Mesleği – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Thu, 18 Jul 2024 09:03:20 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Gaziantep’te Yarım Asırdır Terzilik Yapan İki Usta https://www.haber60.com.tr/gaziantepte-yarim-asirdir-terzilik-yapan-iki-usta/ https://www.haber60.com.tr/gaziantepte-yarim-asirdir-terzilik-yapan-iki-usta/#respond Thu, 18 Jul 2024 09:03:20 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=40500 Gaziantep’te yaşayan Abdurrahman Ergen ile Haci Demir, yarım asırdır aynı iş yerinde terzilik yaparak hem geçimlerini sağlıyor hem de gelişen teknolojiye direnen mesleği ayakta tutuyor. İki usta, çırak olarak başladıkları mesleklerini ilk günkü heyecanla yaparak müşterilerine hizmet etmeye devam ediyor.

Gaziantep’te küçük bir terzi dükkanında çırak olarak başladıkları terzilik mesleğini usta olarak devam ettirten 67 yaşındaki Abdurrahman Ergen ile 66 yaşındaki Haci Demir, tam 55 yıldır iğne ipliği elinden düşürmüyor. İki usta, yarım asırdır aynı iş yerinde terzilik yaparak hem geçimlerini sağlıyor hem de gelişen teknolojiye direnen mesleği ayakta tutuyor. Çırak olarak başladıkları mesleklerini ilk günkü heyecanla yaparak müşterilerine hizmet eden Abdurrahman Ergen ile Haci Demir, terziliğe başlama hikayelerini ve mesleğin inceliğini anlattı.

“Bu mesleği ilgisi ve sevgisi olmayan yapamaz”

İlkokul 4’üncü sınıfta iken okulu terk ederek terziliğe başladığını anlatan Abdurrahman Ergen, yarım asırdır mesleğini severek yaptığını söyledi. 1968 yılının başında çırak olarak terziliğe başladığını ve 1978 yılında da kendi iş yerini açtığını söyleyen Ergen, “İlkokuldan sonra terzilik mesleğini tercih ettim. Hala da devam ediyoruz. İşimizi de severek yapıyoruz. Bu mesleğe ilgisi ve sevgisi olmayan yapamaz. Terzilik mesleği güzel sanatlara girdiği için biraz daha üzerinde fazla durulması gereken bir meslektir. Bütün ustalar gibi biz de mesleğe ilgi gösterdik. İlgi gösterdiğimiz için de mesleğimizi severek yapıyoruz” dedi.

“Müşterinin ‘eline sağlık’ demesi büyük mutluluk veriyor”

Müşteri memnuniyetini önemsediklerini belirten Ergen, “Mesleğimizin güzel tarafı siparişi bitirip müşteriye teslim ettikten sonra, müşteri de elbisesini giyip ‘eline sağlık’ dediği zaman o bize çok büyük bir mutluluk veriyor. Onun için de mesleğimizi severek yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

“Mesleğimiz zor bir meslek olduğu için kimse tercih etmiyor”

Kentteki sayılı terzilerden biri olduğunu ve kendilerinden sonra da terzi kalmayacağını kaydeden Ergen, “Ne benim çocuğum ne de torunum bu mesleği öğrendi. Mesleğimiz zor bir meslek olduğu için kimse tercih etmiyor. Ustamız, kalfamız ve çırağımız olsun, bu mesleğin kazancını az gördükleri için terziliği tercih etmiyor. 10 sene sonra da bu meslekte usta kalacağını sanmıyorum. Mesleğimiz bitmeye mahkum. Çünkü şu anda da sadece hazır elbise giymeyi tercih etmeyen ve takım elbise giymekten zevk alanlar diktiriyor” şeklinde konuştu.

“Hem terzi hem de terzi ustası sayısı azaldı”

İlkokula giderken terziliğe başladığını ve yarım asırdır da bu mesleği icra ettiğini belirten Hacı Demir de “Altın bilezik” olarak nitelendirilen terziliğin çok güzel bir meslek olduğunu ifade etti. Çıraklığı döneminde terziliğin daha kıymetli olduğunu ifade eden Demir, “Ben ilkokulu bitirdikten sonra bu mesleğe başladım. Ondan sonra kalfalık dönemi ve ustalık dönemine kadar bu şekilde bu mesleğe devam edip bugüne geldik. Çocukken bu mesleği sevdiğim için ve beğendiğim için tercih ettim. Çocukluktan beri de devam ediyorum. Çocukluk dönemimizde mesleğe ilgi bayağı vardı. O dönem konfeksiyon sayısı azdı. O dönemler çok sayıda terzi de vardı. Usta, kalfa ve çırak bayağı vardı. Şimdi ise hem terzi hem de terzi ustası sayısı azaldı” diye konuştu.

Mesleğini çok sevdiği için emekli olduğu halde çalışmaya devam ettiğini belirten Demir, Abdurrahman Ergen ile birlikte terzilik yapmaya devam edeceklerini de sözlerine ekledi. – GAZİANTEP

]]>
https://www.haber60.com.tr/gaziantepte-yarim-asirdir-terzilik-yapan-iki-usta/feed/ 0
Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı Güven Tazeledi https://www.haber60.com.tr/bursa-gazeteciler-cemiyeti-baskani-nuri-kolayli-guven-tazeledi/ https://www.haber60.com.tr/bursa-gazeteciler-cemiyeti-baskani-nuri-kolayli-guven-tazeledi/#respond Sat, 29 Jun 2024 11:00:21 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36504 Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı, kongreye katılan delegelerin tüm oyunu alarak güven tazeledi.

Basın Kültür Sarayı’ndaki Nilüfer Sahnesi’nde bugün yapılan BGC Genel Kurulu Divan Başkanlığına Ahmet Emin Yılmaz, Başkan Yardımcılığına Tahsin Ardıç, Katipliğine de Sinan Tunç ve Elif Sezgin, üyelerin oy birliği ile seçildi. Çalışma raporlarının onaylandığı genel kurulda tek liste ile gerçekleşen seçimde Nuri Kolaylı BGC Başkanlığına oy birliği seçilirken, Bursa Gazeteciler Cemiyetinin 2024- 2027 dönemi kurulları alfabetik olarak şöyle oluştu:

“Yönetim Kurulu Üyeleri: Ahmet Emin Yılmaz, Ahmet Akhan, Barış Yankı İçöz, Bülent Sezgin, Erdinç Aksoy, Ersin Yıldıran, Eyüp Turan, Fuat Kars, Hakan Işıkkent, Hasiye Yiğitbay, İbrahim Öge, İhsan Altıkardeş, Kenan Kibar, Musa Öztürk, Okan Tuna, Orhan Güney, Tevfik Fikret Sönmez, Burhan Kaya, Enhar Güneş, Hurşit Topal, Necat Kırbulut, Rıdvan Tümenoğlu ve Ruhi Berber. Denetleme Kurulu Üyeleri: Cemal Ekentok, Tahsin Ardıç ve Teoman Alper. Denetleme Kurulu Yedek Üyeleri: Cihat Özkan, Halil Özçoban ve Şaban Önen. Federasyon Delegeleri: Nuri Kolaylı, Celil İnce, Erol Bilenser, Huriye Gül Kolaylı, Hüseyin Yeşilkavak, Mehmet Gerçeksi, Namık Göz, Nurullah Nuri Yavuz, Serkan Yetişmişoğlu ve Selahattin Adıgüzeller.”

Mayıs ayında yapılan ve 9 gazeteciler federasyonu ile 86 gazeteciler cemiyetinin üye olduğu Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu genel başkanlığına delegelerin tamamının oyunu alarak seçilen Nuri Kolaylı, Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı’na da yeniden seçilerek güven tazelemiş oldu. Yönetim Kurulunda yapılan görev bölümde ise BGC Başkan Vekilliğine Ahmet Emin Yılmaz, Başkan yardımcılıklarına Fuat Kars, İhsan Altıkardeş ve Erdiç Aksoy, Genel Saymanlığa Tevfik Fikret Sönmez oybirliği ile seçildi.

2021-2024 döneminde görev yapan BGC yönetim ve denetim kurulu üyelerine teşekkür eden BGC Başkanı Nuri Kolaylı, “Üç yıllık süreçte dayanışma ve uyum içinde çalışma sergilendiğini ifade eden Kolaylı, “Hiçbir ücret veya hakkı huzur almadan, kişisel çıkar gözetmeksizin mesleğimiz ve meslektaşlarımız için benimle birlikte gönüllü olarak çalışan arkadaşlarımla dostluğumuzun ve birlikteliğimizin ömür boyu süreceğine inanıyorum” dedi.

Konuşmasında basın sektöründe yaşanan sorunlara ve çözüm önerilerine değinen BGC Başkanı Nuri Kolaylı, sözlerini şöyle sürdürdü;

“Basınımızın özgür, objektif ve tarafsız çalışma olanağı bulması için ilk şart, gazetecilik mesleğini ve bu mesleği kimlerin yapabileceğini düzenleyen ‘Basın Meslek Yasası’nın çıkartılmasıdır. Yıllardır her fırsatta tekrarladığım çağrımı; bugünkü genel kurulumuzda bir kez daha tekrarlamak istiyorum; mesleğimize saygınlığını yeniden kazandırabilmemiz için, gazetecilik mesleğini ve bu mesleği kimlerin yapabileceğini düzenleyen “Basın Meslek Yasası”, yazılı basının yanı sıra görsel ve elektronik medyayı da kapsayacak şekilde günümüz şartlarına uygun olarak mutlaka çıkarılmalıdır. Böyle bir düzenleme fikir özgürlüğünü kısıtlayıcı değil, tam tersine haber alma özgürlüğünü gerçek anlamda hayata geçirmeyi sağlayıcı nitelikte olmalıdır.”

BGC genel kurulundaki konuşmasında basın özgürlüğü konusuna geniş yer veren Nuri Kolaylı, “Sektörümüzde yaşanan çok önemli bir diğer sorunumuz, darbe dönemlerinden bu yana değişmeyen Türk Ceza Kanunu’nda ve Terörle Mücadele Yasası’nda yer alan basın özgürlüğünü kısıtlayıcı maddelerdir” dedi.

Gazetecilerin yazdıkları yazılar ve haberler nedeniyle tutuklanabildiğini, ağır ceza tehdidi ile karşı karşıya kaldığına vurgu yapan BGC Başkanı Kolaylı, “Türkiye’de insanımıza herhangi bir baskı ve müdahaleye maruz kalmadan, kendini meşru bir şekilde ifade edebilme hakkının evrensel ölçülerde tanınması ve sorunsuz bir şekilde uygulanması, toplumsal barış, hoşgörü, uzlaşı, ifade ve basın özgürlüğünün sorun olmaktan çıkması en büyük dileğimizdir” diye konuştu.

