???????Osmanlı döneminde, küçük bir kıvılcımla başlayıp, ahşap evler, rüzgar ve dar sokakların da etkisiyle devasa alevlere dönüşen yangınlar, İstanbul’un birçok yerinin yeniden inşa edilmesine de neden oldu.
İmparatorluk, bu felaketle mücadele için cami avlularına ve kamusal alanlara su depoları inşa ederek, yangına erken müdahale etmenin yollarını aradı. Cami avlularına yapılan su depoları, yangın başladığında alevleri söndürmenin en hızlı ve etkili yolu haline geldi. Şehrin stratejik noktalarına yerleştirilen havuzlar, yangınlarla mücadelede önemli rol oynadı.
??????? Fatih Sultan MehmetVakıf Üniversitesinde (FSMVÜ) Kültürel Mirasın Korunması ve Yönetimi Programı’nda yüksek lisans yapan, tarih mezunu Arzu Ulaş, araştırma projesini Osmanlı’dan kalan İstanbul’daki yer altı yapıları üzerine gerçekleştirdi. Ulaş, çalışmasında Osmanlı döneminde alevlerle mücadelede önemli bir yeri olan yangın havuzlarına yer verdi. Ulaş’ın çalışması “Osmanlı Belgeleri Işığında İstanbul Yer Altı Yapıları” başlığında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kitap haline getirilerek yayımlandı.
6 tanesi bugüne ulaşamadı
Ulaş’ın tek tek gidip incelediği Ayasofya, Sultanahmet, Şehzade, Fatih, Süleymaniye, Pertevniyal Valide Sultan, Hekimoğlu Ali Paşa ve Gazi Atik Ali Paşa camilerinin avluları ile Fatih’teki Babıali bahçesindeki yangın havuzları bugüne kadar varlığını sürdürerek tarihe tanıklık yapıyor.
Yeni, Nuruosmaniye ve Laleli camilerinin avluları ile Salkımsöğüt, Kumkapı ve Beyazıt’taki yangın havuzları ise yapılaşma, bakımsızlık gibi nedenlerle bugüne ulaşamadı. Bu havuzlar, bulundukları alanlara binalar, yeşil alan, yol ve meydanların yapılmasıyla kayboldu.
Kent hafızasına kazandırılmalı
AA muhabirine konuşan Arzu Ulaş, Osmanlı’nın şehrin mimari dokusunu bir anda küle çeviren yangınla mücadelede aldığı en büyük tedbirlerden birinin su temini olduğunu söyledi.
Suyu depolamak ve ihtiyaç halinde en yakın yangın yerine ulaştırmak amacıyla selatin camileri ve kilise bahçelerine, kamusal alanlara ve meydanlara yangın havuzları inşa edildiğini anlatan Ulaş, “Osmanlı arşiv belgeleri, kaynaklar ve haritaları inceleyerek tarihi yarımada bölgesinde 15 yangın havuzu tespit ettim. Bunların yapıldığı yerleri gidip incelediğimde günümüzde 9 tanesinin varlığını sürdürdüğünü gördüm, 6 tanesi ise kayıp. Ayasofya, Sultanahmet, Şehzade, Arap, Fatih ve Süleymaniye camilerinin yangın havuzları günümüzde var.” ifadelerini kullandı.
Ulaş, Osmanlı döneminde inşa edilen yangın havuzlarının kent hafızası için önemli kültür varlıkları ve su mimarisinin önemli yapıları olduğunun altını çizerek, “Yangın havuzları, yarı gömülü veya tamamı yer altında olmak üzere yer altı yapıları olarak sayılabilir. Geçmişte yangınlara karşı inşa edilmiş yangın havuzlarının kent hafızasına tekrar nakşedilmesi için belki yerleri tanıtım afişleriyle belirtilebilir.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(MANİSA) – Çevre Gönüllüleri Derneği, Manisa’nın Kula ilçesinde bulunan UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ndeki Jeopark yakınlarında kurulması planlanan jeotermal kaynak arama projesine tepki gösterdi. Dernek adına konuşan Sebahattin Argaç, “İlimizin tümünün su ihtiyacı Gediz Havzası’nın yeraltı sularından karşılanmaktadır. Bu tesisler açılırsa içme sularımız bozulacak, Alaşehir, Kula, Salihli, Ahmetli ve Urganlı’daki kaplıca ve maden suyu kaynaklarının verimi düşecektir” dedi.
Manisa’nın Kula ilçesinde bulunan ve UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Jeopark yakınlarına açılmak istenen jeotermal sondaj kuyusu ile ilgili Kulalı çevre gönüllüleri bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.
