“BASKETBOL BENİM İÇİN SADECE BİR BAŞLANGIÇTI”
Rose, ESPN’e yaptığı açıklamada, “Basketbola her şeyimi verdiğimi bildiğim için, kararım konusunda kendime güvenim tam. Basketbol benim için sadece bir başlangıçtı. Artık tek önemli olan şey, tüm benliğimle ailemin yanında olmak. Bunu hak ediyorlar.” şeklinde konuştu.

TARİHİN EN GENÇ MVP’Sİ SEÇİLMİŞTİ
Chicago Bulls’ta üç kez All- Star olan ve 2010-11 sezonunda tarihin en genç MVP’si seçilen Rose, NBA kariyeri boyunca oynadığı altı takımda (Chicago, New York, Cleveland, Minneapolis, Detroit ve Memphis) maç başına 17,4 sayı ve 5,2 asist ortalamaları kaydetmişti. Rose, 2008 NBA Draftı’nda 1. sıradan seçilerek lige giriş yapmış ve memleketinin takımı olan Bulls’a katılmıştı.
Atletizmi ve akrobatik oyun stiliyle ligi domine eden Rose, kısa sürede NBA’in en heyecan verici genç yıldızlarından biri olmayı başarmış, 2008-09 sezonunda Yılın Çaylağı ödülünü kazandıktan sonraki üç sezonda da All-Star seçilmişti. MVP seçildiği 2010-11 sezonunda maç başına 25,0 sayı ve 7,7 asist ortalamalarla Rose, Bulls’u normal sezonda 62-20’lik dereceye ve playofflarda ise Doğu Konferansı finallerine taşımayı başarmıştı.

BÜYÜK SAKATLIĞI 2012’DEYDİ
Rose’un kariyerinin gidişatı, 2012 play-offlarının ilk turunda çapraz bağlarını yırttığında tamamen değişmiş ve sonraki sezonun tamamını kaçırdıktan sonra, 2013-14 sezonunda yalnızca 10 maçla sınırlı kalmıştı. Bulls’taki sekiz yıllık serüveni Chicago’nun kendisini 2016 yazında New York Knicks’e takas etmesiyle sona eren Rose, kariyerinin ikinci yarısında sık sık sakatlıklardan etkilendiği için çokça takım değiştirmişti. Kariyerinde toplamda 723 normal sezon maçına çıkmış olan Rose, son üç sezonda sadece 77 maçta forma giyebilmişti.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Alperen Şengün’ün açıklamaları şu şekilde;
“İDOLÜM SEMİH ERDEN’Dİ”
“Küçükken çok maç izliyordum ama idolüm yoktu. Semih Erden’i çok beğeniyordum, her yeri domine ediyordu. O zamanlar idolüm oydu diyebilirim, smaçları falan çok etkileyeciydi.
“BEŞİKTAŞ’TA ÇOK DİKKAT ETTİM”
Her zaman içimde NBA’e gideceğime dair bir his vardı. NBA’den teklif gelmiyor sana zaten, öyle bir teklif gibi bir şey yok. Beşiktaş’tayken önümde oynayacak kimse yoktu, ben oynayacaktım yani. Yediklerime, antrenmanlarıma çok dikkat ettim. Hamburger, tatlı yiyorlardı ama ben yemiyordum. Biraz kilo fazlam vardı ama aşırı zayıfladım. Sonuç olarak harika bir sezon geçirdim.
“FENERBAHÇE HAYATIMIN HATASI OLURDU”
Beşiktaş’ta sezon ortasında NBA konuşmaları başladı. ‘Ben ne olursa olsun gideceğim’ dedim ve gitim. Sonra bana Fenerbahçe’den teklif geldi. Türkiye’de kulüp oyuncuya soruyor ‘Gitmek istiyor musun?’ diye. İstemezsem gitmiyorum yani. Fenerbahçe çok uçuk bir teklif yapmıştı bana. Aylık 30 bin TL’ye oynuyorduk o zaman, İstanbul için hiçbir şeydi o para, ben ailemi de getirmiştim buraya. Fenerbahçe beni sezonun ortasında istiyordu ama ‘Ben istemiyorum, gitmeyeceğim’ dedim. Fenerbahçe’ye gitseydim bana büyük bir para vereceklerdi ama Beşiktaş’tayken NBA’den teklif geldiğinde bedelsiz gitme hakkım vardı, Fenerbahçe benim önümü kapatmayacaktı ama NBA için önemli bir para isteyecekti. Örneğin Fenerbahçe 3 milyon dolar isteseydi bunun 800 binini NBA ödüyor, kalanını sen ödüyorsun. Gitseydim hayatımın hatası olacaktı.