Basın sektöründe, yasal düzenleme eksiklerinden kaynaklanan sorunların yanında, çalışma şartlarının neden olduğu olumsuzluklar da yaşandığına dikkat çeken BGC Başkanı Nuri Kolaylı, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“5953 Sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun, kısa adı ile Basın İş Kanunu olarak da biliniyor. Basın işkolunda “gazeteci” olarak çalışan kişiler ve işverenleri arasındaki ilişkiler ve çalışma şartları Basın İş Kanunu ile düzenleniyor. Yaklaşık 70 yıl önce, 20 Haziran 1952’de yürürlüğe giren 5953 sayılı kanunda, 1961 yılında kapsamlı bir değişikliğe gidilerek meslektaşlarımıza önemli kazanımlar sağlanmıştı. Yıpranma hakkından yıllık izinlere, tazminat hakkından fazla mesaiye kadar geniş bir yelpazedeki bu kazanımlar, aradan geçen sürede bir bir değiştirildi ve özlük haklarımızın birçoğu geri alındı. Bu yasanın günümüz şartlarında uygun olarak yeniden düzenlenmesi sadece biz gazetecilerin değil, toplumumuzun bir ihtiyacı haline geldi. Basın İş Kanunu yeniden ele alınarak, elektronik medyayı da kapsayacak şekilde düzenlenmelidir. Bu kapsamda istihdam sağlayan, gerçek anlamda habercilik yapan ve kurumsallaşan gazeteler, radyolar, televizyonlar ve internet haber siteleri desteklenmeli, bu kurumlarda habercilik yapan meslektaşlarımız yeni düzenleme yapılarak gazeteci sayılmalıdır. Kanun; yıpranma hakkından yıllık izinlere, tazminat hakkından fazla mesaiye kadar geniş bir yelpazede ele alınarak meslektaşlarımız lehine güncellenmelidir. Özellikle, “yıpranmada basın kartı sahibi olma şartı” mutlaka kaldırılmalıdır. Gazetecilik mesleği basın kartı sahibi şartına bağlı olmadan yapılan ağır ve tehlikeli bir iş olarak kabul edilmeli, gazetecilere basın kartı sahibi olsun veya olmasın anayasal sosyal güvenlik hakkının sonucu olan fiili hizmet süresi zammı geri verilmelidir.” – BURSA

]]>
https://www.haber60.com.tr/bursa-gazeteciler-cemiyeti-baskani-nuri-kolayli-guven-tazeledi/feed/ 0
İzmir’deki Kadın Vatmanlar Çocuklarının Kahramanı https://www.haber60.com.tr/izmirdeki-kadin-vatmanlar-cocuklarinin-kahramani/ https://www.haber60.com.tr/izmirdeki-kadin-vatmanlar-cocuklarinin-kahramani/#respond Sat, 11 May 2024 21:27:40 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31293 İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin raylı sistemlerinde çalışan kadın vatmanlar, işlerini büyük bir özveriyle yürütüyor. Hiçbir engelin yıldırmadığı, tüm zorlu eğitimleri başarıyla tamamlayan kadın vatmanlar, çocuklarının da kahramanı. Anneleriyle gurur duyan çocuklar, onların mesleğine karşı da oldukça ilgili.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin raylı sistemlerinden Metro A.Ş ile İzmir Tramvayı’nda çalışan 282 vatmanın 33’ü kadın. Onlar zorlu eğitimlerden geçerek, hayalindeki mesleğe kavuştu. Kadınlar bu mesleği yaparken, yalnızca kendilerine değil çocuklarına da büyük bir gurur ve mutluluk yaşatıyor. Anne şefkatini yansıttıkları işlerini, büyük bir özveriyle yürüten kadınlar, çocuklarının kahramanı. Gülşah Yurttaş, Merve İyigün ve Burcu Duman, vatman olma hikayelerini ve mesleklerinin çocukları üzerinde etkisini anlattı.

“Benim annem tramvay kullanıyor”

10 yıldır İzmir Tramvayı’nda çalışan Gülşah Yurttaş’ın (38) 8 yaşında bir oğlu var. Oğlu Çağan Yurttaş’ın vatmanlık mesleğine karşı çok ilgili olduğunu belirten Gülşah Yurttaş, bu mesleği tercih etme nedenlerini şu sözlerle anlattı: ” İZBAN’da çalışan kadınları görünce, bu işe karşı ilgi duydum. İşimi severek yapıyorum. Mutluyum.” İlk zamanlar işe gittiğinde oğlunun bunu pek istemediğini fakat şimdi mesleğinin onu çok mutlu ettiğini belirten Yuttaş, “Oğlum artık işimi çok seviyor. Arkadaşlarına ‘Benim annem tramvayı kullanıyor’ deyip bununla gurur duyuyor. Bu durum oğlumu mutlu ediyor. Babası da İZBAN’da çalışıyor. Mesleğimiz üzerinden arkadaşlarına hava atıyor” dedi. Tramvay kullandıklarını gören insanların şaşırdığını da vurgulayan Gülşah Yurttaş, şunları söyledi: “Özellikle çocuklar bizi gördükleri zaman mutlu oluyor. Yaş almış kadınlar da tebrik ediyor. ‘İşte kadının gücü. Bravo size. Kadının bu işi yapması çok güzel’ diyen birçok kişi oluyor.”

Zorlu eğitimlerden geçti

İstihdam standında yaptığı başvurusu olumlu sonuçlanınca, zorlu eğitimlerden geçerek vatman olan Merve İyigün (35) de 10 yıldır bu mesleği yapıyor. 7 yaşındaki oğlu Osman Emre’nin trenlere ilgisini arttıran Merve İyigün, “Başvurduğum zaman, diğer adayların hepsinin erkek olduğunu gördüm. Böyle bir işi kadınların yapamayacakları yönündeki algıyı kırmak adına şansımı denemek istedim. Özgeçmişimi verdim ve bir yıl sonra beni aradılar. 3 aşamalı sınavdan geçtim. Yine 3 aşamalı mülakat yapıldı. Zorlu birçok sınavın ardından başarılı oldum ve işe başladım” dedi.

“Oğlum okulda benim mesleğimi anlatıyor”

Osman Emre’nin tramvayı kullanırken kendisini gördüğünde heyecanla el salladığını, trenleri arkadaşlarına anlattığını belirten Merve İyigün, “Oğlum tramvayın nasıl kullanıldığını merak ediyor. Okula gittiğinde işimi anlatıyor. Bu çok güzel, gurur verici bir duygu. Sürekli trene binip yanıma oturmak istiyor. Çok meraklı. Her şeyi öğrenmek istiyor” dedi. Kadınların böyle bir işi yapmasının gurur verici olduğunu da dile getiren İyigün, şunları söyledi: “Erkeklerin mesleğini yaptığımız için çok mutluyuz. Bir anne olarak bu işi yaptığım için ayrıca mutluyum. Eşim de bana çok destek veriyor. Beni gördüklerinde el sallayan, alkışlayan çok insan oluyor. Çok güzel bir duygu benim için. İşimizi çok seviyoruz.”

“Zorlukların üstesinden geldim”

Metro’da 7 yıldır vatman olarak görev yapan Burcu Duman (34) da 9 yaşındaki oğlu Egemen’in kahramanı. Vatman olarak çalışmak için 2,5 yaşındaki çocuğunu bırakıp iş başvurusu yaptığını, kabul edilince de işi öğrenmek için çok çalıştığını ve başardığını ifade eden Burcu Duman, “Çok zorlu eğitimlerden geçtik. Ama çok fazla çalışıp tüm o zorlukların üstesinden geldim. Yaptığımız iş kesinlikle çok keyifli. Ben bunu başardıysam herkes başarabilir diye düşünüyorum” dedi.

“9 yaşındaki oğlum tren kullanmak istiyor”

Egemen’in vatmanlık mesleğine karşı çok ilgili olduğunun altını çizen Duman, “Çok heves ediyor. Makinist olmak istediğini söylüyor. Tren kullanmak istiyor. Ben de bu durumu çok hoş karşılıyorum. Eşim ve oğlum bir gün yolcu bölümünde benim kullandığım trene bindi. Oğlum her istasyonda inip bana el sallayıp, tekrar biniyordu. Bu işe karşı çok hevesli. ‘Ben de tren kullanacağım. Anneciğim lütfen bana izin verir misin, treni ben sürmek istiyorum’ diyor. Vatman olmak isterse kesinlikle desteklerim” diye konuştu.

“Bebek arabalı insanları görünce bekleme süremi uzatıyorum”

Çalışırken özellikle yaş almış kişiler ile çocuklara karşı daha hassas davrandığını belirten Burcu Duman, şunları söyledi: “İstasyonlarda yaş almış ve küçük çocukları gördüğüm zaman, bekleme süremi biraz uzatıyorum. Özellikle bebek arabalı birini gördüğüm zaman böyle yapıyorum. Çocuğun istasyonda soğuk veya çok sıcak havada beklemesine gönlüm el vermiyor.” – İZMİR

]]>
https://www.haber60.com.tr/izmirdeki-kadin-vatmanlar-cocuklarinin-kahramani/feed/ 0
Yozgat’ta Terzilik Mesleği Tehlikede https://www.haber60.com.tr/yozgatta-terzilik-meslegi-tehlikede/ https://www.haber60.com.tr/yozgatta-terzilik-meslegi-tehlikede/#respond Thu, 18 Apr 2024 22:09:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=28127

SEYFİ ÇELİKKAYA

Yozgat’ta 71 yıldır terzilik yapan 82 yaşındaki Yaşar Özayan, çırak bulamadıklarını, mesleğin yok olmaya başladığını belirterek “Terzilik mesleği öyle tek kişiyle yapılacak bir meslek değil. Mutlaka yardımcı şart, tek kişiyle çok ağır oluyor” dedi.

Yozgat il genelinde bir zamanlar gözde meslekler arasında yer alan terzilik, hazır giyim karşısında ayakta kalabilmenin mücadelesini veriyor. Çırak bulamadığı için kalfa yetiştiremeyen terziler, kendilerinden sonraki nesillere mesleği öğretememenin huzursuzluğunu yaşıyor. 82 yaşındaki Yaşar Özayan, Yozgat’ta yaklaşık 71 yıldır terzilik mesleğini aynı heyecanla yürütmeye çalışıyor. Terziliğin son yıllarda yok olmaya yüz tutmuş, çırak ve usta yetiştiremeyen bir meslek haline geldiğine dikkat çeken Özayan, kendilerinden sonra mesleği yapabilecek çırak bulamadıklarını anlattı.

