Başkent, bu seçimdeki birçok şey gibi, hazırlığı önceden yapılmış bir geceye sahne oldu.
Muhalefet anında sonuçları tanımadığını duyurdu.
Ancak ülkedeki televizyon ekranlarının her karesinde itiraz değil kutlama vardı.
Ülkenin dört bir yanındaki ekranlar, Venezuela bayrağına sarınmış, dans eden ve başkanı destekleyen mutlu kalabalıkları gösterdi.
Evet, Nicolas Maduro’nun hala bazı sadık destekçileri var. Bunlara akıl hocası Hugo Chavez’e atıfla “Chavistalar” deniyor.
Ancak “Chavistalar”sayıları oldukça tartışmalı. Dahası seçimin sonuçları da öyle.
Şehir yeni bir sabaha uyanırken hükümet, seçim sonuçlarını doğrulama çağrıları ile karşı karşıya.
Zira muhalefet seçim öncesi anketlerde çok önde görünüyordu.
Güney Amerika’dan dokuz ülke, sonuçların “tam bir incelemeden geçirilmesini” talep etti ve Amerikan Devletleri Örgütü’nün (OAS) acil toplantıya çağrılması çağrısında bulundu.
Kuyruklar, yasaklamalar
Bazı şeyler tartışma götürmüyor. Bunlardan bazılarına seçim gözlemcisi olarak sahada bizzat tanık oldum.
Sandık merkezlerinde uzun kuyruklar vardı, ancak aynı anda içeri alınan insan sayısı çok azdı.
Bu durum, bazı insanların bezip evlerine dönmesi umuduyla kasıtlı olarak yapıldığı suçlamalarına yol açtı.
BBC ekibi bir sandık merkezine vardığında, sandık kurulu başkanına uluslararası medyanın orada olduğunu söyleyen bir telefon geldi. Daha sonra bir anda 150 kişinin içeri alınmasına izin verildi.
Hiç açılmayan bazı oy verme istasyonları vardı, bu da protesto gösterilerine ve yetkililerle çatışmalara yol açtı.
Aralarında polis okulu öğrencilerinin de olduğu bazı devlet çalışanlarına nasıl oy kullanacakları söylendiği yönünde iddialar vardı.
Dahası bazı sandık noktalarında oy verme sırasında dahi Maduro posteri var olmayı sürdürdü.
Devlet Başkanı’nın posterleri Caracas’ın hemen hemen her sokaktaydı.
İnsanlar mitinglerine otobüslerle taşındı, katılanlara ücretsiz yiyecek paketleri dağıtıldı.
Daha seçim hilesi iddiaları ortaya atılmadan önce bile şu soru sorulmuştu: Bu yarışma adil mi?
Muhalefet adaylarının seçime girmesi engellendi. Muhalefet çalışanları gözaltına alındı. Yurtdışındaki birçok Venezuelalı oy hakkı için kayıt yaptırmakta zorlandı ve birçok uluslararası seçim gözlemcisinin daveti iptal edildi.
Bunların hepsi muhalefeti bastırma girişimleri olarak görüldü.
Muhalefet seçim sonrası ülkedeki elektronik oy sisteminde usulsüzlük yapıldığını savunuyor. Oy verme işlemi sonrası basılan resmi çıktının ancak yüzde 30’unun sisteme girdiği öne sürülüyor. Bu çıktılar üzerinden sistemdeki sandık sonuçları karşılaştırılabiliyor.
Muhalefet sandık gözlemcilerinin sayım sürecinde engellendiğini açıklıyor.
Maduro hükümeti herhangi bir usulsüzlük iddiasını reddediyor ve bunun yerine “yabancı hükümetleri”, “operasyon” ile suçluyor.
Peki, bundan sonra ne olacak?
Hala çok fazla bilinmeyen şey var. Muhalefet, önümüzdeki günlerde sonuçlara nasıl itiraz edeceklerini açıklayacaklarını duyurdu.
Muhalefet ve uluslararası toplum, hükümetin yayınladığı sayıların, ayrıntılı olarak verilendirilmesini istiyor.
Maduro’nun Venezuela için ciddi sonuçlara yol açmadan, bu çağrılardan nasıl kaçınabileceğini söylemek zor.
Maduro seçim sonrası zafer konuşmasında, son seçimlerden sonra uygulanan ABD yaptırımlarını hatırlattı.
Ülkenin büyük krizde olan ekonomisi bu yaptırımlarla paralize oldu. Milyonlarca Venezuelalı ülkeden kaçtı, kalanların yarısı ise yoksulluk içinde yaşıyor.
Uluslararası toplum, Venezuela konusunda ne yapılabileceği konusunda bölünmüş durumda; bazı hükümetler, Maduro’yu adil seçim yapmaya bir şekilde zorlamayı amaçlayan yaptırımların “işe yaramadığını” gizli görüşmelerde dile getiriyor.
Yaptırımlar Maduro ve destekçileri tarafından ülkenin sorunları için de bahane gösteriliyor.
Venezuela’nın geleceği yalnızca kendisi için değil dünyanın geri kalanı için önemli.
Kitlesel göç, ABD’ye yöneldi ve burada bir kriz yarattı.
Ülkenin geniş petrol kaynakları nispeten kullanılamaz durumda. Batı’da Rusya, Çin, Küba ve İran, Caracas’ın yanında bir müttefik olmaya devam ediyor.
Ancak muhalefet de, bir mücadele vermeden geri adım atacağa benzemiyor.
]]>Bugün yapılan seçimlerde Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Büyük Vatansever Cephe (Gran Polo Patriotico) adayı olarak yarışıyor; ana rakibi muhalefet koalisyonu Birleşik Demokratik Platform (PUD) adayı Edmundo Gonzalez.
Halefi Hugo Chavez’den bayrağı 2013’te devralan Maduro, iktidardaki üçüncü dönemini garantilemek istiyor.
Ana rakibi Edmundo Gonzalez ise eski bir diplomat ve anketlere göre açık ara önde görünüyor.
Ancak Maduro’nun 2018’de yeniden seçilmesi birçokları tarafından şaibeli görüldüğünden bu seçimlerde de sonuçların onun istediği gibi şekilleneceğine dair endişeler var.
Bu endişeler, Maduro’nun destekçilerine “her ne pahasına olursa olsun” kazanacağını söylemesiyle daha da arttı.
Ancak AFP haber ajansına göre Maduro Pazar, günü başkent Caracas’ta oyunu kullandıktan sonra, sonuçların güvenilir olacağı konusunda söz verdi.
Reuters haber ajansı, Venezuelalıların yerel saatle sabah 06:00’da (TSİ 12:00) başlaması planlanan oy verme işlemi için seçim merkezlerinin önünde sıralar oluşturduğunu bildirdi.
Ajans, Caracas’taki bir oy verme merkezinin dışında gerginliğin arttığını, kuyrukta bekleyen seçmenlerin arasında çatışmalar yaşandığını aktardı.
Ülkede seçimleri izlemek için, Birleşmiş Milletler’den dört ve Carter Merkezinden küçük bir teknik ekip olmak üzere, sınırlı sayıda bağımsız gözlemci bulunuyor.
Avrupa Birliği gözlemcilerinin seçimlerde hazır bulunması için yapılan davet, Maduro’ya yakınlığıyla bilinen seçim kurulu başkanı tarafından iptal edildi.
Maduro hükümetinin sandıklarda olası bir yenilgiyi kabul etmesi gerektiğini söyleyen Arjantin’in eski Devlet Başkanı Alberto Fernandez de gözlemci olarak davet edilmedi.
Ancak Maduro, hükümetiyle ittifak içinde olan ülkelerden gözlemcilere izin verdi ve bu kişilerin oylamaya “eşlik edeceğini” söyledi.
Venezuela’daki seçimlere gözlemci gönderen ülkeler arasında Türkiye de var.
Muhalefet cephesindeyse sandık müşahitliği için binlerce kişi gönüllü oldu.
Maduro kaybetmesi durumunda ülkenin ‘kan gölüne’ döneceğini savundu
Muhalefet seçimlere, sürekli taciz ve seçim kampanyasıyla bağlantılı 100’den fazla kişinin tutuklanması gibi engllemelere rağmen iyimser bir havada girdi.
Muhalifler anketlerde Başkan Maduro ile kendi adayları arasındaki farkın çok yüksek olduğunu ve bunun herhangi bir ‘seçim hırsızlığının’ önüne geçeceğini düşünüyorlar.
Hükümetse bu anketleri geçersiz gördüğünü açıkladı.
Sert bir dil kullanan Maduro, seçimler yaklaşırken, yenilmesi durumunda ülkenin “kan gölüne” döneceği uyarısında bulunmuştu.
Brezilya’nın sol görüşlü lideri Luiz Inácio Lula da Silva bu açıklamayı eleştirdi. Silva, Maduro’nun “kazanırsan iktidarda kalırsın, ama kaybedersen gidersin” demesi gerektiğini söyledi.
Maduro, kampanyasının sembolü olarak dövüşen bir horoz imgesi kullandı ve mücadeleci bir ton yakaladı.
Seçim kampanyasının kapanış mitinginde, iktidarda olduğu 11 yıl boyunca karşılaştığı zorlukları anlatırken, “Binlerce fırtınayı atlattık. Bizi yenemediler ve asla yenemeyecekler” dedi.
Maduro’nun 2018’de yeniden iktidara geldiği seçimler özgür ya da adil olmadığı yönünde eleştiriliyor.
Venezuela devlet başkanı, o dönemde muhalefet lideri Juan Guaido’nun kendisini devirme girişimini engellemişti.
Guaido, ABD ve AB dahil 50’den fazla ülke tarafından desteklenirken, Maduro Venezuela güvenlik güçlerinin sadakatine güveniyordu.
Kavgacı söylemlerine rağmen, birçok Maduro eleştirmeni, bu seçimleri iktidarına son verme şansı olan en önemli sınav olarak görüyor.
Bunda muhalefetin on yıldan uzun bir süredir ilk kez büyük bir adayın arkasında birleşmesi ve seçimleri boykot etmemesi etkili.
Muhalefet seçimlere giden yolda, seçtikleri aday Maria Corina Machado’nun seçimlere girmesinin yasaklanması dahil birçok engeli aştı.
İktidarda değişim isteyenler onun yerine geçen 74 yaşındaki Edmundo Gonzalez’in arkasında rekor kısa sürede birleştiler.
Muhalefet, kazanırsa ülkeyi değiştirmeyi vadediyor ve Maduro yönetimi altında yaşanan siyasi ve ekonomik krizden kaçan milyonlarca Venezuelalının ülkeye geri dönebileceğini söylüyor.
Halihazırda 7,8 milyon Venezuelalı ülkeden göç etmiş durumda ve Maduro kazanırsa bu sayının artacağı öngörülüyor.
Bu durum, seçimlerin Venezuelalıların toplu halde kaçtığı ABD ve Latin Amerika ülkelerinde de yakından izleneceği anlamına geliyor.
Maduro yönetiminin yakın müttefikleri Küba, Çin, İran ve Rusya da seçimleri yakından takip ediyor. Çünkü Gonzalez’in kazanması durumunda Venezuela’nın onlardan uzaklaşıp ABD’ye doğru yeniden hizalanması mümkün olabilir.
Gonzalez, seçim kampanyası sırasında on binlerce kişinin katıldığı bir mitingde “demokrasiyi yeniden kurma zamanı” olduğunu söylemişti. Bu, iktidar partisinin güçte olduğu 25 yılda sadece yürütmeyi değil, aynı zamanda yasama ve büyük ölçüde yargıyı da kontrol altına aldığı gerçeğine bir göndermeydi.
Muhalefetin endişe ettiği konulardan bir diğeri de, seçimleri organize eden ve sonuçlarını açıklayan kurumda hükümet yanlılarının ağırlıkta olması.
Oy verme işlemi elektronik olarak yapılıyor ve resmi sonuçların yerel saatle 20:00 (TSİ Pazartesi 03:00) sularında açıklanması bekleniyor.
Seçimi kazanan adayın 10 Ocak 2025’te yemin ederek göreve başlaması bekleniyor.
]]>Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Zorlu Töre’nin resepsiyonunda bir araya gelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ortak açıklama yaparak gazetecilerin sorularını yanıtladı.
İYİ Parti ve CHP arasında normalleşme sorusunu yanıtlayan İYİ Parli Lideri Dervişoğlu, “Bizim aramızda hiç anormalleşme olmadı” diyerek şöyle konuştu:
“Dervişoğlu: 50. yıl, böyle bir zamanda burada olmak hepimiz için bir şeref. Bu şerefi bize bahşedenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Kıbrıs’ın milli mücadelesinde emeği olanları rahmetle minnetle anıyorum. CHP’nin o dönemde çıkarma kararı alırken göstermiş olduğu dirayet tarihe altın harflerle yazılacak özelliklere haiz. Milli övünçlerimizi müştereken kutlayacağız, milli hüzünlerimizi müştereken yaşayacağız. Bundan 50 sene önce Kıbrıs’a çıkarma yapma kararı veren o dönemin başbakanı Sayın Bülent Ecevit’i rahmetle anıyorum. Bizim aramızda hiç anormalleşme olmadı, normalleşme arayanların genellikle lafım Özgür Beye değil, sistemi anormalleştiren, süreci anormalleştiren insanların böyle bir anlayışı oldu. Biz CHP ve iktidar partisiyle TBMM’de normal standartlarda çalıştık ama toplumu gererek bundan siyaten nemalanmaya çalışan o gerginliği kutuplaştırmaya dönüştüren, bundan siyasi fayda temin edenlerin aslında rutin bir birliktelik olan bu görüşmelerin normalleşme talebi gibi sunmalarını ben yadırgıyorum. Bizim her zaman ilişkilerimiz normaldi. TMBB’nin doğru, hızlı ve yerinde işlemesine katkı sağlayan muhalefet partilerinin grup başkanvekilleriydik. Karşı durduğumuz şey süreci anormalleştirenlerdi. CHP’nin AK Parti ile AK Parti’nin İyi Parti ile normalleşmeye ihtiyacı olabilir. Bizim CHP ile ilişilerimiz hiç anormal olmadı.”
CHP lideri Özel ise en kısa zamanda güçlü bir parlamentonun oluşması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Biz millet yeni bir görev verene kadar ana muhalefet partisiyiz, muhalefet partileriyiz. Türkiye’nin dışına çıktık mı Türkiye’nin partisiyiz. İki muhalefet partisinde lider değişimi oldu, ikisi de grup başkanvelliğinden geliyor. Güçlü meclis grubumuz boşuna değilmiş. CHP güçlendirilmiş parlamenter sistem hakkında ne diyor diye soruyorlar altına imza attığımız gün ne dediysek bugün aynısını söylüyoruz. En kısa zamanda güçlü bir parlamentoya kavuşması lazım. Muhalefet partilerindeki lider değişimlerinin dahi grup başkanvekilleri üzerinden yürüyor olması muhalefetin bir bütün olarak hep sahip çıktığı TBMM’nin, milletin gönlünde de partilerin gönlünde de gerçekten farklı bir yeri olduğunu gösteriyor.”
İttifak sorusunda iki lider de zamanı işaret etti
Gazetecilerden gelen ittifak sorusunu yanıtlayan İYİ Parti Lideri Dervişoğlu ” Seçimleri geçeli bir yıldan fazla oldu. Önümüzdeki seçimlere yaklaşık 4 yıl var, genel seçime de şayet zamanında yapılırsa uzunca bir zaman var. Şimdiden o günlere ilişkin bir şey söylemek mümkün değil” dedi.
CHP Lider Özel ise, “Her partinin kendini halka en doğru anlatması en doğru muhalefeti yapması, kendisini iktidara hazırlaması zamanı. Eskiden seçimi tek başına kazanamazsan seçimden sonra 40 gün koalisyon görüşmeleri olurdu. Şimdi de seçimler yaklaşırken böyle bir ihtiyaç görülürse makul bir süre önce her şey konuşulur. Ülkenin menfaati ne ise gerektiğinde orada birleşiriz” ifadelerini kullandı.
]]>DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Ülkemizi yöneten, hükümetin tepesindeki isim, muhalefet lideriyle selamlaşmayı, ‘yumuşama’ sayıyor. Muhalefet genel başkanıyla oturup memleket meselelerini konuşmasının adı da ‘normalleşme’ oluyor. Peki sonuç? Koca bir hiç. Sayın Erdoğan son grup konuşmasıyla 90 gün bile sürmeyen bu süreci de bitirmeye niyetli olduğunu açıkça ortaya koydu” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin Kocaeli 2’nci Olağan İl Kongresi’ne katıldı. İzmit’te bir otelde gerçekleştirilen kongreye, Babacan’ın yanı sıra il yönetimi, ilçe başkanları ve partililer katıldı. Mevcut Başkan Zeynep Sudan’ın aday olmadığı genel kurulda tek aday Yunus Katı oldu.
Babacan kongrede yaptığı konuşmada “Bir süredir siyasi partiler arasında ‘yumuşama’, ‘normalleşme’ cümleleri kuruluyor. Ülkeyi senelerdir gerenler, insanları kutuplaştıranlar, sanki bunlar hiç olmamış gibi, sanki onlar yapmamış gibi ‘normalleşme’, ‘yumuşama’ diyor. Sayın Cumhurbaşkanı bir de ‘Türkiye’nin buna ihtiyacı var; gereken adımları atacağız’ dedi. Sonrasında ne oldu? Yumuşama dedikleri, ülkenin cumhurbaşkanının, muhalefet partisi genel başkanıyla kahve içmesinden ibaret kaldı. Oturdular, konuştular, dağıldılar. Normalleşme dedikleri, bu. Maalesef ülkemizdeki siyasetin hali bu. Bir tarafta iktidar partisi, öbür tarafta ana muhalefet partisi. Ana muhalefet partisinin de geçmişinde işine geldiği zaman bu ülkeyi nasıl gerdiğini gayet iyi hatırlıyoruz. Ülkemizi yöneten, hükümetin tepesindeki isim, muhalefet lideriyle selamlaşmayı, ‘yumuşama’ sayıyor. Muhalefet genel başkanıyla oturup memleket meselelerini konuşmasının adı da ‘normalleşme’ oluyor. Peki sonuç? Koca bir hiç. Sayın Erdoğan son grup konuşmasıyla 90 gün bile sürmeyen bu süreci de bitirmeye niyetli olduğunu açıkça ortaya koydu” dedi.
‘SİNAN ATEŞ DAVASINDA SİZİN VİCDANINIZ, İNSANLIĞINIZ YARGILANACAK’
Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin yarın başlayacak olan yargılama hakkında da konuşan Babacan, ” Ankara’nın orta yerinde işlenen karanlık bir cinayetin, Sinan Ateş cinayetinin ilk duruşması yarın görülecek. İktidar için de ülkemiz adalet ve yargının içinde bulunduğu durum için de Sinan Ateş davası gerçekten büyük bir sınav. Son dönemde çoğalan yargıdaki gruplaşmaların ve yargı içinde yaşanan bir krizlerin sınavı. Sinan Ateş davasında, iktidarın istemediği, onaylamadığı bir karar çıkacağına inanan var mı? Yok. Halbuki bu davadan çıkacak sonuç herkesi ilgilendiriyor. Ben şimdi, iktidarın ve küçük ortağının parti mensuplarına, milletvekillerine, bakanlara, kıymeti kendinden menkul danışmanlara seslenmek istiyorum; yarın başlayacak davada, sadece Sinan Ateş cinayetinin zanlıları yargılanmayacak; yarın başlayacak davada, henüz farkında olmasanız da sizin vicdanınız, sizin insanlığınız da yargılanacak. İktidara ve onlara yakın olanlara buradan bunu hatırlatmak istiyorum” dedi.
‘TÜRKİYE’DE BİR AYDA KAZANDIĞI İÇİN GELİYORLAR’
Ekonomiyi de eleştiren Babacan, “Dünyadaki en yüksek ikinci faiz bizim, şu an Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz. Sen enflasyonu kendi elinle patlat sonra da millete bedelini ödet. Bir de diyorlar ki; ‘Türkiye’ye döviz geliyor, döviz rezervi artıyor.’ Birincisi açıkladıkları rakam brüt, merkez bankasının borcunu söylemiyorlar. Net rakam bunun çok çok altında ve asıl net döviz pozisyonu halen eksi. Bunu söylemiyorlar. Peki bu brüt rakam neden artıyor? Siz kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz? O gelen döviz, ayda yüzde 5 faizi buradan alıp dışarıya götürmek için geliyor. Elinde doları olan, dünyada bir yılda kazanamadığı faizi, Türkiye’de bir ayda kazandığı için geliyorlar. Kısa vadeli geliyor, faizi alıyor, çıkıyor. Bakıyor ki tatlı para, Türkiye’de bir ayda yüzde 5 alıyor. Daha çok getiriyor. 100 milyon dolar getiriyor, bir ay sonra 105 milyon dolar alıp götürüyor. Şu anda kısa vadeli faizin yüksekliğinden istifade etmek için döviz geliyor. Rezervin artan kısmının maliyeti bu millete her ay yüzde 5. Bilin ki bu ara ne kadar çok döviz geliyorsa bu memleket o kadar çok yurt dışına faiz ödüyor. Hesap çok açık, basit. Hiç bilmesek diyeceğiz ki ‘Demek ki ancak böyle oluyor” dedi.
]]>Özel ve KKTC Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, CHP Genel Merkezi’ndeki bir araya geldi.
Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Özel, Erhürman’ı 15 Kasım’da Lefkoşa’da ziyaret ettiğini belirtti. Özel, “Hem değerli heyetleriyle çok faydalı bir çalışma toplantısı gerçekleştirmiş, hem de akşam bir yemekte kendilerinin misafiri olmuş ve süreci bütünüyle değerlendirme fırsatı bulmuştuk. Kendileri bugün bize iadeiziyarette bulundular ve bu iadeiziyaret sırasında Sayın Genel Başkan’ımıza, Dış İlişkiler Sekreteri Sayın Fikri Toros eşlik etti.” bilgisini paylaştı.
Özel, CHP Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel’in de bulunduğu görüşmede, KKTC ve Türkiye ile partileri arasındaki ilişkileri bunun yanında da Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında KKTC’ye yapacakları seyahati değerlendirdiklerini anlattı.
