Terör örgütü FETÖ’nün darbe girişimine engel olmak için amcası ve yeğenleriyle birlikte 15 Temmuz gecesi Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önüne giden 18 yaşındaki Rüstem Resul Perçin, Zırhlı Personel Taşıtı (ZPT) içerisinden açılan ateş sonucu ağır yaralandı. Yeğenini hastaneye götürmek isteyen amca Mustafa Perçin’e ise darbeci askerler tarafından izin verilmedi. Amca Perçin, bir süre sonra güçlükle alabildiği yeğenini Beştepe’deki Turgut Özal Hastanesine götürdü. FETÖ ile irtibatlı olan hastane yönetimi, doktor olmadığını bahane ederek ağır yaralı Perçin’i kabul etmedi ve başka hastaneye gidilmesini istedi. Gazi Hastanesine götürülen Rüstem Resul Perçin burada şehit oldu. O gece yaşananlarla ilgili konuşan baba Necip Perçin, oğlunun en büyük hayalinin asker olmak olduğunu söyledi.
“Vurulmadan önce sırtındaki Türk bayrağını göstermeye çalışmış”
Oğluna kasıtlı şekilde ateş açıldığını söyleyen baba Necip Perçin, “Oğlum o gün amcası, kardeşi ve iki yeğeni ile birlikte darbe girişimini protesto etmek için yola çıkmış. Yolda çok fazla trafik olduğu için araçlarından inmişler. O sırada açılan ateş sonucu da oğlum vurulmuş. Ben saldıranlara Türk askeri veya polisi demiyorum. Onlar üniforma giymiş teröristlerdir. Gerçek Türk askeri ve polisi, o üniformaya layık, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete, onun ilke ve inkılaplarına inanarak vatandaşını koruyandır. Oğlum orada şehit oldu. Vurulmadan önce sırtındaki Türk bayrağını göstermeye çalışmış. Kaburga boşluğundan bilerek ve isteyerek vurulmuş” dedi.
“Oğlumun cesedini gördüm, gözleri hafif aralıklıydı”
Oğlunun vurulduğu haberini sabaha karşı öğrendiğini dile getiren baba Perçin, “O gece rahatsızlandığım için uyuyordum. Sabaha karşı uyanmıştım. O ana kadar olanlardan haberim yoktu. Bana oğullarımdan Mahmut’un hafif yaralandığını, Rüstem’in ise ağır yaralı olduğunu söylediler. Ağıt sesleri vardı evde. Hastaneye gittiğimde hafif yaralanmış olan oğlumu gördüm. Üzerinde kanlar vardı ama durumu iyiydi, ayaktaydı. Ne olduğunu sorduğumda, ‘Bu ağabeyimin kanı’ dedi. Oradaki görevli bana, ‘Oğlun buraya geldiğinde ölmüştü’ dedi. Hastanenin morguna indik. Oradaki isimsiz cesetlerin olduğu kısma bakmak istedim. Bana o kısmın boş olduğunu söylediler. Orada oğlumun cesedini gördüm. Gözleri hafif aralıklıydı. Çenesinde bir yara vardı. O sırada bilincim gitmişti. Bir şeyler olmuş ama hatırlamıyorum, birileri bağırıyordu” diye konuştu.
“Benim çocuğum cenneti kazandı”
Ağır yaralı olan oğlunun götürüldüğü ilk hastaneye alınmadığını belirten baba Perçin, “Rüstem vurulduğunda amcası almak istemiş. Çocuğum yolun ortasında yatıyormuş. Amcasına, ‘Gelirsen seni de vururuz’ demişler. Kardeşim saldırganları bir şekilde ikna etmiş ve araçla hastaneye götürmüşler. O hastane FETÖ’ye aitmiş. Işıkları söndürmüşler, doktor olmadığını söylemişler. Kimseyi kabul etmeyip, başka hastaneye gitmelerini söylemişler. Erken müdahalenin ciddi sonuçlara yol açmayacağını herkes bilir. Oğlum yaşayabilirdi belki. Benim çocuğum cenneti kazandı. Buna eminim. Onlara da cehennem nasip olsun” ifadelerini kullandı.
“Asker olmak ve üniforma giymek istiyordu”
Vatanına bağlı evlatlar yetiştirdiğini söyleyen Perçin, “Benim ilk çocuğumdu. Hep en iyisi olmasını istedim. Olabildiği kadar imkan sunmak istedim. Çocuklarımızı da vatanına, milletine, dinine, imanına bağlı olarak yetiştirmeye çalıştık. Görevimi yapmaya çalışıp, çocuklarımı iyi bir şekilde helal lokmayla beslemeye çalıştım. Oğlum da askere gideceğini ve teskere bırakacağını söylüyordu. ‘Ben orada şehit olacağım’ diyordu. Asker olmak ve üniforma giymek istiyordu” dedi.
“Oğlum öldükten sonra rüyama gelmişti”
Şehit babası olmak hakkında da konuşan Perçin, “Oğlum için seviniyorum. O benim gidemeyeceğim bir yerde. Bunu hissediyorum. Şehitler, peygamberlere komşudur. Kendim içinse üzülüyorum. Onun olmayışıyla cezalandırılmış gibiyim. Oğlum öldükten sonra rüyama gelmişti. Öldükten sonra nereye gittiğini merak ediyordum, Allah’a dua ediyordum. Rüyamda onu görünce, ‘Allah sana rahmetiyle mi muamele etti yoksa gazabıyla mı?’ diye sordum. O da bana ‘Rahmetiyle muamele etti, orası çok güzel. Ben gidiyorum’ dedi. Bir daha da rüyama girmedi. O rüya beni rahatlattı” diye konuştu. – ANKARA
]]>Adana’da elcilik yapan 60 yaşındaki İsmail Güneş, iddiaya göre Ocak ayında Mersin’de tüccarlık yapan M.F. ile Adana ve Mersin’de belirlenen bahçelerde narenciye ürünlerini toplamak için haftalık 92 bin 500 liraya anlaştı.
“Kayıp oğlunu buldum”
İşçilerle ilk hafta narenciyeyi toplayan Güneş, ilk haftalığı almak için M.F.’nin yanına gittiğinde M.F., “Kardeşim senin depremde Hatay’a yardım götüren ve kaybolan oğlun Mehmet Güneş’i buldum. Şu anda kendisi Suriye’deymiş. Askerimiz operasyon ile kurtarıp sana kavuşturacak” dedi. Bunun üzerine M.F.’den para istemeyen İsmail Güneş, otomobil kiralayıp M.F.’den gelecek haberi bekledi ancak daha sonra, “Oğlunu daha kurtaramadılar. Bize haber verdiklerinde gidip alacağız” yanıtını aldı.
