Türkiye ve Mısır arasında yeni dönem…
12 yıl aradan sonra Mısır’dan Türkiye’ye Cumhurbaşkanı düzeyinde önemli bir ziyaret gerçekleşecek.
YARIN TÜRKİYE’YE GELİYOR
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi’nin yarın Ankara’da olması beklenirken bu ziyaret Sisi’nin ilk Türkiye ziyareti olacak.
Ziyaret, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle gerçekleşecek.
GAZZE’DEKİ SON DURUM
Sisi, Beştepe’de resmi törenle karşılanacak ve iki liderin baş başa görüşmesinde İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları ve barış çabaları masada olacak.
Görüşmede Türkiye’nin Mısır üzerinden Gazze’ye yaptığı insani yardımların artırılmasına dönük çabalar konuşulacak.
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları, İran’ın misilleme beklentisi ve Orta Doğu’da artan gerilim de iki liderinde gündemindeki başlıklar arasında yer alıyor.

İLK TOPLANTI
Ziyaret kapsamında, Türkiye-Mısır Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi, Cumhurbaşkanları başkanlığında ilk toplantısını yapacak.
Türkiye ve Mısır arasında 10 milyar dolara yaklaşan ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılması hedefi doğrultusunda iş birliğinin artırılması konuşulacak.
Savunma alanındaki anlaşmalar da iki liderin gündem başlıkları arasındaki konular arasında yer alıyor.
Turizm, ulaştırma ve enerji gibi alanlarda işbirliğini geliştirecek yeni adımların atılması ve anlaşmaların imzalaması bekleniyor.

İLİŞKİLERDEKİ KOPMA NOKTASI DÜZELTİLDİ
Gelecek sene 100. yılını kutlayacak olan Türkiye-Mısır diplomatik ilişkileri, 2013’te kopma noktasına gelmişti.
Sisi, Mısır’ın seçimlerle iş başına gelen ilk lideri olan Muhammed Mursi’yi 3 Temmuz 2013’te askeri darbeyle devirmiş ve daha sonra devlet başkanı olarak yerine geçmişti.
O dönem Mursi ile kapsamlı ilişkiler geliştirmek isteyen ve bunu “Ankara-Kahire ekseni” olarak tanımlayan Türkiye, Sisi’nin darbesine en sert tepkiyi veren ülkelerin başında geldi ve bu tutumunu uzunca bir süre devam ettirdi.
Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu yıl 14 Şubat’ta Kahire’ye yaptığı ziyaret sonrasında ilişkilerde yeni bir sayfa açıldı.
Mısır’dan cumhurbaşkanı düzeyinde Türkiye’ye son ziyareti, 2012’de dönemin Mısır lideri Muhammed Mursi gerçekleştirmişti.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türk Havacılık Uzay Sanayii’nden (TUSAŞ) yapılan açıklamaya göre, 3-5 Eylül tarihlerinde Uluslararası El Alamein Havaalanı’nda ilk kez düzenlenecek Mısır Uluslararası Havacılık Fuarı için Ankara’dan kalkan HÜRJET, Akdeniz’i aşarak Mısır’a indi.
Ankara’da Akıncı üssünden kalkan HÜRJET, Mısır’a intikali öncesinde Antalya’ya ulaştı. Yakıt ikmalinin ve uçuş öncesi son kontrollerin tamamlanmasının ardından bir kez daha havalanan HÜRJET, Akdeniz’i geçerek 1 saat 15 dakikalık yolculuğun ardından Mısır’ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Uluslararası El Alamein Havaalanı’na iniş gerçekleştirdi.

PİRAMİTLERİN ÜZERİNDEN UÇACAK
HÜRJET, 3-5 Eylül tarihlerinde Afrika’nın en önemli savunma ve havacılık fuarı olan Mısır Uluslararası Havacılık Fuarı’nda boy göstererek gösteri uçuşu yapacak.
Fuarın son gününde HÜRJET’in, Mısır’ın simgelerinden biri olan piramitlerin üzerinden de bir uçuş gerçekleştirmesi bekleniyor.

SON UÇUŞ TESTLERİNDE 45 BİN FEET İRTİFAYA YÜKSELDİ
HÜRJET gerçekleştirdiği son uçuş testlerinde, 45 bin feet irtifaya yükselerek kendi kabiliyetlerini geliştirdi. Uçak, yüksek irtifada hız testlerinde 0.9 mach hıza ulaştı.
İlk uçuşunu gerçekleştirdiği tarihten itibaren uçak, 100’ün üzerinde sorti yaptı, havada kalış süresi ise 120 saatlere ulaştı.
Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 314’ü çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 40 bin 5 Filistinli can verdi, 92 bin 401 kişi yaralandı.
Enkazların altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken halkın sığındığı hastaneler, ibadethaneler ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da yok edildi.
HAMAS İDDİALARI YALANLADI
ABD, Mısır ve Katar arabuluculuğunda perşembe günü başlayan ve önceki gün sona eren Gazze Şeridi’nde ateşkes müzakerelerinin ardından açıklamalar gelmeye devam ediyor.
Arabulucu ülkelerin görüşmeler sonunda yaptığı iyimser açıklamalar ile ABD Başkanı Joe Biden’in yaptığı, “Anlaşmaya hiç olmadığımız kadar yakınız” açıklaması Hamas tarafından kabul görmüyor.
“ARABULUCULAR HAYAL SATIYOR”
İsmi açıklanmayan Hamas’ın üst düzey bir yetkilisi BBC’ye yaptığı açıklamada müzakereler sonunda ateşkes anlaşmasında ilerleme kaydedildiği yönündeki görüşleri ‘yanılsama’ olarak nitelendirdi.
Müzakerelere ilişkin konuşan yetkili, arabulucuların hayal sattığını vurgulayarak, “Arabuluculardan aldığımız bilgiler hayal kırıklığına neden oldu. Hiçbir ilerleme kaydedilmedi” dedi.

Haber Kaynağı: İhlas Haber Ajansı (İHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Sky News Arabia’ya güncel gelişmeler ve dış politika ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Fidan, İsrail ve Hamas arasındaki müzakerelerde anlaşmaya varılmasına engel olan şeyin ne olduğunun sorulması üzerine, anlaşmanın aylardır belli aralıklarla devam ettiğini ve Filistin tarafının büyük adımlar attığını belirtti. Fidan devamında, “Gerek Amerikalılar gerek Batılılar da bu konuda hemfikirler, Netanyahu burada adım atmaktan imtina ediyor, çünkü Netanyahu’nun başka bir ajandası var, Filistin’de ateşkes Netanyahu’nun politik amaçlarıyla örtüşmüyor” diye konuştu.
Fidan, Hamas liderinin Doha’dan kovulması yönündeki baskılara ilişkin “Şu anda bunlar dedikodu biliyorsunuz, bunları Katarlı kardeşlerimizle konuşuyoruz böyle bir konu yok. Böyle bir konunun teorisini de pratiğini de açıkçası tartışmıyoruz, böyle bir konu söz konusu değil” ifadelerini kullandı.
“Arap kardeşlerimizle ilişkilerimiz mükemmel bir düzeye ulaşıyor”
Türkiye’nin Arap ülkeleriyle ilişkileri hakkındaki soru üzerine Fidan yaptığı değerlendirmede; “Şu anda ilişkilerimiz mükemmel bir düzeye ulaşıyor Arap kardeşlerimizle” dedi. Fidan devamında ise, “Biz Türkiye olarak hem ilişkilerimizi çok ileri düzeye taşımak, hem de güvenlik krizleri başta olmak üzere başka türden krizler yaşamamak için çalışıyoruz, çünkü yakın tarihten çıkan çok ders var” ifadelerini kullandı.
” PKK’nın elindeki petrolü alıp Suriye halkına geri vermemiz gerekiyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye ile ilgili çağrılarının hatırlatılması ve Türkiye’nin bu konudaki nihai duruşunun ne olduğunun sorulması üzerine Bakan Fidan, “Bölgedeki kardeş ve dost ülkelerle normalleştiğimiz gibi Suriye ile de belli noktalarda adımları tabii ki atmak istiyoruz, Cumhurbaşkanımız bu konuda en üst düzeyde zaten politika ilanını yaptı. Nedir o? Biz aramızdaki mevcut sorunları çözmek için her türlü diyaloğu her türlü seviyede Cumhurbaşkanlığı dahil olmak üzere yapmaya hazırız” dedi. Fidan devamında ise şunları kaydetti:
“Terörizm konusunun Suriye’den temizlenmesi gerekiyor özellikle PKK’nın işgal ettiği Arap toprakları var büyük ölçüde, ele geçirdiği petrol tesisleri var. Yani Suriye halkının kaynaklarını gasp eden bir örgüt var, yani bununla savaşıp bunun elindeki petrolü, enerji kaynaklarını alıp Suriye halkına geri vermemiz gerekiyor, çünkü bu insanlar kazandıkları parayla, çaldıkları servetle hem Suriye halkına karşı hem Türk devletine karşı muazzam bir savaş içerisinde.”
“Görüşmeden şart koyacaksak görüşmenin bir anlamı yok”
Bakan Fidan, Şam’ın Türkiye ile ilişkilerinin eski haline dönmesi için koşulan şartlar ve Türk askerlerinin Suriye’den çıkması için bir zaman çizelgesi düşünülüp düşünülmediği sorusuna şu yanıtı verdi:
“Bize şu ana kadar yapılmış herhangi bir şart yok. Zaten ortaya konan, bizim perspektifimizde olan sorunlar var, onların perspektifinde olan sorunlar var. Eğer zaten görüşmeden birbirimize şart koyacaksak görüşmenin bir anlamı yok. Görüşme dediğiniz şey medeni bir şekilde zaten bu sorunları çözmek için var, insanlar bunları çözmek için görüşürler. Biz güçlü bir ülkeyiz, çaresizlikten dolayı bir görüşme arayışı içinde değiliz, olgunluğumuzdan dolayı bir görüşme arayışı içindeyiz. Yani güçten ziyade diplomatik etkimizi ve bölgenin barışa olan ihtiyacını kullanmak istiyoruz.”
Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad görüşmesinin ihtimal dahilinde olup olmadığına ilişkin; “Cumhurbaşkanımız böyle bir teklifte bulundu, yani bizler de bu konuyla ilgili çalışıyoruz. Şimdi bir şey söylemek için erken, ama ben çalışıyorum” ifadelerini kullandı.
Suriyeli mültecilerin zorla sınır dışı edildikleri iddialarına ilişkin Bakan Fidan, “Biz hem kültürümüzden gelen hususla hem de mültecilerin hukuku gereği mültecilere sahip çıkıyoruz. Hem de bizim bir hukuk altyapımız var. Devletimizin bir hukuku var, polisimizin, İçişleri Bakanlığımızın, adaletimizin bir işleyişi var. Bir de BM’nin Türkiye’de bulunan çok sayıda ofisi var mültecilerle alakalı. Şimdi bunlarla iş birliği içerisinde bakıldığı zaman bizim sistemli bir şekilde Suriyeli mültecilere ilişkin böyle iddia edilen bir konu yok. Tam tersine Türkiye’de Suriyeli kardeşlerimiz can emniyetlerini sonuna kadar muhafaza etmekteler. Ama zaman zaman ortaya çıkan birtakım toplumsal sıkıntıların ve bazı münferit olayların genelleştirilmesini, propaganda amaçlı kullanılmasını da tabi desteklemiyoruz” dedi.
“PKK Irak’ın her yerini kanser hücresi gibi sarıyor”
Fidan, “Ankara ve Bağdat PKK ile mücadele konusunda ortak bir perspektif ve duruşa sahip mi” sorusu üzerine şunları söyledi:
“PKK Irak’ın her yerini kanser hücresi gibi sarıyor. Bu bizim sorunumuz olmaktan çıkıp Irak’ın bir milli güvenlik sorunu oldu. Sayın Sudani ile oturup konuştuğumuz zaman hep şunu diyoruz: Biz Irak’ın kalkınmasına yönelik politikaları önceliyoruz ve Irak’ta özellikle Kalkınma Yolu’nu, ki çok önemli bir proje Irak ilk defa pozitif ajandayla gündeme geliyor ve sayın Sudani’yi de destekliyoruz, oradaki partileri de tebrik ediyoruz, bu konuyu da sonuna kadar destekliyoruz. Cumhurbaşkanımız oraya gittiğinde 27 tane anlaşmaya imza attı. Biz Irak’ın pozitif gündemle bir araya gelmesini istiyoruz.
Bu bölgeye bizim yatırımcı geçirmemiz için güvenliğin olması lazım. Şimdi kontrolsüz terörist gruplar olursa PKK gibi silahlı unsurlar belli yerleri işgal etmiş, buraya yatırımcı getiremezsiniz. Irak hükümetiyle biz bu konuda perspektif birliği içerisindeyiz, yani bölgenin silahtan arındırılmış, teröristlerden arındırılmış, çatışmadan arındırılmış bir yer olması lazım. DEAŞ de olsa bunlar yok edilmeli, PKK da olsa bunlar yok edilmelidir. Artık Irak halkının çektiği sıkıntılar yeter, yani Irak yatırıma, temel hizmetlere büyük ihtiyacı var ve Sudani hükümeti bunu yapmaya çalışıyor, biz de onlarla beraber bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz.”
Fidan, Türkiye-Mısır ilişkileri ve Mısır Cumhurbaşkanı el-Sisi’nin beklenen Ankara ziyaretine ilişkin ise, “Hazırlıklarımız iyi gidiyor, yani hazırlıklar tamamlamak üzere. Benim ağustos ayı başında Kahire’ye bir ziyaretim olacak. Orada Mısırlı yeni meslektaşımızla bir araya gelip iki lider arasında olacak toplantının hazırlıklarını yapacağız. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız Kahire’ye gitmişti, şimdi sayın Sisi’yi de inşallah Ankara’da ağırlayacağız” ifadelerini kullandı.
“Hafter ile temasımız var, oğullarıyla görüşüyoruz”
Libya’nın doğusundaki güçlerin lideri Halife Hafter’in Türkiye’yi ziyaret edeceği yönündeki söylentiler ve Türkiye’nin Libya’nın doğusuyla ilişkilerine dair soru üzerine Bakan Fidan, Libya’nın doğusuyla ilişkilerin iyi şekilde ilerlediğini belirtti. Fidan devamında şöyle konuştu:
“Biz bağımsız, egemen bir Libya devletinin tekrar hayata geçmesini arzuluyoruz. Bu noktada batıyla zaten ilişkilerimiz var, doğuyla da ilişkilerimizi ilerletiyoruz. Doğuda Meclis Başkanı sayın Akile Salih birkaç defa ülkemize geldiler. Sayın Hafter ile temasımız var, oğullarıyla görüşüyoruz, doğuda Başkonsolosluğumuzu açtık şu anda, hizmete geçiriyoruz. Yani her türlü ilişki devam ediyor, ama biz bu ilişkimizi, doğuyla batıyı bir araya getirmede nasıl kullanabiliriz şu anda ona bakıyoruz. Sadece Türkiye olarak değil açıkçası Libya’da başta Mısır olmak üzere, biliyorsunuz Mısır’ın Libya ile büyük bir sınırı var, bu sınırda Mısır’ın haklı olarak bir sınır güvenliği problemi var, algısı var yani onun giderilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Mısır’ın bir ilgisi var. Nasıl bizim Suriye ile sınırımız var, Suriye’den kaynaklı tehdit algılarımız var, Mısır’ın da olabiliyor, biz bunu anlıyoruz.”
Fidan, Libya ile imzalanan deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmaya yönelik eleştirilerin sorulması üzerine, “Biz Libya ile bu konuyu kendi aramızda hallettik. Bu başka ülkeleri sıkıntıya sokmuş olabilir, ama o bizim derdimiz değil” ifadelerini kullandı.
“Barışı koruma faaliyetine devam edeceğiz”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ihtiyaç durumunda Kıbrıs’ta bir deniz üssü kurulmasına yönelik açıklaması hatırlatılarak bunun Yunanistan için bir endişe kaynağı olup olmayacağıyla ilgili sorunun ardından Bakan Fidan, “Bizim Ada’da zaten askerlerimiz var, yani bu bilinen bir gerçek, binlerce askerimiz var. Çeşitli kabiliyetlerimiz orada, gemilerimiz de orada, yani bu konuda barışı koruma faaliyetine devam edeceğiz” diye konuştu.
Fidan, Rusya- Ukrayna savaşında Türkiye’nin arabuluculuğunun hala mümkün olup olmadığına ilişkin, “Biz Türkiye olarak bu konuda elimizden gelen her şeyi yapmaya hazırız. Gizli ve açık devam eden konuşmalar, görüşmeler tabii ki oluyor. Taraflarla oluyor, taraflarla destek veren taraflarla oluyor, bu devam eden bir süreç. Bu konuda biz elimizden geleni yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz, çünkü Karadeniz’in güvenliği bizim için önemli” dedi.
]]>
İsrail’in Kanal 12 televizyonunun haberine göre Netanyahu, hükümetin haftalık olağan toplantısında konuştu.
Netanyahu, “İsrail’deki siyasi liderlik, ordu sözcüsü (Avichai Adraee) tarafından yayımlanan açıklama hakkında önceden bilgilendirilmedi ve benimle koordine edilmedi, bu asla olmayacak.” ifadelerini kullandı.
AÇIKLAMAYLA İLGİLİ SORUŞTURMA BAŞLATILDI
İsrail Başbakanı, siyasi otoriteyle koordinasyon olmaksızın böyle bir açıklamanın nasıl yapıldığına dair soruşturma yürütüldüğünü belirtti.
Söz konusu açıklamayı reddeden Netanyahu, “Medyadan ilk kez bu sabah duyduğum haberin benim açımdan kabul edilemez olduğunu ve benimle koordineli olmadığını söyledim.” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte Gazze’ye insani yardım ulaştırmak için kısa eksenlerde kısa ateşkes süreleri olduğunu iddia eden Netanyahu bunun Ordu Sözcüsü’nün açıkladığı şekilde olmadığını vurguladı.
2 BAKANIN İSTİFASINA TEPKİ
Netanyahu ayrıca konuşmasında 10 Haziran’da Ulusal Birlik Partisi lideri Benny Gantz ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un Savaş Kabinesi’nden istifasını duyurmasına tepki gösterdi.
Hedefleri değiştirmek isteyenler olduğunu öne süren Netanyahu, istifasını sunan iki kişinin “kararların yenilgiyle sonuçlanması ve Hamas’ın olduğu gibi bırakılmasını istediklerini” ancak bunun onun için kabul edilemez olduğunu savundu.
ORDU SÖZCÜSÜNDEN “SALDIRILAR DURDURULDU” AÇIKLAMASI
İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X sosyal medya platformundan bu sabah yaptığı paylaşımda “Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’ndan Philadelphia Koridoru ve Gazze’nin kuzeyine giden yoldaki askeri faaliyetlerin, uluslararası kuruluşlarla yapılan görüşmelerin ardından insani amaçlarla sabah 08.00’den akşam 19.00’a kadar taktiksel olarak durdurulmasına karar verildiğini” açıklamıştı.
Adraee, daha sonra ise “Gazze Şeridi’nin güneyinde çatışmaların durmadığını, Refah’ta çatışmaların devam ettiğini” bildirmişti.
PHİLADELPHİA KORİDORU
“Selahaddin Koridoru” olarak da bilinen ve Gazze ile Mısır sınırında yer alan koridor, 1979’da Mısır ile İsrail arasında imzalanan “Camp David” anlaşması kapsamında tampon bölgede yer alıyor. Koridor, 14,5 kilometre uzunluğunda, birkaç yüz metre genişliğinde ve Akdeniz’den başlayıp Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’na kadar uzanıyor.
“Camp David” anlaşmasına göre, Philadelphia Koridoru Filistin toprakları arasında yer alıyor ancak belirli sayıdaki (180 zırhlı araç 4 bin asker) İsrail güçlerinin kontrolüne bırakıldı. Sınırın öbür tarafında ise hafif silahlı Mısır polisinin bulunmasına izin verildi.
Philadelphia Koridoru, Ağustos 2005’te İsrail’in Gazze Şeridi’nden çekilmesine kadar İsrail güçlerinin kontrolünde kaldı ve bu tarihte Avrupa Birliği’nden gözlemcilerin huzurunda Filistin yönetimine teslim edildi. Eylül 2005’te İsrail ile Mısır arasında 1979 Barış Anlaşması’nın güvenlik maddesine ek olarak söz konusu koridorla ilgili anlaşma yapıldı.
Anlaşmada, Mısır’ın Gazze sınırında terör, kaçakçılık ve tünellerin tespiti gibi görevlerden sorumlu 750 sınır muhafız askeri bulundurması ve İsrail güçlerinin çekildiği Philadelphia Koridoru’nun Filistin yönetimine teslim edilmesi yer aldı.
Filistin’de 2006’da yapılan seçimleri Hamas’ın kazanması ve kısa süre sonra Gazze’de kontrolü sağlamasının ardından Philadelphia Koridoru da Hamas yönetiminin kontrolüne geçti. İsrail’in abluka uygulamasının sonucu olarak Gazze’de söz konusu koridor üzerinde Mısır’a açılan çok sayıda tünel inşa edildi.
]]>Yunus Emre Enstitüsü (YEE), Türkiye ile Mısır arasındaki kültürel ve tarihi ilişkilerin pekiştirilmesine yönelik programlar düzenlemeye devam ediyor. Enstitü, Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan temsilciliği aracılığıyla Mısırlı Türkologlar, kültür ve sanat camiasının önemli isimlerinin yer aldığı heyeti Ankara’da ve İstanbul’da ağırladı. İki ülke arasındaki müşterek değerlere vurgu yapılması ve kültürel etkileşime zemin hazırlanması amacıyla düzenlenen program kapsamında başta Türkoloji alanına yönelik yapılan destekler ve Türkçe öğretimi olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliklerine ortam hazırlandı.
İskenderiye Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünde Prof. Dr. Seyyid Muhammed es-Seyyid, Türkiye ve Mısır’ın tarih sahnesinde uzun yıllar boyunca aynı şemsiye altında yaşadığını belirtti. Mısır’da pek çok üniversitede görev yaptığına değinen Seyyid, Sogah’taki bir üniversitede ve İskenderiye Üniversitesi’nde Türkçe bölümü açtığını kaydederek iki üniversitede de Türkçe bölümünün Mısırlı gençler tarafından çok rağbet gördüğünü ifade etti.
“TÜRKİYE VE MISIR ARASINDA GEÇMİŞTEN GELEN VE GELECEĞİ AYDINLATAN ORTAK BAĞLAR VAR”
Zekazik Üniversitesinde Türkoloji alanından Prof. Dr. Mahmud el-Adl ise Türkiye ve Mısır’ın müşterek tarihinin derinliğine işaret ederek iki ülke arasında geçmişten gelen ve geleceği aydınlatan ortak bağlarının olduğunu söyledi.
KAHİRE YEE’DE 14 YILDA 50 BİN KURSİYER TÜRKÇE KURSLARINA KATILDI
Kahire YEE Koordinatörü Emin Boyraz, “Kahire YEE olarak 2010 yılından itibaren aralıksız bir şekilde Mısır’da faaliyetlerimizi yürütmeye devam ediyoruz. Dünyada Türkçeye en çok ilgi gösterilen ülke olmanın motivasyonuyla faaliyetlerimize ivme kazandırmaya devam ediyoruz” diye konuştu.
Mısırlı heyete eşlik eden Koordinatör Boyraz, Kahire YEE’ninTürkiye ve Mısır arasındaki kültürel ilişkileri daha da güçlendirmek amacıyla faaliyetlerini yürüttüğünün altını çizerek “Gerçekleştirmiş olduğumuz ziyaretlerle iki ülke arasında kültürel diplomasi alanındaki çalışmaların daha da hız kazanacağına inanıyoruz. Özellikle sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 2024 yılının Şubat ayında Mısır’a yaptığı ziyaretten sonra tüm çalışmalarımız daha da ivme kazandı” değerlendirmesinde bulundu.
Koordinatör Boyraz, Enstitünün Mısır’da yürüttüğü Türkçe öğretimi faaliyetlerine değinerek, “Kuruluşundan günümüze kadar Enstitümüz tarafından düzenlenen Türkçe kurslarınakayıt yaptıran kursiyer sayısı katlanarak arttı. 14 yıl boyunca yüz yüze ve çevrim içi Türkçe kurslarımıza 50 bin kursiyer katıldı” ifadesini kullandı.