Özgür Özel, Kıbrıs Barış Harekatı’nın CHP’nin 3. Genel Başkanı, Başbakan Bülent Ecevit’in yönetiminde gerçekleştiğini hatırlatarak, o kabineden bugüne halen hayatta olan 3 bakanın bulunduğunu söyledi. Bakanlar Önder Sav ve Erol Çevikçe’yle telefonda görüşerek kendileriyle KKTC’ye gitme arzusunu dile getirdiğini bildiren Özel, şöyle devam etti:
“Her ikisi de bundan büyük memnuniyet duydular. Yalnız Sayın Erol Çevikçe, sağlık sorunları nedeniyle böyle bir seyahate imkanının olmadığını ifade etti ve kendisinin Önder Bey’in şahsında Kıbrıs’ta temsil edilecek olmasından büyük bir memnuniyet duyacağını söyledi. Sayın Önder Sav davetimizi kabul ettiler ve CHP heyeti olarak törenlerden bir ya da iki gün önce Kıbrıs’a gideceğiz. Yine Kıbrıs’ta daha önce olduğu gibi protokol gereği yapmamız gereken tüm ziyaretleri eksiksiz olarak gerçekleştireceğiz. Daha önceki cumhurbaşkanlarıyla, başbakanlarla ve Kıbrıs’ta bir araya gelip sohbet etmekten keyif alacağımız tüm dostlarımızla bir arada olmayı ümit ediyoruz.”
Özel, CTP’nin de Kıbrıs ziyaretlerinde çok önemli bir yeri olacağını belirterek, “Biz Sayın Başkan’la kişisel hukukumuzun ötesinde partilerimizin köklü ilişkilerinin geliştirilmesinden yanayız. Sadece karşılıklı ziyaretlerle değil bugün bile Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde partilerimizin temsilcileri ülkelerimizin çıkarına, Kıbrıs’ın çıkarına birlikte mücadele veriyorlar. Bugün dahi Strazburg’ta birlikte çalışıyorlar. Biz de onların çalışmalarını yakından takip ediyoruz. Yine her iki parti Sosyalist Enternasyonalde birlikte temsil ediliyorlar. Oradaki dayanışmamız son derece kıymetlidir.” diye konuştu.
“Türkiye’de Türkiye’nin ana muhalefet partisi, yurt dışında Türkiye’nin partisiyiz”
Bundan sonraki süreçte KKTC’nin haklı davasını takip etmeye, Kuzey Kıbrıs’taki vatandaşların geleceklerine yönelik en doğru, en kapsayıcı, en barışçıl çözüm için hep birlikte mücadele etmeye devam edeceklerini vurgulayan Özel, şunları kaydetti:
“Biz Türkiye’de Türkiye’nin ana muhalefet partisi, yurt dışında Türkiye’nin partisiyiz. Önümüzdeki yapılacak seçimlerden sonra her ikimiz de partilerimizi ülkelerimizde iktidar yapmak istiyoruz. Biz kardeş partiler olarak ülkelerimizde iktidar olduğumuzda hem Kıbrıs için hem Türkiye için çok daha iyi günlerin müjdeleneceğine yürekten inanıyoruz. Kardeşliği savunan, barışı savunan ve her zaman iyi ilişkileri savunan iki taraf olarak ben bugün burada Sayın Genel Başkan’ımızı ağırlamaktan büyük bir keyif duyduğumu ifade etmek isterim ve kendisine bir kez daha nazik ziyaretleri için teşekkür ediyorum.”
Erhürman’ın açıklamaları
Erhürman da konuşmasında Özel’e daveti ve misafirperverliği için teşekkür etti.
İki parti arasındaki işbirliğine değinen Erhürman, bunun Türkiye ile KKTC ilişkileri açısından “önemli” olduğunu söyledi.
Erhürman, 20 Temmuz’da Özel’i KKTC’de misafir edeceğini, iki partinin görüş alışverişinde bulunacağı önemli konular olduğunu dile getirdi.
Soru cevap
CHP Genel Başkanı Özel, açıklamaların ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin TBMM Grup Toplantısı’ndaki, “Bizim, siyasette yumuşama, muhataplarımızın ifadesiyle ‘normalleşme’ çabamız, aslında muhalefeti normalleştirme çabasıdır. Sıkılı yumrukları açacak olan muhalefettir.” sözlerinin sorulması üzerine Özel, “Normal bir açıklama olmamış. Bu açıklamanın da normalleşmeye ihtiyacı var.” dedi.
El sıkışmak için tek elin yetmeyeceğini, iki elin gerektiğini belirten Özel, “Biliyoruz ki geçmişte yumruklar sıkılıydı ve 31 Mart akşamı milletimiz bize birinci parti olmayı teveccüh ettiğinde, seçimlerden CHP’yi 47 yıl sonra birinci parti olarak çıkardığında ilk açıklamamızda şunu söyledik, kibre kapılmayacağız, birinci parti olmanın sorumluluklarını yerine getireceğiz dedik. İlk bayramda Sayın Erdoğan’ı aradım, o görüşmemizde randevu talep ettim, ilk ziyareti gerçekleştirdim ve yıllar sonra el sıkışma imkanı oldu. Daha önce Anıtkabir’de el sıkışmayan, cenaze törenlerinde ana muhalefet partisi lideri ile selamlaşmayan bir çizgiden bugün geldiğimiz çizgi son derece olumludur.” diye konuştu.
Özel, bu işin bir tarafı ve sahibinin olmadığını dile getirerek, şunları söyledi:
“Ne benim ne tek başına Sayın Erdoğan’dır. Muhalefeti belli bir şekle sokmak için normalleşme tanımı yapmak, olsa olsa ittifak ortağının gönlünü yapmaya yönelik kurulmuş bir cümledir. Bu konuda da Sayın Erdoğan’ı anlıyorum. Kendisinin bazı gazetelerdeki bir değerlendirmesini okuduk, ‘Özgür Bey’in kullandığı bir ifade bizi incitti’ gibi. Oradaki o ifadenin kullanılmasına sebep, Sayın Bahçeli’nin bize Grup Toplantısı’nda normalleşmeden duyduğu rahatsızlık sonucunda ‘Erdoğan’la ittifakı bozup bizim Erdoğan’la ittifak yapmamızı’ teklif etmesi üzerine Bahçeli’ye verdiğim bir cevaptı. O cevabı, o günden sonra Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli ile olan ilişkileri onarmak için kullanıyor. Bunu anlayışla karşılıyorum.”
Millletin, iktidarıyla muhalefetiyle birbiriyle diyalog kurabilen, sorunları konuşabilen, tartışabilen, birbirini ikna etmese de birbirine düşman gözüyle bakmayan ama mücadeleyi de eksik bırakmayan bir anlayışı takdir ettiğini söyleyen Özel, muhalefet muhalefet olmaktan çıktıktan sonra demokrasinin de demokrasi olmaktan çıkacağını ifade etti.
CHP Genel Başkanı Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bugün daha asgari ücrete zam yapmayacaklarını açıkladılar. Asgari ücrete zam yapmayacak bir iktidarla artık bu alanda yapılacak bir müzakere kalmadıysa yapılacak iş, mücadeledir. 30 Haziran günü Kocaeli’nde yapılacak Büyük Emek Mitingi’nde biz iktidara, asgari ücrete zam yapmama noktasındaki tavrının cevabını vermek üzere sokaklarda, meydanlarda olacağız. Biz milletten muhalefet partisi olarak yetki ve sorumluluk aldık. Bizim MHP’den bir farkımız şu, biz bu anlayışa karşıyız diye oy toplayıp araya bir daha sandık girmeden 180 derece taraf değiştirecek bir anlayış bizde yok. Bizden bunu bekleyen varsa boşuna beklemesin. Biz, milletten kavga etmek için, seçilmiş Cumhurbaşkanı’na hakaret etmek için ya da siyasi muhataplarımızla sadece itişip kakışmak için de yetki almadık.”
Özel, kendilerine ne kadar kötü sözler söylenirse söylensin onlara, oy veren seçmenlerine saygılarından dolayı makamlarının hak ettiği saygıyı göstermeye devam edeceklerini belirtti.
“Müzakereye de mücadeleye devam”
Muhalefet sorumluluğundan bir adım geri atarlarsa milletin kendilerine haklarını helal etmeyeceğini dile getiren Özel, şunları kaydetti:
“Halkın bizden beklediği onun hakkını savunmaktır. Erdoğan’ın memleketinde unuttuğu çay üreticisinin de Trakya’daki, Adana’daki, Osmaniye’deki, Konya’daki buğday üreticisinin de Ordu’daki fındık üreticisinin de Manisa’daki üzüm üreticisinin de Antalya’daki, güney sahillerimizdeki narenciye üreticisinin de sorununu dile getirmek, onun için mücadele etmek, gün geldiğinde önlerine düşmek, meydanlara çıkmak benim görevimdir. Bizim üslubumuzda kavga, hakaret, iftira yok. Ama bizim siyasetimiz en dirençli ve en etkili siyasettir. ‘Normalleşelim muhalefet etmeyin’ diyorlarsa biz orada yokuz. Ama ‘Yumruğunuzu yeniden sıkacak mısınız?’ diyorlarsa biz orada da yokuz. El sıkışmaya, selamlaşmaya müzakereye de devam, mücadeleye de devam. Millet bizden bunu bekliyor.”
Sinan Ateş davası
Özel, “Sinan Ateş davasını takip edecek misiniz?” sorusunu, “Sinan Ateş davasını takip edeceğiz. Bu konuda birtakım haberler vardı, o haberlerin ne olduğuna bakmaksızın biz orada olacağımızı söylemiştik. Sayın Bahçeli’nin dün, davaya nasıl bir katılım gösterecekleri konusundaki tavrını da Türkiye’nin ihtiyaç duymadığı bir yüksek tansiyonu düşürmüş olması açısından son derece önemli buluyorum. MHP’yi birçok yönden eleştiriyoruz ancak Sayın Bahçeli’nin dünkü açıklamalarında da katılmadığım, şiddetli itiraz ettiğim noktalar var ancak davayı avukatlarıyla takip edeceklerini ve gerilimi arttırmayacaklarını söylemesini son derece önemli buluyorum.” şeklinde cevapladı.
“O yemek mutlaka yenecek, yeneceğini görüyoruz”
Özel, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görüşeceği yönünde kulis bilgilerinin hatırlatılması üzerine de şunları kaydetti:
“Bu konuda da bir normalleşmeye ihtiyaç var. Partinin bir önceki genel başkanı mevcut genel başkanıyla görüşmüyorsa, konuşmuyorsa, yemek yemiyorsa, bu kötü bir şeydir. Normali bizim yaptıklarımız. Yine kendisinin vaktiyle aday gösterdiği Ankara ve İstanbul’u yıllar sonra kazanmış, o büyük zaferin hem iki adayı hem de onları aday gösteren genel başkan, ömürleri boyunca birbirlerini bayramda, seyranda aramıyorlarsa, her fırsatta birbirleriyle bir araya gelmiyorlarsa, ara ara yemek yemiyorlarsa bu anormal bir durumdur. Ben dün akşam yenen yemekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Önümüzdeki haftalarda tahmin ediyorum yemek yenecek, işte bugün için bir tarih verilmişti ama onlar doğrulanmayan kulis bilgileriydi zaten. Sayın Ekrem İmamoğlu da beni aramıştı, ‘Öyle bir yemek tarihi kararlaştırmadık ama bir yemek yeme isteğimizi dile getirdik’ diye ifade etmişti. O yemek mutlaka yenecek, yeneceğini görüyoruz açıklamalardan. Ondan da büyük bir memnuniyet duyuyorum.”
]]>(ANKARA)- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın görevden alınmasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Bir haftadır aslında Hakkari AKP İl Başkanı ve Hakkari Valisi Ankara’da kayyım diplomasisi yürütüyordu, sürekli buradan resim veriyorlardı” dedi. Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanmasını “muhalefete kumpas” olarak değerlendiren Koçyiğit, “Sabah Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya’yı aradım, bilgilendirdim. Yine CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ı aradım ve böyle bir süreç olduğunu bilgilendirdim. Gün içerisinde diğer grup başkanvekillerini de arayıp bilgilendireceğim. Van’daki ile benzer bir dayanışma kesinlikle bekliyoruz” diye konuştu.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, partisinin MYK toplantısı devam ederken, gazetecilere Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınması ve yerine kayyum atanmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Koçyiğit, daha sonra gazetecilerin soruları yanıtladı.
Koçyiğit, Mehmet Sıddık Akış’ın çarşamba günü duruşmasının olduğunu belirterek, “Biz görevlendirme yapmıştık, arkadaşlarımız orada olacaktı. Ona göre bir süreç işleyecekti ama onu bile beklemeyecek kadar kısmen bir kılıfına uydurmayı hızlandırdılar. Yani bu dosyadan ceza verip, onu istinafa gönderip yargı sürecini bekleyebilirlerdi. Normalde öyledir aslında ama onu bile yapma ihtiyacı duymayacak kadar gözlerini karartmışlar” diye konuştu.
” ‘Siz misiniz Hilvan’ı alan? ‘Biz de Hakkari’yi gasbederiz’ diyen bir şey var”
Bir soru üzerine Koçyiğit, şunları söyledi:
“Hilvan’ı dün aldık. Siz misiniz Hilvan’ı alan? ‘Biz de Hakkari’yi gasbederiz’ diyen bir şey var. Hakkari’nin diğer bir önemli özelliği burası bir garnizon kenti. Çok sayıda aslında askeri buraya yığmışlardı. Burayı almak için çok uğraştılar. Adayları geçmişte JİTEM’le çalışmış biriydi. Kirli para ilişkileri, devletle ve bazı yapılarla olan ilişkileri de açığa çıkmıştı. Bütün bunları teşhir de ettik. Bir haftadır aslında Hakkari AKP İl Başkanı ve Hakkari Valisi Ankara’da kayyım diplomasisi yürütüyordu, sürekli buradan resim veriyorlardı. Orayı geziyoruz, burayı geziyoruz, şu bakanlığı geziyoruz diye ama aslında burada kayyım diplomasisi yürütüyorlardı. Çok açık, net. Hukuksuzluğu ördüler, örgütlediler…”
“Muhalefet partilerini aradım, bilgilendirdim”
Kayyımı muhalefete “kumpas olarak” nitelendiren Koçyiğit, muhalefet partilerine de bilgilendirme yaptıklarını söyledi. Koçyiğit, “Sabah Saadet Partisi Grup Başkan Vekili Bülent Kaya’yı aradım, bilgilendirdim. Yine CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ı aradım ve böyle bir süreç olduğunu bilgilendirdim. Gün içerisinde diğer grup başkanvekillerini de arayıp bilgilendireceğim. Ayrıca yine İçişleri Bakanlığı’nın yaptığı bu açıklamanın kendisi tam bir dezenformasyon ve temel hakları ihlal eden bir şey. Ona yönelik de yine hukuk komisyonumuz çok hızlı bir bilgilendirmeyi bütün demokratik kamuoyuna geçeceğiz” dedi.
“Van’daki ile benzer bir dayanışma kesinlikle bekliyoruz”
Van’daki gibi bir dayanışma beklendiklerinin altını çizen Koçyiğit, “Van’daki ile benzer bir dayanışma kesinlikle bekliyoruz. Bunu asla kendimizle sınırlı bir süreç olarak görmüyoruz. Bu, DEM Parti’ye yönelik bir şey değil, Kürtlere yönelik bir şey değil. Türkiye’deki bütün toplumsal muhalefete ve Türkiye halklarına kurulmuş bir tuzak. Çok açık ve net bir taraftan işte sopa Kürt’e vuralım, siz sessiz kalın gibi bir yol almaya çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.
“DEM Parti ile ana muhalefet partisinin arasını açmaya çalışıyorlar”
Koçyiğit, “Bununla ana muhalefet partisinin aslında mevcut başarısı üzerine oturmaya da çalışıyorlar. DEM Parti ile ana muhalefet partisinin ve diğer bütün muhalefet partilerinin arasını açmaya çalışıyorlar. Aslında Kürt halkını ve DEM Parti’yi yeniden kriminalize etmeye çalışıyorlar. Bu bir yalnızlaştırma politikası. Önce yalnızlaştıralım, sonra vuralım, sonra da tasfiye edelim anlayışını Hakkari özelinde görebiliriz. Van’da çok iyi bir sınav verdi toplumsal muhalefetin kendisi. Biz aynı tutumu Hakkari sürecinde de beklediğimizi ifade ediyoruz” diye konuştu.
“Orada bir belediye meclisi var, iradesini ortaya koyabilir”
Bir gazetecinin, Antalya’da Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz’ün tutuklanmasının ardından yerine CHP’li Meclis Üyesi Refik Emre Altekin’in getirildiğini hatırlatmesi üzerine Koçyiğit şunları söyledi:
“İşte bu tamamen Kürt’e istisna dediğimiz, Kürt’e OHAL dediğimiz şey tam da bu. Siz Belediye başkanını soruşturma, kovuşturma nedeniyle görevden uzaklaştırdınız. Orada bir Belediye Meclisi var, iradesini ortaya koyabilir. Kendi Belediye Başkanını, vekilini seçebilir ve o kişi soruşturması bittikten sonra davanın sürecine göre aklanırsa geri gelir, beraat ederse olmazsa da zaten süreç devam eder. Ama bu yöntemi tercih etmemek aslında Kürt’ü yurttaş olmaktan çıkarma girişimi. Kürt’ün seçme seçilme hakkını gasbeden bir şey ve Kürtlere, ‘Siz eşit yurttaş değilsinizi’ artık gözümüzün içine baka baka söylüyorlar çünkü seçilemiyoruz, seçemiyoruz.”
“Normalleşmenin içerisine Kürtler yok”
“Normalleşme” içerisinde Kürtler’in olmadığını söyleyen Koçyiğit, “Türkiye’nin batısına da şunu söylüyorlar; ‘Bunlar sakıncalı, siz bunların yanında durmayın. Merak etmeyin biz size bir pembe tablo çizeceğiz. Size güzel şeyler yapacağız. Demokratikleştiririz, yumuşayacağız, normalleşeceğiz. Ama Kürtler normalleşmenin içerisinde yok.’ Bunun açık ve net göstergesi” ifadelerini kullandı.
]]>CUMHURBAŞKANI ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, AK Parti Genel Merkezi’nde kendisini ziyaret ettiğini hatırlatarak, “Arayı uzatmadan, inşallah Kurban Bayramı’ndan önce ben de kendisine iadeyi ziyarette bulunacağım. Sayın Özel’in ziyareti akabinde, siyasette bir ‘yumuşama’ arzuladığımızı, bunu tesis etmeye çalıştığımızı ifade ettim. Bu yumuşamanın bir tarafı iktidarsa, bir tarafı da muhalefettir. Biz bu konuda son derece rahatız, özgüvenliyiz. Biz kutuplaşmanın, kamplaşmanın, gerilimin tarafında hiç olmadık. Ama eğer yine de üzerimize düşen bir şey varsa, hiç çekinmeden gereğini yaparız” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde düzenlene partisinin ’31’inci İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan, 31’inci İstişare ve Değerlendirme Toplantılarının temasını, ‘Türkiye’nin ortak aklı’ anlayışıyla belirlediklerini belirterek, “İnşallah, bugün ve yarın, bilhassa partimizin istikbali açısından kritik önemi haiz konuları sizlerle birlikte konuşacağız, görüşeceğiz, hiçbir komplekse kapılmadan meselelerimizi masaya yatıracağız. 14-28 Mayıs ile 31 Mart seçim sonuçları arasındaki ‘negatif ayrışmayı’ tüm yönleriyle, asla kolaycılığa kaçmadan ele alacağız. Bugüne kadar genel merkez kurullarımızın yanı sıra, il başkanlarımızla da bir araya geldik, kanaatlerini ilk ağızdan dinleme fırsatı bulduk. Fikrine önem verdiğimiz dostlarımızın görüşlerine başvurduk. Her il ve ilçe bazında değerlendirmelerimizi tek tek yapıyoruz. Farklı kanallardan derlediğimiz bilgiler ışığında fotoğrafı netleştiriyor, yol haritamızı ve atacağımız adımları tayin ve tespit ediyoruz. Seçmenden geçer not alamayan, bizim takdirimize mazhar olamaz. Milletimizin başta değişim ve yenilenme talebi olmak üzere sandık sonuçlarıyla bize ulaştırdığı beklentilerinin tamamının farkındayız. Mesajların gereğini, vakti-saati geldiğinde, muhakkak yapacağız. Bu süreçte ince eleyip sık dokuyor, gerçekten çok titiz davranıyoruz. Milletimizle gönül köprülerimizi tekrar güçlendirirken, AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın surlarında gedik açma girişimlerine fırsat vermeyeceğiz. Ne birilerinin suyu bulandırıp bulanık suda kişisel hesaplarını görmelerine seyirci kalacağız, ne de hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam edeceğiz” diye konuştu.
