullanılmak üzere; iki çift minyatür kale, bir çift badminton direk, 15 raket ve toplardan oluşan badminton takımı, 20 voleybol topu, 10 basketbol topu ve 10 futbol topu, okul yöneticilerine teslim edildi. Okulun anaokulu bölümü önüne, uygun asfaltlama işlemi gerçekleştirildi. Süreç içerisinde, anaokulu öğrencileri için oyun grupları da asfaltlanan bölüme konumlandırılacak. Metli’nin yemekhane talebinden ise, iki zamanlı eğitim verilmesi ve binaların fiziki şartlarının yemekhane oluşturulmasına elverişli olmaması gerekçeleriyle, okul idaresinin isteği üzerine vazgeçildi.
]]>
Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, TBMM Çankaya Kapısı önünde Öğretmenlik Meslek Kanunu Tasarısı’na ilişkin basın açıklaması yaptı. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun TBMM’ye sevk edilmek üzere son rötuşları yapıldığı bir gündemin içerisinde olduklarını ifade eden Yalçın, Meslek kanunu kapsayıcı olmalı. Haklarımız yarım kalmamalı diyerek bir araya geldik. Öncelikle kanun, eğitimcileri bir bütün olarak görsün ve ayrıştırmasın. Öğretmeni, idari görevliyi, öğretmen kökenli idari görevliyi dolayısıyla özel sektördeki öğretmeni bir bütün olarak görsün, ayrıştırmasın. Kanun tasarısına baktık. Kanun tasarısında şube müdürü uzman, araştırmacı, müfettiş, milli eğitim müdürü yardımcısı, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik kapsamının dışında değerlendiriliyor. Bunların hepsi öğretmendir. Kamu personel sistemi içerisinde kamu politikasının belirlenmesi, yürütülmesi ve düzenlenmesi konusu şefinden, şube müdürlüğüne daire başkanına, genel müdürlüğüne doğru yürüyen bir hiyerarşik yönetim mekanizmasıyla kurgulanmıştır. Dolayısıyla yönetim hizmetleri, kadro grubunun söz sahibi olacağı şekilde tasarlanmıştır” diye konuştu.
“Özel sektördeki öğretmenler Öğretmenlik Meslek Kanunu kapsamı dışında tutulamaz”
Öğretmenlik meslek kanunun kapsamı yönüyle düğmesinin daha baştan doğru iliklenmediğini söyleyen Yalçın, “Uzmanlık ve başöğretmenlik unvanları eğitim öğretim içerisinde bir fiil bulunan ve çoğunlukla öğretmenlik unvanını kazanmış hak olarak uhdesinde bulunduran şube müdürü ve benzeri görevlerdeki yöneticiler için kapsam dışı bırakılan bir tasarım söz konusu. Bunları asla kabul edemeyiz. Bu arkadaşlarımız özünde öğretmendir. Özel sektördeki öğretmenler, Öğretmenlik Meslek Kanunu kapsamı dışında dışında tutulamaz. Meslek meslektir” dedi.
Öğretmenlik meslek kanunun tasarruf tedbirlerine, kurban edilmemesi gerektiğinin altını çizen Yalçın, ” Bu konu uzun uzadıya bir iş gibi düşünülmeli. Onun için kesinlikle bu konu ekonomik krize kurban edilmemesi gereken bir konudur. Mesai ücretleri, bunun içerisinde. Uzman ve başöğretmenlik için önce hizmet süresi beş-on yıl olmalı. Geçen dönem on-yirmi yıl şeklinde düzenlenmişti. Biz buna itirazımızı ortaya koymuştuk. Daha sonra eski Milli Eğitim Bakanımız Mahmut Özer, seçim zamanı bu beş- on yıl olacak şekilde yeniden düzenlenecek demiştir. Şimdi bunun tam da düzenleme zamanı. Kendisi milli eğitim komisyonu başkanı, bakanlık orada, hükumet burada. Dolayısıyla konu bir daha eksik bırakılmamalı. ve beş-on yıl şeklinde düzenlenmeli. Sınav şartı olmamalı” ifadelerini kullandı.
