CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, ABD dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada, Suriye ile ilgili yaptığı konuşmada, “Görevi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a verdim. Dışişleri Bakanım da şu anda muhataplarıyla görüşmek suretiyle işin bütün yol haritasını belirleyecekler. Ona göre de inşallah adımı atacağız. Biz Suriye’de adil bir barışın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere ziyaret ettiği ABD’nin başkenti Washington’dan dönüşünde uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı. NATO’nun 75. kuruluş yıl dönümü törenlerine katıldıklarını, zirvenin, ittifakın birlik ve insicamının sergilenmesi noktasında faydalı olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve kapsamında görüşülen konuları, alınan kararları basın toplantısında etraflıca paylaştığını hatırlattı. Bunlara ek olarak birkaç hususa ayrıca değinmek istediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör konusunda ödediğimiz bedelleri tüm dünya biliyor. Müttefiklerimizden teröre karşı verdiğimiz mücadelede samimi dayanışma beklediğimizi burada bir kez daha vurguladım. Ayrıca savunma sanayi ticaretinin önündeki kısıtlamaların süratle kaldırılması gerektiğini ifade ettim. Bildiğiniz gibi NATO’nun Vilnius Zirvesi’nde bütün müttefikler bu yönde taahhüt vermişlerdi. Aradan geçen sürede taahhütleri doğrultusunda gerekli adımları atan müttefiklerimiz de çoğunluktaydı. Ancak bazı NATO üyeleri verdikleri sözlere rağmen, menfi tutumlarını değiştirmedi. Bu duruma hem ilk oturumda hem de zirve esnasında gerçekleştirdiğim ikili görüşmelerde özellikle temas ederek görüştüğüm liderlere bunları anlattım. ‘NATO müttefikleri arasında artık kısıtlamaları konuşmak istemiyoruz’ dedim” dedi.
‘HER İKİ ÜLKEYLE DE ÇOK BOYUTLU İLİŞKİLERİMİZ MEVCUT’
Ukrayna- Rusya savaşında ilk günden bu yana Türkiye’nin sürdürdüğü dengeli tavrın bütün liderlerce bilindiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ukrayna gibi Rusya Federasyonu da bizim komşumuzdur. Güçlü bağlarımızın olduğu bir ülkedir. Her iki ülkeyle de çok boyutlu ilişkilerimiz mevcuttur. Savaşa rağmen bunların korunmasına da önem veriyoruz” diye konuştu.
Zirvede, daha fazla kan dökülmeden diplomasiye dönülmesi ve müzakere zemini hazırlanması gerektiğine dikkati çektiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu doğrultuda İstanbul sürecini devam ettirmeye hazır olduğumuzu vurguladım” ifadesini kullandı.
‘STOLTENBERG’LE DE TABİATIYLA BİR ARAYA GELDİK’
Eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin, NATO’nun yeni Genel Sekreteri olarak ilan edildiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Adaylık sürecinde ülkemizi ziyaret eden Rutte’ye hassasiyetlerimizi ve beklentimizi ifade etmiştim. Kendisinin bu istikamette hareket edeceğine inanıyorum. 1 Ekim’de görevi devredecek olan değerli dostum Genel Sekreter Jens Stoltenberg’le de tabiatıyla bir araya geldik. Son 10 yılda yaptığı özverili çalışmalar ve ülkemizle geliştirdiği yakın iş birliği nedeniyle teşekkürlerimizi ilettim” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve vesilesiyle birçok devlet ve hükümet başkanıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdiğini de dile getirdi.
‘GÜÇLÜ OLANLARIN CİRİT ATTIĞI BİR DÜNYA DÜZENİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ’
‘Dünyanın mevcut durumunda NATO’nun, iddialarına nispetle işlevini nasıl değerlendiriyorsunuz? NATO Genel Sekreteri Stoltenberg ‘savunma sanayi dahilinde yeni imkan ve yeteneklerin değerlendirilmesi’ yönünde ikazlarda bulundu, siz de İstanbul’dan hareket ederken aynı şeyi söylediniz. Stoltenberg’in bahsettiği bu savunma kime karşı, neye karşı?’ sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyanın süratle bir değişim yaşadığını, bu hızlı değişim içerisinde güçlerin özellikle büyük rol oynadığını söyledi.
“Güçlü olanların cirit attığı bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, örneğin Rusya’nın, Çin ile dayanışma içinde olduğunu, bu durumun Batı’yı ciddi manada rahatsız ettiğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Batı, Ukrayna’ya gerek parasal gerekse ayni noktada bütün imkanlarıyla silah, mühimmat dahil her türlü desteği veriyor. Bütün bu desteklere rağmen şu anda Ukrayna’da bekledikleri neticeyi henüz alabilmiş değiller. Bu noktada en büyük güvenceleri NATO’nun varlığı. NATO büyük bir güç ve onları biraz rahatlatıyor. Bu Batılı ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri geliyor. Amerika’nın yanında Almanya, Fransa, İngiltere gibi Batı ülkeleri yer alıyor. Böylece bu güç takviye oluyor. Bu takviyeye rağmen büyük güç rekabetinde arzu ettikleri neticeyi elde edemeyişleri bu ülkeleri ister istemez belli bir noktaya taşıyor. Burada Türkiye olarak bizim konumumuz ise farklı. Biz hem Rusya hem Ukrayna ile iletişim halindeyiz. Bunu yaparken de mümkün olduğunca adilane yaklaşmanın gayreti içerisindeyiz. Bu durum zaman zaman Rusya’yı da Ukrayna’yı da rahatsız edebiliyor. Ama biz diyoruz ki ‘Her ikiniz hem bize komşusunuz, geçmişten bu yana aramızda ciddi münasebetlerimiz var.’ Örneğin Karadeniz Tahıl Koridoru’nda adil bir adım attık. Rusya’nın da Ukrayna’nın da taleplerini karşıladık. ‘Batı’ya bu Tahıl Koridorundan aldıklarınızdan verin ama bunun yanında Afrika’ya da verin, Türkiye olarak siz de alın’ dediler. Biz de bunu elimizden geldiğince yapmaya çalıştık. Şimdi diyoruz ki; tahıl koridorunu biz yeniden açalım. Şimdi bunun görüşmelerini hem Rusya hem Ukrayna’yla yapıyoruz. Henüz bu konuda bir netice alamadık. Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le son görüşmem bunun üzerindeydi. NATO Zirvesi’nde Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenskiy ile yine bu konuları görüştük. Ukrayna tarafıyla da Tahıl Koridorunu çalıştırmak istiyoruz. Temenni ederim ki bu koridoru yeniden işletmeye başlarız.”
‘BATI’YA BU RAHATSIZLIĞIMIZI HEP ANLATTIK’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘NATO içerisinde nevi şahsına münhasır bir yerimiz var. Peki, NATO ile kurduğumuz münasebet ne kadar adil ve dengeli sizce? Fayda- maliyet analizi yaptığınızda, NATO’ya verdiklerimiz ve aldıklarımızı mukayese ettiğinizde bir mütekabiliyet mevzubahis mi?’ sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“Bir fayda- maliyet analizinde Türkiye olarak biz mütekabiliyet ilkesine aykırı bir konuma düşmedik. Sadece terörle mücadelede NATO’yu duruma müdahale etme noktasında henüz netice alabilmiş değiliz. Bundan rahatsız olduğumuzu da Sayın Stoltenberg’e de defalarca ifade ettim. Bir NATO ülkesi olarak Batı’ya bu rahatsızlığımızı hep anlattık. Birinci derecede Almanya, Fransa, İngiltere, malum terörün belli ölçüde destek alanı buldukları yerler. Özellikle Almanya’ya bunları etraflıca anlattık. Mesela terörle mücadelede ülkemizin, dolayısıyla NATO’nun sınırlarının korunması ve tehditlerin bertaraf edilmesi noktasında çoğu zaman yalnız bırakıldık. Bununla da kalınmadı, NATO’nun sınırlarını tehdit eden teröristlere bu tehditlerini güçlendirici yardımlar yapıldı, destekler verildi. Bunlar çok olumlu bir tablo olarak karşımıza çıkmıyor. Diğer taraftan Almanya’yla bizim şu anda Akkuyu Nükleer Santrali için gelmesi gereken türbinlerin Alman gümrüğünde bekliyor olması gibi bir sıkıntımız var. Bu, bizi ciddi manada rahatsız etmiştir. Bunu Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a ikili görüşmemde tekrar hatırlattım. Gerek Eurofighter Typhoon uçak alım talebimizin karşılanmaması, gerek türbin konusu, gerekse bizim fırkateynlerimizde kullanılan bazı makinelerin alınması hususunda ortaya çıkan sıkıntıları aşmamız gerekiyor. Gelişmeleri takip edeceğiz.”
‘TÜRKİYE’NİN DE BÖYLESİ BİR MAKAMDA TEMSİL EDİLMESİ OLAĞANDIR’
NATO Genel Sekreter Yardımcılığı konusunun da gündemde olduğu, 2010- 2013 yılları arasında Hüseyin Diriöz’ün, 2016- 2020 arasında da Tacan İldem’in Genel Sekreter Yardımcılığı yaptığı hatırlatılarak, ‘Yeni NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşmede Türkiye’ye bir Genel Sekreter Yardımcılığı verilmesi talebiniz oldu diye biliyoruz. Bakışı nasıl, bu gerçekleşecek mi, gerçekleşirse belirlenmiş bir isim var mı?’ sorularına karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu yanıtı verdi:
“NATO Zirvesi sonrası düzenlediğim basın toplantısında da açık bir şekilde ifade ettim. Bunun kararını ne ben veriyorum ne Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan veriyor. Bu konudaki talebimizi kendilerine ilettik. Sayın Rutte devir teslimden önce Türkiye’ye geleceğini söylemişti. Bu ziyaret gerçekleşirse orada tekrar bu konuları kendisiyle görüşeceğiz. Biz NATO’nun en önemli ülkelerinden biriyiz. İttifakın bir arada olması ve etkinliğini muhafaza etmesi için çok değerli katkılar sunuyoruz. Genel Sekreterlik yapılanmasında Türkiye’nin de böylesi bir makamda temsil edilmesi olağandır. Nitekim Sayın Rutte de böylesi bir makamın Türkiye’ye yakışacağını ifade etmişti. Biz ülkemizden bir ismin Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevlendirilmesini sadece ülkemizin o makamda temsil edilmesi için değil, bu nazik dönemlerde NATO’ya büyük katkı sağlayacağını düşündüğümüz için de istiyoruz.”
‘BİZİM İÇİN BU NOKTADA ÖNEMLİ OLAN F-16 KONUSUDUR’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Basın toplantısında da değindiniz ama biz F-35 meselesinin nasıl çözüleceğini merak ediyoruz. Programa geri dönüş mü söz konusu ya da F-16’yla ilgili bir mahsuplaşma mı olacak?’ sorusu üzerine, “Bizim burada önceliğimiz F-16 talebimizin karşılanması. Alt kümelerde farklı durumlar olabiliyor ama biz oradaki parasal ilişkileri pek gündeme almak istemiyoruz. Çünkü biz F-35 üzerinden zaten ödememizi yaptık. Hatta 5 tane F-35 hangara da alınmıştı ama ne yazık ki olay farklı gelişti ve daha sonra ABD, bizim F-16’larımızı da vermeme noktasına dahi gelmişti. Son görüşmede ABD Başkanı Biden ‘3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim’ dedi. Bizim için bu noktada önemli olan F-16 konusudur. Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz” yanıtını verdi.
