Medeniyet – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Sat, 29 Jun 2024 11:45:11 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Konya’nın Türkiye Selçuklu Devleti’ne başşehir oluşunun 927. Yılı kutlandı https://www.haber60.com.tr/konyanin-turkiye-selcuklu-devletine-bassehir-olusunun-927-yili-kutlandi/ https://www.haber60.com.tr/konyanin-turkiye-selcuklu-devletine-bassehir-olusunun-927-yili-kutlandi/#respond Sat, 29 Jun 2024 11:45:11 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36528 Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Konya’nın Türkiye Selçuklu Devleti’ne başşehir oluşunun 927. Yılı kapsamında Darülmülk Kutlamaları ve Anma Programı düzenlendi.

Selçuklu Sultanları’nın metfun bulunduğu Alaeddin Camii avlusunda düzenlenen program Kur’an-ı Kerim tilaveti ve Selçuklu Gülbank Duası ile başladı, ardından Selçuklu Nevbe Merasimi icra edildi. Programda Prof. Dr. Mustafa Demirci de günün anlam ve önemini anlatan bir sunum yaptı.

Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, programda yaptığı konuşmada Konya’nın başkent oluşunun 927. yılı vesilesiyle Selçuklu sultanlarına, kahraman askerlerine ve bu ülke için canını feda eden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diledi.

“Konya’mız, kadim medeniyetimizin inkişafına yön veren en önemli şehirlerin başında gelmiştir”

Anadolu’da yükselen kutlu medeniyetin kıvılcımının, Malazgirt Zaferi ile başladığını kaydeden Başkan Altay, “Kutlu fetihten 26 yıl sonra 1097 yılında başşehir olan Konya’mız, kadim medeniyetimizin inkişafına yön veren en önemli şehirlerin başında gelmiştir. Anadolu’nun kültürel ve siyasi şekillenmesinde kritik rol oynayan Konya, Selçuklu’nun kendine özgü mimarisiyle ihtişamlı bir çehreye bürünmüş, ilim ve irfan dünyamız Konya’da gelişmiş; sanatta, kültürde, ticarette ve birçok alanda bu topraklar benzersiz kazanımlara kavuşmuştur. Tüm bunların yanında Mevlana Celaleddin Rumi’nin hikmetli düşünceleriyle, Sultan Alaeddin Keykubad’ın bilge yönetimiyle tanışan Konya’mız, Şems-i Tebrizi, Sadreddin-i Konevi, Yunus Emre, Ahi Evran gibi ve daha nice münevver şahsiyetlerin bıraktığı izlerle benzeri olmayan bir şehir statüsü kazanmıştır.”

“Konya’mız, bugün de Türkiye Yüzyılı merhalemizin en önemli şehirlerinden biridir”

“Selçuklu Darülmülkü unvanıyla müşerref olan ve asırlardır ay gibi parlayan Konya’mız, 200 yılı aşkın başşehirlik tecrübesiyle bugün de ülkemizin yarınlarının ve Türkiye Yüzyılı merhalemizin en önemli şehirlerinden biridir” diyen Başkan Altay, “Konya gibi, medeniyetler beşiği bir şehre hizmet etmek, bizler için büyük bir onur ve ayrıcalıktır. Bugün bizlere düşen görev, tarihimizin kadim değerleriyle yarınlarımızı inşa etmek ve bu eşsiz şehri daha da ileriye götürmektir. Konya Büyükşehir Belediyesi olarak şehrimizin tarihine ve kültürüne her daim sahip çıkıyoruz. Yaptığımız kentsel dönüşüm çalışmalarıyla Konya’mızın tarihi dokusunu yeniden gün yüzüne çıkarıyor; altyapıdan eğitime, ulaşımdan sağlığa, spordan sanata her alanda geçmişten kopmayan yenilikçi projeleri hayata geçiriyoruz. Yüce Allah’a, bizleri bu şehrin hizmetkarı eylediği için sonsuz hamd ediyorum” diye konuştu.

Başkan Altay konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Anadolu’yu bizlere miras bırakan kahraman ecdadımızı, onlara liderlik eden sultanlarımızı, geçmişten günümüze hikmet ve düşünceleriyle medeniyetimizi aydınlatan alim ve ulemalarımızı, bu toprakları vatan kılmak için bir gül bahçesine düşer gibi toprağa düşerek şehadete eren tüm şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yad ediyorum.”

AK Parti Konya Milletvekili Mehmet Baykan, Konya’nın, Selçukluların en ihtişamlı zamanlarının yaşandığı, Osmanlı’ya ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolların açıldığı şehir olduğunu belirtti.

“Ecdadımızın manevi huzurunda tazimle eğiliyoruz”

Konya Valisi Vahdettin Özkan ise Konya denince akla; ilmin, irfanın, hikmetin cazibe merkezi bir şehrin geldiğini ve Konya’yı Konya yapan en önemli hususlardan birisinin de bu olduğunu söyledi. Yapılan fetihlerin sadece fiziksel olarak toprak alınması anlamı taşımadığını dile getiren Özkan, “İnsanların aklına, fikirlerine, vicdanlarına hitap edecek derin bir medeniyet oluşturuluyor. Selçuklu’nun Konya’mızda ilimle, irfanla, sanatla, zarafetle, bu kadar derinleşmesi, bütün nesiller üzerinde, tarih üzerinde çok müessir bir fonksiyon ifa ediyor. Bu vesileyle, bu toprakları bize vatan kılan, milli ve manevi değerlerimizi insanlığa sunan Selçuklu sultanları başta olmak üzere, ecdadımız ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum” diye konuştu.

Programa; Konya İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Cemil Lütfi Özkul, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, AK Parti Konya İl Başkanı Hasan Angı, MHP Konya İl Başkanı Remzi Karaarslan ve davetliler katıldı. – KONYA

]]>
https://www.haber60.com.tr/konyanin-turkiye-selcuklu-devletine-bassehir-olusunun-927-yili-kutlandi/feed/ 0
Hamas Üyesi: İsrail 8 Aydır Direnişin Saldırılarıyla Vuruluyor https://www.haber60.com.tr/hamas-uyesi-israil-8-aydir-direnisin-saldirilariyla-vuruluyor/ https://www.haber60.com.tr/hamas-uyesi-israil-8-aydir-direnisin-saldirilariyla-vuruluyor/#respond Sat, 18 May 2024 23:21:30 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=32375 İstanbul’da düzenlenen Özgürlük Tufanı Kongresi’nde konuşan Hamas Hareketi Siyasi Büro Üyesi Usame el-Hamdan, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana saldırı hedeflerinde başarılı olamadığını vurgulayarak, “İsrail ordusu, 8 haftayı geçmeyecek bir süre zarfında Filistin direniş hareketini bitirmeyi hedefliyordu. Ancak 8 ay geçmiş ve bu ordu hala direnişin saldırılarıyla vuruluyor.” dedi.

Haliç Kongre Merkezi’nde başlayan “Özgürlük Tufanı Kongresi”, İnsan ve Medeniyet Hareketi, Uluslararası Kudüs ve Filistin Koalisyonu (GCQP) ve Al Baraka Uluslararası Yardım Derneği işbirliğiyle düzenleniyor.

Filistin meselesinin farklı yönleri ve geleceğinin tartışılacağı ve 18-19 Mayıs tarihlerinde devam etmesi planlanan kongreye Hamas yetkililerinin yanı sıra dünyanın dört bir yanından lider, kanaat önderleri ve akademisyenler katıldı.

Kongrede, Hamas Hareketi Siyasi Büro Üyesi Hamdan, Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özel ve Cezayirli düşünür ve siyasetçi Dr. Abdurrezzak Makri birer konuşma yaptı.

Hamas Siyasi Büro Üyesi Hamdan, Aksa Tufanı ve devamındaki gelişmeler kapsamında birtakım siyasi hedefin belirlendiğinde dikkati çekerek, “Birincisi, Siyonist oluşumun (İsrail) yanı sıra ABD ve bölgesel bazı kesimler, Filistin meselesini tasfiye etme projesinde mutabık kaldı. İkincisi ise ABD’nin planladığı projeyle İsrail’in önce ortak olacağı ve daha sonra liderlik edeceği bölgesel siyasi bir eksen oluşturmasıdır ki İsrail’le normalleşme süreci bu projenin ilk adımıydı.” dedi.

Aksa Tufanı ve sonrasındaki gelişmelerin siyasi hedeflerinden birinin de Arap Baharı’nın etkisinde kalan bölge halklarını düşünce açısından teslim olmaya zorlama olduğuna işaret eden Hamdan, ancak İsrail’in, ABD ve Batı ülkelerinden aldığı büyük desteğe rağmen hedeflerine ulaşamadığını söyledi.

İsrail’in 7 Ekim ve sonrasındaki saldırılarının orantısızlığına dikkati çeken Hamdan, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yaklaşık 4 bin 500 zırhlı askeri araçla karadan girdiğine işaret etti.

Hamdan, İsrail’in saldırı hedeflerinde başarılı olamadığını vurgulayarak, “İsrail ordusu, 8 haftayı geçmeyecek bir süre zarfında Filistinli direniş hareketini bitirmeyi hedefliyordu. Ancak 8 ay geçmiş ve bu ordu hala direnişin saldırılarıyla vuruluyor.” diye konuştu.

İsrail ordusunun sivillere karşı katliamlar yaptığını dile getiren Hamdan, Gazze Şeridi’ndeki 2 milyonluk nüfusun yüzde 7’isinin İsrail saldırılarında öldürüldüğü ve yaralandığını kaydetti.

