Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın onay sürecinden geçen ve kamuoyunda tartışmalara neden olan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni onayladı. CHP’li Semra Dinçer, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi verdi.
Dinçer, müfredatla ilgili yaptığı değerlendirmede, “Bu müfredatın içeriğiyle ilgili olarak çok büyük sorunlar olduğunu hepimiz biliyoruz. İçinde Atatürk ve Cumhuriyet olmayan, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adlı bu müfredat düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen ve yorumlamayan robot ve ruhsuz nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlandı” dedi.
“Sırf tarikatlar istedi diyerek yaklaşık 1 milyar TL çöpe atılmıştır”
“Bu müfredatla çocuklarımızın çağın gerektirdiği becerileri gelişmesi mümkün değildir” diyen Dinçer, şunları kaydetti:
“Bilgi ve beceri yerine değerleri ön plana çıkaran bu müfredatla adeta tarikatların istediği tipte bireyler yetiştirmek istenmektedir. Buna karşın 0-6 yaş aralığındaki tüm çocukların erken çocukluk eğitimine erişimini arttırmayı ve özellikle en dezavantajlı çocukları akademik ve sosyal hayata hazırlamayı amaçlayan erken çocukluk eğitiminde kaliteli eğitimin erişimin arttırılma projesi tarikatların istediği doğrultusunda ne yazık ki rafa kalkmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Avrupa Birliği ve UNİCEF iş birliğiyle yürütülen bu proje için Avrupa Birliği’nden 30 milyon avro hibe desteği alınmıştır. Bu projenin rafa kaldırılması, proje için Avrupa Birliği’nden alınan hibe desteğinin son bulmasına ve bugüne kadar bu proje için yapılan tüm harcamaların rücu edilerek proje ödeneğinin tamamının iadesi söz konusu olacaktır.
Şimdi soruyorum Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e; Bu durum 30 milyon avro yani yaklaşık 1 milyar TL tutarındaki bir kamu zararının ortaya çıkmasına neden olacaktır. Tasarruf tedbirlerinin gündemde olduğu bir dönemde bilimsellikten uzak bir müfredat için sırf tarikatlar istedi diyerek yaklaşık 1 milyar TL çöpe atılmıştır. Sayın Bakandan bunun cevabını bekliyoruz.”
“Tasarruf tedbirleri alınması yönünde genelgeler yayınlanırken, 30 milyon avro tutarında bir kamu zararını ortaya çıkaracak bu tür uygulamalar neden yapılmaktadır?”
Dinçer, Bakan Tekin’e cevaplaması için şu soruları yönetti:
“‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adlı yeni müfredatın uygulamaya geçirilmesi durumunda ‘Erken Çocukluk Eğitiminde Kalite ve Erişimin Arttırılması’ projesi sonlandırılacak mıdır? Eğer, ‘Erken Çocukluk Eğitiminde Kalite ve Erişimin Arttırılması’ projesinin sonlandırılması söz konusu olacaksa bu durumun gerekçesi nedir? Bu iki projenin aynı anda yürütülmesi mümkün müdür? ‘Erken Çocukluk Eğitiminde Kalite ve Erişimin Arttırılması’ projesi kapsamında bugüne kadar hangi kalemler için toplam ne kadar hibe desteği alınmıştır? Projenin sonlandırılması durumunda ne kadarlık bir tutar geri ödenecektir? AB’den alınan hibe desteğinin geri ödenmesi durumunda bu ödemeyi hangi kurum yapacaktır?
Cemaat ve tarikatların desteklediği iddia edilen yeni müfredatın hayata geçirilmesi için bu projeden vazgeçilmesi durumunda ortaya çıkacak kamu zararının yine bu cemaat ve tarikatlar tarafından karşılanacağı iddiası doğru mudur? Bu ödenek Bakanlık bütçesinden ödenmesi durumunda ortaya çıkacak kamu zararının sorumlusu kimdir? Şimdiye kadar yapılan hibe desteğinin geri ödenmesi yönünde Hazine ve Maliye Bakanlığı Merkezi Finans ve İhale Birimi (CFCU) tarafından Bakanlığınıza bir talep olmuş mudur? Tasarruf tedbirleri alınması yönünde genelgeler yayınlanırken, 30 milyon avro tutarında bir kamu zararını ortaya çıkaracak bu tür uygulamalar neden yapılmaktadır?”
]]>CHP, bugün İstanbul Saraçhane’de öğretmenlerin ve eğitimin sorunlarına dikkat çekmek için Büyük Eğitim Mitingi düzenledi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından mitingin açış konuşmasını CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş yaptı. Mitingde, eğitim sendikalarının temsilcileri ve atanmayan öğretmenler de konuştu.
SUAT ÖZÇAĞDAŞ: “MÜLAKATA HAYIR LİYAKATE EVET DEMEK İÇİN BURADAYIZ”
Yoksulluk sınırı altında gelire mahkum edilmiş, hakları elinden alınmak istenen öğretmenler için alanda olduklarını söyleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Özçağdaş, “Mülakata hayır, liyakata evet demek için, hak, hukuk, adalet demek için buradayız. Depremde sevdiklerini, yaşam alanlarını kaybetmiş, çifte mağduriyet yaşayan atanmayan öğretmenler için buradayız. 2022 KPSS’de ek atama sözü verilen ancak verilen sözler yokmuş gibi davranılan öğretmenler için buradayız. Üniversitelerin özerkliği ve nitelikli bilimsel eğitim için mücadele veren tüm demokrat öğretim üyeleri ve öğrenciler için buradayız. Getirilen çağ dışı eğitim müfredatına karşı çıkmak için buradayız. Düşünen, üreten, yurttaşlar yerine itaatkar ve kanaatkar yurttaşlar isteyen iktidara hayır demek için bıuradayız. Laik, nitelikli, kamusal eğitim talebi için buradayız” dedi.
Özçağdaş’ın ardından 4 yıldır KPSS’ye giren buna karşın atanmayan okul öncesi öğretmeni Hilal Başkapan konuştu. Başkapan, şunları ifade etti:
“BİZLER MESLEĞİMİZİ İNSANCA ŞARTLARDA YERİNE GETİRMEK İSTİYORUZ”
“Ataması yapılmayan öğretmenler ya düşük ücretlerle okullarda çalışmaya ya da asgari ücretin neredeyse yarı fiyatına ücretli öğretmenlik yapmaya mecburlar. Bizler mesleğimizi insanca şartlarda yerine getirmek istiyoruz. Bizler üniversite hocalarımızdan sözlü yapılan sınavların en güvenilmez sınavlar olduğunu defalarca öğrendik ama şimdi onların büyük bir bölümünün de sessizliğini anlayabilmiş değiliz. Suriyeli öğretmenlerin sınavsız bir şekilde göreve başlaması bizleri derinden üzmektedir.”
KADEM ÖZBAY: “ATANMAYAN ÖĞRETMENLER VARSA, İKTİDARI ATMAK DA YURTTAŞLARIN SORUMLULUĞUDUR
Mitingde Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay da bir konuşma yaptı. Özbay konuşmasında CHP’nin düzenlediği miting için “Bugün bir tarihe tanıklık ediyoruz” ifadelerini kullandı. Yıllardır sendikal mücadelesi içerisinde olduklarını belirten Özbay, “Hep şunu söyledik; siyasi iktidar kim olursa olsun bizim tarafımız hep eğitim emekçilerinin, çocukların tarafı olacak. Ancak bu ülkede fındık mitingi yapıldı, patates mitingi yapıldı, hepsi çok doğruydu ama ilk defa bir eğitim mitingi yapılıyor. Sayın Başkana ve tüm örgütüne teşekkür ediyorum. Buradan bazıları da der ki ‘CHP’nin mitinginde Eğitim İş Genel Başkanı konuştu.’ Bir kere öğretmenin fikrini aldınız mı? Bir kere okullarda aç susuz bıraktığınız çocukların derdini dinlediniz mi? Bir kere atanmayan öğretmenin derdini dert edindiniz mi? Eğitimde yarattığınız tahribatın sorumlusu sizsiniz. Atanmayan öğretmenler varsa iktidarı atmakta bence bu ülkenin yurttaşlarının sorumluluğudur” diye konuştu.
KEMAL IRMAK: “O MÜFREDATI HAYATA GEÇİRMEMEK DİRENİŞİMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak da şunları söyledi:
“Biz liyakat dedikçe onlar ‘biat ve mülakat’ dediler. Biz eşit işe eşit ücret dedikçe onlar ‘öğretmene apolet’ dediler. Biz laik, demokratik, kamusal ve karma eğitim dedikçe onlar ‘eğitimi dincileştireceğiz’ dediler. Biz güvenceli iş, gelecek dedikçe onlar asgari ücretin bile çok altında köle gibi öğretmen çalıştırmaya devam ettiler. Biz çocuklara 1 öğün yemek, ulaşılabilir su dedikçe onlar bizim cebimiz yeşil dolar demeye devam ettiler. Ama biz ‘öğretmen ders verir, öğretmen biat etmez, öğretmen diz çökmez’ diyen Fakir Baykurtların yolundan ve izinden giden eğitim bilimcileriyiz. Bu ülkenin aydınlanması için hiçbir koşulda hiç kimseye biat etmeyen ve diz çökmeyen bir eğitim ordusunun temsilcileriyiz. Bu son müfredata ve bu karanlık gidişe karşı biz toplumsal aydınlanma diyoruz, onlar ‘hayır toplumu bir bütün olarak karanlığa sürükleyeceğiz’ diyorlar. O müfredatı hayata geçirmemek için okullar kapanana kardar da eylül ayında da direnişimize devam edeceğiz.”