‘NATO Zirvesi öncesinde Şanghay İş birliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi’ndeydiniz. Türkiye’nin üye olma talebini de ifade ettiniz. Batı basınına baktığımızda NATO üyesi ülkelerin liderleri arasında ‘Putin ile görüşebilen tek lider’ olarak sizi tanımladılar. Dolayısıyla Türkiye tam bir denge merkezinde görülüyor. Biraz önce de Tahıl Koridoru ile ilgili yeni çalışmaları, Rusya-Ukrayna meselesindeki son durumu ifade ettiniz. Türkiye nasıl bir denge politikası yürütüyor?’ sorusuna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin gerek Rusya, gerek Çin, hatta Belarus ile kırmadan, dökmeden münasebetlerini devam ettirdiğini söyledi. Şanghay Zirvesi’nde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile çok samimi bir havada görüştüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin ile de Belarus Devlet Başkanı Sayın Lukaşenko ile de güzel görüşmelerimiz oldu. Bütün bu temasların bana göre getirisi er veya geç olacak. Bunu göreceğiz. Bu arada Bakan arkadaşlarımızın da görüşmeleri gerçekleşti. Partimizin üst düzey yönetimi Çin’deydi. Çin’de iktidar partisiyle üst düzey çok verimli görüşmeler yaptılar. Bu görüşmelerle ilgili arkadaşlarım bana brifing verdiklerinde, kendilerine çok üst düzey muamelesi yapıldığını aktardılar. Bu denli güzel ve başarılı bir ziyareti arkadaşlarımız gerçekleştirdi. Arkasından da biz Sayın Şi Cinping ile Astana’da bir araya geldik. Onunla bu şekilde görüşmelerimizi yaptık. Kendisi bizi yeniden Çin’e davet etti. Ben de kendisini ülkemize davet ettim. ‘Önümüzdeki yıl iadeiziyaretimi yapayım’ dedi. Bu şekilde de aramızdaki gerek siyasi gerek ticari bütün bunları görüşme fırsatını da yakaladık. Şimdi büyük ihtimalle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısından sonra bizim bir Çin ziyaretimiz olabilir. Ama 2025’te de inanıyorum ki Sayın Şi Cinping, bize iadeyiziyaretini yapacaktır.”
‘SURİYE’DEKİ BARIŞ EN ÇOK BİZE FAYDA SAĞLAYACAK’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Suriye ile ilişkilerin düzelmesine dair ‘Beşşar Esed’e davetimizi yapacağımızı belirtiyoruz’ dediniz. NATO Zirvesi sonrası düzenlediğiniz basın toplantısında da ‘Daveti yaptık, cevap bekliyoruz’ şeklinde bir yaklaşımınız oldu. Bu davetin Ankara, İstanbul gibi bir yerde mi, yoksa sınır hattında bir bölgede mi gerçekleşmesi öngörülüyor? Rusya’nın bu yakınlaşmaya nasıl baktığını biliyoruz ama ABD ve İran cephesiyle ilgili bir tavır, bir tepki söz konusu mu?’ sorusuna şu yanıtı verdi:
“Görevi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a verdim. Dışişleri Bakanım da şu anda muhataplarıyla görüşmek suretiyle işin bütün yol haritasını belirleyecekler. Ona göre de inşallah adımı atacağız. Biz Suriye’de adil bir barışın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak. Bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylüyoruz. Şu ana kadar bu süreç olumlu istikamette gelişti. Temenni ediyorum ki yakın bir zamanda somut adımları da atarız. ABD ve İran’ın da bu müspet gelişmelerden memnuniyet duyması ve çekilen onca acının son bulması için süreci desteklemesi gerekir. Biz komşumuzdaki yangını söndürmek için yıllardır çaba sarf ediyoruz. Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız. Biz Suriye’de barış istiyoruz ve barışın yanında olan herkesi de bu tarihi çağrımıza desteğe bekliyoruz.”
‘YETERLİ DEĞİL AMA MEMNUNİYET VERİCİ’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Irak’ta PKK terör örgütüne yönelik operasyonlarda terör örgütü üyelerinin köyleri, kasabaları, bazı yerleşim yerlerini ateşe vererek güneye çekildiklerine dair haberler geliyor. Kundaklama eylemleri yaptıkları ortaya çıktı. Bu saldırılarda da Bafel Talabani’ye yakın isimlerin de olduğu, onlara ait peşmergelerden isimlerin de olduğu haberleri çıktı. Bu konuda Erbil yönetimi tarafından açıklamalar da yapıldı. Milli Savunma Bakanlığımızın da son günlerde ‘kilit kapanıyor’ paylaşımları oldu. Sahadaki son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?’ sorusunu cevaplarken, “Irak ziyaretimizden sonra Irak yönetiminde ilk defa PKK ile mücadele konusunda sahada çok somut adımlar atıldığını gördük” dedi.
Irak yönetiminin, PKK’nın faaliyetlerinin Irak’ta yasaklandığına dair açıklamayı Milli Güvenlik Kurulu’ndan geçirdiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi bunun sahadaki yansımalarını görüyoruz. O ziyaretten sonra güvenlik güçlerimiz ile Erbil yönetiminin iş birliği memnuniyet verici. Irak’ta hem Savunma Bakanlığıyla hem de istihbarat örgütleriyle de iyi bir ilişkimiz var” değerlendirmesinde bulundu.
Irak’taki kundaklama ve yangın faaliyetlerinin PKK tarafından yapıldığının Irak İçişleri Bakanlığınca resmi olarak açıklandığını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:
“Bunun üzerine de Erbil yönetimi bunu teyit edici açıklamalar yaptı. Bunlar yakın dönemde PKK ile mücadelede ilk kez ortaya çıkan gelişmeler. Dolayısıyla bu durum bizim açımızdan yeterli değil ama memnuniyet verici. Sonuçta ilerleyen bir süreç var. Irak’ta Süleymaniye yönetimi ile Erbil yönetimi arasındaki gerilim de devam ediyor. Erbil’e gittiğimizde de söyledik, Süleymaniye yönetimi, PKK ile aralarına mesafe koymadıkça bizim Süleymaniye’ye karşı tavrımızda bir değişiklik olmayacak. Hava sahasına yönelik ambargo devam edecek. Biz onlara her vesileyle ‘Süleymaniye tarafında bazı adımları atarsanız pozisyonumuzu değerlendiririz.’ dedik. Top şu anda onların sahasında.”
‘HAKLILIĞIMIZ ZAMAN İÇERİSİNDE ORTAYA ÇIKTI’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘ABD ile bir türlü istenilen düzeyde ilişki yürütemiyoruz. Malum ABD’de yaklaşan bir seçim var. Washington PKK, PYD’ye verdiği desteğin kılıfı olarak DEAŞ’la mücadeleyi ortaya koyuyor. Diğer yandan FETÖ’ye de kol kanat geriyorlar. Buna bir bahane bile uydurmuyorlar. ABD, Türkiye’yi kaybetmek pahasına sizce neyin hesabını yapıyor olabilir?’ sorusu üzerine bu konuları NATO Zirvesi’nde Biden ile konuşamadıklarını kaydetti.
“FETÖ’yle şöyle hesap var, böyle hesap var, bu konulara girmedik. Şu anda zaten FETÖ ortada yok. Ne olduğu belli değil” diye konuşan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bir de üç buçuk ay sonra ABD’de bir seçim var. Bizim ajandamızda da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu var. Genel Kurulda da dünya ne konuşuyor, bunları göreceğiz. Biz de orada mesajlarımızı tekrar vereceğiz. İnşallah bu mesajlarla birlikte Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan hayırlı neticeleri elde ederiz diye düşünüyorum. Terör örgütleri ile Türkiye gibi bir müttefiki terazinin iki kefesine koyma düşüncesi bile baştan sakat bir yaklaşımdır. FETÖ, PKK gibi kuklalara desteğin, onları öyle ya da böyle kullanmanın bir bahanesi olamaz. FETÖ de PKK da komşunun tarlasına zarar vermek için ekilen zararlı otlara benzer. Komşunuz onlarla mücadelenin bir yolunu muhakkak bulur, tarlasından o zararlı otları temizler, ama o tohumlar bir şekilde sizin arazinize de sıçrar ve emin olun size de zarar verir. Yıllardır terörün bumerang özelliğini vurguluyorum. Çeşitli vesilelerle haklılığımız zaman içerisinde ortaya çıktı.”
‘FİLİSTİN’İ TANIMA KARARI DÜNYA BARIŞINA, HUZURA KATKI SAĞLAR’
Erdoğan, ‘Siz ABD Başkanı Biden’ın kendisine yönelik ‘çekil’ baskısına karşı direneceğini düşünüyor musunuz? Bugün basın toplantısında cevap verdiniz ama Donald Trump’ı mı, Joe Biden’ı mı istersiniz?’ sorusuna karşılık, “Ortada bir gerçek var, o da şu; her şeyden önce Biden zaten ‘çekilmiyorum’ dedi” ifadesini kullandı.
ABD medyasının şu anda kimi nereye getireceğini bile açıklamaya başladığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her iki isim de ABD halkından ikinci dönem için destek talep ediyor. Amerikan halkı iki ismin de başkanlık dönemlerinde yaptıkları ya da yapamadıkları işleri tartıp bir karar verecek. Bu kararı bekleyip göreceğiz” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Fransa’da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kararıyla gidilen erken genel seçimlerde, sandıktan birinci çıkan solcu Yeni Halk Cephesi ittifakının başlıca seçim vaatleri arasında Filistin devletinin tanınması yer alıyor. Eğer başarılı olurlar ise Filistin’e yönelik tutumları diğer Avrupa ülkeleri için de örnek teşkil eder mi? Bu konuda yorumunuz nedir?’ sorusuna şu yanıtı verdi:
“Cumhurbaşkanı olarak şu anda kim hükümeti kiminle kuracak, bunun kararını Fransa Cumhurbaşkanı Macron verecek. Şu anda koalisyon güçleri hangileriyse bunların hepsi de parlamentoda gereken çalışmaları yapacaklar ve bu konuda da nihai söz Macron’a ait. Diğer yandan tarihin doğru tarafında durmak isteyenlerin yapması gereken Filistin’i devlet olarak tanımaktır. Hakkaniyetli, adaletli yaklaşım bunu gerektirir. Avrupa’da zaten Filistin’in haklılığının ve Filistin devletinin tanınması sürecinin fitili ateşlenmiştir. En son İspanya’nın, Norveç’in, İrlanda’nın, Slovenya’nın aldıkları isabetli kararlar o kapıyı aralamıştır. Fransa’nın böylesi bir karar alması bizi memnun eder. Filistin’i tanıma kararı dünya barışına, huzura katkı sağlar. Bugün itibarıyla Filistin’i devlet olarak tanımayan bütün ülkeler, vakit geçirmeden bu doğru kararı almalıdır. Hem bölgesel hem küresel barışın yolu, 1967 sınırlarında iki devletli çözümden geçmektedir.”
‘PAŞİNYAN’A HER ŞEYİ SÖYLEDİK’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘İran’da Cumhurbaşkanı değişti, Ermenistan’da Paşinyan barıştan yana cümleler kuruyor. Türkiye- Azerbaycan perspektifi Kafkaslarda barışı getirmek üzerine. Bu bağlamda Ermenistan- Azerbaycan barış anlaşması ve İran’ın Zengezur Koridoru’na bakışı konusunda neler söylersiniz? Ermenistan ile Azerbaycan barış anlaşması imzaladığı zaman o bölge tamamen barış iklimi olacak ve belki Ermenistan- Türkiye sınırının açılabileceğini işaret etmiştiniz. Bu da düşünülebilir mi?’ sorusuna, “Niye düşünülmesin. Yani biz bu konuda zaten Paşinyan’a her şeyi söyledik” karşılığını verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Artık bütün yelkenleri barışa açmamız lazım. Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış yakında sağlanır diye umut ediyoruz. Bu barışı Türkiye olarak yürekten destekliyoruz. Zengezur Koridoru’nun açılması da bu barış anlaşmasını taçlandıracak ve tamamlayacak adımdır. Azerbaycan’ın da Ermenistan’ın da Türkiye’nin de bölgedeki diğer ülkelerin de refah ve huzuruna bu adımlar olumlu katkı sağlar. Bu kadar olumlu yönü bulunan kararların geciktirilmeden alınması ve gereğinin yapılmasını arzu ederiz. Bölgeden olumlu sinyaller geliyor, bunların müjdeli haberlere dönüşmesini temenni ediyoruz. Diğer ülkelerin de barış sürecine katkı sağlamak noktasında benzer bir yaklaşım ortaya koymaları kalıcı barışın bir an önce tesisi için önemlidir.”
