Saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşı’nın okunduğu açılış töreninin ilk konuşmasını Maden Mühendisleri Mesleki Gelişim Derneği Başkanı Halim Demirkan gerçekleştirdi.
Madencilik sonrasını anlatmadıkları için halktan bir tepki olduğunu anladıklarını ifade eden Demirkan, iyi örneklerle madencilik sonrasında yapılanları anlatan bir hareket oluşturmayı amaçladıklarını aktardı.
Zonguldak’ın Türkiye’deki endüstriyel madenciliğin sahibi olduğunu; sempozyumu Zonguldak’ta bu amaçla gerçekleştirdiklerini ifade eden Demirkan, şöyle dedi:
“Hepimizin bildiği gibi madencilik olmadan olmuyor. Ama biz bunu halka ne derece anlatabiliyoruz dedik. Aslında madencilik sonrasını anlatmadığımız için halkımızdan bir tepki olduğunu anladık. Çünkü insanlar bilmediği şeylerden korkuyorlar. Biz de dedik ki bu konu yaptığımız iyi örnekler madencilik sonrasında yaptığımız iyi örnekleri de gösterip iyi olmayan örneklere karşı bir hareket oluşturalım dedik. Madencilik sonrası faaliyetlerin dört ayağı var. Geri kazandırma, atık yönetimi, endüstriyel miras ve sosyo ekonomik faaliyetler. Bizde bunu düşünürken derneğimizin Avrupa’da da kurduğumuz bir dernek var. Ama Avrupa’da bu iş doğaya geri kazandırma, atık yönetimi çözülmüş. Madencilik çok fazla kalmadı, onlar artık endüstriyel miras ve sosyo ekonomiye geçmişler. Biz de dedik ki endüstriyel mirastan başlayalım. Endüstriyel mirasın sahibi Türkiye’deki madenciliğin endüstriyel madenciliğin sahibi Zonguldak’ta karar kıldık.”
TOBB Türkiye Madencilik Meclisi Başkanı İbrahim Halil Kırşan, pandemi sonrası yaşanan gelişmelerin yerli ve milli ham madde olan madenlerin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyduğunu anlattı.
Kırşan, “Pandemi sonrası dünyada baş gösteren gelişmeler, meydana gelen jeopolitik riskler ve küresel iklim değişikliği bağlamında birçok sektördeki paradigma değişikliği tedarik zincirinde yaşanan sorunlar enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş ve daralmalar; yerli ve milli ham maddemiz olan madenlerin stratejik önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Tedarik zincirinin ilk halkası olan madenleri temin etmeden sanayide çarkların dönmesinin mümkün olmadığı, içinden geçtiğimiz konjonktürde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Öte yandan küresel iklim değişikliği bağlamında daha yaşanabilir bir dünya için temiz ve yeşil enerjinin konuşulduğu şu günlerde dünyada enerjide bazı madenlerin değişim ve dönüşüm için kritik rol oynayacağı ve bu madenlere daha fazla ihtiyaç duyulacağı tartışmaya uzak bir gerçektir” dedi.
Sanayi Devrimi’nden sonra madencilik sektörünün günümüzde de rolünü dürmeye devam ettiğini ifade eden Kırşan, “18. Yüzyılda Avrupa’da başlayan Birinci Sanayi Devrimi’nden kömürün üretimiyle madencilik sektörü günümüzdeki sanayi devriminde de endüstrinin sağladığı kritik minerallerle bu rolünü sürdürmeye devam etmektedir. Özellikle güneş panelleri, rüzgar tribünleri, batarya teknolojileri ve elektrifikasyon teknolojilerinde temel olan minerallerin üretilmesi ve işlenmesi noktasında madencilik sektörü stratejik bir önem taşıdığı bir gerçektir” ifadelerine yer verdi.
ZBEÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer; 1924 yılında Yüksek Maden Mühendislik Mektebi olarak kurulan üniversitenin kömür madenciliği kültürü ile iç içe olan Zonguldak’ta bilimin, tekniğin her aşamasında ulusal ve uluslararası mecralarda adından söz ettirdiğini anlattı.
