MUĞLA’da doğuştan böbrek yetmezliği rahatsızlığı olan Sudenaz Kızılca (17), annesi Seray Kızılca’nın (40) bağışladığı böbrekle yaşama tutundu. Kızına hiç düşünmeden böbreğini bağışlayan Kızılca, “Tarif edilemeyecek bir duygu içindeyim. İkinci kez can olmak iyi bir şey” dedi. Sudenaz Kızılca ise “Annem doğurduğunda ilk canını bana vermişti. İkinci canını 17 yaşımda bir daha verdi. Canımı istese canımı veririm” diye konuştu.
Fethiye ilçesinde yaşayan Sudenaz Kızılca’ya, 6 yaşına geldiğinde doğuştan böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Böbrek fonksiyonunun yüzde 50’ye kadar düşmesi üzerine İzmir’e sevk edilen Kızılca, 2012 yılında İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde idrar yollarından böbreklere kaçak olduğu tespit edilince hemen ameliyat edildi. Tedavisine çok geç kalındığı için İzmir’de 4 yıl kadar hastalığı takip edilen Sudenaz Kızılca, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’ne sevk edildi. 2016’dan 2022 yılına kadar Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde tedavisi süren Kızılca’nın sağlık durumunun gün geçtikçe kötüye gitmesi üzerine nakil olması gerektiği ifade edilerek, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne gönderildi. Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde kadavradan böbrek nakli için sıraya giren Sudenaz Kızılca’ya, böbrek çalışma değerinin yüzde 14’e düşmesi üzerine acil diyalize girmesi ve ardından nakil olması gerektiği belirtildi. Nakil olmak için lise eğitiminin bitmesini bekleyen Kızılca, okul bitince karnesini alamadan 27 Haziran’da annesinden nakledilen böbrekle yaşama tutundu.
SON AŞAMADA ANNESİNDEN NAKİL OLDU
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nefroloji Bölümünde tedavisi tamamlanan Sudenaz Kızılca, böbrek yetmezliği nedeniyle yaşadığı sıkıntıları anlattı. Kızılca, “Bebeklikten böbrek rahatsızlığım vardı. Fethiye’de fark edemediler. 6 yaşında İzmir’e gittim. Orada teşhis konuldu. Böbrek ameliyatı oldum. Böbreğimdeki kaçağı kapattılar. Düzenli ilaçla yüzde 50 çalışan böbreğimi götürmeye çalıştılar. Akdeniz Üniversitesi’ne geldiğimde böbreğim yüzde 14 çalışıyordu. Naklin son aşamasına geldim. Diyalize alınacaktım, alınmadım. Lise eğitimimin bitmesini bekledim. Lise bitince direkt nakil oldum. Zorlu bir süreç geçirdim. 6 yaşında çocuk olduğum için çok sayıda ilaç kullanıyordum. Çok zorlanarak, ağlayarak ilaçlarımı içiyordum. 6 yaşıma kadar çocukluğum kabus gibi geçmişti. İştahsızlık, yemek yememe gibi durumlarım vardı. Çok zayıftım. Şimdi bundan sonra inşallah daha iyi olacağım” ifadelerini kullandı.
‘CANIMI İSTESE CANIMI VERİRİM’
Böbrek naklinden başta korktuğunu söyleyen Kızılca, “Annem böbreğini vereceğini söyledi. Annem doğurduğunda ilk canını bana vermişti. İkinci canını 17 yaşımda bir daha verdi. Canımı istese canımı veririm. İki canı bir arada verdi. Bazı anneler çocuklar için canını verir. Ben nakilden çok korkmuştum ama korkulacak bir şey yokmuş. Olduktan sonra herkese Allah yardım ediyor. Organ bağışı yapmalarını istiyorum. Her bir can, ilerde çocuklarınıza can olabilir. O yüzden bağış yapın” diye konuştu.
Hemşire olmak istediğini aktaran Sudenaz Kızılca, “Liseyi hemşire olarak bitirdim. Bu süreçte çok acı çektim. Bundan sonra başkalarına can olabilmek için hemşirelikte devam etmek istiyorum. Allah izin verirse üniversiteden sonra inşallah hemşire olmak istiyorum” dedi.
HİÇ DÜŞÜNMEDEN BÖBREĞİNİ VERDİ
Seray Kızılca ise kızı Sudenaz’ın bebekliğinden beri böbrek rahatsızlığı çektiğini belirterek, “Bebeklikte hep ateşlenirdi. Ateşlendiği zaman hastaneye götürürdüm. Boğaz enfeksiyonu deyip antibiyotik tedavisi yapıp geri çevirirlerdi. 6 yaşından sonra bir şeylerin farkına vardım, halsiz kalmaya başladı. Başka bir hastaneye götürdüm. İzmir, Denizli veya Antalya’ya gitmemiz gerektiğini söylediler. İzmir’e gittik, orada kapalı bir ameliyat oldu. Böbreklerde yüzde 15 açıklık kaldı, dediler ona da ilaç tedavisi uygulamaları gerektiğini söylediler ama ilaç tedavisi uygulansa da böbrek hasar gördüğü için sonunda nakil olması gerektiğini belirttiler. Nakli ötelemiş olduk. 17 yaşına kadar iyi bir süreç geçirmedik. Her gün hastanelerdeydik. 17 yaşında en son raddeye geldi. Antalya’da da nakil olmamız önerildi. Ben de hiç düşünmeden böbreğimi verdim” ifadelerini kullandı.
TARİFSİZ BİR DUYGU
Nakil için karar vermesinin çok uzun sürmediğini söyleyen Kızılca, “10 ay önce nakil olmamız gerekiyordu ama kızım ‘Liseden mezun olduktan sonra nakil olacağım’ dedi. Anne de olsanız bir şey söyleyemiyorsunuz. Mezuniyet sonrasında nakil oldu. Çok tarif edilemeyecek bir duygu içindeyim. Herkesin bağış yapmasını istiyorum. Hele ki, evlatları için bunu yapmalılar. İkinci kez can olmak da iyi bir şey. Evlatlar için bunu yapmak çok önemliymiş. Herkes organ bağışı yapsın” diye konuştu.
]]>Depremden sonra bazı binaları boşaltılan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, bir süredir hizmetlerine devam ettikleri Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Prof. Dr. Murat Dilmener Hastanesi’nde organ nakli ameliyatlarına kaldığı yerden devam ediyor.
Kurum, Yeşilköy’deki yeni adresinde bazı tıbbi hazırlık süreçlerinin tamamlanmasının ardından, yaklaşık 4 yıldan beri Hepatit B virüsüne bağlı karaciğer yetmezliği yaşayan 68 yaşındaki İbrahim Ünsal’a umut oldu.
Ciddi sağlık sorunları yaşayan Ünsal, hastanenin kadavradan organ nakli bekleme listesine girdi ve 3 ay içinde bulunan nakille sağlığına kavuştu.
Nakil sürecinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hekimleri ve sağlık çalışanları, görevlendirmelerdeki süreci özveriyle yönetip ara verilen nakil ameliyatlarını kurumlarında yeniden başlattı.
Organ naklini yeniden başlatan ekipte Prof. Dr. Dulundu ile Cerrahpaşa’da görevli hekimler, öğretim üyeleri ve ameliyat ekibi olmak üzere birçok isim yer aldı.
Kurum, böylece 1986’da gerçekleştirdikleri ilk böbrek nakli ameliyatından bugüne organ naklinde temel adreslerden biri olmayı sürdürüyor.
“Cerrahpaşa çok güçlü bir aile”
Aynı zamanda hastanenin Karaciğer Nakil Ünitesi Sorumlusu da olan Dulundu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İbrahim Ünsal’ın karaciğer nakli kararını konseyde değerlendirdikten sonra verdiklerini söyledi.
Prof. Dr. Dulundu, pek çok yan rahatsızlığı olması nedeniyle durumu riskli Ünsal’ın organ nakli sürecine ilişkin, “Nakil merkezimizin yeni ruhsatlandırmasını bu yeni yerleşkemizde aldıktan sonra ilk hastalarımızdandı. Şansımıza ailede canlı verici adayı olmamasına rağmen bir vatandaşımız organlarını bağışlayınca o organın bizim hastanemizde de sırada olması ve kan grubunun uyması nedeniyle İbrahim Bey’e kabulünü yaptık.” dedi.
Genellikle bu tür organ bağışlarının gece netleştiğini aktaran Dulundu, şöyle devam etti:
“Saat 00.30 veya 01.00 gibiydi. Bize bir organ bağışının olduğu haberi geldi. Ondan sonra tabii hızlı bir süreç başladı. Bizim organ bekleme listesindeki hastalarımızdan İbrahim Bey çağırıldı. Tabii ‘O döneme kadar bu arada gelişmiş herhangi bir enfeksiyon var mı, ameliyata engel bir durumu var mı?’ gibi durumlar değerlendirilerek, saatler içerisinde hızlı bir şekilde gerçekleştirildi. Ondan sonra da nakil ameliyatına bir engel durumunun olmadığı görülünce biz ekip olarak arkadaşlarımla beraber organ bağışının yapıldığı hastaneye gittik. Orada bağış yapan kişinin böbrekleri de farklı bir merkezde kullanılmak üzere alındı, karaciğerini de bizler çıkardık ve o organı aldıktan sonra tekrar buraya geldik.”