‘HERKESİN ÇIKARINA OLACAK STRATEJİK KORİDOR’
İran Cumhurbaşkanıyla görüşmede Zengezur Koridoru’nun konuşulmadığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz sadece bu seçimi nasıl kazandığı konusunda değerlendirmeler yaptık” dedi. Erdoğan, Türkiye- İran münasebetlerini çok daha farklı bir noktaya taşımak istediklerini belirterek, “Zengezur Koridoru özellikle Azerbaycan, Ermenistan ve İran herkesin çıkarına olacak stratejik koridordur ve bu koridor devreye girdiği anda İran da rahatlayacak, Azerbaycan da rahatlayacak. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev için o koridor çok önemli. İnşallah oradaki raylı sistem devreye girdiği anda burada Azerbaycan çok çok rahatlayacak” değerlendirmesinde bulundu.
‘3. Dünya Savaşı riski hiç olmadığı kadar sık belirtilmeye başlandı. Siz son 2 büyük uluslararası zirveye katıldınız. Şanghay Zirvesi, sonrasında NATO Zirvesi. Bu iki zirvenin sonunda bu riskin yüksek olduğunu görüyor musunuz? Böyle bir kaygınız var mı? Eğer varsa bunu engellemek için hangi somut adımlar atılması gerekir?’ sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Doğrusu ben görmüyorum, görmek de istemiyorum” karşılığını verdi.
“Dünyayı bundan önce savaşa sürükleyen gerekçeleri ve alınmayan önlemleri düşündüğümüzde bugün o hatalara düşmemeye özen göstermenin gerektiği ortadadır. Savaştan çok barışı söylemeli, barışı konuşmalıyız. Attığımız her adımı gerilim değil, barış için atmalı, planlarımızı barışı sağlamak ve kalıcı hale getirmek üzere yapmalıyız” diyen Erdoğan, bütün ülkelerin gerilimi değil, barış ve huzur iklimini inşa edecek çabaları hayata geçirmesi gerektiğini söyledi.
]]>Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere ziyaret ettiği ABD’nin başkenti Washington’dan dönüşünde uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
NATO’nun 75. kuruluş yıl dönümü törenlerine katıldıklarını, zirvenin, ittifakın birlik ve insicamının sergilenmesi noktasında faydalı olduğunu aktaran Erdoğan, zirve kapsamında görüşülen konuları, alınan kararları basın toplantısında etraflıca paylaştığını hatırlattı.
Bunlara ek olarak birkaç hususa ayrıca değinmek istediğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:
“Terör konusunda ödediğimiz bedelleri tüm dünya biliyor. Müttefiklerimizden teröre karşı verdiğimiz mücadelede samimi dayanışma beklediğimizi burada bir kez daha vurguladım. Ayrıca savunma sanayi ticaretinin önündeki kısıtlamaların süratle kaldırılması gerektiğini ifade ettim. Bildiğiniz gibi NATO’nun Vilnius Zirvesi’nde bütün müttefikler bu yönde taahhüt vermişlerdi. Aradan geçen sürede taahhütleri doğrultusunda gerekli adımları atan müttefiklerimiz de çoğunluktaydı. Ancak bazı NATO üyeleri verdikleri sözlere rağmen, menfi tutumlarını değiştirmedi. Bu duruma hem ilk oturumda hem de zirve esnasında gerçekleştirdiğim ikili görüşmelerde özellikle temas ederek, görüştüğüm liderlere bunları anlattım. ‘NATO müttefikleri arasında artık kısıtlamaları konuşmak istemiyoruz’ dedim.”
“Her iki ülkeyle de çok boyutlu ilişkilerimiz mevcut”
Ukrayna- Rusya savaşında ilk günden bu yana Türkiye’nin sürdürdüğü dengeli tavrın bütün liderlerce bilindiğini ifade eden Erdoğan, “Ukrayna gibi Rusya Federasyonu da bizim komşumuzdur. Güçlü bağlarımızın olduğu bir ülkedir. Her iki ülkeyle de çok boyutlu ilişkilerimiz mevcuttur. Savaşa rağmen bunların korunmasına da önem veriyoruz.” diye konuştu.
Zirvede, daha fazla kan dökülmeden diplomasiye dönülmesi ve müzakere zemini hazırlanması gerektiğine dikkati çektiğini aktaran Erdoğan, “Bu doğrultuda İstanbul sürecini devam ettirmeye hazır olduğumuzu vurguladım.” ifadesini kullandı.
Eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin, NATO’nun yeni Genel Sekreteri olarak ilan edildiğini anımsatan Erdoğan, “Adaylık sürecinde ülkemizi ziyaret eden Rutte’ye hassasiyetlerimizi ve beklentimizi ifade etmiştim. Kendisinin bu istikamette hareket edeceğine inanıyorum. 1 Ekim’de görevi devredecek olan değerli dostum Genel Sekreter Jens Stoltenberg’le de tabiatıyla bir araya geldik. Son 10 yılda yaptığı özverili çalışmalar ve ülkemizle geliştirdiği yakın işbirliği nedeniyle teşekkürlerimizi ilettim.” diye konuştu.
Erdoğan, zirve vesilesiyle birçok devlet ve hükümet başkanıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdiğini de belirtti.
“Güçlü olanların cirit attığı bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız”
“Dünyanın mevcut durumunda NATO’nun, iddialarına nispetle işlevini nasıl değerlendiriyorsunuz? NATO Genel Sekreteri Stoltenberg ‘savunma sanayi dahilinde yeni imkan ve yeteneklerin değerlendirilmesi’ yönünde ikazlarda bulundu, siz de İstanbul’dan hareket ederken aynı şeyi söylediniz. Stoltenberg’in bahsettiği bu savunma kime karşı, neye karşı?” sorusu üzerine Erdoğan, dünyanın süratle bir değişim yaşadığını, bu hızlı değişim içerisinde güçlerin özellikle büyük rol oynadığını söyledi.
“Güçlü olanların cirit attığı bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız” diyen Erdoğan, örneğin Rusya’nın, Çin ile dayanışma içinde olduğunu, bu durumun Batı’yı ciddi manada rahatsız ettiğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Batı, Ukrayna’ya gerek parasal, gerekse ayni noktada bütün imkanlarıyla, silah, mühimmat dahil her türlü desteği veriyor. Bütün bu desteklere rağmen şu anda Ukrayna’da bekledikleri neticeyi henüz alabilmiş değiller. Bu noktada en büyük güvenceleri NATO’nun varlığı. NATO büyük bir güç ve onları biraz rahatlatıyor. Bu Batılı ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri geliyor. Amerika’nın yanında Almanya, Fransa, İngiltere gibi Batı ülkeleri yer alıyor. Böylece bu güç takviye oluyor. Bu takviyeye rağmen büyük güç rekabetinde arzu ettikleri neticeyi elde edemeyişleri bu ülkeleri ister istemez belli bir noktaya taşıyor. Burada Türkiye olarak bizim konumumuz ise farklı. Biz, hem Rusya hem Ukrayna ile iletişim halindeyiz. Bunu yaparken de mümkün olduğunca adilane yaklaşmanın gayreti içerisindeyiz. Bu durum zaman zaman Rusya’yı da Ukrayna’yı da rahatsız edebiliyor. Ama biz diyoruz ki, ‘Her ikiniz hem bize komşusunuz, geçmişten bu yana aramızda ciddi münasebetlerimiz var.’ Örneğin Karadeniz Tahıl Koridoru’nda adil bir adım attık. Rusya’nın da Ukrayna’nın da taleplerini karşıladık. ‘Batı’ya bu Tahıl Koridorundan aldıklarınızdan verin ama bunun yanında Afrika’ya da verin, Türkiye olarak siz de alın’ dediler. Biz de bunu elimizden geldiğince yapmaya çalıştık. Şimdi diyoruz ki; tahıl koridorunu biz yeniden açalım. Şimdi bunun görüşmelerini hem Rusya hem Ukrayna’yla yapıyoruz. Henüz bu konuda bir netice alamadık. Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le son görüşmem bunun üzerindeydi. NATO Zirvesi’nde Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenskiy ile yine bu konuları görüştük. Ukrayna tarafıyla da Tahıl Koridorunu çalıştırmak istiyoruz. Temenni ederim ki bu koridoru yeniden işletmeye başlarız.”
“Batı’ya bu rahatsızlığımızı hep anlattık”
Cumhurbaşkanı Erdoğan “NATO içerisinde nevi şahsına münhasır bir yerimiz var. Peki NATO ile kurduğumuz münasebet ne kadar adil ve dengeli sizce? Fayda-maliyet analizi yaptığınızda, NATO’ya verdiklerimiz ve aldıklarımızı mukayese ettiğinizde bir mütekabiliyet mevzubahis mi?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“Bir fayda-maliyet analizinde Türkiye olarak biz mütekabiliyet ilkesine aykırı bir konuma düşmedik. Sadece terörle mücadelede NATO’yu duruma müdahale etme noktasında henüz netice alabilmiş değiliz. Bundan rahatsız olduğumuzu da Sayın Stoltenberg’e de defalarca ifade ettim. Bir NATO ülkesi olarak Batı’ya bu rahatsızlığımızı hep anlattık. Birinci derecede Almanya, Fransa, İngiltere, malum terörün belli ölçüde destek alanı buldukları yerler. Özellikle Almanya’ya bunları etraflıca anlattık. Mesela terörle mücadelede ülkemizin, dolayısıyla NATO’nun sınırlarının korunması ve tehditlerin bertaraf edilmesi noktasında çoğu zaman yalnız bırakıldık. Bununla da kalınmadı, NATO’nun sınırlarını tehdit eden teröristlere bu tehditlerini güçlendirici yardımlar yapıldı, destekler verildi. Bunlar çok olumlu bir tablo olarak karşımıza çıkmıyor. Diğer taraftan Almanya’yla bizim şu anda Akkuyu Nükleer Santrali için gelmesi gereken türbinlerin Alman gümrüğünde bekliyor olması gibi bir sıkıntımız var. Bu, bizi ciddi manada rahatsız etmiştir. Bunu Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a ikili görüşmemde tekrar hatırlattım. Gerek Eurofighter Typhoon uçak alım talebimizin karşılanmaması, gerek türbin konusu, gerekse bizim fırkateynlerimizde kullanılan bazı makinelerin alınması hususunda ortaya çıkan sıkıntıları aşmamız gerekiyor. Gelişmeleri takip edeceğiz.”
