11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kayseri’de Abdullah Gül Üniversitesi (AGÜ) mezuniyet törenine katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından törenin açılış konuşmasını yapan AGÜ Rektörü Prof. Dr. Cengi Yılmaz, “Tarih boyunca ve tüm dünyada üniversitelerin birbirleri ile olan rekabetlerinde en belirleyici faktör ne kadar köklü bir üniversite oldukları ve bununla bağlı olarak mezun sayılarıdır. Bir üniversitenin en değerli varlıkları ve rekabet gücü mezunlarıdır. Yıllar içerisinde birikmiş ne kadar çok mezununuz varsa, mezunlarınız ne kadar etkili pozisyonlar elde etmişlerse ve üniversiteye bağlılıkları ne kadar güçlüyse o derece güçlü bir üniversite olursunuz. AGÜ henüz 14 yaşında bir üniversite olarak ve toplam bin 292 mezunu ile çok önemli rekabet faktörü açısından kritik eşiğin henüz biraz gerisinde. Zaman içerisinde mezunlarımız arttıkça ve mezunlarımızla bağlılığımızı koruduğumuz müddetçe bu çok kıymetli gücü etkin kullanmaya başlayacağız. Ancak bugünün şartlarında bile genç ve yeni nesil bir üniversite olarak ülkemizin en saygın üniversiteleri arasında yer aldığımızı ve uluslararası alanda da yüksek marka gücü olan bir yüksek eğitim kurumu haline geldiğimizi mutlulukla değerlendiriyoruz. Bu gerçek artık bütün uluslararası uzmanlar ve derecelendirme kuruluşları tarafından kabul ve tescil edilmiş durumdadır” ifadelerini kullandı.
“Bugünlerde dünyanın en önemlisi konusu ekranlarda bazen gözyaşı, bazen büyük bir üzüntüyle izlediğimiz Filistin’deki katliamlar”
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, üniversitelerin kamunun vicdanı olduğunu söyleyerek, “Üniversite aslında kamunun vicdanıdır. Bütün toplumun rahatsızlıkları, bütün toplumun öne çıkardığı konular üniversitelerde başlar. Sadece kendi ülkesinde değil, bütün dünyayla ilgili. Bugünlerde dünyanın en önemli konusu ekranlarda bazen gözyaşı, bazen büyük bir üzüntüyle izlediğimiz Filistin’deki katliamlar. Bugün dünyanın en büyük üniversiteleri ayağa kalkıyor. Yönetimleri, idarecileri ve devlet adamları Filistin’deki katliama gözlerini kapatıp, çeşitli diplomatik oyunlarla bu işi kamuoyundan saklamaya çalışırken, üniversite gençliği temiz, saf ve iyi niyetli olarak dünyanın vicdanı oluyor. Öğrenciler haftalarca üniversitelerini işgal ediyor, Gazze’deki, Filistin’deki katliamı dile getiriyorlar. Bu bakımdan üniversiteler sadece eğitim veren kurumlar değil, üniversiteler serbest fikrin olduğu, insan hakları meseleleri ile ilgilenilen topluluklardır. O bakımdan üniversiteleri diğer kurumlardan ayrı tutmamız lazım. Üniversiteler ayrıca öğrenmeyi de öğreten yerlerdir. Burada sizlere sadece bilgi şırınga edilmedi. Bilgiyi nasıl öğrenirsiniz, bilgiye nasıl ulaşırsınızı en iyi şekilde öğrettiler” diye konuştu.
“Önce iyi insan olun”
Öğrencilere nasihatlerde bulunan Gül, “Önce iyi insan olun. Ailenize değer verin. Aile bağlarınız güçlü olsun. Ülkenize ve vatanınıza bağlı olun. Doğru bir insan olarak çalışkan olun. Çalışkan olun ama ihtiraslı olun. Disiplinli olun ama acımasız olmayın. Kurnaz olmayın ama zeki olun. Bütün bunlar tüm insanlar için geçerli güzel prensiplerdir. Bunları kendinize yol edindiğinizde eminim ki doğru yerlere geleceksiniz. Kendinizi eğitmeye devam edin. Nasıl eğiteceğinizi burada öğrendiniz. Dünya o kadar hızlı değişiyor ki, bunu takip etmezseniz hemen eski kalırsınız” dedi.
Konuşmaların ardından bölüm birincisi öğrencilere plaket verildi. Törene Vali Yardımcısı Şemsettin Erkaya, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Hüseyin Beyhan, Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mehmet Büyüksimitci ve davetliler katıldı. – KAYSERİ
]]>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan ‘Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Mezunlarına Sağlanan Teşvikler ve Öğrencilere Yönelik Devlet Katkıları’ temalı iş birliği protokolünüm ardından Manisa’da, mesleki eğitim alanında eğitim alan gençlerin mezun olduğu alanda istihdam edilmesini sağlamaya yönelik çalışmaların yürütülmesi amacıyla Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Günseli Tufan ile Manisa İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, arasında iş birliği protokolü imzalandı.
İmza töreninde konuşan Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Günseli Tufan iki kurum arasında imzalanan bu protokol kapsamında, mesleki eğitim alanında eğitim alan gençlerimizin, Manisa sanayisinde niteliklerine uygun sektörlerde istihdamlarının sağlanması hedeflenerek istihdamın artırtılmasının amaçlandığını ifade etti. Bu amaçla meslek lisesi mezunu gençlerin mezun olduğu alanda düzenlenen işbaşı eğitim programına katılması halinde katılımcı gruplarına bağlı olarak günlük cep harçlıkları tutarı yüzde 30 artırımlı (850,11 TL) ödeneceğini belirten Tufan, ilk etapta Elektrik-Elektronik Teknolojisi, Makine ve Tasarım Teknolojisi, Metal Teknolojisi, Mobilya ve İç Mekan Tasarımı, Motorlu Araçlar Teknolojisi, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme, Gemi Yapımı alanlarında yer alan 537 meslekte uygulamanın başladığını, çalışmaların tamamlanmasına müteakip diğer meslek alanlarında da uygulamanın başlayacağını, imzalanan protokolün istihdama katkı sağlayarak ilimiz için hayırlı olmasını diledi.
İmza töreninde konuşan İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, “Büyük Ülke Güçlü Türkiye hedeflerimize ulaşmak için sevgili çocuklarımızı ülkemize yararlı olacak şekilde bilgi, beceri ve birikimlerle donatıp en güzel şekilde yetiştirmek ve mezun ettiğimiz her öğrencinin bir meslek sahibi olması için çalışıyoruz. Mesleki ve teknik eğitimi önemsiyoruz ve üzerinde duruyoruz. ‘Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Mezunlarına Sağlanan Teşvikler ve Öğrencilere Yönelik Devlet Katkıları’ temalı iş birliği protokolü; Elektrik Elektronik Teknolojisi, Makine ve Tasarım Teknolojisi, Metal Teknolojisi, Motorlu Araçlar Teknolojisi, Mobilya ve İç Mekan Tasarımı, Gemi Yapımı, Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme gibi mesleki eğitime katma değer katan yedi alanı kapsamaktadır. Mezun olan öğrencilerimizin eğitim aldıkları alanlarda istihdam edilmeleri bizim önceliğimizdir” dedi.
Uğurelli, mesleki ve teknik ortaöğretim mezunların çalışma hayatına katılımını desteklemek ve Mesleki ve teknik eğitimi, daha yüksek standartlara taşıma amacıyla bugün imzalanan bu protokol ile yarınlarımızın teminatı evlatlarımızın mesleki eğitimini aldıkları alanda sektörde istihdam edilmeleri, mezunlarımızın daha kolay iş bulabilmeleri ve iş yeri uyumlarının arttırılmasını sağlamak amacıyla bir adım daha attıklarını belirtti. Uğurelli, “Şehir-i Şehzade kentimiz için Milli Eğitim Bakanlığımızın ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın belirlediği politikalar çerçevesinde ilimizde eğitimin niteliği ve içeriğini yüceltecek çalışmalardan biri olan iş birliği protokolünün ilimiz ve öğrencilerimiz adına hayırlı olmasını temenni ediyorum” dedi. – MANİSA
]]>MALATYA’da 6 Şubat depremlerinin ardından kaldığı evi ağır hasar alan ve ailesiyle konteynerde yaşamaya başlayan Murat Engin (39), eğitim süresi boyunca geldiği Kayseri’deki Erciyes Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. 2007 yılında Harita ve Kadastro bölümünden mezun olup, 16 yıldır belediyede çalışan Engin, okul döneminde derslerine, konteynerde uzaktan eğitimle girdi. Engin, “Geçmişten kalan izinlerimi de biriktirerek, 4 senedir sadece okul için izin kullandım. Bundan sonraki hedefim, ‘Malatya’yı daha çabuk nasıl ayağa kaldırabiliriz, nasıl düzenleyip planlayabiliriz, daha hızlı nasıl yaşanabilir hale getirebiliriz?’ olacak” dedi.
Malatya’da yaşayan Murat Engin, 2007 yılında Harran Üniversitesi Harita ve Kadastro bölümünden mezun oldu. Engin, mezun olduktan bir yıl sonra belediyenin harita biriminde çalışmaya başladı. 2020 yılında Dikey Geçiş Sınavı’na (DGS) giren Engin, 4 yıllık Erciyes Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni kazandı. Pandemi döneminde okula başlayan Engin, ilk sınıfı uzaktan eğitimle bitirdi.
Kahramanmaraş’ta 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerde, Murat Engin ve ailesinin Malatya’da kaldığı ev ağır hasar aldı. Ailesiyle konteynere yerleşen Engin, okuluna uzaktan eğitimle kaldığı konteynerde girdi. Yıllık izinlerini de 4 yıl boyunca eğitimi için kullanan Engin, Erciyes Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. Yaşadığı süreci anlatan Engin, “16 senedir Malatya’da belediyede harita birimi personeliyim. Hayatta her zaman insanın ayağına fırsatlar gelmiyor. Gelen fırsatı değerlendirme ve gelecekte de hem belediyede yükselme hem de yıkılmış bir şehre katkı sağlamak adına tekrar planlı harita bölümünün yanında planlama bölümünde okumak istedim. Hamdolsun bitirdik. İlk depreme evde yakalandık. Binamız çökmediği için şanslı olanlardandık. Dışarı çıktık. İkinci depreme de dışarıda yakalandık. Yine hamdolsun sağdık, sağlıklıydık. Şu anda Malatya’da bir konteynerde yaşıyoruz. Ev bayağı hasar aldı zaten kiracıydım. Öyle bir evde oturmak akıl karı değildi. Evi boşalttık” ifadelerini kullandı.
‘YILLIK İZNİMİ KULLANARAK HAFTADA 3 GÜN GELİYORDUM’
İlk eğitim döneminin pandemiyle başladığını belirten Engin, “Covid-19, 2019’da başlamıştı. Ben 2020’de üniversiteye başladım. Bunu bir fırsata çevirip sınava girdim ve kazandım. En yakın olan bölge Erciyes’ti. Hem eğitimi hem üniversitenin disiplinini araştırma yapıp bilerek bir tercih yaptım. Birinci sınıfın, birinci ve ikinci dönemleri uzaktan eğitimle geçti. İkinci sınıfta teorik derslerimiz yine uzaktan eğitimle olduğu için haftada bir gün izin alıp geliyordum. Üçüncü sınıfta beşinci dönemde tüm derslerimiz yüz yüze oldu. Yıllık iznimi kullanarak haftada 3 gün geliyordum. Altıncı dönem zaten deprem oldu. Yine uzaktan eğitimle devam ettik. Son seneye gelmeden önce, üstten de ders aldığım için yedi ve sekizinci dönemde sadece proje dersi bıraktım. Bunlara da haftada bir gün katılarak tamamladım” diye konuştu.
