GAZİANTEP – Dünyanın en büyük mozaik müzelerinden biri olan Zeugma Mozaik Müzesi, yılın ilk 7 ayında 242 bin ziyaretçi ağırladı.
Geçtiğimiz yıl Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle ziyaretçilerin ve müze personellerinin güvenliği nedeniyle 74 gün kapalı kalan Zeugma Mozaik Müzesi, açıldığı günden itibaren ziyaretçi akınına uğruyor.
Gaziantep’te tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan ve 30 bin metrekarelik alanda kurulu Zeugma Mozaik Müzesi’nde “Çingene Kızı” mozaiği, “Mars heykeli”, Roma dönemine ait çeşmeler, hamamlar ve Fırat Nehri kenarındaki villalarda bulunan mozaikler gibi yüzlerce eser sergileniyor.
“Çingene Kızı” mozaiğinin ABD’den 2018 yılında Türkiye’ye getirilen 12 parçasının da sergilendiği “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”ne sahip müzeyi 2024’te ziyaretçi rekoru kırmayı hedefliyor.
Bölgeye gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin en çok uğradığı mekanlardan biri olan Zeugma Mozaik Müzesi’nde yılın her dönemi ziyaretçiler ağırlanıyor.
Zeugma Antik Kentinden çıkarılan, 2 bin 500 metrekarelik alanı kaplayan mozaiklerin yanı sıra yine Roma dönemine ait heykeller, sütunlar ve çeşmeler de dikkat çekiyor. Müzenin en önemli eserlerinden ve kentin simgesi olan, milattan sonra 2’nci yüzyıl tarihli Çingene Kızı mozaiği, en çok ilgi gören eserler arasında yer alıyor. 2024’ün ilk 7 ayında 242 bin ziyaretçi sayısına ulaşan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi’nde bu yıl ziyaretçi rekoru kırılması bekleniyor. 2024 yılının Ocak ayından bu yana hareketli bir dönem yaşadıklarını söyleyen Gaziantep Müze Müdürü Özgür Çomak, müzenin bu yıl daha fazla ilgi gördüğünü belirtti. Zeugma Mozaik Müzesi’ni geçtiğimiz yıl Kahramanmaraş merkezli depremlerin meydana geldiği tarihe kadar 27 bin kişinin ziyaret ettiğini bildiren Çomak, bu yıl ülke genelinde ve bölgede turizmin canlandığını dile getirdi.
Çomak, 2022 yılındaki 440 bin ziyaretçi rekorunu 2024 yılında tazeleyip geçmeyi ve en az 500 bin ziyaretçiyi beklediklerini belirtti.
Geçen yıllara oranla ziyaretçi sayısının deprem tarihine kadar 3 katı oranında arttığını söyleyen Çomak, “Gaziantep Mozaik Müzesi açıldığı günden bugüne kadar çok yoğun ilgi gören, ülkemizin ve bölgenin en önemli müzelerinden birisidir. 2023 yılında 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli depremler yaşandı, gerçekten çok üzücü bir dönem yaşadık. 2023 yılında 6 Şubat depremlerinden önce biz sezona çok hızlı girmiştik. 2022 yılının Ocak ayında ağırladığımız 11 bin ziyaretçi sayısını 2022 yılının Ocak ayında ise iki katının üstüne çıkardık. Depremden sonra da müzemiz, ziyaretçi ve personel güvenliği açısından 74 gün kapalı kaldı. 2023 yılının Ramazan bayramının arefe gününde resmi açılışımızı yaptık ve o sezonu bu şekilde tamamladık” dedi.
“2022 yılındaki 440 bin ziyaretçi rekorunu kırmak istiyoruz”
2024 yılına çok hızlı girdiklerini belirten Çomak, “Geçtiğimiz Ramazan ve Kurban Bayramında Zeugma Mozaik Müzesi kurulduğu günden bu güne günlük ziyaretçi rekorunu kırdık. Bir günde 6 bin 220 rakamını gördük. Bayram tatili nedeniyle 38 bin ziyaretçiyi ağırladık. Bu da bize şunu gösterdi; 2024 yılında turizm sezonu bu bölgede çok iyi geçecek. Hedefimiz de aslında 2022 yılındaki 440 bin rakamlarını inşallah geçmektir” şeklinde konuştu.
“Müzemiz Gaziantep’e gelen ziyaretçilerimizin ilk uğradığı mekandır”
Gaziantep Mozaik Müzesi’nin yaşayan bir müze olduğunu ifade eden Çomak, “Gaziantep Mozaik Müzesi, bölgenin ve ilimizin en önemli müzelerindendir. Müzemiz Gaziantep’e gelen ziyaretçilerimizin ilk uğradığı mekandır. 2024 yılında Türkiye Kültür Yolu Festivali gibi önemli bir çalışma daha var. Bakanlığımızca çeşitli illerde yapılan, Adana’da başlayan şu an Şanlıurfa’da devam eden, 14-22 Eylül tarihleri arasında Gaziantep’te yapılacak olan Türkiye Kültür Yolu Festivali, gastronomi festivali ile birlikte olacak. İnşallah o dönemde de hem çevre illerden hem de ülkemizden yoğun bir ilgi bekliyoruz” diye konuştu.
]]>Kurtuluş Savaşı’nın lojistik merkezlerinden olan Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde, Karadeniz’den gelen mühimmatın karaya çıkartıldığı denk kayıkları bir asır sonra gün yüzüne çıkartılıyor. 3 yıl boyunca silah ve cephanelerin karaya çıkartılarak kağnılarla Ankara’ya taşındığı İnebolu ilçesinde yaşayan balıkçıların kullandığı denk kayıkları, o dönemki ruhun yaşatılması için yeniden yapılıyor. Zamanla yok olan denk kayığı İnebolu’da da sergilenmek üzere 6 ay süren yapım ile yeniden inşa edildi. Vatandaşlardan büyük ilgi gören denk kayığı için talepler arttı. İnebolu Belediyesi ile Kastamonu Müzesi ve birçok kurum, denk kayığı için talepte bulundu. Kastamonu Müzesinin bahçesinde de sergilenmesi planlanan, beyaz şeritli İstiklal madalyalı İnebolu ilçesinin denk kayığı, kenti ziyaret edecek olan herkes tarafından görülebilecek.
“8 metre boyunda ikinci denk kayığını yapmak üzere çalışmaya başladım”
İnebolu ilçesinde kayık üretimi yapan Mehmet Aksoy, “1919-1924 yılları arasında Kurtuluş Savaşı’nda kullanılan denk kayıkları, İnebolu’da zaman içerisinde işlevini yitirerek yok olmuştu. İnebolu Kaymakamlığı tarafından başlatılan proje kapsamında bir tane denk kayığı yaparak denize indirdik. Bu denk kayığını sosyal medyada ya da haberlerde görenler büyük ilgi gösterdi. Şu anda denk kayığına karşı bir talep oluştu. Bu talebin gündeme gelmesiyle birlikte İnebolu Belediyesi ile Kastamonu Valiliği ve Kastamonu Müzesi tarafından denk kayığı yaptırılmak istendi. Şu anda İnebolu Belediyesine 8 metre boyunda denk kayığı yapılmak üzere çalışmalara başladım. Bu çerçevede İstanbul Beşiktaş’taki müzede de sergilenen denk kayığı zamanla bozulmuş ve görselliğini yitirmiş vaziyette. Beşiktaş’taki müzeden de bizlere bir talep geldi. Bizler de sırasıyla İnebolu’dan başlayarak Kastamonu, İstanbul ile Ankara’ya denk kayıklarını yapıp göndereceğiz” dedi.
“Bundan sonrada talep oldukça yapımını sürdüreceğiz”
İnebolu denk kayığının öneminin Kurtuluş Savaşı’ndan geldiğini söyleyen Aksoy, “Denk kayığının yaygınlaştırılması noktasındaki çalışmalarımız sürüyor. Teknemizi doğal ağaçlardan yapıyoruz. Kestane ağacını kullanıyoruz. Malzemeleri diğer denk kayığında kullandığımız gibi birinci sınıf malzemeden kullanıyoruz. Şu anda bekleyen üç tane denk kayığı siparişimiz bulunuyor. Bir tane daha öncesinden yapmıştık, şu anda Karadeniz’de yüzdürülüyor. Şimdi de hem İnebolu Belediyesine hem Kastamonu Valiliğine hem Kastamonu Müzesine hem de İstanbul’da Beşiktaş’taki müze ile Ankara’ya da denk kayıkları yapacağız inşallah. Bizlerin yapımları devam ederken görüştüğümüz kurumlarda mevcut. Şu anda İnebolu Belediyesi’nin siparişi olan teknelere başladık ve yapımına devam ediyoruz. İnşallah bizlerde denk kayığını yaşatmak ve daha çok insanlara tanıtmak için bizlerde bunun üretimini devam ettireceğiz ve bundan sonrada talep oldukça yapımını sürdüreceğiz” diye konuştu.
“3 ay içerisinde bitirip denk kayığını müzenin bahçesine koymayı düşünüyoruz”
Kastamonu Müzesi’nin de denk kayığı yapımı noktasında taleplerinin olduğunu anlatan Mehmet Aksoy, “İnşallah Kastamonu Valiliğimizin ve Kastamonu Müzesi’nin de olurlarının ardından bir denk kayığı daha yapacağız. Kastamonu Müzesi’nde sergilenecek olan denk kayığı, müzenin bahçesinde sergilenecek yani açık alanda olacak. Herkes bu denk kayığını görebilecek. Özellikle dış cephesini biraz daha sağlamlaştıracağız. Farklı dış malzemelerden kullanacağız. Herkesin görebilmesi için müzenin bahçesinde açık alanda sergilenecek. Kastamonu Müzesini ziyaret eden ya da önünden geçen herkes denk kayığını görebilecek. İnşallah 3 ay içerisinde bitirip denk kayığını müzenin bahçesine koymayı düşünüyoruz” şeklinde konuştu. – KASTAMONU
]]>Yazgı, Efes Antik Kenti’ndeki Efes Deneyim Müzesi’nin ABD’deki Mondo-Dr Awards’ta “En İyi Müze” ödülü alması dolayısıyla düzenlenen programa katıldı.
Kültür Turizm Bakanlığı olarak son 22 yılda müzecilik alanında çok önemli çalışmalar gerçekleştirdiklerini belirten Yazgı, kültür ve sanat hayatına zenginlik katacak çok değerli projelere imza attıklarını aktardı.
Modern müzecilik anlayışıyla 169 müzeyi yenilediklerini, 61 müzeyi ise ilk defa ziyarete açtıklarını ifade eden Yazgı, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda 169 müzeyi tamamen yeniledik ve 61 müzeyi ise ilk defa ziyarete açtık. Bunun sonucunda Türkiye, müzecilik alanında dünyaya örnek gösterilen öncü ülkelerden biri haline geldi. Müze binaları yenilikçi sergi biçimleri ve eğitim çalışmalarıyla müzelerimiz dünyada parmakla gösterilen, ödül üstüne ödül alan kültür kurumları haline geldi. Bugün itibarıyla 213 müze ile 145 ören yerinde kültür mirasımızın önemli parçalarını oluşturan yaklaşık 3,3 milyon eserimizi korumakta ve sergilemekteyiz.”
Müze ve ören yerlerinin son yıllarda ziyaretçi rekorları kırmaya devam ettiğini belirten Yazgı, “2023’te müze ve ören yerlerimiz 30 milyon 488 bin 975 kişi tarafından ziyaret edildi. Bu yılın ilk 6 ayında ise bu rakam, turizm sezonunun başında olmamıza rağmen 14 milyona yaklaşmıştır. Sadece Kurban Bayramı tatilinde müze ve ören yerlerimiz 650 bine yakın ziyaretçi ağırlamıştır.” dedi.
Yazgı, antik kentlerde Gece Müzeciliği uygulaması hayata geçirdiklerini anımsatarak, “2023 yılında yaklaşık 2,2 milyon ziyaretçi alan Efes Örenyeri 2024 yılının ilk 6 ayında 1 milyon 150 bin civarında ziyaretçiyi ağırlamıştır.” diye konuştu.
Yazgı, ülkede müzeciliğin geliştirilmesi noktasındaki önemli paydaşlardan birinin de özel müzeler olduğunu, bu müzelerin kültürel zenginliğin tanıtılmasında önemli bir rol oynadığını söyledi.
Efes Deneyim Müzesi “En İyi Müze”
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen kurumlarından sanatçı ve uzmanlardan oluşan geniş bir ekip tarafından tasarlanan Efes Deneyim Müzesi’nin teknolojik imkanları en üst düzeyde kullanarak, Efes’in altın çağındaki gündelik hayatı, ticareti, sanatı ve mimariyi birebir deneyimleme olanağı sunduğunu kaydetti.
Efes Deneyim Müzesi’nin, Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Mondo Awards’ta en iyi müze ödülünü kazanmasının gurur kaynağı olduğunu ifade eden Yazgı, “Efes Deneyim Müzesi’nin, teknoloji, tasarım ve sergi alanında dünyanın en saygın ödüllerinden biri olan Mondo Awards’ta müze kategorisinde birincilik ödülünü almasının sevincini burada sizlerle paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.” diye konuştu.
Dem Müzecilik Yürütme Kurulu Başkanı Eda Bildiricoğlu ise Efes Deneyim Müzesi’nin dünyanın en iyi müzesi seçilmesinin kendileri için büyük bir gurur olduğunu söyledi.
Deneyim müzeciliği kavramını ilk kez ortaya koyduklarını belirten Bildiricoğlu, “İlk kez tarihi hikaye anlatıcılığı ve duygular ile birleştirerek deneyim müzeciliği kavramını ortaya koyduk. Efes Deneyim Müzesi’nin hedeflediğimiz gibi ülkemizin yurt dışındaki tanıtımına katkı sağlaması da bizler için büyük bir mutluluk kaynağı.” diye konuştu.
Yazgı ve beraberindekiler Efes Deneyim Müzesi’ni gezdi, yetkililerden bilgi aldı.
Törene AK Parti İzmir milletvekilleri Ceyda Bölünmez Çankırı, Şebnem Bursalı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Tan Sağtürk, İzmir Kültür ve Turizm Müdürü Fahrettin Kerem Çevik, Efes Müzesi Müdürü Cengiz Topal ve davetliler katıldı.
]]>Gençlik ve Spor Bakanlığı Ceren Damar Şenel Gençlik Merkezi’nde yaz okuluna katılan öğrencileri ziyaret eden Efendioğlu, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Efendioğlu, yaz okullarının Türkiye genelinde 498 gençlik merkezinde uygulandığını belirterek, şöyle konuştu:
“Velilerimiz çocuklarını yaz döneminde sabah saat 09.00’dan akşam saat 18.00’e kadar buradaki eğitimlere gönül rahatlığıyla bırakabilir. Bakanlığımıza bağlı gençlik liderlerimiz, gençlerimize dolu dolu bir program dizayn ettiler. İki farklı yaş grubunda yaz okullarımız devam edecek, birincisi ortaokul 11-14 yaş grubu, ikincisi lise 15-18 yaş grubu şeklinde. Bu yaş gruplarındaki gençlerimiz, gençlik merkezlerine kaydolmaları halinde sabahları spor hareketleriyle güne başlayıp, gezi faaliyetleri, gönüllülük faaliyetleri, aileleriyle birlikte katılacakları baba, oğul, anne kız takımlarının katılacağı yarışma programları, atölyeler, hobi faaliyetleri, eğlence aktiviteleri gibi birçok farklı aktiviteye katılacaklar. Velilerimizi çocuklarımızla beraber kayıt olmaya bekliyoruz.”
“Huzurevi ziyareti, çevre temizliği, fidan dikme gibi etkinlikler olacak”
Gençlik merkezlerinde bugün itibarıyla birinci dönemin başladığını aktaran Efendioğlu, “Bu dönem için 16 bin kayıtlı gencimiz var. Diğer dönemler için de kayıtlarımız devam ediyor. Yaz okullarında gün gün değişen programlarımız var, robotik kodlama atölyesinden, maket uçak yapımına, el sanatlarından boyamaya kadar, farklı yaş grubuna da uygun aktiviteler dizayn edildi. Bir günümüzü gezi aktivitelerine ayırıyoruz, bir günümüzü gönüllülük faaliyetlerine ayırdık. Bu kapsamda huzurevi ziyareti yapacaklar, çevre temizliği etkinliği, fidan dikme gibi etkinlikler olacak.” diye konuştu.
Türkiye’nin bütün illerinde bulunan 498 gençlik merkezlerine bakanlığın internet sitesinden ulaşabileceğini dile getiren Efendioğlu, hizmetlerin tamamen ücretsiz olduğunu söyledi.
Gençler, yurtlarda ücretsiz konaklayarak şehirleri ve müzeleri gezebilecek
Gençlerin ülkenin tamamını gezmelerine olanak sağlayan “Seyahatsever” uygulaması hakkında da Efendioğlu, şunları dile getirdi:
“Seyahatsever, yaz döneminde gençlerimizin heyecanla beklediği bir proje haline geldi. Yaz döneminde 81 ilde gençlerimiz için GSB’ye bağlı yurtlarımızı seyahatsever gençlerimize açıyoruz, gençlerimizin 5 geceye kadar ücretsiz konaklamasına imkan sağlıyoruz. Bakanlığımızın 444 0 472 çağrı merkezi üzerinden 18-29 yaş aralığındaki gençlerimiz konaklama imkanı için arayıp rezervasyon yaptırabiliyorlar, 5 gece bir şehirde, 5 gece diğer şehirde yaz boyunca seyahat edebiliyorlar.”
“Seyahatsever projesinin tamamlayıcısı olan Müzekart uygulaması için de Efendioğlu, “Müzekart projemiz de birkaç senedir Kültür ve Turizm Bakanlığı ortaklığında 18-25 yaş arasındaki gençlerimizin yaz döneminde 300’den fazla müze ve ören yerini ücretsiz bir şekilde seyahat edebilmelerini sağlıyor. Dijital Müzekart hediye ediyoruz, bundan da bugün itibarıyla gençlerimiz internetten kayıt yaparak faydalanabilirler. Bu projelerimiz için hiçbir koşul ve şart yok, tek şart genç olmak. Dolayısıyla gençlerimizin yaz dönemini dolu dolu, hareketli, eğlenceli ve kendi kişisel gelişimlerini sağlayıcı bir şekilde geçirmelerini arzu ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>SAKARYA – 9 Mart 1913 tarihinde Adapazarı İslam Ticaret Bankası adıyla kurulan ve daha sonra adı Türk Ticaret Bankası olarak değiştirilen kurumun yapısı, 111 yıl aradan sonra Adapazarı Ticaret Müze’si olarak kapılarını açtı.
Adapazarı’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yılı çeşitli etkinliklerle kutlandı. Etkinlikler, Ağa Camii’nden Orhan Camii’ne 21 Haziran anısına kortej yürüyüşü gerçekleştirildi. Mehteran ekibinin eşlik ettiği yürüyüşte vatandaşlara karanfil hediye edildi. Kurtuluş Korteji ve Mehteran Gösterisinin ardından 13.45’de Tarihi Orhan Camii’nde sela, bayrak asımı ve ikramlar yapıldı. Ayrıca 9 Mart 1913 tarihinde Adapazarı İslam Ticaret Bankası adıyla kurulan ve daha sonra adı Türk Ticaret Bankası olarak değiştirilen kurumun yapısı, 111 yıl aradan sonra Adapazarı Belediyesi’nin katkılarıyla Adapazarı Ticaret Müze’si olarak törenle açıldı. Törende konuşan Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, Adapazarı’nın düşman işgalinden kurtuluşuna değinerek zafer gününde Adapazarı Ticaret Müze’sinin de açılmasının büyük bir guru kaynağı olduğunu vurguladı.
“Her bir eşya Adapazarı’nın ticaret ruhunu bizlere gösterecektir”
Törende konuşan Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu, “Adapazarı tarih boyunca ticaretin ve kültürel zenginliklerin buluştuğu bir şehir olmuştur. Bugün bu zengin mirasın en değerli sembollerinden biri olan Adapazarı İslam Ticaret Bankası’nın restore edilen tarihi binasında buluşuyoruz. Bu bina sadece bir yapı değil, geçmişin hatıraları, ticaretin izleri ve yarınlara ışık tutan bir hazine niteliğindedir. Adapazarı İslam Ticaret Bankası 1913 yılında ekonomik esarete karşı bir direnişle büyük bir gayret ve büyük bir özveriyle kurulmuştur. Kurucuları arasında yer alan değerli isimleri minnetle yad ediyoruz. Türkiye’nin ilk özel bankası olan Adapazarı İslam Ticaret Bankası’nın tarihi binası şimdi Adapazarı Ticaret Müzesi olarak yeni bir kimlik kazanıyor. Bu müze sadece bir sergi alanı değil aynı zamanda geçmişin değerlerini geleceğe taşıyan, genç nesillere ilham veren ve ticaretin ruhunu yaşatan bir merkez olacaktır. Ayrıca Türk Ticaret Bankası’nın da katkılarıyla bu müze, ekonomik tarihimizin ve ticaret kültürümüzün en değerli örneklerini barındırarak ziyaretçilerine eşsiz bir deneyim sunacaktır. Bu tarihi bina Adapazarı’nın zengin ticaret geçmişini ve kültürel mirasını daha da geniş bir perspektifle yansıtacaktır. Burada sergilenecek olan her bir eser Adapazarı’nın ticaret tarihine tanıklık eden şehrimizin ekonomik ve kültürel gelişimine katkı sağlayan kıymetli hatıralardır. Her bir eşya Adapazarı’nın ticaret ruhunu bizlere gösterecektir” dedi.
“1913 yılında burada atılmış olan adım ekonomik bağımsızlığımıza giden ilk adımdır”
Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz, “Müze aslında bizim 1 asır önce siyasi bağımsızlığımızın kazanmanın yanında ekonomik bağımsızlığımızın da kazanma yolundaki atılan ilk adımlardan birisidir. Bu açıdan oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Zira bildiğiniz gibi ülkemiz hem işgal edilmişti 1918’den sonra hem de ekonomik olarak zaten birçok yapılmış olan uluslararası anlaşmalarla ekonomik birçok imkanlar yabancıların elindeydi. Artı ülkemizde yaşayan azınlıklar da bu diğer vatandaşlarımıza göre, Müslüman tebaaya göre çok daha farklı imkanlara sahiptiler. İşte bu süreçte 1913 yılında burada atılmış olan adım ekonomik bağımsızlığımıza giden ilk adımdır” diye konuştu.
]]>SANAYİ ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Zekeriya Çoştu, ” Türkiye, açıkçası teknoloji gelişiminde biraz geride kalmış bir ülke. Ancak son 20 yılda özellikle attığımız kuvvetli adımlarla beraber teknoloji ekosistemimiz ayrıca inovasyon ekosistemimiz önemli bir gelişim kaydetti, önemli kapasiteye ulaşmış durumda ve bunun da neticelerini, çıktılarını hep beraber gururla görüyoruz” dedi.
Bakan Yardımcısı Çoştu, Trakya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’ne kurulan İzzet Erbay Teknoloji Müzesi açılışına katıldı. Açılışta Çoştu’nun yanı sıra İzzet Erbay’ın kızı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Müzecilik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fethiye Erbay, İzzet Erbay’ın oğlu, Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü Başkanı Doç. Dr. Mutlu Erbay ile çok sayıda akademisyen ve öğrenci yer aldı. Açılışta konuşan Zekeriya Çoştu, “Burada teknolojinin nereden gelip, nereye gittiğini görüyor olacağız. Belki onlarca yıl önceden gelen teknolojileri deneyimleyip, görüyor olacağız ve son teknolojileri de görüyor olacağız. Bundan belki 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl öncesinde geliştirilen teknolojilerde, bizim ortaya koyduğumuz ürünlerin sayısını biraz az göreceğiz veya hiç görmeyeceğiz. Ama özellikle son yıllarda geliştirilen teknolojilerde Türk mühendislerinin ürünlerini de müşahede ediyor olacağız. Türkiye, açıkçası teknoloji gelişiminde biraz geride kalmış bir ülke. Ancak son 20 yılda özellikle attığımız kuvvetli adımlarla beraber teknoloji ekosistemimiz ayrıca inovasyon ekosistemimiz önemli bir gelişim kaydetti, önemli kapasiteye ulaşmış durumda ve bunun da neticelerini, çıktılarını hep beraber gururla görüyoruz” dedi.
‘GENÇ MÜHENDİS ARKADAŞLARIMIZA İLHAM KAYNAĞI OLMASINI TEMENNİ EDİYORUM’
Çoştu, “İşte yerli, milli otomobilimiz TOGG projesi böyle bir kapasitenin, böyle bir yetkinliğin ürünü. İşte KAAN, Gökbey, Hürjet gibi hava platformlarımız, uçaklarımız, helikopterlerimiz böyle bir yetkinliğin ürünü. Bayraktar İHA’lar böyle bir yetkinliğe bürünüyor. En son yılbaşında gerçekleştirdiğimiz insanlı uzay misyonu esasında böyle bir yetkinliğin, böyle bir gelişimin ürünü. Dolayısıyla bundan sonra inşallah bu teknoloji ürünlerinin çıktılarını, etkilerini hep beraber daha fazla görüyor olacağız. Burada Milli Teknoloji Hamlesi’nin ürünlerini konumlandırdık, yer verdik ama inşallah bundan sonra daha fazlasını da geliştirerek, üreterek burada yer vermeye devam ediyor olacağız. Bu anlamda kazandığımız bu yetkinliğin ve belki çok daha önemlisi; bunu gerçekleştirebileceğimize inancımızın, öz güvenimizin, motivasyonumuzun bir göstergesi olarak bu müzenin hayata geçtiğini düşünüyorum. İnşallah buralarda yetişecek genç mühendis arkadaşlarımıza ilham kaynağı olmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
‘BÖYLE BİR MÜZE BİR İLK, ÖNCÜ OLACAK’
Prof. Dr. Fethiye Erbay da “Bu müzenin oluşumunda pek çok kişinin değerli katkıları var, bağışları var. 1990’larda TRT’nin kurucusu olan babam böyle bir müzeyi kurmak için TRT’ye müracaat etmişti ama 66 yaşında vefat edince bunu gerçekleştiremedi. Sayın Rektörümüzün ve valinin öncülüğünde böyle bir müzeyi Trakya Üniversitesi’ne kazandırıyoruz. Teknolojinin gelişmesi ve yeni nesle de bunu aktarabilmemiz için bunları görmek ve üzerinde araştırma yapmak gerekiyor ki bu bizim öyle olacak ve Trakya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığı bünyesinde mühendislik fakültesi öğrencilerine uygulama atölyesi olarak açılacak. İnovasyondan bahsettiğimiz bir dönemde çok önemli olacağını düşünüyorum. Ayrıca da böyle bir müze, üniversite müzeleri arasında bir ilk, öncü olacak” dedi.
ERBAY’IN EŞYALARINDAN OLUŞAN ‘TEKNOLOJİNİN İZİNDE’ SERGİSİ
Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu da müzenin üniversite bünyesinde açılan 8’inci müze olduğunu belirtip, duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Konuşmaların ardından Bakan Yardımcısı Zekeriya Çoştu, açılışı yapılan müzeyi gezdi. TRT’de 42 yıl çalıştıktan sonra emekli olan merhum İzzet Erbay’ın ailesi tarafından bağışlanan eşyalardan oluşan ‘Teknolojinin İzinde’ isimli serginin de içerisinde bulunduğu müzede, gündelik yaşam, sağlık, uzay ve eğitim alanlarında kullanılan teknolojik eşyalar yer alıyor.
]]>BBC’nin edindiği bilgiye göreABD kolluk kuvvetleri, Washington’daki bir koleksiyoncuya satılan 268 parçanın iadesi için de başvuruyu ele alıyor.
Müze yönetimi bu parçaların kendi envanterlerinde olduğu iddia ediyor.
Dünyanın ve İngiltere’nin en büyük müzelerinden biri olan British Museum, geçen yıl koleksiyonundaki bazı antik mücevher, takı ve diğer eserlerin kaybolduğunu, çalındığını ya da hasar gördüğünü duyurmuştu.
New Orleans’ta yaşayan bir alıcı BBC’ye yaptığı açıklamada bir FBI ajanının kendisine e-posta göndererek eBay’den satın aldığı iki parça hakkında bilgi istediğini söyledi.
Bu parçaların artık kendisinde olmadığını belirten alıcı, yetkililerin de henüz nerede olduklarını tespit edemediğini düşünüyor.