“Türkiye’nin de böylesi bir makamda temsil edilmesi olağandır”
NATO Genel Sekreter Yardımcılığı konusunun da gündemde olduğu, 2010-2013 yılları arasında Hüseyin Diriöz’ün, 2016-2020 arasında da Tacan İldem’in Genel Sekreter Yardımcılığı yaptığı hatırlatılarak, “Yeni NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşmede Türkiye’ye bir Genel Sekreter Yardımcılığı verilmesi talebiniz oldu diye biliyoruz. Bakışı nasıl, bu gerçekleşecek mi, gerçekleşirse belirlenmiş bir isim var mı?” sorularına karşılık Erdoğan, şu yanıtı verdi:
“NATO Zirvesi sonrası düzenlediğim basın toplantısında da açık bir şekilde ifade ettim. Bunun kararını ne ben veriyorum ne Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan veriyor. Bu konudaki talebimizi kendilerine ilettik. Sayın Rutte devir teslimden önce Türkiye’ye geleceğini söylemişti. Bu ziyaret gerçekleşirse orada tekrar bu konuları kendisiyle görüşeceğiz. Biz NATO’nun en önemli ülkelerinden biriyiz. İttifakın bir arada olması ve etkinliğini muhafaza etmesi için çok değerli katkılar sunuyoruz. Genel Sekreterlik yapılanmasında Türkiye’nin de böylesi bir makamda temsil edilmesi olağandır. Nitekim Sayın Rutte de böylesi bir makamın Türkiye’ye yakışacağını ifade etmişti. Biz ülkemizden bir ismin Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevlendirilmesini sadece ülkemizin o makamda temsil edilmesi için değil, bu nazik dönemlerde NATO’ya büyük katkı sağlayacağını düşündüğümüz için de istiyoruz.”
“Bizim için bu noktada önemli olan F-16 konusudur”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Basın toplantısında da değindiniz ama biz F-35 meselesinin nasıl çözüleceğini merak ediyoruz. Programa geri dönüş mü söz konusu ya da F-16’yla ilgili bir mahsuplaşma mı olacak?” sorusu üzerine de şunları kaydetti:
“Bizim burada önceliğimiz F-16 talebimizin karşılanması. Alt kümelerde farklı durumlar olabiliyor ama biz oradaki parasal ilişkileri pek gündeme almak istemiyoruz. Çünkü biz F-35 üzerinden zaten ödememizi yaptık. Hatta 5 tane F-35 hangara da alınmıştı ama ne yazık ki olay farklı gelişti ve daha sonra ABD, bizim F-16’larımızı da vermeme noktasına dahi gelmişti. Son görüşmede ABD Başkanı Biden ‘3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim’ dedi. Bizim için bu noktada önemli olan F-16 konusudur. Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz, gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
(Sürecek)???????
]]>Erdoğan, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere ziyaret ettiği ABD’nin başkenti Washington’dan dönüşünde uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
“SURİYE’DEKİ BARIŞ EN ÇOK BİZE FAZLA SAĞLAYACAK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye ile ilişkilerin düzelmesine dair ‘Beşşar Esed’e davetimizi yapacağımızı belirtiyoruz.’ dediniz. NATO Zirvesi sonrası düzenlediğiniz basın toplantısında da ‘Daveti yaptık, cevap bekliyoruz.’ şeklinde bir yaklaşımınız oldu. Bu davetin Ankara, İstanbul gibi bir yerde mi, yoksa sınır hattında bir bölgede mi gerçekleşmesi öngörülüyor? Rusya’nın bu yakınlaşmaya nasıl baktığını biliyoruz ama ABD ve İran cephesiyle ilgili bir tavır, bir tepki söz konusu mu?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Görevi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a verdim. Dışişleri Bakanım da şu anda muhataplarıyla görüşmek suretiyle işin bütün yol haritasını belirleyecekler. Ona göre de inşallah adımı atacağız. Biz Suriye’de adil bir barışın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak. Bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylüyoruz. Şu ana kadar bu süreç olumlu istikamette gelişti. Temenni ediyorum ki yakın bir zamanda somut adımları da atarız.
ABD ve İran’ın da bu müspet gelişmelerden memnuniyet duyması ve çekilen onca acının son bulması için süreci desteklemesi gerekir. Biz komşumuzdaki yangını söndürmek için yıllardır çaba sarf ediyoruz. Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız. Biz Suriye’de barış istiyoruz ve barışın yanında olan herkesi de bu tarihi çağrımıza desteğe bekliyoruz.”
NATO’nun 75. kuruluş yıl dönümü törenlerine katıldıklarını, zirvenin, ittifakın birlik ve insicamının sergilenmesi noktasında faydalı olduğunu aktaran Erdoğan, zirve kapsamında görüşülen konuları, alınan kararları basın toplantısında etraflıca paylaştığını hatırlattı.
SAVUNMA SANAYİ TİCARETİNDE KISITLAMALAR
Bunlara ek olarak birkaç hususa ayrıca değinmek istediğini belirten Erdoğan, şunları söyledi: “Terör konusunda ödediğimiz bedelleri tüm dünya biliyor. Müttefiklerimizden teröre karşı verdiğimiz mücadelede samimi dayanışma beklediğimizi burada bir kez daha vurguladım. Ayrıca savunma sanayi ticaretinin önündeki kısıtlamaların süratle kaldırılması gerektiğini ifade ettim. Bildiğiniz gibi NATO’nun Vilnius Zirvesi’nde bütün müttefikler bu yönde taahhüt vermişlerdi. Aradan geçen sürede taahhütleri doğrultusunda gerekli adımları atan müttefiklerimiz de çoğunluktaydı. Ancak bazı NATO üyeleri verdikleri sözlere rağmen, menfi tutumlarını değiştirmedi. Bu duruma hem ilk oturumda hem de zirve esnasında gerçekleştirdiğim ikili görüşmelerde özellikle temas ederek, görüştüğüm liderlere bunları anlattım. ‘NATO müttefikleri arasında artık kısıtlamaları konuşmak istemiyoruz’ dedim.”
“HER İKİ ÜLKEYLE DE ÇOK BOYUTLU İLİŞKİLERİMİZ MEVCUT”
Ukrayna-Rusya savaşında ilk günden bu yana Türkiye’nin sürdürdüğü dengeli tavrın bütün liderlerce bilindiğini ifade eden Erdoğan, “Ukrayna gibi Rusya Federasyonu da bizim komşumuzdur. Güçlü bağlarımızın olduğu bir ülkedir. Her iki ülkeyle de çok boyutlu ilişkilerimiz mevcuttur. Savaşa rağmen bunların korunmasına da önem veriyoruz.” diye konuştu. Zirvede, daha fazla kan dökülmeden diplomasiye dönülmesi ve müzakere zemini hazırlanması gerektiğine dikkati çektiğini aktaran Erdoğan, “Bu doğrultuda İstanbul sürecini devam ettirmeye hazır olduğumuzu vurguladım.” ifadesini kullandı.
Eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin, NATO’nun yeni Genel Sekreteri olarak ilan edildiğini anımsatan Erdoğan, “Adaylık sürecinde ülkemizi ziyaret eden Rutte’ye hassasiyetlerimizi ve beklentimizi ifade etmiştim. Kendisinin bu istikamette hareket edeceğine inanıyorum. 1 Ekim’de görevi devredecek olan değerli dostum Genel Sekreter Jens Stoltenberg’le de tabiatıyla bir araya geldik. Son 10 yılda yaptığı özverili çalışmalar ve ülkemizle geliştirdiği yakın işbirliği nedeniyle teşekkürlerimizi ilettim.” diye konuştu. Erdoğan, zirve vesilesiyle birçok devlet ve hükümet başkanıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdiğini de belirtti.
“GÜÇLÜ OLANLARIN CİRİT ATTIĞI BİR DÜNYA DÜZENİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
“Dünyanın mevcut durumunda NATO’nun, iddialarına nispetle işlevini nasıl değerlendiriyorsunuz? NATO Genel Sekreteri Stoltenberg ‘savunma sanayi dahilinde yeni imkan ve yeteneklerin değerlendirilmesi’ yönünde ikazlarda bulundu, siz de İstanbul’dan hareket ederken aynı şeyi söylediniz. Stoltenberg’in bahsettiği bu savunma kime karşı, neye karşı?” sorusu üzerine Erdoğan, dünyanın süratle bir değişim yaşadığını, bu hızlı değişim içerisinde güçlerin özellikle büyük rol oynadığını söyledi.
“Güçlü olanların cirit attığı bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız” diyen Erdoğan, örneğin Rusya’nın, Çin ile dayanışma içinde olduğunu, bu durumun Batı’yı ciddi manada rahatsız ettiğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
“Batı, Ukrayna’ya gerek parasal, gerekse ayni noktada bütün imkanlarıyla, silah, mühimmat dahil her türlü desteği veriyor. Bütün bu desteklere rağmen şu anda Ukrayna’da bekledikleri neticeyi henüz alabilmiş değiller. Bu noktada en büyük güvenceleri NATO’nun varlığı. NATO büyük bir güç ve onları biraz rahatlatıyor. Bu Batılı ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri geliyor. Amerika’nın yanında Almanya, Fransa, İngiltere gibi Batı ülkeleri yer alıyor. Böylece bu güç takviye oluyor. Bu takviyeye rağmen büyük güç rekabetinde arzu ettikleri neticeyi elde edemeyişleri bu ülkeleri ister istemez belli bir noktaya taşıyor. Burada Türkiye olarak bizim konumumuz ise farklı. Biz, hem Rusya hem Ukrayna ile iletişim halindeyiz. Bunu yaparken de mümkün olduğunca adilane yaklaşmanın gayreti içerisindeyiz. Bu durum zaman zaman Rusya’yı da Ukrayna’yı da rahatsız edebiliyor. Ama biz diyoruz ki, ‘Her ikiniz hem bize komşusunuz, geçmişten bu yana aramızda ciddi münasebetlerimiz var.’ Örneğin Karadeniz Tahıl Koridoru’nda adil bir adım attık. Rusya’nın da Ukrayna’nın da taleplerini karşıladık. ‘Batı’ya bu Tahıl Koridorundan aldıklarınızdan verin ama bunun yanında Afrika’ya da verin, Türkiye olarak siz de alın’ dediler. Biz de bunu elimizden geldiğince yapmaya çalıştık. Şimdi diyoruz ki; tahıl koridorunu biz yeniden açalım. Şimdi bunun görüşmelerini hem Rusya hem Ukrayna’yla yapıyoruz. Henüz bu konuda bir netice alamadık. Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’le son görüşmem bunun üzerindeydi. NATO Zirvesi’nde Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenskiy ile yine bu konuları görüştük. Ukrayna tarafıyla da Tahıl Koridorunu çalıştırmak istiyoruz. Temenni ederim ki bu koridoru yeniden işletmeye başlarız.”
“BATI’YA BU RAHATSIZLIĞIMIZ HEP ANLATTIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan “NATO içerisinde nevi şahsına münhasır bir yerimiz var. Peki NATO ile kurduğumuz münasebet ne kadar adil ve dengeli sizce? Fayda-maliyet analizi yaptığınızda, NATO’ya verdiklerimiz ve aldıklarımızı mukayese ettiğinizde bir mütekabiliyet mevzubahis mi?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“Bir fayda-maliyet analizinde Türkiye olarak biz mütekabiliyet ilkesine aykırı bir konuma düşmedik. Sadece terörle mücadelede NATO’yu duruma müdahale etme noktasında henüz netice alabilmiş değiliz. Bundan rahatsız olduğumuzu da Sayın Stoltenberg’e de defalarca ifade ettim. Bir NATO ülkesi olarak Batı’ya bu rahatsızlığımızı hep anlattık. Birinci derecede Almanya, Fransa, İngiltere, malum terörün belli ölçüde destek alanı buldukları yerler. Özellikle Almanya’ya bunları etraflıca anlattık. Mesela terörle mücadelede ülkemizin, dolayısıyla NATO’nun sınırlarının korunması ve tehditlerin bertaraf edilmesi noktasında çoğu zaman yalnız bırakıldık. Bununla da kalınmadı, NATO’nun sınırlarını tehdit eden teröristlere bu tehditlerini güçlendirici yardımlar yapıldı, destekler verildi. Bunlar çok olumlu bir tablo olarak karşımıza çıkmıyor. Diğer taraftan Almanya’yla bizim şu anda Akkuyu Nükleer Santrali için gelmesi gereken türbinlerin Alman gümrüğünde bekliyor olması gibi bir sıkıntımız var. Bu, bizi ciddi manada rahatsız etmiştir. Bunu Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a ikili görüşmemde tekrar hatırlattım. Gerek Eurofighter Typhoon uçak alım talebimizin karşılanmaması, gerek türbin konusu, gerekse bizim fırkateynlerimizde kullanılan bazı makinelerin alınması hususunda ortaya çıkan sıkıntıları aşmamız gerekiyor. Gelişmeleri takip edeceğiz.”