Özel sektörde çalışan öğretmenlerin emeklerinin sömürüldüğünü belirten Yalçın, “Özel sektörde çalışan öğretmen arkadaşlarımız var. Onlar bizim meslektaşlarımız. Emek sömürüsüne sonuna kadar hayır. Onların ne ücret aldığı belli değil, taban ücretleri yok. Dolayısıyla bu meslek kanunu, mesleği bir bütün olarak görmelidir. Üniversitelerdeki akademik personele özel üniversiteleri olan düzenleme neden öğretmenlerle ilgili özel okullar kısmında yok. Sözleşmeli öğretmenler kadrolu öğretmenlerin, özlük haklarından faydalansın diye yıllardır konuşuyor, yıllardır açıklama yapıyoruz. Yine sözleşmeli öğretmenlik uygulaması kanunu kaldırılsın. Kaldırmak gerekir. Mülakat uygulamasından vazgeçmek gerekir” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>ANKARA- Milli Eğitim Bakanlığı önünde ‘taban maaş’ talebiyle oturma eylemi yapan özel okul öğretmenleri, Bakan Yusuf Tekin’in “Öğretmen arkadaşlarımızı mağdur etmeyecek çözümler üretmeye çaba sarfediyoruz” açıklamasına yanıt verdi. ANKA Haber Ajansı’na konuşan öğretmenler “Bakan Yusuf Tekin’in açıklamasını samimi bulmuyoruz. Samimi olsaydı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda özel sektör öğretmenlerine dair bir tane madde olurdu” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, TBMM’de yaptığı konuşmada özel okullarda çalışan öğretmenlerin taban maaş talebi hakkında “Bu konuda özel okul temsilcileriyle görüşüyoruz. Öğretmen arkadaşlarımızı mağdur etmeyecek çözümler üretmeye çaba sarf ediyoruz” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı önünde oturma eylemi yapan öğretmenler, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamasına yanıt verdi. ANKA Haber Ajansı’na konuşan öğretmenler, Bakan Tekin’in açıklamalarını samimi bulmadıklarını ifade etti.
“Oyalanacak takatimiz, sabrımız kalmadı”
Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda özel sektör öğretmenlerine dair madde olmadığına dair duyum aldıklarını dile getiren matematik öğretmeni Burcu Çıra, şöyle konuştu:
“Yusuf Tekin’in açıklamasını samimi bulmuyoruz. Eğer bu açıklama samimi olsaydı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda özel sektör öğretmenlerine dair bir tane madde olurdu. Bakan Yusuf Tekin her zaman yaptığı gibi öğretmenleri ve tüm kamuoyunu oyalamaya çalışıyor. Yalan söylüyor. Özel sektör öğretmenlerini patronlara ezdirmekten hiç çekinmiyor, bugün de çekinmedi. TBMM’de yaptığı açıklama aldığı basınçtan kaynaklı. Defalarca oyalandık ve artık oyalanacak takatimiz, sabrımız kalmadı.
“Kredi kartı ile geçinmekten, geçinememekten yorulduk”
En büyük talebimiz taban maaş talebi. Bu hakkımız 2014’e kadar vardı ise bugün de olabilir ancak Milli Eğitim Bakanı patronların çıkarını, karını düşünüyor. Geçinemiyoruz, yaşayamıyoruz, kiramızı ödeyemiyoruz. Kredi kartı ile geçinmekten, geçinememekten yorulduk. Her gün bankalar tarafından aranmaktan usandık. Artık telefonları açamıyoruz. Kendisine inanmıyoruz. Bizi ve kamuoyunu oyalamaktan vazgeçsin. Gerçekten samimi ise Öğretmenlik Meslek Kanunu taban maaş yasasını geçirsin. Bununla beraber eğitimin ayrı iş kolu olması belirli süreli sözleşmelerin son bulması öğretmenlere uygulanan mobbingin son bulması güvence de çalışma koşullarının yaratılması gibi haklarımızı da Öğretmenlik Meslek Kanunu ile geçirsin. Bunları yaparsa biz milli eğitim bakanının yetkili olduğunu düşünür ve samimi olduğuna inanırız.”
“Yusuf Tekin’in yalan söylediğini kendi kulaklarımızla duyduk”
Edebiyat öğretmeni Mahmut Yıldırım, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in taban maaş uygulaması hakkında daha önce yaptığı bir açıklamayı da hatırlatarak şunları söyledi:
“Birkaç ay önce Yusuf Tekin nisan ayında Meclis’e gelecek bir tasarıdan söz etmişti ve kamu ile özel sektör öğretmenlerinin statü olarak eşitleneceğini söylemişti. Geldiğimiz noktada geçen ay bir televizyon programında taban maaşın gündemde olmadığını ve yetkileri de olmadığını söyledi. Dolayısıyla bugünkü açıklamaları da aynı şekilde bir oyalama kandırmaca. Biz Yusuf Tekin’in yalan söylediğini kendi kulaklarımızla duyduk. Tüm Türkiye duydu. Biz bu bakanlığın personelleriyiz. Bizi çalıştığımız yerlere atayan Milli Eğitim Bakanlığı, dolayısıyla biz bu bakanlığın personeli olduğumuza artık inanmıyoruz.”