‘KONTEYNERDE UZAKTAN EĞİTİMLE BAĞLANTI KURARAK DERSLERE KATILDIK’
Deprem döneminde eğitim sürecine değinen Murat Engin, “Deprem süresince üniversiteye uzaktan eğitimle katılıyorduk. Bu süreçte bir dönem gelmedik. Konteynerde uzaktan eğitimle bağlantı kurarak derslere katıldık. Okul, haftada bir gün olduğu ve 15 yıllık personel olduğum için yılda bir ay iznim oluyordu. Geçmişten kalan izinlerimi de biriktirerek 4 senedir sadece okul için izin kullandım. Bir gün dahi bir yere gitmedim. Tatile veya başka bir gezmek için bir izin kullanmadım. Hepsini okulu bitirme adına okula sakladım. 4 sene boyunca yıllık izinlerimin tamamını üniversiteye gelip gitmek için kullandım. 4 senede okulu bitirdim. Mimarlık Fakültesi Şehir Bölge Planlama bölümünden mezun oldum. Öncelikle katkı sağlayacaksam 16 senedir emek verdiğim kurumumda devam etmek isterim. Bundan sonraki hedefim, ‘Malatya’yı daha çabuk nasıl ayağa kaldırabiliriz, nasıl düzenleyip planlayabiliriz, daha hızlı nasıl yaşanabilir hale getirebiliriz?’ olacak. Hedeflerim bunlara iyi çalışmak ve bir şeyler başarmak olacak” dedi.
‘FIRSAT VARSA ZAMANINDA OKUMALARINI TAVSİYE EDERİM’
Fırsatı olan herkese zamanında okumalarını tavsiye eden Engin, “Okumanın yaşı yoktur derler ama her şey zamanında daha güzeldir. Fırsat varsa zamanında okumalarını tavsiye ederim. Ama hiçbir zaman da okumaktan vazgeçmesinler. 39 yaşındayım. İlk üniversitem, Harran Üniversitesi, Harita ve Kadastro Bölümü 2007 mezunuyum. 17 yıl aradan sonra Erciyes’te ikinci mezuniyetim oldu. Ben 39 yaşıma rağmen ikinci üniversitemi bitirmiş bulunuyorum. İkinci üniversitem Erciyes Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama bölümü, 2023-2024 yılı mezunuyum ve bununla gurur duyuyorum” ifadelerini kullandı.
]]>Bahçeşehir Üniversitesi’nin (BAU) 2023-2024 eğitim-öğretim dönemi mezuniyet töreni, bu yıl Ülker Sports Arena’da yapıldı. 24’üncü dönem mezunlarını veren Bahçeşehir Üniversitesi’nden, dokuz fakülte, iki yüksekokul, bir enstitü ve konservatuar bölümünden mezun olan 6 bin öğrenci, kep atma gururu yaşadı. İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törene Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, Mütevelli Heyeti üyeleri, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, senato üyeleri, öğretim üyeleri, akademisyenler ve öğrencilerin aileleri katıldı.
Özgür Özel, kızının mezuniyetine katıldı
Programa katılan ve çocuklarının mezuniyet gururunu yaşayanlar arasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel de yer aldı. BAU Hukuk Fakültesi’ni bitiren kızı İpek Özel’in töreni için salona gelen Özgür Özel’e bazı kurmayları da eşlik etti. CHP Genel Başkanı salon çıkışında, kızı İpek Özel’le çiçek verip aile büyükleriyle hatıra fotoğrafı çektirdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “Hoş geldin” diyerek konuşmasına başlayan Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, yeni mezun gençleri tebrik ederken, dünya vatandaşı olmanın önemine vurgu yaptı.
“Özgürlükten taviz vermeyin”
Öğrencilerin yapay zekaya önem vermesi gerektiğini dile getiren Yücel, özgürlük ve adaletin önemine vurgu yaparak “Adaletten sakın olarak ayrılmayın. Gücün yanında değil, hakkın ve adaletin yanında durun. Özgürlüğünüzden sakın ha bir milim de olsa taviz vermeyin. Özgür olmadığımız takdirde üretemezsiniz. Özgür olmayan toplumda üretemezsiniz. Onun için birey olarak özgürlük en büyük zenginliğimizdir” dedi.
“Kendinize güvenmekten vazgeçmeyin”
Törende konuşma yapan BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da öğrencileri tebrik ederken şunları söyledi:
“Artık önünüzde yepyeni bir sayfa var, bu sayfayı da güzellikler ve başarılarla dolduracak olan sizlersiniz. Hocalarınız ve aileleriniz olarak; dünyaya yön verecek, sorunlara çözüm bulacak ve toplumu daha iyi bir yere taşıyacak adımlar atacağınıza gönülden inanıyoruz. Sizler, sadece kendiniz için değil, aynı zamanda çevrenizdeki insanlar için de birer ilham kaynağı oldunuz ve olmaya da devam edeceksiniz. Var olan bilgi birikiminizi insanlığın hizmetine sunmak için hazır olduğunuzu biliyoruz. Unutmayınız ki başarı; sabır, dirayet ve özveri gerektirir. Hayallerinize ulaşmak için pes etmeyin, çünkü sizlerin potansiyeli sınırları zorlayacak kadar büyük. Hayatınızın geri kalanında da yeni hedefler belirleyerek yeni zirvelere tırmanacaksınız. Karşınıza çıkacak her zorluk, sadece sizin gücünüzü ve azminizi daha da artıracaktır. Kendinize güvenmekten hiç vazgeçmeyin!”
Altın beyin ödülü takdim edildi
Konuşmaların ardından bu yıl derece yapan öğrenciler açıklandı. Bu yılın okul birincisi, mutlu olacağı mesleğin öğretmenlik olacağını fark edince, okuduğu genetik ve biyomühendislik bölümünü bırakarak okul öncesi öğretmenliği bölümünü kazanarak kayıt yaptıran Hacer Dilhun Yıldız oldu. Her yıl BAU okul birincilerine verilen “Altın beyin” ödülünü Enver Yücel’in elinden alan Yıldız, üniversite birincilerinin isminin bulunduğu mezuniyet kütüğüne kendi adının yazılı olduğu plakayı çaktı.
Rektör Prof. Dr. Esra Hatipoğlu’nun hediye verdiği Hacer Dilhun Yıldız, törende bir de konuşma yaptı.
Öğretmenlik hayali için genetik bölümünü bıraktı, okul birincisi oldu
Yüzde 50 burslu kazandığı BAU Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenlik bölümünü üstün başarıyla bitiren Yıldız konuşmasında, “Ralph Waldo Emerson’ın dediği üzere ‘İz bırakabileceğiniz yerlerde yolları takip etmeyin. Bunun yerine, yol olmayan yerlere gidin ve iz bırakın.’ Kendi yollarımızı inşa edelim, kendi izlerimizi bırakalım ve dünyayı herkes için daha yaşanabilir, erişilebilir, adil kılalım. ve son olarak, bugünün anlamını ve önemini vurgulamak adına, Ulu Önderimiz ve Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözüyle kapatmak istiyorum: “En mühim ve feyizli vazifelerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin hakiki kurtuluşu ancak bu suretle olur.’ Bizler, aldığımız eğitimle, kazandığımız bilgi ve deneyimle, bu büyük sorumluluğun bilincindeyiz. Geleceğe umutla bakıyor, ülkemize ve insanlığa katkı sağlama yolunda ilerliyoruz. Tüm mezunlar adına geleceğe dair bu sözü taşıyarak, önümüzdeki zorlukları aşacağımıza ve aydınlık yarınlar için çalışacağımıza inancımız tam” diye konuştu.
Çocuk sevgisi öğretmen yaptı
Asker bir babanın ve memur bir annenin çocuğu olan Hacer Dilhun Yıldız, babasının tayinleri sebebiyle liseyi 4 farklı okulda okudu. Başarılı bir öğrencilik dönemi geçiren Yıldız, üniversite sınavında genetik ve biyomühendislik bölümünü kazandı. Okula devam ederken, asıl arzuladığı mesleğin öğretmenlik olduğuna karar verince, hayallerinin peşine düşmeye karar verdi. Ailesinin de desteğini almayı başaran Yıldız yeniden üniversite sınavına girerek Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenlik Bölümü’nü yarı burslu olarak kazandı. Çocukları çok sevdiğini ve onların hayatlarına olumlu dokunuşlarda bulunmak için öğretmenlik yapmaya karar verdiğini belirten Yıldız, sevdiği mesleğin peşine düşünce başarı da beraberinde geldi. Hacer Dilhun Yıldız, 2. Sınıfa geçince gösterdiği başarı sayesinde tam burs alarak eğitimine devam etti. Okulda bir yandan öğrenci asistanlığı yapan diğer yandan da arkadaşlarıyla TÜBİTAK’a proje hazırlayan Yıldız, bu yıl 6 bin öğrencinin içinde 3.96 puan ortalamasıyla üniversite birincisi olarak mezun oldu.
“Öğrenmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu gösterebilmek istiyorum”
Öğretmen olarak çocukların hayatlarına olumlu katkılar yapmak istediğini belirten Hacer Dilhun Yıldız “Çocuklara hayatı sevmenin, dünyayı tanımanın ne kadar güzel bir şey olduğunu, öğrenmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu gösterebilmek istiyorum. Nihai amacım da bu diyebilirim ve bunun yanı sıra ilerleyen dönemlerde eğitimde eşitlik için bir katkı da bulunabilmek isterim. Bu alanda çalışmayı da çok istiyorum” dedi.
]]>Bahçeşehir Üniversitesi’nin (BAU) 2023-2024 eğitim-öğretim dönemi mezuniyet töreni, bu yıl Ülker Sports Arena’da yapıldı. 24’üncü dönem mezunlarını veren Bahçeşehir Üniversitesi’nden, dokuz fakülte, iki yüksekokul, bir enstitü ve konservatuar bölümünden mezun olan 6 bin öğrenci, kep atma gururu yaşadı. İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan törene Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, Mütevelli Heyeti üyeleri, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, senato üyeleri, öğretim üyeleri, akademisyenler ve öğrencilerin aileleri katıldı.
CHP Genel Başkanı kızının mezuniyetine katıldı
Programa katılan ailelerin büyük heyecan yaşadığı görülürken, çocuklarının mezuniyet gururunu yaşayanlar arasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel de yer aldı. BAU Hukuk Fakültesi’ni bitiren kızı İpek Özel’in töreni için salona geldi. CHP Genel Başkanı salon çıkışında, kızı İpek Özel’le çiçek verip aile büyükleriyle hatıra fotoğrafı çektirdi.
Törende konuşma yapan BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da öğrencileri tebrik ederek, “Artık önünüzde yepyeni bir sayfa var, bu sayfayı da güzellikler ve başarılarla dolduracak olan sizlersiniz. Hocalarınız ve aileleriniz olarak dünyaya yön verecek, sorunlara çözüm bulacak ve toplumu daha iyi bir yere taşıyacak adımlar atacağınıza gönülden inanıyoruz. Sizler, sadece kendiniz için değil, aynı zamanda çevrenizdeki insanlar için de birer ilham kaynağı oldunuz ve olmaya da devam edeceksiniz” dedi.
Altın beyin ödülü takdim edildi
Bu yılın okul birincisi, mutlu olacağı mesleğin öğretmenlik olacağını fark edince, okuduğu genetik ve biyomühendislik bölümünü bırakarak okul öncesi öğretmenliği bölümünü kazanarak kayıt yaptıran Hacer Dilhun Yıldız oldu. Her yıl BAU okul birincilerine verilen “Altın beyin” ödülünü Enver Yücel’in elinden alan Yıldız, üniversite birincilerinin isminin bulunduğu mezuniyet kütüğüne kendi adının yazılı olduğu plakayı çaktı.
Hacer Dilhun Yıldız, “Eğitim hayatıma, üniversite düzeyindeki yolculuğum başka bir bölümle başladı. Genetik ve Biyomühendislik bölümündeydim. Bu bölümün bana uygun olmadığını fark ettiğimde bırakıp daha çok istediğim bir bölüme geçtim. O da okul öncesi öğretmenliği oldu. İyi ki bu kararı almışım. Çünkü bir insanın sevdiği şeyi yaptığı zaman aslında başarının da severek yapışının ve emeğinin sonuna kadar katışlarıyla beraber geldiğini görmek. Aslında bu ödülü almak beni çok mutlu ediyor. Emeklerimin karşılığını almış gibi de hissediyorum tabii ki de” dedi.
Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, “Her sene mezuniyetler bizim için çok heyecan verici bir gün oluyor. Bu sene 24’üncü mezuniyetimizi veriyoruz. Toplam 56 bin 800 mezunlara ulaştık. Her biri kendi alanlarında başarılı bir eğitim aldılar. Dünya vatandaşlığı eğitiminden tutun kendi alanlarıyla ilgili güzel güzel eğitimlerini bitirdiler, tamamladılar. Kendilerine tabii ki ister istemez son öğütleri yapıyoruz. Artık dünya sorunlarıyla ilgilenin, ülkenizin sorunlarıyla ilgilenin. Sakın onlara duyarsız kalmayın diyoruz ve kendi bölgenizde çevrenizde yapmış olduğunuz hizmetleri daima yüceltin diyoruz, iyi yapın diyoruz” ifadelerine yer verdi.
