“SADAT ÇATIŞMA BÖLGELERİNDE BULUNMAMAKTADIR”
Ortaya atılan bu iddialar SADAT tarafından kesin bir dille yalanlandı ve, “SADAT Savunma’nın savaş şirketi olarak tanımlanması şirketin faaliyet kapsamı ile taban tabana zıt düşmektedir. Israrla yapılan bu tanımlamayı maksatlı bulmaktayız. SADAT Savunma çatışma bölgelerinde bulunmamaktadır.” açıklaması yapıldı.
Şirketten yapılan açıklamada, “SADAT Savunma devletlerin savunma ve güvenlik alanında etkin ve stratejik planlama ile kapasitesini yeniden inşa ederek, mevcut askeri kapasitenin eksiksiz kullanılmasına ve imkanlar dahilinde kapasitenin artırılmasına hizmet ederek, barış ortamının garanti altına alınmasına katkı sağlamakta ve savaş için caydırıcı rol oynayacak mühendislik çalışmaları yürütmektedir.” ifadeleri kullanıldı.
“OLUMSUZ ALGI OLUŞTURMAYI AMAÇLAMIŞLARDIR”
Fransız haber ajansı AFP kaynak gösterilerek Türkiye’yi ve Şirketimizi karalamayı amaçlayan küresel yayın organlarının yanı sıra yerli bir takım basın kuruluşlarının da dolaşıma soktuğu haberlerde, gazetecilik etik kuralları ve araştırma yükümlülüğü kapsamında kamuoyuna doğru bilgi verme sorumluluğu hiçe sayılmış, SADAT Savunma’ya asla ilgisinin bulunmadığı korkunç bir iftira daha atılmıştır. Ne yazık ki kötü niyetli bazı medya kuruluşları doğru ve gerçek bilgileri içeren araştırmacı habercilik yerine, clickbait haberciliği ile okuyucu kitleleri nezdinde SADAT Savunma hakkında olumsuz algı oluşturmayı amaçlamışlardır.” sözleriyle ortaya atılan iddialar reddedildi.
“SURİYE VE NİJER İLE HİÇBİR FAALİYETTE BULUNULMADI”
İlgili haberlerde, SADAT Savunma’ya karşı ağır ve gerçek dışı ithamlar yöneltildiği ifade edilirken, SADAT Savunma’nın Nijer’e Suriyeli paralı askerler gönderdiği iddiasının kati surette gerçekle alakasının bulunmadığı kaydedildi ve, “SADAT Savunma bugüne kadar Suriye ve/veya Nijer ile ilgili hiçbir faaliyette bulunmamıştır. SADAT Savunma paramiliter bir yapılanma değildir. Haberlerde Nijer’de SADAT Savunma’nın Türkiye Devletinin emrinde çalıştığı intibaı oluşturulmaya çalışıldığı da görülmektedir. SADAT Savunma bağımsız, ticari bir firma olmakla birlikte bugüne kadar (Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tekemmül etmiş savunma ve güvenlik sistemi sebebiyle ihtiyacı olmadığından) Türkiye Cumhuriyeti devletine ana veya alt yüklenici olarak hiçbir hizmet satışı da gerçekleştirmemiştir.” denildi.
“İFTİRA NİTELİĞİNDEKİ İDDİALAR ÇÜRÜKTÜR”
Şirketin yaptığı yazılı açıklamada, “Türklerin tarih boyunca İnsanlığa ve Dünya Barışına katkıları, bugün Türk Dış Politikasında olduğu gibi SADAT Savunma’nın misyon ve vizyonunda da belirleyici ana rolü oynamaktadır. Dolayısıyla delile dayanmayan iftira niteliğindeki iddialar hangi açıdan bakılırsa bakılsın çürüktür.
“ÇALIŞMALARIMIZI KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ”
Kamuoyunu kışkırtan, algı oyunları ile her fırsatta çeşitli platformlardan SADAT Savunma’ya saldıran yayınlara itibar edilmemesi gerekmektedir. Bugüne kadar şirketimizi asılsız ithamlarla hedef alanlara, hukuk mahkemelerinde Manevi Tazminat Davaları açarak bu iddialarını Mahkeme huzurunda ispatlama imkânı tanıdık. Fakat görüyoruz ki bugüne kadar hiçbir muhatabımız, asılsız iddialarını ispata yarar tek bir delil sunamamıştır. Hakkımızda yapılmaya çalışılan kara propagandalara fırsat vermeyeceğimizi ve çalışmalarımızı da kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.” ifadeleri yer aldı.
]]>***
Geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı General Michael Langley, diplomatik protokol kurallarına ve teamüllere aykırı olarak Nijer’e bir ziyaret gerçekleştirdi. AFRICOM heyetinin ne zaman, hangi gündemle ve kimlerin ziyaret listesinde olacağı bilgisini Nijer yönetimine bildirmeden gelmesi yönetimde rahatsızlık oluşturdu. Dolayısıyla, AFRICOM tarafından yapılan ziyaret sonrası Nijer yönetimi ABD ile anlaşmalarını sonlandırmaya karar verdi.