]]>(ANKARA) – Türkiye’nin dört bir yanından gelerek Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yapan özel sektör çalışanı öğretmenler, seslerini duyurmak için TBMM’ye yürüdü. Diğer eğitim sendikalarının da destek verdiği öğretmenler, Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yaptıktan sonra Meclis’e yürümek isterken polis müdahale etti. Özel Sektör Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, Bakanlık önünde yaptığı açıklamada, “Bu ülkede eğer öğretmene değer gösteriyoruz diyorlarsa bunu Öğretmen Meslek Kanunu’nda güvence altına alacaklar. Bunu yapmayanlar açık bir şekilde patronların yanında yer alıyor demektir. Tüm illerde direniş haftası ilan ettik” diye konuştu.
Özel sektörde çalışan öğretmenler, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın çağrısıyla, “Taban maaş hakkı verilmesi, Öğretmen Meslek Kanunu’na haklarının eklenmesi, belirli süreli iş sözleşmesi uygulamasına son verilmesi” talebiyle Ankara’ya geldi. Sendika üyesi bir grup öğretmen, Mithatpaşa’daki binasından Kızılay Güvenpark’a yürüdü ve burada şehir dışından gelen öğretmenlerle birlikte MEB binası önüne geçildi. Yürüyüş sırasında öğretmenler, “Sözünü tutmayan Bakan Tekin istifa”, “Yaşasın eğitim mücadelemiz”, “Mücadele dersini öğretmenler verecek”, “Öğretmenlik enkazdan sendikayla çıkacak”, “Öğretmenin birliği patronları yenecek”, “Eğitim çöküyor bakan yalan söylüyor” ve “Patronlara değil eğitime bütçe” sloganları attı. Özel sektör çalışanı öğretmenlerin yürüyüşüne diğer eğitim sendikaları da destek verdi.
Yusuf Tekin’e istifa çağrısı
MEB önünde toplanan öğretmenler MEB Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı. Özel Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, burada yaptığı açıklamada, “Bizi bugün burada bir araya getiren aynı zamanda bir yalandır. Bakan Yusuf Tekin, şubat ayında yaptığımız görüşmede bizlere taban maaş uygulaması başta olmak üzere diğer yan hakların Öğretmen Meslek Kanunu içerisine gireceğine ve özel sektör öğretmenlerinin hakkını alacağına söz verdi. Bugün biz burada bu yalana karşı dikilmek, yalanın sahibinin yüzüne yalanını çarpmak için toplandık. Fakat görüyoruz ki patron derneklerinin masasından ayrılmayan, STK’lara para yağdıran Yusuf Tekin bugün burada yok ama bizim mesleki onurumuz, emek, haysiyet mücadelemiz; ekmek, gelecek ve memleket kaygımız var” diye konuştu.
“Eğitim patronların, cemaatlerin istekleri doğrultusunda tesis ediliyor”
Eyleme destek veren Eğitim – Sen Genel Başkanı Kemal Irmak da “Dünyanın hiçbir yerinde özel sektör diye bir durum yok ama AKP, eğitimi de kamusal eğitimi de özel alan eğitimini de patronların, cemaatlerin istekleri ve ideolojisi doğrultusunda tesis etmeye devam ediyor. Bakan Tekin yalan söylüyor, öğretmenlere söz verdi ama sözünden vazgeçti. Çünkü Saray’ın öğretim programları kurulunda yer alanlar aynı zamanda özel sektör alanındaki patronlardır” diye konuştu.
“Ücretli köleliği kabul etmiyoruz”
Irmak’ın ardından söz alan Eğitim İş 3 No’lu Şube Başkanı Doğan Dağdelen de “Mücadelenizi gönülden destekliyoruz. Buradaki Bakan Milli Eğitim’in Bakanı değildir, Türkiye’nin Bakanı değildir. Buradaki Bakan, tarikatların Bakanıdır, patronların Bakanıdır. Bu Bakan bir kukladır. Kuklanın ipinin de kimin elinde olduğunu biliyoruz. Ücretli köleliği kabul etmiyoruz. Öğretmenlerde ayrıştırmayı kabul etmiyoruz. Öğretmen ders verir, öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez” ifadelerini kullandı.
