AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Muharrem Kasapoğlu, ’75th NATO Leaders’ Summit and Türkiye’s priorities’ (75. NATO Liderler Zirvesi ve Türkiye’nin Öncelikleri) isimli makalesi İngilizce yayın yapan Hürriyet Daily News’te yayınlandı. Kasapoğlu, 10-11 Temmuz tarihlerinde Washington’da gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesi ile ilgili şunları yazdı: “75. NATO Liderler Zirvesi, 10-11 Temmuz tarihlerinde Vaşington’da gerçekleştirildi. Son iki senedir zirvenin hemen öncesinde NATO’nun Parlamenter boyutunu da temsil eden NATO Parlamenter Asamblesi (NATO PA) öncülüğünde NATO Meclis Başkanları Zirvesi de düzenleniyor. NATO Meclis Başkanları Zirvesi, liderler ve milletvekilleri aracılığıyla istişare ve fikir alışverişleri yapılmasına imkan sağlıyor. Bu yılki NATO Meclis Başkanları Zirvesi’nde en önemli konu, Ukrayna’da devam eden savaştı. Ukrayna’ya kesintisiz, uzun vadeli destek sağlanması ve daha adil bir külfet paylaşımı için mali taahhütlerin oluşturulması vurgulandı. Özellikle ABD, İngiltere, Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri bu konulara odaklandı. NATO’nun caydırıcılık ve savunma kabiliyetlerinin artırılması ve mali yük paylaşımı da zirvenin öncelikli konularındandı. 2014 yılından bu yana, NATO ülkelerinin GSYİH’lerinin yüzde 2’sinin savunma harcamalarına ayrılması hedefi gündemdeydi ve bu hedef, Ukrayna’daki savaşın ardından daha da önem kazandı. Üye ülkelerin savunma harcamalarını artırdığı görülüyor. Ülkemizin de 2024 yılında yüzde 2,09’luk bir savunma harcamasına ulaşacağı öngörülüyor.”
“Bir çok alanda büyük felaketlerle karşı karşıyayız”
Dünyadaki güvenlik sorunlarına değinen Kasapoğlu, “Küresel güvenlik mimarisi, Ukrayna’daki savaş, İsrail’in Gazze’deki insanlık dramı ve terörizm gibi asimetrik tehditlerle sarsılmaya devam ediyor. Üçüncü yılında olan Ukrayna’daki savaşın ana dinamikleri ve stratejik çıkmazları gözler önünde. Ukrayna ve Gazze’deki savaşların yanı sıra Suriye ve Sudan’daki çatışmalar, Yemen ve Kızıldeniz’deki gelişmeler küresel istikrar açısından endişe verici. İklim krizlerinden çevre sorunlarına, düzensiz göçten iç çatışmalara ve uluslararası hukukun hiçe sayıldığı insanlık dışı uygulamalara kadar birçok alanda büyük felaketlerle karşı karşıyayız. Mevcut uluslararası düzen, bu küresel sorunlara çözüm olamazken, dünya daha da parçalanmış ve çok kutuplu bir yapıya doğru ilerliyor. Terörizm tehdidi, birçok ülkenin barış ve huzur içinde yaşamasını engelliyor. Türkiye, yaklaşık 40 yıldır PKK terör örgütü ile mücadele içerisinde ve bu mücadele bugün de PKK/PYD/ YPG, FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı sürüyor” ifadelerini kullandı.
“F-16 tedarik süreci de olumlu bir şekilde sürüyor”
Makalesinde Türkiye-ABD ilişkilerini ele alan Kasapoğlu, “Küresel güvenlik mimarisinin merkezindeki konular, Türkiye-ABD ilişkilerinin de merceğinde yer alıyor. Türkiye-ABD Dostluk Grubu Başkanı olarak, 5 Kasım 2024 tarihinde gerçekleştirilecek ABD Başkanlık seçimlerinde kim başkan olursa olsun, Türkiye-ABD ilişkilerinin daha pozitif bir ivme kazanması gerektiğine inanıyorum. İkili ilişkilerde daha güçlü bir olumlu bakış açısına sahibiz ve Türkiye ile ABD arasındaki üst düzey diyaloğun devam ettiğini görmekten memnuniyet duyuyoruz. Hem bölgemizde barışın sağlanması hem de Ukrayna, Gazze, Sudan ve diğer çatışmaların durdurulması noktasında birlikte hareket ettiğimizde ciddi bir etki meydana getireceğimize inanıyoruz. ABD, savunma sanayii alanında birinci ticaret ortağımız olmaya devam ediyor. Savunma ve havacılık ihracatımız, 2020 yılında 784 milyon dolar iken, 2021 yılında 1,12 milyar dolara yükseldi. Bu rakam, 2022 yılında 927 milyon dolar olarak kaydedildi. Öte yandan, ABD’den savunma ve havacılık ithalatımız, 2020 yılında 2,2 milyar dolar iken, tek taraflı yaptırımların etkisiyle 2021 yılında 1,3 milyar dolara, 2022 yılında ise 1,08 milyar dolara geriledi. Tüm sektörleri düşündüğümüzde, ABD, 2023 yılında en fazla ihracat yaptığımız ikinci, en fazla ithalat yaptığımız beşinci ülke oldu. İkili ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması yönünde ortak hedefimiz mevcut. Milli Savunma Bakanlığımızın F-16 tedarik süreci de olumlu bir şekilde sürüyor. Türkiye’deki ortak üretimin artırılması yönündeki müzakereler devam ediyor. F-16 tedarik sürecimizi, ABD Kongresi’nin Türkiye’ye yönelik silah ambargosunun kaldırılması yönünde önemli bir adım olarak görüyoruz. Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının müttefik dayanışmasına aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bugün Türkiye olarak, KAAN isimli 5. nesil savaş uçağını kendimiz üretiyoruz ve 2028 yılından itibaren Hava Kuvvetlerimize teslim etmeyi planlıyoruz; ancak Türkiye’nin F-35 programının dışında tutulmasının ortaklık ruhuna aykırı olduğunu yineliyoruz” şeklinde kaleme aldı.
“NATO’yu asla işlevini yitirmiş bir örgüt olarak görmüyoruz”
Türkiye’nin NATO’daki rolü ve ittifakın güçlendirilmesi konularına da değinen Kasapoğlu, “NATO’nun daha da güçlendirilmesi, ABD ile üzerinde yoğun bir şekilde çalışmamız gereken ortak bir hedef olarak öne çıkıyor. NATO’yu asla işlevini yitirmiş bir örgüt olarak görmüyoruz. Tam tersine NATO, hem ABD hem de Türkiye için transatlantik güvenliğinin sağlanmasında odak noktası ve ana güvenlik sağlayıcısı konumunda olmaya devam ediyor. Vaşington Zirvesi, müttefikler arasındaki dayanışmayı güçlendirme fırsatı sundu. Özellikle müttefikler arasındaki savunma ticaretine yönelik tüm kısıtlamaların kaldırılmasının takipçisi olacağız. Bu tür kısıtlamaların devam etmesi, liderler düzeyinde alınan diğer kararlarla çelişmektedir. AB’nin savunma sanayii yeteneklerini geliştirmeye yönelik yeni stratejilerin NATO’nun çabalarının yerini almaması gerekir. Müttefiklerin ortak savunma hedeflerinin belirlenmesi NATO’nun temel sorumluluklarından biridir ve öyle de kalmalıdır. NATO içerisinde iki kanatlı ve ayrı şekilde ilerleyen savunma planlama süreçlerine sahip olunması büyük bir hata ve kaynak israfı olacaktır. Transatlantik savunma sanayii, ABD, Türkiye, Birleşik Krallık, Kanada ve Norveç gibi AB üyesi olmayan müttefikler olmadan görece küçük bir değere sahiptir. AB üyesi müttefikler NATO’nun savunma harcamalarının yaklaşık yüzde 20’sini temsil ederken, NATO’nun savunma harcamalarının yüzde 80’ini AB üyesi olmayan NATO müttefikleri sağlamaktadır. Zirvede; Türkiye’nin, NATO’nun tek güvenlik şemsiyesi olduğu yönündeki bakışını destekler nitelikte bazı ülkelerin kendi aralarında veya NATO dışında geliştirdikleri müşterek projelerin NATO’nun savunma planlama sürecine uygun yapılmaları kararlaştırıldı. Bu karar bizim için önemli bir kazanımdır” diye yazdı.