71 YILDIR ELİNDEN İĞNE İPLİK DÜŞMÜYOR

İlkokulu bitirdikten sonra bir ay demirci ustası yanında çıraklık yapan, daha sonra da babası tarafından terzi Osman Şenyiğit’in yanına çırak olarak verilen Özayan, ilerlemiş yaşına rağmen mesleğini ilk günkü titizliğiyle sürdürüyor. Terzilik mesleğini çok sevdiğini dile getiren Özayan, şöyle konuştu:

“1953 yılında terzi çırağı olaraktan girdim, 1961 yılının sonunda askere gittim. O güne kadar da hep terzi çıraklığı, kalfalığı yaptım, bir ustayla yetiştim, çok da seviyordum. Ustam da Yozgat’ın en eski terzilerinden biriydi. Büyük bürokratlardan müşterileri vardı. Çok da seviyordum, onlar da beni çok seviyorlardı, yaptığım işi severek yaptığım, başarılı olduğum için. 1961 yılının sonunda askere gittim. Askerde işin en garibidir terzilik yapmadım, bölükte yazıcıydım, çok beğenildik. Taburumuz da Kars’taydı. Orada bütün subaylar bana hep ‘kibar yazıcı’ diye hitap ederlerdi. Askerden terhis oldum geldim 1964 yılının birinci ayında, büyük yenilikler var. Arkadaşlarım dükkan açtı, ben açmadım. Düşük kemerler, İspanyol paçalar, üç düğme elbiseler, yanlardan yırtmaçlı, vücuda oturuyor. Ben dükkanı açmadım, 10 ay daha ustamın yanında çalıştım. Gelen müşteriler beni tanısınlar, hem yeniliklerin içerisine gireyim, aniden böyle içine düşmeyelim dedik. 10 ay sonra dükkan açtım. Bir ay kadar bir sendeleme yaptık. Ondan sonra devam ettim ama manifaturacılardan da bir tanesi beni çok destekledi. Arta kalan işlerini hep gönderirdi bana. Ondan sonra da işte terziliğimizi ilerlettik. Beğenildik, bütün bürokratlar ustamın olduğu müşteriler gibi bana gelmeye başladı.”

“SANAT EMEK VERDİKÇE PARA DA GELİR, MADDİYAT DA GELİR”

Eskiden çırağı köyden getirirler, eti senin kemiği benim derlerdi. Sanatı illaki iyisini öğrensin derlerdi. Benim yanımda 7-8 kişi çalışırdı, onlarla beraber arkadaşça çalışırdık, gecenin geç vakitlerine kadar, diğer günlerde de aynı. Çocukları yetiştirdim, çok gelen oldu da içlerinden 12 tanesi yetişti, usta oldu. Çokları da sanatı bıraktılar. Biz devam ettirdik, ettiriyoruz, çok da seviyorum. 2012 yılında ‘yılın ahisi’ seçildim, beni aday göstermişler. Eskiden Kırşehir’deydi sonradan Yozgat’tan ilk olarak beni aday gösterdiler. Jürimiz çok büyüktü. Vilayetten, ticaret müdürlüğünden, ticaret odasından, esnaflar birliğinden büyük bir jüri huzurunda bize cübbeyi giydirdiler. Yılın ahisi seçildik, çok onurlandım. Sanata kıymet vermiyorlar. Sanatımız çok güzeldir. Sanat emek verdikçe para da gelir, maddiyat da gelir. Şimdi hazır elbiseler çıktı. Hazırın yanı sıra da siparişler de geliyor. Ben şu yaşa gelmişim hala daha sipariş de geliyor. Müşterilerim dışarıdan da içeriden de geliyor. Geliyorlar yapıyorum ve beğeniliyor da. Fakat şimdi bizim terzilik mesleği öyle tek kişiyle yapılacak bir meslek değil. Mutlaka yardımcı şart, tek kişiyle çok ağır oluyor. Bugüne kadar da devam ettirdik, geldik. Ama her şeyden önce sanat, müşteriye hitap, bu en başta gelir. Müşteriye hitap etmesinde başarılı olacaksın. Çünkü gelen müşterilerin hepsi de üst düzeyde olduğu zaman sen de kabiliyetliysen sanatın en güzelini öğrendiğin gibi kelimelerin de en güzelini öğrenirsin. Bilgin de artar müşterilerinle muhatap olursun, beğenilirsin, sevilirsin. Yani en başta gelen şey; hem sanat hem kabiliyet hem konuşma.”

]]> https://www.haber60.com.tr/yozgatta-terzilik-meslegi-tehlikede/feed/ 0 Tunceli’de Açılan Kursla Kadınlar Kaybolmaya Yüz Tutmuş El Dokumalarını Gelecek Nesillere Aktarıyor https://www.haber60.com.tr/tuncelide-acilan-kursla-kadinlar-kaybolmaya-yuz-tutmus-el-dokumalarini-gelecek-nesillere-aktariyor/ https://www.haber60.com.tr/tuncelide-acilan-kursla-kadinlar-kaybolmaya-yuz-tutmus-el-dokumalarini-gelecek-nesillere-aktariyor/#respond Sat, 16 Mar 2024 08:54:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=19694 Tunceli’de aile destek merkezi bünyesinde açılan kursa katılan kadınlar, kaybolmaya yüz tutmuş ve yörede “cicim” olarak adlandırılan el dokumalarını yaparak gelecek nesillere aktarıyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca il merkezi ve 7 ilçede hizmet veren destek merkezlerinde, kadınlara mesleki eğitim ve istihdam imkanı sunuluyor.

Bu sayede sosyal ve ekonomik hayata katılan kadınlar, aşçı çırağı, aşçı yardımcılığı, yaşlı ve hasta bakımı, manikür, pedikür, kuaförlük, cilt bakımı, deri tasarımı, el sanatları ve cicim (nakışlı ince kilim) dokuma alanında meslek sahibi oluyor.

İsmet İnönü Mahallesi’ndeki merkezde de yaklaşık 5 ay önce yörede kaybolmaya yüz tutmuş ve “cicim” olarak adlandırılan el dokumacılığı kursu açıldı.

Kayıt işlemleri sonrası kursa başlayan 12 kadın, haftanın belirli günlerinde atölyeye gelerek usta öğretici Zerican Tunç’tan cicim dokumacılığının püf noktalarıyla ilgili eğitimler alıyor.

El becerilerini geliştirerek meslek öğrenen kadınlar, kurs için çevre köylerden toplanan keçi ve koyun yünlerini yün tarağı sayesinde ipliğe dönüştürüyor.

İpleri daha sonra kök boyasıyla renklendiren kadınlar, cicim motiflerinde genellikle vişne kırmızısı, kınalı sarı, lacivert, siklamen, mor, siyah ve ceviz yeşili renkleri tercih ediyor.

İğ aleti yardımıyla da ipliğin düzgün sarılmasını sağlayan kadınlar, yaptıkları kilim, çanta, heybe ve çuval gibi ürünleri satarak kazanç sağlıyor.

“Yeniden canlandırmaya başladık”

Usta öğretici Zerican Tunç, AA muhabirine, yaklaşık 20 yıldır cicim dokumacılığıyla ilgilendiğini söyledi.

Mesleğini atalarından öğrendiğini belirten Tunç, “Herkes bu işi öğrensin, atölye açsın ve mesleğim kaybolmasın istiyorum. Çünkü yıllar önce kaybolmaya yüz tuttu ve biz yeniden canlandırmaya başladık. Cicim yapabilmek için ilk olarak yünlerimizi tarıyoruz ve ondan sonra eğirmeye başlıyoruz. Bu işlemin ardından ipleri boyuyoruz ve tezgahta çözgüye başlayıp renkleri ve desenleri ayarlıyoruz.” dedi.

Tunç, bir cicimin tamamlanmasının yaklaşık 1 ya da 3 ay sürdüğünü dile getirerek, “Kursa gelen öğrenciler yaptığı ürünlerden kazanç da sağlıyor. Bir ürünü satıp diğer ürünü kuruma veriyorlar. Çok güzel ve neşeli bir iş. Başladığım zaman gerçekten bırakmak istemiyorum. Mesleğimi çok seviyorum ve devam ettirmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.

Kültürün yok olmaması için tezgah başına geçtiler

Şükran Çakıcı da aile destek merkezlerinde açılan kurslara zaman zaman katıldığını anlattı.

Yaklaşık 2 ay önce cicim kursuna kayıt yaptırdığını kaydeden Çakıcı, şöyle konuştu:

“Cicim dokumayı meslek olarak çok beğeniyorum. O yüzden öğrenmek için bayağı gayret gösteriyorum. Eskiden annem ve ninelerim de yün ipleriyle çok uğraşıp böyle şeyler yapardı. Bu mesleğin geçmişten günümüze gelmesi ve yaşatılması güzel bir örnek. Daha önce zamanımın çoğunu evde geçirip televizyonda programlar izliyordum. Burası açıldığından beri bana çok katkısı oldu.”

Gülistan Kayarcı ise tezgahta oturup cicim dokumanın keyif verdiğini ifade etti.

Kayarcı, kursta başarılı çalışmalar yaptığını dile getirerek, “Bu mesleği tamamen öğrendikten sonra ekonomik anlamda aileme destek olmayı amaçlıyorum. Sadece tanıtım amaçlı değil, ileriye dönük de bir şeyler yaparak kültürümüzün yok olmamasını istiyorum.” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/tuncelide-acilan-kursla-kadinlar-kaybolmaya-yuz-tutmus-el-dokumalarini-gelecek-nesillere-aktariyor/feed/ 0
Kırklareli Adliyesinde Görev Alan Kadınlar Güçlü Bir Dayanışma İçinde https://www.haber60.com.tr/kirklareli-adliyesinde-gorev-alan-kadinlar-guclu-bir-dayanisma-icinde/ https://www.haber60.com.tr/kirklareli-adliyesinde-gorev-alan-kadinlar-guclu-bir-dayanisma-icinde/#respond Fri, 08 Mar 2024 22:54:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=17103 Kırklareli Adliyesinde görev alan kadınlar, adaletin sağlanması için birlikte çalışarak güçlü bir dayanışma da ortaya koyuyor.