Dulundu, ideal koşullarda alınan organı en geç 6 saat içerisinde hastaya nakletmeleri gerektiğini kaydederek, ameliyathaneye alınması direktifini verdikleri hastanın böylece ameliyathaneye alındığını anlattı.
Hızlı şekilde hastalıklı karaciğerin tamamını çıkardıktan sonra kadavra bağışı yapılmış organı eski hastalıklı karaciğerin yerine yerleştirdiklerini ifade eden Dulundu, “Tabii bu kompleks bir ameliyat, 4-5 tane damar anastomozu dediğimiz lehimi yapılıyor. Safra yolu lehimi yapılıyor. Sonuçta karnın içerisinde siroza bağlı olarak genişlemiş, patlamaya hazır mayın tarlası gibi büyük damarlar oluyor. İşte bunlara titizlikle, dikkatli bir şekilde bakıp ameliyatını sağlıklı şekilde gerçekleştirdik. Ameliyatımız da sonrası dönem de iyi geçti. İbrahim Bey’i taburcu edecek konuma getirdik.” diye konuştu.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin Türkiye’de organ nakillerinin başladığı öncü hastanelerden olduğuna dikkati çeken Dulundu, şöyle devam etti:
“1990’lı yılların başında karaciğer, daha öncesinde böbrek nakillerinin, sonrasında kalp nakillerinin yapıldığı bir merkez Cerrahpaşa. Sonrasında bir şekilde bu nakillerde uzun bir duraklama döneminin ardından ve bu hastaneye taşındıktan sonraki ilk karaciğer naklimizi gerçekleştirmiş olduk. Tabii bunun gururunu ve onurunu yaşıyoruz. Bunda rektör hocamızdan dekan hocamıza kadar diğer ilgili bütün birimlerin ciddi emekleri ve destekleri var. Çünkü bu bir ekip işi. Sonuçta süreç böyle başladı. Uzun bir süre sonra ara verilmiş bir operasyonun başlaması dolayısıyla herkesin bu konuya hakim olması gerekiyordu ve bu ilk ameliyat bizim için çok kıymetliydi. Dolayısıyla benim için biraz yorucu olmakla, hani ilk 4-5 günü hastanede ve ilk 12-18 saati ameliyathanede geçiriyor olmakla beraber, mutlu olduğum bir dönemdi.”
Prof. Dr. Dulundu, hekim, hemşire, idari personel olmak üzere büyük bir ekip olduklarını vurguladı.
Ameliyathane ayağına geldiklerinde herkesin gönüllü olarak bu işin içerisinde olmak istediğini dile getiren Dulundu, “Biz organı almaya gittiğimizde normalde 3-4 kişiyle gidebileceğimiz bir yerde neredeyse 10’a yakın insandık. Bu, tabii bizi mutlu ve motive de etti. Geleceğe dönük de umutla bakmamıza vesile oldu. Hastaneye geldiğimizde de hemşire hanımlar olsun, personel olsun, o gün nöbetçi olmayıp görevi olmayanlar bile gönüllü olarak gecenin o saatinde gelip bizlerle burada katkı sağladılar, destek verdiler ve bu işin içinde oldular. Cerrahpaşa çok güçlü bir aile ve bu tür durumlarda kenetlenip en iyi şekilde iş yapma konusunda ciddi emek veren ve o kültüre sahip olan bir kurum.” ifadelerini kullandı.
“Yüzde 90’ın üzerinde kapasiteyle çalışıyoruz”
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Emin Köse ise Türkiye’deki ilk nakil merkezlerinden birisi olarak kurulduklarını, ara ara boşluklar olsa da bir yıl önce taşındıkları hastanede nakil programlarının devam ettiğini söyledi.
Sürecin ardından şu anda karaciğer ve böbrek naklinde ruhsatlandırmayı tamamladıklarını aktaran Köse, “Bulunduğunuz yerleşkeyi, bazı tadilat ve tamirat işlerinden sonra nakil merkezi haline getirdik. Hızlıca kemik iliği nakil ünitesi, organ nakli ünitesi ve diğer bizim özellikli cerrahi branşlarımız, bütün ameliyathanelerimiz tam kapasiteyle çalışmaya başladı. Robotik cerrahi ünitesini tekrar burada kurguladık, programı yeniden harekete geçirdik. İstanbul’da en önde gelen merkezlerden biri haline gelmiş durumda şu anda.” dedi.
Doç. Dr. Köse, taşınma süreçleriyle ilgili şunları paylaştı:
“Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi, bir yıl önce yaşadığımız deprem felaketi sonrasında tekrar değerlendirildi ve tahliye kararı verildi. Biz, kısa süre içerisinde Prof. Dr. Murat Dilmener Hastanesi’ne geçiş yaptık. Yaklaşık 1-2 aylık bir geçiş döneminden sonra hızlıca tıbbi hizmete başladık. Şu anda bir yılı tamamlamış durumdayız ve yüzde 90’ın üzerinde kapasiteyle çalışıyoruz. Hem kamu kaynağının kullanımıyla ilgili hem de hastalarımıza çok büyük faydası oldu.”
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin akademideki köklü yerine değinen Köse, “Yüzlerce nakil cerrahı, binlerce öğrenci yetiştirmiş bir fakülte. Tabii ki organ nakli ünitemizin tekrar hızlıca faaliyete geçmesi, eğitim anlamında da çok önemli. Burada yetişen özellikle cerrahi asistanlar, organ nakliyle ilişkili diğer bölümlerin asistanları kısa sürede ülkeye hizmet etmeye başlayacak.” diye konuştu.
Köse, bir üniversite hastanesi olarak sağlık hizmeti vermelerinin yanı sıra diğer önceliklerinin de eğitim olduğunu sözlerine ekledi.
Tıp fakültelerinin lokomotifi Cerrahpaşa
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Organ Nakli Mesul Müdürü Prof. Dr. Salih Pekmezci de kurumlarının Türkiye’de tıp fakültelerin arasında lokomotif görevi gördüğünü, bu yüzden 40 yıldır naklin adresi olmasının gayet doğal olduğunu ifade etti.
Pekmezci, ekip halinde bu işe aşık olduklarını dile getirerek, “Gece gündüz demeden, bu işin peşini bırakmadan devam ediyoruz. Her koşulda da yapma taraftarıyız. Belki o yüzden 40 senedir en azından bazı programlar kesintiye uğrasa bile böbrek naklinde hep devam ettik ve ediyoruz. Tabii yeni insanlar da yetiştiriyoruz, şu anda bizde yetişen birkaç arkadaşımız başka merkezlerin başında. Bunlar bize tabii ki bir akademisyen olarak, akademik bir faaliyet olarak büyük mutluluk veriyor. Bundan asla vazgeçmeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Organ nakli taahhüdü veren gönüllü sayısı 95 bine ulaşan ve ülke sıralamasında ilk sırada bulunan İzmir’de bağış sayısının artırılması için İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Organ Nakli ekipleri yoğun mücadele veriyor.
Beyin ölümü gerçekleşen hastaların daha hızlı saptanması için yoğun bakım servislerinde görevli hekimlerle sıkı bir işbirliği yürüten ekipler, nakil koordinatörlerine iletişim eğitimleri de veriyor.
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Hüseyin Bozdemir, AA muhabirine, organ bağışı konusunda İzmir’in farkındalığı yüksek bir kent olduğunu, nakillerin artması için beyin ölümlerinin hızlı tespiti ve ailelerle doğru iletişimin çok önemli olduğunu anlattı.
Nakil ekiplerinin bu iki konuyla ilgili çalışmalara yoğunlaştığını, umut verici sonuçlar alındığını dile getiren Bozdemir, şu bilgileri verdi:
“Geçen sene 98 beyin ölümü tespiti yaptık. Bunların 15’ini donöre çevirdik. Her bir donör en az 8 kişiye hayat veriyor. Bu sene ilk 3 ayda 36 beyin ölüm tespiti yaptık, 11’i donör oldu. Geçen sene yüzde 20 olan aile onayı oranı, bu yılın 3 ayında yüzde 36’ya ulaştı. Ailelerle iletişim içinde olarak beyin ölümünü doğru anlatmaya çalışıyoruz. Yoğun bakım sürecinden itibaren hastayla ilgili bilgileri çok sıkı bir şekilde aktarıyoruz. Bu konuda nakil koordinatörlerine de eğitimler veriyoruz. Yoğun bakım çalışanlarımızla, hemşirelerimizle, yoğun bakım sorumlularımızla sürekli toplantılar yapıyoruz.”
Amaç ikna etmek değil bilgi vermek
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakil Koordinatörü Rahmi Baykan da yoğun bakımda yapılan testlerin ardından beyin ölümü gerçekleştiği belirlenen hastaların yakınlarıyla yarım saat içinde görüşme yaptıklarını söyledi.
Bu görüşmelerin ikna amaçlı olmadığını, hasta yakınlarına doğru bilgilerin aktarılmasını hedeflediklerini anlatan Baykan, kendilerini ailelerin yerine koyarak hareket ettiklerini belirtti.