Kasapoğlu, Ukrayna- Rusya savaşı konusunu makalesinde şu şekilde paylaştı: “Dünya gündemini meşgul eden bir diğer önemli konu olan Rusya ile Ukrayna arasında devam eden ve üçüncü yılına giren savaş, transatlantik bölgesinin güvenliğini pek çok boyutuyla derinden etkilemeye devam etmektedir. Ukrayna’da uzun vadeli bir savaşın ortaya çıkardığı bölgesel ve küresel güvenlik risklerine dikkat etmemiz gerekmektedir. Bu savaşın devam ettiği takdirde, iki ülke arasındaki bir savaştan çıkarak daha geniş bir coğrafyaya yayılma ve Batı ile Rusya arasındaki bir savaşa dönüşme riski bulunmaktadır. Bu nedenle zirvenin en önemli konusu bu savaştı. Liderler ve meclis başkanları, Ukrayna’daki savaşı ele aldılar. Bazı ülkelerin gündeminde sadece Ukrayna vardı. Müttefikler, gelecek yıl boyunca Ukrayna’ya 40 milyar dolardan fazla askeri yardım sağlayacaklarını onaylarken, NATO’nun Ukrayna’ya sağlanan doğrudan nakdi olmayan katkıları da bu yardımlar içinde tanıması Türkiye için önemli bir sonuç oldu. Türkiye, zorlu bir coğrafyada yer almasına rağmen, çevresindeki istikrarsızlıklara ve Orta Doğu’daki krize rağmen Ukrayna’ya stratejik destek sağlamaya devam ediyor. Bu durumu tüm muhataplarımıza açık bir şekilde ifade etme fırsatı bulduk. Türkiye, Kırım’ın ilhakı dahil olmak üzere, Rusya’nın Ukrayna topraklarını ilhakını hiçbir zaman tanımamıştır. Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine desteğimiz tam anlamıyla devam etmektedir. Bilhassa, Ukrayna ile güçlü bir savunma sanayi iş birliğimiz bulunmaktadır. Özellikle savaşın ilk dönemlerinde bu iş birliğimizin meyvesini verdik ve Bayraktar TB2 SİHA’larımız Rusya’nın kara saldırılarının engellenmesini sağladı. Karadeniz Tahıl Girişimimiz, milyonlarca insanın açlıktan kurtulmasına yardımcı olurken, diplomasinin başarabileceği şeylerin dikkate değer bir örneğini sundu. Karadeniz’de ticari gemilerin güvenliği bizim için öncelikli olmaya devam ederken, barışın diplomasi masasında kazanılacağına dair umudumuzu sürdürüyoruz. Uluslararası toplum olarak, savaşın diplomatik yollarla sona erdirilmesine yönelik ciddi alternatifler üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Savaşın kazananı olmayacağına ve adil bir barışın kaybedeni olmayacağına inanıyoruz.”
“Terörizmle mücadelede müttefiklerimizden dayanışma bekliyoruz”
Türkiye’nin PKK/YPG/PYD, DHKP/C, FETÖ, DEAŞ, El-Kaide gibi çeşitli terör örgütleriyle eş zamanlı mücadelesine vurgu yapan Kasapoğlu, NATO müttefiklerinden bekledikleri desteği şu şekilde ifade etti: “Zirve sonuç beyannamesinde, terörizmle mücadele, NATO’nun karşı karşıya olduğu ikinci büyük tehdit olarak kayda geçti. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere tüm Türk yetkililer, ülkemizin bu konudaki hassasiyetini ve beklentilerini tekrar gündeme taşıdı. Terörle mücadelede ortak çabaların artırılmasının önemini bir kez daha vurguladık. Terörizm, küresel güvenlik mimarisinin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri olmaya devam ediyor. NATO’nun iki temel tehditten biri olarak gördüğü terörizmle mücadeledeki gayretlerin artırılması, uluslararası barışın sağlanması için elzemdir. Türkiye, PKK/YPG/PYD, DHKP/C, FETÖ, DEAŞ, El-Kaide gibi çeşitli terör örgütleriyle eş zamanlı olarak mücadele etmektedir. Bu mücadele, hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve temel hak ve özgürlükleri koruyarak yürütülmektedir. Türkiye, müttefiklerini savunma taahhüdüne sonuna kadar bağlıdır ve ittifak dayanışması çerçevesinde sorumluluklarını her zaman yerine getirmektedir. Ancak dayanışma, sadece Türkiye’nin değil, tüm müttefiklerin dahili gereken bir ilkedir. Bazı müttefiklerimizin, özellikle PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG/PYD ile kurdukları ilişkileri gözden geçirmeleri gerekmektedir. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu terör tehdidi, tüm NATO üyeleri tarafından dikkate alınmalıdır. Bir müttefik ülkeye yönelik terör tehdidi, ittifak ruhuna uygun olarak tüm müttefiklere yönelik bir tehdit olarak görülmelidir. Bazı müttefik ülkelerin terör örgütlerine eğitim, silah ve diğer yardımları sağlaması kabul edilemez; bilhassa YPG/PYD’ye sağlanan yardımların Türkiye’ye karşı kullanıldığı açıktır. Türkiye, DEAŞ ve El-Kaide’ye karşı yürüttüğü operasyonları kararlılıkla sürdürmektedir. DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de yenilgiye uğratılmasında en büyük pay Türkiye’ye aittir. Türkiye, DEAŞ’a karşı etkin bir şekilde mücadele etmiş ve 4 bin 500 teröristi etkisiz hale getirmiştir. Sonuç olarak, NATO’nun belirlediği iki temel tehditten biri olan terörizmle mücadelede müttefiklerimizden dayanışma bekliyoruz. Müttefiklik hukuku bunu gerektirir.”
İsrail’in saldırganlığının daha geniş bir coğrafyaya yayılma riski olduğunu yazan Kasapoğlu, makalesinde şu ifadelere yer verdi: “İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları, bölgesel ve küresel gündemi meşgul etmeye devam ediyor. Netanyahu Hükümeti’nin Gazze’de soykırım boyutlarına varan katliamı, zirvede belki de en fazla gündemde olması gereken konuyken, sadece ülkemiz ve İspanya gibi az sayıda ülkenin gündemindeydi. İsrail’in sivillere yönelik ayrım gözetmeyen saldırıları sonucu 37 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti ve bu sayı her geçen gün artmaya devam ediyor. Türkiye olarak, adil bir barış adına atılan her adımı destekliyoruz. Kalıcı bir ateşkesle akan kanın durdurulması, rehinelerin serbest bırakılması, insani yardımın kesintisiz olarak Gazze’ye ulaştırılması ve İsrail güçlerinin Gazze’den çekilmesi başlıca önceliklerimizdir. Ancak bu yönde yapılan girişimlerin etkisiz kaldığını görüyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları uygulanmamakta, Uluslararası Adalet Divanı kararları görmezden gelinmekte ve Uluslararası Ceza Mahkemesi başsavcısı tehdit edilmektedir. İsrail’in saldırganlığının daha geniş bir coğrafyaya yayılma riski de vardır. Kalıcı bir ateşkesin tesis edilmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kabul edilen kararın hayata geçmesini temenni ediyoruz. Kalıcı bir çözümün, 1967 sınırları dahilinde başkenti Kudüs olan egemen bir Filistin devletinin kurulmasından geçtiğine inanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti olarak, tüm kurumlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımızla Filistin’in yanında olmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, İsrail yönetiminin NATO ile ortaklık ilişkisini sürdürmesi mümkün değildir. Filistin topraklarında sürdürülebilir barış tesis edilene kadar İsrail ile NATO nezdinde işbirliği yapılması yönündeki girişimleri Türkiye asla onaylamayacaktır.”