Kula’da toplanan Çevre Gönüllüleri Derneği adına konuşan Sebahattin Argaç, şunları söyledi:
“Dünyanın en verimli tarım alanlarından biri Gediz Havzası’dır. Kula ilçesinde yapılmaya çalışılan düzenlemelerin oluşturacağı kötü etkiler hakkında bilgi vermek istiyorum. Kapitalist düzen, Türkiye’nin ilk ve tek jeoparkı seçilen Kula’yı bir çöp alanına çevirmeye ve vahşi jeotermal enerjinin etkilerini düşünmeden, para hırsıyla tüm halkımızı rahatsız edecek hastalıklara yol açacak, tarımı bitirecek, gelecekteki nesillere kötü bir miras bırakacak düzen kurmaya çalışılmakta. Bu etkiler, ilçemizi yaşanamayacak bir sanayi kentine dönüştürme çabasıdır. Düşünün ki Aydın ve Alaşehir’de bu tesislerden kurulu, ancak yerin 2 bin metre altından çıkan buharla enerji üretmek için geri dönüşüm sağlanamadığından tarım bitmiş. Aydın’da kanser ölüm oranı yüzde 42 ile dünyanın birinci sırasını almıştır. Bu oran dünyada yüzde 16, Türkiye’de yüzde 18’dir. Manisa bir tarım kenti olarak üzüm, pamuk, zeytin, badem, ceviz üretiminde Türkiye’de öncüdür. Ayrıca ilimizin tümünün su ihtiyacı Gediz Havzası’nın yeraltı sularından karşılanmaktadır. Bu tesisler açılırsa içme sularımız bozulacak, Alaşehir, Kula, Salihli, Ahmetli ve Urganlı’daki kaplıca ve maden suyu kaynaklarının verimi düşecektir.
“Aynı şahıs daha öncesinde de girişimde bulunmuştu”
Biliyor musunuz bugün ÇED raporu gerekli değildir diye yazı almaya çalışan Ahmet Bozkurt isimli şahıs, 2020 yılında aynı yerdeki sondaj kuyuları ile ilgili ‘ÇED gerekli değildir’ kararını Çevre İl Müdürlüğü vasıtasıyla almış, ancak Manisa 2. İdare Mahkemesi’nin 2020/186 esas nolu kararı ile hatta temyiz incelemesinden de geçen kararla ‘ÇED raporu gerekli değildir’ kararının oy birliği ile iptaline karar verilmiştir. Bilirkişi incelemesi olarak seçilen beş profesör oy birliği ile bu iptali destekleyici karar vermişlerdir. Ancak ne yazık ki aynı şahıs, koordinatların birkaç yüz metre ilerisinde aynı kuyuları ısrarla açmak istemektedir. Kesinleşmiş mahkeme kararına rağmen Çevre İl Müdürlüğü talebi işleme almış ve ÇED gereksizdir raporunu bir yolla almak istemektedir. Ancak mahalle muhtarlarımız itiraz kayıtla işlemi reddetmişlerdir. Yazı kaymakamlıktan geri gitmiştir. Acaba bizi oyalamaya mı çalışmaktalar? Artık parası olan her istediğini yapmanın bir yolunu bulsun mu? Kula çöp olmayacak, Kula bu tesislere izin vermeyecek, Kula mirasçılarına temiz bir yaşam alanı bırakacak var mıyız? Hepimiz Kula sevdalısı olarak elimizden geleni yapmaya hazır mıyız?”
Sosyal Haklar Derneği Soma Temsilciliği adına Hülya Kaya da “UNESCO tarafından Dünya Mirasları Listesi adı altında bulunan Kula’daki jeoparktayız. Bu jeopark JES projeleri ile yok edilmeye çalışılıyor. Bu projelerin karşısındayız. Bu ekosistemin bozulmasına izin vermeyeceğiz. Bu alanın tahribatına izin vermeyeceğiz” dedi.
]]>
UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısı Karatay Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. “Eylemde Uyum Yerelde Etki” temasıyla 2 gün süren toplantıda kültür ve çevre odaklı üst düzey oturumlar düzenlendi. UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısı çerçevesinde ayrıca bir dizi tematik oturumlar da düzenlendi. UNESCO Miras Şehirler Ağı Toplantısı ile UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısı ve Kültürel Mirasın Korunmasında Yerel Yönetimlerin Rolü, Kültürel Miras ve Sürdürülebilir Kalkınma: Ekonomik Fırsatlar ve Zorluklar, İklim Değişikliği ve Kentlere Etkisi ve GCoM-Gap Fonu Bilgilendirme oturumları düzenlendi.
UNESCO Miras Şehirler Ağı Toplantısı
UNESCO Miras Şehirleri Ağı Oturumu’nda, Miras Şehirleri listesinde yer alan kentlerin bu yolculuktaki tecrübelerini paylaşma imkanı sağlarken, UNESCO Miras Şehirlerini yerel yönetimler, uzmanlar ve yöneticilerinden dinleme ve MEWA Bölgesi’nde yer alan bu eserleri kapsamlı bir şekilde tanıma imkanı buldu. Kültür ve miras konusunun ele alındığı panelde, Kültür ve Miras konusunun önemi vurgulanarak, yerel yönetimlerin kültür ve miras konusundaki sürdürülebilirliği konuşularak, gelecek nesillere aktarılması konuları detaylı bir şekilde ele alındı. UCLG-MEWA Kültür ve Turizm Komitesi tarafından organize edilen panelde ise üye belediyeler ile üst düzey isimler bir araya gelerek uygulama örneklerinin ve yenilikçi çözümlerin paylaşılacağı kültür ve miras konusunun kentler üzerindeki çok yönlü etkilerine odaklanacak politikalar anlatıldı.
