ALTIN, BAKIR VE GÜMÜŞÜ 3’E KATLADI
İklim değişikliğinin etkisiyle hükümetler nükleer santrallerin ürettiği karbonsuz enerjiye yeniden ilgi duyarken Rusya- Ukrayna savaşı nedeniyle Rus enerjisine alternatif arayışları da nükleer enerjiye olan ilgiyi artırdı. Nükleer enerjiye dönüş ise uranyum fiyatlarını tırmandırdı. Uranyum fiyatları son 5 yılda yüzde 233 yükseldi. Böylece uranyumun kazancı altın, gümüş ve bakırı 3’e katladı.
ŞİRKETLERİN HİSSELERİ DE UÇTU
Uranyum fiyatlarındaki artış borsada işlem gören şirketlerin hisselerine de yansıdı. Dünyanın en büyük uranyum üreticisi olarak Kazakistan’ı geride bırakması beklenen Kanada’daki uranyum şirketlerinin çoğu son 4 yılda yüzde 400’den fazla artış gösterdi. Kanada’nın Saskatchewan eyaletinde uranyum arayışları süren ve yeni kurulan NexGen Energy adlı madencilik şirketi 2028 yılına kadar satış yapmayı beklememesine rağmen şirketin piyasa değeri neredeyse 4 milyar dolara ulaştı. Şirketin piyasa değerinin artmasında Saskatchewan’ın Athabasca Havzası’ndaki toprakların mineral oranının yüksekliği etkili oluyor. Toprak o kadar çok mineralle dolu ki, NexGen’inki de dahil olmak üzere bazı madenlerde uranyumun satılmadan önce seyreltilmesi gerekiyor. Toronto’daki Scotiabank’ta madencilik analisti olan Orest Wowkodaw’un tahminine göre NexGen madeni tüm küresel arzın yüzde 13’ünü oluşturacak.
ARZ- TALEP DENGESİZLİĞİ CAZİBESİNİ ARTIRIYOR
Uranyum işinin cazibesinin büyük bir kısmı arz ve talebin dengesiz olmasından kaynaklanıyor. Çin, Hindistan, Japonya, ABD ve Avrupa’dan metale olan talep, madencilerin topraktan çıkarabileceğinden çok daha hızlı bir şekilde artıyor. Sektöre veri sağlayan TradeTech’in başkanı Treva Klingbiel’in tahminine göre 2030’lara kadar talep arzı yılda 100 milyon pounddan fazla aşabilir. Rusya’nın izolasyonu ise arz açığını daha da arttırıyor. Avrupa ülkeleri elektrik santrallerinin çoğunu besleyen Rus doğalgazının yerine alternatif yakıtlar bulmak için çabalamakla kalmıyor, aynı zamanda ham ve zenginleştirilmiş uranyum için de Rusya’ya bel bağlamış durumda.
DÜNYA GENELİNDE 61 NÜKLEER ENERJİ SANTRALİ İNŞAA EDİLİYOR
Bugün dünya genelinde 61 nükleer enerji santrali inşa halindeyken yaklaşık 90 tanesi planlama aşamasında ve 300’den fazlası da teklif edilmiş durumda. Hatta yıllar önce kapatılmış olan eski santrallerin yeniden açılması için de bir çaba var. Yeni reaktörler devreye girdikçe, dünyanın ilave uranyum cevherine olan ihtiyacı da artıyor. Ancak bu patlamanın geçmişte olduğu gibi iflas etme riski de bulunuyor.
“TEST ETMEK İÇİN GEREKEN ŞEY ÖLÜMCÜL BİR KAZA”
Nükleer enerjiye yönelik yeni keşfedilen hevesi ciddi bir şekilde test etmek için tek gereken şeyin başka bir ölümcül kaza olduğu belirtiliyor. Diğer bir yandan radyoaktif atıkların nasıl ve nerede bertaraf edileceğine dair soru işaretleri de bir dizi inşa girişiminin önündeki en önemli zayıflık olmaya devam ediyor.
]]>Bakan Bayraktar, bugün Çin Tabii Kaynaklar Bakanı Vang Guanghua ve Ulusal Enerji İdaresi Başkanı Cang Cienhua ile görüştü.
