Trendyol Süper Lig’in 4. haftasında oynanan Bodrum FK maçında 2-0’lık galibiyet elde eden Göztepe’de, Djalma Silva gösterdiği performansıyla beğenileri topladı. 16. dakikada Romulo’ya asist yapan Brezilyalı futbolcu, 41. dakikada da farkı ikiye çıkran golü kaydetmeyi başardı. Sarı-kırmızılı formayla 4 maça çıkan 29 yaşındaki sol bek, bu süreçteki ilk gol ve asist katkısını vermiş oldu. Göztepeli taraftarlar da sosyal medyada yaptıkları yorumlarla Djalma Silva’nın galibiyetin mimar isimlerinden birisi olduğunu vurgularken, gösterdiği performanstan dolayı da çok etkilendiklerini dile getirdi.
Öte yandan yaz transfer döneminde Güney Kıbrıs Rum ekiplerinden AEL Limassol’den transfer edilen Djalma Silva, sarı-kırmızılılar ile 1+1 yıllık sözleşme imzalamıştı. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkan Büyükkılıç, Mimar Sinan’ın vefatının 436’ncı yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç mesajında, “Mimariye adeta hayat veren Mimar Sinan’ı rahmet ve minnetle anıyorum” dedi.
Sadece bulunduğu coğrafyaya değil, fetihler dolayısıyla geniş bir coğrafyaya mimari alanda katkı sağlayan Kayseri’nin Ağırnas Mahallesi doğumlu Mimar Sinan, vefatının 436’ncı yıl dönümünde hatırlanarak rahmetle yad ediliyor. Bu kapsamda Mimar Sinan’ı daha iyi tanıtmak ve anlatabilmek için projeler ortaya koyan Başkan Dr. Memduh Büyükkılıç yönetimindeki Büyükşehir Belediyesi, koca Sinan’ın doğduğu mahallede sıra dışı anma etkinliği düzenlemişti.
Mesajında, Kayseri Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, Kayseri Valiliği ve Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde gerçekleştirdikleri ‘Kayseri’de Sinan Zamanı’ başlığı altında köy okulları duvarlarının, sanatçı ve çocukların katılımıyla eşsiz deha Mimar Sinan’ın eserleriyle süslenen etkinlikten bahseden Büyükkılıç, “Büyükşehir Belediyemiz öncülüğünde, Kayseri Valiliğimiz ve Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz iş birliğinde eşsiz dehamız koca mimarımız, Mimar Sinan’ımızı elimizden geldiğinde anmaya, çocuklarımıza ve kamuoyuna anlatmaya, tanıtmaya çalıştık. Şükürler olsun güzel bir etkinlik de oldu” dedi.
Başkan Büyükkılıç, Mimar Sinan’ın halka, insanlığa, tarihe, mimariye ve gönüllere dokunan bir isim olduğunu belirterek, “Medeniyetimize, insanlığa böylesine hizmet etmiş olan 98 yaşında vefat eden büyük usta, ömrünün son yıllarına kadar çalışan, Selimiye Camii gibi muazzam bir eseri, ustalık eserini ortaya koyan, insanlığa hizmetten kaçınmayan bir duruş sergilemiş, hepimize örnek olmuş bir değerimiz olmuştur. Halka, insanlığa, tarihe, mimariye ve gönüllere mal olmuştur. Biz de onun izinde, yolunda olmakta, onun ufku ve ülküsü doğrultusunda hizmet etmek durumundayız. Rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyoruz, mekanı, makamı cennet olsun” ifadelerinde bulundu.