Mısır Yükseköğretim Bakanlığı Müsteşarı ve Mısır-Amerikan Konseyi Başkanı Prof. Dr. Mahmud Azmi ise “Türkiye ve Mısır, Orta Doğu’daki en güçlü iki merkezdir ve Orta Doğu’nun bel kemiği olarak çalışıyorlar” diye konuştu.
Azmi, Türkiye ve Mısır’ın kültürel ilişkilerinin tarihinin yüzyılları aştığını ifade ederek Türkiye’de bulunmaktan son derece mutlu olduğunu söyledi.
Zekazik Üniversitesinde Türkoloji alanında Prof. Dr. Mahmud el-Adl, “Mısır, Türkiye’ye baktığında Osmanlı Devleti’nin içinde ne kadar büyük bir yerinin olduğunu hatırlıyor. Bu da Kahire’nin faziletlerindendir” dedi.
Gazeteci Halid eş-Şami de Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin siyasi, ticari, kültürel ve sosyolojik düzeyde gelişmeyi sürdürdüğünü belirterek “Bunu CumhurbaşkanıSayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretiyle de gördük. Anlaşmazlıkların giderildiğini ve karşılıklı olarak iki ülke arasında yatırımlar için yeni kapıların aralandığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.
YEE’nin Türkiye-Mısır kültürel ilişkilerin güçlendirmede önemli rol oynadığını söyleyen Şami, iki ülkenin de her alanda ilişkileri güçlendirmeye yönelik çaba gösterdiğini belirtti.
]]>Xi, Mısır’ın 68 yıl önce Çin ile diplomatik ilişki kuran ilk Arap ve Afrika ülkesi olduğunu hatırlattı. Bu yılın Çin-Mısır kapsamlı stratejik ortaklığının kuruluşunun 10. yıldönümü olduğunu belirten Xi, iki cumhurbaşkanının son on yılda ikili ilişkilerin güçlü şekilde gelişmesine rehberlik etmek üzere birlikte çalıştıklarını ifade etti.
Xi, Çin’in altyapı, sanayi, elektrik ve tarım gibi geleneksel alanlarda işbirliği potansiyelinden yararlanmak; sağlık hizmetleri, bilişim ve iletişim, yenilenebilir enerji gibi gelişmekte olan alanlarda işbirliği aramak; ekonomi, ticaret ve yatırım işbirliğini derinleştirmek, ayrıca daha fazla Çinli işletmeyi Mısır’da yatırım ve iş yapmaya teşvik etmek üzere Mısır ile çalışmaya hazır olduğunu söyledi.
Mısır’ın uluslararası ve bölgesel meselelerde daha büyük rol oynamasını desteklediklerini belirten Xi, Çin’in Birleşmiş Milletler, Shanghai İşbirliği Örgütü ve BRICS işbirliği mekanizması gibi çok taraflı platformlarda Mısır ile koordinasyon ve işbirliğini daha da güçlendirmeye, eşit ve düzenli bir çok kutuplu dünya ile evrensel olarak faydalı ve kapsayıcı bir ekonomik küreselleşmeyi savunmaya, ayrıca uluslararası adalet ve hakkaniyetin yanı sıra gelişmekte olan ülkelerin müşterek çıkarlarını birlikte korumaya hazır olduğunu ifade etti.
Sisi ise Çin’e resmi ziyaret gerçekleştirmekten ve Çin-Arap Ülkeleri İşbirliği Forumu 10. Bakanlar Konferansı’nın açılış törenine katılmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Sisi, Mısır’ın Çin ile kapsamlı stratejik ortaklığı daha da derinleştirmeyi umduğunu ve bölgesel barış ve istikrarı teşvik etmek için çaba gösterdiğini söyledi.
Mısır’ın tek Çin ilkesini desteklediğini vurgulayan Sisi, Çin’in Taiwan, Hong Kong, Xizang ve insan hakları gibi temel çıkarlarıyla ilgili konulardaki tutumunu ve ulusal yeniden birleşme hedefini tam olarak gerçekleştirmesini kararlılıkla savunduklarını vurguladı.
Sisi, 2024 Mısır-Çin ortaklık yılının halklar arası etkileşimi artırmak, bilişim ve iletişim, yapay zeka, yeni enerji, gıda güvenliği ve finans gibi alanlarda ikili işbirliğini güçlendirmek üzere iki ülke için bir fırsat olması temennisinde bulundu.
İki taraf ayrıca Filistin- İsrail çatışması hakkında da görüş alışverişinde bulundu.
Xi, Filistin ile İsrail arasında yaşanan mevcut çatışmaların masum Filistinli siviller için ağır kayıplara mal olduğunu ve Gazze’deki insani durumun son derece vahim olduğunu belirterek, Çin’in bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Xi, savaşın bir an önce sona erdirilip ateşkes sağlanması, çatışmanın bölgesel barış ve istikrarı etkileyecek yayılım etkilerinin önüne geçilmesi ve daha ciddi bir insani krizin önlenmesinin şart olduğunu söyledi.
İki devletli formülün Filistin sorununun çözümü için temel çıkış yolu olduğunu vurgulayan Xi, Filistin’in Birleşmiş Milletler’e tam üye olmasını kararlılıkla desteklediklerini söyledi. Mısır’ın bölgedeki durumu yatıştırma ve insani yardım sağlama konusundaki önemli rolünü takdir ettiklerini belirten Xi, Çin’in Gazze’deki halka kendi kapasitesi dahilinde yardım sağlamaya devam etmek ve Filistin sorununun en kısa sürede tam, adil ve kalıcı şekilde çözülmesini teşvik etmek üzere Mısır’la birlikte çalışmaya hazır olduğunu belirtti.
Çin’in Filistin meselesinde daima adaleti gözetmesini son derece takdir ettiklerini kaydeden Sisi, Gazze Şeridi’ndeki gerilimin bir an önce azaltılması için Çin ile yakın iletişimi sürdürmeye hazır olduklarını ifade etti.
İki cumhurbaşkanı, görüşmenin ardından çeşitli alanlarda ikili işbirliği anlaşmalarının imzalanmasına nezaret etti. Anlaşmalar, Kuşak ve Yol’un ortaklaşa inşa edilmesinde işbirliğinin teşvik edilmesi planının yanı sıra bilim ve teknoloji inovasyonu, yatırım ve ekonomik işbirliği gibi çeşitli başlıkları kapsıyor.
İki taraf ayrıca, kapsamlı stratejik ortaklığın derinleştirilmesine ilişkin ortak bir bildiri yayımladı.
]]>Ordu sözcüsü, bölgede Hamas’ın Gazze’ye silah kaçırmak için kullandığı yaklaşık 20 tünelin bulunduğunu söyledi.
Mısır televizyonuna konuşan bazı kaynaklar bu iddiayı yalanladı ve İsrail’in Refah’a düzenlediği askeri operasyonu meşru kılmaya çalıştığını söyledi.
Açıklama Mısır ile gerilimin arttığı bir dönemde geldi.
İsrail ordusu sözcüsü Daniel Hagari Çarşamba günü yaptığı açıklamada “Son günlerde ordu Mısır ve Refah sınırındaki Philadelphia Koridoru üzerinde operasyonel kontrol sağladı” dedi.
Bu koridoru Hamas’ın “Gazze Şeridi’ne düzenli olarak silah kaçırdığı bir can damarı” olarak tanımlayan Hagari, “askerlerin bölgede bulunan tünelleri araştırdığını ve etkisiz hale getirdiğini” söyledi.
New York Times’ın haberine göre Hagari daha sonra gazetecilere yaptığı bilgilendirmede tünellerin tamamının Mısır’a geçtiğinden emin olamadığını söyledi.
Philadelphia Koridoru, Mısır ile olan 13 km’lik sınırın Gazze tarafı boyunca uzanan, yer yer sadece 100 metre genişliğindeki bir tampon bölge.
Mısır daha önce sınır ötesi tünelleri imha ettiğini ve böylece silah kaçakçılığını imkansız hale getirdiğini açıklamıştı.
Al-Qahera News’in haberinde yer verdiği üst düzey Mısırlı bir kaynak ise İsrail’i “bu iddiaları Refah’a yönelik operasyonu sürdürmek ve savaşı siyasi amaçlarla uzatmak için kullanmakla” suçladı.
Hamas’ın 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail Gazze’ye yönelik büyük bir yıkıma ve on binlerce sivilin ölümüne neden olan askeri bir operasyon başlattı. İsrail ordusu, savaşta zafer elde etmek için Refah’ın kontrolünü almak zorunda olduğu konusunda ısrarcı.
Gazze Sağlık Bakanlığı’nın aktardığına göre Gazze’de çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 36 bin kişi İsrail saldırılarında öldürüldü.
İsrail, son olarak Refah’ta yerlerinden edilmiş insanların konakladığı çadır kenti hedef alan bir saldırı gerçekleşti. Burada çoğu yanarak olmak üzere en az 45 kişi öldü.
Bu saldırı uluslararası toplum tarafından tepkiyle karşılandı. Birçok başkentte İsrail saldırılarının acilen durdurulması talebiyle kitlesel gösteriler düzenlendi.
İsrail’de üst düzey bir yetkili, Hamas ile Gazze’de devam eden savaşın en azından bu senenin sonuna kadar sürmesini beklediklerini .
Mısır ve İsrail arasındaki gerilim ise İsrail güçlerinin üç hafta önce Refah geçiş noktasının Gazze tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.
Bu hafta içerisinde İsrail ve Mısır’a ait birlikler arasında çıkan çatışmada bir Mısır askeri .
İsrail gibi Mısır da Hamas’ın 2006 yılında iktidara gelmesinden bu yana Gazze sınırında abluka uyguluyor.
Hamas, Mısır’da “terör örgütü” olarak tanımlanan ve yasaklanan Müslüman Kardeşler’in uzantısı olarak görülüyor.
Ancak Mısır, Hamas’la kanalları açık tutmaya devam ediyor ve Hamas’ın Gazze’de tuttuğu İsrailli rehineleri serbest bırakması için İsrail’le dolaylı görüşmelerde arabuluculuk yapıyor.
Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Gazze’nin Refah kentindeki askeri operasyonlarını, saldırılarını ve diğer faaliyetlerini acilen durdurması gerektiğine hükmetti. Karara gerekçe olarak, İsrail’in askeri faaliyetlerinin Filistin halkı için “acil risk” teşkil etmesi gösterildi.
]]>İsrail ve Mısır arasında 1979 yılında imzalanan ve bir yıl sonra yürürlüğe giren barış anlaşması, yalnızca imzacılarına Nobel Barış Ödülü kazandırmakla kalmamış, imzacılardan birinin de hayatına mâl olmuştu.
Anlaşma 20 yıldan fazla süren düşmanlığa son vererek komşu iki askeri güç arasında 45 yıla yakın süre istikrar sağladı.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını Refah sınırına doğru genişletmesiyle birlikte iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden gerginleşti.
Geçtiğimiz aylarda iki taraf da, birbirine karşılıklı suçlamalarda bulunmayı sürdürdü. Son olarak da iki ülkenin dışişleri bakanları, Refah koridorundan insani yardımların geçişinde yaşanan sorunlarla ilgili birbirlerini suçladı.
Gerginlik o kadar tırmandı ki, Mısır, Güney Afrika’nın İsrail hakkında açtığı ve Uluslararası Adalet Divanı’nda görülen “soykırım” davasına müdahil olacağını duyurdu.
İsrail hükümeti, Güney Afrika’nın Aralık ayında açtığı davada ileri sürdüğü, İsrail’in Gazze’deki Filistin halkına karşı soykırım suçu işlediği yönündeki suçlamaları reddediyor.
Mısır Dışişleri Bakanlığı, “İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına olan saldırılarının şiddetini artırması ve kapsamını genişletmesi” üzerine bu kararı aldıklarını açıkladı.
BBC Arapça’nın Mısırlı yetkililere yakın bir kaynaktan aldığı bilgiye göre Kahire, Refah’taki askeri operasyonlar ve İsrail ordusunun sınır geçişlerinde olan denetimini protesto etmek amacıyla diplomatik varlığını da azaltmayı değerlendiriyor.
Şimdilik Mısır, barış anlaşmasının güvende olduğunu söylüyor.
BBC Mundo’ya konuşan Kudüs’teki Hebrew Üniversitesi’nden siyasal bilimci Profesör Gayil Talshir, iki ülke arasındakini bir “soğuk barış” olarak niteliyor.
Talshir, “Aralarında öyle büyük bir sevgi yok; daha çok ortak ulusal çıkarlar ve güvenlik kaygıları baskın” diye de ekliyor.
Ancak İsrail-Mısır geriliminin büyümesi, komşu ülkelerin gelecekteki ilişkilerinin üzerine de gölge düşürüyor.
Anlaşma ne diyor?
İsrail ve Mısır 1948-1973 yılları arasında dört kez savaştı.
Sonuncusu olan 1973’teki Yom Kippur Savaşı sırasında, bir barış anlaşması için çalışmalar başladı. Sonra dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ın arabuluculuğunda 1978’de Camp David adı verilen anlaşma sağlandı.
Aynı yıl dönemin Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile İsrail’in eski başbakanı Menahem Begin, bu anlaşmadaki işbirlikleri nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüler.
Anlaşma bir sonraki yıl imzalanarak Ocak 1980’de yürürlüğe girdi. Ancak bir yıl sonra Sedat bir grup Mısırlı askerin suikastına uğradı. Suikastın arkasında İsrail’le barış anlaşmasını protesto ettiğini söyleyen İslamcı subay Halid El İslambuli vardı.
Barış anlaşması protokolü, güçler arasında hassas bir denge kuruyordu.
İki ülke arasındaki sınırı çizerek Sina Yarımadası’nı A, B ve C olarak üç ana bölgeye ayırıyor, buralarda farklı askeri birlikler ve farklı kategorilerde silahlara izin veriliyordu.
Sınırın 2,5 km içerisindeki D bölgesi ise tampon bölge olarak belirlenmişti.
Anlaşma bu bölgede İsrail’in sınırlı askeri varlığına izin veriyor. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler gözlemcileri ve diğer çokuluslu güçler burada konuşlandırılabiliyor.
Buradaki İsrail güçleri, Gazze ile Mısır arasındaki sınırın bir bölümü olan Philadelphia Koridoru’nun kontrolüne sahip. 14 km’lik koridor, silahsızlandırılmış tampon bölge konumunda.
2005’te İsrail’in tek taraflı olarak askerlerini Gazze Şeridi’nden çekmesi sonrası, İsrail ve Mısır arasında barış anlaşmasının bir parçası olarak Philadelphia Mutabakatı adı verilen bir ek protokol imzalandı.
Bu protokol, Mısır’ın terörle mücadele ve silah kaçakçılığını önleme amacıyla, Gazze’ye olan sınırı boyunca, D bölgesine komşu C Bölgesi’nde 750 asker konuşlandırmasına izin veriyordu.
İsrail uzun süredir Hamas’ın kullandığı silahların Gazze’ye Mısır topraklarından girdiğini iddia ediyor.
Mısır neden tehdit altında hissediyor?
Mısır Dışişleri Konseyi’nin üyesi ve uluslararası hukuk profesörü Ayman Salama, İsrail’in Mısır tarafının iznini almadan D Bölgesi’ne ek asker konuşlandırma hakkı olmadığını söylüyor.
BBC Arapça’ya konuşan Salama’ya göre bu adımıyla İsrail, barış anlaşmasındaki koşulları ihlal ediyor.
Hamas’ın kontrolündeki Sağlık Bakanlığı, Gazze’de 35 binden fazla insanın öldürüldüğünü söylüyor.
Mısır, şu ana dek 2 milyon Filistinli evlerini terk etmişken, kaçan sivillerin Sina’ya gelmesinden korkuyor.
Nitekim İsrail hükümetinden birkaç isim, Gazze’deki Filistinlilerin Sina’ya götürülmesi ihtimaline değindi.
Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Mustafa Kamel el Sayyid’e göre, Mısır hükümeti, İsrail’in Gazze’deki Filistin varlığını sonlandırarak, onları Mısır’a doğru itmeye çalıştığına inanıyor.
Ancak buradaki nüfusu giderek daha da güneye, önce Han Yunus, sonra da Refah’a iten İsrail, sınırın Filistin kısmını kontrol ediyor olmasına rağmen şu ana kadar Gazzelileri Sina’ya gitmeye zorlamadı.
Olağanüstü koşullarda yaşayan ve açlık ve salgınlarla boğuşan Filistinliler de, daha önce 2008’de İsrail’in Gazze’yi tam ablukaya alması sonrası kısa süreyle yaptıkları gibi Mısır topraklarını yönelmediler.
Halk daha çok İsrail’in “insani bölge” olarak belirlediği, Gazze’nin güneyindeki Mevasi bölgesine gitmeye ya da yıkık haldeki Han Yunus gibi bölgelere dönmeye zorlanıyor.
Birleşmiş Milletler’e göre geçtiğimiz hafta yaklaşık 450 bin kişi Refah’tan kaçtı.
İsrail’in gözünde, Mısır ve Gazze arasındaki sınır yeterince güvenli değil. İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırısında kullandığı silahların büyük bölümünün Sina’daki yasa dışı tünellerden geçtiğine inanıyor.
Gayil Talshir’e göre, İsrail şimdi bu sınırı, en azından geçici olarak kontrol etmek istiyor.
Mısır şimdi ne yapacak?
Mısır yalnızca sınırdaki durum nedeniyle Gazze Savaşı’nın bir parçası değil; aynı zamanda Katar’la beraber, hem düşmanlıkların son bulması hem de rehinelerin serbest bırakılması amacıyla Hamas ile İsrail arasında yürütülen ateşkes görüşmelerinde arabulucu rolünde.
Mısır daha önce de onlarca yıl süren savaşlarda ve Gazze Şeridi’ndeki diğer çatışmalarda benzer bir rol oynadı.
Nitekim Hamas’ın kaçırarak 5 yıl Gazze’de tuttuğu İsrail askeri Gilad Şalit’in 2011 yılında, binlerce Filistinli mahkumun takası karşılığında serbest bırakılmasına da aracılık etmişti.
Bu nedenle İsrail’in gözünde Mısır’ın stratejik bir değeri var.
Mısır yönetimi aynı zamanda ABD’nin Orta Doğu’daki en güçlü müttefiklerinden biri.
İsrail’le barış anlaşması imzalandığından beri ABD’den her yıl askeri yardım aldı. Yardımlar geçen yıl 1,3 milyar dolara ulaştı.
İsrail hükümeti ile ortaklıklara çok eskiden beri sadık kalan Washington, İsrail lideri Binyamin Netanyahu’ya karşı geçtiğimiz haftalarda daha sert bir tavır aldı; hatta bu ayın başında bomba sevkiyatını durdurdu.
Kısa süre sonra Güney Afrika’nın İsrail’e açtığı davaya müdahil olduğu duyuran Mısır, İsrail’in sivillere sistematik olarak saldırdığı ve Gazzelileri evlerini ve arazilerini terk etmeye zorladığını, bunun da daha önce görülmemiş türden bir insani krize yol açtığını söylüyor.
Mısır ayrıca, İsrail’e sivillerin ihtiyaç duyduğu yeterli insani yardımın Gazze Şeridi’ne girmesine izin vermesi, Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal etmemesi çağrısında bulunuyor.
Kahire Üniversitesi’nden uluslararası hukuk profesörü Ahmed Abu eL Wafa’ya göre Mısır, Güney Afrika’ya yasal ve teknik destek verecek.
Mısır Parlamentosu’nun İnsan Hakları Komitesi’ne başkanlık eden Milletvekili Tarek Radwan, Mısır’ın davaya dahil olması için gereken yeterli kanıta sahip olduğunu savunuyor.
Peki Mısır’ın bu adımının arkasında ne var?
Gayil Talshir bu soruya şöyle yanıt veriyor:
“Mısır ve İsrail’in ortak bir amacı var: O da Hamas’ı durdurmak.
“İki taraf da savaş bittikten sonra Gazze’nin yönetiminin yeniden Hamas ya da başka bir cihatçı hareketin eline geçmesinden korkuyor ve iki taraf da bunu istemiyor.”
Mısır-İsrail ilişkileri
]]>Dışişleri Bakanı Fidan, Dubai merkezli Al Arabiya televizyonuna verdiği özel röportajda İsrail-Hamas çatışmaları başta olmak üzere mevcut bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fidan’ın değerlendirmelerinden öne çıkanlar şöyle:
“MISIR VE KATAR TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN MÜZAKERE GÖRÜŞMELERİNİ DESTEKLİYORUZ”
(Filistin müzakereleri) “Mısır ve Katar tarafından yürütülen müzakere görüşmelerini destekliyoruz. Türkiye, 2008-2009’daki ilk Gazze savaşından itibaren bütün arabuluculuk ve ateşkes çalışmalarının içerisinde yer aldı. Cumhurbaşkanımız o dönem başbakandı. O dönem bu konuda beni görevlendirmişti. 2008’deki savaşta konunun içindeydik, daha sonraki Gazze savaşlarında da konu içindeydik.
Türkiye’nin bu konuda devam eden bir duruşu var. Şimdi bu meselede şu an için Katar ve Mısır’ın yürüttüğü müzakerelerin bir sonuç vermemiş olması ve şu an itibarıyla bir sonuç vermiyor gibi gözükmesi, bu iki ülkenin müzakere pozisyonlarının başarısız olduğu manasına gelmiyor. Bu meselenin zor olduğunu kabul etmek lazım. İsrail’in burada çok anlaşmaya, uyuşmaya yanaşmayan bir tavır içerisinde olduğunu kabul etmek lazım. Şu an kardeşlerimiz, iki tarafın isteklerini belirli bir noktaya getirmeye çalışıyor. Biz burada bu kardeşlerimize ve Hamas’a elimizden gelen desteği veriyoruz. Onlara müzakereler için Türkiye’nin olumlu ve yapıcı katkısını sunmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz.
Bu Gazze savaşında ise başta Türkiye olarak biz ilk günden itibaren hep şunu söyledik: Eğer bu trajediden bir ders çıkarmazsak, kalıcı bir çözüme yani iki devletli bir çözüme gitmeksek bu, bu son Gazze savaşı olmayacak. Tam tersine, gelecekte daha başka savaşlar, daha büyük yıkımlar ve gözyaşları bizi bekliyor olacak. Dolayısıyla bizim daha fazla çalışıp iki devletli çözüme ulaşmamız gerekiyor.
(Hamas) İsrail esas itibarıyla kendi amacını, kendi niyetlerini gizlemek için Hamas’ı sürekli bir öcü olarak kullanıyor. Uluslararası topluma Hamas’ı radikal, anlaşmaya yanaşmayan irrasyonel bir örgüt olarak sunuyor. İsrail böyle yaparak kendi asıl hedefini ve amacını kamuoyundan gizlemeye çalışıyor.
Bir defa İsrail’in şunu yapması lazım. Demeli ki, ‘Ben, 1967 sınırlarını, uluslararası toplumun kabul ettiği sınırları kabul ediyorum. Benim başkasının toprağında gözüm yok. Bu sınırlar benim toprağım ve ben devlet olarak bu sınırlar içerisinde kalmayı kabul ediyorum. Başkasının toprağı ile ilgilenmiyorum, Filistin toprağına bakmıyorum’ demesi lazım.
(Rehine takası) İsrail’in şu anda özellikle ilgilendiği tek konu rehinelerin geri alınması meselesi. Bu insani bir durumdur. Bu konuda biz de çok hassasız. Cumhurbaşkanımız rehinelerle ilgili olarak kendisine ulaşan talepler konusunda son derece hassas. Bu konuda hem istihbarat servisimize hem bizlere, gerekli çalışmaları yapma talimatı verdi. İsrail ile bu konuda temaslarımız var. İsraillilerden gelen, hatta başka ülkelerden gelen talepleri Hamas’a aktarıyoruz. Yani özellikle rehinelerin bırakılması konusunda temaslarımız devam ediyor. Fakat Hamas’ın rehinelerin bırakılmasıyla eş zamanlı olarak insani yardımların başlaması, Filistinlilerin tekrar kuzeye dönmelerine imkan tanınması gibi talepleri var. Biliyorsunuz esas itibarıyla uluslararası toplum da bunları istiyor.