Mevkidaşı Vang ile görüşmesinde Türkiye ile Çin arasında başta kritik mineraller ve nadir toprak elementleri olmak üzere, doğal kaynaklar ve madencilik alanlarında mevcut ve potansiyel iş birliğini ele alan Bayraktar, işbirliğini iki ülkede ve üçüncü ülkelerde geliştirme yönünde mutabık kaldı.
Bayraktar, Çin Ulusal Enerji İdaresi Başkanı Cang ile nükleer enerji ve yenilenebilir enerji alanlarında yeni iş birliklerine temel teşkil edecek fırsatları değerlendirirken taraflar, somut projeleri en kısa sürede hayata geçirme hedefini vurguladı.
Görüşmenin ardından iki ülke arasında “Enerji Dönüşümü Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalandı.
Bakan Bayraktar, Pekin’de ilk olarak Çin’in en büyük enerji firmalarından olup Türkiye’de önemli yatırımlar yapan Çin Devlet Enerji Yatırım Şirketi (SPIC) ve ona bağlı Çin Devlet Nükleer Enerji Teknolojisi şirketi yetkilileriyle bir araya geldi.
Bayraktar, bugün de enerji alanında faaliyet gösteren, elektrik şebekesi inşaatı şirketi PowerChina, mühendislik hizmetleri veren Çin Enerji Mühendisliği Şirketi, Çin Makina Mühendisliği Şirketi, Çin Teinçın Mühendislik Şirketi, nükleer enerjide uzman Çin Ulusal Yurtdışı Nükleer Enerji Şirketi ile batarya ve depolama üniteleri üreticisi Contemporary Amperex Technology (CATL) yetkilileriyle görüştü.
Kritik madenlerde işbirliği
Bakan Bayraktar, görüşmelerinin ardından Anadolu Ajansı (AA) ve TRT’ye yaptığı değerlendirmede, enerji alanında Türkiye ile Çin işbirliğinin çok sayıda alana yayıldığını; nükleer enerji, yenilebilir enerji, enerji depolama ve özellikle son dönemde özellikle kritik mineraller alanlarında işbirliğini daha ileriye götürebilmek ve daha somut projelerle yürüyebilmek adına Pekin’i ziyaret ettiğini belirtti.
Bugün ilk olarak Çin Tabii Kaynaklar Bakanı ile bir araya geldiğini aktaran Bayraktar, “Görüşmede kritik madenler, özellikle enerji dönüşümü için hayati önemi haiz, son dönemde hemen hemen tüm ülkelerin üzerinde büyük çaba sarf ettiği, bizim de Eskişehir Beylikova’da dünyanın tek sahadaki en büyük ikinci rezervini bulduğumuz nadir topak elementleriyle alakalı işbirliğini nasıl geliştirebileceğimizi konuştuk.” dedi.
Bayraktar, ekim ayına kadar Türkiye ile Çin arasında doğal kaynaklar alanında bir işbirliği anlaşması imzalama konusunda mutabık kaldıklarını, bu konuda çalışmalara başladıklarını belirtti.
Ulusal Enerji İdaresi ile yaptıkları görüşmelerde nükleer enerji, yenilenebilir enerji, enerji depolama ve hidrojeni kapsamına alan ve “enerji dönüşümü” temalı bir mutabakat zaptını imzaladıklarını söyleyen Bayraktar, “Bu yenilebilir enerji başta olmak üzere, ülkemizin karbonsuzlaşmaya giden yolda çok önemli projeleri birlikte geliştirebilmemizin önünü açacak.” ifadesini kullandı.
Nükleer enerji işbirliği
Bayraktar, Pekin’deki temasları kapsamında dün, ilk olarak Türkiye’nin nükleer alanda bugüne dek çalışmalar yürüttüğü SPIC yetkilileriyle bir araya geldiği ve işbirliğinde bir sonraki adımda neler yapacaklarını konuştuklarını belirterek şunları kaydetti:
“Bizim Türkiye olarak uzun dönemli enerji planımızda hem iklim hedeflerimiz hem de ülkemizin uzun dönemli sürdürülebilir enerji güvenliği açısından, nükleer enerjide 2050 yılına kadar mutlaka 20 bin megavatlık bir kurulu güce erişmeyi hedefliyoruz. Malumunuz şu anda bir tane yürüyen projemiz var. İnşaat çalışmaları devam eden Akkuyu Nükleer Santrali projemiz var. Bunun yanı sıra iki tane daha, bir tanesi Sinop’ta, bir tanesi Trakya’da, büyük ölçekli nükleer santral yapmak istiyoruz. Çinli şirket (SPIC) ile Trakya projesi için uzun yıllardır görüşmelerimiz devam ediyor. Pandemi süreci bizi epey yavaşlattı. O dönemde gidiş ve gelişlerde sıkıntılar yaşandı ama biz şimdi bu sürece biraz daha fazla hız verdik, daha fazla ivmelendirmek istiyoruz.”