İklim değişikliği ve kentlere etkisi
UCLG-MEWA Çevre Komitesi tarafından yürütülen panelde belediye başkanları ve kilit paydaşlarının iklim değişikliğinin kentler üzerindeki çok yönlü etkilerini tahlil etmek üzerine odaklanıldı. Panel vasıtasıyla iklim dirençliliği inşası ve sürdürülebilir kentsel kalkınmanın teşvikine yön verecek işbirlikçi çabalara ışık tutuldu. Oturumların sonuncusu ise, kentsel iklim finansmanı konusunda önemli bir aktör olan GAP Fonu’nun işleyiş mekanizmasının yanı sıra, iklim değişikliğine karşı harekete geçmeleri ve daha sürdürülebilir bir enerji geleceğine geçiş yapmaları için yerel toplulukları güçlendirmede hayati bir rol oynayan SECAP’ın bölge genelindeki uygulamalarına iyi uygulama örnekleri üzerinden anlatıldı.
Programın açılış konuşmasını yapan UCLG-MEWA Genel Sekreteri Mehmet Duman, Karatay’da gerçekleştirilen toplantının yerel yönetimlerin güçlendirilmesine, kentlerin daha sürdürülebilir ve daha yaşanabilir hale gelmesine katkı sağlayacağını belirtti.
“Karatay’ın modern yönünü geliştirirken geleneksel yapıyı koruyoruz”
Toplantının hayırlara vesile olmasını dileyen Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca; konuşmasında Karatay Belediyesi’nin ilçe genelinde hayata geçirdiği hizmetler, yatırım ve projeler hakkında bilgi verdi. Başkan Kılca, Karatay Belediyesi olarak hayata geçirecekleri her proje ve yatırımın kendilerini küresel hedeflere ulaştıracağına vurgu yaparak, “Selçuklu payitahtı ve Dar-ül Mülkü Konya’mız binlerce yıllık tarihi ile medeniyet mirasını yarınlara taşıyan kadim bir merkezdir. Karatay’ımızda bu merkezin güzelliklerini, ruhunu ve duygusunu her bir karışında yaşayan ve yaşatan bir ilçedir. Bizler Hazreti Mevlana’nın tüm dünyaya yayılan hoşgörü ikliminin tam merkezinde görev yapıyoruz. Bu topraklar derin bir geçmişe, köklü bir maziye sahiptir. Bu miras bizim belediyecilik anlayışımızın ve çalışmalarımızın da vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Karatay’da modern şehirleşmeyi inşa ederken, geleneksel yönünü koruyan, duygusu ve dokusunu kaybetmeyen kültür ve turizm gücünü geliştiren bir şehir modelini ilmek ilmek işliyoruz. Karatay dev yeşil kuşaktan oluşan parklarıyla, cazibe merkezi haline gelen lavanta ve gül bahçeleriyle, termal tesisleriyle, sosyal alanlarıyla, kafeleriyle, kütüphaneleriyle, gençlik ve spor merkezleriyle, güçlü ulaşım ağıyla, spor okullarıyla, üretim tesisleriyle, güneş enerji santralleriyle, toplu konut hamleleriyle, düzenli şehirleşmesiyle gelişimini hızla sürdürmektedir. Bu gelişimi sağlarken geçmişle bugünü bağlayan köprüleri yeniden ihya eden projelerimizi de bir bir hayata geçiriyoruz” şeklinde konuştu.
“Kültürel mirasımıza vefa duygusuyla sahip çıkıyoruz”
Karatay’da gerçekleştirilen kültürel yapılara dair faaliyetleri de katılımcılarla paylaşan Başkan Kılca, “Şehrimizin merkezine bize miras olarak bırakılan geleneksel yapılarımızı restore ederek yaşatıyoruz. Bu noktada 800 yıllık Selçuklu mirası olan Obruk Kervansarayını müze ve otel konseptiyle hemşehrilerimizin hizmetine sunuyoruz. Karatay her köşesi de yeni heyecanlara tarihi sırlara ve yerlere sahip kadim ilçemizin bir başka durağı da Savatra Antik Kenti. Burada Karatay Belediyesi olarak Büyükşehir Belediyemiz ve Selçuk Üniversitemiz ile birlikte 2021 yılından bu yana arkeolojik çalışma yürütüyoruz. Şu anda antik kenti tiyatro alanı ve mozaiklerin önemli bir bölümünü gün yüzüne çıkardık. Kadim Karatay’ımızın güzelliklerini korumaya, mirasımız olan geleneksel yapılarımızı yarınlara taşımaya devam ediyoruz” diye konuştu.
Çevre projelerinden de bahseden Hasan Kılca doğa ve çevreyi korumak için önemli çalışmaları hayata geçirdiklerini belirterek bu konuda teknolojinin tüm gelişmelerini takip ettiklerine değindi.
Hasan Kılca Filistin’de yaşanan zulme tepki gösterdi
Filistin’de yaşanan zulmü lanetleyen Başkan Hasan Kılca şöyle devam etti: “Kundaktaki bebeği dahi öldürecek kadar gözü dönmüş, vicdanı kör olmuş devlet demeye bin şahit isteyen bir yapı var. Ne yazık ki içimiz buruk, zalim bir topluluk olan İsrail, sivil, kadın, çocuk demeden binlerce Filistinli kardeşimizi katletti ve bu katliamlarını artırarak devam ediyor. Buradan bir kez daha bu katil topluluğu lanetliyorum. Devlet demeye dilimizin varmadığı bu yapı, inanıyorum ki masum kardeşlerimizin karşısında ağır bir yenilgiye uğrayacaktır. Vatanını, ailesini, toprağını, canını inancını korumak üzere sefere çıkan kardeşlerimizin muzaffer olması için kalbimiz kardeşlerimizle atmaya devam edecek.”
