(İSTANBUL) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Heybeliada’daki İsmet İnönü Evi Müzesi’nde, Lozan Antlaşması’nın 101’inci yılı etkinliğinde “İsmet Paşa gerektiğinde düşmanlarıyla bile masaya oturup müzakere etmenin, kazanımlar elde etmenin, temsil ettiği toplumu, temsil ettiği ülkenin hakkını, çıkarını savunmanın, gerekirse savaşarak, gerekirse ölümü göze alarak, gerekirse oturup müzakere ederek ve en sonunda sonuç alarak o masadan kalkmayı bilmiş bir insandır” dedi.
Lozan Barış Konferansı ve Antlaşması’nın 101’inci yıl dönümü nedeniyle İstanbul’daki Heybeliada’da İsmet İnönü Müzesi’nde program düzenlendi. İnönü’nün kızı ve İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker’in ev sahipliği yaptığı programa, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, Adalar Belediye Başkanı Ali Ercan Akpolat, Kadıköy Belediye Başkanı Mesut Kösedağı, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel de katıldı.
Programda konuşan Özgür Özel, “Burada tabi ailenin kökleriyle Cumhuriyetin kökleri birbirine girmiş durumda. Öyle bir aile… Ben Pembe Köşk’te zaman zaman misafirleri oluyorum. Gülsü Hanım’ın davetiyle, Özden Hanım’ın masasında, İsmet Paşa’nın masasında oturuyoruz. Herhalde bir Cumhuriyet Halk Partili için yaşanabilecek en kıymetli dakikaları, saatleri hep birlikte yaşıyoruz. Partiden konuşuyoruz, partinin bugününden, tarihinden konuşuyoruz. Bugününü konuşuyoruz, yarınlarını konuşuyoruz” dedi.
“En doğru bilgi kaynağı İnönü Vakfı”
Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz hafta üç gün boyunca Kıbrıs’taydık. İsmet Paşa’dan aslında biz hep Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Kıbrıs’ı konuşuyoruz ama aslında o barış harekatının yapılabilmesi Türkiye’nin, Türklerin orada egemenlik haklarını savunulabilmesinin temelleri ve aslında onun da tasdikinin atıldığı yer Lozan’dır. Kıbrıs’taydık, sevgili Altan Öymen’le, sevgili Hikmet Çetin’le, sevgili Murat Karayalçın’la barış harekatında imzası olan, çok değerli devrin bakanı Önder Sav’la, 34 yaşında imza atmış, 84 yaşında, 50’nci yılında bizimle birlikteydi. Devrin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı, harekatın sembolü Ayşe Ayata ile birlikteydik. ‘Ayşe tatile çıksın’ deyip adaya barış götüren Mehmetçiğin Ayşe’si ile birlikteydik. Tabi önemlerini ayrı ayrı saymayacağım ama Çağdaş Yaşam benim çok inandığım bir kuruluş, TÖLOV’la, ADD ile birlikte. Onun başkanının temsiliyeti önemli. İsmet İnönü, hayatı boyunca doğruları yapmış, dürüstlükten ödün vermemiş bir isim olarak bir güruh tarafından karalanmaya çalışıldığında hepimizin en doğru bilgi kaynağı İnönü Vakfı, İnönü Vakfı’nın internet sitesi, İnönü Vakfı’nın yayınları… Onlarla birlikte burada olmak hepimiz açısından çok anlamlı ve çok önemli.
“Devlet adamı nasıl olur diye İsmet Paşa’ya bakın”
Bütün genç siyasetçilere bu binanın nasıl bir bina olduğunu şöyle hatırlatmak isterim. İsmet Paşa, başbakanlıktan ayrıldığında 1925, gelir, buraya yerleşir. Bu ev kiradır, çok sever, senelerce burada oturur, sonra bu evi satın almayı ister. Evin sahibi, eve 25 bin lira fiyat biçer. Tamamen mobilyalı. İsmet Paşa çok yüksek bulur, bütçesini aşar, alamayacağını söyler. Sonra konu Atatürk’e intikal eder. Huyunu bilir, der ki, ‘Ev sahibine söyleyin, mobilyasız bir fiyat versin’. Mobilyasız bir fiyat verilir. Paşa biraz daha pazarlık eder, 19 bin liraya burayı her bir kuruşunu kendi cebinden ödediği parasıyla bu evin mülkünü alır İsmet Paşa. Yani tatillerini zengin iş adamlarının beş yıldızlı otellerinde geçirenlere ya da devletten ihale alanların böyle güzel adalardaki müstakil yerlerinde geçirenlere, yazın onların sofrasında oturup kışın onların işini takip etmeye çalışanlara değil de bir devlet adamı nasıl olur diye bakacaksa genç arkadaşlarım lütfen İsmet Paşa’ya ve İnönü ailesine baksınlar.