Hakimler Sadeli Özdemir, Emel Demir, Betül Burgaç Bulut, cumhuriyet savcıları Sıla Bektaş ve Vildan Ertekin, yazı işleri müdürü Aylin Gür, katip Kevser Gamze Koyuncu, Aslı Sarıkaya, mübaşir Merve Matyar kadınlara ilham kaynağı olurken toplumsal farkındalık yaratmada önemli bir rol oynuyor.

AA ekibi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla adliyede görev yapan kadınların mesaisini görüntüledi.

“Bu hayatta hiçbir şey bir cinsiyetin mesleği değildir”

Kırklareli Cumhuriyet Savcısı Sıla Bektaş, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, 14 yaşında hayalini kurduğu savcılık mesleği hayalini gerçekleştirdiği için mutlu olduğunu söyledi.

Hem anne hem de savcı olmanın zorluğunu yaşamadığını dile getiren Bektaş, şöyle devam etti:

“Annelik vazifesini yapan bir insan bana göre bu dünyadaki her mesleği layıkıyla yapar. Herkes sevdiği işi yapsın önemli olan da budur. Bana göre bir toplumun güçlü olmasını istiyorsak güçlü ve faziletli kadınlara ihtiyacımız var. Bir toplumda kadın ne kadar güçlü ve faziletli olursa o toplumun da o kadar güçlü olacağına inanıyorum.”

Matematik öğretmeniyken hukuk okudu

Cumhuriyet Savcısı Vildan Ertekin de 2017 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olarak savcılık mesleğine başladığını belirtti.

Bir yandan matematik öğretmeni olarak görev yaparken diğer taraftan da hukuk fakültesini okuduğunu ifade eden Ertekin, bir kadın olarak hayalini gerçekleştirmenin mutluluğu ve gururunu yaşadığını kaydetti.

Cumhuriyet Savcılığı mesleğini severek icra ettiğini anlatan Ertekin, “Hem öğretmenlik yapıp hem de okula gittiğim yıllardaki azim ve şevkle hayalime ulaştığım için işime her geldiğimde onun mutluluğunu ve heyecanını hissediyorum.” dedi.

“Hukuk fakültesini genç kızlarımıza özellikle tavsiye ediyorum”

8 yıl avukatlık yaptıktan sonra hakim olma hayalini gerçekleştiren Sadeli Özdemir de Adalet Bakanlığı bünyesinde görev yapmaktan onur duyduğunu söyledi.

Hakimlik mesleğini tüm kadınlara öneren Özdemir, “Hukuk mesleklerinin hepsi gençlere tavsiyemdir. Avukatlık, hakimlik, kaymakamlık gibi meslekler arası geçiş imkanı da olduğundan hukuk fakültesini genç kızlarımıza özellikle tavsiye ediyorum. Anneyim iki çocuğum var ve gerçekten büyük bir zorluk ama çok büyük de bir güzellik hem anne olmak, hem hakim olmak.”

“Duruşma günleri daha heyecanlı oluyorum”

Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde üye hakim olarak görev yapan Betül Burgaç Bulut da hayalini gerçeğe dönüştüren hukukçulardan biri.

Her meslekte olduğu gibi hakimliğin de önemli zorlukları bulunduğunu ifade eden Bulut, “Kadın olarak çalışan olmanın yanı sıra evin hanımı, eş ve anne rolü olması sebebiyle sorumluluklarımız daha çok artıyor. Bu sorumluluklar kadınların daha fazla çaba sarf etmesine sebep oluyor. Ancak bir kadın istediği taktirde üstesinden gelemeyeceği hiçbir şey olmadığını düşünüyorum. Mesleğimiz gereği adaleti tevzi ettiğimiz için severek işe başlıyorum. Duruşma günleri daha heyecanlı oluyorum.” şeklinde konuştu.

“Kadınların mükemmeliyetçi tarzları mesleğe katkı sağlıyor”

Hakimlik mesleğine 7 ay önce başlayan Emel Demir de Kırklareli 1. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi olarak görev yapıyor.

Mesleki açıdan kadınların genellikle detaycı ve mükemmeliyetçi bir düşünce tarzına sahip olduğuna işaret eden Demir, şunları kaydetti:

“Vicdanen ve hakkaniyete uygun bir yargılama yaptığımızda bu zorluklar biraz daha geri plana düşüyor. Bir kadın olarak mesleki açıdan kadınların daha detaycı, komplike ve mükemmeliyetçi düşünce tarzına sahip olmalarının olayları muhakeme etme ve değerlendirme yönünden faydalı ve önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum.”

“Adalet Bakanlığında çalışmak özveri ister”

2. Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürü Aylin Gür de 19 yıldır görevini ilk günkü heyecan ve sevgiyle yerine getiriyor.

İki çocuklu bir anne olarak zorluklarını yaşasa da işini layıkıyla yerine getirdiğini ifade eden Gür, “Çocuklarımız doğdukları günden annelerinin çalışmasına alıştıkları için bir sıkıntı yaşamıyoruz. Özellikle Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışmak farklı bir gururdur. Gençlere her zaman liyakatli çalışmalarını, dürüst olmalarını öneriyorum.”

“Bir kadın olarak adalet sektöründe çalışmak zor değil”

Zabıt katibi olarak 2010 yılında göreve başlayan Aslı Sarıkaya, 14 yıldır Kırklareli Adliyesinde görev yapmaktan onur duyduğunu söyledi.

Sarıkaya, “Bir kadın olarak adalet sektöründe çalışmak zor değil. Burada kadın ve erkek eşit olarak iş yapıyoruz. Bu dosyadaki iş kadına, bu dosyadaki iş erkeğe şeklinde ayrımımız yok. O yüzden kadın ve erkek eşit şekilde çalışıyoruz.” dedi.

-“Zor olsa da başarmanın verdiği duygu insantatmin eder”

Zabıt katipliğine 4 yıl önce başlayan Kevser Gamze Koyuncu da kadının ekonomik özgürlüklerini kazanmasının güzel bir duygu olduğunu bildirdi.

Kadınların iş gücüne ne kadar fazla dahil olursa o ülkenin ekonomisi, refahı, kültür düzeyinin de bir o kadar ilerleyeceğini ifade eden Koyuncu, adliyelerin kadın erkek ayrımının gözetilmediği bir yer olduğunu söyledi.

-“Bizim işimiz daha çok erkek işi olarak görülüyor”

5. Asliye Ceza Mahkemesi mübaşiri Merve Matyar da toplumda erkek mesleği olarak görülen mübaşirliği kadın olarak gerçekleştirmenin gururunu yaşadığını söyledi.

Herkesin kendisini ilk gördüğünde şaşırdığını anlatan Matyar, “Bizim işimiz daha çok erkek işi olarak görülüyor. Vatandaşlar hep “Erkekler mübaşirlik yapar diye biliyorduk ama kadınlar da yapabiliyormuş.” diyorlar. Bu bizi mutlu ediyor. Toplumda özellikle kadınlara karşı çalışma hayatında bazı ön yargılar olduğunu düşünüyorum. Bizi böyle çalışırken gördükleri zaman ön yargıları yıktığımızı düşünüyorum.” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/kirklareli-adliyesinde-gorev-alan-kadinlar-guclu-bir-dayanisma-icinde/feed/ 0
Siirt’te Şal Şepik Kumaşı Geleceğe Taşınıyor https://www.haber60.com.tr/siirtte-sal-sepik-kumasi-gelecege-tasiniyor/ https://www.haber60.com.tr/siirtte-sal-sepik-kumasi-gelecege-tasiniyor/#respond Wed, 06 Mar 2024 22:03:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=16152 Siirt’in Eruh ilçesinde cezaevinden dönüştürülen atölyede dokunan şal şepik kumaşı, kültürel miras taşıyıcısı sanatçıların öncülüğünde geleceğe taşınıyor.

Türk Patent ve Marka Kurumunca 2 yıl önce coğrafi işaretle tescillenen şal şepik kumaşı, Eruh Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde eski cezaevinde kurulan atölyede 12 usta tarafından 10 tezgahta üretiliyor.

Atölyede görevli usta öğreticilerden Leyla Çekin, Nail Gülhacı ve Yusuf Yıldırım, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Türkiye’deki geleneksel sanatları ve sanatçıları desteklemek amacıyla somut olmayan kültürel miras taşıyıcılarına verilen “sanatçı tanıtma kartı” almaya hak kazandı.

Eruh Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Seyfettin Çelik, AA muhabirine, 2014 yılında 2 ustanın çalıştığı atölyede, şu anda 12 ustanın 10 tezgahta üretim yaptığını söyledi.

Şal şepik kumaşının her geçen gün daha da ilgi gördüğünü vurgulayan Çelik, bu nedenle mevcut atölyenin ihtiyaçları karşılayamadığını ifade etti.

Usta sayısının artırılması hedefleniyor

Yeni bir yerde hizmet vermek için çalışmaların sürdüğünü anlatan Çelik, buna ilişkin GAP Bölge Kalkınma İdaresine proje sunduklarını dile getirdi.

Çelik, proje kapsamında büyük bir kök boya atölyesi kurmayı ve usta sayısını 60’a çıkarmayı hedeflediklerini belirterek, “Burada kuracağımız kök boya atölyesiyle sadece Eruh’a değil, bölgeye hizmet etmeyi planlıyoruz. Bölgedeki halı, kilim iplerini kök boyayla burada boyamayı hedefliyoruz. Amacımız Eruh’umuzu bir doğal tekstil merkezi haline getirmektir.” dedi.

3 usta öğreticinin sanatçı tanıtma kartı aldığına dikkati çeken Çelik, atölyenin bu kültürel miras taşıyıcılarıyla ilerleyişini daha emin adımlarla sürdüreceğini kaydetti

Atölyede 9 yıldır görev yapan Leyla Çekin de eski ustalardan öğrendiği mesleğini, aldığı kart ile daha da severek yapacağını söyledi.

Çekin, “Devlet büyüklerimizin bu kumaşa değer vermeleri bizi ayrıca gururlandırıyor ve daha çok çalışmaya teşvik ediyor.” diye konuştu.

Tiftiğin 11 aşamadan geçtiğini ve ardından tezgahta dokunarak kumaş haline getirildiğini aktaran Çekin, bu kumaştan farklı renklerde ceket, pantolon, yelek, etek, yöresel kıyafetler ile çeşitli aksesuarlar yapıldığını anlattı.