4 hafta para almadan çalıştılar
İsmail Güneş, 4 hafta boyunca her para almaya gittiğinde “Oğlundan haber var” denilerek kandırıldı ve toplamda 370 bin lira dolandırıldı.
“Para veremiyorum, beni şikayet edin”
En sonunda işi bırakan İsmail Güneş’e M.F., “Gidin beni şikayet edin, para veremiyorum” dedi.
Başka mağdurlar da ortaya çıktı
Güneş’i dolandıran M.F.’nin başka elci ve bahçe sahiplerini de dolandırdığı ortaya çıktı. Merkez Yüreğir ilçesinde toplanan elci ve bahçe sahipleri şimdi bir an önce M.F.’den alacaklarını istiyor.
“Evimi satacağım”
Grup adına İhlas Haber Ajansı’na konuşan İsmail Güneş, “Buradaki tüccarlara, çiftçilere biz işçi temin ediyoruz. Bunlar işçilerimizi işe götürüyorlar, getiriyorlar ve tam ücretleri ödeme zamanında ya telefonumuzu engelliyorlar ya da cevap vermiyorlar. Polise şikayet edeceğiz dediğimizde ise gidin şikayet edin bizi diyorlar, şikayet ediyoruz yine de bir ücret alamıyoruz. İşçileri biz işe götürdüğümüz için işçiler ‘biz çiftçiyi tanımayız sizi biliriz’ diyorlar. Şimdi ben mağdur oldum ve evimi satmak zorunda kalacağım” dedi.
“Oğluma olan zaafımı bana karşı kullanmasaydı”
M.F.’nin kendisini oğlunu kullanarak dolandırdığı için üzgün olduğunu anlatan Güneş, daha sonra şunları söyledi:
“Bütün kış boyunca narenciye kestik. Sözleşmemize göre ise her cuma günü ödeme yapılacaktı. İlk ödeme geldiğinde benim depremden bu yana kayıp bir oğlum vardı. Cuma günü, ‘kardeşim müjdemi isterim oğlunu bulduk’ deyince ben de o gün kendisinden para talep etmedim. Oğluma olan zaafımı bana karşı kullanarak 370 bin TL benim paramı dolandırdı. Her hafta cuma günü geldiğinde oğlumun üzerinden gelişmeler var, oğlunu getireceğiz, oğlunu Suriye’de bulduk gibi cümleler ile beni oyalayıp kandırdı. Keşke oğluma olan zaafımı bana karşı kullanmasaydı.”
“Oğlumun bulunmasını istiyorum”
İsmail Güneş, hem dolandırıldığı parayı kurtarmak hem de oğlunu bulabilmek istediğini belirterek, “Biz çiftçinin yardımcısı oluyoruz. Ben para almadığım zaman işçinin de parasını ödeyemiyorum. Burada 4 aydır ücretini ödeyemediğim çalışan var çünkü karşı taraftan para alamadım. Oğlum Mehmet Güneş’i (32) aramızda 270 bin TL toplayıp depremzedelere yardım etmesi için Hatay’a gönderdik. 7 Şubat’tan bu yana haber alamıyoruz kendisinden. Onun da bir an önce bulunmasını istiyorum” diye konuştu.
Diğer mağdurlar ise türlü türlü bahanelerle kendilerine para ödenmediğini, M.F.’den şikayetçi olduklarını söyledi. – ADANA
]]>FETULLAHÇI Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında, Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde şehit olan amatör futbolcu Volkan Canöz (28), doğum gününde annesi Sedef Canöz tarafından mezarı başında anıldı. Canöz, “Oğlum arkadaşlarını toparlamış, ayakkabısını giyerken, ‘Anne merak etme geri geleceğim’ dedi. Oğlum bana verdiği sözlerin hepsini tutardı ama o gece tutamadı. Sonra peşlerinden ben de çıktım sokağa. ‘Bugün vatan, millet için birileri ölecekse ölecek’ dedim. O anda benim oğlum zaten vurulmuş” dedi.
FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında, Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde darbecileri durdurmak için tankın üzerine çıkan amatör futbolcu Volkan Canöz, 3 kurşunla vurularak şehit oldu. Canöz, Karşıyaka Şehitliği’ne defnedildi. 5 Temmuz 1988 doğumlu olan Volkan Canöz’ün annesi Sedef Canöz, darbe girişiminin 8’inci yıl dönümü öncesi doğum gününde oğlunun mezarını ziyaret etti. Canöz, Ankara, Antalya ve Kırıkkale’de 3 okula ismi verilen oğlunun mezarında gözyaşı döktü. Sedef Canöz, oğlunun mükemmel bir evlat olduğunu belirterek, “Çok yürekli, çok yiğit bir çocuktu. Nazarım olacak, diye gözlerine bile bakamazdım. Rabbim benden daha çok sevmiş onu. Ben onu Rabbim’e emanet ettim. Allah ondan razı olsun. Ankara’da Şentepe Anadolu Lisesi’nde okudu, sonra okuduğu okula ismini verdiler. Volkan’ım çocukla çocuk olurdu, yaşlı ile yaşlı olurdu. Neşeli, mutlu, öyle güzel bir çocuktu. Hem huyu güzeldi hem kendi güzeldi” diye konuştu.
‘BİRKAÇ ÇAPULCUYA MI BIRAKACAĞIZ’ DEMİŞTİ
15 Temmuz akşamı darbe girişimini televizyondan öğrendiklerini söyleyen Sedef Canöz, “Dua ediyorduk; memleketimize, askerimize, polisimize bir şey olmasın, diye. İki oğlumun ikisi de dışarıdaydı, ‘Eve gelin’ diye telefon ettim. Volkan geldi, odasına gitti. Odasına gittiğinde üzerini değiştirmişti. Kardeşine o gece ‘Gidelim’ dedi. Kardeşi, ‘Ağabey, ne olduğunu bilmiyoruz’ dedi. O da ‘Vatan elden gidiyor, birkaç çapulcuya mı bırakacağız?’ dedi. O an biz ‘Silahın mı var?’ dedik; o da ‘Taş da mı yok anne, ben taş ile o uçağı düşürürüm’ dedi. Sonra arkadaşlarını toparlamış. Mahalledeki arkadaşlarına mesaj atmış, ‘Vatan elden gidiyor’ diye. Komşumuza, ‘Teyze ben gidiyorum, geri dönmeyeceğim, hakkını helal et’ demiş. Bana ayakkabısını giyerken, ‘Anne merak etme geri geleceğim’ dedi. Oğlum bana verdiği sözlerin hepsini tutardı. O gece tutamadı. Sonra onlar çıkınca ‘Ben niye duruyorum?’ dedim, peşlerinden ben de çıktım sokağa. Sonra oradakiler ortalığı karıştırmak için bir şeyler söylüyorlardı. Ben orada ‘Bugün vatan, millet için birileri ölecekse ölecek’ dedim. O anda benim oğlum zaten vurulmuş” ifadelerini kullandı.