Doğal kaynakların çıkarılmasında yerel halkın ihtiyaçları ve beklentilerinin göz önünde bulundurulmasının, kültürel mirasın korunmasının sağlanması gerektiğini ifade eden Özölçer şöyle dedi:
“Üniversitemiz bilimin, tekniğin, ekonomi ve kültürün her aşamasında etkin çalışmalarıyla ulusal ve uluslararası mecralarda adından söz ettirmektedir. Bu etkinliğin 1924 yılında Yüksek Maden Mühendislik Mektebi olarak kurulan bugün 100. yılını gururla kutladığımız üniversitemizde ve kömür madenciliği kültürü ile iç içe bir yaşamın sürdürüldüğü kadim şehrimiz Zonguldak’ta düzenlenmesi oldukça kıymetlidir. Madencilik, ekonomik açıdan büyük katkılar sağlaya ancak uzun vadede çevresel ve toplumsal sorunlara yol açabilen bir faaliyettir. Doğal kaynakların çıkarılması sırasında ekosistemler zarar görebilir. Su kaynakları kirlenebilir ve yerel toplulukların yaşam kalitesi olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle madencilik faaliyetleri sona erdiğinde madencilik alanlarının çevreye ve topluma yeniden kazandırılması büyük önem arz etmektedir. İşte bu aşamada iyileştirme süreci sadece çevresel etkilerin azaltılmasıyla kalmaz aynı zamanda ekonomik ve sosyal yönden de sürdürülebilir kalkınmayı hedefler. Doğaya yeniden hayat vermek ve insanların ekonomik, sosyal olarak desteklenmesi bu sürecin temel bileşenlerindendir. Ayrıca iyileştirme sadece fiziksel çevre ile düşünülmemelidir. Yerel halkın ihtiyaçları ve beklentileri göz önünde bulundurulmalıdır. Kültürel mirasın korunması, nitelikli eğitim programları yeni iş fırsatları oluşturmak ve toplulukların karar alma sürecine katılımları da sağlanmalıdır. İşte bu çerçevede sürecin etkin bir şekilde yürütülmesinin hem çevresel hem de sosyal açıdan olumlu sonuçlara vesile olacağı aşikardır. Üniversitemiz ve Maden Mühendisleri Gelişim Derneği işbirliğinde Zonguldak’ta gerçekleştirilen Uluslararası Madencilik Faaliyetleri Sonrası Sempozyumu da madencilik sonrası iyileştirme ve kültürel miras süreçleri incelenecek bu alanda uygulanan en iyi yöntemler ortaya çıkartılmaya çalışılacaktır.”
Zonguldak Vali Yardımcısı Turgut Subaşı şehrin kadim bir kültürü olduğunu, 100 yıldan fazladır kömürün çıkartıldığını hatırlattı.
Subaşı, “Her bölgenin her yörenin öne çıkan sektörü yada konuşulan konuları var. Burada da en çok konuşulan madencilik konusudur. Çalışanların karşılaştığı risklerdir. Üretilen ürünlerin piyasa değerlerinin artması, eksilmesi gibi ekonomik boyutlarıdır. Tüm bunlar tartışılıyor. Zonguldak’ın kadim bir kültürü var. 100 yıldan daha fazla çıkarılıyor. Madencilik ve madencilik sonrası dünyada ve ülkemizde tartışılan konuların başında. Burada sempozyumda Türk Madenciliğinin mevcut durumu, mevzuatlarımız, dünyadaki durum, mukayesesi hepsi incelenecek. Maden sonrası oluşan riskler veya alınması gereken tedbirler tartışılacak. Madencilik faaliyetinin bitiminden sonraki alanın doğaya yeniden kazandırılması, işletme sonrası oluşan endüstriyel eserlerin korunması ve tarihi olarak yeni nesle tanıtılması, çevresel, toplumsal, ekonomik etkilerinin mutlaka tartışılarak toplum yararına düzenlenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. – ZONGULDAK
]]>Madencilik yayınlarına, kurumsal, hükümet ve basın kaynaklarına göre, Çin son on yılda dünya çapında pek çok yeni madencilik yatırımı yaptı.
BBC, hisselerine göre Çinli şirketlerin bugün lityumu üreten veya minerali üretmek için yapım aşamasında olan projelerin yüzde 33’ünü kontrol ettiğini hesapladı.
Ancak Çinli işletmeler büyüdükçe, diğer uluslararası madencilik devlerine sıklıkla yöneltilen suiistimallere benzer suçlamalarla karşı karşıya kaldılar.