“BU GERGİNLİK DAHA BÜYÜK BİR SAVAŞIN HABERCİSİ OLABİLİR”
(Çatışmaların bölgeye yayılması) İsrail ile İran arasında başlayan gerginlik bizim uyardığımız bir konuydu. Bu gerginlik daha büyük bir savaşın habercisi de olabilir. Şu an için durum sakinleşmiş görünse de bu potansiyel her zaman var. Gerginlik 1 Nisan’da İsrail’in Şam Büyükelçiliği’ne yaptığı saldırıyla başladı. Ki biz bu saldırıyı kınadık. Bu uluslararası hukukun ve geleneklerin ayaklar altına alındığı bir olaydı. İran açık bir provokasyona maruz kaldı. Bunun neticesinde yapılan misilleme harekatıyla, bölge büyük bir facianın eşiğinden döndü. Bu esnada taraflarla görüşme içerisinde olduk. Gerek Amerikalılarla gerekse İranlılarla görüştük. Bununla, her iki tarafın da yapmak istediklerinin yanlış anlaşılmasını, asıl niyetlerinin dışında bir senaryonun hayata geçmesini engellemeyi amaçladık.
(Türkiye- Suudi Arabistan ilişkileri) Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler, son derece iyi bir rotada ilerliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ile gerek Sayın Kral hem Sayın Veliaht Prens birçok kez bir araya geldiler. Bunların neticesinde alınan son derece stratejik kararlar var. En son biliyorsunuz, Gazze krizi başladıktan sonra, İslam İşbirliği Teşkilatı – Arap Ligi Ortak Zirvesi Cidde’de yapıldı ve burada alınan kararlar var. Orada Cumhurbaşkanımız ve Veliaht Prens bir araya geldiler.
“MISIR CUMHURBAŞKANI’NIN ZİYARETİNİN TARİHİ ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”
(Mısır Cumhurbaşkanı’nın Türkiye ziyareti) Ziyaretin tarih üzerinde çalışıyoruz. Tüm bunlar, ilişkilerimizin geldiği seviyeyi gösteriyor. Tabii liderler düzeyinde varılan bu mutabakat, esas itibariyle biz bakanlara da bazı yükümlülükler doğuruyor. Bizler, özellikle siyasi konularda, askeri konularda, ekonomik konularda şu anda çok yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Mısır’la şu an gündemimizde olan belli başlı konular var. Bunlar üzerinde beraberce çalışıyoruz. Zaten Filistin meselesi, fevkalade önemli bir konu. Özellikle Refah üzerinden Gazze’ye yardım konusunda şu anda çok yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Biliyorsunuz Gazze’ye gönderdiğimiz yardım miktarı, 50 bin tona ulaştı. Gazze’ye yardım gönderen ülkeler sıralamasında, bazen birinci oluyoruz, bazen ikinci. Şu anda tüm yardımlar Refah üzerinden gidiyor, El Ariş Limanı’na götürülüyor. Bu konuda Mısır ile çok büyük bir işbirliği var. Onlara ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. Bugüne kadar oraya dokuz tane gemi yardım gönderdik. Çok sayıda uçakla da yardım sevkiyatı yaptık.
(Libya) Türkiye olarak Libya’da 2019’dan itibaren bizim birinci önceliğimiz, doğu ile batı arasında artık hiçbir silahlı çatışmanın olmamasıdır. Eğer silahlı çatışma olmazsa, biz ortadaki bu barış döneminin, özellikle siyasal çözüm için büyük bir fırsat sunacağına inanıyoruz. Şu anda da aslında olan o. Sizin dediğiniz gibi, bizim doğu ile olan temaslarımızın artması, doğunun batıyla temaslarının artması, bizim Mısır ile konuşmamız, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile bir araya gelmemiz, özellikle Libya konusunda görüş alışverişinde bulunmamız fevkalade önemli. Burada Mısır, BAE, Katar, Türkiye bir masa etrafına oturup, doğudaki ve batıdaki aktörlerle hep beraber meseleye bakarsak, aslında çözüme ne kadar yakın olduğumuzu da görürüz diye düşünüyorum.
(Libya ile deniz yetki alanları anlaşması) Mısır ile bizim kendi anlaşmalarımız var. Libya ile olan anlaşmamız ayrı bir anlaşma. Ama biz tabii ki Mısır ile Akdeniz’deki durumları tekrar oturup görüşmek, konuşmak, bir noktaya ulaştırmak isteriz. Burada başka aktörler de var Akdeniz’de, şu anda söylemek istemiyorum.
“SURİYE SINIRIMIZIN ÖTESİNDEKİ PKK VARLIĞINA MÜSAMAHA GÖSTEREMEYİZ”
(Suriye) Suriye meselesinde biz durduğumuz yerde duruyoruz, bizim pozisyonumuz çok net. İslam coğrafyasının bölünmüş, kavgalı, çatışmalı yerlerinde olduğu gibi Suriye konusunda da tıpkı Libya gibi, ülke içindeki siyasal düzenin tesis edilmesini diliyoruz. Temel hizmetlerin bu ülkedeki halkın tüm kesimlerine ulaşmasını arzu ediyoruz. Biz bu konuda elimizden gelen her türlü katkıyı sunmaya hazırız.
Türkiye’nin hassas olduğu birkaç konu var. Bunlardan birincisi, halen ülkemizde misafir etmekte olduğumuz 3,5 milyon Suriyeli kardeşlerimiz. Bunlar kendi ülkelerindeki iç savaştan kaçıp, Türkiye’ye gelmiş olan kardeşlerimiz. Kendileri 10 yıldan fazladır, bizim misafirlerimiz; bizim ülkemizde bizimle beraber yaşıyorlar. Bunların kendi ülkelerinde hayatlarını kurabilmeleri için Suriye rejiminin adım atması gerekiyor.
İkincisi, Suriye’de muhaliflerin kontrolü altında yaşayan 5 milyon Suriyeli kardeşimiz daha var. O bölgede bir çatışma yaşanması halinde, bu kardeşlerimizin bir kısmı Türkiye’ye gelmek zorunda kalabilir. Biz bunu önlemek için orada birtakım tedbirler almış durumdayız. O bölgedeki 5 milyon insanın beslenmesi, sağlık ve eğitim hizmetlerinin yanı sıra güvenliklerinin sağlanması; dolayısıyla bu insanların vatanlarını terk etmeden orada yaşayabilmeleri için Türkiye’nin aldığı tedbirler var.
Bizim için önem arz eden bir diğer konu ise, 911 kilometrelik Suriye sınırımızın hemen öbür tarafında, terör örgütü PKK’nın varlığını devam ettirmekte olmasıdır. Buna müsamaha gösteremeyiz. Bu konuda bizim hiçbir tavizimiz olamaz. Terörle mücadelemize devam edeceğiz. Bunu Suriye rejimi ile koordinasyon içerisinde yapabilirsek, ne ala. Aksi taktirde biz kendimiz, bu mücadeleye devam ederiz.
(Irak temasları ve PKK ile mücadele) Özellikle Bağdat yönetimi, yakın zamana kadar, PKK’yı sadece Kürt bölgesindeki bir sorun gibi görüyor, o nedenle de merkezi yönetim olarak bu konuda herhangi bir inisiyatif geliştirmiyordu. Ama biz Sincar’da, Süleymaniye’de, Mahmur’da ve bazı tartışmalı bölgelerde PKK faaliyetlerinin varlığını kanıtlayınca, Bağdat yönetimi artık bu sorunun merkezi yönetim tarafından halledilmesi gerektiğine ikna oldu.
Cumhurbaşkanımızın Bağdat ziyaretinde, Irak’la Kalkınma Yolu Projesi imzalandı. Bu çok önemli bir proje. Bu proje hayata geçirildiğinde, Körfez’den gelen mallar, Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılacak. Hakeza Avrupa’dan gelecek mallar da aynı yol üzerinden Körfez’e ulaştırılacak. Muazzam bir proje. Bu hat üzerinde, sadece demiryolu ve karayolu olmayacak, burada petrol ve doğal gaz boru hatları da olacak. Bu, projeyi tabii ki daha stratejik bir hale getiriyor. Böylesine stratejik bir projenin güzergahı üzerinde, kontrolsüz silahlı terör örgütlerinin varlığı söz konusu olamaz. Zira güvenli bir ortam yoksa, o bölgeye uluslararası finans getiremezsiniz.
“KARA HAREKATLARIMIZ DEVAM EDİYOR”
(Irak ve Suriye’ye kara harekatı) Şu anda Irak hükümetiyle, PKK ile mücadelede ne türden somut adımlar atabiliriz, yani koordinasyon mekanizması nasıl olur, ona bakıyoruz. Bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyacımız var. Fakat koordinasyon mekanizmasından önce Türkiye olarak Irak tarafının da bu örgütü, tehdit olarak algıladığını ve bununla mücadele etme konusunda bir irade ortaya koyduğunu ve harekete geçtiğini görmemiz gerekiyor. Bunu gördükten sonra, koordinasyon süreci zaten kendiliğinden gelir. Koordinasyondan maksat, Türkiye’nin yapacağı operasyonlara engel çıkarmak ise, o zaman bunun adı koordinasyon değil başka bir şey olur.
Bizim, sınırımızın hemen ötesinde konuşlanmış durumdaki PKK’nın o bölgelerdeki mevzilerine yönelik kara harekatlarımız devam ediyor. Bunlar sürekli, kesintisiz ve planlı bir şekilde zaten devam etmekte olan harekatlar.”
]]>(İSTANBUL) – Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran-İsrail gerilimini değerlendirirken, “Bir numaralı önceliğimiz İsrail işgalinin sona ermesi ve iki devletli formülün hayata geçmesi olmalıdır. Bu olmadığı takdirde dün Yemen’den yapılan saldırılar, bugün İran-İsrail arasındaki gerilim, yarın başka bir savaş türü, öbür gün başka bir ülkenin içinde çıkan başka bir iç karışıklık, toplumsal rahatsızlık. Bunların hepsi olmaya devam edecektir” dedi. Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah Es Sisi’nin çok yakın bir süre içinde Türkiye’yi ziyaret edeceğini bildirdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri, İstanbul’da bir araya geldi. İki bakan, düzenledikleri ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Fidan, şunları söyledi:
“Sayın Bakan Şükri ile Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi’nin toplantısının hazırlıklarını da ele alma imkanı oldu. İkili gündemimizdeki konuları ayrıntılı şekilde görüştük. Özellikle ticaret ve ekonomi iş birliğimizin en güçlü boyutlarından birini oluşturmakta. Mısır’daki yatırımlarımız halihazırda 3 milyar doları bulmuş durumda. Aramızdaki ticaret hacmi ise yaklaşık 8 milyar seviyesinde. Cumhurbaşkanımızın ziyareti esnasında ortaya konan bir hedef var,15 milyar dolar. Serbest ticaret anlaşmamızın kapsamını genişleterek ve limanlarımız arasında ro-ro seferlerini tekrar başlatarak bu hedefe ulaşmayı planlıyoruz. Savunma sanayi alanındaki ilişkilerimiz de gittikçe güçlenmekte. LNG ve nükleer enerji başta olmak üzere enerji alanında da geniş bir imkan, iş birliği imkanı olduğunu düşünmekteyiz.”
“GAZZE MESELESİ DE KONUŞULDU”
Mısır’la Türkiye arasındaki ikili ilişkilerimize ilaveten bölgesel sorunları ele aldıklarını ifade eden Fidan, şunları kaydetti:
“Bunların başında Gazze konusu gelmekte. Sayın Şükri ile hem İslam İşbirliği Arap Ligi’nin ortak oluşturduğu temas grubu vasıtasıyla hem de ikili diyaloğumuz vasıtasıyla Gazze meselesi üzerine çok düzenli bir koordinasyon ve istişare mekanizması aramızda bulunmakta. Krizin başından beri düzenli şekilde beraber çalışmakta ve koordine etmekteyiz. Özellikle Gazze’de şu anda geldiğimiz noktanın vahametini ve yapılması gereken konuların altını bir kez daha çizdik. Hangi diplomatik adımlar atılabilir, hangi insani yardımlar konusunda neler yapılabilir? Uzun vadeli iki devleti çözüm konusunda hangi yöntemlere başvurulabilir? Bu konuları ayrıntılı kendisiyle görüştük. Biliyorsunuz Mısır, sorunun sıcaklığına en yakın ülkelerden biri coğrafya olarak da. Özellikle insani yardımlar konusunda Mısır’la olan ilişkilerimiz hayati önem taşımakta. Refah Sınır Kapısı’ndan yardımların yapılması için Mısır’la gece gündüz yardım koordinasyonu içerisinde çalışıyoruz. Burada insani yardımlarımızı özellikle Refah’a getirmekte kendileri çok büyük yardım sunmaktalar. Ayrıca bunun için Mısır’a teşekkür ediyoruz.”
Fidan; Libya, Sudan, Somali ve Etiyopya sorunlarını masaya yatırdıklarını vurguladı. Bakan Fidan, Sudan’da devam eden iç savaşın nasıl durdurulabileceği, bölgesel etkileri ve ileriye dönük çözüm planı gibi konuları da görüştüklerini belirterek, Somali’yle ilgili olarak da ülkenin egemenlik ve toprak bütünlüğüne bağlı olduklarını bildirdi.
Hakan Fidan, Mısır ve Türkiye’nin işbirliğinin ülkeler dışında bölgenin de menfaatine olduğuna dikkati çekti.
MISIRLI BAKAN ERDOĞAN’IN SİSİ’YLE GÖRÜŞMESİNİ HATIRLATTI
Fidan’ın ardından açıklamalarda bulunan Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri, görüşmelerin ‘dostane’ bir atmosfer içinde gerçekleştiğine vurgu yaparak, iki ülke arasındaki ticaret hacminin artmasından memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkent Kahire’ye ziyaretini ve Cumhurbaşkanı Sisi’yle görüşmesini hatırlatan Sükri, şuyle konuştu:
“Sayın Başkan Sisi’yle görüştü. Mısır ile olan ticaret ilişkilerini çok daha yükseltmek için ’15 milyara çıkartalım’ diye bir hedef koydular bize. Her ülkenin de bu seviyeye ulaşmasına imkanlar var. Tabii ki burada çıkarlar önemli ve entegrasyon önemli. Her iki ülke arasında ve yine aynı şekilde ikili ilişkilerin yanı sıra şu konuda anlaştık. Çalışmalarımızı sürdüreceğiz. ve hedeflere varmak için kanuni zeminde de neler yapabileceğimizi ele aldık. Stratejik iş birliği konseyinin de önümüzdeki toplantılarını görüştük. Burada geniş bir zemin üzerinde neler yapabiliriz, bunları yapmamız gerekiyor. Ortak çalışmalarımız artsa da ve ilişkilerimizin yükseltilmesi açısından her iki devletin imkanları ve özellikle hem uluslararası hem bölgesel ve konular konusundaki işbirliğimiz de çok önemli. ve gücümüz de önemli.”
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına da değinen Şukri, Filistin’in savaşta çok ağır kayıplar verdiğini biran önce ateşkesin sağlanmasını ve Gazze’ye insani yardımların ulaştırılmasının önemine dikkati çekti.
“SİSİ KISA SÜRE İÇİNDE TÜRKİYE’YE GELECEK”
Filistin Devletinin kurulmasının da önemine işaret eden Şükri, bölgedeki şiddetin durmasını istedi. Şukri, Fidan ve heyetini yakın zaman içinde Kahire’ye beklediğini, Cumhurbaşkanı Sisi’nin de çok yakın bir süre içinde Türkiye’yi ziyaret edeceğini söyledi.
SORULAR VE YANITLAR
Ortak açıklamaların ardından iki bakan gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Refah Sınır Kapısı’ndan insani yardımların Gazze’ye daha fazla ulaştırılması nelerin yapılabileceğine yönelik soruya Şukri, şu yanıtı verdi:
“Özellikle Gazze’deki sivillere ulaştırılması açısından biz başlangıçtan beri tabii İsrail’in özellikle sınır kapısında engellemeleriyle karşılaştık. Uluslararası ortaklarımızla bu konuda çalışıyoruz. Onlara da bildirdik. Mutlaka iş birliği yapalım ve gerekli düzeyde bu yardımların mutlaka Ariş’ten oraya gönderilmesi gerektiğini, bütün ülkelerden gelen yardımların orada bir merkezde toplanması söz konusuydu. Biz de İsrail tarafıyla görüşmeler yaptık. Orada olan çalışmaların daha da basitleştirilmesini istedik. Bu şekilde Gazze’ye yardımların ulaştırılmasını temin edelim diye. Orada alınan tedbirler neticesinde istediğimiz düzeyde yardım gönderemiyoruz. Uluslararası ortaklarımızla bu konuları görüştük. ve bu engellemeleri ele aldık. Uygulamaları zorlaştırmakta olduğunu belirttik. Bildiğiniz gibi bir karar var, 27-28 nolu karar. Mutlaka insani yardımların ulaştırılması gerektiğini yönünde. Gazze’de bir merkez oluşturması lazım. Bu yardımların dağıtılması açısından. Özellikle Filistin’in oradaki tedbirlere çok fazla bağlı kalmadan daha rahat bir şekilde dağıtımı konusu olmalı. Yine aynı şekilde Mısır hava yoluyla, havadan yardım yardımların ulaştırılması konusunda katıldı. Bilindiği gibi 6 geçiş sınır noktası var ve İsrail’le bir işgal devleti olarak buna uymak zorundadır. Gazze’deki sivillerin korunması için bu uluslararası hukuk çerçevesinde de yapılmalı. Uluslararası hukuk bunu öngörmektedir. Mısır’ın insani bir rolü var. Dolayısıyla mutlaka uluslararası toplum müsaade etmeli. Gönderilen yardımların ulaştırılması gerektiğini bilmeli.”
İSRAİL-İRAN GERİLİMİ: “PROBLEMLER DİYALOGLA ÇÖZÜLMELİ”
İran-İsrail geriliminin bölgeye etkilerinin neler olacağına yönelik soruya ise Şukri, çatışmaların bölgeyi etkilediğine işaret ederek, gerilimin artmasından kaygı duyduklarını ifade etti. Şukri, “Problemlerin mutlaka diyalogla çözülmesini istiyoruz.” dedi.
“BİR NUMARALI ÖNCELİĞİMİZ İSRAİL İŞGALİNİN SONA ERMESİ”
Dışişleri Bakanı Fidan da aynı soruya verdiği yanıtta, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına ve İsrail işgaline işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bir numaralı önceliğimiz İsrail işgalinin sona ermesi ve iki devletli formülünü hayata geçmesi olmalıdır. Bu olmadığı takdirde dün Yemen’den yapılan saldırılar, bugün İran-İsrail arasındaki gerilim, yarın başka bir savaş türü, öbür gün başka bir ülkenin içinde çıkan başka bir iç karışıklık, toplumsal rahatsızlık. Bunların hepsi olmaya devam edecektir. Biz Türkiye olarak ve Mısır gibi diğer dost ülkelerle beraber baştan beri hep aynı şeyi söyledik. Eğer bu kulis, hak ettiği şekilde çözülmezse Filistinlilerin hak ettiği devlet, bağımsızlık ve egemenlik verilmezse bu türden krizler bölgemizde artarak devam edecektir. Baştan beri söylediğimiz gibi Filistin konusunda olan her şeyin küresel fay hatlarını tetikleme potansiyeli bulunmakta ve tetiklemekte. Burada olan bir şey Batı’yı da etkiliyor, doğuyu da etkiliyor, kuzeyi de etkiliyor, güneyi de. Bunu biz Kızıldeniz’deki ticaret gemilerine ile ilgili krizde de gördük. Lojistik zincirini nasıl kesildiğini gördük. Siparişlerin nasıl geç gittiğini, fiyatların nasıl arttığını gördük.”
“BASKIYI ARTTIRMAMIZ LAZIM”
Bu tür krizlerin yayılmasının önüne geçmek ve sorunun çözülmesi için gereken adımların atılması gerektiğinin altını çizen Fidan, “Bu konuda bazı devletlerin pozisyon değiştirmesinden ümit var mı? Mevcut şartlar böyle devam ettikçe ümit var, olma imkanımız azalıyor. Ne yapmamız lazım? Baskıyı arttırmamız lazım. Bölge ülkeleri olarak, İslam ülkeleri olarak diğer Afrika ülkeleri, Latin ülkeleri, Orta Asya ülkeleri, herkes bir araya gelip bu haksızlığa karşı sesini organize bir biçimde yükseltmek zorunda. Bunu yapmadığımız sürece bu haksızlık devam edecek.” diye konuştu.
“EZENLERLE EZİLENLER ARASINDAKİ BİR MÜCADELE”
Filistin’deki direnişin giderek, İsrail-Filistin arasındaki bir savaş olmaktan çıkıp, dünyada ezenlerle ezilenler arasındaki bir mücadele formu hüviyeti taşmaya başladığını belirten Fidan, “Latin Amerika’dan Afrika’ya Asya Pasifik’ten Orta Doğu’ya kadar, hatta Avrupa başkentlerine kadar birçok yerde kendini ezilmiş, dışlanmış uluslararası sistemin ikiyüzlülüğüne, adaletsizliğine, hukuksuzluğuna maruz kalmış gören bütün devlet ve devlet dışı aktörlerin artık giderek daha bilinçli hale gelmeye başladığını ve farklı organizasyonlar içerisine girerek haklarını arama yoluna girmeye başladığını görüyoruz” dedi.
Dışışleri Bakanı Hakan Fidan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Filistin meselesi, mevcut devam eden zulüm ve katliam her geçen gün bunun daha açık ve net ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Onun için söylüyorum. Bu mesele artık sadece İsraillilerin Filistinlileri katlettiği bir mesele olarak algılanmaktan çıkıp İsrail’in arkasında duran ve katliamı mümkün kılan işlerle Filistin’i kalplerinde ve kafalarında hisseden ve bu zulme karşı, bu ezilmişliğe karşı küresel çapta artık direniş gösterme ihtiyacı hisseden iki tarafın kavgası haline dönüşmeye başlamıştır. Ben inanıyorum ki diğer ülkeler artık bu meseleyi kendilerine bir platform gerekçe göstererek uluslararası sistemin ve hegemonyanın ürettiği ezilmişliğe ‘hayır’ diyerek yeni bir silkinme, yeni bir uyanış içerisinde, gerçekten insanlığa barışı, istikrarı, kalkınmayı umudu getirecek bir düzenin başlangıcı olacaktır diye düşünüyorum. Buna da inancımız tamdır.”
]]>***
Son dönemde ekonomik açıdan zor bir süreç geçiren Mısır, Avrupa Birliği’nin (AB) 8 milyar dolarlık destek anlaşması ile kısmi ve geçici bir çözüm bulmaya çalıştı. Geçtiğimiz aylarda da IMF ile 3 milyar dolarlık destek anlaşmasını 8 milyar dolara çıkaran ve Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Körfez ülkelerinden finansman tedariki girişimlerini hızlandıran Abdulfettah es-Sisi yönetimi, sonuçları çok da hesaplanmamış aceleci girişimlerle ekonomik sorunların üstesinden gelmeye çalışıyor.
AB, Mısır’ın istikrarını neden önemsiyor?
Avrupa Birliği’nin Mısır’ın istikrarına bu derece önem vermesinin başlıca nedeni nüfusu 110 milyonu aşan ülkede ekonomik nedenlerle ortaya çıkabilecek olası bir istikrasızlık ortamından en yoğun biçimde etkilenecek coğrafyanın Avrupa olması endişesidir. Öyle ki Mısır’la söz konusu anlaşmayı yapmak için gelen Avrupalı devlet başkanı ve başbakanları arasında Mısır’ın Akdeniz’den komşuları olan İtalya, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin bulunması söz konusu ülkelerin bu anlamda yaşadığı derin kaygıyı gösterir nitelikte. Bu kaygılardan en büyüğü ise şüphesiz olası bir düzensiz göç akınıdır. Geçtiğimiz yıllarda Afrika’dan Avrupa’ya düzensiz göçmen akışında yaşanan artışlar olası bir yeni dalga konusunda kaygıları artırıyor. Mısır’ın istikrasızlığa sürüklenmesinin göçmen akışını tetikleyebileceğini düşünen Avrupa ülkeleri bu anlamda önleyici tedbirler almayı planlıyor. Öyle ki benzer destek anlaşmalarını Tunus ve Moritanya ile de yapmışlar ve düzensiz göçmen akışının engellenmesi konusunda ana rota olarak kabul edilen ülkelere bu anlamda destek olmayı amaçlamışladır.