“Şehirlerimizi yarınlara en yaşanabilir şekilde hazırlıyoruz”
“UCLG-MEWA tarafından belirlenen küresel amaçların yerele yansıtılması noktasında Karatay Belediyesi olarak önemli işler yaptığımıza inanıyoruz” diyen Başkan Kılca, “Bu program da yine bu amaca katkı sağlayacak verimli bir toplantı oldu. Şehrimize teşrifleri dolayısıyla tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum. Toplantılarımızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Şehirlerimizi yarınlara en güzel, en sağlam, en yaşanabilir şekilde hazırlamak olduğunun bilincindeyiz. Bu yolda tüm başkanlarımızla ve ekiplerimize çalışmaları için teşekkür ediyorum” dedi.
UCLG-MEVA Başkanı Tayseer Abu Türkiye’ye teşekkür etti
UCLG-MEWA Başkanı Tayseer Abu, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca’ya ev sahipliğinden dolayı teşekkür etti. Tayseer Abu, Filistin’in yaşadığı zorluklara vurgu yaparak, “Bu güzel organizasyon ve buluşma için Karatay Belediye Başkanımız Hasan Kılca’ya teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Uzun zamandır böyle bir toplantıda buluşmayı bekliyorduk. 7 Ekim olaylarından sonra bize vermiş olduğunuz destekten dolayı hepinize teşekkür ediyorum. Kendi ülkemizde buluşmak isterdik ama maalesef bunu şu an gerçekleştiremiyoruz. Kendi belediye başkanlarımızla Filistin içerisinde bile buluşamıyoruz. Türkiye’de buluşuyoruz. Dolayısıyla misafirperverliğinizden dolayı sizlere minnettarız” şeklinde konuştu.
“Konya’mızdaki toplantı teşkilatımızın gelecekteki yolunu belirleyecek”
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı (UCLG) Başkanı Uğur İbrahim Altay; Konya’da gerçekleştirilen toplantının önemine değinerek; UCLG-MEWA Yönetim Kurulunda alınan kararların teşkilatın gelecekteki yolunu belirleyeceğini aktardı. UCLG’nin çalışmaları hakkında bilgi veren Başkan Altay, “Karatay Belediyemizin ev sahipliğinde şehrimizde gerçekleştirilen UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısının bölgemizdeki yerel yönetimlerin gücünü ve iş birliğini, iş birliği yeteneğini bir kez daha tüm dünya geneline taşıyacak önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Dünyanın en büyük yerel yönetim birliği olan ve 240 binden fazla yerel ve bölgesel yönetimi temsil eden UCLG’nin başkanı olarak sahip olduğumuz bölge teşkilatlarının kendi idari süreçlerini ve kararlılıklarını verimli bir şekilde sürdürüyor olması bizler için mutluluk vericidir. Bugün burada medeniyetlere beşiklik eden Konya’mızda Orta Doğu ve Batı Asya bölge teşkilatımızın geleceği için önemli müzakerelerde bulunuyoruz. Başkanı olduğum UCLG sahip olduğu tüm bölge teşkilatları ile büyük bir ahenk içerisinde çalışarak dünyaya yerel pencereden bakan şehirlerin, küresel hedeflere giden sürece dahil olmasını amaçlayan kapsamlı bir teşkilattır. Bu doğrultuda tüm bölge teşkilatlarımızın yürütmüş olduğu bütün faaliyetler bizleri uluslararası arenada daha tanınır ve görünür hale getirmektedir. UCLG-MEWA da sürdürdüğü başarılı çalışmalarla başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm uluslararası platformlarda şehirlerin sesini duyurmaya çalışan en önemli teşkilatlarımızdan birisidir” diye konuştu.
” Gazze’nin yeniden imarı için çalışma ekibi oluşturduk”
MEVA bölgesi üyesi olan Filistin’e desteğini belirten Başkan Uğur İbrahim Altay, İsrail’in Filistin halkına yönelik olarak Gazze’de yaptığı saldırıların kabul edilemez ve insanlık dışı bir davranış olduğunu söyleyerek kınadı. Her zaman Filistin halkının yanında olacaklarına vurgu yapan Başkan Altay, “MEWA bölgesinin üyesi olan Filistinli kardeşlerimin haklı mücadelesine olan desteğimi bir kez daha yineleyerek İsrail’i uluslararası hukuk ve insan hakları açısında kabul edilemez boyutlara ulaşan soykırımını lanetliyorum. Gazze’de yaşayan insanlar temel ihtiyaçlarını karşılamada büyük zorluklar çekmekte, sağlık hizmetlerine erişimden mahrum kalmakta ve günlük yaşamlarını sürdürebilmek için mücadele etmektedirler. İsrail’in uyguladığı abluka ve askeri operasyonlar Gazze halkının yaşam şartlarını daha da kötüleştirmekte ve insani yardımların bölgeye ulaşmasını engellemektedir. Bize düşen en önemli görev Filistinli kardeşlerimize olan desteğimizi her platformda göstererek farkındalık oluşturmak, hem maddi hem de manevi olarak onların yaralarını sarmak için sorumluluk almaktır. Bu kapsamda felaket dönemlerinde elde ettiğimiz tecrübeler ışığında Gazze’nin yeniden imarı ile ilgili çalışma ekibi oluşturduğumuzu da özellikle ifade etmek isterim. Uydu fotoğraflarından, resmi imar planlarından ve haritalardan yola çıkarak Gazze’nin ihyası ve inşası için çalışmalar yapmaya devam edeceğiz. Diplomasi ve barış için şehirlerimizin uluslararası ilişkilerde aktif rol oynaması büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.