British Museum, çalındığı ya da kaybolduğu tahmin edilen 1.500 eserden şu ana kadar 626’sının geri getirildiğini açıkladı. 100 eserin ise bulunduğu ancak henüz müzeye ulaşmadığı kaydedildi.
Çalındığı düşünülen eserlerin büyük çoğunluğu henüz kayıt altına alınmamıştı. Müze bu yüzden eserlerin koleksiyonundan geldiğini kanıtlamanın yollarını arıyor.
Kıdemli bir küratör olan Peter Higgs, British Museum tarafından bazı eserleri çalmak, eritmek, satmak ve onlara zarar vermekle suçlanıyor.
Davayı gören mahkemeye sunulan belgelere göre müze, Higgs’in en az 10 yıl boyunca müzenin depolarından, çoğunlukla kaydı henüz yapılmamış eserler çaldığını ve sattığını iddia ediyor.
Müze, Higgs’in yaklaşık 100 bin sterlin (127 bin dolar) değerinde eser çaldığını ve bu eserleri Amerikalı ikinci el satış ve açık artırma platformu eBay’deki en az 45 alıcıya sattığını öne sürüyor.
Higgs ise bu iddiaları reddediyor.
eBay’deki üç alıcı, “sultan1966” adlı satıcının kendisini “Paul Higgins” veya “Paul” olarak tanıttığını söylüyor.
Mahkeme belgelerinde British Museum, Higgs’in “sultan1966” hesabının kendisine ait olduğunu kabul ettiğini belirtiyor.
New Orleans’lı alıcı Tonio Birbiglia BBC’ye yaptığı açıklamada “sultan1966″dan iki ürün satın aldığını söyledi.
FBI’ın soruşturması kapsamında gösterdiği eBay kayıtlarını Birbiglia’nın makbuzlarıyla karşılaştırarak bu bilgiyi teyit ettik.
British Museum bu eserleri henüz incelemediği için kendi koleksiyonuna ait olup olmadıklarını bilmiyor.
Eserlerden biri Birbiglia’nın Mayıs 2016’da 42 sterline (53 dolar) satın aldığı, Roma aşk tanrısı Cupid’i yunusa binerken tasvir eden bir mücevher.
Diğeri ise 170 sterline (217 dolar) satın aldığı, bokböceği işlemeli turuncu bir mücevher.
FBI’ın kendisiyle iletişime geçtiği dönemde bir antika dükkanında çalışan Birbiglia, şaşkınlığa uğradığını, mücevherleri muhtemelen satmak için aldığını ve “olayların hiçbirini hatırlamadığını” söyledi.
Konuyla ilgili daha fazla bilgi istediğini söyleyen Birbiglia, FBI ve British Museum’ın kendisiyle tekrar iletişime geçmediğini belirtti.
BBC’nin edindiği bilgiye göre FBI, aynı satıcı tarafından satılan ve Washington DC’de bulunan 268 eseri daha inceliyor.
Alıcıya yakın bir kaynak BBC’ye yaptığı açıklamada, sultan1966’dan eBay üzerinden ürün satın aldığını, daha sonra aynı satıcıyla e-posta yoluyla doğrudan iletişim kurduğunu ve ürünler için 7 bin sterline (9 bin dolar) kadar ödeme yaptığını aktardı.
Kaynağa göre satıcı işlemler sırasında “Paul Higgins” adını kullandı.
Avrupa ülkelerine ve Hong Kong’a da satış yapıldı
Aynı kişinin ABD dışına da satış yaptığına inanılıyor.
British Museum’ı hırsızlıklar konusunda ilk kez uyaran kişi olan Danimarkalı antika tüccarı Dr. Ittai Gradel, Hamburg, Köln, Paris ve Hong Kong da dahil olmak üzere çeşitli şehirlerdeki alıcılara satılan eserlerin izini sürdü.
Kendisinin iyi niyetle satın aldığı ve daha sonra başka bir özel koleksiyoncuya sattığı mücevherlerden bazıları Almanya’nın Idar-Oberstein kentindeki Deutsches Edelsteinmuseum’da sergilendi. Bu mücevherler bir sergi için müzeye ödünç verilmişti.
Mücevherlerden birinin 2. yüzyılda, obsidyen adlı volkanik camdan yapılmış nadir bir Herkül başı olduğu düşünülüyor.
Dr. Ittai Gradel, 2017 yılında Higgs olduğu düşünülen kişiyle yaptığı özel bir anlaşmada eser için 300 sterlin (382 dolar) ödediğini söylüyor. Satıcı Paul Higgins takma adını kullanıyordu.
BBC tarafından görülen e-postalarda Higgins adlı kişi, eserin büyükannesinden kardeşine miras kaldığını söylüyor.
British Museum, her iki mücevherin de kendi koleksiyonuna ait olduğuna inanıyor. Mücevherlerin olayların ardından İngiltere’ye götürüldüğü ve müze personeline teslim edildiği aktarılıyor.
]]>Kentin simgeleri Güvercinada Kalesi’nde Deniz Ticaret Tarihi Müzesi, Kervansaray’da ise Sikke ve Arkeoloji Müzesi kurmak için gerekli kararları alarak Türkiye’nin önemli koleksiyoncularıyla iş birliği protokolleri imzalayan Kuşadası Belediyesi, Yıldırım Caddesi’ne ise Fosil ve Mineral Müzesi’nin ardından bir de etnografya müzesi kazandırmak için çalışmalarını sürdürüyor.
Milimetrik eserler hayranlık uyandırıyor
Dünyanın sayılı mikro minyatür sanatçılarından olan Necati Korkmaz’ın mikroskop ve büyüteçler aracılığıyla görülebilen milimetrik boyutlardaki eserlerinin sergilendiği Kuşadası Belediyesi Necati Korkmaz Mikro Minyatür Sanat Merkezi ve Sergi Alanı, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.
Belediye tarafından Tarihi Kale Kapısı’nın üstünde kente kazandırılan merkez, kruvaziyer gemileriyle gelen turistler başta olmak üzere vatandaşların büyük ilgisi ile karşılaşıyor. 2019’da Tarihi Kentler Birliği (TKB) tarafından düzenlenen Müze Özendirme Yarışması’nda “Sanat ve Edebiyat Müzeleri” kategorisinde ödüle layık görülen Necati Korkmaz Mikro Minyatür Sanat Merkezi ve Sergi Alanı, ev sahipliği yaptığı eserler ile dikkat çekmeyi sürdürüyor. Sergilenen eserler arasında dünyanın en küçük Kur’an-ı Kerim’i, toplu iğne başına yapılmış dünyanın en küçük satranç takımı, saç telinin üzerine yapılmış yürüyen cambaz, içerisinde Türk klasik hat sanatının örneklerinin bulunduğu dünyanın en küçük hat katalogu gibi birbirinden ilginç 42 eser bulunuyor.
Fosil ve mineral müzesi ile geçmişe yolculuk
Kentin tarihi bölgelerinden olan Yıldırım Caddesi’nde bulunan iki katlı tescilli binanın Kuşadası Belediyesi ve Güney Ege Kalkınma Ajansı (GEKA) iş birliğinde restore edilmesiyle açılan Mineral ve Fosil Müzesi, zengin bir doğa tarihi koleksiyonu barındırıyor. Müzede tarih öncesi dönemden kalma mamut dişi fosili, kömürleşmiş denizlalesi fosili, taşlaşmış kalamar fosili gibi ilginç örneklerin yanı sıra yakut, elmas, altın, ametist ve kuvars gibi kıymetli ve yarı kıymetli mineraller de sergileniyor.
TKB tarafından düzenlenen Müze Özendirme Yarışması’nda, Doğa Tarihi Müzeleri kategorisinde ödüle layık görülen Mineral ve Fosil Müzesi, Türkiye’nin ve dünyanın farklı bölgelerine ve zaman dilimlerine ait birbirinden ilginç fosil ve mineral örnekleriyle ziyaretçilerini geçmişte yolculuğa çağırıyor.
Porselen Bebek Müzesi, büyük ilgi görüyor
‘Müzeler Kenti’ projesi kapsamında geçen yıl Tarihi Kervansaray’da Belediyenin kurduğu Porselen Bebek Müzesi’nde, koleksiyoncular Meral ve Öğül Orhan tarafından 40 yılda toplanan ve 290 parçadan oluşan Alman ve Fransız üretimi porselen bebekler sergileniyor. Daha çok 1800 ile 1900 yılları arasında üretilen ve farklı boyutlarda olan porselen bebekler özellikle camdan olan renkli gözleri, saçları ve o dönemin modasına uygun kıyafetleriyle ziyaretçilerin beğenisini kazanıyor.
Rosemary Anı Evi ve Türk Kahvesi Evi
Marina mevkiinde ziyarete açılan Rosemary Anı Evi’nde, Kuşadası’nda 1965-1978 yıllarındada yaşayan ve kentin doğal güzelliklerini koruyarak tüm dünyaya tanıtmak için uzun yıllar emek veren Rosemary Baldwin’in günlük hayatında kullandığı eşyalar sergileniyor. Aynı alanda bulunan Haluk Perk Kahve Evi ise ziyaretçilerini, yaklaşık 600 yıllık bir geçmişe sahip olan Türk kahvesinin tarihinde yolculuğa çıkarıyor. Haluk Perk Kahve Evi’nde Türk kahvesinin hazırlanmasında ve ikram edilmesinde kullanılan geleneksel eşyalar yer alıyor.
Türkiye’nin ilk Deniz Ticaret Tarihi Müzesi
UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Güvercinada Kalesi, Türkiye’nin ilk deniz ticaret tarihi müzesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Başkan Ömer Günel ile koleksiyoner Haluk Perk arasında imzalanan protokolle denizcilikle ilgili çeşitli objeler, deniz ticaretinin tarihsel gelişiminde kullanılan ticari eşyalar, balıkçılık aletleri ile sikke, mühür ve biletlerden oluşan bir tarihi eser topluluğu, Deniz Ticaret Tarihi Müzesi’nde ziyaretçilerin ilgi ve beğenisine sunulacak.
4 asırlık kervansaray tarihe ışık tutacak
İlçenin bir diğer önemli simgesi, kent merkezindeki 400 yüzyıllık Kervansaray ise Porselen Bebek Müzesi’nin ardından, hazırlıkları süren Sikke ve Arkeoloji Müzesi’nin de adresi olacak. Sikke ve Arkeoloji Müzesi için Başkan Ömer Günel ile koleksiyoncu Zeki Karaoğlu arasında iş birliği protokolü imzalandı. Protokol ile Zeki Karaoğlu’nun kişisel koleksiyonunda yer alan çeşitli arkeolojik eserler ve sikkelerden oluşan zengin bir tarihi eser topluluğu, Sikke ve Arkeoloji Müzesi’nde sergilenecek.
]]>Olympos Antik Kenti’ni bin 439 kişi ziyaret ederken, onu bin 356 kişi ile Aspendos takip etti
Müzekart, aynı müzede yılda iki kez kullanılabilecek
ANTALYA – Dünya kültür mirasının korunması ve müzeciliğin tanıtılması amacıyla Uluslararası Müzeler Konseyi tarafından tüm dünyada 18 Mayıs tarihinde kutlanan “Müzeler Günü”nde, Antalya’da ki müze ve ören yerlerini ve Burdur’da ki Sagalossos Antik Kenti’ni toplam 11 bin 15 kişi ziyaret etti. Olympos Antik Kenti günlük bin 439 kişi ziyaretçi sayısıyla en çok ziyaret edilen müze oldu.
Her yıl dünya genelinde çeşitli etkinliklerle müzeciliğin önemi anlatılan Uluslararası Müzeler Günü, Türkiye’de 1982 yılından itibaren kutlanıyor. Her yıl farklı bir ana temaya odaklanılan Müzeler Günü’nün 2024 yılı teması, “Müzelerde Eğitim ve Araştırma” olarak belirlendi. Tema, “Halkların yaşayan hafızası” olarak müzelerin önemine dikkat çekmeyi ve farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Türkiye’de bir hafta süreyle kutlanan Müzeler Günü, Antalya’da 16 Mayıs tarihinde Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin Antalya Müzesi’nde verdiği konserle başladı.
Müzeler Günü’nde Antalya’da yaşayan vatandaşlar, yerli ve yabancı turistler müze ve ören yerlerini, aileleriyle birlikte ziyaret etti. Antalya Arkeoloji Müzesi’nde ise İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Necmi Karul, Antalya Müzesi’nde “Taş Tepeler Büyük Dönüşümün Coğrafyası” başlıklı “Yeni Bir Toplum Düzeninin İnşasında Göbeklitepe ve Karahantepe’nin Yeri” sunumunu gerçekleştirdi. “Avrupa Konseyi Özel Ödülü”ne layık görülen Antalya Arkeoloji Müzesi’ne gelen ziyaretçiler, Konyaaltı Sahili manzaralı müze bahçesinin tadını çıkarmayı da ihmal etmedi. Tavus kuşlarının bulunduğu bahçede lahitler arasında oturan vatandaşlar, doğal ortamın tadını çıkardı.
En çok Olympos Antik Kenti’ne
Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden alınan verilere göre; müzeler gününde, Patara Antik Kenti’ni 764 kişi, Myra Antik Kenti’nin 613 kişi, Aziz (St.) Nikolaos Anıt Müzesi’nin 697 kişi, Olympos Antik Kenti’ni bin 439 kişi, Phaselis Antik Kenti’ni bin 307 kişi, Antalya Müzesi’ni bin 82 kişi, Perge Antik Kenti’ni 691 kişi, Aspendos Örenyeri’ni bin 356 kişi, Side Antik Kenti’ni bin 138 kişi, Alanya Kalesi’ni 844 kişi, Karain Mağarası’nı 130 kişi ve Burdur’da bulunan Sagalassos Antik Kenti’ni 954 kişi ziyaret etti. Toplam 11 bin 15 kişinin ziyaret ettiği müze ve ören yerlerine çocukların ilgisi yoğun oldu. Ailelerin anlatımı eşliğinde müze ve örenyerlerindeki eserleri inceleyen çocuklar, tarihle buluşmanın mutluluğunu yaşadı.
Müzekart konusu akıllarda soru oluşturdu
Ayrıca müze ve örenyerlerine gelen vatandaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından geçtiğimiz Mart ayında oluşturulan Müze ve Örenyerlerine Girişlerde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönerge ile indirimli müzekartlarla aynı müzeye bir yılda sadece iki kez girebileceklerini öğrenince şaşkınlık yaşadı. Bilet gişesine müzekartın gösterilmesinin ardından ekranda yazan “Geçiş hakkınızdan ilkini kullanıyorsunuz, geriye bu müze için 1 giriş hakkınız kalmıştır” uyarısı, kafaları karıştırdı.
Müzelere dikkat çekmeye yönelik yapılan etkinlikler, 28 Mayıs’ta Antalya Müzesi Anfi Tiyatrosu’nda saat 20.00’de düzenlenecek konser ile sona erecek.
]]>Türkiye’nin de üyesi olduğu Uluslararası Müzeler Konseyi’nin (ICOM) ilan ettiği, tüm dünyada ve ülkede 1982’den bu yana 18 Mayıs Müzeler Günü ve devam eden haftada kutlanan Uluslararası Müzeler Haftası’nın 2024 teması “Eğitim ve Araştırmalar İçin Müzeler” olarak belirlenmişti.
Eğitim ve araştırma faaliyetlerine sıkça yer veren Bodrum Deniz Müzesi, bu temaya uygun bir Müzeler Günü programı oluşturdu. Müzeler Günü’ne dahil olan söyleşi, atölye ve rehberli turlara katılım ücretsiz olup, 18 Mayıs Müzeler Günü’nde Bodrum Deniz Müzesi 09.00-19.00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edilebilecek.
Program saat 13.00’te müzebilimci ve küratör Canan Cürgen Gültaş’ın moderatörlüğünde “Deniz Ülkesi: Müzenin Sürekliliğinde Sanatın İzi” konferansıyla başlayacak. Gültaş, “Deniz Ülkesi” sergisinin Bodrum Deniz Müzesi koleksiyonuyla nasıl ilişkilendiğini, müzenin mekan ve belleğinde sanatın izinin etkilerini anlatacak.
“Deniz Ülkesi Sergi Turu” da saat 14.00’te sanatçılar Banu Birecikligil, Ebru Nakamura, Elvan Erdin, Canan Cürgen Gültaş, Gülşah Bayraktar, Samantha Louise Emery, Züleyha Altıntaş’ın katılımıyla gerçekleşecek. Sergi turu kapsamında sanatçılar, tura katılacak ziyaretçilerin eserler hakkındaki sorularını yanıtlayacak.
Program, Volkan Acar’ın eğitmenliğinde saat 16.00’da “Koleksiyonculuk” atölyesi ile devam edecek. 13 yaş altı katılımcının kabul edilmeyeceği atölyede; “Koleksiyon nedir, koleksiyonculuk nedir, koleksiyon sahibi olmak için neler yapmamız gerekir? Ne tür nesnelerin koleksiyonları yapabiliriz” gibi sorular sorulacak. Atölyede “Hasan Güleşçi Deniz Kabukları Koleksiyonu”, Volkan Acar eşliğinde tanınacak, müze tarafından verilen kabuklar ile deniz kabuğu koleksiyonu oluşturulacak. Eğitim, 20 kişiyle sınırlı olacak.
Rehberli geziler ve atölyelere katılım için rezervasyon yaptırılması gerekecek. Rezervasyon ve detaylı bilgi için 444 00 48 (dahili 4225) numaradan, Bodrum Belediyesi sosyal medya hesaplarından ve bodrumdenizmuzesi@bodrum.bel.tr adresinden yetkiliere ulaşılabilecek.
BODRUM DENİZ MÜZESİ HAKKINDA
Bodrum Belediyesi’ne bağlı özel müze olarak faaliyet gösteren Bodrum Deniz Müzesi, Bodrum Ticaret Odası ve Bodrum Belediyesi’nin önemli katkılarıyla 15 Ekim 2011 tarihinde ziyarete açılmış; Cevat Şakir Kabaağaçlı Özel Koleksiyonu, Geleneksel Tekne Modelleri Koleksiyonu ve 6.000’e yakın kabuğun yer aldığı Hasan Güleşçi Deniz Kabukları Koleksiyonları ile Bodrum denizcilik tarihinin geçmişten günümüze intikal eden belgeleri, objeleri ve değerleri üzerinde deniz tarihimizi aydınlatacak bilimsel araştırmaları yaparak deniz ve denizcilik kültürüne sahip çıkmak amacıyla çalışmalarına devam etmektedir.
Müze, Bodrum ile özdeşleşmiş entelektüel yaşam ustası Halikarnas Balıkçısı’nın albümünden seçilmiş özel fotoğraflarıyla yaşamından kareler, tarihi belgeler, kendi kaleminden yazdığı yazıları, çizdiği resimleri ve kişisel eşyaları ile kızı İsmet Kabaağaçlı ve Halikarnas Balıkçısı’nın manevi oğlunun Prof. Dr. Şadan Gökovalı’nın bağışları ile zengin bir arşive sahip. Bodrumlu sanatkar ve usta Ali Kemal Denizaslanı tarafından yapılan 48 adet geleneksel tekne modelleri müzede süngercilik, balıkçılık ve nakliyecilik koleksiyonları olarak sergilenmekte. Portal üzerinden arşivini ve koleksiyonlarını araştırmacılara ve meraklılara sunmak için faaliyetlerine ve çalışmalarına devam etmekte olup eğitim programları, çocuk atölyeleri, etkinlikler, programlar, birçok proje sahipliği ve proje ortaklığını yürütmektedir. Aynı zamanda müze kurumsal bünyesinde kurulan Bodrum Deniz Müzesi Yayınları ile, bölgenin denizcilik kültürü ve tarihi ile ilgili yayınlarını okuyucuyla buluşturmaya devam etmektedir.
]]>Geçtiğimiz günlerde yaptığım Kore seyahati, beni sadece görsel bir şölenle değil, aynı zamanda zengin bir kültürel deneyimle de büyüledi. Özellikle pirinç, deniz ürünleri ve çay gibi üç temel gıda maddesi, Korelilerin yaşam tarzlarına olan derin bağlılıklarını yansıtıyordu. Ancak beni en çok etkileyen, çayın Kore kültüründe oynadığı eşsiz roldü.
Kore’de çay, sıradan bir içecek olmanın çok ötesine geçiyor; o, dostluğun, rahatlamanın ve sohbetin kaynağı, her anın tamamlayıcısı. Geleneksel çay seremonileri adeta bir meditasyon pratiğine dönüşüyor. Özenle seçilen çay yaprakları, incelikle demleniyor ve büyük bir saygıyla sunuluyor. Bu ritüel, doğayla uyum içinde olmanın ve yaşamın basit zevklerini takdir etmenin önemini vurguluyor.
Ülke genelinde bulunan sayısız çay evleri Korelilerin sağlıklı yaşam felsefesinin de bir parçası haline gelmiş durumda. Nesilden nesile aktarılan bu değerli gelenek, Kore kültürünün ayrılmaz bir parçası olmaya devam ediyor. Kısacası, Kore’de çay sadece bir içecek değil; huzurun, dinginliğin ve geleneğin sembolü.

İşte Kore’de gezmenizi tavsiye edeceğim bazı çay bahçeleri:
Daehan Dawon Çay Plantasyonu: Yeşilin ve Denizin Buluştuğu Nokta
Kore’nin gezilmesi gereken doğa harikası yerlerinden biri olan Daehan Dawon Çay Plantasyonu, yüksek kaliteli yeşil çayıyla ünlü ve yıl boyunca ziyaretçiler için popüler bir cazibe merkezi haline gelmiş durumda. Plantasyon, adeta bir doğa harikası olan tepe yamacında, derin yeşil çay ağaçlarının büyüleyici sıralarıyla göz alıcı bir manzara sunuyor. Deniz seviyesinden sadece 350 metre yüksekte bulunan bu küçük tepe, zirvesindeki gözlem güvertesinden açık günlerde denizi görebilme imkanı sunarak ziyaretçilere eşsiz bir görsel şölen deneyimleme imkanı veriyor.
Çay bahçesinin girişi, yüksek sedir ağaçları ile çevrili olan bu doğal güzellik, plantasyona adeta bir film seti havası katıyor. Gerçekten de Plato “Yaz Kokusu (2002)”, “Mavi Deniz Efsanesi (2017)” ve “Asi (2017)” gibi Kore’nin popüler dizilerine ev sahipliği yapan yapmış.

Kore Çay Müzesi: Boseong Çayının Tarihine Yolculuk
Kore Çay Müzesi, Kore’nin zengin çay kültürünü kutlamak ve Boseong çayının tarihini sergilemek amacıyla ziyaretçilere kapılarını açıyor. Baekje Dönemi’ne kadar uzanan bir geçmişe sahip olan Boseong çayı, bu müze ile onurlandırılmış. Üç katlı bir yapıya sahip olup olan müzede, her katta çayın farklı bir yönüne odaklanır.
İlk katta bulunan Çay Kültürü Salonu’nda, çay üretim süreci grafik paneller, videolar ve dioramalar aracılığıyla anlatılırken, ikinci katta yer alan Çay Tarihi Salonu, çeşitli dönemlere ait çay takımları ve araçları sergileyerek çay kültürünün zaman içindeki evrimini gözler önüne seriliyor. Üçüncü katta bulunan Çay Yaşamı Salonunda ise; eğitime ve uygulamalı deneyimlere ayrılmış ve ziyaretçilere Kore, Çin, Japonya ve Avrupa’nın çay kültürlerini keşfetme fırsatı sunuyor. Ayrıca, dünya genelinden çeşitli çay araçları da burada sergileniyor.
Çay Yapımı Atölyesi’nde ziyaretçiler, farklı türdeki yeşil çayları yapma sürecini öğrenme imkanı bulur. Kore Çay Müzesi, çay severler için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine olarak Boseong’un yeşil tepelerinde sizi bekliyor.
O’Sulloc Tea Museum: Çayın Büyülü Dünyası
2001 yılında kapılarını ziyaretçilere açan O’Sulloc Tea Museum, Güney Kore’nin en prestijli çay plantasyonlarından birinde yer alıyor. Dünyanın en kaliteli yeşil çaylarını üretme ününe sahip bu müze, çay severler için adeta bir cennet. Siyah, yeşil ve beyaz çayların yanı sıra çay kültürü ile ilgili neredeyse her şeyi bulabileceğiniz bu benzersiz mekan, ziyaretçilere çayın tarihini ve işlenişini keşfetme fırsatı sunuyor.
Müze içerisinde dolaşırken, çay yapraklarının taze ve hafif kokusu havayı doldurur ve çevreyi büyüleyici bir atmosferle sarar. Bu kokular eşliğinde, çayın serüvenini öğrenmek ve çeşitli çay türlerini tatmak, gerçekten unutulmaz bir deneyim haline gelir. O’Sulloc Tea Museum, ziyaretçilere çayın sadece bir içecek olmadığını, aynı zamanda bir medeniyetin ve kültürün taşıyıcısı olduğunu hissettirir.
Av. Bedia Teymur İnstagram: https://www.instagram.com/av.bedia.teymur/
Kore Turizm Organizasyon: https://www.instagram.com/ktoturkiye/
]]>CHP’li Süllü, “TÜGVA Kıraathanesi” tabelası asılan “Eti Şehir ve Göç Müzesi” binası önünde açıklama yaptı. ETİ Şehir ve Göç Müzesi ile ilgili geçmişte yaşananları hatırlatan Süllü, “Hepimizin bildiği gibi, 2013 yılında Eskişehir’in ‘Türk Dünyası Kültür Başkenti’ unvanını almasıyla kanunla Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı kurulmuştu. 31 Aralık 2013’de Ajans, kanun gereği, süresi bittiğinden varlıklarını Büyükşehir Belediyesi’ne devretmesi gerekirken tasfiyesi, 2014 yerel seçimleri sonrasına bırakılmıştı. Seçimlerde Büyükşehir Belediyesi’ni Yılmaz Büyükerşen’in kazanması sonrası Büyükşehir Belediyesine devredilmesi gereken varlıklar kurulan Türk Dünyası Vakfı’na devredilmişti” dedi.
“VAKIF MÜTEVELLİ HEYETİ ACİLEN KAMUOYUNA AÇIKLAMA YAPMALI”
Süllü, müze olarak tahsisli iken kullanım amacına aykırı olarak TÜGVA’ya tahsis eden aralarında geçmiş dönem iki AKP milletvekili ve bürokratların bulunduğu Vakıf Mütevelli Heyeti’nin konu ile ilgili acilen kamuoyuna açıklama yapması gerektiğini ifade etti.
Süllü, “Kimse bizden, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden kaynakları kesilen TÜGVA’nın şimdi de Vakıflar Genel Müdürlüğü üzerinden, şehrimizin değerlerini hedef almasına sessiz kalmamızı beklemesin. TBMM Başkanlığı’na konu ile ilgili soru önergemizi verdik. Ancak, yanıt gelene kadar öncelikle Türk Dünyası Vakfı Mütevelli Heyeti ve Valiliğin Eskişehir kamuoyunu acilen aydınlatması gerekir” dedi.
CHP’li Süllü, şu sorulara yanıt istedi:
“Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Türk Dünyası Vakfı’na tahsis edilen müzenin aradan geçen 9 yılda açılmamasının gerekçesi nedir? Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarında kullanım amacı “müze” olan Eti Şehir ve Göç Müzesi’nin tabelasının indirilerek yerine, kullanım amacına aykırı olarak “TÜGVA Kıraathane” tabelasının asılmasıyla ortaya çıkan işlem için, Vakıf Genel Kurulu kararı alınmış mıdır? Bu kararı kim vermiştir Yapılan işlem 5737 Sayılı Vakıflar Kanunu’na uygun mudur ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne herhangi bir başvuru olmuş mudur? ‘Müze’ tahsisli olarak açılmaya hazır olan Eti Şehir ve Göç Müzesi’nin TÜGVA’ya “kıraathane” olarak tahsis edilmesinin gerekçesi ve kamu yararı nedir Eskişehir’de toplum yararına çeşitli projelere de destek veren proje sponsoru Eti Şirketler Grubu’ndan, TÜGVA’ya tahsisle ilgili herhangi bir izin veya onay alınmış mıdır? Açılmaya hazır müzenin içindeki tefrişat ve yapımlara ne olmuştur? Sürekli kamu kaynaklarına göz koyan TÜGVA, kıraathane açmak için şehirde başka hiçbir yer bulamadı da şehrimizin kültürel geçmişini geleceğe taşıyacak müzemize mi göz koydu?”