BBC Küresel Çin Birimi, dünya çapında Çinli şirketlerin de hisse sahibi olduğu, kobalt, nikel ve manganez minerallerinden birini çıkarmak için tasarlanmış en az 62 madencilik projesi belirledi.
Bunların tümü, elektrikli araçlarda kullanılan lityum iyon pillerin yapımında kullanılıyor; bu piller, güneş panelleriyle birlikte artık Çin için yüksek endüstriyel öncelikler arasında yer alıyor. Çin’in pay sahibi olduğu bazı projeler bu minerallerin dünyadaki en büyük üreticileri arasında yer alıyor.
2023 yılında dünya çapında satılan elektrikli araçların yarısından fazlasını üretti
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’a göre Çin, lityum ve kobaltın damıtılmasında uzun süredir lider konumunda ve küresel tedarikteki payı 2022’de her bir mineral için sırasıyla yüzde 72 ve yüzde 68’e ulaşıyordu.
Bunları ve diğer kritik mineralleri damıtma kapasitesi, ülkenin 2023 yılında dünya çapında satılan elektrikli araçların yarısından fazlasını ürettiği, küresel rüzgar türbini üretim kapasitesinin yüzde 60’ına sahip olduğu ve güneş paneli tedarik zincirindeki her aşamanın yüzde 80’ini kontrol ettiği bir seviyeye ulaşmasına yardımcı oldu.
Çin’in sektördeki rolü bu ürünleri dünya çapında daha ucuz ve daha erişilebilir hale getirdi.
Ancak yeşil ekonomi için gerekli olan mineralleri çıkarması ve işlemesi gereken tek ülke Çin değil. BM, dünyanın 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı salımı hedefine ulaşması için, minerallerin kullanımının 2040 yılına kadar altı kat artması gerektiğini söylüyor.
Diğer yandan ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği de Çin kaynaklarına olan bağımlılıklarını azaltmak için stratejiler geliştirdiler.
Çinli şirketlerin denizaşırı madencilik faaliyetlerini artırmasıyla birlikte bu projelerinden kaynaklanabilecek sorunlara ilişkin suçlamalar da giderek arttı.
İş ve İnsan Hakları Kaynak Merkezi adlı bir STK, bu tür sorunların “Çin’in madenciliğine özgü olmadığını” söylüyor. Buna karşın geçen yıl kuruluş, kritik minerallerin çıkarılmasında çalışan Çinli şirketlere karşı, yerel halkın haklarının ihlal edilmesinden ekosistemlere zarar verilmesi ve güvensiz çalışma koşullarına kadar 102 suçlamanın listelendiği bir rapor yayınladı.
Bu suçlamalar 2021 ve 2022 yıllarına aitti. BBC, 2023 yılında STK raporlarında veya basında bildirilen 40’tan fazla suçlama daha tespit etti.
Dünyanın karşıt iki tarafındaki iki ülkeden insanlar bize hikayelerini anlattılar.
‘Nehrin suyu artık içilemez durumda’
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin en güneyindeki Lubumbashi’nin eteklerinde Christophe Kabwita, 2011’den bu yana Jinchuan Grubu’na ait olan Ruashi kobalt madenine karşı ayaklanmaya liderlik ediyor.
Kapısının 500 metre uzağında bulunan açık maden ocağının, kayaları haftada iki veya üç kez patlatmak için patlayıcılar kullanarak hayatlarını mahvettiğini söylüyor. Patlama başlamak üzereyken sirenler, herkese elindeki işi bırakıp siper almaları için bir işaret olarak çalıyor.
“Sıcaklık ne olursa olsun, ister yağmur yağsın ister fırtına essin, evlerimizden çıkıp madenin yakınındaki bir sığınağa gitmek zorundayız” diyor.
Bunun herkes için geçerli olduğunu, hastalar ve yeni doğum yapmış kadınlar da dahil olmak üzere başka hiçbir yerin güvenli olmadığını ekliyor.
2017 yılında Katty Kabazo adlı genç bir kızın okuldan eve giderken bir kayanın çarpması sonucu öldüğü bildirilirken, diğer kayaların da çevredeki evlerin duvarlarına ve çatılarına delikler açtığı söyleniyor.
Ruashi madeni Sözcüsü Elisa Kalasa, “o bölgede küçük bir çocuğun bulunduğunu, kızın orada olmaması gerektiğini ve saçılan kayalardan etkilendiğini” kabul etti.