“TÜRKİYE’NİN DE BÖYLESİ BİR MAKAMDA TEMSİL EDİLMESİ OLAĞANDIR”
NATO Genel Sekreter Yardımcılığı konusunun da gündemde olduğu, 2010-2013 yılları arasında Hüseyin Diriöz’ün, 2016-2020 arasında da Tacan İldem’in Genel Sekreter Yardımcılığı yaptığı hatırlatılarak, “Yeni NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşmede Türkiye’ye bir Genel Sekreter Yardımcılığı verilmesi talebiniz oldu diye biliyoruz. Bakışı nasıl, bu gerçekleşecek mi, gerçekleşirse belirlenmiş bir isim var mı?” sorularına karşılık Erdoğan, şu yanıtı verdi: “NATO Zirvesi sonrası düzenlediğim basın toplantısında da açık bir şekilde ifade ettim. Bunun kararını ne ben veriyorum ne Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan veriyor. Bu konudaki talebimizi kendilerine ilettik. Sayın Rutte devir teslimden önce Türkiye’ye geleceğini söylemişti. Bu ziyaret gerçekleşirse orada tekrar bu konuları kendisiyle görüşeceğiz. Biz NATO’nun en önemli ülkelerinden biriyiz. İttifakın bir arada olması ve etkinliğini muhafaza etmesi için çok değerli katkılar sunuyoruz. Genel Sekreterlik yapılanmasında Türkiye’nin de böylesi bir makamda temsil edilmesi olağandır. Nitekim Sayın Rutte de böylesi bir makamın Türkiye’ye yakışacağını ifade etmişti. Biz ülkemizden bir ismin Genel Sekreter Yardımcısı olarak görevlendirilmesini sadece ülkemizin o makamda temsil edilmesi için değil, bu nazik dönemlerde NATO’ya büyük katkı sağlayacağını düşündüğümüz için de istiyoruz.”
“BİZİM İÇİN BU NOKTADA ÖNEMLİ OLAN F-16 KONUSUDUR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Basın toplantısında da değindiniz ama biz F-35 meselesinin nasıl çözüleceğini merak ediyoruz. Programa geri dönüş mü söz konusu ya da F-16’yla ilgili bir mahsuplaşma mı olacak?” sorusu üzerine de şunları kaydetti: “Bizim burada önceliğimiz F-16 talebimizin karşılanması. Alt kümelerde farklı durumlar olabiliyor ama biz oradaki parasal ilişkileri pek gündeme almak istemiyoruz. Çünkü biz F-35 üzerinden zaten ödememizi yaptık. Hatta 5 tane F-35 hangara da alınmıştı ama ne yazık ki olay farklı gelişti ve daha sonra ABD, bizim F-16’larımızı da vermeme noktasına dahi gelmişti. Son görüşmede ABD Başkanı Biden ‘3-4 hafta içerisinde F-16 sorununu çözeceğim’ dedi. Bizim için bu noktada önemli olan F-16 konusudur. Bu uçakların ve parçalarının bize gelmesi halinde zaten bizim şu anda teknik kadrolarımız yeterlidir. Bu alanda bütün atölyelerimiz F-16 modernizasyonu konusunda çok çok başarılı. Bu süreci gerek biz, gerek ilgili bakanlarımız ve kurumlarımız yakından takip ediyor ve kısa sürede netice alabilmek için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”
Ayrıntılar geliyor…
]]>Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Tuncay Yıldırım, meclis üyeleriyle birlikte toplanarak gündeme ilişkin konular hakkında basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada Gaziantep’te son günlerde yoğun şekilde tartışılan pahalılık, fahiş fiyatlar ve barınma sorunlarının Gaziantep ticari yaşamına ve sosyal yaşamına olan etkileri ele alındı. Yerel yönetimlerin sektöre yönelik attığı adımları sert sözlerle eleştiren Yıldırım, kayıt dışı göçlerin bir an önce engellenmesi gerektiğini vurguladı.
“Göç, pandemi, deprem ve savaş dengemizi bozdu”
Tuncay Yıldırım, “Elbette tüm bu bahsettiğimiz sorunların tetikleyicilerinden biri hiç şüphesiz 13 yıldır şehrimizde yaşayan Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerdir. Kayıt dışı ticari faaliyetlerinin oluşturduğu haksız rekabet, kimi sektörlerde elde ettikleri üstünlükler işletmelerimizin iç ve dış pazar kayıpları. Kiralar basta olmak üzere genel fiyat seviyesine ve sosyo- kültürel yapımıza olan olumsuz etkileri ne yazık ki her gecen gün artan bir oranda hissediyoruz. Bugün Gaziantep’te faaliyet gösteren kayıtlı Suriyeli işletme sayısı Odamız, Sanayi Odası ve Esnaf Odaları dahil toplam 6 bin 300 Kayıtlı Suriyeli istihdam sayısı ise 12 bin. Bu sayılar bile şehrimizdeki Suriyeli nüfusu düşününce kayıt dışılığın boyutunu gözler önüne sermeye yeter. Bu durumun Türk işletmeler acısından oluşturduğu haksız rekabeti hepiniz tahmin edebilirsiniz. Gaziantep Ticaret Odası olarak bu sorunları 10 yıl önce öngörmüş ve çözüm önerileri de sunmuştuk. İlk göç dalgasının ardından meclisimiz 04 Aralık 2013 tarihinde özel “Suriye Gündemi” ile toplanmış, bir komite oluşturmuş ve bu komite, 12 sivil toplum kuruluşu ve 3 üniversitenin de katılımıyla bir ortak akıl raporu hazırlamıştır. Gaziantep Ticaret Odası olarak bugüne kadar ekonomi – eğitim- sağlık demografik yapı ve güvenlik başta olmak üzere konuyu her yönüyle değerlendirdiğimiz 6 rapor ve sayısız bilgi notu hazırladık. Bunları başta kanun koyucular ve karar vericiler olmak üzere tüm ilgililerle, kamuoyuyla ve basın ile defalarca paylaştık, takipçisi olduk, olmaya devam ediyoruz. Raporlar, notlar hazırlamanın ötesinde yaptığımız Oda çalışmalarıyla da ekonomik entegrasyonun en sağlıklı şekilde olmasını desteklemeye çalışıyoruz. Göç, pandemi, savaşlar derken reel sektörün 6 Şubat depremlerinin ekosisteme verdiği zararlarla da uğraştığını unutmayalım. Tedarik zincirimiz bozuldu. Bölgede iş gücü piyasası zarar gördü. Çevre illerden göç aldık. Şehrin konut ihtiyacı daha da büyüdü. Bu süreçte İslahiye ve Nurdağı ilçeleri dışında Gaziantep reel sektörü devlet desteği de alamadı” şeklinde konuştu.
“Yerel yönetimlerin uygulamaları uzun vadede yanlıştır”
Yerel yönetimlerin uygulamalarının uzun vadede yanlış olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Yüksek enflasyonla ve mevcut ekonomik olumsuzluklar eklendi. Enflasyonist baskının herkesi derinden etkilediğini biliyoruz. Vatandaşlarımızın alım gücü düştü, ülkede gelir dağılımı bozuldu. İşletmelerimizin ise girdi maliyetleri oldukça yükseldi. Enflasyon ile mücadele için uygulanan sıkı para politikası da girdi maliyetleri yönetmemiz için ihtiyaç duyduğumuz finansman maliyeti artırırken erişimini ise neredeyse yok etti. Mevcut durum karşısında; Hayat pahalılığı ile mücadele eden, alım gücü düşen vatandaşa destek olabilmek amacıyla yerel yönetimler iyi niyetli girişimlerde bulunmaya başladı. Sadece Gaziantep’te değil ya da sadece iktidar ya da muhalefet değil görüyoruz ki birçok şehirde yerel yönetimler halk için bir takım aksiyonlar alıyor. Üzülerek ifade ediyoruz ki; yeme içme mekanları açmak, bayramlık kurban ve tatlı satışı yapmak gibi örnekleri bulunan bu iyi niyetli hamleler kısa vadede vatandaş lehine bir uygulama gibi gözükse de uzun vadede ciddi sorunlara yol açacaktır” dedi.
“Kent lokantaları esnafı zor durumda bırakıyor”
Yerel yönetimlerin açtıkları kent lokantalarına da değinen Yıldırım, “Türkiye genelinde birçok belediye 40-45 TL’ye vatandaşa yemek vereceklerini söylüyorlar. Eğer bir kap yemek 40-45 TL’ye kar bırakıyor ise buyursun belediye başkanlarımız, kamu kurumlarının temsilcileri restoran açsınlar 40- 45 TL ‘ye bu yemekleri satabilsinler bizlerde onlara destek olalım. Burada oluşacak kamu zararı burada yapılan iyi niyetler sonucunda bu belediyeler adına çalıştırılan işletmelerin kapanmasına sebep olacaktır. İşletmelerin zararına mal satabilme şansları sıfır. Pahalılıktan şikayet edenler esnaf lokantaları. Bu sürecin sonunda esnaflarımızın bellerini doğrultabilme şansları yok” ifadelerini kullandı.
“Bu şehrin en büyük problemlerinden biri barınma”
Gaziantep’in barınma sorununa değinen Yıldırım, “Gaziantep, ülkemizde konut fiyatları ve kiraların en yüksek olduğu iller arasında yer almaktadır. Bir metropol şehre bir gecede 10 bin kişiyi indirirseniz o şehir trafiğiyle, alt yapısıyla ve barınmasıyla felç olur. Ancak son 13 yılda ilimizin yöneticileri sayesinde mümkün mertebede her hangi bir işe dokunur bir olay meydana gelmeden bu sürece gelindi. Bizim yerel yönetimlerimize bir önerimiz var. Yerinde dönüşüm ile ilgili belediyelerden ruhsat bekleyen çok proje var. Buyurun gelin konut stokunun arttırılmasına yönelik bunu onaylayınız. Müteahhitlerimiz, vatandaşlarımız kiradan kurtulup evlerine geçsin binlerce bina boşa çıkacak. Şehrimizde imara açılan arazilerde kanunen alt yapı katılım bedeli DOB Bedeli kanunen yüzde 45’e kadar diye belirtilmiştir. Maalesef yüzde 65’e kadar DOB payı alınmakta. Biz komünist sisteme geçtik haberimiz mi yok. Bu kadar piyasa müdahaleci bir durum alınıyorsa. Belediyeler ihaleyle arsa satıyor üst limit yok. Kendilerinin tespit ettikleri fiyatların çok çok üzerinde arsa satışları oluşuyor. Serbest piyasa kamuya var özel sektöre neden yok. Türkiye’nin benimsediği ekonomik sistem serbest ekonomi sistemidir. Gelsinler müteahhitlerimizin el birliğiyle konut sorununu çözelim. Herkesin kendi işini doğru bir şekilde yapması gerektiğine inanıyoruz. Seçim zamanı kapısını çalabileceğimiz esnaf bulamama ihtimalimiz var” dedi.