Son olarak Kasapoğlu makalesinde şunları yazdı: “Bugün müttefiklerin karşı karşıya olduğu tüm sorunlar, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren sınamalar olmaya devam etmektedir. Ukrayna’daki savaş, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmeler ve terörle mücadele NATO’nun gündeminde yer alırken, Türkiye için de önceliklidir. NATO Zirvesi’nde terörle mücadeleye geniş bir perspektifle bakılması ele alınırken, Türkiye terörle en fazla mücadele eden müttefik konumundadır. NATO’nun en önemli gündem maddesi olan kuzeyimizdeki savaşın bir an önce sona ermesi için çaba sarf etmeye devam edeceğiz. Rusya-Ukrayna savaşına adil bir çözüm bulunması ve bu savaşın diplomasi masasında sonlandırılması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye, hem Rusya hem de Ukrayna ile konuşabilen tek ülke olarak barışı sağlama yönündeki gayretini tüm dünyaya ispatlamıştır. Türkiye’nin küresel barışı sağlama misyonu her daim devam edecektir. Ortadoğu’da ve bulunduğumuz bölgede barışın sağlanmasının, küresel barışın anahtarı olduğuna inanıyoruz ve bu yönde gereken her türlü adımı atmaktan çekinmiyoruz” – İZMİR
]]>ERDOĞAN’DAN NATO ZİRVESİ SONRASI ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da düzenlenen 75. NATO Liderler Zirvesi’nin ardından basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Gazze’de katliam yaşandığını, İsrail’in hukuk tanımadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO’nun İsrail’le ortaklık ilişkisini sürdürmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:
“Zirve programımızı biraz önce bitirdiğimiz oturumla tamamladık. Tarihi bir zirveyi daha başarıyla neticelendirdik. Genel Sekreter Stoltenberg ve ekibine de teşekkürlerimi iletiyorum. 2.5 yıldır devam eden Rusya Ukrayna savaşı karşısında uluslararası hukuktan yana duruş sergiliyoruz. Somut adımlar konusunda mutabık kaldık.

“ADİL BİR BARIŞIN KAYBEDENİ OLMAZ”
Karadeniz girişimiyle taçlandırdığımız temaslara yeniden başlanması en samimi arzumuzdur. Adil bir barışın kaybedeni olmaz. Değerlendirmelerimizi zirve boyunca müttefiklerimizle paylaştım. İlk oturumda, ittifak savunmasını ilgilendiren konuları istişare ettik. Savunma harcamalarında yüzde 2 hedef eşiğini aştık. Birlik ve dayanışma ruhunun 32 müttefik tarafından samimiyetle benimsenmesi gerekiyor.
“MÜTTEFİKLERİMİZİN TERÖR ÖRGÜTLERİYLE KURDUĞU ÇARPIK İLİŞKİYİ KABUL ETMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”
Terörle mücadele alanında çabaların artırılması önemlidir. NATO’nun terörizmle mücadele belgesini geçtiğimiz yıl güncellemiştik. Türkiye terörün kanlı yüzünü iyi bilen bir ülkedir. 40 yıldır örgüte ve farklı yapılara karşı ağır bedeller ödeyerek mücadele ediyoruz. Müttefiklerimizden dayanışma bekliyoruz. Müttefiklik hukuku bunu gerektirir. Bazı müttefiklerimizin terör örgütleriyle kurduğu çarpık ilişkiyi kabul etmemiz mümkün değildir. İlk oturumda NATO’nun güneye yönelik yaklaşımını çerçevesini çizen yeni adımlara imza attık.

“GAZZE’DE KATLİAM YAŞANIYOR”
Gazze’de katliam yaşanıyor. Kalıcı çözüm getirmeden, istikrardan bahsedilemeyeceğinin altını çizdim. Netanyahu yönetimi yayılmacı politikalarıyla tüm bölgenin güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Karşımızda savaş hukuku dahil hukuk, nizam ve değer tanımayan gözü dönmüş bir yapı vardır. Oturumdaki hitabımda bu konu üzerinde durdum. İsrail yönetiminin NATO’yla ortaklık ilişkisini sürdürmesi mümkün değildir.
“İSRAİL İLE NATO ARASINDAKİ İŞBİRLİKLERİNİ TÜRKİYE ONAYLAMAYACAK”
İsrail ile NATO nezdinde yapılacak işbirlikleri, Türkiye tarafından onaylanmayacaktır. Uluslararası camianın sorumluluk sahibi üyelerinin ikili devletli çözüm için el ele vermesi önemlidir. Filistin’i tanıyan ülkelerin sayısının artmasından memnuniyet duyuyoruz. Türkiye olarak garantörlük başta olmak üzere her türlü inisiyatifi almak için hazır olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
“NATO, UKRAYNA’DAKİ SAVAŞIN TARAFI HALİNE GETİRİLMEMELİ”
Dünyamız zaten yeterince gerilim yaşamaktadır yenilerini eklemenin manası yoktur. Oturumda ülkemizin Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne desteğinin tam olduğunun altını çizdim. NATO’nun Ukrayna’daki savaşın tarafı haline getirilmemesi gerektiği düşüncelerimi ortaya koydum. Zirve kapsamında Macaristan, Yunanistan, İtalya, Ukrayna ve Birleşik Krallık liderleriyle ikili görüşmeler gerçekleştirdim. ABD, İspanya, İzlanda Romanya ve Hollanda liderleriyle de sohbetlerimiz oldu. Sayın Rutte’ye bu zorlu görevinde muvaffakiyetler diliyorum. Genel Sekreter Stoltenberg’e de teşekkür ediyorum.”
]]>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, NATO Parlamento Başkanları Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, İsrail’in Gazze’deki ‘katliamının’ durdurulması gerektiğini belirterek, “Müttefiklere Netanyahu Hükümetinin saldırganlığına ‘artık yeter’ demeleri çağrısında bulunuyoruz” dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, ABD’nin başkenti Washington’da düzenlenen NATO Parlamento Başkanları Zirvesi’nde mevkidaşlarına hitap etti. Kurtulmuş, İsrail’in Gazze’deki saldırılarının durdurulması ve daha fazla kan dökülmesinin engellenmesi gerektiğini vurgulayarak, “Dünyanın en güçlü savunma örgütünün üyeleri olarak bizler, en acil küresel sorunlardan biri olan Gazze’deki muazzam insanlık felaketini görmezden gelemeyiz. İsrail’in katliamları durdurulmalı ve daha fazla kan dökülmesi engellenmelidir. Bu durumun bölgesel bir savaşa dönüşmesi ciddi bir risk oluşturmaktadır. Küresel güvenlikle ilgili tartışmalarımızda, adalet ve hakkaniyeti savunan insanlığın ortak cephesinde yer almalıyız. Müttefiklere Netanyahu Hükümetinin saldırganlığına ‘artık yeter’ demeleri çağrısında bulunuyoruz. Filistin-İsrail çatışması için derhal kalıcı bir ateşkes, engelsiz insani erişim ve iki devletli çözüm çağrısında bulunuyoruz” diye konuştu.
“UKRAYNA KONUSUNDAKİ DİPLOMATİK ÇABALARDA EN ÖN SAFLARDA YER ALDIK”
Kurtulmuş, Türkiye’nin Ukrayna savaşının başlangıcından itibaren diplomatik çabalarda en ön saflarda yer aldığının altını çizerek, “NATO bugüne kadar Avrupa-Atlantik bölgesindeki kolektif güvenliğimize önemli katkılarda bulunmuştur; günümüzde ise yeni ve karmaşık küresel zorluklarla mücadele ediyoruz. Türkiye, Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana, Ukrayna’nın egemenliğine, bağımsızlığına ve Kırım da dahil olmak üzere toprak bütünlüğüne olan sarsılmaz desteğini mütemadiyen teyit etmiştir. Ayrıca, savaşa uluslararası hukuk temelinde adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasına yönelik diplomatik çabaların ön saflarında yer aldık. Çabalarımız, Ukrayna da dahil olmak üzere NATO üyelerinin desteklediği ülkelerde demokratik direncin korunmasına da odaklanmalıdır. Bu nedenle, Rada ile siyasi angajman özel bir önem taşımaktadır” dedi.
“TERÖRİZM, NATO İÇİN ASİMETRİK BİR TEHDİTTİR”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, terörizmin NATO müttefikleri için asimetrik bir tehdit olduğunu, Türkiye’nin ittifaktaki en fazla terör saldırısına maruz kalan ülke olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“İkinci olarak; terörizm İttifak’ın güvenliğine yönelik en doğrudan asimetrik tehdittir. Genel Sekreter Stoltenberg’in de defalarca belirttiği gibi, hiçbir Müttefik Türkiye’den daha fazla terör saldırısına maruz kalmamıştır. DEAŞ, FETÖ, PKK ve Suriye’deki uzantısı PYD/ YPG gibi terör örgütlerine karşı mücadelemizde kararlılığımızı sürdürürken, Müttefiklerimizin iyi niyet ve dayanışma içinde hareket ettiklerini görmek istiyoruz. NATO’nun terörizmle mücadeledeki rolü güçlendirilebilir ve güçlendirilmelidir. Öte yandan, NATO’nun savunma harcamalarına yönelik hedefi ortadayken, NATO’nun güney cephesini koruyan Türkiye’nin bazı Müttefiklerimiz tarafından silah kısıtlamalarına tabi tutulması bir çelişkidir. NATO’nun geniş hedeflerine olan bağlılığımız ve misyonlara yaptığımız herkesçe bilinen katkılar iyi anlaşılmalıdır. Türkiye sadece kendi ulusal güvenliğine yönelik tehditleri bertaraf etmeye çalışmamakta, aynı zamanda NATO’nun güney sınırlarını güvence altına alarak Müttefiklerimizin güvenliğine de katkıda bulunmaktadır. “
“SAVAŞI ÖNLEMEK VE BARIŞI KORUMAK NATO’NUN SORUMLULUĞUDUR”
Kurtulmuş, NATO’nun barışı koruma ve savaşı önleme sorumluluğu olduğunu, bu nedenle de NATO Parlamenter Asamblesi aracılığıyla istişarelerin artırılması gerektiğini belirtti.