“KONUNUN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Süllü, açıklamasının devamında şöyle konuştu:
“Bunu kabul etmemiz mümkün değildir; yanlış karardan acilen dönülmelidir. Yerel yönetimlerimizin projeleri ile turizm şehri olan, müzelerinin de çekim noktası olduğu Eskişehir’imizin kültürü ve göç hafızasının, gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak; ülkemizde ilk olma özelliğini taşıyacak şehir ve göç müzesi olması gerektiği gibi, mutlaka açılmalıdır. Konunun takipçisi olacağımız bilinmelidir.”
]]>
Ataşehir Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Devekuşu Kabare Müzesi’nin açılışı Ataşehir’in yeni Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Geceye özel olarak hazırlanan, yönetmenliğini usta oyuncu Metin Akpınar’ın yapığı “Yasaklar” isimli tiyatro oyunu sahnelendi. Türk tiyatro tarihinin en önemli kilometre taşlarından Devekuşu Kabaresi, Örnek Mahallesi’nde bulunan Mustafa Saffet Kültür Merkezi içerisinde hizmet vermeye başlayan müzeyle hayat bulacak. Ataşehir Belediyesi Devekuşu Kabare Müzesi için düzenlenen açılış törenine; Ataşehir’in yeni seçilen Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, eşi Elif Duygu Adıgüzel, önceki dönem Belediye Başkanı Battal İlgezdi, CHP Ataşehir İlçe Başkanı Celal Yalçın, sanatçı Metin Akpınar, İBB Kültür Sanat Daire Başkanı T. Volkan Aslan ile sanat camiasından seçkin oyuncular katıldı.
Açılışta bir konuşma gerçekleştiren Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, “Öncelikle bir mutluluğumu paylaşmak isterim ki; mazbata aldığımın ertesi günü bu kadar önemli bir topluluk ile bir arada olmaktan büyük mutluluk duydum. Ayrıca büyük ustamızın bu anlamlı eserinin de, Ataşehirimiz de yer alması bizlere büyük bir onur ve gurur yaşatacak. İlçemizde bu merkez sayesinde binlerce sanatseveri bir araya getireceğiz. Müzelerimiz, bugünle geleceği buluşturan çok özel mekanlar olması nedeniyle de büyük önem taşıyor. İlçemize kazandırılan bu eserler yıllarca vatandaşımızı ağırlayacak. Emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum” dedi.
Konuşmasında emeği geçenlere teşekkür eden Başkan Onursal Adıgüzel konuşmasına şöyle devam etti: “Bu eserlerin gelecek nesillere aktarılması kadar değerli bir şey yoktur diye düşünüyorum. Özellikle de sanatın, kültürün bir şehrin, bir ülkenin, geleceğinin doğru yönde şekillenmesinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Aslında bu hem Battal başkanımızın hem de bizim gelecek vizyonumuzla da çok net bir şekilde uyuşuyor diye düşünüyorum. Biz istiyoruz ki 17 mahallemiz kültür sanat şehri olsun ve sanatı kendi içinde yaşayabilsin. İşte bizler de bu hedef doğrultusunda çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”
Açılışta konuşma yapan Metin Akpınar da, şu sözleri dile getirdi: “Bu merkezin yapım aşamasından itibaren öncelikle çok emeği geçen Battal İlgezdi’ye teşekkür ediyorum. Yeni Başkanımız Onursal Adıgüzel’le birlikte bundan sonraki süreçlerde çok güzel işler yapacağımıza inancım tamdır. Herkese çok teşekkür ediyorum.”
Ataşehir’in yeni çekim merkezi
Pazartesi günleri hariç hafta içi her gün ziyarete açık olacak Müze, Devekuşu Kabare Tiyatrosu tarihinin tüm aşamalarını ziyaretçilerin deneyimleyeceği bir atmosfer sunuyor. Müze içerisinde bulunan fuaye alanında Devekuşu Kabare Tiyatrosu kurucularından Haldun Taner ve oyuncularının serüvenleri anlatılırken, 25 yıl boyunca tiyatro seyircisine kesilmiş ve bugüne kadar muhafaza edilen orijinal biletlerle tarihi hikaye yeniden başlıyor. Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın ziyaretçilerini karşılamasıyla Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun geçmişe ilk adımları da bu şekilde atılmış oluyor.
İçerisinde Devekuşu Kabare oyuncularının sahnede giydikleri kostümlere, kullanılan dekorlara ve aksesuarlara da yer verilen Müzede, Devekuşu Kabare Tiyatrosu oyunların da belirli bir program dahilinde seyredilmesi ve dinlenilmesi de sağlanıyor. Oluşturulan Cennet Odası’nda Türkiye sanat dünyası için büyük önem taşıyan Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun 5 önemli ismi; Haldun Taner, Zeki Alasya, Kemal Sunal, Ayşen Gruda ve Nezih Tuncay’ın hologramik animasyonları ziyaretçileri duygusal olarak geçmişle karşılaşılıyor ve onları bugüne taşıyor. – İSTANBUL
]]>Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, gelecek 5 yıl içerisindeki kültür projelerinin ‘müzeler ve kütüphaneler şehir Kayseri’ hedefiyle tasarlanarak hayata geçirileceğini ifade etti. Büyükkılıç, “Biz sanayi ve ticaret şehri Kayseri’yi, bu önemli özelliğine ek müzeler, kütüphaneler, turizm, spor, tarım, sağlık, kültür şehri, öğrenci dostu şehir gibi hedefler ortaya koyarak öne çıkaracağımızı söylemiştik. Şükürler olsun bugün geldiğimiz noktada tüm saydığımız unsurlarda büyük mesafeler aldık ve emin adımlarla yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Yeni süreçte yürümeyi koşmaya çevirip, yeni kültür projelerimizi de bir bir hayata geçirerek Kayseri’mizi bir kültür şehri haline getireceğiz” diye konuştu. Kültür projeleri kapsamında yaklaşık 5 yıllık süreçte 13 kütüphane, bir Mutfak Sanatları Merkezi Projesi ile bir de Mimarsinan ve Kent Müzesi projesi olmak üzere 15 projeye imza attıklarının altını çizen Başkan Büyükkılıç, gelecek 5 yıllık süreçte ise birbirinden önemli, birbirinden gerekli projelerin hayata geçirileceğini kaydetti. Büyükkılıç, yeni dönemde, Kayseri’nin köklü tarihinin kaynağı konumundaki Kültepe Kaniş-Karum’da 75 yıllık rüya gerçek olduğunu ifade ederek, 3 bin 500 metrekare alandaki Türkiye’nin en büyük kayadan oyma tablet müzesinin açılacağını söyledi. Diğer taraftan milyonlarca yıl öncesindeki doğa tarihine kapı aralayan Yamula Barajı çevresindeki fosillerin sergileneceği paleontoloji müzesinin de kapılarını açacağını ifade eden Başkan Büyükkılıç, “Paleontolojinin tarihini adeta yeniden yazacağımız milyon yıl öncesine dayanan eşsiz fosillerimize ilişkin çalışmalarımız ve bu kalıntıların sergileneceği müzemiz ile Kayseri’miz müzeler şehir olma noktasında büyük bir mesafe almış olacak” ifadesinde bulundu. Büyükkılıç, Develi’de bulunan tarihi askerlik şubesine müze ve kütüphane olarak işlev kazandıracaklarını da dile getirerek, ‘Develi’ye hayırlı’ olsun” dedi. Başkan Büyükkılıç, bir müzenin de Koramaz’da hayata geçeceğini belirterek, “UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirası Geçici Listesi’nde yer almaya layık görülen eşsiz güzellikteki Koramaz Vadisi bölgesinde, bu güzelliğe yakışır biz müzeyi de Koramaz Müzesi olarak şehre, insanlığa kazandıracağız. Böylelikle şehrimizin adı daha da duyulacak ve ilgi görecektir” diye konuştu. Kayseri’nin bir ticaret kenti olduğu hatta ticaretin kaynağının Kültepe’deki çıkan tabletlerde kayıtlı olmasından dolayı Kayseri olduğunu kaydeden Büyükkılıç, bu doğrultuda da girişimleri olduğunu paylaştı. Başkan Büyükkılıç, “Ticaret şehri olan Kayseri’mizin ticari geçmişine ışık tutacak olan Ticaret Müzesi’ni hayata geçiriyoruz” dedi.
Okuyan ve okutan öğrenci dostu kent Kayseri’ye, 5 adet daha kütüphane kazandırarak okuyan ve okutan şehir Kayseri’nin kütüphaneler şehri olmasını perçinleyeceklerini söyleyen Büyükkılıç, “Pınarbaşı ve Sarıoğlan ilçemize halk kütüphanesi kazandıracağız. Öte yandan öğrencilerimizin 7 gün 24 saat kullanabileceği 7/24 kütüphaneyi hizmete sunacağız. Bir çocuk kütüphanesini açmıştık. İldem bölgesine de Çocuk Kütüphanesi’ni kazandıracağız. Ayrıca Keykubat Semt Kütüphanesi’ni hizmete açarak Keykubat Mahallemize Semt Kütüphanemizi hizmete sunacağız. Kitap Kafe Projemiz ile ise Kitap Kafe Tesisimizi kitapseverlerin beğenisine sunacağız. Diğer taraftan Çocuk Kreşi Projemiz ile de Şehir Hastanesi bölgesi ve Beyazşehir bölgesine kreş tesislerimizi açacağız” şeklinde konuştu. – KAYSERİ
]]>Tevfikiye köyü sınırlarında 150 yılı aşkın süredir kazılan Troya Antik Kenti’nin girişinde ziyaretçileri karşılayan müze, “2020 Avrupa Yılın Müzesi Özel Takdir Ödülü”nün ardından “2020/2021 Avrupa Müze Akademisi Özel Ödülü”nü kazandı. Troya Müzesi’ne, Tripadvisor.com tarafından “Traveller Choice Awards” ödülleri kapsamında iki yıl üst üste “Travaller Choice” (gezgin seçimi) ödülleri verildi.
Avrupa’dan aldığı ödüllerle birlikte ziyaretçi sayısında artış yaşanan müze ve ören yerini 2022’de 487 bin 309 kişi ziyaret etti. 2023’te 538 bin ziyaretçiyi ağırlayan müze, bu yılın ilk 2 ayında ise 25 bin kişiyi konuk etti.
Troya Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük, gazetecilere yaptığı açıklamada, müzeye olan ilginin her geçen yıl daha da fazla arttığını söyledi.
2023 yılının Ocak ayında çok büyük bir merakla ziyaretçi sayılarını beklediklerini ve bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 50’lik bir artış olduğunu gözlemlediklerini anlatan Gölcük, “Geçtiğimiz sene yaşanan felaket sonrası beklentilerimizin dışında geçmişti. Fakat 2024 yılına oldukça iyi bir başlangıç yaptık. 2024 yılı şubat ayında Troya Antik Kenti ve Troya Müzesi toplamda 25 bin ziyaretçiye ulaştı. Troya Müzesi bir önceki yılın ziyaretçi sayısından yüzde 190’lık bir artışa vardı. Bugüne kadar Troya’da en iyi, en pik yakalanan ziyaretçi sayısı 2019 yılında yaklaşık 550 bin kişiyle olmuştu. 2023 yılında bu rakamı tekrar etmiştik. Bu en iyi rakamı yakalamıştık.” dedi.
Gölcük, Troya Müzesi’nin ziyaretçi sayısının adeta katlanarak arttığına işaret ederek, “Öyle gözüküyor ki, 2024 yılında Troya’da yaklaşık 700 bin ziyaretçiye ulaşarak tüm zamanların ziyaretçi rekorunu yakalamış olacağız. 2023 yılında toplamda 538 bin ziyaretçi sayısına ulaşılmıştı. Sadece şubat ayı verimiz bir önceki yıldan yüzde 190 daha iyi. Bundan sonraki aylarda ortalama yüzde 30’luk daha yüksek bir ziyaretçi rakamı bekleniyor. Dolayısıyla 700 bin kişilik bir ziyaretçi yakalayacağız gibi duruyor.” şeklinde konuştu.
Troya Müzesi
Troya Müzesi’nin inşasına 2013’te Kültür ve Turizm Bakanlığınca yarışmayla belirlenen proje kapsamında başlandı.
Ekim 2018’de tamamlanarak hizmete açılan ve antik kentin kazı öncesi yüksekliğiyle eşit olacak şekilde tasarlanan müze, 3 bin metrekarelik sergi salonları dahil 10 bin metrekare kapalı alandan oluşuyor.
Müzede heykel, lahit, yazıt, sunak, mil taşı, balta ve kesiciler, pişmiş toprak seramikler, metal kaplar, altınlar, silahlar, sikkeler, kemik obje ve aletler, cam bilezikler, süs eşyaları, figürünler, cam ve pişmiş toprak koku şişeleri, gözyaşı şişeleri başta olmak üzere insanlık tarihine tanıklık etmiş çok özel parçalar sergileniyor.
Troya Müzesi teşhirinde, İzmir Arkeoloji Müzesi’nden Homeros betimli sikkeler ve 2012 yılında ABD’deki Penn Müzesi’nden Türkiye’ye iade edilen ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi envanterinde kayıtlı olan Troya kökenli 24 parça altın takı ile Polyksena lahti ve Luvi mührü de bulunuyor.
Geziye giriş rampasından başlayan ziyaretçiler, 7 başlığa bölünmüş hikayeyi takip ediyor. Troas Bölgesi Arkeolojisi, Troya’nın Tunç Çağı, İlyada Destanı ve Troya Savaşı, Antik Dönemde Troas ve İlion, Doğu Roma ve Osmanlı Dönemi, Arkeoloji Tarihçesi, Troya’nın İzleri olarak sınıflandırılan bölümlerde arkeoloji dünyası için önem taşıyan eserler yer alıyor.
]]>Yazgı, Keşan ilçesinde Keşan Kent Müzesi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Çanakkale Zaferi’nin, bir millet olarak var oluşun mücadelesi olduğunu söyledi.
Türk milletinin, şanlı zaferin 109. yılını kutladığını anımsatan Yazgı, “Hiçbir şey kolay olmadı. Cephede savaşan askerlerimiz Mehmetçik kadar yaralılarımızın da tedavi edilip onların tekrar cepheye gitmesini sağlayan önemli noktalar vardı. Bu noktaların bir tanesi de Keşan’dı. Şu anda önünde durduğumuz hastanemizdi. Bu yapıları hayata geçirmek, korumak çok güç. Bir milletin geçmişine ait unsurların kuşaktan kuşağa aktarılmaları ancak bu milletin gelenek, göreneklerinin ve yaşam biçimlerinin korunmasıyla mümkün.” ifadesini kullandı.
Bakan Yardımcısı Yazgı, kültürel hafızayı korumanın en önemli unsurunun müzeler olduğunu vurguladı.
Keşan’da ekip çalışmasıyla gelecek nesillere miras kalacak güzel bir müzenin hayata geçirildiğini belirten ve emeği geçenlere teşekkür eden Yazgı, “Bir binayı yaşatmak, kültür geçmişimizin izlerini doğru bir şekilde planlamak kolay bir şey değildir, ekip çalışmasını gerektirir. Kültürümüzün hafızası müzelerdir, içindeki türküsüyle, kıyafetiyle, gastronomisiyle, her şeyiyle bunlar hiçbir zaman unutulmaması gereken unsurlardır.” diye konuştu.
Müzenin çevre düzenlemesiyle bir kültür merkezi haline dönüşeceğini dile getiren Yazgı, Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçılarının, müzenin konser alanında eserler seslendireceğini kaydetti.
Yaşayan müze
Keşan Belediye Başkanı Mustafa Helvacıoğlu da müzeyi Keşanlılarla birlikte oluşturduklarını ifade etti.
Keşanlıların ailelerinden yadigar eşyaları müzeye bağışladığını anlatan Helvacıoğlu, “Biz, Keşan’ın ruhuna, geçmişten gelen izin korunması gereken değerlerine yılmadan, yorulmadan sahip çıktık.” sözlerini sarf etti. Helvacıoğlu restorasyonun ise 1,5 yıl sürdüğünü aktardı.
Çok emek verildiğini vurgulayan Helvacıoğlu “Kilometrelerce yol gittik çok kapılar aşındırdık, burayı yaşayan bir müzeye dönüştürdük. Keşan’ın geçmişini ilmek ilmek işledik. Tarihi, bilimi ve teknolojiyi bu müze için değerlendirdik. Müzemizin, aynı zamanda kültür, sanat ve eğitim kampüsü olma yolunda çaba sarf ediyoruz. Müzemizin aynı zamanda, Keşanlıların nefes alacağı bir alan olmasına çalıştık.” bilgisini paylaştı.
Konuşmaların ardından müzenin açılışı gerçekleştirildi.
Müzenin Koordinatörü Aslı Güngörer Avcı, müzeyi gezen protokole bilgi verdi.
Törene, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, Keşan Kaymakamı Cemalettin Yılmaz, İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk, AK Parti İl Başkanvekili Aydoğan Akıncı, Keşan İlçe Başkanı Gürcan Kılınç, MHP Keşan İlçe Başkanı Adnan İnan, öğrenciler, öğretmenler ve vatandaşlar katıldı.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Yazgı, daha sonra ilçede restorasyonu süren tarihi yapılarda da incelemede bulundu.
Müze Keşan
Çanakkale Savaşı sırasında cephe gerisi hastanesi olarak kullanılan bina 1914 yılında inşa edildi. Çanakkale Savaşları’nda Menzil Hastanesi olarak kullanıldı.
Keşan Kızılay Göçmen Hastanesi ve Keşan Memleket Hastanesi olarak da hizmet veren bina 1959 yılından 1984 yılına kadar Keşan Devlet Hastanesi, bir dönem de Sağlık Meslek Lisesi olarak hizmet verdi.
Keşan Belediyesinin projesiyle bina müzeye çevrildi. Gelenek, görenekler, eğitim, ekonomi, üretim, spor ve kültür alanlarına ait 1000’in üzerinde envanterin sergilendiği Keşan Kent Müzesi, açık toplantı ve konser alanıyla da hizmet verecek.
]]>Çanakkale Deniz Müzesi’nde, Çimenlik Kalesi, Piri Reis Galerisi, Binbaşı Nazmi Bey Resim ve Sergi Salonu, TCG Nusret Müze Gemisi, Uluçalireis Denizaltı Müzesi, Acar Botu gibi açık ve kapalı sergi alanları ile objeler yer alıyor.
Müzenin Çimenlik Kalesi bölümü, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’nin bir bölümünü yazdığı yer olması itibarıyla büyük önem taşıyor. Buradaki sergileme alanında Fatih Sultan Mehmet ile Piri Reis’in balmumu heykeli bulunuyor.
Sergide, Çanakkale muharebeleri sırasında yoğun çatışmalar nedeniyle başlarını siperden çıkaramayan askerlere çözüm olması nedeniyle geliştirilen aynalı tüfek periskoplarının bir örneğinin yanı sıra dünyanın en eski silahlarından biri olduğu bilinen ve İtilaf Kuvvetleri adına savaşan Gurkaların ve Hintlilerin kullandığı kukri (bir tür kama) yer alıyor.
Atatürk’ün fotoğrafının çekildiği makine de müzede
Çanakkale muharebelerinde binbaşı rütbesi ile 1’inci Kolordu Komutanlığına bağlı Kurmay Başkanı olarak görev yapan Haydar Mehmet Alganer tarafından çekilen Mustafa Kemal Atatürk’ün Düztepe’deki fotoğrafı ve fotoğrafın çekildiği makine serginin en önemli eserlerinden.
Çanakkale’de görev yaptığı savaşın en yoğun zamanlarında tuttuğu günlüğü çektiği fotoğraflarla destekleyen Alganer’in özellikle 17 Haziran 1915’te ziyaret ettiği 19’uncu Tümen Komutanı Mustafa Kemal ile olan diyaloğu da dikkati çekiyor.
Bugün müzede sergilenen fotoğrafta, Atatürk’ün kararlı duruşu ve keskin bakışlarının etkisi hissediliyor. Fotoğraftaki sahne, Atatürk’ün gerçekçi heykeli ile kale içinde tasarlanmış bir canlandırma yardımıyla bir kez daha ziyaretçilerin gözleri önüne seriliyor.
Gazilerin kendi sesinden savaş anıları
Savaş sırasında İngiliz siperlerinden ele geçirilen şapka ise Çanakkale muharebelerinin önemli tanıklarından. Şapkanın üzerinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün el yazısı ile düştüğü bir de not yer alıyor.
Sergi alanında balmumu heykelleri bulunan Çanakkale Savaşları gazileri Yenice’nin Akça köyünden Mehmet Oral ve Karabey köyünden İsmail Ovalıçavuş, kendi seslerinden o günleri anlatıyor.
Kalenin ikinci katında Emir Çaka Bey’in 1081’de ilk Türk donanmasını oluşturmasından, Cumhuriyet’in ilanına kadar olan sürede Türk deniz tarihinden safhalar aktarılıyor.
Türk deniz tarihinin en büyük denizcisi Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın ziyaretçiler tarafından daha yakından tanınması için ayrı bir salon bulunuyor.
Müfreze Komutanı Binbaşı Nazmi Bey’in yaşananları günü gününe aktardığı dört ajandasında savaşa dair önemli bilgiler yer alıyor.
Çanakkale’de muharebelerin şiddetinin ve yoğunluğunun tarifi, döneme ait yazılı kaynaklardan öğreniliyor ancak savaşın şiddeti en yoğun şekilde, 160 milyonda bir kez karşılaşılabilecek havada çarpışan mermi örneklerinden görülebiliyor. Kalede yer alan bu mermilerden iki örnek, camekana yerleştirilen büyüteç aracılığıyla farklı bir açıyla sergileniyor.
18 Mart 1915’te savaşın en ateşli anlarında İngiliz Zırhlısı Kraliçe Elizabeth’ten atılan ve Çimenlik Kalesi’ne isabet eden top mermisi, kalenin dış bahçesinde bulunuyor.
Savaş dönemi ressamı Yüzbaşı Laga’nın 97 parça eseri sergileniyor
Çanakkale Deniz Müzesi’nde 1927 yılında inşa edilen Binbaşı Nazmi Bey Resim ve Sergi Salonu’nda “Cumhuriyet Donanması” temalı sergi de ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Donanmasının temeli Hamidiye Kruvazörü’nde atıldığından, galeri binasının ilk odası Hamidiye Kruvazörü ve Atatürk adına düzenlendi. Bu katta bulunan diğer sergi alanlarında donanmanın seçkin unsurları yer alıyor.
Binanın 2. katında 1914-1918 arasında Çanakkale Mevki-i Müstahkem Ressamlığı görevini yürüten Yüzbaşı Mehmet Ali Laga’ya ait 97 parçadan oluşan resim koleksiyonu sergileniyor.
Bu katın Uluçalireis Denizaltısı Odası olarak düzenlen bir odasında, denizaltıya ait çeşitli objeler, gemi modeli ve isim levhası bulunuyor.
Kahraman Nusret Mayın Gemisi’ni yaşatmak amacıyla, 2009-2010 yılları arasında Gölcük Tersanesi Komutanlığında inşa edilen TCG Nusret N-16 Gemisi, Türkiye’nin ilk denizaltı müzesi Uluçalireis Denizaltı ve Acar Botu, Çanakkale Deniz Müzesi’nin en önemli uğrak noktaları arasında yer alıyor.
Çanakkale Deniz Müzesi ve içinde bulunduğu Çimenlik Kalesi AA tarafından FPV dron ile de görüntülendi.
1’inci sınıf askeri müze
Çanakkale Deniz Müzesi Komutanı Albay Serhan Aras, yaptığı açıklamada, 72 dönüm arazi üzerindeki Çanakkale Deniz Müzesi’nin 1982 yılında Askeri Müze Müdürlüğü adıyla kurulduğunu, 2002 yılında 1’inci sınıf askeri müze olarak tescil edildiğini aktardı.
Aras, Çanakkale Deniz Müzesi’nin Çimenlik Kalesi, TCG Nusret Müze Gemisi, Uluçalireis Denizaltı Müzesi ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı Acar Botu’nu bünyesinde barındıran, içindeki son derece kıymetli eserlerle halka hizmet veren bir müze olduğunu söyledi.
Müzeyi, 2000 yılından sonra renovasyona aldıklarını, tüm sergileme alanlarını yenilediklerini anlatan Aras, “Daha güncel, her yaşa hitap edebilen, eğlenerek öğrenmeyi tetikleyen ve tematik sergileme düzeninde Birinci Dünya Savaşı’nı içeren aynı zamanda Türk deniz tarihini, Türk deniz tarihindeki şanlı büyüklerimizi anlatan Türk gençliğine ecdadını tanıtmayı hedefleyen bir müze haline getirdik.” dedi.
Depodaki eserleri, restorasyona müteakip sergiye sunduklarını belirten Aras, “Biz sadece eserlerle değil bu eserleri aynı zamanda çocuklarımıza aktarabilmek adına canlandırmalar, etkileşimli uygulamalar, animasyonlar, seslendirmeler, müzik ve ışıkla çok daha zengin bir sunum tekniğiyle müzemizi yeniden halkımızın ziyaretine sunduk. Tüm Türk halkını gençlerimizi, çocuklarımızı, şanlı Türk deniz tarihini, atalarımızın kahramanlıklarını görmek üzere Çanakkale Deniz Müzesi’ne bekliyoruz.” diye konuştu.
]]>Tarihi Balıklıgöl yerleşkesi yakınlarında 35 bini kapalı olmak üzere 60 bin metrekarelik alana sahip Arkeoloji Müzesi’ndeki eserler, kronolojik düzende ait oldukları döneme ilişkin görsel canlandırmalarla sergileniyor.
Müzede, Neolitik Dönem’e ışık tutan ve “tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe ile Karahantepe gibi kentin birçok noktasında devam eden kazılarda çıkan eserler yer alıyor.
Haleplibahçe Mozaik Müzesi’ndeki Amazon kadınlarının resmedildiği eşsiz mozaikler de ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.
Yüzlerce insan ve hayvan figürünün işlendiği oyma taşlar, mezarlıklar ve kitabelerin bulunduğu müze ziyaretçilerine, Neolitik Dönem’e ait bir çok eseri görme imkanı sunuyor.
“Müzeye ilgi çok fazla”
Şanlıurfa Müze Müdürü Celal Uludağ, kentte 15 Mart 2023’te yaşanan sel felaketinden olumsuz etkilenen müzelerin ziyarete kapatıldığını hatırlatarak, sonrasında müzelerin onarımı için ihaleye çıkıldığını belirtti.
Yapılan çalışmaların ardından müzelerin 11 ay sonra, 15 Şubat’ta yeniden ziyaretçilere kapılarını açtığını aktaran Uludağ, “Ziyarete açıldığı tarihten bu yana müzemize gerçekten de ilgi oldukça fazla. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi hem Türkiye’nin, hem de dünyanın en önemli müzeleri arasında yer alıyor. Çağdaş müzeciliğin dünyadaki en iyi örneklerinden biri. ve Neolitik Çağ’ın en önemli eserlerine ev sahipliği yapan bir müze. Ziyaretçilerimiz müzeye geldikleri zaman, tarih öncesi çağdan başlayarak en son İslami döneme kadar tüm dönemleri, kronolojik olarak gezip görebiliyorlar.” dedi.
Uludağ, Taş Tepeler projesiyle müzedeki koleksiyonun sürekli zenginleştiğini ve kazılarda elde edilen yeni eserlerin de sergilendiğini söyledi.
Kazılarda bulunan ve teşhire ilk kez çıkarılan gerçek boyutlu “yaban domuzu” ve “kızıl akbaba” heykelleriyle, Göbeklitepe’deki ilk insan heykelinin ziyaretçilerin dikkatini çektiğini anlatan Uludağ, “15 Şubat 2024 tarihinde müzemiz ziyarete açıldıktan sonra çok fazla ilgi oluştu. Bunun en büyük nedenlerinden biri de Taş Tepeler projelerinden çıkan eserlerin Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde teşhire çıkarılmasıydı. Bu bağlamda 15 Şubat 2024 tarihinden 15 Mart 2024 tarihine kadar bir aylık bir süre içerisinde müzemiz yaklaşık 15 bin kişi tarafından ziyaret edildi. Bu rakam gerçekten bizim için çok önemli. ve bundan sonra da ziyaretçi sayılarının artarak devam edeceğini düşünüyoruz.” diye konuştu.