MERAL GÜLER: “BU MÜFREDAT PROGRAMINDA KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ YOK”
EŞİK Platformu adına Türkiye Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Başkanı Meral Güler de hazırlanan yeni müfredat programında kadının adının olmadığını, kadın erkek eşitliğinin bulunmadığını söyledi. Güler, “Biz en az 3 kadının kadın cinayetleri ile katledildiğini biliyoruz. Kadın erkek eşitliğinin hiçbir zaman eğitim sisteminde olmadığını biliyoruz. Ama artık olmalı derken tam tersi müfredatla karşı karşıya kaldık. Biz kadın erkek eşitliğinin eğitim modelinde geçmesini istiyoruz. Kız çocuklarının da erkek çocukları kadar eğitime katılmasını istiyoruz. Yeni müfredat bizim kabul edebileceğimiz bir eğitim modeli değildir. Eşitlik sağlanana kadar mücadelemiz devam edecek” diye konuştu.
Konuşmaların ardından CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu sahneye çıkarak mitinge gelenleri selamladı.
]]>
EĞİTİM-İŞ Genel Başkanı Kadem Özbay ve sendika üyesi eğitimciler, müfredat taslağının geri çekilmesi ve müfredatla ilgili hazırlanan raporları iletmek amacıyla öğle saatlerinde MEB önüne geldi. EĞİTİM-İŞ’e Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de destek verdi. Eğitimcilerin yakalarında, İbrahim Oktugan’ın İstanbul’da müdür olarak görev yaptığı okulda uzaklaştırma cezası alan bir öğrenci tarafından silahla öldürülmesine tepki göstermek amacıyla “şiddete hayır yazılı” siyah kurdeleler yer aldı.
EĞİTİM-İŞ Genel Başkanı Özbay, burada yaptığı açıklamada, “Şiddetin de öğretmenlerin de tükenmesinin nedeni de AKP iktidarıdır” ifadesini kullandı.
Müfredat taslağının eğitim sistemini ideolojik bir bakış açısıyla şekillendirme tehdidi taşıdığını, bilimsel ve laik eğitimden uzaklaştırdığını, ezberci ve dogmatik bir eğitim anlayışını teşvik ettiğini söyledi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile sabah saatlerinde bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Özbay, müfredatın içerisinde barındırdığı yanlışları direkt olarak Bakan’a ilettiklerini kaydetti.
“BİNİN ÜZERİNDE ARKADAŞIN KİM OLDUĞU TARTIŞMALIDIR”
“Müfredat değişikliğinin hazırlanma usulü, KHK’larla ülkeyi yöneten AKP’nin Milli Eğitim Bakanlığı’na yakışır biçimde gerçekleşmiştir.” ifadelerini kullanan Özbay, şöyle konuştu:
“10 yıllık uzun bir süreçte hazırlandığı söylenen müfredat değişikliği için bu alandaki eğitim bilim uzmanlarını, üniversiteleri ve demokratik kitle örgütlerini sürece katmak yerine Bakan Tekin’in ifadesiyle ‘1000’in üzerinde arkadaşımız ortak çalışmış’. Bu binin üzerinde arkadaşın kim olduğu sorusu da en az müfredatın kendisi kadar tartışmalıdır. Bu kadar köklü bir değişimin, katılımcı bir şekilde hazırlanması gerektiği gerçeği bir yana, daha uzun vadeye yayılması ve pilot uygulamalarla test edilmesi gerekmektedir.”
“PARALEL BİR MÜFREDAT MI HAZIRLADINIZ”
Yeni müfredatın “yangından mal kaçırırcasına getirildiğini” ve Bakanlık açıklamalarının aksine müfredatın kısa bir zamanda şeffaf olmayan bir süreçte hazırlandığını söyleyen Özbay, sözlerine şöyle devam etti:
“Bir hafta askı süresini ‘katılımcı bir yaklaşım’ olarak yansıtmaya çalışmaktadır. ‘Herkesle ortak çalışmak istiyoruz’ diyen Bakan Tekin’e soruyoruz; son müfredat değişikliğini sizin de müsteşar olduğunuz dönemde 2017’de yaptınız. 10 yılda hazırlandığını söylediğiniz bu müfredat değişikliği gizli ajandanız mıydı? Gizli saklı çalışarak paralel bir müfredat mı hazırladınız? Bu süreçte kimlerle çalıştınız? Komisyona kimler, hangi kriterlere göre seçildi? Taslak programları yazanlar arasında dernek ve vakıf görünümlü tarikat ve cemaatler mi var? Yeni müfredata neden ihtiyaç duyuldu? Önceki müfredatın eksikliklerini tespit edip bir ihtiyaç analizi yaptınız mı? Pilot uygulamasını nerede yaptınız, sonuçları nedir? Görüş ve önerileri bildirmek için neden e-devlet üzerinden giriş yapılıyor? Amacınız insanları fişlemek mi? Taslakta yer alan Erdem-Değer Eylem Modeli’ni, Bakan Yardımcınız Ömer Faruk Yelkenci’nin Genel Müdürlüğünü yaptığı okullarda geliştirilen Hayat-Denge Modeli’nden mi aldınız? Bu nedenle mi bilimsel bir kaynakça sunamadınız? Kamuoyuna açıklamak zorundasınız.”
“MAARİF SÖZCÜĞÜ, NURETTİN TOPÇU VE ONUN CUMHURİYET KARŞITI FİKİRLERİNE GÖNDERMEDİR”
Eğitim öğretim müfredatlarının ülkelerin anayasaları kadar önemli olduğunu, toplumun ortak hafızasının, ortak yaşama becerisinin müfredatlar üzerinden kurulacağını belirten Özbay, şunları kaydetti:
“Müfredatların değişmesi için toplumsal yapılarda büyük değişiklikler olması lazım. Bilimsel bir eğitim sisteminde müfredat değiştirme yerine, müfredat geliştirme kavramı kullanılır. Değişen durumlara uygun şekilde ortaya konulur, yenilikleri yakalamak için önce deneme okullarında uygulanır. Müfredatlar, eğitimin anayasasıdır. Eğitimin gerçek bileşenlerini sürece dahil etmeden, geçmişin değerlendirmesini, ihtiyaç analizini yapmadan, bilimsel tespitleri, pilot uygulaması olmadan böyle bir değişiklik yapılamaz. Bu taslağa dair dikkat çekilmesi gereken bir konu da programın adının ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ olmasıdır. AKP’nin Türkiye Yüzyılı sloganının kullanılması, bunun bir Milli Eğitim programı değil, AKP’nin parti programı olduğunu göstermektedir. Eğitim-öğretim yerine maarif sözcüğünün tercih edilmesi ise ‘Türkiye’nin Maarif Davası’ kitabıyla bilinen Nurettin Topçu’ya ve onun Cumhuriyet karşıtı fikirlerine bir göndermedir.”
“METİNDE BİLİM KELİMESİ 43 KEZ KULLANILIYOR”
Özbay, öğretim programlarına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Öğretim programları ortak metnine baktığımızda kullanılan dil, aslında siyasi iktidarın neyi amaçladığını, nasıl bir nesil yetiştirmek istediğini ortaya koymaktadır. Bilimsel eğitim ve akademik başarı önemsizleştirilirken, her satırda ahlaklı, erdemli, inançlı birey yetiştirmenin önemine vurgu yapılmış, sabır telkininde bulunulmuş. Metinde, ‘bilim’ sadece 43 kez, ‘ahlak’ 61 kez, ‘erdem’ 46 kez, ‘değer’ ise hepsinden fazla yüzlerce kez kullanılırken, Atatürk, Cumhuriyet, demokrasi, yurttaşlık hiç kullanılmamış. İlahiyat terimleri sözlüğünden alınmış gibi, gelişim ve evrim demekten kaçınmak için ‘tekamül’, bilim yerine ‘ilim’ kelimelerinin tercih edilmesi, ‘belagat’, ‘kamil insan’ vurguları, kendi ideolojilerine uygun bir nesil yetiştirme hedefledikleri anlamına gelmektedir.
Ortak metinde AKP’nin ‘kindar ve dindar nesil yetiştirme ideolojisi’nin temel taşları yerleştirilmiş daha sonra da bu çerçeveye özensiz bir şekilde, aceleye getirilerek hazırlatılan öğretim programları monte edilmeye çalışılmıştır. Daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse bu program bile denemeyecek taslak metinler iki ayrı grup tarafından hazırlanmıştır. Amaç eğitim öğretime kendi ideolojileri doğrultusunda şekillendirmektir. Okul öncesi programında, çocuklara oyun yasaklanmıştır.”
“CUMHURİYETE KARŞI GİRİŞTİKLERİ DEVRİMİN MANİFESTOSU”
TİP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil de “Bu müfredat, bu ülkenin geleceğini düşünen, bu ülkenin çocuklarını düşünen herkesin temel meselesidir. Bir müfredat değil, bu yaptıkları şey adıyla sanıyla ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altında 23 yıldır bıkmadan, utanmadan yıkmaya çalıştıkları Cumhuriyet’e karşı giriştikleri devrimin bir manifestosudur. 10 yıl boyunca burada müsteşardın. O zaman verdiğin ne eğitimiydi de şimdi buna ‘yerli ve milli’ diyorsun. Coğrafyayı, tarihi, fiziği, kimyayı, Atatürk devrimlerini ve inkilaplarını toplasan bir din kültürü eğitimi kadar yer tutmayan bir müfredata, sen müfredat mı diyorsun. Bunu yaparken hiç utanmıyor musun?” ifadelerini kullandı.