Kurtulmuş, sözlerine şu şekilde son verdi:
“Savaşı önlemek ve barışı korumak için birlikte hareket etmek NATO üyelerinin sorumluluğudur. Bu nedenle, mevcut çalkantılı ortamın yayılma potansiyeline sahip olması ve uluslararası yönetişimin küresel krizlere yanıt verme yeteneğini maalesef kaybetmesi nedeniyle, uygulanabilir bir barış perspektifi geliştirmek için özellikle NATO Parlamenter Asamblesi aracılığıyla istişarelerimizi arttırmalıyız. Adil bir uluslararası sistem inşa etmeye yönelik gelecek çabalarımızda iki temel ilke bize rehberlik etmelidir: Bunlardan birincisinin tüm insanların hak ve haysiyet bakımından eşitliği, ikincisinin ise tüm devletlerin egemen eşitliği olması gerektiğine inanıyorum.”
]]>
NATO’nun kuruluşunun 75. yılının kutlanacağı zirvede, ittifakın caydırıcılık ve savunma kapasitesi, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla değişen Avrupa güvenlik mimarisine göre yeniden şekillendirilip güçlendirilecek.
Zirvede Türkiye’yi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında kalabalık bir heyet temsil edecek.
Washington’da 3 gün sürecek zirvenin ilk toplantısı, 9 Temmuz’da NATO’nun kuruluşunu belgeleyen Kuzey Atlantik Anlaşması’nın 75 yıl önce imzalandığı Mellon Oditoryumu’nda gerçekleştirilecek. ABD Başkanı Joe Biden’ın burada bir konuşma yapması bekleniyor.
NATO Liderler Zirvesi’nin resmi görüşmeleri 10 Temmuz’da yapılacak. Aynı akşam Biden’ın liderleri Beyaz Saray’da vereceği bir yemekte ağırlaması öngörülüyor.
Zirve 11 Temmuz’da yapılacak NATO-Ukrayna Konsey toplantısı ile sona erecek. Zirvede alınan kararların aynı gün yazılı olarak duyurulması bekleniyor.
Amerikan basınına göre, ABD Başkanı Biden’ın zirve sırasında ikili görüşme yapması kesinleşen iki lider Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ve İngiltere’nin yeni başbakanı Keir Starmer.
En önemli gündem maddeleri Ukrayna’ya yardım ve ittifakın güölendirilmesi
NATO Zirvesi’nin en önemli iki gündem maddesi, ittifakın caydırıcılık ve savunmasının değişen koşullara göre gözden geçirilmesi ve buna uygun savunma planları ile komuta yapısının düzenlenmesi.
NATO, Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başladığı Şubat 2022’den sonra yapılan Madrid Zirvesi’nde Rusya ve “terörizmi” en önemli iki tehdit unsuru olarak kayda geçirmişti.
Washington Zirvesi’nde ittifakın coğrafik olarak kuzey, güney ve orta olarak tanımladığı bölgelere ilişkin savunma planlarını yenilenecek.
İttifakın savunma ve caydırıcılık kapasitesinin daha detaylı işleneceği savunma planları kapsamında Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanlığı’nın (SACEUR) koordinasyonunda müttefiklerin hangi durumda nasıl iş birliği yapacaklarına ilişkin formüller belirlenecek.
SACEUR’ün müttefiklerden yeni askeri katkı isteminin bu zirvede karşılanması da öngörülüyor.
Bu kapsamda özellikle Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinin talepleri doğrultusunda NATO’nun bölgedeki askeri varlığının daha artırılması, ittifaka yeni katılan İsveç ve Finlandiya’nın da bu kapsamda kuzey savunma planlarındaki rollerin artırılması bekleniyor.
Türkiye, NATO’nun askeri olarak durumunu yeniden gözden geçirmesi ve savunma planlarını yenilemesine olumlu yaklaşıyor. Ancak Ankara bu planlama yapılırken tüm ağırlığın kuzeye verilmemesi gerektiğini, ittifakın güney ve güneydoğu kanatlarındaki yapılanmasına eşit ağırlık verilmesi gerektiğini vurguluyor.
Diplomatik kaynaklar, NATO’nun güney kanadındaki en büyük askeri güç olan Türkiye’nin ittifakın birçok görevine önemli katkılar sağladığını, bu zirve sonrasında da aynı tutumun devam edeceğini kaydediyorlar.
Türkiye, Ukrayna’da barışın da konuşulmasını istiyor
NATO Zirvesi’nde alınacak önemli bir karar da Ukrayna’ya yapılan askeri yardımların daha sistemli ve sürdürülebilir olması.
Washington Zirvesi’nde müttefiklerin Ukrayna’ya 40 milyar Euro’yu aşan yardımının NATO tarafından koordine edilmesi ve finansal yardımın daha uzun vadeli sürdürülebilir bir formata sokulması kararının alınması öngörülüyor.
Ayrıca bazı NATO ülkelerinin, Ukrayna’nın talep ettiği hava savunma sistemleri konusundaki taahhütlerini de zirvede ilan etmeleri bekleniyor.
Zirvede Ukrayna’nın NATO üyeliği açısından somut bir adım atılması ise öngörülmüyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı çıktığını ve işgale karşı Ukrayna’nın kendini savunma hakkı olduğunu vurgulayan Türkiye, Ukrayna’ya yapılacak yardımları destekliyor. Ankara bu politika kapsamında Ukrayna’ya silahlı insansız hava araçları (SİHA) satmış ve savunma sanayi alanında önemli anlaşmalara imza atmıştı.
Diplomatik kaynaklara göre, Türkiye ile NATO’nun diğer müttefikleri arasındaki en önemli fark, diğer üyelerin barış gündemini ele almamaları. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinden dönüşünde Ukrayna’daki savaşın kazananı olmayacağı görüşünü yinelemiş ve tarafların bir an önce barış masasına oturmaları gerektiğini kaydetmişti.
Erdoğan’ın NATO toplantılarında benzer görüşü dile getirmesi ve müttefiklere “savaşı cesaretlendirmek yerine barışı öncelemek” çağrısında bulunması bekleniyor.
‘Ukrayna savaşı, NATO-Rusya çatışmasına dönmemeli’
Türkiye’nin müttefiklerle yaptığı görüşmelerde üzerinde durduğu ayrı bir nokta ise Ukrayna’ya yapılan askeri desteğin NATO-Rusya çatışmasına dönmesine neden olmayacak şekilde planlanması. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu görüşü, son dönemde bir araya geldiği Doğu Avrupa ülkelerinin dışişleri bakanlarına da ilettiği, özellikle Fransa’nın Ukrayna’ya asker gönderme tartışmasıyla gündeme gelen adımların rahatsızlık verici olduğunu kaydettiği belirtiliyor.
Türkiye’nin duyarlılık gösterdiği bir başka nokta ise Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz’deki etkileri.
Savaşın hemen ardından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uygulayarak bölgeye askeri gemi geçişini yasaklayan Türkiye, Karadeniz’e kıyısı olan NATO üyeleri Romanya ve Bulgaristan ile yakın ilişki içinde bulunarak süreci kontrolünde tutmaya devam ediyor.
‘Terörle mücadele de Türkiye gündeminde’
Her NATO toplantısında olduğu gibi Washington Zirvesi’nde de “terörle mücadele” konusunun gündemde olması bekleniyor. Diplomatik kaynaklara göre, NATO zirvede bu konuda yeni bir siyasi çerçeve kabul edecek, ayrıntıya girmeden genel ilkeleri ortaya koyacak.
Erdoğan’ın zirve sırasında bu konuyu gündeme getirirken Türkiye’nin duyduğu rahatsızlığı aktarması, özellikle ABD’nin Kuzey Suriye’de Halkın Savunma Birlikleri’ne (YPG) sağladığı askeri ve siyasi desteği örnek vermesi bekleniyor.