Çekin, hak kazandığı sanatçı kimliğiyle mesleği gelecek nesillere aktarmaya çalışacağına işaret ederek şöyle konuştu:

“Şal şepik, her aşaması çok emek isteyen zor bir kumaş. Emeği çok olduğu kadar değerli bir kumaş. Severek dokuyoruz. Devlet büyüklerimizden de burayı büyütmek için destek bekliyoruz. Gençlerimiz için güzel bir istihdam alanı olur. Sanatçı tanıtma kartı almak bizi gururlandırıyor, mutlu ediyor. Bizi bu işe daha çok teşvik ediyor.”

“Mesleğimizi daha da severek yapacağız”

Nail Gülhacı da babasından öğrendiği şal şepik yapımını 9 yıldır atölyede sürdürdüğünü dile getirdi.

Kültürel miras taşıyıcısı kimliğiyle mesleğinin daha da anlam kazandığına vurgu yapan Gülhacı, “Burada sürekli şal şepik üretiyoruz. İl dışına da yurt dışına da gönderiyoruz. Gelen talepleri karşılamaya çalışıyoruz. Bu kimlik kartını aldık ve bundan sonra mesleğimizi daha da severek yapacağız. Bugüne kadar çok sayıda kursiyer yetiştirdik.” ifadelerini kullandı.

Yusuf Yıldırım ise 8 yıldır atölyede görev yaptığını belirterek, sanatçı tanıtma kartı aldığı için çok mutlu olduğunu kaydetti.

]]>
https://www.haber60.com.tr/siirtte-sal-sepik-kumasi-gelecege-tasiniyor/feed/ 0
Babadan oğula giden kalaycılık mesleği https://www.haber60.com.tr/babadan-ogula-giden-kalaycilik-meslegi/ https://www.haber60.com.tr/babadan-ogula-giden-kalaycilik-meslegi/#respond Wed, 21 Feb 2024 21:24:23 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=10476 Babadan oğula giden kalaycılık mesleği

GAZİANTEP – Gaziantep’te 50 yıllık kalaycı ustası Seyit Ahmet Ayata, bakır mesleğinin gelecek nesillere aktarılması için oğlu Halil İbrahim’e kalaycılık kültürünü öğretiyor.

Kalaycılık mesleğine 13 yaşında başlayan Ayata, Gaziantep’in tarihi Bakırcılar Çarşısı’nda bir dükkanda çalışmaya başladı. Ustasından öğrendiği kalaycılık sanatını geliştiren Ayata, 50 yıldır bakırcılık mesleğini yaşatıyor. Bakır eşyaların kalaylanması, tamiri ve yenilenmesi işlerini yapan Ayata, müşterilerinden gelen siparişleri de yapıyor.

Ayata, oğlu Halil İbrahim’e de küçük yaşta yanına alarak kalaycılık mesleğine başlattı. Oğluna hem mesleği hem de kültürü öğrettiğini belirterek, “Bu meslek çok zor, çok emek istiyor. Ama oğlum bu işi seviyor, ben de ona her şeyi öğretiyorum. İnşallah oğlum da bu mesleği devam ettirir” dedi.

“13 yaşından beri bu işin içindeyim”

Bakır hakkında birçok bilgi veren Ayata, “13 yaşından beri bu işin içindeyim. 50 yıldan beri bu işi yapıyorum. Bakırcılık sağlık açısından çok önemli bir meslektir. Hangi yemeği yaparsan yap çok lezzetli olur. Ama bakırın ince olmaması gerekiyor. Bakır ince olursa bir işe yaramaz. Bakırı kalın olursa kalayda güzel tutar. Daha uzun ömürlü olur. Bakırda pişirilen yemek hem lezzetli olur. Önceden bakır kullanılırdı. O yüzden de hastalılar bu kadar yaygın değildi. Ama şu an hastalıklar çok fazla. Bakırda pişmeyen yemek maalesef ki lezzetli olmaz. Peygamber efendimizde bakırda yemek pişirin demiş. Fakat şimdi yapan yok. Adam yetişmiyor. Benim bakırcı arkadaşlarım vefat etti. Onların yerine geçen hiç kimse olmadı” ifadelerini kullandı.

“Meslek öğrenmek için gelen kimse yok”

Bakırcılık mesleğini gelecek nesillere aktarmak istediğini fakat yetiştirecek eleman bulamadığına söyleyen Ayata, “Oğluma bu işi yapma başka iş yap dedim. Fakat oğlum bu işi yapmak istedi. Onun haricinde meslek öğrenmek için gelen kimse yok. Önceden aileler bize yetiştirmemiz için çırak gönderirdi. Fakat şimdi hiç gelen ve öğrenmek isteyen hiç kimse yok. 18 yaşında çocuğu yanına aldığında iş öğretmek istediğinde veya ondan bir şey istediğimde bana ters davranıyor. Bu sebepten dolayı bu meslek ölüyor” ifadelerine yer verdi.

“Amerika’dan öğrenmek isteyenler var”

Yurt dışından bakırcılık mesleğini öğrenmeye meraklı çok fazla kişinin olduğuna değinen Ayata, “Amerika’dan öğrenmek isteyenler var. Ama Türkiye’den öğrenmek isteyen hiç kimse yok. Hatta Amerika’dan gelip burada ders alıyorlar. Yurt dışından bu mesleğe merak çok fazla oluyor. Bana göre bu mesleğe bu kültüre Türkiye’nin önem vermesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

“Bu mesleği severek yapıyorum”

Babasının mesleğini gelecek nesillere aktarmak istediğini söyleyen Halil İbrahim Ayata, “8 yaşından beri babamla bu işi yapıyoruz. Bu mesleği severek yapıyorum. Sonu biraz kötüye gidiyor. Elaman sıkıntısı olduğundan dolayı fakat biz yine de devam ettireceğiz. Mesleğin tüm dallarını ele almış durumdayım. Ben mesleğin eğitimini de alıyorum. Hem okuyorum hem de çalışıyorum. Bu yaptığımız işlemeler çalıştığımız ürüne göre süresi değişiyor. Sıralı bir şekilde yapıyoruz. Babamdan sonra bana geliyor. Burada nakış yapıyorum. Daha sonra da boyasını, zımparasını ve kalayını yapıyoruz. Kalaydan çıktıktan sonra son rötuşları yapıp hazır hale getiriyoruz” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/babadan-ogula-giden-kalaycilik-meslegi/feed/ 0
Gaziantep’in son zurna ustası 56 yıldır işini sürdürüyor https://www.haber60.com.tr/gaziantepin-son-zurna-ustasi-56-yildir-isini-surduruyor/ https://www.haber60.com.tr/gaziantepin-son-zurna-ustasi-56-yildir-isini-surduruyor/#respond Sat, 27 Jan 2024 21:03:36 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=5251 56 yıldır 7 metrekarelik iş yerinde zurna yapıyor

Gaziantep’in son zurna ustası Mesut Uz 56 yıldır tek başına sanat yapıyor

Uz, “Zurna dünyanın en zor enstrümanlarından bir tanesidir”

GAZİANTEP – Gaziantep’in son zurna ustası Mesut Uz, Türk kültürünün önemli bir parçası olan zurna yapma mesleğini yaşatmaya devam ediyor.

Gaziantep’te zurna mesleğinin son ve tek ustası olarak bilinen Mesut Uz, 7 metrekarelik iş yerinde 56 yıl önce bu mesleği yapmaya başladığını ve o zamandan beri hiçbir zaman bırakmadığını söyledi. Uz, “Zurna yapmak benim için bir tutku. Bu sanatı korumak ve gelecek nesillere aktarmak benim görevim” dedi.

“Gaziantep’te zurna yapan tek kişi benim”

Düğünlerin vazgeçilmez enstrümanı zurnayı yapan son usta olduğunu söyleyen Uz, “Bu mesleği 56 yıldır yapıyorum. Gaziantep’te zurna yapan tek kişi benim. Zurna halay zurnasıdır. Zurna enstrüman ve müzik aletidir. Atasözlerimizde de söylendiği gibi yeri gelince insanları oynatır, yeri gelince ağlatır. Zurna dünyanın en zor enstrümanlarından bir tanesidir. Yaylı sazlara veya diğer üflemeliler benzemez” dedi.

“Zurna kayısı ağacından yapılır”

Zurnanın kaliteli ve uzun ömürlü olması için ham maddesinin kayısı ağacından yapıldığını belirten Uz, “Zurna kayısı ağacı, erik ağacından yapılır. Genellikle kayısı ağacıdır. Abanoz ağacından da olur fakat o ağaç zor bulunan bir ağaçtır. Zurna yapmak bir günümüzü alır” ifadelerini kullandı.

“Halaylar bitmediği sürece zurna yapımına devam edeceğim”

Son zurna ustası Uz, teknolojiyle savaşacağını ve zurna yapmaya devam edeceğini belirterek, “Halaylar bitmediği sürece zurna yapımına devam edeceğim. Fakat teknolojinin gelişmesiyle zurna yapımı azalıyor. Eskisine nazaran talepler azaldı ama buna rağmen azda olsa talep var” ifadelerine yer verdi.

“Halay davul ister, davul zurna ister”

Davulun zurnasız, zurnanın davulsuz olmayacağını söyleyen Uz, “Hiç kimse davulsuz zurnasız düğün yapamaz. Halay davul ister, davul zurna ister. Zurna usta ister. Halay ve oyun bitmediği sürece zurnaya olan talep bitmez. Düğünlerin vazgeçilmezi olan zurna yüzyıllardır devam eden bir gelenek ve hiçbir zaman bitmeyecek” dedi.

“Tüm Türkiye’den bize gelip zurna alıyorlar”

Zurna geleneğinin tüm Türkiye’de devam ettiğini belirten Uz, “Tüm Türkiye’den bize gelip zurna alıyorlar. Az önce Kayseri’den geldiler. İstanbul’dan gelip alanlar var. İhtiyaç olduğu zaman gelip alırlar. 4 kalem zurna çeşidimiz var. İsteğe göre yaparız ve yanımızda zurnasını test edip sonra zurnasını alıp gider” ifadelerini kullandı.

“Zurna sürekli bozulan bir enstrüman değildir”

Ürettiği zurnaların uzun ömürlü olduğunu ifade eden Uz, fiyatları hakkında da, “Fiyatlarımız 3 bin TL ile 5 bin TL arasında değişir. Zaten zurna sürekli bozulan bir enstrüman değildir. Kırılmadığı sürece 20-30 yıl kullanılabilir” şeklinde konuştu.

“Mesleği öğrenmek isteyen yok”

Son zurna ustası olarak mesleğin kendisinden sonra öleceğini belirten Uz, “Mesleği öğrenmek isteyen yok. Ben son zurna ustasıyım. Benden sonra bu mesleği miras olarak bırakabileceğim kimse maalesef yok” dedi.