‘SİYASETİMİZİ KUTUPLAŞMA ÜZERİNE İNŞA ETMEDİK’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetin ülke ve millet için verilen çetin mücadelenin adı olduğunu ifade ederek, “Bizim lügatimizde siyasetin tek bir amacı vardır; o da millete hizmettir. Bunun için her fırsatta eser ve hizmet siyaseti diyoruz. Siyasetimizi gerilim, kutuplaşma, kamplaşma üzerine inşa etmedik. Din, dil, ırk, mezhep, meşrep ayrımı yapmadık. Kimseyi dış görünüşüyle, hayat tarzıyla yargılamadık. Bakınız bu ülkede on yıllar boyunca, sırf kılık kıyafetinden, başörtüsünden, sakalından, inancından dolayı milyonlarca vatandaşımız mağdur edilmişti; gasp edilen haklarını teslim ettik. Yine bu ülkede Kürtler; bir dönem uygulanan yanlış politikalar neticesinde ötelenmişlerdi; hepsiyle kucaklaştık. Aleviler ötekileştirilmişti; sorunlarını çözmek için samimiyetle çaba sarf ettik. Kimin sorunu varsa, kimin siyasetten meşru beklentisi varsa, elimizin uzandığı, gücümüzün yettiği kadar karşılamaya çalıştık. 85 milyonun tamamının bu toprakların birinci sınıf vatandaşı olduğunu, bu toprakların asıl sahibi olduğunu defalarca vurguladık. Vatan hepimizin dedik, devlet hepimizin dedik, ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ dedik ve her insana eşit mesafede durduk. Biz ülkenin tamamını bir gördüğümüz, bütün gördüğümüz, 85 milyonun her bir ferdini kardeş gördüğümüz için tam 22 yıldır milletimizin her kesiminin teveccühüne mazhar olduk. Yüzde 52’nin oyunu alırken, geriye kalan yüzde 48’in de oyu olmasa bile beğenisine mazhar olduk. Sadece oy aldığımız kesimlere değil, Türkiye’nin tamamına hizmet, eser ürettik. Sadece oy aldıklarımızın değil, oy almadıklarımızın da hukukuna, yaşam tarzına, iradesine ve tercihlerine saygı gösterdik. Bu, dün böyleydi, bugün de aynıdır; AK Parti var olduğu müddetçe inşallah Türkiye’de kardeşlik siyasetinin temsilcisi olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
‘OLGUN TAVRIMIZ, DİYALOG ZEMİNİ OLUŞTURDU’
Türkiye’de siyasetin, dünyanın pek çok ülkesine göre daha rekabetçi bir zeminde yapıldığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Seçim dönemlerinde, rekabetin ve siyasi mücadelenin dozu, doğal olarak daha da artıyor. Hem 14-28 Mayıs seçimleri, hem de 31 Mart mahalli idareler seçimleri, Türk siyasetinin rekabet düzeyi oldukça yüksek seçimlerinden biriydi. Ülkemiz, sadece 10 aylık bir zaman diliminde siyasi tansiyonun tırmandığı 3 seçim sürecini üst üste yaşadı. Seçimler sadece ekonomimizi değil, toplumumuzu da yordu, yıprattı. Bilhassa 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde siyaset sahnesinde yapılanları hiçbirimiz unutamayız. FETÖ’nün servis ettiği argümanlar üzerinden Rusya’yla aramızı bozma girişimlerinden mezhep ve köken temalı videolara, bölücü terör örgütü elebaşlarının rakibimiz için sabah-akşam oy istemesine kadar bugün aklımıza getirmek dahi istemediğimiz nice operasyona maruz kaldık. Sandık sonuçları ayan-beyan ortada olduğu halde seçim gecesi oynanan ‘kazanıyoruz’ tiyatrosu, Türk siyasetinin utanç hanesine yazılmıştır. Geriye dönüp baktığımızda kimi zaman gülerek, kimi zaman endişeyle hatırladığımız nice olay, skandal, provokasyon ve müsamere yaşandı. Tarih ve maşeri vicdan, asıl hakem olarak elbette bunları yargılayacak, kimin ne yaptığı zamanla daha netlik kazanacaktır. Biz de demokrasimizin selameti için bunun takipçisi olacağız. Tüm tuşlara basmalarına rağmen 14-28 Mayıs seçimlerinde bekledikleri neticeyi alamayanlar, daha sonra sırf koltuklarını koruyabilmek uğruna, maalesef, siyaseti yüksek gerilim hattına mahkum ettiler. Seçim sonuçlarını kabullenmek yerine farklı tartışmalarla milletin iradesine kara çalmaya, gölge düşürmeye çalıştılar. Sorumlu siyasetçiler gibi davranarak milletin ali menfaatlerini, kendi şahsi hesaplarının önüne bir türlü koyamadılar. Sandıkta tecelli eden iradeyi yok sayan etik dışı beyanlar karşısında biz daima basiretle hareket ettik. Kışkırtmalara rağmen mutedil ve soğukkanlı tavrımızı koruduk. 31 Mart sonrasında, AK Parti’nin ve Cumhur İttifakı’nın sergilediği olgun tavır, siyasi partiler arasında yeni bir diyalog zemininin oluşmasına vesile olmuştur. Türkiye böylece seçim atmosferinden çıkıp, asıl gündemine yoğunlaşma fırsatı bulmuştur. Bunu, Türk siyasetinin ulaştığı yüksek tekamül seviyesinin bir işareti olarak görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
‘KURBAN BAYRAMI’NDAN ÖNCE ZİYARET EDECEĞİM’
Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 31 Mart sonrasında AK Parti Genel Merkezi’nde kendisini ziyaret ettiğini hatırlatarak, “Arayı uzatmadan, inşallah Kurban Bayramı’ndan önce ben de kendisine iadeyi ziyarette bulunacağım. Sayın Özel’in ziyareti akabinde, siyasette bir ‘yumuşama’ arzuladığımızı, bunu tesis etmeye çalıştığımızı ifade ettim. Bu yumuşamanın bir tarafı iktidarsa, bir tarafı da muhalefettir. Biz bu konuda son derece rahatız, özgüvenliyiz. Tekrar ediyorum; biz kutuplaşmanın, kamplaşmanın, gerilimin tarafında hiç olmadık. Ama eğer yine de üzerimize düşen bir şey varsa, hiç çekinmeden gereğini yaparız. Burada asıl olan, muhalefetin kendi politikalarını gözden geçirmesidir. İktidarı gerilim yanlısı olarak yaftalamak kolaydır, ancak asıl muhalefet kendisini bu noktada samimi bir özeleştiriye tabi tutmalıdır. AK Parti olarak bizim, ittifak ortağı olan MHP’nin de hiç kuşkusuz kırmızı çizgilerimiz var. Aynı şekilde, ana muhalefet partisinin, muhalefet partilerinin de kırmızı çizgileri var. Elbette siyaset belli bir çerçevede yapılır, belli sınırlar içinde yapılır. Biz, ‘yumuşama’ adı altında; kimliğimizden, ilkelerimizden, duruşumuzdan hassasiyetlerimiz ve kırmızı çizgilerimizden taviz verecek değiliz. Muhalefetten de böyle bir taviz beklemiyoruz. Ancak siyasetin, özellikle de muhalefetin, yıkıcı, yıpratıcı, ötekileştirişi bir zemin üzerinde ilerlemesi, Türkiye’ye fayda değil, zarar getirir. Türkiye, bu siyaset tarzının acısını geçmişte defalarca yaşadı, çok ağır bedeller de ödedi. Vesayet güçleri ve oligarşik yapılar, siyasetin bu gerilimli atmosferinde kendilerine alan açtı, hatta demokrasiye müdahale imkanı buldu. Terör örgütlerine siyaseti dizayn fırsatı veren yine aynı kasvetli iklimdi. Türkiye düşmanları da bunu ülkemizin ‘yumuşak karnı’ olarak gördü. Muhalefetin de son dönemde bu gerçeği görerek, yeni üslup ve söylem geliştirme çabalarını takdirle karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘HUKUKSUZLUKTA YUMUŞAK TAVIR BEKLEMESİNLER’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hukuk içinde olduğu müddetçe, her türlü eleştiriye, her türlü söyleme, ifadeye, eyleme saygılı olduklarını kaydederek, “Ancak hukukun dışına çıkıldığında, ülkenin mahkemeleri, hakimleri, savcıları elbette gerekeni yapacaktır. Bu, bizim için de geçerlidir, muhalefet için de geçerlidir, bu ülkede yaşayan her bir birey, faaliyet gösteren her bir kurum için de geçerlidir. Terör hukuk dışıdır; terörü meşrulaştırmak hukuk dışıdır. Sırtını terör örgütlerine dayamak hukuk dışıdır. Şiddet hukuk dışıdır; şiddeti övmek hukuk dışıdır. Darbe hukuk dışıdır. Sokak eylemleriyle darbe girişimi hukuk dışıdır. Hakaret, iftira hukuk dışıdır. Çok açık söylüyorum; bizim, hukuk karşısında boynumuz kıldan incedir; şeriatın kestiği parmak acımaz. Aynı tavrı, aynı tutumu muhalefetten de bekleriz, onların da hukuka saygı duymasını isteriz. Bizim, siyasette yumuşamaktan kastettiğimiz, hukuka, demokrasiye, insan haklarına saygı duyulmasıdır. Bizden, hukuksuzluk karşısında kimse yumuşak bir tavır beklemesin. Demokrasiyi ortadan kaldırmaya, insan haklarını çiğnemeye yönelik eylemler karşısında kimse bizden yumuşak tavır beklemesin. Özgürlükleri kısıtlamaya yönelik girişimler, ya da özgürlük adı altında başkalarının özgürlüğünü daraltmaya yönelik eylemler karşısında bizden kimse yumuşak tavır beklemesin. Milletin inanç değerlerine, kutsallarına, mukaddesatına yönelik azgınlıklar karşısında kimse bizden yumuşak tavır beklemesin. Terör, terörist, terör örgütü karşısında, terörü destekleyenler karşısında, terörle arasına mesafe koyamayanlar, sırtını teröre dayayanlar karşısında, insan canına kast edenler, bölücüler, FETÖ’cüler karşısında kimse bizden ‘yumuşak’ tavır beklemesin. Türkiye’ye saldıranlar, Türkiye’nin çıkarlarına zarar verenler, ülkemizin hak ve hukukunu çiğnemeye kalkan müstevliler karşısında kimse bizden yumuşak tavır beklemesin. Biz işte ana muhalefetten, muhalefetten de bunu bekliyoruz. Türkiye’nin bazı meselelerinin, ‘siyaset üstü’ bir yaklaşımla ele alınması, gerilimi zaten kendiliğinden düşürecektir. Milletin siyaset kurumundan beklentisi de bu yöndedir” dedi.
‘YENİKAPI RUHU KURBAN EDİLDİ’
Erdoğan, milletin sandıkta kendini temsil yetkisi verdiği siyasetçilerden, ortak bir zeminde bir araya gelip, derdine derman olmasını istediğini söyleyerek, “Örneğin terör karşısında, iktidarı-muhalefeti ortak bir tavır geliştirebildiğinde, sadece gerilim düşmekle kalmayacak, terör de artık tamamen miadını dolduracaktır. Mesela darbe anayasasının; sivil, yeni, kuşatıcı ve özgürlükçü bir anayasa ile değiştirilmesi konusunda hep beraber el ele verebilirsek, sadece siyasetin havası değil, inşallah ‘ülkemizin bahtı’ da değişecektir. Örneğin Türkiye’nin çıkarlarını yurt dışında savunma ve başkalarına karşı koruma hususunda siyasi kimliklerin ötesine geçebilirsek, bu, 85 milyonun her bir ferdine yarayacaktır. Dar alanda siyaset yapılmaz. Bir elini tokalaşma için uzatıp, diğer eliyle arkasında hançer tutanlarla diyalog olmaz, uzlaşı olmaz. Nitekim geçmişte olmadı. 15 Temmuz ihaneti sonrasında, şahsımızın ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin iyi niyetli gayretleriyle tesis edilen ‘Yenikapı ruhu’, ne yazık ki birilerinin ihtiraslarına kurban edildi. Aynı aktörlerin, medya ve sosyal medyadaki silahşörlerini kullanarak, mevcut atmosferi ‘kundaklamaya’ çalıştıklarını görüyoruz. Milletimizin umutlarını artıran siyasetteki yumuşamanın, bu sefer ‘kelebek ömürlü’ olmamasını temenni ediyoruz. Her konuda aynı düşünmek, konuşmak, aynı cümleleri kurmak zorunda değiliz. Siyaset ve sosyal farklılıklarımız; zenginliğimizdir, Türkiye’nin beşeri ve kültürel hazinesini yansıtan birer değerdir. Yöntemlerimiz farklı olabilir; üsluplarımız farklı olabilir; yaşam biçimimiz, siyasetteki doğrularımız farklı olabilir. Ama hepimiz Türkiye’nin büyümesini, gelişmesini, kalkınmasını, daha fazla refaha ulaşmasını istiyoruz. Hepimiz, evlatlarımızın daha müreffeh, ekonomik, askeri, siyasi ve sosyal bakımdan daha güçlü bir Türkiye’de yaşamasını arzu ediyoruz. Bunun önünde duran her ne varsa, ortak tavır göstermemiz kaçınılmazdır” dedi.
‘ENFLASYON DÜŞÜŞ TRENDİNE GİRECEK’
Dış politikadan ekonomiye, terörle mücadeleden 6 Şubat depremlerinin yaralarının sarılmasına kadar her alanda yoğun mesai içinde olduklarını belirten Erdoğan, “Ekonomide, 2024 yılına dair veriler güzel gelmeye devam ediyor. Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 5,7 büyüdü. Böylece, ekonomimiz Covid-19 tedbirlerinin uygulandığı 2020 yılının ikinci çeyreğinden sonra üst üste 15 çeyrek büyümüş oldu. Çalışanların büyümeden aldığı pay, asgari ücrete yapılan ara zamların da etkisiyle rekor seviyeye ulaştı. Çalışanların büyümeden aldığı pay, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 42 olarak gerçekleşti. 1998 yılından beri görülen en yüksek seviyeyi yakalamış bulunuyoruz. Enflasyon, inşallah yılın ikinci yarısından itibaren iniş trendine girecek. Son dönemde açıklanan verilerin neredeyse tamamı orta vadeli programa uygun seyrediyor. Hayat pahalılığını körükleyen fahiş fiyat ve fırsatçılık sorununda, yeni düzenlemeyle birlikte elimiz biraz daha güçlendi. Milletimizi bizar eden diğer konularla ilgili gerekli adımları atıyoruz. Seçkinlerin, tuzu kuruların, sesi çok çıkanların değil; sessiz yığınların sesi, milletin birikmiş sorunlarının çözüm adresi olmaya devam edeceğiz” dedi.
‘FİLİSTİN HALKININ YANINDA DİMDİK DURUYORUZ’
7 Ekim’den beri Gazze’de yaşanan katliama en güçlü tepkiyi gösteren, bununla kalmayıp İsrail’e karşı somut tedbirler alan tek ülke olduklarını aktaran Erdoğan, “Önce 54 kalemde, ardından da bütün kalemlerde İsrail’le ticari işlemleri durdurduk. Gazzeli kardeşlerimize gönderdiğimiz insani yardımların toplam miktarı 55 bin tonu aştı. Vatanlarını savunan kahraman Filistin halkının yanında dimdik duruyoruz. Filistin direnişine kara çalmak isteyen sömürgeleştirilmiş zihinlere rağmen, hakkı ve hakikati haykırmaktan çekinmiyoruz. Tek başımıza kalsak da, bu uğurda bedel ödesek de, inşallah bu vicdanlı, onurlu ve cesur duruşumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Filistin davasına ve Gazzeli kardeşlerimizin özgürlük mücadelesine destek veren AK Parti camiasıyla birlikte Milliyetçi Hareket Partisi yönetimi başta olmak üzere Meclis’teki diğer siyasi partilere de teşekkür ediyorum. Meclis’imizin önceki gün oy birliğiyle aldığı ‘İsrail’in Refah Katliamlarının Lanetlenmesine Dair Kararını’ son derece kıymetli buluyoruz. Vicdan yoksunu üç-beş Siyonist iş birlikçi, Filistin konusundaki milli mutabakatı bozmaya çalışsa da bugüne kadar hamdolsun başaramadılar. İnşallah bundan sonra da emellerine ulaşamayacaklar” diye konuştu.
Erdoğan, toplantının açılış konuşması öncesinde kamp kapsamında otelde AK Parti İnsan Hakları Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Siyonizm’in Katliam ve Soykırım Tarihi’ başlıklı sergiyi gezdi.
]]>(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, “Geçen hafta pazartesi günü İçişleri Bakanı Yerlikaya’dan randevu istedim, kendisinden dönüş bekliyoruz. Dönüş olursa emniyet teşkilatının sorunları başta olmak üzere birçok başlıkta bir dosya hazırladık, bu konuları kendisiyle müzakere edeceğiz. Düşüncelerimizi, çözüm önerilerimizi anlatacağız. Yol alabilirsek, birlikte çözebileceğimiz husus olursa çözeriz. Çözemezsek, biz bu konuda siyasi mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
31 Mart yerel seçimlerinde CHP’nin yüzde 37,7 oy oranıyla birinci parti olmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel görüşmüş ve “siyasette normalleşme” süreci gündeme gelmişti. Bu çerçevede, CHP’nin bakanlıklardan sorumlu yöneticilerinin, kabinedeki bakanlarla görüşmeleri devam ediyor. Bu kapsamda, Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki ile Dışişleri Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İlhan Uzgel ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmüştü.
CHP’nin Gölge Kabinesinin İçişleri Bakanlığından sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’dan randevu istediğini belirtti.
Murat Bakan, şunları kaydetti:
“Normalleşme dediğimiz şey, iktidarla muhalefet arasında iletişim kanallarının açık olması. Yani bu, iktidara teslimiyet değil. Güçlü muhalefeti sürdüreceğiz ama bir istişare, bir müzakere kanalının olması gerektiğini düşünüyoruz. Ukrayna’yla Rusya savaşıyor ama bir taraftan diplomasi görüşmeleri sürüyor. Ülkede iktidarla muhalefet arasında hiç iletişim olmaması doğru değil. Bazı sorunları konuşarak çözebiliriz. Çözebileceğimiz konularda kavga etmenin anlamı yok. Dolayısıyla hem müzakereyi hem mücadeleyi bir arada yürütelim istiyoruz. Bununla ilgili bizim Dışişleri’nden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız İlhan Uzgel, Hakan Fidan ile görüştü. Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Gökhan Zeybek, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Özhaseki ile görüştü. Ben de geçen hafta pazartesi günü, İçişleri Bakanı Yerlikaya’dan bu kapsamda randevu istedim. Kendisinden dönüş olmasını bekliyoruz. Emniyet teşkilatının sorunları başta olmak üzere birçok başlıkta bir dosya hazırladık. Bu konuları kendisiyle müzakere edeceğiz. Düşüncelerimizi, çözüm önerilerimizi anlatacağız. Yol alabilirsek, birlikte çözebileceğimiz husus olursa çözeriz. Çözemezsek, biz bu konuda siyasi mücadelemize devam edeceğiz. Yaklaşımımız böyle.”
“Yerlikaya, Soylu gibi bir profil değil. Doğru attığı adımlar var ama yetersiz”
Bakan, “CHP lideri Özel de Bakan Yerlikaya’yı diğer AKP’li bakanlardan farklı olarak değerlendiriyor. Süleyman Soylu’nun koltuğuna gelmesinin de bunda etkisi olabileceği konuşuluyor. Yerlikaya göreve geldiği ilk günden beri bir dizi operasyon gerçekleştiriyor. Bu operasyonlarda çok sayıda gözaltı ve tutuklu da var. Kendisi de pazartesi bir basın açıklamasıyla bu operasyonları anlatacak. Bu konuya ilişkin değerlendirmeniz nedir” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Elbette Süleyman Soylu gibi bir profil değil Ali Yerlikaya. Süleyman Soylu, açıkçası Cumhuriyet tarihinin en kötü İçişleri Bakanıydı. Kriminal insanlarla fotoğrafları, ilişkileri, uyuşturucu operasyonu bir televizyon programında ifşa eden, Emniyet’in çok gizli kalması gereken kullandığı bir programı kendi telefonuna yükleyip kullanan, bunun üzerinden PR çalışması yapan… Daha çok şey söyleyebilirim. Dolayısıyla Soylu gibi bir profilden sonra Ali Yerlikaya, aynı kategoride değerlendirilmemesi gereken birisi. Ama bu şu demek değil, ‘Ali Yerlikaya her şeyi doğru yapıyor.’ Ali Yerlikaya’nın da geldiğinden bugüne yaptığı birtakım hatalar var. Bunları zaten kamuoyunda dile getirdik. Ama doğru yaptığı şeyler de var. Organize suç örgütleriyle mücadele bunlardan birisi. Her ne kadar kendi partisi içinde, bunu çok paylaşması eleştirilse de biz bunu doğru buluyoruz. Özellikle yurt dışında organize suç örgütü liderlerinin yakalanıp getirilmesi, bu konuyla ilgili mücadeleyi, doğru attığı adımlar var. Ama yeterli mi? Yetersiz. Bizim de bu konularla ilgili kendisiyle paylaşacaklarımız var.
“Muhalefete devam eden ama halkın sorunlarına iktidarla çözüm üretme kanallarını açmak isteyen bir noktadayız”
Biz şu noktada değiliz; ‘Her şey kötü, her şey olumsuz.’ Değil. Ama çok olumsuz şey var. Bunları dile getiriyoruz. Ancak bunları yüz yüze konuşabiliyor olmak, iktidarla muhalefet için bu iletişimi kurabiliyor olmak gerekir. Bunları söyleriz. Eğer bir yol alınmazsa bu konuda bununla ilgili muhalefetimizi yükselterek devam ederiz. Yani biz sokaklarda, alanlarda, muhalefet yapmaya devam eden, güçlü muhalefeti inşa eden, bunun mücadelesi veren ama bir taraftan da iktidarla halkın sorunları noktasında çözüm üretebileceğimiz bir alan varsa çözüm üretme kanallarını da açmak isteyen bir noktadayız. Bu noktada Ali Yerlikaya’dan bir randevu istedik. Randevumuza yanıt bekliyoruz.”
“Emniyet teşkilatının sorunlarını gündeme getireceğim”
CHP’li Bakan, “Görüşmede Ayhan Bora Kaplan soruşturması, Sinan Ateş cinayeti, polis memurlarının özlük hakları gibi konular gündeme gelecek mi? CHP’den Bakan Yerlikaya’ya ne gidecek?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Biz kapsamlı bir dosya hazırladık. Ancak görüşmeden sonra o görüşme içeriğinde neleri kamuoyuyla paylaşmak isteyeceğimizi birlikte müzakere ettikten sonra paylaşmayı düşünüyoruz çünkü bazı konularda ilerleme sağlayabiliriz ve ilerleme sağlayacağımız konularda onlar bir adım atmadan bizim paylaşmamızı istemeyebilirler. Dolayısıyla konuşacağımız tüm konuları şimdiden deklare etmek istemiyorum. Emniyet teşkilatının sorunlarını gündeme getireceğim. O kesin ama diğer hususları kendisiyle görüşme yaptıktan sonra -eğer tabii randevu verir de görüşürse görüşürsek- her iki tarafın da uygun bulduğu konularla ilgili bir basın açıklaması yapacağım.”
]]>TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Meclis’te CHP’nin polis intiharlarıyla ilgili verdiği grup önerisi tartışılırken tansiyon yükseldi.

“HÜKÜMETLERİMİZ DÖNEMİNDE EMNİYET TEŞKİLATIMIZ DÜNYA STANDARTLARININ ÜZERİNE ÇIKTI”
AK Parti adına söz alan Veysal Tipioğlu, “AK Parti iktidara geldiğinde 189 bin olan personel sayısının ikiye katlanıp, araç, ekipman, kullandığı teknoloji ve silahlarla Emniyet teşkilatımız daha etkin, daha aktif, daha rahat hareket edebilen bir teşkilat haline getirdik. Hükümetlerimiz döneminde Emniyet Teşkilatımız dünya standartlarının üzerine çıkartılmış olup çoğu ülkelere eğitim verecek seviyeye gelmiştir. Bütün bunlar, Emniyet personelimizin günlük hayatlarını en iyi şekilde idame ettirebilmeleri, milletimize en güzel şekilde hizmet edebilmelerini sağlamak için yapılmaktadır ve yapılmaya da devam edecektir.” dedi.