Zirve marjında Türkiye’nin gündeme getireceği diğer konular arasında Almanya ve bazı diğer müttefiklerin uyguladığı silah yaptırımı ile NATO- Avrupa Birliği ilişkilerinin düzenlenmesi çağrıları da olacak.
Erdoğan, Gazze’deki durumu ele alacak
Erdoğan’ın Washington’da hem NATO marjında hem de ikili temaslarında gündeme getireceği konular arasında İsrail ile Hamas arasında Ekim 2023’ten bu yana süren savaş da olacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail ile Hamas arasında hemen bir ateşkes sağlanması ve Filsitin sorununun iki devletli çözüm kapsamında ele alınması için Batılı liderlere çağrıda bulunması bekleniyor.
Erdoğan daha önce yaptığı açıklamalarda Batı’nın Ukrayna konusunda gösterdiği hassasiyeti Filistin için de göstermesi gerektiğini vurgulamış, Batı dünyasını “İsrail’i cesaretlendirmekle” suçlamıştı.
]]>(ANKARA) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Varşova’da Türkiye-Polonya- Romanya Üçlü İşbirliği Süreci Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda yaptığı açıklamada, “Müttefikler arasında, özellikle savunma sanayi alanında yaptırım, kısıtlama ve engellemelerin tamamıyla kalkması gerekmekte. İttifak üyesi ülkelerin birbirlerine yaptırım uygulaması müttefiklik ruhuyla bağdaşmıyor. Yaptırımlar ve kısıtlamalar sadece buna maruz kalan müttefik ülkeyi etkilemiyor. Bu anomali esasen NATO’nun caydırıcılığını ve savunma kapasitesini de azaltıyor” dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye-Polonya-Romanya Üçlü İşbirliği Süreci Dışişleri Bakanları Toplantısı için Varşova’ya gitti. Bakan Fidan, Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorksi ve Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu ile görüşmelerinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
“Müttefikler arasında yaptırım, kısıtlama ve engellemelerin tamamıyla kalkması gerekmekte”
NATO üyesi ülkeler arasında çeşitli yaptırım ve kısıtlamaların NATO’ya ciddi zararlar verdiğine dikkat çeken Bakan Fidan, “Gerçekten iyi bir formatta verimli bir görüşme trafiği gerçekleştirmiş olduk. Bugünkü toplantılarımızda önümüzdeki ay Washington’da yapılacak olan NATO zirvesiyle ilgili hazırlarımızı ele aldık. NATO’ya mücavir bölgedeki güvenlik sınavları karşısında ülkelerimiz arasında ilişkileri geliştirmemiz gerekiyor. Bu hususta neler yapabileceğimizi görüşüyoruz. NATO zirvesine ilişkin ülkemizin önceliklerinin ve beklentilerinin neler olduğunu ayrıntısıyla görüşme imkanı oldu. Değerli mevkidaşlarıma Vilnius zirvesinde alınan kararların uygulanmasının ve takip edilmesinin önemini vurguladım. Bildiğiniz gibi müttefikler arasında, özellikle savunma sanayii alanında yaptırım, kısıtlama ve engellemelerin tamamıyla kalkması gerekmekte. İttifak üyesi ülkelerin birbirlerine yaptırım uygulaması müttefiklik ruhuyla bağdaşmıyor. Bunu da zaten her vesileyle vurguluyoruz. Bu çerçevede Vilnius’ta verilen taahhütlerin yerine getirilmesini de bekliyoruz. Yaptırımlar ve kısıtlamalar sadece buna maruz kalan müttefik ülkeyi etkilemiyor. Bu anomali esasen NATO’nun caydırıcılığını ve savunma kapasitesini de azaltıyor” dedi.
“Türkiye terörle mücadelede yıllardır çok ağır bedeller ödemektedir”
Türkiye’nin her türlü çatışma ve savaşa karşı diplomasi ve müzakereyi savunmaya devam edeceğini bildiren Bakan Fidan, şunları kaydetti:
“Görüşmelerimizde terörizmle mücadele konusunu da ele aldık. Bu hususta NATO’nun somut adımlar atmasını bekliyoruz. Türkiye terörle mücadelede yıllardır çok ağır bedeller ödemektedir. Bu mücadelede müttefiklerimizin kayıtsız şartsız bizim yanımızda olmalarını beklemek en doğal hakkımızdır. Zira müttefiklik terörle mücadele gibi son derece hassas bir konuda tüm üyelerin birbiriyle azami dayanışma içinde olmasını gerekli kılmaktadır. Terörle mücadele konusunda verilmiş olan sözlerin Washington’daki zirveye kadar tamamlanması gerektiğini bir kez daha vurguladık. Değerli mevkidaşlarımla Rusya ile Ukrayna arasındaki savaştaki son durumu da bütün ayrıntısıyla masaya yatırdık. Bildiğiniz gibi Türkiye olarak biz tüm çatışmalarda, tüm savaşlarda diplomasi ve müzakere seçeneğine öncelik verilmesinden yanayız. Bu yaklaşımımızı Ukrayna konusunda da sürdürmekteyiz. Diplomasi seçeneği Ukrayna’da devam eden savaşta bir kenara itilmemelidir. Ayrıca Montrö Boğazlar Sözleşmesi bölgedeki gerilimin artmasını engellemekte önemli bir rol oynamaktadır. Bu sözleşmeyi tarafsız bir biçimde ve titizlikle uygulamayı sürdürüyoruz. Avrupa’nın savunma ve güvenliğinin etkin şekilde sağlanması konusunda NATO en önemli aktördür. NATO’nun bu öncü ve asli rolünü zayıflatabilecek girişimlerden uzak durulması gerekiyor. Bu yöndeki bazı teşebbüslerin bizi rahatsız ettiğini bugün değerli meslektaşlarımla paylaştım. Avrupa’daki diğer uluslararası örgütlerin çatısı altında vücut bulabilecek girişimlerin zarar verebileceğine dikkat çektim.”
” İsrail’e destek veren ülkeler vakit çok geç olmadan bu tutumlarını gözden geçirmeliler”
İsrail ile Filistin arasındaki savaşın her an bölgesel bir savaşa evrilebileceğine de vurgu yapan Bakan Fidan, ” Gazze’de halen devam eden insani felaket de görüştüğümüz konular arasındaydı. Aylardır süren katliam, küresel güvenlik açısından da artık ciddi bir tehdittir ve bu tehdidin varlığı bütün ilgili aktörler tarafından da paylaşılmaktadır. Gazze’deki katliam her an için bölgesel bir savaşı tetikleme potansiyeline sahiptir. İsrail’e destek veren ülkeler vakit çok geç olmadan bu tutumlarını gözden geçirmeliler. İsrail kendi güvenliğini sağlama adı altında tüm dünyanın gözü önünde Gazzelileri katlediyor. Milyonlarca insanı yerinden ediyor. Bu vahşete seyirci kalan bir anlayışla Filistinlilerin güvenliğini zerre kadar umursamayan bir anlayışla ilerleme kaydetmek imkansızdır. Gazze’deki bu insanlık dramının son bulması için bir an önce kalıcı ateşkesin sağlanması, tarafların masaya oturmaları gerekiyor. İsrailli esirlerin ve Filistinli tutukluların serbest bırakılması gerekiyor. Yerlerinden edilmiş Filistinlilerin evlerine dönmeleri sağlanmaları gerekiyor. İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi, ayrıca Gazze’nin yeniden imarı için kolların sıvanması gerekiyor. Gazze’deki krizin kalıcı barış için bir fırsata çevrilmesinin mümkün olabileceğine inanıyoruz. İsrail’i uluslararası kamuoyunun çağrılarına kulak sürece olumlu yaklaşmaya davet ediyoruz” diye konuştu.