“Herkesin gelip burayı görmesi gerekiyor”
Müzeyi ziyaret eden Umut Çan, yakınlarıyla Bodrum’dan Şanlıurfa’ya geldiğini ve müzeyi gezdiklerini belirterek, “Restorasyon bölümü mezunuyum, farklı çağlara ait eserler var ve çok güzel korunmuş. İnsan figürleri beni çok etkiledi. Karahantepe’de yeni çıkan eserler çok hoşumuza gitti. Burada çok güzel bir atmosfer var, herkesin gelip burayı görmesi gerekiyor.” dedi.
Ziyaretçilerden Hamit Geçen ise ilk kez müzeyi ziyaret ettiği söyleyerek, eserlerin kendisini çok etkilediğini müzenin insanı geçmişe götürdüğünü söyledi.
Mustafa Kocaköse de müzenin yeniden açılmasına memnun olduğunu ifade ederek, müzedeki atmosferin insanı zaman içerisinde yolculuğa çıkardığını ifade etti.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Başkanı Ekrem İmamoğlu, ‘Kemal Sunal Müzesi’ni, Sunal ailesi ile birlikte açtı. İmamoğlu, “Çok güzel şeyler yapmaya gayret ediyoruz. Bu milletin hakkını, hak ettiğini vermeye çalışıyoruz… Yapacağımız ve yaptığımız işlerle ilgili de hiçbir zaman süslü işler, süslü laflar kurarak sizi aldatmadık, aldatmayacağız. İnşallah onları size yaşatmaya devam ederek, yolumuza ‘tam yol ileri’ diyerek yürümek değil, koşmak istiyoruz…, Kemal Sunal’ın bize bıraktığı o güzel anıların önünde saygıyla eğiliyorum” dedi.
İBB Usta oyuncu merhum Kemal Sunal’ın adını, bir müzeyle ölümsüzleştirdi. 60. Yıl Göztepe Parkı’nda konumlandırılan “Kemal Sunal Müzesi” için düzenlenen tören; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, CHP Kadıköy Belediye Başkan adayı Mesut Kösedağ, merhum Sunal’ın eşi Gül Sunal, çocukları Ali Sunal, Ezo Sunal ile kardeşleri Cemil, Cengiz Sunal, sinema dünyasının ünlü isimleri ve kalabalık bir vatandaş topluluğunun katılımlarıyla gerçekleştirildi. Açılış töreninde, sırasıyla; Gül Sunal, İmamoğlu ve müzenin oluşumuna katkı sunan şair-yazar Sunay Akın birer konuşma yaptı.
“O kadar faydalı bir açılış yapıyoruz ki, bütün açılışlarımızı bir kenara itti” diyen İmamoğlu şunları söyledi:
“ALLAH’IN İZNİYLE MİS GİBİ BİR BAHARIN KAPIDA OLDUĞUNU HİSSEDİYORUM”
“Hepimizin yüzünü gülümseten, aynı zamanda düşündüren çok kıymetli bir sanatçımızın, yıllarca izleyip, hayranlıkla takip ettiğimiz bir sanatçımızın ismiyle, yaşamıyla yaşayacak olan, anılarıyla yaşayacak olan muhteşem bir müzeyi, kıymetli ailesiyle birlikte açıyor olmanın gururunu yaşıyorum. Kış mevsiminin ardından bahar aylarına giriyoruz. Doğal olarak doğa canlanıyor şu anda. Şehir, böyle bir hareketleniyor. İnşallah yağmurun bereketi ve Allah’ın izniyle de mis gibi bir baharın kapıda olduğunu hissediyorum. Elbette İstanbul’un her hali güzel ama baharda, hele hele Ramazan’da bir başka güzeldir bu…
“İSTİYORLAR Kİ, MİLLETİMİZ BİR ARAYA GELİP, BİRBİRİNDEN GÜÇ ALMASIN”
Türk insanı gülmeyi seven bir millet. Aslında gülmeyi seven bir toplumuz ama gülmeyi bize unutturdular. Yine güleceğiz. Şöyle bir sorumluluk hissediyorum. İnsanlar bana şöyle bir tavırla yaklaşıyorlar. Bazen akşam bir televizyon programındayım, sabah bir yere gidiyorum örneğin; bir ablamız, bir arkadaşımız veya Sunay Abi arıyor, ‘Niye akşam yüzün asıktı’ diye soruyor. ‘Ya benim yüzüm asık değildi’ diyorum. Evet, demek ki gülmem lazım. Allah hepinizi güldürsün. Mutsuz bir ortam yaratmak istiyorlar, farkındayız. Birbirine böyle öfke duyan, kızan, kaşları asık, böyle asık suratlı, çatık ve asık suratlı, kutuplaşmış bir ortam var etmek istiyorlar. Biz, buna hiç aldanmayacağız. Tabii istiyorlar ki, milletimiz bir araya gelip, birbirinden güç almasın. Halbuki bizim bir araya gelmemiz lazım. Birbirimizden güç almamız lazım. Farklılıklarımızla, çeşitli kültürlerin bir arada yaşadığı güzel İstanbul’umuzda, birbirimizle yan yana olup, onun hissiyatıyla beslememiz lazım. Ama bunlar, onu istemiyor. Birbirinden ayrı düşen bir toplumda eleştiri biter, birleşme biter, paylaşma biter. O bakımdan biz, bunun karşısında büyük bir dirençle durmak zorundayız. Çünkü bu söylediğim şeyler olmazsa, Cumhuriyet olmaz, demokrasi olmaz.
“YANLIŞA KARŞI MÜCADELEDE BİR BAŞKA GÜÇLÜ MÜCADELE HATTI VAR; O DA SANAT”
Tabii biz böyle bir sorumluluk yaparken, yanlışa karşı mücadelede bir başka güçlü mücadele hattı var. O da sanat. Özellikle mizah, müthiş bir mücadele hattı. Mesela hayatımda en ilginç noktalardan birisi, beni taklit eden birini gördüğümde başladı. Sürekli ona bakıp, yanlışlarımı düzeltmeye çalışıyorum. Mesela 20 defa izledim, yani gerçekten öyle mi konuşuyorum diye. Vallahi öyle konuşuyormuşum; farkına vardım. Ama eskiden, bunlar her akşam yapılırdı, senede bir defa yapılıyor, yapanı da dövüyorlar. Dolayısıyla biz, inşallah o güzel kültüre dönüş… Dönüş yapmak lafı ne kadar güzel. Aslında biz hep ‘tam yol ileri’ demek istiyoruz ama. Özlüyoruz geçmişte çok güzel şeyler yaptı bu millet, bu toplum, işte duayen isimler… İşte Cahit Abi de burada, diğer dostlarımız burada, Zihni Abi buradan, alttan alttan sert sert bakıyor bana ama… (Zihni Göktay: Size sert bakılmaz Başkanım.) Estağfurullah. Ama ben biliyorum, sizin gibi abiler, gerektiğinde sert bakar. Yanlış yaparsak sert bakın. Sert bakmayınca millet, öyle kafamıza kakıyorlar. Onlara fırsat vermemek lazım. Arada onlara sert bakın.
“ÇOK GÜZEL GÜLDÜREN BİR SANATÇIYDI”
Yerli ve milliyi, biz seviyoruz. Niye seviyoruz? Örneği ne mi? Kesinlikle Kemal Sunal yerli ve milli bir güç. Muhteşem bir güç. Canlandırdığı karakterler öyle can alıcı, çarpıcı, ders veren… Muhteşem yani. İşte her birisi İnek Şaban, Kibar Feyzo, Zübük, Tosun Paşa, Kapıcılar Kralı… Muhteşem karakterler, ölümsüz bir sanatçı. Aslında hepimizin sosyolojisine ışık tutan, düşündüren, kendimize gelmemizi sağlayan ama aynı zamanda müthiş bir naiflik, müthiş bir incelik taşıyan bir insan. Türkiye şu anda, mesela kimlikler ve değerler üzerinden. çok tartıştırılan bir toplum haline geldi. Böylece ayrıştırmaya ve biraz da böyle bölmeye çalışanlara ben söylüyorum: Bol bol Kemal Sunal filmi izlemelerini ve ders almalarını buradan öneriyorum. Günün sonunda, bu milleti bölmeye zaten güçleri yetmeyecek. Onlar da ders çıkartsınlar. Çok eğleniyor millet. Çok gülen ve çok güzel güldüren bir sanatçıydı. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennettir onun. Çocukluğumdan hatırlıyorum. 6-7 yaşlarındaydım. Babamın amcası ameliyat oldu. Televizyon karşısında uzanmış, yatıyor. Ben de kahkahalarla gülüyorum bir filminde. Bu meşhur Zeki Alasya, Metin Akpınar bir arada oynadıkları… Herkes biliyor tabii. Ama öyle bir gülmek tuttu ki beni. Öyle bir gülüyorum ki… Amcam gülüyor ama bir yandan yalvarıyor, ‘Dikişlerim patlayacak daha güldürme beni’ diye. Onları bize yaşattı.
“KEMAL SUNAL DA İYİ ADAM, BEN DE İYİ ADAM; BİRBİRİMİZİ BÖYLE BULMUŞUZ”
Burada çok değerli bir işi yaptık. Bu fikri bana ilk kez açıp, heyecanla karşılamama vesile olan Sunay Akın’a hepinizin huzurunda teşekkür etmek istiyorum. Bana dedi ki böyle böyle bir şey var. Tabii heyecanla karşıladım. Sonra bir araya geldik. Sonra ilginç bir şey oldu aslında. Bu konular konuşuldu, edildi ve sonra buluştuk. Sağ olsun, yemek diye gittik, ama Gül Abla sadece kahveyle bizi uğurladı. (Gül Sunal: Dondurma yedirdim.) Hatırlamıyorum. Yemekten bahsediyoruz, dondurmayla bizi yollayacak. Neyse, aylar önce ben buraya gelmiştim ve buradaki yapıları gezmiştim. Ben, Park Bahçeler Daire Başkanımıza dedim ki, ‘Bu ne lüks kardeşim? Yani bayağı büyük bir yapı ve çok makam var. Yani böylesi anlar, böylesi bir ortamlar kolay bulunmuyor. ‘Biz buraları kültüre, sanata dair nasıl döndürebiliriz, neler yapabiliriz’ diye konuştuğumuzda bir şeyler düşünmüştük, taşınmıştık. Tam bu iş açıldı, Sunay Abi’yi ziyarete gittik. Konuşurken ben de burada böyle bir binadan bahsettim. Meğerse öyle bir parkı ve öyle bir binayı tariflemişim ki, rahmetli Kemal Sunal’ın aslında evini tarif etmişim kader ya. Annem der, ‘Allah seni hep iyi insanlarla karşılaştırsın.’ Demek Kemal Sunal da iyi adam, ben de iyi adam; birbirimizi böyle bulmuşuz ve adreslemişiz yani. Muhteşem bir şey. Başka bir yer de tarifleyebilirdim o anda. Sonra sağ olsun hem Sunay Abi hem arkadaşlarımız burayı gezip, olumlu bakınca, kıymetli ailemiz de bu işe ‘evet’ deyince, burada, yanı başınızda, komşunuz olarak Kemal Sunal inşallah ebediyen sizinle yaşayacak.
“YOLUMUZA ‘TAM YOL İLERİ’ DİYEREK YÜRÜMEK DEĞİL, KOŞMAK İSTİYORUZ”
Çok güzel şeyler yapmaya gayret ediyoruz. Bu milletin hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu milletin hak ettiğini vermeye çalışıyoruz. ve yapacağımız işlerle ilgili hiçbir zaman süslü işler, süslü laflar kurarak sizi aldatmadık. Yaptığımız işlerle ilgili de süslü laflarla sizi sizi aldatmadık, aldatmayacağız. İnşallah onları size yaşatmaya devam ederek, yolumuza ‘tam yol ileri’ diyerek yürümek değil, koşmak istiyoruz. Bu şehrin artık israf edilecek ne bir lirası ne bir günü ne bir insanı ne bir zamanı, hiçbir şeyi yok. İnşallah bolca tasarruf, hatta üstüne koyarak insanlarımızın yaratıcı güçlerini, özellikle çocuklarımıza, gençlerimize dönüp borçlarını hızlı bir şekilde ödeyeceğimiz bir 5 yıl daha sizlerden talep ederek, Kemal Sunal’ın bize bıraktığı o güzel anıların önünde saygıyla eğiliyorum. ve her zaman sizlere, siz kıymetli hemşehrilerimize layık birer yönetici olma konusunda özenli davranacağımıza, Cumhuriyetin, demokrasinin, özgürlüğün ve Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda hep yürüyeceğimize söz veriyoruz. Müzemiz, bu prensiplerle ilçemize hayırlı ve uğurlu olsun. Emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum.”
GÜL SUNAL: “BU MÜZEYİ KEMAL SUNAL DÜŞÜNDÜ”
Merhum Sunal’ın eşi Gül Sunal da duygularını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne diyeceğimi bilemiyorum. Hiçbir konuşma hazırlamadım tabii ki. Sadece Kemal’i alkışlamak istiyorum. Bu güzel duyguyu, gururu bize yaşattığı için her zaman minnettarım. Tabii ki bu müzeyi biz hep düşündük. Daha doğrusu Kemal düşündü. ‘Bu eşyalar ne olacak’ dediğim zaman, ‘Belki bir gün bir müze olur’ diyordu. O müzeyi şimdi Ekrem Başkanım gerçekleştirdi. ve asla hakkını ödeyemeyeceğim Sunay Akın; neredesin? Bunu akıl edip de böyle bir yerde sizlerle buluşturduğu için, ona bambaşka minnet duyguları besliyorum. Kemal’in bu gördüğünüz 10’da 1’i kadar eşyası. Oyunculuğa başladığı ilk günden itibaren, sakalını, bıyığını, yüzüne sürdüğü patı, kaşının kalemini… Şöhret olmayı hayal bile edemezken, biriktirdiği arşivi bu. Onun için çok değerli. Şöyle düşünelim burayı: Kemal Sunal Müzesi’nden çok, bir insanın yaptığı işe, hayatına sanatına, ailesine, vatanına nasıl değer verdiğini gördüğümüz bir sergi olacak bu. Bir insan kendine bu kadar değer veriyorsa, yaptığı her şeyi özenle saklıyorsa ve kendi önemini, kendi belirliyorsa -ki öyle olmuş- o zaman biz de Kemal’i çok önemsiyoruz ve burada onun için buluştuk. Tekrar çok teşekkür ediyorum.”
ÜNLÜ DOLMUŞTA, ÜNLÜ ŞARKI EŞLİĞİNDE AÇILIŞ
Konuşmaların ardından; İmamoğlu çifti, Sunal ailesi ve beraberlerindeki heyetle birlikte Kemal Sunal Müzesi’ni gezdi. Gezinin en ilginç anı, merhum Sunal’ın “Atla Gel Şaban” filmindeki unutulmaz dolmuşa, İmamoğlu ve Ali Sunal’ın birlikte binmesi oldu. Bu sırada filmle özdeşleşen “Şiki Şiki Baba” şarkısının çalması, gülüşmelere neden oldu. İBB, önceleri Anadolu Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü binası olarak kullanılan yapıyı yenileyerek, “Kemal Sunal Müzesi”ne dönüştürdü. Bina, zemin kat ve 1 normal kattan oluşuyor., Müzede, 2000 yılında vefat eden usta sanatçının film afişlerinden kişisel eşyalarına, kostümlerinden özel hatıralarına kadar birçok anısı sergileniyor.
]]>Bakan Ersoy müjdeyi verdi: Kent Müzesi 1 ay ücretsiz ziyaret edilebilecek
DENİZLİ – Denizli’nin ilk ve tek Kent Müzesi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla açıldı. Müzenin Denizli’nin ulusal ve uluslararası imajına katkı sağlayacağını ifade eden Bakan Ersoy, müzenin 1 ay boyunca ücretsiz ziyaret edilebileceğini müjdeledi.
Denizli’de eski Endüstri Meslek Lisesi restorasyon çalışmalarının ardından Denizli Kent Müzesi olarak törenle açıldı. Valilik Toplantı Salonu’nda yapılan törene Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan ve eşi Berrin Zolan ile davetliler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Başkan Osman Zolan törenin açılış konuşmasında, uzun yıllardır arzu edilen bir güzelliğe ulaşmanın mutluğunu ve heyecanını yaşadıklarını belirterek, Bakan Ersoy’un Denizli’yi turizm kenti haline getirmek adına sağladığı güçlü desteklerden dolayı teşekkür etti. Kent müzelerinin bir şehrin belleğini, tarihini, kültürünü, ekonomisini ve geçmişini anlatan mekanlar olduğunu anlatan Başkan Zolan, “Kent belleği ve geçmişte yaşananların unutulmaması için kent müzemiz olmazsa olmazdı. Çok şükür bugün o güzelliğe kavuştuk. İstiyoruz ki yeni nesiller kentimizin öz benliğini, geçmişini ve kültürünü bilsin. Değerlerimizi kaybetmeden geleceğe bırakabilmek için kent müzemiz çok önemli. Ben bu konuda çok heyecanlıyım. İnşallah bu güçlü bir başlangıç olacak” dedi.
Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun ise Denizli Kent Müzesi’nde Denizli’nin geçmişini ortaya yansıtan eserlerin hem dijital olarak hem de eserlerle sergileneceğini ifade etti. Kent Müzesi’nin Denizli’nin geçmişini unutturmayacağını ve köklü tarihinden gelen değerleri yeni nesillere aktararak bir tarih ve kültür merkezi olacağını belirten Vali Coşkun, emeği geçen herkese teşekkür ederek hayırlı ve uğurlu olmasını diledi.
Denizli Kent Müzesi 1ay ücretsiz ziyaret edilebilecek
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Denizli Kent Müzesi’ni tüm vatandaşların 1 ay boyunca ücretsiz bir şekilde ziyaret edebileceğinin müjdesini vererek, “Denizli’nin gözbebeği Hierapolis’te ‘Geleceğe Miras’ çalışmalarımızı da yürütmekteyiz. Kararlıyız, kendi yüksek medeniyetimizin ve varisi olduğumuz Anadolu Medeniyetlerinin emaneti olan her bir kültür varlığını koruyacak, ihya edecek ve bizden sonraki kuşaklara aktararak nesiller boyu yaşatılmasını sağlayacağız. Bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha Denizli Kent Müzesi’nin şehrimize hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah hem kültürel hem de turistik bir değer olarak Denizli’ye ciddi fayda sağlayacak ulusal ve uluslararası imajına katkıda bulunacaktır. Bu özel ihya ve inşa projesinin böylesi güzel bir esere dönüşmesinde emeği geçen bütün kurum ve şahıslara, müze üyelerimize, akademisyen ve araştırmacılara ayrı ayrı teşekkür ediyorum” diye konuştu. Konuşmanın ardından protokol Denizli Kent Müzesi’nin açılışını gerçekleştirerek bir süre eserleri inceledi.
Denizli Kent Müzesi
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Denizli Büyükşehir Belediyesi, Denizli Valiliği ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü arasında 05 Şubat 2021’de imzalanan protokolle restorasyon çalışması başlayan Denizli Kent Müzesi, 1940’lı yıllarda Yusuf Batur Endüstri Meslek Lisesi’nin uygulama birimleri olarak atölye binaları şeklinde inşa edildi. Erken Cumhuriyet Dönemi’nde inşa edilen Denizli Kent Müze’sinde restorasyon laboratuvarı, 3 adet çalışma ofisi, depo, hediyelik eşya, danışma ve bilet satış birimi bulunuyor. Denizli Kent Müzesi’nde 9 sergileme salonu yer alıyor. Buna göre; Kent Tarihi Salonu (2); Kentleşme ve Ticaret Salonu; Dokumacılık Salonu; Tarım ve Sanayi Salonu; Milli Mücadele Salonu; Denizli’de Müzik Salonu; Denizli’de Gündelik Yaşam Salonu ve Denizli’ de Resim Salonu’nun yanında müzede Denizli’de Müzecilik Koridoru; Denizli’de Flora Fauna Koridoru ve Denizli’nin İleri Gelenleri Koridoru bulunuyor.
]]>Ersoy, Samsun Müzesi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Samsun’a, kurtuluş meşalesinin yandığı bu topraklara çağdaş bir eser daha kazandırmış olmanın mutluluğunu yaşadıklarını vurguladı.
Mimarisinde Karadeniz’in dalgalarından esinlenilen Samsun Müzesi’nin şehre ve Samsunlulara hayırlı olmasını dileyen Ersoy, “Tabii Samsun deyince biliyoruz ki tarih ve kültür bu topraklarda çok köklü, çok derin. Şehrimiz, Hitit, Pers, Roma, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı gibi birbirinden eşsiz medeniyetlerin yönetimi altında daima önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a attığı ilk adım, Türk milletinin nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti ile taçlanacak istiklal ve istikbal yürüyüşünün de ilk adımı olmuştur.” diye konuştu.
“Bugün müzecilikte öncü ve örnek alınan bir Türkiye var”
Bakan Ersoy, müzelerin yaşayan yerler olmasını istediklerini belirterek, modern müzecilik çalışmalarıyla ilgili şunları dile getirdi:
“İstiyoruz ki müzeler tarihi ve kültürel eserlere sadece bakılıp geçilen yerler olmasın. Yaşayan, anlatan, iletişim kuran bir mekan olarak bilime, akademik çalışmalara ve sosyal hayata hizmet etsin, bunların ayrılmaz bir parçası olsun. İşte bu hedef doğrultusunda gerek ihya ettiğimiz gerekse yeni inşa ettiğimiz her bir müzemizi, tasarımından teknolojisine kadar çok yönlü kullanıma olanak sağlayacak, her kesimden ve her yaştan insanımızın ihtiyaç ve ilgisine cevap verecek, verimli olduğu kadar keyifli zaman geçirme imkanı sunacak bir konsepte kavuşturmaktayız. Bu çabanın, bu kararlılığın karşılığını da aldık, almaya devam ediyoruz. Yaklaşık 20 yılda müzecilik sahasında katettiğimiz muazzam mesafe, uluslararası alanda en saygın ödüllerle tescillenmiştir. Bugün müzecilikte öncü ve örnek alınan bir Türkiye var.”
Müzeciliğin sadece inşa edilen binalarda eserlerin sergilenmesi olmadığını aktaran Ersoy, “Güvenlikten tanıtıma, en iyi şekilde yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk zinciri var. Google ‘Arts and Culture’, ‘Tarihi Eserlerin Kimliklendirilmesi’, ‘Hitit Tabletlerinin Yapay Zeka Yöntemi ile Okunması’, ‘Dijital Deneyim Müzeleri’, ‘Türk-İslam Dönemi Mezar Taşları ve Kitabeleri Ulusal Envanter Projesi’ gibi prestij projeler bu sorumluluğu ne denli ciddiye aldığımızın birer göstergesidir.” ifadesini kullandı.
Yaşayan müzelerin eserlerle dolup taşması için çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Ersoy, “Müzelerimiz eserlerle dolup taşacak, ören yerlerimiz ülkemizin en önemli cazibe merkezleri arasında hak ettiği yeri alacaktır. Zira, kazıların 12 aya yayılması ve geleceğe miras projeleri ile Türk arkeolojisinin altın çağını başlattık. Bu alanda 60 yılda yapılanlara eş değer işi inşallah dört yılda yapacak, bu toprakların medeniyet zenginliğini, her bir parçasıyla gün yüzüne çıkaracağız.” sözlerini sarf etti.
Bölgedeki tüm önemli eserler Samsun Müzesi’nde
Samsun Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nin 19 Mayıs 1981’de hizmet vermeye başladığını, geçen 40 yıllık zaman zarfında artan eser sayısına karşılık veremez duruma geldiğini ve yeni bir müze inşa ettiklerini anlatan Ersoy, Karadeniz dalgalarından esinlenilen yeni müzenin mimarisinin 16. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri programında, proje dalında ödüle layık görüldüğünü hatırlattı.
Bakan Ersoy, müzeyle ilgili şu bilgileri paylaştı:
“Bugün Karadeniz Bölgesi’nin en büyük müzesini Samsun’da hizmete açarak bu ihtiyaç en üst düzeyde karşılanmıştır. 15 bin metrekarelik bu eserin uygulama çalışmalarını Samsun Büyükşehir Belediyemizle imzaladığımız işbirliği protokolü kapsamında yürüttük. İçerisinde arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği salonlar, geçici sergi salonları, konferans salonu, kütüphane, çocuk müzesi, laboratuvar, idari ve ticari birimler ile depolar ve kafeterya yer alıyor. Bir yandan böylesi istisna bir yapı inşa edilirken bir yandan da eserlerin restorasyon ve konservasyon çalışmalarını gerçekleştirdik. Bu noktada, bölgedeki tüm önemli eserlerin bu müzede sergilendiğini ifade etmeliyim. Dolayısıyla Yeni Samsun Müzemiz bir bölge müzesi niteliği de taşımaktadır. Sergilenen eser sayısı 7 bin165 adettir.”
Yeni müzede Amisos Antik Kenti buluntuları ve Amisos Mozaiği, bronz atlet heykeli, Helenistik Çağa ait takılar, Klasik, Helenistik, Roma, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı döneminden eser gruplarının yer aldığını aktaran Ersoy, müzenin gerçekten görülmeye değer bir koleksiyon, tecrübe edilmesi gereken bir kültür ve tarih yolculuğu sunduğunu belirtti.
Bir ay boyunca müze ücretsiz ziyaret edilebilecek
Ersoy, “Müzenin etnografya bölümü ise Selçuklu Dönemi mezar taşlarını, Osmanlı Dönemi’ne ait kervansaray, han ve medrese modellerini, mutfak, hamam ve giyim-kuşam kültürünü, takı sanatını ve Milli Mücadele dönemini içeren koleksiyonuyla Türk kültür ve tarihine eşsiz bir kapı açmaktadır. Şehrimize mimarisiyle, teşhir ve tanzim uygulamalarıyla ve zengin koleksiyonuyla yeni bir cazibe merkezi kazandırılmıştır. Bir ay boyunca ücretsiz ziyaret edilebilecek olan Yeni Samsun Müzesi’nin Samsun’un tarihine, kültürüne ve sosyal hayatına en iyi şekilde hizmet etmesini temenni ediyorum.” dedi.
Vali Orhan Tavlı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş ile Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir de birer konuşma yaptı.
Konuşmaların ardından Bakan Ersoy ve protokol üyeleri, müzede inceleme yaptı ve ardından açılış kurdelesi kesildi.
]]>Yahudi örgütü Erev Rav, Herzog’un Filistinlilere karşı soykırımı kışkırtmaktan tutuklanması için Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurdu.
Amsterdam’da Ulusal Holokost Müzesi’nin açılışına, Herzog’un yanı sıra Hollanda Kralı Willem-Alexander, Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile Almanya ve Avusturya’dan temsilciler katıldı.
Hollanda’daki Yahudi kuruluşlarının, geçen Çarşamba günü müze açılışına İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un da katılacağını açıklaması yoğun tartışmalara neden oldu.
Amsterdam’aki Portekiz Sinagog’undaki tören öncesi, kentin birçok yerinde İsrail ve Herzog karşıtı gösteriler düzenlendi.
Zaman zaman göstericiler ile Hollanda polisi arasında arbede yaşandı.
Eski Hollanda Başbakanı Dries van Agt tarafından kurulan Filistin yanlısı Haklar Forumu adlı örgüt, Kral Willem-Alexander’ın Herzog’u karşılamasını, “İsrail’in sevdiklerini öldürmesini ve topraklarını yok etmesini çaresizce izlemek zorunda kalan Filistinlilerin suratına atılan bir tokat” diye değerlendirdi.
Hollanda’daki 200 caminin bağlı olduğu çatı örgütü K7, Hollanda Kralı’ndan, Müslümanlar’ın kutsal ayı Ramazan’ın ilk günü İsrail Cumhurbaşkanı’nı karşılamama çağrısında bulundu.
Cami dernekleri, Herzog’un ziyaretini “Filistin halkının kaderiyle ilgilenen ve adalete büyük önem veren herkes için büyük bir darbe” olarak değerlendirdi.
Çeşitli Yahudi kuruluşları ile insan hakları örgütü The Rights Forum da Herzog’un Hollanda’ya gelişine karşı çıktı.
Siyonizm karşıtı Yahudi örgüt Erev Rav, Cumartesi günü Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne Herzog için tutuklama emri çıkarılması için başvuruda bulundu.
Bir başka Yahudi örgütü olan Zeytin Ağacı Vakfı öncülüğünde bir bildiri yayınlayan kuruluşlar da, Herzog’u “Filistin halkına karşı soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçları işlemekle” suçladı. Bildiride, Herzog’un, Holokost tarihini “kendisini ve şu anda işlenen soykırımı meşrulaştırmak için” kullandığı savunuldu.