“TÜRKİYE’DE POLİS İNTİHAR ORANI 100 BİNDE 15.7”
Polis intiharlarıyla ilgili uluslararası verileri paylaşan Tipioğlu, “Dünya ülkeleri 2009-2018 yılları arasında Fransa’da 100 binde 34.92, Portekiz’de 100 binde 19.54, Avustralya’da 100 binde 16.1, ABD’de 100 binde 16, Türkiye’de 100 binde 15.7’dir.” ifadelerini kullandı.

MECLİS’TE TANSİYON BİR ANDA YÜKSELDİ
Polis intiharlarına ilişkin verilerin açıklanması üzerine muhalefet sıralarından gelen tepkilere öfkelenen AK Partili Tipioğlu, “Önce dinle! Dinlersen anlatacağım.” şeklinde konuştu.
“ÜLKEMİZDEKİ POLİS İNTİHARLARI AVRUPA ÜLKELERİNDEN AZDIR”
Sözlerine devam eden Tipioğlu, “Yapılan çalışmalar sonucunda ülkemizde yaşanan polis intiharları oranı Avrupa ülkelerinden azdır. Ancak her bir polisimizin canının çok kıymetli olduğunu, tek bir canımızı bile kaybetmeyi kabul etmediğimizi üzülerek ifade etmek istiyorum.” dedi.

“EMNİYET TEŞKİLATI’NDAN SİZE PRİM ÇIKMAZ”
Tipioğlu, “Gönül isterdi ki muhalefet partisi, bu verdikleri önergede samimi olsunlar. Bu yapılanlara gerçekten katkı sunma düşüncesi taşısınlar. Siyasi rant uğruna bunu yapmasınlar. Ama size bir tavsiyede bulunacağım; Yiğitler otağı, vatan millet sevdalısı, serden geçtilerin yatağı Emniyet Teşkilatı’ndan size prim çıkmaz.” ifadeleriyle muhalefete tepki gösterdi.
AK Partili Tipioğlu, muhalefet partisine hitaben, “Siz sözde başka, özde başka olmaya devam ediyorsunuz. Bugün toplumun her kesiminde olabilecek bazı vakaları gerekçe göstererek, Emniyet Teşkilatımıza kara çalmaya çalışmak, Emniyet Teşkilatımıza ve milletimize şirin gözükmeye çalışmaktan öte başka bir şey değildir.” dedi.

“SİZİN VERDİĞİNİZ ÖNERGE VE TAVSİYENİN GERÇEK OLMADIĞINI BİLİYORUZ”
Tipioğlu, sözlerinin devamında şunları söyledi:
“Güvenlik güçlerimizi şehit eden terör örgütleriyle arasına mesafe koyamayanlar, bu partilerle iş birliğini sorgulamayanlar, tam tersine onların kalbi kırılmasın diye ağızlarını açmayanlar sizlersiniz. Bunun yerine Emniyet Teşkilatımızın çalışma şartlarından dem vuranlar, 1 Mayıs’ta İstanbul’da polise taş atan, sopa atan, ortalığı yakıp yıkan terör sevicilerinin arkasında saf tuttunuz. Bu nedenle sizin verdiğiniz önergenin de, tavsiyenin de gerçek olmadığını biliyoruz. Sokakta hangi tarafta olduğunuzu bildiğimizden burada da sosyal medyada da değiştirmenize kanmıyoruz, kandıramayacaksınız.”
]]>KEMAL ONUR ATALAY
(AKSARAY) – CHP Parti Meclisi (PM) Üyesi Ali Abbas Ertürk, “Hedefimiz 2028’de iktidar olabilmek. Bizi polemik çukuruna çekmeye çalışanlara dönüp bakmayacağız. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi daima ileri bakacağız” dedi. Ertürk, anayasa değişikliği görüşmelerine ilişkin “CHP’nin öncelik sorunu yeni anayasa değil. Ülkemizin gündeminde açlık var, yoksulluk var, pahalılık var, önce bunlarla mücadele edilmesi gerekiyor” diye konuştu.
CHP PM Üyesi Ali Abbas Ertürk, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ertürk, CHP Genel başkanı Özgür Özel ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın görüşmesinin gündem olmasının ülkedeki siyasi atmosferin normal dışı olmasından kaynaklandığını ifade ederek şunları söyledi:
“Kuzey Kore-Güney Kore liderinin buluşması kadar gündemde kaldıysa, demek ki siyasette toplum olarak kutuplaşma, ayrışma çok ileri boyutlara varmış. Oysa demokratik ülkelerde bir ülkenin cumhurbaşkanının, başbakanının ya da o ülkenin ana muhalefet liderinin herhangi bir başka muhalefet lideri ile görüşmesi çok doğaldır. Normal şartlarda iki liderin görüşmesi belki o gün manşetlerde bir günlük bir haber olarak kalır. Ülkemizde bu görüşmenin ne kadar anlamlı bir gelişme olduğunu göstermektedir. Bizim için gayet doğal, normal bir görüşme oldu. Bu görüşme Sayın Erdoğan’a göre normal bir görüşme olmamış olabilir. Çünkü uzun zamandır muhalefete kapılarını kapatmıştı, biz o zaman da diyalog yanlısıydık. Bu ülkenin cumhurbaşkanı ile ülkenin sorunlarının konuşulması için her zaman Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu savunmuş bir partiyiz. Bildiğiniz gibi Genel Başkanımız tarafından Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşme talebi iletilmişti. Cumhurbaşkanı da bu görüşmeye olumlu karşılık verdi. Tabii ki görüşmenin içeriği hakkında çok fazla detaya girmek doğru değil. İki lider bu konuda basına bir açıklama yapmama kararı aldı, bizim de onun dışına çıkmamız mümkün değil.”
“BOŞ KOLTUKLA ERDOĞAN MESAJ VERMEK İSTEDİ”
Görüşmede boş koltukla Erdoğan’ın bir mesaj vermek istediğini ifade eden Ertürk sözlerine şu şekilde devam etti:
“Görüşmede boş koltuk şık bir davranış değil. Boş koltukla ‘Ben AK Parti Genel Başkanı olarak değil Cumhurbaşkanı sıfatımla sizinle görüşmek istiyorum’ mesajını vermek istemiş olabilir. Tabii burada iki önemli hata söz konusu. İki siyasi partinin genel başkanı ve genel başkanlık makamında Cumhurbaşkanlığı forsunun kullanılması devlet gelenekleri açısından son derece sıkıntılı ve yanlış bir durum. İkincisi ise olayın nezaket boyutu. Ben kendi adıma söylüyorum, Sayın Genel Başkanımız bu konuda bir değerlendirme yapmadı ama nezaket kuralları açısından da şık olmayan bir davranıştı. Yine de ülkenin önemli sorunlarının gündeme alındığı görüşmede, bir koltuk oturma düzenini krize çeviremezdik, bu da doğru olmazdı. Çünkü o görüşmeye umut bağlayan milyonlarca insan vardı, kabul etseniz de etmeseniz de, sevseniz de sevmeseniz de bu ülkenin iktidarını yöneten Sayın Tayyip Erdoğan ve AK Parti hükümeti. Dolayısıyla iktidarda kaldığı sürece bu konuların ve sorunların muhatabı Erdoğan. Sayın Genel Başkanımız böyle bir görüşme talep etti, burada önemli sorunları Sayın Cumhurbaşkanına iletti. Yaşanılan ekonomik kriz, emeklilerin geçinememesi, adaletsizlik, birçok yargı kararının uygulanmaması ve hükümetin bugüne kadar yapmış olduğu yanlışları direkt olarak muhatabına söyleme imkanı bulduk.
“ÖNCE MEVCUT ANAYASAYA UYARAK GEREĞİNİ YAPACAKSINIZ”
Özel ve Erdoğan görüşmesinde nelerin konuşulduğuna ilişkin olarak Ertürk, şunları söyledi:
“Görüşmede yeni anayasa konusu da gündeme geldi. Numan Kurtulmuş’un Genel Başkanımızı ziyaretinde, Genel Başkanımız Özgür Özel yeni anayasa ile ilgili görüşlerini basın önünde tüm kamuoyuyla paylaşmıştı. Modern tarzda hak ve özgürlükleri özgürleştiren bir anayasanın yapılmasını Cumhuriyet Halk Partisi olarak yeri ve zamanı gelince mutlaka görüşmekten mutluluk duyarız. Ama şu an Cumhuriyet Halk Partisi’nin öncelik sorunu yeni anayasa değil. Ülkemizin gündeminde açlık var, yoksulluk var, pahalılık var, önce bunlarla mücadele edilmesi gerekiyor. Genel Başkanımızın da kamuoyuna deklare ettiği gibi önce mevcut anayasaya uyacaksınız, o anayasanın gereğini yapacaksınız, ondan sonra ‘ya bu anayasa artık dar geliyor toplumun beklentilerini karşılamıyor’ dersiniz. Sadece Cumhuriyet Halk Partisi değil ülkenin tüm muhalefet partileri, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, önemli kesimleri bir araya gelip önemli bir anayasa konusunda yeri ve zamanı gelince belki bu konu konusunda konuşulur” dedi.
Ertürk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’ye yapacağı ziyarete ilişkin “Bu bir teşekkür ziyareti olacak. Ama henüz netleşmiş bir tarih yok” açıklamasını yaptı.
“DİYALOG KAPISINI KAPATMAMIZ SÖZ KONUSU DEĞİL”
İYİ Parti’deki bayrak değişimine de değinen Ertürk şunları ifade etti:
“Halkımız 31 Mart yerel seçimlerinde İYİ Parti’yi cezalandırdı. Geri kalan 4 partinin toplamı da ülke genelinde yüzde 1,2 gibi bir orana indi. Cumhuriyet Halk Partisi’ne seçmen dedi ki, ‘Sen geçmiş hatalarından ders çıkardın, iç hesaplaşmalarını yaptın. Kendi içindeki değişimi dönüşümü sağladın, sana yol açıyorum’ mesajını verdi. CHP, kasım ayında yapmış olduğu kurultayda hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etseydi, üzülerek ifade ediyorum Cumhuriyet Halk Partisi de 6’lı masanın diğer partileri gibi yaşadığı hazin sonu yaşayacaktı. Sayın Genel Başkanımız, İYİ Parti kurultayından sonra basın aracılığıyla Sayın Müsavat Dervişoğlu’nu tebrik etti, hayırlı olsun ziyaretini yapacağını söyledi. Bizim İYİ Parti’ye başta olmak üzere muhalefetin diğer partilerinin tabanlarıyla hiçbir sorunumuz yok. Dolayısıyla bizim muhalefetteki diğer partilere sırt dönmemiz, diyalog kapısını kapatmamız söz konusu olamaz. Siyasetteki en önemli duygu vefadır. Strateji yanlış da olsa doğru da olsa biz kol kola omuz omuza bir çalışma yaptık, bir yol yürüdük. Benim milletvekilliği döneminde kendi adaylarıymış gibi çalışan, oy oranına bakmaksızın partilerin örgütlerine teşkilatlarını tabanına haksızlık yapmış olurum. Benim için vefa duygusu önemlidir, hepsi bizim arkadaşımız ve dostumuzdur. “
“HEDEFİMİZ 2028’DE İKTİDAR OLMAK”
Siyasi hedef olarak AK Parti’nin yanlışlarına, vermediği hizmetlere baktıklarını belirten Ertürk, “Ben il başkanlığı yaptığım dönemlerde kamudaki yolsuzluklar ve soygunlarla ve milletvekilinin yapmış olduğu yolsuzluklarla uğraştım. Mobbinglerle uğraştım, hiçbir zaman bir muhalefet partisine muhalefet etmeyi düşünmedim. O gün hangi noktada isek bugün de aynı düşünceyle devam ediyoruz. 14 Mayıs seçimleri hakkında konuşmak için çok geç, biz artık 31 Mart seçimlerini bile geride bıraktık. Sayın Genel Başkanımız, Parti meclisinde yaptığı bir konuşmada ‘1 Nisan benim için 31 Mart’ın bir gün sonrası değil 2028 seçimlerinin ilk günü’ demişti. Önümüze iktidarı koydu. CHP olarak 2028 ya da daha önce yapılacak bir seçimde iktidara odaklandık. Biz toplumun bize bağladığı umudu 2023’te yerle bir etmiştik. Şimdi ikinci kez insanların umudunu hayallerini yıkma gibi bir şeye sahip değiliz. Bu bilinçle de biz Anadolu’yu karış karış geziyoruz. Yarın Hatay’da ben olacağım, başka arkadaşlarımız başka illerde çalışmalar yaparak toplumun sorunlarını yakından takip etmeye devam edecek. Hedefimiz 2028’de iktidar olabilmek. Bizi polemik çukuruna çekmeye çalışanlara dönüp bakmayacağız. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi daima ileri bakacağız” diye konuştu.
]]>
Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ı CHP Genel Merkezi’ne gelişlerinde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer karşıladı. Görüşmede, DEM Parti’den Özlem Gündüz, CHP’den ise Selin Sayek Böke ve Gamze Taşçıer de bulundu.
Yaklaşık 2 saat süren görüşmeden sonrası Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile CHP Lideri Özel ortak açıklama yaptı.
İlerleyen süreçte bütün muhalefet partileri ile daha sık bir araya geleceklerini söyleyen Bakırhan, açıklamasında şu noktalara değindi:
” Hem seçim sonuçlarını hem Türkiye ve bölgedeki gelişmeler üzerine konuştuk. Verimli bir görüşme oldu, görüş alışveişinde bulunduk. Aynı zamanda kendilerini yerel seçimlerde aldıkları sonuçlardan dolayı tebrik ettik, başarılarını diliyoruz. Siyaset kurumu arasında duvarlar örülmüştü bir kutuplaşma vardı. Bu kutuplaşmalar neticesinde aslında siyaset kurumu özgürce rahat bir ortamda hem Türkiye hem bölge meselelerini tartışamıyordu ya da yeterince tartışamıyordu. Ama 31 Mart’ta halk aslında siyaset kurumuna çok önemli bir mesaj vermiştir. Türkiye’de artık mevcut krizler mevcut iktidar yaklaşımıyla çözülmüyor daha da derinleştiriliyor. Demokrasi özgürlükler konusunda ciddi sorunlar var. Düşünceyi ifade konusunda her gün çeşitli örneklerle karşılaşıyoruz. Henüz seçim sonuçlarında ortaya çıkan siyasi iradeyi kabüllenmeme durumu söz konusudur. Tam da siyasetin bir araya gelmesinin sebepleri bunlardır. Ülkemizde ciddi sorunlar var bunları çözülmesi gerekiyor bu da aynı zamanda ana muhalefetin temel görevidir. Önümüzdeki günlerde biz muhalefet olarak daha çok bir araya geleceğiz. Meselelerin diyalogla müzakere ile çözülmesi için çaba içinde olacağız. Türkiye halkları seçimde bu mesajı bizlere vermiştir. Siyaset kurumu rol sorumluluk alsın diye. Bu konuda CHP’ye de büyük görevler düşüyor. Önümüzdeki günlerde halkın dili sesi olma halkın emekçilerin yaşamış oldukları sorunların çözümü için muhalefetin bir arada aynı zeminde buluşması ortak görüş alışverişinde bulunarak hareket etmesinin değerli olduğunu biliyoruz. Bu konuda Sayın başkan da yapıcı bir rol oynacağını içerde belirtti. Bugüne kadar uygulanan politikalar ülkeyi bir kriz içerisine götürmüştür.Gezi davası, Kobane davası yargı ve ekonomik anlamda yaşanılan meselelerin tamamı iyi bir durumda olmadığımızı gösteriyor. Başta CHP olmak üzere diğer siyasi partilerle bir araya gelerek bu sorunların çözümü konusunda görüş alışverişinde de bulunacağız.
Görüşmede Anayasa tartışmaları değerlendirdirildi. Bir samimiyete ihtiyaç var mevcut iklime bakıldığında bir samimiyet sorunu var. Bir normalleşmeye, yol temizliğine ihtiyaç var. Böylesi bir durumda biz DEM Parti olarak üzerine düşen bütün görev ve sorumlulukları yerine getireceğiz.”
“KAYYIM ATAMAK İÇİN ZEMİN…”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise hem görüşmeyi değerlendirdi hem de gazetecilerden gelen soruları cevapladı. DEM Parti belediyelerinde bayrak ve sembollerin hedef alındığı iddialarına cevap veren Hatimoğulları “DEM Parti olarak bayrakla, sembolle hiçbir sorunumuz yoktur” ifadelerini kullandı. Hatimoğulları, şöyle konuştu:
“Biz bugün hem CHP’nin 31 Mart seçimlerindeki başarısını kutlamak üzere hem de Türkiye ve bölgedeki gelişmeleri konuşmak için görüşmek istedik. Türkiye’nin içinden geçtiği ekonomik krizi, açlığı krizi başta kadınlar olmak üzere tüm kesimlerin yaşamlarına müdahale eden rejimleri muhalefete düşen görevleri değerlendirdik. Bizlerin bayrakla sembollerle hiçbir şekilde hiçbir sorunu yok ve yansıtılan haberler asla doğru değildir. Bunu kayyım atamak için zemin olarak okuyoruz, bir yönlendirme dezenformasyon olarak okuyoruz. Asla DEM Parti olarak bayrakla sembolle hiçbir sorunumuz yoktur. Bayrak başta olmak üzere bu ve benzeri dezenformasyonla DEM Parti’nin belediyelerine kayyım atamalarının zeminini hazırlama, Türkiye kamuoyunu bunn için hazırlama konusunda bayrağı dahi söz konusu eden anlayışın yanlışlığının altını bir kez daha çiziyoruz. 31 Mart’ta halk tercihini yapmıştır, DEM Parti’yi seçmiştir kayyım atanan yerlerde ve bu halkın iradesinin sonuna kadar tanınması gerekiyor.”
(SÜRECEK)
]]>Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde çıkan olayları değerlendirdi. Baş, şunları kaydetti:
“1 Mayıs Türkiye’de hiçbir zaman bayram değil aksine hep gösterilere sahne olan, çekişmenin, kavganın had safhada olduğu bir gün olarak geçiyor.Bunun temelinde ne var? Sendikalar, işçiler Taksim’i istiyor, hükümet vermiyor. Ne olur işçiler Taksim’e çıksa, ne zararı var? Hiçbir zararı yok ama kayıkçı kavgası, yani ‘çıkamaz – çıkmayacak’ anlayışıyla Taksim’e izin verilmiyor. Kıbrıs’ın verilmesinde bile bir mahsur görmeyen iktidar, Taksim’in işçilere verilmesinde mahsur görüyor. Bu da iktidarın enteresan bir paradoksu.
“İŞÇİLERİN POLİS DÖVMEK GİBİ BİR DERDİ Mİ VAR?”
Türkiye’de işçiler haklarını elde etmek için bir şeyler yapabilirler, gösteri yapabilirler, tamam da işçilerin polis dövmek gibi bir isteği mi var? Orada toplanan grup polise saldırıda bulunuyor. Türkiye’deki bütün işçilere soralım; polis dövmek mi istiyorlar, olayların gergin olmasını mı istiyorlar? Dolayısıyla yapılan eylemle talepler farklı, böyle bir şeyin olduğunu gözlemliyoruz. Bu gergin ortam ülkemiz için riskli bir durum. Gerilim iki tarafın da istediği bir şey aslında. Türkiye iki partili sisteme oturtulmuş olsun isteniyor. Bir tarafını iktidar temsil etsin, bir tarafını muhalefet temsil etsin isteniyor. Bu iki görüş arasında kavgalar, gerginlikler devam etsin gibi bir beklenti var. Dolayısıyla iktidar sürekli muhalefetin istediği şeylere set çekiyor, muhalefet de bunları elde etmek için gerginlik oluşturuyor. Günün sonunda kazanan kim? Kazanan hiç kimse!
“MADENLER PEŞKEŞ ÇEKİLİRKEN HİÇ KİMSE BİR ŞEY SÖYLEMİYOR”
İşçiler Taksim’e çıksa ve miting yapsa bunun iktidara zararı ne, hiçbir şey! Peki bunun işçiye faydası ne, bu da hiçbir şey! Madenler peşkeş çekilirken hiç kimse bir şey söylemiyor, fabrikalar özelleştiriliyor, kapatılıyor, binlerce işçi işsiz kalıyor kimse bir şey söylemiyor. Nitekim buna karşı muhalefet partililerinin de bir şeyi yok. Bundan gayet mutlular, ‘evet özelleştirme yapmak durumundayız’ gibi bir düşüncesi var muhalefet partilerinin. Muhalefetin, ‘biz kaynaklarımızı kullanamayız veya bizim ülkemizde maden yoktur dolayısıyla bu madenleri işletemeyiz veya işletmesi için yabancılara verebiliriz’ görüşüyle ilgili muhalefetin bir kavgası, bir gürültüsü yok.”
“SENDİKALARIN İŞÇİ HAKLARINI ARAMAK DİYE BİR DERDİ YOK”
Sendikaların tavrını da eleştiren Hüseyin Baş, şöyle devam etti:
“Türkiye’de işçi haklarını arama diye bir gündem yok. İşçilerin haklarının teslim edilmesi diye Türkiye’de bir gündem yok. Sendikalar var ama ‘işçilerin haklarını temsil edelim’ diye bir gündemleri yok. Bugün iktidara yakın sendika var, muhalefete yakın sendika var. İşçileri bile sendikalar yoluyla ikiye böldüler. Birisi iktidarın sözcülüğünü yapıyor, diğeri muhalefetin sözcülüğünü yapıyor. Oradan iktidara ve muhalefete insan taşımakla meşguller, oy taşımakla meşguller. Başka bir gündemleri, başka bir dertleri yok.”
ASGARİ ÜCRET GÖRÜŞMELERİ NASIL YÜRÜYOR?