“Yerel yönetimlerin gücünü arttıracağız”
Küresel meselelerin yerel ölçekte atılacak adımlarla çözüme kavuşacağını belirten Başkan Altay, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca’ya ev sahipliğinden dolayı teşekkür ederek sözlerini şöyle tamamladı:
“Toplantıda ele aldığımız tüm konularda birlikte çalışarak yerel yönetimlerin gücünü ve etkisini arttırmak için önemli adımlar attık. Şehrimize teşrif eden tüm konuklarımıza teşekkür ediyorum. Uluslararası konularda olduğu gibi UCLG-MEWA içerisinde aktif çalışmalar yapan aynı zamanda böylesine güzel tesiste ev sahipliği yapan Karatay Belediye Başkanımız Hasan Kılca’ya ve ekibine teşekkür ediyorum. Bir teşekkürü de kurumsal yapısının oluşturulmasındaki emeklerinden dolayı Genel Sekreterimiz Mehmet Duman’a UCLG-MEWA ailesi ve başkanı olarak teşekkür ediyorum.”
“UCLG-MEWA küresel sorunlara yerel ölçekte çözüm sunuyor”
Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler, Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı (UCLG – MEWA) Yönetim Kurulu Toplantısı’nın Konya’da gerçekleştirilmesinden duyduğu memnuniyeti aktaran Konya Valisi Vahdettin Özkan konuşmasına İsrail’in Filistin’de Müslümanlara yaptığı zulme dikkat çekerek başladı. Vahdettin Özkan, “Dünya vicdanını sızlatan zulmü kınıyoruz. Filistinli kardeşlerimizin yanında olduğumuzu bizler de özellikle belirtmek istiyoruz” dedi. UCLG-MEVA’nın dünyada yaşanan sıkıntıların giderilmesinde yerel ölçekte çözüm sunduğuna işaret eden Vali Özkan, “İnsanlığın ve dünyanın maruz kaldığı riskler belli. Başta savaşlar, zulümler, iklim değişikliği, enerji sorunları, yoksullukla mücadele gibi konularda bilimsel araştırma çok önemli. Bu bilimsel sürece belediyelerin rehberlik ve öncülük etmesi kıymetlidir. İnsanların daha refah şartlarda yaşaması ve temiz enerji, ulaşım gibi mekanizmaların etkinleştirilmesi bütün insanlığın refleksi olmalıdır. İnsan haklarının hukuk güvenliğine sunmuş olduğunuz katkılardan dolayı UCLG’yi ve tüm üyelerini tebrik ediyorum” dedi.
Başkan Hasan Kılca sunum yaptı
Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler, Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı (UCLG – MEWA) Yönetim Kurulu Toplantısının ve oturumların iki günün sonunda Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca ise ilçede gerçekleştirdikleri hizmetleri ve yatırımları katılımcılarla paylaştı. Öte yandan, UCLG-MEWA üye belediye başkanları da sunum gerçekleştirdi. Program, Teşkilatın 23 Kasım 2023-31 Mayıs 2024 Dönemi Faaliyet Raporu ile bir sonraki dönemin faaliyet programının sunulması ile sona erdi.
Karatay Termal Tatil Köyü’nde gerçekleştirilen UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Toplantısı’na Konya Valisi Vahdettin Özkan, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, UCLG-MEWA Başkanı Tayseer ABU, UCLG-MEWA Genel Sekreteri Mehmet Duman, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş ve UCLG-MEWA Yönetim Kurulu Üyesi belediye başkanları ve temsilcileri katıldı. – KONYA
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World sunucularından Alican Ayanlar’ın üstlendiği panele Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, İslam İşbirliği Teşkilatı İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Şahin Mustafayev, Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aktoty Raimkulova katıldı.
Panelde konuşan IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Kılıç, eğitimin uluslararası ilişkilerde insan kalitesinin rolünü belirlemedeki önemine dikkati çekerek, “Eğitim dediğimiz şey, eğitim felsefecilerinin de dediği gibi plansız bir şey değildir.” diye konuştu.
Kılıç, “İnsanın iç eğitimi onun dış eğitiminin de beraberinde kalitesini de yükseltecektir.” şeklinde konuşarak, iç eğitimin ilkokuldan başlamak üzere bütün insanlığa öğretilmesi gerektiği kanaatinde olduğunu söyledi.
Öğrencilerin yalnızca “yüksek IQ odaklı alanlara” endekslenmemesi gerektiğini belirten Kılıç, duygusal zekanın ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Uluslararası öğrencilerin farklılıklarının, ülkemizin zenginliği olduğunu düşünüyoruz”
YÖK Başkanı Özvar da eğitim ve kültürün ülkeler arası dayanışmayı güçlendirebileceğine dikkati çekerek, bu alanda işbirliğinin toplumlar arasında dostça ilişkiler kurulması konusunda gelecek vadettiğini ifade etti.
Türkiye’deki uluslararası öğrencilere ilişkin konuşan Özvar, “Uluslararası öğrencilerin çeşitliliğinin, ülkemizin zenginliği olduğunu düşünüyoruz. Biz de onlardan öğreniyoruz.” dedi.