Bu, kuruluşlar da, Herzog’un Hollanda’da tutuklanmasını talep etti.
Herzog’a karşı ilk gösteri, Uluslararası Af Örgütü tarafından Pazar sabahı Ulusal Holokost Müzesi yakınlarında gerçekleştirildi.
Örgüt, müze civarındaki üç noktada sessiz bir protesto düzenledi.
Af Örgütü’ne göre, müze açılışı, “Filistin halkının aylardır katlandığı inanılmaz acılar göz önüne alındığında” son derece hassas bir olay.
Uluslararası Af Örgütü sözcüsü Nicole Sprokel, Hollanda medyasına, “Ulusal Holokost Müzesi önemli bir müze çünkü İkinci Dünya Savaşı’ndan alınan derslerin öyküsünü anlatıyor. Ama müzenin, uluslararası hakları ihlal eden bir ülkeyi temsil eden biri tarafından açılması oldukça acı” dedi.
Öğle saatlerinde de Amsterdam’daki Waterlooplein’de Filistin bayrakları taşıyan 2000’den fazla kişi toplandı.
Gösteriye katılan Yahudi örgütü Erev Rav’ın kurucusu Yuval Gal, yerel kanal AT5’e, “Tarihten ders almalıyız. ‘Bir daha asla’ dediğimizde, gerçekten bunu kastediyoruz. Ama bu şimdi Gazze’de yaşanıyor” açıklamasını yaptı.
Auschwitz’den sağ kurtulan bir büyükannenin torunu olan Hollandalı Yahudi Ayala Levinger de, Het Parool gazetesine, “Medya tüm Yahudilerin İsrail’i desteklediğini düşünüyor ancak durum hiç de öyle değil” dedi.
Ayala, halen barış içinde bir arada yaşamanın mümkün olduğuna inandığını söyledi.
Sol muhalefet partileri de Herzog’un Hollanda’ya gelmesini tepkiyle karşıladı.
Herzog’a neden bu kadar tepki gösteriliyor?
Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a göre, İsrail Devlet Başkanı Herzog’a yönelik tepkilerin bu kadar fazla olmasının nedeni, Gazze konusundaki tartışmalı açıklamaları.
Herzog’un, Gazze’deki sivillerle Hamas militanları arasında hiçbir ayrım yapmadığını söylemesi, uluslararası kamuoyu tarafından eleştiriyle karşılanmıştı.
NOS’a göre Herzog, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırılardan bütün Filistin halkını sorumlu tuttu. Bu açıklama, Güney Afrika’nın Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail’e karşı açtığı soykırım davası dilekçesinde de yer aldı.
Aralık ayında İsrail birliklerini ziyaret eden Herzog’un, Gazze’ye atılan bir bombanın üzerine, “Sana güveniyorum” yazması da tepkilerin bir diğer nedeni.
Yahudi kuruluşları tepkileri nasıl karşıladı?
Ulusal Holokost Müzesi’nin yapımında yer alan Yahudi örgütleri ise protestolar nedeniyle hayal kırıklığına uğradıklarını söylüyor.
Müzenin bağlı olduğu Yahudi Kültür Merkezi Müdürü Emile Schrijver, Hollanda medyasına yaptığı açıklamada, eleştirileri anladıklarını belirterek, “Ama aynı zamanda bu müzenin ilgili olduğu insanları da dışlamak istemiyorum. Bu müze Hollandalı Yahudilerin öldürülmesiyle ilgili” diye konuştu.
Schrijver’a göre, Herzog, Cumhurbaşkanı sıfatıyla artık Hollanda’da bir gelecek göremedikleri için savaştan sonra İsrail’e gitmeye karar veren binlerce Hollandalı Yahudiyi simgeliyor.
Amsterdam’da öğle saatlerinde başlayan açılış töreni nedeniyle Holokost Müzesi ve çevresinde geniş güvenlik önlemleri alındı.
Bazı toplu taşıma durakları kapatıldı. Protesto afişleri asan bazı kişiler polis tarafından gözaltına alındı.
Herzog: Müze Yahudi düşmanlığından kaynaklanan dehşeti anlatıyor
Hollanda Kralı Willem-Alexander, protestolar eşliğinde geldiği törende, “Müze, kurbanlara bir yüz ve ses veriyor. Antisemitizmin nasıl yıkıcı sonuçlara yol açabileceğini gösteriyor” dedi.
Hollanda Kralı, “Antisemitizmin her şeyi yok eden bir kasırgaya dönüşmesini önlemenin” herkesin sorumluluğu olduğunu söyledi.
İsrail Cumhurbaşkanı Herzog da, nefret ve Yahudi düşmanlığının dünya çapında yükseldiğini savunarak, Holokost Müzesinin “Yahudi karşıtlığından kaynaklanan dehşeti” hatırlatan bir yer olduğunu dile getirdi.
Herzog, 7 Ekim’den bu yana Hamas tarafından rehin tutulan İsraillilerin serbest bırakılması çağrısında da bulundu.
Hollanda ve Almanya hükümetlerinin de katkıda bulunduğu müzenin kurulması için 32 milyon euro bağış toplandı.
Müze Amsterdam’ın Yahudi mahallesi olan Plantage Middenlaan’da, 2. Dünya Savaşı sırasında çok sayıda Yahudi’nin Nazi toplama kamplarına gönderildiği eski bir okulda açıldı.
Müzede 2 bin 500 parça eşyanın yanı sıra fotoğraflar, filmler, ses kayıtları, belgeler yer alıyor.
Naziler tarafından gerçekleştirilen soykırımda 102 bin Hollandalı Yahudi hayatını kaybetti.
]]>Kepez Belediyesi, ‘Müze Belediye’ adıyla hizmet binasının 6 katındaki koridorları binlerce adet kültür, sanat, sosyal yaşam ve belediye tarihini anlatan objelerle müzeye dönüştürdü. Türkiye’de bir ilk olan ‘Müze Belediye’ törenle hizmete açıldı. Müze Belediye açılışına Kepez Kaymakamı Nusret Şahin, Kepez Belediyesi ve Cumhur İttifakı Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hakan Tütüncü, Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürü Kenan Yavuz, Kepez İlçe Gençlik Spor Müdürü Yüksel Dorul, belediye meclis üyeleri ve belediye çalışanları katıldı.
Bir şehrin duvarlarının kültürle, sanatla örülmesi gerektiğine vurgu yapan Tütüncü, Kepez’e 15 yılda 13 müze kurulduğunu kaydetti.
Müze Belediye içinde sanatçıların ve çocukların eserlerinin de yer aldığını hatırlatan Tütüncü, “Yıllar sonrada sanatçılarımız, çocuklarımız gelsinler eserlerini görsünler istedik. Bizden sonra yok olabilecek bir koleksiyonu kültür ve sanat hayatımıza bu yolla kazandırmış olduk. Burası sadece sanat müzesi değil, aynı zamanda hatıralar müzesi Aynı zamanda 1994’den beri belediye hizmetleriyle ilgili birçok objenin de burada aynı şekilde sergiye sunulduğunu görüyorsunuz. Belediyenin bütün depolarına girildi, bütün binaları gezildi. Gerek sanat eseri, gerekse o değişim ve dönüşüm sürecini hatırlatan unsurlar, objeler toplantı bütün bunlar bir araya getirilerek müze belediye konsepti oluşturuldu. Bir şehrin duvarları kültürle örülmelidir. Biz, kültür ve sanatın hayatımızın her alanını kuşatsın istiyoruz. Bütün bu düşüncülerden hareketle bu belediye müzesini kurduk” diye konuştu.
“Sizlerle çalışmak güzeldi”
15 yıldır birlikte çalıştığı belediye personeline de teşekkür eden Cumhur İttifakı Belediye Başkan Adayı Tütüncü, “Değerli çalışma arkadaşlarım, her şey sizlerle güzeldi” dedi. Her pazartesi sabahı personelin haftaya motive bir şekilde başlaması için müzikle karşılandığını hatırlatan Tütüncü, “Aslında konser bahaneydi. Birbirimizin yüzüne bakarak enerji almak çok güzeldi. Bizden sonraki yönetim dilerim ve isterim ki bu sahneleri çok güzel kullanır. Burası bu müze vasfını sürdürür. Dostlar bizi iyi hatırlasın. Sizlerle beraber 15 yıl yürümek güzeldi. Sanat her yerimizi kuşatsın” ifadelerine yer verdi.
“Müze Belediye”
Müze Belediye’de, ilçenin dünden bugüne değişimini anlatan binden fazla obje ile ulusal ve uluslararası 400 farklı sanatçının 500 eseri sergileniyor. Hizmet binasının fuayesi ve koridorları, yağlı boya tablo, heykel, ebru ve sulu boyadan oluşan eserlerle adeta modern bir sanat galerisiyle renkli ve sıcak bir kimliğe kavuşturuldu. Müzede, ilçenin geçmiş yıllarını günümüze taşıyan gecekondu mahallelerinin fotoğrafları, siyah-beyaz fotoğraflar, belediye yazışmaları, fotoğraf makineleri, kameralar, radyolar, Antalya kartpostalları, pullar, belediye spor kulübünün başarılarını simgeleyen kupalar, formalar, belediyenin dergi, gazete ve kültür yayınları ile Başkan Tütüncü döneminin kadınlara yönelik bir projesi olan Kepez Meslek Edindirme Kursları’nın el emeği göz nuru gibi eserler bulunuyor.
Yine müzede, çeşitli ülkelerden getirilen 6 bin adet deniz kabuklusu da sergileniyor. – ANTALYA
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, tarihi Haliç Tersanesi’nin bir bölümünde hayata geçirilen ‘İstanbul Sanat’ın açılışını gerçekleştirdi. Aynı anda, ’10 x 10 = 100 Büyük Proje’ sunumlarının dördüncüsü olan ‘Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri’ konulu sunumu da yapan İmamoğlu, “5 yılda neyi, nasıl yaptığımıza ve bundan sonra yapacaklarımıza bakarsanız, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma konusunda yaşanan çok büyük zihniyet devrimini çok net görürsünüz” dedi. İmamoğlu, “Kanal İstanbul meselesini, bu milletin uykularını kaçıran bu meseleyi milletin zihninden söküp atacağız” diye konuştu.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kentin ilk kamusal çağdaş sanat müzesine dönüştürülen tarihi Haliç Tersanesi içerisinde “İstanbul Sanat” adıyla açılışını, “10 x 10 = 100 Büyük Proje” sunumlarının dördüncüsü olan “Tarihine sahip çıkan İstanbul için tam yol ileri” konulu sunum ile gerçekleştirdi. Proje sunumuna ve açılışa; siyaset, sanat ve akademi dünyasından birçok tanıdık isim katıldı. “Osmanlı’nın denizcilik üssü Tersane-i Amire’nin günümüze ulaşan bölümlerinden biri olan Haliç Tersanesi’nin restorasyon çalışmalarını tamamlamanın ve şehrimize ‘İstanbul Sanat’ adıyla yeni bir kültür sanat mekanı kazandırmanın heyecanı içinde olduğumuzu söylemek isterim” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:
“ECDADIN YADİGARI İŞTE BÖYLE KORUNUR: Haliç Tersanesi, dünyada işlevini sürdüren en eski tersanelerden biri. Tersaneyi, göreve geldiğimiz gün itibariyle başladığımız kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla, koruma altına aldık. Yeniden işlevlendirme sürecimizin ardından, bugün itibariyle “İstanbul Sanat” adıyla tersaneye kamusal bir yaşam merkezi işlevi kazandırdık. Haliç Tersanesi’ni artık, tersane işlevinin yanında; müze, performans sanatları merkezi, sergi ve çocuk atölye alanlarıyla, restoran gibi sosyal mekanlarıyla da hizmet verecek şekilde İstanbulluların hizmetine açıyoruz. Ecdadın yadigarı işte böyle korunur. Fatih’in emaneti Haliç Tersanesi, yaklaşık 600 yıllık bir denizcilik mirası, bugüne ve geleceğe taşınarak korunur.
PORTREYİ SATIN ALARAK, BELEDİYEMİZİN KOLEKSİYONUNA KATTIĞIMIZDAN ÖTÜRÜ BİRAZ SORUŞTURMA GEÇİRSEK DE: 15. yüzyılın sanat hamisi olan Fatih Sultan Mehmet’in yaptırdığı Haliç Tersanesi’nde kurulan İstanbul Sanat Müzesi, eminim ki İstanbul’un en çok ziyaret edilen müzelerinden birisi olacak. Farklı koleksiyonları, “Ah Güzel İstanbul” sergisiyle bir araya getirdiğimiz İstanbul Sanat’ta, İstanbullulara ait olan İBB’nin zengin koleksiyonu da sanat severlerle buluşacak. Birbirinden kıymetli eserleri içeren bu serginin en özel eserlerinden biri, elbette Gentile Bellini’nin atölyesinde resmedilen ve 15. yüzyıla tarihlenen Fatih Sultan Mehmed portresi. Her ne kadar bu portreyi satın alarak, belediyemizin koleksiyonuna kattığımızdan ötürü biraz soruşturma geçirsek de değerli bir iş olduğunun altını çizmek isterim. Değerli koleksiyonlarıyla hem İstanbul Sanat’a hem de sergiye hayat veren kıymetli koleksiyonerlere; eserleriyle aramızda yer alan sanatçılarımıza, süreçte emeği geçen küratör ve akademisyenler ile müze ve sergi ekibine teşekkürlerimi sunarım.
YILLARIN İHMALİYLE, YAPILAN SAYISIZ YANLIŞLARLA BOĞUŞAN İSTANBUL, SON 5 YILDA YENİ BİR YOLA GİRDİ: Kıymetli İstanbullular; ‘Kadim kent’, ‘Eşsiz coğrafya’, ‘Zengin kültürel miras’, ‘Ecdat yadigarı tarihi değerler…’ Ne mutlu bize, bunun gibi sıfatlarla anılan bir şehirde yaşıyoruz. Ne mutlu bize ki, İstanbul’umuz var. Yılların ihmaliyle, yapılan sayısız yanlışlarla boğuşan İstanbul, son 5 yılda yeni bir yola girdi. İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası, artık emin ellerde. Bu eşsiz miras, artık uzmanların ve halkın koruması altında. 5 yıldır, İstanbul’un tüm tarihi ve kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmaya kararlı bir anlayışla hareket ediyoruz. İstanbul’un mirasını, bilimin yönlendiriciliğinde gün yüzüne çıkarıyor ve halka emanet ediyoruz. Bugün sizlerle, kadim şehir İstanbul’da tarihi ve kültürel mirasa nasıl sahip çıktığımızı, bu tarihi ve kültürel mirasın yaşatılması için neler yaptığımızı ve önümüzdeki 5 yılda bu amaçla hayata geçireceğimiz projelerimizi paylaşacağım.
İSTANBULLULARIN KADİRŞİNASLIĞI OLMASAYDI: Aslında milyonlarca İstanbullu gibi, sizler de yaptıklarımızı çok iyi biliyorsunuz. Eminim, sizler de İstanbul’un günlük hayatının bir parçası haline getirdiğimiz pek çok tarihi mekanı ziyaret ettiniz. Sahip çıktığımız tarihi yaşadınız, hissettiniz. O mekanlarda düzenlenen etkinliklere katıldınız, dinlendiniz, sohbet ettiniz. Keyifli ve kaliteli zaman geçirdiniz. Böylece, yıllarca harabe haliyle bırakılmış, yok olmaya yüz tutmuş, atıl durumdaki tarihi mekanlara sahip çıktınız. İstanbulluların kadirşinaslığı olmasaydı, bu şehrin mirasına sahip çıkmak yolunda yaptığımız her şey eksik kalırdı. Onun için, bu yolda başardığımız ne varsa, aynı zamanda İstanbulluların eseridir. Sizlere ve tüm İstanbullulara teşekkür ediyorum.
İBB MİRAS, ARTIK DÜNYACA ÜNLÜ BİR MARKA: İstanbul’un tarihine baktığımızda, 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, dünyanın başkenti olmuş bir kent görüyoruz. Asıl olarak şehrin merkezinde yoğun olmakla birlikte, dört bir yanında çok sayıda tarihi ve kültürel miras eseri bulunan İstanbul bu anlamda dünyanın en zengin kenti. Bize bırakılan bu mirasa uzmanlıkla, liyakatle, ayrım gözetmeksizin, saygıyla ve özenle yaklaşıyoruz. Geçmişte liyakatsiz ellerle yapılan vahim uygulamalar, kaş yapayım derken göz çıkarılan restorasyon projeleri hepimizin hafızalarında. Peki biz ne yaptık? İBB Miras’ı kurduk. İBB Miras, artık tarihi eserlerin bakımı ve restorasyonu konusunda dünyaca ünlü bir marka. İBB Miras, işini bir ihalenin gereği olarak değil; severek, tutkuyla yapan, liyakat örneği bir yapılanma. İstanbul’un kültür mirasına bilgiyle, sevgiyle, özenle sahip çıkan bir organizasyon. İçinde mimar var, mühendis var, sanat tarihçisi, arkeolog, restoratör var. Restorasyon ustası, restorasyon işçisi var. İBB Miras’ta baştan sona uzmanlık var, tecrübe var, liyakat var. İstanbul’un kültür mirası artık İBB Miras’ın güvencesi altında.
SAYISI 4 OLAN İBB SORUMLULUĞUNDAKİ MÜZELERİ 4,5 YILDA 22’YE ÇIKARDIK: İBB Miras ile birlikte, rutin olarak 25 ilçede, 42 rotada ve 1321 ayrı noktada envanterimizi izliyoruz, bakımını yapıyoruz ve sizlerin ziyareti için hazır tutuyoruz. 63 anıt eser ve sivil mimarlık eserinde, kapsamlı restorasyon çalışmalarımızı tamamladık. 34 kamusal sanat eserini restore ederek, zamanın tahribatından arındırdık. Geçmişin izlerini bulabileceğimiz en kıymetli alanların başında müzelerimiz geliyor. Göreve geldiğimizde, sayısı 4 olan İBB sorumluluğundaki müzeleri 4,5 yılda 22’ye çıkardık. İstanbul’un 20 yıldır, 30 yıldır suyu akmayan 197 tarihi çeşmesini, bakım ve onarım çalışmalarını tamamlayıp suya kavuşturduk. Bu konuda öncü olmanın, kimi kurumlara örnek teşkil etmenin gururunu, bu projeye çok değer veren 16 milyon İstanbulluyla birlikte yaşıyoruz. İstanbul’un tarihsel ve kültürel anlatısının en önemli taşıyıcılarından biri olan camiler, türbeler ve hazireler İBB Miras’ın koruma çalışmaları içinde özel bir yer tutuyor. Biz de İBB Miras’ın hassas çalışmaları ve ince işçiliği ile 19 tarihi türbeyi, 588 tarihi mezar ve hazireyi hak ettiği değere kavuşturduk. 42 tarihi caminin rutin olarak bakımını gerçekleştirerek ferah ve huzurlu bir hizmete hazır tuttuk.
TAM 943 MİRAS ALANINI, İBB MİRAS DOKUNUŞU İLE KORUMA ALTINA ALDIK: Göreve geldiğimizden bugüne kadar, tam 943 miras alanını, İBB Miras dokunuşu ile koruma altına aldık. Restorasyonunu gerçekleştirdiğimiz bu yapıları, kimliğine uygun ve çevresindeki ihtiyaçlara cevap verecek şekilde, koruma-kullanma dengesini gözeterek işlevlendirdik. Bu alanlar, halkımızın nefes aldığı, keyifli zaman geçirdiği yeni yaşam alanlarıdır. Yeniden işlevlendirme yaparak İstanbul’a kazandırdığımız bu eserlerimiz, İstanbul’dan memleketimizin, dünyanın dört bir yanından tam 11,5 milyon ziyaretçi ağırladı. Bildiğiniz gibi Bulgur Palas’ı mülkiyetimize alarak, çok kısa sürede restorasyonunu tamamladık ve Fatih ilçemizin kamusal hizmetlerden mahrum kalmış bölgesinde vatandaşlarımızın hizmetine geçtiğimiz hafta sunduk. Haftaya, önemli bir endüstri mirası alanını daha şehrimize kazandırıyoruz. Biz, öyle bir çalışırız ki, petrol tankerlerinden bile mucizevi bir yaşam alanı ortaya çıkartırız. Çubuklu Siloları’nı hepinizin görmesini çok arzu ediyorum. Terk edilmiş endüstri mirası dönüşümlerinin ne kadar önemli olduğunu; bu dönemde Müze Gazhane, Ataköy Baruthanesi, Artİstanbul Feshane, Cendere Sanat gibi şehre yeni kazandırdığımız kültür alanlarıyla herkese gösterdik.
UYDURMA BELGELERLE GEZİ PARKI, GALATA KULESİ GİBİ ÖNEMLİ TARİHİ ALANLARI ELİMİZDEN ALMAYA KALKTILAR: Bir de Koruma Kurulu sürecine takıldığı için gerçekleşmeyen, aksayan, yavaş ilerleyen projelerimiz var. Birçok alanda olduğu gibi, bu alanda da çeşitli engellemelerle mücadele ettik. Uydurma belgelerle Gezi Parkı, Galata Kulesi gibi önemli tarihi alanları elimizden almaya kalktılar. Bu alanlarda hukuki mücadelemiz devam ediyor. Yedikule Gazhane, Dolmabahçe Gazhane, Duatepe Parkı, Fatih Sultan Mehmet Anıtı, Sultanahmet Meydanı, Taksim Meydanı, Yoros Kalesi Arkeopark, Altınkapı Ziyaretçi Müzesi, Bozdoğan Kemeri Ziyaretçi Müzesi gibi önemli eserlerimizin kent hayatına kazandırılması ise, Koruma Kurulu sürecine takılmış durumda. Bunları da sıkı bir şekilde takip ediyoruz.
YENİ AÇACAĞIMIZ MÜZELER İLE İHMAL EDİLMİŞ MÜZECİLİK ALANI İSTANBUL’A YAKIŞIR BİÇİMDE HAREKETLENDİRECEĞİZ: Geçmiş dönemde olduğu gibi yeni dönemde de İstanbul tarihine sahip çıkmaya devam eden bir şehir olmaya devam etsin diye kollarımızı sıvadık. Şimdi yeni dönem için 10 alanda hazırladığımız projelerimizi sıralamak istiyorum: Yeni açacağımız müzeler ile ihmal edilmiş müzecilik alanını, İstanbul’a yakışır biçimde hareketlendireceğiz. 28 Yeni Müze ve Sanat Merkezi ile sanat dünyasını zenginleştireceğiz. Bulunduğumuz tarihi Haliç Tersanesi’nde, Deniz Müzesi ile ikinci etabı tamamladığımızda kültür alanını daha da genişletmiş olacağız. Dünyanın yaşayan ve üretmeye devam eden en eski tersanesi Haliç Tersanesi; ‘İstanbul Sanat’ markasında, İstanbul Sanat Müzesi, Performans Sanatları Merkezi ve festival alanları, çocuk sanat atölyesi ve Deniz Müzesi ile devasa bir kültür merkezi olacak. İstanbul Sanat gezilirken aynı zamanda İstanbul’un sembolü vapurların restorasyon süreçleri izlenebilecek. 2019’dan sonra özel ve kamu sektörüne ait gemilerin bakım onarım çalışmalarını da yapmaya başladık. İlk kez mega yatlar, Haliç Tersanesi’ne bakım onarım ve havuzlama işlemleri için gelmeye, tersane çok uzun yıllar sonra yeniden gemi inşa etmeye başladı. Bu çalışmalarımızı yapmaya devam edeceğiz. Açık restorasyon ile dünyanın en eski tersanesinde, bakım ve onarım aşamaları, Deniz Müzesi’nin bir parçası olarak yer alacak.
İNAN GÜNEY, MAHİR POLAT, SİNEM DEDETAŞ: Tabii burada kulaklarını çınlatmak isterim. Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde deneyimleriyle birlikte, kendisi deneyimlerine deneyim katmış, yıllarca doğma büyüme bir Beyoğlulu olarak nasıl Beyoğlu yolculuğuna İnan Güney çıkmışsa; kültür-sanatın yapı taşlarını her açıdan, çok büyük bir deneyimiyle beraber bilen, bence İstanbul’un önemli bir kültür, sanat, tarih ismi olacak olan Mahir Polat arkadaşımın da Fatih’e aday olduğu gibi; özellikle bu sahanın organizasyonunda ve bu sahanın gelişmesinde özenli katkılarıyla beraber, çalışmayan bir tersaneyi, sıfır ciroyu gören bir tersaneyi, bir anda yıllık 160 milyon -o günün parasıyla, bugünle nasıl çarparsınız bilmiyorum- ciroya çıkartmış bir tersane haline getiren, kamu yöneticiliğinin en iyi örneklerini burada sunan Sinem Dedetaş da Üsküdar’a hizmet etmek için yola çıktı. Kulaklarını buradan çınlatmış olalım.
BALKAN OTOGARI” TEPKİSİ: “NASIL BİR TORPİLLİ SAHAYMIŞ Kİ, BİZ BU ALANI ORAYA TAŞIYAMIYORUZ: Yenikapı’da, Balkan Otogarı’nı kaldırıp, 109.000 metrekare yaşam alanına dönüştürüyoruz. 8000 yıllık tarihi liman; güvenli, yeşil bir yaşam parkı oluyor. Bakınız; bazı konular öyle anlamsız engellerle önümüze diziliyor ki; tarifi yok. Şimdi bu otogarı buradan kaldırıyoruz. İstanbul’un tarihinin göbeğine kamyonu, tırı, otobüsleri sokmamak adına, yine yüz milyonlarca liralık bir yatırım yaptık. Açılışını yarın yapıyoruz. Muazzam bir terminal. Aynı zamanda otogar gibi ve mal yükleme, boşaltma hizmetinin yapılacağı… Aynı zamanda o alanı da tramvayı kapısına getirerek… Yani Alibeyköy’deki tramvayla Eminönü’ne kadar gelmelerini sağlayacak şekilde insan taşımacılığını da sağlayarak, biz orada çok özel bir otogarı bitirdik. Bir lojistik alan bitirdik aslında. ve bu Balkan Otogarı’nın oraya taşınması gerekiyor. Nasıl bir torpilli sahaymış ki, biz bu alanı oraya taşıyamıyoruz. Taşınması için, oradaki işgalcilerin çıkmaması adına, ben buradan şikayet ediyorum. İlçe kaymakamı bu işin bir parçası gibi davranıyor. Şaka gibi. Yani İstanbul’un göbeğindeki bir hizmeti alıp, Alibeyköy’e taşıyacağız. Orada bir de çevresinde 100 bin metrekarenin üzerinde muazzam da bir park kazandırdık. Orayı da tanıtacağım yarın. Çok modern bir otogar ve bir terminal merkezi bitirdik. Maliyeti neredeyse 350-400 milyon lira ve taşıyamıyoruz. Şaka gibi. Yani Yenikapı’yı arındıracağız, iyileşen bir tarihi alana dönüştüreceğiz Fatih’in göbeğini. Hani diyorum ya bazen; her ne kadar akıllarında, fikirlerinde ‘Ekrem İmamoğlu aşağı, Ekrem İmamoğlu yukarı’ olsa da İstanbul’a bu şekilde Ekrem İmamoğlu üzerinden eğilseler de onlara görevlerini hatırlatıyorum. Buradan duyuruyorum. Yarın açılışını yapacağız. Bize yardımcı olsunlar. Bir an önce İstanbul’un göbeğindeki, o güzelim tarihi alandaki bu arkeolojik parkının yapılacağı alandaki işgallerin, bir an önce oraya taşınması konusunda bize kamusal destek versinler ve bu işi tamamlayalım, diyerek böyle bir engellemeyi de sizlerin huzurunda, İstanbul’un bütün mülk idarecilerine buradan duyuruyorum.
FATİH CAMİİ İLE SÜLEYMANİYE CAMİİ’Nİ, İSTANBUL’UN EN MUHTEŞEM MANZARASIYLA BİRBİRİNE ULAŞTIRIYORUZ: İstanbul’un dünü ile bugünü arasında bağlantı kuran, şehrin önemli tarihi eşiklerinden biri olan Altınkapı’yı, kültür sanat etkinlikleriyle her daim yaşayan, tarihi ve kültürel önemini görünür kılacağımız bir çekim alanı olarak dönüştürüyoruz. İstanbul’un yeşil alanlarını imara açan zihniyet geride kaldı. Yeşil alanları, tarihi, kültürel değerlerini de gözeterek, korumaya ve yeni yeşil alanlar kazandırmaya devam edeceğiz. Fatih Sultan Mehmet’in emaneti Fatih Camii ile Kanuni Sultan Süleyman’ın emaneti Süleymaniye Camii’ni, İstanbul’un en muhteşem manzarasıyla birbirine ulaştırıyoruz. Üzerinden yürüyerek geçilecek ‘Bozdoğan Açık Hava Müzesi’; ziyaretçi merkezi ve kafe alanlarıyla yeni bir kültür turizm odağı olacak.