“Kayseri’den zurna almak için geldim”

Zurna almak için Kayseri’den Gaziantep’e geldiğini söyleyen müşteri Enver Avcı ise, “Mesut Uz ustanın yanına geldik. Burada güzel zurnalar yapıyor. Ben ve benim gibi birçok insan Kayseri ve çevre illerden buraya zurna almaya geliyor. Böyle güzel kültürümüzün parçası olan zurna ustalarının çoğalması gerekiyor” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/gaziantepin-son-zurna-ustasi-56-yildir-isini-surduruyor/feed/ 0
Tolga Şardan, Çgd’nin “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik” Panelinde: “Çok Ciddi Bir Baskı Sarmalı Altında Mesleği İdame Ettiriyoruz” https://www.haber60.com.tr/tolga-sardan-cgdnin-gazetecilik-denince-adalet-demokrasi-laiklik-panelinde-cok-ciddi-bir-baski-sarmali-altinda-meslegi-idame-ettiriyoruz/ https://www.haber60.com.tr/tolga-sardan-cgdnin-gazetecilik-denince-adalet-demokrasi-laiklik-panelinde-cok-ciddi-bir-baski-sarmali-altinda-meslegi-idame-ettiriyoruz/#respond Thu, 25 Jan 2024 22:18:18 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=5023 Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD), “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik” panelinde konuşan gazeteci Tolga Şardan, “Kaynakları korumakta eskisine göre daha çok zorlandığımı görüyorum. Kaynağı koruduk cezaevine girdim. Kaynağı korumasaydım belki cezaevine girmeyecektim ama bu da bize meslekte öğretilen bir şey, kaynağı korumak önemli. Çok ciddi bir baskı sarmalı altında mesleği idame ettiriyoruz. Bu iş nasıl çözülür, belki siyasi iktidar geçen seneki seçimlerde değişmiş olsaydı biraz nefes alabilirdik” dedi.

Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD), bugün 31. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında düzenlediği “Gazetecilik Denince: Adalet, Demokrasi, Laiklik” paneli, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. Panelde konuşmacı olarak; gazeteci Tolga Şardan, akademisyen Çağrı Kaderoğlu Bulut ve gazeteci Mustafa Mert Bildircin yer alırken panelin kolaylaştırıcılığını ÇGD Genel Başkanı Kıvanç El yaptı.

Tolga Şardan panelde şunları kaydetti:

“Ben buraya biraz da konumum itibarıyla geldim, TCK 217’deki dezanformasyon yasasının yürürlüğe girmesinden sonra, haberciliğe ve gazeteciliğe yönelik mevcut iktidarın en önemli aparatlarından biri olan dezanformasyon yasası çerçevesinde benden önce de meslektaşlarımız adli soruşturmaya uğramışlardı. Kovuşturmalar da yürütülüyordu haklarında yani yargılamalar da devam ediyordu. Ancak ilk tutuklanan gazeteci ben oldum. Dolayısıyla sanki benim ayrı da bir konumum oldu, onun için bu akşam sizinle beraberiz.

Ben mesleğe başladığımda, tek parti hükümetinin sonlarıydı. Mesleki kariyerimin en önemli süreçlerini koalisyon hükümetleri döneminde geçirdim. Meslek büyüklerimiz daha önce tek parti hükümetlerinde gazetecilik yaptılar ama koalisyonlarda ben gazetecilik yaptığım için biraz zorlandığımı düşünmüştüm. Çünkü koalisyonda siyasi partiler birbirlerine zarar vermemek için, bilgiye ulaşımı çok daha zordu. Özellikle benim çalıştığım alanda, ben güvenlik üzerine çalışıyorum. Polis adliye muhabirliği yaptım, hala da onu devam ettiriyorum. Bilgiye ulaşmak kolaydı, fakat bilgiyi kullanmak zordu. Ben çok iyi niyetli olarak düşündüm ki belki tek parti iktidarında gazetecilik daha rahat olur, bürokratlar daha sağlam yere sırtlarını dayadıklarında daha rahat olabilirler, bilgiye ulaşmamız ve bilgiyi kullanmamız işlememiz daha kolay olabilir diye düşünmüştüm. Ben çok pembe düşünmüşüm. Dolayısıyla hele ki son dönemki 2010 yılında itibaren, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişten itibaren bunun maalesef çok kötü örneklerini yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz.

“ÇOK CİDDİ BİR BASKI SARMALI ALTINDA MESLEĞİ İDAME ETTİRİYORUZ.”

Son dönemde, bilgiye ulaşmada çok fazla sıkıntımız yok. Bilgiyi işleyip, haber haline getirip, üretime verdikten sonra okura iletim aşamasında çok büyük sıkıntılar var. Kimi mecralarda, içerik itibarıyla sıkıntı oluyor, kimi haberlerde kaynağı korumak çok önemli hale geliyor. Çünkü maalesef şu anki sistemde bilginin doğru mu yanlış mı ondan ziyade bu habere konu olan bilgilerin nereden çıktığı şeklinde geriye dönük yapılan araştırmalar, ister istemez haber kaynaklarında da endişeye neden oluyor. Kaynakları korumakta eskisine göre daha çok zorlandığımı görüyorum. Kaynağı koruduk cezaevine girdim. Kaynağı korumasaydım belki cezaevine girmeyecektim ama bu da bize meslekte öğretilen bir şey, kaynağı korumak önemli. Çok ciddi bir baskı sarmalı altında mesleği idame ettiriyoruz. Bu iş nasıl çözülür, belki siyasi iktidar geçen seneki seçimlerde değişmiş olsaydı biraz nefes alabilirdik.

MUHALİF MEDYA, İKTİDAR MEDYASI DİYE BİR KAVRAM OLUŞTU. KENDİ MESLEKTAŞLARIMIZ ARASINDA DA BU KAVRAM YAVAŞ YAVAŞ BİR KUTUPLAŞMAYA DOĞRU GİDİYOR.”

Muhalif medya, iktidar medyası diye bir kavram oluştu. Kendi meslektaşlarımız arasında da bu kavram yavaş yavaş bir kutuplaşmaya doğru gidiyor. Daha önceki yıllarda özellikle bu kutuplaşmanın olmadığı yıllarda; arkadaşlarımız, meslektaşlarımız, hangi yayın organında, hayata hangi açıdan bakan yayın organı olursa olsun, en azından bir birliktelik sergiliyorlardı. Sergiliyorduk. Haber kaynaklarıyla ya da habere erişim konusunda bir sıkıntı olduğu zaman birlikte bir direnç gösterebiliyorduk. Maalesef şimdi öyle bir şey kalmadı. Sahiplik ve idare anlamında muhalif medya ya da iktidar yakın medya çerçevesine biz kendi meslektaşlarımız da sokmuş durumdayız. Bu mesleğimiz için en önemli erozyonlardan bir tanesi.

Bugün gelinen noktada, iktidarın alternatif medya diye tanımladığı haber mecraları neredeyse artık ana akım haline geldi. Eskiden ana akım içinde yer alan yayın organlarının büyük bölümünün artık saf dışı olduğunu veya çok dikkate alınmadığını, eskisi kadar itibarlı olmadıklarını görüyoruz. Bu durum muhalif medya anlamına gelen meslektaşlarımızın önünü açmak için bir fırsat olabilir ama biz muhalif ya da iktidar yandaşı gibi görünmekten ziyade gazeteciler olarak bir arada durmak gerektiğini düşünüyorum. Mesleği erozyonunu anca bu şekilde önleyebileceğiz.

Haberde adalet ya da adaletli haber bu artık bir çelişki haline dönüştü. Daha önceki yıllarda habere ulaştığımızda, bilgiye ulaştığımızda mutlaka bunu gazeteciliğin kuralı olarak en az iki kaynaktan ya da üç kaynaktan teyit ettirmek gibi zorunluluk olmasa da bir meslek teamülü vardı. Fakat şimdi ulaşılan bilgiler çok kritik ya da kaynaklara ulaşamıyorsunuz. Bazen onun riskini de haberci olarak üzerimize alıyoruz. Evet bu işin doğasında var ama bilgiye ulaştıktan sonra bunu teyidini almak açısından da kamu kurumlarıyla olan ilişkilerde ya da oradan geri dönüşlerde yeterli sağlıklı cevabın da alındığını düşünmüyorum. Bu da bizim için bir handikap, haberde adalet şu an artık en konuşulmaması gereken noktaya geldi çünkü ne adaletli haber var ne de haberde adalet unsurunu biz doğrudan yansıtabiliyoruz. Kamuoyunu bilgilendirmekten ziyade algı sistemi üzerine hareket edilmesi, bu şekilde habercilik tarzının uygulanması, bizim haberlerimizde de ne kadar adil olduğumuzu tartışmaya açıyor ki bence bu da çok doğru bir durum.

Bu noktada akademinin desteği gerekiyor, bizim meslek kurumlarımızın kuruluşlarımızın bu noktada biraz daha çalışması gerekiyor. Biraz daha bu etik ya da habercilik içindeki bu adalet sistemi üzerinde biraz kafa yormamız gerekiyor, çünkü bu mesleğin devamını sağlayacak genç kardeşlerimiz var. Genç kardeşlerimize de bir zemin oluşturmak açısından, çalışma alanı açmak açısından bizim bunu yapmamız gerekiyor.”

Gazeteci Mustafa Mert Bildircin:

“2023 YILINDA TAM 479 LAİKLİK İHLALİ YAŞANMIŞ TÜRKİYE’DE”

“2023 yılında tam 479 laiklik ihlali yaşanmış Türkiye’de, bizzat iktidar ve kamu kurumları tarafından. Bugün de en az 1 kere iktidar tarafından laikliğin hedef alındığını gösteriyor. Alan körlüğü diye bir tanım var. Bir süre sonra bunları yazarken belki bir şey ifade etmiyor, yazıp geçiyoruz ancak hafızalarda taze bir örnek var: ÇEDES Projesi. ÇEDES Projesi’nin üzerinde yeterince durulmadığını düşünüyorum. Aslında ilk imzalandığında Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet ve Aile Bakanlığı arasında bir taslak program gönderdiler gazetecilere ve aslında açık kaynaklardan da bakılabilir bir programdı bu. Programa göre 120 madde vardı ÇEDES Projesi kapsamında uygulanması planlanan. Bir çevre projesi olarak lanse edildi ancak bu 120 maddenin 100’ü şöyleydi: Çocukların camiye götürülmesi, imamların çocukların ev ödevlerine yardım etmesi, çocukların hafta sonları Kur-an kurslarına taşınması gibi.