Açıklamanın ardından toplanan imzalar MEB’e iletildi.
]]>SİNOP –
Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatı taslağını eleştirerek, “Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez” dedi.Eğitim-Sen Sinop Şube Başkanı Musa Uzun, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan yeni müfredat taslağını değerlendirdi. Uzun, yeni müfredatla, sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek istendiğini söyledi.
“SORMAYAN, SORGULAMAYAN, EVCİL BİR NESİL, HER ŞEYE İTAAT EDEN, BAŞ KALDIRMAYAN BİR NESİL YETİŞTİRMEK İSTENİYOR”
Musa Uzun, şöyle konuştu:
“Hiçbir yerde tartışılmadan eğitimin bir paydaşları ve bileşenlerinin görüşleri alınmadan sadece Bakanlığın arka bahçelerinde birileri tarafından hazırlanıp kamuoyuna birden duyuruldu. Gümrükten mal kaçırır gibi bir hafta içinde oldubittiye getirerek bunu yasallaştırmak istiyorlar. Biz de buna karşıyız. Böyle bir kanunda insan yetiştirilmez. Biliyorsunuz, 2’inci yüzyıla girdik. Tabii ki devletlerin amacı milli eğitimler amacıyla nesillerini yetiştirmektir. Bunu yetiştirirken 1’inci yüzyılın amacı Atatürk’ün çizdiği modelde fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmekti. Şimdiki müfredatta ise bunun tam tersi uygulanıyor. Sormayan, sorgulamayan evcil bir nesil her şeye itaat eden, baş kaldırmayan bir nesil yetiştirmek isteniyor. Biz bunun doğru olmadığını 21’inci yüzyıl biterken bu yüzyılda insanların soran, sorgulayan, kendini geliştiren, pasif kalmayan, hürriyetleri sonuna kadar kullanabilen nesiller yetiştirmek devletlerin görevi olmalı.
“ANADOLU COĞRAFYASINDAKİ FARKLILIKLAR, DİLLER HEPSİ YOK SAYILARAK HERKESİ TEK TİPLEŞTİRİYORLAR”
Buradaki müfredatta 12 Eylül anayasasından da kaynaklı müfredatlarımızda daha öncekilerde tek tip, tek vatan, tek millet tek bayrak gibi insan yetiştirme modeli bu. Bizim ülkemiz birden fazla dilin konuşulduğu, bir sürü kültürün yaşadığı etnik kökenlerin olduğu bir ülke. Anadolu coğrafyasındaki tüm bu farklılıklar, diller hepsi yok sayılarak herkesi tek tipleştiriyorlar. Nedir bu tek tipleştirme? Türk – İslam sentezi. Daha öncekiler de biraz daha Türkçülük ön plandaydı. Bunda da İslam sentezini daha içine katılıyor. Türkiye’de biliyorsunuz, bir sürü İslami değerleri savunduğunu söyleyen tarikatlar, cemaatler var. Bunlardan hangisinin görüşü bu? Devletimiz bu müfredatta bunu tek tipleştirmiş. İslam modelini kendine göre belirlemiş ve belli bir kalıba sokarak insanları yetiştirmeye çalışıyorlar. Burada özgürlükler, hürriyetler çıkarılmış. Birkaç yerde özgürlüklerden bahsedilmiş ama özgürlüğü de şöyle tanımlamış; devlet çıkarlarını gözeten yerden özgürlükler. Yani devletin çıkarına ters düşen bir çıkar olduğu zaman sesinizi çıkartmayın, itaat edin. Devletin Ali menfaatleri diye düşündükleri bu menfaatleri ön plana çıkartın. Onlara sesinizi çıkartmayın. Yani sormayın, sorgulamayın. Devlet ne derse sizi yönetenler size ne verirse ona yetinin nesli yetiştirmek aslında bunun amacı. Biz bilimin, çağdaşlığın, laikliğin esas alındığı bir eğitim sistemi istiyoruz. Görüyorsunuz, ülkemizin durumunu. Bir tane yetişmiş dünya çapında bir doktorumuz yok, mühendisimiz yok, fizikçimiz yok. Aslında var. Fakat ülkede belli bir zamana kadar bizim okullarımızda okumuş ama daha sonra yurt dışına gitmiş yetişmiş insanlarımız var. Aşıyı bulan Almanya’da bir Türk. Amerika’da Aziz Sancar, gibi bir bilim adamımız var ama bunlar sadece bizim övünme kaynağımız. Türk olmalarıyla övünüyoruz. Başka bir şey yok. Bunların bilime, insanlığa kattıkları katma değerin bizim ülkemize faydası yok.”
]]>(İZMİR) – Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağının geri çekilmesini istedi. Müfredat taslağının bilimi, bilimsel ve çağdaş eğitimi reddettiğini ifade edilen açıklamada “Bu müfredat derhal geri çekilmeli ve tüm paydaşların hazırlık sürecine dahil edildiği şeffaf, bilimsel, çağdaş, evrensel bir müfredat hazırlık süreci başlatılmalıdır” denildi.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelerek, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağının geri çekilmesi için basın açıklaması düzenledi. Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) adına açıklamayı Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat yaptı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağı ile eğitim ve ders programlarının laik ve bilimsel temelinin tahrip edildiğini söyleyen Kalafat, “Pek çok sorunu bulunan ve çocuğun üstün yararını hedeflemesi gereken Milli Eğitim Sistemi temel hak ve özgürlükleri, evrensel ilkeleri ve yeni gelişmeleri esas alarak daha bilimsel, çağdaş ve evrensel kriterler çerçevesinde iyileştirilmesi gerekirken maalesef yıllardır tam aksi yönde müfredatta, yönetmeliklerde yapılan değişiklikler, protokoller, iş birlikleri eliyle eğitim ve ders programlarının laik ve bilimsel temeli de adım adım tahrip edilmektedir. Bu tahribatlar çocuklarımızın akademik, psikolojik, bilişsel, moral ve sosyal gelişimlerine telafisi mümkün olmayan büyük zararlar verdiği gençliğimizin güncel umutsuzluğundan anlaşılmaktadır. Ülkemiz gençliğinin durumu buyken MEB’in cilalanmış isimle açıkladığı müfredat taslağı ile zaten çok örselenmiş olan özgürlükçü, eleştirel, eşitlikçi, demokratik, laik, bilimsel, evrensel eğitim boyutları bir kez daha hedef alınmaktadır” dedi.
“DİNE DAYALI EĞİTİMİ ESAS ALAN BİR ÖĞRETİM PROGRAMI AMAÇLANDIĞI HİSSEDİLMEKTEDİR”
Müfredata “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adının verilmesinin eğitime siyaset katarak ideolojik bir tercih olduğunu ifade eden Kalafat, “Eğitimin siyaset üstü olarak ele alınması bir ülke için hayati öneme sahipken tüm itirazlara kulak asmaksızın 2014 tarihinde önce Maarif Müfettişleri Başkanlığı’nın kurulması, Maarif Modeli’ ne uygun müfredat değişimi açıklamalarının ve Maarif söyleşilerinin yaygınlaştırılması ile uzun süredir “eğitimden maarife, öğretmenden muallime, öğrenciden talebeye, bilimden irfana” açıklamaları eşliğinde laik eğitimi hedef alan, maarif, köklerden geleceğe, erdem- değer-eylem vurguları eşliğinde dine dayalı eğitimi esas alan bir öğretim programı amaçlandığı hissedilmektedir” diye konuştu.
“ÇAĞDAŞ, BİLİMSEL EĞİTİM REDDEDİLMEKTE”
Yeni müfredat taslağına göre, çağdaş, bilimsel eğitimden uzaklaşıldığını ve Anayasa’nın laiklik ilkesinin ve Medeni Kanunun da reddedildiğini söyleyen Kalafat, “Müfredatta kazanımların “ayet ve hadisler ışığında” ele alınması, kadınların çalışma hayatında olmasının, evlilik yaşının yüksekliğinin, kreş ve bakımevlerinin aile için bir tehdit, sorun olarak görülmesine kadar onlarca içerikle açıkça çağdaş, bilimsel eğitim reddedilmekte, hatta daha da ötesi Anayasa’nın laiklik ilkesi ve Medeni Kanunun da reddedildiğini ortaya koymaktadır” dedi.