132 YILLIK HASANPAŞA GAZHANESİ’Nİ MÜZE GAZHENE OLARAK KAMUYA KAZANDIRDIK: 132 Yıllık Hasanpaşa Gazhanesi’ni, ‘Müze Gazhane’ olarak kamuya kazandırdık. Yeni dönemde 3 yeni müze gazhane ile İstanbul’un endüstri mirasına yaşam enerjisi vermeyi sürdüreceğiz. İstanbul’un ilk aydınlatma kaynağı, 168 yıllık Dolmabahçe Gazhanesi’ni, Kağıthane Gazhanesi’ni ve Yedikule Gazhanesi’ni kültür-sanat etkinliklerine ve sosyal tesislere ev sahipliği yapacak şekilde dönüştürüyoruz. Yedikule Gazhanesi’nde ‘Panorama Müzesi’, ‘İstanbul Belleği Müzesi’ ve ‘Kent Müzesi’, İBB Miras eliyle İstanbul’a kazandırılarak, şehrin en önemli kültür-sanat mekanlarından olacak. Aynı zamanda 3.000 kişilik açık hava etkinlik alanı ve sahnesiyle yeni bir kültür sanat odağı haline dönüşüyor.
3 YENİ ARKEOPARK: İstanbul’umuzun arkeolojik alanlarını, her yaştan insanımızın için tarihi öğrenme, keşfetme heyecanıyla dolduracak şekilde düzenliyoruz. Şeyh Vefa Arkeopark, Yoros Kalesi, Milyon Taşı arkeopark alanları, ziyaretçi merkezleri ile birlikte hizmet verecek.
4 TARİHİ TİYATRODA YENİDEN “PERDE” : Tarihi tiyatrolarımız, yeniden perde açacak. 4 tarihi tiyatro ile kültür-sanat hayatını zenginleştireceğiz. Kadıköy İskele Meydanı’nın simgelerinden Haldun Taner Sahnesi, Muammer Karaca Tiyatrosu, 1961 yılında Fatih Tiyatrosu adıyla açılan, senelerce nice oyunlara ev sahipliği yapmış olan Reşat Nuri Sahnesi ve son olarak Kenter Tiyatrosu’nda başlattığımız restorasyon çalışmalarımızı tamamlayacağız. Bu simgesel mekanları, yeniden sanatçılarımızın ve tiyatro severlerimizin hizmetine sunacağız.
FESHANE VE BARUTHANE’DE YENİ DÖNEM: Endüstri mirası alanlarımıza sahip çıkıyoruz. Bu alanları yaşamın bir parçası haline getiriyoruz. Feshane 2’inci etap çalışmalarına başlıyoruz. İstanbul’un endüstri mirasının eşsiz örneklerinden biri olan Feshane-i Amire, ‘Artİstanbul Feshane’ ismiyle kısa sürede İstanbul’un en büyük kültür-sanat merkezi haline geldi. 2’inci etap çalışmalarıyla birlikte, 14.850 metrekarelik müze ve kültür-sanat alanı daha kazandıracağız. Kanal İstanbul’un yutacağı tarihi alanlarımızdan birisi de Osmanlı gücünü yansıtan Azatlı Baruthanesi’ydi. Tarihi baruthanede yepyeni bir kültür alanı yaratıyoruz. Müzeleri, yaşam alanları, peyzaj kullanımlarıyla bir yaşam bahçesi ortaya çıkacak. ve buradan ilan ediyorum: Bu Kanal İstanbul meselesini, bu milletin uykularını kaçıran o ismiyle bile zihninden söküp atacağız. Çok net söyleyeyim.
9 YENİ İSKELE KİTAP KAFE: Tarihi iskelelerimizi yeni nesil kütüphanelerle donatıyoruz. Moda, Kadıköy, Beşiktaş gibi 9 iskelemizi, özgün işlevlerinin yanı sıra kitapla, kültürle sanatla buluşturduk. 9 İskele Kitap Kafe’yi daha 16 milyon İstanbullunun hizmetine sunacağız. Şehrin önemli hafıza mekanları arasında yer alan bu iskeleler, bundan böyle kültür-sanat etkinlikleri, kafe ve kütüphaneleriyle de İstanbulluların buluşma durakları olacak. Yeni dönemde, tarihi iskelelerimizde açacağımız İskele Kitap Kafelerimiz ise; Bostancı, Büyükada, Eminönü, Kasımpaşa, Fener, Balat, Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp İskele Kitap Kafeler olacak. Bu arada söyleyeyim; Bostancı’da muazzam bir sahil düzenlemesi yapıyoruz. ve bu sahil düzenlemesi, inanılmaz değerli bir nefes aldıracak. Burayı da yine çok uzun bir zaman değil… Ben artık günleri, saatleri, saniyeleri bile sorguluyorum. Genel Sekreterimiz, yöneticilerimiz biliyor. Fazla değil, 1 hafta içerisinde, o güzel sahili sizlerle buluşturuyoruz.
KEMAL SUNAL MÜZESİ DE GELİYOR: Sanatçılarımızı burada görmüşken, onun da kulaklarını çınlatmak isterim. Bir gün evine gittiğimde, uzun uzun sohbet ettiğimizde, keşfettiğimiz farklı bir yönünü bulduğumuzda, hemen aklımızda bir ışık yandı ve kendisine bir teklifte bulunmuştum. Sevgili Ediz Hun’un evi, tam bir kaktüs müzesi. Dünyanın her yerinden kaktüs var. Muazzam ilgili, çok değerli bir büyüğümüz, ağabeyimiz. İstanbul’un ağabeyi, çok yakışıyor ona. Aynen Mustafa Alabora gibi. Biz dedik ki, bir kaktüs müzesi açalım. ve şimdi Bostancı sahilinde de bir Kaktüs Müzesi açıyoruz. Onun da altını çizeyim. Hazır sanatçılarımızdan bahsetmişken; yine rahmetle analım. Aileyi ziyaretimde, rahmetli Kemal Sunal’ın eşi, bir ‘Kemal Sunal Müzesi’ arzusundan bahsetmişti. Göztepe Parkı’nda, Kemal Sunal müzemiz de bitti. O da bir-iki hafta içerisinde İstanbulluların beğenisine sunulacak. Kemal Sunal Müzesi de geliyor.
TARİHİ KARA SURLARI VE KALELERDE YENİ BİR HAYAT: Anadolu Hisarı’nı nasıl ayağa kaldırdıysak, İstanbul’un tamamında surları ve kaleleri aynı özenle ayağı kaldıracağız. Kara Surları, Deniz Surları ve Haliç Surları’nda toplam 22 kilometrelik, kesintisiz bir yaşam alanını şehre kazandıracağız. Hem doğru restorasyon yöntemleriyle tarihi surları geleceğe taşıyacak hem de yaşamla buluşturacağız. İstanbul bir sur kenti. Dünyadaki diğer örnekler gibi, dünya mirası surlarımız da turizmin merkezi haline gelecek. Fethin başlangıç noktası Rumeli Hisarı, kültür-sanat odaklı yeni işleviyle şehrin cazibe merkezlerinden biri olarak kapılarını açacak. Anadolu yakasında, Boğaz’ın Karadeniz’e açılan bölümüne hakim bir noktada yer alan tarihi Yoros Kalesi hem ‘Ziyaretçi Merkezi ve Geziyolu Projesi’ ile hem de arkeolojik park olarak ziyarete açılacak.
HAZİRE, MEZAR VE TÜRBELERE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM: İstanbul, devasa bir açık hava müzesi. Bu alanlar hem şehrin hafızasının izlerini barındırmaları hem de estetik açıdan taşıdıkları özellikleri bakımından eşsiz birer hazine. Geçtiğimiz dönem bu alanda çok önemli işlere imza attık. Önümüzdeki dönemde de 600 hazire, 450 bin tarihi mezar ve 20 türbenin bakım ve onarım işlemlerini tamamlayacağız. Ecdat yadigarı bu kutsal alanlarımızı hak ettiği değere kavuşturup, “Yaşayan Hafıza Merkezleri”ne dönüştüreceğiz.
TARİHİ YARIMADA’DA YENİ BİR KURUMSAL YAPI: Fatih’te kuracağımız 2 merkez ile restorasyona, tarihi yapı, sokak ve mahalle ölçeğinde tüm projelendirme süreçlerine destek vereceğiz. Uzman ekiplerden oluşacak olan bu merkezler; evrensel koruma ilkelerine uygun şekilde sürdürülebilir projelendirme, yapı çalışmaları, dönüşüm, danışmanlık, güvenlik, hasar tespit ve restorasyon çalışmalarında çok yönlü hizmetler verecek. ‘Tarihi Yarımada Yapı-Proje Merkezi’ ve ‘Tarihi Yarımada Restorasyon Merkezi’ni en kısa zamanda kuracağız. Tarihi Yarımada’da bütün projeler, bu merkez tarafından üretilecek.
YENİDEN AYAĞA KALKAN SÜLEYMANİYE: Osmanlı mahallesi, dünya mirasımız Süleymaniye yok olmak üzere. Süleymaniye, yıllar önce ‘yenileme alanı’ ilan edilmiş ve ilan edilen diğer yenileme alanları gibi kaderine terk edilmiş. Maalesef yanlış uygulamalarla, sahip olduğu fiziksel ve sosyal dokuyu kaybetme riskiyle karşı karşıya olan bu önemli alanı, uluslararası koruma yaklaşımlarını ve vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını gözeterek, kısa süre içerisinde yenileyeceğiz. Bu proje ile tarihi alanlarda ilk defa bu ölçekte ve bu kalitede bir yenileme projesi hayata geçmiş olacak.
YÜCE TARİHİMİZ, GÜNDELİK SİYASET UĞRUNA İSTİSMAR EDİLECEK BİR ALAN ASLA DEĞİLDİR: 5 yılda neyi, nasıl yaptığımıza ve bundan sonra yapacaklarımıza bakarsanız, İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkma konusunda yaşanan çok büyük zihniyet devrimini çok net görürsünüz. Yalnızca yaptığımız işlerin çokluğu ve kalitesiyle değil, bu toprakların tarihine, yaklaşımdaki farkımızla da bizden önceki yönetimden tamamen ayrılıyoruz. 180 derece farklıyız. Biz, İstanbul’un mirasını, üzerinde rant ve siyaset uğruna tepinilecek, halkı ayrıştırmak için kullanılacak bir araç olarak görmüyoruz. O yüce tarihimiz, gündelik siyaset uğruna istismar edilecek bir alan asla değildir. Asla buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz. Tarihin, inançların, dini ve milli duyguların istismarıyla yapılan siyasetten bu şehir de bu ülke de milletimiz de çok çekti. Tarih bilinciniz, inancınız, milli duygularınız güçlüyse, bunu hamasi nutuklarla değil, işinizle, icraatinizle göstereceksiniz. Biz, işte tam da bunu yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Kişisel menfaatlerimiz, çıkarlarımız, koltuklarımız için kullanmadık, kullanmayacağız.
İSTANBUL’A HİZMETTE TEREDDÜTSÜZ ‘TAM YOL İLERİ’ DİYORUZ: Bu sözleri burada, bütün İstanbul’umuza ve bütün Türkiye’mize ifade ediyorum. İstanbul’un ecdat yadigarı eserlerini öksüz bırakmış, rant uğruna talan etmiş bir zihniyete hak ettiği cevabı, yaptığımız doğru, özenli işlerle vermeye devam edeceğiz ve bu yönde kararlıyız. Bu sözlerimi buradan, Fatih Sultan Mehmet’in bize emanet ettiği İstanbul’umuzdan, Haliç Tersanesi’nden, Kasımpaşa’dan, Beyoğlu’ndan söylüyorum. Tarihten bugüne bugünden geleceğe uzanan ve bu toplumu birleştiren tüm manevi köprüleri sevgiyle, saygıyla, hürmetle, kardeşlikle ve büyütmeye devam edeceğiz. Bu şehrin paha biçilmez, kadim tarihini, birlik ve beraberlik ruhuyla, hep birlikte, birbirimizden faydalanarak, birbirimizle konuşarak, birbirimizi hissederek bilen insanlara gereken hürmeti göstererek geleceğe taşıyacağız. Onun için hepinizin huzurunda, İstanbul’a hizmette tereddütsüz ‘Tam yol ileri’ diyoruz.”
]]>Valilik ve belediyenin desteğiyle Elazığ Turizm Kültür ve Tanıtma Derneği (ETUDER) tarafından Harput Mahallesi’ne kazandırılan müze, açılışının yapıldığı 29 Ekim 2023’ten bu yana ziyaretçilerden büyük ilgi gördü.
Müzenin açılışında Cumhuriyet’in 100. yılına atfen 2023 fincan sergilendi. Teşhir edilen fincan sayısı zamanla 5 bine ulaştı.
Ayrıca, “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözüne uygun olarak, bağışçıların bakır levhalara yazılan isimleri fincanlara iliştiriliyor.
Kahve fincanlarının bulunduğu müzeyi ziyaret edenlerin sayısı 4 ayda yaklaşık 20 bine ulaştı.
“Dünyada böyle bir müzenin olmadığını gördük”
ETUDER Başkanı Ahmet Bulut, AA muhabirine, dernek olarak Harput Mahallesi’nde spesifik müze oluşturmak için Kahve Fincanı Müzesi’ni kurduklarını söyledi.
Anadolu’nun yaklaşık 500 yıllık kahve kültürü geçmişinin olduğunu dile getiren Bulut, “Cumhuriyet’in 100. yılında 2023 fincan” hedefiyle bu yola çıktıklarını belirtti.
Bulut, “Fincan sayısı yaklaşık 5 bini buldu. Bu fincanların çoğu tarihi eser sayabileceğimiz en az 100 ile 150 yıllık. Hatta 300 yıllık bir fincanımız da var. Türkiye’de kahve fincanı adına açılmış tek müze. Hatta dünya çapında da bir araştırma yaptık ve böyle bir müzenin olmadığını gördük.” dedi.
Harput’a böyle müze kazandırdıkları için gurur duyduklarını ifade eden Bulut, kış ayı olmasına rağmen günde 30-40 fincan getirilip, müzeye bağışlandığını belirtti.
Bulut, “Fincan getirenlerin isimlerini bakır levhalara yazıyor ve fincana iliştiriyoruz. Buranın bir anlamda da ‘hatır müzesi’ olmasını istiyoruz. İnsanlar buraya 50 yıl sonra geldiklerinde hem fincanlarını hem isimlerini görsünler istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeyi hedefliyoruz”
Müzede çok değerli fincanların olduğunu, getirilen fincanları kategorize etmek için bir uzman da davet ettiklerini dile getiren Bulut, ilerleyen süreçte üretildiği yıllara göre fincanların dizayn edileceğini aktardı. Bulut, şunları kaydetti:
“Hediye olarak gelen fincanlardan biri antikacı arkadaşımıza ait ve 150 yıllık. Osmanlı sarayına İngiltere’den gönderilen bir fincanımız var. Bunların yanı sıra en kıymetlisi Cumhuriyet’imizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün 17 Kasım 1937’de Elazığ ziyaretleri sırasında kendisine kahve ikram edilen fincan. Müzemiz çok büyük ilgi gördü. 4 ayda 20 bin insana bu müzeyi gezdirebildik. Kültür turlarına katılan ziyaretçiler de gelmeye başladı. Guinness Rekorlar Kitabı’na da girmeyi hedefliyoruz. Şu an müracaat aşamasındayız. Dünyanın tek Kahve Fincanı Müzesi olarak literatüre girmeye de çalışacağız.”
Şehitlerin hatırası olarak fincan bağışladı
Mardin’den Elazığ’ı ziyarete gelen Gülbahar Mavidemir de kentte Kahve Fincanı Müzesi olduğunu duyunca görmek istediklerini söyledi.
Gezi kapsamında ilk olarak heyecanla bu müzeyi ziyaret ettiklerini anlatan Mavidemir, “Şehit olan iki kaynımın hatırasına buraya 2 fincan bıraktık. Burası inşallah diğer illerimize de örnek olur. Burada dikkatimi en çok çeken Atatürk’ün kahve içtiği fincanının sergilenmesi. Tarihin içinde bir gezinti.” ifadelerini kullandı.
Zübeyde Ateş de çok güzel bulduğu müzeyi herkesin görmesi gerektiğini söyledi.
]]>Hastalıkla mücadeleyle dolu özel yaşamı ve politik görüşleriyle tanınan, 20. yüzyılın önde gelen ressamlarından Frida Kahlo, 1954’te 47 yaşında hayata veda etti.
Kahlo, kendisi gibi ressam Diego Rivera ile aşk hayatı, sağlık sorunları, her şeye rağmen sanat hayatına devam etmesiyle dünyada ikonik bir ressam olarak tanınıyor.
Frida Kahlo’nun, mavi duvarları nedeniyle Mavi Ev (La Casa Azul) olarak bilinen evi, bugün müze olarak misafirlerini ağırlıyor.
Başkent Mexico’nun Colonia del Carmen semtindeki, iki katlı, avululu mavi ev, dört bölümden oluşuyor. 1904’te inşa edilen, sonradan restorasyonu yapılan evde, yatak odaları, stüdyo alanı, geniş bir mutfak ve yemek odası bulunuyor.
Kahlo’nun doğduğu, büyüdüğü, eşi Diego Rivera ile yaşadığı evde, Meksika halk sanatını yansıtan ürünler, Kahlo’nun kişisel sanat koleksiyonu, fotoğraflar, kartpostallar ve mektuplar ile ressamlar Jose Maria Velasco Gomez, Paul Klee ve Kahlo’nun kocası Diego Rivera’nın eserleri de yer alıyor.
Diego’nun eşi için yaptırdığı şömine
Evin mavi dış duvarında, “Frida ve Diego bu evde yaşadı, 1929-1954” yazısı ziyaretçileri karşılıyor.
Mozaik taşıyla dekore edilen evin girişindeki vitrinlerde, hatıra, mektup ve fotoğraflar saklanıyor.
Kahlo’nun eşi Diego Rivera’nın kendisine hediye ettiği volkanik taşlardan yapılmış ayaklı şömine de müzenin girişinde yer alıyor. Aynı yerde, Kahlo’nun hasarlı omurgasını desteklemek için giymek zorunda kaldığı korseler de bulunuyor.
On odadan oluşan zemin katta, Kahlo’nun 1934, 1952, 1954 yıllarında yaptığı yağlıboya tablolar yer alıyor. Bu bölüm Frida ve Diego’nun ünlü Meksikalı ve uluslararası ziyaretçileri, arkadaşlarını ağırladıkları oturma odası olarak biliniyor.
Kahlo’nun kişisel eşyaları, hatıraları, otoportreleri, eşi Rivera’nın kendisine adadığı resimlerin bulunduğu müze, ünlü ressamın hastalıklarla geçen hayatından izler taşıyor.
Evin alt katındaki, karo zeminli mutfak ve yemek odasında, mavi ve sarı çini tezgahlar, sarı bir masa ile tümü el yapımı büyük toprak kaplar, tabaklar, mutfak eşyaları, cam eşyalar yer alıyor.
Avlu alanından üst kata çıkan merdiven boşluğunun olduğu yerde, Frida Kahlo’nun ailesine ait resim koleksiyonundan örnekler bulunuyor.
Üst katın halka açık iki odası Frida’nın son yatak odası ve stüdyo alanı olarak ziyaretçileri ağırlıyor. Çalışma bölümü, Kahlo’nun tekerlekli sandalyesi, boyaları, çalışma dosyaları, natürmort eserleri, masa ve sandalyesi ile ziyaretçileri karşılıyor.
Dantelli bir örtünün serili olduğu Kahlo’nun yatağında, sanatçının maskı, yatağın başında ise ölü bir çocuğun resmi yer alıyor. Bu bölümde, bazı kişisel eşyalar, oyuncaklarla dolu büfe ile öldükten sonra yakılan Kahlo’nun bir çömleğe koyulan külleri sergileniyor.
Bahçe, ülkenin zengin bitki örtüsünü yansıtıyor
Kahlo’nun eşi Rivera’nın 1940’larda inşa ettirdiği dördüncü bölümde, Kahlo’nun çocukluk fotoğrafları, korseleri, değnekleri, protez bacağı ile ünlü modacıların Kahlo’nun giyim tarzını yansıttığı ve uluslararası defilelerde sergilediği kıyafetler yer alıyor.
Ayrıca volkanik tüflerden oluşan heykeller bahçeyi süslüyor.
Mexico’nun zengin botanik yapısını yansıttığı evin bahçesinde, ağaçlar, çiçekler ve farklı bitki türleri ziyaretçilerin müzede keyifli vakit geçirmesini sağlıyor.
Ziyaretçilerin girebilmek için kuyruk oluşturduğu ve yılda dünyanın her yerinden yaklaşık 500 bin sanatseverin gezdiği müzede, küçük bir kafe ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor.
Ziyaretçiler bilet için 250 peso ödeyerek müzeyi gezebiliyor.
]]>Birinci Ulusal Mimarlık Akımının önemli temsilcilerinden Ahmet Kemaleddin Bey tarafından tamamlanan Ankara Palas binası, 1928’de hizmet vermeye başladı.
1975 yılına kadar Vakıflar İdaresine bağlı olarak işletilen, 1976-1982 yılları arasında Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından ofis ve sergi alanı olarak kullanılan yapı, 2018’de Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığına devredildi ve tarihinin en büyük restorasyonu gerçekleştirildi.
Müze haline getirilen Ankara Palas binasında, Milli Saraylar koleksiyonlarında bulunan 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar nadide parçaların yanı sıra Cumhuriyet değerlerini yansıtan ve Atatürk döneminde kullanılan eserler de yer alıyor.
Tablolar, saatler, teknolojik araçlar, gümüşler, sofra takımları, yazma ve matbu eserler, Atatürk’ün kullandığı eşyalar, diplomatik hediyeler, Hereke dokumaları, Beykoz camları, Yıldız porselenleri, madalya ve nişanlar, mühür ve sikkeler, hazine koleksiyonundan seçkiler bulunuyor.
Atatürk’ün kullandığı oturma takımı ve çalışma masası, Osmanlı Sultanlarına takdim edilen özel hediyeler, albümler ve Palas’ta kullanılan yemek takımlarıyla kurulmuş yemek masası, müzede öne çıkan eserlerden.
Ankara’nın tarihi yapılarından Ankara Palas Müzesi, yarın kapılarını ziyaretçilerine açacak.
Müze pazartesi günleri hariç 09.00-17.00 saatleri arasında gezilebilecek.
Zemin ve temelde güçlendirme yapıldı
Milli Saraylar Başkanı Yasin Yıldız, açılışı yapılacak müzenin tamamlanan restorasyon sürecine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.
Yaşı ve kullanımı itibarıyla bina için ciddi bir restorasyon ihtiyacı ortaya çıkmasıyla 2019’un başında çalışmaların başlatıldığını kaydeden Yıldız, binanın zemininde ve temelinde güçlendirme yapıldığını bildirdi.
Restorasyonun yaklaşık 2,5 yıl içinde tamamlandığını belirten Yıldız, restorasyonun ardından 1,5 yıllık sürede ise müze projesi kapsamında salonlardaki tefriş düzeninin gerçekleştirildiğini anlattı.
Müzede, 1200 parça taşınabilir tarihi eser sergilendiğini bildiren Yıldız, çok çeşitli koleksiyonlara ait sergilerin bulunduğunu söyledi.
Yıldız, şunları kaydetti:
“Özellikle Osmanlı döneminden başlayıp Cumhuriyet dönemine kadar ülkemize diplomatik yolla gelmiş pek çok hediyeyi de burada sergiliyoruz. Milli Sarayların envanterinde çok önemli iki royal fabrikamız bulunuyor. Yıldız Porselen ve Hereke fabrikalarının tarihi eserlerinden de bir koleksiyonu bu yılki sergileri olarak buraya getirdik. Bu koleksiyonlar her yıl yenilenecek. Her yıl farklı Milli Saraylar koleksiyonundan hazineler Ankara Palas’la buluşacak. Müzemizin ana teması bu.”
“Atatürk’ün eşyaları özgün düzeninde görülebilecek”
Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarına tanıklık eden Ankara Palas’ta başta Atatürk’ün kullandığı eserlerin bir bölümünü de ziyarete açtıklarını ifade eden Yıldız, “Atatürk’ün gerek şahsi eşyaları gerek buradaki etkinliklerde kullanmış olduğu mobilyaları ziyaretçilerimiz özgün düzeninde görebilecek.” dedi.
Yıldız, müze bünyesinde 200 kişilik konferans salonu, çocuk atölyesi, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin istifade edebileceği kültürel ve tarihi miras, mimari sanat tarihi alanlarında yaklaşık 7 bin eserden oluşan bir kütüphane bulunduğu bilgisini verdi.
“Yarından itibaren müzemiz, Ankaralılar, yerli ve yabancı turistlerin hizmetinde olacak.” diyen Yıldız, “Ramazan Bayramı sonuna kadar bu müzeyi Ankaralılarla ücretsiz olarak buluşturmayı düşünüyoruz.” dedi.
]]>Ünlü Fransız soprano Emma Shapplin, yarın Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde hayranlarıyla buluşacak. “Carmine Meo” albümüyle uluslararası çıkış yapan Shapplin, sanatsal vizyonuyla müzik dünyasında iz bırakmış bir sanatçı olarak görülüyor.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) “II. Mehmet (Maometto II) Operası”nın prömiyerini gerçekleştirecek. Romantik dönem opera literatürünün en önemli bestecilerinden Gioachino Rossini ve librettist Cesare della Valle tarafından kaleme alınan eser, Türklerle ilgili operalar içinde en önemlilerinden birisi.
Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda (CRR) 23 Şubat’ta Gülşah Erol Quintet ve Nils Petter Molvaer, 24 Şubat’ta CRR Müzik Topluluğu ardından Mehmet Ali Sanlıkol ile CRR Senfoni Orkestrası’nın konseri müzikseverleri ağırlayacak.
Tiyatro oyunları
Fransız yazar Fred Radix’nin kaleme aldığı, Çağlar Çorumlu’nun yönetip, başrolünde olduğu “Şakşakçılar”, Atlas 1948 Sineması’nda 22 Şubat’ta sahnelenecek. Gülce Ünlü’nün çevirisi, Emrah Eren’in proje danışmanlığıyla TiyatrOPS tarafından sahnelenen oyun, Fransız yazar Fred Radix tarafından kaleme alındı. Erkan Baylav ve Albina Özden’in de oyuncular arasında yer aldığı eser, 1895 yılında geçiyor.
Kosta Kortidis’in, 1900’lerin başında gazetelerde yayınlanmış gerçek bir haberden Çiçekçi Sokağı’nda işlenmiş bir cinayetten ilham alarak yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği “Çiçekçi Sokağı” oyunu, bir adalet, bir cinayet, bir kadın hikayesini sahneye taşıyor.
Başrollerini Wilma Elles ile Kosta Kortidis’in paylaştığı oyunda aynı zamanda Alp Balkan, İlkay Özşen, Dilara Tabak, Ali Alkın Aydın, Pari Mayıs ve Akın Kaplan rol alıyor. Teatro Rudius’un, komedi ve dramı harmanlayan müzikli oyunu “Çiçekçi Sokağı”, 24 Şubat saat 20.30’da Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.
Şehir Tiyatrolarında da bu hafta 21-24 Şubat’ta “Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikayesi” Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, “Zehir” Müze Gazhane Prof. Dr. Sevda Şener Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Gidiş Dönüş Moskova (Retro)” Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, “Ben Medea Değilim” Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, “Yatak Odası Komedisi” Ümraniye Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” oyunu Müze Gazhane Meydan Sahne’de, “Maviydi Bisikletim” Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ve “Fosforlu Cevriye” Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gösterilecek.
İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) da 20-25 Şubat’ta “Bir Nefes Dede Korkut”, “80 Günde Devri Alem”, “Her Şey Yolundaymış Gibi”, “Frankenstein”, “Çarpışma” ve “Kırmızı Küre” sahnelenecek.