“GAZETECİ HABERİ YAZDIKTAN SONRA KAMUOYUNDAN TEPKİ BEKLİYOR”

Bunu benimle birlikte birçok meslektaşım haberleştirdi. Ancak kamuoyu yeterince tepki göstermemiş olacak ki bugün yeni bir uygulamaya daha imza atılabildi bu proje kapsamında. Diyanet görevlileri velilerin talep etmesi durumunda evlere giderek çocuklarla birlikte oyun oynayıp, çocukların ödevini yapacak. Buradan bakınca çok anlamsız bir proje, bununla ne amaçlanıyor olabilir, bunu net şekilde ortaya koyamıyorlar. Sorduğunuz zaman size cevap vermedikleri gibi bir de sizi din düşmanı ilan ediyorlar. Bu haberler kamuoyu yararı için yazılıyor. Haliyle bir gazeteci de bu haberi yazdıktan sonra kamuoyundan tepki bekliyor.

“EĞİTİMDE TEK BİR TAŞ YERİNDEN OYNATILSA DAHİ BİR DOMİNO ETKİSİYLE BİR NESİL BUNDAN ETKİLENİYOR”

Laiklik ihlalleriyle ilgili yapılan 479 haberin ne yazık ki büyük bir bölümü eğitim alanındaki laiklik ihlalleri. Elbette yargıda ya da toplumdaki en temel alanlarda laiklik ihlal ediliyor, cumhuriyet hedef alınıyor bizzat iktidar ve kullandığı aparatlar tarafından ancak eğitimin bu anlamda en önemli alan olduğunu düşünüyorum çünkü eğitimde tek bir taş yerinden oynatılsa dahi bir domino etkisiyle bir nesil bundan etkileniyor. Dolayısıyla bu haberler yapılırken okuyup geçiyoruz, belki oturduğumuz yerden tepki veriyoruz ancak daha ciddi bir tepki verilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Çağrı Kaderoğlu Bulut ise şöyle konuştu:

“Gazetecilerle ilgili tabii ki çok faza sorun ama üç önemli kategori bulmak mümkün bununla ilgili, ilki gazetecilerin çalışma koşulları. Çalışma koşullarıyla ilgili duruma baktığımızda; çok şaşırtıcı olmayacak bir şekilde oldukça düşük ücretlerde çalışıyorlar. Fakat asıl şaşırıcı kısmı şu, ortalamanın altında ücretlerle çalışıyor gazetecilerin çok büyük bir kesimi ama yüzde 70’inden fazlası asgari ücret düzeyinde ya da asgari ücretin çok az üzerinde ücretlerle çalışıyor. Bu bence en çarpıcı olan şey çünkü bu kadar düşük ücretlerle çalışan, bu kadar da güvencesizleşmiş bir alanda çalışan gazetecilerin, fikir ve ifade özgürlükleri konusunda, kırılgan olmamaları, iradelerini, yeri geldiğinde dirençlerini gösterebilmeleri konusunda bu zaten en büyük nesnel engellerden birisi maalesef karşımıza çıkıyor.

HER 10 GAZETECİDEN SADECE 4’Ü KENDİ İŞ SİGORTASINDAN SİGORTALANABİLİYOR.”

Bir diğeri bu kadar düşük ücretlere paralel olarak inanılmaz uzun saatlerde çalıştırılıyorlar. Şu anda yaklaşık 9-12 saat arasındaki çalışma süreleri gazetecilikte yerleşmiş durumda. Normalde 8 saatle sınırlı yasal çalışma süresi ama gazeteciler artık 9-12 saatler arasında çalışıyorlar. Çok önemli bir bölümü sigortasız çalışıyor. Önemli bir bölümü de basın iş sigortası kapsamının dışında çalışıyor. 212 ile çalışanlar yalnızca gazetecilerin yüzde 40’ı 42’si gibi bir oran. Her 10 gazeteciden sadece 4’ü kendi iş sigortasından sigortalanabiliyor.

Eskiden gazetecilik daha kurumsal formlarla icra edilirdi. Belirli gazetecilik kurumlarında yapılırdı. Geldiğimiz noktada hem bu siyasal iktidarın merkez medyayı dağıtması hem de bu teknolojilerin yeni kanallar açmasıyla birlikte, gazeteciler bugün artık kurumlardan çok daha fazla şekilde yeni medya mecralarından haber yapıyorlar. Fakat bundan da daha ilerisi var gazeteciler kendi portallarını kurmaya başlıyorlar. Bir adım daha ilerisi var gazeteciler tek başlarına sosyal medyada habercilik yapmaya çalışıyorlar. Bu süreç hem mesleğin kodlarının, kurallarının, dayanıklılığının korunması için oldukça yıpratıcı, hem de bir gazetecilik kültürünün yeniden üretilmesi ve aktarılabilmesi için oldukça pürüzlü, üzerine çok düşünülmesi gereken bir alan.

İKTİDARIN ARTIK MEDYAYA NÜFUZ ETME AŞAMALARI GÜN GEÇTİKÇE DERİNLEŞİYOR.”

Şu anda iktidar yalnızca medyanın içeriğini dönüştürmüyor. Medyanın kurumsal yapısını da dönüştürmekle kalmıyor, medyanın doğrudan bürolarını dönüştürüyor. Örneğin bugün havuz medyası olarak bildiğimiz kurumlarda, eskiden kurum ne kadar havuz medyası olursa olsun orada çalışan emekçi, mesleğine inançlı gazeteciler bulmak mümkündü. Ama özellikle son yıllarda taşradan getirdikleri elemanlarla bürolarda yeni yeni gazeteciler ektiklerini görmek mümkün. Gelenlerin çoğu tahmin edebileceğiniz gibi gazeteci değil. Yerel taşra ağlarıyla, yerel teşkilat bağlarıyla gelip yaygın bir havuz medyasının Ankara bürosuna gazeteci olarak kondurulabiliyorlar. Dolayısıyla iktidarın artık medyaya nüfuz etme aşamaları gün geçtikçe derinleşiyor.

GAZETECİLER ‘YAPACAĞIM HABER ZATEN SANSÜRE UĞRAR’ DÜŞÜNCESİYLE HABERİ YAPMAKTAN VAZGEÇTİĞİNİ SÖYLÜYOR.”

Bu kadar baskıya, bu kadar sistematik bir dönüştürme stratejisine bağlı olarak; sansür ve otosansür mekanizmalarının oldukça artmış olması. Sansür zaten özellikle bizimki gibi bir ülkede çok yadırgayacağımız bir şey maalesef değildi. Ama bugün hiç olmadığı kadar artmış durumda, kaynaklara ulaşmaktan, kaynaklarınızın size bilgi vermesinden, o bilgiye teyit etmenizden, onları yayınlamanıza kadar hemen her aşamada doğrudan ya da dolaylı açık ya da örtük sansür ve otosansür süreci maalesef işliyor. Her 4 gazeteciden 3’ü mesleğini özgürce yapamadığını söylüyor, yarısından daha fazlası da ‘yapacağım haber zaten sansüre uğrar’ düşüncesiyle haberi yapmaktan vazgeçtiğini söylüyor. Gazeteciler için oldukça yıpratıcı bir süreç. Mesleki deformasyonu mesleki saygınlığı zedeleyen bir süreç olarak yaşanıyor. Dezanformasyon yasası gibi formal hukuki süreçler gazetecilerin sınırlarını kısıtlamakta ve sıkmakta çok kullanılıyor.

Mesleğin değersizleşmesini getiren bir diğer unsur; medyanın çoğunda haber yok. Gazeteci mesleğini yapamadıkça, gazetecilik faaliyeti yalnızca bir aktarım işine dönüşüyor. O aktarımın dahi gazeteci tarafından üretilmesine izin verilmeyen bir çağda yaşıyoruz. Bakanlıkların, İletişim Başkanlığı’nın, haber toplamak istediğiniz bütün siyasal kurumların, basın birimlerinden çoğunlukla size gönderilen ve dışına çıktığınızda çoğu zamanda ‘hayırdır, bu neden böyle oldu’ diye sorgulanan bir süreci yaşıyoruz.

Gündelik hayatları da oldukça sıkışık, önemli bir kısmı memleketin tümü gibi borçlular. Çok düşük ücretlerle çok ağır koşullarda çalıştıklarını düşünürsek borçlanma şaşırtıcı değil. Ama bu borçlanmanın ve bu sıkışık koşullarda yaşamanın şöyle bir mesleki etkisi oluyor. Gazetecilerin kendilerini yeniden üretmeleri için, kendilerini geliştirebilmeleri için, mesleğin gerektirdiği entelektüel, politik, toplumsal donanımı yeniden edinebilmeleri için yaptıkları işi yeniden anlamlı kılabilmek için gereken zamanları da yok, paraları da yok, imkanları da yok, politik olarak destekleri de yok.

Yine de gazetecilerin çoğu imkanları olsa bu mesleği yapmaya devam edeceklerini söylediler. Örgütlülüğün olmadığı yerde gazeteciler ya bireysel kahramanlara dönüşebiliyorlar ve çok büyük bedeller ödüyorlar. ya da çok kırılgan her şeye boyun eğmek zorunda kalan dolayısıyla ne kendine, ne mesleğine, ne toplumuna saygısı kalan meslektaşlara maalesef dönüşüyorlar. İkisine de düşmeden kurtuluş yok tek başına şiyarını yeniden hatırlayarak, şöyle bitirmek istiyorum. Cumhuriyet’in 100. yılındayız, Cumhuriyet olmadan laiklik olmaz, laiklik olmadan cumhuriyet olmaz. Bu mekanizmayı sağlayacak laiklik ve cumhuriyet arasındaki yurttaşlık mekanizmasını kuracak şey gazeteciliğin kendisi.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/tolga-sardan-cgdnin-gazetecilik-denince-adalet-demokrasi-laiklik-panelinde-cok-ciddi-bir-baski-sarmali-altinda-meslegi-idame-ettiriyoruz/feed/ 0
Bitlis’te 27 yıllık harik ustası mesleği bırakmak istiyor https://www.haber60.com.tr/bitliste-27-yillik-harik-ustasi-meslegi-birakmak-istiyor/ https://www.haber60.com.tr/bitliste-27-yillik-harik-ustasi-meslegi-birakmak-istiyor/#respond Mon, 22 Jan 2024 07:48:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=4482 – 27 yıllık harik ustası mesleği gönül rahatlığıyla bırakmak istiyor

Çuvaldızla yaklaşık 2 bin 500 dikiş atılarak 5 günde üretilen herik için usta bulunamıyor

BİTLİS – Bitlis’te 27 yıl önce başladığı harik sanatını tek başına sürdüren Haydar Yılmaz, mesleği bıraktığı takdirde bu sanatı sürdürecek kimsenin olmadığını söyledi.