Ateşkes görüşmeleri için yaklaşık 4 ay önce arabulucuların çabalarını yoğunlaştırdığına dikkati çeken Hamdan, Gazze’ye yönelik saldırıların tümüyle durmasını istediklerini, İsrail’in ise arabuluculara esir askerlerin serbest bırakılması talebini ilettiğini söyledi.

Hamdan, Mısır ve Katar’ın arabuluculuk yaptığı Gazze’de ateşkes ve esir takası müzakerelerinde Hamas’ın net bir stratejisinin olduğunu şu sözlerle anlattı:

“Birinden dahi taviz vermediğimiz 5 başlık belirttik. Birincisi; Gazze’ye yönelik savaşın tümüyle durması. İkincisi; işgalcinin tüm bölgelerden geri çekilmesi. Üçüncüsü; yerinden edilmiş halkın geri dönmesi. Dördüncüsü; Gazze Şeridi üzerindeki ablukanın son bulması. Beşincisi ise adil bir esir takasının yapılması.”

Hamas’ın 5 başlık doğrultusunda arabulucu ülkelerden aldıkları öneriyi kabul ettiğini ancak İsrail’in söz konusu öneriye Refah Sınır Kapısı’nı işgal etme ve Refah’a karadan saldırıyla yanıt verdiğini söyleyen Hamdan, İsrail’in birden çok sebepten ötürü savaşı uzatmaya istekli olduğunu kaydetti. Hamdan, savaşın uzatılmasının sebebinin ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yolsuzluk suçlamalarıyla hapse girme ihtimali olduğunu vurguladı.

Hamdan ayrıca İsrail askeri kurmaylarının da savaşı uzatarak Aksa Tufanı’nda zedelenen imajını düzeltmeye çalıştığını, Gazze’deki savaşı uzatma sebeplerinden birinin de Aksa Tufanı’yla birlikte ABD’nin bölgesel planlarının ciddi anlamda etkilenmesiyle ilişkili olduğunu dile getirdi.

– “Devletsiz bir medeniyetten bahsedilemez”

Prof. Dr. Özel ise İslam alemi olarak 300 yıldır bilim, kültür ve fen alanında durgunluk yaşandığını belirterek, “Bu durgunluk İslam aleminin birçok sorunla yüzleşmesine yol açmıştır. Bu sorunları aşmanın yolu ise farklı alanlara odaklanmamız, kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Bunların başında da kültür gelmektedir.” dedi.

İsraillilerin önce üniversite ve akabinde devletlerini kurduğuna işaret eden Özel, kültürel ve bilimsel gelişimin Müslüman coğrafyasının geleceğine önemli katkılar sunacağının altını çizdi.

Cezayirli düşünür ve siyasetçi Dr. Makri de medeniyet sayesinde fikirlerin zamansal ve mekansal çerçeve kazandığını söyledi.

“Devletsiz bir medeniyetten bahsedilemez.” ifadesini kullanan Makri, İslam coğrafyasının medeniyetin maddi ve manevi üreticisi olması gerektiğini vurguladı.

Makri, İslam medeniyetinin 15. yüzyılda yıkıldığını ve ardından da devletlerin zayıfladığını belirterek, “Önce medeniyet yıkılır, sonra devlet yıkılır.” dedi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/hamas-uyesi-israil-8-aydir-direnisin-saldirilariyla-vuruluyor/feed/ 0
Xi Jinping’in Fransız Kültürüne Olan İlgi ve Çin-Fransa İlişkileri https://www.haber60.com.tr/xi-jinpingin-fransiz-kulturune-olan-ilgi-ve-cin-fransa-iliskileri/ https://www.haber60.com.tr/xi-jinpingin-fransiz-kulturune-olan-ilgi-ve-cin-fransa-iliskileri/#respond Sat, 11 May 2024 00:33:31 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31247 Xinhua yazarları Ni Siyi, Shi Xiaomeng ve Shang Jun

BEİJİNG, 10 Mayıs (Xinhua) — Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in her Yeni Yıl konuşması, ülkedeki ve dünyadaki meraklı kitap kurtlarına, Xi’nin Zhongnanhai yerleşkesindeki ofisinin raflarında bulunan kitapları inceleme fırsatı sunar.

Dikkatli izleyiciler, kamera hareket ettikçe Xi’nin kitap koleksiyonlarında Kanunların Ruhu Üzerine, Sefiller, Kırmızı ve Siyah ve İnsanlık Komedisi gibi Fransız başyapıtlarının en mükemmel örneklerinin bulunduğunu fark eder. Xi bir keresinde, “Gençliğimde Fransız kültürüne, özellikle de Fransız tarihi, felsefesi, edebiyatı ve sanatına derin bir ilgi geliştirdim” demişti.

Xi, iyi bir okuyucu. Kapsamlı okuma alışkanlığı ise kendisinin küresel bakış açısını şekillendirmiş. Xi, Çin’in yönetimini devraldıktan sonra Çin’le dünya arasında daha iyi bir anlayış geliştirilmesini sağlayan kültürel etkileşimi, diplomasisinin alamet-i farikası haline getirdi.

Fransız aydınlarının klasik eserleri bu kitap kurdu üzerinde o kadar derin izler bırakmış ki, Xi konuşmalarında başta Victor Hugo olmak üzere bu aydınlardan sık sık alıntı yapıyor. 2015 yılında düzenlenen Paris İklim Değişikliği Konferansı’ndaki konuşmasında anlaşma çağrısı yapan Xi, Sefiller’den şu cümleyi alıntılamıştı: “En üstün kaynaklar en zorlu kararlardan çıkar.”

Aslında Xi, Fransız kültürüne ilgi duyan ilk Çinli lider sayılmaz. Merhum Çinli liderler Zhou Enlai ve Deng Xiaoping, 1920’lerdeki Sıkı Çalışma ve Tutumlu Araştırma Hareketi esnasında, o dönemde savaş, yoksulluk ve işgallerden bitap düşmüş bir ülke olan Çin için bir çıkış yolu arayışıyla Fransa’ya giderek eğitim amacıyla geçici olarak bu ülkede ikamet etmişlerdi.

“ZHİYİN” YA DA CANCİĞER DOSTLAR

Xi’nin Fransız kültürüne yönelik takdiri, Fransız liderleriyle temaslarında ve iki ülke arasındaki etkileşimlerde kültürel etkileşimin niçin giderek daha öne çıktığını açıklıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 2019 yılında Fransa’nın Nice kentinde, Akdeniz’e bakan, Avrupa medeniyetini yansıtan ve küçük bir evren olarak görülen asırlık Kerylos Villası’nda Xi’yi ağırladı. Macron burada Xi’ye antik “Konfüçyüs ya da Prenslerin Bilimi” kitabının özgün Fransızca versiyonunun değerli bir nüshasını hediye etti.

Kahverengi ebruli dana derisinden bir kapağı, altın desenli bir sırtı ve kızıl kenarları olan bu Konfüçyüs eseri, 1688 yılında Aydınlanma Çağı’nda basılmıştı. Kitabın birkaç sayfası çevrildiğinde, dalgalı yazı tipiyle eski Fransızca yazılmış şu satırlar göze çarpıyordu: “Okuyuculara– bu kitap, Konfüçyüs okumaları için bir anahtar ya da giriş niteliğindedir.”

Macron, kitabı kapağı açık şekilde nazikçe elinde tutan Xi’ye, Konfüçyüs öğretilerinin ilk çevirilerinin, Fransız düşünürleri Montesquieu ve Voltaire’e esin kaynağı olduğunu söyledi. Xi, “Bu son derece kıymetli bir hediye” dedi. Kitap daha sonra Çin Ulusal Kütüphanesi’nin değerli koleksiyonuna katıldı.

Avrupa, 17. yüzyılda “Chinoiserie” diye adlandırılan bir akıma tanıklık etti. Bu akım, Çin’le artan ticaretin etkisiyle 18. yüzyılda tüm kıtayı sardı. Aynı dönemde geleneksel Çin kültürünün felsefi temelini oluşturan Konfüçyüsçülüğü araştırmaya başlayan Fransız Çin bilimciler ise bu fikirleri tüm Avrupa’ya yaydı.

Gözlemciler, bu tür kültürler arası etkileşimleri tarihe not düşüyor. Ünlü modern Çinli akademisyen Gu Hongming, “Görünüşe göre yalnızca Fransızlar Çin halkını ve medeniyetini en iyi şekilde anlıyor. Çünkü Fransızlar, hakiki Çin halkını ve Çin medeniyetini anlamak için her şeyin ötesinde gerekli olan zihinsel niteliğe rakipsiz düzeyde sahipler” diyor.

Xi, 2023’ün Nisan ayında Çin’in güneyindeki Guangdong eyaletinin merkezi Guangzhou’da Macron ile görüşmesi sırasında muazzam kültürel zenginlikleri sayesinde birbirini derinden anlayabilen Çin ve Fransa’nın, “zhiyin” yani canciğer dost olabileceğini söylemişti.

Antik Çin efsanesine göre Yu, başarılı bir Qin sanatçısıyken, onun sadık dinleyicisi Zhong ise Yu’nun müziğiyle taşınan duyguları kavrama konusunda türüne az rastlanır bir yeteneğe sahipti. Zhong’un ölümü üzerine kedere boğulan Yu, “Zhiyin’ini” kaybettiği için çalgısını kırarak bir daha çalmamaya ant içti. “Zhiyin” kelime anlamıyla Çincede diğerinin müziğini anlayabilen çok yakın dost anlamına geliyor.