“Antep fıstığı Rize fındığından kötü mü”
Antep fıstığına değinen Yıldırım, “Kayıt altına giren fıstık dolayısıyla devletin kazancı var. Buradan yetkililere çağrımızdır, Antep fıstığı Rize’nin fındığından kötü mü veya Gaziantep Rize’den daha az mı hizmet ediyor. Bizde fındığa verilen desteğin aynısından Gaziantep fıstığına istiyoruz. Bu şehir kendi göbeğini kendi kesen şehir olarak anılıyor. Biz bu güne kadar kendi göbeğimizi kendimiz kestik bu saatten sonra yorulduk. Gaziantep’in de ilgili desteklerden faydalanması gerekiyor. Bu şehirde tarım biterse, hayvancılık biterse bu gemi batarsa bizde hepimiz içinde batarız. Hayatında yanında 2 tane sigortalı işçi çalıştırmamış insanlar elinde telefonla sosyal medyadan yargı dağıtıyor. Bu şehir bu kadar aşağı çekilmemesi lazım. Bayram süresince gördük. Bu şehir bu kadar olumsuzluklarla dile gelmemelidir. Herkes kendi bireysel sorumluluğunu da yerine getirmelidir. Eline aldığı telefonla attığı paylaşımla yargı dağıtılması, yargısız infazlar hem bizim esnafımızı zedeliyor hem bu şehrin itibarını da yerin dibine sokuyor. O yüzden üretici, tacir ve tüccarlarımız kendi işlerini yapacak. Belediyelerimiz, kamu kurumlarımız kendi işlerini yapacak. Bu şehirde huzur içerisinde yaşamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Tuncay Yıldırım son olarak kayıt dışı göçlerin son bulması gerektiğini vurguladı. – GAZİANTEP
]]>İstanbul Müteahhit ve İş İnsanları Derneği (İMİDER) tarafından Eyüpsultan Kültür ve Sanat Merkezi’nde “İstanbul’da Deprem ve Kentsel Dönüşüm” başlıklı panel düzenlendi.
Panele, Bilim Akademisi üyesi ve deprem uzmanı Prof. Dr. Naci Görür, Eyüpsultan Belediye Başkanı Dr. Mithat Bülent Özmen, İBB KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt ve İMİDER Başkanı İrfan Tutacak’ın yanı sıra dernek temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.
İstanbul Müteahhit ve İş İnsanları Derneği (İMİDER) Dernek Başkanı İrfan Tutacak, panelde yaptığı konuşmada deprem olgusunu unutmayıp, sürekli ülke gündeminde tutmaları gerektiğini söyledi. Bilimin rehberliğine en fazla ihtiyaç duydukları alanın deprem tehlikesi olduğuna işaret eden Tutacak, “Deprem tüm insanları olduğu gibi müteahhit ve inşaat sektöründe olanların hayatını da etkiliyor. Mesleki olarak etkilediği gibi sırtımıza büyük bir sorumluluk da yüklüyor. Bizler inşaat sektörü olarak bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeye hazırız” dedi.
“Gecekondu kaynaklı tapu ve kentsel dönüşüm sorunları en öncelikli işimiz olacak”
Eyüpsultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen ise programda yaptığı konuşmada, Eyüpsultan ilçesinin yapı stokunun üçte ikisinin eski ve kentsel dönüşüme muhtaç olduğunu dile getirdi. Mevcut yapılaşmanın hem estetik açıdan hem de yaşama alanlarının yoksunluğu açısından sorunlu olduğunu belirten Özmen, “Barınmanın bir insan hakkı olduğunu, bunu odağına alan, yerinde ve yerlisiyle katılımcı bir kentsel dönüşüm süreci yönetmeyi hedefliyoruz. Gecekondu kaynaklı tapu ve kentsel dönüşüm sorunları en öncelikli işimiz olacak” ifadelerini kullandı.
Panelde konuşan Prof. Dr. Naci Görür, deprem sayesinde yeryüzünde bir yaşam döngüsü meydana geldiğini belirterek, dünya dışındaki ölü gezegenler ve gök cisimlerinde depremin olmadığını söyledi.Türkiye’de de levha sınırlarında depremlerin olmaya devam edeceğini ifade eden Görür, insanların kendilerini yönetmeye talip kişilerden kentleri depreme karşı dirençli hale getirmelerini talep etmelerini istedi.
Mikro bölgeleme çalışmalarının üzerinde duran Görür, topoğrafyanın ve jeoloji çalışmalarının deprem öncesi riskli bölgeleri tespit açısından önemli olduğunu vurgulayarak, İstanbul’da 22 Mayıs ve 5 Ağustos 1766’da meydana gelen depremleri anlattı. Görür, şöyle konuştu:
“Bu fay sistemi her 250 yılda bir deprem üretiyor. 250 senede enerji birikiyor, depremle rahatlıyor. Sonra tekrar oluyor. 1766’nın üzerine 250 yıl koyduğunuzda 2016 yapıyor. Onun için biz bağırıyoruz “İstanbul’u depreme hazırlayın, Marmara bölgesine dikkat edin” diye. 1999 depremi sonrası Marmara’da depreme ilişkin çalışmalar yaptık ve gördük ki, kesinlikle Marmara’da deprem olacak. Sadece 1912 Şarköy Depreminde kırılan kısımda bir şey olmayacak. Diğer kısım kırılırsa 7,5’e varan deprem olacak. O kesin ama biz zaman bilmiyoruz. Bugün mü olur, yarın mı olur bilmiyoruz. Aynen Kahramanmaraş Depremi’ni söylediğimiz gibi
“Bu ülkede depremler olmaya devam edecek. Deprem biterse dünya da ölür”
Bu ülkede depremler olmaya devam edecek. Dediğim gibi levha sınırı, levhayı yok edemezsin, durduramazsın. Levha sınırları aynen insanlardaki kalp atışı gibi bir olaydır. Yani nabız atışı gibi bir olaydır. Bir insanın nabzı durursa o insan ölür. İşte levha sınırlarında hareket durur, deprem biterse dünya da ölür. İşte gezegenlerin, gök cisimlerinin hiçbirinde bildiğimiz anlamda deprem yoktur. Deprem, yeryüzünün yaşamasını gösterir. Deprem sayesinde yeryüzünde bir döngü meydana gelir. Yani yaşam döngüsü meydana gelir.
“Belediye başkanı işlerini mi görsün, yoksa kaçak göçek işlerin peşine mi düşsün”
Önce çuvaldızı kendimize iğneyi başkasına batıralım. Biz, çoluk çocuğumuz depremde ölmek istemiyorsak, eğer bu ülkede çağdaş can güvenliğimizle, demokratik olarak mal varlığımızla, ekonomik özgürlüğümüzle, siyasi özgürlüğümüzle ebediyen yaşayacaksak, kendimizi değiştireceğiz kardeşim. Başka türlü olmaz. Belediye başkanı işlerini mi görsün? Yoksa kaçak göçek işlerin peşine mi düşsün? Buna siz karar verin.
“Deprem en büyük çevre felaketidir”
Deprem en büyük çevre felaketidir. Çevre kirlenirse sizin burada sağlıklı yaşamanız mümkün değildir. Yani depremde kanalizasyonunuz patlar boruları toprağa karışırsa, içme suyuna karışırsa siz sağlıklı yaşam süremezsiniz. Topraktan akarsuya, akarsudan denize, denizden bilmem neye her taraf kirlenir. Kirli bir çevre ölüm demektir. Hemen kendini göstermez, seneler içerisinde insanları hastalıktan kırar. Onun için çevre çok önemlidir. Bunu yapmanın yolu da şimdiden bu çevre kirliliğine sebep olacak şeyleri önlemektir.
“Eğer deprem olursa, depremin çarkları durursa, Marmara Bölgesi çöker”
Marmara bölgesi Türkiye’nin ekonomisinin yüzde 60’ına yakınını, yani gayri safi milli hasılanın yüzde 60’ını sağlıyor. Eğer deprem olur, Marmara bölgesinde depremin çarkları durursa, Marmara bölgesi çöker, onunla kalmaz bütün Türkiye diz üstü çöker ve artık ne ekonomik özgürlüğümüz kalır, ne de siyasi özgürlüğümüz kalır”.
]]>(İSTANBUL) – İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin (İBB) mayıs ayı toplantısında, bazı taşınmazların AKP’li belediyelere ve TÜGVA’ya tahsisi, AKP’li üyelerin ‘ret’ oyuna karşın oy çokluğuyla iptal edildi. AKP Grup Başkanvekili Zeynel Abidin Okul “Burada rövanşist bir yaklaşım, intikam alır gibi bir yaklaşımla ilk mecliste ilk toplantıda bunu gündeme getirmelerini çok manidar buluyorum. Ne demokrasi anlayışına nede halka hizmet noktasında hiç bir karşılığı olmayan bir yaklaşım. Bunun hukuki sürecini bütün arkadaşlarımızla beraber yürüteceğiz” dedi. CHP Grup Başkanvekili Ülkü Sakalar ise “Bizim malımızı bize verin, İBB’ye iade edin, protokol mü istiyorsunuz gelin masaya yine oturalım ortak kullanım protokolünü yine yapalım biz açığız müzakereye” diye konuştu.
İBB Meclisi’nin mayıs ayı olağan toplantılarının üçüncü oturumu Meclis 1. Başkanvekili Nuri Aslan başkanlığında Saraçhane’deki İBB Merkez Binası Meclis Toplantı Salonu’nda yapıldı. Meclis oturumunda gündem dışı konuşmaların ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi. Gündem maddeleri arasında, önceki dönemde belediye gayrimenkullerinin AKP’li üyelerin oy çokluğuyla bedelsiz olarak AKP’li belediyelere tahsisinin iptaline ilişkin rapor yer aldı.
Mülkiyeti İBB’ye ait olan ve Esenler Belediyesi’ne tahsis edilen Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi, AKP’li Ümraniye Belediyesi’ne tahsis edilen Şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk Kültür Merkezi, İnkılap Mahallesi 2381 ada 12 parseldeki yüzme havuzu ve spor tesisi ile İstiklal Mahallesi 1761 ada 4 parsel, AKP’li Pendik Belediyesi’ne tahsis edilen Kurna Mahallesi 171 ada 1 ve 4 parsellerinin tahsislerinin iptali meclisin oyuna sunuldu. AKP’li meclis üyelerinin “ret” oyu kullanırken CHP’li meclis üyeleri “kabul” oyu kullandı. Oy çokluğu ile AKP’li belediyelere yapılan gayrimenkul tahsisleri iptal edildi.
VAKIFLARA YAPILAN TAHSİSLER DE İPTAL EDİLDİ
Toplantıda, daha sonra Mülkiyeti İBB’ye ait olan Fatih Kariye Mahallesi’ndeki taşınmazın restore edilerek yurt için kullanılmak üzere Türkiye Gençlik Vakfı’na (TÜGVA) 25 yıllığına bedelsiz yapılan tahsis ile İBB Meclisi’nin 2010 yılında Fatih Hüsambey Mahallesi’ndeki taşınmazın Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’ne 25 yıl süreyle bedelsiz tahsisinin iptali görüşüldü. Yapılan oylamada, tahsislerin iptali AKP’lilerin ‘ret’ oyuna karşılık CHP’li üyelerin ‘kabul’ oyuyla oy çokluğuyla kabul edildi.