ABD’nin Sahel’deki varlığı tehlikede
ABD’nin kıtadaki en büyük askeri üslerinden biri olan insansız hava aracı (İHA) üssü Nijer’in Agaden şehrinde bulunuyor. Bu üs aynı zamanda Sahel bölgesi için oldukça büyük öneme sahip. Fransa’nın Nijer’den ve bölgenin bir kısmından çıkarılmasından sonra aynı durumun ABD için bir gün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği geçtiğimiz dönemlerde tartışılmıştı. Bugün gelinen noktada Nijer ve ABD arasındaki anlaşmanın “hızlı bir şekilde yürürlükten kaldırılması kararı” ABD’nin Sahel’deki varlığının ve operasyonlarının risk altında olduğunu gösteriyor.
Bununla birlikte ABD’nin bu talebe yaklaşımı da oldukça önemli. ABD tarafından temkinli açıklamalar gelse de tavırları henüz netlik kazanmadı. Bu kapsamda, ABD’nin vereceği tepki üssün geleceği ve bölgedeki terörle mücadele kapsamında varlığının nerede ve nasıl konumlanacağı açısından önemli.
Nijer yönetiminin aldığı bu karar Temmuz 2023’te Nijer’de gerçekleşen darbeden sonra Sahel’deki en stratejik üssü olan Air Base 201 adındaki İHA üssünün varlığını ortadan kaldırıyor. Bu durum ABD’nin bölgesel varlığı için bir gerileme olarak nitelendirilebilir. Bu süreç Rusya’nın Sahel’de varlığını artırma çabalarıyla birlikte düşünüldüğünde Batı’nın Sahel’deki nüfuzunun azalması olarak yorumlanabilir. Bölge geneline bakılacak olursa, Afrika’da yeni dönemde özellikle Sahel’de Nijer, Mali ve Burkina Faso ittifakının daha keskin şekilde ayrışmaya gittiğini görüyoruz.
Uluslararası güçler Afrika’da köşe kapmaca oynuyor
Bölgede uluslararası güçler arasında köşe kapmaca yaşanması mümkün olabilir. Özellikle, Rusya’nın askeri ve enerji, İran’ın ise enerji işbirliği üzerinden bölgede varlığını artırmaya yönelik çabaları bir süredir dikkat çekiyor. Rusya, Afrika’da kalıcı bir aktör olmak için uzun yıllardır efor harcıyor. Dolayısıyla, Rusya’nın faaliyetleri Yevgeniy Prigojin’in ölümüne kadar Wagner ve daha sonrasındaki süreçte kademeli olarak African Corps üzerinden devam ediyor.
Öte yandan, Ocak 2024’te İran ve Nijer arasında imzalanan ekonomik, siyasi ve sağlık sektörlerinde işbirliği anlaşmaları da dikkat çekici. Nitekim İran’ın uranyum açısından önemli kaynaklara sahip Nijer ile işbirliğini artırmak istemesi mümkün görünüyor. Bu noktada, sağlık sektöründeki anlaşmalar dikkat çekici. Nükleer tıp bağlamında çeşitli faaliyetlerin gerçekleştirilmesi ve buna yönelik işbirliklerinin yapılması İran açısından oldukça önemli bir yere sahip.
Kıtada büyük yatırımlarla bulunan Çin’in yanı sıra özellikle son 2 yıldır Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de Afrika’daki yatırım taahhütleri dikkat çekiyor. Son 2 yıllık dönemde BAE’nin kıtadaki yatırım vaatleri Çin’i geçti. Çin’in 2022 ve 2023 yılları yatırım taahhütleri sırasıyla 2,8 ve 25,9 milyar dolar iken, BAE’nin yatırımları 44,5 ve 52,8 milyar dolar olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda BAE’nin kıtanın sahip olduğu kaynaklara erişimin yanı sıra küresel ve bölgesel güç mücadelesinde sahasını genişletmek için farklı ülkelerle angajman arayışları dikkat çekiyor.
Bunların dışında güç mücadelesinde Batı Afrika’da azalan etkisini ve sahasını Doğu Afrika’ya yönelerek kapatmaya çalışan bir Fransa bulunuyor. Kıtada geçmişten bu yana sömürgecilik faaliyetleriyle anılan Fransa’nın hırsı ve ihtirasları gerek Batı Afrika ve Sahel Kuşağını gerekse Doğu Afrika’yı yeni istikrarsızlıklara doğru sürükleme potansiyeli barındırıyor.
Türkiye nerede duruyor?