Konuşmaların ardından tören, mezun öğrencilerin hep birlikte geri sayım eşliğinde keplerini havaya fırlatmalarıyla sona erdi. – İSTANBUL
]]>40 yıllık zabıta memuru Algan, Uludağ Üniversitesi Mustafakemalpaşa Meslek Yüksekokulu Tohumculuk Teknolojisi programını 21 öğrenci arasından birincilikle bitirerek 60 yaşında yüksekokul diploması aldı. 30. dönem mezunlarını veren okuldaki iki yıllık eğitimini başarıyla tamamlayan iki çocuk babası Algan, tarımsal tohumluk üretim aşamaları hakkında yeterli niteliğe sahip olarak mezun olduğunu söyledi.
“Kara düzen üretim geride kaldı”
“Tarımda doğru bildiğimiz yanlışları 40 yıl sonra öğrendik” diyen Nedim Algan, kara düzen üretimin geri kaldığını belirterek; “Daha önce kara gürültüye çiftçilik yapıyormuşuz. Fazla tonaj almak uğruna fazla ilaç ve gübre kullanarak aslında insanların sağlığı ile oynuyormuşuz. Sağlıklı üretimin nasıl olması gerektiğini öğrendik” ifadelerini kullandı. Algan, gençlerin mesleki eğitime sahip çıkmalarını önemle vurgularken; “Gençlerimiz derslerine daha fazla katılım sağlasınlar. Bizim yaşımız artık 60 oldu ama bu ülkenin geleceği onlar” diye konuştu.
Mustafakemalpaşa’da yaşayan Zabıta Komiseri Nedim Algan, hayalini kurduğu Bursa Uludağ Üniversitesi Mustafakemalpaşa Meslek Yüksekokulu Tohumculuk Teknolojisi programını başarıyla tamamlayarak 60 yaşında mezuniyet sevinci yaşadı.
Mustafakemalpaşa Meslek Yüksekokulu 2023-2024 Akademik Yılı içerisinde diploma almaya hak kazanan öğrenciler için geniş katılımlı bir mezuniyet töreni düzenledi. Bursa’da Meslek Yüksekokulu bazında ilk bağımsız müdürlük olan kurum, 30. dönem mezunlarını verdi. İşletme Yönetimi, Muhasebe ve Vergi Uygulamaları, Pazarlama, Gıda Teknolojisi, Organik Tarım ile Tohumculuk Teknolojisi programlarında 32 yıldır meslek eğitimi veren Yüksekokul da 100 öğrenci kep atarak mezun oldu.
Yüksekokul birincisi Gıda Teknolojisi programından Buse Şenbayrakdar olurken, 40 yıllık zabıta memuru Nedim Algan da Tohumculuk Teknolojisi programını birincilikle bitirdi.
Mustafakemalpaşa Belediyesi’nde 10 yıldır görev yapan Algan, 60 yaşında diploma heyecanı yaşadı.
Kültür Merkezi’ndeki törende diplomasını ve başarı belgesini alan bölüm birincisi Nedim Algan’ın sevincine ailesi ve mesai arkadaşları da ortak oldu. Evli ve 2 çocuk babası Algan, küçük yaşlardan itibaren ailesi ile birlikte kırsal Tepecik Mahallesi’nde çiftçilikle uğraştığını, kendisinin de domates, biber, mısır, kavun ve karpuz üretimi yaptığını söyledi.
“Tarımda doğru bildiğimiz yanlışları öğrendik”
İki yıllık eğitiminin kendisi için ufuk açıcı olduğunu vurgulayan Algan; “Okula derece ve kademe için gitmiştim ama sonradan anladım ki tarımda birçok uygulamayı yanlışyapıyormuşuz. Kullandığımız ilaçlardan, gübrelerden, ürettiğimiz sebze ve meyvelerdeki kalıntılara kadar tüm yanlışları burada öğrendik. Okulun bana en büyük katkısıda bu oldu.Maddi yönden ve daha da önemlisi insan sağlığı açısındanüretimin nasıl olması gerektiğini,kalıntıların nasıl yok edileceği, nasıl sağlıklı duruma getirileceğini hocalarımızın engin bilgileri sayesinde uygulayarak öğrendik.Daha önce kara gürültüye çiftçilik yapıyormuşuz. Fazla tonaj almak uğruna fazla ilaç ve gübre kullanarak aslında insanların sağlığı ile oynuyormuşuz. Aslıda çok ilaç ve gübre kullanmadan da üretim yapılabiliyormuş” dedi.
Gençlere okula devam etme tavsiyesinde bulunan Nedim Algan; “Üzüldüğüm nokta 21 kişilik sınıfta
4 kişinin derse katılım sağlamasıydı. Gençlerimizden derslere daha fazla özen göstermelerini beklerdim çünkü aslında onların gelip dinlemesi lazımdı. Bizim yaşımız artık 60 oldu ama bu ülkenin geleceği onlar. İki yıllık meslek yüksekokulları ihtiyaç duyulan elemanların yetiştiği okullar. Bunun için çok önemli. Her yerde iş kapısı açık. Gençlere tavsiyem bu okullara sahip çıksınlar. Bu ülkenin geleceği tarımdır. Tarım olmazsa gelecek olmaz” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>MİLLİ Savunma Üniversitesi’nin (MSÜ) Kuvvet Harp Enstitüleri 14. Dönem Karargah Subaylığı Eğitimi Mezuniyet Töreni düzenlendi. Milli Savunma Üniversitesi’nden 133’ü Kara Harp Enstitüsünden, 55’i Deniz Harp Enstitüsünden, 70’i Hava Harp Enstitüsünden, 22’si Misafir Ülke Askeri personeli olmak üzere toplam 280 öğrenci Milli Savunma Üniversitesi’nden mezun oldu.
Törende konuşan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, “Bu kıymetli yuva geleceğin komutanlarını yetiştirmeye devam ederken bizler de hudutlarımızın güvenliğini sağlamasından terörle mücadeleye, mavi ve gök vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasından uluslararası barış ve istikrara katkı sunmaya kadar üstlendiğimiz tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye, ülkemizin ve asil milletimizin bekası için gece gündüz demeden çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ), Kuvvet Harp Enstitüleri 14. Dönem Karargah Subaylığı Eğitimi Mezuniyet Töreni, üniversitenin Yenilevent’teki yerleşkesinde düzenlendi. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda ilk olarak Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in mesajı okundu. 133’ü Kara Harp Enstitüsünden, 55’i Deniz Harp Enstitüsünden, 70’i Hava Harp Enstitüsünden, 22’si Misafir Ülke Askeri personeli olmak üzere toplam 280 öğrenci Milli Savunma Üniversitesi’nden mezun oldu. Törende eğitimini birinci olarak bitiren öğrenciler diplomalarını Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’nun elinden aldı. Dönem ikincilerine diplomaları 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ali Sivri tarafından verilirken, dönem üçüncüleri ise diplomalarını Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun elinden aldı. Dönem birincileri törenin ardından Yaş Kütüğüne plaka çaktı. Törende, Türkiye’de eğitim gören mezunlara diplomaları takdim edildi.
“MÜCADELE VE HUDUT GÜVENLİĞİ OLMAK ÜZERE KARARLILIKLA DEVAM ETMEKTEDİR”
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, törende yaptığı konuşmada, Türkiye’nin jeopolitik konumu, istikrarsız ve sürekli değişen güvenlik ortamının caydırıcı ve sürekli harbe hazır bir Silahlı Kuvvetlerini zorunlu kıldığının altını çizerek sözlerine başladı. Bayraktaroğlu, “Böylesine kritik ortamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ülkemiz ve asil milletimizin hak ve menfaatlerini korumak için gece gündüz demeden büyük bir azim ve kararlılıkla görevlerimizi yapmaktayız. Bu kapsamda her geçen gün gelişen savunma sanayimizin sağladığı yerli ve milli imkan ve kabiliyetlerle techiz edilen Silahlı Kuvvetlerimiz, yurdumuzun güvenliği ve bölgemizin istikrarı için başta terörle mücadele ve hudut güvenliği olmak üzere vazifesini, kararlılıkla ve başarıya davet ettirmektedir” diye konuştu.
“MİLLETİMİZİN BEKASI İÇİN GECE GÜNDÜZ DEMEDEN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Mezun olan subayları tebrik ederek sözlerine devam eden Bayraktaroğlu, “Karargah subaylığı eğitimini tamamlayan sizlerden beklentimiz şunlar olmalı, sürekli öğrenme anlayışıyla bireysel ve mesleki gelişiminizi birinci önceliğiniz olarak benimseyiniz. İlgi ve sorumluluk alanındaki bilgilerinizi geliştiriniz. Uzmanlaştığınız konularda ve tecrübelerinizde Silahlı Kuvvetlerimize en yüksek katkıları sunmanızdır. Unutmayınız ki bu coğrafyada başarılı olmak, var olmak demektir, sizlere güveniyoruz. Dost ve kardeş ülkenin kıymetli subayları; bu yuva daima sizlerin yanında olacaktır. Sizler ülkelerimiz arasındaki ilişkilerimizin geliştirilmesinde öncü olacaksınız. Sizlere her zaman gönül kapımız açıktır. Bu doğrultuda şüphesiz Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına adım attığımız bu dönemde Türkiye Yüzyılı hedeflerine kararlılıkla ilerlerken bu kıymetli yuva geleceğin komutanlarını yetiştirmeye devam ederken bizler de hudutlarımızın güvenliğini sağlamasından terörle mücadeleye, mavi ve gök vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasından uluslararası barış ve istikrara katkı sunmaya kadar üstlendiğimiz tüm görevleri başarıyla yerine getirmeye, ülkemizin ve asil milletimizin bekası için gece gündüz demeden çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
“BUGÜNE KADAR 3 BİN 123 SUBAYIMIZI MEZUN ETTİK”
Kurmaylık sistemi ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin Atatürk, Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak gibi çok üst düzey komutanların yetiştiğini ancak 15 Temmuz darbe girişimiyle sistemin ciddi yaralar aldığını söyleyen Mili Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ise, “15 Temmuz 2016’da Türkiye hain darbe teşebbüsüyle karşılaştığı zaman Silahlı Kuvvetlerimiz çok ciddi yara aldı, fakat en ciddi yarayı alan kurmay sistemimizdi. Çünkü kurmay sistemi tamamen FETÖ tarafından ele geçirilmiş, kurmay subayların yüzde 80’den fazlası FETÖ’nün elemanı olmuşlar ve darbe gününde dikkat ettiyseniz çoğu yerde kurmay subayları ve kurmay subay öğrencilerini görürsünüz.” ifadelerini kullandı.
Kurmaylık sisteminin Genelkurmay Başkanlığı ve bakanlıkla yeniden tasarlandığını vurgulayan Afyoncu, “2017 yılından itibaren kurmaylık sisteminin ilk kademesi olan karargah subaylığı eğitimi başladı ve günümüzde Silahlı Kuvvetlerdeki subaylarımızın yüzde 11’i karargah subaylığı ve komuta kurma eğitimi almış subaylarımızdan oluşuyor. Bugüne kadar 655’i dost ve müttefik ülkelerden, 3 bin 123 subayımızı Harp Enstitülerinden mezun ettik. Bu sene de ilk dönemde dahil 35’i MAP (Misafir Askeri Personel), 421’i Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu karargah subaylığı eğitiminden, 20’si MAP, 37’si Türk Silahlı Kuvvetleri Müşterek Harp Enstitüsünden, 44’ü MAP, 108’i de Silahlı Kuvvetler mensubunu kurmay subay eğitiminden mezun ediyoruz. Yani kurduğumuz sistem bakanlığımızın ve kuvvetlerimizin de desteğiyle işler hale geldi. Önümüzdeki yıllarda daha da aktif hale gelecektir. Planlandığı gibi giderse harp okullarında en az yüzde 50’si karargah subaylığı eğitiminden geçerek ordumuzda daha fazla ihtisas almış subayımıza sahip çıkacağız” diye konuştu.