“Herkese kaynak var öğretmene yok”
KESK adına konuşan Ahmet Karagöz de şunları söyledi:
“Cemaatlere, tarikatlara her türlü alanı açan, yandaşa patrona her türlü kaynak aktaran söz konusu öğretmen olunca eğer yok deniliyorsa bunun koca bir yalan olduğunu, Bakan Bey’in de koca bir yalancı olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Bakan Bey göreve başladığı günden bugüne hiçbir sorunu çözmediği gibi öğretmenlerin de sorununu çözmedi. Bakan Bey, Diyanet’teki görevli bir imamdan farklı bir pratik sergilememiştir.”
Birleşik Kamu – İş adına konuşan Mehmet Yeşildağ ise “Bütün bağlı sendikalarımızla yanınızdayız. Haklı mücadelenizi sonuna kadar destekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“Öğretmen Meslek Kanunu açıklanana kadar bir direniş haftası ilan ediyoruz”‘
Özel Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Hüseyin Aksoy da şu açıklamayı yaptı:
“Eğitimde piyasalaşma var ve bugün önünde bulunduğumuz Milli Eğitim Bakanlığı bu sömürüyü izliyor. 2014 yılına kadar elimizde olan hakkı ‘Benim yerine getirmeye hakkım yok’ diyen bir Bakan’ın hiçbir şeye yetkisi kalmamıştır. Bu yetkisizlik yolunun çıkacağı yer ancak ve ancak istifadır. Ücretli öğretmenlik diye bir düzenin var olduğu bir sistemde bakanlık yapmak ne demek? Memlekette, kamuda kaç bin öğretmene ihtiyaç olduğunu söyleyemeden ‘Sadece elimizdeki bütçe buydu, buna göre alım yapacağız’ diyen bir Bakan öğretmenin ve öğrencinin geleceğini nasıl koruyabilir?
‘Dostlar, tüm piyasalaştırma koşullarına, zorlu hallere rağmen biz bir inadın peşindeyiz. Biz bu mesleği terk etmeyeceğiz bunu hem Yusuf Tekin hem tüm yasa koyucular ve patronlar iyi bellesinler. Yüz binlerce öğretmen bu ülkede eğitimin geleceği için eğitimden vazgeçmeyecek. Öğretmenlik Meslek Kanunu Bakanlık tarafından hazırlanıyor ve TBMM’de oylanacak. Öğretmen Meslek Kanunu’nun bizim için ne kadar önemli olduğunu tüm ülkeye hissettirmek ve kararlılığımızı göstermek adına Öğretmenlik Meslek Kanunu açıklanana kadar bir direniş haftası ilan ediyoruz.”
Öğretmenlerden polislere tepki: “Öğretmene silah çekemezsiniz”
Basın açıklamasının ardından Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın kararını açıklayan Hüseyin Aksoy, “Öğretmenlik Meslek Kanunu açıklanıncaya kadar Milli Egemenlik Parkı’nda direniş nöbetindeyiz. Meclis’e yürüyoruz” dedi. Bunun üzerine öğretmenler, TBMM’ye yürümeye hazırlanırken, polis müdahale etti ve arbede yaşandı. Müdahale esnasında bir polis memurunun öğretmenlere silah doğrulttuğunu iddia eden öğretmenler, “Öğretmene silah çekmek ne demek? Öğretmene silah çekemezsiniz. Sizi biz yetiştiriyoruz” diyerek tepki gösterdi.
“Ne gözaltından ne tutuklamadan korkuyoruz”
Müdahale ve yaşanan arbedenin ardından açıklama yapan Özel Öğretmenler Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali ” ‘Özel sektör öğretmenleri asgari ücrete çalıştırılamaz’ denilmediği sürece biz bu kararlı mücadelemizi vereceğiz. Ne gözaltından korkuyoruz ne tutuklamadan korkuyoruz ne patronlardan korkuyoruz ne de bir adım geri atıyoruz. Bu ülkede eğer ‘öğretmene değer gösteriyoruz’ diyorlarsa bunu Öğretmen Meslek Kanunu’nda güvence altına alacaklar. Bunu yapmayanlar açık bir şekilde patronların yanında yer alıyor demektir” şeklinde konuştu.
Meclis’teki siyasi partilere çağrı
Edebali, “TBMM’ye sesleniyoruz, AKP’ye, Saadet Partisi’ne, MHP’ye, YRP’ye DEM Parti’ye, CHP’ye, tüm partilere sesleniyoruz. Her şey sizin Öğretmenlik Meslek Kanunu Komisyona geldiğinde alacağınız bir doğru tavra bakıyor” ifadelerini kullandı.