AKP GRUP BAŞKANVEKİLİ ZEYNEL ABİDİN OKUL: “BURADA RÖVANŞİST BİR YAKLAŞIM, İNTİKAM ALIR GİBİ BİR YAKLAŞIMLA BUNLARIN GÜNDEME GELMESİ ÇOK MANİDAR”
Tahsislerin iptali sırasında söz alan AKP Grup Başkanvekili Zeynel Abidin Okul, CHP’lilerin bu tahsisleri gündeme taşımasını “rövanşist” bir yaklaşım olduğunu ileri sürdü. Okul, şunları söyledi:
“Sayın Meclis bu 196, 197, 198 numaralı raporlarla ilgili söz almış bulunuyorum. Bunlar tabii malumunuz geçen dönem de çok fazla mecliste de gündeme gelen tahsisler konusu. Tabi üzülerek bir kaç şeyi sizlerle paylaşacağım. Bu tahsisler konusu tabi çok netameli bir konu. Bu yeni dönemde Cumhuriyet Halk Parti’si ile yapmış olduğumuz ilk görüşmelerde ben kendilerine bu konunun siyaset üstü bir konu olması gerektiğini, bu konuda İstanbul halkının menfaatlerinin ön plana çıkması gerektiği konusunda bir uyarıda bulundum. Bunun üzerine kendileri de bu şekli ile olumlu bir şekilde bu konuda bir komisyon kurulması, gayriresmi bir komisyon kurulup bununla alakalı bir çalışma yapılması konusunda bize bir teklifte bulundular. Biz bunu olumlu karşıladık. Fakat ne yazık ki üzülerek ifade ediyorum burada bu komisyonun kurulma teklifi kendilerinden bize geldi bununla ilgili bir kaç arkadaşımıza görevlendirme yaptık. Komisyon daha ilk toplantısını yapmadan üzülerek ifade ediyorum bu tahsisler konusu gündeme geldi. Bu tahsislerin konusu meclise geldi. Bunu anlamak mümkün değil, tabi yeni dönemde herkesin bir umudu Cumhuriyet Halk Partisi bir yumuşama, ülkeyi kucaklama, İstanbul halkını kucaklama bütün renkleriyle bütün siyasi kimlikleriyle, böyle bir iddia ile ortaya çıktılar ama üzülerek şunu görüyorum ki 50 sene önceki Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti neyse bugün gelinen noktada Cumhuriyet Halk Partisi zihniyeti aynen kalmış. Tahsisi iptal edilen, ilk defa gelen 3 tane tahsis var. Bunlardan bir tanesi Esenler Belediyesi’ne ait Adem Baştürk Kültür Merkezi, tabi bu da çok enteresan ilk defa geliyor, ilk mecliste gündeme gelen Esenler’in. Tabi Esenler deyince akla kim geliyor Sayın Belediye Başkanı Tevfik Göksu. Yani burada rövanşist bir yaklaşım, intikam alır gibi bir yaklaşımla ilk mecliste ilk toplantıda bunu gündeme getirmelerini çok manidar buluyorum. Ne demokrasi anlayışına ne de halka hizmet noktasında hiç bir karşılığı olmayan bir yaklaşım. Biz tabi bunu şiddetle reddediyoruz. Bunun hukuki sürecini bütün arkadaşlarımızla beraber yürüteceğiz. Onun dışında Ümraniye Belediyesi’nin kullandığı bir spor tesisi var. Pendik Belediyesi’nin kullandığı bir kurban alanı var. Bunlarla alakalı tahsislerin iptali meclise geldi. Biz kendilerine rica etmemize rağmen kendilerini bu konularda uyarmamıza rağmen bu komisyona gelsin dememize rağmen ne yazık ki rövanşist bir yaklaşımla bunu meclise getirdiler. Ben bunu şiddetle protesto ediyorum ve kamuoyunun bilgisine sunuyorum”
Okul’dan sonra söz alan CHP Grup Başkanvekili Ülkü Sakalar ise “”Büyükşehirin malını bir önerge ile elinden aldınız” dedi. Sakalar, şöyle konuştu:
“BÜTÜN GERÇEKLERİ GEÇMİŞE DÖNEREK İZAH ETMEK DURUMUNDA KALIYORUM”
“Biz bunları aslında burada değil, Zeynel beyle AKP Grup Başkan Vekili ile defalarca konuştuk. Ancak olayı kamuoyunun önüne getirip başka şekilde lanse edilmek isteniliyorsa bende bütün gerçekleri olduğu gibi geçmişe dönerek izah etmek durumunda kalıyorum. Sayın başkanla belediye başkanları ile toplantısında bir araya geldiğimizde şöyle bir talebi oldu bu kadar detaya gerek yok ama madem girelim. Geçmiş dönemde AKP oyları ile tahsis edilen çeşitli belediyelere tahsis edilen yada vakıflara tahsis edilen yerlerin gündeme alınmasını yeniden talep etti Zeynel bey. Ekrem başkanımızda gayet haklı olarak gayet uzlaşmacı tavrıyla biz hep birlikte ele alalım, birlikte bir komisyon kurun, birlikte müzakere edin. Geçmiş dönemde AKP’nin oyları ile bile tahsis edilmiş olsa bile müzakere edin dedi. ve biz derhal biz bir komisyonumuzu kurduk. Hukuk Komisyonu’ndan iki arkadaşımız ve Temel Haklar Komisyonu’ndan bir arkadaşımızı görevlendirdik ve bunu Zeynel Bey’e ilettim. ve bu komisyonlarda, Hukuk ve Temel Haklar Komisyonlarında ki arkadaşlarımız o taraftan yani AKP’den görevlendirilen arkadaşları aradılar. Komisyondan haberleri olmadığı söylendi ben Zeynel beyi bir kaç defa aradım 2 hafta boyunca biz bu komisyona çağrı yapmamıza rağmen her hangi bir toplantı yapılmadı.
“İBB’YE AİT PEK ÇOK TAŞINMAZ AKP’Lİ BELEDİYELER TARAFINDAN KULLANILIYOR”
Bu dosyalar neydi? Şunu şiddetle kınıyorum. Rövanşist tavır, neden Esenler? 2019’a gidelim. 2019 yılı haziran, iki kere seçimi kazandıktan sonra 23 Haziran 2019’dan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin elindeki envanterler çıkarıldı. Belediyeyi almışız yönetime gelmişiz hangi gayrimenkuller bizim hangi gayrimenkuller bizi değil. İncelendi bakıldı, pek çok İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait taşınmaz AKP belediyeler tarafından kullanılıyor, bir kısmı o belediyeye ait olup büyükşehir tarafından kullanıyor yani iç içe geçmiş. Biz dedik ki o zamanda bir komisyon kuralım, tahsis komisyonu kurduk. Oturalım müzakere edelim dedik, AK Partili yada Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde olup mülkiyeti İBB’ye ait olan, yada o belediyelere ait olup İBB tarafından kullanılan taşınmazları bir listeleyelim karşılıklı uzlaşarak devredelim. Mülkiyet kimdeyse ona geçsin ya da diğerlerinde hiç bir protokol yapılmamış olanlara protokol yapalım dedik. ve bu uzlaşma komisyonu tahsis komisyonu oturdu, inceledi, pek çok taşınmaz komisyon kararıyla tahsis edildi.
“HAYIR BİZ UZLAŞMAYIZ DENDİ”
Fakat, AKP grubu bu komisyona hiç getirmeden, uzlaşma dışı bir şekilde 27 Kasım 2019 tarihinde aralarında Esenler Belediyesi tarafında kullanılmakta olan Adem Baştürk Kültür Merkezi gibi pek çok taşınmazı burada mecliste İBB ile hiç müzakere etmeksizin bir önergeyle çoğunluğuna dayanarak AKP’li belediyelere tahsis etmeye başladı. Esenler Adem Baştürk Kültür Merkezi nedir ben size anlatayım. Bir önergeyle İBB’nin elinden alınan Esenler Adem Baştürk Kültür Merkezi Kültür Müdürlüğü’müz tarafından zaten İBB’nin kültürel hizmetlerine ayrılmış ve tahsis kararı verildiği tarih dair İBB tarafından orada etkinlikler yapılan bir merkez. Otopark, pazar yeri, 5 katlı otoparklar İSPARK tarafından kullanılıyor, Metro A. Ş tarafından kullanılıyor. Yani ne yapıldı, burada bizim çoğunluğumuz var İBB’yi siz almış olabilirsiniz bu kültür merkezinin mülkiyeti de İBB’ye ait olabilir ama biz burayı alırız çoğunluğumuz var dendi ve İBB’nin Kültürel Etkinlik Müdürlüğü oradan çıkarılmayı kalktı, oradan İSPARK çıkarılmaya kalktı, Metro A.Ş çıkarılmaya kalktı. Bütün bunları biz yaşadık, bütün bunlar nedeniyle buradan çıkmadık. Çünkü biz burayı aktif olarak kullanıyoruz. Gelin oturalım dedik. ve bu meclise biz önerge getirdik, bakın böyle olmuyor gelin birlikte kullanalım bizden aldınız ama biz halen uzlaşmaya çalışıyoruz. Bir ortak kullanım protokolü getirdik bu mecliste. Ne oldu yine AK Parti çoğunluğu var ya ellerinde, hayır biz uzlaşmayız dendi. Biz sizinle protokol yapmayacağız.
“DAHA BİZ NE YAPALIM”
İki katını siz kullanın iki katını biz kullanalım dedik. Hem Esenler kullansın hem İBB kullansın dedik, Esenler sadece bir ilçeye hizmet ediyor, İBB her yere hizmet ediyor, buradan Sultangazi’de yararlansın dedik, buradan Bağcılar’da yararlansın dedik. Esenler’le sınırlı kalmasın dedik, mülkiyet İBB’nin dedik, biz İstanbul’a hizmet edeceğiz dedik, olmaz dediniz bizim çoğunluğumuz var dediniz. Protokolde neymiş, biz burayı aldık bir kere dediniz, protokolü de reddettiniz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Genel Sekreteri, genel sekreter yardımcıları bu tahsis yüzünden soruşturma geçirdi vermediğimiz hesap kalmadı. Bütün bunları yine konuşalım dedik, komisyon kurduk komisyona da gelmediniz daha ne yapalım biz. Ümraniye, Muhammet Safitürk Kültür Merkezi, Ümraniye Yeşil Vadi Konaklarının içindeki spor merkezi down sendromlular ve engelli çocuklar için orayı biz spor merkezi yaptık, havuz yaptık. Neydi eskiden Yeşil Vadi Konakları’nın bürokratlarının kullandığı site içi havuzdu. Tüm bunları engelleyelim dedik. Kurban Bayramı geliyor. Pendik Kurna kurban alanı Pendik Belediyesi’ne tahsis ediliyor. Orada sadece Pendik Belediyesi içindekiler mi kurban kesecek? İBB’nin kurban yeri, hangi gerekçe ile alıyorsunuz. ya bunları biran önce bitirelim dedik, 3 tane dosya dedik konuşalım dedik gelmediniz sonra bakarız dediniz.
“ŞUANDA TAM 99 TAHSİS DOSYASI VAR”
Şuanda tam 99 tane tahsis dosyası var. Bu şekilde mecliste önergelerle alınmış ve biz bunların hepsini konuşmaya hazırız, hepsini konuşmak için de komisyona getireceğiz. Ama meclisin başlamasına iki hafta kalmış, bunları konuşalım dedik konuşmadınız, geçmişte de konuşmadınız. İsterseniz şu saatten sonra yine konuşuruz. Bizim malımızı bize verin, İBB’ye iade edin, protokol mü istiyorsunuz, gelin masaya yine oturalım ortak kullanım protokolünü yine yapalım, biz açığız müzakereye. Ama büyükşehrin malını elinden bir önergeyle aldınız siz burayı kullanıyor musunuz diye sormadan, bizim gücümüz var diyerek aldığınız malları iade edin. Ondan sonra tekrar otururuz masaya hiç sorun yok.”
]]>GENÇAĞA KARAFAZLI
(RİZE) – Rize’nin Pazar ilçesinde kurulmak istenen balık çiftliğine bölgedeki balıkçılar tepki gösterdi. Pazar Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı İsmail Hakkı Kambay, “Bu konuda 4 kooperatif olarak biz karar vermiş durumdayız. Büyük teknelerimiz var 10- 12 tane. Eğer o kafesleri yerleştirmeye kalkışırlarsa takacağız kancayı onları sahile çekeceğiz” dedi.