Asgari ücret gündemini de değerlendiren Hüseyin Baş, şunları söyledi:
“Asgari ücret görüşmeleri nasıl yürüyor? Şöyle yürüyor adeta; geliyor işveren diyor ki ‘ne vereyim abime?’ O da ‘ne verirsin bana’ diyor. ‘Ne vereyim abime – ne verirsin bana’ derken ne işçiyi mutlu eden, ne işvereni mutlu eden bir rakam çıkmıyor. Mesela asgari ücret Ocak’ta en son belirlendiğinde 17 bin 2 lira diye belirlendi. İşveren ortalığı ayağa kaldırıyor doğal olarak kendi penceresinden, ‘ben bunu nasıl vereceğim’ diyor. Tamam işveren mutsuz anladık bari işçi mutlu olsun ama daha 4 ay geçmeden açlık sınırının altında kalan bir ücret olmuş oldu. Temmuz’da asgari ücret artışı olmayacak. Eskiden en azından bir beklenti vardı; 3-4 ay acı çektik ama sonra Temmuz’da bir daha güncelliyoruz, birkaç ay da oradan kurtarıyoruz’ diye işçinin bir hesabı vardı. Şimdi seçimler bitti artık, seçimler bitince iktidar ‘daha artış falan yok’ dedi. Türkiye’de yoksulluk, açlık endeksleri var. Bence sefalet endeksi, sefillik endeksini de koymamız lazım, ciddi anlamda sefaletle yaşayan yani açlığı falan geçtim sefaletle sefillik içinde yaşayan bir toplum oluşturuluyor. İktidarın buna hiçbir çözümü yok, bunun karşılığında bununla ilgili pazarlık yapması gereken o sendikal faaliyetleri sürdüren örgütler de hiçbir çözüm ortaya koymuyor. Dolayısıyla sendikalar tamamen içi boşaltılmış hale geldi.”
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan satır başları:
“Ramazan Bayramını da ruhuna uygun şekilde kırgınlıkları giderdiğimiz, birlik ve beraberliğimizi perçinlediğimiz bir kardeşlik şölenine dönüştürdük.
Muhalefette gelen eleştirilere rağmen, hizmete aldığımız köprülerin ve otoyollarımızın trafiği ne kadar rahatlattığını bir kez daha görmüş olduk. Osmangazi Köprüsü araç geçişi 941 binden fazla, İstanbul Havalimanı yolcu sayısı 2 milyon 213 bin, Antalya Havalimanı 2024 yolcu rekoru 11 bin 260 yolcu, YHT yolcu sayısı 1 milyon.
ANTALYA’DAKİ TELEFERİK KAZASI
23 saat süren bir tahliye operasyonuyla 174 vatandaşımızı tamamını burunları kanamadan kurtardık. Kurtarılan vatandaşlarımıza tekrar geçmiş olsun diyor, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Yaşanan olayla ilgili bir ön rapor hazırlandı. Muhalefetin asıl sorumluları koruma çabaları gözden kaçmadı.
BEŞİKTAŞ’TAKİ YANGIN FACİASI
Soruşturma kapsamında özellikle bu hattı işleten firma ile bakımdan sorumlu firma yetkililerinden 5 kişi tutuklanmış, 8 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verilmiştir. Ana muhalefet yöneticilerin daha olayın ilk anından itibaren hadiseyi sulandırma ve asıl sorumluları koruma çabaları gözden kaçmamıştır. Aynı vicdansızlığın Beşiktaş’ta yaşanan yangın faciası ile sergilendiğini gördük. Rızkının peşindeki 29 emekçi kardeşimiz İstanbul’un göbeğinde hayatını kaybetti. Ne sendika, ne basın yayın kuruluşlarından ne de muhalefet cephesinden kayda değer hiçbir tepki gelmedi. Hak, hukuk adına Van’a koşanlar Beşiktaş için tek bir adım atmadılar. Bunun adı sadece vicdansızlık değil aynı zamanda ikiyüzlülüktür. Hem Antalya hem Beşiktaş’taki cinayetlerin faillerinin yargıya hesap vermesi için üzerimize düşenin yapacağımızın bilinmesini istiyorum.
“TEDBİR VE DENETİMLERİMİZİ DAHA FAZLA YOĞUNLAŞTIRACAĞIZ”
Benzer acıların tekrar yaşanmaması için Çalışma, Turizm ve İçişleri Bakanlıklarımız vasıtasıyla tedbir ve denetimlerimizi daha fazla yoğunlaştıracağız. Trafik kazalarında ve her iki kazada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.
“YEREL SEÇİMLERİ SUHULETLE TAMAMLADIK”
31 Mahalli İdareler seçim maratonunu hamdolsun suhuletle tamamladık. En ufak şaibeye mahal vermeden neticelenmesi demokrasimizin kazanç hanesine yazılmıştır. Milletin takdiriyle göreve gelen belediye başkanlarına, meclis üyelerine, muhtarlarımıza muvaffakiyetler temenni ediyorum. Seçimler sonrasında muhalefet partilerinin bir kısmının sergilediği sorumlu ve ağır başlı tavrı takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Yarın ki toplantımızda seçim toplantılarımızı değerlendireceğiz.
“31 MART SEÇİMLERİNİN İLK KAZANANI SANDIKTIR”
Bir süredir istisnasız her seçim öncesinde tedavüle konulan son seçim propagandasının tamamen safsatadan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Türkiye bir seçimi daha dünyaya örnek olacak olgunlukla gerçekleştirmiştir.
31 Mart seçimlerinin ilk kazananı sandıktır. Sandığın namusu ve itibarıdır. Rüştünü, gücünü ve yetkinliğini tartışmasız bir şekilde tekrar ispat eden Türk demokrasisi bu seçim sürecinin en büyük galibidir. Ülkemiz, milletimiz ve gelecek kuşaklar adına kıymetli bir kazanım olarak görüyorum. Muhalefetin de gerekli dersi çıkaracağını, bir daha temelsiz, basit ve zarar veren argümanların arkasına sığınmayacağını ümit ediyorum. Son 21 yıldır olduğu gibi gelecekte de demokrasimizin standartlarını yükseltmeye devam edeceğiz. Bu irademizin en net tezahürü, bugün 7. yılını idrak ettiğimiz 16 Nisan halk oylamasıdır. Türkiye 200 yıllık bir tartışmaya nihai noktayı koymuş, yönetim modeli tercihi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden yana olmuştur.
Ayrıntılar geliyor…
]]>Şurası bir gerçek ki, özellikle son birkaç yıldır rejim muhalifi partilerin bu ve benzer amaçlarla ilan ettikleri gösteriler artık kanıksanmıştı. Bu nedenle de, baharın tadının çıkarılabileceği sıcak bir Nisan gününde Budapeştelilerin kitlesel olarak bu gösteriye itibar edeceklerine pek kimse de inanmıyordu.
Ama gösteri, beklentileri ve tahminleri boşa çıkardı. İki ay önce kimsenin tanımadığı, Viktor Orban ve ekibinin çok ciddiye almadığı, muhalefetin de önemsemediği 43 yaşındaki Peter Magyar’ın çağrısı ülkenin dört bir yanından yüz bini aşkın destekçisinin bir araya geldiği, son yılların en büyük gösterisine neden oldu.
Parlamento’nun önündeki büyük meydan, son on dört yılda beş muhalefet partisinin değil ayrı ayrı, birlikte düzenlediği gösterilerden bile daha fazla insanı bir araya getirdi.
Bu gösteriyle Peter Magyar rüştünü ispat etmiş ve Viktor Orban’ın en ciddi siyasi rakibi haline gelmiş oldu.
Orban rejimi destekçilerinin endişeleri ve şimdiye kadar rejime muhalefet eden partilerin tabanlarını yitirme kaygıları arasında tüm yorumcuların ortak kanısı, Macaristan’da siyasi anlamda artık yeni bir dönemin başladığı idi.
Kim bu Peter Magyar?
Macar siyasi yaşamının yeni yıldızı Peter Magyar aslında Orban rejiminin elit prensleri arasından çıkıp gelen bir genç.
Bundan bir ay öncesine kadar rejimin bir avuç ayrıcalıklı ekibinin içinde yer alan, arpalık gibi kullanılan devlet şirketlerinde, banka yönetim kurumlarında, devlet ihaleleriyle semirtilen yandaş holdinglerde çalışan bürokratlardan biri.
Ama Peter Magyar’ın asıl kartviziti, bundan iki ay önce pedofil bir mahkûma af çıkarılması üzerine istifa eden Cumhurbaşkanının ardından, bu af kararına ortak olduğu için siyasi hayatı sona eren dönemin eski Adalet Bakanı Judit Varga’nın eski kocası olması.
Çok tartışılan af döneminde artık eski Adalet Bakanı eşinden de ayrılmış bulunan Peter Magyar bu istifaların ardından, ülkede pek de tanınmayan adını, çok izlenen sol liberal bir YouTuber’a 16 Şubat’ta uzun bir mülakat vererek duyurdu.
On milyon nüfusa sahip Macaristan’da iki gün içinde bir buçuk milyon kişinin izlediği bu mülakatta Peter Magyar eski karısına haksızlık yapıldığı iddiasından yola çıkıp kendisini geçmişe bağlayan bütün köprüleri yakıyor, rejimi içerden ve iyi tanıyan bir bürokrat olarak ağır ithamlarda bulunuyordu.
Peter Magyar’ın iddiaları yenilir yutulur gibi değildi. “Hükümet bir mafya örgütü” gibiydi. “Yolsuzluklar yandaşların mal mülk sahibi olması, ülkeyi paylaşmaları amacıyla” gerçekleştiriliyordu. Adalet mekanizması “asla tarafsız değildi.” Kamu medyası hükümetin borazanı olmuştu. Doğrudan Başbakanlığa bağlı propaganda mekanizması “sürekli yalan üretiyor, bu yalanlar yukarıdan aşağıya yine devlet kaynakları kullanılarak ülke çapında yayınlaştırılıyordu.”
Soyadı Macar anlamına gelen Peter Magyar halka, “Sizi kasıtlı olarak bölen, Macar’ı Macar’a düşmen edenler giderler, yeter ki bir araya gelin, yeter ki korkmayın” diyordu. En önemli mesajı olan “korkmayın” uyarısı dalga dalga büyüdü.
Hükümet bu çıkışa nasıl tepki gösterdi?
Rejim ve hakim medya önce Peter Magyar’ı görmezden gelmeyi denedi, kısa sürede izlenme rekorları kılan bu mülakatı görmedi, göstermedi.
Ardından birkaç gün içinde gündeme gelen diğer mülakatları ve açıklamaları da suskunlukla karşıladı. Ancak Peter Magyar inat ediyor, kapıdan atıldığı yere bacadan yeni iddialarla giriyordu.
Birkaç günde bir ortaya attığı yeni iddialarla, açıklamalarla gündemde kalmayı başarıyordu. Hakim medyada hakkında çok bilgi ve haber yayınlanmasa da adı artık biliniyordu.
Ancak Peter Magyar’ın suskunluk buzlarını kırdığı tarih 15 Mart oldu. Macaristan’ın en büyük resmi bayramlarından biri olan 15 Martta taraftarlarını ortak bir kutlama yapmak için şehrin bir meydanına davet etti.
Bu miting her şeyi değiştirdi: Bayraklarla, Macar ulusal renklerini taşıyan flamalarla bir araya gelen ve gençlerin çoğunluğunu oluşturduğu çok büyük ve coşkulu bir kitle önünde Peter Magyar yeni hedeflerini açıklıyordu: “Bu rejimin elimizden aldığı tüm ulusal sembolleri geri alacağız! Bayrağımıza, dilimize, değerlerimize, yurtdışında yitirdiğimiz itibarımıza sahip çıkacağız! Onlar gidecek, biz kalacağız” diyordu.
Hükümetin iç yüzünü ifşa edebilmek için ortaya attığı bir kanıt ortalığı karıştırdı. Peter Magyar Adalet Bakanı olan eski karısıyla olan bir konuşmasını gizlice kaydetmişti. Bu konuşmada o zaman daha Adalet Bakanı olan karısı hükümetin adalet mekanizmasına müdahale ettiğini, yolsuzluk iddianamelerini savcılara telkinle değiştirdiğini söylüyordu.
Yayınladığı bu kaset yeni fırtınalar kopardı. Kasetin içerdiği vahim iddiaların yanı sıra, karısının söylediklerini gizlice kaydetmesinin ahlaki vahameti de lehte ve aleyhte salvoları gündeme getirdi. Artık Peter Magyar’ı herkes tanıyordu.
15 Mart’taki büyük gösterinin ve yayınlanan ses kaydının ardından rejimin tavrı da değişti. Hükümet elbette resmi bir açıklama yapmıyordu. Ancak resmi propaganda mekanizması artık tam gaz harekete geçmişti. Peter Magyar, gazetecilere kendisinin bir “itibar cinayetine” kurban edilebileceğini söylüyordu. Yani hakkında çok ağır şeyler söylenecekti. Dediği gibi de oldu.
Devlet medyası karısına şiddet uyguladığı, çocuklarını aşağıladığı, psikopat olduğu, devlet kurumlarındaki işlerini kaybettiği için intikam almak istediği iddialarıyla yankılandı.
Magyar Peter ise taraftarlarına ümit veriyor, “Gidecekler, yeter ki siz korkmayın, bakın ben de korkmuyorum” demekle yetiniyordu.
Muhalefetin tavrı nasıl oldu?
Geride kalan on yılı aşkın süre içinde, Budapeşte Belediye Başkanlığı hariç hiçbir seçimde, ne ayrı ayrı ve ne de birleşerek Orban’a karşı zafer kazanamayan muhalefet partileri ise önce net bir tavır alamadı.
Peter Magyar, Orban rejiminin içinden çıkıp gelen yeni ve toy bir siyasetçiydi. Kalıcı olup olmayacağı da şüpheliydi. Söylemleri politikanın merkezine oturmak istediğini, sürekli sağa kayan ve bu nedenle merkezi boşaltan Viktor Orban’dan kalan yeri doldurmak istediğini ortaya koyuyordu.
Muhalefet partileri önce Peter Magyar’ın FİDESZ’i yıpratmasını sevinçle karşıladılar, ancak giderek güçlenen ve muhalefetin tabanından da önemli bir kesimi çekeceği anlaşılan bu yeni hareket kısa sürede muhalefette de kaygı yaratmaya başladı.
Geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen son gösteride Peter Magyar’ın konuşmasında muhalefete de vurmaya başlaması, Orban ile birlikte muhalefetin önemli ismi Gyurcsany’ı da hedef alması muhalefet açısından da tehlike çanlarının çalınmasına neden oldu.
Macaristan siyasi hayatı son on yıldır hiç görülmemiş bir şekilde hareketlendi, yeni sürprizlere, önemli değişikliklere gebe olduğunu ilan etti.
Önümüzdeki dönemde neler olabilir?
Haziran ayında Macaristan’da yerel seçimler ve Avrupa Parlamentosu seçimleri gerçekleşecek. Peter Magyar liderliğinde ortaya çıkan bu yeni hareket Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılacağını açıkladı.
Yani önümüzdeki iki ay içinde hareketin hızla partileşmesi yerel düzeyde örgütlenmesi ve kadrolaşarak seçimlere girmesi bekleniyor.
Modern milliyetçi, muhafazakâr özellikler taşıyan, sağın ve solun dışında merkeze oturmayı planlayan bu hareket Avrupa Birliği’ni savunuyor, Viktor Orban’ın şiddetle karşı çıktığı Avrupa Savcılığına izin vereceğini ve dengeli bir dış siyaset izleyeceğini ilan ediyor.
Gözlemciler bu hareketin iki ay içinde kazandığı destek ivmesinin seçimlere kadar artması halinde ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde kayda değer bir başarı kazanması durumunda Peter Magyar’ın Viktor Orban’ın tek gerçek rakibi olacağını düşünüyorlar.
Seçimlere iki ay var. Ama geçmişi de topu topu iki ay olan bu çok genç sürpriz hareketin bir sonraki hedefi Mayıs ayındaki anneler günü için ilan ettiği yeni miting.
Peter Magyar “Bu mitinge bir milyon kişi getireceğiz, biz korkmuyoruz, hasımlarımız iktidarı yitirmekten korksun” diyor.
]]>Ala, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla partisinin Bursa’da Gökdere Meydanı’nda düzenlenen mitinginde, 31 Mart Pazar günü yapılacak Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin, geçen yıl mayıs ayında elde edilen istikrarın yerel yönetimde de sürdürülmesi için önemli olduğunu söyledi.
Ankara’da üretilecek politikalarla uyumlu işler yapacak yerel yöneticilerin iş başına getirilmesiyle Türkiye’nin hedeflerine doğru emin adımlarla yürüyeceğini anlatan Ala, Türkiye Yüzyılı’nda ülkenin her alanda dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasına girmesi hedefiyle çalıştıklarını vurguladı.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’a seçimlerde destek isteyen Ala, “Önümüzde merkezi idare için 4 yıl, mahalli idareler için 5 yıllık seçimsiz bir dönem var. Önümüzdeki 4-5 yılı inşallah Cumhurbaşkanı’mıza hediye edeceksiniz, yerel yönetimlerde de Cumhur İttifakı’nın adaylarını iş başına getirip ‘yola devam’ diyeceksiniz. Ben bundan eminim. İşte o zaman Türkiye emin adımlarla yoluna devam edecek.” ifadesini kullandı.
Sandıktan yine istikrarın çıkması gerektiğini kaydeden Ala, “Türkiye’nin gecikmeye tahammülü yok. Türkiye, hedeflerini yakalamak zorunda. Geciken her gün yani bir gün geciktiğinizde dünyada yarıştığınız şehirlerden bir yıl geri kalırsınız. O gün yapılması gereken altyapı o gün yapılmalı. Yoksa o gün o altyapıyı yapmazsanız, o yıl o yatırımı yapmazsanız onlarca yıl geri kalırsınız. Çünkü dünya ülkeler rekabeti içinde. Ülkeler rekabetinin yanında inanılmaz bir şehirler rekabetinin içinde.” diye konuştu.
Efkan Ala, muhalefetin durumunun içler acısı olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi muhalefet pazartesi günü iç kargaşaya, iç tartışmaya başlayacak. O hançerlemeler henüz bitmiş değil. Onun hesabı görülmüş değil. Yani biz pazar akşamı mazbataları alıp pazartesi ‘Ya Allah, bismillah’ deyip, hizmet üretmeye başlayacağız. ‘Hizmete devam’ diyeceğiz ama bu bir kehanet değil, bütün siyasi emareler şunu gösteriyor; muhalefet pazartesi günü bir iç çatışmaya, iç kargaşaya ve iç hesaplaşmaya başlayacak. Daha kendi partisinin içinde genel başkan kim, belediye başkanı kim, grup başkanı kim, yardımcısı kim belli değil. Her kafadan bir ses çıkıyor. Peki daha partilerini yönetemeyenlerin memleketin yönetimine ne gibi bir katkıları olabilir? Bunu düşünmek zorundayız. Onun için önümüzdeki 4-5 yılı siyasi çatışmalarla, kargaşalarla, iç çekişmelerle, didişmelerle geçirecek siyasilere değil, istikrar içinde kendine güvenerek, partisinin, liderinin arkasında durarak, projelerinin yanında durarak, üretilen projeleri kendi ürettikleri projelerle illerinde uygulayarak Türkiye’yi hedeflerine doğru emin adımlarla taşıyacak kadrolara ‘evet’ diyelim.”
Bursa’nın her zamanki gibi Türkiye’yi hedeflerine götürecek kadroları tercih edeceğini belirten Ala, “Ben her birinizin bu 2 günü de çok hummalı bir çalışma içinde geçireceğinize inanıyorum. Özellikle hanımefendilerin ev ev dolaşarak bu meseleleri vatandaşlarımızla paylaşıp onlara hatırlatacaklarına duyduğum inancı yineliyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Muhalefet kayıkçı kavgası siyasetini sürdürmeye devam ediyor”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Yalçın da seçimlere 3 gün kaldığını, tüm Türkiye’de belediyelerin yeniden belirleneceğini anımsattı.
Bursa’da seçmenlerin AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na verdiği desteği herkesin bildiğini söyleyen Yalçın, şöyle devam etti:
“Önümüzdeki dönemde de inşallah bu destek eksiksiz devam edecektir. Görüyorsunuz 3 gün gibi kısa bir süre kaldı ama şu ana kadar muhalefetin adayları veya muhalefet partileri kendi aralarındaki çekişmeden kafalarını kaldırıp, boş laf siyasetinden kafalarını kaldırıp şehirlerimize ne gibi hizmetler verebileceklerine dair iki satır laf etmiş değiller. Buna karşılık biz AK Parti belediyeciliğinin ne olduğunu, ne anlama geldiğini tüm Türkiye’ye anlatmaya çalışıyoruz. ‘Gerçek belediyecilik’ dediğimiz şey de işte tam budur. Birçok şehirde, birçok belediye başkanı adayı herhangi bir icraat ortaya koymamış olmasına rağmen muhalefet adına vatandaşın önünde sadece demagojik ve polemik sözlerle oy istemeye devam ediyorlar. Biz AK Parti olarak bütün şehirlerde gerçek belediyeciliğin taahhüdünü veriyoruz, şehirlerimizdeki kentsel dönüşüm meselelerini çözmek için projeler üretiyoruz. Şehirlerimizdeki trafik sorunlarının üstesinden gelmek için kavşak, köprü, yol çalışmalarımızı vatandaşa tanıtıyoruz. Muhalefet maalesef buna benzer bir çaba ortaya koymak yerine kayıkçı kavgası siyasetini sürdürmeye devam ediyor.”
Yalçın, Bursa’nın uzun zamandır AK Parti belediyeciliğinin gerçek belediyecilik hizmetlerini almış büyük ve önemli bir kent olduğuna işaret ederek, kentin yeni dönemde de AK Parti belediyeciliğini almaya devam edeceğinden kimsenin şüphesinin olmadığını dile getirdi.
Boş polemikleri bir kenara bırakıp şehirlere nasıl hizmet edeceklerini anlatmakla uğraştıklarını bildiren Yalçın, “Ülkemizin güncel bir sürü meselesi olabilir. Ekonomik meseleler olabilir. Başka gündemlerimiz de olabilir. İşte bunları fırsat bilenler Türkiye’de belediyelerden başlayarak Türkiye’nin istikrarını bozmaya yönelik çabalar ortaya koyuyorlar. Hep beraber bunlara karşı sağlam bir duruş sergilemek mecburiyetindeyiz. İşte bu nedenle gerçek belediyeciliğin önemini hepimiz kavrıyoruz.” diye konuştu.