Özvar, kültürel yakınlığı olan ülkelerle işbirliği ve yakın ilişkiler kurulmasının “daha kolay” olduğunu kaydederek, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan gibi Türk devletleriyle ilişkilerin, kültürel, bilimsel ve teknolojik etkileşimleri etkilediğini vurguladı.
Yükseköğretim konusunda bilim diplomasisi alanında çalıştıklarını söyleyen Özvar, bu yaklaşımın yalnızca “bir öncelik değil aynı zamanda uluslararası işbirliklerini zenginleştiren yeni bir bakış açısı” olduğunun altını çizdi.
“Kültür, insanları birleştirir, bütünleştirir”
Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Raimkulova ise kültür ve eğitimin ulusların gelişimi ve refahı konusunda belirleyici iki faktör olduğunu ve zengin tarih ve kültürel mirası olan Türk devletleri için bu faktörlerin önemini vurguladı.
Raimkulova, Türk devletlerinin ortak köken, dil ve zengin kültürel miraslarının olduğunu kaydederek, “Kültür, insanları birleştirir, bütünleştirir.” dedi.
Türk Kültür ve Miras Vakfının misyonunun, söz konusu Türk kültürel mirasını uluslararası alanda korumak, tanıtmak, araştırmak olduğunu, bu alanda çalışmalar yaptıklarını aktaran Raimkulova, Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Konseyi 10. Zirvesi’nde Türk devletlerinin, dayanışmayı güçlendirme ve işbirliğini derinleştirme alanında bağlılıklarına işaret etti.
Bölgesel işbirliklerinde kültür, eğitim ve bilimin yeri
Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Şahin Mustafayev de Antalya Diplomasi Forumu’nun, mevcut bölgesel ve küresel konularda diyalogların yürütülmesi için temel platformlardan biri olduğunu ifade etti.
Mustafayev, mevcut dönemde bölgesel işbirliği girişimlerinin, kargaşalı dönemlerde diplomasinin gelişmesine ilişkin rolüne dikkati çekerek, bölgesel işbirliklerinde kültür, eğitim ve bilim aracılığıyla barışçıl ilişkiler kurulmasının önemini vurguladı.
Siyasilerin, diplomatik faaliyetlerinde stratejilerinin önemli bir parçası olarak kültür, bilim ve eğitimi öncelemesi gerektiğini belirten Mustafayev, Türk devletlerinin ortak kültürel miraslarının korunması konusunda bölgesel işbirliğinin öneminin de altını çizdi.
]]>İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Konferans Salonu’nda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca uygulanan Rekabetçi Sektörler Operasyonel Programı (CISOP) kapsamında gerçekleştirilen etkinlik, saygı duruşunda bulunulması, İstiklal Marşı’nın okunması ve tanıtım videosunun gösterimiyle başladı.
Vali ve Belediye Başkan Vekili Ziya Polat, STK ve Kafkas Üniversitesinin turizm çalışmalarına destek vermesi gerektiğini ve şehre bir bilim müzesi yapmak istediklerini söyledi.
Polat, Kars’ta turizmin her geçen gün iyiye gittiğini belirterek, “Sarıkamış otelleri yüzde 70-80 dolu, merkezdeki otellerimiz de öyle. Buralardaki otellere gelen ziyaretçilerimizin yüzündeki gülümsemeyi görmek bizi mutlu ediyor. Turizmde en iyi tanıtım insan tanıtımıdır. Buradan mutlu ayrılan insanların anlatımıdır. Bunun için insan odaklı çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Ani Ören Yeri’nin önemine dikkati çeken Polat, “Buralar, atalarımızın ilk fethettiği topraklar, Sultan Alparslan’ın ilk cuma namazını kılışı, ilk Türk camisi, ilk Türk mezarlığı, ilk Türk çarşısı, hepsi burada. Bu destinasyonlarla ilgili özel çalışmalar yapmamız gerekiyor, Ani Ören Yeri’nde müze çok güzel bir fikir, en kısa zamanda gerçekleşmesini diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Kars peyniri, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne neden girmesin?”
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öcal Oğuz da UNESCO olarak 75. yılı kutladıklarını ve Ankara dışındaki ilk etkinliği Kars’ta yapmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, “Kars peyniri, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne neden girmesin? Bunlar için çalışmak lazım. Önemli olan yereldeki faaliyetler. Yerelde çalışmazsanız ulusalda ya da uluslararası platformda ‘Bu listeye girin’ diye kapınızı çalmazlar. Bu nedenle küsmek ya da kenara çekilmek değil kapıları sonuna kadar zorlamak lazım.” diye konuştu.
SERHAT Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Nurullah Karaca da 5,5 milyon avroluk “Tarihi Kimliği ile Kars Kenti Projesi”nin yüzde 85’inin Avrupa Birliği, yüzde 15’inin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından desteklendiğini söyledi.
Karaca, şöyle konuştu:
“Proje, inşaat ve turizm olmak üzere iki bileşenden oluşuyor. Temmuz 2023’te tamamlanan inşaat bileşeni kapsamında Kars Merkez Haydar Aliyev Caddesi’nde 23 tescilli, 9 tescilsiz binanın cephe iyileştirmesi, kaldırım ve yol yenilemesi, aydınlatma ve çevre düzenleme işlemleri ile işaret ve sokak levhalarının montajı yapıldı. Ani Ören Yeri’nin koruma çitleriyle kapatılması, işaret ve levhaların konumlandırılmasıyla tanıtım işlemleri gerçekleştirildi.”