‘nin Pazar ilçesinde yapılmak istenen Günvak Gıda Tarım ve Endüstriyel Temizlik Pazarlama Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’nin açmak istediği Su Ürünleri Yetiştiriciliği Tesisine tepkiler devam ediyor. Havaalanına giden güzergahta böyle bir tesisin yapılmasının balıkçılığı etkilediği kadar havacılık sektörünü de etkileyeceğini belirten bölge halkı, projeye karşı olduklarını belirtti.
“BALIKÇILAR BURAYI TERK ETMEK ZORUNDA KALACAK”
Pazar Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı ve Balıkçı köyü muhtarı İsmail Hakkı Kambay şunları söyledi:
“Bizim bu kafes balıkçılığına karşı olmamızın nedeni şudur; bir tarlayı düşünün ekip biçilen bir yer vatandaşlar buradan faydalanıyor. 30 ile 52 metre arasında bu kafesler yapıldığı zaman herhangi ne kıyı balıkçısı ne gırgır ne de avlama balıkçıları burayı tamamıyla terk etmek zorunda kalacaklar.
Bütün balığın geçiş yerleri buraları, avlanma sahaları, tüm balıkçılar buradan etkileniyor. Sayın valimiz olumlu bir yaklaşımda bulundu daha sonra yüz yüze görüştüğümüzde da aynı şekilde dile getirdim dedi ki o zaman, ‘ne sizi yok sayarım ne de onları. Onlar da bir istihdam yaratıyor’ dedi. Şöyle ki, 400 kişi bayan eleman çalışıyor. O zaman dedim ki ‘sayın valim, ‘burada üç firma faydalanıyor ama 2 bin tondan gırgır başına sade kurumlara fabrikalara gidecek hamsinin miktarı 40 bin ton.’ Burada çalışan her gemide 40 kişi, gemici 30 kişi arabalar peşinde dolaşıyor. Belki de dedim bin 500 kişi 2 bin kişi istihdamdan faydalanıyor. En son olarak da havaalanı müdürüne biz gittik. Havaalanı müdürü Fikret Bey olmamasından yana tavır koymuştu bütün dilekçelerim orada mevcut vaziyette. Sayın Milletvekilimiz (Tahsin Ocaklı) bu konuyu da dile getirmiş Meclis’te.
“KAFESLERİ YERLEŞTİRİRLERSE SAHİLE ÇEKECEĞİZ”
En son dilekçemde ‘bir martı pervaneye girdiği zaman 200 kişi yolcu yok olacak, ölümle karşı karşıya gelecek’ dedim. Uçağın da yok olacağını düşünürsek, maddi ve manevi zararını kim karşılayacak? Burada olacak bir olayın dedim sorumluluğunu kim alacak? Kuzuoğlu şirketi mi alacak? Günvak 1, Günvak 2 şirketi mi alacak, yoksa Tarım İl Müdürlüğü mü ve Çevre İl Müdürlüğü mü alacak? Eğer buraya bu insanlar bu şirket sahipleri gelmeye kalkışırsa biz bütün köy halkı olarak, mevcut komşu köylerle birlikte bin kişiyi bu limana yığıp karşı geleceğimizi şu andan itibaren söylemek istiyorum. Herhangi bir olaya sebebiyet vermeden biz kendi basın açıklamamızı yapmayı düşünüyoruz, bütün bu konuda 4 kooperatif olarak biz karar vermiş durumdayız. Büyük teknelerimiz var 10- 12 tane. Eğer o kafesleri yerleştirmeye kalkışırlarsa takacağız kancayı onları sahile çekeceğiz.”
“SONUNA KADAR DİRENECEĞİZ, BOŞUNA UĞRAŞMASINLAR”
Balıkçı Kemal Kambay da “Balıkçı köyündenim 69 yaşındayım doğduğumdan beri buradayım. En küçük balıkçılıktan 50 metreye kadar balıkçılık yaptım. Yüze yakın burada balıkçı var, burada kafes yapılmasını kesinlikle hiçbiri istemiyor çünkü 500 seneden beri buranın balıkçısı buradan geçimini sağlıyor. Onun için burada kesinlikle yapılmasını istemiyoruz eğer buraya direnirlerse biz de burada direneceğiz. Sonuna kadar mücadele yapacağız yürüyüş yapacağız yaptırmayacağız yalandan boşuna uğraşmasın” dedi.
]]>
Uraloğlu, MÜSİAD Lojistik Sektör Kurulu tarafından Balçova Termal Otel’de organize edilen “Sürdürülebilirlik Odağında Lojistik Sektörü ve Gelecek Trendleri” ana temalı Türkiye İstişare Toplantısı’nın açılış oturumuna katıldı.
Konuşmasında bakanlığın ulaştırma ve haberleşme ağına yönelik yatırımları hakkında bilgi veren Uraloğlu, 2028’e kadar 1780 kilometre daha otoyol yapmayı, yaklaşık 14 bin kilometre olan demir yolu ağını 28 bin kilometreye, 57 olan havalimanı sayısını ise 61’e çıkarmayı planladıklarını belirtti.
Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Hava yolunda ciddi gelişmelerimiz olacak ama demiryolu hem yük hem yolcuda çok büyük oranlarda gelişecek. Biz de yatırımımızı ona göre yapacağız. Her 15 saniyede bir uçak geçiyor ülkemizden. Böyle bir coğrafyadayız ve 173 ülkeyle hava yolları anlaşmamız var. Şu anda da 130 ülkede 143 noktaya doğrudan uçuş yapan bir ülkeyiz.
2023 yılında İstanbul ve Çanakkale boğazlarından yaklaşık 84 bin gemi geçti. Bu her boğazdan yaklaşık 40 bine yakın gemi demektir. 4 saatlik bir uçuş mesafesinde 67 ülkeye ulaşabiliyoruz. Bu 67 ülkede de 1,4 milyar insan yaşıyor. Bunların 40 trilyon dolar gayri safi milli hasılası var. 8 trilyon dolar da ticaret potansiyeli bulunuyor. Coğrafya haritasını bilmeyen birisine gösterirseniz ‘en kritik yer, en stratejik yer neresidir’ derseniz oranın Türkiye olduğunu size gösterebilir. Böyle kıymetli bir coğrafya üzerinde bulunuyoruz.”
“Projeler bitme aşamasında”
Uraloğlu, ticaretin genel anlamda doğu-batı ekseninde geliştiğini, son zamanlarda kuzey-güney aksında da çok ciddi gelişmeler olduğuna işaret etti.
Basra Körfezi’nden Ovaköy’e 1200 kilometrelik otoyol, demir yolu, enerji nakil ve iletişim hatlarını içeren Kalkınma Yolu Koridoru’nu bu gelişmeyi önceden görerek planladıklarını aktaran Uraloğlu, “Bugün bitirmiş olsaydık Süveyş Kanalı’ndaki sıkıntılar konuşulmuyor olurdu ve sadece 21 günde bu ulaşımı biz sağlamış olurduk. Projeler bitme aşamasında. Bu sene içerisinde başlayabilir miyiz diye gayret içerisindeyiz.” diye konuştu.
Ankara-İstanbul arasındaki yeni bir otoyol yapmayı planladıklarını vurgulayan Uraloğlu, Aydın-Denizli Otoyolu’nu bitireceklerini, devamında da bu yolu Antalya’ya bağlayacaklarını anlattı.
İhalesi yapılan ve proje aşamasında olan yatırımları anlatan Uraloğlu, İzmir-Ankara Yüksek Hızlı Tren Projesi’nin Polatlı’dan itibaren 508 kilometre olduğunu, 2026 sonu ya da 2027 başında tamamlanmasının hedeflendiğini aktardı.
İzmir için yeni çevreyolu projesi
Uraloğlu, İzmir’de geçmişte Karayolları Bölge Müdürü olarak görev yaptığını, kentin ihtiyaç duyduğu yatırım ve hizmetleri bildiğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Biz tercihlerinden dolayı hiçbir ilimizi cezalandırmadık. Siz hiç duydunuz mu? Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de devletin bir yatırımının durdurulduğunu gördünüz mü tercihinden dolayı? Asla görmediniz. Ama şunu atlamamamız lazım; daha iyisini yapmak için mutlaka mahalli idarelerle, özellikle büyükşehirlerle iş birliği yapmamız lazım. Ekip halinde yürümemiz lazım. O anlamda biz İzmir’e daha iyi hizmet etmeye talibiz.”
Bakan Uraloğlu, İzmir’de yeni çevre yolu projesini de bitirdiklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onunla ilgili ÇED süreçleri ve imar planı genel anlamda bitti diyebilirim. Yatırım programıyla, fizibiliteyle ilgili çalışmalarımızı yürütüyoruz. Artık özellikle Karşıyaka, Bayraklı tarafındaki günlük trafik 120 binleri geçti. Belki birazcık daha yukarı Buca’ya doğru giderken o rampaların olduğu kesimde trafik ciddi bir şekilde aksıyor. Bu sene yatırım programına aldırabilirsek bu sene, olmadı önümüzdeki sene mutlaka ona başlamalıyız. Ben şimdiden hayırlı uğurlu olsun diyeyim. Yüksek hızlı tren inşallah geliyor. İzmir’deki bu anlamda kavşak projelerinden bahsediyor Hamza Bey. Onlarda nasıl işbirliği yaparız, konuşacağız. İzmir mutlaka daha iyisine layık. ‘Biz ceketimizi koysak kazanır’ diyenlere 1 Nisan’da bunun böyle olmadığını, 1 Nisan şakasıyla beraber göstermiş olacağız.”
Diğer konuşmacılar
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da İzmir’in tarih boyunca medeniyetlerin buluşma noktası olduğunu, ticaretin ve kültürün merkezi olarak öne çıkmış bir şehir olduğunu söyledi.
İzmir’in sahip olduğu eşsiz potansiyeli en üst düzeye çıkarmak ve şehri daha da yaşanabilir hale getirmenin en büyük arzuları olduğunu bildiren Dağ, ” İzmir’imizin tarihini, kültürünü ve doğal güzelliklerini koruyarak, modern belediyecilik anlayışıyla kalkındırmayı hedefliyoruz. İş dünyasıyla olan işbirliğimizi güçlendirerek, İzmir’i bir yatırım cennetine dönüştüreceğiz.” dedi.
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da taşımacılık sektörünün Türkiye’de ve dünyada önemini artırdığını söyledi.
Türkiye ekonomisinin depreme rağmen yılın ilk çeyreğinde yüzde 4 büyüyerek büyük bir direnç gösterdiğini vurgulayan Asmalı, şunları kaydetti:
“Yine geçtiğimiz yılın ikinci çeyreğinde ki o dönem biliyorsunuz genel seçimlerin de olduğu bir dönemdi, bu performansını sürdürerek yüzde 3,9 oranında büyüyerek küresel ekonomiler içerisinde pozitif olarak ayrışmıştır. Nihayet yılın 3. çeyreği yüzde 5,9 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi bu dönemde de G20 ülkeleri arasında en çok büyüyen ikinci ülke olmayı başarmıştır. Öncü ekonomilerle birlikte ülkemizin de enflasyon sorunuyla yüzleştiği ve parasal sıkılaşma sürecinde olduğu böyle bir dönemde Türkiye ekonomisinin büyüme hızının artması takdir edilmesi gereken bir gelişmedir.” diye konuştu.
İzmir Valisi Süleyman Elban, MÜSİAD Lojistik Sektör Kurulu Başkanı Mehmet Metin Korkmaz ile MÜSİAD İzmir İl Başkanı Gökhan Temur da toplantıda birer konuşma yaptı.
]]>