Mitingde, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ve AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan da katılımcılara hitap etti.
]]>İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, seçim çalışmalarını kapsamında Muğla’nın Marmaris ilçesinde düzenlenen iftar programına katıldı. Akşener, iftar programında yaptığı konuşmada, Akşener, muhalefetin Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini eleştirerek muhalefetin sistemi değiştirmeye değil yalnızca Cumhurbaşkanı’nı değiştirmeye odaklandığını savundu. Akşener, “Bu ucube sistem kabul edildikten sonra Türkiye’de birçok konu rayından çıktı, iş iradesinden çıktı. Çünkü bu sistem bütün her şeyi, bütün gücü bir kişinin 2 dudağı arasına koydu. Herkesin çok kolayına gitti, muhalefetin tümünden bahsediyorum; herkes bu sistem üzerinden konuşmak yerine, bu sistemden kurtulmayı konuşmak yerine Tayyip Erdoğan’dan kurtulmayı konuştu. Kaybetme nedeni budur. Çünkü Sayın Erdoğan gittiğini varsayın, bu sistemin başına kimi koyarsak koyalım bir sene sonra gerçekten o sistem o kişiyi kendine benzetir. Dolayısıyla konumuz insanlar değil konumuz sistem olmalıydı.”
Akşener, şöyle devam etti:
“SİZE KİM, NASIL DÜRÜSTÇE HİZMET EDECEKSE ONU SEÇİN”
“Biraz evvel başkanım dedi ki; Marmaris’te talanın ve yalanın devamı için bir dedikodu var, bir ters propaganda var. ‘Oyları bölmeyin, Ak Parti kazanmasın.’ Bazı yerlerde öyle deniyor. Mesela Ordu’da biz kazanıyoruz. Sayın Özgür Özel çıktı ve dedi ki ‘Sakın Ak Parti kazanmasın diye başka bir partiye oy vermeyin.’ Koskoca CHP’nin Genel Başkanı bunu demiş, Cumhuriyet Halk Partililer elbette dinlemelidirler. Burada bizim oylarımızı kendilerine isterken, “aman ne olursunuz efendim” derken; öbür tarafta da Ak Parti’nin almasının hiçbir sakıncası olmadığını dile getiriyorlar.”
Marmarislilerden Akşener, oy verirken hizmet odaklı düşünmelerini isteyen Akşener, “Değerli Marmarisliler, çok değerli Muğlalı kardeşlerim esas mesele size kim, nasıl dürüstçe hizmet edecekse onu seçin” diye konuştu.
Akşener emeklilerin haklarına yönelik Cumhurbaşkanı’na çağrıda bulunarak; “Bugün Sayın Erdoğan “emeklilere zam isteyip duruyor” demiş benim için. “Öyle şey olur mu? Biz promosyonları yükselttik, öyle düzeltiyoruz” demiş. Adayları da 5.000 TL, 6.000 TL maaş vereceklermiş emeklilere onu söylüyor. Sayın Erdoğan net bir şekilde şunu söylüyorum 10.000 TL emekli maaşı ile bu insanlar aç. Bir, bu bayram parasını 7.000 liraya çıkaracaksın; iki, 11.000 TL seyyanen zam yapacaksın ve en düşük emekli maaşını asgari ücret seviyesine çıkaracaksın. Paran mı yok? Suriyelilere buluyorsun, kendi yandaşlarının vergilerini silmeye buluyorsun. Nasıl oluyor bu iş emekliye gelince yok” dedi.
Atanamayan öğretmenler sorununa da değinen Akşener, “Bir başka konu, 100.000 öğretmen tayini. Ben hem emeklilerin hem de öğretmen kardeşlerimin, meslektaşlarım oyuna talibim. Bakın, verin bana o gücü, tutun elimi 2028’e kadar bu haklarınızı söke söke alacağım ben. Görün muhalefet nasıl yapılıyormuş. Şuculuk, buculuk üzerinden yan gel yat Osman muhalefetini bitirmezsem namerdim. Bakın, göreceksiniz. Bütün bunların neticesinde bir de mutlaka mülakatın kaldırılması lazım.”
Akşener, vatandaşlardan İYİ Parti’nin Muğla belediye başkan adaylarına da oy istedi.
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün yerel seçim çalışmaları kapsamında Tokat’ta miting düzenledi. Mitinge katılımla ilgili Erdoğan, “Şu muhteşem katılım, Tokat’ın 31 Mart’ta nerede olacağını açıkça ortaya koyuyor.” dedi.
31 Mart’ta Tokat’ın milli irade bayrağını bir kez daha en yükseğe dikerek kendine yakışanı yapacağını söyleyen Erdooğan, şöyle konuştu:
“31 Mart’ta Tokat’ta çıkacak sonuçla sadece Tokat’ın yerel yöneticilerini seçmekle kalmayacaksınız, sandıkta yapacağınız tercihle tüm Türkiye’ye, dünyaya da önemli bir mesaj vereceksiniz. İstanbul’daki tüm hemşehrilerinizi sizden aramanızı rica ediyorum. Zira İstanbul’da Murat kardeşimizi Tokatlılar ağırlığını koyarak onu da seçtirerek, CHP zulmünden İstanbul’u kurtaracağız. Ankara’daki Tokatlıları da aramanızı istiyorum, orada da Turgut kardeşimizi kazandıracağız. Bunlar çok önemli. Türkiye’nin 21 yılda üç kat büyümesinden rahatsız olanlar pusuda bekliyor. Türkiye’nin hak ve özgürlük reformlarıyla ileri demokrasi sınıfına yükselmesine tahammül edemeyenler pusuda bekliyor. Ben size inanıyorum, kale içeriden fethedilir. Mesele Tayyip Erdoğan, AKP, Cumhur İttifakı değildir, mesele doğrudan Türkiye’dir, Türk milletidir. Bunların nezdinde somutlaşan hak ve hakikat davasıdır. 31 Mart’ta bir kez daha milletimizin desteğini alarak Tokat’ta da İstanbul’da da Ankara’da da Türkiye’ye bu namı salacağız, ülkemizin Türkiye Yüzyılı yolculuğunu hızlandıracağız.”
“CHP ZİHNİYETİ YERİNİ HEP VESAYET VE DARBE SAFINDA BELİRLEDİĞİ İÇİN SİYASAL MUHALEFET TARAFI BOŞ KALDI”
Demokrasilerde muhalefetin, hem iktidarı denetlemesi hem de alternatif olması bakımından önemli olduğunu belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Türkiye, maalesef ne iktidar hazırlığı olan ne de denetleme görevini yapabilen bir muhalefete sahip değildir. CHP zihniyeti yerini hep vesayet ve darbe safında belirlediği için siyasal muhalefet tarafı boş kaldı. Öyle ki kendi projelerimizin alternatiflerini kendimiz geliştirdik. Kendi politikalarımızı eksiklerini kendimiz belirleyip düzeltme yoluna gittik, bundan da asla gocunmadık. Muhalefetin bugünkü halini görüyorsunuz, acınacak halleri var. Birbirlerini yemekten dönüp de ülkenin haline küresel yükseliş ve düşüşlere bakacak halleri yok. İktidara geldiğimizden beri bu 18. sandık imtihanımız, hepsinden de başarıyla çıktık. Hepsinde de aynı şevkle, heyecanla çalıştık. 31 Mart’ta da Tokat’ta da İstanbul’da da Ankara’da da yalnız bırakmayacağınıza inanıyorum. Milleti kendine yük gören muhalefet zihniyetine bunları anlatmak mümkün olmuyor. Onlar oturdukları yerlerden ettikleri beyhude laflarla siyasetçilik oynamayı seviyor. Bırakınız ülkeyi, kendi partileri içinde birliği, beraberliği sağlayamıyorlar. 3-5 belediye fazla almak uğruna DEM’le girdikleri ittifaka kimlerin koçluk ettiğini görüyorsunuz değil mi? Talimat nereden geliyor; Kandil’den. uygulama Ankara’da, İstanbul’da, Mersin’de ortaya çıkıyor.”
“DEM ANKARA’DAKİ GENEL MERKEZİNDEN DEĞİL, KANDİL’DEKİ TERÖR BARONLARI TARAFINDAN YÖNETİLMEKTEDİR”
“DEM dediğiniz yapı geçmişten beri partiymiş gibi davranan bir örgüt aparatı.” ifadelerini kullanan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Sahne önünde olanların bu partide yetkisi ve sözünün ağırlığı yok. Bu parti Ankara’daki genel merkezinden değil, İstanbul’daki sapkın ideolojik yapılar ile Kandil’deki terör baronları tarafından yönetilmektedir. Bu gerçek ortadayken kendilerini meşru muhatap yapma gayretleri beyhudedir. CHP’nin böyle bir partiyle yok yürüme, belediye başkanlığı verme, belediye bürokrasisini paylaşama hesabına girmesi anlaşılır gibi değil. 14-28 Mayıs’ın tamamlayıcısı olacak 31 Mart’tan sonra bu çorak ve çarpık muhalefet anlayışının da tasfiyesine şahitlik edecektir. Biz de gençlerimize bırakacağımız en büyük mirasımız olan Türkiye Yüzyılı’nın inşasını tamamladıktan sonra inşallah huzuru kalple yola devam edeceğiz. O gün gelene kadar gece gündüz çalışmayı sürdüreceğiz.”
“EMEKLİLERİMİZİN YANINDA OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”
Konuşmasında emeklilere de değinen Erdoğan, şunları söyledi:
“Sıkıntılı dönemlerde en büyük refah kaybını çalışanlar ile emeklilerin yaşadığının farkındayız. Emeklilerimizin yükünü hafifletmek için bir defaya mahsus 5 bin lira ödenmesinden yüzde 50’yi bulan maaş artışlarına, banka promosyonlarına kadar elimizden geleni yapıyoruz. Bundan sonra da emeklilerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonun düşmeye başladığını göreceğiz. Bütçe imkanlarını genişletmek için hazırlıklarımız var. En önemli referansımız bugüne kadar ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetlerimizdir.”
]]>Erdoğan, partisinin Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitinginde vatandaşlara hitap etti.
Hayatın dikensiz gül bahçesi olmadığını belirten Erdoğan, insanın olduğu gibi milletlerin de önüne inişler ve çıkışlar, fırsatlar ve tehditler, imkanlar ve hesapta olmayan felaketlerin çıkabildiğini ifade etti.
Son dönemde milletçe başa gelen felaketlerden en büyüğünün 6 Şubat depremleri olduğunu hatırlatan Erdoğan, bu depremlerin Kayseri’nin de bir bölümünü etkilediğini, can kaybı olmadığını ama hasar gören yıkılan binaların bulunduğunu söyledi. Erdoğan, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremde hayatını kaybeden 53 bin vatandaşı rahmetle yad etti.
Depremle yıkılan şehirleri ayağa kaldırmak için gece gündüz çalıştıklarını vurgulayan Erdoğan, inşası tamamlanıp hak sahiplerine teslim edilen konut sayısının, 80 bine yaklaştığını, yıl sonuna kadar bu rakamın 200 bine tamamlanacağını bildirdi.
Erdoğan, caddeleriyle, meydanlarıyla, tarihi ve kültürel mekanlarıyla üretimi ve istihdamı destekleyecek altyapılarıyla deprem şehirlerini Türkiye Yüzyılına hazırlayacak şekilde ihya ettiklerini dile getirdi.
En büyük mücadeleyi enflasyona ve hayat pahalılığını köpürten anlayışa karşı verdiklerini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“Çalışanlarımızın, emeklilerimizin ve küçük esnafımızın gelirlerini, yüksek enflasyon karşısında korumakta kararlıyız. Ama bu mücadeleyi mutlaka başarıya ulaştıracağız. Bunu da öyle yalan yanlış rakamlarla kimseyi kandırarak değil çalışarak, üreterek pastayı daha da büyüterek yapacağız. İnşallah yılın ikinci yarısından itibaren enflasyon hızlı bir düşe geçecek. Depreme ayrılan kaynakların ve enflasyonun bütçe üzerindeki yükü hafifledikçe insanımızın refah seviyesini eskisinin de üzerine çıkartacağız.
Bu vesileyle emeklilerimize güzel bir haber vermek istiyorum. İlk kez 2017’de emeklilerimize banka promosyonu ödenmesi uygulamasını başlatmıştık. Kamu bankalarımız bu yılki promosyon ödemesi miktarlarını alınan aylığa göre 8 bin lira ile 12 bin lira arasında belirledi. Diğer bankaların da bu rakamların altında kalmayacak şekilde promosyon ödemeleri yapacağına inanıyorum. Banka protokolleri yürürlüğe girdikten sonra emeklilerimiz maaşlarını aldıkları yerlerden bu ödemeleri alabilecekler. Yeni banka promosyon rakamlarının emeklilerimize hayırlı olmasını diliyorum.”
“Seçim kazanmak için kendi akıllarınca birileriyle demleniyorlar”
Her imkanı değerlendirerek çalışanların ve emeklilerin gelirlerini artırarak refah seviyelerini yükseltmenin gayreti içinde olduklarını belirten Erdoğan, ülkede Cumhur İttifakı’ndan başka bunu yapabilecek bir başka siyasi iradenin bulunmadığını söyledi.
Erdoğan, “Memleket muhalefetin eline kalsa bırakınız maaşların yükselmesini, mevcut maaşları bile geçmişte olduğu gibi ödeyemezler. Muhalefetin halini görüyorsunuz. Ne diyor o güzel Kayseri türküsünde? ‘Sabah olur potinini giyemez. Öğle olur ekmeğini yiyemez. İki sözü bir arada diyemez.’ CHP’nin ve diğer muhalefet partilerinin durumu işte tam böyle. Milletimizle birlikte kendilerini destekleyen vatandaşlarımızı da defalarca hayal kırıklığına uğrattılar.” diye konuştu.
Milyonlarca insanın yıllardır gidip bir umutla CHP’ye oy verdiğini sadece seçimleri değil umutlarını da kaybettiğini ifade eden Erdoğan, vatandaşın şehirlerinde yeni yatırımlar görmediğini, mevcut hizmetlerin sorunsuz işlemesine hasret kaldığını kaydetti.
Erdoğan, şöyle devam etti:
“Çünkü CHP yönetimi sadece beceriksizlerden, sadece kifayetsizlerden değil, aynı zamanda kendini geliştirme yönünde hiçbir çabası olmayan tembellerden oluşuyor. Onların gündemi başka. Parti içi iktidar kavgaları kendilerini ilgilendirir. Ama deste deste para sayma görüntülerinin izahını hala yapamadılar. Çıkıp olayı dürüstçe açıklamak yerine sağa sola saldırarak, çirkinleşerek, kabalaşarak, skandalı örtbas edebileceklerini zannediyorlar. Seçim kazanmak için kendi akıllarınca birileriyle demleniyorlar.
Ama orada da durum pek parlak gözükmüyor. Bu partinin tamamı iradelerinin işportada pazarlanır gibi hangi bedeller karşılığı olduğu bilinmeden CHP’ye peşkeş çekilmesinden rahatsız. CHP’li yöneticiler tarafından tercihlerinden dolayı sürekli hakaret edilmeyi, ayrımcılığa, ırkçılığa maruz kalmayı da içlerine sindiremiyorlar. Belediyelerini yönettikleri şehirleri yakın zamanda bekleyen en büyük tehlike deprem olmasına rağmen bunlar ellerindeki kaynakları bambaşka yerlerde kullanıyorlar. Karşımızda projesi olmamakla yol yapamamakla tünel kazmamakla, köprü inşa etmemekle, yeşili artırmamakla övünen bir zihniyet var. Türkiye eser ve hizmet siyasetinden sonra yeni bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyadır. Bunun adı, zübük siyasetidir.”
“31 Mart’ta bunlara gittikleri yolun yol olmadığını göstermemiz lazım”
Erdoğan, herkese duymak istediğini söyleyen ama kendi ihtirasları dışında hiç bir şeyle ilgilenmeyen bu zihniyetin ülkenin en büyük talihsizliği olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Bay Kemal’in vizyonsuzluğuna tahammül edemezken başımıza daha beterleri daha çapsızları daha ilkesizleri musallat oldu. Hani beterin beteri vardır derler ya, muhalefetin çapı ve kalitesi konusunda ülkemiz tam da böyle bir kısır döngüye girmiştir. Daha şimdiden seçimlerin ardından muhalefet tarafından ufaktan değişim arayışları başladı. Böyle giderse 31 Mart’tan sonra muhalefet cenahında yeni bir meydan muharebesi yaşanacağı anlaşılıyor. İnşallah bu sefer gelenin gideni aratmadığı bir tabloyla karşılaşırız.” diye konuştu.
“Biz, muhalefetin köklü değişimlerle kendini yenileyerek ülkemiz adına umut verici yeni bir dönemin kapılarının aralanmasını temenni ediyoruz.” diyen Erdoğan, bunun için 31 Mart’taki dersi sağlam tutmak gerektiğinin altını çizdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “31 Mart’ta bunlara gittikleri yolun yol olmadığını göstermemiz lazım. Kayseri’nin bu konuda öncülüğü kimseye bırakmayacağına inanıyorum.” dedi.
(Sürecek)
]]>Haber: NİSANUR YILDIRIM/ Kamera: ÜNAL AYDIN
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci, “Ya mevcut düzeni kazanacak Çankaya’nın ya da Türkiye İşçi Partisi kazanacak. Üçüncü bir seçenek yok. Çankaya’da AKP’nin kazanma riskini görsem, oyları bölüp AKP’ye kazandıran bir isim olarak anılmak beni bunca yıllık tecrübemi ve ekranda sergilediğim tavrı reddetmem olurdu. Ben burada AKP’nin kazanma riski olmadığını, oylar CHP’nin oyları ikiye değil üçe de bölünse yine de AKP’nin kazanamayacağını gördüğüm için burada ya TİP ve İrfan Değirmenci ya da CHP ve adayı kazanacak. İki ihtimal olduğunu gördüğüm için buradayım. Çankaya seçmeninin karşısındayım” dedi.
İrfan Değirmenci, TİP Genel Merkezi’nde gazetecilerle bir araya geldi. Değirmenci’ye; TİP Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, TİP PM üyesi İlke Kumartaşlıoğlu ile Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı ve TİP Çankaya Belediye Meclisi Üyesi Adayı Tuğba Gürsoy eşlik etti.
Sözlerine Gezi Direnişi’nde öldürülen Berkin Elvan’ı anarak başlayan TİP Ankara İl Başkanı Fırat Çoban, şöyle konuştu:
“Bu kazanım siyasetinin en somutlandığı alanlar bizim için yerel seçimler. Ümit ediyoruz ki TİP 31 Mart yerel seçimlerinden, memleket genelinde, Ankara’da, Hatay’da, Malatya’da, Tokat’ta, Erzincan’da, belediyeler kazanarak ve bu memlekete, cumhuriyetin ikinci yüzyılında bir Sosyalist Belediyeler Birliği armağan ederek yoluna devam edeceğiz. Şimdi bu yerel seçimlerde 2 ilke önceledik. Birincisi; her ne olursa olsun biz saray rejiminin yeni belediyeler kazanmamasını arzu ediyoruz. Muhalefetin yönetmesi hiçbir şey ifade etmeyebilir ama saray rejiminin yeni bir belediye kazanması, bu memleketteki emekçiler, kadınlar, gençler adına çok şey ifade ediyor. Bu yüzden TİP hiçbir tartışmaya girmeden, pazarlığa girmeden, üzerine düşen sorumluluğu memleketi adına yerine getirmiştir. Aday çıkarmadığımız yerler, büyükşehirler, iller, ilçeler, bunlar zaten kamuoyunun da malumudur. Biz saray rejimine yeni bir belediye hediye eden, yalnızca kendi ikbalini düşünen bir siyasi hareket değiliz. Masalara oturan, masalardan kalkan, vekil, belediye pazarlıklarına giren, çantaları alıp götüren bir siyasi hareket değiliz. Memlekette bunlardan yığınla zaten var.
İkinci ilkemiz bu memlekette AKP iktidarı gibi bu kadar pespaye bir rejimin 20 yıldır hüküm sürmesinin, üstelik kendisini sürekli tahkim ederek ve egemenlik alanını genişleterek hüküm sürmesinin en temel sebeplerinden biri de muhalefet yapma biçimi. Bu memlekette kurumsallaşmış, ana akım muhalefet… TİP aldığı bir milyon oyun yurttaş iradesinin desteğiyle bu seçimlerde AKP’ye hediye etmeyeceği ama kendisinin kazanabileceği yerlerde çok güçlü adaylarla seçime girme kararı almıştır. Çankaya da bu iddiamızın en merkezileştiği yerlerden biri. Burada Çankaya da çok açık ki aradan AKP, MHP adayının, Cumhur İttifakı adayının sıyrılma riski kesinlikle yok. ya TİP’in aday gösterdiği İrfan Değirmenci Çankaya’nın belediye başkanı olacak ya da müesses nizam devam edecek. Böyle gelmiş, böyle gider denilen ilişkiler, belediye anlayışı. Yurttaşa, müşteri, kente parsellenecek bir arsa olarak bakan, yakasına taktığı rozet her ne olursa olsun bu bakışı değişmeyen bu anlayış devam edecek.”
“GEZİ DİRENİŞİ’NDE SANSÜRE BOYUN EĞMEDİM’ DİYEBİLİRİM”
TİP Çankaya Belediye Başkan adayı İrfan Değirmenci, şunları söyledi:
“14 yaşında martı kaşlı bir çocuk. Aramızdan koparıldı. Bugün tam 10 yıl olmuş. 10 yıl önce o gün doğanlar bugün 10 yaşında. 10 yıl önce o gün 8 yaşında olanlar bu yıl ilk kez oy kullanacaklar. Gezi Direnişi’nden, Berkin Elvan’dan söz ediyorum. Yan stüdyoda penguen belgeseli gösterirlerken, tüm sansür girişimine rağmen ona boyun eğmeyerek Berkin Elvan’dan söz eden, Kanal D sabah haberlerinde bunu yapan biriyim. Gururla söylüyorum. İleride anlatmam gerekirse sadece kendimle ilgili bunu söylerim herhalde. ‘Ne yaptınız siz hayatınızda’ dediklerinde. ‘Gezi Direnişi’nde sansüre boyun eğmedim’ diyebilirim.