Baykan, şunları kaydetti:
“Bu görüşmelerde ailelere beyin ölümü gerçekleşen kişinin iyiliksever birisi olduğunu da hatırlatarak, ‘Başka insanlara umut olarak son bir iyilik yapmayı düşünür müydü?’ diye soruyoruz. Bunu sorarken nakil işleminin Sağlık Bakanlığının kontrolündeki güvenilir bir sistemin içinde gerçekleştiğini ve gerçekten en uyumlu hastaya nakil yapılacağını anlatıyoruz.
Görüşme yaptığımız kişiler en çok ‘Yakınlarımızın vücudunu parçalayacak mısınız?’ gibi sorular soruyor. Biz vücudu parçalamıyoruz. Organlar bizim için çok değerli. O yüzden organ nakil ekipleri büyük bir titizlikle organları alıyor. Vücut bütünlüğünü koruyarak ertesi gün cenazeyi teslim ediyoruz.”
Beyin ölümü tespiti için hassas testler
Yoğun bakım uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Kamil Gönderen de beyin ölümünün beyin cerrahı veya nörologların da bulunduğu iki uzman hekim tarafından ileri görüntüleme teknikleri ve testler yardımıyla belirlendiğini ifade etti.
Hastalarda klinik olarak geri dönüşümsüz beyin hasarının olduğunu göstermek üzere testler yaptıklarını aktaran Gönderen, “Apne testi dediğimiz hastanın solunum durması var mı yok mu? Bu testi pozitif olan hastaları daha ince değerlendirmeye alarak anjiyo ve tomografide de beyindeki kan akımının durduğunu görmek istiyoruz. Yakınlarına hastanın geri dönüşünün olmadığını tüm bu test ve bulgularla aktarıyoruz.” diye konuştu.
Annesinin organlarını bağışlayan Yağmur Anık da yüksek tansiyon nedeniyle hastanede tedavi gören annesinin organlarını bağışladıklarını belirterek, “Organ nakil koordinatörü ve yoğun bakımdaki doktorlar bizi bu süreçte çok bilgilendirdi. Bazı insanlar organlar alındıktan sonra insanlara eziyet edildiğini düşünüyorlar. Aslında öyle değil. Bunu gördüm, özenle çalışıyorlar, vücudun bütünlüğünü bozmuyorlar. Empati kurmak önemli. Annemin bir böbreği 24 yaşındaki bir kadına nakledildi.” diye konuştu.
]]>Hastanenin Nefroloji Kliniği Sorumlusu ve Transplantasyon Ünitesi Nefroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Deniz Aylı, gazetecilere yaptığı açıklamada, organ bağışının önemine dikkati çekti.
Türkiye’de şu anda 80 bin civarında hastanın böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz tedavisiyle yaşamını sürdürdüğünü anlatan Aylı, bu hastaların sağlığına kavuşabilmesi için en ideal tedavinin böbrek nakli olduğunu vurguladı.
Aylı, “Ülkemizde kadavradan organ bağışının düşüklüğü nedeniyle şu anda 25 bin civarında böbrek yetmezliği bulunan hastamız, kadavradan nakil bekleme listesinde yer alıyor.” ifadesini kullandı.
Buna karşılık Türkiye’nin canlıdan böbrek nakillerinde dünyada ilk üçte yer aldığını aktaran Aylı, “Hastanemiz Transplantasyon Ünitesinde şu ana kadar 27 böbrek nakli gerçekleştirdik. Bu nakillerin 22’si canlıdan, 5’i kadavradan organ bağışıyla yapıldı. Nakillerin tamamı başarılı geçti, hastalarımızın böbrek fonksiyonları normal ve sağlıkla yaşamlarını sürdürüyorlar.” diye konuştu.
“Kadavradan organ bağışı sayılarının artırılması çok önemli”
Prof. Dr. Aylı, organ bağışı konusunda toplumsal farkındalığın artmasının önemine vurgu yaparak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadavradan organ bağışı sayılarının artırılması çok önemli. Ülkemizde bu oran yüzde 20 düzeyinde. Dünyada organ nakillerinin yüzde 70’i kadavradan, yüzde 30’u canlıdan yapılıyor. Böbrek veya diğer organ nakillerini teşvik etmek amacıyla lütfen organ bağışında bulunalım.”
“Böbrek nakillerinde, verici ameliyatlarını kapalı yöntemle yapıyoruz”
Genel Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve Transplantasyon Ünitesi cerrahlarından Doç. Dr. Birkan Birben de “Hastanemizdeki canlı vericili böbrek nakillerinde, verici ameliyatlarını kapalı yöntemle yapıyoruz. Hastalarımızın 12’sinin nakillerini bu yıl yaptık, çoğunu taburcu ettik. Herhangi bir sağlık problemleri bulunmuyor.” bilgisini paylaştı.
Birben, nakil olan hastaların diyabet, hipertansiyon gibi rahatsızlıkları nedeniyle böbrek yetmezliği yaşadığını, nakillerin farklı branşlardan uzmanların yer aldığı ciddi bir ekip çalışmasıyla gerçekleştirildiğini söyledi.
Beyin ölümü gerçekleşen hastalarda organ bağış oranı yüzde 16
Dünya genelinde yılda 80 bin-90 bin civarında böbrek nakli yapıldığına işaret eden Birben, şunları kaydetti:
“Ülkemizde Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2023’te ortalama 3 bin 500 civarında böbrek nakli yapıldı. 2024’ün şu ana kadar olan verilerine göre de yaklaşık 750 böbrek nakli gerçekleştirildi. Dünya genelinde böbrek nakillerinin büyük bölümü kadavradan oluyor. Ülkemizde 2023 verilerine göre, beyin ölümü gerçekleşen hasta gruplarının yüzde 16’sında organ bağışı söz konusu.”
“Şu an çok iyiyim, enerjim de yerine geldi”
Eşinden şubat ayında yapılan operasyonla böbrek nakledilen 49 yaşındaki Selma Laçin ise kendini çok iyi hissettiğini vurguladı.
Laçin, duygularını şu sözlerle dile getirdi:
“Eşim seve seve verdi bana böbreğini. Buradaki doktorlarıma çok teşekkür ederim, çok yardımcı oldular. Nakilden önce haftada üç gün diyalize gidiyordum, çok yorgun, bitkin bir şekilde eve dönüyordum. Özel gereksinimli bir çocuğum var, onunla ilgilenmekte de sorun yaşıyordum. Şu an çok iyiyim, enerjim de yerine geldi.”
]]>OMÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Organ ve Doku Nakli Birimi’nde canlı verici ve kadavradan 2003 yılından bugüne 536 böbrek, 2018 yılından bugüne ise 66 karaciğer nakli gerçekleştirildi.
Merkez tarafından organ bağışının yaygınlaştırılması için farkındalık çalışmaları da yürütülüyor.
OMÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Böbrek Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Yarkın Kamil Yakupoğlu, AA muhabirine, özellikle merkezde kadavradan nakillerin yoğunlukta olduğunu dile getirdi.
Yakupoğlu, “Yaptığımız nakillerin yaklaşık yüzde 60’ını kadavra vericili nakillerle gerçekleştiriyoruz. Geçen yıl Türkiye’de 90 küsur kadavra donörün 30 tanesi Samsun Organ ve Doku Nakli Bölge Koordinasyon Merkezi’nden çıktılar ve bu organlar bütün ülkeye başta Karadeniz olmak üzere ülke genelinde kullanıldı. Biz buradaki çalışmalarla organ bağışı bilincinin yerleşmesinde çok büyük çaba sarf ettik bugüne kadar. Bunun da artık meyvelerini yavaş yavaş toplamaya başladık. Çünkü listemiz oldukça kalabalık. Yaklaşık 800 hasta burada böbrek nakli için listelenmiş durumda. Toprak olacak organları takarak, onların hayatta kalması için elimizden gelen çalışmayı gösteriyoruz.” dedi.
“Herkesin kendisine bağışçı olabilecek çok sevdiği birisi olmayabiliyor”
Organ nakli bekleyen hastaların ölümle yaşam sınırında hayatlarına devam ettiklerini söyleyen Yakupoğlu, şöyle devam etti:
“Bu hastaların tek bir şansı var o da organ nakli yapabilmek. Organ naklinde herkesin kendisine bağışçı olabilecek çok sevdiği birisi olmayabiliyor, veyahut da olsa bile bağış yapamayacak durumda olabiliyor. Dolayısıyla bu insanların da hayata tutunabilmeleri için beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden yapılacak bağışlar çok büyük önem arz ediyor ki maalesef ülkemizde bu sayılar çok çok düşük oranlarda şu anda. Bu bağışların artırılması için gerçekten insanların çok duyarlı olması ve bugün her şey çok iyiyken sağlıklıyken yarın bir anda organa ihtiyaç duyabileceğini aklına getirmesi gerekiyor.”
Organ bağışının artması için sağlık çalışanlarına büyük görevler düştüğünü vurgulayan Yakupoğlu, “Organ bağışı sürecinin sağlık çalışanlarınca doğru olarak aktarılması, vericinin yakınlarıyla konuyu paylaşılırken çok uygun bir dille uygun koşullar altında gerçekleştirilmesi gerekiyor. Sürecin sağlıklı yürütülmesi için de hakikaten en önemli şey bu konu defalarca geniş kitlelere tekrarlanması ve bunun öneminin belirtilmesi gerekiyor.” diye konuştu.