“MÜFREDATTA LAİKLİK, LAİK, BİLİMSEL, ÇAĞDAŞ EĞİTİM, KARMA EĞİTİM KARŞITI İSİMLER ÖĞRETİM PROGRAMLARINDA REFERANS ALINMAKTADIR”
Hazırlanan müfredatla Tevhid-i Tedrisat’ı değiştirmenin, karma eğitim ve zorunlu eğitim hakkının kaldırılmasının hedeflendiğini öne süren Kalafat, “Türkiye Yüzyılı hedefleri çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Bütüncül Eğitim: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Öğretim Programları Geliştirme Çalıştayları”nın katılımcılarının, müfredat taslağında “diğer paydaşlar” diye belirtilen isimlerin, STK adı altındaki tarikat yapılarının hazırladıkları raporlar, yazılarda bu müfredatla Tevhid-i Tedrisat’ı değiştirmenin amaçlandığı, karma eğitim hakkının hatta sonrasında zorunlu eğitimin kaldırılmasının hedeflendiği vurgulanmaktadır. Kültür ve medeniyetimize yön veren isimler denilerek müfredatta laiklik, laik, bilimsel, çağdaş eğitim, karma eğitim karşıtı isimler öğretim programlarında referans alınmaktadır” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
“ÖZNESİNİN ÖĞRENCİ OLMADIĞI BİR MÜFREDAT TASLAĞIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Müfredat taslağının öğretmenlere, akademisyenlere, velilere rağmen kapalı kapılar ardında hazırlandığının da altını çizen Kalafat, “Öznesinin öğrenci olmadığı bir müfredat taslağıyla karşı karşıyayız. Dokuz günlük görüş verme süresinin akılcı, mantıklı bir karşılığı olduğunu veliler olarak düşünmüyoruz. Bu kadar kısa bir sürede tüm taslağın, ders içeriklerinin biz veliler ve öğretmenler tarafından okunabilmesi, incelenebilmesi bile mümkün değildir. Kaldı ki bu görüşler kamuoyuna açıklanacak mıdır, gelen görüşler değerlendirmeye alınacak mıdır gibi çok sayıda sorunun cevapsız bırakılması da taslağın görüşe açılmasının yalnızca müfredata demokratik bir görüntü verme algısı yaratmaya çalışmak olduğunu da göstermektedir” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Bilimi, bilimsel, çağdaş eğitimi reddeden bir müfredatın ülkenin geleceğinin de kaybedilmesi anlamına geldiğini söyleyen Kalafat, “Bu farkındalık ve hissiyatla çocuklarımızın geleceğine ve eğitim haklarına sahip çıkmaya, çocuklarımızın ve memleketimizin geleceğini savunmaya devam edeceğiz. Bu müfredat derhal geri çekilmeli ve tüm paydaşların hazırlık sürecine dahil edildiği şeffaf, bilimsel, çağdaş, evrensel bir müfredat hazırlık süreci başlatılmalıdır” diye konuştu.
]]>
(DİYARBAKIR) – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, CHP’li milletvekillerinin atanamayan öğretmenler, yeni müfredat ve eğitimin diğer sorunlarına tepki göstermek için bakanlığa yaptıkları yürüyüşü değerlendirirken, “Geleceklerini bilseydik belki Diyarbakır programımızı başka bir güne ertelerdik. Ama şimdi medyadan öğrendim böyle bir şeyi. Kendilerine ev sahipliği yapamadığımız için kusura bakmasınlar. Eğer ellerinde hazır kamuoyuna popülist mesaj vermek yerine, ellerinde programlarla ilgili hazır raporlar varsa onları teslim almak için arkadaşlara gerekli uyarıları yaptık” dedi.
Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Diyarbakır’a gelen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri, atanamayan öğretmenler, yeni müfredat ve eğitimin diğer sorunlarına tepki göstermek için TBMM’den Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı yürüyüşle ilgili açıklamada bulundu. Tekin, CHP’li milletvekillerinin MEB’e yaptığı yürüyüşü bugün basından öğrendiğini ifade ederek, şunları söyledi:
“Katkı veren herkesin katkılarına açığız. Sayın vekillerimize biz orada çay ikram etmek istedik, kendilerine böyle bir ikramımız olsun istedik. Keşke biz de orada olsaydık karşılıklı bir şekilde protesto olarak değil, karşılıklı görüş alışverişiyle gelip sizi dinlemek istiyoruz, sorularımız var, sorularımıza cevap verir misiniz diye randevu usulüyle olsaydı daha medeni daha hukuk devleti kriterlerine uygun olurdu. Daha uygun bir zamanda onları bekliyoruz. Geleceklerini bilseydik belki Diyarbakır programımızı başka bir güne ertelerdik. Ama şimdi medyadan öğrendim böyle bir şeyi. Kendilerine ev sahipliği yapamadığımız için kusura bakmasınlar. Eğer ellerinde hazır kamuoyuna popülist mesaj vermek yerine, ellerinde programlarla ilgili hazır raporlar varsa onları teslim almak için arkadaşlara gerekli uyarıları yaptık. Onlar da bırakırlarsa mutlu olurum. Ama sadece popülist mesajlar verip, protesto ediyoruz dili hiç hoş olmaz. Raporları varsa raporlarını versinler, değerlendirelim. Yoksa kendi tabanlarına vermek istedikleri siyasi mesajları verdiler. Kendilerine teşekkür ediyoruz.”
YENİ EĞİTİM MÜFREDATINA 45 BİN AYRI GÖRÜŞ BİLDİRİLDİ
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredatla ilgili de konuşan Tekin, şöyle devam etti:
“Yeni öğretmen atamalarında kuşkusuz burada ihtiyaç duyulan branşlarla ilgili olarak atama süreci devam edecek. İnşallah bu tedbirlerle beraber eğitim ve öğretimin niteliğiyle ilgili de yeni projeler hayata geçirilmiş olur. Bakanlığımız gündeminde olan önemli konulardan bir tanesi de eğitim ve öğretim programlarında yeni müfredatta yapmayı planladığımız değişiklik. Türkiye’de eğitim ve öğretimle ilgili kamuoyunun bu kadar canlı olmasından ötürü Milli Eğitim Bakanı olarak çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Müfredat değişikliklerimiz toplumun her kesiminde ilgili ve alaka gördü. Bu anlamda bize eğitim ve öğretim sürecinde ilgi gösteren herkese huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum. Bu katkı ve öneriler bakanlığımızca değerlendirilecek. Sadece bir rakam vermek istiyorum, bugün itibarıyla bir hafta oldu, bu bir hafta eğitim ve öğretim müfredatımız 1 milyon 372 bin defa indirilmiş. Bu çok devasa bir rakam. Aynı şekilde an itibarıyla 45 bin 636 tane de bunların bir kısmı ayrıntılı rapor, bir kısmı kısa düşünce, görüş ve öneri olmak üzere 45 bin ayrı görüş bildirilmiş. Görüş bildiren, kanaat ifade eden kişilere teşekkür etmek istiyorum. Bütün bu katkılara, yapıcı sürece açığız.”
]]>(ANKARA) – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla sunulan yeni müfredat taslağını Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önünde protesto etti. Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Çocukların eğitiminde telafisi güç olumsuzluklar yaratacak bu müfredat değişikliğini kabul etmiyoruz. Siyasi iktidarın siyasal, ideolojik hedeflerini gözeten, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı toplum modelini temel alan, laiklik ve bilim karşıtı müfredatı reddediyoruz” dedi.
Eğitim Sen üyeleri, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla sunulan yeni müfredat taslağını Milli Eğitim Bakanlığı önünde protesto etti. “Bilim dışı müfredatı reddediyoruz” yazılı pankartın açıldığı eylemde, “Irkçı, gerici eğitime hayır”, “Yusuf Tekin şaşırma, sabrımızı taşıma”, “Parasız, bilimsel, anadilde eğitim”, “Bakan Tekin istifa” sloganları atıldı.
Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, müfredat değişikliğinde okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve lisede işlenecek derslerin içeriği ve bunlarla ilgili önemli ve tüm toplumu ilgilendiren düzenlemeler olduğunu vurgulayarak “Normalde müfredat değişikliklerinin içeriğinin ne olacağı, nasıl bir değişiklik önerildiğinin bütün yönleriyle, bilim insanları, eğitim bilimciler ve eğitim sendikalarının görüşleri alınarak, çeşitli yönleriyle tartışılarak belirlenmesi gerekir. Ancak MEB’in sürecin başından sonuna kadar yapmaya çalıştığı şey, ülkenin bugünü ve geleceğini yakından ilgilendiren böylesine önemli bir konuda yangından mal kaçırır gibi hareket etmesi olmuştur” dedi.
“BAŞINDAN SONUNA SİYASAL BİR NİTELİK TAŞIMAKTA”
“Eğitim sistemi açısından öğrencilere verilecek bilgiyi belirlemek ve seçmek, müfredat ve ders kitapları üzerinden öğrencilere aktarılması süreci başından sonuna siyasal bir nitelik taşımaktadır” diyen Irmak, özetle şu görüşleri dile getirdi:
“Eğitim müfredatının çocukların, gençlerin, toplumun ve ülkenin gerçek ihtiyaçlarından çok, iktidarın siyasal-ideolojik çizgisine uygun hale getirilmesinin en somut yönü okullarda hangi bilgilerin, nasıl, hangi araçlar ve örnekler üzerinden verileceğidir. Mevcut iktidar çocuğa ya da bireye nasıl yaklaşıyor, nasıl bir insan modeli yetiştirmek istiyor, yetiştirdiği bireylerde hangi özellikler olmasını istiyorsa eğitim müfredatını da ona uygun şekilde hazırlamıştır.
“BİZİM TESPİTİMİZİ DOĞRULAMAKTADIR”
Müfredat değişikliklerinde laik ve bilimsel, eğitim geri plana itilirken, bütün ders kitaplarında ‘milli ve manevi değerler’in merkeze alındığı görülmektedir. Milli ve manevi değerler vurgusu yaratılan tüm eşitsizliklerin üzerini örtmek için kullanılmaktadır. MEB’in öncelikli hedefi eğitim müfredatı ve ders kitapları üzerinden iktidarın siyasal ideolojisinin açık ve gizli olarak öğrencilere aktarılmasıdır. Müfredat taslağının başlığının ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ olarak belirlenmiş olması bu tespitimizi doğrulamaktadır.
“ÖRÜMCEK AĞI GİBİ BÜTÜN EĞİTİM SİSTEMİNİ KUŞATMIŞ DURUMDA”
MEB’in, ÇEDES ve benzeri projeler ve protokoller üzerinden eğitim sistemi içine faaliyet alanı açtığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yanı sıra iktidarla ekonomik ve siyasal bağları olan dini vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslar vb. üzerinden doğrudan iktidar desteği ile tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün eğitim sistemini kuşatmış durumdadır.