Xi, Macron’a, “Sadece Zhiyin (canciğer dostlar) bu müziği anlayabilir” dedi.

İKİ BAĞIMSIZ

Xi, 2014 yılında Paris’te düzenlenen UNESCO toplantısındaki simgesel konuşmasında Hugo’dan alıntı yaparak, “Denizden daha engini vardır, o da gökyüzüdür; gökyüzünden daha engini vardır, o da insan ruhudur” dedi.

Uluslararası konjonktürde köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemde medeniyetlerin uyum içinde bir arada yaşamasının sarsılmaz bir savunucusu olan Çin Cumhurbaşkanı, “Gerçekten de farklı medeniyetlerle temas ederken gökyüzünden daha engin bir zihne ihtiyaç duyarız” diye ekledi.

Paris’in UNESCO’ya ev sahipliği yapması ve Xi’nin Fransa’yı Batı medeniyetinin önde gelen bir temsilcisi olarak görmesi dikkate alınacak olursa, Çinli liderin medeniyet vizyonunu dünya sahnesinde ilk kez açıklamak için mekan olarak Fransa’nın başkentini seçmesi şaşırtıcı değil.

O dönemde UNESCO Genel Direktörü olan İrina Bokova, “Xi’nin, bugün yaşadığımız yerde farklı kültürleri, dinleri ve etnik grupları temsil ettiğimizi, ancak ortak kadere sahip bir topluluğun parçası olduğumuzu söylediğini net şekilde hatırlıyorum. On yıl sonra bugün, Cumhurbaşkanı Xi’nin sözlerinin hiçbiri eskimedi. Günümüzde karşı karşıya olduğumuz sorunlara bakacak olursak daha da anlamlı hale geldiler” diyor.

Zamanı tersine çevirip 60 yıl öncesine, 1964’e gidelim. Çin ve Fransa 27 Ocak’ta resmen diplomatik ilişki kurarak tarihi bir gelişmeye imza atmıştı. Soğuk Savaş’ın yarattığı tecritin buzdan pençesini kırmış ve küresel durumun çok taraflı dünya düzenine doğru dönüşümünü hızlandırmıştı. Fransız gazetesi Le Monde, ertesi gün yayımladığı başyazıda bu tarihi anı, “iki bağımsızın rastlaşması” olarak nitelemişti.

Başkan Mao Zedong ve General Charles de Gaulle, Xi’nin ifadesiyle olağanüstü bir bilgelik ve cesaret sergileyerek Çin ile Batı arasında etkileşim ve işbirliğinin kapısını aralamış, “Soğuk Savaş sırasında dünyaya umut getirmişti.”

Beijing Yabancı Çalışmalar Üniversitesi Avrupa Birliği ve Bölgesel Kalkınma Çalışmaları Merkezi Direktörü Cui Hongjian, “Çin ve Fransa bağımsız medeniyetler ama aynı fikirdeler” diyor.

“Zengin kültürlerinden ve tarihlerinden yararlanan bu iki ülke, dünya eğilimlerine ilişkin temel bir anlayışı paylaşıyor” ifadelerini kullanan Cui, “Başkalarına hükmetmek istemiyorlar, dolayısıyla kendilerine hükmedilmesini de istemiyorlar” diye de ekliyor.

İki ülkenin de çok taraflılığa ve barışa adanmış olduğunu belirten Anayasa Konseyi Başkanı ve eski Fransa başbakanı Laurent Fabius da, “Bu tehlikelerle dolu dünyamızda, barışı ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak güçler olmalı ve bu, farklılıklarımızı gözardı ederek, Çin ve Fransa’nın önemli bir misyonu olmalı” ifadelerini kullanıyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/xi-jinpingin-fransiz-kulturune-olan-ilgi-ve-cin-fransa-iliskileri/feed/ 0
Konya Büyükşehir Belediyesi, Darülmülk İhya Projesi kapsamında Tekel ofisini sanat galerisine dönüştürdü https://www.haber60.com.tr/konya-buyuksehir-belediyesi-darulmulk-ihya-projesi-kapsaminda-tekel-ofisini-sanat-galerisine-donusturdu/ https://www.haber60.com.tr/konya-buyuksehir-belediyesi-darulmulk-ihya-projesi-kapsaminda-tekel-ofisini-sanat-galerisine-donusturdu/#respond Wed, 20 Mar 2024 21:12:29 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=21314 Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından “Darülmülk İhya Projesi” kapsamında 1930’lardan kalan Tekel ofisi, “Depo No 4” adıyla sanat galerisine dönüştürülerek, “Medeniyet Kur/an Şehir” sergisiyle sanatseverlere kapılarını açtı.

Serginin küratörlüğünü üstlenen Yasin Tütüncü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mekanın Depo adıyla anılmasını bir fırsat olarak gördüklerini belirterek, “Medeniyetimizin biriktirdiği, depoladığı içeriği, aynı şekilde şehrin biriktirdiği hafızayı bir kavramsal çerçeve içerisinde bütünleştirip, sergiyi bunun üzerine oturttuk.” dedi.

İslam medeniyetinin niteliklerini sergi içerisinde hazırladıkları yerleştirmelerde vurguladıklarına işaret eden Tütüncü, şunları kaydetti:

“İslam kendi özel hususiyeti bakımından aslında varlığı kuşatan bir medeniyet. Bu bakımdan sergide bu kuşatıcılığa atıfta bulunan bir yerleşim, dizilim var. Aslında katman katman yerleştirdik diyebiliriz. Bu dizilimi takip ettiğinizde, varlığın derinliklerine doğru sizi alıp götüren bir sergi izleğinden bahsetmek mümkün. Aynı zamanda Konya’da bin yıllık Selçuklu medeniyetinin niteliklerine ve günümüze hitap eden, geleceği domine edecek potansiyel güce atıfta bulunan bir sergi.”

“Bütünleşik bir medeniyet yolculuğu da diyebiliriz sergiye”

Yasin Tütüncü, Konya’daki İnce Minareli Medrese’nin serginin konseptini oluşturduğunu ve sergide 16 bölümün yer aldığını aktararak, “Bir taraftan medeniyetin bir arada görüldüğü bir sergi de diyebiliriz. Çünkü Konya’yı resmeden Matrakçı Nasuh’la başlayıp, Konya’daki mimari eserlerin yerleşiminin koordinatlarını bize aktaran ve ‘kurucular’ dediğimiz, Konya’ya emeği geçen herkes burada. Buranın kimlik birikimine atıfta bulunan 60 küsur medrese ve medresede yer alan ilim adamlarıyla onların okuttuğu eserlerin de yer aldığı bütünleşik bir medeniyet yolculuğu da diyebiliriz sergiye. En temelde serginin ortaya çıkış amacı ve niyeti, Konya’daki bu kurucu geleneğin, şehrin taşıdığı hafızanın tekrardan görünür olması ve geleceğe dair neler ifade ettiğinin anlaşılır olmasıdır.” diye konuştu.

Sergide yer alan “Zengi Düğümü” enstalasyonuna da değinen Tütüncü, şu bilgileri verdi:

“Zengi Düğümü, Türklerin İslam’la ilişkisini sembolize ederken özellikle Nureddin Mahmud Zengi döneminde Kudüs’ün fethi için atılmış bir imza aslında. Malum kendisine Kudüs’ü fethetmek nasip olmuyor. Selahaddin Eyyubi alıyor Kudüs’ü. Ama Eyyubi, Nureddin Mahmud Zengi’nin bu aşkını bildiği için, kendi minberini yaptırmak yerine, Zengi’nin yaptırdığı minberi Konya’dan alarak Kudüs’e götürüyor. Halihazırda oradaki minber, buradan giden ‘zengi düğümlü minber’dir. Yine zengi düğümü dünyanın dört bir yanına yayılmış. Suriye’de, Irak’ta, İstanbul’da, Selçuk’taki İsa Bey Cami’ndeki gibi çeşitli yerlerde sürekli karşımıza çıkan ilginç bir kodlama. Bir taraftan bu enstalasyon, baktığımız medeniyetin içinde miyiz, dışında mıyız metaforu ile karşımıza çıkıyor.”

“Medeniyetimizin kodlarına dönüp, birikimin gücünü yeniden kuşanmak gerekiyor”

İslam medeniyetinin ihya ve inşa medeniyeti olduğunu altını çizen Tütüncü, “Diğerleri ise yıkım ve ifrat üzerine kurulmuş bir takım ittifaklar, organizasyonlardır. Bugün insanın insan olarak varlığını sorgulatacak düzeyde gayri insani uygulamaların bir takım güç odakları tarafından uygulandığına şahit oluyoruz. Bu anlamda dünyanın medeniyetimize olan ihtiyacı bir kez daha önümüze gelmiş oluyor. Bu elbette ki bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan Müslümanların bir olarak ortaya koyması gereken bir anlayış ve güç birlikteliği. Bunu yapmak için öncelikle medeniyetimizin kodlarına dönüp, o hafızayı, birikimi esas alıp, o gücü yeniden kuşanmak gerekiyor. Zengi Düğümü’nde de vurguladığımız şey bu.” değerlendirmesini yaptı.

Tütüncü, dijital sergiyi farklı yerlere taşımak istediklerini de dile getirerek, benzer projeleri Depo No 4’te devam ettirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Sergide Zengi Düğümü’nün yanı sıra Anakart, Tamgalar, Şehir Kodları, Piksel Dokuma, Kurucular, Evren Şeması, İşlemek, Medrese, Kitabe ve Yaymak isimli 10 eser yer alıyor.