“Türkiye, Polonya ve Romanya bölgemizin istikrarına ve küresel barışa katkı sağlamaya devam edecektir”
Bakan Fidan, Türkiye, Polonya ve Romanya arasındaki ilişkilere ilişkin ise şunları söyledi:
“Bu buluşma vesilesiyle mevkidaşlarımla ikili ilişkilerimizi ele almak imkanımız oldu. Sayın Sikorski ile yaptığım görüşmede ilişkilerimizi daha da güçlendirmek için atabileceğimiz müşterek adımları konuştuk. İkili ticaret hacmimiz geçen yıl belirlediğimiz hedefin de önüne geçerek 13 milyar dolara ulaşmış durumda. NATO müttefikleri olarak savunma sanayi alanındaki iş birliğimizi somut projelerle daha da güçlendirmek konusunda kararlıyız. Polonya 2025 yılının ilk yarısında Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenecek. Polonya’nın dönem başkanlığında ülkemizin Avrupa Birliği sürecinin canlanmasında ve ilerletilmesinde önemli adımlar atılmasını ümit ediyoruz. Romanya’yla ilişkilerimiz tıpkı Polonya gibi stratejik ortaklık seviyesindedir. Son iki yılda üst üste 10 milyar dolar seviyesini aşan ticaret hacmimizi önümüzdeki yıl 15 milyar dolara yükseltmeyi hedefliyoruz. Savunma ve askeri iş birliğimiz Romanya’yla ilişkilerimizin önemli bir boyutunu teşkil ediyor. Karadeniz’e sürüklenen mayınlar, ülkelerimiz için büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu tehdite karşı NATO Vilnius zirvesindeki tahütlerimiz doğrultusunda ülkemizin öncülüğünde Romanya ve Bulgaristan’ın katılımıyla Karadeniz’e mayına karşı görev grubu oluşturulmuş durumda. Türkiye, Polonya ve Romanya bugün olduğu gibi gelecekte de bölgemizin istikrarına ve küresel barışa katkı sağlamaya devam edecektir.”
]]>PRAG’DA BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ
Stoltenberg, Çekya’nın başkenti Prag’da düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Gayriresmi Toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi. Dışişleri bakanlarıyla yapılan toplantıda nihai kararlar alınmadığını ifade eden Stoltenberg, buna rağmen NATO’nun Ukrayna’ya ekipman ve eğitim sağlamada daha büyük rol oynaması, çok yıllı mali taahhütte bulunulması ve müttefikler arasında adil yük paylaşımı yapılması konusunda ilerlemeler kaydedildiğini söyledi.
“NATO’NUN DAHA BÜYÜK BİR YOL OYNAMASI GEREKİYOR”
Ukrayna’ya sağlanan askeri yardımların yüzde 99’unun NATO müttefiklerinden geldiğine dikkati çeken Stoltenberg, “Dolayısıyla NATO’nun bu çabalarda daha büyük bir rol oynaması mantıklıdır. Bu sayede NATO yapılarını kullanarak desteğimizi daha sağlam bir zemine oturtabilir, Kiev’e daha fazla öngörülebilirlik sağlayabilir ve hem acil hem de uzun vadeli ihtiyaçları karşılayabiliriz.” dedi.
“40 MİLYAR AVRO DEĞERİNDE ASKERİ DESTEK SAĞLANDI”
Stoltenberg, müttefiklere Ukrayna’ya çok yıllı mali taahhütte bulunulmasını önerdiğini anlatarak, “Müttefikler Ukrayna’ya her yıl yaklaşık 40 milyar avro değerinde askeri destek sağlamıştır. Gerekli olduğu sürece her yıl en az bu düzeyde desteği sürdürmeliyiz.” ifadesini kullandı. Ukrayna’ya yardım konusunda müttefiklerin yükleri adil şekilde paylaşmasının önemli olduğunu kaydeden Stoltenberg, böylelikle hesap verebilirliğin artacağını ve Ukrayna’nın uzun vadeli plan yapabilmesi için gereken öngörülebilirliğin sağlanacağını dile getirdi.
Stoltenberg, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin de ele alındığını bildirerek, “Müttefikler Ukrayna’nın geleceğinin NATO’da olduğu konusunda hemfikirdir ve bu yolda ilerleme kaydetmeye kararlıyız. Geniş çerçevede, üyelik Ukrayna’nın nihai güvenlik garantisi olacak, kalıcı barışı temin edecek ve yeniden yapılanma için gereken istikrarı sağlayacaktır.” değerlendirmesini yaptı.
“UKRAYNA KENDİSİNİ RUSYA’NIN YOK EDİCİ VAHŞETİNE KARŞI SAVUNUYOR”
Stoltenberg, Ukrayna’nın müttefik ülkelerce tedarik edilen silahları Rusya topraklarını vurmak için kullanabilmesinin “bölgesel gerilimi tırmandırma riski” hakkında devam eden tartışmalara ilişkin, şunları kaydetti; “Bu savaşı Rusya başlattı. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en kanlı çatışmayı başlattılar. Rusya, hastaneleri, okulları ve alışveriş merkezlerini vuruyor. Rusya elektrik ve su altyapısını bombalıyor. Rusya, Ukraynalı sivilleri öldürüyor. Ukrayna kendisini Rusya’nın yok edici vahşetine karşı savunuyor. Açık konuşayım, meşru müdafaa gerilimi tırmandırmak değildir. Meşru müdafaa, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde yer alan temel bir haktır.”
Stoltenberg, “Rusya son dönemde Harkiv bölgesinde yeni cepheler açarak ve Ukrayna vatandaşlarına yönelik yeni saldırılar düzenleyerek gerilimi tırmandıran taraf oldu. Savaş büyüdükçe bir bütün olarak desteğimiz de büyümeye devam edecektir.” şeklinde konuştu. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik desteklerden rahatsızlık duyduğu için tehditlerde bulunduğunu belirten Stoltenberg, “(Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin, NATO müttefiklerini Ukrayna’ya destek vermekten caydırmak istiyor. Ama yılmadık ve yılmayacağız” dedi.
BIDEN RUSYA POLİTİKASINI DEĞİŞTİRDİ
Öte yandan Amerikan CNN kanalına konuşan ve adı açıklanmayan iki ABD’li yetkili, Biden’ın “kamuoyundan gizli şekilde” Ukrayna’ya verdiği silah kullanma izninin uzun zamandır süren Amerikan politikasında kısmi bir değişiklik anlamına geldiğini açıkladı. Habere göre Biden, Amerikan silahlarının Rusya topraklarında kullanılmasına karşı çıkarken, bu politikasını kısmen değiştirdi ve Kiev yönetimine sadece Rusya’nın son dönemde saldırılarını yoğunlaştırdığı Kharkiv bölgesinde kullanılmak üzere söz konusu onayı verdi.
Buna göre Ukrayna ordusu, ABD yapımı silahları sınırda bulunan Kharkiv bölgesinde kullanabilecek, ancak Rusya’nın daha iç bölgelerinde ya da başka yerlerinde kullanamayacak. Ukrayna yönetimi, Rusya’nın saldırılarını yoğunlaştırdığı Kharkiv’deki savunma zaaflarını giderebilmek amacıyla Amerikan yönetiminden söz konusu ABD yapımı silahlarını bu bölgede kullanma izni istemişti.
]]>Stoltenberg, NATO’ya katılmasının 72. yılını kutlayan Türkiye’nin İttifak’a sunduğu katkıları, Türk savunma sanayisinin NATO’nun mevcut ve gelecekteki imkan ve kabiliyetlerindeki yerini, Avrupa Birliği’nin (AB) kendi savunma stratejisini geliştirirken attığı adımların NATO çatısı altında yürütülen faaliyetler nezdinde bir ikilem oluşturup oluşturmadığını AA’ya değerlendirdi.
Eski Norveç Başbakanı olan Stoltenberg, 32 üyesi bulunan İttifak’ın genel sekreterliği görevini 1 Ekim 2014’ten bu yana sürdürüyor. Stoltenberg’in görev süresi daha önce 4 kez uzatıldı. Geçen yıl temmuzda yapılan son uzatma, 1 Ekim’de sona erecek.
NATO kariyerinde yaklaşık 10 yılı geride bırakan Stoltenberg, İttifak’a yeni genel sekreter arayışında kendisinin yer almayacağını, göreve yeniden talip olmayacağını belirtti.
Stoltenberg, Türkiye’nin 72 yıllık NATO üyeliğinde tanık olduğu 10 yılda, müttefik liderlerle kurduğu yakın işbirliğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yürüttükleri çalışmaları da AA’ya anlattı.
“Türkiye’nin savaş uçakları dahil yeni üst düzey gelişmiş kabiliyetlere yatırım yapma çabası önemli”
Soru: Sayın Genel Sekreter, Anadolu Ajansını (AA) NATO karargahında ağırladığınız için çok teşekkür ederim. Türkiye’nin çok önemli bir ülke olarak 10 yıllardır kolektif güvenlik ve bölgesel istikrara katkıda bulunduğunu birçok kez ifade ettiniz. Bu yıl Türkiye, NATO’ya katılımının 72. yılını kutluyor. İttifak’a yaklaşık 10 yıl hizmet etmiş bir NATO Genel Sekreteri olarak Türkiye’nin NATO’ya katkısını nasıl değerlendirirsiniz?