-Mısır’ın yaşadığı güç erozyonu
Mısır’ın mali açıdan bu derece zorlanması ve dış yardıma bağımlı hale gelmesi, Kahire’nin dış politikadaki hareket alanını da daraltıyor ve bu anlamda daha içe dönük bir hareket tarzı izlemesini de gerektiriyor. Nitekim Sisi yönetiminin özelikle Kovid-19 salgını dönemiyle birlikte kronikleşen ekonomik sorunların da etkisiyle dış politikada rekabet odaklı politikalardan, işbirliğini önceleyen politikalara kaydığı gözlemleniyor. Bu durumun açıkça görüldüğü örneklerden birisi Türkiye ile olan ilişkilerdir. Ankara ile yıllar süren rekabetçi politikaların herhangi bir kazanım getirmediğini gören Sisi yönetimi Türkiye’nin normalleşme çağrısına olumlu yaklaşmıştır. 2021 yılında bakan yardımcıları düzeyinde başlayan normalleşme girişimlerinin kısa süre önce gerçekleşen Cumhurbaşkanları düzeyindeki ziyaretlerle daha kurumsal bir çerçeveye oturması, her iki ülkenin siyasi ve ekonomik etkileşimlerini artırmıştır. Ekonomik endişelerin dış politikada kısıtlayıcı bir yönü olduğu bu ve benzer başka konularda gözlemlenebilir.
Bu durum bir dönem Arap coğrafyasının güçlü ve nüfuz sahibi aktörü Mısır’ın özellikle 2011’deki halk ayaklanmaları sonrasında yaşadığı güç erozyonunu daha da derinleştirme potansiyeli barındırıyor. Her ne kadar Abdulfettah es-Sisi 2013 yılında Cumhurbaşkanı oluşunun ardından dış politikada aktif bir tutum izleyerek bölgesel nüfuzunu koruma çabası içerisinde olsa da Mısır, gerek ülke içindeki siyasi ayrışmalar ve demokrasi sorunları gerekse de ekonomik kısıtlılıklar nedeniyle bu hedefine ulaşmakta zorluk yaşadı.
-Ekonomik zorluklar
Libya’da doğudaki silahlı grupların lideri Halife Hafter güçlerine verdiği desteğin karşılığını alamayan Mısır, ne bu ülkedeki siyasi denklemde gözle görülür bir nüfuza sahip olabildi ne de Libya üzerinden yaşanan Afrikalı göçmen akışını engelleyebildi. Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları üzerinden avantaj sağlama ve özellikle Avrupa’nın enerji tedarikinde söz sahibi olmayı amaçlayan Mısır, Doğu Akdeniz Gaz Forumu ile bu anlamda bir ivme yakalasa da, bu süreçte Türkiye’nin dışarıda bırakılması ve Türkiyesiz enerji transferi denklemlerinin rasyonel olmaması nedeniyle bu hedeflerine de ulaşamadı. Kahire’nin son dönemde Ankara ile yaşadığı normalleşme sürecinin bir boyutu da Doğu Akdeniz’de kazan kazan prensibi doğrultusunda yapılabilecek işbirlikleridir.
Kahire’nin Sisi döneminde iddialı söylemlerde bulunduğu ancak fiili olarak kazanım elde edemediği bir diğer konu da Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı Projesi oldu. Göreve geldiği ilk yıllarda engellenmesi için Mısır’ın her yola başvuracağı proje Etiyopya hükümetlerinin başlıca gündemi olurken yıllar içerisinde barajın inşası devam etti ve 2020 yılında baraja su dolumu yapılmaya başlandı. Etiyopya’nın kalkınmasına büyük katkısı olması planlanan barajda ilk elektrik üretimi 2022 yılında yapıldı. Mısır ise gerek ekonomik sıkıntılar gerekse de Etiyopya ile olası bir askeri çatışma ortamının yaratabileceği ekonomik ve siyasi maliyetlerden dolayı proje karşısında tepkisini sınırlı tutmak durumunda kaldı.
Ekonomik endişelerin dış politikada kısıtlılıklar yarattığı bir ortamda özellikle 2013 sonrası dönemde Körfez ülkeleri ile sıkı bir ekonomik bağımlılık ilişkisine giren Sisi yönetimi, zaman zaman Suudi Arabistan ve BAE yönetimleriyle düşük düzeyli anlaşmazlıklar da yaşadı. Bu sorunları aşma süreçlerinde farklı enstrümanlara yönelen Sisi yönetimi bu anlamda en ciddi adımı Kızıldeniz’deki Tiran ve Sanafir adaları üzerindeki egemenlik hakkının Suudi Arabistan’a devredilmesi kararı ile aldı. Mısır’ın bu kararının arkasında Riyad yönetimi ile güçlü ekonomik ilişkileri sürdürme ve bu ülkeden gelecek mali destekleri garanti altına alma motivasyonlarının olduğu iddiaları uzun süre gündemde kaldı.
Benzer bir durum bu günlerde BAE ile yaşanıyor. 2013’ten bu yana Mısır’a en fazla mali destek sunan Körfez ülkesi konumundaki BAE ile yapılan özel bir anlaşma ile Sisi yönetimi ülkenin Akdeniz kıyısındaki tatil beldelerinden Ras El-Hekma’yı 35 milyar dolar karşılığında BAE tarafından yürütülecek bir dönüşüm projesinin kontrolüne bırakma kararı aldı. Birçok uzman bu anlaşmayı Mısır’ın en az 35 milyar dolarlık gelir karşılığında topak satışı olarak değerlendirirken anlaşma ülke içinde egemenlik tartışmalarını da beraberinde getirdi. Tüm bunlara rağmen geri adım atmayan Sisi yönetimi anlaşmayı tamamlarken BAE de Mısır’a can simidi olacak 35 milyar dolarlık ödemenin 15 milyar dolarını şubat ayında kalan kısmını da haziran ayına kadar ödeyeceğini taahhüt etti.
Gelinen noktada Mısır’ın son dönemde içinde bulunduğu ekonomik zorluklar ve bu zorlukların üstesinden gelmek için uluslararası alanda attığı adımlar hem bölgesel hem de küresel düzeyde önemli sonuçlar doğurabilir. Avrupa Birliği, IMF ve Körfez ülkelerinden sağlanan finansal destekler, Mısır ekonomisinin kısa vadede nefes almasını sağlasa da bu durum Kahire’nin dış politikada daha fazla içe dönük ve işbirliğine dayalı bir yaklaşım benimsemesine yol açıyor. Bu gelişmeler, Mısır’ın bölgesel güç olarak sahip olduğu nüfuzun uzun vadeli dinamiklerini etkileyebilir ve özellikle Doğu Akdeniz ve Sahra Altı Afrika’da göçmen akışı gibi konularda Avrupa ve diğer komşu ülkelerle olan ilişkilerini yeniden şekillendirebilir. Dolayısıyla, Mısır’ın ekonomik ve politik istikrarını sağlama çabaları, sadece ulusal çıkarlar açısından değil, aynı zamanda düzensiz göç konularında geniş bölgesel ve küresel dinamikler açısından da kritik önem taşıyor. Sonuç olarak Mısır’ın karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmek için Batılı ülkelerin çıkarlarına dayalı bir yaklaşımdan ziyade daha kapsamlı bir yaklaşımın gerekliliği ön plana çıkıyor.
[Doç. Dr. İsmail Numan Telci, Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Bu sözler 62 yaşındaki lösemi hastası Siham’a ait.
Savaştan önce Siham, Gazze’nin kuzeyindeki Türkiye-Filistin Dostluk Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Bu, Gazze Şeridi’ndeki tek kanser hastanesiydi.
Kasım’ın ilk haftasında yaşanan yakıt sıkıntısı nedeniyle hastanenin kapanmasından bu yana Siham, Gazze’deki sağlık bakanlığına göre tedavi olamayan ya da ilaç alamayan yaklaşık 10 bin kanser hastasından biri.
Gazze’de yerinden edilen 1,7 milyon Filistinli (Birleşmiş Milletler (BM) tahmin) gibi Siham da mahallesi hava saldırılarına maruz kalınca kuzeydeki evinden kaçtı.
Konuştuğumuzda Siham yeni doğum yapan kızıyla birlikte Refah’ta BM’ye bağlı Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA) tarafından işletilen bir okulda kalıyordu.
Siham aylardır hayat kurtarıcı tedavi için ülkeden ayrılmaya çalışıyor, ancak savaşın başlamasından bu yana Refah sınır kapısından beş kez geri çevrildi.
Şu anda Gazze’den tek çıkış yolu Refah kapısı.
Hamas’ın 7 Ekim’de bin 200 kişinin öldürüldüğü ve 253 kişinin rehin alındığı İsrail’e saldırısının ardından Gazze ile tüm sınır geçişleri dört hafta boyunca kapalı kaldı.
Kasım ayında Mısır, Mısır vatandaşları ve diğer yabancı pasaport sahiplerinin yanı sıra ağır yaralı ve hasta Filistinlilerin çıkışına izin vermek üzere Refah sınır kapısını yeniden açtı.
Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Refah üzerinden bin 700’ü yaralı ve 900’ü hasta olmak üzere 2 bin 600’den fazla kişi tahliye edildi.
Mısır, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Ürdün, Siham gibi binlerce kanser hastasının yanı sıra savaşta yaralananları tedavi etme sözü verdi.
Filistin sınır otoritesi tarafından her gün yayınlanan listelerde Mısır ve İsrail tarafından tahliye edilmesine onay verilen kişilerin isimleri yer alıyor.
Siham’ın adı ilk olarak 19 Kasım’da Türkiye’ye tahliye edilmek üzere yayınlanan listede yer aldı. Ancak sınır kapısına vardığında Siham sınır görevlileri tarafından geri çevrildi.
Siham, “Türk yetkilinin gelmediğini söylediler. Bizim hayatımız Türk yetkilinin gelmesi kadar önemli değil mi? Birisi buradan nasıl dışarı çıkabilir? Yoksa bağlantılarımız iyi olmadığı için mi?” diyor.
Filistinli sınır görevlileri, Türk yetkili Mısır tarafında Siham’ı karşılamaya gelmediği için Siham’ın geçişine izin veremeyeceklerini söyledi.
Ancak o gün Türkiye’ye seyahat etmelerine izin verilen başka kişilerle konuştuk.
Mona Al Shorafi’ye üç yıl önce meme kanseri teşhisi konmuştu ve 7 Ekim’den önce Kudüs’te tedavi görüyordu.
Kanserden kurtulan diğer kişilere psikolojik destek sağlamak üzere bir girişimin koordinasyonunu yürütüyordu ve savaş başladığında bir sonraki kemoterapi seansına sadece üç gün kalmıştı.
Mona, “Evlerimizden ayrılıp diğer ailelerle sığınaklarda ve okullarda kalmamız gerekti. Bağışıklık sistemimiz zayıf olduğu için çok endişeliydik” diyor.
Mona’nın ismi de 19 Kasım’da Siham ile aynı tahliye listesindeydi.
Mısır sınırını geçmesine izin verildiğini söyleyen Mona, 130’dan fazla kişiyle birlikte Ankara’ya giden bir uçağa bindiğini, her hastanın yanına sadece bir refakatçi almasına izin verilmesine rağmen, iki küçük kızını yanına almasına bile izin verildiğini paylaşıyor.
Mona, “Kızlarımdan birini geri çevirirlerse geçmeyeceğime karar vermiştim, onları geride bırakamazdım” diyor.
Mona’nın eşi ve oğulları hala Refah’ın Tal el-Sultan bölgesinde bir çadırda yaşıyor.
Gazze’deki Filistinli sınır yetkilileri, Siham’a neden çıkış izni verilmediğine ilişkin sorularımıza yanıt vermedi.
Tahliye listelerinde isimleri olmasına rağmen, sınırdan geri çevrilen iki kanser hastasıyla daha konuştuk.
İsmini vermek istemeyen bu hastalardan biri, 19 Kasım’da çıkması gerektiğini ancak refakatçisi küçük oğlu olduğu için geri çevrildiğine inandığını söylüyor.
Bu kişi, Filistin sınır yetkililerinin tahliye edilenlerin Hamas savaşçısı olma ihtimalini azaltmak için kadın refakatçileri tercih ettiğini belirtiyor.
Aralık ayında tedavisi için BAE’ye tahliye edilmesi gereken bir diğer hasta ise sınırdaki yetkililerin listede ismini bulamadığı için çıkışına izin vermediğini anlattı.
BBC’ye konuşan Gazze’deki Türkiye-Filistin Dostluk Hastanesi’nin Direktörü Dr. Sobhi Skaik, Gazze’deki tahmini 10 bin kanser hastasından “yaklaşık 3 bin 800’üne yurt dışında tedavi için Gazze’den ayrılma izni verildiğini, ancak gerçekte savaşın başlangıcından bu yana, yetişkin ve çocuk sadece 600 kişinin Gazze’den ayrılabildiğini” söyledi.
Tahliye süreci nasıl işliyor?
Karmaşık tahliye sürecini daha iyi anlamak için Gazze’deki doktorlarla, işgal altındaki Batı Şeria’daki Filistin sağlık bakanlığı yetkilileriyle ve Mısır’daki Filistinli diplomatlarla konuştuk.
İlk başta Gazze’deki bir doktor ya da hastane, tedaviye en acil şekilde ihtiyacı olan hastaların isimlerini Gazze’de Hamas tarafından yönetilen sağlık bakanlığına bildiriyor.
Bu isimler daha sonra güvenlik kontrolü yapan Mısırlı yetkililere gönderiliyor.
Mısır listeyi onayladıktan sonra, listenin İsrailli yetkililer tarafından incelenmesi ve onların da isimleri onaylaması gerekiyor.
Nihai liste onaylandığında, hastaları kabul edeceğini söyleyen ülkelerle paylaşılıyor ve bu liste internet üzerinden yayınlanıyor. Kişilerin belirli bir tarihte seyahat etmesine onay veriliyor.
Ancak bir hastanın Gazze’den ayrılmasına izin verilip verilmeyeceği Filistin sınır yetkililerinin takdirine bağlı.
İsrail Savunma Bakanlığı, neden daha fazla hastanın geçişine izin verilmediği sorusuna yanıt olarak şunları söyledi:
“Refah sınır kapısı Mısır tarafından yönetiliyor. Dolayısıyla İsrail açısından, Gazze Şeridi dışında tıbbi tedavi görmek üzere Refah sınır kapısından geçebilecek hasta sayısına ilişkin herhangi bir kısıtlama söz konusu değil.”
Mısır Sağlık Bakanlığı, Mısır Dışişleri Bakanlığı ve Filistin sınır yetkilileri, Gazze’den hastaların tahliye sürecine ilişkin sorularımızı yanıtlamayı reddetti.
Türkiye, Kasım ayı başında yaptığı açıklamada bin kanser hastasını kabul etmeye hazır olduğunu belirtirken, BAE de bin kanser hastası ve bin yaralı çocuğu kabul edeceğini duyurdu.
BBC’ye konuşan Türk yetkililer, şu anda Gazze’den gelen yüzlerce kanser hastası ve yaralının tedavi edildiğini ve yüzlerce kişiyi daha kabul etmeye hazır olduklarını söyledi.
Yetkililer, “Gazze bize 600 kişilik bir liste verirse, biz bunların arasından belli bir sayıyı seçip almayız. Bizim için ne kadar çok hasta ve yaralı gönderilebilirse o kadar iyi. Hepsini tedavi edebilecek kapasitemiz var” dedi.
Parayla Gazze’den çıkış
Ancak insanların Gazze’den çıkmasının başka yolları da var.
Savaş, bölgede kârlı bir tekelin doğmasına yol açtı. Hala adlı Mısırlı bir seyahat acentesinin, 1-2 hafta içinde Gazze’yi terk etmeleri için Filistinlilerden kişi başına 5 bin dolar talep ettiği bildiriliyor.
Savaştan önce Gazze’den Mısır’a gidişler için kişi başı 350 dolar ücret alan bu acentenin 7 Ekim’den sonra fiyatını neredeyse kişi başına 12 bin dolara yükselttiği söyleniyor.
Şirketin daha sonra fiyatı yetişkinler için 5 bin, çocuklar için ise 2 bin 500 dolar ile sınırladığı paylaşılıyor.
Acente bu fiyatların reklamını yapmıyor.
Bir yetişkinin tahliyesinin maliyeti Gazze’deki ortalama yıllık maaşın dört katından fazla.
Hala’nın Kahire’deki ofisinin önünde her gün insanlar toplanıyor ve kapıdan içeri girmeye çalışıyor.
İsmini vermek istemeyen Filistinli bir adam, şirketin ofisine girmek için para ödemek zorunda kaldığını ve ailesini tahliye listesine aldırmak için Hala’daki bir personele 300 dolar daha ödeme yaptığını söyledi.
Bu, eşi ve iki çocuğunu tahliye ettirmek için yaptığı 10 bin dolara ek bir ödemeydi.
Gazze’den ayrılmak için Hala’ya kullanan ve ailelerinin tahliyesinde ayrıcalıklı muamele görmek için çalışanlara 4 bin dolara varan ödemeler yaptıklarını söyleyen 10 kişiyle konuştuk.
Bu kişilerden bazıları Gazze’den ayrıldı, bazıları ise hala ayrılmayı bekliyor.
Yüksek talep, aileleri Gazze’de mahsur kalan Filistinlilerin çaresizliğinden faydalanan ve insanları bir bedel karşılığında tahliye listesinin başına geçirebileceklerini iddia eden ikinci bir komisyon piyasasının oluşmasına da yol açtı.
Mısır’da komisyon karşılığında çalışan bir kişi, bir kadına Gazze’deki ailesini tahliye listesine kaydettirmek için kendisine fazladan 2 bin 500 dolar ödeyebileceğini söyledi.
Kadının BBC ile paylaştığı sesli mesajlarda bu kişi, Hala’daki bağlantısının isimleri kaydetmeden önce “parayı elinde tutması gerektiğini” söylüyor ve ısrar ediyor: “Bunu size yardım etmek için yapıyorum, bir [İsrail] şekeli bile almayacağım.”
Ancak Gazze’de en iyi bağlantıları olan kişiler hiç ödeme yapmadan bile ayrılabiliyor.
Mısır vatandaşı kılığında Gazze’yi terk eden Filistinlilerin isimlerini bulduk. Bu kişiler, isimlerini Mısır vatandaşları listesine ekleyen siyasi bağlantıları olan kişiler tarafından Gazze’den ayrılmalarına yardım edildiğini söyüyor.
Oğlunun acil tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyen bir kadın, siyasi bağlantıları olan kişilerin, internette yayınlanmayan özel bir VIP listesine girmelerine yardımcı olduğunu söyledi.
BBC’ye konuşan bu kadın, oğlunun isminin “sağlık bakanlığının listesinde yer almadığını, ancak sınırda okunan başka bir özel listede yer aldığını” söyledi.
Hala seyahat acentesi ve Mısır Dışişleri Bakanlığı, şirketin faaliyetleriyle ilgili sorularımıza yanıt vermedi.
Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Shoukry daha önce İngiliz haber kanalı Sky News’a yaptığı açıklamada Mısır’ın bu konuda soruşturma başlattığını söylemişti.
“Bunu kısıtlamak ve derhal ortadan kaldırmak için gereken her türlü önlemi alacağız” diyen Shoukry, daha fazla ayrıntı vermemişti.
Ocak ayında Mısır Devlet Enformasyon Servisi Başkanı Diaa Rashwan, Gazze’den gelen yolculardan ek ücret alındığına ilişkin iddiaları ve resmi olmayan bir kuruluşun Mısır topraklarına geçiş için ücret topladığı iddialarını tamamen reddetti.
Gazze’de Siham ve onun gibi sınırdaki belirsiz yönetmeliklere ve bürokrasiye takılan kanser hastaları için zaman daralıyor.
Çaresizce onu Gazze’den çıkarmaya çalışan oğlu Saqr, Hala şirketi aracılığıyla tahliye edilmesini sağlamaya çalıştığını anlattı.
“Paramız olsaydı tereddüt etmezdik. Özel bir tahliye istediğimizde Hala’nın istediği minimum miktarın 5 bin dolar olduğunu söylediler ama bizim 5 bin doları karşılayacak gücümüz yok.”
Siham, ilk geçiş denemesinden sonra, ismi zaten onaylanmış olduğu için geçmesine izin verip vermeyeceklerini görmek için dört kez daha sınıra geri döndüğünü söylüyor.
Ancak Filistin sınır yetkilileri tarafından reddedilen Siham’ın sağlığı hızla kötüleşti.
Siham, “Artık başım dönmeden bir adım bile zor yürüyorum. Neyi beklediklerini bilmiyorum” diyor.
]]>Eyüpsultan’da 1 Mart’ta yazar Eylem Tok’un 17 yaşındaki oğlu T.C., saat 23.50 sıralarında 34 EEG 06 plakalı araçla seyir halindeyken yol kenarında arıza nedeniyle park halinde bulunan 3 adet ATV tipi araca çarpmış, kazada 29 yaşındaki Oğuz Murat Aci hayatını kaybederken orada bulunan diğer kişiler yaralanmıştı. Kazanın ardından polis ekiplerinden önce olay yerine gelen anne Eylem Tok, oğlu T.C.’yi olay yerinden kaçırmış, ekiplerce yapılan incelemeler sonucunda anne ile oğlunun ertesi gün saat 03.50 sıralarında Mısır’a çıkış yaptıkları tespit edilmişti.
“TUTUKLAMA KARARI VERİLDİ”
Konuya ilişkin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Bakan Tunç, “01.03.2024 günü saat 23:50 sıralarında İstanbul Eyüpsultan’da bir kişinin ölümüne, 4 kişinin de yaralanmasına neden olan trafik kazasıyla ilgili soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından titizlikle yürütülmektedir. Kazanın ardından 18 yaşından küçük T.C. hakkında ‘Taksirle ölüme ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma’ suçundan ve annesi şüpheli Eylem Tok hakkında ‘Suçluyu Kayırma’ suçundan İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklama kararı verilmiştir.” ifadelerini kullandı.
MISIR’DAN ABD’YE GİTMİŞLER
Bakan Tunç, “02.03.2024 tarihinde saat 03:50’de uçakla Mısır’a gittikleri tespit edilen T.C. ve annesinin Türkiye’ye iadesi için Mısır adli makamlarıyla temasa geçilmiş ve iade süreci başlatılarak şüpheliler hakkında kırmızı bülten talep edilmiştir. Mısır İnterpolü tarafından şahısların Mısır’dan ABD istikametine çıkış yaptıklarının bildirilmesi üzerine, adı geçenlerin ABD’den ülkemize iadesi amacıyla hazırlanan geçici tutuklama talep evrakı hem diplomatik kanaldan hem de İnterpol aracılığıyla ABD yetkili makamlarına iletilmiştir. İade süreci ve adli soruşturma titizlikle takip edilmektedir. Kazada hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralanan vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum.” dedi.
ABD’YE UÇAK BULAMAYINCA MISIR’A GİTMİŞLER
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, kazanın 23.30’da gerçekleştiğini, anne-oğulun 04.30 uçağıyla Türkiye’den ayrıldığını açıkladı. Patronlar Dünyası’nda yer alan habere göre anne ve oğulun kaza sonrası yurt dışına kaçmak için plan yaptığı, ilk hedeflerinin ABD olduğu ama o saatte ABD’ye uçak bulamadıkları için ilk bulabildikleri uçakla Mısır gittikleri ortaya çıktı.
EYLEM TOK’UN OĞLU T. C.’NİN ABD VATANDAŞI OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI
Yazar Eylem Tok’un oğlunun ABD’de doğduğu için o ülkenin vatandaşı olduğu ve bu nedenle annesi tarafından oraya kaçırılmak istendiği de tespit edildi. İstanbul Havalimanı’nda ortaya çıkan görüntülerde de T. C.’nin pasaport kontrolünden geçerken ABD pasaportunu kullandığı öğrenildi. İkilinin Mısır’ın ardından ABD’ye kaçabilecekleri ihtimali üzerinde duruluyor.
]]>16 yaşındaki ehliyetsiz Timur Cihantimur, lüks aracıyla emniyet şeridinde arızalı motorlarını kontrol eden bir gruba çarptı.
Çarpmanın etkisiyle ATV motor, sulama kanalına düştü. ATV motorun altında kalan Oğuz Murat Acı yaralandı.
İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. İlk müdahalesi olay yerinde yapılan Acı, ambulans ile hastaneye kaldırıldı. Hastaneye kaldırılan genç adam hayatını kaybetti.