Türk-İslam tarihinin önemli şehirlerinden Konya’nın gizli kalmış medeniyet birikimini açığa çıkarmayı amaçlayan sergide, Mevlana Celaleddin Rumi, İbn-i Arabi ve Sadrettin Konevi’nin aralarında olduğu ilim sahiplerine dair eser yerleştirmeleri de bulunuyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/konya-buyuksehir-belediyesi-darulmulk-ihya-projesi-kapsaminda-tekel-ofisini-sanat-galerisine-donusturdu/feed/ 0
Talas Belediyesi Tarihi Su Sarnıcını Gün Yüzüne Çıkardı https://www.haber60.com.tr/talas-belediyesi-tarihi-su-sarnicini-gun-yuzune-cikardi/ https://www.haber60.com.tr/talas-belediyesi-tarihi-su-sarnicini-gun-yuzune-cikardi/#respond Wed, 20 Mar 2024 02:18:09 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=21101 Talas Belediyesi tarihi su sarnıcını gün yüzüne çıkardı

Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın:

“Su yaratılışın temelidir”

KAYSERİ – Talas Belediyesi, Kiçiköy Mahallesi’nde bulunan ve 166 metre uzunluğundaki su sarnıcını gün yüzüne çıkardı ve Su Medeniyetleri Galerisi olarak hizmete sundu. Açılışta konuşan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, suyun yaratılışın temeli olduğunu kaydetti.

Talas Belediyesi, Sultan Abdulhamit Han’ın önemli paşalarından Ali Saip Paşa tarafından tamir ve tadilatı yapılarak insanların su ihtiyacının karşılandığı 166 metre uzunluğunda ve 900 metreküp su kapasitesine sahip olan ve yıllarca saklı kalan sarnıcı gün yüzüne çıkardı. Kiçiköy Mahallesi’nde bulunan tarihi Gölbaşı Meydanı’ndaki açılış törenine, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm ve davetliler katıldı.

“Su yaratılışın temelidir”

Programın açılış konuşmasını yapan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, “Açılışını yapacağımız su sarnıcımız 2 bin yıllık kaya oyma mekan kültürünün gönüllü olarak yüzyıllardan beri varlığını devam ettirip günümüze ulaşan nadir su sarnıçlarındandır. Bu sarnıca sular Erciyes Dağı’ndan 37 kilometrelik kanallardan geliyor. Başlıca su kaynağımız Erciyes’e de buradan selam olsun. 19. Yüzyılda Ali Saip Paşa tarafından tamir ve tadilatı yapılarak insanların su ihtiyacı karşılanmış oluyor. 900 metreküp su kapasitesine sahip bu mekanda bin metrekarelik alan su medeniyetleri galerisi olarak vatandaşlarımızın hizmetinde olacak. 1 damla sudan yaratılan, su içerisinde serpilen, su kenarına yurt kuran, temizliğini su ile yapan, hayatını su ile devam ettiren ve mahrum kaldığında hayatı sona eren insan için su daha ne olsun. Su yaratılışın temelidir. Bütün medeniyetler onun etrafında kurulmuş. Medeniyetin banisi, tamamlayıcısı ve taşıyıcısı sudur. Su kültürümüzde bir dayanaktır. Medeniyet köprüsünün baş mimarı sudur. Su sadece insana değil, şehirlere de hayat verendir. Şehir ve medeniyetler suya yakınlıkları mesafesinde ayakta kalırlar. Suyun olmadığı yerde şehir kurulamaz. Su sadece hayatı sürdürmek için zorunlu değil, ekonomik, siyasi ve kültürel değerde de başroldedir. Yani su besin zincirinin de lokomotifidir. Hiç azalmayacağını zannettiğimi suyun artık tehdit altında olduğuna hepimiz vakıfız. Bu su galerisinde kendinize ait izleri bulacaksınız. Eşyanın hafızası vardır. Bu denli zenginlik kaynağımızı tasarruflu kullanmak gerektiğini de çocuklarımıza alıştırmak mümkün olacaktır” ifadelerini kullandı.

“Mustafa başkanımızı tebrik ediyorum”

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç da, “Mustafa başkanımızı tebrik ediyorum. Her alana dokunan kültürel çalışmaları, sosyal içerikli ve gençlerimize yönelik gayretleri var. El ele vererek çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Burada su konusu olunca bir müjde verelim istiyorum. suda yüzde 30 indirim yapıyoruz. Daha önce de yüzde 20 yapmıştık. Büyük bir fedakarlık yapıyoruz. Kayseri Büyükşehir Belediyesi sağ olsun. Belediye sizlerin belediyesi. Fedakarlık yapma zamanıdır. Enflasyonla mücadele etme zamanıdır. O yüzden üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. Su fiyatlarına yüzde 50 indirim yapmış olduk. Gönlümüz ister ki bedava verelim ama bin kişi çalışıyor” dedi.

“Bu sarnıcında kıymetli hizmet olduğunu düşünüyorum” diyen AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler de, “Hayatı kültür sanatın güzelleştirdiğine inanırım. Bu kadim şehirde tarihi eserlerimizi gün yüzüne çıkarmak kadar bunları hafıza müzeleri olarak bugün ki nesiller ile buluşturmak büyük önem taşıyor. Müzeler bu tarihi hafızanın korunduğu ve gelecek nesillere aktarıldığı en güzel mekanlardır. Bu sarnıcında kıymetli hizmet olduğunu düşünüyorum. Tematik müzelere insanlar ilgi gösteriyor. Su da en önemli temalarımızdan biridir. Su her şeyden önce hayatın kaynağıdır. İslam medeniyetinin en önemli özelliklerinden bir tanesi de temiz sudur” diye konuştu.

Konuşmaların ardından dua edildi ve kurdele kesilerek galerinin açılışı gerçekleştirildi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/talas-belediyesi-tarihi-su-sarnicini-gun-yuzune-cikardi/feed/ 0
Talas Belediyesi, Su Medeniyetleri Galerisi’ni Açtı https://www.haber60.com.tr/talas-belediyesi-su-medeniyetleri-galerisini-acti/ https://www.haber60.com.tr/talas-belediyesi-su-medeniyetleri-galerisini-acti/#respond Wed, 20 Mar 2024 01:06:37 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=21045 Talas Belediyesi, Kiçiköy Mahallesi’nde bulunan ve 166 metre uzunluğundaki su sarnıcını gün yüzüne çıkardı ve Su Medeniyetleri Galerisi olarak hizmete sundu. Açılışta konuşan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, suyun yaratılışın temeli olduğunu kaydetti.

Talas Belediyesi, Sultan Abdulhamid Han’ın önemli paşalarından Ali Saip Paşa tarafından tamir ve tadilatı yapılarak insanların su ihtiyacının karşılandığı 166 metre uzunluğunda ve 900 metreküp su kapasitesine sahip olan ve yıllarca saklı kalan sarnıcı gün yüzüne çıkardı. Kiçiköy Mahallesi’nde bulunan tarihi Gölbaşı Meydanı’ndaki açılış törenine, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm ve davetliler katıldı.

“Su yaratılışın temelidir”

Programın açılış konuşmasını yapan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, “Açılışını yapacağımız su sarnıcımız 2 bin yıllık kaya oyma mekan kültürünün gönüllü olarak yüzyıllardan beri varlığını devam ettirip günümüze ulaşan nadir su sarnıçlarındandır. Bu sarnıca sular Erciyes Dağı’ndan 37 kilometrelik kanallardan geliyor. Başlıca su kaynağımız Erciyes’e de buradan selam olsun. 19. Yüzyılda Ali Saip Paşa tarafından tamir ve tadilatı yapılarak insanların su ihtiyacı karşılanmış oluyor. 900 metreküp su kapasitesine sahip bu mekanda bin metrekarelik alan su medeniyetleri galerisi olarak vatandaşlarımızın hizmetinde olacak. 1 damla sudan yaratılan, su içerisinde serpilen, su kenarına yurt kuran, temizliğini su ile yapan, hayatını su ile devam ettiren ve mahrum kaldığında hayatı sona eren insan için su daha ne olsun. Su yaratılışın temelidir. Bütün medeniyetler onun etrafında kurulmuş. Medeniyetin banisi, tamamlayıcısı ve taşıyıcısı sudur. Su kültürümüzde bir dayanaktır. Medeniyet köprüsünün baş mimarı sudur. Su sadece insana değil, şehirlere de hayat verendir. Şehir ve medeniyetler suya yakınlıkları mesafesinde ayakta kalırlar. Suyun olmadığı yerde şehir kurulamaz. Su sadece hayatı sürdürmek için zorunlu değil, ekonomik, siyasi ve kültürel değerde de başroldedir. Yani su besin zincirinin de lokomotifidir. Hiç azalmayacağını zannettiğimi suyun artık tehdit altında olduğuna hepimiz vakıfız. Bu su galerisinde kendinize ait izleri bulacaksınız. Eşyanın hafızası vardır. Bu denli zenginlik kaynağımızı tasarruflu kullanmak gerektiğini de çocuklarımıza alıştırmak mümkün olacaktır” ifadelerini kullandı.