]]>
BAU Global Eğitim Ağı bünyesindeki Berlin International Üniversitesi, kuruluşunun 10’uncu yıl dönümünü görkemli bir törenle kutladı. BAU Global Başkanı Enver Yücel ile birlikte törene katılan Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi Ahmet Başar Şen, “Bu üniversitenin kuruluşu, eğitim alanında Türk-Alman ikili ilişkilerinde dönüm noktasıdır” dedi.
Enver Yücel’in sahibi olduğu, BAU Global Eğitim ağı bünyesindeki tek Alman Üniversitesi olan Berlin International Üniversitesi, Alman Eğitim Senatosundan alınan akreditasyonların ardından 10 yıl önce kapılarını öğrencilere açtı. 97 farklı ülkeden bine yakın öğrenciye eğitim veren Berlin International Üniversitesi, 10’uncu kuruluş yıl dönümüne özel bir kutlama gerçekleştirdi. Üniversite kampüsünde gerçekleştirilen törene, Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Ahmet Başar Şen, BAU Global Başkanı ve Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, Berlin International Üniversitesi CEO’su Turgut Tülü, Berlin International Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yüksel Pöğün Zander, BAU Mütevelli Heyeti üyeleri, öğrenciler, mezunlar ve akademisyenler katıldı. Rektör Prof. Dr. Zander’in açılış konuşmasının ardından üniversitenin ilk mezunlarından Amara Goodwin duygularını törendekilerle paylaştı.
GLOBAL RUHUMUZA YAKIŞIR BİR AİLE OLDUK
BAU Global Başkanı ve Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel ise, “BAU Global Eğitim Ağı üyesi olan tek Alman üniversitesi Berlin International Üniversitesi’nin 10’uncu yılını kutlamak için bir aradayız. Gururlu ve mutluyuz. Geriye dönüp baktığımızda zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bir kez daha anlıyoruz. Üstelik ardımızda bıraktığımız yıllara nice başarılar sığdırmış olmak, geleceğe de heyecan ve güvenle bakmamızı sağlıyor. Geride kalan on yıl içinde her yıl adımıza yakışır şekilde global bir kurum olduğumuzu defalarca kanıtladık. Yaptığımız işlere, mezunlarımıza ve on yıla sığdırdıklarımıza bakınca geleceğe güvenmemek mümkün değil. Berlin International Üniversitesi, on yıl önce, Almanya’da yüksek öğrenim dünyasına zenginlik katmak için kazanç amacı gütmeden kuruldu. İlk yıl küçücük bir aileyken şimdi büyüdük, genişledik. 97 ülkeden yaklaşık 600 öğrencimiz var. Sayıları 500’ü bulan mezunumuz, dünyanın neresine giderse gitsin ailemizin üyesi olmaya devam ediyor. Bu büyümeye, bu genişlemeye tanık olmak çok özel. Tam da “global” ruhumuza yakışır bir aile olduğumuzu düşünüyorum” diye konuştu.
“ADIMIZI DUYURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Başkan Yücel, konuşmasının devamını şu sözlerle dile getirdi:
“Öğrencilerimizin kazandığı ödüller ve ürettiği projelerle tasarım, mimarlık ve iş dünyasına damgasını vurması da bizi gururlandırıyor. İşletme Fakültemiz, Alman üniversite sıralamalarına göre Almanya’nın en iyi fakültelerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyanın farklı ülkelerinden birçok öğrenciye eğitim yuvası olan okulumuz, 10’uncu yaşını global dünyaya uyum sağlayabilen, bilimi ve teknolojiyi rehber bilen, kültür-sanata değer veren, potansiyel ve yaratıcılıkla dolu öğretim görevlileri ve öğrencileriyle kutluyor. Ne mutlu bize.
On yıl boyunca akademik becerileri pratik becerilerle birleştirme vizyonumuz, üniversitemize rehberlik etti. Bugün 10’uncu yaşımızı kutluyorsak bu yalnızca akademik başarı değildir. Bizler, karşımıza ne çıkarsa çıksın her şeye uyum sağlama becerimizi ve kendimize inancımızı da kutluyoruz. Biliyorum ki bundan sonraki yıllarda da başarımızı, çağı yakalama becerimizi, uyumlanma yeteneğimizi kat be kat artırarak adımızı duyurmaya devam edeceğiz. Teknolojide, bilimde, eğitimde, kültürde ve sanatta en iyi işlere imza atacağız. Okulumuz ilime, bilime, kültürel değerlere önem veren bir bakış açısıyla eğitim verdikçe okuyan ve mezun olan öğrenciler de aynı hassasiyetleri taşıyacak. Böylece ileride ne iş yaparlarsa yapsınlar hepsinin önceliği ilimden, bilimden, kültürden yana olacak. Bu da her zaman için bana verilebilecek en güzel hediye olacak.”
BÜYÜKELÇİ ŞEN: ULUSLARARASI STANDARTLARDA EĞİTİM VERİLİYOR
“Açılışına Berlin Başkonsolosu olarak katıldığım bu prestijli üniversitenin 10. yıl kutlamalarına Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi olarak katılmaktan gurur duyuyorum” diyen Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi Ahmet Başar Şen ise Türkiye’nin Almanya ile önemli ekonomik ve siyasi ilişkileri bulunduğunu belirterek iki ülke arasında sosyal, kültürel, eğitimsel ve bilimsel alanlarda güçlü bir etkileşim olduğunu ve iş birliğini sürdürmeye önem verdiklerini söyledi.
“Bu üniversitenin kuruluşu, eğitim alanında Türk-Alman ikili ilişkilerinde dönüm noktasıdır” diyen Şen, “Küreselleşme ve birbirine bağlılığın hakim olduğu bir dünyada, eğitim yolumuz sürece uyum sağlıyor ve giderek daha küreselleşiyor. Böylece artık farklı bir menşe ülkedeki en iyi kurumlarda eğitim almak mümkün. Eğitimin küreselleşmesi, yalnızca daha kaliteli bir eğitim veya farklı eğitim kaynaklarına daha iyi erişim şansı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda öğrencilere kültürler arası değişim ve farkındalık fırsatı da veriyor” diye konuştu.
BAU Global Eğitim Ağı’nın bir parçası olan Berlin International Üniversitesi’nde okumanın, uluslararası öğrencilere hayatları boyunca yardımcı olacak değerli bilgiler sağlayacağına ve kişisel gelişimleri için onlara büyük fırsatlar sunacağına inandığını söyleyen Şen, sözlerine şöyle devam etti:
“Etkinliklere şöyle bir göz atmak bile bu etkileyici kurumun seçkin akademisyenlerinin disiplinlerarası çalışmalarının önemini vurguluyor. Bu, mezunların profesyonel yaşamlarında neden önemli roller üstlendiklerini ve neden işgücü piyasasında yüksek talep gören pozisyonlarda yer aldıklarını da açıklıyor. Eğitim ve kişisel gelişim söz konusu olduğunda iyi bir okuldan, iyi notlarla mezun olmak kadar diğer kültürleri ve dilleri öğrenmek de önemli. Çok kültürlü bireyler olmak, farklı kültürleri kucaklamak ve anlamak, farklılıklarla zenginleşen toplumların ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır. Bu, birçok sosyo-politik sorunu çözecektir.”
Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, bir kısmı BAU Global Eğitim Ağı’nın parçası olan çok sayıda nitelikli eğitim kurumu bulunduğunu belirten Ahmet Başar Şen, buralarda eğitim hizmetinin uluslararası standartlarda sunulduğunu söyledi.
]]>AKDENİZ Üniversitesi Stadyumu’nda gerçekleştirilen törende, eğitim gördüğü 6’ncı üniversiteden mezun olan Ali Demirel (66), “İlkokula başladığım günden itibaren eğitim hayatı içerisindeyim. Kışın sıkılmaktansa eğitimimi sürdürmeye devam edeceğim. Zamanımı eğitimle doldurmaya çalışıyorum” dedi. Annesinin her gün üniversiteye getirip, eğitimini tamamlamasına yardımcı olduğu serebral palsi hastası Ege Can İyigünler (21) ise mezun olduğu için çok mutlu olduğunu söyledi.
Akdeniz Üniversitesi’nin 2023-2024 eğitim öğretim yılı mezuniyet töreni, üniversite stadyumunda yapıldı. Törende mezun öğrenciler, taşıdıkları pankartlarla mesajlarını iletti. 8 bin 864 öğrencinin mezuniyet heyecanı yaşadığı törende bazı öğrenciler Filistin bayrağı, ‘Türkiye Türklerindir’, ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’, ‘Türkiyeli değil Türk’ yazılı dövizler taşıdı. Törene katılanlar, alkışla mezunları tebrik etti.
‘ÜLKENİZE SAHİP ÇIKIN’ ÇAĞRISI
Törende konuşan Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, mezuniyet gururu yaşayan öğrencileri tebrik etti. Gençlere çağrıda bulunan Rektör Özkan, “Bu ülke bizim, hepimizin. Nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım, kalbimiz ve emeğimiz hep burada, Türkiye’de olmalı. Evet, yurt dışına gidin, eğitim alın, yeni deneyimler kazanın. Ufkunuzu genişletin ve dünyayı keşfedin. Nerede olursanız olun; ülkenize sahip çıkın. Eminim ki burada bulunan gençler arasından dünyanın sesine kulak vereceği liderler çıkacak. Çünkü dünya, evrensel değerlere saygılı, vicdan sahibi liderlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Özellikle tüm dünyada savaş çanları çalarken, hepimizin ülkemiz için daha çok çalışmamız daha çok üretmemiz gerekiyor. Bu bizim vatanımıza, milletimize borcumuzdur. Bu toprakların ekmeğini yedik, suyunu içtik. Bu ülkenin imkanlarıyla büyüdük, okuduk, kendimizi geliştirdik. Şimdi sıra bizde, bu ülkeye borcumuzu ödemek için elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız” diye konuştu. Antalya Valisi Hulusi Şahin ile Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek de mezunları tebrik etti.
BAŞARILI ÖĞRENCİLER ÖDÜLLENDİRİLDİ
Konuşmaların ardından başarılı öğrencilere plaket verildi, yaş kütüğüne isimlerinin yazılı olduğu levhalar çakıldı. Plaket verilen anlarda, stattaki ekranlardan A Milli Takımı’n Avusturya ile karşılaştığı Avrupa Futbol Şampiyonası maçı yayınlandı. Törendeki öğrenciler stadyumun çimlerinde, velileri de tribünden maçı izledi.
Mezunlar arasında öğrenimini tamamladığı yüksekokulun adı yazılı dövizi taşıyan Ali Demirel dikkati çekti. 7 yaşında ilkokula başlamasının ardından 59 yıl boyunca sadece 2000 ile 2006 yılları arasında öğrenime ara verdiğini anlatan Demirel, 5 üniversite bitirdiğini anlattı. Evli ve 2 çocuk babası olduğunu ifade eden Demirel, yeniden üniversite sınavına girdiğini belirtti.
VAKTİNİ SIKILMADAN GEÇİRMEK İÇİN OKUDU
Memleketi Antalya’nın Finike ilçesinde sosyal aktivite yetersizliğinden dolayı kış aylarında sıkıldığı için üniversitede eğitim görmeyi tercih ettiğine değinen Demirel, şunları söyledi:
“İlkokula başladığım günden itibaren eğitim hayatını içerisindeyim. 6 üniversite bitirdim. Bursa’da işletme bölümü, ODTÜ’de psikoloji, Kırıkkale’de iklimlendirme ve soğutma, Ankara Üniversitesi’nde kamu yönetimi, açık öğretimde sosyal bilimler, Akdeniz Üniversitesi’nde de tarım bölümünü tamamladım. ODTÜ’de felsefe bölümünde yüksek lisans öğrencisiyim. Yüksek lisans tezimin onaylanma sürecindeyim. Üniversite sınavına girdim, turizm bölümünde öğrenci hayatıma devam edeceğim. Finike’de kışın sıkılmaktansa eğitimimi sürdürmeye devam edeceğim. İngiltere’de yüksek lisans eğitimime başlamıştım, tamamlayamadığım için ODTÜ’de yüksek lisans alıyorum. Tüm zamanımı eğitimle doldurmaya çalışıyorum.”
SEREBRAL PALSİ HASTASI, HEYECANINI ANNESİYLE YAŞADI
Mezun öğrencilerden serebral palsi hastası Ege Can İyigünler, törene annesi Bade ve babası Ercan İyigünler ile katıldı. Annesinin sürdüğü tekerlekli sandalyeyle törene katılanları selamlayan İyigünler, mezuniyet gururu yaşadı. Sosyal Bilimler Yüksekokulu Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden mezun olan İyigünler, “Eğitim hayatımı tamamladığım için çok mutluyum. Arkadaşlarımı öğretmenlerime çok teşekkür ediyorum. Mezun oldum ve işe girip çalışmak istiyorum” dedi.