1 kişiyi hayattan koparan oğluyla birlikte apar topar yurt dışına kaçtı
Yazar Eylem Tok, 16 yaşındaki oğlu Timur Cihantimur ile birlikte sonrası İstanbul Havalimanı’na gelerek buradan yurt dışına kaçtı.
Firar eden anne ve oğulun havalimanına geldiği ve uçağa gittiği anlara ait kamera görüntüleri ortaya çıktı.
Görüntülerde, turnikelerden geçtikleri ve daha sonra pasaport kontrol noktasından geçerek uçağa gittikleri görüldü.
Öte yandan Yazar Eylem Tok ve oğlu Timur Cihantimur hakkında bugün yakalama kararı çıkarıldı.
Acılı eş isyan etti: Sakin kalmaya çalışıyorum, elimden bir şey gelmiyor
Yaşananların ardından vefat eden Oğuz Murat Acı’nın acılı ailesi, sessizliğini bozdu.
Habertürk’e konuşan Oğuz Murat Acı’nın eşi Şükriye Acı, hala şokta olduğunu ve elinden hiçbir şey gelmediğini söyledi.
Acı, kaza yerinde yaralı halde eşini terk eden Eylem Tok’a tepki göstererek, “Anneliği geçtim, insan olsaydı ölüme terk etmezdi, belki benim eşim yaşıyor olurdu.” dedi.
“İnsan olsaydı ölüme terk etmezdi”
Sözlerine devam eden Acı, o gece kazada yalnızca eşinin değil kardeşinin de ölebileceğini vurguladı.
Eşinin ölümüyle ilgili ameliyattan çıkan kardeşine yalan söylemek zorunda kaldığını da sözlerine ekleyen Şükriye Acı, şunları söyledi:
“Açıkçası ben hala şoku atlatmış değilim çünkü o gece ben neredeyse en son öğrendim diyebilirim, herkes öğrenmişti. Ben evde çocukla tek başıma olduğum için bana söylemediler bile. Öğrendiğimde çocuğum da hissetti ister istemez, haliyle hırçınlaştı. Çocuğu sakinleştirmek için kendi acımı yaşayamadım. Sakin kalmaya çalışıyorum, o üzülmesin diye. Elimden hiçbir şey gelmiyor. Benim eşim dünyanın en iyi insanıydı. Anneliği geçtim, insan olsaydı ölüme terk etmezdi, belki benim eşim yaşıyor olurdu. Kardeşim ve kuzenim de aynı kazadaydı. Kardeşim de o gece ölebilirdi. Beyin ameliyatı geçirdi, durumu hala riskli. Eşimin vefat ettiğini ona söyleyemedik. Ben bu halde kardeşime gittim, yalan söyledim. Olayı anlamasın diye yalan söyledim, espri yapıp güldürdüm onu. Kardeşime bir şey olmasın diye eşimin vefat ettiğini ondan sakladım.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu toplantıları kapsamında yaptığı açıklamada, Gazze’ye Mısır üzerinden giden insani yardımlar için artık İsrail’in izninin beklenmemesi gerektiğini kaydetmiş ve ilgili ülkelerin tek taraflı adım atmaları önerisini gündeme getirmişti.
Son Türkiye ziyaretini Temmuz 2023’te gerçekleştiren Abbas, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Ankara’ya gidecek.
Ziyaretin gerçekleşeceğini ilk duyuran kişi Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına katılan Filistin Dışişleri Bakanı Riyad Maliki oldu. Maliki, hafta sonu düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Abbas’ın sürekli iletişimde olduklarını, Ankara’da yüz yüze görüşme fırsatı bulacaklarını söyledi. Filistinli bakan, görüşmelerde Türkiye’nin Filistin’e desteğinin ele alınacağını, özellikle Gazze’ye yapılan yardımlar konusunun ele alınacağını kaydetti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 3 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu’nun kapanış basın toplantısında Abbas’ın ziyaretini teyit etti ve görüşmelerde İsrail-Hamas savaşının seyrinin ele alınacağını söyledi.
Fidan, “Ayrıca Filistinliler arası diyalog konusunda da gelişmeleri Cumhurbaşkanı’mız birinci elden kendisinden duymak istiyor. Ayrıca Türkiye’nin tavsiye ve telkinlerini de iletme imkanı bulacaklar bu çerçevede” ifadeleriyle Ankara’da yapılacak görüşmelerin içeriğini de duyurmuş oldu.
Gündemde ateşkes ve insani yardım var
Bakanı Fidan aynı basın toplantısında, ateşkes konusunda genel bir anlayış bulunduğunu ve anlaşmaya yakın olunduğunu kaydetti ve asıl dikkat çekilmesi gereken durumun Gazze’de giderek kötüleşen insani koşullar olduğunu vurguladı.
Gazze’ye yardım konusunda uluslararası toplumun yerleşik uygulamaları bırakıp artık tek taraflı adım atması gerektiğini düşünen ülkeler olduğunu kaydeden Fidan, “Bizler de artık bu görüşleri destekliyoruz çünkü yani birilerinin iznini bekleyerek Gazze’ye yardım ulaştırmak, artık 2 milyondan fazla insanın yavaş ve sessiz ölümüne ortak olmak manasına geliyor” dedi.
Yardımlar İsrail’in onayı olmadan Gazze’ye geçmiyor
İsrail ve Mısır arasında yıllardır geçerli olan uygulamaya göre, Mısır’ın Refah Sınır Kapısı’nı kullanan insani yardım kamyonları İsrail’e geçiyorlar ve Kerem Şalom Sınır Kapısı’nda denetlendikten sonra Gazze’ye gönderiliyorlar. Denetleme işleminin vakit alması, İsrail’in onay vermediği insani yardım maddelerinin geri gönderilmesi gibi uygulamaların, gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçların Filistin halkına ulaşmasında kesintilere neden olduğu değerlendirmeleri yapılıyor.
Filistin’e insani yardımlarını artıran ülkeler arasında olan Türkiye, son aylarda başta Mısır ve diğer önde gelen Arap ülkeleriyle yaptığı temaslarda İsrail’in izninin artık aranmaması gerektiğini, bu konudaki uygulamanın değiştirilmesi çağrısında bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen ay Kahire’ye yaptığı ziyaret sırasında konuyu Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüştüğü biliniyor. Mısır yönetiminin ilk başta öneriye mesafeli olduğu ancak İsrail’in saldırıları sonucunda insani durumun giderek çok daha kötüleşmesi üzerine pozisyonunu esnettiği kaydediliyor.
Bunun en önemli sinyallerinden biri Mısır’ın, İsrail’in Gazze’nin güneyinde sivillerin sığındığı tek kent olan Rafah kentine saldırması durumunda Camp David’de imzalanan barış anlaşmalarından çekileceği tehdidinde bulunmuş olması olarak değerlendiriliyor.
Ancak Mısır’ın henüz insani yardımlar konusunda “tek taraflı” bir süreç başlatma noktasında olmadığı, özellikle ateşkes müzakerelerinin yoğunlaştığı bir dönemde böyle bir adımı atmayı değerlendirmeyeceği kaydediliyor.
Antalya Diplomasi Forumu’nda neler konuşuldu?
Gazze konusu, bu yıl 3. sü yapılan Antalya Diplomasi Forumu’nun öncelikli konuları arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan, açılış konuşmalarında İsrail’in saldırılarını sert dille eleştirirken, Batı dünyasının büyük çoğunluğunu da çifte standart uyguladıkları için kınadılar. Erdoğan, Gazze’de yaşananların mevcut uluslararası sistemin tamamen çöktüğünün bir göstergesi olduğunu belirtti ve daha adil bir sistemin mutlaka kurulması gerektiği mesajını yineledi.
Dışişleri Bakanı Fidan ise Gazze’deki durumu özel olarak işleyen ve Filistin Dışişleri Bakanı Maliki ile Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri’nin konuşmacı olarak yer aldığı bir panele de katıldı. Temas Grubu ülkelerinden Suudi Arabistan ve Katar ise Antalya Diplomasi Forumu’na dışişleri bakanı düzeyinde katılmadı.
Fidan, forumun kapanış basın toplantısında, Antalya’da küresel sistemin adaletsizliğine ve dengesizliğine karşı oluşmakta olan uzlaşının ele alındığını belirtirken, “Bazı uluslararası aktörlerin farklı meselelerdeki çifte standartlı ve uluslararası hukuku hiçe sayan yaklaşımları, forum esnasında panelistlerce adeta ifşa edildi” dedi.
Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinden üst düzey katılım olmaması dikkat çekti. Buna karşın bu yıl da Afrika ülkelerinden yoğun bir katılım gözlendi. Toplantıya cumhurbaşkanı ve hükümet başkanı düzeyinde katılım gösteren 19 ülke çoğunlukla Afrika ve Balkan ülkeleri oldu.
]]>???????Şukri, 3. Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF) AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Bakan Şukri, son dönemde Mısır ve Türkiye arasındaki iyi ilişkiler ve işbirliğinin önemine işaret ederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır ziyareti ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Es-Sisi ile görüşmesinin her iki ülke açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi.
Son dönemde iki ülkenin, halklarının çıkarına olan verimli ikili ilişkilere girme iradesini göstermesinin, Mısır ve Türkiye ilişkileri açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu vurgulayan Şukri, “İki halk arasındaki uzun tarihi bağ, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda daha üst düzeyli bir koordinasyon ve işbirliğinin gerekliliğini haklı çıkarıyor.” diye konuştu.
Şukri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinin söz konusu işbirliği ve koordinasyon için önemli bir fırsat olduğunu dile getirerek her iki cumhurbaşkanının da bakanlarına ortak çıkarlar çerçevesinde bölgenin istikrar ve güvenliği için daha etkili bir şekilde çalışmaları konusunda talimat verdiğini hatırlattı.
Türkiye ve Mısır’ın, daha verimli bir ilişkinin başlamasıyla bölgedeki zorlukların üstesinden el birliğiyle gelebileceklerini umduğunu aktaran Şukri, “İşbirliği alanları bulacağımızı ve çıkarlarımızla ilgili kurabileceğimiz verimli diyalogun daha iyi koşullar oluşturmak için bir fırsat olacağını umuyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Filistin davasının tasfiyesi, uluslararası hukukun ihlalidir”
Gazze’deki en önemli sorunlardan birinin, “uluslararası hukuka aykırı” olarak Filistinlilerin yerlerinden edilme meselesi olduğuna dikkati çeken Şukri, “Filistin davasını tasfiye etmek veya Filistin topraklarını boşaltmak amacıyla sakinlerinin Mısır veya Ürdün gibi ülkelere gönderilmesi planları ve çalışmaları, kabul edilemez ve uluslararası hukukun ihlalidir.” dedi.
Şukri, Gazze’deki trajik durumun sona ermesi ve acil bir ateşkesin sağlanması için Türkiye dahil Arap ve Müslüman ülkelerle gayret gösterdiklerini belirterek Gazze’deki Filistinlilerin ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli insani yardımın sağlanması ve esirlerin serbest bırakılması amacıyla da çalışma yürüttüklerini kaydetti.
Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri olmak üzere, birçok uluslararası ortakla iletişim halinde olduklarını aktaran Şukri, “21. yüzyılda benzeri görülmemiş ve 20 binin üzerinde kadın ve çocuğun hayatını kaybettiği bu yıkıcı savaşın bitmesi ve Filistinli kardeşlerimizi bundan kurtarmak için mümkün olan her şeyi yapmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
“Herkes, ramazandan önce ateşkesin gerekliliğine inanıyor”
İsrail’in Refah’ta herhangi bir askeri faaliyette bulunmaması gerektiği konusunda uluslararası alanda fikir birliği olduğunu belirten Şukri, “Şu anda yaklaşık 1,4 milyon insanın toplandığı bölgede herhangi bir askeri saldırının şüphesiz ki, şimdiye kadar gördüğümüzden çok daha büyük çapta insani duruma, can kaybına yol açacaktır.” değerlendirmesini yaptı.
Şukri, sivillerin güvenliğini sağlayarak İsrail’in askeri operasyon yapmasına imkan verecek bir plandan bahsetmenin uygun olmadığını söyledi.
Bakan Şukri, ayrıca, ramazan ayında Filistinlilere karşı askeri faaliyetin durması gerektiğine dair değerlendirmelerde bulundu.
“Herkesin, Filistinlilerin güvenliği açısından ve aynı zamanda dini mahiyeti nedeniyle ramazandan önce ateşkese varılmasının gerekli olduğuna inandığını düşünüyorum.” diyen Şukri, ramazan ayında devam edecek askeri hareketliliğin devam etmesinin yalnızca Gazze ve Batı Şeria’daki siviller üzerinde değil, aynı zamanda Arap ve Müslüman dünyasında da gergin bir ortama neden olacağını söyledi.
Şukri, ateşkesin derhal ilan edilmesi yönünde çağrıda bulunduklarını hatırlatarak “Bunun üzerinde çalışıyoruz, her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz. Tehlikeler ve düşmanlıkların sona erdirilmesi ihtiyacı konusunda gerekli esnekliğin ve anlayışın olacağını ümit ediyoruz.” dedi.
İnsani yardım hacminin artırılabilmesi ve yerinden etme tehditlerinin ortadan kaldırılabilmesi için çabalara işaret eden Şukri, öncelikli olarak Filistinlilerin hayatlarının kurtarılması gerektiğini söyledi.
Şukri, müzakerelerin devam etiğini belirterek “Düşmanlıkların sona erdirilmesi hedefine ulaşana kadar tarafların müzakerelere devam etmelerini her zaman teşvik edeceğiz.” diye konuştu.
Düşmanlıkların kalıcı olarak sona ermesi halinde durumun nasıl görüneceğine dair spekülasyon yapmak için henüz erken olduğunu düşündüğünü sözlerine ekleyen Bakan Şukri, “Ancak Gazze halkını temsilci olarak yeniden devreye sokmak ve toplumsal normalleşme için gerekli hizmetleri ve yönetim meselelerini tesis etmek kesinlikle Filistin Yönetiminin sorumluluğundadır.” ifadelerini kullandı.
“Sudan’da ateşkes için her türlü çabayı göstereceğiz”
Bakan Şukri, Sudan’da devam eden krize ve Mısır’ın kalıcı ateşkese dair girişimlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Ülkedeki askeri ya da sivil bileşeniyle ilgili tüm taraflarla temas halinde olduklarının altını çizen Şukri, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Sudan’a komşu ülkelerle birlikte girişim başlattığını hatırlattı.
Şukri, söz konusu girişim kapsamında bakanlar düzeyinde bir araya gelip ateşkes, insani yardım ve siyasi diyalogu ihtiva eden yol haritası geliştirme çabalarının olduğuna değinerek “Mısır, Sudan’daki kardeşlerimizin sivil unsurları arasında çeşitli siyasi diyalog görüşmelerine ev sahipliği yaptı. Ateşkesin sağlanması ve Sudan halkının acılarının dindirilmesi için Sudanlı kardeşlerimiz ve Sudan’a komşu ülkelerle işbirliği içinde her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Aden Körfezi’ndeki gerilim
İsrail’in Gazze’ye saldırılarının ardından Aden Körfezi’nde artan gerilimin düşürülmesine ilişkin konuşan Şukri, “Bütün ülkelerden seyrüsefer özgürlüğüne saygı duymalarını, uluslararası ekonomiye zarar verebilecek eylemlerden kaçınmalarını beklediğimizi çok açık biçimde ifade ettik.” dedi.
Şukri, bölgedeki tansiyonun, Süveyş Kanalı’nın kullanımını olumsuz etkilediğini ve dolayısıyla Mısır açısından ekonomik sonuçlar doğurduğuna işaret ederek, “Seyrüsefer özgürlüğünü ihlal eden her türlü eylemden vazgeçilmesinin önemli ve hayati olduğuna inanıyoruz.” diye konuştu.
]]>AA muhabirlerinin derlediği bilgiye göre, Mısır’daki yaklaşık 160 piramitten en büyükleri olan Keops, Kefren ve Mikerinos piramitleri, 4. Firavun Hanedanlığı (MÖ 3494- MÖ 2613) döneminde yaşayan krallar için mezarlık olarak inşa edildi.
İsimlerini dönemin krallarından alan piramitler, en büyüğü Keops (Kral Khufu), ortanca piramit Kefren (Kral Khafre) ve küçük piramit Mikerinos (Kral Mnkaure) olmak üzere baba, oğul ve torun mezarı olarak, başkent Kahire’nin güney batısındaki Giza kentinde yer alıyor.
Yapımının ardından Eyfel Kulesi inşa edilene kadar yaklaşık 4 bin yıl boyunca dünyadaki en yüksek yapı unvanını koruyan Keops, 230 metre genişliğinde ve 146,4 metre uzunluğundayken, zaman içinde erozyon sebebiyle yaklaşık 10 metre kısaldı.
Keops, Mısır’da bulunan piramitlerin arasında en büyük ve en eskisi olarak kabul ediliyor. Dünyanın Yedi Harikası arasında bulunan Keops, bu eserler arasında günümüze ulaşan tek yapı konumunda bulunuyor.
Yapımı yaklaşık 20 yıl sürdü
4. Firavun Hanedanlığına mensup Kral Khufu’nun kendisi için yaptırdığı Keops piramidi, her biri binlerce kilo ağırlığında kireç taşlarından inşa edildi. Yaklaşık 2,3 milyon taş bloktan oluşan Keops’un inşaatının, her gün 800 ton taşın yerleştirilmesiyle 20 yıl sürdüğü değerlendiriliyor.
Keops piramidinin içindeki kralın mezar odası ise Mısır’ın Asvan kentinden gemilerle Nil Nehri üzerinden getirildiği tahmin edilen granit taşlarından yapıldı.
Giza’daki ikinci büyük piramit olan Kefren piramidinin, Kefren’in oğlu Mikerinos tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor.
Boyu 143,5 metre olan Kefren’in tepesindeki koruyucu kaplamanın bozulmadan günümüze kadar geldiği görülüyor. Piramit, bu yönüyle diğerlerinden ayrılıyor. İki girişi bulunan piramidin içinde yerin altında kral odası, en üstte ise kraliçe odası yer alıyor. Piramidin en üstünde 36 ton ağırlığında koruyucu taş bulunuyor.
Giza piramitlerinin en küçüğü olan Mikerinos, 65,5 metre yüksekliğinde. Bu piramit, Mikerinos öldükten sonra oğlu Shepseskaf tarafından bitirtildi.
Aynı bölgede bulunan ve piramitleri korumak için yapıldığı düşünülen Giza Sfenksi de dünyanın en büyük tek taş heykeli olarak biliniyor. Sfenksin yüzünün kral Kefren’e ait olduğu değerlendiriliyor.
Sırrını korumaya devam ediyor
Baba, oğul ve torun için yapılan yüzlerce yıllık piramitlerin etrafında kraliçeler ve ailenin geri kalan fertlerinin de mumyalanarak gömülmesi için küçük piramitler yer alıyor. Piramitlerin çevresinde cenaze törenleri ve ayinler için yapılmış iki tapınak da mevcut.
Öldükten sonra tekrar dirilme inancının hakim olduğu antik Mısır’da krallar, öldükten sonra vücutlarının çürümemesi için mumyalanıp, ziynet eşyalarıyla gömülürdü.
Ölümlerinin üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen kralların vücutlarının çürümesini engelleyen mumyalama yöntemi ise sırrını korumaya devam ediyor.
17. yüzyılın ünlü seyyahı Evliya Çelebi de Seyahatname’sinde Mısır piramitlerinden bahsediyor.
Ülke ekonomisine önemli katkı sağlıyor
Geçen yıl 14,9 milyon turist tarafından ziyaret edilen Mısır, turizm gelirlerinin büyük kısmını piramitleri ziyaret eden turistlerden kazanıyor. Piramitler her yıl çok sayıda turisti çekerek, ülke ekonomisine önemli katkı sağlıyor.
Giza mezar kentindeki piramitlerin bulunduğu alan 07.00-17.00 arasında gezilebiliyor. Keops piramidi ise 12.00-13.00 saatleri arasında ziyarete kapalı oluyor.
Girişteki bilet ofisi ise 16.00’ya kadar hizmet veriyor. Piramitleri gezmenin bedeli ise kişi başı 540 Mısır lirası, uluslararası öğrenci kartına sahip kişilerin ise 270 Mısır lirası ödemesi gerekiyor. Ayrıca piramitlerin içini gezmek isterseniz bu ücret tam bilet için 900 Mısır lirası, öğrenci bileti için 450 Mısır lirasını buluyor.
Ödemeler, bilet ofisinde sadece banka kartıyla yapılabiliyor. 6 yaşın altındaki çocuklar ise geziden ücretsiz faydalanabiliyor.
Piramitlerin dışı cep telefonuyla çekilebiliyor ancak içlerinde fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor.
Atlı fayton ve develerle gezmek mümkün
Piramitlerin bulunduğu alanın girişinde ziyaretçiler için atlı fayton ve develer bulunuyor.
Kişi başı saati 500 Mısır lirası olan atlı faytonlarla bir ya da iki saatlik gezinti yapılabiliyor. Böylece Keops, Kefren ve Mikerinos piramitlerinin dış manzarası en güzel açılardan görülebiliyor.
Piramitlerle simgesel hale gelen deve turlarının saati ise kişi başı 1000 Mısır lirasını buluyor. Sadece fotoğraf çektirmek için binmenin ücreti ise 300 Mısır lirasından başlıyor.
]]>İsmini belirtmek istemeyen Mısırlı kaynaklar, İsrail’in Gazze güneyindeki Refah şehrine planladığı kara operasyonunun gerçekleşmesi halinde, burada duvarlarla çevrelenmiş bir tampon bölge oluşturulması amacıyla çalışma yapıldığını aktardı.
İnsan hakları örgütleri de bölgede yedi metre uzunluğunda duvarların inşa edilmekte olduğunu bildiriyor.
Mısır resmi ağızdan bu yönde bir hazırlık yapıldığı iddialarını reddediyor.
İsrail Savunma Bakanı Yaov Gallant ise “Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmeyi” amaçlamadıklarını ileri sürdü.
7 Ekim’de başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından Mısır defalarca kez Filistinli sığınmacılara sınırlarını açmasının mümkün olmadığını açıklamıştı.
Mısır’ın tavrında, Filistinlilerin büyük nüfuslar halinde göç ettirilmesinde “rol oynadığı görüntüsünden kaçınmak” etkili oluyor. Öte yandan ekonomik ve güvenlik kaygıları da bu kararın nedenleri arasında.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşık 1,4 milyon kişinin halihazırda sığındığı Refah’a yönelik operasyonda ısrarcı görünüyor. Öte yandan uluslararası kamuoyunda, böyle bir operasyonun sivillerin kitlesel ölümüne yol açabileceği doğrultusunda uyarılar var.
İsrail ise şehirdeki Hamas unsurlarının “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” savunuyor. Şimdiye kadar serbest bırakılmayan yaklaşık 130 İsrailli rehinenin de burada olduğu iddia ediliyor.
İsrail ordusu savaşın ilk günlerinde Gazze’nin kuzeyindekileri, “güvenli” olarak tanımladığı güney bölgelere göç etmeye yönlendirmişti. Ardından Gazze’nin güneyindeki birçok yerleşimde İsrail bombardımanı ve kara operasyonu devam etti.
Maxar Technologies tarafından yayımlanan uygu görüntülerinde, Refah’a yönelik operasyonun başlamasına yönelik Mısır’ın hazırlık yaptığını doğrulayabilecek inşaat çalışmaları görülebiliyor.
15 Şubat tarihli bir görselde, Refah sınır kapısı yakınlarındaki bir bölgenin temizlendiği görülüyor.
Mısır’ın Kuzey Sina Valisi Mohammed Shousha, Suudi televizyonu Al Arabiya Al Hadath TV’ye yaptığı açıklamada, söz konusu inşaat alanlarının geçmişte IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlarda zarar gören evlere yönelik yapıldığını ileri sürdü.
Shousha Mısır’ın pozisyonunun, “Mısır’a Gazzelilerin zorla gönderilmesine izin vermediğini” de ekledi.
Öte yandan uydu görüntülerinde bazı noktalara duvarların da inşa edildiği seçilebiliyor.
Uydu görüntüleri dışında, Sina İnsan Hakları Vakfı üyelerinin bölgeden çektiği fotoğraf ve videolarda da inşaat çalışmaları görülüyor.