“Mustafa başkanımızı tebrik ediyorum”

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç da, “Mustafa başkanımızı tebrik ediyorum. Her alana dokunan kültürel çalışmaları, sosyal içerikli ve gençlerimize yönelik gayretleri var. El ele vererek çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Burada su konusu olunca bir müjde verelim istiyorum. suda yüzde 30 indirim yapıyoruz. Daha önce de yüzde 20 yapmıştık. Büyük bir fedakarlık yapıyoruz. Kayseri Büyükşehir Belediyesi sağ olsun. Belediye sizlerin belediyesi. Fedakarlık yapma zamanıdır. Enflasyonla mücadele etme zamanıdır. O yüzden üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. Su fiyatlarına yüzde 50 indirim yapmış olduk. Gönlümüz ister ki bedava verelim ama bin kişi çalışıyor” dedi.

“Bu sarnıcında kıymetli hizmet olduğunu düşünüyorum” diyen AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler de, “Hayatı kültür sanatın güzelleştirdiğine inanırım. Bu kadim şehirde tarihi eserlerimizi gün yüzüne çıkarmak kadar bunları hafıza müzeleri olarak bugün ki nesiller ile buluşturmak büyük önem taşıyor. Müzeler bu tarihi hafızanın korunduğu ve gelecek nesillere aktarıldığı en güzel mekanlardır. Bu sarnıcında kıymetli hizmet olduğunu düşünüyorum. Tematik müzelere insanlar ilgi gösteriyor. Su da en önemli temalarımızdan biridir. Su her şeyden önce hayatın kaynağıdır. İslam medeniyetinin en önemli özelliklerinden bir tanesi de temiz sudur” diye konuştu.

Konuşmaların ardından dua edildi ve kurdele kesilerek galerinin açılışı gerçekleştirildi. – KAYSERİ

]]>
https://www.haber60.com.tr/talas-belediyesi-su-medeniyetleri-galerisini-acti/feed/ 0
Bir Kültür İnsanı: Xi Jinping https://www.haber60.com.tr/bir-kultur-insani-xi-jinping/ https://www.haber60.com.tr/bir-kultur-insani-xi-jinping/#respond Sun, 11 Feb 2024 13:36:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=7317 BEİJİNG, 11 Şubat (Xinhua) — Kültür üzerine Xi Jinping Fikriyatı’nın Ekim 2023’te takdim edilmesinden bu yana “kültür” Çin genelinde dillere pelesenk olan bir kelime haline geldi.

Çin Ay Yeni Yılı’na girerken, tüm ülkede bu yeni trendi kucaklayan türlü türlü kültürel etkinlikler düzenlendi.

Ülkenin doğusundaki Zhejiang eyaletinde bulunan bir müze, 8.000 yıl önce yaşamış insanların günlük yaşam ve çalışmalarından sahnelerin canlandırıldığı artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisiyle turistlerin ilgisini cezbediyor. Kuzeybatıdaki Shaanxi eyaletinde ise müze ziyaretçileri antik Çin şiirlerinde betimlenen geleneksel lezzetleri tatma imkanı buluyor.

Öte yandan, Beijing’de yeni kurulan bilim kurgu film komitesinin üyeleri, “The Wandering Earth” (Gezegenler Savaşı) filminin büyük başarısının ardından Hollywood bilim kurgu filmlerine alternatifler sunmak amacıyla gişe rekorları kıracak bir sonraki film için hazırlıklarını sürdürüyor.

Ocak ayında düzenlenen kamu iletişimi konulu kilit önemdeki bir politika toplantısında Xi’nin kültür düşüncesi alkışlarla karşılanırken, bu düşüncenin “Çin’i daha güçlü bir ülke haline getirmek ve Çin ulusunu tüm cephelerde canlandırmak üzere sağlam ideolojik güvenceler, güçlü bir ilham ve elverişli kültürel koşullar sunduğu” vurgulandı.

Yüzyılı aşkın bir süre önce ülkede Yeni Kültür Hareketi ve Marksizmin yayılmasının ardından doğan Çin Komünist Partisi (ÇKP), kültürel özüyle her zaman gurur duydu. Parti bugün Xi’nin liderliğinde kendi yönetişimini geliştirmek ve Çin modernleşmesini ileri taşımak için yine kültürden besleniyor.

KÜLTÜR TUTKUNU

Xi, 1953 yılında devrimci bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğunda Çin’in geleneksel kültüründen büyük ilham aldı. Xi, annesinin anlattığı Yue Fei hikayesini her daim hatırlayacağını söylüyor. 12. yüzyılda yaşamış yurtsever bir komutan olan Yue’nin annesi, oğlunun sırtına “ülkene en büyük bağlılıkla hizmet et” düsturunu dövme ile kazımış. Bu ifade, “Konfüçyüs felsefesindeki “Zhong” (sadakat) düşüncesinin vücut bulmuş hali. Xi de bu düsturu izlemeyi hayat amacı haline getirmiş.

Xi, en büyük hobisinin kitap okumak olduğundan bahsediyor. Okuldaki öğretmenleri Xi’yi klasik edebiyatı tutkuyla seven, özelikle Tang Hanedanlığı (618-907) döneminin ünlü realist şairi Du Fu’ya hayran olan müstesna bir öğrenci olarak hatırlıyor.

Xi, 1960’ların sonlarında “eğitimli bir genç” olarak zorlu çiftlik işlerine katılmak üzere Beijing’den Loess Platosu’ndaki Shaanxi eyaletinde bulunan küçük Liangjiahe köyüne gönderildi. Köye bir sandık dolusu kitapla giden Xi, burada bir okuma serüvenine girişerek Çin’in edebi başyapıtlarından Shakespeare ve Tolstoy’un eserlerine, dönemin başkanı Mao’nun “Halka Hizmet” (Serve the People) başlıklı konuşmasından Karl Marx’ın “Das Kapital” kitabına kadar birçok eseri detaylıca inceledi.

O dönem yaşadığı mağara evde gazyağı lambasının loş ışığında gece geç saatlere kadar kitap okuyan bu genç, 40 yıl sonra Çin Cumhurbaşkanı olarak UNESCO merkezindeki kürsüde kültür ve medeniyet hakkındaki görüşlerini paylaşıyordu. Medyada yer alan haberlerde, “Xi, ülkesinin uzun tarihini ve kültürel çeşitliliğin önemini vurgulamak için ünlü şair ve yazarlardan besleniyor” yorumu yapılıyordu.

Xi, Liangjiahe köyünden, Çin’in geleneksel değerlerini öğrendiği bir “üniversite” olarak bahsediyor. Köyde geçirdiği yedi yıl boyunca zorlu bir yaşantı sürdüren Xi, yoksul köylülerle işleri ve yemeğini paylaştı. Xi, bir yandan kendisine yaşam ve iş hakkında değerli dersler aktaran, bir yandan da ne kadar az şeye sahip olurlarsa olsunlar paylaşmaktan çekinmeyen köylülerin cömertliğini dün gibi hatırlıyor.

Xi de köylülere aynı incelikle karşılık vermiş. Öğünlerini ihtiyaç sahipleriyle paylaşmış, ayakkabısı olmayan genç bir köylüye yedek ayakkabılarını vermiş, soğuk havada şapkası olmayan birine şapkasını uzatmış ve okuyup öğrenmeye kıymet veren köylülere kitap ve defterlerini cömertçe hediye etmiş. Köylüler, bu genç adamı geleneksel ahlaki doğruluğun en üst mertebesi olan hayırseverlik ve doğruluk anlamına gelen “Ren Yi” unvanını kullanarak övüyordu.

Şimdilerde 70’li yaşlarında olan çiftçi Liang Yujin, Xi’yi Liangjiahe’den ayrıldıktan sonra haber vermeden dört kez ziyaret ettiğini anlatıyor. Xi, üst düzey bir yetkili olduktan sonra da Liang’ı evine davet etmiş ve eşi Peng Liyuan’ın hazırladığı yemekleri birlikte yemişler. Liang, Xi’ye darı, balkabağı ve tatlı patates getirmiş; Xi de ona çay ve kurabiye ikram etmiş. Liang, Xi için “Köydeki her aileyi tek tek sordu” diyor.

1982’de Hebei eyaletindeki tarihi bir ilçe olan Zhengding’de Parti başkan yardımcısı olarak çalışmaya başlayan Xi, sonrasında Parti başkanı oldu. Çalıştığı yerde iki antik akasya ağacı bulunduğunu fark eden Xi, ağaçların yaşlarını kontrol ettirip koruma amacıyla etraflarına çit yaptırmış. Tüm ilçedeki kültürel kalıntılar için de kapsamlı bir tarama başlatan Xi, bütüncül koruma çalışmalarına önayak olmuş.

Xi’nin tarih ve kültüre duyduğu derin tutku, kendisini arkeoloji dalında ilerlemeyi düşünme noktasına getirmiş. Bu ilgisi kişisel merakın ötesine de uzanmış.

Yetkililerle ve yabancı dostlarıyla sık sık eski Çin atasözlerini paylaşan Xi, mevcut ve gelecekteki teşebbüslerde tarihin bir pusula olarak kullanılmasını savunuyor. Gelenekten dersler çıkarmanın, politika kararlarına şekil vermede yararlı olduğuna inanıyor.

Zhejiang eyaletinde bulunan ve günümüzde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş olan Liangzhu arkeolojik kalıntıları, 2000’li yılların başlarında maden sahalarıyla çevriliydi. Aşırı miktardaki endüstriyel toz ve gürültü kirliliği, arkeolojik alanın yönetim komitesinden yetkili Jiang Weidong’un ifadesiyle tüm bölgeyi “savaş alanına” çevirmişti.