Sergiler
Eserlerinde doğayı, sembolik anlamlar yüklediği bir unsur olarak öne çıkaran ressam Merih Yıldız’ın “Yeryüzünün Şarkısı/Eutopia” sergisi, Galeri Diani’de 2 Mart’a kadar görülebilir.
Toplam 24 çağdaş sanat galerisinin bir araya gelerek düzenlediği “Art Show: Galeriler Buluşması”, 20 Şubat’ta ön gösterimle açılacak ve 25 Şubat’a kadar The Ritz-Carlton Residences, Istanbul, B Blok Fulya Girişi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Etkinlikte Can Akgümüş, Can İncekara, Ecem Yüksel, Elif Özen, Evren Erol, Ferhat Tunç, Gurur Birsin, Gülnihal Yıldız, Kazım Şimşek, İrina Lunkova, Metehan Törer, Murat Balcı, Sezer Arıcı, Serdar Eğer, ŞANT ve Ümmühan Yörük’ün aralarında bulunduğu sanatçıların eserleri yer alıyor.
İstanbul Lale Müzesi’nde yer alan, 21. yüzyıl çağdaş sanatının etkin isimlerinden ve Pop-Art hareketinin öncüsü Andy Warhol’un eserlerinden oluşan “Andy Warhol Pop-Art Sergisi” de 31 Mart’a kadar İstanbul Lale Müzesi’nde devam edecek.
]]>Temeli 1934 yılında atılan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sanayi kuruluşlarından SEKA Kağıt Fabrikası, restore edilmesinin ardından 2016’da müze olarak hizmete açıldı. Kağıt üretim sürecinde kullanılan makine ve teçhizatların sergilendiği müzede Dünya Fotoğrafçılık Günü olan 19 Ağustos 2022’de “Fotoğraf Teknolojileri Müzesi” de kuruldu. İzmit’te yaşayan ve 6 Ağustos 2021’de vefat eden fotoğrafçı ve yazar İlker Kumral’ın koleksiyonunda bulunan 310 fotoğraf makinesi, 2010’da Büyükşehir Belediyesi tarafından satın alındı. Kumral’ın özenle biriktirdiği ve gözü gibi baktığı bu değerli parçalar, Fotoğraf Teknolojileri Müzesi’ne konuldu.
İğne deliği ile fotoğraf deneyimi
163 yıllık kamera başta olmak üzere körüklü fotoğraf makineleri, filmler ve yardımcı ekipmanların sergilendiği müzede, fotoğraf ve kameranın icadına yol gösterici olan “camera obscura” alanı da bulunuyor. Karanlık oda ya da kutu olarak bilinen bu görüntü üretme mekanizmasında vatandaşlara iğne ucu genişliğindeki delikten içeri giren ışıktan nasıl görüntü oluşturulduğu gösteriliyor.
Fotoğrafın ve fotoğraf makinelerinin tarihinin anlatıldığı bilgilendirici yazılar ile donatılan müzede, en yoğun ilgi de casus makinelere gösteriliyor. Bu bölümde en dikkati çeken ürün ise 1969 yapımı “Majestelerinin Gizli Servisinde (On Her Majesty’s Secret Service)” filminde James Bond’un kullandığı “Minox B”nin aynısı fotoğraf makinesi oluyor.
İlker Kumral’ın zengin koleksiyonu sergileniyor
SEKA Kağıt Müzesi Koleksiyon yöneticisi Arkeolog Salim Saraç, Fotoğraf Teknolojileri Müzesi’nin SEKA Kağıt Müzesi’nin matbaa bölümünde kurulduğunu söyledi. Müzede sergilenen fotoğraf makinelerinin İlker Kumral’ın koleksiyonu olduğunu ifade eden Saraç, “2010 yılında Büyükşehir Belediyemiz, İlker Kumral’dan fotoğraf makinelerini satın aldı. Zaten belediyemizin müze kurma fikri vardı. Bu fikri 2022 yılında faaliyete geçirdik” dedi.
“Depodaki vitrine, vitrindeki depoya koyarak sirkülasyon sağlıyoruz”
Müzede 310 fotoğraf makinesinin ve yardımcı ekipmanların sergilendiğini ifade eden Saraç, “Bir bu kadar da depoda ekipmanımız var. Farklı zamanlarda depodaki vitrine, vitrindeki depoya koyarak sirkülasyon sağlıyoruz. Toplamda bine yakın fotoğraf makinemiz bulunmaktadır. Müzemizde 1860 yılındaki körüklü fotoğraf makinelerinden başlayarak, 2011 yılındaki dijital makinelere kadar birçok eser var. Burada bunları kronolojik sıraya göre dizip, gelen insanlara makineler üzerinden fotoğrafın tarihini anlatıyoruz” diye konuştu.
“Hepsi gerçek”
Saraç, camekanlı alan içerisinde casus makinelerin de sergilendiğini kaydederek, “James Bond’un 1969 yılındaki filminde kullandığı casus makinenin bir benzeri de müzede sergilenmektedir. Minyatür makineler bölümümüz var. Özellikle Soğuk Savaş döneminde casusların kullandığı makineler var. Aslında literatürde minyatür makine diye geçer ama halk tarafından casus makineler diye bilinir. 20’ye yakın minyatür casus makineler var. Hepsi gerçek, kişilerce kullanılmış makinelerdir” ifadelerini kullandı.
“Film banyomuz bulunmaktadır”
Fotoğraf Teknolojileri Müzesi’nin pazartesi günleri hariç diğer günler 09.00-17.30 saatleri arasında ziyarete açık olduğunu belirten Saraç, “Ücretsiz hizmet vermektedir. Rehberlik turlarımız mevcuttur. Müzemizde ayrıca iğne deliği yani camera obscura bölümü bulunmaktadır. Ayrıca fotoğraf meraklıları için film banyomuz bulunmaktadır” şeklinde konuştu.
“Türkiye’deki 3’üncü en büyük fotoğraf müzesi”
Salim Saraç, Kocaeli’de fotoğrafa ilginin yoğun olduğunu da vurgulayarak, “Kentte iki fotoğraf derneği var. Dernekler fotoğraf turlarında burayı özellikle kullanıyorlar. Vatandaşın da ilgisi güzel. İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin de ilgisi var. Müzemize Türkiye’deki 3’üncü en büyük fotoğraf makinesi müzesi diyebiliriz” dedi. – KOCAELİ
]]>Sel felaketinin vurduğu müze 11 ay sonra yeniden kapılarını açtı
ŞANLIURFA – Geçtiğimiz yıl sel felaketinde büyük hasar alan Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi ile Haleplibahçe Mozaik müzesi kapılarını yeniden ziyaretçilere açtı. Göbeklitepe ve Karahantepe kazılarında ortaya çıkarılan 81 yeni eser, ilk kez sergilendi.
Geçtiğimiz yıl 15 Mart’ta yaşanan sel felaketinde sular altında kalan Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi ile Haleplibahçe Mozaik Müzesinde bakım ve onarım çalışmaları tamamlandı. Türkiye’de en çok eserin bulunduğu Şanlıurfa Arkeoloji Müze Kompleksinde, neolitik döneme ait 81 yeni eser ilk kez teşhir edildi. Dünyanın ilk gerçek boyutlu “insan heykeli” gerçek boyutlu “yaban domuzu” ve “kızıl akbaba” heykelleri ve boncuklardan yapılmış süs eşyalarından oluşan eserler, Arkeoloji Müzesi’nde görücüye çıktı.
2015’te açılan ve 30 bini kapalı olmak üzere 60 bin metrekarelik alana sahip müzede, “tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe ile Karahantepe gibi kazılarda çıkarılan eserler de sergileniyor.
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür yardımcısı Bülent Gönültaş, sel felaketi sonra yedinden ziyaret açılan müzelerin misafirlerini ağırlamaya başladığını söyledi. Gönültaş, “2023 yılı Mart ayında Şanlıurfa’da çok büyük bir sel felaketi meydana geldi. Bu sel felaketinde hem Şanlıurfa Arkeoloji Müzemiz hem de Haleplibahçe Mozaik Müzemiz etkilendi. 11 ay içerisinde müzelerimizin bodrum katlarında yer alan elektrik sistemlerimiz, soğutma sistemlerimiz tamamen yenilendi süreç içerisinde bakanlık çok hızlı hareket etti. Tüm personellerimizle birlikte gerekli çalışmalar hızlıca tamamlandı ve bir yıl dolmadan 11 ay içerisinde her iki müzemizi de ziyarete açtık. Bu süreç içerisinde teşhirimizde yenileme yaptık. 2023 yılında özellikle Karahantepe’de ortaya çıkarılan ve dünya neolitik tarihi açısından çok önemli sonuçlar ortaya çıkaran bu arkamda gördüğünüz heykelde dahil olmak üzere birçok eserimizi de bu müzemizde teşhire çıkardık. Yılsonunda Kasım ayı itibarı ile Harran Üniversitesi ve Bakanlığımız işbirliği ile Dünya neolitik kongresini de Urfa’da toplayacağız. Bu vesile ile dünyanın birçok yerinde bu alanda çalışma yapan Anadolu neolitiki ve Mezopotamya neolitiki üzerine çalışma yapan birçok bilim adamı ülkemize gelecek, Urfa’ya gelecek. Ziyaretçilerimizi bekliyoruz hayırlı uğurlu olsun” dedi.
Müzeyi ziyaret eden Turizm rehberi Erhan Yıldırım ise, “Bir yıldan kısa bir sürede müzelerin tekar açılması bizleri mutlu etti. Gerçekten çok büyük bir iş yapmışlar ve yeni eserler gelmiş. Dünyanın sayılı müzeleri arasında ve Türkiye’nin en büyük arkeoloji müzesinin içindeyiz. Hemen önünde durduğum dünyanın bilinen domuz ebatındaki figürünün önünde duruyoruz, inanılmaz bir şey gerçekten çok mutluyum. 11 ay aradan sonra müzenin açılması bizleri çok mutlu etti. Tüm tarih severleri ve arkeoloji dostlarını müzelere bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Müzeyi ziyaret eden ziyaretçiler de, yeni eserlerle müzenin çok daha güzel olduğunu belirterek, açılmasında emeği geçenlere teşekkür etti.
]]>Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleriyle kurulan ve Türkiye’nin pek çok sanatçısını yetiştiren Musiki Muallim Mektebi, Mamak Belediyesi tarafından restore edilerek sanat kurslarına ev sahipliği yapıyor.
Mamak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Düğmeci’nin desteği ve Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın koleksiyonunu hediye etmesi ile müzik araştırmacısı ve yazar Oğuz Elbaş tarafından tarihi binada kurulan Müzik Müzesi ise sanatseverleri müzik tarihinde yolculuğa çıkarıyor.
Müze hakkında AA muhabirine açıklamada bulunan Elbaş, uzun yıllar yüksek kimya mühendisi olarak çalıştığını, bu sürede müzik tarihi araştırmalarını da sürdürdüğünü söyledi.
Elbaş, 1990’lı yılların başlarından itibaren müzik araştırmalarına yoğunluk verdiğini anlatarak, 1992’den sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde danışman olarak görev yaptığı yıllarda 40 bin kilometre yol giderek Anadolu müzelerindeki müzikal değerleri fotoğraflayarak 2 bin fotoğraflık arşiv oluşturduğunu ifade etti.
Müzenin oluşturulması ve enstrümanların sınıflandırılmasının bu arşiv ve belgelere dayandığını belirten Elbaş, “Belgeniz yoksa sözünüz yoktur. Tevatüre dayalı anlatım dünyanın hiçbir yerinde değer bulmaz. Birinci öncelik olarak belge bulmanız gerekiyor. Bunun için çok çalışmanız gerekiyor.” dedi.
Anadolu’nun arkeoloji zengini olduğuna dikkati çeken Oğuz Elbaş, arşiv araştırması yaparken, 7 yıl çalıştığı Alman müzik arkeoloğu Werner Bachmann’dan ders aldığını söyledi.
“Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır”
Anadolu’nun, 12 bin yıllık müzikal geçmişi olduğunu aktaran Elbaş, Türkiye’nin bu zenginliğine sahip çıkması gerektiğini vurguladı.
Elbaş, “Müzik tarihimizi anlatan büyük bir müzik müzemiz yok, müzik tarihimize yönelik nitelikli yayın ve kitap yok. Yazılı dünya müzik tarihinde yer edinmemiş Anadolu’nun müzik tarihini artık anlatmamız, yayınlar yapmamız gerekiyor. Batı dünyasına kendi değerlerinizi anlatmak istiyorsanız belgelerinizin olması gerekiyor, müzik müzelerinizin olması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Elbaş, müzenin Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın çalgı koleksiyonu ile kendisinin arkeolojik dönem enstrümanlarından yaptırdığı bire bir replikasyonlardan oluştuğunu bildirdi.
Oğuz Elbaş, şu bilgileri verdi:
“Hindistan, Uzak Doğu, Avrupa, Afrika ve Anadolu’dan 100, 150 yıllık 300’e yakın enstrüman müzemizde sergileniyor. Çalgılar Çamlıdere’den geldiği zaman durumları hiç iyi değildi. Müzeden önce burada bir atölye kuruldu, 2 restöratör çalıştı ve tek tek tüm enstrümanlar onarıldı, cilalandı, restore edildi ve en sonunda sergilenebilir hale getirildi. Sonra çalgıları teşhir ve tanzim çalışmaları yaptık. Yer dar olduğundan bazılarını sunamadık, depomuzda sunulmayı bekliyor. Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır. Müziği anlatmanız, sunmanız çalgılar sayesinde oluyor. Müzede çalgısal anlamda iki bölüm var. Biri bizim topraklarımızdan çıkan enstrümanları kapsıyor, diğeri de dünya çalgılarından oluşuyor.”
“Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor”
Müzenin ilk teşhir alanında arkeolojik çalgıların yer aldığını belirten Elbaş, “Bu bölümde dünyanın en eski zilleri var. Çalpara ismi verilmiş. Bunların bire bir imitasyonlarını getirdik müzeye. Dünyanın en iyi zilleri halen Türkiye’de yapılıyor. Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor. Müzenin ilk bölümünde raspa, Hitit dönemine ait darbuka, Hitit arpı ve Hitit dönemine ait bir de bağlamamız var.” diye konuştu.
Her enstrümanın da müze için uygun olmadığını belirten Elbaş, şunları kaydetti:
“Çalgının, yapımcısı, çalan kişi, dönemi anlatan yapım tekniklerini üzerinde taşıyor olması ve eskiliği ile pek çok kriter eseri müzelik hale getiriyor. Mesela İstanbul’da Zeki Bülent Ağcabay’ın elindeki eserler müzelik, son derece harika. Kıymetli sanatçıların çalgıları var. O eserler burada görünebilirse çok güzel olur. Bizim zengin müzik tarihimizi, Cumhuriyet’in ilk konservatuvarında göstermemiz çok kıymetli. Saraylarımızdaki enstrümanlara da bakım yapmamız, değer vermemiz gerekiyor. Dünyadaki müzik müzelerinin tamamı şatolardan, saraylardaki çalgıların toplanması ile yapılmıştır. Çalgı bakmak çok zordur, özel ihtisas ister. Çalgı bilimi diye bir alan var ve çok detaylı çalışma istiyor. Hava, iklim koşulları enstrümanın yaşamasını etkiliyor.”
1924’ten eğitim hayatına başlayan konservatuvarda yine sanat var
Mamak Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Düğmeci de müzeye ev sahipliği yapan Musiki Muallim Mektebinin Türkiye Cumhuriyeti’nin konservatuvarı ve ilk müzik öğretmen okulu olduğunu belirterek, binanın 1924’ten 1983’e kadar, 1939’da ismi Devlet Konservatuvarı olarak değiştirilerek eğitim verdiğini söyledi.
Düğmeci, Türkiye’deki kıymetli pek çok sanatçının Musiki Muallim Mektebinden mezun olduğunu belirterek, “Sanatçılarımız buraya geldiğinde gözyaşlarını tutamıyorlar. Çok güzel anıları var. Biz de onların anılarını yaşatmak için mekanı koruyoruz.” dedi.
Mehmet Düğmeci, 1983’ten 2005’e kadar Mamak Belediyesi Hizmet Binası olarak kullanılan konservatuvarı, 5 yıl önce göreve geldiklerinde incelemeye aldıklarını ve restore ettiklerini aktardı.
Düğmeci, şöyle devam etti:
“Binayı aslına uygun, aslına yakışır bir şekilde hizmet versin diye restore ettik. Sanatçılarımız tamamen eskisinin aynısı gibi olmasını istiyor ama bu mümkün görünmüyor. Mezunlarımızın, sanat camiamızın memnun kalacağı, onların mutlu olacağı, geçmişine özel bir yere dönüştürmekti esas amacımız ve bu yolda da önemli gelişmeler kaydettik. Restore ettik ve yine bir sanat mekanı olarak kullanıyoruz. Enstrüman kursları, tiyatro kursu veriyoruz. Yaklaşık 300 gence tiyatro kursu veriyoruz. Geleneksel sanatlarımızın kursları veriliyor. Musiki Muallim Mektebinin kimliğine uygun başka bir şey yapmamız gerekiyordu o da müzeydi ve onu da başardık.”
Bu okulun kimliğine uygun olacak şekilde opera ve tiyatro müzesi kurmak istediklerini kaydeden Düğmeci, “Enstrüman Müzemizi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğü envanterine kayıt ettirmek için başvurumuzu yaptık. Resmi açılışı yapılmadı ama ziyarete açtık.” dedi.
Oğuz Elbaş’ın Türk müzik kültürüne büyük hizmetleri olduğunu belirten Düğmeci, Elbaş’a ve Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’a teşekkür etti.
Müzede, kaval, kemane, kemençe, bağlama, cura, koltuk davulu, darbuka, çıngırak, zilli tef, çömlek darbuka, klasik kemençe, ut, lavta, kanun gibi Anadolu çalgıları ile flüt, org, ağız orgu, melodika, armonika, ağaç flütü, marakas, conga, düdük, tef ve gitar, zither, akordiyon gibi farklı materyallerden yapılmış yabancı menşeli enstrümanlar bulunuyor.
]]>KÜTAHYA – Kütahya’da öğretmenlere müze eğitimi verildi. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Ressam Ahmet Yakupoğlu Müzesi’nde 2 gün süren eğitime 30 öğretmen katıldı.
Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Levent Mercin, yaptığı açıklamada, ilk kez düzenlenen müze eğitiminin önemli bir faaliyet olduğunu dile getirdi.
Eğitimde ağırlıklı olarak Kütahya’nın zenginliklerini anlattıklarını dile getiren Mercin, “Güzel Sanatlar Fakültemiz tarafından düzenlenen Müze Eğitimi Çalıştayı, Özel Ahmet Yakupoğlu Müzesi’ndeki açılış oturumu ile başladı. Müze Eğitimi Çalıştayı Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müze Müdürlüğü ve aynı zamanda da Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile gerçekleştirilen bir faaliyet. Müze Eğitimi Çalıştayı’nın kapsamı ve amacı yaklaşık 2 ay önce bir fikir olarak ortaya çıktı ve bu kapsamda Kütahya’da görev yapan öğretmenlerimize bir yazı gönderildi. Gönüllü öğretmenlerimizden yaklaşık 54 tanesi, biz bu eğitimi almak istiyoruz diyerek müracaat etti. Milli Eğitim Müdürlüğümüz bu 54 kişiden 30 kişiyi belirleyerek bu çalıştaya dahil etti. 2 günlük bir program ve öğretmenlerimize bu program kapsamında öncelikle Kütahya’nın değerlerini anlatmaya çalıştık. Kütahya’nın ilçelerinde şehrimize yakın olan yerde neler var, tarihi olarak, Paleolitik dönemden, Tunç Çağı’ndan neler çıkartılmış ve bu çıkan tarihi eserler hangi müzede sergilenmekte, bunları aktarmaya çalıştık ve Kütahya’daki müze türlerine değinmeye çalıştık. Şehri tanıtmaya çalıştıktan sonraki safhada ise müze eğitimi nedir, müze türleri nelerdir, Kütahya’daki müze türleri fikrinde ele aldığımızda nasıl yararlanılabilir bunların üzerinde durduk.
Bir başka sunumumuzda ise müze eğitimi nasıl, nerede, ne zaman ve kimlerle verilebilir, bunu örnekleriyle anlatmaya çalıştık. Daha sonraki safhada müzelerde teknolojinin kullanımı ve bu teknolojinin öğrencilerimizle çocuklarımızla ilişkisinin ne olduğu ve onların daha çok dikkatini çekebilecek şeylerin ne olduğu, biz onlara hangi uygulamaları yaparsak çok faydalı olabileceği ya da motivasyonlarını nasıl artırabileceğimizin üzerinde durduk ve bunları örnekleriyle gösterdik. Tabii ki tamamen sunum yapmadık. Öğretmenlerimizin bu anlattıklarımızın bir kısmını da uygulamasını sağlamaya çalıştık ve bu kapsamda da oyun tekniğini kullandık. Demonstrasyon tekniğini kullandık. Tarihi yönlerini geliştirecek kavram haritaları kullandık. Görsel tamamlama testi ve eser tamamlama testi dediğimiz daha çok sanatsal becerilerini nasıl kullanabilecekleri ya da dikkat yeteneklerini nasıl geliştirebileceklerini ölçecek testler uygulamaya çalıştık. En sonunda da öğretmenlerimizin hem müzelerle ilgili hem yapılan eğitimle ilgili görüşlerini alabilecek, hem bir tutum ölçeği hem de görüşme formu hazırlayarak bu eğitimin gerçekten amacına ulaşıp ulaşmadığı eğer ulaştıysa bunun nasıl, ne yönde gerçekleştiği konusunu test edecek uygulamalarla tamamlamaya çalıştık. Faydalı olduğunu düşünüyoruz. Bizim gözümüzden, bizim bakış açımızdan bu eğitim sürecinin özellikle gönüllü olarak öğretmenlerimiz geldiği için odak noktalarının çok yüksek olduğu, ilgilerinin çok yüksek olduğu, katılımcı oldukları, soru sordukları, merak ettikleri ya da biz anlatırken akıllarına takılan şeylerin neler olduğunu sorduklarını fark ettik ve onları anlatmaya, aktarmaya çalıştık. Tabii ki burada önemli olan bir nokta daha var. Müze eğitimin kapsamlı bir faaliyet olduğunu söylemek gerekiyor. Çünkü öğretmenlerin sadece niyetli olması değil aynı zamanda okul idaresinin yeni Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de müze eğitimi kapsamında istekli olması, gerekli izinlerin zamanında verilmesi ve destek olması gerekiyor. Ben bunlarda olduğu takdirde Kütahya’nın zengin bir tarihi olduğu, zengin bir kültürel yapıya sahip olduğu, gerçekten dünya çapında eserlerin yer aldığı müzelerin burada da olduğu, özgün müzelerin olduğu dikkate alındığında müze eğitiminin bir ihtiyaç olduğu noktasında bir karar verebiliriz. Bunun geliştirilmesi için de bu faaliyetin ve bundan sonra yapılacak faaliyetlerin çok yararlı olacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Görsel Sanatlar Öğretmeni Arif Çelik, müze eğitiminin çok yararlı bir faaliyet olduğunu dile getirdi.
]]>Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek, somut olmayan kültürel mirasın derlenmesi, değerlerin ve kültürün kuşaktan kuşağa aktarılarak korunması ve kültür turizmi potansiyelinin artırılması amacıyla hayata geçirilen müzenin açılışı dolayısıyla düzenlenen törende, ilçenin kültürel mirasını korumak ve gelecek nesillere aktarmak için bir arada bulunduklarını söyledi.
Şimşek, UNESCO’nun 2003 yılında kabul ettiği bir sözleşmeyle tanımlanan somut olmayan kültürel miras kavramının kendileri için önemli olduğunu belirtti.
Bu mirasın geçmişi, gelenekleri ve yaşam tarzlarını yansıtan unsurları içerdiğini dile getiren Şimşek, müzenin bu mirası korumak ve gelecek nesillere aktarmak için önemli bir adım olduğunu ifade etti.
Türk Halk Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi ile yürüttükleri projede Gölbaşı ilçesinin 54 mahallesinde 203 kaynak kişiyle gerçekleştirilen alan çalışmalarının önemli olduğunu belirten Şimşek, bu çalışmaların sonucunda müzenin içeriğinde doğumdan ölüme kadar insan yaşamındaki çeşitli farklılıklara odaklanıldığını, müzenin sadece bir sergi alanı değil aynı zamanda ilçenin somut olmayan kültürel mirasını yaşatmak için bir merkez olacağını söyledi.
İlçenin eserlerini gün yüzüne çıkarmaya başladıklarını belirten Şimşek, şöyle dedi:
“Bunlardan biri Oyaca’da bulunan Külhöyük. 2 sene önce kazılarına başladık ve 5 bin yıllık yapıya ulaşmak için gece gündüz çalışıyoruz. Seyit Yusuf Türbemizin tescilini yaptırdık. Allah nasip ederse onu ilçemizin envanterine katacağız. Yine 5 milyon yıl önce oluşuma başlamış Damlataş Mağarası’ndan bile çok özellikli Tulumtaş Mağaramızı Gölbaşı’na kazandırdık. Yurtbeyi Mahallesi’nde bulunan tarihi mağaramızın çalışmalarına başladık. Gölbaşı gerçekten turizmin ve tarihin kenti olacak inşallah.”
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci Bostancı da insanı geçmişiyle buluşturan ve yüzleştiren yerlerin önemli olduğunu dile getirdi.
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öcal Oğuz da uzun ve sabırlı bir araştırmayla ilçenin bütün köylerini gezdiklerini, ilçede yaşayan ne kadar kültürel değer varsa tespit ettiklerini ve bunların kitaplaşmasını sağladıklarını anlattı.
Oğuz, “Binlerce yıl boyunca insanoğlu öğrendiği, deneyim kazandığı şeyleri yavaş yavaş unutmaya başladı. Bu unutmanın köklerden kopmak ve dallarının da zaman içinde kuruması anlamına geleceğini uluslararası toplum değerlendirdiği için biz bu kültürel değerleri gelecek nesillere aktarmalıyız. Bu müze hem Gölbaşı’nda hem de Türkiye’de fark yaratacak.” diye konuştu.
Daha sonra müze gezildi.
Müzede, kırklama, dış hediği, sünnet gelenekleri, asker uğurlama, kına gecesi, düğün gelenekleri, geleneksel sohbet toplantıları, mutfak kültürü, el sanatları, sözlü anlatımlar ve geleneksel çocuk oyunlarına ilişkin unsurlar yer alıyor.
Açılışa, Gölbaşı Kaymakamı Erol Rüstemoğlu, AK Parti İlçe Başkanı Selim Akceylan, MHP İlçe Başkanı Musa Şahin, Ülkü Ocakları İlçe Başkanı Özer Polat, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı.
]]>Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, AA muhabirine, kentte Mart 2023’te etkili olan sel felaketinde can kaybı yaşandığını, kentin önemli kültürel varlıklarından arkeoloji ile mozaik müzelerinde de hasar oluştuğunu anımsattı.
Şanlıurfa Müze Kompleksi içerisinde yer alan Arkeoloji ve Haleplibahçe Mozaik müzelerinin bodrum ve zemin katlarındaki donanımlarının selde zarar gördüğünü belirten Şıldak, yürütülen bakım, onarım ve tadilat çalışmaları sebebiyle müzelerin ziyarete kapalı olduğunu söyledi.
Şıldak, çalışmaların bir an önce tamamlanması için yüklenici firma ve ilgili bakanlıkla sürekli irtibat kurduklarını ifade ederek, “Esasen yüklenicinin daha süresi olmasına rağmen, yani iş biraz daha devam edecek olmasına rağmen, işin devamını da etkilemeyecek şekilde teknik olarak gerekli tedbirler alınıp buraların ziyarete açılması konusunda şubat ayı içerisinde inşallah adım atmış olacağız.” dedi.
Eserlerde bir zarar oluşmadığına işaret eden Şıldak, “Bir kısmı, tabii alt katta bulunanlar etkilenmiş olsa da çok hızlı bir müdahaleyle bunlar kurtarıldı. Temizlikleri yapıldı ve şu an sergilenmeye, teşhire hazır vaziyette tutuluyor.” bilgisini paylaştı.
“Şu an açılış noktasına gelmiş bulunuyoruz”
Şanlıurfa Müze Müdürü Celal Uludağ ise müzelerin deprem koşullarına uygun yapılmasından dolayı 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerden çok etkilenmediğini kaydetti.