OĞLUNUN TEKERLEKLİ SANDALYESİNİ SÜRDÜ
Öğrenim hayatı boyunca destek verdiği oğlunun mezuniyetinde yanında olmaktan çok mutlu olduğunu anlatan Bade İyigünler, “Şu anda çok heyecanlıyız. 16 yıllık eğitim öğretim hayatını tamamladık. Ege Can’ın üniversiteyi kazanmak, eğitimini tamamlamak hayaliydi. Hayalini gerçekleştirdiği, bize bu gururu yaşattığı için ona teşekkür ediyoruz. Üniversiteye oğlumu her gün getirdim. Beraber gelip, gittik. Bıraktıktan sonra arkadaşları, öğretmenleri sahip çıktı. Mutlu bir şekilde üniversiteyi tamamladık” diye konuştu.
]]>OMÜ Ali Fuad Başgil Yerleşkesi Hukuk Fakültesi 2023-2024 Eğitim-Öğretim Yılı Mezuniyet Töreni Çarşamba ilçesinde bulunan OMÜ Mustafa Kemal Güneşdoğdu Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Törende Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, mezun olan oğlu Ahmet Furkan Kılıç’a diplomasını kendi elleriyle verdi.
Mustafa Kemal Güneşdoğdu Yerleşkesi’nde gerçekleştirilen mezuniyet töreni saygı duruşu ve İstiklal marşının ardından, Hukuk Fakültesi bölüm birincisi Özge Işık’ın konuşması ile başladı. Akabinde ise protokol konuşmalarına geçildi. Konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil, “Bütün velilerimizi tebrik ediyorum. Çocuklarınız büyük emek harcayıp, büyük çaba gösterdiler. Dereceye girsinler girmesinler, hepsi bizim için çok değerli öğrenciler. Her birinin hayatta başarılı olacağından şüphe duymuyoruz. Tarihin çok eski zamanlarından beri hayatımızın her yerinde hukuk var. Yargının üç bacağı vardır denilir. Savunma, hüküm ve iddia makamları. Genç hukukçularımız hangisinde yer alırlarsa alsınlar, eminim ki kendilerinin de belirttiği gibi hukuk Devleti ilkesini ve hukukun üstünlüğünü daima önceleyeceklerdir” dedi
Başsavcı Kılıç: “32 yıl önce kendi mezuniyetimde yaşadığım heyecanı bugün daha fazlasıyla yaşıyorum”
Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç ise yaptığı konuşmada, “Bugün bir İl Cumhuriyet Başsavcısı olmak ile birlikte bir veli olarak bu konuşmayı yapıyorum. Benim de oğlum Ahmet Furkan bugün mezunlar arasında. 32 yıl önce kendi mezuniyetimde yaşadığım heyecanı bugün daha fazlasıyla yaşıyorum. Devleti ve toplumu yönetenler hukukçulardır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de milletvekillerimizin, belediye başkanlarımızın, parti il ve ilçe başkanlarımızın büyük çoğunluğu hukuk fakültesi mezunlarıdır. Aranızda geleceğin milletvekilleri, valileri, kaymakamları, başsavcıları, belediye başkanları çıkacak. Hukuk fakültesini seçmenizden ve mezun olmanızdan dolayı sizleri tebrik ediyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç’ın, dönem birincisi Özge Işık’a diplomasını takdim etmesi sonrasında, Samsun Adalet Komisyonu Başkanı Nahit Köseoğlu, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Selim Eren, Çarşamba Belediye Başkanı Hüseyin Dündar, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Onur Bekiroğlu ve öğretim görevlileri mezun olan 80 öğrencilere diplomalarını takdim ettiler. Törende Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, mezun olan oğlu Ahmet Furkan Kılıç’a diplomasını kendi elleriyle verdi. Dönem birincisi Özge Işık, okul yaş kütüğüne ismini çaktı. Son olarak tören alanında toplanan öğrenciler Prof. Dr. Keçeligil eşliğinde mezuniyet andını okuyarak kepler havaya fırlatıldı.
Törene ayrıca Samsun Ceza Dairesi Başkanı Erkan Uçar, öğretim görevlileri ve aileler katıldı. – SAMSUN
]]>Kız çocuklarının inandığı ideallere ulaşmasını desteklemek için Dr. Dilek Kaya İmamoğlu’nun fikir öncülüğü ile İstanbul Vakfı çatısı altında hayata geçen Büyüt Hayallerini projesi, 2021 yılında başlatıldı. Proje kapsamında ortaya çıkan ilk eser; 40 farklı yazarın kaleminden 40 kadının hikayesinin yer aldığı, “İlham Veren Adımlar” kitabı oldu. Büyüt Hayallerini; kitabın satışından elde edilen gelir ve bağışçıların destekleriyle, 2021-2022 eğitim yılında 300 kız öğrenciye, 2022-2023 öğretim yılında ise 500’ü 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketinden etkilenen afetzede olmak üzere toplam 1500 üniversiteli kız öğrenciye burs desteği sağladı. 2023-2024 eğitim yılında sayısı 3000 olan üniversiteli kız öğrencilerden 252’si ise bu sene mezun oldu. Kurumdan burs alan ve bu yıl okullarını bitiren öğrenciler onuruna, İstanbul Vakfı tarafından mezuniyet töreni düzenledi. Sunuculuğunu Başçeşehir Üniversitesi’nde yüzde 100 burslu okuyarak Tıp Bölümünü tamamlayan Derya Kurtdereli’nin yaptığı programda sırasıyla busiyerler adına Marmara Üniversitesi mezunu Hatay’lı depremzede Tuğçe Atay, İstanbul Vakfı Genel Müdürü Perihan Yücel ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu birer konuşma yaptı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bursiyerlerin mezuniyet anına tanıklık anındaki duygularını şu ifadelerle paylaştı:
“En kutsal, en değerli anlardan birisi”
Belediye başkanlığım dönemindeki en kutsal, en değerli anlardan birisi. Bunu yaşamaktan elbette gurur duyuyorum Emeği geçen bütün vakıf yöneticilerimize destek olan bütün İstanbul Büyükşehir Belediyemizin, kurumumuzun yöneticilerine, kabiliyetli insanlarına hepinizin huzurunda teşekkür ediyorum. Tabii teşekkürün bir bölümü de İstanbul Vakfı’nın bu süreci yürütürken, yönetirken katkılarını bizden esirgemeyen, bağış yapan insanlar var. O insanların katkılarıyla biz eğitime bu desteği verebiliyoruz. Elbette büyükşehir belediyemizin de kurumsal katkıları var. Hepimizin el birliğiyle sunduğu imkanlar var. Ama özellikle bizim bu güvenli yolculuğumuza katkı sunan insanlarımıza, hemşehrilerimize özellikle iş insanlarımıza da hepinizin huzurunda teşekkür etmek isterim.
“Aklın uçuyor olması iyi bir şey”
Önünüzde çok uzun ve güzel yıllar var. Biraz kararsız belki biraz duyarsız bile olabiliriz bu anda. Yani biraz aklımız havada gibi davranabiliriz. Hakkımız da bu arada onu da söyleyeyim. Biraz aklın uçuyor olması iyi bir şey. Hayalleri, güçlendirir. Yere indirmez, yukarıya doğru tırmandırır. Bütün bunlar varken sonra bir bakıyorsunuz hayat sizi alıp bambaşka yerlere götürebiliyor. ve bugün çok kutsal bir vazifenin başında bir konuma getirebiliyor.
“Kazanımları hem geliştirmeli hem de onlara sonsuza kadar sahip çıkmalıyız”
İnsan çeşitliği, farklı din ve inanç gruplarıyla çok zengin bir ülkeyiz. Milletçe bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin birer vatandaşı ve birer ferdi olarak eşit hak ve özgürlüklerinden faydalanma gayreti içerisinde geleceğe umutla bakabilmenin tam da böyle başlangıç noktasında bireylersiniz. Bu zenginliği yaşayın. Ben Burada sizlere baktığımda gönülden söyleyebilirim ki o çeşitliliği ve zenginliği çok yakinen görebiliyorum. Tabii bu çeşitlilik ve zenginlik farklı kimliklerin bir arada olabilme gücü, ayrı ayrı birey bireye baktığımızda bunu hissedemeyiz. Tabii başka bir boyutu var bunun. Tehdit tarafı var. O tehdidi hayatımızdan uzak tutup; ayrımcılığı, kutuplaştırmayı, insanlarımızın farklılıkları ve değerleri üzerinden o insanlara karşı birbirimizi hor görme ya da üstün görme gayreti eşit olduğumuzu unutmak ve kutuplaştırmak gibi hususlar zihnimizden yok olsun ve gitsin. Her insan iyi insan olma gayreti içerisinde. Her insan başarılı olma yolunda yoğun bir emek ortaya koymalı. Bu kavramlarla eşitiz… Asla insani boyutta sınıflandırma bizim ülkemizde yok. Çünkü bizim ülkemiz cumhuriyetle, demokrasiyle buluşalı yüzyılı aşkın bir zaman oldu. Şimdi biz eksiklerini tamamlayan ve geleceği daha güçlü bir şekilde hazırlayan insanlar olmalıyız. Bu kazanımları elbette hem geliştirmeli hem de onlara sonsuza kadar sahip çıkmalıyız.
“Böylesi bir kurumsal yapıyı unutmayınız”
Sizlere hem hemşehrim hem de değerli yol arkadaşlarım da demek istiyorum. Kurumsal bütünlük içinde aslında yol arkadaşlığı yaptık. ve birbirimizin markasını ve değerlerini taşıdık. Bu yönüyle ben bundan sonraki yolculuğunuzda bizim kurumumuzun içinde bulunan her arkadaşıma söylediğimi sizlere de söylemek istiyorum. Elbette ileride çok başarılı işlerde, kurumlarda veya kendi kurduğunuz var ettiğiniz becerilerinizle başarılara sahip olacaksınız. Bugünlerinizi, bugün size imkan tanıyan ve imkan sunan böylesi bir kurumsal yapıyı unutmayınız. Yani Büyüt Hayallerini projesini İstanbul Vakfı’nı unutmayınız. Yarınlarda unutmazsanız vakfı zaten daha da büyütebilir ve geliştirebilirsiniz. Belki de bu kürsüde konuşanlardan birisi sizlerden birisi de olabilir. Olmalıdır da. Özellikle belki aranızdan birisi ki inşallah sizin zamanınıza kadar ilkleri yaşarız. Ama ilk ya da birkaçıncı kadın belediye başkanı olursunuz İstanbul’umuza. Bunları gönülden arzu ediyorum.
Bursiyerlerden mini konser
Konuşmaların ardından program, Büyüt Hayallerini bursiyerlerinin sürprziyle devam etti. Burs alan öğrencilerden oluşan koro, yerli ve yabancı repertuvarlarından oluşan seçkilerle konuklara mini bir konser verdi. Konserin ardından Başkan İmamoğlu, İstanbul Vakfı Genel Müdürü, vakıf yöneticileri ve bursiyerlerin katıldığı geleneksel mezuniyet hatırası fotoğrafla program sona erdi.
]]>Mersin Üniversitesi Stadyumu’nda gerçekleşen tören, mezun olan öğrencilerin kortej yürüyüşüyle başladı. Büyükşehir Belediyesi Bandosu’nun mini konserinin ardından konuşmalara geçildi.
“Atatürk’ün açtığı aydınlık yolda ardınıza bakmadan inançla, şevkle yürüyeceksiniz”
Törende Seçer, şöyle konuştu:
“Hayat uzun bir maraton. O maratonun belirli bir mesafesini kat ettiniz ama şimdi başka bir aşama, başka bir mesafe. Umut ediyorum hayatta her şey dilediğiniz gibi olsun. Yaş almışların genelde gençlere nasihat ettiğini hatırlatarak kendisinin bunu yapmayacağını söyleyen Seçer, “Ben yeni neslin bu teknoloji, kitle iletişim çağında kendi yolunu bulacağına, karanlıkları aydınlatacağına canı yürekten inanıyorum. Atatürk’ün açtığı aydınlık yolda ardınıza bakmadan inançla, şevkle yürüyeceksiniz ve ülkemizi dünyada en güzel noktalara getireceksiniz. Sizlere inancımız tamdır.