Stoltenberg: Türkiye, önemli ve çok değerli bir NATO müttefikidir. Sizler (Türkiye) 72 yıldır bu İttifak’ın üyesisiniz. Daha geçen ay (Türkiye’nin NATO’ya üyeliğinin 72.) yıl dönümünü kutladık. Türkiye, ortak güvenliğimize, ortak savunmamıza pek çok farklı şekilde katkıda bulundu. Türkiye, İttifak’ın en büyük 2’nci ordusuna, iyi eğitimli ve donanımlı askeri güçlere sahiptir. Kosova ve Irak dahil NATO misyonlarına ve operasyonlarına katılıyorsunuz. Bununla da kalmıyor, Türkiye’nin Irak ve Suriye’nin yanı sıra Karadeniz ve kuzeyde de Rusya ile sınırı olan coğrafi stratejik konumu elbette tüm İttifak için önemli. Türkiye terörle mücadelede, özellikle de IŞİD’le mücadelede önemli rol oynamaktadır. NATO müttefikleri ve hepimiz terörle mücadeleye yardımcı olmak için Türkiye’deki altyapı üslerini kullandık. Dolayısıyla İttifak’ın kilit bir müttefik olmaya devam etmesini desteklemek için Türkiye’nin sarf ettiği tüm çabaları takdirle karşılıyorum.
Soru: “Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’da savunma sanayi üretiminin artırılmasına ilişkin ihtiyacın en fazla hissedildiği bir dönemden geçiyoruz” demek, sanırım yanlış olmaz. Türkiye, artan askeri caydırıcılık kabiliyetiyle bu alanda önde gelen müttefiklerden biri haline geldi. Ülke, 10 yıl içinde 9 yerli uçak geliştirdi. Bunlara son örnek, beşinci nesil savaş uçağı KAAN oldu. Savaş uçağı KAAN ve Türk savunma sanayisinin bugünün ve geleceğin NATO’sundaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Stoltenberg: Savunma sanayisi çok önemli. Ukrayna’daki savaş, güçlü savunma sanayisine sahip olmanın önemini ortaya koydu. Türk hükümetinin ve aynı zamanda Türk savunma sanayisinin savaş uçakları dahil yeni üst düzey gelişmiş kabiliyetlere yatırım yapma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum, bu önemli. Türkiye’nin uzun yıllar boyunca çok etkili olduğu kanıtlanmış Bayraktar insansız hava araçlarını üretmiş olmasını da memnuniyetle karşılıyorum. (Bayraktarlar) Ukraynalılar için kendi ülkelerini savunmada önemli rol oynadılar.
Türk savunma sanayisi ile İttifak’ın diğer ülkelerinin savunma sanayisi arasında daha fazla işbirliği yapılacağına dair yakın zamanda yapılan duyuruları da memnuniyetle karşılıyorum. Ayrıca ABD’nin artık daha fazla F16’yı yenileyecek ve teslim edecek olması, Kanada ve Türkiye’nin Bayraktar insansız hava araçları ve insansız hava araçlarının Kanada tarafından teslim edilen parçalarına ilişkin çalışması ya da örneğin; İsveç ve Türkiye’nin savunma sanayisi projelerini geliştirmek için birlikte daha yakın çalışacağını duyurması memnuniyet vericidir. Bunlar, Türkiye’nin bir müttefik olarak bireysel şekilde yaptıklarıdır. Ancak bunun da ötesinde asıl önemli olan, Türkiye’nin askeri kabiliyetler geliştirme ve üretmede tüm müttefiklerle birlikte çalışıyor olmasıdır.
“NATO müttefikleri kendi aralarında savunma ticaretinde herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmamalı”
Soru: Türkiye, müttefikler arasındaki savunma ticareti kısıtlamalarının kaldırılması konusunu sık sık gündeme getiriyor. Bu konudaki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Stoltenberg: NATO müttefiklerinin kendi aralarında savunma ticaretinde herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmaması gerektiğine kuvvetle inanıyorum. Birbirimizi koruyacağımıza, savunacağımıza ve eninde sonunda birbirimiz için öleceğimize söz verdiğimiz bir İttifak’ın içindeyiz. Elbette birbirimiz arasında savunma teçhizatı ticareti de yapabilmeliyiz. Vilnius’taki NATO Zirvesi’nde müttefiklerin savunma teçhizatı ticaretinin önündeki engelleri kaldırmayı kabul ettiği çok güçlü bir açıklama yaptık, karar aldık. Ayrıca F16’lar ve Türkiye’nin diğer NATO müttefiklerinden satın aldığı önemli kabiliyet ve ekipman örneklerinde görüldüğü gibi, müttefiklerin artık Türkiye ile daha fazla ticaret yaptığını görmek de memnuniyet verici.
“Hem NATO hem de AB üyesi olan NATO müttefiklerinin iki ayrı hedefi olamaz”
Soru: AB’nin savunma sanayisi yeteneklerini geliştirmeye yönelik yeni stratejileri hakkında bir sorum var. Bu alandaki üretimin ve tedarikin, AB üyeleri içinde olmasını teşvik eden “Avrupalı olanı al” şeklinde bir strateji oluştu. Bu ülkelerin çoğunun aynı zamanda NATO üyesi olduğunu göz önünde bulundurursak; NATO çatısı dışına çıkılarak atılan ve ABD, İngiltere ve Türkiye gibi savunma sanayisi devlerini dışarıda bıraktıkları izlenimini veren bu adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Stoltenberg: Bence AB ve NATO müttefiklerinin savunma alanında daha fazla çaba sarf etmeleri önemli. Örneğin; savunma harcamalarının artırılması, savunma alanındaki çabaların anlamlı şekilde çoğalması için bir ön koşuldur. NATO, yıllardır Avrupalı müttefiklerine savunma alanında daha fazla harcama yapmaları çağrısında bulunuyordu ve şimdi daha fazla harcama yapıyorlar, bu iyi bir şey. AB’nin Avrupa savunma sanayisindeki parçalanmışlığın üstesinden gelmek için daha fazla çaba ortaya koyması da iyi bir şey. Elbette AB’nin yaratıcılığı, gelişimi ya da yeni kabiliyetleri teşvik etmek için yaptığı her şey iyidir.
İyi olmayan şey; NATO’nun çabalarını mükerrer kılmak, rekabet etmek ve üst üste bindirmektir. Örneğin; iş müttefiklerimizin neye yatırım yapacaklarına karar vermesi ve kabiliyet hedeflerinin belirlenmesine geldiğinde, bu NATO’nun temel sorumluluğudur. Savunma planlamasının bir parçasıdır. Çünkü doğru bir kolektif savunma, savaş alanında da birbirini tamamlayan unsurlara dayanmak zorundadır. Dolayısıyla NATO’nun savunma planlaması, her bir müttefik için belirli kabiliyet hedefleri belirlemek, NATO’nun işidir.
NATO içinde elbette iki kanatlı savunma planlama süreçlerimiz olamaz. Hem NATO hem de AB üyesi olan NATO müttefiklerinin iki ayrı hedefi olamaz. Yani iki hedef birden olamaz. NATO’nun temel kabiliyeti, standartlar da NATO’nun belirlediği bir şey olmalıdır. NATO müttefikleri arasında yeni bariyerler kurmak, kolektif savunmayı güçlendirme çabalarımızı baltalayacaktır. Çünkü yeni engeller fiyatları artıracak, kaliteyi düşürecek ve yaratıcılığın önüne geçecektir. Bu nedenle elbette İngiltere, Kanada, ABD, Türkiye veya Norveç gibi AB üyesi olmayan müttefikleri de kapsayan bir transatlantik savunma sanayisi ekosistemine inanıyorum.??????? Bu çabalar için tek platform NATO olmalı çünkü AB üyesi NATO müttefikleri, NATO’nun savunma harcamalarına ayırdığı payın yüzde 20’sini temsil etmektedir. NATO’nun savunma harcamaları bütçesinin yüzde 80’i AB üyesi olmayan NATO müttefiklerinden gelmektedir. Bu nedenle aralarında engeller yaratmaya değil, elbette tüm ailenin ve yüzde 100’ünün birlikte çalışmasına ihtiyacımız var.
“(Cumhurbaşkanı Erdoğan) Kendisi kararlı bir NATO müttefiki, birlikte çalışmaktan memnunum”
Soru: Şimdiden bir veda mesajı vermek için erken olduğunu biliyorum, NATO’yu Washington’da düzenlenecek zirveye hazırlıyorsunuz. Ancak geriye dönüp yaklaşık 10 yıllık Genel Sekreterlik döneminize baktığınızda görev sürenizin en göze çarpan kısmı neydi? NATO’da bir yıl daha görevinizde kalmanız gibi bir durum söz konusu mu?