“PEDAGOJİK DEĞİL, POLİTİK NİTELİKTEDİR”
MEB’in ‘yeni müfredatı, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Öğretim programlarında bilimsel eğitim ile ilgili olan pek çok nokta özenle ‘sadeleştirme’ ya da ‘ayıklamaya’ tabi tutulurken, tek adam rejiminin bütün hedeflerini açık ve gizli amaç ve değerler üzerinden ders kitaplarına yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli bir müfredat oluşturulmak istendiği anlaşılmaktadır. Müfredat değişikliklerini sadece pedagojik açıdan eleştirerek, ders içeriklerinde yapılan değişiklikleri eğitim biliminin temel ilkeleri üzerinden ele alarak değerlendirme yapmıyoruz. Bugün karşımızda eğitim programlarında yapılan teknik değişikliklerden çok, iktidarın siyasal programına paralel olarak hazırlanmış bir eğitim müfredatı bulunmaktadır. Dolayısıyla yeni müfredata yönelik eleştirilerimiz sadece teknik ve pedagojik değil, aynı zamanda politik niteliktedir.
“İSTİFAYA DAVET EDİYORUZ”
Dolayısıyla çocukların eğitiminde telafisi güç olumsuzluklar yaratacak bu müfredat değişikliğini kabul etmiyoruz. Siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerini gözeten, tek adam rejiminin yaratmaya çalıştığı toplum modelini temel alan, laiklik ve bilim karşıtı müfredatı reddediyoruz. Bu müfredatı hazırlatıp yayınlayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i de istifaya davet ediyoruz.”
]]>
MELTEM KARAKAŞ
(ESKİŞEHİR) -Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Sertaç Durdu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat çalışmaları ile ilgili açıklama yaptı. Eğitimin anaokulundan üniversiteye kadar dinselleştirilmeye çalışıldığını belirten Durdu, “Örneğin aldığımız bilgilere göre Kuranı Kerim’in anlam dünyası diye zorunlu ders getirilmeye çalışıyorlar. Özellikle Arapça dersi de ikinci yabancı dil olarak okutulması planlanıyor. Gelen bilgiler bu yönde” dedi.
Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Sertaç Durdu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni müfredat çalışmalarıyla ilgili açıklama yaptı. Bakanlığın eğitim sendikalarından görüş almadığını belirten Durdu, müfredat değişikliğiyle anaokulundan üniversiteye kadar eğitimde dinselleşme uygulamalarının hayata geçirilmek istendiğini söyledi.
“SENDİKALARA VE EĞİTİM EMEKÇİLERİNE SORULMADAN BİR MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ YAPMAK ÜZERELER”
Sertaç Durdu, şöyle konuştu:
“Baktığımız zaman aslında 1980 yılından itibaren, darbe döneminden itibaren bir eğitimde dinselleşme adı altında müfredat değişiklikleri yapılıyor. Zorunlu din dersleri bilindiği gibi 1980 darbesinden sonra hayatımıza girdi, müfredata girdi. Ondan sonra 2002 yılında AKP iktidarının gelmesiyle de birlikte düzenli olarak her yıl müfredatta bazı değişiklikler yapılmaya devam etti. Bu değişikliklere baktığımız zaman tamamen iktidarın siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusuna yapılmış değişiklikler olduğunu görüyoruz. Şu anda da baktığımız zaman yeni müfredat hazırlıkları var ve eğitimin bileşenleri olan sendikalara ve eğitim emekçilerine sorulmadan bir müfredat değişikliği yapmak üzereler.
“EĞİTİMDE SADELEŞME ADI ALTINDA BİR MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ YAPILIYOR”
Gelen bilgilerden dolayı biz de eleştirilerimizi sunabiliyoruz. Çünkü net bir bilgimiz de yok. Yeni aldığımız bilgilere göre eğitimde sadeleşme adı altında bir müfredat değişikliği yapılıyor. Bu sadeleşmeyi de kendi siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda yapıyorlar. Örneğin aldığımız bilgilere göre Kuranı Kerim’in anlam dünyası diye zorunlu ders getirilmeye çalışıyorlar. Özellikle Arapça dersi de ikinci yabancı dil olarak okutulması planlanıyor. Gelen bilgiler bu yönde.
“GENEL MERKEZİMİZ BAKANLIĞA YAZI YAZDI, CEVAP ALAMADI”
2012 yılında dört artı dört artı dört sistemine geçildi. Geçen bu 12 yıllık süreçte eğitim sisteminde birçok kez değişiklikler yaşandı. Ama bu değişikliklerin bilimden uzak, evrensel değerlerden uzak değişiklikler olduğu görülüyor. Biz Eğitim Sen olarak evrensel değerleri baz alan, bilimi baz alan bir müfredat olmasını talep ediyoruz. Zaten bunun için de bir düzenli olarak demokratik eğitim kurultayları düzenliyoruz ve bunları Milli Eğitim Bakanlığı’na sunuyoruz. Müfredat değişikliğiyle ilgili de bilgi sahibi olmadığımız için genel merkezimiz yazıyla bakanlığa bir yazı gönderdi ama bir dönüş yapılmadı maalesef bakanlıktan. Tek din, tek mezhep üzerine kurulu bir eğitim sistemi kabul edilemez. Bilimsel, demokratik, laik bir eğitim sistemi için mücadelemizi sürdürmemiz gerekiyor.
“EVRİM TEORİSİNİ ÇIKARTIP YARATILIŞI EKLİYORLAR”
Bilimsel derslere baktığımızda biyoloji dersini örnek verebiliriz. Biyoloji dersinde evrim teorisini çıkartıp yerine yaratılışı ekliyorlar. Bu da bilimsellikten uzak. Dinsel eğitim anaokulundan itibaren verilmeye çalışılıyor. Biz buna da yüksek sesle karşı çıkmak zorundayız. Soyut kavramlar üzerinden çocuklara bu derece pedagojiye aykırı şekilde eğitim verilmesini de kabul etmiyoruz.
“ANAOKULUNDAN ÜNİVERSİTEYE KADAR EĞİTİMDE DİNSELLEŞME UYGULAMALARI”
Anaokulundan üniversiteye kadar yapılan bu eğitimde dinselleşme uygulamalarına karşı çıktığımızı bir kez daha kamuoyuna sunuyoruz. Özellikle gündem olan ÇEDES protokolleriyle eğitimin dinselleştirilmesine MESEM üzerinden Eskişehir’de de yeni okullar eklenmeye başlanıyor. Süleyman Şah Anadolu Lisesi de bunlardan biri. MESEM ile de çocuk işçiliğini meşrulaştırma yoluna gidiyorlar. Buna da çocuk işçiliğine karşı çıktığımızı belirtmek isteriz.”
]]>(İSTANBUL) – Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı eğitim müfredatıyla ilgili, “Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldubittiye getirilmemelidir. Müfredat çalışmasında yer almış kişi ve kurumlar, yapılan ihtiyaç analizleri, çalıştay sonuçları gibi bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması faydalı olacaktır” açıklamasını yaptı.
TÜSİAD, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlıklı eğitim müfredatına ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı. “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:
“Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat hedeflenmelidir. Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir. Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır. Eğitim hepimizin en öncelikli ve ortak meselesidir. Müfredatın çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinlikleri kazandırması kritik önemdedir. Çocuklarımıza ve gençlerimize Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitim sunulmalıdır. Yeni nesillerin ve ülkemizin geleceğinde belirleyici önemdeki müfredat çalışmasının hem yöntem hem içerik olarak bilimsel temelde, şeffaflık ve katılımcılık ile yürütülmesi esas olmalıdır.
“KAPSAMLI ŞEKİLDE TARTIŞILMALI”
Dünyada eğitim sistemleri yarış halindeyken ve yüksek katma değerli ekonomi olma hedefimiz varken, ülkemizin en kıymetli varlığı çocuklarımız ve gençlerimizin vasat bir eğitime mahkum edilmeyeceğinden emin olmalıyız. Çağdaş uygarlık seviyesini aşmanın yolu; Cumhuriyet değerlerini ve demokrasi ilkelerini özümsemiş, bilim-teknolojide yetkinleşmiş, sosyo-duygusal becerileri gelişmiş, özgür düşünceli nesiller yetiştirmektir. Bu çerçevede, geçtiğimiz cuma günü açıklanan ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı eğitim müfredatının, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına yakışır çağdaş bir eğitimin gerekliliklerini ne kadar karşıladığı kapsamlı şekilde tartışılmalıdır. Ülkemiz; eğitim STK’ları, öğretmenleri, öğrencileri, velileri, akademisyen ve uzmanları, eğitim-iş dünyası etkileşimi ile çok geniş bir “eğitim paydaş ekosistemi”ne sahiptir. Oysa müfredat hazırlık sürecinde yer alan kişi ve kurumlar açıklanmamış, farklı görüşlerden eğitim uzmanı ve STK’lar sürece yeterince dahil edilmemiş, yeni müfredata ilişkin görüşlerin iletilmesi için sadece bir hafta süre verilmiş, yeni müfredatın hemen önümüzdeki öğretim yılında belirli sınıflarda uygulamaya geçeceği kaydedilmiştir.