“Türkiye genelinde en çok kadavranın çıktığı bölge Karadeniz Bölgesi”
OMÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Kaan Karabulut ise Organ ve Doku Nakli Birimi olarak başarılı karaciğer nakilleri gerçekleştirdiklerini aktardı.
OMÜ’deki organ nakli işlemlerinin dünya standartlarında olduğuna işaret eden Karabulut, şunları kaydetti:
“Her kadavra bağışı beş kişiye şifa oluyor. Türkiye genelinde en çok kadavranın çıktığı bölge Karadeniz Bölgesi. Bu nedenle de halkımızı organlarını bağışlamaya davet ediyoruz. Bu bölgede tek olmamız sebebiyle burada karaciğer nakli sıklığı da artıyor. Yılda yaklaşık 15 karaciğer nakli gerçekleştiriyoruz.”
OMÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Organ ve Doku Nakli Birimi’nde karaciğer nakli gerçekleştirilen hastalardan Durmuş Gümüş de 9 yıl önce nakil sırasına girdiğini söyledi.
Beyin ölümü gerçekleşen ve ailesince organları bağışlanan kişinin karaciğerinin başarılı bir operasyonla kendisine nakledildiğini anlatan Gümüş, “Nakil bekleyenler hiç üzülmesin, nakil ölüm değil. Ben şu anda çok mutluyum, tek başıma desteksiz yürüyüş yapabiliyorum. Nakil ihtiyacı olanlar zaman kaybetmeden başvursunlar.” ifadelerini kullandı.
]]>Buca ilçesinde ikamet eden 2 çocuk annesi 37 yaşındaki Serap Şahin, 12 yaşındaki kızı Esra Şahin’i rutin sağlık kontrolleri için 2021’de Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdü.
Yapılan testlerde böbrek fonksiyonları normal değerlerinin altında çıkan Şahin’e diyaliz uygulanmaya başlandı. Yaklaşık bir yıl diyalize giren ancak sağlık sorunları giderek artmaya başlayan küçük kız için doktorları nakil kararı aldı. Bunun üzerine uygun donör arayışına girildi.
Bu süreçte anne Şahin kızına böbreğini vermek istedi. Yapılan tetkiklerde annenin sonuçları kızıyla uyumlu çıktı. Anneden alınan böbrek, 14 Şubat’ta İzmir Şehir Hastanesinde kızına nakledildi.
Ameliyatın ardından böbrek değerleri normale dönen Esra Şahin, rahat bir şekilde su içmeye ve yemek yemeye başladı.
“Hiç tereddüt etmeden kızıma böbreğimi verdim”
Anne Serap Şahin, AA muhabirine, kızının yaşadığı rahatsızlık nedeniyle çok zor günler geçirdiklerini söyledi.
Kızının nakil olması için umutla beklediğini belirten anne Şahin, şunları kaydetti:
“Annede uyumlu olur sen denemek istiyor musun deyince hiç tereddüt etmeden kararımı verdim. 14 Şubat’ta nakil olduk. İnşallah uzun ömürlü olur. Diyaliz tedavisi özellikle çocuklar için çok zor. Doktorlar da ‘kızına ikinci bir hayat veriyorsun’ dediler. Evladını diyalizde görmek çok zor bir durum. Her an bir şeyle karşılaşmak. Yine tansiyonu yükselecek… O anları yaşamak çok zor. Yeter ki yaşasın, yeter ki hayatta kalsın. Hep onu düşünerek kızıma böbreğimi verdim.”
Şahin, ameliyattan çıktığında ilk olarak kızının durumunu sorduğunu, sağlık çalışanlarının bu süreçte hep yanlarında olduğunu dile getirdi.
Kızına ameliyattan sonra da gözü gibi baktığını anlatan Şahin, “En çok su içmesini, yemek yemesini özledim. Çünkü yemek yemesi çok büyük sıkıntıydı. Sofrada her şeyin var ama çocuğuna ‘sana yasak’ diyorsun. Bu çok acı bir durum. Bunların hepsini yaşayan bir anneyim. İnşallah sonu güzel olacak. Şimdi yeni yeni sevdiği şeyleri yiyor.” dedi.
Esra Şahin ise annesinin verdiği organ sayesinde rahat bir şekilde su içip yemek yemeye başladığını söyledi.
“Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu”
Çocuk Nefroloji ve Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Belde Kasap Demir ise Esra’nın diyaliz sürecinin zor geçtiğini, kadavra listesinde uygun organ bulunmayınca annesinden nakil yapmayı kararlaştırdıklarını anlattı.
Naklin birinci haftasında olunmasına rağmen anne ve kızı için her şeyin iyi gittiğini kaydeden Demir, “Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu. Nakil 14 Şubat’a denk geldi. Bilinçli olarak olmadı tabii. Aile de bu tarihe gelmesinden çok memnun oldu.” diye konuştu.
İzmir Şehir Hastanesi Organ Nakil Bölümü Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Adam Uslu ise Esra’ya yapılan böbrek naklinin onun gelişimi için önemli olduğunu dile getirdi.
Avrupa’da kadavradan organ bağışının Türkiye’ye göre daha fazla olduğunu aktaran Uslu, “Organ bağışı konusunda okullarda eğitim verilmesi gerekiyor. Canlıdan böbrek almak bir yük getiriyor bize. Çünkü böbreği veren canlıya da en az 20 yıl süreyle kaybetmeden bakmak yaşamını garanti altına almak zorundasınız. Kadavra donör, dünyada tartışılmaz en önemli kaynak.” ifadesini kullandı.
]]>MEÜ Onkoloji Hastanesi Kemik İliği Nakil Merkezi sorumlusu Doç. Dr. Pelin Aytan:
“Hastanın tam uyumlu akraba vericisi ya da tam uyumlu Türk kök vericisi bulunmamaktaydı, bu nedenle alternatif bir nakil seçeneğimiz olan haploidentik kemik iliği naklini yaptık”
Nakil olan Ayşe Değirmenci:
” Şu anda çok iyiyim, sonuç çok güzel”
MEÜ Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar:
“Hastanemizde geçen yıl 83 bin 143 kişiye hizmet verirken, 59 kişiye de kök hücre tedavisi uygulandı”
MERSİN – Mersin’de kanser hastası kadın Ayşe Demirci, Mersin Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Kemik İliği Nakil Merkezinde kızından yapılan nakille hayata tutundu.
Geçen yıl Mayıs ayında Akut Miyeloid Lösemi tanısı konulan 53 yaşındaki Ayşe Değirmenci, aldığı üç kemoterapinin ardından durumunda düzelme olmayınca MEÜ Onkoloji Hastanesine başvurdu. Kemik İliği Nakil Merkezi sorumlusu MEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Bilim Dalında görevli Doç. Dr. Pelin Aytan’ın tedavisine başladığı Değirmenci’ye uygun kök hücre bulunması için önce kardeşlerinden örnek alındı. Sonucun olumsuz çıkması üzerine 3 kızından da örnek alınan Değirmenci, en büyük kızı 35 yaşındaki Elif Değirmenci’nin ‘yarı uyumlu’ olması üzerine umutlandı. Yapılan naklin tam uyum sağlamasıyla ilk 90 günü atlatan Değirmenci’yi eşi İbrahim Değirmenci tedavi sürecinde yalnız bırakmadı.
Kızından yapılan nakille hayata tutunan Ayşe Değirmenci de geçen yıl mayıs ayının sonlarında konulan teşhisin ardından yaşadığı süreci anlattı. 3 kez kemoterapi aldığını belirten Değirmenci, “İlik nakli oldum. Büyük kızımınki yarım uyumlu oldu. Kızımdan bulunması iyi hissettirdi. Bulunmasaydı ne olurdu bilmiyorum. Şuanda çok iyiyim, sonuç çok güzel” dedi.
“Yarı uyumlu ilik nakli yaptık”
MEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji Bilim Dalında görevli Doç. Dr. Aytan, Değirmenci’nin tedavi sürecini anlattı. Hastanın ilk 90 günü atlattığını belirten Doç. Dr. Aytan, şöyle devam etti: “Hastamız Ayşe Değirmenci, Akut Miyeloid Lösemi tanısı almış olup aylar süren kemoterapiler ve uzun kemoterapilere bağlı yatışlar sonrası tam yanıt durumundayken kızından ‘yarı uyumlu’ dediğimiz bir nakil tipi olan haploidentik kemik iliği (Anne, baba, yarı uyumlu kardeş veya evlatlardan yapılan nakil) nakli yaptık. Neden bu nakli tercih ettik. Aslında bu bizim tercihimizde olan bir durum değil. Çünkü hastanın tam uyumlu akraba vericisi ya da tam uyumlu Türk kök vericisi bulunmamaktaydı. Bu nedenle alternatif bir nakil seçeneğimiz olan haploidentik kemik iliği naklini yaptık. Bu yarı uyumlu bir nakil ve komplikasyonları tam uyumlu nakillere göre daha ağır olan ve süreci yönetmek de biraz sancılı. Ancak biz tüm ekibimizle birlikte hasta ve hasta yakınlarımızın da özverileriyle bugüne geldik. 90’ıncı günümüzü bitirmiş bulunuyoruz. Bu çok kolay olmadı.”