Milli Egemenlik Parkı’na yürüdüler
Öğretmenler daha sonra Meclis’e doğru yürüyüşe geçerek, TBMM’nin Çankaya girişinin yanındaki Milli Egemenlik Parkı’na geldi. Burada yeniden açıklama yapan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Edebali şunları söyledi:
“Eğitimde özelleştirme, öğretmen emeğinin geriye doğru dönüşümü, eğitimin patronlara teslim edilmesi karşısında çok önemli bir mücadele yürüttük. Bakan Tekin öğretmeni yok saymıştır ve patronları korumuştur. Denetim istiyoruz, eğitim iş kolu istiyoruz. Belirli süreli iş sözleşmesinin kaldırılmasını istiyoruz. Asgari ücrete çalıştırılmasına son verilmesini istiyoruz. Taban maaş hakkımızı geri istiyoruz. Meclis önünde bulunmamızın nedeni bir eğitim nöbetinin başlamasının karşılığıdır. Öğretmenlik Meslek Kanunu ikinci kez Meclis’e getiriliyor. Çünkü ilki yetersiz, yanlış bulundu AYM tarafından.
Öğretmenleri yok sayarak, sendikalara danışmayarak yeniden çıkarmak istiyorlar. Bir meslektaşımızı saldırıda kaybettik. Özel öğretim kurumunda kaybettik. MEB imzalı bir kurumda denetim yok, ölüm var. Cumhurbaşkanı Erdoğan şiddete karşı kanun çıkacağını ve özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenlerin de kamu personeli sayılacağını söyledi. Ne zaman? Öldükten sonra mı? Partiler, Öğretmen Meslek Kanunu’na taban maaş hakkımızı geçirecek, süreli sözleşmeyi kaldıracak, denetimi sendikayla birlikte sağlayacak bu hafta Genel Kuruldan geçirecek. Öğretmen Meslek Kanunu’nda hakkımızın yer almasını istiyoruz. Atama bekleyen özel sektör öğretmenleri güvencesiz koşullarda çalışıyor. Tasarruf tedbirleri kapsamında şimdi atama yapmayacaklar. Yüzbinlerce öğretmen patronların insafına terk edilmesidir yapılan. Taban maaş gelirse kurumlar batar diyorlar. Kim bunlar? Öğretmenlerden değerli mi??”
Edebali, “Tüm illerde direniş haftası ilan ettik. TÖZOK, TÖDER, TÖZEF eğitim kurumlarında eylemliliklerimiz olacak. Bizden kaçamayacaksınız. Net bir şekilde söylüyoruz. Biz işsiz kalmayı göze alıyoruz. Yüzlerce arkadaşımız burada görüntü veriyoruz. Onlar şu an sosyal medya hesaplarından sendikamızın hesabını takip ediyor, fişleyebilirler. Kimseden korkmuyoruz. Bu artık bir onur mücadelesi. Onların sırtı yere gelecek” ifadelerini kullandı.
Açıklamanın ardından eylem sonlandırıldı.
]]>MUSTAFA USTA
Eğitim- İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, “İlimizde merkez ilçede 3 farklı okulda istenmeyen bir takım olaylar yaşandı. Tabi bu olayların hepsinin ortak noktasında okullardaki güvenlik sorunu ön planda duruyor. Yaşanan olaylar gerçekten üzücü. Maalesef eğitim yuvalarında çocuklarımızın eğitimlerinde, orada çalışan personelin ortamlarının son derece güvensiz bir durum içinde olduğunu bize göstermiş oldu” dedi.