“ÇALIŞTAY SONUÇLARI AÇIKLANMALI”
Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldubittiye getirilmemelidir. Müfredat çalışmasında yer almış kişi ve kurumlar, yapılan ihtiyaç analizleri, çalıştay sonuçları gibi bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanması faydalı olacaktır. Farklı görüşlerden eğitim paydaşlarının müfredatın hazırlık sürecine dahil olması için bilimsel ve mutlaka daha fazla zamana yayılan bir geri bildirim süreci işletilmesi gereklidir. Bu süre zarfında ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı müfredat değişikliğinin askıda kalmaya devam etmesi, eğitim paydaşlarının eleştiri ve önerileri ışığında yeniden ele alınması katılımcılığı ve uzlaşıyı artıracaktır. Alınan geri bildirimlerin neler olduğu ve müfredat revizyonunda nasıl dikkate alındığının açıklanması sürecin şeffaflığına katkı sağlayacaktır. Bilimi esas alan, farklılıklara duyarlı, çocukların ve gençlerin potansiyellerini özgürce gerçekleştirmesini ve dünya çapında üst düzey bilgi, beceri, yetkinliklere sahip olmasını sağlayan bir müfredat ülkemizin çağdaş uygarlık seviyesini aşma hedefine hizmet edecektir.”
]]>
CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı tüm öğretim kademelerindeki zorunlu derslere ait “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” yeni müfredat taslağına ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Özçağdaş, “Tespit edilmesi gereken en temel husus şudur ki: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli başlığı altında ülkemize dayatılan bu müfredat, STK kisvesi altında yutturmaya çalışılan tarikat ve cemaatlerin Türkiye hayali olabilir ama ‘Cumhuriyet sizden ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ nesiller ister’ diyen Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş eğitim programı olarak kabul edilemez.” sözleriyle eleştirdi.
Özçağdaş’ın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağı hakkındaki değerlendirmeleri şu şekilde:
“Müfredat bu haliyle, Türkiye’nin geleceğine hizmet eden bir eğitim programı değil, dindar ve kindar nesiller yetiştirme hedefinden bir gün bile vazgeçmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının çağdışı eğitim manifestosudur. Eğitimde Program Geliştirme dünyada 1930’lardan, Türkiye’de 1950’lerden beri bir bilim alanıdır. 2002’ye kadar Türkiye’de “müfredat” yerine program sözcüğü kullanılmaktaydı. ‘Maarif’ sözcüğü ise kullanımdan kalkmış bir sözcüktür. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Türkçenin gramer yapısına uygun olmayan sözcükler seçmesi, bunu telkin etmesi, daha başlangıçta eğitim programlarının nasıl bir zihniyetle hazırlandığını bize göstermektedir. Bilim alanlarını yok sayarak hazırlanan metinlere Öğretim Programı denmesi de zaten mümkün değildir.
“AKP ÇAPSIZLIĞININ BİR ÜRÜNÜ OLARAK TARİHE GEÇECEKTİR”
Milli Eğitim Bakanlığı UNICEF ile yapılan K12 Ulusal Beceri Geliştirme Programı kapsamında ‘Türkiye Bütüncül Modeli’ ismini benimsemişken, bu isim yerini, iktidar partisinin seçim sloganına, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ismine bırakmıştır. Bizim açımızdan içinde bulunduğumuz yüzyıl, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılıdır. Bu topraklara 10 yüzyıldan bu yana Türkiye denmektedir. Eğitim-öğretim yerine maarif gibi kullanılmayan eski bir sözcüğü seçmek, bunu iktidar partisinin seçim sloganı ile bezemek ancak AKP çapsızlığının bir ürünü olarak tarihe geçecektir.
“BECERİKSİZLİK, BİLİNÇLİ İHANET OLARAK ADLANDIRILABİLİR”
22 yıllık iktidarında Türkiye’yi hemen her alanda büyük sorunlar ve açmazlarla karşı karşıya bırakan, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığını kendisine şiar edinmiş AKP iktidarının, kendilerinin de kabul ettiği üzere, en büyük başarısızlık alanlarından biri, eğitimdir. Defalarca yapılan müfredat ve sistem değişikliklerini, halen aynı zihniyetle yeniden yeniden üretiyor olmak, ancak bu iktidarın başarabileceği türden bir beceriksizlik ya da bilinçli bir ihanet olarak adlandırılabilir.
“TÜRKİYE’NİN İHTİYACI LAİK EĞİTİM SİSTEMİDİR”
Yaklaşık 20 milyon öğrenci mevcudu ile neredeyse her aileden bir bireyin eğitim süreci içinde olduğu; toplumsal, kültürel, ekonomik ve çevresel çok sayıda çözülmesi gereken sorunları olan bir ülke için eğitim tam anlamıyla bir beka sorunudur. Türkiye’nin temel ihtiyacı, çocuklarının düşünen, sorgulayan, eleştiren, araştıran, çağdaş medeniyetler ile rekabet edebilen yurttaşlar olarak geleceğe güvenle hazırlandığı bilimsel, demokratik ve laik bir eğitim sistemidir.
“UZMAN BİREYLERDEN GÖRÜŞ TALEP ETMEMİŞTİR”
Program geliştirme ve değerlendirme süreci ‘Program Geliştirme Bilim Alanının’ ilkelerine uyularak hazırlanmalı ve disiplin alanının bilimsel bilgisini temele alarak oluşturulmalıdır. Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı Milli Eğitim Bakanlarından biri olan sayın Yusuf Tekin, kendi ideolojisi doğrultusunda, eğitim paydaşlarının görüşlerini almadan öğretim programlarını değiştirmektedir. Bakanlık, öğretim programlarının hazırlanış aşamasında AKP ideolojisine yakın görmediği, daha açık bir ifadeyle muhalif hiçbir STK’dan, üniversitelerin eğitim bilimleri bölümlerinden ya da alan uzmanı bireylerden görüş talep etmemiştir.
“GERİCİ NİTELİKTEDİR”
İçerik, ‘Erdem-değer-eylem’ modeli ile programı hazırlayanların ideolojik tutumlarını sonuna kadar yansıtmaktadır. Eğitim programları, çocukların aileden, çevreden edindikleri değerler karşısında taraf olamaz. Programların benimsediği değerler; test edilmiş, geçerliliği ortaya konulmuş, çocukların yararına, tarafsız ve evrensel değerler olmak zorundadır. Oysa hazırlanan program ‘değer telkini’ üzerine oturtulmuştur. Bu açıdan hayli otoriter, despotik, gerici niteliktedir.”
]]>(ANKARA) – Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatına ilişkin açıklama yapan Eğitim İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay, “Tekkede murid mi yetiştiriyorsunuz? diye sorarken, Eğitim Sen müfredatı, “MEB’in ‘yeni müfredatı’, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen ve yorumlamayan robot ve ruhsuz nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlandı. Mesele bilim ve demokrasi değil, çağdışı ‘dava’dır. Öğretim programlarında bilimsel eğitimle ilgili olan pek çok nokta özenle ‘ayıklama’ya tabi tutulurken, iktidarın inşa etmekte olduğu ‘yeni rejim’i ve onun ‘2023 vizyonu’nu merkez alıp, açık ve gizli (örtük) amaç ve değerleri programlara ustaca yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli’ bir müfredat oluşturulmak istendiği açık” diye değerlendirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı “Türkiye Yüzyıl Maarif Modeli” müfredatının taslağını paylaştı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, sosyal medya hesabından yaptığı duyuruda söz konusu taslağın görüş ve önerilere açık olduğunu belirterek, “Tecrübe, öneri ve desteğiniz bizler için önemli. Sadece son bir yılın değil, on yıllık uzun soluklu bir çalışma ile meydana getirdiğimiz; akademisyen, öğretmen ve paydaşlarımızın yoğun çalışma ve katkılarıyla ortaya çıkan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat çalışmamızı kamuoyunun ve eğitime gönül veren herkesin görüşlerine sunduk” sözleriyle duyurdu.
EĞİTİM İŞ SENDİKASI’NIN DEĞERLENDİRMESİ
MEB’in açıklamalarının ardından konuya ilişkin Eğitim Sen yazılı bir açıklama yaparken, Eğitim ve Bilim işgörenleri Sendikası (Eğitim İş) Genel Başkanı Kadem Özbay da ANKA Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
Kadem, “İçerisinde çok şık ahlak erdem kamil insan vurguları var. Cumhuriyet bir ya da iki kez geçiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün adı hiç geçmiyor. Tekkede mürid mi yetiştiriyorsunuz? Yoksa çağın gereğinde öğrenci mi yetiştiriyorsunuz? Bu müfredat bir parti programıdır. Cumhuriyet değerlerine uyan bir müfredat değildir. Maarif kelimesi de müfredatın ne olduğunu vurguluyor. Çocuğun akademik gelişiminden yana değil, ahlakını baskılayan bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor. Bilimsellik vurgusu yok denecek kadar az. Buradan soruyorum müfredatla mürid yetirilmesi mi amaçlanıyor?” diye konuştu.
“YENİ MÜFREDATLARIN TARİKAT VE CEMAATLERİN BELİRLEDİĞİ İÇERİKTE OLACAĞI KUŞKUSUZDUR”
Eğitim Sen ise konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, şu görüşler yer verdi:
“Tüm ülkeyi ve gelecek nesilleri yakından ilgilendiren eğitim müfredatı gibi bir konuda, müfredatın siyasal ve ideolojik olarak iktidara yakın çevrelerin müdahalesiyle daha da geriye götürülmesi, bilime ve aydınlanma düşüncesine karşı resmen bayrak açılması söz konusudur” denilen açıklamada “Ders kitaplarında bir süredir sürdürülen ‘sadeleştirme’ ve ‘basitleştirme’ uygulamalarının doğrudan bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerini hedef alması, bilim derslerinde ünite ve kazanım sayılarının azaltılması, başta tarih dersleri olmak üzere, büyük ölçüde “dini” ve “milli” öğeler ve referanslarla donatılmış bir müfredat oluşturulduğu görülmektedir. Ülkeye aydın, ilerici ve değişimci nesiller gerekirken bu müfredatlarla daha geriye doğru bakan, çağdışı zihniyetle donanmış nesillerin yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Yeni müfredatların, bilim, teknoloji ve çağdaşlıktan ziyade tarikat ve cemaatlerin belirlediği bir biçim ve içerikte olacağı kuşkusuzdur.”