“İlk 90 gün bizim için çok değerlidir”
Doç. Dr. Aytan, bu tedavi sürecinde ilk 90 günün kendileri için çok önemli olduğunu vurguladı. Bu süreçten sonra da takiplerin devam ettiğine değinen Aytan, “90’ıncı günden sonra da takiplerimiz haftalık 10 günde bir, 15 günde bir, 20 günde bir devam eder. Ama en azından içimiz şu an da biraz daha rahat. Hastamızın en son yapılan kemik iliği biyopsi değerlendirmesiyle tam yanıt durumundadır. ve en son yapılan genetik incelemesinde, vericisiyle tam uyumlu, yüzde yüz kimerik dediğimiz tam uyumlu durumdadır. İlk 90 günü atlattık” dedi.
“Hastanemizde geçen yıl 83 bin 143 kişiye hizmet verildi”
MEÜ Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar da 2020 yılında açılışı gerçekleştirilen Onkoloji Hastanesi hakkında bilgi verdi.
Hastanenin toplam 14 bin 500 metrekare kapalı alana sahip olduğunu ifade eden Yaşar,”Hastanemizde Radyoloji, Hematoloji, Tıbbi Onkoloji, Çocuk Hematoloji, Çocuk Onkoloji ve Kemik İliği Nakil Merkezi olmak üzere toplamda 6 ünitede hastalarımıza hizmet sunuyoruz. Bu ünitelerimizde 15 öğretim elemanımız görev alırken, 92 sağlık personelimiz de hastalarımıza en iyi sağlık hizmetini sunmak için çalışmalarını sürdürüyor. Hastanemizde geçen yıl 83 bin 143 kişiye hizmet verirken, 59 kişiye de kök hücre tedavisi uygulandı. Tüm bu sağlık hizmetlerimizin yanında refakatçilerimizi de unutmadık. Onkoloji Hastanemizin hemen yanında yer alan ve içerisinde klima, banyo, tuvalet, yatak ve televizyonu bulunan 40 kişi kapasiteli 20 odalı misafirhanemizde refakatçilerimiz ücretsiz bir şekilde kalabiliyorlar” diye konuştu.
]]>Gömeç ilçesinde yaşayan 40 yaşındaki Mevlüde Talan’a, 2013’te başvurduğu hastanede polikistik (her iki böbrekte yer alan çok sayıda kistle kendini gösteren, karaciğer, pankreas gibi diğer organlarda da kistlere neden olabilecek genetik geçişli bir hastalık) böbrek hastalığı teşhisi konuldu.
Haftanın üç günü diyalize girerek yaşamını sürdüren Talan, 7 yıl önce organ nakli için ÇOMÜ Organ Nakli Merkezine başvurdu.
Nakil sırası 3 yıl önce kendisine geldiğinde telefon aramasına cevap veremediği için bulunan organ başkasına nakledilen ve beklemeye devam eden kadın, kısa süre önce ikinci kez arandığında hemen eşiyle hastaneye gitti.
Bilecik’te 22 yaşındaki gencin trafik kazası sonrası beyin ölümü gerçekleşince ailesi tarafından bağışlanan böbreği, Talan’a operasyonla nakledildi.
Mevlüde Talan, AA muhabirine, 11 yıl sonra rahatlıkla su içebildiği ve ağrılarından tamamen kurtulduğu için mutlu olduğunu söyledi.
Böbrek hastalığının kendisini bu süreçte çok etkilediğini, hayatını sürdüremez hale geldiğini belirten Talan, 3 yıl önce nakil sırasının geldiğini ancak telefonu duymadığını, çağrıyı cevaplayamayınca bir sonraki hastaya nakil yapıldığını anlattı.
Nakil bekleyen hastalara telefonlarını yanlarından ayırmamalarını tavsiye eden Talan, “Nakil işleminin ne zaman olacağı belli değil. Ben ilk hakkımı kaybettim, sonra telefonumu yanımdan hiç ayırmadım. Bavulumu hazırladım bekledim.” dedi.
Diyaliz sürecinin çok zor geçtiğini vurgulayan Talan, cihaza girdikten sonra birkaç gün kendisine gelemediğini dile getirdi.
Talan, su içemediğini, bazı gıdaları yiyemediğini aktararak, “Nakilden sonra çok mutluyum. Çok rahatım. Hayatım normale döndü. Nakilden sonra ilk yaptığım şey su içmek oldu. Sağ olsun hemşireler su verdiler. Rahat rahat su içtim. 11 yıl sonra yeniden hayata döndüm. Herkesi organ bağışına davet ediyorum.” ifadesini kullandı.
Kazada yaşamını yitiren gence Allah’tan rahmet dileyen Talan, organlarını bağışlayıp hayata tutunmasına vesile olan aileye teşekkür etti.
Eşi Cemil Talan da hastanede kendileriyle çok yakından ilgilenildiğini ifade ederek, tedavi sürecinde yanlarında olan nakil ekibine teşekkürlerini iletti.
“3 günde bir diyalize giriyordu”
ÇOMÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Cabir Alan ise böbrek hastalığının insanları en çok etkileyen rahatsızlıklardan olduğunu belirtti.
Kazada yaşamını yitiren gencin, bağışlanan organlarıyla 5 kişiye umut olduğunu vurgulayan Alan, şunları kaydetti:
“Nakil bekleyen hastalar için bu haberler yeni bir hayat demek. Mevlüde Talan, 11 yıldır neredeyse hiç idrara çıkamamış, idrarın ne olduğunu unutmuş. Nakilden hemen sonra, birinci gün itibarıyla 1 litreye yakın idrar çıkardı. Diyalizde hastaların en büyük sıkıntısı sıvı alımıyla alakalı çünkü böbrek çalışmadığı için içtikleri sıvı vücutta birikim yapıyor. Bu da ödem ve nefes problemi yapıyor. Bu hastalarımız daha önce suyu yudum yudum içerler. Mevlüde Hanım da sıvı almadığı için idrar çıkışı sıfır noktasındaydı. 3 günde bir diyalize giriyordu. Kendisinin en çok özlediği şey kana kana su içmekti. 11 yıldır bir bardak bile su içemiyordu. Artık bundan sonra rahat rahat su içebilecek ve gezebilecek.”
Türkiye’de yaklaşık 28 bin hastanın nakil beklediğini dile getiren Alan, Kovid-19 salgınından sonra organ bağışının durma noktasına geldiğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Alan, 100 hasta böbrek yetmezliği sürecine girdiğinde yaklaşık yüzde 50’sinin ilk yılın sonunda yaşamını yitirdiğine işaret ederek, “10’uncu senenin sonunda hayatta kalan kişi sayısı ise 10’dur. Bu hastaların tek yaşama tutunma şekli nakildir. Diyaliz sadece geçici bir süreçtir. Bu nedenle vatandaşlarımızdan organ bağışı konusunda destek olmalarını, bu insanlara yardımcı olmalarını talep ediyorum.” diye konuştu.
ÇOMÜ Organ Nakli Merkezi’nde 2017’den bu yana 200 nakil operasyonu gerçekleştirdikleri bilgisini veren Alan, başarı oranlarının yüzden 90’ın üzerinde olduğunu sözlerine ekledi.
]]>Mardin’de yaşayan Hasan Alpar, 2005 yılında böbrek rahatsızlığı nedeniyle Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi’ne gelerek, idrar kanallarındaki kist nedeniyle 3 ay tedavi gördü. Bu dönemde şeker hastalığına yakalanan Alpar, 2015 yılında böbreklerinin iflas ettiğini öğrendi. Hasan Alpar, AÜ Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde böbrek nakli için sıraya girdi. Antalya’ya yerleşen ve 9 yıl diyaliz tedavisi gören Alpar, uyumlu organ çıkmasıyla böbrek nakli olarak sağlığına kavuştu.
‘YILLARDIR O TELEFONU BEKLİYORDUM’
Böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süre diyaliz tedavisi gördüğünü belirten Hasan Alpar, ‘2018’de böbrek çıkmıştı. Hemen Akdeniz Üniversitesi’ne geldim. Bana uyumlu olmayınca başkasına nakil yapıldı. Diyalizde çok zorluk çekiyordum. Kendimde değildim. Sık sık düşüp bayılıyordum. Geçen gün diyalizden geldikten sonra Akdeniz Üniversitesi’nden telefon geldi. ‘Uygun böbrek çıktı’ haberini alınca hemen buraya geldim. Beni ameliyata aldılar, nakil yaptılar. Allah’a çok şükür iyiyim. Yıllardır o telefonu bekliyordum. Çok şükür her şey yolunda” dedi.