Son olarak, kıtada çeşitli ülkelerde kapasite inşası gerçekleştiren, güvenlik sorunlarına karşın istikrar sağlayıcı olarak meşru hükümetlerle işbirliği yapan, varlığına yönelik Afrika’daki halklardan destek alan ve kendine özgü modeliyle kıtadaki varlığını sürdüren Türkiye bulunuyor. Türkiye’nin Somali’yle son anlaşmasının ardından Afrika politikasında 2’nci faza geçtiği görülüyor. Bu yeni fazda Afrika’da daha mikro ve odaklı politikalarla yol kat etmesi beklenen Türkiye’nin bu süreçte kıtadaki meşru hükümetlerle ortaklık politikası üzerinden karşılıklı ihtiyaca yönelik hedeflere odaklanması mümkün. Türkiye’nin Afrika halkından aldığı gücü, bölgede gizli ajandalara sahip diğer uluslararası güçlerle kıyaslandığında büyük bir avantaj olarak ortaya çıkıyor.
[Dr. Tunç Demirtaş SETA Dış Politika Araştırmacısı ve Mersin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>***
28 Ocak Pazar günü Sahel Devletleri İttifakı (SDİ) üyeleri Mali, Nijer ve Burkina Faso’nun Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) üyeliğinden ayrıldığını deklare etmesi, Afrika Birliği (AfB) ve alt-bölgesel kuruluşlar için derin bir endişeye sebep oldu. ECOWAS’ın kuruluş felsefesinden ayrıldığını, Pan-Afrikanizm’den uzaklaştığını ve Batı/Fransa hegemonyasına hizmet ettiğini gerekçe göstererek ayrılık kararı alan ülkelere ECOWAS’tan yanıt çok itidalliydi: “Bize henüz resmi çekilme talebi gelmedi. 3 ülkenin üyelikleri devam etmekte olup süreci müzakere ve işbirliğiyle aşmak istiyoruz.” Mali, Nijer ve Burkina Faso’nun attığı bu adım bölge içi yeni artçı hareketleri tetikleme potansiyeli taşıması bağlamında 49 yıllık ECOWAS tarihinin en önemli sınamasıdır. Son yıllarda bölge ülkeleri arasında siyasi ve askeri hizipçilik derin ayrılıkları tetiklerken, Rusya ve Fransa’nın ECOWAS üzerinden güç mücadelesi de gün yüzüne çıkmaya başladı.
ECOWAS’ın siyasi karinesi aslında başarılarla doludur. Afrika Birliği’nin tanıdığı 8 alt-bölgesel topluluklardan biri olan ECOWAS, 28 Mayıs 1975’te Nijerya’nın Lagos kentinde Lagos Anlaşması’nı imzalayan 15 Afrika ülkesi arasında kuruldu. Ekonomik entegrasyon ve kalkınma odaklı bir örgüt olarak yola çıkan ülkeler, sistem içerisinde yaşanan gelişmelere paralel olarak askeri ve siyasi entegrasyonu içine aldılar. Örgütün 1990’da Liberya iç savaşına 3 bin askeri birlikle başarılı müdahalesi ECOWAS’a bölgesel ve küresel bir prestij kazandırdı. Akabinde, 1997’de Sierra Leone, 1999’da Gine Bissau, 2003’de Fildişi Sahili ve Liberya, 2013’de Mali ve 2017’de Gambiya’da gerçekleştirdiği askeri operasyonlar ECOWAS’ı tartışmasız Afrika’nın en önemli alt-bölgesel aktörlerinden biri yaptı.
-ECOWAS güç kaybediyor
Ancak ECOWAS’ın 26 Temmuz 2023’de Nijer’de gerçekleşen askeri darbe sonrası izlediği strateji, bir yandan örgütün geçmiş yıllarda kazandığı itibarı zayıflatırken, diğer yandan birliğin etkisini ve geleceğini tartışmaya açtı. Zira, darbe sonrası Nijer’e yönelik kara ve hava sınırlarının kapatılma girişimi, Nijer’e giden ve Nijer’den gelen tüm ticari uçuşlarda uçuşa yasak bölge ilan edilmesi ve devrik lider Mohamed Bazoum’un 7 gün içinde serbest bırakılması, bırakılmazsa “askeri operasyonların yapılacağı” blöfü, Mali, Burkina Faso ve Nijer’i ortak bir paydada birleştirdi: Sahel Devletleri İttifakı (SDİ). Kendi aralarında yeni bir askeri birlik kurma beyanatı, kendi ulusal para birimini hayata geçirme girişimi ve son olarak ECOWAS’tan ayrılma kararı Rusya’nın da desteğini alarak Batı’ya muzahir ECOWAS ve Rusya-Çin endeksli SDİ ikiliğini meydana getirdi. Söz konusu bloklaşmayı ve ECOWAS’ın başarısızlığını 3 temel saikle kavramsallaştırabiliriz.