Türkiye’nin nasıl bir müfredata ihtiyacı olduğunu 11 maddede sıralayan Eğitim Sen, “Yeni müfredat hazırlıkları konusunda sorunun eğitim biliminin temel ilkeleri göz önünde bulundurarak hayata geçirilmesi gerektiği açık. Eğitim Sen, eğitimin toplumsal bir olgu olarak ele alınıp, bu olguyu tanımlayan değişkenlerin bütünsel bir çerçeve içinde analiz edilmesi gerektiğini düşünmektedir” değerlendirmesini yaptı ve müfredat programı ile ilgili şu önerileri sundu:
“İLKOKUL ÇOCUKLARINA ASKER, DARBE, SİLAH, ÖLÜM GİBİ KONULARIN ANLATILMASI ‘PEDAGOJİK CİNAYET’TİR”
“Müfredat değişiklikleriyle darbeler ve cuntaların da tarih ders kitaplarında okutulacak olması, dersleri militaristleştirecektir” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, şöyle devaml edildi:
“Bakan Tekin’in bugüne kadar yaptığı açıklamalardan çıkarılabilecek en somut sonuç, yeni eğitim müfredatının, tüm derslerde sarmal olarak ‘dini’ ve ‘milli’ değerleri temel alan, farklılıkları ötekileştiren bir içerikte hazırlıkların yapılmış olmasıdır. Yıllardır iktidar eliyle adım adım hayata geçirilen eğitimde dinselleşmenin son halkasının yeni müfredat üzerinden tamamlanması hedeflenmektedir.
Dönem başında tüm okullarda bir hafta boyunca şiddet görüntüleri eşliğinde gelişme çağındaki ilkokul öğrencilerine, sakıncalı olmasına rağmen, zorla izlettirilen ’15 Temmuz darbe girişimi’nin eğitim müfredatına girmesi ve bu darbe girişiminin ulusal bayramlar arasında sayılması, hatta felsefe dersi müfredatı içine yerleştirilerek anlatılmak istenmesinin eğitim bilimine ne kadar katkısı olacağı tartışmalıdır. AKP ilk dönemlerinde müfredat ve ders kitaplarından militarist değerleri ayıklamakla övünürdü. Şimdi ise 12 Eylül darbecilerinin çizgine geldi. İlkokul çocuklarına asker, darbe, silah, ölüm gibi konuların anlatılması ‘pedagojik cinayet’tir.
“MEB YANLIŞLARINDAN DERS ALMAYI HALA ÖĞRENEMEDİ”
Siyasi iktidarın ve MEB’in geçtiğimiz 22 yıl içinde eğitim politikaları alanında ve uygulamada göstermiş olduğu pratik, yeni müfredatın nasıl bir içerikte olacağı ve eğitim sistemini hangi yöne doğru götürmek istediği konusunda yeterince ipucu vermektedir. MEB’in 2005’ten bugüne kadar yaptığı hiçbir programda önceden ihtiyaç analizi yapılmadı, programa uygun altyapı düzenlenmedi ve öğretmenler programların uygulanması konusunda yeterince eğitilmedi. Yanı sıra, programın uygulanma sürecine ilişkin planlama, pilot uygulama ve değerlendirmeler de gerçekleştirilmedi. Sürekli aynı yanlışı yaparak farklı sonuçlara ulaşılamayacağı bilinmesine rağmen, MEB’in aynı yanlışı tekrarlaması dikkat çekicidir. MEB, eğitimle ilgili bir kurum ama yanlışlarından ders almayı hala öğrenemedi. Ders alınmadığı sürece de bunun maliyeti artacak ve bu maliyeti de Türkiye halkları ödeyecektir.
“DİNİ” VE “MİLLİ MÜFREDAT”
MEB’in ‘yeni müfredatı’, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen ve yorumlamayan robot, ve ruhsuz nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlandı. Mesele bilim ve demokrasi değil, çağdışı ‘dava’dır. Öğretim programlarında bilimsel eğitimle ilgili olan pek çok nokta özenle ‘ayıklama’ya tabi tutulurken, iktidarın inşa etmekte olduğu ‘yeni rejim’i ve onun ‘2023 vizyonu’nu merkez alıp, açık ve gizli (örtük) amaç ve değerleri programlara ustaca yerleştirerek kendilerince ‘dini’ ve ‘milli’ bir müfredat oluşturulmak istendiği açık.
“MÜCADELE” MESAJI
Eğitim sisteminde yaşanan dönüşümler, içinde bulunulan ekonomik, toplumsal ve siyasal sistemin gelişim süreçlerinden ayrı ya da bağımsız değildir. Bir ülkenin eğitim sistemi, bir bütün olarak içinde yaşanan toplumun gerçekliğini yansıtır. Burada sadece ekonomik düzey değil, toplumsallaşma süreçleri, cinsiyet eşitsizlikleri, ideolojik konumlar, sınıflar arası güç ilişkileri vb. gibi oldukça karışık bir dizi ilişki devreye girer. Bu nedenle Türkiye gibi ülkelerde laiklik ve laik eğitim mücadelesi, okulda ve toplumda yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesinden ayrı değildir. Eğitim sistemi ve okullar ya tamamen egemen ideolojiye teslim edilecek ya da çocuk ve gençlerin nasıl bir eğitim alması, nasıl bir toplumda yaşaması isteniyorsa, onun için mücadele edilecektir.”
]]>(İZMİR) – Hürriyetçi Eğitim Sen İzmir İl Başkanı Adnan Sarısayın, yeni müfredat çalışmalarıyla ilgili ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. “Ben yaptım oldu” mantığı içerisinde bir sistem değişikliğine gidildiğini dile getiren Sarısayın, yeni müfredatın eğitim paydaşlarının görüşleri alınarak yapılması gerektiğini ve öğretmenlerin sorunları çözülmeden eğitimin sorunlarının çözülemeyeceğini söyledi.
Müfredat değişikliği yapılırken eğitimin tüm paydaşlarının birlikte yapılması gerektiğini dile getiren Sarısayın, “Her zaman olduğu gibi ‘ben yaptım oldu anlayışı’ ile bir müfredat değişikliği yapılıyor. Alıştığımız üzere ülkemizde bakan değiştikçe maalesef sistem değişiyor. Tabii ki değişiklik kaçınılmaz. Değişiklik yapılmalı. Yani bundan kaçmak mümkün değil. Devir değişiyor. Zaman değişiyor. Teknoloji değişiyor. Bu değişen zamana ve teknolojiye ayak uydurmak gerekiyor. Ancak bunu yaparken bu değişikliklerin eğitimin tüm paydaşlarıyla birlikte yapılması gerekiyor. Eğitimin paydaşları dediğimiz; sendikalar, üniversitelerin, eğitim kurumlarının değerli bilim adamları, bakanlığın uzman kişileri, tecrübeli öğretmenler tarafından oluşan komisyonlar. Ancak yine her zaman olduğu gibi ‘ben yaptım oldu’ mantığı içerisinde bir sistem değişikliğine gidiyoruz. İnşallah, gelen müfredat sistemi gideni aratmaz” dedi.
“ÇOK İYİ HAZIRLIKLAR YAPILMASI GEREKİYOR”
Eğitimin Türkiye’nin en önemli meselesi olduğunu kaydeden Sarısayın, “Atatürk’ün de dediği gibi ‘eğitimdir ki bir milleti refah içerisinde hür, bağımsız yaşatabileceği gibi sefalette de mahkum edebilir.’ Böylesi önemli bir konunun çok iyi hazırlıklar yapılması gerekiyor. Böyle bir değişiklik yapabilmek için. Ayrıca hangi sistemi getirirseniz getirin eğer öğretmen sorun yaşıyorsa, öğretmen sorun yumağı içerisindeyse o sistemi uygulayacak öğretmen yaşadığı bu sorunlardan dolayı bu sistem başarıya ulaşamayacaktır” diye konuştu.
“EĞİTİM SORUNLARINI ÇÖZMEK ÖĞRETMENİN SORUNLARINI ÇÖZMEKLE BAŞLAR”
“Öğretmenlerin sorunlarını çözmeden eğitimin sorunları çözülemez” diyen Sarısayın, şunları kaydetti:
“Öğretmenler dağ gibi sorun yumağıyla uğraşıyor. Öğretmenlik meslek kanunu çıkarıldı. Öğretmenler arasında büyük bir adaletsizlik, dengesizlik oluşturuldu. Öğretmenler; ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen gibi değişik sıfatlara bölündü. Bu öğretmenlik meslek kanununun yeniden düzenlenmesi, ele alınması gerekiyor. Eğitim sorunlarını çözmek öğretmenin sorunlarını çözmekle başlar. Öğretmenlerin sosyal itibarını, saygınlığını, ekonomik itibarını arttırmakla başlar. Bugün öğretmenlerin tamamı yoksulluk sınırı altında bir maaş alıyor. Yoksulluk sınırının altında bir maaş alan öğretmen ne kadar verimli olabilir? Ücretli öğretmenlik adı altında 100 bin öğretmenimiz köle gibi çalıştırılıyor. 17 bin lira olan asgari ücretin altında bir maaşla 100 bin öğretmen çalıştırılıyor. Yüz binlerce öğretmen adayımız beklerken 100 bin öğretmen ücretli olarak çalıştırılıyor. Öğretmenin bu sorunlarının acilen çözülmesi lazım.
