CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün TMMOB’un 48. Genel Kurulu’nda konuştu. Özel, konuşmasına Gezi Parkı protestoları sırasında öldürülen eylemcileri anarak başladı. Özel, Gezi eylemleri sırasında yaşananları hatırlatarak özetle şunları söyledi:
“Zaman bazılarımızı haklı bazılarımızı haksız çıkarırken gücü elinde tutanlar kendileri için elverişli bir tarih yazdılar. Ona bütün Türkiye’yi inandırmaya çalıştılar hala çalışıyorlar. O gün istifa etsin diyen üç emniyet müdürünün üçü de şu anda emniyet müdürü değil çünkü üçü de FETÖ’cüydü, cezaya çarptırıldı. Gezi’yi terörize edenler zaten bir terör örgütü mensubuymuş, şimdi ceza çekiyorlar. Bugün içeride yatan her arkadaşımız, bu salon isimleri anıldığında alkışlıyorsa, Türkiye’de 15 milyon kişi Gezi için sokağa çıktıysa, bir şehir plancısı Taksim’in ortasındaki tek park yerine kışla istemedi diye içeride tutuluyorsa Tayfun Kahraman hepimiz yerine orada yatıyordur. Türkiye’deki herkesin onları sahiplenmesi gerekir.
“Bugün Türkiye iş cinayetlerinde en çok can kaybeden ülkedir”
Hayatımda en gurur duyduğum ve en duygulandığım iki ödülden biri şüphesiz Maden Mühendisleri Odası’nın yönetim kurulu kararıyla 40 yıllık maden mühendisleri dışında tek maden mühendisi olmayan kişi olarak bana layık gördükleri Madenci Bastonu’nu TBMM’deki makam odamda saklıyorum, ömrümün sonuna kadar da saklayacağım. Asansör kazalarında makine mühendislerinin, deprem felaketlerinde inşaat, jeoloji mühendislerinin, çevre felaketlerinde çevre mühendislerinin, daha önceden söylediklerinin ya da onlardan yaralanmamış olmanın nasıl felaketlere yol açtığını hep birlikte takip ediyoruz. Depremlerde bu kadar insanı yitirmemenin yolu, daha az iş cinayetinin tek çaresi mühendisleri dinlemektir. Bugün Türkiye iş cinayetlerinde en çok can kaybeden ülkedir. İş kazaları meselesinde 100 bin kişide Malezya ondan sonra Türkiye gelmektedir.
“TMMOB’un mühendislerinin ve mimarlarının çokça sorunu var”
Bu iktidarın TMMOB’un sesini kesmeye çalışması tesadüfi yada kişisel hırslarla değil taktiksel bir yaklaşımdır. Bizlerin iktidarda olduğu bir süreçte odalarınızın geçmişte sizlerden alınan, üyeyle bağınızı koparan hangi yetki varsa bunları iktidarımızın ilk 100 gününde geri iade etmenin sözünü şimdiden veriyorum. İktidarın kontrolüne girmediği için ideolojik düşmanlık güdülen TMMOB’un mühendislerinin ve mimarlarının çokça sorunu var. Son yıllarda sağlık, yargı, eğitim ve diğer alanlardaki meslek dallarında çalışan kamu personelleri için pek çok mevzuat çıkarılmışken kamuda görev yapan mühendislere yönelik herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bundan belki 15 yıl önce eşit olan özlük hakları, maaş ve diğer ödemelerle arada büyük bir uçurum çıkarmıştır.
“Kamu mühendislerinin gelirleri,kamudaki mühendis sayısı artırılmalıdır”
Kamu mühendislerinin gelirleri, kamudaki mühendis sayısı artırılmalıdır. Emekli mühendisler için düzenlemeler yapılmalıdır. Hem emekçilerin içinde bulundukları şartların düzeltilmesini, iş cinayetlerinin önlenmesini hem de iki şeyin rengi olmaz diye ifade ettiğim; birisi annenin gözyaşı, ikincisi emekçinin alın terinin rengi olmaz. O hakkı alana kadar hep birlikte emek dostları olarak mücadele etmeliyiz.
Bundan sonra gelin yeni anayasa yapalım diyene şunu söylüyoruz, önce bir mevcuta ne yaptın diye bakarlar. Siz eğer anayasayı her doğana göre yaparsanız o her doğanı kapsar herkese uyar. Her doğana yapılan anayasa, her doğana uyar ama Erdoğan’a yapılan anayasa 8 sene sonra Erdoğan’a da uymamaktadır. Zaten tüm topluma değil bir kişiye dikilen kıyafetin tüm topluma uymadığı gibi o kişiye de uymayacağı zaten anayasayı kuşatmasını istemediği ortada. O zaman yenisine ne gerek var deniliyor. Ben bu haklı korkuyu anlıyorum ve şunu söylüyorum.