Müzelerin, 15 Mart 2023’te yaşanan sel felaketinden olumsuz etkilendiğini vurgulayan Uludağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle müzemizin eksi birinci katında bulunan elektrik, mekanik sistemleri olumsuz etkilendi ve müzemizin ziyarete kapatılması söz konusu oldu. Ancak mayıs ayında başlatılan onarım çalışmalarında çok hızlı yol alındı. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından özellikle bölge illerden müzenin eserlerinin yeniden hazırlanmasına, tasnifinin yapılmasına, temizlenmesine yönelik büyük destek sağlandı. Bölge illerden, Ankara’dan, İstanbul’dan alanında uzman restoratör arkadaşlarımız Şanlıurfa Müzesi’ne geldiler ve burada selden etkilenen eserlerin temizlenmesine, tasnifine yönelik çalışmalara başladılar. Biz kısa süre içerisinde aslında eserlerimizin hepsini toparlayarak güvenli yere aldık. Bu alanlarda gerekli temizleme, tasnif, sayım işlemlerini tamamladık ve güvenli bir yerde eserlerimizi muhafaza etmeye devam ediyoruz.”
Uludağ, müzelerin onarımı için yapılan ihalenin bitiş tarihinin Kasım 2024 olduğunu, ancak bölge turizmine büyük katkı sağlayan Şanlıurfa Müzesi’nin bir an önce ziyarete açılmasına yönelik büyük emek harcandığını belirtti.
“Özellikle Şanlıurfa’nın ülke turizminde, dünya turizminde çok önemli bir yerde bulunması ve turizmcilerin buraya çok büyük ilgi göstermesi ve şu an içerisinde bulunduğumuz Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nin dünyanın en nitelikli ve özel müzelerinden biri olması sebebiyle müzemizi açma noktasında çalışmaları çok hızlandırdık ve şu an açılış noktasına gelmiş bulunuyoruz. Müzemizi şubat ayı içerisinde inşallah açmış olacağız” diyen Uludağ, bundan sonraki süreçte çalışmaların yine devam edeceğini aktardı.
Celal Uludağ, ziyaretçilerin eserleri rahat şekilde görmesi ve incelemesi için gerekli hazırlıkların tamamlandığını dile getirdi.
]]>Atatürk, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelişinde önce Ziraat Mektebi’ni daha sonra da İstasyon Şefi Köşkü’nü hem konut hem de çalışma yeri olarak kullandı.
Bu yapılar Atatürk’ün çalışma ve dinlenmesi için yetersiz kalınca uygun bir konut arayışı içine girildi. Daha sakin ve huzurlu bir ortam olması sebebiyle Çankaya’daki “bağevi” Ankara Belediyesi tarafından 30 Mayıs 1921’de Mustafa Kemal’e armağan edildi.
Atatürk, Latife Hanım ile evlenmesinin ardından günlük yaşamını burada sürdürdü.
1924-1926 yıllarında yeni yapılar eklenerek, büyütülen “bağevi”, Mustafa Kemal Paşa’yı 1932’de inşa edilen Pembe Köşk’e taşınıncaya kadar ağırladı.
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok önemli olaylara tanıklık eden, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın yakın kurmaylarıyla 28 Ekim 1923’teki akşam yemeğinde bir araya gelerek, “Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.” dediği ve ömrünün büyük bölümünü geçirdiği “bağevi”, 1950’den bu yana “Atatürk Müze Köşkü” adıyla halka açıldı.
Köşkün, 2002–2007 arasında kapsamlı bir bakım ve onarım çalışmasıyla müzeden çok, kullanıldığı dönemi yansıtan bir “konut” olarak sergilenmesi için gerekli düzenlemeler yapıldı.
Meydana gelen bozulmaları durdurabilmek amacıyla da 2022’de Milli Saraylar Başkanlığınca yeniden restorasyonuna başlanılan köşk, tadilatların tamamlanmasıyla Cumhuriyet’in 100. yılında kapılarını yeniden ziyaretçilere açtı.
2022’de kapsamlı restorasyona alındı
Milli Saraylar Başkanlığı Anadolu Müzeleri Daire Başkanı Mert Tepekıran, Atatürk Müze Köşkü’nde AA muhabirine yaptığı açıklamada, köşkün tarihi ve özelliklerine ilişkin bilgi verdi.
Atatürk Müze Köşkü’nün, müzeden ziyade 1921-1932 yılları arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı ev olarak muhafaza edildiğini vurgulayan Tepekıran, şöyle konuştu:
“Burası 2022 yılında Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü himayesinde Milli Saraylar Başkanlığımızca geniş kapsamlı bir restorasyona alındı. Bilim ve Değerlendirme Kurulu uzman hocalarımızın titiz çalışmalarıyla bir restorasyon süreci geçirdik, bir yıl gibi kısa sürede tamamlandı.
Burası Ankaralılar ve şehir dışından gelen misafirler için çok önem verilen bir mekan ve bu mekanda 29 Ekim 2023’den bu yana 4 bine yakın ziyaretçi ağırladık. Ziyaretçileri 20 kişilik gruplar halinde kabul ediyoruz, çünkü ev formatında ve ahşap bir yapı olduğu için çok kalabalık grupların ağırlanmasında bazı sıkıntılar oluşabiliyor.”
Restorasyonda 150 kişilik uzman ekip görev aldı
Tepekıran, restorasyon sürecinde binanın statiği, çatı tamiri ve kirişlerinin sağlamlaştırılması, duvarlardaki kalem işlerinin tekrar gözden geçirilmesi ve obje bakımları gibi çalışmaların yaklaşık 150 kişilik uzman bir ekiple yürütüldüğünü aktardı.
Müze köşkün iki katının restorasyonunun tamamlanıp, ziyarete açıldığı bilgisini veren Tepekıran, “Halen devam eden manevi evlatlar kısmı ve müze-sergi salonumuz var. Bunları da en kısa zamanda tamamlayıp, vatandaşlarımızın ziyaretine açacağız.” dedi.
“Telefonla randevu alınarak, ziyaret edilebilecek”
Tepekıran, ziyaret sırasında yemek salonu, elçi kabul odası, Atatürk’ün yatak odası ve şahsi eşyaları, Latife Hanım’ın odası, çalışma odası ve kütüphanenin görülebileceğini belirterek, köşkün pazartesi hariç her gün “0 312 403 54 44” numaralı telefondan randevu alınarak, ziyaret edilebileceğini vurguladı.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığınca İçkale’de yer alan 14 tarihi binada 2005’te başlatılan ve 2014’te tamamlanan restorasyon çalışmasının ardından 2015’te İçkale Müze Kompleksi olarak ziyaretçilere kapılarını açan yerleşkeye her geçen yıl ilgi artıyor.
Geçmişi 12 bin 400 yıl öncesine kadar uzanan eserlerin de yer aldığı teşhir salonlarına gelen ziyaretçiler, müzedeki 1615 eseri inceleme fırsatı buluyor.
Bu yıl 90. yılını kutlamaya hazırlanan müzenin, 200 bin ziyaretçi ağırlaması hedefleniyor.
Diyarbakır Müze Müdür Vekili Müjdat Gizligöl, AA muhabirine, 1934’te kurulan Diyarbakır Müzesi’nin, Cumhuriyet’in ilk müzelerinden biri olduğunu söyledi.
Müzenin ilk olarak merkez Sur ilçesindeki Zinciriye Medresesi’nin avlusunda eserlerin depolandığı ve korunduğu yer olarak faaliyete geçtiğini aktaran Gizligöl, Türkiye’de 1980’lı yıllarda teşhire yönelik yapıların kurulmasıyla Diyarbakır’da da Elazığ Caddesi’nde müze binası inşa edildiğini belirtti.
Müzenin envanterinde 36 bine yakın eser var
Gizligöl, İçkale Müze Kompleksi’nin 2015’te kapılarını açmasıyla birlikte bulunduğu semtin turizmine de katkı sunduğunu kaydetti.
Müzenin, 1960’lı yıllardan itibaren 40’ın üzerinde kazı çalışmasıyla envanterine çok kıymetli eserler kazandırıldığını ve hala kazı çalışmalarının sürdüğünü vurgulayan Gizligöl, şöyle konuştu:
“1934’ten bu yana ister müsadere ister satın alma isterse de kazılar vasıtasıyla koleksiyonumuzda 36 bine yakın eser var. Hem Diyarbakır tarihini hem de Neolitik dönemden başlayıp 1900’lü yıllara kadar her dönemden, her çağdan kıymetli eserleri barındırıyor. Bu eserlerin 1615’i vitrinlerde, ziyaretçilere açık. Diğer eserler de uygun koşullarda depolarda muhafaza ediliyor.”
“Ziyaretçilerini 12 bin 400 yıllık tarihi yolculuğa çıkarıyor”
Tarihi binalardan oluşan Diyarbakır Müzesi’nin açık hava müzesi niteliğinde olduğunu dile getiren Gizligöl, kompleksin Roma döneminden başlayıp Osmanlı’nın son dönemine kadar inşa edilmiş 14 yapıdan oluştuğunu bildirdi.
Müze alanında bir höyüğün bulunduğunu anlatan Gizligöl, şöyle devam etti:
“Bu höyük büyük bir ihtimalle ilk Diyarbakırlıların gelip konakladıkları, barınak yaptıkları mekan. 9 bin yıldır Diyarbakır Müzesi’nde hayat var. Diyarbakır Müzesi’nin seksiyonunda bizzat müzenin bahçesinden çıkan eserler var. Bu dünyada başka hiçbir yerde yok. Höyükte yapılan kazılarda çıkan eserleri teşhir salonlarımızda sergiliyoruz. Diyarbakır, dünyanın en eski kentlerinden biri olduğu için Diyarbakır Müzesi’nde bulunan eserler de dünyanın en eski eserleri arasındadır. Diyarbakır Müzesi ziyaretçilerini 12 bin 400 yıllık tarihi yolculuğa çıkarıyor.”
Müzenin 2021’de 47 bin, 2022’de de 68 bin kişiyi ağırladığını aktaran Gizligöl, Kahramanmaraş merkezli depremlerden dolayı müzenin aylarca kapalı kalmasına ve turizm acentelerinin Diyarbakır’a tur düzenlememesine rağmen, 2023’te bölgedeki bütün müzelerden daha fazla ziyaretçi artışı yaşadıklarını anlattı.
Gizligöl, “Müzemiz 2023’te tarihi bir rekor kırarak 131 bin ziyaretçiyi ağırladı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 90’lık bir artıştır. Bu bizim için çok sevindirici. 2024 hedefimiz 200 bin. Fakat uzun vadede 2030’a kadar 1 milyon ziyaretçi hedefimiz var.” ifadelerini kullandı.
Gizligöl, bu yıl müzenin 90. yıl dönümü dolayısıyla çeşitli tanıtım etkinlikleri düzenleyeceklerini sözlerine ekledi.
Ziyaretçilerden Metin Bağcıer de ailesiyle müzeyi gezmeye geldiğini söyledi.
Birçok tarihi eseri incelediğini belirten Bağcıer, “Gezilmesi, görülmesi açısından güzel bir mekan. Müzeye gelinmesini tavsiye ederim. Burada çok güzel eserler sergileniyor.” dedi.
Denizli’den gelen Metin Kayhan ise kentin tarihi yerlerini gezdiğini ve çok beğendiğini dile getirerek, müzeyi gezerken adeta tarihte yolcuğa çıktığını kaydetti.
]]>Anadol, İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen WEF sırasında, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
WEF’in isminde “ekonomik” olsa da Forumda dünyanın geleceğine yönelik derin konuların da konuşulduğuna işaret eden Anadol, geçen yıl da Davos’ta ses getiren bir projeyle yer aldıklarını anımsattı.
Anadol, ekip olarak yaklaşık 10 yıldır yapay zeka müzesi projesinin hayalini kurduklarını belirterek, “‘Dataland’ isimli bu müzenin detaylarını Davos’ta dünya liderlerine sunma şansı ettik.” dedi.
Yaklaşık 16 yıl önce verinin pigment, resim ve heykel olmasıyla ilgili de bir hayalinin olduğunu anlatan Anadol, bu hayalinin de peşinde koştuğunu ve 8 sene önce dünyada ilk kez yapay zeka resimleri ve heykelleri konusunda ekip olarak öncü işler ürettiklerini ifade etti.
Anadol, bu kapsamda birçok müzeyle de çalıştıklarına değinerek, bunun çok yeni ve uzun geleceğe sahip bir alan olduğunu fark ettiğini dile getirdi.
Dünyanın en önemli sanat müzelerinden New York Modern Sanat Müzesi’ndeki (MoMA) sergisine işaret eden Anadol, “Resmi olarak MoMA koleksiyonunda ilk defa bir yapay zeka eseri yer aldı.” dedi.
“Doğayı temel alan bir yapay zeka hayal ettik”
Anadol, “Bu alanın öncüsü olarak bir müze yaratırsak ne olur?” diye düşündüklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Burada dünya liderleriyle bunu paylaştık. İlk defa Los Angeles’ta daha sonra dünyanın birçok farklı yerinde, inşallah İstanbul’da da açılacak bir müze. Bu müzenin ilk projesini de çok önemli bir konu olan doğaya adadık. Şu anda yapay zeka alanındaki çalışmalar, ChatGPT ve Bard gibi kompleks yapay zeka modelleri daha çok insana ve mantığa odaklı. Fakat bana ilham veren, en önemli ve korumamız gereken en değer şeylerden biri olan doğayı direkt öne çıkaran, doğayı temel alan bir yapay zeka hayal ettik ve muazzam bir destek aldık. Google ve Nvidia büyük destekçimiz, dünyanın yapay zeka alanında öncü 2 büyük şirketi hayalimizi pozitif buldu ve WEF de bunun dünya liderlerine ulaşmasını sağladı. Hayalimiz dünyanın en gelişmiş, doğayı anlayan, etik olarak verilerle eğitilmiş ve okullarda, araştırmalarda, sanatta ve kültürde kullanılabilecek dünyanın en iyi yapay zekasını geliştirmek.”
Doğayı sevmek ve saymak ve doğanın fonksiyonu daha iyi anlamak için bilgiyi deneyime dönüştürecek bir müze hayal ettiklerini söyleyen Anadol, WEF’te birçok dünya lideri ve farklı iş alanlarındaki liderle aynı deneyimi yaşadıklarını anlattı.
Anadol, yapay zeka modellerinin genelde görsel, ses ve metinden oluştuğuna işaret ederek, “Burada Google ve Nvidia sayesinde dünyanın ilk çok deneyimli yapay zeka modelini oluşturduk, ses, metin ve görselin yanına kokuyu da ekledik. Burada dünyada ilk kez insanlar yapay zekanın ürettiği kokuyu da deneyimleme şansı elde ettiler. Önümüzdeki aylarda daha büyük sürprizlerimiz de var.” şeklinde konuştu.
Davos’ta sergilenen “Winds of Yawanawa” (Yawanawa Rüzgarları) eserinden de bahseden Anadol, Amazon ormanlarında yaşayan Yawanawa kabilesine destek amacıyla yaptıkları bir proje olduğunu söyledi.
Anadol, doğa konusundaki hassasiyetinin doğup büyüdüğü Türkiye’den geldiğine dikkati çekerek, ülkedeki tüm milli parklardan gelen verilerin bir araya getirip yapay zekaya kazandırılması için ne yapılabileceğini de konuştuklarını anlattı.
Bilgiye ulaşmanın çok kolay hale geldiğini vurgulayan Anadol, gençlere tavsiyelerine ilişkin bir soru üzerine, “Şu anda ulaşılamayacak açık kaynaklı bir veri, kod yok denecek kadar az. Bu alanda üretmek isteyen genç arkadaşlar son derece kolayca birçok bilgiye ulaşabilirler. Yeter ki soru sormayı bilelim, merakımızı hiç kaybetmeyelim.” dedi.
]]>Tescilli 1368 taşınmaz kültür varlığı, 894 sivil mimari örneğiyle “açık hava müzesi”ni andıran kent, son dönemde açılan müzeleriyle de kültür turizminde öne çıkmaya devam ediyor.
Kentte Türk ve İslam Eserleri, Edirne, Balkan Tarihi, Vakıf Eserleri, Fatih Sultan Mehmet, Necmi İğe Evi Etnografya, Edirne Kent, Hasan Ali Yücel Çocuk, Sultan 2. Bayezid Külliyesi Sağlık, Milli Mücadele ve Lozan, İlhan Koman Heykel ve Resim, Osman İnci, Uzunköprü Kent, Tarihte Kurulmuş Türk Devletleri, Osmanlı Padişahları, Padişah Çadırı, Balkanlarda Osmanlı Eserleri ve Doğa Tarihi müzeleri yer alıyor.
Tarihi dokusu kadar müzeleri de şehre ziyaretçi çekiyor.
“Müzeler kenti olma yolunda ilerliyoruz”
İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk, AA muhabirine, Edirne’nin “Müzeler kenti” olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini söyledi.
Soytürk, geçen yıl 700 bin civarındaki ziyaretçi sayısının bu yıl yüzde 50’ye yakın arttığını belirterek, “Müzelerimiz geçen yıl 1 milyon ziyaretçi ağırladı, bu ciddi bir rakam. Bununla yetinmiyoruz tabii müzeleri yaşayan, dinamik bir yer haline getirmek istiyoruz.” dedi.
Soytürk, müzeler arasında en çok ziyaretçiyi Trakya Üniversitesi Sultan 2. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, Selimiye Vakıf Müzesi ve Fatih Sultan Mehmet Müzesi’nin çektiğini ifade etti.
“Çanakkale’den sonra en büyük tabya”
Soytürk, Edirne müzeleri arasında 2021’de açılan Balkan Tarihi Müzesi’nin de önemli bir yeri olduğuna işaret etti.
Müzenin, Çanakkale’den sonraki en büyük tabya olduğunu ifade eden Soytürk, “Hıdırlık Tabya’ya hem yerel halkımızın hem de il dışından gelen vatandaşlarımızın yoğun ziyareti var. İstanbul, Bursa Çanakkale ve İzmir bölgesinden Çanakkale’yi ziyarete gelenleri de burada ağırlıyoruz. Müzelerimizin yaşayan müze olmasını istiyoruz. Özellikle şehirde yaşayan çocuklarımızı Balkan Tarihi Müzesi’nde buluşturmayı önemsiyoruz. Çocuklarımıza burada ecdadımızı tanıtıyoruz.” diye konuştu.
Soytürk, müze ziyaretçilerine kültürel miras hakkında detaylı bilgi verdiklerini, çocuklara “Açık Hava Müzesi Edirne” kitabını hediye ederek kentin kültürel değerlerini gelecek kuşaklara anlattıklarını kaydetti.
Kentteki önemli müzeler şöyle:
Sağlık Müzesi
Külliyenin önemli bir bölümünü oluşturan eski adı Medrese-i Etıbba olan Tıp Medresesi, medrese ve şifahane bölümlerinden oluşuyor. Dönemin hekimlerinin yetiştirildiği bölümde 18 öğrenci odası, dershane ve orta avlu bulunuyor.
Geçmişte tedavi sırasında musiki, su sesi ve güzel kokudan da yararlanılan şifahanede tıbbın gelişimi, metin ve o dönemki tıp aletleriyle anlatılıyor. Müzede, minyatürlerle de dönem yansıtılmaya çalışılıyor.
Külliyenin camisi hariç diğer bölümleri, Vakıflar Genel Müdürlüğünce 1984’te Trakya Üniversitesine (TÜ) devredildi. TÜ bünyesinde sağlık müzesine dönüştürülmesi çalışmalarına 1993’te başlanan darüşşifa, Kültür ve Turizm Bakanlığının 1997’deki onayıyla resmen müze olmuştu. Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneğinin katkılarıyla, 2000 yılında şifahane kısmı Psikiyatri Tarihi Bölümü olarak düzenlenmişti.
Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü’nü 2004’te kazanan müze, 2005’te Hırvatistan’ın Dubrovnik kentindeki “Dünya Ödüllü Müzeler Buluşması”nda en iyi 2. sunum, 2008’de ise Almanya’nın Köln kentinde en iyi sunum ödülüne, bu yılın başında da iletişim sektörünün en prestijli ödüllerinden biri kabul edilen Mercury Mükemmellik Ödülleri’nde bronz ödüle layık görülmüştü.
-Türk İslam Eserleri Müzesi
Selimiye Cami bahçesindeki Türk İslam Eserleri Müzesi, tematik müze olarak Edirne’nin turizmdeki en büyük kozu müzelerin arasında önemli bir yeri teşkil ediyor. Ana dershane odası, öğrenci odaları ve revaklı avludan oluşan medresenin müzeye dönüştürülmüş şekliyle 100 yıldır aynı amaçla hizmet veriyor.
Kitabelerden, mezar taşlarına, eski dönem silahlarından, tekke eşyalarına pek çok değerli eşyanın sergilendiği müzede oluşturulan Kırkpınar sergi odasında da Kırkpınar’a özgü temsillere yer veriliyor.
Selimiye Vakıf Müzesi
Selimiye Cami’nin bahçesindeki müzede Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı cami ve mescitlerden elde edilen tarihi eser niteliği kazanmış teberrukat (bağışlanmış) eşyalarından örnekler, Osmanlı dönemine ait yapıların onarımları sırasında ele geçen çini parçaları, lüleler, vakıf cami ve mescitlerinden gelen hat levhalar, Kur’an-ı Kerimler, şamdanlar, hilyeler, usturlaplar, rahleler, çini parçaları ve değişik objeler sergileniyor. Ayrıca dershane olarak kullanılan büyük odada yapının özgün işlevini yansıtan bir canlandırmaya yer verilmiş, revak bölümünde de Mimar Sinan anlatılmaya çalışılmış.
Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi:
Müze, Selimiye Cami’nin arkasında yer alıyor.
Arkeoloji ve Etnografya seksiyonu bulunan müzede pişmiş toprak, tekstil, ahşap, kemik eserler, metal eserler galerileri bulunuyor.
Müzenin arkeoloji bölümünde bahçede Roma dönemine ait lahitler, dolmen, menhirler, Osmanlı’ya ait mezar taşları, Helenistik, Roma ve Doğu Roma dönemlerine ait sütun başlıkları, heykeller ve Osmanlı Dönemine ait su kültürü ile ilgili olan Edirne’nin balıklı havuzları ve kuşlukları sergileniyor.
“Tarihte Kurulmuş Türk Devletleri”, “Osmanlı Padişahları”, “Padişah Çadırı” ve “Balkanlar’da Osmanlı Eserleri” müzeleri
Tarihi ve kültürü anlatan dört müze, Yancıkçı Şahin Mahallesi’nde, geçmişte han olarak kullanılan ve Sedefkar Mehmet Efendi tarafından yaptırılan 17. yüzyıl eseri Tarihi Ekmekçizade Ahmetpaşa Kervansarayı’nda yer alıyor.
Müzelerde, tarihte kurulan 16 Türk devletinin kurucuları, 36 Osmanlı padişahı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün silikon heykelleri yer alıyor. Müzede ayrıca Otağ-ı Hümayun çadırında II. Murat’ın Varna Zaferi sonrası tebrikleri kabulü canlandırılıyor.
Balkanlar’daki Osmanlı eserleri de yine bu komplekste sergileniyor.
Fatih Sultan Mehmet Müzesi
Fatih Sultan Mehmed’in babası Sultan II. Murad tarafından yaptırılan Saatli Medrese, müzeye dönüştürülerek 2021 yılında ziyarete açıldı.
Geleneksel sanatların çağdaş tasarımlarla yorumlandığı resimli bir kitap gibi tasarlanan müzede birebir ölçülerde silikon heykeller, özel tasarlanan altmış figürün yer aldığı dioramalar ve minyatürlerle Edirneli Fatih’in hayatı anlatılıyor.
]]>Osmanlı Sultanı 1. Ahmed’in emriyle 1615’te Cünuni Ahmed Dede tarafından tarihi Hisar Bölgesi’nde Pınarbaşı mevkisinde kurulan, 310 yıl faaliyet gösterdikten sonra 1925’te kapatılan ve yerinde su depoları inşa edilen Bursa Mevlevihanesi, Büyükşehir Belediyesince rekonstrüksiyon (yeniden yapım) projesi hazırlanarak ayağa kaldırıldı.
Kültür merkezi özelliğine de sahip olan, sema mukabelelerinin yanı sıra tasavvuf sohbetlerine ev sahipliği yapan Mevlevihane, son postnişin Mehmed Şemseddin Efendi’nin üçüncü kuşak torunu Nesibe Günalp Kal’ın bağışladığı kıyafetler, o yıllarda kullanılan kap kacak gibi eşyalarla neredeyse müze kimliği kazandı.
Nesibe Günalp Kal, AA muhabirine, Mevlevihane’ye ait eserlerin ailesi tarafından nesilden nesle değeri bilinerek saklandığını söyledi.
Ailedeki herkesin aynı bilinçte olduğunu belirten Kal, “Bu eserleri senelerce taşındığım her eve beraberimde götürdüm. Taşınma faaliyeti biraz uzun sürüyordu her seferinde. Mesela diyelim ki Kükürtlü Caddesi’nde bir eve taşındım, aşağıya küçücük bir merdiven yaptım odunluk olan bölüme, bu eşyaları sakladım. Hisar’da başka bir eve geçtim, o evin alttaki iki bodrum odasını bir güzel bu işe tahsis ettim. Velhasıl eşim de sabretti, çocuklar da arada büyüdü. Gün bugün, saat bu saat ne mutlu bize.” diye konuştu.
Kal, getirdiği eserlerin arasında annesinin iki oğlu için verdiği antikaların yerinin ayrı olduğunu, onların rızasını alarak bunları süreli sergilenmek üzere bağışladığını aktardı.
Eserleri zarar görmeden gelecek nesillere miras bırakmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Kal, şöyle devam etti:
“Bu benim başarım değil. Bu benim annemin, anneannemin ve anneannemin annesinin başarısı. Mesela birisi Bursa’da değil, o sırada şehir dışında. Burada bir bekçi aileye, güvendiği bir aileye rica ediyor. Diyor ki ‘Biz gidiyoruz, bizim evimizde siz oturun. Lütfen evimize göz kulak olun. Şu odaları açmasın çocuklarınız. Öbür taraflar sizin olsun, biz gidiyoruz’ diyorlar. Yani aynı şey anneannemin annesi için de geçerli. O da diyor ki ‘Ben burada oturayım ama bana bir yardımcı aile lazım. Ben tek başıma oturamam, eşim savaşta.’ O aileye bir kısım yer veriyorlar. O aileler sayesinde yani hiçbir zaman yalnız değiliz ve ben de burada yalnız değilim. Şöyle ki burada komşularım da bana çok yardım ettiler. O aileye de çok teşekkür doluyum.”
Evinde bulunan çok sayıda tarihi askeri belgeyi ise askeri müzeye bağışladığını anlatan Kal, “Böyle böyle hafifliyorum. Böyle böyle huzura kavuşuyorum ve her şeyi yerli yerine yerleştirmenin huzurunu yaşıyorum.” dedi.
“Hem eseri hem hikayeyi hem de koleksiyoneri bulduk”
Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü sanat tarihçisi Goncagül Meriç de Mevlevihane’nin yaklaşık 15 yıl süren projeyle yeniden ayağa kaldırıldığını bildirdi.
Müzeyi oluşturma kısmında zorluk çektiklerini aktaran Meriç, şu bilgileri verdi:
“Bu dergah kapandığında bizim bildiğimiz, müzelere giren herhangi bir eser, obje yoktu. Biz çok güzel bir vesileyle Bursa Mevlevihanesi’nin son postnişini Mehmed Şemsettin Efendi’nin torunu ile tanıştık. Kendisi ailesinin yadigarı olan bu güzel koleksiyonu korumuş, annesiyle yıllarca muhafaza etmiş ve Bursa Mevlevihanesi’ne bahşettiler, bağışladılar. 133 parça eserden bahsediyorum ve bunlar şöyle kıymetli; son postnişine ait kürkten tutun da kişisel eşyalarına kadar, dergahın kap kacaklarına kadar, postnişinin postuna kadar çok önemli eserleri bize verdi. Gerçekten burası bir müze formatına büründü.”
Katkılarından dolayı Nesibe Günalp Kal’a teşekkür eden Meriç, “Bazen eseri buluyoruz, bazen hikayeyi bulamıyoruz. Burada bizim için şu çok kıymetli; hem eseri hem hikayeyi hem de koleksiyoneri bulduk. O yüzden bu bizim için çok değerli.” ifadesini kullandı.
]]>