Eğitim-İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, Sinop kent merkezinde bir günde 3 okulda 3 farklı olayın gerçekleşmesinin ardından açıklamalarda bulundu. Eğitim-İş Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, şöyle konuştu:
“OKULLARDA GÜVENLİK SORUNU VAR”
Celal Şahbenderoğlu şunları söyledi:
“İlimizde merkez ilçede 3 farklı okulda istenmeyen birtakım olaylar yaşandı. Tabi bu olayların hepsinin ortak noktasında okullardaki güvenlik sorunu ön planda duruyor. Yaşanan olaylar gerçekten üzücü. Maalesef eğitim yuvalarında çocuklarımızın eğitimlerinde orada çalışan personelin ortamlarının son derece güvensiz bir durum içinde olduğunu bize göstermiş oldu. Yaşanmış olayların bir tanesinde bir velinin çocuğunun yapmış olduğu disiplinsizlik sonucu belki üste çıkmak için olsa gerek okuldaki idarecilere hakaret etmesi, sözlü saldırıda bulunması, araya giren kişilerin engellemesiyle belki de şiddetin o an önlenmesi gibi bir söz konusu durum oldu. Tabi bu oldukça üzücü. Eğitmenlerimize, öğretmenlerimize, idarecilerimize yapılmış bir saldırı girişimi bu. Bunun haricinde başka bir okulumuzda, bu ilk dediğimiz olay Anadolu lisesinde gerçekleşiyor, diğeri Sarı Saltuk Anadolu Lisesi’nde gerçekleşen olayda ise bir proje kapsamında bir sergi açılmak isteniyor okulda, okul dışındaki bir kişi okula gelip o sergisini açmak istediğinde o serginin maalesef farklı amaçlara evrildiğini görüyoruz. Sergiyi yapan kişilerle öğrenciler arasında birtakım polemikler yaşanıyor. Türk Bayrağı üzerine bir polemikler yaşanıyor ve peşine ertesi gün öğrendiğimize göre o şahıs tekrar okula gelerek izinsiz bir şekilde çocukların bulunduğu boş bir sınıfa girip çocukları tehdit ediyor. Çocuklarla bir takım polemiklere giriyor. Bunlar son derece tehlikeli, sakıncalı ve yaşanmamış olması gereken olaylar maalesef okullardaki bu güvenlik sorunu yüzünden yaşanıyor.
“ÖĞRETMENE OLAN BU ŞİDDETİ DURDURUN DİYORUZ”
Bir başka olay da Necmettin Erbakan Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanıyor. Ben araştırmam sonucunda öğreniyorum ki okulda, çok büyük bir kompleksi olan geniş bir alanı bulan erkek ve kız yatılı öğrencilerin bulunduğu okulda gece bekçisinin olmadığını öğreniyoruz. Buraya eleman yetersizliği bahane edilerek buraya bu elemanlar gönderilmemiş onu öğreniyoruz. Bundan dolayı da bir çocuğun sabah saatlerinde okuldan kaçtığını veya kaçırıldığını öğreniyoruz. Tabi bu son derece tehlikeli ve gerçekten öğretmenleri de çaresiz bırakan bir durum var maalesef. Sonuç olarak bir şekilde bu olaylar dönüp dolaşıp öğretmenlere yansıtılıyor. Hep merkezi öğretmenler oluyor. Bizim de en çok canımızı sıkan nokta da bu. Bazı kişilerin görevini tam yapmamasından kaynaklı olan bir takım olumsuzluklar dönüp dolaşıp öğretmenlere fatura edilmeye çalışılıyor. Öğretmenler, öğrenciler bu durumdan mağdur olmasına rağmen bazı insanlar okullarda bu şekilde hareketlerde bulunabileceğini, gidip öğretmenleri tehdit edebileceklerini, öğrencileri tehdit edebileceklerini kendilerine hak olarak görüyorlar. Bizi en çok rahatsız eden kısım da bu zihniyet. Bu zihniyetle biz mücadele ediyoruz. Edilmesi için de topluma çağrıda bulunuyoruz ve bu hususta pazartesi günü Eğitim-İş Sendikası ve diğer katılımcı sendikaları da davet ettik ve bir basın açıklaması yapmayı planlıyoruz. Öğretmene olan bu şiddeti durdurun diyoruz. Çünkü gerçekten Sinop’ta yaşanan olaylar, kulağımıza gelen olaylar ve gelecekte yine birçok olay yaşanması endişesini yaşıyoruz. Bu ortamda ve bir takım tedbirlerin alınmasını, toplumunda okul yuvalarına biraz daha saygılı davranmasını bekliyoruz. Çözümü bu şekilde şiddet kullanarak, zorbalıkla bu şekilde bu işleri çözüme getirebileceklerini hiçbir zaman sanmasınlar. Bunlar tabi birtakım idari ve adli makamlara da intikal etmiş olaylar. Bunların da takibini yapacağız sendika olarak hangi aşamalara geldiğini. Tabi dediğim gibi toplumun da okullarımıza, öğretmenlerimize saygılı davranmasını istiyoruz.”
]]>
Atama Bekleyen Öğretmenler Platformu’nun, atama bekleyen öğretmenlerin ve onlara destek verenlerin bir araya geldiği eyleminde, “mülakatsız 68 bin atama yapılması” talebi dile getirildi.