Ben 31 Mart yerel seçimlerinde 47 yıl sonra birinci parti olmuş Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanıyım. Sırtımda 17 buçuk milyon oyun yükü, 83 milyonun sorumluluğu var. Ben çağrıldığım bir masaya bugün gider oturursam, bir başıma otururum. 17 miyon 499 bin kişi ayakta kalır, bırakın başkanı kızım bile ‘baba orada ne işin var’ der. Ama 17 milyon 499 bin kişiyi o masaya oturtabilirseniz, ‘ne işin var otur buraya’ dersiniz. O 17 milyon 499 bin kişinin sadece bize oy veren, muhalefete oy veren her bir bireyin rızasını bir yeni anayasada oluşturmak, mevcut anayasaya tam uyum gerektirir.
Muhalefete oy veren her bir bireyin rızasını yeni anayasada oluşturmak mevcut anayasaya tam bir uyum gerektirir.
“Her doğana anayasa yaparız, Erdoğan’a anayasa yapmayız”
Mevcut anayasaya uyuyorsanız arkadaşlarımız içeride değil demektir, İstanbul Sözleşmesi’nden tek imzayla çıkılamıyor demektir. Uyuyorsanız, anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı fiilen ilga değil demektir. ODTÜ’deki Devrim Stadı öğrencilere kapalı olduğu müddetçe, Boğaziçi’nde kayyum görev yaptığı müddetçe, Manisa’da, Osmaniye’de, Rize’de hemşehrilerimiz Sayın Erdoğan’ın, Bahçeli’nin, benim, İzmir’de Dervişoğlu’nun hemşehrileri belediye başkanı seçebiliyorken, Eş Genel Başkanın (Tülay Hatimoğlulları) kentinde ya da Selahattin Demirtaş’ın Diyarbakır’ında seçilen belediye başkanına kayyum atıyorsanız anayasaya uymuyorsunuz demektir. Bazılarının belediye başkanı seçebildiği, bazılarının belediye başkanı seçemediği yerde anayasada eşitlik ilkesi varsa da uyulmuyor demektir.
Ben anayasa masasına oturmak için sabırsızlanıyorum ama önce oturması gereken 17 milyon 499 tane seçmenim ve bütün muhalefet seçmenler vardır. Muhalefete bu güvenceyi verecek bir yönetim anlayışına dönülebilirse, ayaktaki antidemokratik prangalardan kurtulunabilirse ve bütün bir süreç tam anlamıyla anayasaya, kurumlara, Anayasa Mahkemesi’ne bile karşı çıkan bir müttefiklik ilişkisi bu yaklaşımından uzaklaşabilirse, CHP sivil bir anayasa yapar. Aşkın zamanlı bir anayasa yapar. Her doğan için anayasayı herkesle konuşuruz ama her doğana anayasa yaparız, Erdoğan’a anayasa yapmayız.”
]]>
Kamera: MEHMET MEHMETLİOĞLU
(ANKARA) – TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu ve bağlı 26 Şube başkanı, “6 Şubat depremlerinden ardından meslektaşlarının haksız yere tutuklu olarak yargılanmasına”tepki gösterdi. Yönetim kurulu adına ortak açıklamayı okuyan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Nusret Suna, “Kamuoyunda oluşan tepkiler meslektaşlarımıza yönlendirilerek gerçek sorumluların cezanlandırılması engellenmekte; bu durum mesleğimizin ve meslektaşlarımızın topyekun cezanlandırılması haline dönüşmektedir” dedi.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu ve bağlı 26 Şube başkanı, Ankara’da bir araya gelerek “meslektaşlarının haksız yere tutuklu olduğunu” iddia ederek tepki gösterdi.