Biricisi, ECOWAS’ın en önemli destekçisi olan Fransa/Batı’nın son yıllarda gerileyen etkisinin ortaya çıkarttığı güç boşluğu. Paris, Sahel bölgesi hususunda politik ve mali yük paylaşımı çerçevesinde ECOWAS’a yatırım yaptı. Söz konusu strateji Fransa’ya düşük maliyetli bir müdahale imkanı sunarken, yük paylaşımı ve diplomatik izole olma tehlikesini de minimize etti. Ancak, 2015 sonrası Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin müstakil Afrika politikası belirleme girişimleri, göç, terörizm (DEAŞ), Rusya gibi faktörler Fransa’nın odağını Avrupa kıtasına çevirdi ve ECOWAS üzerinden kurmak istediği hegemonya arayışı finansal mülahazalarla birleşince etkisini kaybetmeye başladı.
İkincisi, Afrika’da değişen jeopolitik gerçekliği Fransa ve ECOWAS henüz içselleştiremedi. Bugün, Afrika ülkelerinin destek bulduğu Rusya, Çin gibi bölge dışı aktörlerin sayısı ve niteliği arttı. Yeni aktörlerin varlığıyla ECOWAS’ın üyeler üzerindeki etki gücü sınırlandı. Zira, geçen hafta Rus Afrika Kolordusu’nun 200 askerini Burkina Faso’ya gönderme kararıyla birlikte Wagner grubunun pek çok Afrika ülkesinde varlığı darbe ile iktidara gelen yönetimlere güvenlik şemsiyesi sağladı. Bu bağlamda Rusya-Batı arasındaki güç mücadelesinin net izdüşümü Afrika kıtasında görülüyor. Nitekim Rusya’ya yönelik izolasyon hamleleri, Afrika’da daha agresif bir Rusya olarak karşımıza çıkıyor. Moskova, her geçen yıl Afrika’nın en önemli silah tedarikçisi olma yolunda hızla ilerledi. 2018 ile 2022 yılları arasında Afrika’nın silah sistemleri ithalatının yüzde 40’ı Rusya ile gerçekleşti. Bu, yüzde 7,6 ile Fransa, yüzde 16 ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ve yüzde 9,8 ile Çin’den yapılan toplam silah ithalatından daha yüksektir. Rus silah sistemlerinin ana ithalatçıları Cezayir ve Mısır’ın yanında Mali, Sudan, Nijer, Orta Afrika Cumhuriyeti (OAC) ve Angola’dır.
Üçüncü faktör toplumsal temellidir. Yöneten-yönetilen ilişkisinin sadece siyasi/askeri elitler üzerinden yürüdüğü Afrika’da halkın yönetimde varlık gösterme arzusu artık daha net görülüyor. Darbeci askerlerin, darbeden sonra sokaklara inerek halk ile temas kurmasının ve söylemlerini bu minvalde şekillendirmesin altında yatan makul gerekçe budur. Meşruiyetini halka dayayan ve Batı karşıtlığı üzerinde yeni bir retorik geliştiren darbeci liderler etnik farkındalık, ulusal bilinç ve tarihsel yaşanmışlık çerçevesinde toplumu mobilize etmede çok başarılı oldular. Mamafih Fransa uzun yıllar elit merkezli dilsel kimlik inşa ederek avamdan uzak kaldı. Belli bir kesim Fransız kültürüyle güçlü bir şekilde özdeşleştirilirken sıradan vatandaşlarda bu kimliğin hiçbir karşılığı olmadı. ECOWAS da son Nijer darbesinde benzer hataya düştü. Nitekim Nijerya ile Nijer sınırları içinde yaşayan Hausa etnik grubu gerçeğini göz ardı eden askeri müdahale söylemi sert bir iç toplumsal tepki olarak geri döndü. Nitekim ortak etnik ve dini kimliği sahip Hausa’lar 80 milyon nüfuslarıyla Nijer’in yüzde 54’ünü, Nijerya’nın ise yüzde 30’unu oluşturuyor.
Son tahlilde ECOWAS, zamanın ruhuna adapte olmada başarısız oldu. Aktör ve faktörlerin farklılaştığı coğrafyada Nijerya’nın ECOWAS üzerinden diğer üye ülkeleri yönlendirebilme kabiliyeti zayıfladı. Son gelişmeler bir yandan Batı Afrika ülkelerinin kendi aralarında yeni dinamiklerinden beslenen farklı bir işbirliği ruhu inşa etme potansiyeline işaret ederken öte yandan Soğuk Savaş dönemi Doğu-Batı kutuplaşmasına da ortam hazırladı.
[Doç. Dr. Yunus Turhan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Akdeniz Havzası ve Afrika Medeniyetleri Araştırma Merkezi (AKAF) Müdürüdür.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>