“DRAFT ANINDA ÇOK STRES OLMUŞTUM”
Beşiktaş’ta 30 dakika oynarken Fener’e gidip 15 dakika oynamak istemedim. Sezon sonuna doğru NBA scout ekipleri bütün idmanlarımı izlemeye geliyordu artık. Her yerde çok iyi idman yaptım ama en çok gitmek istediğim Orlando’da çok kötü idman yaptım, çok yorulmuştum çünkü. Ben ilk 10’dan seçileceğimi düşünüyordum çünkü çok iyi bir sezon geçirmiştim. Geçmişimde de arızalı bir durum yoktu. 13-14 açıklanmaya başladı ve benim ismim hala okunmadı. Draft masasında otururken stres yapmaya başladım ve ‘Türkiye’ye geri dönerim ben!’ falan demeye başladım. Sonra 16’dan Oklahoma seçti ve Houston’a takas ettiler beni. İyi ki de gitmişim oraya, bir sürü Türk de var orada. Oklahoma’nın çok sıkıcı bir yer olduğunu duydum.
“NBA’DE BİR MAÇTA BENİ BİTİRDİLER”
Saha dışında heyecan oluyor tabii oynadığım oyunculara karşı ama sahada onu hissetmiyorum. LeBron’a karşı oynarken onun LeBron olduğunun farkına varmıyorum, ‘Ben onu yiyeceğim’ diyorum. Bir kere maç içinde bençe geçtiğimde önümde LeBron’u gördüğümde ‘Vay be Alperen, buraya geldin’ hissine kapılmıştım sadece. Zorlandığım oluyor tabii ki ama iyi günümdeyken karşımdaki adamı yiyorum yani. Kötü günümdeysem de olmuyor bir türlü. İlk yılımda New York’a karşı bir maçım vardı, bir tane uzunları var Mitchell diye. Beni bitirmişti, öyle bir savunma yaptı ki bana hareket edemedim ama bir sonraki maç çok daha iyiydim.

“OBRADOVIC NBA’DE YAPAMAZ”
Avrupa koçlar ‘manyak’ gibi. NBA’de öyle bir şey yok. LeBron’a Curry’ye bağıramaz koçu, ‘Sen kimsin?’ derler hemen. NBA’de oyuncular daha güçlü. Obradovic’i NBA’e götür olmaz mesela, oyuncular onu orada barındırmaz. Burada yaptığı şeyi orada yapamaz.
“TÜRKİYE’YE DÖNMEK İSTEMİYORUM”
Ben Türkiye’ye dönmek istemiyorum. Allah izin verirse basketbol hayatımı NBA’de bitirmek istiyorum. Sakatlık olur, o farklı bir şey. Ben Türkiye’ye dönmek istemiyorum zaten açıkçası, sadece yazları buradayım. Sezon içinde burada olmak istemiyorum. Ben oranın kültürüne de çok çabuk alıştım. Burada İngilizce öğrenmeme sebeplerimden biri; Türk insanı dalga geçmeyi sever. Bir hata yap, hemen gülerler. Ben Amerika’da öğrendim bunu, çekiniyordum. Amerika’da yanlış konuşunca alkışlıyorlar, deniyorum çünkü.”
]]>