Temmuz 2003’te durumdan haberdar olan Xi, dönemin Zhejiang Parti başkanı olarak derhal madenlerin kapatılması talimatını verdi. Xi’nin Liangzhu’ya bağlılığı sonraki yıllarda da devam etti. Arkeologların, Çin medeniyetinin 5.000 yılına tanıklık eden Liangzhu’nun önemini teyit etmesiyle Xi, bölgenin korunması için detaylı talimatlar verdi. Xi, geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen Liangzhu Forumu’na gönderdiği tebrik mesajında, bölgeyi dünya medeniyetlerinin hazinesi olarak niteleyip övdü.

Xi, 2012’de ÇKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri olarak Parti’nin liderlik rolünü üstlendiğinden beri kültürel kalıntılar, arkeoloji ve somut olmayan kültürel miras alanlarında 170’i aşkın önemli talimat verdi. Xi ayrıca tarihi ve kültürel alanlara 100’den fazla ziyaret gerçekleştirdi.

“Kızıl Kültür” için de derin bir sevgi besleyen Xi, yıllar içinde devrim tarihinin kritik dönemlerine ait hemen hemen tüm önemli tarihi alanları ziyaret etti. Bu alanlar arasında Zhejiang’da 1921 yılında ilk ÇKP Ulusal Kongresi’nin düzenlendiği göl ve eski Parti liderlerinin Yeni Çin’in kuruluşunun temellerini attığı Beijing’in dış mahallelerindeki Xiangshan Tepesi de yer alıyor.

Xi, “Başarıya giden yolda nereden geldiğimizi unutmayın” diyor.

Xi, insanlığın zengin kültürlerinin de hayranı. Dünyanın dört bir yanına gerçekleştirdiği kapsamlı seyahatler hakkında konuşan Xi, “Beş kıtadaki farklı medeniyetleri yakından incelemek bana sonsuz mutluluk veriyor” ifadesini kullanıyor.

Cumhurbaşkanı olduktan sonra 70’ten fazla ülkeye ziyarette bulunan Xi, Yunanistan ziyaretinde savaşların durdurulması hakkında eski bir Çin deyiminden bahsederek, Yunan mitolojisindeki bilgelik tanrıçası Athena’nın savaş ve barış düşüncesine değindi. Belçika ziyaretinde Çin çayı ile Belçika birası arasında paralellik kuran Xi, farklı kültürleri takdir etmenin değerini vurguladı. Meksika’da Maya uygarlığının unsurlarıyla Çin’in ejderha gibi unsurları arasındaki benzerliklere yakın ilgi gösterdi. Mısır’daki Luksor Tapınağı’nda antik medeniyetlerin kökenleri ve gelişimleri hakkında konuştu.

Edebiyat ile ilgili kişisel fikirlerini de paylaşan Xi, Ernest Hemingway’in “Yaşlı Adam ve Deniz” romanı hakkındaki izlenimlerini ve Küba’da Hemingway ile bağlantılı yerleri ziyaret ettiğinde yaşadığı deneyimleri paylaştı.

Xi’yi yakından tanıyanlar, onun kültürel yetiştirilme tarzının, güçlü idealizm algısını ve çalışmakla ilgili pragmatik yaklaşımını derinden etkilediğini söylüyor. Çin filozofu Wang Yangming’in (1472-1529) savunucusu olduğu “Zhi Xing He Yi” yani bilgi ve eylem bütünlüğü felsefesine sıklıkla atıf yapan Xi, bu düşüncenin geleneksel Çin kültürünün özünü teşkil ettiğini düşünüyor.

YÖNETİŞİM SANATI

Xi, 2012 yılında 18. ÇKP Ulusal Kongresi’ne sunduğu raporda “kültürel güven” kavramını zikretmişti. Kültürel güveni “daha köklü, daha derin ve daha kalıcı bir güç” olarak tanımlayan Xi, daha sonra bu kavramı Çin’e özgü nitelikleri olan sosyalizmin “Dört Güveni” kapsamına dahil etti.

Xi, “Çin ulusu kendi kültürüne tam olarak güvenmeksizin, zengin ve müreffeh bir kültüre sahip olmaksızın kendisini yeniden canlandıramaz” diyor.

Dünya son asırda görülmemiş büyük değişiklikler yaşarken, Xi liderliğinde Çin yeni bir döneme doğru ilerliyor.

Kuramcılar, 21. yüzyılda ülkenin yüz yüze geldiği ciddi zorlukların, farklı medeniyet ve değer sistemlerinin birbirleriyle rekabet ettiği ve bir arada yaşadığı Soğuk Savaş sonrası dünyada ulusal kimliğin yeniden inşasına yönelik bir kültürel rönesans gerektirdiğine inanıyor. Hatta son 500 yılda büyük ülkelerin yükseliş ve çöküşlerinin bile kültürlerin gücünün bir sonucu olduğunu vurguluyorlar.

Gözlemcilere göre, ulusal yeniden canlanma doğrultusunda Çin kültürüne güven tohumları eken Xi, Batı kültüründeki olumsuz unsurlara karşı da aşılmaz bir bariyer kurmuş durumda.

Parti’nin 100. yıldönümünü kutladığı 1 Temmuz 2021’de “iki entegrasyon” öneren Xi, “Marksizmin temel öğretileriyle Çin’e özgü gerçeklikleri ve mükemmel geleneksel kültürü entegre etme” gereğini vurguladı. Xi, mükemmel geleneksel kültürü içeren “ikinci entegrasyonun” derin bir “kimyasal tepkimeyi” ve zihnin özgürleşmesini temsil ettiğini dile getirdi.

Xi, Haziran 2023’te Beijing’de düzenlenen kültürel miras ve kalkınma konulu önemli bir toplantıda, Çin medeniyetinin ayırt edici beş özelliğini olağanüstü devamlılık, yenilikçilik, birlik, kapsayıcılık ve barışçıl yapı olarak özetledi.

Xi, bu toplantıdan bir ayı aşkın bir süre sonra Sichuan eyaletindeki Sanxingdui arkeolojik alanını ziyaret etti. Ziyareti sırasında binlerce yıl önceye tarihlenen arkeolojik eserleri ayrıntılı şekilde inceledi.

Xi’nin eserlerin kaynağına ilişkin sorduğu soruya müze rehberi, “Yangtze Nehri ve Sarı Nehir medeniyetlerinin beşiğinden geliyorlar ve antik dönemdeki yerel halkın yenilikçi yaratıcılıklarından doğdular” diye cevap verdi.

Xi, 2023 sonunda Beijing’in merkezindeki ofisinden Yeni Yıl mesajını verdiği esnada, Sanxingdui eserlerini büyük bir dikkatle incelerken çekilmiş bir fotoğrafı da kitaplığında göze çarpıyordu.

Resmi olarak Ekim 2023’te ortaya konulan Kültür Üzerine Xi Jinping Fikriyatı, kamu iletişimi ve kültür konusunda Parti liderliğinin güçlendirilmesi ve Çin’in mükemmel geleneksel kültürünün yaratıcı dönüşümü ile yenilikçi gelişiminin teşvik edilmesi gibi kilit önemdeki birçok unsuru içeriyor.

Kuramcılara göre bu fikriyatın oluşturulması, Parti’nin tarihi ve kültürel güveninin yeni zirvelere ulaştığını ortaya koyuyor.

Xi, bir keresinde, “Eğer 5.000 yıllık Çin uygarlığı olmasaydı, ‘Çin’e özgü nitelikler’ kaynağını nereden alacaktı? Çin’e özgü bu nitelikler olmasaydı, bugün Çin’e özgü sosyalizmin başarılarla dolu yoluna nasıl erişirdik?” demişti.

Kuramcılar, Xi’nin kültürden istifade ederek ülkenin yönetiminde yeni bir yola öncülük ettiğini söylüyor.

Xi, kitleleri tarihin yaratıcıları olarak gören Marksist tarihi materyalizme derinden inanıyor. Xi, “ülkenin temeli halktır; sağlam temeli olan bir ülke ise sulh içinde olur” düsturuna dayanan antik “Min Wei Bang Ben” düşüncesini, Parti’nin “halka öncelik verme” ilkesi seviyesine çıkarıyor.

Mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılmasında Çin’e liderlik eden Xi, şimdi de bir sonraki hedefi olan ortak refah için çalışıyor.

Antik filozoflardan alıntı yapan Xi, Parti yetkililerine, “Ortak refah Marksizmin temel hedeflerinden biri olup, aynı zamanda eski dönemlerden bu yana Çin halkının da temel arayışı olagelmiştir” demişti. Konfüçyüs, “Sorun kaynakların azlığında değil dengesiz dağılımında, yoksullukta değil güvensizlikte” derken, Mensiyüs ise insanları “kendi ailelerindeki yaşlılara ve çocuklara baktıkları gibi başka yaşlılara ve çocuklara da bakmaya” çağırıyordu.

Xi, “Amacımız hem ilham verici hem de basit. Son tahlilde, mesele halka daha iyi bir hayat sunmaktır” diyor.

Xi, Parti’nin “ülke halka aittir ve halk da ülkenin temelidir” düsturundaki yönetim felsefesini, “siyasi iktidarın yükselişi ya da düşüşü, halkın iradesine uyup uymamasına bağlıdır” şeklindeki geleneksel düşünceyle harmanlıyor.