2013 yılından sonra hiçbir şey bizim için eskisi gibi olmadı. Benim dünya bakışım da değişti. Yıllar boyunca yaptığım muhabirliği sorgulamaya başladım. Etkisiz miydi acaba diye. Bir başıma ne kadar mücadele edebileceğimi sorguladım. O çadırlarda, Gezi Parkı’nda biber gazı yerken, birbirimizin gözünün içine limon sıkmaya çalışırken, hepimiz gibi o gün değişti dünyaya bakış açım. 2013’ten sonra hiçbir şeyi eskisi gibi olmadı benim içinde. Zaten sakıncalı piyadeydim, Uğur Mumcu’nun tabiriyle. Ama 2013’te Gezi Direnişinde yaptığımız yayınlarla daha da sakıncalı hale geldim. En son 2017 yılında, tek adam rejiminin oylandığı referandum sürecinde ‘hayır’ oyu kullanacağımı tweet serisiyle kamuoyuna açıkladığım için işime son verildi. Doğan Grubu ‘gazeteciliğin tarafsızlığı’ ilkesini zedelediğimi söyledi. Çok kısa bir fıkraydı. Çünkü aynı grupta ‘evet’ oyu kullanacağını açıkça beyan edenler terfi ettirilirken ben ‘hayır’ oyu kullanacağımı açıkladığım için tazminatsız işten çıkarıldım.”
“TÜRKİYE’DE REJİM DEĞİŞTİ”
Türkiye’de rejim değişti. Rejim değişikliğine karşı daha da güçlü muhalefet edebilmek için bir parti çatısı altında örgütlenmem gerektiğini fark ettim. O parti çatısı TİP’ti. Çünkü TİP, toplumsal muhalefetin Gezi’de yan yana duran ve büyüyen toplumsal muhalefetin siyasi haliydi. Meclis’te TİP’i temsil eden dört milletvekili Erkan Baş, Sera Kadıgil, Barış Atay ve Ahmet Şık aslında gezinin ta kendisiydi. Her zaman yapılanları yaparak farklı sonuç beklenemeyeceğini bize anlattılar, öğrettiler. Muhalefet yapmak için de farklı bir tarz gerekiyordu. Daha etkili muhalefet yapmak için de kürsülerde farklı söylemler geliştirmek gerekiyordu. Beni TİP’e yönlendiren de onların Meclis’te sergilediği bu cesur tablo oldu aslında. Son bir buçuk iki yıldır da TİP’te siyaset yapmaktayım. Doğup büyüdüğüm, okula gittiğim yerde, ilk kez aşık olduğum Ankara’da, Çankaya’da değiştirebileceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Çankaya’da ya mevcut düzen böyle gelmiş böyle gider denilen mevcut düzen devam edecek ya da TİP yıllardan sonra yollardan sonra yeniden şarkı söylenmesini sağlayacak çocuklar için. Bizim de bütün amacımız o zaten. Çocuklar yeniden şarkı söyleyebilsinler. Bu kente neşesi geri gelsin. Bu kentin şenliği geri gelsin. Bu kentte yapılması gerekenler yapılsın diye yola çıktık.”
Değirmenci, bir gazetecinin “CHP’nin kalesi olan bir yerden adaysınız. Seçilme şansınız çok kolay değil. Burada neden aday oldunuz. TİP kendini mi görmek istiyor? Hedefiniz nedir” sorusunu, şöyle cevapladı:
“BİZ İKTİDARIN EKMEĞİNE SÜREN, MUHALEFETE ZARAR VEREN BİR PARTİ OLMAK İSTEMİYORUZ”
“Biz iktidarın ekmeğine süren, muhalefete zarar veren bir parti olmak istemiyoruz. İstemedik de. Genel seçimde de tavrımız buydu. Kendini muhalefette tanımlayan, saray iktidarıyla mücadele eden hiçbir partiye zarar vermemek gibi bir politika benimsemiş durumdayız. Çok bıçak sırtı olan yerlerde de aday gösterip, iktidar bloğunun kazanmasının önünü açmak istemedik. Bu aday belirleme kriterlerimizden biriydi. Ancak çok sembolik olan ilçeler var. Türkiye sol hareketi için çok sembolik ve önemli olan ilçeler var. O ilçelerde adayımız var. Büyükşehir belediyesinde bir adayımız yok mesela. Ama şunu biliyoruz ki Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde de TİP’li üyelerin olması en azından belki bu kentin bir ulaşım master planını artık hayata geçirilmesini sağlayacak. Çünkü bilime kulak verilmemiş. Kentin ulaşımı planlanırken master plan ya ne olacak, beklesin denilerek ellerinin tersiyle itilmiş ve bugün trafikte saatler kaybediyoruz Ankara’da. Planlama olmadığı için. TİP’li belediye meclis üyeleri iyi bir oy aldığımız ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’ne de girdiğimiz takdirde bunun yapılmasını sağlayacak mesela. Bir işe yarayacağız.
Çankaya, son seçimlerde yüzde 70’e varan oyla mevcut Belediye Başkanı’na destek olmuş. CHP’nin oyları hiçbir zaman yüzde 50’nin altına düşmemiş, AKP’nin aldığı oy da yüzde 15’in üzerine çıkmamış. Burada bir rahatlığımız var. ya mevcut düzeni kazanacak Çankaya’nın ya da Türkiye İşçi Partisi kazanacak. Üçüncü bir seçenek yok. Çankaya’da AKP’nin kazanma riskini görsem, oyları bölüp AKP’ye kazandıran bir isim olarak anılmak beni bunca yıllık tecrübemi ve ekranda sergilediğim tavrı reddetmem olurdu. Ben burada AKP’nin kazanma riski olmadığını, oylar CHP’nin oyları ikiye değil üçe de bölünse yine de AKP’nin kazanamayacağını gördüğüm için burada ya TİP ve İrfan Değirmenci ya da CHP ve adayı kazanacak. İki ihtimal olduğunu gördüğüm için buradayım. Çankaya seçmeninin karşısındayım.”
Değirmenci, somut projelerine ve planlarına ilişkin soru üzerine, şöyle konuştu:
“ÇANKAYA’DA İŞLEVSEL DURUMDA TEK BİR KADIN SIĞINMA EVİ YOK”
“Çankaya’da işlevsel durumda tek bir kadın sığınma evi yok şu anda. Bir tek kadın sığınma evi var, adı adresi bilinmekte. Belediye üzerine düşeni yapmış olsaydı bu şiddete karşı Çankaya’da en azından adım atılmış olabilirdi. 1 milyon insanın yaşadığı Çankaya’da müteahhitlere rica minnet yaptırılmış 15 kreş var. 123 mahalle var Çankaya’nın. 15 kreşimiz var. Kreşlerin ortalama kapasitesi 40 çocuk. Toplasanız 600 çocuk. 1 milyon kişiyiz. 600 çocukluk kreşimiz var. Sonra diyorlar ki ‘Kadın istihdamını arttıracağız, destek olacağız.’ Bugüne kadar 123 mahallenin 123’ünde de belediyenin kendi imkanlarıyla çalışan anne babaların çocuğunu bırakabileceği hatta gece de bırakabilecekleri, gündüz ve gece kreşlerini yapmış olmanız gerekiyordu. Yapacağız.
100 bini aşkın üniversite öğrencisi var Çankaya’da. 6 devlet, 6 özel üniversite var. Öğrencilerin barınma sorunu var. Bugüne kadar yönetmiş olanlar bu barınma sorununu çoktan çözebilmiş olmalıydı. Çankaya’da dahi apartmanın giriş katında ya da bilmediğiniz bir dairesinde dernek, vakıf adı altında cemaat ve tarikatların öğrencileri kendi tuzağına düşürmeye çalışmasının önüne geçmiş olması gerekiyordu. Yapacağız.”
İrfan Değirmenci, “Seçilemezseniz gazeteciliğe tekrar dönecek misiniz yoksa siyasete devam mı edeceksiniz” sorusuna, “1 Nisan sabahı çok güzel bir sürpriz yapacak Çankayalı. Onların yanlarında olduğum gibi aynı zamanda belediye meclisinde belediye başkanı olarak oturumu yönetiyor olacağım. Sözümü duyurmak için TV’de olmak durumunda değiliz, sosyal medyada da kamuoyu yaratmak mümkün, birçok alandan bunu yapabiliriz” yanıtını verdi.
]]>Erdoğan, partisinin Gündoğdu Meydanı’nda düzenlenen mitinginde, vatandaşlara hitap etti.
Türkiye’de 21 yılda her şeyi değiştirdiklerini, geliştirdiklerini, ülkeye her konuda çağ atlatacak işler yaptıklarını ve milletin de çalışkanlığıyla, gayretiyle, becerisiyle her alanda bu değişime ayak uydurduğunu belirten Erdoğan, sadece muhalefetin bu sürecin dışında kaldığını, onu değiştiremediklerini söyledi.
Muhalefetin dün de bugün de kendini milletin üstünde gördüğünü, insanlara tepeden baktığını dile getiren Erdoğan, mensupları dahil herkese aynı nobranlıkla davranan muhalefetin, geçmişte de ülke ve millet düşmanlarıyla kol kola yürümekten geri durmadığını belirterek, şöyle konuştu:
“Bugün de terör örgütlerinin uzantılarıyla ‘kent uzlaşısı’ adı altında gizli saklı işler çevirmeyi sürdürüyorlar. Dün de eser ve hizmet namına bir hikayeleri yoktu, bugün de tuğla üstüne tuğla koydukları, herhangi bir hayırlı işe el verdikleri görülmüş değil. Şu İzmir’de tüm ilçeleri alalım, yaptıkları bir hizmet var mı? Şu körfezin çektiği nedir? Şu pisliğin halini görüyorsunuz değil mi? Yapılan bir şey var mı? İzmirli buna mahkum mu? İzmir gibi bir şehrimiz buna layık mı? CHP Genel Başkanı’nın, CHP’nin kimi adaylarının üsluplarını, tavırlarını, beyanlarını, edalarını sizler de takip ediyorsunuz. Atalarımızın çok güzel bir sözü var, ‘Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.’ İşte bunların durumu tam da o şekilde. Üstelik bu kibirlerinin üstünü taklitçilikle örtmeye kalkıyorlar. Halbuki yine atalar ne demiş, ‘Karga kekliği taklit edeyim derken, kendi yürüyüşünü şaşırmış.”
“Rotamızı Türkiye Yüzyılı’na çevirdik”
Muhalefetin, taklitçilik peşinde koşarken kendi yolunu kaybettiğini belirten Erdoğan, “Bu şaşkınlar kerameti kendilerinde gördükleri için herkese ayar vermeye, her yere laf yetiştirmeye, herkesi kendilerine tabi etmeye çalışıyorlar.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hedeflerine ulaşmak için her yolu mubah görenlerin kullandıkları yöntemlerin adını anmaktan biz hicap ederiz. Bugünden havaya girenlerin yarın milletin başına neler açacaklarını düşünebiliyor musunuz? Allah göstermesin ülke bunların elinde kalsa neler olabileceğini, hangi facialarla karşılaşabileceğimizi mayıs ayından bu yana yaşananlara bakarak görebiliriz. Muhalefet salkım saçak da olsa hamdolsun biz bu ülkenin önüne Türkiye Yüzyılı gibi bir vizyon koymayı başardık. Dün Cumhuriyetimizin 100. yılına kilitlenmiştik, şimdi rotamızı Türkiye Yüzyılı’na çevirdik.”
“Bizde sadece eser, hizmet, çalışmak olur”
Türkiye’nin diplomasi, ekonomi, üretim, ordu, sanayi, turizm ve insani tüm zenginlikleriyle dünyanın en ileri ülkeleri arasındaki hak ettiği yeri almasını sağlamayı amaçladıklarını vurgulayan Erdoğan, güncel tartışmalar, gelip geçici sıkıntılar ve üstesinden gelinebilecek sorunların kimseyi yanıltmaması gerektiğini söyledi.
Programlarını kararlılıkla uyguladıklarını, hedeflerine adım adım yaklaştıklarını aktaran Erdoğan, cumhurbaşkanıyla, kabinesiyle, meclisiyle, belediyeleriyle ve tüm kadrolarıyla milletin hizmetkarı olarak yola devam ettiklerini kaydetti.
Bundan daha sağlam bir adım olmayacağını ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
“Biz size inanıyoruz. Siz de bize inanıyor musunuz? Mesele yok. Şayet aksi yönde bir duruşumuzu görürseniz, hiç çekinmeyin. Yüzümüze hakikatleri haykırın. Haykırın ki hatamızı görüp kendimizi düzeltelim. Bizde kibir, enaniyet, riyakarlık olmaz. Bizde sadece eser, hizmet, çalışmak, mücadele etmek olur, eksik bırakmışsak tamamlama, hata yapmışsak düzeltme olur. Biz kendimize işte bu kadar güveniyoruz. Bütün bunlara rağmen hala korku siyasetiyle iradenize ipotek koymaya çalışanlar varsa emin olun tek dertleri sizin bu hassasiyetinizi istismar etmektir. Bizim öyle bir gündemimiz yok.”
“Kazananın İzmir olmasını diliyoruz”
Gündoğdu Meydanı’ndaki mitinge katılımın 100 bin olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gündoğdu Meydanı bizi bugün yine yanıltmadı.” dedi.
Erdoğan, İzmir’in yatırım eksiklerini en kısa sürede tamamlayarak, şehrin kayıp yıllarını hep birlikte telafi etmek istediklerini söyledi. Sadece Türkiye’nin değil dünyanın da en nadide köşelerinden olan İzmir’i, kadim tarihine ve potansiyeline uygun bir seviyeye getirmeye talip olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Unutmayınız, belediyecilik zaten bizim işimiz. 21 yıldır tek başımıza iktidarız. Şayet başka bir niyetimiz olsaydı şimdiye kadar zaten ortaya çıkardı, benim milletim de bizi buralarda bırakmazdı. Onca yılın ardından artık kimsenin hayat biçimiyle derdimizin olmadığını herhalde kabul etmeyen kalmamıştır. Amacımızın insanımızın huzur, güven ve refah seviyesini yükseltmek olduğunu akıl ve vicdan sahibi herkes görmüştür. İzmir 31 Mart’ta işte bu siyaset tarzlarından birini seçecek. Kazananın İzmir olmasını diliyoruz.”
(Sürecek)
]]>Erkan Baş, TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, özetle şöyle konuştu:
“Memleketi peşkeş çekmelerinin kanlı, canlı bir örneğini daha yaşadık. Hepimiz herhalde farkındayız önümüzdeki yıllarda çok ciddi sağlık problemleri yaşanacak. Suyunu yıllardır Fırat’tan içen kuşlar, böcekler bu bilim tanımaz kar azmanlarının ceremesini çekecek. Yıllar içinde yeni katliamların yaşanmasına neden olacak. Bizler bunlara dur demezsek ölüm hep işçilere, emekçilere, yoksullara düşecek. Kaç gün konuşuldu İliç? İşçiler sırf birileri biraz daha fazla para kazansın diye üretimde 40’tan fazla kimyasalın kullanıldığı bilinen bir alanda toprağın altına giriyor. Göstermelik birkaç fotoğraf çekebilmek için gözaltılar yapılıyor, arka kapıdan salınıyorlar. Buna kaza demek, ihmalkarlık demek mümkün değil burada çok açık kar hırsı, para var.
“SIRF BU MEMLEKETİN ÇOCUKLARINI ÖLDÜREBİLMEK İÇİN BÜYÜTEN BİR İKTİDARLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
İliç’i, Soma’yı, Ermenek’i konuşmak zorundayız. Sorumlulardan hesap sormak, sorumlulara bu cinayetlerin bedelini ödetmek zorundayız. Bugün Türkiye’nin en acil gündemlerinden birisi budur. Bu konu gündeme gelmesin diye bağırıyorlar çağırıyorlar ama biz konuşacağız. Bu halk azmettiriciliğinizin, katilliğinizin unutturulmasına izin vermeyecek, konuşacak. Sırf bu memleketin çocuklarını öldürebilmek için büyüten bir iktidarla karşı karşıyayız. Onlar refah, şatafat içinde yaşasın diye, bu memleketin varlıklarını sülalelerine gemiciklerle ceplerine indirsin diye maden patronları servetlerine servet katsın diye bu memleketin çocuklarını ölüme gönderiyorlar. Bu düzen değişecek, bu düzeni değiştireceğiz. İşçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin tüm bu cinayetlerin sorumlularına karşı, başta deprem suçlularına karşı biz bu ablukaya teslim olmayacağız. Bizi sindiremezsiniz, hesap vereceksiniz.
“ONLARCA BELEDİYEDE BU KAYIKÇI KAVGASINA SON VERMEYE GELİYORUZ”
Bu maskeli balodan bıktık, usandık artık. Madencilerin göçük altında kaldığı, işçilerin yılbaşında aldığı maaşları üzerinden bir ay geçmeden buharlaşıp yok olduğu, depremin sorumlularının 3-5 ankette önde gözüküyor diye utanmadan halkın karşısına seçenek olarak sunulduğu bu günlerde siyaseti bu kayıkçı kavgasından çıkartacağız. Artık değişmek şart diyoruz. Biz halkımıza gerçek bir seçenek sunmadığımız takdirde bu kayıkçı dövüşünün bugüne dek nasıl sürdüyse bundan sonra da süreceğini düşünüyoruz. Buna son vermek için herkesin maskelerinin arkasında gemisini yürüttüğü bu riya düzenin bitirmek için dayanışma çağrısı yapıyoruz. Türkiye’nin 4 bir yanında, onlarca belediyede bu kayıkçı kavgasına son vermeye geliyoruz. Toplumun en kılcal damarlarına kadar nüfuz eden belediye ve belediyecilik anlayışını hep birlikte silip atacağız, yepyeni bir belediyecilik anlayışını Türkiye’ye taşıyacağız.
“AKP’YE KAYBETTİRMEK İÇİN GEREKEN TÜM FEDAKARLIKLARI YAPMIŞ BİR SİYASİ HAREKETİZ”
İliç’teki madenden depremde yakılan kentlere kadar insanlarımızı katliamlara kurban eden, bu izinleri veren Murat Kurum, utanmadan büyük bir deprem bekleyen İstanbul’u yönetmeye aday oluyor. Hatay’da yıkılıp on binlerce insanımıza mezar olan binaların imar izinlerinin altında imzası olan Lütfü Savaş hiç yüzü kızarmadan anı koltuğa tekrar talip oluyor. İnsanların ar damarı çatladıysa artık onlara anlatacak bir söz kalmamıştır. Yapılacak şey basittir, tırnaklarını geçirdikleri o koltukları çekip alacağız, biz bu seçimde bunu yapacağız. Bize muhalefete kaybettirmeyin diyorlar ya, biz bugüne kadar tüm seçimlerde hep muhalefete değil AKP’ye kaybettirmek için gereken tüm fedakarlıkları yapmış bir siyasi hareketiz, bu seçimde de böyle davranıyoruz. Açıkça bilinsin istiyoruz Hatay’da da başka yerlerde de hem iktidarla mücadele edeceğiz hem iktidarın muhalefet içine sızmış unsurlarıyla aynı kararlılıkta mücadelemizi sürdüreceğiz.
“HER ŞEY DEĞİŞECEK MUHALEFET DE DEĞİŞECEK”
İktidarın da değişmesi gerekiyor muhalefetin de değişmesi gerekiyor, bizim de değişmemiz gerekiyor. Artık parti bürokratlarının keyfince siyaset yapma dönemi bitmiştir. Halka kulak tıkayıp kimden çıkar sağlıyorsa onu halka dayatma dönemi bitmiştir. Ne zaman halkın sesini duymazdan gelirseniz TİP halkın sesi olacak. Artık TİP yokmuş gibi davranma, muhalefet saflarına sızmış bugünkü iktidar zihniyetiyle yola devam etme süreci bitmiştir. Her şey değişecek muhalefet de değişecek.
TİP olarak 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimlere dair aday listelerimizi dün itibariyle ilçe ve il kurullarına teslim ettik. TİP, 68 ilde 711 ilçede seçimlere girmek üzere başvurusunu tamamladı. halkın değişim arzusunun temsilcisi olarak Çankaya’da da Sincan’da da seçimlere büyük bir iddiayla hazırlanıyoruz. Kadıköy’de TİP artık yönetebileceğimizi, yerel yönetim politikalarımızı uygulayabileceğimizi göstermek için seçimlere Genel Başkan Yardımcımız Doğan Ergün yoldaşımızı aday göstermiş durumdayız. Hiç kimseyle herhangi bir pazarlık yapmadan olması gerekene kendi parti örgütlerinin, kurullarının kararı doğrultusunda karar vererek, Cumhur İttifakı’nı yenilgiye uğratmak üzere sorumlu bir anlayışla seçimlere hazırlanıyoruz.”
“LÜFTÜ SAVAŞ’IN ADAYLIĞI DEVAM ETTİĞİ SÜRECE…”
Toplantının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Baş, CHP’nin Hatay Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Lütfü Savaş’a dair “Biz elimizden geldiğinde muhalefetle rekabete girmeyi doğru bulmuyoruz ama iktidarın anlayışının muhalefet saflarındaki cisimleşmiş haliyle kavga etmekten geri durmayacağız. Lüftü Savaş’ın adaylığı devam ettiği sürece bizim halkta yükselen o sesi seçim sandığına da taşımak üzere bir sorumluluğumuz var” dedi.
]]>31 Mart yerel seçimleri öncesinde dün Ordu ve Giresun’da partililere seslenen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün de ilk olarak Rize’de hemşehrileri ile buluştu. Cumhuriyet Meydanı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 yıllık iktidarlarında kendisine destek veren ve sahip çıkan hemşehrilerine teşekkür ederek konuşmasına başladı. Erdoğan, 31 Mart seçimlerinde ata yurdu, ana yurdu Rize’den rekor bir oy beklentisi olduğunu vurguladı.