‘ORGAN BAĞIŞIYLA HAYAT KURTULUYOR’
Ailesinden uyumlu donör çıkmadığı için kadavradan nakil yapıldığını anlatan Hasan Alpar, ‘Bana ‘1-2 yıl tedavi görürsün, diğer böbreğini de kaybedersin’ demişlerdi. Ben de kimsenin canını yakmak istemedim. 7 gün önce kadavradan nakil yapıldı. Böbreğini bağışlayan kişinin ailesine çok teşekkür ederim, Allah rahmet eylesin. Biz bağışçı aileyle de tanışmak istiyoruz. Bağış yapan 22 yaşındaymış. Allah ondan razı olsun. Organ bağışıyla hayat kurtuluyor” diye konuştu.
‘9 YILDIR SU İÇMİYORUM?
Böbrek rahatsızlığı nedeniyle yıllardır su içemediğini vurgulayan Hasan Alpar, ‘9 yıldır suya hasret kaldım. 9 yıldır su içmiyorum. Allah’a çok şükür suya kavuştum. Organ nakli sayesinde, nakil olduğumdan beri çok güzel su içebiliyorum” dedi.AÜ Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Organ Nakil Koordinatörü Öğr. Gör. Nilgün Bilal, Hasan Alpar’ın sağlık durumu hakkında bilgi vererek, ‘Hastamız geçen hafta kadavradan böbrek nakli oldu. Hasan bey organ bağışının ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnek. Hasta suyunu içebiliyor, rahat hareket edebiliyor. Bir süre sonra normal yaşamına dönebilecek” ifadelerini kullandı.
25 BİNİN ÜZERİNDE HASTA BÖBREK BEKLİYOR
Türkiye’de 25 bin 500 hastanın böbrek beklediğini açıklayan Nilgün Bilal, ‘Bu insanların yakınları organ bağışçısı olmayan, uygun vericisi olmayan, sadece kadavradan bağış yapacak kişilerin umuduyla yaşıyor. Bizim merkezimizde 1500’e yakın hasta böbrek nakli bekliyor. Bir bağışın uzantısıyla bir hastanın yaşamı değişiyor. Tüm Türkiye ve merkezimiz olarak bütün bu nakilleri yapabilecek güçteyiz. Donanımlı ekibe ve personele sahibiz. Bekleyen hastamız da çok ama ülke olarak tek eksiğimiz yeterli organ bağışı olmaması. Vefat eden insanların, zaten kaybedilmiş yaşamların kazanca dönüşmesine ihtiyacımız var” dedi.
‘İYİLİK HAREKETİYLE DAHA ÇOK ORGAN BAĞIŞINA İHTİYACIMIZ VAR’
Hasan Alpar’ın 9 yıl önce böbrek yetmezliğine girdiği an, diyalize girdiğinde, hayatının birden yönü değişen, sadece makinelere bağımlı olan, su dahi içemeyen bir hasta konumuna geldiğini söyleyen Öğr. Gör. Nilgün Bilal, ‘Böyle bir hastanın normal yaşama dönmesi kendisi ve ailesi için son derece önemli. Bu nedenle hastamız gibi binlerce hastanın hayata dönebilmesi için ülke olarak iyilik hareketine ihtiyacımız var. Daha çok organ bağışına ihtiyacımız var” diye konuştu. (DHA)
]]>ANTALYA’da, böbrek yetmezliği nedeniyle 9 yıl diyaliz tedavisi gören Hasan Alpar (44), beyin ölümü gerçekleşen 22 yaşındaki gencin böbreğiyle sağlığına kavuştu. Alpar, “9 yıldır suya hasret kaldım. Organ nakli sayesinde çok güzel su içebiliyorum” dedi.
Mardin’de yaşayan Hasan Alpar, 2005 yılında böbrek rahatsızlığı nedeniyle Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi’ne gelerek, idrar kanallarındaki kist nedeniyle 3 ay tedavi gördü. Bu dönemde şeker hastalığına yakalanan Alpar, 2015 yılında böbreklerinin iflas ettiğini öğrendi. Hasan Alpar, AÜ Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü’nde böbrek nakli için sıraya girdi. Antalya’ya yerleşen ve 9 yıl diyaliz tedavisi gören Alpar, uyumlu organ çıkmasıyla böbrek nakli olarak sağlığına kavuştu.
‘YILLARDIR O TELEFONU BEKLİYORDUM’
Böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süre diyaliz tedavisi gördüğünü belirten Hasan Alpar, “2018’de böbrek çıkmıştı. Hemen Akdeniz Üniversitesi’ne geldim. Bana uyumlu olmayınca başkasına nakil yapıldı. Diyalizde çok zorluk çekiyordum. Kendimde değildim. Sık sık düşüp bayılıyordum. Geçen gün diyalizden geldikten sonra Akdeniz Üniversitesi’nden telefon geldi. ‘Uygun böbrek çıktı’ haberini alınca hemen buraya geldim. Beni ameliyata aldılar, nakil yaptılar. Allah’a çok şükür iyiyim. Yıllardır o telefonu bekliyordum. Çok şükür her şey yolunda” dedi.
‘ORGAN BAĞIŞIYLA HAYAT KURTULUYOR’
Ailesinden uyumlu donör çıkmadığı için kadavradan nakil yapıldığını anlatan Hasan Alpar, “Bana ‘1-2 yıl tedavi görürsün, diğer böbreğini de kaybedersin’ demişlerdi. Ben de kimsenin canını yakmak istemedim. 7 gün önce kadavradan nakil yapıldı. Böbreğini bağışlayan kişinin ailesine çok teşekkür ederim, Allah rahmet eylesin. Biz bağışçı aileyle de tanışmak istiyoruz. Bağış yapan 22 yaşındaymış. Allah ondan razı olsun. Organ bağışıyla hayat kurtuluyor” diye konuştu.
‘9 YILDIR SU İÇMİYORUM’
Böbrek rahatsızlığı nedeniyle yıllardır su içemediğini vurgulayan Hasan Alpar, “9 yıldır suya hasret kaldım. 9 yıldır su içmiyorum. Allah’a çok şükür suya kavuştum. Organ nakli sayesinde, nakil olduğumdan beri çok güzel su içebiliyorum” dedi.
AÜ Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü Organ Nakil Koordinatörü Öğr. Gör. Nilgün Bilal, Hasan Alpar’ın sağlık durumu hakkında bilgi vererek, “Hastamız geçen hafta kadavradan böbrek nakli oldu. Hasan bey organ bağışının ne kadar önemli olduğunu gösteren bir örnek. Hasta suyunu içebiliyor, rahat hareket edebiliyor. Bir süre sonra normal yaşamına dönebilecek” ifadelerini kullandı.
25 BİNİN ÜZERİNDE HASTA BÖBREK BEKLİYOR
Türkiye’de 25 bin 500 hastanın böbrek beklediğini açıklayan Nilgün Bilal, “Bu insanların yakınları organ bağışçısı olmayan, uygun vericisi olmayan, sadece kadavradan bağış yapacak kişilerin umuduyla yaşıyor. Bizim merkezimizde 1500’e yakın hasta böbrek nakli bekliyor. Bir bağışın uzantısıyla bir hastanın yaşamı değişiyor. Tüm Türkiye ve merkezimiz olarak bütün bu nakilleri yapabilecek güçteyiz. Donanımlı ekibe ve personele sahibiz. Bekleyen hastamız da çok ama ülke olarak tek eksiğimiz yeterli organ bağışı olmaması. Vefat eden insanların, zaten kaybedilmiş yaşamların kazanca dönüşmesine ihtiyacımız var” dedi.
‘İYİLİK HAREKETİYLE DAHA ÇOK ORGAN BAĞIŞINA İHTİYACIMIZ VAR’
Hasan Alpar’ın 9 yıl önce böbrek yetmezliğine girdiği an, diyalize girdiğinde, hayatının birden yönü değişen, sadece makinelere bağımlı olan, su dahi içemeyen bir hasta konumuna geldiğini söyleyen Öğr. Gör. Nilgün Bilal, “Böyle bir hastanın normal yaşama dönmesi kendisi ve ailesi için son derece önemli. Bu nedenle hastamız gibi binlerce hastanın hayata dönebilmesi için ülke olarak iyilik hareketine ihtiyacımız var. Daha çok organ bağışına ihtiyacımız var” diye konuştu.
]]>Nörolojik rahatsızlık nedeniyle tedavi gördüğü hastanede beyin ölümü gerçekleşen 16 yaşındaki lise öğrencisi Muhammed Bera Güneş, ailesinin bağışladığı organlarıyla 5 kişiye hayat verdi.
O kişilerden biri de Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yaklaşık 4 yıldır böbrek nakli bekleyen 18 yaşındaki genç oldu.
Prof. Dr. Aydın Dalgıç ve ekibinin başarıyla gerçekleştirdiği bu organ nakli operasyonu, daha önce örneği bulunmayan bir rastlantıyı beraberinde getirdi. 18 yaşındaki Muhammed Emin Güneş, doku, kan grubu gibi tıbbi değerlerinin birebir uymasının yanında bağışçısıyla aynı isim ve soy isme sahip ilk nakil hastası oldu.
“Bir gece ansızın hastaneden aradılar, şans yüzüme güldü”
Sağlığına kavuşmanın, geceleri kendisini uyutmayan diyaliz süreçlerinden kurtulmanın mutluluğunu yaşayan 18 yaşındaki Muhammed, AA muhabirine, bugüne kadar hastalığı yüzünden hayalini kurduğu birçok şeyi ertelediğini anlattı.