Bitlis’in son harik (yöresel ayakkabı) ustası olan Haydar Yılmaz, yöre halkının yüzyıllardır kullandığı ancak son yıllarda kaybolmaya yüz tutan el sanatlarından biri olan harik sanatını 27 yıldır tek başına sürdürmeye çalışıyor. Keçi kılı ve kendirden yapılan ve bir dönem yöre halkı ve sanat camiasının gözdesi olan Bitlis’e has harik sanatı, eski popülerliğini kaybetmiş durumda. İlginin her geçen gün biraz daha azaldığı harik sanatı yavaş yavaş kaybolmaya yüz tutan halk sanatları arasındaki yerini almaya başladı.

Yöre halkının geçmişte ayakkabı olarak kullandığı harik; yazın serin, kışın ise ayakları sıcak tutan, ayaklarda mantar oluşumunu da önleyen ve bu anlamda ayak sağlığı için önerilen bir giyim eşyası olarak biliniyor. Zorlu bir üretim süreci olan harik sanatı, ustasının elinde 12 farklı yapım aşamasından geçerek tamamlanabiliyor.

Keçi kılı ve kendir kullanılarak tamamen el işçiliğiyle üretilen harik, çuvaldızla yaklaşık 2 bin 500 dikiş atılarak 5 günde üretilebiliyor. Yaklaşık 650 yıllık bir geçmişi bulunan sanatın son ustası olan Haydar Yılmaz ise bu değerli sanatın kaybolmaması için 27 yıldır mücadele veriyor.

1997 yılında başladığı harik sanatını sürdürmenin gayreti içerisinde olan devlet sanatçısı unvanına sahip Haydar Yılmaz, kaybolmaya yüz tutan harik sanatını yaşatmaya çalıştığını belirtti. Harikin üretiminden tanıtımına kadar her aşamasıyla ilgilenen Yılmaz, harik yapımının zorlu ve emek gerektiren bir süreç olduğunu ifade etti. Ülke genelinde düzenlenen fuar ve festivallere katılarak sanatını tanıtmaya çalışan Yılmaz, en çok ilgisizlikten yakındı. Yılmaz, bu mesleği yeni nesillere aktardıktan sonra gönül rahatlığı ile bırakacağını ifade ederek, “Kültür merkezinde çalışmalarıma 27 yıldır devam etmekteyim. 1997 yılında aldığım kursla mesleğe başladım. 1998 yılında yine kültür merkezinde Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüne bağlı olarak kurslar açıyorum. O günden bugüne öğrencileri yetiştirdim. Şu ana kadar 150’nin üzerinde yetiştirdiğim kursiyer sayısı var. Fakat meslek zorlu ve malzemeyi bulmak sıkıntılı mevcut. Bir de pazar sorunu olduğu için maalesef öğrettiğim kursiyerler de devam ettiremiyorlar. Bu sebepten ötürü de 27 yıldır tek başıma mesleği sürdürmeye çalışıyorum. Bitlis’in geleneksel ayakkabısı olan harik, ayakkabı olmadan önce 600 yıl boyunca ayakkabı olarak kullanıldığı rivayet edilmektedir. Günümüzde daha çok hediyelik ve halk oyunları ekiplerinin siparişleri doğrultusunda üretimi yapılmaktadır. Ana ham maddesi keçi kılı ve kendirden oluşuyor. Tamamıyla el işi, yaklaşık 5 günde bir çift yapılıyor. Ayakta romatizma ağrısına yardımcı olduğu söylenmektedir. Ayrıca mantar hastalıklarına da iyi geliyor. Tek başıma kaldığım için mesleği bırakma gibi bir lüksümde kalmadı. Çünkü bıraktığım zaman meslek kaybolacak. Bu sebepten dolayı yeni nesillere aktarmak amacıyla çalışmalarımı yapıyorum. Yeni nesillere aktardığım zaman en azında meslek devam edecek. O zaman gönül rahatlığı ile bırakacağım. Çünkü 27 yıldan sonra gerçekten çok yoruldum artık. Halk eğitim ve kültür müdürlüklerinin kurs desteği olmazsa geçimimi idame edebilecek şansım bile yok. Onlar sayesinde yok olmaya yüz tutan bu sanatı ayakta tutmaya çalışıyorum” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/bitliste-27-yillik-harik-ustasi-meslegi-birakmak-istiyor/feed/ 0
Konya’da 6. Kuşak Taş Fırın Ustası Babasından Öğrendiği Mesleğini Çocuklarına Aktarıyor https://www.haber60.com.tr/konyada-6-kusak-tas-firin-ustasi-babasindan-ogrendigi-meslegini-cocuklarina-aktariyor/ https://www.haber60.com.tr/konyada-6-kusak-tas-firin-ustasi-babasindan-ogrendigi-meslegini-cocuklarina-aktariyor/#respond Sun, 31 Dec 2023 08:12:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=1728 Konyalı taş fırın ustası olan ve aynı zamanda 2022 yılının ahisi Abdullah İyitaşcılar, 6 nesildir dedelerinden gelen taş fırın ustalığını çocuklarına aktarıyor. Abdulah İyitaşçılar, Konya’nın yanı sıra neredeyse tüm Türkiye’de yaptığı taş fırınları ile çok sevdiği mesleğini zor şartlara rağmen devam ettirmeye çalışıyor.

Konya’da yaşayan taş fırın ustası ve aynı zamanda 2022 yılının ahisi olan Abdullah İyitaşcılar (58), 6 kuşaktır taş fırının yapan ailesinin son temsilcisi olarak mesleğine devam ediyor. 35 yıl önce babasıyla ilk gün işe gittiğindeki heyecanını en son yaptığı taş fırına yansıtan Abdullah İyitaşcılar, Türkiye’de neredeyse her yerde bir eserinin olduğunu söyledi. Taş fırın yapımında asıl önemli olan yerin taş fırının kubbesinin olduğunu belirten Abdullah İyitaşcılar, kubbeyi yaparken üstünde çalıştıklarını ve kubbe yapısının çok sağlam bir yapı olduğunu belirtti. Babasından ve dedesinden öğrendiği ustalığı yanında çalışan 2 oğluna bırakmak istediğini anlatan Abdullah İyitaşcılar, çocuklarının da kendisinden sonra bu mesleği devam etmelerini çok istediğini kaydetti. İyitaşcılar, unutulmaya yüz tutmuş bu taş fırın ustalığını elinden geldiği kadarıyla yaşatmaya çalışacağını dile getirdi.

“Mesleğimi seviyorum, büyük bir aşkla yapıyorum”

2022 yılının ahisi olduğunu söyleyen Abdullah İyitaşcılar, “6 nesildir, dededen kalma olan babamızdan öğrendiğimizi mesleğime devam etmekteyim. Körelmeye, unutulmaya yüz tutmuş bu mesleği elimizden geldiği kadarıyla yaşatmaya çalışıyoruz. Gelecek nesillere bu mesleği aktarmaya çalışıyoruz. Atalarımızdan gördüğümüz şekilde bu mesleği sürdürmenin peşindeyiz. Zor bir meslek. Şartları ağır. Yapım süresi uzun, yani bir fabrikasyon işi değil. Türkiye’nin her yerinde, yurt dışında da fırınlar yaptım. Bizim işimizde gittiğimiz yerde fırınları yapıyoruz, montaj değil. Mesleğimi çok seviyorum. 30-35 yıldır babamdan gördüğüm şekilde bu mesleği çocuklarıma aktarmaya çalışıyorum. Yeter ki bu meslek ölmesin. Gelecek nesillere devam etsin çabasındayız. Türkiye’de 70-75 il gezdim, sayısını unuttuğum ilçe gezdim. Türkiye’nin her noktasında hemen hemen bir eserim mevc dedi.

2 çocuğu ile mesleği devam ettirmeye çalıştığını ifade eden taş fırın ustası İyitaşcılar, “Şuanda benim yanımda 2 tane çocuğum çalışıyor. Sabah ezanı ile birlikte çocuklarımı kaldırırım. Makine olmadığı için telafisi olmayan bir iş. Özenle yapılması gereken bir iş. Mesleğimi seviyorum, büyük bir aşkla yapıyorum. İlk gün babamın yanında nasıl işe gidiyorsam, ilk fırınımı nasıl bir heyecanla yaptıysam son fırında da aynı heyecanı yaşıyorum” şeklinde konuştu.

“Kubbeleri çamurla yapıyoruz”

Yaptığı taş fırınlarında bulunan kubbe yapısını anlatan İyitaşcılar, “Bizim fırınlarımızın içi kubbedir. Tuğlaları kubbe şeklinde öreriz ve yeryüzündeki en sağlam yapılarından biridir. 1999 depreminden önce Yalova’da alabalık tesisine fırın yapmıştım. Gölcük depremi olduğunda binalar tamamen yerle bir oldu. Daha sonra yine tesisten beni çağırdıklarında anlattılar, ‘bizim 2 katlı dükkanımız komple yıkıldı. Biz enkazı kaldırırken senin yaptığın kubbe sapasağlam duruyordu’ dediler. Biz kubbeyi örerken bir yandan öreriz bir yandan da üstünde çalışma yaparız. Kubbemiz yıkılmaz. Biz bu kubbeleri çamurla yapıyoruz. Harç kullanmadık. Şu anda kubbede bin 500 tane tuğla üzerindeki dolguyla beraber tamamen kendi ağırlığı ile ayakta duruyor” diye konuştu.

Abdullah İyitaşcıların oğlu Yunus Emre İyitaşcılar (20) ise, mesleğe küçük yaşta başladığını belirterek, “Bu işe ufak yaşlarda başladım. Önceden bu kadar tecrübemiz yoktu, göre göre gün gün bu günlere geldik. Ustalığı da aldıktan sonrasında bu mesleğe devam edeceğiz. İşimi seviyorum” ifadelerini kullandı.

Taş fırın yaptıran Yunus Şahin (30) de, 15 yıldır etli ekmek ustası olduğunu ve taş fırınını uzun yıllar kullanmak istediğini ifade ederek, Abdullah ustaya emeği için teşekkür etti. – KONYA

]]>
https://www.haber60.com.tr/konyada-6-kusak-tas-firin-ustasi-babasindan-ogrendigi-meslegini-cocuklarina-aktariyor/feed/ 0