‘VOLKAN KENDİNİ VATANA, MİLLETE SİPER ETTİ’
Küçük oğlunun aracı park ettiği sırada ağabeyinin vurulduğundan habersiz olduğunu anlatan Sedef Canöz, “Küçük oğlum geldiğinde kanlar içinde görmüş ama ağabeyini tanıyamamış. Sonra polislere yardım etmek için içeri girmiş. Küçük oğlumu aramışlar, ‘Dışarı gel, ağabeyin vuruldu’ demişler. O da plastik mermi zannediyormuş. Hastaneye giderken kardeşinin elini sıkmış, sonrası da yok zaten. Genelkurmay’a gidiyorlarmış aslında ama Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün orada, ‘Yardım edin, burası çok kötü’ demişler. Öyle olunca emniyete dönmüşler. Volkan orada tankın üzerine çıkmış. Ona ateş eden haini yere atmış. Arkadaşların bir tanesi de ‘İn, ateş ediyorlar’ demiş. O anda hain tankın içinden çıkıyor, sırtından, boynundan, üç yerinden vuruyor. Silahsız bir insanın neyinden korktun? Sana ne kadar bir korku verdi ki, oğluma 3 kurşun sıktın? Bir evlat çok zor yetişiyor, nasıl kıydın? O gece Volkan hem vatana hem millete hem askerimize hem polisimize kendini siper etti. 8 yıldır da ne yaşadığımı bir ben bilirim, bir Allah bilir. Bugün oğlumun doğum günü, bu saatlerde kucağıma vermişlerdi, benim çocuğumu. Affetmiyorum yapanları, onları Allah’a havale ediyorum” dedi.
]]>ÖLDÜRÜLEN eski Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, 22 sanığın yargılandığı davada konuştu. Ayşe Ateş, “Bu işin azmettiricisi rahmetli eşimin bana söylediği İzzet Ulvi Yönter ile Semih Yalçın gidip Ahmet Yiğit Yıldırım ve Olcay Kılavuz’la görüşüp talimat veriyorlar. Sonucunda eşimi öldürüyorlar. Benim ömrüm olduğu sürece davam devam edecektir” dedi.
Eski Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Ateş’in, 30 Aralık 2022’de Ankara’da cuma namazı çıkışında ofisine giderken silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesiyle ilgili davada tutuklu 22 sanığın yargılanmasına devam edildi. Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen duruşmanın 4’üncü gününde sanıkların tamamı hazır bulundu. Duruşmada Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ve taraf avukatları da yer aldı. Ayrıca CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Sercan Hamşıoğlu ile milletvekilleri Metin Ergun ve Yavuz Aydın, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, CHP Genel Başkan Yardımcıları Gül Çiftçi ve Murat Bakan, CHP Milletvekili Sibel Suiçmez de duruşmayı izledi.
Mahkeme Başkanı, iddianamede ‘azmettirici’ olarak yer alan sanık Doğukan Çep’in dünkü duruşmada jandarma eşliğinde dışarı çıkarıldığı sırada müştekilerin bulunduğu tarafta oturan izleyicilere tehdit anlamına gelecek şekilde başını salladığını ve bunun da mahkemeye üye hakim tarafından bildirildiğini ifade ederek, sanık Çep’e uyarıda bulundu.
ANNE SANİYE ATEŞ: ANNE KALEMİMİ KIRMIŞLAR, DEDİ
Mahkeme Başkanı, sanıklar ve avukatlarının beyanlarının tamamlandığını söyleyerek, müşteki tarafının dinleneceğini bildirdi. Sinan Ateş’in annesi Saniye Ateş, “Çok şükür demek isterdim. 18 aydır öldüm öldüm dirildim. Şurada 4 gündür 22 kez daha öldüm. Sanki herkes masum, benim oğlum kendini öldürmüş. Oğlum gelip bana dedi ki ‘Anne kalemimi kırmışlar, bana suikast düzenleyecekler.’ Bir gün yanıma geldi üzerinde çelik yelek vardı, ‘Bana suikast düzenleyecekler’ dedi” diye konuştu.
Oğlunun kimseye bir zararının olmadığını söyleyen Saniye Ateş, “Ben ne kadar dayanırım bilmiyorum. Bu insanlar bu kadar mı acımasız, bu kadar mı vicdansız? Hangi gerekçeyle benim oğlumu öldürdüler ‘ Oğlumu tehdit ediyorlardı, ‘Git Devlet Bahçeli’ye söyle’ dedim. Bahsi geçen araç oğlumun ocak başkanlığı döneminde alındı. O aracı sadece makam kullanıyordu, Devlet Bahçeli’den habersiz bir çay içilmiyordu. Benim yüreğimin yangınını kimse kaldıramaz. Benim torunlarım akşam olunca kapıları pencereleri kapatıyorlar, ‘bize de bir şey olur’ diye. Hala bizim kapımıza geliyorlar, öldürmekle tehdit ediyorlar. Bugünü ben 18 ay bekledim, yavrumun katilleri ortaya çıksın diye. Benim gelinim korumayla, çelik yelekle dolaşıyor tehdit ediyorlar. Bu devletin üstünde devlet mi var’ Ben kime gideyim? Benim başka gideceğim yer yok. Ben ülkücüyüm; ama bunların inandığı ülkücülükten değilim. Bunlar maşa, benim oğlumu öldürenler ortaya çıkacak” dedi. Saniye Ateş, konuşmasının ardından fenalaştı. Saniye Ateş’e sağlık ekipleri tarafından müdahale edildi. Ardından duruşmaya 20 dakika ara verildi.