“GEÇEN SÜRE KAYGILARIMIZIN HAKLILIĞINI ORTAYA KOYDU”
Yönetim Kurulu adına açıklamayı okuyan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Nusret Suna, şunları söyledi:
“6 Şubat depremlerinin ardından başlayan soruşturma ve yargı süreçlerinde evrensel hukuk ilkeleri ayaklar altına alınarak, somut delillere dayanmaksızın adeta günah keçisi ilan edilen meslektaşlarımız tutuklu yargılanmaktadır. Bu yargı süreçlerinde ülkemizin depreme hazırlanması konusunda yıllardır hiçbir eylemde bulunmayan, imar aflarıyla risk üzerine risk yaratan, yapıların nihai denetimini yapan temsilciler ve karar alıcılar adeta aklanırken afetin tüm sorumluluğu teknik elemanların üzerine yıkılmaktadır. 15 Mart- 13 Aralık 2023 tarihleri açıklamalarımızda yıkılan ve hasar gören on binlerce yapının sorumluluklarının hem cezai hem de hukuki yönden meslektaşlarımızın omuzlarına yıkılmaya çalışıldığı belirtmiştik. 6 Şubat depremlerinin yaratmış olduğu yıkımda sorumluluğu bulunan herkesin yargı önüne çıkartılması ve bu kişilerden hukuk nezdinde hesap sorulması gerekmektedir. Başlayan yargı süreçlerinin seyrine bakıldığında gerçek kusurluların ortaya çıkartılmasından uzaklaşıldığı, eksik ve hatalı yaklaşımlar içerdiği, odamızın 3 Kasım 2023 tarihinde yayıladığı Şubat 2023 depremlerinde binaları hasar görerek yıkılan statik proje mühendislerinin yargılanmalarında esas alınacak bilirkişi raporlarının tekik yaklaşımı çalışmasının üniversitelere ait bilirkişi raporlarında dikkate alınmadığı yönündeki tespitlerimizi ve pek çok statik proje mühendisi meslektaşımızın tutuklanarak günah keçisi ilan edilmeye çalışıldığı; gerçek sorumluların ise gizlenmeye çalışıldığına dair kaygılarımızı dile getirmiştik. Soruşturmaların başlamasının üzeriden geçen 16 aylık süre, tespit ve kaygılarımızın haklılığını ortaya koymuştur.
“MÜHENDİSLERİN İMAR PLANINI DEĞİŞTİRME YETKİSİ YOKTUR”
6 Şubat depremlerinin kendisine özgü öngörülemez niteliğine yönelik devam eden bilimsel çalışmalar yapı, deprem ve yapıldığı dönemde geçerli olan mevzuat ilişkisi ile odamız başta olmak üzere ilgili tüm tarafların konuya ilişkin bilimsel ve hukuki çalışmaları soruşturma ve kovuşturma aşamalarında dikkate alınmamıştır. Hukuki ve teknik gerekliliklere uymayan bilirkişi raporları doğrultusunda meslektaşlarımızın hukuksuz şekilde tutuklu yargılanmaları ile adalet sağlanamayacağı gibi kamuoyunda oluşan tepkiler meslektaşlarımıza yönlendirilerek gerçek sorumluların cezanlandırılması engellenmekte; bu durum mesleğimizin ve meslektaşlarımızın topyekün cezanlandırılması haline dönüşmektedir. Ülkemizdeki riskli yapı stokunu varlığının hemen herkes tarafından bilinmesi, biz dahil tüm kuruluşların önlem alınması gerektiğini söylemesi ve bu önlemlerin neler olduğunu söylemesine rağmen 20 yıldır hiçbir eylemde bulunmayan, imar aflarıyla risk üzerine risk yaratan, yapıların nihai denetimini yapan yöneticiler ve karar alıcılar aklanıyor. Deprem nedeniyle yıkılan binada can kaybı oluşmuşsa ne zaman, hangi koşullarda, hangi mevzuata göre proje hazırlandığı, kontrol ettiği, uyguladığı önemli olmaksızın mühendisler tutuklu yargılanıyor. Sadece yapıda sonradan projeye aykırı şekilde yapılan kolon kesme, duvar yıkma gibi değişikliklerin yapıldığının ispatı halinde tahliye ediliyorlar. Oysa ki proje müellifi mühendisin görevi, proje tarihindeki mevzuata uygun proje hazırlamak, uygulamacı ve denetçi mühendislerin görevi ise projeye uygun denetim yapmaktır. Mühendislererin imar planlarını değiştirme, deprem haritalarını güncelleme, yapılara kullanma izni verme gibi yetkileri bulunmamaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki deprem yargılamalarında binanın inşa edildiği tarihte mühendisin yaptığı proje kusurlu bulunsa dahi kusurlu olduğu hususların yıkımda ne şekilde ve ne derecede etken olduğunun ortaya çıkartılması, adil yargılama hakkının gereğidir.”
]]>