“Kavgalardan en büyük zararı millet ve devlet olarak biz gördük”
Yıllarca köken üzerinden, meşrep ve hayat tarzı üzerinden ülkeyi bölmeye çalışanlar olduğunu hatırlatan Erdoğan, “Her kesimden insanımızın arasında nifak duvarları ördüler. Geçmişte gerçekten çok zor ve karanlık günler yaşadık. Gençlerimizi, evlatlarımızı ideolojik kör dövüşüne kurban verdik. Bu kavgalardan en büyük zararı millet ve devlet olarak biz gördük. Ekonomimiz kan kaybetti, toplumsal huzurumuz bozuldu. Kardeş kardeşe, komşu komşuya düşman edildi. Demokrasimiz yıllarca vesayetin gölgesinden çıkamadı. Kendi iç meselelerimizle uğraşmaktan dünyadaki değişimi dönüşümü yenilikleri teknoloji ve sanayi hamlelerini yakalayamadık. Her alanda Şampiyonlar Ligi’nde oynaması gereken ülkemizi yıllarca ikinci lige mahkum ettiler. Bu fasid talihi kırmaya çalışan devlet ve siyaset adamlarını ya şehit ettiler ya linç ettiler ya da elini kolunu bağladılar. Merhum Menderes ülkeye ve millete hizmetin bedelini canıyla ödedi. Rahmetli Özal’ı hiçbir zaman rahat bırakmadılar. Merhum Türkeş ve Erbakan’a yönelik itibar suikastlarının ardı arkası hiç kesilmedi. Türkiye ne zaman belini doğrultmaya, yeniden ayağa kalkmaya, kendini toparlamaya çalışsa birileri hemen devreye girerek buna fırsat vermedi. Ülkemizi içine düştüğü bu cendereden kurtaran hamdolsun biz olduk. Teröristler bizimle baş edemedi. Bunları Gabar’a gömdük. Cudi’ye gömdük. Bütün o mağaralara gömmek suretiyle nefeslerini kestik. Şimdi de sınır ötesinde aynen devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Artık Ahmet’ler, Mehmet’ler, Ayşe’ler, Fatma’lar uzaya gidecekler”
Türkiye’nin geçtiğimiz günlerde ilk insanlı uzay misyonunu başarıyla tamamladığını belirten Erdoğan “İnşallah yakın bir tarihte ikinci astronotumuzu da uzaya göndereceğiz. Artık Ahmet’ler, Mehmet’ler, Ayşe’ler, Fatma’lar uzaya gidecekler. Azmettin mi yaparsın. Rabbimiz ne buyuruyor; Bir kere azmettin mi tevekkül et yeter. Azmettik, gayret ettik, çalıştık, başardık. Yani her alanda büyük bir atılım çok büyük bir gelişme içindeyiz. Bundan 20 sene önce tohumlarını attığımız projelerin bugün hamd olsun meyvelerini topluyoruz. İnşallah çok daha fazlasını başaracağız. Hayat pahalılığı ve enflasyon başta olmak üzere şuan canımızı acıtan sıkıntıların muhakkak üstesinden geleceğiz. Son 21 yılda pek çok başarıya imza atmış bir hükümet olarak bugünkü sorunları da çözecek olan yine biziz. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyorum” diye konuştu.
“Dün yan yana yol yürüdükleri insanlara bugün demediklerini bırakmıyorlar”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında Türkiye’deki muhalefet anlayışına da tepki göstererek şunları söyledi:
“Ülkemizde muhalefet anlayışı öyle bir berbat ki ne yaparsan yap anlamazlar. Kendi içlerinde nasıl birbirlerini düştüklerin görüyorsunuz değil mi’ Üzülerek de olsa şu gerçeği ifade etmek durumundayım. Türkiye’nin en büyük talihsizliği vizyonsuz beceriksiz, tembel ve değişime ayak direyen tutucu muhalefete sahip olmasıdır. Dünyada böyle bir muhalefet yok. Ülkemizde son 21 yılda pek çok değişti, dönüştü, kendini yeniledi ama CHP’nin başını çektiği muhalefette hiçbir köklü değişim yaşanmadı. Pek istemeseler de genel başkanlık koltuğunda oturanları değiştirdiler. Her seferinde standardı düşürdüler. Çıtayı iyice aşağıya çektiler. Daha önce söyledim; CHP’de her gelen mutlaka bir öncekini mumla aratmıştır. Gelen gideni aratıyor. Son genel başkan değişikliğinde de bu gelenek bozulmadı. Değişim, yenilenme dediler bir sürü cafcaflı kelime kullandılar ancak günün sonunda sabık genel başkanlarını bir iç darbeyle siyasetten tard edip aynı tas aynı hamam yollarını devam ettiler. Bay Kemal güya 13. Cumhurbaşkanı olacaktı hatırlıyorsunuz dimi. Bir anda kendini CHP’nin istenmeyen adamı olarak buldu. Aynı vefasızlığı masada beraber oldukları diğer ortaklarını da sergilediler. 6’lı masadan şuanda parlamentoda kimse kalmadı. Hepsi gitti, hepsi dağıldı. Ne oldu, nerede bu 6’lı masa. Ben ne demiştim. 6’lı masadan kimseyi bulamayacaksınız demiştim. Bak parlamentoda kimse yok. Dün yan yana yol yürüdükleri insanlara bugün demediklerini bırakmıyorlar. Ankara’da bir ofis tutmuşlar. Her birinin Ankara’da birer ofisi var. Güle güle kullanın. Ama Elhamdülillah biz çıktığımız yolda aynen yürüyoruz. Burada asıl hayal kırıklığını CHP’li vatandaşlarımız yaşadı. CHP’li kardeşlerimizin partililerine ve siyaset kurumuna dair beklentilerini giderek kaybettiklerini görüyoruz. Gazi’nin emaneti diyerek halen CHP’ye oy veren vatandaşlarımız maalesef bir umutsuzluk sarmalına sürüklenmektedir. Her ne sürükle olursa olsun siyaset kurumundan umut kesilmesi, demokrasimiz adına büyük bir tehdittir. Türkiye’nin bu konuda çok acı tecrübeleri bulunuyor. Geçmişte özellikle 1970’lerde siyaset müessesinin umut olma ülkenin sorunlarına çözüm üretme vasfını yitirdiği durumlarda başımıza neler geldiğini hepimiz gayet iyi hatırlıyoruz. AK Parti ve Cumhur ittifakı olarak hangi siyasi görüşe mensup olursa olsun hiçbir vatandaşımızın kendini dışlanmış ötelenmiş yok sayılmış hissetmesine rıza gösteremeyiz. 85 milyonun tamamının mesuliyetini taşıyan bir kadro olarak her kesimden vatandaşımıza ulaşmak, onlara da kulak vermek boynumuzun borcudur. İnşallah 43 gün kaldı.”
“Bizim çayın demlenmesi değil ha; DEM diye bir parti var ya, onlarla demlenenler var”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize’den tüm Türkiye’deki seçmenlere seslenerek “Muhalefete bakıp da asla yeise kapılmayın. Asla alternatifsiz değilsiniz. CHP’nin iş bilmez, beceriksiz, kendini düşünen idarecilerine mecbur ve mahkum değilsiniz. Şayet siyasetten beklentiniz hizmet ve eser görmekse hiç uzağa gitmenize gerek yok. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak işte biz buradayız. Kendi iktidarları uğruna size dayatmalarda bulunanlara sizin kaygılarınızı istismar edenlere size ‘Bizim istediğimiz adaya tıpış tıpış oy vereceksiniz’ diyenlere; kim diyordu bunu biliyorsunuz değil mi ‘ Belediye başkanı olarak kimi görmek istersiniz sorusunu bile millete değil de yapay zekaya soranlara, sizin fikrinize, taleplerinize, hassasiyetlerinize saygı göstermeyenlere kendi şahsi ikballeri için kapalı kapılar ardında bölücü örgütün uzantıları ile ‘Dem’lenenlere, anladınız değil mi ‘ Bizim çayın demlenmesi değil ha DEM diye bir parti var ya, onlarla demlenenler var. Hasılı size rağmen siyaset yapanlara bu seçimde esaslı bir ders vermeye hazır mıyız ? Hür iradenizin hiç kimsenin tapulu mülkü olmadığını gelin bu kibir abidelerine gösterin. 31 Mart’ta tüm Türkiye’de biz çok farklı bir tablo bekliyoruz. Bu seçimlerin ülkemizde özellikle muhalefette gerçek manada bir değişim dalgasını ortaya çıkartacağını inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, konuşmasının ardından Rize’deki belediye başkan adaylarını tek tek yanına çağırarak hemşehrilerine tanıttı, onlar için destek istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ardından Trabzon’a hareket etmek üzere alandan ayrıldı. – RİZE
]]>İnce, partisinin 31 Mart’ta yapılacak Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde yarışacak 4 büyükşehir, 1 il, 58 ilçe olmak üzere 63 belediye başkan adayının isimlerini bir otelde düzenlediği basın toplantısında kamuoyu ile paylaştı.
Burada konuşan İnce, seçimden sonra Türkiye’nin ekonomik olarak zor bir döneme gireceğini, 1 Nisan’dan sonra yüksek zamların olacağını savundu.
Dolar kuru ile marketlerdeki fiyatlara değinen İnce, “Trilyonluk hazine yardımları var muhalefetin. Buna rağmen bu iktidarı yenemiyorsan sapır sapır döküleceksin. Hazine yardımları var, belediyeler var, bizim de koca yürekli üyelerimiz var.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de deprem, yangın, sel gibi afetleri önlemek için akıl, bilim ve matematiğe ihtiyaç duyulduğunu kaydeden İnce, “Bilimden uzaklaşırsan, matbaayı 250 sene geç getirirsen olacağı budur ama abartmayalım tabii. Bilim tamam, hukuk, bilim, mühendislik, matematik… Ama belediye başkan adaylarını da yapay zekayla seçmeyelim yani. Buna tam oturan bir cevap var da… Çıkarma artık. O kadar değil. Belediye başkan adayını yapay zeka seçmez örgüt seçer, üye seçer.” şeklinde konuştu.
İnce, Cumhurbaşkanı seçimleri öncesinde muhalefete “Bu yaptığınız doğru değil” diye birtakım uyarılarda bulunduğunu hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Yüzde 1 oyu olmayan partilere 39 milletvekili verdiler. Onlardan birisi İstanbul milletvekili Saadet Partisinden, şimdi Saadet Partisinin İstanbul büyükşehir adayı. CHP listesinden seçilmiş. Saadet Partisi büyükşehir adayı ‘İstanbul’un 5 yılı boşa geçti’ diyor. Ne yaptığınızı gördünüz mü? Ben uyardım sizi. Gelecek Partisinden, CHP listelerinden seçilmiş, milletvekili olmuş Selim Temurci, ‘Ben Murat Kurum’u destekleyeceğim’ diyor. Utanmazlıkta zirve.”
“Adayları belirlerken eş dost, ahbap diye belirlediler”
CHP’nin yerel seçim stratejisini eleştiren İnce, “Şimdi adayları belirlerken eş dost, ahbap diye belirlediler. CHP’de bir gelenek var. CHP’de bir parti içi iktidar var bir de parti içi muhalefet var. Parti içi iktidar, 40 yıldır benim bildiğim, seçim gününü düşünür, seçimi kazanmak için uğraşır. Parti içi muhalefetse seçimden bir gün sonrayı düşünür. Bu hep böyleydi. İlk kez değişti CHP’de. Parti içi iktidar seçimden bir gün sonrayı düşünüyor. Yani diyor ki nasıl olsa kaybedeceğiz ama Çankaya’ya, Beşiktaş’a Kadıköy’e, Karşıyaka’ya sağlam yerlere bizim çocukları yerleştirelim. Nasıl olsa kaybedilir. Bu kafayla çalışıyorlar ilk kez. En tehlikeli kafa bu kafadır işte.” diye konuştu.
İnce, Memleket Partisi olarak girebildikleri her yerde seçime girip kazanmak için çalışacaklarını kaydederek, “Kazanırız, kaybederiz bilemem. Oy oranımızı bilmiyorum ama bildiğim bir şey var. Memleket Partisinde çok huzurlu olduğumu biliyorum. Neden çok huzurluyum? Çünkü ilkeli bir duruş sergiliyoruz. Mesela 3 tane oy almak için Şeyh Said’e ‘hain değil’ demiyoruz. Haindir. Nutuk’ta öyle yazıyor, öyledir.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin ilkeli ve omurgalı bir siyasete ihtiyaç duyduğunu ifade eden İnce, partisinin belediye başkan adaylarına başarılar diledi.
İBB Başkan adayı Berk Hacıgüzeller oldu
İnce, daha sonra İstanbul, Balıkesir, Hatay ve İzmir büyükşehir belediyeleri ile Uşak belediye başkan adayını açıkladı.
Buna göre, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Berk Hacıgüzeller, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mahir Bakan, Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adayı Halil Kılıç, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cüneyt Oğuz ve Uşak Belediye Başkan adayı Mehmetcan Solak oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hacıgüzeller, seçimi kazanmak için elinden geleni yapacağını ifade ederek, “‘Yüzde 60 ile kazanıyoruz’ diyen, ‘ilk turda bu iş bitiyor’ diyen muhalefet blokuna 14 Mayıs seçimlerinde son bir şans verdik. Motivasyon ve heyecan arttıkça oylarının arttığını zanneden muhalefet blokunun halini hala hep beraber görüyoruz ve yaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Toplantıda, daha sonra 30’u İstanbul’un olmak üzere 58 ilçe belediye başkan adayı da tanıtıldı.
Muharrem İnce, adayların açıklanmasının ardından kravatını çıkararak partisinin en genç adayı olan Kerem Usta’ya hediye etti.
]]>Novak ile birlikte eski Adalet Bakanı, parlamenter ve hukukçu Judit Varga da milletvekilliğinden istifa ettiğini ve siyaseti de bıraktığını açıkladı.
Varga bu yıl yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde iktidardaki FİDESZ aday listesinin birinci sırasındaydı.
Başbakan Viktor Orban’nın yakın çalışma arkadaşlarının görevlerinden istifaları siyasi bir deprem etkisi yaratsa da, son birkaç günlük gelişmeler dikkate alındığında sürpriz de olmadı.
İstifaların gerisinde ne yatıyor?
Sonuçta istifalara neden olan ve iktidardaki FİDESZ partisini son derece zor durumda bırakan gelişme, ülkede muhalif basın tarafından ortaya çıkarılan şahsa mahsus bir özel bir cumhurbaşkanlığı affıydı.
Geçen yıl Nisan ayında Papa Francesco’nun Macaristan ziyareti esnasında Cumhurbaşkanı Katalin Novak, o tarihte görevde olan Adalet Bakanı Judit Varga’nın da imzalı önerisiyle bir mahkum için özel bir af çıkarmıştı.
Ve o dönem basına duyurulmayan bu cumhurbaşkanlığı özel affı, kararın imzalandığı tarihten neredeyse tam bir yıl sonra muhalif basın tarafından ortaya çıkarıldı.
Af kararı, bir devlet çocuk esirgeme kurumunda çocuklara cinsel taciz uygulayan kurum müdürüne yardım eden, çocuklara yanlış ifade vermeleri için baskı yapan ve bu nedenle de iki yıl hapis cezasına mahkûm edilen müdür yardımcısı için çıkarılmıştı.
Beş gün önce basının ortaya çıkardığı bu af kararı ülkede bomba etkisi yaptı. İnsanlar, siyasi olarak görüşü ne olursa olsun, hangi partiye destek verirse versin, cumhurbaşkanının neden bir çocuk tacizi davasında yargılanan ve mahkûm olan biri için af çıkardığını sorgulamaya başladılar.
Muhalefet ise ilk günden itibaren hem cumhurbaşkanın görevinden istifa etmesini, ve hem de eski adalet bakanı olan ve şu an itibarıyla da yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde FİDESZ AP listesinin ilk sırasında bulunan Judit Varga’nın listeden çıkarılmasını talep ettiler.
Skandalın patlamasının 3. gününden itibaren de cumhurbaşkanlığı sarayı önünde gösteriler başladı.
İktidar partisinin tepkisi nasıl oldu?
Skandalın patlamasının ardından ilk günlerde iktidar partisi FİDESZ’ten gelişmelerle ilgili bir yorum gelmedi.
İktidara yakın olan basın önce olayı görmezden gelme yolunu izlemeyi tercih etti. Yorumlar genellikle cumhurbaşkanını affının özel bir af olduğu, dolayısıyla cumhurbaşkanının bu konuda bir açıklama yapma yükümlülüğü olmadığı üzerineydi.
İktidarı zor durumda bırakan en önemli faktör, Viktor Orban’ın hem seçimlerde ve hem de sivil kuruluşları ve basını kontrol altına almak üzere hazırladığı programlarında stratejik öneme sahip ilkeleri arasında birinci sırayı her zaman aile ve çocukların korunması tedbirlerine vermesiydi.
Cumhurbaşkanlığı görevini bugün bırakmak zorunda olan Katalin Novak daha önce Ailelerden ve Çocuklardan Sorumlu Bakan’dı. Üç çocuk annesi de olan Katalin Novak çok çocuklu ailelere ödenen sosyal yardımların arttırılması faaliyetleriyle de tanınıyordu.
Ayrıca pedofil suçlara karşı tavizsizlik ilkesi Viktor Orban’ın hükümet programına kadar girmiş bir ilkeydi ve çocukların tacizden korunması tedbiri öne çıkarılarak Macaristan’da eşcinsellere karşı acımasız önlemler alınması tavrı Avrupa Birliği tarafından da eleştiriliyordu.
Bu geri plan dikkate alındığında elbette iktidarın en yüksek mevkilerindeki iki önemli şahsiyetin bir pedofili mahkûmuna neden özel af çıkardığı sorusuna yanıt vermek de çok zordu.
Muhalefetin atağı giderek güçlenirken ve cumhurbaşkanının istifası için imza toplanmaya başlanmışken sonunda iktidar cephesindeki şaşkınlık ve sessizlik olayın ortaya çıkmasının dördüncü gününde Viktor Orban’nın bir radyo konuşmasıyla sona erdi.
Orban radyo konuşmasında neler söyledi?
Viktor Orban sert konuşmasında kendisinin beş çocuğu, altı torunu olduğunu, onların başına bir şey gelmesi ihtimali karşısında ilk düşüneceği şeyin, onlara zarar veren kişinin parça parça edilmesi gerektiği olacağını söyledi.
Cumhurbaşkanının adını anmadan, olayı anlayamadığını, sorumluluğun bir şekilde üstlenilmesi ve açıklama getirilmesi gerektiğini, bundan böyle bu tür bir olayla karşılaşmamak için anayasanın değiştirileceğini, cumhurbaşkanı aflarının kısıtlanacağını açıkladı.
Gelişmelerin bu aşamasında yorumcular, olayların cumhurbaşkanının görevinden istifa etmesine kadar gitmeyebileceği yorumlarını yapıyorlardı. Evet, Viktor Orban iktidar partisinin resmi görüşünü duyurmuştu, yapılan bir hataydı, ama tepkiler bir anayasa değişikliği ile kontrol altına alınabilir, olay yatıştırılabilirdi.
Ancak tepkiler azalacağına artıyordu. Aynı günlerde cumhurbaşkanının danışmanları arka arkaya görevlerinden istifa ettiklerini duyurdular. Gösteriler arttı, muhalefet, cumhurbaşkanı görevinden istifa edinceye kadar her gün konut önünde gösteri yapacağını duyurdu.
Üniversite ve lise öğrencisi gençler cumhurbaşkanlığı sarayı önünde toplanıp ellerinde taşıdıkları, ağızları bantlanmış oyuncak ayıcıkları konutun önüne bırakmaya başladılar.
Muhalefet Avrupa Parlamentosu’na önerge verdi, ve çocuk tacizi konusunda tavrı net olan Papa Francesco’ya delegasyon gönderildi.
Ve belki de istifa sürecine nokta konulmasına neden olan en önemli etken de bir kamuoyu araştırması oldu. İstifadan bir gün önce basına düşen bir habere göre hükümet halkın tepkilerini ölçmek için acil bir kamuoyu anketi yaptırıyordu.
Anketin resmi sonuçları açıklanmadı. Ancak bir pedofil mahkuma af çıkarılmasının halkın ne hükümet yanlısı ve ne de muhalif kesiminde anlayışla karşılanmayacağını bilmek için aslında kahin olmaya da gerek yoktu.
Novak istifa konuşmasında neler söyledi?
Katalin Novak, Katar gezisini yarıda keserek çıktığı devlet televizyonunda kendisini bir anne, bir kadın ve ülkesini çok seven bir Macar olarak tanıttı.
Çok onur duyduğu cumhurbaşkanlığı görevinin kendisine verdiği birincil ödevin halk içinde hangi kesimden olursa olsun herkesin desteğini almak olduğunu vurguladı.
Bu görevin hata kabul etmeyeceğini, eğer bir şeyi yanlış yapmışsa, bunun sorumluluğunu da üstleneceğini söyledi, ve “evet hata yaptım, bu hatanın dönüşü yok bu nedenle de görevimden istifa ediyorum” dedi.
Aynı anlarda basına düşen bir diğer haber de eski adalet bakanının da siyaset sahnesinden çekildiğini duyurdu.
Bundan sonra neler olacak?
Anayasaya göre eğer Cumhurbaşkanı görevinden istifa ederse doksan gün içinde yerine parlamento tarafından yeni bir devlet başkanı seçiliyor.
Macaristan’da bu çok da istisnai bir durum değil. 2010 yılında da yine FİDESZ tarafından göreve getirilen Pal Schmitt iki yıl görev yapmasının ardından profesörlük tezinin önemli bir kısmının intihal olduğunun ortaya çıkmasından sonra istifa etmişti.
Hükümet ve Viktor Orban istifaların ardından elbette ilkelere olan bağlılıklarını vurgulayacak ve yaklaşan yerel seçimlerde ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bu gelişmeleri muhalefetin siyasi bir sermaye olarak kullanmasını engellemeye çalışacaklar.
Muhalefet ise devletin en üst mevkiinde bulunan ve Fidesz tarafından göreve getirilen bir şahsın, eski adalet bakanıyla birlikte istifa etmeye zorlanmasını bir zafer olarak görecek
Ancak bu istifaların muhalefetin atağını durdurup durduramayacağı henüz belli değil. Muhalefetin son iki gündür bu olayın bir rejim sorunu olduğunu vurgulaması kabaran dalganın hemen yatışmayacağını gösteriyor.
Ayrıca hala bilinmeyen bir ayrıntı da, cumhurbaşkanının ve onunla işbirliği içindeki eski adalet bakanının bir pedofil davası mahkumuna neden özel af çıkarma ihtiyacını hissetmiş olabilecekleri.
Hükümet bu olayı iki siyasetçinin kişisel hatası olarak görüp göstermeye çalışırken, muhalefet ise hukuku göz ardı eden otoriter ve popülist siyasi rejimin kaçınılmaz bir şekilde bu tür gelişmelere yol açtığı tezi üzerinde duruyor.
]]>