Kalasa, o günden bu yana, “teknolojiyi geliştirdik ve artık uçan kayaların olmadığı bir patlatma yöntemine sahibiz” dedi.
Ancak BBC’nin İşleme Müdürü Patrick Tshisand farklı bir tablo çizdi: “Madencilik yapıyorsak patlayıcı kullanırız. Patlayıcılar kayaların fırlamasına neden olabilir, halkın madene çok yakın olması nedeniyle onların içine düşebilir… bu yüzden buna benzer çok sayıda kaza yaşadık.”
Kalasa ayrıca 2006 ile 2012 yılları arasında şirketin 300’den fazla aileye madenden daha uzağa taşınmaları için tazminat ödediğini söyledi.
Endonezya’nın uzak Obi Adası’nda, Çinli bir şirket olan Lygend Resources and Technology ile Endonezyalı madencilik devi Harita Group’un ortak olduğu bir maden, Kawasi köyünün çevresindeki ormanları hızla yuttu.
Yerel madenleri izleyen Jatam, köylülerin taşınmaları ve devlet tazminatını kabul etmeleri konusunda baskı altında olduklarını söylüyor. Onlarca aile, teklifleri yetersiz bularak taşınmayı reddetmiş.
Bazıları, ulusal stratejik öneme sahip bir projeyi aksattıkları iddiasıyla yasal işlem başlatılmasıyla tehdit edildiklerini söylüyor.
Jatam, madene yer açmak için kadim ormanların kesildiğini; nehirlerin ve okyanusların tortuyla dolduğunu ve bir zamanlar el değmemiş deniz ortamını kirlettiğini belgelediklerini söylüyor.
Kawasi köyünde yaşayan öğretmen Nur Hayati, “Nehrin suyu artık içilemez durumda, çok kirli ve genellikle berrak mavi olan deniz, yağmur yağdığında kırmızıya dönüyor” diyor.
Madeni korumak için adaya Endonezya askerleri konuşlandırıldı ve BBC burayı yakın zamanda ziyaret ettiğinde, askeri varlığın gözle görülür şekilde arttığını tespit etti.
Nur, madenin etkisini protesto etmek için Haziran 2018’de Endonezya’nın başkenti Cakarta’ya giden bir grup köylü arasındaydı. Ancak yerel yönetim temsilcisi Samsu Abubakar, BBC’ye halktan çevreye zarar konusunda herhangi bir şikayet gelmediğini söyledi.
Ayrıca Harita Group’un “çevre yönetimi ve izleme yükümlülüklerine uyduğu” sonucuna varan resmi bir raporu da paylaştı.
Harita Group da bize yaptığı açıklamada, “etik iş uygulamalarına ve yerel yasalara sıkı sıkıya bağlı kaldığını” ve “her türlü olumsuz etkiyi gidermek ve azaltmak için sürekli çalıştığını” söyledi.
Ormansızlaşma ve suların kirletildiği iddialarını yalanlayan şirket bağımsız testlerin suyun hükümetin kalite standartlarını karşıladığını gösterdiğini belirtti.
Çin’in payı daha da artabilir
Bir yıl önce, CCCMC olarak bilinen Çin Madencilik Ticaret Odası Çin’in sahip olduğu madencilik projelerine karşı yapılan şikayetleri çözmeyi amaçlayan bir şikayet mekanizması kurmaya başladı.
Odanın Sözcüsü Lelia Li, şirketlerin yerel topluluklarla veya STK’larla etkileşimde bulunma konusunda “hem kültürel hem de linguistik yetenekten yoksun” olduğunu söylüyor.
Ancak mekanizma henüz tam olarak çalışmıyor.
Çin’in yabancı madencilik faaliyetlerine katılımının artacağı kesin görünüyor.
Birleşik Krallık merkezli iklim odaklı düşünce kuruluşu Ember’in Asya Program Direktörü Aditya Lolla, bunun sadece kilit bir pazarı kontrol etmeye yönelik bir “jeopolitik oyun” olmadığını, aynı zamanda iş perspektifinden de mantıklı olduğunu söylüyor.
“Satın almalar Çinli şirketler tarafından yapılıyor çünkü onlar için her şey kârla alakalı” diyor.
Sonuç olarak Çinli işçiler dünya çapındaki madencilik projelerine gönderilmeye devam edecek. Bu projeler onlar için çoğunlukla iyi para kazanma şansı sunuyor.