Açılış konuşmaları sonrası düzenlenen panellerde “Yöresel Gastronominin Turizme Etkisi”, “İklim Değişikliğinin Dağ ve Kış Turizmi ile Kayak Merkezlerine Etkileri ve Bu Yönde Avrupa’da Alınan Önlemler ile En İyi Örnekler” ve “Zaman ve Tarihe Yolculuk: Kars’ın Kültürel Miras ve Tarih Alanlarındaki Zenginliği” konuları ele alındı.
Programda UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Oğuz, Kars Valisi Polat ve SERHAT Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Karaca’ya UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Ankara Arslanhane Camisi’nin konu alındığı kitabı hediye etti. ???????
]]>SERRA TAYLAN
Engelli oğlu Hasan Küçük ile birlikte 2014’te Mersin’den Elazığ’a gelerek yerleşen Nuran Küçük, vefat eden eşinden kalan evin miras paylaşımı nedeniyle nüfus kayıtlarının değiştirilerek “ölü” gösterildiklerini ve bu durumu geç fark ettiklerini söyledi. Elazığ’da mahalle muhtarının yardımı ve avukat desteği sayesinde kimliklerine yeniden kavuşan Nuran Küçük ve oğlu bu kez de geçim sıkıntısı ve hastalıkla mücadele ediyor. Yüzde 73 engelli olan oğluna 2 bin 800 lira engelli maaşı bağlandığını belirten anne Küçük, oğlunun bir an önce tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.
Eşinin ölümü üzerinde 10 yıl önce Mersin’den Elazığ’a taşınan Nuran Küçük ve oğlu Hasan Küçük senelerce resmi kayıtlarda ölü olarak gösterildiklerini öğrendiler. İddiaya göre akrabaları tarafından resmi kayıtlarda “ölü” olarak gösterilen anne ve oğul; para çekmek için gittikleri bankada bu gerçeği öğrendiler. Bu olayın miras kavgası nedeniyle yaşandığını anlatan Nuran Küçük, muhtarın da desteği ile kimliklerine kavuştuklarını ancak oğlunun obezite, ileri derece tansiyon ve zihinsel hastalığının ise devam etmesi nedeniyle yetkililerden yardım istedi.
“MİRAS DAVASI GİBİ BİR NEDENLE ÖLÜ GÖSTERMİŞLER”
Konuyla ilgili olarak Mahalle Muhtarlığı Azası Celal Cirit şunları söyledi:
“Bunlar 10 yıl önce Mersin’den Elazığ’a gelmiş yoksul bir aile. Dışarda kalmışlar, köprü altında yatmışlar kimsesiz bir şekilde. Daha sonra muhtarımız sağ olsun kendilerini gördü mahallemizde yaşayabilecekleri 1-2 göz yer yaptılar. Ondan sonra burada yaşamaya başladılar. Daha sonra aileleri bunları Tarsus’ta miras davası gibi bir olay nedeniyle ölü göstermişler. Kadının kendi ailesi. Muhtarımız sağ olsun ailenin mağduriyetini gerekli yerlere bildirerek nüfusta kaydını tekrardan yaptırdı. Şu anda çok şükür bir maaşları da var artık. Muhtarımız yardımcı oluyor yardımlardan faydalanıyorlar. Maaşlarını alma konusunda da ben yardımcı oluyorum. Her ayın 26’sında taksi ile götürüyorum. İnsanlarımız sağ olsun yardımcı oluyorlar. Maaşlarını alıyorlar şu anda 5 bin 800 liralık maaşları var. Hasan Küçük’ün de engelli maaşı var, 2 bin 800 lira. Hasan Küçük rahatsız obezite hastası. İhtiyaçlarını biz karşılıyoruz. Gün oluyor bisikletim var gidiyorum iki kere üç kere ihtiyaçları için. Miras davası konusunda bir avukat tuttular. Şu anda bir sıkıntıları yok. Olay çözüldü. Sürekli olarak korkuları var gelecekler falan diye. O aile geldi kapıdan görüşüp gittiler. Şu an en büyük mağduriyetleri çocuğun sağlık problemleri. Aynı zamanda çocuğun engelli maaşı sadece bir yıllık süre ile bağlandı. Korkuları, bu kesilirse ne yapacağız, nasıl geçineceğiz diye düşünüyorlar. Neden bu maaş bir yıllık bağlandı kendisine ben de anlamadım. Annesi orada kurula götürmüş hiç haberleri yoktu bize raporun yüzde 35 verildiğini söylediler. Bir gün hastaneye giderek araştırdık. Gidip görüştük kurulla raporu getirdik ki yüzde 73. Muhtarım sağ olsun dedi ki git al yoksa almasaydık o rapor da öyle giderdi belki. Kimseleri yok yani. Bizler burada yardımcı olmaya çalışıyoruz.”
“BEN ÖLÜRSEM ANNEM NE OLACAK?”