AYŞE ATEŞ: KAPI KAPI GEZİP KİRALIK KATİL ARIYORLARMIŞ, DEDİ
Aranın ardından Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’e söz verildi. Ayşe Ateş, “Bugüne kadar anlattığınız senaryoyu dinledik. 3 gündür karşınızda türlü türlü yalanlarla bilirkişi raporunu yer yer işlerine geldiği gibi kabul ederek, o kadar ileri gittiler ki ‘Sinan’ı, Selman vurdu’ dediler. Sinan’ı kimin vurduğunu da kimin talimatı verdiğini de biliyoruz. Kamera kaydını şimdi bu akıl yoksunu kişiler için anlatmak istiyorum. Kiralık katil Özyağcı, silahı Sinan’ın üst kısmına doğru tutup ateş ediyor. Sinan bilinçsiz bir şekilde yere düşüyor, hareket etmiyor. Eray Özyağcı, Sinan’ı vuruyor ve kaçıyor. Anlattıklarınızla kendinize kahramanlık yazıyorsunuz. Selman katil değildir, Sinan’ın katilleri bellidir, Eray Özyağcı ve Doğukan Çep’tir. Eşimin ölmeden önce bana söyledikleri ‘Ayşe, Olcay Kılavuz ve Ahmet Yiğit Yıldırım kapı kapı gezip kiralık katil arıyormuş, beni öldürtmek istiyorlarmış’ dedi. Ahmet Yiğit Yıldırım, eşim hakkında karalama kampanyası başlatmıştı. En sonunda eşimin öldürülmesiyle sonuçlandı. Sinan’ın yanındaki her arkadaşı bu karalamalara maruz kaldı. Tehditler ve hakaretler iyice arttı. Bunların hepsi dosyada mevcuttur” dedi.
‘OLCAY KILAVUZ’A TALİMAT VERİYORLAR’
Ayşe Ateş, eşine işleri bırakıp gitme teklif ettiğini söyleyerek, “Sinan’a ‘gidelim’ dedim, ‘bırak bu işleri’ dedim. ‘Devletim beni korur’ dedi. Cumhurbaşkanına da bunları ifade ettim. Cumhurbaşkanı bana söz verdi, ‘Kızım katiller yakalanacak’ dedi. Şimdi çıkıp diyorlar ki Sinan Ateş FETÖ’cüymüş, ben FETÖ’cüymüşüm, eğer böyle bir şey varsa gidin suç duyurusunda bulunun. Sinan’a Ahmet Yiğit Yıldırım’ın talimatlarıyla bu tehditler gelmiştir. ‘Sinan gazeteci dövdürmüş’ diyorlar. Ben bunu Sinan’a sordum; ‘eğer böyle bir şey varsa ne ocak başkanı ol ne akademisyen hiçbir şey olma’ dedim. Sinan da bana ‘Ayşe, ben genel merkezden gelen talimatları yapıyorum, eğer yapmazsam bana da ceza keserler’ dedi. Bu işin azmettiricisi rahmetli eşimin bana söylediği İzzet Ulvi Yönter ile Semih Yalçın gidip Ahmet Yiğit Yıldırım ve Olcay Kılavuz’la görüşüp talimat veriyorlar. Sonucunda eşimi öldürüyorlar. Benim ömrüm olduğu sürece davam devam edecektir. Benim kocama CHP’liler mi saldırdı, Ümit Özdağ mı saldırdı? Sayın savcı için sosyal medyadan konuşuyorlar, şüpheli olanların hiçbirinin serbest kalmaması gerekmektedir, delil karartabilirler. İfademi kabul ederek, dilekçede istediğimiz delillerin dosyaya eklenmesini istiyorum. İsmini verdiğim şüphelilerin adaletle yargılanmasını istiyorum” ifadelerini kullandı.
‘KARDEŞİMİN HAYATINI ÇALANLARIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIM’
Sinan Ateş’in ablası Selma Kazanç ise şöyle konuştu:
“Sinan kenar bir mahallede büyüdü. Biz kardeşimizi okutmak için kendi hayatımızdan vazgeçtik. Kenar bir mahallede Doç. Dr. Sinan Ateş çıktı. Benim babam, annem, dedem ülkücü. Biz mecburen ülkücü olarak doğduk. Bu camiaya lafım yok. Ülkü Ocaklarının birçok kurumunda görev aldık bundan da gurur duyuyorum. Ama içine sızmış insanların asla bizim olduğumuz dönemdekilerle ilgisi yok. Ben MHP’ye, Ülkü Ocaklarına iftira atmam. Sinan Ateş, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığına apar topar getirildi. Devlet Bey aradı bir gün, ‘Oğlum seninle konuşmam gerekiyor’ dedi. Sinan’a söylediği bir şey var, bunu da kendisi söylesin. Sinan görevden istifa etti. Daha sonra Ateş’e itibar suikastları başladı. Sinan’ı bu algılar sırasında aradım. Sinan da ‘İsmet (Büyükataman) ağabeyle konuşacağım’ dedi. Büyükataman da, ‘Sinan sana ne yapacaklar, bir şey yapamazlar’ diyor. Bu sürecin gelişi Sinan’ın ocak genel başkanlığını bırakmasıyla başladı. Zaten Ahmet Yiğit Yıldırım ve Olcay Kılavuz’un bir karın ağrısı vardı. Kılavuz ve Yıldırım’ın sürekli tehditleri devam etti. Sonraki süreçte evde otururken Sinan, ‘Benim kalemimi kırmışlar. Bunların derdi benim canımla’ dedi. ‘Kim’ diye sorduk. ‘İzzet Ulvi Yönter, Olcay Kılavuz, Ahmet Yiğit Yıldırım, Semih Yalçın’ diye sıraladı. Karşı tarafın yakınları arabamı çizdi, arabamı yaksanız da, öldürseniz de kardeşimin hayatını çalanların peşini bırakmayacağım.”
]]>İzmir’in Konak ilçesi Fahrettin Altay bölgesinde toplanan moto kuryeler, buradan Cumhuriyet Meydanı’na konvoy oluşturdu. Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yapan moto kuryeler, “Bizler sizlerle varız. Hayallerimizi, yarınlarımızı, geleceğimizi elimizden almayın. Yaşamak istiyoruz. Ailelerimizi de yaşatmak istiyoruz” diyerek kuryelik mesleğinin bir an öce tehlikeli işler statüsüne alınmasını istedi. Ata Emre Akman, Tevfik Arayıcı, Muhammet Çetinkaya başta olmak üzere moto kurye ölümlerine dikkat çeken moto kuryeler, çalışırken ölen arkadaşlarının davalarının takipçisi olacaklarını kaydetti.