BBC’nin bağımsız olarak doğrulayamadığı bu görsellerle ilgili açıklama yapan vakıf, yedi metre yüksekliğinde duvarların inşa edildiğini aktardı.
Vakfa göre bu çalışmalar, Gazze sakinlerinin kitlesel olarak bölgeye geçmesi halinde sığınmacıların barınması için planlanıyor.
Raporda, tampon bölge olduğu ileri sürülen bu alanın, 20 kilometrekare genişliğinde olduğu ve 100 binden fazla kişiye ev sahipliği yapabileceği kaydediliyor.
İsrail reddediyor
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Perşembe günü yaptığı açıklamada, “İsrail’in Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmek gibi bir amacının olmadığını” savundu.
Gallant, Mısır’la aralarındaki anlaşmanın bölgedeki istikrarı için kritik önemde olduğunu da ekledi.
İsrail Filistinlileri kendi bölgelerinden “dışarı attığı” görüntüsünü arzu etmese de, kendi iradesiyle Gazze’yi terk etmek isteyenlerin önüne geçmeye de yanaşmayabilir.
Mısır’ın yaklaşık 100 bin sığınmacıyı kabul etmesi durumunda, İsrail’in bu kararın önüne geçmesi beklenmiyor.
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri ise böyle bir toplu nüfus hareketinin “endişe verici” olacağını söylüyorlar.
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Reuters haber ajansına verdiği demeçte, Filistinlilerin Mısır’a toplu olarak göç etmesinin “hem Filistinliler için hem Gazze için hem de barışın geleceği için felaket olacağını” söyledi.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in başlattığı hava ve kara operasyonlarında 7 Ekim’den bu yana toplam 28 bin 775 kişinin öldürüldüğünü bildirdi.
]]>Giresun’da miting düzenleyen Erdoğan özetle şunları kaydetti:
“KARADENİZ DOĞAL GAZI DEVAM EDİYOR MU? EDİYOR. HANİ OLMAYACAKTI? BAK BİZDE OLUYOR”
“Giresun, şimdiye kadar girdiğimiz seçimlerde bizi hiç yalnız bırakmadı. Her zaman Türkiye ortalamasının çok üzerinde oy oranlarıyla Giresunlu kardeşlerimiz bize sahip çıktı. 14-28 Mayıs seçimlerinde de Giresun yine kendisine yakışanı yaptı. İlk turda yüzde 61 oy oranıyla, ikinci turda yüzde 65’e yaklaşan bir oranla bize destek veren Giresun’a şükranlarımı sunuyorum.
Bundan 45 gün sonra hep birlikte tekrar sandıklara gideceğiz. Bu sefer il, ilçe ve beldelerimizi yönetecek kadroları belirleyeceğiz. Giresun’dan yine rekor bir oy alacağımızdan şüphe duymuyorum. Giresun’un 31 Mart’ta da sandıkları patlatacağına yürekten inanıyorum.
Küresel ekonomi, enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntıyla karşılaştık. Sizler de o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz. Doğal gaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerinde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğal gaz aynı şekilde devam etti. Şu anda Karadeniz doğal gazı devam ediyor mu? Ediyor. Hani olmayacaktı? Bak bizde oluyor. Gabar’dan petrol çıkıyor mu? Çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı. Muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaplan olduğu böylece anlaşılmış oldu. Türkiye tüm zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri.
“SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞINI SEÇİMLERDE ASILSIZ İDDİALARLA RUSYA’YI SUÇLAMAYA VARACAK KADAR İLERİ TAŞIDILAR”
Ukrayna-Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız, o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı. Eksen kayması diye bir şey uydurarak Türkiye’yi birilerinin yanında savaşa dahil etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 Mayıs seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığına asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere batılıların gözünden değil, milletimizin zaviyesinden baktık.
Zaman bizi haklı, muhalefeti yine haksız çıkardı. Bugün elimizi vicdanımıza koyup şöyle bir muhasebe yaptığımızda ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara, tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı. Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun ile birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek ekonomik ve güvenlik açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazına geldik ne de batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık.
“GÖRÜŞ AYRILIKLARINA TAKILIP KALMAK YERİNE İŞ BİRLİĞİ ALANLARINA ODAKLANMAK ZORUNDAYIZ”
Bizim dış politikada tek bir amacımız vardır. O da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır. Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak dost ve kardeş ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıklarına takılıp kalmak yerine iş birliği alanlarına odaklanmak zorundayız. Şu hakikatin hepimiz farkındayız; vahdet olmadan rahmet olmaz.
Bilhassa Gazze’deki akan kanı durdurmak, İsrail’in katliamlarının önüne geçmek istiyorsak kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanlarıyla ticaret ve yatırımların yanı sıra Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle de iş birliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içinde hareket ettik. Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik.
“RAMAZAN’DA GAZZE’YE DAHA FAZLA EL UZATMAMIZ KARDEŞLİK GÖREVİMİZDİR”
Önümüz Ramazan, İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini bombalarla kıramayan İsrail, açlıkla Gazze’yi teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasıdır. Ramazan’da Gazze’ye daha fazla el uzatmamız, daha fazla yardım etmemiz bizim kardeşlik görevimizdir. İnşallah bu yardımların sevkinde de Mısır ile işbirliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısır ile beraber hareket edeceğiz.
Tabii bizim bu hassasiyetlerimizi CHP ve şürekası anlamıyor. Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet ne de Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlarda ne Kafkasya’yla ne Afrika’yla ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizler de görüyorsunuz. CHP’nin acemi genel başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi, kupon belediyeleri kimin adamının yöneteceği meselesidir. Kardeşlerim bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa, üçüncü cihan harbi çıksa bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler, varsın CHP ve şürekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor.
Bize uzatılan barış elini kesinlikle bırakmayacağız. Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz. Fitnecilerin aramıza nifak tohumları ekmesine müsaade etmeyeceğiz. Türk ve İslam dünyası olarak birlik, beraberlik ve dayanışma içinde hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz.
Giresun’a son 21 yılda güncel rakamlarla 110 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık.
Yıllık 2 milyon yolcu kapasiteli Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk denize dolgu yapılarak inşa edilen Ordu-Giresun Havalimanı’nı şehrimize kazandırdık. Havalimanımızın yolcu trafiği geçtiğimiz yıl neredeyse 1 milyona ulaştı. Tarım ve ormanda Giresun’a 7 baraj, 7 sulama tesisi, 90 taşkın koruma tesisi, 3 gölet ve 95 hidroelektrik santrali inşa ettik. Son 21 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle Giresun’da 91 dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Taşkın koruma tesisleriyle 166 yerleşim yerini ve 18 bin dekar araziyi taşkın zararlarından koruduk. Giresunlu çiftçilerimize toplamda 3,2 milyar lira tutarında tarımsal destek verdik.”
Erdoğan ardından Giresun ilçe belediye başkan adaylarını açıkladı. Erdoğan’ın açıkladığı adaylar şöyle:
Alucra: Faruk Demirağ
Bulancak: Emrullah Guguk
Çamoluk: Ergün Bakırhan
Çanakçı: Sedat Koca
Dereli: Zeki Şenlikoğlu
Doğankent: Rüşan Özden
Espiye: Mustafa Karadere
Eynesil: Barış Güdük (Cumhur İttifakı)
Görele: Ahmet Süleymanoğlu
Güce: Aytekin Boduroğlu
Keşap: Tuncay Muhammed Arışan
Piraziz: Mahmut Esat Ayyıldız
Şebinkarahisar: Ömer Şentürk
Tirebolu: Ömer Hıdır
Yağlıdere: Ömer Bayram
]]>Fidan, Gürcistan Dışişleri Bakanı İlia Darçiaşvili ile Bakanlık’taki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Fidan, Türkiye-Gürcistan ilişkilerinin ekonomik ayağını daha da ileri götürmek için her iki tarafın da elinden geleni yaptığını ve iş insanlarının olağanüstü performans sergilediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretin “tarihi bir ziyaret” olduğunu aktaran Fidan, bunun, iki ülke arasında hem ikili hem de bölgesel ilişkilerin niteliğini, olumlu yönde derinden etkileyen bir ziyaret olduğunu belirtti.
Fidan, Mısır-Türkiye arasında ekonomik, bölgesel ve savunma sanayisindeki ilişkilerin ön plana çıktığını, liderlerin bu konuda her türlü adımı beraber atma, yoğun bir şekilde çalışma konusunda kararlılıklarını ve iradelerini ortaya koyduğunu bildirdi.
“Özellikle geçtiğimiz yıllarda ihmal edilen ikili ilişkilerdeki alanlardaki açıkların bir an önce kapatılmasını konusunda iki lider tarafından büyük bir irade ortaya kondu. Biz bu olumlu iradenin bölgeye ve bölge istikrarına son derece ciddi katkılarının olacağını öngörüyoruz şimdiden.” diyen Fidan, Gazze meselesi, Filistin-İsrail barışı ve Filistin devletinin kurulması meselesinin de çok yoğun tartışılan bir konu olduğunu aktardı.
Fidan, Libya konusunda da yakından çalışılması gerektiği hususunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin prensip kararında mutabık kaldığını belirterek şöyle devam etti:
“Öteden beri zaten Mısır’ın hem diplomasi hem istihbari kurumlarıyla karşılıklı bu konuda görüş alışverişlerimiz oluyordu ama Libya’ya daha fazla nasıl olumlu katkı görebiliriz, karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Afrika’da çatışmaların önlenmesi konusunda genel bir mutabakat var. Başta Sudan olmak üzere, iki ülkenin yakından çalışabileceği buradaki çatışmaların durdurulması sona erdirilmesi konusunda ne türden bir yaklaşım sergilenebilir, ona da değinildi. Aynı zamanda Somali’nin son günlerde biraz tartışmaya açılan detayına da girmek istemediğim toprak bütünlüğüyle ilgili problemler var. İki ülke bu konuda kendi ortak yaklaşımlarının benzerliği üzerinden nasıl bir ortak hareket tarzı geliştirir, bu konuyu da görüşme imkanları oldu liderler arasında.”
Bakan Fidan, son günlerde 2 milyona yakın Filistinlinin Gazze’nin güneyinde Refah bölgesine sıkıştırmasıyla çok yeni ve daha önce eşi benzeri görülmemiş bir dram seviyesine, trajedi seviyesine ulaşıldığını belirterek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Mısır ziyareti öncesinde Dubai’de olduğunu, bu kapsamda bölge liderleriyle görüşme imkanı olduğunu söyledi.
“İsrail’in bir an önce bu uyarıları dikkate almasını da bekliyoruz”
Fidan, Mısır’da da bu konunun gündeme geldiğini belirterek şunları kaydetti:
“Şu anda Refah bölgesi ağırlıklı olarak havadan bombalanmakta. Bölgeye yapılacak bir karadan müdahalenin daha fazla sivil katliamına ve kaybına yol açacağı konusunda uluslararası camia tek ses olmuş durumda. Bütün ülkeler bütün siyasi liderler teker teker beyanatlarda bulunuyorlar ve İsrail’e uyarı veriyorlar. Yani özellikle Refah bölgesine bir saldırı olmaması, artık dayanacak hiçbir gücü kalmamış aç ve sefil durumda olan sivil nüfusun daha fazla baskı altına ve katliama maruz bırakılmaması konusunda çok ciddi uyarılar var. İsrail’in bir an önce bu uyarıları dikkate almasını da bekliyoruz.
Özellikle Uluslararası Adalet Divanının almış olduğu ihtiyati tedbir kararının bir an önce uygulanması, bu konuda elzemdir diye düşünüyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır’da Gazze’ye ilişkin devam eden ateşkes görüşmeleriyle ilgili de bilgi aldığını, oradaki kendi gözlemlerini ve yorumlarını da aktardığını belirten Fidan, taraflar arasında Mısır’ın ve Katar’ın kolaylaştırıcı ve arabuluculuğuyla bir ateşkes sürecinin devam ettiğini fakat henüz bir anlaşmaya ulaşılamadığını ve bunun için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
Fidan, “Bunun bir an önce hayata geçmesini ve özellikle insan katliamının bir an önce durmasını, Filistinli kardeşlerimizin başta kuzeydeki evler olmak üzere bütün yerlerinden edilmiş kardeşlerimizin yerlerine dönmesini umut ediyoruz.” dedi.
(Sürecek)
]]>Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır ziyaretleri sonrası Türkiye’ye dönüşte uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
BAE’ye ve Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaret dolayısıyla BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’ye teşekkür eden Erdoğan, BAE’yi ziyaretinde Dubai’de düzenlenen ve onur konuğu olarak davet edildiği Dünya Hükümetler Zirvesi’ne katıldığını anımsattı.
Zirve hitabında son 21 yılda siyasi istikrar, güçlü yönetim, demokrasi, diplomasi ve ekonomi alanlarında büyük adımlar atan Türkiye’nin tecrübelerini paylaştıklarını aktaran Erdoğan, zirvede, Gazze’deki krize ve Filistin davasına dair Türkiye’nin tavrı ile kalıcı barış için çözüm önerilerini de dile getirdiklerini kaydetti.
“İsrail, Filistin halkının en temel haklarını ve 1967 sınırlarında bir Filistin Devleti’nin kuruluşunu kabul etmeden barış olmaz” vurgusu yapan Erdoğan, bölgeyi adeta bir yangın yerine çevirenin, İsrail’in hukuk tanımaz, insanlık dışı, işgal, zulüm ve katliam politikaları olduğunu söyledi.
BAE Devlet Başkanı Al Nahyan ile her alanda ivme kazanan ikili ilişkileri etraflıca ele aldıklarını belirten Erdoğan, şunları ifade etti:
“Özellikle ticaret hacmimizin geçen yıl 20 milyar doları aşmış olmasından duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik. İşbirliğimizdeki ivmeyi koruyarak bu meblağı daha üst seviyelere taşıma noktasında mutabık kaldık. Geçen yıl tesis ettiğimiz Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey’in ilk toplantısını en kısa sürede Türkiye’de gerçekleştireceğiz. Savunma sanayi projeleri, enerji ve yatırım konuları da gündemimizin üst sıralarındaydı. Uluslararası yatırım şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir araya gelerek ülkemizdeki fırsatları değerlendirdik. Zira bu zirve vesilesiyle katılımcı ülkelerden mevkidaşlarımla görüşmelerimiz oldu. Bu kapsamda sırasıyla Maldivler Cumhurbaşkanı Sayın Muizzud, Libya Başbakanı Sayın Dibeybe ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Sayın Barzani, Ruanda Devlet Başkanı Sayın Kagame ile görüşmeler gerçekleştirdik.”
“Sisi, Türkiye’ye ziyaret gerçekleştirecek”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dubai ziyaretlerinin ardından Kahire’ye geçtiklerini hatırlatarak, “Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Sisi’nin daveti üzerine yaptığımız bu ziyaretimiz de oldukça samimi, verimli ve başarılı geçti. Sayın Sisi’nin refikalarıyla birlikte havalimanına bizzat gelerek bizi karşılamasından hassaten memnuniyet duydum.” dedi.
Sisi ile görüşmelerinde son dönemde askeri ve savunma sanayi dahil, her alanda ivme kazanan ilişkileri ele aldıklarını dile getiren Erdoğan, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı’nı en kısa zamanda gerçekleştirme hususunda mutabık kaldıklarını söyledi.
Erdoğan, nisan ayı başında Sisi’nin yemin töreninin olduğuna işaret ederek, Sisi’nin nisan ya da mayıs ayında Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştireceğini bildirdi.
Türkiye’nin Afrika kıtasındaki en büyük ticari ortağı olan Mısır’la ticaret hacminde 15 milyar dolar hedefini yakalamakta kararlı olduklarının altını çizen Erdoğan, “İkili konuların yanı sıra Filistin başta olmak üzere bölgesel meseleler hakkında da görüş alışverişinde bulunduk. Gazze’deki katliamların bir an önce durdurulmasını, Filistin davasının kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşmasını teminen Mısır’la işbirliğimizi daha da artırma niyetindeyiz.” diye konuştu.
“Gazze’ye insani yardımın artırılmasını ele aldık”
Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması noktasında Mısır’ın özel bir yere sahip olduğunu belirten Erdoğan, “Biz de Gazze’ye insani yardımlarımızın iletilmesi hususunda Mısırlı kardeşlerimizle hep yakın işbirliği içinde olduk. Gazze’ye yardımların ulaştırılmasında sağladıkları kolaylıklar için kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, görüşmelerinde, Gazze’ye insani yardım sevkiyatlarını artırma ve daha fazla sağlık hizmeti götürme imkanlarını da ele aldıklarını aktararak, şunları kaydetti:
“İsrail’in Gazze halkını topraklarından sürgün etme politikası karşısında Mısır’ın dirayetli tutumunu takdirle karşıladığımızı ve desteklediğimizi Sayın Sisi’ye ifade ettim. Mısır’la koordinasyon içinde olmamızın, bölgemizin barış, huzur ve istikrarına önemli katkı sağlayacağı şüphesizdir. Bu düşüncemizin Mısırlı kardeşlerimiz tarafından da paylaşılmasından bilhassa memnuniyet duyuyoruz. Ziyaretlerimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik dolayısıyla her iki ülke devlet başkanlarına tekrar teşekkür ediyorum.”
“İnsanlık, bu çığlığı duymak zorunda”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
“Mısır’da Refah bölgesindeki sivillerin durumunu konuştuğunuzu söylediniz. İsrail’in oraya saldırı planı var. Çin’den Birleşik Krallık’a kadar, AB ve ABD’ye kadar uyarılar geliyor ama İsrail dinlemiyor. Acaba ikili görüşmenizde bu konu ele alındı mı? Bunun haricinde Gazze’ye ulaştırılabilen yardımlar da çok kısıtlı, yardımlar konusunda nasıl bir adım atılacak?” sorusuna Erdoğan, “İnsani yardımların Gazze’ye ulaştırılması ile ilgili bazı olumlu gelişmeler söz konusu. Bu gelişmeleri özellikle Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi ile de görüştük. ‘İsrail’i bu konuda sıkıştırmaya devam edeceklerini’ söylediler.” yanıtını verdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da gerekli görüşmelerini sürdürdüğünü belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bizler de ağırlıklı olarak, gerek Sayın Sisi’yle gerek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’le görüşmeler yapacağız. Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri de ‘bu konuda İsrail’e baskı yapmaya devam edeceklerini’ söylüyorlar. Gazze’ye ulaşan yardım tırı sayısı 200-250’ye kadar çıktı, ancak bu yetersiz. Su sayının 500-600 tır düzeyine çıkacağı söyleniyor. Bu rakama ulaşabilirsek ihtiyaçlar noktasında ancak çözümden söz edebiliriz. Diğer taraftan İsrail’in Refah bölgesine saldırıları her zamanki vicdansızlıkları. Konuyu Sayın Sisi ile de görüştük. ‘Oradaki insanların güvenliğinden taviz vermemiz mümkün değil’ ifadesini kullandık. Düşünün, sivillere ‘şu bölgeye gidin orası güvenli’ deyip, oraya bomba yağdırmanın insani değerlerle, savaş hukukuyla, uluslararası hukuk ve insan hakları ile bağdaşır bir yönü var mı? İnsanlık, bu çığlığı bir an önce duymak zorundadır. Bu soykırıma sessiz kalmanın vebali de hesabı da çok büyük. Tarih, o insanların göz göre göre katledilmesine göz yumanları yargılayacaktır. Bu soykırıma imza atanlar ise zaten şimdiden tarih önünde suçlu ilan edilmiştir.”
“Kalıcı barış için gayretlerimizi sürdürüyoruz”
“Gazze’de ateşkes ve kalıcı barış için Türkiye’nin ortaya koyduğu yaklaşım ve perspektifi Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çok sayıda kurum, kuruluş ve ülke biliyor. Küresel çapta Türkiye politikasının nasıl yankılandığını öğrenebilir miyiz?” sorusu üzerine Erdoğan, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in yalnızlığını gerek bizim, gerek dostlarımızın, gerekse dünyanın çeşitli yerlerindeki halkların tepkileri sağladı. Fakat gelinen aşamada akan kan durmuş değil. Hala İsrail’in vahşi saldırıları devam ediyor.” cevabını verdi.
Erdoğan, kendilerinin, bu saldırıların başladığı günlerde kurmaya başladığı ve sürekli tekrarladığı cümleleri, özellikle Batılı bazı ülkelerin yetkililerinin yeni yeni dillendirme noktasına geldiğini belirterek, “Barış çağrıları ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nin olumsuz yaklaşımları sebebiyle sonuçsuz kalıyor. Amerika bazı üst düzey yetkililerini güya bu işi çözmek üzere bölgeye gönderdiğini söylüyor ama netice alınamıyor. Durum her ne kadar böyle olsa da biz yine ateşkesi ve barışı sağlamak için çalışmaya devam ediyoruz. Çünkü başka çıkış yolumuz yok.” dedi.
Batı’dan birileri irtibat kurduğunda onlara bu konuları özellikle ifade ettiklerini aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
“Onlara da ‘bazı girişimlerde bulunalım, belki oralardan bazı neticeler alırız’ diyoruz. Sürecin başında İsrail’in yanında yer almış bazı ülkelerin şimdi nasıl bir nedamet içerisinde olduklarını da görüyoruz. Biz, kalıcı barış için gayretlerimizi sürdürüyoruz. Çözümün 1967 sınırları temelinde, bağımsız, egemen, coğrafi bütünlüğe haiz ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulması olduğu gerçeğini, dünya artık görmezden gelemez. Türkiye sadece Filistinli kardeşlerini değil, insan haklarını, barışı, uluslararası hukuku da müdafaa etmektedir. Türkiye, bu konudaki samimiyetini en net biçimde ortaya koymuştur. Artık küresel sistemin yeni katliamların önünü açan bu çarpık yapısı değiştirilmeli ve etkin denetim mekanizmaları kurulmalıdır.”
“Sırası geldikçe adımlar atılacaktır”
“Mısır ziyaretinizde Devlet Başkanı Sisi ile görüşmeniz dünyada ilgiyle takip edildi. Artık Türkiye-Mısır ilişkilerinde yeni bir dönem başladı diyebilir miyiz?” sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Türkiye ve Mısır bölgenin iki önemli ülkesidir. 12 yıldan bu yana irtibatlarımız kesilmişti. Dünya Kupasında Sayın Katar Emiri Şeyh Temim’in devreye girmesiyle orada bir araya geldik ve normalleşme sürecini başlatmış olduk. Mısır’a bu ziyaretimiz Sayın Sisi’nin çok ısrarlı davetiyle gerçekleşti. Ben de kendilerine Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantımızın gerçekleştirilmesini, bu adımın atılmasını teklif ettim. Kendileri de bunu kabul ettiler. Dışişleri Bakanlarımız irtibatlarını devam ettirecekler. Büyük ihtimalle Sayın Sisi nisan veya mayısta Ankara’ya gelerek iadeiziyareti gerçekleştirmiş olacak. Mısır ile hem kültürel hem tarihsel anlamda birlikteliğimiz, köklü bağlarımız bulunuyor. Biz, Mısır ile sadece aynı tarihi değil, aynı denizi de paylaşıyoruz ve o denizin küresel denklemdeki önemi her geçen gün daha da artıyor. Diğer yandan dış politika, karşılıklı çıkar eksenli inşa edilir ve o zeminde yönetilir.
Dolayısıyla iki ülkenin birlikte ve aynı istikamette senkronize adımları kuşkusuz çıkarınadır. Bizler de Mısır tarafı da bu gerçekliğin farkında ve yeni dönem bu sağlam zemin üzerine bina ediliyor. Önümüzde çok kritik sınamalar var ve gelecekte dünyayı hangi öngörülemeyen zorlu süreçler bekliyor bilmiyoruz. Bu nedenle bugünden hem bölgemizde hem dünyada barışı ve huzuru korumak için bir arada olmak zorundayız. Önümüzde iki ülkeyi de kalkındıracak işbirliği alanları mevcuttur ve sırası geldikçe adımlar atılacaktır.”