Atama Bekleyen Öğretmenler Platformu’nun Ulus’ta düzenlediği eylemde, “Öğretmenler ulusta atama nerede” sloganları atıldı. Eylemde konuşan Sait Şahin, şunları söyledi:
“Sayın Cumhurbaşkanımız, hem 11 Nisan 2023’te Ak Parti seçim beyannamesi ve milletvekili aday tanıtım toplantısında hem de cıkmış olduğu canlı yayında kamuda mülakatı kaldıracağını belirtmiştir. Seçim süreci içerisinde ise kurumsal sosyal medya hesaplarında öğretmenlere mülakatın kaldırılacağını müjdeleyen ve belgeleyen görsel ve videolar kullanılmıştır.
Göreve yeni başlayan Sayın Bakanımız Yusuf Tekin 5 Eylül 2023 tarihinde Ülke TV’de katıldığı programda MEB bünyesinde istihdam edilmek üzere 68 bin öğretmen ihtiyacının olduğunu belirtmesi ve bunun akabinde 31 Aralık 2023’te Kanal 7 Başkent Kulisi programında kamuda en yükrek atama sayısının MEB’e verileceği yönünde Cumhurbaşkanı ve Maliye Bakanından söz aldığını belirtmesi, Milli Eğitim Bakanımızın bu açıklamasının aksine Maliye Bakanımız ise Bakanlık bünyesine yapılacak atamaların emekli sayısına göre belirleneceğini talihsiz bir şekilde ifade etmiştir.
2022 ek atama bütçesinin 2023 KPSS’ye giren ögretmenlerin ataması için kullanılacağına dair söylemi, halihazırda görev yapan ğretmenlerimize verilen yer değiştirme haklarından ötürü deprem bölgesinde oluşan öğretmen ihtiyacı, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde yapmış olduğu konuşmada iktidarımız döneminde her yıl ortalama 40 bin öğretmen ataması yaptık söyleminden hareketle Sayın Bakanımız Yusuf Tekin’in müsteşarlık dönemine baktığımızda Cumhuriyet döneminin rekor öğretmen atamalarına imza atıldığını görüyoruz. Yusuf Tekin’in bakanlık döneminde yapacağı ilk öğretmen atamasının olması ve Cumhuriyetimizin 100. Yılı olması hasebiyle 2023 KPSS puanıyla mülakatsız 68 bin rekor öğretmen ataması talebimizi yineliyoruz.”
“ÖĞRETMENLER BU ÜLKENİN ÜVEY EVLATLARI GİBİ”
8 aydır atama bekleyen öğretmen adayı, şöyle konuştu:
“İvedilikle kontenjanın açılmasını bekliyoruz. Diğer bütün bakanlıkar kontenjanlarını açıkladılar ama öğretmenler bu ülkenin üvey evlatları gibi.
Seçimden önce mülakatın kaldırılacağı söylenmişti. Bize bu güvence verilmişti. Ama şu an Yusuf Tekin açıklamalarında mülakatın olacağını söylüyor. Bütün bunlar üt üste geldiği için öğretmenler olarak hiç iyi bir psikolojide değiliz. Bir an önce görevlerimize başlamamız lazım. Bunu hak ediyoruz.”
Atanmayı bekleyen bir başka vatandaş ise, “Diyarbakır’dan geliyorum. 2019 yılından beri hazırlanıyorum. Beden eğitimi öğretmeniyim. 26 yaşındayımsaçıma aklar düştü. Bu saatten sonra saçımdaki aklar MEB’in kara lekesidir” dedi.
“SEÇİM ÖNCESİ VERİLEN SÖZLERİN HEPSİ RAFA KALDIRILDI”
Atama bekleyen öğretmenlere destek vermek için eyleme katılan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, şunları söyledi:
“En başından beri öğretmenlerimizin yanındayız. Haklı bir çağrı ve feryat içeisindeler. Onların yeri sınıfları, eğitim yuvaları. Ancak maalesef burada protesto eylemi yapmak zorunda kaldılar. Çünkü hakları olanı istiyorlar. Ama siyasi iktidar bir türlü bu feryadı görmek, duymak istemiyor. Seçim öncesi verilen sözlerin hepsi rafa kaldırıldı. Ama 100 binlerce öğretmenimiz ve onların aileleri bu sıkıntıları yaşamaya devam ediyor.
Siyasi iktidarın yanlışlıkları sebebiyle öğretmenlerimizin adalet ve güven duygusu sarsıldı.”
]]>Merkez Bağlar ilçesi Yunus Emre Mahallesi’ndeki Nuri Zekiye Has Ortaokulu’nda görevli 8 gönüllü öğretmen, yarıyıl tatilinden feragat ederek evde ders çalışma imkanına sahip olmayan 60 öğrenciye okulun kapılarını açtı.