“Adaletin yerini bulmasını istiyorum”
Karabük’ün Safranbolu ilçesinde 9 Aralık 2023 tarihinde moto kuryelik yaparken hayatını kaybeden 25 yaşındaki üniversite öğrencisi Tevfik Arayıcı’nın annesi Bahar Arayıcı, “Eşim vefat ettiği için evlere temizliğe giderek, merdiven yıkayarak oğlumu okutmaya çalışıyordum. Oğlum Karabük’te okuyordu. Gönderdiğim harçlık yetmediği için moto kuryelik yapıyordu. Orada alkollü bir cani oğlumun şeridine geçerek, oğluma vurup öldürüp kaçmış, ölüme terk etmiş. Bir de caniyi serbest bıraktılar. Sanki ödül verir gibi tahliye verdiler. Benim oğlumun suçu neydi? Niye öldü? Oğlum, tüm kuryeler ve tüm gençlerimiz için adalet istiyorum. Adaletin yerini bulmasını istiyorum. Oğlumu öldürenlerin yargılanmasını, tutuklanmasını istiyorum. Gençlerimizi sokakta bulmadık” diye konuştu.
“Ekmeğimizin peşindeyiz”
4 yıldır moto kuryelik yaptığını belirten Fatih Cem Yılmaz “Bu iş uğruna bir sürü arkadaşımızı kaybettik. Bir sürü canımız gitti. Samet Özgül, Ata Emre Akman, Tevfik Arayıcı. Ekmeğimizin peşindeyiz, öldürülmek istemiyoruz. Lütfen bizi öldürmeyin” dedi.
“Adalet arayışımız devam edecek”
6 yıldır moto kuryelik yapan Mahsun Korkmaz da “Şu anki konumuz trafikte öldürülen kuryeler değil. Hunharca katledilen Tevfik Arayıcı. 17 saat boyunca can çekişerek öldü. Şu an katili serbest bir şekilde dolaşıyor. Ata Emre Akman’ın da mahkeme süreci başlayacak. Onun da takipçisi olacağız. Muhammed Çetinkaya da 12 kurşunla öldürüldü. Samet arkadaşımız boğazı kesilerek öldürüldü. Bizim buradaki sorunumuz trafikte ölen kuryeler değil, hunharca katledilen kuryeler. Adalet arayışımız devam edecek. Eğer ki bu adalet arayışında istenilen sonuç halkın kalbini ferahlatmıyorsa, adalet arayışımız süresiz nöbet haline gelecek” ifadelerini kullandı.
“Yarınlarımızı, geleceğimizi elimizden almayın, yaşamak istiyoruz”
10 yıldır moto kuryelik yapan Taner Bişilen ise şunları söyledi:
“Bizler kuryeyiz. Bu hayatı sizler için kolaylaştırmaya yarayan aracılarız. Bizler trafikte ya da kendini bilmeyen birileri tarafından öldürülmek istemiyoruz. Yarınlarımızın, geleceğimizin ve çocuklarımızla geçireceğimiz birkaç günün hunharca elimizden alınmasını istemiyoruz. Kuryeler olarak biz de bu hayatta varız. Bizler de sizler gibi yaşamayı hak ediyoruz. Hiçbir insan 25 bıçak darbesiyle ya da son sürat gelen bir arabanın çarpmasıyla öldürülmeyi hak etmiyor. Hiçbir insan ölümü hak etmiyor. Hele böyle bir ölümü asla hak etmiyor. Bizim adalet anlayışımız, adalet çabamız mahkeme süresinde değil, failler cezalarını alıp hükümleri kesinleşene kadar. Hiçbir kurye arkadaşım yalnız değil. Biz bir topluluğuz. Bizler sizlerle varız. Hayallerimizi, yarınlarımızı, geleceğimizi elimizden almayın. Yaşamak istiyoruz. Ailelerimizi de yaşatmak istiyoruz. Kuryelik mesleğinin tehlikeli işler statüsüne bir an önce alınmasını istiyoruz. Haklarımızın savunulmasını ve bu hayatta varoluş çabamızın vatandaşlar ve halk tarafından görülmesini istiyorum.”
]]>17 yaşındaki ehliyetsiz sürücü T.C.’nin, İstanbul’daki ölümlü kaza sonrası annesi yazar Eylem Tok tarafından önce Mısır’a ardından da ABD’ye kaçırılması Türkiye’nin gündemindeki yerini koruyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında sürücü T.C.’nin babası Op. Dr. Bülent Cihantimur “şüpheli” sıfatıyla “suçluyu kayırma” suçundan ifadesi alınmak üzere savcılığa çağrılırken çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Bülent Cihantimur“OĞLUM KAZA GECESİ ŞOKTAYDI”
Cihantimur, kazayla ilgili İstanbul Adalet Sarayı’nda verdiği ifadede “Eylem Tok, 13 yıl önce boşandığım eski eşim olup; oğlumun annesidir. Birden fazla sağlık kuruluşunun üst düzey yöneticisi olmakla birlikte bu kuruluşlarda aynı zamanda uzman plastik cerrah olarak da çalışmaktayım. 24 yıllık hekimim. Kazanın gerçekleştiği gün, uzun süren bir ameliyat sonrası evime gidip uyudum. Eski eşim Eylem Tok’tan gelen telefon ile kazadan haberdar oldum. Kazadan yaklaşık 1,5 saat sonra Eylem Tok beni aramış. Bana telefon geldiğinde saat gece yarısıydı. Evim Mecidiyeköy’de, kliniğe çok yakın. Hemen bir taksiyle eski eşim Eylem ve oğlumun beraber yaşadıkları eve gittim. Oğlum üst kattaydı, şoktaydı ve konuşabilecek durumda değildi. Eylem de o sırada ev içinde dolaşarak telefon görüşmeleri yapıyordu. Oğlumun durumunu iyi görmediğim için onu öncelikle muayeneye götürüp acil müdahale gerektiren bir durumu olup olmadığını anlamak istedim.” dedi.