“Duyguyla gönlümüzdedir, düşünce ve bilimi ile aklımızdadır”
Mimar Sinan’ın, Kayseri’nin ve Türk İslam medeniyetinin maddi mimarlarından olduğu gibi aynı zamanda manevi mimarlarından da olduğunu dile getiren Büyükkılıç, “Yapılar inşa ederken, o yapıların sanatını, estetiğini konusuna göre, hizmet alanına göre tasarlayan süsleyen bu unutulmaz deha, o maddi yapının bir de manevi tarafı olduğunu bize nakışlarla, desenlerle, kavislerle hatırlatmakta, onu da vurgulayarak, altını sanatlıca çizmektedir. Bu yönüyle de hem maddi hem de manevi manada bizim mimarımızdır. Duyguyla gönlümüzdedir, düşünce ve bilimi ile aklımızdadır, örnek şahsiyeti ve hayatı ile de ahlakımızda, yaşantımızdadır” düşüncelerine yer verdi.
Mesajının sonunda Başkan Büyükkılıç, aradan geçen 436 yıla rağmen hala gerek mimari eserleri ile gerek ortaya koyduğu sanatı ve ahlakı ile gerekse örneklik teşkil eden hayatı ile yaşantımızda büyük bir yer tutan ve her geçen gün önemini arttıran Mimar Sinan’ın gönüllerde yaşadığını kaydederek, bu yönüyle yaşamını sürdürdüğünü sözlerine ekledi. Bu vesile ile Büyükkılıç, Mimar Sinan’ı, vefatının yıl dönümünde rahmetle, saygıyla ve minnetle andığını yineledi. – KAYSERİ
]]>Çelik yapıya sahip olan, üstten bakıldığında nokta gibi görünen, iç bölümünde tavanında ay ve yıldız şeklinde aydınlatma bulunan, 24 metre çapı günün 24 saatini simgeleyen camide aynı anda 1110 kişi ibadet edebiliyor.
Sıra dışı mimarisiyle dikkati çeken caminin mimarlığını üstlenen Yüksek Mimar Ali Tarık Paksoy, AA muhabirine, ibadethanenin şeklinden ziyade manalarıyla farklı olduğunu söyledi.
İnsanların ibadet için geldikleri caminin tefekkür etmelerini sağlayacak ögelerle bezendiğini belirten Paksoy, şöyle konuştu:
“Camimizin planı tam bir daire formunda, noktasal bir yapıya sahip. Bu camiye yukarıdan baktığımızda insanoğlunun kainatta bir nokta, bir zerre kadar küçük olduğunu anlaması gerektiğini belirten bir formda. İki yarım kubbeden biri geçici dünya hayatını anlatırken altın rengindeki diğer kubbemiz de ahiret hayatını temsil ediyor. Yani Allah’ın rızasını kazanacak bir hayat geçirdiğimizde altın değerindeki ahiret yurduna geçeceğimizi bize temsil eden bir mimari forma sahip.”
İbadethanenin 12 penceresinin bulunduğunu bildiren Paksoy, güneşin konumuna göre içerideki gölgenin yönünün değiştiğini anlattı.
Paksoy, caminin bir hayat saati gibi yani insanın hayatının akıp geçtiğini temsil eden, insanın dünyada ömrünün geçip gittiğini düşünmesini, tefekkür etmesini sağlayan bir yapıya sahip olduğunu vurguladı.
“Cami halılarının 3 boyutlu görüntüsü var”
Babasultan Camisi’nin iç bölümünde tavanın ortasında Allah lafzının bulunduğu bilgisini veren Paksoy, şunları kaydetti:
“Camimizin girişinde 7 basamak bulunmakta. Bu da namaz emrinin verildiği Miraç Gecesi’nde Peygamber Efendimiz’in çıktığı 7 kat semayı temsil ediyor. İnsanlar camiye geldiğinde Allah’ın huzuruna çıkacaklarını tefekkür edebilmeleri için o 7 basamağı çıkıyorlar. Bu basamakları çıkarken de bodrum katların pencereleri gözükmekte. Burada ‘Ey insanoğlu sen yer üstünde yaşarken yerin altında da bir hayat olacak, bunu da unutma’ diye bir gönderme var. Cami halılarının 3 boyutlu görüntüsü var. İleriye doğru yükselen bir basamak hissi veriyor. Bu da ön saflara doğru geçildikçe derecenin arttığını temsil ediyor. Üzerinde Allah lafzı bulunan tek minare de Allah’ın birliğini simgeliyor.”