Nükleer enerjide Türkiye’nin büyük santrallerin yanı sıra küçük modüler reaktörlere de ihtiyacı olduğuna dikkati çeken Bayraktar, bu konuda birçok Batılı şirketle görüştüklerini ancak bu teknolojiye sahip Çinli şirketlerle temas kurduklarını anlattı.
Bayraktar, “Yeni dönemde Akkuyu’dan edindiğimiz tecrübeyle daha çok yerlileştirmenin olduğu, insan kaynağı ve işletmecilikte yerliliğin olduğu bir modeli hedefliyoruz.” dedi.
]]>Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı kabul edilebilir bir seviyeye çekebilmek amacıyla alternatif enerji kaynağı olarak nükleer enerjinin payını artıracağını söyleyen Nükleer Sanayi Derneği (NIATR) Yönetim Kurulu Başkanı Alikaan Çiftçi, Akkuyu NGS’nin yapımında büyük tecrübeler kazanan Türk şirketlerinin Orta Doğu, Afrika ve Türkiye’de yapılacak nükleer santrallerin yapımı ve ekipman tedarik zincirinde önemli roller üstlenebileceğini de vurguladı.
Türkiye’de nükleer enerji üretimi için kurulacak tesislerin, nükleer teknoloji alt yapısının ve yüksek teknolojinin gelişmesine katkı sağlayacağının altını çizen Çiftçi, “Akkuyu NGS’de üretilecek enerji ülkenin enerji üretim portföyüne çeşitlilik getirecek ve elektrik üretiminde kullanılacak ithal kaynaklarda çeşitlilik sağlanacak, enerjide dışa bağımlılık azalacaktır. Güvenlik ve kalite kültürünün ülkemizde yerleşmesinde ve gelişmesinde önemli rol oynayacak Akkuyu NGS, Türkiye’nin nükleer yolculuğunun temel taşıdır. Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltma hedefindeki en önemli adımdır” dedi.
Türkiye’nin milli enerji ve maden politikasının temel bileşenlerinden birinin nükleer enerji olduğunu vurgulayan Çiftçi, “Ülkemiz enerji portföyünde 2035 yılına kadar 7,2 GW nükleer kaynaklı kurulu güce ulaşmayı ve gelecek 30 yılda 20 bin megavatın üzerinde nükleer enerji kapasitesini devreye almayı hedefliyor. Bunu da yapımı süren Akkuyu NGS’nin yanı sıra Sinop ve İğneada’da yapılması planlanan nükleer santraller ve küçük modüler reaktörlerle (SMR) destekleyerek yapmayı amaçlıyor. Türkiye SMR’ler, füzyon teknolojileri ve ileri nesil reaktörler gibi yeni teknolojilere yönelik çalışmalar yapacak ve nükleer sektörde büyümeye devam edecektir” diye konuştu.