“KYB yönetimi kol kanat germeye devam ediyor”
“Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani ile görüştüğünüzü ifade ettiniz. Ankara bir süredir Süleymaniye’yi PKK/YPG terör örgütü konusunda uyarıyor. Fakat hem Süleymaniye hem Bafel Talabani terör örgütüne desteğini sürdürüyor. Süleymaniye’nin bu tutumuna Türkiye nasıl karşılık verecek? Son dönemde Sayın Hakan Fidan, Sayın İbrahim Kalın ve Sayın Yaşar Güler’in peş peşe ziyaretleri oldu. Bu ziyaretlerin perde arkasını merak ediyoruz. Barzani ile görüşmeniz çerçevesinde Irak’la birlikte terör örgütüyle ortak bir mücadele söz konusu olacak mı?” sorusunu Erdoğan, “Türkiye dosta dosttur. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Güler, MİT Başkanımız İbrahim Kalın arka arkaya seri bir şekilde Irak’a ziyaret gerçekleştirdiler. Bu ziyaretler Irak’taki bu olumsuz gelişmelerin oluşturduğu havayı yumuşattı ve Türkiye-Irak arasında gerek merkezi yönetim gerekse Kuzey Irak’la ilgili adımların atılması noktasında güzel gelişmeler oldu.” diye yanıtladı.
“Dürüstlük ve mertlikten taviz vermedikten sonra, özellikle sınırlarımızın dibinde bir teröristan kurulmasına müsaade edilmedikten sonra, biz bu bölgede her türlü adımı komşularımızla beraber atarız.” ifadelerini kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü noktasında bizim göstereceğimiz saygıyı kimse göstermez. Süleymaniye’nin bu olumsuz yaklaşımı ile ilgili defalarca uyarılar yaptık. ‘Burada yeni yeni, farklı bazı oluşumlar görüyoruz, bunlara fırsat vermeyin, yoksa yalnız kalırsınız.’ dedik. Zira Süleymaniye her an her zaman elimizin üzerinde olduğu, soydaşlarımızın bulunduğu bir yer. Erbil yönetimiyle terörle mücadele konusunda yakaladığımız ivme olumlu bir istikamette ilerliyor. Fakat Süleymaniye, yani KYB yönetimi defalarca uyarmamıza rağmen terör örgütü PKK/YPG/PYD’ye kol kanat germeye maalesef devam ediyor. Şimdi yaptığımız görüşmede biz bu konuyu da gündeme getirdik ve uyarımızı yaptık. Kimse bizden farklı bir duruş beklemesin, gereken tepkiyi veririz. Bu meseleyi es geçemeyiz. Elimizden gelen adımları atıyoruz, atacağız. Birçok konuya tahammülümüz olabilir ancak konu bekamız ve milli güvenliğimiz ise müsamaha kapılarını sonuna kadar kapatır, gereği neyse yaparız. Amaç bize düşmanlık beslemek ise ona da verecek tepkimiz, alacağımız tedbirler vardır, daha sıkı adımlar atmaktan da çekinmeyiz.”
“Tam anlamıyla bir kazan kazan projesi”
“Bu ziyarette Kalkınma Yolu Projesi’yle ilgili somut yani ‘şu takvimle ilerleyelim’ diye bir sonuç çıktı mı?” sorusuna Erdoğan, “Kalkınma Yolu Projesi BAE yönetimiyle Irak’ın ve bizim de içinde yer aldığımız dev bir proje. Bu projede Kuzey Irak’ın hassasiyeti var. Bizim hassasiyetimiz var. Onun için de adımlarımızı atıyoruz.” yanıtını verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Abu Dabi yönetimiyle bir araya geldiklerinde konu başlıklarından bir tanesinin mutlaka bu olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“İnşallah bunu da en ideal şekilde yoluna koyacağız. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan bizim bir önceki görüşmemizde ’60 gün gibi bir süre belirleyelim ve bütün arkadaşlarımız, ilgili birimlerimiz planlama çalışmalarından öteye geçip, projelendirme çalışmalarına başlasınlar’ teklifini yaptı. Bizim de şu anda Ulaştırma Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu muhataplarıyla görüşmelerini devam ettiriyor. İnşallah bu çalışmalar projeden, plandan uygulamaya geçecek ve bu konunun başaktörleri Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak olacak. Bu şekilde çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Bu yol, bölgemizin yeni bir İpek Yolu haline gelecek ve bölgesel barışa da hizmet edecektir. Basra Körfezi’nin ve çeperindeki ülkelerin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına erişimini sağlayacak bu yol, tam anlamıyla bir ‘kazan kazan’ projesidir.”
(Sürecek)
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BAE ve Mısır ziyareti dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını cevapladı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretleri değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hüsnü kabullerinden ötürü Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Sayın Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi’ye teşekkür ediyorum. Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaretimizde Dubai’de düzenlenen ve onur konuğu olarak davet edildiğimiz Dünya Hükümetler Zirvesi’ne katıldık. Zirve hitabımızda son 21 yılda siyasi istikrar, güçlü yönetim, demokrasi, diplomasi ve ekonomi alanlarında büyük adımlar atan Türkiye’nin tecrübelerini paylaştık. Ayrıca Gazze’deki krize ve Filistin davasına dair tavrımızı, kalıcı barış için çözüm önerilerimizi dile getirdik” dedi.
İsrail’in Filistin halkının en temel haklarını ve 1967 sınırlarında bir Filistin Devleti’nin kuruluşunu kabul etmeden barış olmayacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgemizi adeta bir yangın yerine çeviren İsrail’in hukuk tanımaz, insanlık dışı, işgal, zulüm ve katliam politikalarıdır. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile her alanda ivme kazanan ikili ilişkilerimizi etraflıca ele aldık. Özellikle ticaret hacmimizin geçen yıl 20 milyar doları aşmış olmasından duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik. İş birliğimizdeki ivmeyi koruyarak bu meblağı daha üst seviyelere taşıma noktasında mutabık kaldık. Geçen yıl tesis ettiğimiz Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey’in ilk toplantısını en kısa sürede Türkiye’de gerçekleştireceğiz. Savunma sanayi projeleri, enerji ve yatırım konuları da gündemimizin üst sıralarındaydı. Uluslararası yatırım şirketlerinin üst düzey yöneticileriyle bir araya gelerek ülkemizdeki fırsatları değerlendirdik” dedi.
Zirve vesilesiyle katılımcı ülkelerden mevkidaşlarıyla görüşmeler gerçekleştirdiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu kapsamda sırasıyla Maldivler Cumhurbaşkanı Sayın Muizzud, Libya Başbakanı Sayın Dibeybe ve Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Sayın Barzani, Ruanda Devlet Başkanı Sayın Kagame ile görüşmeler gerçekleştirdik” dedi.
“Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması noktasında Mısır özel bir yere sahip”
Dubai ziyaretinin ardından Kahire’ye intikal ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin daveti üzerine yaptığı bu ziyaretin de oldukça samimi, verimli ve başarılı geçtiğini belirterek, “Sayın Sisi’nin refikalarıyla birlikte havalimanına bizzat gelerek bizi karşılamasından hassaten memnuniyet duydum. Görüşmelerimizde son dönemde askeri ve savunma sanayii dahil her alanda ivme kazanan ilişkilerimizi ele aldık. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantımızı en kısa zamanda gerçekleştirme hususunda mutabık kaldık. Nisan ayı başında Sayın Sisi’nin yemin töreni söz konusu. Dolayısıyla nisan ya da mayısta Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirecek. Afrika kıtasındaki en büyük ticari ortağımız Mısır’la ticaret hacminde 15 milyar dolar hedefimizi yakalamakta kararlıyız. İkili konuların yanı sıra Filistin başta olmak üzere bölgesel meseleler hakkında da görüş alışverişinde bulunduk. Gazze’deki katliamların bir an önce durdurulmasını, Filistin davasının kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşmasını teminen Mısır’la iş birliğimizi daha da artırma niyetindeyiz. Biliyorsunuz Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması noktasında Mısır özel bir yere sahip. Biz de Gazze’ye insani yardımlarımızın iletilmesi hususunda Mısırlı kardeşlerimizle hep yakın iş birliği içinde olduk. Gazze’ye yardımların ulaştırılmasında sağladıkları kolaylıklar için kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. Gazze’ye insani yardım sevkiyatlarını artırma ve daha fazla sağlık hizmeti götürme imkanlarını da ele aldık. İsrail’in Gazze halkını topraklarından sürgün etme politikası karşısında Mısır’ın dirayetli tutumunu takdirle karşıladığımızı ve desteklediğimizi Sayın Sisi’ye ifade ettim. Mısır’la koordinasyon içinde olmamızın bölgemizin barış, huzur ve istikrarına önemli katkı sağlayacağı şüphesizdir. Bu düşüncemizin Mısırlı kardeşlerimiz tarafından da paylaşılmasından bilhassa memnuniyet duyuyoruz. Ziyaretlerimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik dolayısıyla her iki ülke devlet başkanlarına tekrar teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
İnsani yardımların Gazze’ye ulaştırılması ile ilgili bazı olumlu gelişmelerin söz konusu olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu gelişmeleri özellikle Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Abdulfettah es-Sisi ile de görüştük. İsrail’i bu konuda sıkıştırmaya devam edeceklerini söylediler. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan da gerekli görüşmelerini sürdürüyor. Bizler de ağırlıklı olarak gerek Sayın Sisi’yle gerek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’le görüşmeler yapacağız. Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri de bu konuda İsrail’e baskı yapmaya devam edeceklerini söylüyorlar. Gazze’ye ulaşan yardım tırı sayısı 200-250’ye kadar çıktı ancak bu yetersiz. Bu sayının 500-600 tır düzeyine çıkacağı söyleniyor. Bu rakama ulaşabilirsek ihtiyaçlar noktasında ancak çözümden söz edebiliriz. Diğer taraftan İsrail’in Refah bölgesine saldırıları her zamanki vicdansızlıkları. Konuyu sayın Sisi ile de görüştük. ‘Oradaki insanların güvenliğinden taviz vermemiz mümkün değil’ ifadesini kullandık. Düşünün sivillere ‘şu bölgeye gidin orası güvenli’ deyip oraya bomba yağdırmanın insani değerlerle, savaş hukukuyla, uluslararası hukuk ve insan hakları ile bağdaşır bir yönü var mı? İnsanlık, bu çığlığı bir an önce duymak zorundadır. Bu soykırıma sessiz kalmanın vebali de, hesabı da çok büyük. Tarih, o insanların göz göre göre katledilmesine göz yumanları yargılayacaktır. Bu soykırıma imza atanlar ise zaten şimdiden tarih önünde suçlu ilan edilmiştir” dedi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in yalnızlığını gerek Türkiye’nin, gerek dostların, gerekse dünyanın çeşitli yerlerindeki halkların tepkilerinin sağladığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, buna rağmen gelinen aşamada akan kanın durmadığını ifade etti. İsrail’in vahşi saldırılarının devam ettiğini belirten Erdoğan, “Bizim bu saldırıların başladığı günlerde kurmaya başladığımız ve sürekli tekrarladığımız cümleleri, özellikle Batılı bazı ülkelerin yetkilileri yeni yeni dillendirme noktasına geldiler. Barış çağrıları ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nin olumsuz yaklaşımları sebebiyle sonuçsuz kalıyor. Amerika bazı üst düzey yetkililerini güya bu işi çözmek üzere bölgeye gönderdiğini söylüyor ama netice alınamıyor. Durum her ne kadar böyle olsa da biz yine ateşkesi ve barışı sağlamak için çalışmaya devam ediyoruz. Çünkü başka çıkış yolumuz yok. Batı’dan da birileri bizimle irtibat kurduğu zaman onlara da bu konuları özellikle ifade ediyoruz. Onlara da ‘Bazı girişimlerde bulunalım, belki oralardan bazı neticeler alırız” diyoruz. Sürecin başında İsrail’in yanında yer almış bazı ülkelerin şimdi nasıl bir nedamet içerisinde olduklarını da görüyoruz. Biz kalıcı barış için gayretlerimizi sürdürüyoruz. Çözümün 1967 sınırları temelinde bağımsız, egemen, coğrafi bütünlüğe haiz ve başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletinin kurulması olduğu gerçeğini dünya artık görmezden gelemez. Türkiye sadece Filistinli kardeşlerini değil, insan haklarını, barışı, uluslararası hukuku da müdafaa etmektedir. Türkiye, bu konudaki samimiyetini en net biçimde ortaya koymuştur. Artık küresel sistemin yeni katliamların önünü açan bu çarpık yapısı değiştirilmeli ve etkin denetim mekanizmaları kurulmalıdır” diye konuştu.
“Mısır’a bu ziyaretimiz Sayın Sisi’nin çok ısrarlı davetiyle gerçekleşti”
Türkiye ve Mısır’ın bölgenin iki önemli ülkesi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “12 yıldan bu yana irtibatlarımız kesilmişti. Dünya Kupası’nda Sayın Katar Emiri Şeyh Temim’in devreye girmesiyle orada bir araya geldik ve normalleşme sürecini başlatmış olduk. Mısır’a bu ziyaretimiz Sayın Sisi’nin çok ısrarlı davetiyle gerçekleşti. Ben de kendilerine Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantımızın gerçekleştirilmesini, bu adımın atılmasını teklif ettim. Kendileri de bunu kabul ettiler. Dışişleri bakanlarımız irtibatlarını devam ettirecekler. Büyük ihtimalle Sayın Sisi nisan veya mayısta Ankara’ya gelerek iade-i ziyareti gerçekleştirmiş olacak. Mısır ile hem kültürel hem tarihsel anlamda birlikteliğimiz, köklü bağlarımız bulunuyor. Biz Mısır ile sadece aynı tarihi değil, aynı denizi de paylaşıyoruz ve o denizin küresel denklemdeki önemi her geçen gün daha da artıyor. Diğer yandan dış politika, karşılıklı çıkar eksenli inşa edilir ve o zeminde yönetilir. Dolayısıyla iki ülkenin birlikte ve aynı istikamette senkronize adımları kuşkusuz çıkarınadır. Bizler de, Mısır tarafı da bu gerçekliğin farkında ve yeni dönem bu sağlam zemin üzerine bina ediliyor. Önümüzde çok kritik sınamalar var ve gelecekte dünyayı hangi öngörülemeyen zorlu süreçler bekliyor bilmiyoruz. Bu nedenle bugünden hem bölgemizde hem dünyada barışı ve huzuru korumak için bir arada olmak zorundayız. Önümüzde iki ülkeyi de kalkındıracak iş birliği alanları mevcuttur ve sırası geldikçe adımlar atılacaktır” ifadelerini kullandı.
“Amaç bize düşmanlık beslemek ise daha sıkı adımlar atmaktan da çekinmeyiz”
Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani ile görüşmesini değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti:
“Türkiye dosta dosttur. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanımız Yaşar Güler, MİT Başkanımız İbrahim Kalın arka arkaya seri bir şekilde Irak’a ziyaret gerçekleştirdiler. Bu ziyaretler Irak’taki bu olumsuz gelişmelerin oluşturduğu havayı yumuşattı ve Türkiye-Irak arasında gerek merkezi yönetim gerekse Kuzey Irak’la ilgili adımların atılması noktasında güzel gelişmeler oldu. Dürüstlük ve mertlikten taviz vermedikten sonra, özellikle sınırlarımızın dibinde bir teröristan kurulmasına müsaade edilmedikten sonra, biz bu bölgede her türlü adımı komşularımızla beraber atarız. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü noktasında bizim göstereceğimiz saygıyı kimse göstermez. Süleymaniye’nin bu olumsuz yaklaşımı ile ilgili defalarca uyarılar yaptık. ‘Burada yeni yeni, farklı bazı oluşumlar görüyoruz, bunlara fırsat vermeyin, yoksa yalnız kalırsınız’ dedik. Zira Süleymaniye her an her zaman elimizin üzerinde olduğu, soydaşlarımızın bulunduğu bir yer. Erbil yönetimiyle terörle mücadele konusunda yakaladığımız ivme olumlu bir istikamette ilerliyor. Fakat Süleymaniye, yani KYB yönetimi defalarca uyarmamıza rağmen terör örgütü PKK/YPG/PYD’ye kol kanat germeye maalesef devam ediyor. Şimdi yaptığımız görüşmede biz bu konuyu da gündeme getirdik ve uyarımızı yaptık. Kimse bizden farklı bir duruş beklemesin, gereken tepkiyi veririz. Bu meseleyi es geçemeyiz. Elimizden gelen adımları atıyoruz, atacağız. Birçok konuya tahammülümüz olabilir ancak konu bekamız ve milli güvenliğimiz ise müsamaha kapılarını sonuna kadar kapatır, gereği neyse yaparız. Amaç bize düşmanlık beslemek ise ona da verecek tepkimiz, alacağımız tedbirler vardır, daha sıkı adımlar atmaktan da çekinmeyiz.”
“Bu yol tam anlamıyla bir kazan kazan projesidir”
Kalkınma Yolu Projesi’nin BAE yönetimiyle Irak’ın ve Türkiye’nin de içinde yer aldığı dev bir proje olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu projede Kuzey Irak’ın hassasiyeti ve Türkiye’nin hassasiyeti olduğunu kaydetti. Erdoğan, “Onun için de adımlarımızı atıyoruz. Biz Abu Dabi yönetimiyle bir araya geldiğimizde konu başlıklarından bir tanesi mutlaka bu oluyor. İnşallah bunu da en ideal şekilde yoluna koyacağız. Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed Al Nahyan bizim bir önceki görüşmemizde ’60 gün gibi bir süre belirleyelim ve bütün arkadaşlarımız, ilgili birimlerimiz planlama çalışmalarından öteye geçip, projelendirme çalışmalarına başlasınlar’ teklifini yaptı. Bizim de şu anda Ulaştırma Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu muhataplarıyla görüşmelerini devam ettiriyor. İnşallah bu çalışmalar projeden, plandan uygulamaya geçecek ve bu konunun baş aktörleri Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak olacak. Bu şekilde çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Bu yol, bölgemizin yeni bir İpekyolu haline gelecek ve bölgesel barışa da hizmet edecektir. Basra Körfezi’nin ve çeperindeki ülkelerin Türkiye üzerinden Avrupa pazarına erişimini sağlayacak bu yol, tam anlamıyla bir kazan kazan projesidir” dedi.
“Barış arayışının peşini bırakmayacağız”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’nin bir gazeteciye verdiği röportajdaki açıklamalarını değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Putin’in bu açıklamalarında açık söylemem gerekirse samimiyet var. İstanbul süreci diye değerlendireceğimiz bu görüşmelerde bizler, her türlü samimi adımları attık. Bu konuda ilgili bakan arkadaşlarım Rusya tarafıyla görüşmelerini yaptılar. Biz sonuç odaklı çalıştık ancak barış bir şekilde tesis edilemedi. Fakat biz, buradan netice alamadık diye bırakıp gidemeyiz. Barış arayışının peşini bırakmayacağız. Barışın sağlanması için elimizden ne geliyorsa bunu yapmaya devam edeceğiz. İngiltere’nin eski Başbakanı Boris Johnson barış çabalarından elini çekmeden önce beraber çalışmalar yaptık, çabalarımıza devam ettik olmadı. Geçenlerde İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ziyaretimize geldi, onunla da bu meseleleri ele aldık. Sayın Putin’in bu süreç içerisinde bizimle birebir görüş alışverişi olur veya Rusya’nın ilgili bakanları burada ayrıca devreye girerlerse onlarla da bu süreci takip eder, netice almaya çalışırız. Şu ana kadar Ukrayna-Rusya savaşında barışa hizmet eden somut sonuçları biz sağladık. Esir takasından tahıl koridoruna kadar birçok önemli gelişme yaşandı. Hatta tarafları Türkiye’de birden fazla kez buluşturduk. Bunu yine yapabilir ve dış etkilerden arındırılmış, çözüm odaklı bir süreç yönetimi ile barışın kapısını aralayabiliriz. Hem Sayın Putin, hem Sayın Zelenski ile görüşmelerimizde bu arayışlarımızı sürdürüyoruz. Biz en başından itibaren adil barışın savaştan daha iyi olduğunu savunuyor ve bütün adımlarımızı bu anlayışla atmaya gayret ediyoruz. Yeter ki barışı isteyelim, oraya ulaşan bir yolu muhakkak buluruz” dedi.
“ABD ile uzlaştığımız konuların sayısı artıyor”
ABD ile Türkiye arasında son atılan adımlar neticesinde olumlu bazı gelişmelerden söz edilebileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda Kongre’deki hava olumlu. Aynı şekilde Senato’dan da olumlu sesler geliyor. ABD ile benzer düşündüğümüz ya da üzerinde uzlaştığımız konuların sayısı artıyor diyebiliriz. Şu anda olumsuz bir gidiş yok, tam aksine olumlu bir gelişme var. Bu konuyla ilgili olarak ilgili bakanlar da bizdeki muhataplarına olumlu gelişmelerin olduğunu söylüyorlar. Gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, gerek MİT Başkanı İbrahim Kalın’a, gerek Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanımız Akif Çağatay Kılıç’a bu konularda bu bilgileri veriyorlar. ‘Biz elimizden geleni yapıyoruz. Sayın Biden’ın ıslak imzalı mektubunu burada gördünüz’ diyorlar. Biz de ‘Bizim de ıslak imzalı onay belgesini gördünüz. Hepsinden öte parlamentomuzdan çıkan kararı duydunuz ve bize de teşekkür üstüne teşekkürler ettiniz. Biz bundan sonrasını sizden bekliyoruz’ dedik ve yola devam ediyoruz. Aynı şekilde İsveç Başbakanı’nın bizi arayarak bu konudaki teşekkürü, attığımız adımın olumlu istikamette gittiğinin işaretidir” değerlendirmesini yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesindeki izlenimlerinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Deprem bölgesinde yaptığımız ziyaretlerde vatandaşlarımız bize iktidarımızın onları dışarıda bırakmadığını, sözünde durduğunu ifade ettiler. Biz bölgede yapımı devam eden konutları tamamlamaya çalışıyoruz. İnşaatlar bitip konutlar tamamlandıkça da sahiplerine teslim ediyoruz. Sözümüzü tutarak benzeri görülmemiş bir inşaat seferberliğini başlattığımızı ortaya koyduk. Bunu aslında muhalefet de çok iyi biliyor. Hatay’da geçen gün muhalefetin belediye başkanlarını, genel başkanlarını halk orada yuhaladı. Meydana bile sokmadı. ‘Biz size inanmıyoruz. Siz bizi aldattınız. Şimdi utanmadan yine karşımıza çıkıyorsunuz’ dediler. Bölgede konutları, köy evlerini, ahırları peyderpey yapmaya devam ediyoruz. İnşallah bitirdikçe de bunları vatandaşlarımıza teslim ediyoruz. Konutlar altyapısıyla, üst yapısıyla güven veriyor. Depremzede kardeşlerimizi en kısa sürede güvenli, huzurlu ve dayanıklı yuvalarına kavuşturmak için gece-gündüz koşturuyoruz. Sadece ziyaret ettiğimiz beş ilimizde kuralarını çekerek hak sahiplerine teslim ettiğimiz konuk ve köy evi sayısı 31 binin üzerindedir. İnşallah iki ay içinde deprem bölgesi genelinde 75 bin konutun teslimini gerçekleştireceğiz. Takip eden dönemde de her ay 15-20 bin civarında konut ve köy evini hak sahipleriyle buluşturacağız. Böylece temel atmanın üzerinden bir sene geçmeden inşaatları bitirme sözümüzü önemli ölçüde yerine getirmiş olacağız. Yılsonuna kadar hedefimiz 200 bin evi vatandaşlarımıza teslim etmektir. Ardından bu sayıyı süratle 390 bine ulaştıracağız. Yola devam ediyoruz. Hedefimiz, halkımıza hizmetlerimizi daha etkin bir biçimde ulaştırabilmek için yerel yönetimlerde halkımızın desteğiyle çok ciddi bir başarı kazanmak. Buralarda da çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdürüyoruz.”
“Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek”
Erzincan’da meydana gelen madendeki göçükle ilgili açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burada da maalesef böylesine büyük boyutta bir heyelan yaşandı. 600 civarında madencinin çalıştığı bu yerde 9 vatandaşımız maalesef şu anda toprak altında. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. İlk andan itibaren valimiz bölgedeydi. İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya bizzat AFAD’la birlikte olaya müdahil oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar bizimle beraberdi. Yurda dönmesinin, olay yerine geçmesinin faydalı olacağını düşündük ve onu da hızlıca bölgeye gönderdik. Bugün itibarıyla İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız olayları yakından takip ediyorlar, çalışmaların koordinesini üstlenmiş durumdalar. Bu heyelanın teknik incelemeleri, soruşturmaları başladı. Soruşturmaların neticesine göre adımlar mutlaka atılacaktır. Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek” diye konuştu.