“Sizlerin yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz”
Atatürk’ün izinde olduğunuzu biliyorum. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. İlimi takip edip dünyada rekabetin yüksek seviyelerde olduğu bu çağda ülkemizi bu yarış içerisinde en iyi noktalara taşıyacağınıza inanıyoruz ve sizlerin yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Dünya değişiyor, çağ değişiyor. Dijital dönüşüm, bilgi teknolojilerine hız yetişmiyor ama takip edeceğiz. Yerimizde saydığımız zaman geri kaldığımızı bilmek durumundayız. ”
Geçen 5 yıllık görev süresinde de bilimi takip ettiğini ve Mersin Üniversitesi’ndeki akademisyenlerden bu konuda destekler de aldığını vurgulayan Seçer, “Mersin’e hizmet yaparken bizlere katkı sunduğunuz için emeğinize sağlık, yüreğinize sağlık. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı olarak sizleri kentimizde misafir etmekten mutlu olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Hepinizi çok seviyoruz. Hayatta mutluluklar, başarılar diliyorum” dedi.
“Daha güçlü yarınlar için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz”
Mersin Valisi Ali Hamza Pehlivan, mezun olan öğrencileri yeni başlangıçların beklediğini belirterek, “İlimiz, birçok yönüyle ön planda. Sanayisi, tarımı, lojistiği ve turizmi ile. Bununla birlikte ilimiz, aynı zamanda bir eğitim şehri. Türkiye Cumhuriyeti’mizin birinci asrını tamamladık. Şimdi ikinci asrındayız. Bu yüzyılı sizlerle birlikte hep birlikte güçlü bir şekilde inşa edeceğiz. Bu elbette çağın bilgisiyle, teknolojisiyle gerekli yapımını sağlamakla, milli manevi değerlerin idrakiyle ve çok çalışarak olacak. Bunu hep birlikte daha güçlü yarınlar için yapacağız. Yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“Şehrimizin ve ülkemizin gelişmesi için hep birlikte üretmeye devam edeceğiz”
Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, üniversitenin köklü bir geçmişe sahip olduğunu ve dış paydaşlarla devamlı iş birliği içerisinde çalıştıklarını söyledi. Yaşar, “Bilimin ve çağdaşlığın ışığında bir üniversite parolası ile hareket eden Mersin Üniversitesi, 5 binin üzerinde personeli, yaklaşık 50 binin üzerinde öğrencisi ve 100 binin üzerinde mezunu ile kendisini sürekli yenileyen köklü bir üniversitedir. Bilim ve teknoloji alanında ürettiğimiz projeler, kültür sanat alanındaki faaliyetlerimiz, toplumsal katkı çalışmalarımız ve mezunlarımızla Mersin Üniversite’miz en iyi adımlarla ilerlemektedir. Tüm dış paydaşlarımızla uyum içerisinde ve iş birliği yaparak bilimsel, sanatsal ve toplumsal projeler üretiyoruz. Bizlerin amacı; üretilen projelerin ve bilimsel çalışmaların şehrimize katkı sağlamasıdır. Bu nedenle şehrimizin ve ülkemizin gelişmesi için hep birlikte üretmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Mezuniyet töreni, öğrencilerin kep atmasının ardından sona erdi.
]]>Sanofi Türkiye ve KAGİDER tarafından 14 yıl önce hayata geçirilen program kapsamında düzenlenen İlham Buluşmaları’nın ilki, Şişli’deki bir otelde gerçekleşti.
“Ön Yargıları Kır”, “Sınırları Aş”, “Umut Ol” başlıklı 3 oturumdan oluşan etkinlikte, GKL programından mezun olan genç kadınlar başarı hikayelerini paylaştı.
KAGİDER Başkanı Esra Bezircioğlu, 2009 yılında ortaya çıkan projenin başarı yakaladığını belirterek, “Bugün geldiğimiz noktada 1750 mezunumuz var. Bu mezunlarımızın yüzde 92’si iş hayatında. Her yıl mezun olduktan sonra bu networkün içerisinde birbirlerinin elini bırakmadan biz de onların ellerini bırakmadan hep bu ilişkiyi, bu birlikteliği götürüyoruz. Onları iş hayatına ve hayata hazırlıyoruz. Mutlu olmaları için, ayakları üzerinde durmaları için, kendilerine iyi gelmeleri ve çevrelerine iyi gelmeleri için güçlendiriyoruz.” dedi.
“Onlar bizim kız kardeşlerimiz”
Gençlere dokunuyor olmanın etkisini gördüklerini ve kadınların iş hayatında olmalarının iyi bir rol model örneği sunduğunu kaydeden Bezircioğlu, şu bilgileri verdi:
“Hiç ellerini bırakmıyoruz. Hiç birbirimizi kaybetmiyoruz. Zaten onlar birbirlerini kaybetmiyorlar. Birinin işe ihtiyacı olsa, derdi olsa, sorunu olsa, bir şeye ihtiyacı olsa ya da mutluluğunu paylaşmak istese, her birbirleriyle ilişkide oluyor. Biz de KAGİDER ve Sanofi işbirliğinde onlarla hep birlikte oluyoruz. Onlar bizim kız kardeşlerimiz ve gelecek nesiller için en önemli etkiyi yaratan genç kadınlar.”
Pelin Yunusoğlu: “Genç kadın liderlerin yetişmesi hedefiyle kararlı adımlarla yürüdük”
Sanofi Özellikli Tedaviler Türkiye, Levant ve İran Genel Müdürü Pelin Yunusoğlu da 21. yüzyıla gelinmesine rağmen iş hayatında halen kadınlar ve erkeklere eşit fırsatlar sunulmadığına dikkati çekti.
Yunusoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
“Kurumsal anlamda firmalar aslında bu durumu iyileştirmeye çalışıyorlar ama şu anki hızla devam edersek anca 132 yıl sonra iş hayatında kadınlar ve erkekler arasında eşitliği sağlayabileceğiz. Biz bu hızı değiştirmeliyiz. Bunu değiştirmek için de kadın-erkek herkesin olabildiğince bu konuya odaklanması, elini taşın altına koyması gerekiyor. Biz de bu doğrultuda Sanofi ve KAGİDER olarak 14 yıl önce bir yola çıktık ve Geleceğin Kadın Liderleri Programı’nı hayata geçirdik. Türkiye’nin dört bir yanında, birbirinden değerli, gelecekte ülkemize yön verecek genç kadın liderlerin yetişmesine katkıda bulunmayı hedefledik ve bu hedef doğrultusunda kararlı adımlarla yürüdük. 14 yıldır devam eden program kapsamında bugüne kadar 1750 genç kadınımız mezun olarak sertifikalarını aldı. Bugün de burada duygu ve ilham dolu bir etkinliğe şahit olduk. Gerek GKL mezunu kadınların gerekse konuklarımızın ilham verici konuşmaları, kalbimde ve zihnimde çok derin bir yer edindi. Bu etkinliğin geleceğe dair hepimiz açısından bir motivasyon kaynağı olduğunu da hissediyorum.”
GKL programından mezun olan kadınların iş hayatına katılımı hakkında da değerlendirmede bulunan Yunusoğlu, programın en önemli sonuçlarından birisini, genç kadın liderlerinden yüzde 92’sinin şu anda çalışması olarak gösterdi.
Programın sağladığı özgüvenle mezunların kendilerini daha hazır hissedip iş hayatında çok daha başarılı noktalara geldiklerinin altını çizen Yunusoğlu, “Mezun olan 1750 kişinin yüzde 30’dan fazlası orta düzeyde yönetici rolünde, yüzde 20’den fazlası da üst düzey yönetici rolünde. Yüzde 6 kadarı da girişimci oldu. Şu anda çok farklı rollerde olan kişiler var. Mardin’de ilkokul öğretmeni olan da var, yurt dışında uluslararası bir firmada üst düzey yönetici olan da…” ifadelerini kullandı.
]]>Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun’un devamı olan İÜ Edebiyat Fakültesi, 20 Şubat 1870’te eğitime başladı.
Kuruluşundan itibaren Beyazıt’taki Zeynep Hanım Konağı’nın yanı sıra Sultanahmet, Çemberlitaş ve Galatasaray’da faaliyet gösteren fakülte, Türkiye’nin önemli bilim insanı ve aydınlarını yetiştiren eğitim yuvası oldu.
“İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Türkiye’dir”
İÜ Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Metin Ünver, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İÜ’nün Türkiye’nin ilk lisans eğitim kurumu olduğunu aktararak, “Edebiyat Fakültesinin Laleli’deki binaya taşınması 1908’den sonradır. Burası Zeynep Hanım Konağı. 1908’den 1943’e kadar bir dönem Darülfünun, bir dönem sadece Edebiyat, Fen Fakültesi olarak hizmet vermiş. 1943’te büyük bir yangın geçirdikten sonra yine bugün içinde bulunduğumuz bina inşa edilmiş.” dedi.
Mimar Sedad Hakkı Eldem ile Emin Onat tarafından yapılan fakülte binasının 1945’ten bugüne hizmete devam ettiğini belirten Ünver, şu bilgileri verdi:
“İÜ Edebiyat Fakültesi, Türkiye’nin eğitim, kültür, sanat, tiyatro, müzik ve bilim hayatına öncülük etmiş, yön vermiş çok önemli isimlerin yetiştiği bir mekan. Mekanın çok güçlü bir hafızası var. Aslında İÜ Edebiyat Fakültesi, Türkiye’dir. İddialı bir laf gibi gelebilir. Edebiyat Fakültesi’nin mezun olanları ile mezun olmayanlarını da birlikte düşünmek lazım. Dönemin şartlarına göre bazıları mezun olamamış, ama yolu buradan geçmiş çok güçlü isimler var.”
“Cumhuriyet’e geçişte Edebiyat Fakültesi gelişmelere sessiz kalmamış”
Ünver, İÜ Edebiyat Fakültesi’nin ilklerin fakültesi olduğunu ve sosyal bilimlerin burada doğup geliştiğini vurgulayarak, “Cumhuriyet’e geçişte de Edebiyat Fakültesi gelişmelere sessiz kalmamış, öğrencileriyle, öğretim üyeleriyle Milli Mücadele’ye çok güçlü bir destek vermiş. Bu destekleri göstermek adına da Mustafa Kemal Atatürk’e fahri müderrislik teklifinde bulunmuşlar. Kendisi de bunu uygun bulmuş. 1923’te, bu belgeyi Edebiyat Fakültesi müderrislerinden oluşan bir heyet bizzat Gazi Mustafa Kemal’e Ankara’ya giderek teslim etmiş.” diye konuştu.
Türk müziğine önemli izler bırakmış isimlerin de İÜ Edebiyat Fakültesinde eğitim aldığına işaret eden Ünver, “Şerif Muhittin Targan, Ruşen Ferit Kam’ın oğlu Ömer Ferit Kam, Tanburi Cemil Bey’in oğlu Mesut Cemil Tel, Dürrü Turan, bu fakültenin koridorlarında hocalarından beslenmiş ve müzik dünyamıza renk atmış musikişinaslardandır.” ifadesini kullandı.
“Çok önemli isimlerin feyiz aldığı, feyiz verdiği bir yer Edebiyat Fakültesi”
Edebiyat alanında mühim isimlerin İÜ Edebiyat Fakültesinden çıktığının altını çizen Ünver, “Türk dili ve edebiyatı ile Batı edebiyatı sahasında da çok önemli isimlerin feyiz aldığı, feyiz verdiği bir yer Edebiyat Fakültesi. Nihat Sami Banarlı, Cahit Külebi, Yusuf Atılgan ve Behçet Necatigil önemli isimlerdendir. Ali Nihat Tarlan da mutlaka zikredilmeli. Kendisi buradan mezun ve sonra Edebiyat Fakültesi’ne dönerek aldığı bilgi birikimini, müthiş hazineyi öğrencilerine aktarmış.” değerlendirmesinde bulundu.
Metin Ünver, usta edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın birçok eserini İÜ’deki odasında kaleme aldığını dile getirerek, şöyle devam etti:
“Cahit Külebi Anadolu’dan gelmiş, İÜ Edebiyat Fakültesi ona yeniden bir format vermiş ve Anadolu’da elde ettiği birikimini, burada aldığı eğitimle Türkiye’ye kazandırmış. Cumhuriyet döneminin 2 önemli isminden birisi, bürokraside önemli izler bırakmış, dil ve edebiyat sahasında çalışmalarıyla tanınmış Hasan Ali Yücel, felsefe mezunumuz. Sonra Tahsin Banguoğlu… Edebiyat Fakültesi bu anlamda Türkiye’nin ilk yüzyılının bürokrasisinde de belirleyici olmuş bir fakülte.