“TÜRK ŞİRKETLERİ NÜKLEER SANTRAL YAPIMI VE EKİPMAN ZİNCİRİNDE ROL ÜSTLENEBİLİR”
Çiftçi, Akkuyu NGS’nin yapımında görev alan Türk şirketlerinin ve Türk sanayicisinin nükleer santral inşasında ve nükleer alanda hangi malzemelerin nasıl üretilmesi gerektiği konusunda büyük deneyim kazandığına da dikkati çekti. Akkuyu NGS’nin, Türk nükleer enerji sektöründe “know-how” sağladığını belirten Çiftçi, şöyle devam etti:
“Bu santralin yapımıyla birlikte Türk sanayicisi yeni üretim ve güvenlik koşullarında yer almayı başardı. Türk sanayicisi ve Türk mühendisleri Rusya ile yapılan iş birliğiyle büyük tecrübe kazanarak, bu tecrübeyi ülkemizde inşa edilecek diğer santrallerin yanı sıra Rusya’nın Türkiye dışında yapacağı santrallerde de kullanabilecektir. Akkuyu NGS’nin yapımında büyük tecrübeler kazanan Türk şirketleri Orta Doğu, Afrika ve Türkiye’de yapılacak nükleer santrallerin yapımı ve ekipman tedarik zincirinde önemli roller üstlenebilir. Rusya’nın, diğer ülkelerde inşa edeceği santrallerde de tecrübe sahibi Türk şirketleri ve Türk mühendislerinden yararlanma olasılığı yüksektir. Nükleer sanayimizde ekipman üretim kabiliyeti geliştirmenin yanı sıra bu alanda yetiştirilen insan kaynağımızla kendi santrallerimizi kuracak bir yapıyı hedefliyoruz.”
“NÜKLEER ENERJİ YATIRIMLARINA YÖNELİK EĞİLİMLER ARTIYOR”
Dünyanın dört bir yanında inşa edilen reaktör sayısındaki artışa dikkat çeken Çiftçi, bu önemli gelişmenin altını çizerek şöyle devam etti:
“Dubai’de düzenlenen 28. BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nda, fosil yakıtlardan uzaklaşılması ve sıfır emisyonlu teknolojilere yönelik çağrının, nükleer enerjiye hız verilmesiyle desteklendiğini gördük. Tüm tarafların oybirliğiyle kabul ettiği bu çağrı, sera gazı emisyonlarında derin, hızlı ve sürekli düşüşler elde etmek adına nükleer enerjiyi vurgulayan ilk COP anlaşması olarak tarihe geçti. Dünya genelinde inşa halindeki 59 reaktörden 23’ü Çin, 8’i Hindistan, 3’ü Rusya’da bulunuyor. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nde 1, Güney Kore’de 3, ABD’de 1 ve Fransa’da 1 nükleer reaktör inşa ediliyor. ABD, modüler nükleer reaktör çalışmalarına yoğun şekilde odaklanırken, İngiltere enerji krizine çözüm olarak 30 milyar sterlinlik dev bir nükleer santral projesine onay verdi. Ülkede elektrik üretiminin yüzde 70’ini karşılayan 56 nükleer reaktörle öne çıkan Fransa, fosil yakıtlardan kurtulmak amacıyla 10’dan fazla yeni nükleer reaktör inşa etme planını duyurdu. Ayrıca, ülkede SMR teknolojilerine de yatırım yapılacak. Hindistan ise 10’dan fazla yeni reaktör kurma hedefine odaklanmış durumda. Suudi Arabistan ise yıllık elektrik tüketimindeki hızlı artışa karşılık olarak önümüzdeki 20-25 yıl içinde toplam maliyeti 80 milyar doları bulacak 16 nükleer santral inşa etmeyi ve böylece fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltmayı planlıyor. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesi, elektrik ihtiyacının önemli bir bölümünü nükleer enerjiden karşılamakta olup, nükleer santrallerin ürettiği elektrik dünya elektrik arzının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturmaktadır.”
Avrupa Birliği (AB), Avrupa Yeşil Mutabakatı ile Ortadoğu ve Asya ülkelerinde iklim değişikliğiyle mücadelede daha fazla nükleer enerji yatırımı olacağına da işaret eden Çiftçi, şöyle konuştu:
“AB Yeşil Mutabakatı ile nükleer enerji yeşil enerji olarak kabul edildi. Bu mutabakat ile karbondioksit salımı olan ülkelerde, karbondioksit salımı yoğun olan sanayilerde üretilen ürünlerin Avrupa’ya girişi zorlaşacaktır. Bu sebeple özellikle küçük nükleer santral yatırımlarının organize sanayi bölgelerinin etrafına kurulup o bölgelerin ciddi anlamda itici gücü olacağını düşünüyoruz. Bu durum, Türkiye için Türk sanayicisi için bir fırsat olabilir.”