Kongo’da Çin’e ait kobalt madenlerinde 10 yıl boyunca çalışan Wang Gang bunlardan biri. 48 yaşındaki işçi, şirketin sağladığı yerde kalıyor, personel kantininde yemek yiyor, haftada yedi gün, günde 10 saat çalışıyor ve ayda dört gün izin alıyor.
Çin’in Hubei eyaletindeki ailesinden ayrılmayı kabul ediyor çünkü orada kazanabileceğinden daha fazlasını kazanıyor. Ayrıca Kongo’nun berrak gökyüzünün ve yüksek ormanlarının tadını çıkarıyor.
Yerel maden işçileriyle Fransızca, Svahili ve İngilizce karışımı bir dille iletişim kuruyor ancak şunu söylüyor: “İşle ilgili konular dışında nadiren sohbet ediyoruz.”
Wang Gang kişiyi korumak için kullanılan takma adı.
Emery Makumeno, Byobe Malenga, Lucien Kahozy’nin katkılarıyla hazırlandı.
]]>CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, madencilik faaliyetleriyle ilgili Meclis araştırma komisyonu kurulması için önerge verdi. Torun, araştırma önergesinin gerekçesinde şunları kaydetti:
“Ülkemizde vahşi bir yayılma içerisinde olan madencilik faaliyetleri her geçen gün yeni insanlık ve çevre facialarına yol açmaktadır. Madencilik çok sıkı kurallar ve düzenlemeler çerçevesinde yürütülmesi gereken, hassas bir sektör olmasına karşın Türkiye’de madencilik bir katliam sektörüne dönüşmüştür. Siyanürle altın arama çalışmaları toprağımızı, suyumuzu ve havamızı tehlikeye atmakta, maden sahalarının kontrolsüzce genişlemesi ve işçi sağlığına yönelik önlemlerin alınmaması maden emekçilerimizin canlarına mal olmaktadır. Erzincan İliç’te yaşanan ihmaller faciası da en son örneklerden birisidir. Yalnızca altın madenleri değil taş ocakları ve diğer cevherler için açılan madenler insanlarımız ve doğamız için tehdit unsurları haline gelmiştir.
“ORDU’NUN YÜZDE 74’Ü MADENLERE RUHSATLANDIRILMIŞ DURUMDADIR”
Türkiye’de fındık üretiminin merkezi olan ve eşsiz doğası ile tanınan Ordu’nun yüzde 74’ü madenlere ruhsatlandırılmış durumdadır. Ordu adeta madenlere parsellenmiş durumdadır. Sekiz ilçede ruhsatlılık oranı yüzde 90’ın üzerindedir. Fatsa, Çatalpınar, Çamaş, Gülyalı, Gürgentepe, Kabadüz, Karataş, Ulubey ruhsat oranlarının yüzde 100’e yaklaştığı ilçelerdir. Orman alanlarının yüzde 65’i madenler için ruhsatlandırılmıştır. Ordu’da bulunan uluslararası koruma kriterlerine göre belirlenen ve nadir flora ile fauna barındıran, dünya ölçeğinde önemli ekosistemler olan Önemli Doğa Alanları’nın yüzde 80’i madenler için ruhsatlandırılmıştır. Tarım alanlarının yüzde 76’sı madenler için ruhsatlandırılmıştır. Meralarının yüzde 64’ü madenler için ruhsatlandırılmıştır. Ordu’nun nadir canlı tür çeşitliliği, doğal ve kültürel özellikleriyle tabiatı koruma alanı, milli park gibi statülerle koruma altına alınmış alanlarının yüzde 91’i madenlere ruhsatlıdır. Korunan alanların içinde yer alan arkeolojik sit alanlarının yüzde 94’ü ve tohum-meşcere alanlarının tamamı madenlere ruhsatlıdır.