2 yaşından beri sağlık sorunlarıyla mücadele ettiğini, 4 yıldır böbrek nakli beklediğini ve her gün evde karnından diyaliz aldığını söyleyen Muhammed, şunları kaydetti:
“Nakil beklediğim süreçte umudumu yitirmiştim, benim için uygun bir vericinin çıkabileceğini düşünmüyordum. Bir gece ansızın hastaneden aradılar, o esnada evde diyaliz alıyordum. Diyalizi söküp hemen hastaneye gittik, çok şükür şans yüzüme güldü. Nihayet hayatıma, hedeflerime dönebileceğim. Hayvanları çok seviyorum, onlarla ilgili bir şeyler yapmak istiyorum. Odamdaki tıbbi cihazları, ilaçları kaldıracağım.”
“Gerçekten büyük bir tesadüf, çok duygulandım”
Organları bağışlanan gencin ailesine sabır dileyen ve teşekkürlerini ileten Muhammed, duygularını şu sözlerle dile getirdi:
“Benimle aynı isim ve soyadına sahip kişinin böbreğiyle yaşama tutunduğumu, nakil olduktan 3 gün sonra öğrendim. Çok şaşırdım, duygulandım. Gerçekten büyük bir tesadüf bu. Allah rahmet eylesin inşallah, sadece bana değil, benim gibi 4 kişiye de umut oldu. Çok teşekkür ederim. Bazen düşündüğümde çok garip hissediyorum, hem adaşım hem yaşıtım. İlk duyduğumda çok duygulandım, uzun süre daldım gittim.
Durumu uygun olan herkes organ bağışında bulunmalı. Organ bağışıyla birine can oluyorsun, hayallerini gerçekleştirmesine katkıda bulunuyorsun, ona yaşama sevinci veriyorsun. Bende de tam olarak böyle oldu.”
“Ben buna ‘Muhammed mucizesi’ diyorum”
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Transplantasyon Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Aydın Dalgıç da organ nakli bekleyen hastaların bilgilerinin Sağlık Bakanlığının sisteminde yer aldığını, vefat eden kişi organ bağışında bulunduğunda, doku, kan grubu, yaşı gibi tüm bilgilerin bu sisteme girildiğini anlattı.
Nakil bekleyen hastalarla, bağışçı bilgilerinin bu sistem üzerinden eşleşmesi durumunda detaylı tıbbi tetkiklerin yapıldığını ve organ naklinin de tüm sonuçlar uyumlu olduğunda gerçekleştirildiğini aktaran Dalgıç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye, organ naklinde ilk 5 ülke arasında yer alıyor, böbrek nakli operasyonları hastanemizle birlikte birçok merkezde başarıyla yapılıyor. Ancak burada farklı bir durum yaşandı. Yaşamını kaybeden, organları bağışlanan Muhammed Güneş isimli gencimizle, nakil için tüm doku, kan değerleri uyan hastamızın isim ve soy isminin de aynı olması, bizleri de çok şaşırttı, duygulandırdı. Ben bu duruma ‘Muhammed mucizesi’ diyorum.
Kişilerin kan grupları gibi doku grupları da birbirinden farklı, değerleri en çok uyana organ nakli yapılıyor. Dünyada da ülkemizde de sistem bu şekilde işliyor. Daha önce hem doku, kan grubu uyan hem isim ve soy ismi aynı olan bir başka hastayla karşılaşmadık, örneği görülmemiş bir tesadüf. Bu Türkiye’de ilk, dünyada da bir benzerinin olduğunu düşünmüyorum.”
Muhammed’in hastaneden taburcu edileceğini, ilaç kullanımı ve düzenli kontrollerinin süreceğini dile getiren Dalgıç, “Ülkemizde çok ciddi miktarda organ bağışına ihtiyacımız var. Yaşamını kaybeden bir hasta bağışladığı organlarıyla ortalama 6-7 kişiye hayat verebiliyor. Muhammed de 5 kişiye bu şekilde hayat verdi. Yaşadıkları o büyük acıda, organ bağışı onayını veren ailesine çok teşekkür ediyoruz, eminim ki çok büyük sevaba girdiler.” diye konuştu.
“Artık inşallah başka bir sağlık problemi yaşamayacak”
Doğuştan üriner sistem rahatsızlığı nedeniyle Muhammed’i 2 yaşından beri Pediatrik Nefroloji biriminde Prof. Dr. Kibriya Fidan’la birlikte takip ettiklerini vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Söylemezoğlu ise bu hastalığın yavaş yavaş böbrek yetmezliğine yol açtığını ifade etti.
Muhammed’in bu nedenle 2020’den beri diyalize girdiğini ve nakil beklediğini belirten Söylemezoğlu, “Muhammed, ilaçlarını düzenli kullandığı, kontrollerine geldiği sürece artık inşallah başka bir sağlık problemi yaşamayacak.” dedi.
“Organ nakli bekleyen yaklaşık 30 bin hasta var”
Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fazlı Polat da ilk organ naklini 1998’de gerçekleştiren Gazi Üniversitesi Hastanesinde 25 yıldır bu operasyonların başarıyla yürütüldüğüne ve birçok ilke imza atıldığına dikkati çekti.
Organları bağışlanan Muhammed’e Allah’tan rahmet, ailesine sabır dileyen Polat, “Ülkemizde organ nakli bekleyen yaklaşık 30 bin hasta var. Maalesef yaşamlarının büyük kısmını makinelere bağlı geçirmek zorunda kalıyorlar. Ülkemizde yılda yaklaşık 4 bin organ nakli yapılıyor ama 30 bin hastayı düşündüğünüzde bu sayı çok yetersiz. Günde ortalama 8 hasta, organ nakli beklerken yaşamını kaybediyor. Hem canlıdan hem de özellikle sayıca düşük olan kadavradan organ bağış oranlarının artırılması bu açıdan çok önemli.” çağrısında bulundu.
“Kadavradan organ bağış oranlarının artması çok önemli”
Gazi Üniversitesi Hastanesi Başhekimi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Bostancı ise pandemiyle birlikte dünyada ve Türkiye’de organ nakil süreçlerinde aksamalar yaşandığına, nakil bekleyen hastaların sayısının giderek arttığına işaret etti.
Türkiye’de nakil bekleyen binlerce hasta için özellikle kadavradan organ bağış oranlarının artmasının önemli olduğunu ifade eden Bostancı, “Bir tarafta aynı isim soy isimde bir gencimizi kaybetmenin hüznünü yaşarken diğer taraftan sağlığına kavuşan gencimizin sevincini paylaşıyoruz.” dedi.
Bostancı, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kalp, böbrek, karaciğer, kornea ve kompozit doku nakillerinin yapıldığını, akciğer nakliyle ilgili de başvuru sürecinde olduklarını bildirdi.
]]>KAYSERİ’de hemşire Emine Çelik (42), görevi başındayken yakalandığı koronavirüs sonrası gelişen kalp krizi ve böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süre tedavi gördü. Geçen yıl böbrekleri iflas eden ve diyalize başlayan Çelik’e 16 yıllık eşi Yaşar Çelik (45) böbreğini bağışladı. Evlenirken verdiği ‘hastalıkta ve sağlıkta’ sözünü tutan eşine teşekkür eden Emine Çelik, “Doğru eşi seçmek çok önemliymiş. Ben doğru adamla evlenmişim” dedi.
Kayseri’de yaşayan 2 çocuk annesi Emine Çelik, Kayseri Develi Devlet Hastanesi’nde 2021 yılında hemşire olarak görev yaptığı sırada koronavirüse yakalandı. Hastalığı ağır geçiren Çelik’in gözünde, 2 ay sonra pıhtı attı. Hemen tedaviye alınan Emine Çelik, 1 hafta sonra görevi başında kalp krizi geçirdi. Doktorlarının yönlendirmesiyle Kayseri Şehir Hastanesi’nde anjiyo olan Çelik, 2 stent takılıp koroner yoğun bakımda tedavi gördü. Çelik’in hasar gören kalbi yüzde 45 seviyesinde çalışmaya başladı. 15 gün yoğun bakımda kalan Çelik’in kalbine, taburcu olduktan 1 ay sonra 1 stent daha takıldı. Bu süreçte böbrekleri hasar gören Emine Çelik, 2023 Şubat ayında görevi başındayken yeniden koronavirüse yakalandı. Böbrekleri tamamen iflas eden Çelik, kasım ayında periton diyalize girmeye başladı. Kadavradan nakil sırasına girmek için araştırma yapan Çelik, Akdeniz Üniversitesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Enstitüsü ile iletişime geçti. Organ nakli merkezine gelen Emine Çelik, eşi Yaşar Çelik ile dokularının uyumlu bulunması üzerine Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne yatırıldı. 27 Aralık’ta Emine Çelik’e, eşi Yaşar Çelik’in böbreği, Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı ve ekibi tarafından başarıyla nakledildi.