“ATAMALARINDAKİ KEYFİLİK SON BULMALI”
Atamalarda liyakate dayalı bir atama yapılmıyor. Biz Hürriyetçi Eğitim Sen olarak atamaların liyakate dayalı olarak yapılmasını istiyoruz. ‘Sendikal kimliğinden dolayı insanlar ideolojik yapısından dolayı ayrımcı bir yapılanmaya tabii tutulmamalı’ diyoruz. Ülkemizin göz bebeği, proje okulları var. Proje okullarına tamamen keyfi atamalar yapılıyor. Yani bir sistem yok. Sadece yandaşlık sistemine dayalı bir atama sistemi var. Buradaki idareci atamalarındaki, öğretmen atamalarındaki keyfilik son bulmalı. Yine öğretmenleri huzursuz eden bir mülakat sistemi var. İdareci atamalarında hala mülakat sistemi uygulanıyor. Bu mülakat sistemi tamamen kaldırılmalıdır. Öğretmenlerin bu sorunları dururken sistem değişikliğinin bir fayda getirmeyeceğini önce öğretmenin itibarının, saygınlığının arttırmak gerekir ki getireceğimiz sistem başarılı olsun. Eğitim meselesini çözmemiz gerekiyor. Bunu çözmek için de ‘eğitim her şeyin başıdır’ diyoruz. Eğitimin başı da öğretmendir. Öğretmenlerin sorunları acilen çözülmelidir.
MİLLİ EĞİTİM BAKANINDAN ALTI AYDIR RANDEVU BEKLİYORLAR
Müfredat değişikliğiyle ilgili eğitimcilerin görüşlerinin sorulmadığını da ifade eden Hürriyetçi Eğitim Sen İzmir İl Başkanı Adnan Sarısayın, sözlerinin devamında ise şu ifadeleri kullandı:
Biz Hürriyetçi Eğitim Sen olarak defalarca Milli Eğitim Bakanı’ndan seçim öncesinden itibaren randevu talep ediyoruz. Müfredat değişikliğiyle ilgili görüşlerimizi, proje okullarıyla ilgili sorunları, okullardaki aksayan yönleri, mülakat sisteminin olumsuzluğunu, ÇEDES projesi kapsamında yapılan olumsuzluğu anlatalım istiyoruz. Ancak bir türlü seçim çalışmalarından zaman bulup da bize randevu veremediler. 6 aydır biz randevu talep ediyoruz. Biz Türkiye’nin beşinci büyük eğitim sendikasıyız ama hala bize maalesef dönüş olmadı Bakan tarafından. İnşallah seçimler bitti. Artık seçimlerden eğitime zaman ayırır. Eğitimin paydaşlarını dinlemeye zaman ayırır. Bizlere kulak verir, bizlerin görüşlerini dinler diye düşünüyoruz.
“EĞİTİMİN TÜM MESELELERİNİ KENDİSİNE AKTARMAK İSTERİZ”
“Müfredatın iki niteliği olur; birisi milli bir müfredat olur. Türk Milletinin ihtiyaçlarını karşılayan bir müfredat olur. Atatürk’ün dediği gibi eğitimdir ki bir milleti diyor hür, bağımsız yaşatır ya da köleleştirir. Kendi değerlerimizi, milli değerlerimizi verme fonksiyonu, işlevi vardır. İkincisi çağın gereklerine uygun bir eğitim anlayışının yapılması bu doğrultuda sayın bakanımız bizlere randevu verirse müfredatla ilgili, eğitimle ilgili, eğitim çalışanlarının sorunlarıyla ilgili, sadece öğretmen değil tüm eğitim çalışanlarının sorunlarıyla ilgili özellikle geleceğimizi ilgilendiren, eğitimin tüm meselelerini kendisine aktarmak isteriz.”
]]>MELTEM KARAKAŞ
Eğitim Sen, Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir şubeleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) müfredat değişikliği çalışmalarına tepki gösterdi. Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Erol Ger, “MEB, müfredat değişiklikleri ile yapmak istediği tam olarak iktidarın siyasal, ideolojik çizgisine donatılmış nesiller yetiştirmektir. Nitekim Milli Eğitim Bakanı, STK olarak tanımladığı tarikat ve cemaatlerin ısrarıyla ÇEDES projesini uygulamaya sokmuştur. Bu uygulama ile eğitimde ikili bir durum görülmüş, eğitimciler dışlanmıştır” dedi.
Eğitim Sen, Eğitim İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şubeleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın gündeminde olan müfredat değişikline ilişkin basın açıklaması yapıldı. Sendikalar adına basın açıklamasını okuyan Hürriyetçi Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Erol Ger, şunları söyledi:
“BÜTÜN ÖĞRETİM PROGRAMLARI DEĞİŞTİRİLMİŞTİR”
“Türkiye’de 2002 yılında AKP’nin iktidara gelmesiyle beraber pek çok alanda olduğu gibi eğitimde de köklü dönüşümler yaşandığı bilinmektedir. 2004 yılından başlayarak okul öncesinden üniversiteye kadar bütün öğretim programları değiştirilmiştir. İlk köklü değişiklik 2006/2007 yıllarında yaşanırken, 2017/2018 eğitim öğretim yılından itibaren bütün öğretim programları bir kez daha değiştirilerek uygulanmaya başlamıştır. Yeni programlarla birlikte eğitim sisteminin dayandığı felsefeden öğretim yöntem ve tekniklerine, ölçme-değerlendirmeden ders kitaplarına kadar kapsamlı değişikliklere gidilmiştir.
“TEK TİP İNSAN YARATMA İDEOLOJİSİ TEMEL ALINMIŞTIR”
Geçmişte yapılan müfredat değişikliklerinde temel felsefi dayanak, laikliği ve bilimi büyük ölçüde dışlaması, bireyciliğe, bilim dışılığa dayanmasıydı. Bugüne kadar yapılanlar yeterli görülmemiş olacak ki, eğitim müfredatının subjektif ve içi bir türlü doldurulamayan ‘değerler’ adı altında AKP’nin tek tip insan yaratma ideolojisi temel alınarak bir kez daha değiştirilmesi gündemdedir. Bilindiği gibi müfredat ya da öğretim programları, devletin eğitim sistemi üzerinden kendini yeniden üretmesinin ideolojik, kültürel ve bilimsel aracıdır. Müfredat, bazı değer ve bilgileri meşru, doğru ve kabul edilebilir olarak tanımlarken, bazılarını özellikle dışarıda bırakır. Müfredatlarda, öğretim programlarında tarihsel klişelerden bilgilere, bilim anlayışlarından dünya görüşlerine, ulusal politikalardan diğer devletlerle ilişkilere kadar bir dolu bilgi ve değer yer almaktadır. Her ülke, aynı zamanda nasıl bir insan modeli yetiştireceğini müfredat ve ders kitaplarında açıkça tanımlamakta ve söz konusu tanım çerçevesinde yeni nesiller yetiştirilmesini hedeflemektedir.
“ÇEDES PROJESİ İLE EĞİTİMCİLER DIŞLANMIŞTIR”
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bir süredir kapalı kapılar ardında hazırlıkları sürdürülen müfredat değişikliği konusunda basına açıklamalar yapmıştır. Bakan Tekin’in bugüne kadar yaptığı açıklamalardan çıkarılacak en somut sonuç yeni eğitim müfredatının AKP’nin ideolojik formatında hazırlandığıdır. MEB’in müfredat değişiklikleri ile yapmak istediği tam olarak iktidarın siyasal, ideolojik çizgisine donatılmış nesiller yetiştirmektir. Nitekim Milli Eğitim Bakanı, STK olarak tanımladığı tarikat ve cemaatlerin ısrarıyla ÇEDES projesini uygulamaya sokmuştur. Bu uygulama ile eğitimde ikili bir durum görülmüş, eğitimciler dışlanmıştır. Eğitim evrensel, ahlaki ve insani değerler üzerine oturmalıdır. Oysa ki ÇEDES projesinde görüldüğü gibi din kültürü ahlak bilgisi öğretmenleri yok sayılmış asil işi olmayanlar okullara gönderilmiştir. Yeni müfredat açıklandığında da benzer bir durumla karşılaşılması şaşırtıcı olmayacaktır.
“ÇOK RENKLİLİK MÜFREDATLARDA KARŞILIK BULMAMIŞTIR”
Ülkemizde insanlar ve kültürel açıdan var olan farklılıklar ve çok renklilik; eğitim müfredatlarında karşılığını hiçbir zaman tam anlamıyla bulmamıştır. Onlar ya hiç görünmez kılınmış ya da ‘karşı’, ‘düşman’ tarafta gösterilmektedir. Bilimsel bilginin anlamının yitimine yol açan yaklaşım ve toplumsallıktan uzaklaşmış bireycilik dayatılmıştır. Tarihte birçok kez görülen hakim ideolojiye uygun nesiller yetiştirme hedefi günümüz Türkiye’sinde de görülmektedir. Bugün eğitim ile AKP’nin arka bahçesini yaratmak temel hedef olarak görülmektedir. Bu amacın uygulanmasında da en büyük görev okullara verilmiştir. Yeni hazırlanan müfredatlara MEB’in müdahalesi ne kadar siyasallaşan bir eğitim sistemine sahip olduğumuzu göstermektedir. Başta felsefe, tarih, biyoloji, fizik, kimya gibi derslerin içerikleri de bilim dışı içeriklerle donatılmak istemektedir. “
]]>