“KAZADA ÖLÜ YA DA YARALI HAKKINDA BİLGİM OLMADI”
T.C’nin babası Cihantimur, ifadesinde “Bu sırada kazada yaralı ya da ölü olduğu tarafımca da bilinmemekteydi. Eylemin telefonunu kapattım ve öncelikle şokta olan oğlumun acil müdahale gerektiren bir sağlık sorunu olup olmadığını anlayalım, sonra da ehliyeti olmadığı için avukatlara bilgi verip yapılması gerekenleri yapalım dedim. Oğlumu alıp orada bulunan elektrikli aracı kendim kullanarak, kliniğe gitmek için yola çıktım. Bu sırada şirketimiz çalışanlarından Ayşe Ceren S.’yi bahçede gördüm.” sözlerini sarf etti.
Bülent Cihantimur“EYLEM TELEFONLARI AÇMADI”
Cihantimur, “Eylem Tok da Ayşe’nin aracına bindi ve arkamızdan gelmeye başladılar. Yolda oğlum ile konuşmaya çalışsam da kazanın etkisiyle dış dünyaya kapalı vaziyetteydi. Bu sırada kullandığım elektrikli araç önce uyarı verdi sonra da şarjı bitti. Bizi izleyen Eylem’in içinde olduğu araç yanımızda durdu. Oğlumu o araca geçirdik ve Eylem’e ‘siz kliniğe geçin çocuk hala şokta ben de şoförümüz Adem’i aradım onunla geleceğim hemen arkanızdan’ dedim. Adem yanıma geldi beni aldı ve kliniğe gittik. Kliniğe gittiğimizde kimse yoktu. Eylem’in oğlumu yurtdışına götürme planından, kazadaki yaralılardan kazanın büyüklüğünden ve ölüm olayının yaşandığından bu sırada haberim oldu. Eylem’i defalarca kez aramama rağmen telefonlarını açmadı ve en son telefonunu kapattı.” ifadelerini kullandı.
“OĞLUM, TÜRKİYE’DE YARGILANMAYI KABUL EDER”
Baba Cihantimur, ifadesinde “Oğlum, 16 yaşında; alkol, madde kullanmayan, kötü alışkanları olmayan bir çocuktur. Oğlum o gece yaşadığı şokun etkisinden çıktığında Türkiye’de yargılanmayı ve yaptığı bu hatanın hukuki bedelini ödemeyi kabul edecek bir çocuktur.” dedi.
Bülent Cihantimur“KAZAZEDE AİLE İÇİN ELİMDEN GELEN NE VARSA ÖMRÜMÜN SONUNA KADAR YAPACAĞIM”
Kaza sonrasında vefat eden Oğuz Murat Aci’nin ailesi ile temasa geçtiğini ifade eden Cihantimur, “Olanlar için çok üzgünüm. Kayıpların geri getirilemeyeceğini biliyorum. Bununla birlikte kazazede aile için elimden gelen ne varsa ömrümün sonuna kadar yapacağım. Oğlumun da Türkiye’ye gelmesi ve Türk hukuku önünde hesap vermesi gerektiğini düşünüyorum. Oğlumun Türkiye’ye gelmesi ve adalet önünde hesap vermesi için elimden geleni yapacağım. Tüm olanlardan dolayı çok üzgünüm. Bugün ben de çağrılmadığım halde kendi isteğim ile konuyla ilgili olarak ifade vereceğim. İfade vermeden önce kamuoyunu da konuyla ilgili olarak bilgilendirmek istedim.” şeklinde konuştu.
]]>Olay, 15 Şubat’ta İmralı açıklarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Batuhan A. isimli kuru yük gemisi fırtına sebebiyle battı. Bölgede arama çalışmalarını sürdüren Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı balık adamlar geçtiğimiz günlerde asansör yardımıyla 51 metre derinliğe inerek, aşçı Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşmıştı. Daha sonra dün Sualtı Savunma Grup Komutanlığı (SAS) komandoları tarafından yapılan dalışta ise kazan dairesinde bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Ulaşılan cesedin gemi batarken eşine video gönderen Hüseyin Tutuk’a ait olduğu öğrenildi. Tutuk’un cansız bedeni, otopsi işlemleri için Bursa Adli Tıp Kurumu’na getirildi.
“Oğlum ilk seferine çıktı”
Geminin battığı bölgede çok fırtınalı bir havanın olduğunu söyleyen Baba Mahmut Tutuk, “Oğlum ilk seferine çıktı. Gemiye yağcı olarak başladı. Orada gece saat 23.30 sıralarında gemi arızalanıyor. Oğlum sabaha karşı 6’da hanımına video atıyor. Güverteye çıkıp ‘şu anda batıyor gemi’ diyor. Daha sonra Sahil Güvenlik’e alarm verilmiş. Alarmı geç vermişler. Tabi onlar da batan gemiye hemen ulaşamaz. İlk önce dalış yapılamadı. Çok fırtınalı bir hava vardı. Dalış yapmanın imkanı yoktu. Perşembe ve Cuma günü hiçbir müdahale yapılamadı. Cumartesi günü iki tane ayakkabı bulundu. Biri 38 numara diğeri de 44 numara ayakkabı. Pazar günü ise aşçı kadını buldular. Daha sonra dün aramalar devam etti. Devletimiz aramaları hiç aksatmadı. Dün benim oğlumu buldular. Biz de Sahil Güvenlik’ten tespitini yaptık” dedi.
“Benden çekindiği için gittiğini söyleyemedi”
Oğlun ile en son yaklaşık 20 gün önce görüştüğünü belirten baba Tutuk, “Önce İstanbul’a daha sonra da Kahramanmaraş’a arkadaşının yanına gitmiş. Oğlumla son temasım bu şekilde oldu. Benden çekindiği için ‘baba ben gidiyorum’ diye bana söylemedi. Çünkü ben ona ‘gitme’ diye ısrar ettim. Her şey Allah’ın takdiri. Ben ona çok ısrar ettim çalışma diye. Sadece ben değil ailecek ısrar ettik. Fakat bizi dinlemedi, ‘gideceğim’ dedi” diye konuştu.
Geminin her an batma tehlikesinin bulunduğunun altını çizen baba Tutuk, şu ifadelere yer verdi:
“Ben orada ikinci kaptanın oğlu ve eşleri ile görüştüm. Babası ‘gemi bugün veya yarın batar’ diyormuş. Bu gemileri denizlerden arındırsınlar. İnsanlar başka acılar yaşamasın. Benim oğlum gemiciliği bilmez birkaç ay önce sertifika almıştı ondan sonra gemiye yağcı olarak başladı.”