Halide Edip Adıvar’dan da bahsetmemek olmaz. Fakültede İngiliz edebiyatını öğrencilere aktarmış. Onun geldiği silsile çok önemli. Önemli asistanlar da yetirmiş, Mine Urgan gibi… Onlar da ciddi manada Türkiye’ye katkı sağlamış. Adıvar, Milli Mücadele’nin güçlü simalarından birisi. Milli Mücadele deyince, Falih Rıfkı Atay da burada öğrenci olmuş, buranın havasını teneffüs etmiş.”
“Kısakürek, bir dönem İstanbul Üniversitesinin zengin kültür muhitiyle bütünleşmiş bir isim”
Doç. Dr. Ünver, Necip Fazıl Kısakürek’in de İÜ Edebiyat Fakültesinin felsefe bölümünde eğitim aldığını söyleyerek, “Kısakürek, Türkiye’nin yakın tarihinde çok güçlü bir figürdür. Bir dönem İstanbul Üniversitesinin zengin, kapsayıcı, kuşatıcı kültür muhitiyle bütünleşmiş bir isim. Türkiye’nin yakın dönemiyle ilgili yazdığı eserlerle hem düşünce hem iktisat tarihimizle ilgili hem de başka alanlarda dünyada da Türkiye’nin anlaşılmasında önemli bir rolü olan Niyazi Berkes de yine bizde felsefe bölümünden mezun olmuş, sosyoloji bölümünde asistanlık yapmış. Metin Erksan da Türkiye’de sinema dünyasının kurucu 4 isminden biri. Sanat tarihi bölümünden mezun. Türkiye’de bütün renklerin, kültürlerin birleştiği Edebiyat Fakültesi’nden kendisinin çok beslendiğini biliyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Yahya Kemal ve Mehmet Akif Ersoy’un da fakültede öğrenci yetiştirdiğini sözlerine ekleyen Ünver, şair Arif Nihat Asya ve Orhan Şaik Gökyay ile popüler tarihçiliğe yön veren Ahmet Refik Altınay, Reşad Ekrem Koçu, Zeki Velidi Togan, İbrahim Kafesoğlu, Nihal Atsız, İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Fuat Sezgin’in de fakültede öğrenim gördüğünü kaydetti.
Türkiye’de Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e felsefe ve sosyolojinin yine İÜ Edebiyat Fakültesinde geliştiğini vurgulayan Ünver, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ziya Gökalp burada hocalık yaptı, Niyazi Berkes burada öğrenci oldu. Daha sonra yurt dışında doktorasını tamamladı ve halen bizim için önemini koruyan düşünce tarihi alanında eserler verdi. Devamında Hilmi Ziya Ülken, sosyoloji alanında çok önemli eserler verdi. Buradan mezun olan Arslan Kaynardağ’dan da bahsetmek lazım. İki yönü var Arslan beyin, Sahaflar Çarşısı’nın önemli bir ismi. Felsefe bölümü mezunu ve Türkiye’de felsefenin topluma yaygınlaştırılmasında, anlaşılmasında, geliştirilmesinde önemli bir isimdir.”
“Fakültemiz, ülkemizin ve dünyanın önemli bir bilim merkezi haline gelmeyi hedeflemektedir”
İÜ Edebiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Aliye Erol ise, “İÜ 150 yılı aşan geçmişiyle Cumhuriyet’in en önemli tanıklarından biridir. İÜ Edebiyat Fakültesi de başlangıcından günümüze bilim, sanat, kültür, edebiyat ve eğitim alanlarına çok önemli katkılar vermiş. Gerek Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar, Arif Müfid Mansel ve Halet Çambel’in bulunduğu öncü isimlerinden oluşan akademik kadrosuyla, gerekse öğrencileriyle Türkiye’nin entelektüel birikimine çok önemli katkılarda bulunmuş.” dedi.
Fakültenin aynı zamanda 3 Milli Eğitim Bakanı da çıkarttığına işaret eden Erol, şu bilgileri verdi:
“Kuşkusuz bunlardan en önemlisi Hasan Ali Yücel’dir. Yücel, fakültenin felsefe bölümü mezunudur. Reşad Ekrem Koçu, Ahmet Kutsi Tecer, Fuat Sezgin gibi çok sayıda önemli öğrencisi olan bir fakültedir. Fakülte çok önemli edebiyatçılar da yetiştirmiştir. Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Külebi, Yusuf Atılgan gibi pek çok yazar ve şairin yolu buradan geçmiştir.”
Erol, Türkiye’de üniversiteden mezun olan ilk kadın Şükufe Nihal’in de İÜ Edebiyat Fakültesinde eğitim aldığını aktararak, “1919’da Darülfünun’un coğrafya şubesinden mezun olmuştur. Daha sonra 1923’te Nezihe Muhiddin ile Kadınlar Halk Fırkası’nda çalışmıştır. Türkiye’nin önemli toplumsal değişimler yaşadığı bir dönemde edebiyat alanında eserler vermiş bir isimdir aynı zamanda.” ifadelerini kullandı.
İÜ Edebiyat Fakültesinde 1933 üniversite reformundan sonra Türkoloji, tarih, coğrafya, felsefe, Roman filolojisi ve arkeoloji olmak üzere yeni bölümlerin sayısının arttığını belirten Erol, sözlerini şöyle tamamladı:
“Fakültemiz, bugün 21 bölüm, 41 farklı diploma programıyla eğitim, öğretim faaliyetlerine devam etmektedir. 17 bine yakın öğrencisi ve 500 kadar öğretim üyesi kadrosuyla Türkiye’nin en büyük fakültelerinden biridir. Eğitim ve kültür alanındaki geleneksel öncülüğünü, İstanbul’da tarihi yarımada üzerindeki bu binada ülkemizin, insanlığın tarihini, kültürünü, dillerini, coğrafyasını araştırmaya, öğretmeye devam etmektedir. Cumhuriyet’in ilk yüzyılına çok önemli katkıları olan fakültemiz, sonraki yüzyıllarda da yaptığı projelerle, çalışmalarla ülkemizin ve dünyanın önemli bir bilim merkezi haline gelmeyi hedeflemektedir.”
]]>Mine İpek Yeter:
“Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandım, idamla yargılandım”
Emine İlyas:
“Mezun olabilsek de birçok mağduriyet devam etti”
ANKARA – Türkiye’de tarihe “postmodern darbe” olarak geçen 28 Şubat’ın 27’nci yıl dönümünde mağdur öğrenciler, yaşadıklarını İHA’ya anlattı.
Memur-Sen ve birçok sivil toplum kuruluşunun işbirliğinde gerçekleştirilen ’27. Yılında 28 Şubat Mağdurlarının Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı’nın sonuç raporu, Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı. 28 Şubat’ta mağduriyet yaşayan öğrenciler, toplantı sonrasında İhlas Haber Ajansı muhabirine açıklamalarda bulundu. Öğrenciler, darbe sebebiyle mezuniyetlerinin geç olmasından dolayı birçok mağduriyet yaşadıklarını söylediler.
“Devlet Güvenlik Mahkemesinde idamla yargılandım”
27 yıl önce Malatya’daki İnönü Üniversitesinde öğrenim gören Mine İpek Yeter, Malatya’nın 28 Şubat’ta pilot il seçildiğini belirterek, “Türkiye’deki tüm üniversitelerde yasaklar uygulandı ama İnönü Üniversitesinde biraz daha farklı oldu, çünkü rektörümüz bir paşaydı. Dolayısıyla oradaki güvenliği de jandarma sağlıyordu. Bizler orada fiziki, psikolojik birçok şiddete rastladık. Ben Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandım, idamla yargılandım. Birçok kez gözaltına alındım. Gözaltına alıp bizi askeriyeye götürüyorlardı. Gözaltına alınma sebebimiz başörtülü bir şekilde derslerimize alınmadığımız için arkadaşlarımızla beraber kampüs bahçesinde oturma eylemlerimiz olurdu. Oturma eylemlerimizden rahatsızlık duydukları için, herhangi bir tepki göstermemiz gerektiği için orada gözaltına alınıp ya kışlaya götürülüyorduk. Ciddi fişlemeler yaptılar. Buralara numara koyarak fotoğrafımızı tek tek çektiler. Gözaltında olduğumuz süre zarfında kamera görüntümüzü aldılar. Aynı zamanda birçok evrağa parmak izimizi aldılar. Orada bir polis dedi ki, ‘Bundan sonra sizin çocuklarınız asla ne polis olabilecek ne subay.’ Nasıl bir fişlemede bulundularsa bunu bize ifade etti” dedi.
“Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler”
Yaşanan olayların ardından üniversite ile iletişimlerinin kesildiğini belirten Yeter, “Hiçbir şekilde giremedik. Yıllar sonra hükümetimizin çıkarmış olduğu aflarla üniversitelerimize dönüp eğitimlerimizi tamamladık. Birçok arkadaşımız, Cumhurbaşkanımızın yasakları kaldırması sonucu eğitimlerine başörtülü bir şekilde devam ettiler. Bir insana zorla başını örttürmek ile açtırmak aynı ideolojinin ürünleri. Birbirinden çok da farklı değil. Bugün ülkemizde isteyen istediği kıyafetle eğitimini alabiliyor. Aldığı eğitim doğrultusunda çalışabiliyor. Bu noktada ülkemizde yasakların kaldırılmasında tüm arkadaşlarımız ve bizler iyi ki o mücadeleyi yaptık, ülke tarihinde bir şeyler değişti” dedi.
“Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti”
Üniversiteden 12-13 yıl aradan sonra mezun olabildiklerini aktaran Yeter, “Mezun olduktan sonra tabii ki birçok şart değişmişti. Memurluğa girme yaşı, sınavlar, sınavların isimleri, kapatılan bölümler gibi. En önemlisi arkadaşlarımızın yaşları ilerlemişti. Hükümetimiz ile gerçekleştirdiğimiz birçok çalışma oldu. Onların desteğiyle öğretmenlikteki 40 yaş sorunu kaldırıldı. Aslında arkadaşlarımız için bu da yeterli olmuyor. O dönem mezun olsalardı daha basit sınavlarla öğretmen olabileceklerdi. Hala da üniversiteden atılan, sonra af ile bitiren kardeşlerimizin mağduriyetleri devam etmekte. Bu anlamda mağduriyetlerin çözüleceğinden umutluyuz. Onlar da çözülürse çok daha güzel olacak. Bu mücadele tarihe sorunsuz bir şekilde geçmiş olacak” diye konuştu.
“Bütün Türk halkı mağdur edilmiştir”
O dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi’nde eğitim gören Emine İlyas ise, öğrenciyken çeşitli cezalar alarak mahkeme kararlarıyla eğitim haklarının engellendiğini söyledi. İlyas, şu ifadelere yer verdi:
“Başörtüsü yasağının kalkması 10-13 yılımızı aldı. 2010 yılından sonra üniversitelerimize geri döndük. 2014-2015 yıllarında diplomalarımızı almaya başladık. Aradan bu kadar yıl geçtikten sonra mezun olabilsek de birçok mağduriyet devam etti. 28 Şubat darbesi görünürde muhafazakar, dindar kesime yaşatılmış darbe gibi görünse de aslında bütün Türk halkı mağdur edilmiştir. Burada sadece dindar kesime uygulandığı algısı oluşturuluyor kaygısı da var bende. Şu anda Türk halkının, hepimizin bütün darbelere karşı daha hassas olmamız lazım. Bu darbeler, ekonomik olarak, eğitim hayatında ve sosyal hayatta geride bırakan bir olay olarak karşıma çıkıyor.”
]]>AKDENİZ Üniversitesi’nden Prof. Dr. İsmail Tufan önderliğinde geliştirilen bir sosyal sorumluluk projesi olan 60+Tazelenme Üniversitesi’nde lisans mezunu olan 60 yaş üzeri 120 kişi, üniversiteden ayrılmak istemeyince yüksek lisans programı açıldı.