Xi, Parti’nin birinci adamı olarak göreve başladığı gün, bir Çin atasözüne atıfla “sarsılmaz öz disiplin” çağrısı yaparak ÇKP tarihindeki en kapsamlı yolsuzlukla mücadele seferberliğini başlattı. Parti yetkilileriyle sık sık dürüstlükleriyle ön plana çıkan eski dönemlerde yaşamış insanlar hakkında hikayeler paylaşan Xi, yetkililerden öz disiplinlerine dikkat etmelerini talep ediyor. “Çok sayıda kurtçuk, ağacı yer; yeterince büyük bir çatlak ise duvarın çökmesine neden olur” diyen Xi, bir Çin atasözüyle tüm Parti’yi uyarıyor.

Mart 2018’de Anayasa önünde görev yemini eden ilk Çin cumhurbaşkanı olan Xi, “Yasaları uygulayanlar güçlüyse devlet de güçlüdür; zayıflarsa devlet de zayıftır” şeklindeki eski bir atasözünü zikrederek, reformları hukukun üstünlüğünü gözeterek ileri taşımak ve reform sürecinde hukukun üstünlüğünü iyileştirmek gereğini vurguladı.

Xi, “Hukukun üstünlüğüne karşı kişinin üstünlüğü meselesi siyaset tarihinde köklü bir sorun olup, aynı zamanda tüm ülkelerin modernleşmeyi gerçekleştirme sürecinde yüzleşip çözmesi gereken önemli bir sorun” ifadesini kullandı.

“ÇKP’nin manevi kökenini” inşa edip mükemmelleştiren Xi, tarihinin kilit an ve dönemlerinde Parti’nin sergilediği muazzam zihinsel gücün de altını çiziyor. Xi, “tarihsel nihilizme” karşı güçlü bir muhalif duruş sergiliyor. Bazı kişilerin çevrimiçi platformlarda Qiu Shaoyun gibi devrim şehitlerini itibarsızlaştırmaya kalkışması üzerine Çin Komünist Gençlik Birliği’nin yüz binlerce üyesi bunu çürüten paylaşımlar yaptı. Bunun üzerine Xi, “Doğruluk, kabahate galebe çaldı. Tebrikler!” diyerek üyelerin verdiği yanıtı takdir etti.

Marksist tarih anlayışından ve “değişimler” hakkındaki antik Çin felsefesinden fikirleri bir araya getiren Xi, “son asırda görülmemiş büyük değişiklikler” kavramını ortaya koydu. Xi, 20. ÇKP Ulusal Kongresi’ne sunduğu raporda, kilit önemdeki alanlarda reformların ileri taşınmasında “Değişimler Kitabı” eserinden “tarihi geçenlerin yenilerle değiştirilmesi” düşüncesini benimsedi.

Kendini kanıtlamış bir değişimci olan Xi, şüphecilere aldırış etmeden Shaanxi eyaletindeki ilk metan üretim çukurunu inşa ettirdiği Liangjiahe’deki dönüştürücü deneyimlerinden güç alıyor.

Xi, Çin’i inovasyon dönemine taşımak için Çin ulusunun girişimci ve yenilikçi ruhunun benimsenmesi gerektiğini savunuyor.

Akademisyenlerle görüşen Xi, 18. yüzyılda Qing hükümetinin yönlendirmesiyle Batılı misyonerlerin 10 yıl içinde benzeri görülmemiş şekilde gelişmiş bir “Çin İmparatorluğu Haritası” hazırladığından bahsetti. Bu harita imparatorluk sarayında saklanırken, misyonerler bu bilgileri Batı’ya götürüp düzenlemiş ve yayımlamış; bu sayede Batı, Çin coğrafyasını daha iyi öğrenmişti.

Xi, bu örnekle bilimsel ve teknolojik gelişmenin sosyal ilerlemeyle entegre edilmesi gerektiğini vurguluyor. Bilim ve teknoloji yönetiminde reformların derinleştirilmesi gereğini vurgulayan Xi, tüm inovasyon kaynaklarının serbest akışına izin verilmesini savunuyor.

Hem Marksist kalkınma kuramının hem de geleneksel Çin diyalektiğinin ilkelerini bir potada eriten Xi, herkesin erişimine açık yenilikçi, eşgüdümlü, yeşil ve açık kalkınmayı destekleyen yeni bir felsefe ortaya koydu. “İlerleme yoluyla istikrarın pekiştirilmesi ve eskiyi kaldırmadan önce yeninin kurulması” yaklaşımını şart koşan Xi, ülkenin ekonomik girişimlerine kılavuz etmede Çin felsefesinin sunduğu bakış açılarından istifade ediyor.

Sıkı bir edebiyat ve sanatsever olan Xi, Çin kültürünün gelişimine can-ı gönülden destek veriyor. 2014 yılında, ilkinden tam 72 yıl sonra ÇKP tarihindeki ikinci edebiyat ve sanat seminerine başkanlık eden Xi, “ahlakın aktarılmasında edebiyatın kullanımı” ve “kültür yoluyla halkın yetiştirilmesi” gibi kavramları ortaya koydu. Seminere katılanlar, Xi’nin “adeta dostları ve ailesiyle sohbet eder gibi” konuştuğunu ve üç saat süren seminerden sonra herkesle tokalaştığını anımsıyor.

Mitler, destanlar, hikaye anlatıcılığı ve yerel operalar gibi halk kültürü ve sanatlarına da coşkun bir ilgi duyan Xi, genç romancıları, şairleri ve ressamları yenilikler konusunda cesaretlendirirken, yerli bilim kurgu film sektörüne de destek veriyor. Tüm bunlar onun, Çin kültürel mirasının çeşitli boyutlarını ve çağdaş sanatsal anlatımları koruyup teşvik etmeye yönelik adanmışlığına işaret ediyor.

Vatanın bölünmezliği, devlet düzeni, ulusun birliği ve medeniyetin devamlılığı gibi Çin kültüründe aktarılan hazinelerin altını çizen Xi, “Ülkemiz yeniden birleşmelidir ve mutlak surette de birleşecektir” diyor.

Xi, doğa ile insanın birlikteliğini simgeleyen geleneksel “Tian Ren He Yi” felsefesini benimseyerek ekolojik restorasyon ve korumaya yönelik eşi görülmemiş bir seferberlik başlattı. Bu kapsamda sudaki yaşamı korumak amacıyla Yangtze Nehri’nde 10 yıl boyunca avlanma yasağı getirildi. Yangtze Nehri’nin korunmasını geleneksel Çin tıbbı tedavisine benzeten Xi, mevcut hastalıkların tedavi edilmesi ve gelecekte ortaya çıkabilecek hastalıkların önlenmesi çabalarına vurgu yapıyor. Onun liderliği altında doğal çevresinde tarihi değişikliklere tanıklık eden Çin’de gökyüzü artık daha mavi, dağlar daha yeşil ve sular daha berrak.

Dış politikanın oluşturulmasında barışın ve uyumlu birlikteliğin tercih edilmesini salık veren antik felsefeden yararlanan Xi, insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşa etme kavramını önerdi. Xi, bir keresinde yabancı ülke liderlerine hitap ederken Çin’in sadece kendi arka bahçesini değil, tüm ülkelerin paylaştığı bir bahçeyi geliştirmeyi arzuladığını ifade etmişti.

YENİ MEDENİYET YOLU

ABD merkezli bir araştırma enstitüsü, Xi’nin artık sadece büyük bir medeniyetin mirasçısı ya da koruyucusu olarak görülmediği, aynı zamanda büyük bir medeniyetin yaratıcısı olarak da görüldüğü tespitinde bulundu.

Çin’in kültürel gelenekleri ve ulusal koşulları, Xi’nin önderliğindeki yeni bir insan medeniyeti biçimi olan Çin modernleşmesinin Batı’nınkinden farklı bir yol alacağını ortaya koyuyor.

Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini kapsayan bu hamle, refah uçurumunu azaltmayı, maddi ve manevi boyutlar arasında uyum yaratmayı, çevreden fedakarlık etmeden kalkınma arayışını sürdürmeyi ve hiçbir zaman yurtdışında genişleme ya da egemenlik peşinde koşmamayı hedefliyor.

Xi, gençliğinde Herbert Marcuse’un “Tek Boyutlu İnsan” kitabını okudu. Batı modernleşmesinde sermaye istilasının yarattığı “tek boyutlu” insan varlığının kusurlarını gören Xi, maddi ihtiyaçlarla manevi ihtiyaçlar ve insanla doğa arasındaki dengesizlikleri giderme umudunu hep korudu. Çin; maddi, siyasi, manevi, sosyal ve ekolojik medeniyetlerin eşgüdümlü gelişimine adanmış durumda. Xi, bunu “Çin ulusunun modern medeniyetinin” ayırt edici özelliği olarak niteliyor.

Xi, fizik terimlerini kullanarak Çin modernleşmesinin eşsizliğini bir metaforla betimliyor: Gelişmiş Batılı ülkeler, bir “dizi” kalkınma sürecinden geçti. “Kayıp 200 yılı” telafi etme arayışındaki Çin’in sanayileşme, bilişim teknolojilerinin yayılması, kentleşme ve tarımsal modernleşmenin eş zamanlı gelişimini içeren benzer bir “paralel” süreci takip etmesi gerekiyor.

Xi, Shenzhen kentini Çin’e Özgü Sosyalizmin Pilot Gösterim Alanı olarak belirledi. Hong Kong’un yanı başındaki Shenzhen kenti, 40 yıl önce Çin’in eski lideri Deng Xiaoping tarafından kurulan bir özel ekonomik bölge olma özelliğini taşıyor. Sıklıkla “inovasyon kenti” olarak anılan Shenzhen, New York kentinin iki katı nüfusuyla Çin modernleşmesinin geleceğine ışık tutuyor.