Son yolculuğuna uğurlandı
Öte yandan, hayatını kaybeden Hüseyin Tutuk’un cenazesi, otopsi işlemlerinin ardından Bursa Adli Tıp Kurumu’ndan yakınları tarafından alınarak toprağa verilmek üzere Manisa’nın Turgutlu ilçesine gönderildi. Tutuk, öğle namazını müteakip Urganlı Mahallesi Çarşı Camii’nde kılınan cenaze namazıyla son yolculuğuna uğurlandı. Tutuk’un cenazesi Turgutlu ilçesinde bulunan Urganlı Yeni Mezarlığı’na defnedildi.
Cenazeye Turgutlu Kaymakamı Selami Kapankaya ve Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın katılarak Tutuk ailesine taziyelerini iletti. – MANİSA
]]>“Saat 4.30 ile 9.00’a kadar ki süreç geçmedi”
-“Elektriğin ilk geldiği zaman Edinson benim kadar sevinmemiştir”
KARABÜK – Kahramanmaraş merkezli depremden ailesiyle birlikte sağ kurtulan Kader İncecik, “Gidecek evinizin olmaması hiçbir şekilde önemli değil ama gidecek şehrinizin olmaması insana çok dokunuyor” diyerek yaşadığı üzüntüyü dile getirdi.
Kader İncecik, Kahramanmaraş merkezli depremlere Hatay’ın Antakya ilçesinde 5 katlı apartmanda ailesiyle birlikte yakalandı.
Ağır hasarlı binadan ailesiyle çıkmayı başaran İncecik, depremin ardından yaklaşık 1 ay memleketinde kaldıktan sonra eşiyle birlikte kızının bulunduğu Karabük’e geldi.
Şehre yerleşmeye karar veren İncecik, Hatay’ın yöresel lezzetlerini yapıp sosyal medya üzerinden satışını yaparken ev ekonomisine de katkı sağlıyor.
“En kötü anılardan bir tanesi”
İhlas Haber Ajansı muhabirine konuşan Kader İncecik, “O paniğin aslında tarifi yok. Rabbim kimseye yaşatmasın. Sıcacık yatağımızda yatıyorduk. Akşam misafirim vardı. Oğlumun arkadaşı Mithat gelmişti. Sahlep ikram etmiştim. Gece 12.00’den sonra da ‘Anneni uyandırma, oğlum gitme burada kal’ dedim. En kötü anılardan bir tanesi bu benim için. Sürekli bizde yatıya kalırdı. O sahlep son sahlebiymiş. Evine gittikten sonra sabahleyin benim oğlum elleriyle arkadaşının cenazesini çıkardı. Yani gerçekten tarifi olmayan bir acı” dedi.
“Eşim göz hapsimdeydi ama ondan umudu kestim”
Saat 4.17’de telefonunu yere koymasıyla beraber sarsıntının başladığını ifade eden İncecik, “Küçük oğlum fırlayarak geldi. ‘Anne deprem mi oluyor’ dedi. Birkaç saniye sürmedi. Duvarlar patladı ve yıkıldı. Ben o anda tek şeyi düşündüm hani şimdi duracak ama herkesle göz hapsine aldım yataktan fırladım. Büyük oğlumun sesini duyamadım onu görmek istedim. Kapıya geldim. O ‘Anne cenin pozisyonuna gir’ diye bağırdı ama ben o an algılayamıyordum. Sadece elimi başımın üzerine koyduğumu ve başımın kanadığını hatırlıyorum. Vücudumda kesikler olmaya başladı. Küçük oğlum arkamdaydı. Onu göz hapsinde tutuyordum. Eşim de göz hapsimdeydi ama sonra eşim kayboldu. Üzerine duvar yıkıldı. Ondan umudu kestim aslında. O gitti dedim. Kapı fırladı, duvar yıkıldı. Sonra komşuların duvarının düştüğünü gördüm. Çünkü çok aydınlıktı, gerçekten böyle o kadar bir gündüz gibi bir hava oluşmuştu” diye konuştu.
İncecik, patlayan duvarın arasından emekleyerek çıktıklarını ve öldüğünü zannettiğini eşinin de sağ olarak kurtulduğunu belirterek, “Saat dokuza kadar deprem devam etti. Sürekli sallanıyor. Ta ki 7.30-8.00 gibi gün ağrımaya başladı. Gün ağrınca zaten işin aslını, gerçeğini gözlerimizle gördük. Saat 4.30 ile 9.00’a kadar ki süreç geçmedi yani. O süreci gerçekten her dakikasını farklı yaşadık” ifadelerini kullandı.
“Elektriğin ilk geldiği zaman Edinson benim kadar sevinmemiştir”
Üçüncü gün bulunan jeneratör ile telefonların şarj edildiğini anlatan İncecik, “Beşinci gün sokak lambamız yandığında ben ilk defa elektriğe kavuşmuş gibiydim. Öyle bir süreçten geçtik yani. Elektriğin ilk geldiği zaman Edinson benim kadar sevinmemiştir. Elektriğin ilk geldiği gün aldığımız ölüm haberleri çok yıprattı. Yani 5 güne kadar bizim erkekler duysalar bile bize söylemediler. Bizim hiçbir şeyden haberimiz yoktu. Biz şehrin yıkıldığını, yandığını her şeyi gördük. Köyden bütün deprem anını görüyorduk ama bizi sarsan ölüm haberlerini görmedik biz. Ne zaman ki telefon açıldı. Biz o WhatsApp’a girebildik. Ondan sonra bütün dünya başımıza çökmüştü” şeklinde konuştu.
İncecik, Hatay’ın yöresel lezzetlerini Karabük’e taşıyarak, sosyal medya üzerinden satışını yaptığını ve eve katkı sağladığını söyledi.
“Gidecek şehrinizin olmaması çok dokunuyor”
Depremin yıldönümü nedeniyle paylaşılan görüntüleri izleyemediklerini aktaran İncecik, şunları kaydetti: “Yani boğazınız düğüm düğüm oluyor. Tarifi yok hiçbir şekilde. Yine söylüyorum Rabbim bir daha yaşatmasın. Yaşamayan bilmiyor, yaşayınca çok farklı. Gidecek evinin olmaması inanın hiçbir şekilde önemli değil ama gidecek şehrinizin, mahallenizin, sokağınızın, olmaması insana çok dokunuyor. Yani bize zor gelenler bunlar oldu.”