Akdeniz Üniversitesi’nde lisans düzeyinde ilk mezunlarını 2022-2023 eğitim-öğretim döneminde veren 60 yaş üzeri öğrencilerin kayıt yaptırabildiği 60+Tazelenme Üniversitesi’nin mezunları için bu yıl yüksek lisans eğitimi başlatıldı. Yaşlılıkta bilgi, beceri ve yeteneklerin korunmasını, yenilerinin kazanılmasını sağlayarak, kaliteli ve başarılı yaşlanmanın temelini atmayı hedefleyen Tazelenme Üniversitesi’nde, yüksek lisans düzeyinde 65 yaşından 90 yaşına toplam 120 öğrenci eğitim alıyor. AÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Gerontoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Tufan, 2016-2017 yılında 60+ Tazelenme Üniversitesi’nin, AÜ bünyesinde gerontolojik temel araştırmalar alanında yürütülen çalışmalar neticesinde sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçirildiğini söyledi.
ANTALYA’DA BAŞLADI, BİRÇOK ŞEHRE YAYILDI
1970’li yıllardan beri dünyada üçüncü yaş üniversitelerinin özellikle Fransa’da başlayan akımla Avrupa’nın birçok ülkesine yayıldığını söyleyen Prof. Dr. Tufan, “Fakat ismi bize ait 60+ Tazelenme Üniversitesi’ni ihtiyaçtan ortaya çıkan bir sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçirdik. Bunun nedenleri, öncelikle emeklilikle mesleki hayatın sona ermesinden sonra insanlarımızın birtakım koşullar ve hobilere yöneldiklerini biliyoruz. Ama bu yönelişin onları duygusal ve zihinsel anlamda çok da tatmin etmediğini gördük. Onlara 4 yıllık, Fransa’daki uygulama biçimlerinden farklı, kendi kültürümüze uygun bir model geliştirerek, değişik alanlarda sağlıklarını korumaya ve yeni bilgileri öğrenmelerine yönelik müfredat geliştirdik. Tıp, ziraat, hukuk, ekonomi branşlarından gönüllü öğretim üyelerimizle bir ekip oluşturduk. Eğitim veren gönüllüler, eğitim alan gönüllüler, bu şekilde başlattık. 2016’da şehrimizdeki yaşlılarımız büyük teveccüh gösterdi. Bugün Muğla, Burdur, Eskişehir, Muş, Malatya, Sivas, Girne gibi birçok şehirdeki üniversitede de kuruldu” dedi.
‘HOCAM BİZİ SINIFTA BIRAKIN’ DEDİLER
Pandemi sonrası ilk mezunlarını verdiklerini anlatan Prof. Dr. Tufan, “Ancak mezuniyet dönemi geldiğinde öğrencilerimiz, ‘Hocam bizi sınıfta bırakın’ dediler. ‘Neden’ diye sorduk. ‘Bu üniversiteden mezun olmak istemiyoruz’ dediler. Bunun üzerine biz de ‘O zaman sizinle yolculuğumuz devam edecek, bir yüksek lisans programı yapıyoruz, yüksek lisans programını bitirdikten sonra da sizleri doktora programına alacağız’ diyerek başlattık. Yüksek lisans programını bir taraftan sahada uygulama diğer taraftan uygulamada elde edilen bilgilerle belirli konularda yüksek lisans bitirme tezi hazırlamalarıyla ilgili ödevler verdik. Şu an gruplara ayrıldılar, yaklaşık 120 öğrencimiz yüksek lisansta 10’arlı gruplara ayrıldı. Kimi çevre gerontolojisi, kimi sağlık, kimi kuşaklar arası ilişkiler, kimi teknoloji, kimi de tarımla ilgili alanlarda yüksek lisans tez çalışmalarını yapıyor. Bölümümüzdeki normal yüksek lisans ve doktora öğrencilerimizi de onlarla ilişkilendirdik. Bilimsel açıdan tez yazımında onlara danışmanlık veriyorlar. Böylece karşılıklı öğrenme sürecini hep birlikte gerçekleştiriyoruz. Burada öğrenen sadece 60 yaş üstü öğrencilerimiz değil, gerontoloji bölümü öğrencilerimiz de öğreniyor” diye konuştu.
‘TV KARŞISINDA ÖLMEYİ BEKLERKEN İLK ÖĞRENCİLERDEN OLDUM’
Yüksek lisans kapsamında 85 yaşındaki Hamdi Oktay Tutçuoğlu ve 76 yaşındaki Ahmet Akcan isimli 2 öğrenci sera kurdu ve bakla, tere, marul, soğan, roka, maydanoz, sarımsak gibi ürünler yetiştiriyor. 1987’de emekli olan Hamdi Oktay Tutçuoğlu, “2016’nın sonbahar aylarında televizyon karşısında evde ölmeyi beklerken kurulduğunu öğrendiğim Tazelenme Üniversitesi’nin ilk öğrencilerindenim. Mezun olmaya 4 hafta kalmıştı, pandemi nedeniyle 2022’de mezun olduk. Şimdi ise yüksek lisans açıldı ve sera kurduk. Diğer derslerin yanı sıra bu alanda çalışma yapıyoruz. Burası, ‘işi bitti’ denilenlerin işe yaradığının ölçüm yeri” diye konuştu.
2016’da gazetede 60+ Tazelenme Üniversitesi’nin kurulduğunu duyunca kayıt yaptırdığını belirten Ahmet Akcan, ilk dönemde örgü, yemek yapma gibi şeyler öğretildiğini, bazı hastalıklara karşı bunların ilaç kadar etkili olduğunun anlatıldığını söyledi. Üniversitede sosyolojiden psikolojiye, ortopediden dahiliyeye birçok alanda ders gördüklerini söyleyen Akcan, “Arkeoloji, uzay bilimleri dersleri dahi gördük, çok şey oldu” dedi.
‘BU ÜNİVERSİTE BİZE ÇOK ŞEY KAZANDIRDI’
Yüksek lisans ile Tazelenme Üniversitesi’nde her alanda dersler gördüklerinden bahseden 70 yaşındaki Naci Kalender, yaşlılıkla ilgili Alzheimer, parkinson, kemik erimesi gibi hastalıklar ve bunlara karşı korunmakla ilgili eğitimler aldıklarını kaydetti. Yüksek lisansta ise akademik, bilimsel çalışmalar nasıl yapılır, veri toplama, istatistik ve tez hazırlama gibi eğitimler aldıklarını söyleyen Kalender, “Asıl amaç; bizim evden çıkmamız, sosyalleşiyor olmamız, temel amaç bizi topluma tekrar kazandırmak” diye konuştu.
70 yaşında Tazelenme Üniversitesi’nin üçüncü üniversitesi olduğunu belirten kimya mühendisi ve fen bilimleri öğretmenliği de yapan Emel Özgür, 1995 yılında Orman Bakanlığı’ndan emekli olduğunu belirterek, “Hep elimde defter kitap geziyorum. Bana ‘Ya sen hala okumaktan bıkmadın mı, yorulmadın mı’ diyorlar. Bu üniversite bize çok şey kazandırdı” dedi.
]]>487 yıllık Osmanlı mirası Gazi Hüsrev Bey Medresesi mezunlarından Osman Lavic ve oğlu Hamza Lavic, medreseyle ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi Müdürü ve Medrese Okul Yönetim Kurulu Başkanı Osman Lavic, medreseye 1975’te başladığını ve eğitiminin 5 yıl sürdüğünü ifade etti.
Osman Lavic, “Gazi Hüsrev Bey Medresesini bitireli 44 yıl oldu. O anılar elbette silinmez, canlılar ve güzel oldukları için mezara kadar götürülürler. Onlar, Bosna Hersek’in ve dönemin Yugoslavya’sının farklı yerlerinden gelenlerin gençlik hayatının ilk anılarıdır.” dedi.
Medresede eğitim almanın hem büyük sınav hem de iyi şans olduğunu dile getiren Osman Lavic, medresenin o dönemde diğer liselerle aynı statüde tanınmadığını, buna rağmen eğitim süreci boyunca diğer liselerdeki derslerin de öğretildiğini belirtti.
Osman Lavic, mezun olduktan sonra medresede Komünist Yugoslavya’da Müslümanlara içinde bulundukları zor durumlara karşı hazırlıklı olmalarının öğretildiğini söyledi.
“Medrese mezunları kendilerini büyük bir ailenin fertleri olarak görüyorlar”
Medresede mevlit hazırlıkları sırasında cami temizliği yaparken eşiyle tanıştığını belirten Osman Lavic, “Biz erkek öğrenciler farklı programlar, buluşmalar ve etkinlikler için kız medresesine gider, oradaki kız öğrencilerle de vakit geçirirdik. Bu görüşmeler sonucu, bizim doğru ve başarılı olduğunu düşündüğümüz evlilikler de ortaya çıktı.” diye konuştu.
Osman Lavic, medreseyi her zaman içinde yaşattığını ve mezun olduğu andan itibaren medreseyle bağlantısının devam ettiğini aktararak, “Diğer mezunlar da medreseyi içlerinde taşıyor, medrese onları kendisininmiş gibi hissettiriyor. Medrese mezunları kendilerini büyük bir ailenin fertleri olarak görüyorlar.” ifadesini kullandı.
“Sonraki nesillere daha iyi koşullar oluşturmaya gayret ediyoruz”
Babası ve annesiyle aynı medreseden 2003’te mezun olan Hamza Lavic ise Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi Özel Derlemeler Koordinatörü olarak görev yapıyor.
Hamza Lavic, “Gazi Hüsrev Bey Medresesi, binlerce mezunuyla hakiki ve büyük bir aileyi oluşturmaktadır. Biz mezunlar aramızda konuşurken, Allah’ın Gazi Hüsrev Bey’e bir evlat nasip etmediğini ancak medrese mezunlarının ona hayır duaları ettiğini söylüyoruz.” dedi.
Medresenin Yugoslavya döneminde tanınmadığını anımsatan Hamza Lavic, bu yüzden babasının ilkokul mezunu olarak kabul edildiğini dile getirdi.
Hamza Lavic, artık medrese mezunlarının İslam Bilimleri Fakültesinin yanı sıra diğer fakültelerde de eğitim görebildiğini ifade ederek, “Mezun olan arkadaşlarla konuştuğumuzda, sıkça tüm hayatımızın medresenin etrafında döndüğünden bahsediyoruz. Çok şükür halen senede bir kez buluşuyoruz ve bazı hatıralarımızı yad ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Medreseye başladığı ilk yıl ilahi korosuna katıldığını belirten Hamza Lavic, ülkedeki 1992-1995’teki savaşta yerinden edilmiş insanların bulunduğu bölgelere gidip ilahi söylediklerini ve o insanları mutlu etmenin en güzel anıları olduğunu söyledi.
Gazi Hüsrev Bey, medreseyi annesi için yaptırdı
Bosna Hersek’te 16. yüzyılın ilk yarısında 20 yıl boyunca Osmanlı’nın sancak beyliğini yapan Gazi Hüsrev Bey, inşa ettirdiği cami, medrese, kütüphane, saat kulesi, çarşı, han ve dükkanlarla o dönemde mütevazı bir kasaba olan Saraybosna’nın şehirleşmesinde en önemli adımları attı.
Gazi Hüsrev Bey Vakfının arşivindeki belgelerde medresenin Selçuk Hatun anısına oğlu Gazi Hüsrev Bey tarafından yaptırıldığı, medresenin ilk olarak “Selçukiye” adıyla da anıldığı ifade ediliyor.
Medrese, çatısının kurşun olması nedeniyle halk arasında “Kurşunlu Medresesi” diye de biliniyor, ülkedeki birçok önemli din ve devlet adamının yetiştiği eğitim yuvası olma özelliği taşıyor.
Tarihi medresenin kapısında “Bu bina bilimi ve Allah sevgisini dualarla arayanlar için yapıldı. Dinin savunucusu Gazi Hüsrev, iyi niyetin kaynağı ve adaletin gururudur.” yazısı yer alıyor.
Osmanlı’nın Bosna’daki ilk sancak beyi İshakoğlu İsa Bey, “Saraybosna’nın kurucusu” diye nitelendirilirken, Gazi Hüsrev Bey de Saraybosna’nın şehir ve ticaret merkezi olmasını sağlayan isim olarak tarihi kayıtlara geçti.
Gazi Hüsrev Bey’in Saraybosna’ya bıraktığı en önemli eserlerden medrese, 487 yıllık geçmişiyle tarihe tanıklık etmeyi sürdürüyor.
]]>