Yüksek Mimar Paksoy, camiyi görenlerden olumlu mesajlar aldıklarını belirterek, mimarisi farklı olan camilerin daha çok ilgi çektiğini söyledi.
Babasultan Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Hasan Sabır da 2017’de bu alanda bulunan aynı isimli caminin 180 kişilik olduğunu ve yenilemek için yola çıktıklarını belirtti.
Sabır, o camiyi yıkıp alanı genişleterek farklı bir ibadethaneyi ilçeye kazandırmak istediklerini kaydederek, “Bize göre çok güzel bir cami oldu. Böyle bir eser ortaya çıktığı için mutluyuz. Yapımı yaklaşık 5 yıl sürdü. Yola çıkarken de rutin bir cami formunda olmasını istemedik. Başta mimarımıza ve görevli tüm arkadaşlara teşekkür ediyoruz. 2,5 kattan oluşan cami 1100 kişi kapasiteli oldu. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.” diye konuştu.
]]>Açılışta konuşan MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Handan Elçi, üniversitenin kuruluşundan bu yana sanat, mimarlık ve tasarım alanında ülkenin geleceğini şekillendirdiğine dikkati çekerek, “Bu kurum 142 yıldır hiç yolunu saptırmamış bir kurum.” dedi.
Elçi, serginin kurumun hafızasının birinci bölümü olduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Gezeceğiniz sergi, kurumun hafızasının 4’te biri. Toplanan, düşünülen ve metine dönüştürülen hafızanın 4’te biri sergileniyor. Bu sadece bir parça. Serginin ikinci bölümünde sırada 1950’den sonra yepyeni bir kuruluş, yeni bir mimari anlayış, yeni bir eğitim programı, üniversite oluncaya kadar geçirdiğimiz dönem var. Bunun ardından onun sergisini yapacağız. Bunları elbette kitaplaştırarak geleceğe de bırakacağız.”
“Hiçbir şekilde bir araya gelmeyen bu ürünler bu sergide bir araya geldi”
Serginin küratörlerinden Prof. Dr. Mehmet Sinan Niyazioğlu, Cumhuriyet’in 100. yılı kapsamında böyle bir çalışmaya imza attıklarını belirterek, şu bilgileri verdi:
“MSGSÜ, geç Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve günümüze ulaşabilen ilk ve tek sanat kurum. Bu sergi kapsamında müzenin sergi salonlarında bulunan eserler, deposunda derin bir uykuda bulunan eserler, bu kurumun eğitimcilerinin ve mensuplarının yayınlamış olduğu yayınlar, Halil Ethem Eldem’in, Zeki Kocamemi’nin, Nazimi Yaver Yenal’ın zamanında tasarlamış olduğu teşhir masaları ve bantlar, hepsi sessizce bekliyorlardı. Kendi kendilerini anlatmak istiyorlardı ve bir araya geldiler. 1882’den 1948’e kadarki yangın sürecini anlatmak istediler, izleyicilerle buluşturdular, bizleri çalıştırdılar. Hiçbir şekilde bir araya gelmeyen bu ürünler bu sergide bir araya geldi.”
Küratör Doç. Dr. Yasemin Nur Erkalır da 1987’de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde resim kursu almaya başladığını ve müzeyle o zaman tanıştığını dile getirerek, “Bugün burada hep beraber olmak benim için çok büyük bir onur. Teşekkür ederim.” ifadesini kullandı.
Üniversitenin Mimarlık Fakültesi’nden küratör Prof. Dr. Nezih R. Aysel ise MSGSÜ’nün 142 yıl önce büyük umutlarla kurulduğuna işaret ederek, “Bugüne kadar hep ülkenin sanatına, mimarlığına bir şekilde iz bıraktı. Benim izlediğim kadarıyla ilk kez güzel sanatlarla birlikte ülkenin ve okulun tarihini (bu sergide) yan yana sergiledik. Umarım mimarlık ve sanat birlikteliğini yaşam boyu sürdürür.” değerlendirmesini yaptı.