]]>KAHRAMANMARAŞ merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremlerde Osmaniye’de 2 bloğu yıkılan ve 132 kişinin yaşamını yitirdiği Metin Tamer Sitesi’nde 6 kişilik Kaba ailesinin 5 ferdi öldü. Eşini ve 4 çocuğunu kaybeden Gazi İsmail Kaba (46), “Enkazdan çıkan sadece aile fotoğrafımı oldu. Onun haricinde bir şey yok. Bir de oğlum Durmuş Ali’nin cüzdanı bulundu. Anılarımızın hepsi o enkazla birlikte gitti” dedi.
6 Şubat depremlerinde Osmaniye’de 2 bloğu yıkılan Adnan Menderes Mahallesi’ndeki Metin Tamer Sitesi’nde 132 kişi yaşamını yitirdi. 4’üncü Blok’taki Aşiyan Apartmanı’nın 7’nci katında oturan 6 kişilik Kaba ailesinin 5 ferdi de hayatını kaybetti. Eşi Şenay (43), oğulları Durmuş Ali (21) ve Furkan (14) ile kızları Özlem (19) ve Fatma Sena’yı (17) kaybeden Gazi İsmail Kaba, enkazdan yaralı kurtuldu. 50 günlük tedavinin ardından taburcu olan İsmail Kaba, ailesinin öldüğünü de yine tedavi sırasında öğrendi.
‘GÜRÜLTÜ KULAKLARI SAĞIR EDECEK ŞEKİLDEYDİ’
Deprem anına, kaldıkları binanın yıkılmadan 15-20 saniye önce uyandıklarını söyleyen İsmail Kaba, “Uyandığımızda bina sallanıyordu. Çocuklarımızı yanımıza çağırdık, iki kızım geldi. İki oğlum kendi odalarında beklediler. Deprem durmayınca çıkalım dedik. Koridoru yarılamıştık. O anda alttan o büyük gürültü geldi. Sallantı başladığında alttan sanki binayı yukarıya zıplatıyordu. Tekrardan duvarlardan tutarak yatak odasına geçtik. İki kızım eşim ve ben dördümüz aynı yerde bekledik. Eşim o sırada ‘Dua edin, kelimeişehadet getirin’ dedi. Depremin durmasını beklerken bina yan yatmaya başladı. Yüksekte olduğumuzdan dolayı, binanın yattığını net bir şekilde gördük. Gürültü kulakları sağır edecek şekildeydi. Bina yattıktan sonra zeminden büyük bir gürültü geldi ve ardından bina tamamen çöktü” dedi.
‘BİZİ KURTARABİLMEK İÇİN BİR MÜCADELE ETTİLER’
Bina yıkıldıktan sonra enkaz altında bir şey duymadığını ve hafiften sallantıyı halen hissettiğini ifade eden Kaba, “Baygınlık geçirmedim, bilincim açıktı. Eşime ve çocuklarıma seslendim, ses gelmedi. Bende kımıldayamadım. Tamamen gömülüydüm. Sadece nefes alıp verebiliyordum. İçimden, kelimeişehadet getirdim ve beklemeye başladım. Depremin 15-20’nci dakikasında insanlar geldi, bağrışmaya başladılar. Enkazın üzerinde bir kişi ‘Sesimi duyan var mı’ diye bağırdı o an seslendim. Sonra ‘yerini tespit ettim, kurtaracağız seni’ dedi. Adımı sordu, ‘İsmail Kaba’ dedim. Tanıyorum abi seni, bende karşı binada oturuyorum komşuyuz’ dedi. Kaç kişisiniz diye sordu, 4 kişiyiz dedim. Yan taraftaki odada oğullarım var dedim. ‘Tamam onları da kurtaracağız’ dedi. 2 kişi oldular çalışmaya başladılar. Çalıştıklarını hissediyorum yukarda. Bu esnada bir deprem daha oldu o an komşum bağırıyor ‘Ağabey biz buradayız kurtaracağız’ dedi ve o sallantıda gitmediler. Kahramanca bizi kurtarabilmek için bir mücadele verdi. İlerleyen süreçte kolumu tuttu. Sağımızı solumuzu açaraktan beni, kızımı çıkarttı ve yaşam boşluğunu oluşturdu. Ayaklarımız sıkışmıştı, makas gerekiyordu. Üzerimizde kolon vardı. Bu arada akrabalarımız da geldi. Saat 6.30 gibi özel harekat polisi geldi. ‘Yapabileceğimiz bir şey var mı?’ diye sordular. ‘Canlı var çıkartamıyoruz makas lazım’ diye cevap verdiler. Polisler araçlarında elektronik makas varmış, demirleri kestiler, bir saatlik çalışmanın ardından ilk önce kızım Özlem’i aldılar, sonra Fatma Sena’yı aldılar, sonra beni ve eşim olmak üzere dördümüzü aldılar” diye konuştu.
‘OĞLUMU RÜYAMDA GÖRDÜM, AİLEMİN ÖLDÜĞÜNÜ ÖĞRENDİM’
Kaba, hastaneye kaldırılıp yattığında oğlunu rüyasında gördüğünü belirtirken, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Oğlum rüyamda okulunun bahçesinde yatıyordu. Hafif bir yağmur yağıyordu. ‘Oğlum kalk gidelim, ne yatıyorsun burada’ diyorum. Tepki vermiyordu. Israr ediyordum. Kolundan tutup çektim tepki vermedi. Kaldıramayınca geri döndüm okulun bahçesinden yeniden baktım. Dedim ki ‘Neden kalkmıyor?’. Kendi kendime öyle düşündüm ve o sırada uyandım. Oğlumun vefat ettiğini orada anladım. Yanımda kalan yeğenlerime sorduğumda, Durmuş Ali’nin rüyama girdiğini vefat ettiğini anladığımı söyledim ve diğerlerinin durumunu sorduğumda yeğenim dışarı çıktı cevap vermeden. 10-15 dakika sonra kardeşlerim, akrabalarım geldi. Onlara sordum. Sarıldılar ve ağladılar. O an diğerlerinin de vefat ettiğini anladım. Belimde kaburgalarımda kırıklar vücudumda yaralar vardı. Hastanede 50 gün tedavi gördüm ve taburcu oldum. Kız kardeşimin yanında kalıyorum bazen. Bazen de Kırıklı köyünde konteyner evim var orada kalıyorum, ailemi ziyaret ediyorum. Enkazdan çıkan sadece aile fotoğrafımı bulmuşlar. Onun haricin de bir şey yok. Bir de oğlumun Durmuş Ali’nin cüzdanı bulundu. Anılarımızın hepsi o enkazla birlikte gitti.”
]]>