“TÜRKİYE SIFIR KARBON HEDEFİ ÇERÇEVESİNDE NÜKLEER KAPASİTESİNİ ARTIRACAK”
Güvenilir enerji üretimiyle bilinen nükleer enerjinin temiz enerjiye geçişte kilit bir oyuncu olarak ortaya çıktığını ifade eden Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Nükleer enerjiye yönelik küresel değişim önceki yıl yapılan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Genel Konferansı’nda açıkça görüldü. Rekor sayıda 51 ülke iklim değişikliğinin azaltılması, enerji güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada nükleer enerjinin rolünü destekledi. İklim ve enerji krizi yüzünden birçok ülke nükleer enerjiyi çözümün parçası olarak gördü. Güvenli, emniyetli ve güvenilir bir enerji kaynağı olarak nükleer enerjinin benzersiz nitelikleri, dünyanın yeşil dönüşümü için hayati önem taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de 2053 yılı sıfır karbon hedefi çerçevesinde nükleer kapasitesini artıracak.”
“AKKUYU NGS, TÜRKİYE’NİN ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞINI AZALTAN ÖNEMLİ BİR HAMLEDİR”
Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Başkanı Oğuzhan Akyener de enerjide yüzde 75 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin, enerji bağımlılığını azaltma konusunda pek çok önemli adım attığını, bu adımlardan birinin de Akkuyu NGS’ projesini hayata geçirmek olduğunu ifade etti. Akyener, “Akkuyu NGS, Türkiye’nin nükleer serüveninde bir dönüm noktasıdır. Akkuyu ile birlikte Türkiye ilk kez reel anlamda nükleer sistemle, nükleer tesisle tanışmıştır. Türkiye’de nükleer sektörün, nükleer alt sektörün, nükleer ile alakalı üretim sektörünün gelişmesi, insan kaynaklarının yetişmesi, Türkiye’nin bu düzenlemelere uyum sağlamasıyla ilgili sertifikasyon süreçlerini öğrenmesinde önemli bir aşamadır” dedi.
Türkiye’nin Akkuyu NGS’nin dışında Sinop ve İğneada’da da nükleer santraller kurma planları olduğunu hatırlatan Akyener, “Türkiye nükleer enerji alanında, özellikle modüler ve mikro ölçekli santral teknolojilerinin gelmesiyle ilgili girişimlerini de sürdürüyor. Bunların tamamının enerji bağımsızlığında yeni dönem stratejileri olduğunu söyleyebiliriz. Akkuyu NGS, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltan önemli bir hamledir” diye konuştu.
“NÜKLEER ENERJİ OLMADAN YEŞİL DÖNÜŞÜM OLMAZ”
Türkiye’nin ve dünyanın temiz enerji dönüşüm perspektifinin merkezinde nükleer enerjinin bulunmak zorunda olduğuna işaret eden Akyener, şunları kaydetti:
“Çünkü nükleer enerji olmadan yeşil dönüşüm olmaz. Nükleer enerji olmadan sürdürülebilir elektrik arzı ve süreçleri yönetebilme gibi kabiliyetler mümkün değil. Karbon emisyonlarını ve enerjide bağımlılığını azaltmak konusunda büyük emek veren ülkemiz için nükleer enerji çok önemli bir gündem maddesi. Bizim yaptığımız projeksiyonlara göre; Türkiye’nin artan enerji açlığını karşılaması için gelecek 100 yıl içerisinde Akkuyu NGS gibi 10 tane nükleer santralimizin olması gerekiyor. ve bu nükleer santrallerin potansiyelinden çok daha yüksek oranlarda modüler ve mikro ölçekli nükleer santralleri, nükleer reaktörleri de piyasamıza dahil etmiş olmalıyız. Yani büyük bir dönüşüm nükleersiz olmaz.”
Türkiye’nin 2053 yılında elektrik üretiminde nükleer enerjinin payının yüzde 30’a yakın olması hedefini gerçekçi gördüğünü de belirten Akyener, “Bu önemli hedefe ulaşılabileceğini umuyorum. Bizim mevcut nükleer santral atılımlarımızın yanı sıra modüler nükleer teknolojilerinden de faydalanmamız gerekiyor. Nükleer enerjinin payının yüzde 30 olması makul bir rakam. Bu oranın artırılması gerektiğini düşünüyorum. Nükleer enerjiyi 100 yıl sonra Türkiye’nin elektrik üretiminde önemli bir kaynak olarak göreceğiz” dedi.
]]>