Öğretmenler, öğrencilere sınıflarda konuların tekrarı için ders veriyor, kütüphanede, kitap okumalarını, test çözmelerini ve deneme sınavlarına girmelerini sağlıyor.
Nuri Zekiye Has Ortaokulu Müdürü Recep Zengin, AA muhabirine, ara tatilde öğrencilerin evde ders çalışma ortamlarının olmadığı belirtmesi üzerine öğretmenleriyle görüştüklerini söyledi.
Talepler doğrultusunda okulun kütüphanesini öğrencilerine açtıklarını aktaran Zengin, öğrencilerin konu tekrarları, deneme sınavları ve soru çözümleriyle bursluluk sınavı ve LGS’ye hazırlandığını belirtti.
Öğretmenlerin gönüllü olarak bu çalışmada yer aldığını ifade eden Zengin, şöyle konuştu:
“Öğrencilerimiz bu şartları evlerinde bulamıyor. Okulumuzu onlara seferber ettik. Öğretmenler normalde tatilde okula gelmez, memleketlerine giderdi. Ancak öğrencilerimiz için burada kaldılar. Rehber öğretmenlerimiz ödev takip sistemi geliştirdi, soru çözüm saatleri belirledi. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gelen kaynak kitapları öğrencilere dağıttık. Bu kitaplardaki soruların tamamı çözülüyor. Öğretmenlerimiz çocuklarımızı en iyi şekilde sınavlara hazırlıyor. Öğrencilerin olumlu dönüşleri bizleri mutlu ediyor. Yarıyıl tatili olmasına rağmen gönüllü öğretmenlerimizle öğrencilerimize hizmet vermemiz bizleri mutlu ediyor.”
“Tatilde okulumuzun ve sınıflarımızın kapısı kapanmadı”
Türkçe öğretmeni Gülay Ay Dinç de Antalya’dan geldiğini, Diyarbakır ve okulda ikinci yılı olduğunu kaydetti.
Tatillerde genellikle memleketine gitmeyi tercih ettiğini anlatan Dinç, öğrencilerinin kendilerine daha çok ihtiyacının olduğunu gördüğü için gönüllü meslektaşlarıyla memleketine gitmek yerine okulda bulunduğunu aktardı.
Öğrencilerinin ev ortamında ders çalışma imkanı çok bulamadığını belirten Dinç, şöyle devam etti:
“Öğrenciler ders çalışırken takıldığı sorularda bizlere ihtiyacı var. Yarıyıl tatilinde memlekete gitmedim. Tatilde okulumuzun ve sınıflarımızın kapısı kapanmadı. Her zaman öğrencilerimize açık. Öğrencilerimiz ihtiyaç duyduğu her anda onlara elimizi uzatmak için burada onların yanındayız.”
“Öğrencilerimiz için güzel bir fırsat”
Fen Bilimleri öğretmeni Pınar Altunç ise evde ders çalışma imkanı olmayan öğrencileri liselere giriş ve bursluluk sınavlarına hazırladıklarını bildirdi.
Altunç, şöyle dedi:
“Biz okurken böyle imkanlarımız yoktu. Okul idaremiz böyle bir çalışmadan bahsedince gözlerimin dolduğunu hissettim. Bu bölgenin çocuğu olarak böyle bir imkana sahip olmak isterdim. Öğrencilerimiz için güzel bir fırsat. Öğrencilerimiz, derslerine çalışarak bu fırsatı değerlendiriyor. Onların daha iyi şartlarda ders çalışması için buradayız. Bu nedenle gururluyuz ve mutluyuz.”
8. sınıf öğrencisi Afşin Çakmak ise yarıyıl tatilinde evde ders çalışma ortamlarının olmadığını ifade etti.
Çakmak, “Burada soru çözüyoruz, anlamadığımız konuları öğretmenlerimize soruyoruz. Burada ders çalışırken hayallerime bir adım daha yaklaştığımı düşünüyorum. Rehber öğretmenliğimizin hazırladığı programa uyarak çalışıyoruz. Okuldaki rahat ve konfor evde yok. Okulda soruları daha iyi anlıyorum.” ifadelerini kullandı.
5. sınıf öğrencisi Polat Gezer de ders çalışmayı sevdiğini ancak evde bu imkanın olmadığını dile getirerek, desteklerinden ötürü okul idaresi ve öğretmenlere teşekkür etti.
]]>