Sergi hakkında
Osman Hamdi Bey tarafından 1882’de Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla kurulan, uzun süre Güzel Sanatlar Akademisi olarak devam eden, bugün ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne dönüşen Türkiye’nin ilk sanat okulunun uzun tarihçesi “Temsil ve Hafıza” sergisinde izleyiciye sunuluyor.
Cumhuriyet’in 100. yılı ve üniversitenin 142. kuruluş yılı kapsamında hazırlanan sergi, 1948’de kurum hafızasına darbe vuran yangındaki kırılmaya kadarki döneme odaklanıyor ve sergiyi gezenlere bu süreçte akademililerce yürütülen “temsil” ve “hafıza” politikaları üzerinden bir okuma öneriyor.
Sergi, 4 Ağustos’a kadar İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.
]]>Japonya 2024’ün ilk gününde yaşadığı şiddetli depremi, benzerlerine göre yine çok az kayıp ve hasarla atlattı. Japonya’nın başarısının sırrının bilim, eğitim ve sıkı denetim olduğunu belirten Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Dündar, Türkiye’de ise hızlı kazanç arzusunun yıkım getirdiğini söyledi.
Yeni yıla 7.6 büyüklüğünde şiddetli bir depremle uyanan Japonya’da 128 kişi hayatını kaybetti, az sayıda bina hasar gördü. Doktora eğitimini Japonya’da yapan Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Dündar, bilimsellik, eğitim ve denetimin kayıpları en aza indirdiğini söyledi.
Prof. Dr. Murat Dündar’a göre; önemli fay kırıkları ve volkanik alanlar üzerinde kurulu olan Japonya, 1923’te yaşanan 100 binden fazla insanın öldüğü Kanto depreminden büyük dersler çıkardı. Japonya’da yapılaşmanın yönetmelik kapsamında ele alındığını belirten Dündar, Japon halkının, depremi hayatın bir parçası olarak görmeyi başardığını ve buna göre hareket ettiğini de ifade etti. Dündar, 1995 yılında yaşanan 6 bin 200 kişinin öldüğü Kobe depreminden sonra da binaların deprem sırasındaki reaksiyonlarını test eden merkezler kurulduğunu vurgulayarak, “Bu merkezlerde, belirli oranda ölçeklendirilen binalara yapay depremler uygulanıyor. Özel kameralarla donatılan yapıların saniye saniye depreme reaksiyonu test ediliyor. Önce nerede yıkım oluyor, en zayıf noktalar neresi, yıkım nasıl gerçekleşiyor, bunlar tespit ediliyor. Buna göre önlemler alınıyor” dedi.
84 YAŞINDAKİ UZMANA SINAV
Depremden korunmak için bilim ve eğitimin çok önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Murat Dündar, mimar ve mühendislerin sıkı bir eğitimden geçirildiğini ve bu sınavların ömür boyu devam ettiğini söyledi:
“Japonya’da mimarlar ve mühendisler için yapılan sınavlarda başarıya göre iki tip belge alınıyor. Alt kategoride belge alanlar, küçük yapılarla ilgili projeleri gerçekleştirebiliyor. Üst kategorideki belge alma başarısı gösterenlerse daha büyük yapılar için de proje üretebiliyor. Sınavda başarılı olamayanlar ise bu bölümlerden mezun olsalar dahi görev yapamıyor. Belge sahibi olmak bir mimar için ömür boyu yetki sağlamıyor. Mesleğe devam etmek isteyenler periyodik olarak yapılan bu sınavlardan başarıyla geçmek zorunda. Mesela, 85 yaşındaki doktora tez hocam Shigeyuki Okazaki, mesleki tecrübesi ve yaşına rağmen, mimarlık görevine devam edebilmek için geçtiğimiz yıl yetkinlik sınavına girdi.”