“RUHSAT VERME SÜREÇLERİNDE USULSÜZLÜK VE HUKUKSUZLUK YAŞANDIĞINA İLİŞKİN BULGULAR VARDIR”
Maden işletmesi kurulması için ruhsatlandırılan arazilerin çoğunluğunda kurulan ve kurulacak maden ocaklarının ekonomik olarak artı değer sağlamayacağı yıllar öncesinden bilindiği halde Ordu’nun taşına, toprağına maden ruhsatı verilmesinin sebepleri anlaşılamamıştır. Maden sahalarındaki cevher rezervlerinin sınırlı miktarlarda olması sebebiyle madenlerden elde edilen gelirin yatırım ve işletme maliyetini karşılayamayacağı öngörülmektedir. Rezervleri yetersiz ve çevre katliamına davetiye çıkaran bu maden sahalarına ısrarla ruhsat çıkartılması daha farklı soruları da beraberinde getirmektedir. Söz konusu madenlere ruhsat verilmesi süreçlerinde çok sayıda usulsüzlük ve hukuksuzluk yaşandığına ilişkin çeşitli bulgular kamuoyunun bilgisine sunulmuş olmasına karşın söz konusu aykırılıklar herhangi bir resmi sürece konu olmamıştır.
“BAHAR MADENCİLİK SANAYİ VE LİMİTED ŞİRKETİ İÇİN İŞLETİLEN SÜREÇ BAŞTAN SONA ŞAİBELİDİR”
15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen hain FETÖ darbe girişimi sonrasında devlet tarafından el konulan ve kayyum atanan KOZA Altın A.Ş. isimli firmanın 2007-2013 yılları içerisinde bütün altın işletme işlerini Bahar Madencilik Sanayi ve Limited Şirketi’ne ihalesiz olarak devrettiği bilinmektedir. Söz konusu şirketin yönetim kurulu başkanının çok sayıda arazide maden arama izinleri için başvurduğu ancak yürütülen istihbarat soruşturmasının ardından şirketin FETÖ ile iltisaklı olduğu tespit edilerek başvurular reddedilmiştir. Başvuruları reddedilen Bahar Madencilik Sanayi ve Limited Şirketi, ismini Bahar Madencilik ve Sanayi Anonim Şirketi olarak değiştirilerek şirketin yönetim kurulu başkanlığına önceki başkanın kardeşi getirilmiştir. Söz konusu değişikliklerin ardından şirkete ilişkin istihbarat raporlarının olumlu hale getirildiği ve üst düzey siyasilerin on milyonlarca lira rüşvet aldığı iddia edilmiştir. Bir diğer deyişle şirket, limited şirketten anonim şirket statüsüne geçirilip yönetim kurulu başkanı değiştirilerek FETÖ kırmızı listesinden çıkmayı başarmıştır. Bu süreçlerin işleyişi baştan sona şaibelidir.
“FATSA’DA MADEN GENİŞLETİLMESİNE İZİN VERİLEMEMESİNE RAĞMEN YENİ CEHENNEM ÇUKURLARI AÇMA GİRİŞİMLERİ BULUNDUĞU İDDİA EDİLMEKTEDİR”
Bütün bu hukuka aykırılıklara karşın konuya ilişkin herhangi bir yasal süreç başlatılmamış ve Bahar Madencilik çok hassas bölgelerde siyanürle altın madenleri işletmeye devam etmiştir. Şirketin işlettiği altın madenlerinden birisi de Fatsa’da bulunmaktaydı ve Fatsa yıllarca felaketin eşiğinde yaşadı. Fatsa’da devasa bir ormanlık alanı kazarak adeta bir krater çukuru oluşturan şirket, maden sahasını genişletme talebinin reddedilmesi üzerine şimdilik Fatsa’dan çekilmiş olsa da işlettikleri çok sayıda maden sahası olduğu bilinmektedir. Fatsa’da altın madeni alanının genişlemesine izin verilmemiş olmasına rağmen şirketin orada yeni cehennem çukurları açmak için girişimlerde bulunduğu iddia edilmektedir.
“MEVZUATA AYKIRI İZİNLER İLE MADENCİLİK YAPAN FİRMALARIN TESPİT EDİLMESİ AMACIYLA MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINI ARZ EDERİZ”
Ordu’da ve Türkiye’nin dört bir yanında ilgili mevzuata aykırı izinler ile madencilik faaliyeti yürüten bütün firmaların tespit edilmesi, hukuka aykırı işletilen maden sahalarının kapatılması, ekonomik değeri bulunmayan maden sahalarında israfa son verilmesi, usulsüzce iş yapan firmalara maden ruhsatı verilmesinin önüne geçilmesi yoluyla maden emekçilerimizin ve ülkemizin doğal zenginliklerinin korunması ve hukuka aykırılıklara göz yuman devlet görevlilerinin yargı önüne çıkartılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, TBMM İçtüzüğünün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.”
]]>