Kente gelen ziyaretçileri, havalimanında Jules Verne’in “Tek bir insanın kurduğu hayali diğer insanlar gerçekleştirebilir” sözü karşılıyor. Kentin simge bölgesi olan Shekou’da ise geleneksel Çin bilgeliğini yansıtan diğer bir slogan göze çarpıyor: “Boş lafın ülkeye yararı yok; yalnızca somut çalışmalar ülkeyi geliştirir.”

Kent, elektrikli otomobillerden son teknolojili insansız hava araçlarına, düşük karbonlu girişimlerden akıllı kent projelerine kadar birçok alanda inovasyonu beslemeye devam ediyor. Birkaç yüz metrede bir parklara yahut kütüphanelere rastlamak mümkün. Elverişli kamu hizmeti sistemi, çeşitli sosyal örgütler, halka hizmet eden ve işletme dostu resmi ekibiyle kent, geleceğin bir modelini teşkil ediyor.

Kuzey uçta ise Beijing yakınlarındaki Xiong’an Yeni Bölgesi, Xi’nin planladığı sosyalist modernleşmenin yeni kenti olarak öne çıkıyor. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında inşaat halindeki “geleceğin kentini” ziyaret eden Xi, Baiyangdian Gölü’ndeki ekolojik durumla özel olarak ilgilendi. Su kaynaklarının korunması ve yeşil kalkınmayı vurgulayan kent inşası, “doğanın sunduğunu kullanma ve aşırıya kaçmama” şeklindeki antik ekolojik bilgeliği yansıtıyor.

Öte yandan Xi, Zhejiang eyaletini da ortak refahın gösterim bölgesi olarak belirledi. Geçtiğimiz yıl Lizu köyünü ziyaret eden Xi, bir zamanlar kirli, kaotik ve yoksul durumdaki köyün, ortak refahın temiz ve güzel bir alana dönüştüğüne tanıklık etti. Köylülerin gelirlerinin ulusal kırsal ortalamayı aştığı köy, zengin kültürel atmosferiyle tanınıyor. Ülkedeki çeşitli kentlerden köylerine dönüş yapan genç girişimcilerle sohbet eden Xi, kırsal kalkınmada oynadıkları rolden dolayı bu girişimcilere memnuniyetini iletti.

Xi’nin liderliğindeki yeni modern sosyalist ülke tipi, tüm ulusların Batılı bir modeli takip etmesi gerektiği yönündeki doğrusal tarihi görüşü etkin biçimde çürütmüş oldu.

Xi, dünya sahnesinde medeniyetler arası etkileşim ve uluslararası ilişkiler konusunda bir dizi yeni kavram önererek Çin’in dünya barışının kurucusu, küresel kalkınmaya katkıda bulunan ve uluslararası düzenin savunucusu olma konusundaki kararlılığını ortaya koydu.

Xi’nin insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşa etme önerisi, ülkenin barış ve istikrara bağlılığını yansıtıyor. 2013 yılında ortaya atılan bu düşünce, Çin ulusunun zamana meydan okuyan ve evrensel uyumun hüküm sürdüğü bir dünya öngören “tüm dünya büyük bir ailedir” yönündeki vizyonuyla uyumlu. Küresel medeniyetlerin ileri taşınması için yeni bir yol çizen bu düşünce, Karl Marx’ın öngördüğü üzere her bireyin tam ve özgür gelişiminin nihai olarak gerçekleşmesinin yolunu açıyor.

Öte yandan iddialı bir Çin’in mevcut dünya düzeninde sorun yaratabileceği yönünde endişeler de mevcut. Ancak Xi, Çin medeniyetinin kapsayıcı doğasının diğer uluslarla “çeşitlilik içinde uyum” imzası taşıyan bir birlikte yaşama deneyimini geliştirebileceği konusunda iyimser.

Yabancı konuklarla Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” adlı eseri hakkında sohbet eden Xi, bu klasik antik dönem Çin askeri eserinin temel mesajının, savaştan kaçınmak için her türlü çabayı göstermenin ve çatışma kaçınılmaz hale gelince de son derece ihtiyatlı davranmanın önemine işaret ettiğini vurguluyor. Xi, Çin ulusunun barışa olan köklü bağlılığına uygun olarak Küresel Güvenlik İnisiyatifi’ni önermek suretiyle dünya barışı ve istikrarının korunmasına yönelik ortak çaba çağrısında bulundu.

Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana Filistin-İsrail çatışmasının tırmanması bir insani felakete yol açtı. Yabancı liderlerle görüşen ve çok taraflı etkinliklere katılan Xi, defaatle ateşkes çağrısı yaparak çatışmanın temel çözümünün iki devletli çözümün uygulanmasında yattığını vurguladı.

Çin, çatışmaların hafifletilmesi ve bölgede barışın yeniden tesis edilmesi amacıyla Filistin-İsrail meselesi konulu üst düzey bir Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi toplantısı düzenleyip toplantıya başkanlık ederek, çatışmanın başlangıcından bu yana ilk BM Güvenlik Konseyi kararının alınmasını kolaylaştırdı. Barış görüşmelerini teşvik etmek için özel temsilcisini gönderen Çin, insani yardımları artırdı ve Gazze halkına zor zamanda yardım eli uzattı.

Arabuluculuk görevi de üstlenen Çin, geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan ile İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasını başarıyla sağladı. Hong Kong Üniversitesi’nde siyaset kuramı kürsüsü bulunan profesör Daniel A. Bell, “ilham verici bir örnek” olarak nitelediği Çin’in çabalarından övgüyle bahsetti. Bell, daha fazla güç ve nüfuza sahip olan büyük ve etkili ülkelerin savaşan tarafları masaya getirmek için arabulucu rolü üstlenebileceğini kaydetti.

Xi, “Devletler arasında ilişkilerin geliştirilmesi için halklar arasında dostluklar kurmak hayati önemdedir” şeklindeki Çin özlü sözünü yurtdışı seyahatlerinde sık sık telaffuz ediyor. Çin, Xi’nin liderliğinde eşitlik, açıklık ve işbirliği ilkelerini temel alarak küresel ortaklıklarını güçlendirip genişletiyor.

İnsanlığın müşterek değerlerinin savunucusu olan Xi, Küresel Medeniyet İnisiyatifi’ni başlatarak medeniyetlerin çeşitliliğine saygı gösterilmesi ve çağdaş dünyada medeniyetlerin tarih ve kültürlerinin derin öneminden faydalanılması için işbirliği çabaları çağrısında bulundu. Bu inisiyatif; yabancılaşma, çatışma yahut medeniyetlerin üstünlüğünü destekleyen kavramlara güçlü bir yanıt niteliği taşıyor.

Xi’nin Küresel Kalkınma İnisiyatifi, kalkınmaya öncelik vermenin ve “küresel modernleşme sürecinde hiçbir ülkenin geride bırakılmamasını” sağlayacak halk merkezli bir felsefe benimsemenin önemini vurguluyor.

Xi, Çin halkının kazan-kazan işbirliğine bağlılığının arkasında yatan değer ve duyguları açıklamak için çoğunluğun iyiliğine yönelik eylemleri teşvik eden eski Çin deyişlerine başvuruyor. Kuşak ve Yol İnisiyatifi ise bunun en büyük örneğini teşkil ediyor. Modern zamanların İpek Yolu olarak da adlandırılan bu inisiyatif, yaklaşık 1 trilyon ABD doları tutarında yatırımla 150’den fazla ülke ve 30’u aşkın uluslararası kuruluşun işbirliğiyle hasıl oldu.

Xi, gençliğinde Konfüçyüs’ün “Ping Tian Xia” yani dünyaya barış ve düzen getirme düşüncesini açıklamaya girişmişti. Bu, insanın kişisel arayışının dört aşamasının sonuncusunu temsil ediyor. Diğer üç aşama ise ahlaki benliğin geliştirilmesi, aile yönetimi ve devlet idaresinden oluşuyor.

Xi, “Ping Tian Xia” düşüncesinin, dünyanın fethedilmesi yahut yönetilmesini içermediğini; bundan ziyade sıradan insanların yoksulluktan kurtarılıp yeterli yiyecek ve giyeceğe erişerek barış içinde yaşamasını sağlamayı amaçladığını söylüyor. Xi, tüm ülkelerin barışçıl kalkınma arayışına girip birlik ve uyum için çabalamaları halinde dünyanın bu hedefe daha da yaklaşacağını vurguluyor.

Xi, geçtiğimiz Aralık ayında 130. doğum yıldönümünde Mao Zedong’un anısına saygı duruşu için çalışma arkadaşlarına liderlik ederken, merhum Çinli lideri anmanın en iyi yolunun, onun öncülük ettiği davayı ileri götürmeye devam etmek olduğunu kaydetmişti. Xi, Mao’nun şu sözlerini hatırlattı: “Her daim çalışmalıyız! Her daim ilerlemeliyiz! Fırsatlarla dolu, parlak ve görkemli dünyamız önümüzde bizi bekliyor.”

Xi, “Tarihin en iyi mirası yeni bir tarih yaratmaktır; insan medeniyetine yapılacak en büyük katkı ise yeni bir insan medeniyeti biçimi yaratmaktır” diyor.

]]>
https://www.haber60.com.tr/bir-kultur-insani-xi-jinping/feed/ 0