“31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır”
Son dönemde yaşanan provakatif olaylarla ilgili soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlar her dönem, her seçim öncesi maalesef yaşadığımız olaylar. Öyle veya böyle ne yaparlarsa yapsınlar her şey olacağına varacak. Şurada seçimlere iki ay bile yok. Artık geri sayım başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında çok açık, net bazı hususları ortaya koydu. Aynı kanaatleri ben de paylaşıyorum. Muhalefet özellikle mülteci meselesini gündeme getiriyor. Bunların hiçbirinden onlara ekmek çıkmaz, boşuna uğraşıyorlar. 31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır. Nasıl ki 28 Mayıs’ta bazıları silindiyse, bazıları şu anda yarım yamalak ayakta durmaya çalışıyorsa bunların neticesi de benzer olacak. Bu bakımdan biz teşkilatlarımızla yoğun bir şekilde gerek büyükşehirlerde gerek illerde, ilçelerde Cumhur İttifakı olarak çalışmalarımızı yapıyoruz. Şimdi de meclis üyeleriyle ilgili çalışmaları arkadaşlarımız Ankara’da genel başkan vekillerimiz ile birlikte yürütüyorlar. İnşallah biz de kendilerine katılacağız. Malum benim Samsun mitingim var. Samsun bizim için çok çok önemli. Ondan sonra Giresun, Ordu mitinglerimizi yapacağız. Böylece Karadeniz’i şöyle bir toparlayalım istiyoruz” dedi.
“FETÖ ile mücadelemiz bitmiş değil”
FETÖ’yle irtibatlı olduğu gerekçesiyle ihraç edilen 450 hakim ve savcının göreve iadesiyle ilgili konuşan Erdoğan, “FETÖ denen bu şer şebekesinin, terör yapılanmasının belini kırdık. FETÖ bataklığını kuruttuk ancak sinekleri temizleme işimiz daha devam ediyor. Biz FETÖ’nün iç yüzünü anlatmaya, onlarla her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Mücadelemiz bitmiş değil. Son kukla da Türkiye’ye zarar veremez hale getirilene kadar devam edeceğiz. Yüzlerindeki değişik maskeleri yırtıp atıyoruz ve bunlar böylece meydana çıkıyor. Her kılığa giren bu iradesiz şarlatanların ensesinde olacağız. Fakat Danıştay’ın aldığı bu karara da sessiz kalmamız mümkün değil. Nasıl ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bazı garip kararlarda Cumhur İttifakı olarak tepkisiz kalmıyorsak, bunda da sessiz kalamayız. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum. Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor. Mesela Anayasa Mahkemesi bir de BTK’yla ilgili bir karar almış. Hani bunun neresinden gireceksin? Nasıl böyle bir karar alınır? Biz de bu işin üzerine üzerine giriyoruz, gideceğiz. Danıştay’da da bu işin yine aynı şekilde takipçisi olacağız” diye konuştu. – ANKARA
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resmi temasları kapsamında Kahire’ye gelen Emine Erdoğan, resmi karşılama töreninin ardından Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin eşi Entissar Amer ile bir araya geldi.
Basına kapalı olarak gerçekleşen görüşmede, Gazze’ye yönelik yardımları genişletme ve insani krizi çözme noktasında yapılabilecekler değerlendirildi.
Görüşmede özellikle İsrail’in saldırıları altındaki Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinden etkilenen yetim çocuklara yönelik atılması planlanan adımlar ele alındı.
Emine Erdoğan, görüşmede, Gazze’de öksüz ve yetim kalan çocukların, ülkede kalıcı ateşkes tesis edilip, normalleşme süreci sağlanana kadar, geçici süreliğine misafir edilmesi noktasında hazır olduklarını vurguladı.
Emine Erdoğan, Gazze için tüm ülkelerin güçlerini birleştirmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Entissar Amer de ziyaretin Mısır halkını çok sevindirdiği dile getirerek, 2023 yılı Kasım ayında Emine Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen Filistin İçin Tek Yürek Zirvesi dolayısıyla tebriklerini iletti. Ayrıca Gazze’ye yönelik insani yardımlar hakkında bilgi verdi.
Görüşmede Emine Erdoğan’a Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Entissar Amer’e de Mısır Sosyal Dayanışma Bakanı Nevine el Kabbaj eşlik etti.
Emine Erdoğan’dan Mısır Kızılayı’na ziyaret
Görüşmenin ardından Emine Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanının eşi Entissar Amer ile İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ilk anından itibaren Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nda gönüllü yardım faaliyetleri yürüten Mısır Kızılayı ve Hayat Karima – Onurlu Yaşam Vakfı’na ziyarette bulundu.
İlk olarak Mısır Kızılayı’nı ziyaret eden Emine Erdoğan çalışmalara ilişkin bilgi aldı ve Gazze’ye yapılan yardımlara ilişkin tanıtım filmini izledi.
Ziyaret sonunda Emine Erdoğan, Entissar Amer, Bakan Göktaş ve aynı zamanda Mısır Kızılayı Başkanlığı görevini de yürüten el Kabbaj, Türk Kızılay Başkanı Fatma Meriç Yılmaz ve Mısır Kızılayı personeliyle fotoğraf çektirdi.
“Uçak ve gemilerle 7 bin tonun üzerinde yardım malzemesi Gazze’ye ulaştırıldı”
Ziyarete ilişkin sosyal medya hesabından da paylaşımda bulunan Emine Erdoğan, Mısır Kızılayı’nın faaliyetleri ve Gazze için organize edilen yardımlarla ilgili bilgi aldığını belirtti.
7 Ekim’den bu yana Mısırlı kurumların ve sivil toplum derneklerinin insani yardımları Filistinlilere ulaştırma gayretlerini takdirle karşıladıklarını dile getiren Emine Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bugüne kadar Mısır Kızılayı ile eş güdüm halinde ülkemizden uçak ve gemilerle 7 bin tonun üzerinde yardım malzemesi Gazze’ye ulaştırıldı. Türkiye’de de çok sayıda sivil toplum kuruluşumuz, AFAD ve Türk Kızılayı vasıtasıyla Mısırlı STK’larla ve Mısır Kızılayı’yla işbirliğiyle tedarikte bulunuyor. Türkiye olarak, her türlü ihtiyaç içindeki Gazze’ye yardımların aralıksız devam etmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Gazze’ye yardımlarda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.”
Emine Erdoğan’dan Gazze’ye “Sizi çok seviyoruz” mesajı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, daha sonra Mısır Cumhurbaşkanının eşi Entissar Amer ile 2019’da Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin Mısır kırsalındaki köyleri kalkındırmaya yönelik başlattığı Onurlu Yaşam Projesinin ardından kurulan Hayat Karima -Onurlu Yaşam Vakfı’na geçti.
Vakfa gelişinde alkışlarla karşılanan Emine Erdoğan, yetkililerden yürütülen çalışmalarına ilişkin bilgi aldı. Gazze’ye yönelik yapılan yardımların anlatıldığı Türkçe tanıtım filmini izledi.
Daha sonra vakfın yardımlarının toplandığı depoyu ziyaret eden Emine Erdoğan, Gazze’ye gönderilmek üzere hazırlanan gıda kolilerini inceleyerek, bilgi aldı.
Emine Erdoğan, Entissar Amer ile hazırlanan gıda kolilerinden birinin üzerine “Sizi çok seviyoruz.” mesajını yazarak, imzaladı.
Lider eşleri, görevli personellerle fotoğraf çektirmesinin ardından, vakıftan alkışlarla ayrıldı.
Emine Erdoğan, ziyarete ilişkin sosyal medya hesabından şunları kaydetti:
“Entissar Amer Hanımefendi’nin himayesinde kırsal ve yoksul kesimlerin kalkınmasına destek olan Hayat Karima Vakfı’nı ziyaret etmekten mutluluk duydum. Vakıf çatısı altında bilhassa kadın, çocuk ve yetimlerin yaşam koşullarını iyileştirmek için yürütülen faaliyetler hakkında kıymetli bilgiler edindim. Bununla birlikte Vakfın, savaşın başlamasıyla beraber Mısır ve Gazze arasındaki Refah sınır kapısında geniş bir gönüllü ekibiyle hazır bulunan ilk kuruluş olduğunu öğrenmek de ayrıca memnuniyet verici. Yardımların eş güdümünde çalışan tüm gönüllüleri ve vakıf yetkililerini yürekten tebrik ediyorum.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 yıl sonra resmi ziyaret kapsamında geldiği Mısır’ın başkenti Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi il baş başa ve heyetlerarası görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Cumhurbaşkanı es-Sisi’nin nazik davetine icabetle uzun bir sürenin ardından yeniden Kahire’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şahsına ve heyetine gösterilen hüsnü kabulden ötürü Sisi başta olmak üzere tüm Mısırlılara teşekkür etti.
Dün yaşanan maden kazası nedeniyle Erzincanlılara geçmiş olsun dileklerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özel bir maden ocağında dün yaşanan toprak kaymasında maalesef 9 işçimiz toprak altında kaldı. 9 kardeşimizi arama kurtarma çalışmaları çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri Bakanımız ile Enerji Bakanımızı Erzincan’a gönderdik. Biz de kendilerinden düzenli olarak bilgi alıyoruz. Bölgede 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere 827 uzman personel bulunuyor. Ayrıca 626 araç, 32 iş makinası, 97 aydınlatma kulesi, 6 drone, 44 jeneratör ile özel donanıma sahip diğer araçlar kaza sahasındaki çalışmalara destek veriyor. İşçilerimize ulaşıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Rabb’im ülkemizi her türlü kazadan, beladan, afetten korusun diyorum” dedi.
“Ticaret ve ekonomi iş birliğimizin lokomotifini oluşturuyor”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır ile bin yılı aşan, iç içe geçmiş ortak bir tarih ve kültüre sahip olduklarını söyledi. Bu köklü mirastan aldıkları güçle, Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkartma gayretinde olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu gördüklerini dile getirdi.
Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’ni cumhurbaşkanları seviyesine taşıdıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Değerli kardeşimi, Konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret, inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır. Ticaret ve ekonomi, iş birliğimizin lokomotifini oluşturuyor. Bugünkü istişarelerimizde ticaret hacmini kısa süre içinde 15 milyar dolara çıkarmak için mutabık kaldık. Ayrıca 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarımızı da artırma kararlılığındayız. Görüşmelerimizde bu yönde atabileceğimiz ilave adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Savunma sanayi çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz bir diğer alandır. Mısır, savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısırla güç birliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum. LNG, nükleer ve yenilenebilir enerji alanında iş birliğimizi geliştirme imkanlarını da değerlendiriyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır ile turizm, eğitim ve kültür alanlarında da mevcut bağları daha da kuvvetlendirmek adına gayret sarf edeceklerini belirtti. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü’nün dünyada Türkçe kurslarına en fazla ilgi gösterilen şube konumunda olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz yıl 22 bin Mısırlı öğrencinin Türkçe öğrenmek üzere kurslara kayıt yaptırmasının memnuniyet verici olduğunu ifade etti.
“Netanyahu yönetimi katliam politikasını pervasızca sürdürüyor”
Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramının Sisi ile görüşmelerinin ilk sırasında yer aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail saldırılarında ekseriyetle çocuk ve kadın, 28 binden fazla Filistinli kardeşimiz şehit edildi, 70 bine yakın Filistinli masum yaralandı. Savaşta dahi dokunulmaması gereken camiler, kiliseler, hastaneler, okullar, Birleşmiş Milletler binaları bombalandı. Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor” dedi.
Gazze’de ateşkesin bir an evvel tesisi ve insani yardımların engelsiz bir şekilde Gazze’ye sevkinin Türkiye’nin öncelikleri arasında olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizden bugüne kadar uçak ve gemilerle 34 bin tonun üzerinde yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Yardımların ulaştırılmasında Mısır makamlarının desteğini burada özellikle ifade etmek istiyorum. Mısır Kızılay’ına, Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanlığına ve ilgili tüm Mısır kurumlarına teşekkür ediyorum” dedi.
“Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilemez”
Türkiye’nin insani yardımlarının yanı sıra refakatçileri dahil 700’den fazla Filistinli’nin, tedavileri için Mısır üzerinden Türkiye’ye getirildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gazze içinde bir sahra hastanemizin tesisi için uzmanlarımız çalışıyor. Hastanenin en kısa zamanda faaliyete geçmesi noktasında Mısırlı kardeşlerimizin desteğine güveniyoruz. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler bizler için yok hükmündedir. Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Mısır’ın bu konudaki dirayetli ve kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan uzak durmalıdır. İslam dünyası, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplum, sonu soykırıma varacak böyle bir çılgınlığa izin vermemelidir. Gazze’de akan kanın durması için Mısırlı kardeşlerimizle iş birliği ve dayanışma halinde olmaya devam edeceğiz. Orta vadede Gazze’nin yeniden toparlanması ve imarı için de Mısır’la birlikte çalışmaya hazırız” dedi.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüşmelerinde, Libya, Sudan ve Somali’deki meseleleri değerlendirme fırsatı da bulduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu üç kardeş ülkenin birliğine, beraberliğine, toprak bütünlüğüne ve huzuruna desteğimiz tamdır” dedi.
Afrika’da, Orta Doğu’da veya başka yerlerde asla çatışma, gerilim, kriz görmek istemediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu amaçla bölgemizde barış ve istikrarın tesisi için Mısır’la temaslarımızı her seviyede artırma kararlılığındayız” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortak basın toplantısının ardından, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi tarafından heyeti onuruna verilen resmi yemeğe katıldı. – KAHİRE
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Mısır’ın başkenti Kahire’de, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantılarının Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin Ortak Bildiriyi imzaladı. İki Cumhurbaşkanı daha sonra ortak basın toplantısına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Türkiye-Mısır ilişkilerine ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretinde olduklarını belirterek “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şu ifadelere yer verdi;
“Sayın Cumhurbaşkanının nazik davetine icabetle uzun bir sürenin ardından – ki 12 yıl – yeniden Kahire’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen hüsnükabulden ötürü Cumhurbaşkanı Sayın Sisi başta olmak üzere tüm Mısırlı kardeşlerimize yine şahsım ve heyetim adına teşekkür ediyorum.
“İŞÇİLERİMİZE ULAŞINCAYA KADAR ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”
Görüşmelerimizin detaylarına geçmeden evvel, dünkü kazadan dolayı Erzincanlı kardeşlerime buradan geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Özel bir maden ocağında dün yaşanan toprak kaymasında maalesef 9 işçimiz toprak altında kaldı. Bu 9 kardeşimizi arama kurtarma çalışmaları çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri Bakanımız ile Enerji Bakanımızı Erzincan’a gönderdik. Bizde kendilerinden düzenli olarak bilgi alıyoruz. Bölgede 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere 827 uzman personel bulunuyor. Ayrıca 626 araç, 32 iş makinası, 97 aydınlatma kulesi, 6 dron, 44 jeneratör ile özel donanıma sahip diğer araçlar kaza sahasındaki çalışmalara destek veriyor. İşçilerimize ulaşıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizi her türlü kazadan, beladan ve afetten korusun diyorum.
İLİŞKİLERDE YENİ BİR DÖNÜM NOKTASI
Değerli basın mensupları, Mısır ile bin yılı aşan iç içe geçmiş ortak bir tarih ve kültüre sahipsiz. Bu köklü mirastan aldığımız güçle Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretindeyiz. Aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu görüyoruz. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır.
TİCARET HACMİ HEDEFİ 15 MİLYAR DOLAR
Ticaret ve ekonomi, işbirliğimizin lokomotifini oluşturuyor. Bugünkü istişarelerimizde ticaret hacmini, kısa süre içinde 15 milyar dolara çıkarmak için mutabık kaldık. Ayrıca 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarımızı da artırma kararlılığındayız. Görüşmelerimizde bu yönde atabileceğimiz ilave adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Savunma sanayi, çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz bir diğer alandır. Mısır savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısır ile güç birliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum.
LNG, nükleer ve yenilenebilir enerji alanında işbirliğimizi geliştirme imkanlarına da değerlendiriyoruz. Turizm, eğitim ve kültür alanlarında mevcut bağları daha da kuvvetlendirmek adına gayret sarf edeceğiz. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü, dünyada Türkçe kurslarına en fazla ilgi gösterilen şube konumundadır. Geçtiğimiz yıl 22 bin Mısırlı öğrencinin kurslara kayıt yaptırması memnuniyet vericidir.
ATEŞKES VE YARDIMIN GAZZE’YE ULAŞMASI ÖNCELİKTİR
Değerli basın mensupları, Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramı gündemimizin ilk sırasında yer aldı. İsrail saldırılarında çoğunluğu çocuk ve kadın 28 binden fazla Filistinli kardeşimiz şehit edildi, 70 bine yakın Filistinli masum yaralandı. Savaşta dahi dokunulmaması gereken camiler, kiliseler, hastaneler, okullar, Birleşmiş Milletler binaları bombalandı. Netanyahu yönetimi, işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor. Ateşkesin bir an evvel tesisi ve insani yardımların engelsiz bir şekilde Gazze’ye sevki önceliğimizdir. Ülkemizden bugüne kadar uçak ve gemilerle 34 bin tonun üzerinde yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Yardımların ulaştırılmasında Mısır makamlarının desteğini burada özellikle ifade etmek istiyorum. Mısır Kızılayı’na, Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanlığı’na ve ilgili tüm Mısır kurumlarına teşekkür ediyorum.
GAZZE’DE SAHRA HASTANESİ TESİSİ
İnsani yardımlarımızın yanı sıra refakatçileri dahil 700’den fazla Filistinli kardeşimizi tedavileri için Mısır üzerinden ülkemize getirdik. Gazze içinde bir sahra hastanemizin tesisi için uzmanlarımız çalışıyor. Hastanenin en kısa zamanda faaliyete geçme noktasında Mısırlı kardeşlerimizin desteğine güveniyoruz. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler, bizler için yok hükmündedir. Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilmez. Mısır’ın bu konudaki dirayetli ve kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan uzak durmalıdır. İslam dünyası, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplum, sonu soykırıma varacak böyle bir çılgınlığa izin vermemelidir. Gazze’de akan kanın durması için Mısırlı kardeşlerimizle işbirliği ve dayanışma halinde olmaya devam edeceğiz. Orta vadede Gazze’nin yeniden toparlanması ve imarı için de Mısır’la birlikte çalışma hazırız.
Kıymetli kardeşlerim, Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşmelerimizde Libya, Sudan ve Somali’deki meseleleri değerlendirme fırsatı bulduk. Bu üç kardeş ülkenin birliğine, beraberliğine, toprak bütünlüğüne ve huzuruna desteğimiz tamdır. Biz ne Afrika’da ne Ortadoğu’da ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerinde çatışma, gerilim, kriz görmek asla istemiyoruz. Bu amaçla bölgemizde barış ve istikrarın tesisi için Mısır ile temaslarımızı her seviyede artırma kararlılığındayız. Sözlerime son verirken Sayın Cumhurbaşkanına nazik ev sahipliği için bir kez daha teşekkür ediyorum.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce kendisiyle ilgili “Halkının yüzde 52 oyunu almış olan bir Mursi’yi ve arkadaşlarını cezaevine mahkum eden bir anti demokratla karşı karşıya gelmem, onunla aynı masada oturmam” dediği Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi ile görüşmek üzere 14 Şubat’ta Mısır’a gidiyor. Erdoğan en son Başbakanlığı döneminde, 17-18 Kasım 2012 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ile görüşmek üzere Kahire’yi ziyaret etmişti.
ANKA’nın edindiği bilgiye göre; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 14 Şubat’ta Mısır’a gidecek. Erdoğan 12 yıl sonra ilk kez gideceği Mısır ziyaretinde, daha önce hakkında “darbeci”, “anti demokrat” gibi ifadeler kullandığı Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi ile görüşecek. Erdoğan en son 17-18 Kasım 2012’de Başbakan iken dönemin Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ile görüşmek üzere Kahire’yi ziyaret etmişti.
Mursi’nin “Ak Parti 4.Olağan Kongresi”ne katılmak üzere 30 Eylül 2012 tarihinde Ankara’ya yaptığı ziyaret, Mısır’dan Türkiye’ye Cumhurbaşkanı düzeyindeki son ziyaret olmuştu. Mursi, Kongre’den sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Çankaya Köşkü’nde bir araya gelmişti.
Dönemin Savunma Bakanı Sisi liderliğindeki Mısır ordusu, 3 Temmuz 2013’te yönetime el koymuştu. Müslüman Kardeşler’in 2011’de kurduğu Özgürlük ve Adalet Partisi’nin Başkanı olan ve seçimle iş başına gelen Muhammed Mursi, askeri darbenin ardından görevinden alınıp hapse atılmıştı. Erdoğan, Mursi’ye darbe yapan Sisi’ye tepki göstermişti.
Türkiye’nin Kahire Büyükelçisi Hüseyin Avni Botsalı 23 Kasım 2013 tarihinde Mısır tarafından “istenmeyen adam” ilan edilmiş ve 29 Kasım 2013 tarihi itibarıyla Mısır’ı terk etmesi istenmişti. Aynı gün Dışişleri Bakanlığı, Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Abderahman Salaheldin’in “istenmeyen adam” ilan edildiğini ve ilişkilerin maslahatgüzar seviyesine indirildiğini açıkladı. 4 Temmuz 2023 tarihine kadar diplomatik ilişkiler maslahatgüzar seviyesinde yürütüldü.
“MURSİ’Yİ VE ARKADAŞLARINI CEZAEVİNE MAHKÜM EDEN BİR ANTİ DEMOKRATLA AYNI MASADA OTURMAM”
Erdoğan, 13 Mart 2019’da Türkiye Diyanet Vakfı 5. Uluslararası İyilik Ödülleri Tevcih Töreni’nde, Avrupa Birliği ülkelerinin Sisi’nin davetine katılmalarını eleştirerek; “Samimi olsaydınız, gerçek demokrat olsaydınız böyle bir idam mekanizmasını çalıştıran ülkenin davetine icabet etmezdiniz. Beni, Sisi ile çok barıştırmak isteyenler var asla kabul etmiyorum, etmem de. Neden? Halkının yüzde 52 oyunu almış olan bir Mursi’yi ve arkadaşlarını cezaevine mahkum eden bir anti demokratla karşı karşıya gelmem, onunla aynı masada oturmam” demişti.
İki ülkenin Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, 4-6 Mayıs 2021’de Kahire’de ve 7-8 Eylül 2021’de Ankara’da olmak üzere istikşafi görüşmeler yaptı. 1 Haziran 2022’de ise Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, İslam Kalkınma Bankası’nın yıllık toplantısına katılmak için Kahire’ye gitmişti.
İLK TOKALAŞMA KATAR’DA
Erdoğan, 20 Kasım 2022 tarihinde FIFA 2022 Dünya Kupası’nın açılış töreni için gittiği Katar’ın başkenti Doha’da Sisi ile ilk kez görüşmüştü. 7 Şubat’ta Erdoğan’ı arayarak Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle ‘geçmiş olsun’ dileğinde bulunan Sisi, 28 Mayıs seçimlerinin ardından da yeniden seçilen Erdoğan’ı arayarak tebrik etmişti.
Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri ise, 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin ardından 27 Şubat’ta Adana’ya gelerek Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmüştü. 18 Mart 2023’te ise Çavuşoğlu, Şükri’nin daveti üzerine Kahire’ye gitti. Çavuşoğlu’nun ziyareti 10 yıl sonra Türkiye’den Mısır’a Dışişleri Bakanı düzeyindeki ilk ziyaret olmuştu. 13 Nisan 2023 tarihinde Ankara’ya gelen Şükri, Çavuşoğlu ile bir araya gelmişti.
10 Eylül 2023 tarihinde, G-20 Liderler Zirvesi’ne katılmak üzere Yeni Delhi’ye giden Erdoğan, burada Sisi ile görüşmüştü. Erdoğan Sisi ile ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi için gittiği Riyad’da da (11 Kasım 2023) bir araya gelmişti.
22 Temmuz 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Büyükelçi atama kararları ile Türkiye’nin Kahire Büyükelçiliği Maslahatgüzarı olan Salih Mutlu Şen Büyükelçi olarak atandı. Mısır’ın Ankara Büyükelçisi olarak atanan Amr Soliman Abdelmeguid el-Hamamy 27 Eylül 2023 tarihinde güven mektubunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunmuştu. Büyükelçi Şen ise 17 Aralık 2023’te Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’ye güven mektubunu sunmuştu.
]]>