Stoltenberg: IŞİD’in Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü ele geçirdiği, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği ve elbette NATO’nun müttefiklerini bir arada tutarak önemini her zamankinden daha fazla kanıtladığı, güvenliğimiz açısından çok önemli bir dönemde tarihin en başarılı ittifakında görev yapmak benim için bir ayrıcalıktı. Böyle bir dönemde Genel Sekreterlik yapmak benim için çok anlamlı.
Müttefik liderlerle kurduğum yakın işbirliğini de çok kıymetli görüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile uzun yıllar boyunca geliştirdiğim dostluk ve işbirliğini de değerli buluyorum. Kendisi kararlı bir NATO müttefiki, birlikte çalışmaktan memnunum. Kendisiyle terörle mücadele, ortak savunmamızın güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya destek dahil pek çok farklı alanda çalışma imkanı buldum.
“(NATO Genel Sekreterliği için) Müttefiklerin mükemmel bir halef bulacağına kesinlikle eminim”
Soru: NATO’da bir yıl daha görevinizde kalmanız söz konusu mu?
Stoltenberg: Müttefiklerin mükemmel bir halef bulacağına kesinlikle eminim. NATO’da pek çok karardan ben sorumluyum ama halefimi seçmek gibi bir sorumluluğum yok. Müttefiklerin iyi bir çözüm bulacağına eminim.
Soru: Peki, adaylara mesajınız nedir?
Stoltenberg: Adaylara bir mesaj verme konusunda çok dikkatli davranıyorum. Çünkü bu sürecin bir parçası değilim ama müttefiklerin iyi bir çözüm bulacağından eminim.
]]>NATO, nisan ayında 75’inci yaşını kutlamaya hazırlanıyor.
İttifak’ın üç çeyrek asırlık ömrünün neredeyse tümüne eşlik eden Türkiye ise yarın NATO şemsiyesi altındaki bir yılı daha geride bırakacak.
Türkiye NATO’ya ilk genişlemesinde, 18 Şubat 1952’de üye oldu.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Atlantik’in iki yakasını kolektif savunma ilkesi etrafında bir araya getiren İttifak, Türkiye’nin üyeliğiyle güneydoğu kanadında eşsiz bir müttefik kazandı.
Avrupa kıtasına savaşın geri döndüğü son iki yılda, Türkiye’nin bir yandan terör tehdidiyle doğrudan mücadele ederken, diğer yandan Ukrayna’ya verdiği destek ve dolayısıyla başta Avrupa olmak üzere İttifak’ın güvenliğinde oynadığı önemli rol, giderek daha görünür hale geldi.
NATO’nun güneydoğusundaki kanat ülke
Türkiye’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Levent Gümrükçü, aradan geçen 72 yılda Türkiye’nin NATO üyeliğinin önemi hakkında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin soğuk savaş yıllarında NATO’nun güneydoğusunda kanat ülkesi olarak son derece önemli bir işlevi büyük fedakarlıklarla ve başarıyla yerine getirdiğini belirten Gümrükçü, sonraki dönemi şöyle anlattı:
“Soğuk savaş sonrasında Avrupa-Atlantik bölgesinde barış umutlarının arttığı ve NATO’nun varlığının dahi sorgulandığı bir döneme girdik. Ancak ihtilafların ve krizlerin ortadan kalkmadığı bu dönemde NATO bu sefer de Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğini etkileyen, Bosna Hersek, Kosova ve Afganistan gibi farklı coğrafyalardaki krizlere müdahale etmek durumunda kaldı. Bu dönemde de Türkiye, askeri imkan ve yetenekleri, NATO’nun bu coğrafyalardaki ülkelerle kurmaya çalıştığı ortaklıklara verdiği değerli katkılar ve bu operasyonlarda bizzat üstlendiği sorumluluk ve rollerle yine çok önemli bir işlev görmeye devam etti.”
Türkiye’nin son dönemdeki gelişmeler ışığında NATO için önemi
Avrupa-Atlantik güvenliğine ilişkin tehdit algılamalarının kökten şekilde değiştiği mevcut ortamda ise NATO’nun yeniden kolektif savunma yapılanmasına geçmeye başladığına işaret eden Gümrükçü, “Türkiye yine askeri imkan ve yetenekleriyle, jeostratejik konumuyla, sahip olduğu güçlü dış politika araçlarıyla ve farklı coğrafyalardaki ülkelerle geliştirdiği özel ilişkileriyle NATO’ya çok önemli bir katma değer sunmayı sürdürüyor.” diye konuştu.
Gümrükçü, “Türkiye halihazırda NATO’nun sadece ikinci en büyük ordusuna sahip müttefik olarak değil, savunma sanayimizin son 10-15 yılda gösterdiği muazzam gelişme sayesinde, bugün çok geniş bir yelpazedeki askeri ürün ve teçhizatı kendi ulusal imkanlarıyla üreten bir ülke olarak da NATO içinde çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir.” sözlerini sarf etti.
“Herhangi bir müttefikin NATO içindeki konumunu değerlendirirken bakılan, ‘savunma harcamaları, misyonlara katkılar ve sahip oldukları askeri yetenekler’ şeklindeki her üç kategoride de Türkiye, İttifak’ın en önde gelen üyeleri arasında yer alıyor” diyen Gümrükçü, Türkiye’nin bu anlamda ön plana çıktığı iki önemli misyondan şöyle bahsetti:
“Kosova’daki NATO Misyonu’na (KFOR), kurulduğu ilk günden itibaren önemli katkılar yapan Türkiye, halihazırda da bu misyonun komutanlığını yürütüyor ve ciddi ölçüde birlik katkısı sağlıyor. Ülkemiz keza Bosna Hersek’te de 1990’lı yılların ortasından itibaren, önce NATO tarafından, sonra da Avrupa Birliği (AB) öncülüğünde NATO destekli olarak yürütülen harekata AB üyesi olmamasına rağmen en fazla birlik katkısı yapan ikinci ülke konumundadır.”
NATO’nun Türkiye için önemi
Gümrükçü, NATO’nun üyelerine sağladığı kolektif savunma şemsiyesinin, son derece zorlu kriz ve ihtilaflarla dolu bir coğrafyada yer alan Türkiye’nin güvenliği için hayati öneme sahip olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlayabilecek siyasi, ekonomik, askeri imkan ve kabiliyetlere artan derecede sahip bir ülke olduğunun altını çizen Gümrükçü, “İttifakın sağladığı kolektif savunma güvencesinin, günümüzün neredeyse öngörülemez hale gelen karmaşık güvenlik ortamında Türkiye dahil tüm üyelerine kuvvetli bir caydırıcılık sağladığı göz ardı edilemez.” dedi.
Gümrükçü, Türkiye’nin içinde bulunduğu geniş ve zorlu coğrafyadaki sınamalar karşısında güvenlik ve istikrar çabalarına sağladığı katma değere dikkati çekerek, ortak çıkar ve değerleri paylaştığı müttefiklerle işbirliği içinde hareket etmesinin de önem kazandığını ifade etti.
Büyükelçi Gümrükçü, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bağlamda, tam üyesi olarak eşit derecede söz sahibi olduğumuz NATO içinde, 72 yıldır ortak savunma taahhüdü paylaştığımız müttefiklerimizle yürüttüğümüz siyasi danışmalar son derece gerekli ve yararlı bir nitelik taşıyor. Nitekim, etrafımızdaki tüm önemli güvenlik konularını NATO içerisinde bugün 31, daha sonra İsveç’in üye olmasıyla beraber 32 müttefik olarak ortaklaşa ele alıyor, terörle mücadeleden bölgesel ihtilaflara kadar pek çok konuda müttefiklerimizi hem bilgilendirmeye hem de doğru istikamette yönlendirmeye çalışıyoruz.”
NATO’nun ayrıca müttefiklerin silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini sağlayan, bu doğrultuda ortak standartlar geliştiren ve bunları sürekli test eden bir örgüt olması nedeniyle bir okul niteliğinde de olduğunu dile getiren Gümrükçü, şunları kaydetti:
“Bugünün hızla gelişen ve değişen teknolojik imkanlarının askeri alandaki yansımalarını müttefiklerimizle değerlendirip, geleceğin askeri yetenek ve harekat konseptlerini birlikte geliştiriyor olmamız, belki bugün çok somut olarak görülemese dahi, orta ve uzun vadede ülkemiz için önemli bir kazanım sağlayacaktır.”
]]>