Hasan Küçük şunları söyledi:
“2016 yılında bizi öldü gösterdiler, Tarsus’ta oldu. Beni de annemi de ölü gösterdiler. Akrabalarımız bizi ölü gösterdiler. İkimize bir ev kalmış. Bize kalan miraslardan bir çöp vermediler. Ne bir yatak, ne bir eşya, ne bir şey. Mal almayalım diye yapılmış. Yaşadığımızı ispatlamak için dava açtık, bir şey olmadı. Yeni kimliklerimiz var ama mallarımızı alamadık. Allah razı olsun onun bunun verdiklerini yiyip içerek hayatımızı sürdürüyoruz. Obezite hastalığım var. Devletimizden yardım bekliyorum tedavim için. Zar zor kalkabiliyorum. Bana annem bakıyor. Bize mal düşüyordu en az 6-7 milyon değerinde mal vardı verselerdi bize. Beni hastaneye yatırsınlar. Ben kalkamıyorum sizler de gördünüz. Ben insanım. Geçen gün düştüm, çay dahi içemiyorum. Bir iki gün yatmak istiyorum hastanede. Randevu vermiyorlar. Anneme bir şey olsa ben ne yapacağım? Bana bir şey olsa annem ne yapacak?”
“EŞİMDEN KALAN MALI VERMEDİLER”
Nuran Küçük ise, “Eşimden kalan mal vardı ama vermediler. O yüzden bizi ölü gösterdiler. Kaynanam ve üvey kız kardeşim bir olarak benim mirastan pay almamam için beni ve oğlumu 2016 yılında ölü gösterdiler. Ben eşim öldüğünden beri burada yaşıyorum çocuğumla birlikte. Beni ölü gösterdiler. Kimliğimizi yeni çıkarttık” dedi.
]]>
Viyana’da yaşayan 31 yaşındaki Engelhorn, 50 Avusturyalıdan oluşacak ekibin, bu paranın nasıl dağıtılacağını kararlaştırmasını istiyor.
“Bana çok büyük bir servet, yani güç miras kaldı ve bunun için hiçbir şey yapmam gerekmedi” diyen Engelhorn ekliyor: “Üstüne üstlük devlet bundan vergi de istemiyor”.
2008 yılında miras vergisini kaldıran Avusturya, mirastan ve ölüm işlemlerinden vergi almayan az sayıda Avrupa ülkesinden biri.
Engelhorn’sa bunun adil olmadığını savunuyor.
Marlene Engelforn, Alman kimya ve ilaç şirketi BASF’ın kurucusu Friedrich Engelhorn’un soyundan geliyor ve büyükannesi Eylül 2022’de öldüğünde ailesinin serveti Marlene’e kaldı.
Amerikan Forbes dergisi, büyükanne Traudl Engelhorn-Vechiatto’nun servetinin yaklaşık 3,8 milyar euro olduğunu hesaplamıştı.
Marlene Engelforn’sa henüz mirası devralmadan önce, kendisine kalacak paranın yüzde 90’ını bağışlamayı planladığını açıklamıştı. Engelhorn’a ne kadar miras kaldığı ve 25 milyon euronun mirasın yüzde kaçına denk geldiğiyse bilinmiyor.
Kendisini “doğuştan piyango kazanmış” biri olarak tanımlayan Engelforn açıklamasında “Siyasiler işlerini yapmıyor ve zenginliği yeniden dağıtmıyorsa, ben de kendi servetimi kendim dağıtmak zorunda kalırım” dedi:
“Birçok insan tam zamanlı işlerde çalışmalarına rağmen ay sonunu zor getiriyor, çalışarak kazandıkları her bir euro için vergi ödüyorlar. Bu durumu siyasetin bir başarısızlığı olarak görüyorum. Eğer siyasiler başarısızsa, o zaman vatandaşlar kendileri çözüm bulmalı”.
“Yeniden dağıtım” ekibi nasıl seçilecek?
Miras dağıtım ekibine katılmak üzere gönderilen davet mektupları, Çarşamba günü Avusturya genelinde rastgele seçilmiş 10 bin adrese ulaşacak.
Ekibe katılmak isteyenler internet ya da telefon yoluyla kayıt yaptırabilecek.
Bu kişiler arasından 50 kişi ve 15 yedek seçilecek. Bu 50 kişi içinde 16 yaş üstü olması koşuluyla her yaş grubundan, sosyal statüden ve farklı geçmişlerden gelen insanlar olacak.
Ekip üyelerinden “toplumun geneline faydalı olabilecek çözümlere katkıda bulunmaları” istenecek.
Ekip Mart’tan Haziran’a kadar Salzburg’da akademisyenler ve sivil toplum örgütleriyle bir dizi görüşme yapacak. Ekip üyelerinin seyahat masrafları karşılanacak ve toplantılara katıldıkları her hafta sonu için kendilerine 1200’er euro ödeme de yapılacak.
Marlene Engelhorn yapılacak bu toplantıların “demokrasi için bir hizmet” olduğunu ve bu nedenle katılımcıların bu hizmetleri karşılığında ödeme alması gerektiğini savunuyor; “Veto yetkim olmayacak. Varlığımı bu 50 kişinin hizmetine sunacağım ve onlara güveneceğim”.
Peki ekipten geniş çapta desteklenen bir karar çıkmazsa ne olacak? O zaman para Engelhorn’a geri dönecek.
Avusturya’nın miras vergisini kaldırmasının üzerinden 16 yıl geçmiş olsa da bu hala tartışmalı konu.
Sosyal Demokratlar verginin geri getirilmesini istiyor, hatta bunu bu yıl yapılacak seçimler sonrası kurulacak olası bir koalisyon hükümetine katılım şartı olarak sunuyor.
Şu an iktidar koalisyonunda bulunan Muhafazakar Parti ve Yeşil Parti’yse, miras vergisinin geri getirilmesine karşı çıkıyor.
]]>