YAŞAM BOYU EĞİTİM
Prof. Dr. Murat Dündar, Japonya’da bilimsel çalışmaların yanında, toplumda da deprem bilincinin çok önde olduğunu ifade etti. Depremle yaşama eğitiminin anaokulunda başladığını söyleyen Dündar, bu eğitimin de sürekli devam ettiğini belirtti. Depremde kimin ne yapacağının önceden planlı olduğunu vurgulayan ünlü mimar, Japonya’da kaldığı süreçte yaşadığı şu örneği verdi:
“Benim bulunduğum sitede herkesin bir sorumluluğu vardı. Ben iletişimden sorumluydum. Kimi insanları yönlendirmekten sorumluydu kimi de lojistikten sorumluydu. Bu planlama en küçük yönetim olarak hane ile başlıyordu. Bina, site, mahalle olarak devam ediyordu. Sürekli zorunlu deprem tatbikatları yapılır, bu tatbikatlara katılmayanlara para cezası uygulanır. Toplanan bu paralarla ise tatbikatlara katılanlar ödüllendirilir.”
HATA YAPANI TOPLUM CEZALANDIRIYOR
Japonların işlerini çok ciddiye aldıklarını belirten Prof. Dr. Dündar, denetim yapacak olan kurumların belli yetkileri bulunduğunu, inşaatların her aşamasında sıkı bir denetleme gerçekleştiğine dikkat çekti. Dündar, deprem konusunda en ufak hata yapan firmaların affedilmediğini belirterek, toplumun bu firmalardan uzak durduğunu ve iş yapmayarak cezalandırdığını da söyledi.
Murat Dündar’a göre, ülkemizde deprem yönetmeliklerinde bir eksiklik bulunmuyor ancak uygulamalarda bazı aksaklıklar yer alıyor. İnşaatın her aşamasında denetim firmalarının daha aktif görev alması gerektiğini belirten Dündar, “Denetim firmalarının bakanlık tarafından atanması doğru ancak bu firmalara ceza yetkisi de verilmesi gerekiyor. Sahada ortaya çıkan dolaylı para ilişkisinin tamamen kesilmesi gerekiyor. Üniversiteden mezun olan mühendis ve mimarların denetim imza yetkisi bir sınava tabi tutulmalı. Tecrübesiz denetmenler hata yapabilirler” dedi.
HIZLI KAZANÇ ARZUSU YIKIM GETİRDİ
6 Şubat depremi sonrası Japonya’dan gelen bir heyetle depremde yerle bir olan Hatay’da incelemelerde bulunan Prof. Dr. Murat Dündar, yıkılan binaların bazılarının yeni olduğunu gözlemlediklerini belirtti. Yapım aşamasında ciddi işçilik hataları yapıldığına dikkat çeken Dündar, özellikle binaların hızlı imal edilme çabasının, betonda sorunlar yaşattığını, demir bağlamalarında hatalara sebep olduğunu söyledi. Dündar, bunun da bazı müteahhit firmalarının yatırımlarını hızlı kazanca çevirme isteğinden kaynaklandığını ifade etti.
GÜÇLENDİRME YAPILMALI
Beklenen İstanbul depremiyle ilgili de görüşlerini dile getiren Prof. Dr. Murat Dündar, bir binanın kullanım ömrünün yaklaşık 60 yıl olduğunu belirterek, “Depremde yıkılması beklenen bazı binalar 20-30 yıllık. Aralarında daha yeni binalar da var. Ülkemizin ekonomik gerçekliğini düşününce bütün binaların yıkılarak yeniden yapılması mümkün değil. Bu binalar uzmanlarca incelenerek güçlendirilebilir. Bu şekilde binalar daha az maliyetlerle daha güçlü hale getirilebilir” dedi.
]]>