ÇOCUKLARINA KAVUŞMAK İÇİN GÜN SAYIYOR
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde nakil sonrası tedavisi devam eden Emine Çelik, koronavirüs sonrası gelişen hastalıklarını anlattı. Çelik, “2 yıldır böbrek hastasıyım. Covid ile başlayıp arkasından kalp kriziyle devam eden ve sonrasında her iki böbreğin iflasıyla da nakil sürecine gelen bir hikayemiz oldu. 2 yıldır bu durumun içerisindeyiz. Gerçekten çok zorlu ve ağır bir süreç, baş etmesi gerçekten çok zor. 2 küçük çocuğum var, iyileşip bir an önce oraya dönmek istiyorum” dedi.
Görevi başındayken kalp krizi geçirdiğini anlatan Emine Çelik, “Başlangıç aşamasında kalp krizinden sonra toparlanabileceğimi düşündüm. Maalesef öyle olmadı, kötüye giderek devam etti. Kan grubum ‘0’ negatif, uygun organ bulmak gerçekten çok zordu. Yeteri kadar kadavradan bağış yapılmadığı için çok fazla şans da olmuyor. Eşim bana böbreğini verdi. İlk başta başka yerlerde, kan grubumuz uyumsuz olduğu için bize şans vermediler. Araştırırken Akdeniz Üniversitesi’ni keşfettik. Yapılan nakilleri araştırıp başarılı sonuçları görünce iletişime geçtik. Çok büyük umut verdiler. Biz geldikten hemen sonra da nakil işlemlerine başladılar. İkinci hafta da operasyon geçirdik. Artık yeni bir böbreğim var çok şükür” diye konuştu.
‘DOĞRU EŞİ SEÇMEK ÇOK ÖNEMLİYMİŞ’
Eşi Yaşar Çelik’in evlenirken verdiği ‘hastalıkta ve sağlıkta’ sözünü tuttuğunu vurgulayan Emine Çelik, “Doğru eşi seçmek çok önemliymiş. Hayat dümdüz ilerleyen bir şey değil, birçok iyi kötü şey yaşıyorsunuz. Ne kadar doğru ya da ne kadar yanlış karar verdiğinizi başınıza bir şeyler geldikçe görüyorsunuz. Ben doğru adamla evlenmişim. 16 yıllık evliyim” dedi.
BİR AN OLSUN DÜŞÜNMEDEN BÖBREĞİNİ VERDİ
Eşine böbreğini bağışlayan Yaşar Çelik ise “Akdeniz Üniversitesi’yle gayet olumlu bir görüşme geçti. Buraya geldik ve nakil olduk. Her şey yolunda gidiyor. Hocalarımıza, ekibe çok teşekkür ederim. Böbreğimi bir an olsun düşünmeden eşime verdim. Çünkü benim 2 çocuğumun annesi, benim ve evimin huzuru, bir an düşünmedim” dedi.
Organ bağışı çağrısında bulunan Yaşar Çelik, “Ülkemizde kadavradan bağış çok düşük. 1 kişi 5-6 kişiye umut olabilecek durumda. Ben daha önceden organlarımı bağışlamak istiyordum. Organ bağışçısıyım ama şu an herkese ‘Vefat eden yakınlarınızın organlarınızı bağışlayın’ diyorum” dedi.
BAŞARILI BİR NAKİL GERÇEKLEŞTİ
Organ Nakli Merkez Müdürü Prof. Dr. Bülent Aydınlı, nakil sonrası çifti ziyaret ederek Emine Çelik’in sağlık durumu hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Aydınlı, “Kendisi hemşire hastamız. Bize Kayseri’den başvurdu. Böbrek yetmezliği mevcuttu. Şanslıydı ki eşiyle uyumluydu. Eşinden böbreğini laparoskopik yöntemle çıkardık. Kendisine naklettik. Her ikisine de ortalama 3 saatlik ameliyatla işlem bitmiş oldu. Şu an ameliyat sonrası idrarlarımız gayet iyi. Böbrek fonksiyonlarını gösteren bulgularımız da çok çok daha iyi durumda. Böbreğimiz çalışıyor. Onlar mutlu, biz de mutluyuz” dedi.
‘BİRÇOK SAĞLIK ÇALIŞANI GÖREVİ BAŞINDA KORONAVİRÜSE YAKALANDI’
Pandemi döneminde çok sayıda sağlık çalışanının koronavirüse yakalandığını hatırlatan Prof. Dr. Aydınlı, “Sağlık çalışanlarının o dönemde neler yaşadıkları unutuldu. Birçok sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Bunların da aileleri vardı, şu an bu şekilde ya da daha farklı hastalıklar gelecek. Sağlık çalışanları hepimize her zaman lazım. Hastamız da Covid sonrasında böbrek yetmezliği olduğunu biliyor ve söylüyor. Aslında Covid’in hangi sıkıntıları olduğunu, sonrasında neler geliştiğini çok iyi bilmiyoruz. Zaman geçtikçe bunları daha fazla göreceğiz” diye konuştu.
]]>Hastane bünyesinde 2015’te faaliyete başlayan Organ Nakli Merkezi, 2023’te de nakil bekleyen hastalara umut oldu.
Merkezde görev yapan 2 koordinatör, hem beyin ölümü gerçekleşen kişilerin aileleriyle görüşüp bağışta bulunmalarını hem de merkeze bağlı illerdeki organların alımından hastaya ulaştırılma sürecinin koordinasyonunu sağlamaya çalışıyor.
Ailelerin en acılı anlarında onlara destek verirken bir yandan da organ bekleyenler için organ bağışı talebinde bulunan ekip, son bir yılda 10 hastanın ailesini bağışa ikna etti.
“Organ bağışı artarsa 2-3 kat hastaya şifa olabiliriz”
Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Arif Aslaner, AA muhabirine, merkez kurulduğu günden bu yana 42 karaciğer ve 107 böbrek nakli gerçekleştirdiklerini söyledi.
Geçen yıl ilk aylarda hızlı bir başlangıç olmasına karşın sonraki 5-6 ayda Akdeniz Bölgesi’nde organ bağışının neredeyse hiç olmadığını belirten Aslaner, 3-9 Kasım Organ Nakli Haftası’ndaki etkinliklerden sonra bir hareketlilik gördüklerini kaydetti.
Organ nakil koordinatörlerinin bağış konusunda fedakarca çalıştığını dile getiren Aslaner, “Hastaların bağışlanan kalp, akciğer, kornea, karaciğer ve böbrek gibi organlarından, karaciğer ve böbreği hastalarımız için kabul ediyoruz. Bağışçımızın kalp ve akciğeri gibi diğer organlarının çıkarımı ise diğer nakil merkezlerinden gelen ekiplerce gerçekleştiriliyor.” dedi.
Aslaner, organ bağışına dikkati çekmek için “Bir bağış, bir hayat” sloganını kullandıklarını, her bağışlanan organın, bir hastanın şifasına vesile olduğunu ifade etti.
Organ bekleyen yüzlerce hastaları olduğunu vurgulayan Aslaner, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son dönemde karaciğer ve böbrek yetmezliğiyle gelen hastalarımız için organ bağışı çok elzem. Çünkü hastalarımız listede bağış beklerken kaybediliyor. Halbuki organ nakli sayılarımız artsa bu hastalarımız daha uzun süre yaşamlarına devam edecekler. Organ bağış sayıları ülkemizde oldukça düşük. Beyin ölümü gerçekleşen hastalarımızın yaklaşık yüzde 20’si organ bağışına dönüşebiliyor. Yüzde 20’yi yüzde 40’lara, yüzde 50’lere çıkartabilirsek 2-3 kat hastaya şifa olabiliriz. Bu konuda halkımızı biraz daha bilinçlendirmek faydalı olacaktır.”
“İnsanları duyarlı olmaya davet ediyoruz”
Organ Nakil Koordinatörü Recayi Madaslı ise 2023’te hastanelerinde beyin ölümü gerçekleşen 10 bağışçıdan alınan 10 karaciğer, kalp, akciğer, 16 kornea ve 20 böbreğin Türkiye genelindeki hastalara nakledildiğini söyledi.
Ailelerin en acılı zamanlarında onları organ bağışına ikna etmek gibi önemli bir görevi yürüttüklerini ifade eden Madaslı, “Beyin ölümü gerçekleşmiş kişiler solunum cihazına bağlı şekilde yoğun bakım ünitesinde yatıyor. Üzücü bir durumda yakınlarının organ bağışlaması, organ bekleyen insanlar için sevindirici bir haber oluyor. Organ bağışı konusunda insanları duyarlı olmaya davet ediyoruz.” diye konuştu.
Madaslı, geçmişte hastanelerinde nakil olan bir kişinin yaşadıklarını ise şöyle anlattı:
“Bir amcanın oğlu trafik kazası geçiriyor. Beyin ölümü gerçekleşiyor. Ama anne baba organ bağışı yapmıyor. Daha sonra amcanın kendisine organ ihtiyaç oluyor. Yoğun bakım uzmanları ‘Sabaha kadar organ bulunmazsa hastayı kaybedeceğiz’ demişti. Kadavradan yapılan organ bağışı ile nakil olarak sağlığına kavuştu. Hala hastanemize gelip giderler. ‘Keşke biz de oğlumuzun organlarını bağışlasaydık da başkalarına şifa olsaydı’ diyerek pişmanlık yaşıyorlar.”
]]>