“Savaş meydanlarında canını ortaya koyar”
Tabi Lozan’da İsmet Paşa, Lozan’daki müzakerelere giderken yanında götürdüğü yazı takımını gördüm. O yazı takımını ilk gidişinde serer ama çok uzun sürmeden toplar. Çünkü karşısındakiler Türkiye’nin egemenlik haklarını tanımaz, Türkiye’yi bir savaşın galibi değil de sanki bitmemiş, devam eden bir savaşın ateşkesindeymiş gibi davranmaya çalışırlar. İsmet Paşa bunu gördüğünde şöyle bir yaklaşım sergiler. Der ki, ‘Ben bir bağımsızlık savaşı vermiş ve kazanmış bir milletin temsilcisiyim. Ben buraya Mondros’tan değil, Mudanya’dan geliyorum beyler’ der, masadan kalkar. 4 Şubat 1923’te Lozan’ı terk eder ama daha sonra 23 Nisan’da tekrar o masaya oturur. 92 gün o masada müzakere eder, sabırla müzakere eder, bazen sertleşir, bazen yumuşar ama savaş meydanlarında canını ortaya koyan, sonrasında en büyük mücadeleleri veren İsmet Paşa gerektiğinde düşmanlarıyla bile masaya oturup müzakere etmenin, kazanımlar elde etmenin, temsil ettiği toplumu, temsil ettiği ülkenin hakkını, çıkarını savunmanın, gerekirse savaşarak, gerekirse ölümü göze alarak, gerekirse oturup müzakere ederek ve en sonunda sonuç alarak o masadan kalkmayı bilmiş, bizlere de hem kahraman bir askerin hem yetkin ve etkin bir diplomasi üstadının nasıl olması gerektiğini, bir siyasetçinin sadece konuşmak, sadece kavga etmek ya da sadece müzakere etmek, sadece temsil görevlerini yapmak değil; hepsini birden dozunda, kıvamında, gerektiği kadar yapmanın ne demek olduğunu gösteren bir insandır İsmet Paşa.
“İsmet Paşa’ya söylenen iftiralara teslim olmadık”
29 Ekim töreninde fragıyla, yaz tatilinde mayosuyla, Lozan’da müzedekisiyle, savaş meydanında ölümü göze alacak vatanseverliği ile İsmet Paşa hepimize bir siyasetçinin ve ülkesini seven bir siyasetçinin, siyaseti kendisi için değil, kendi çıkarları için değil, ülkesi ve partisi için yapan bir siyasetçinin nasıl olması gerektiğini gösteren simge ve sembol isimdir. Öylesine önemli ve öylesine kararlıdır ki görüşmeler sürdüğü sırada, tabi karşı tarafın çok farklı psikolojik harp taktiklerini de orada uyguladığını hatırlamak gerekiyor. İsmet Paşa’ya şöyle bir istihbarat getirirler. Bir suikast girişimi olacak. Aracınızı geçerken kurşunlayacaklar, bombalayacaklar. Sizden ricamız, araçtaki Türk bayrağını sökmenizdir. İsmet Paşa’ya bunu söylediklerinde şoförü ve yaveri neredeyse bayrağı sökmeye davranacaktır. Der ki, ‘Beyler ne yapıyorsunuz, ne bayrak sökmesi, o bayrak orada durur, vuran vurur, İsmet İnönü ölür. Bugün bir İsmet İnönü ölür, yarın bir İsmet İnönü gelir bu masaya oturur, bu işi bitirir. Bizi öldürmekle mi yıldıracak, bitirecekler?’ İşte o anlaşma, o Sevr’i paçavraya çeviren, yırtıp atan, Lozan’ı yapan İsmet Paşa, bugün birileri Atatürk’e laf söyleyemeyip İsmet Paşa’ya laf söyleyecek haddi bulduğunda 9 yıl Meclis’te grup başkanvekilliği yaptım, Meclis’in altını üstüne getirdim ama İsmet Paşa hakkında söylenen asılsız iftiraların hiçbirisine teslim olmadık.
“Attıkları yalan tarihi tekrar ede ede birilerine belletmeye çalışıyorlar”
Seneler sonra efendim, Boraltan meselesi dediler, seneler sonra özür diletecek kadar örneğin esirlerin değişimi anlaşmasına Ermenistan’ın uymadığını, ilk gidenlere bu muamele yapıldığında İsmet Paşa’nın çıldırdığını ve ondan sonra gidecek esir değişimine izin vermediğini, orada İsmet Paşa’nın hiçbir kusuru olmadığını onlara kabul ettirene kadar o Meclis’i çalıştırtmadım. O yüzden Cumhuriyet’i savunmak, öyle sadece askere gitmek, sadece vergi vermek, sadece Atatürk’ün adını duyunca alkışlamak değil; elbette en şiddetli alkışı, en yürekten alkışı yapacağız ama bu Cumhuriyet’in bütün kurucu kadrolarının, kurucu babalarının ne yaptığını, ne yaşadığını, niye yaşadığın, o günün şartlarında neler olduğunu çok iyi anlamak ve anlatmayı gerektirir. Bu aydın bilinci de bunu gerektirir, vatandaşlık sorumluluğu da bunu gerektirir. Adamlar yalanlarına sahip çıkıyorlar. Attıkları yalan tarihi tekrar ede ede birilerine belletmeye çalışıyorlar. Bizim doğrularımıza, bizim dürüstlerimize, bizim İsmet Paşa gibi isimlere sahip çıkma noktasında en ufak tereddüdümüzün olmaması lazım. Buna ne İsmet Paşa’nın ihtiyacı var ne İnönü ailesinin ihtiyacı var ne CHP tarihinin ihtiyacı var ama buna bugünün gençlerinin zehirlenmeme zaruretinden dolayı hepimizin mükellefiyeti var. Hepimizin mükellefiyeti var.
“Bu örnek insanı yaşamaya devam edeceğiz”
Bugün burada bulunmak ve olmak çok büyük onur, gurur. CHP Genel Başkanı sıfatıyla İsmet İnönü gibi birinin oturduğu bir koltukta, üstlendiği bir görevi üstleniyor olmak, yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bir partinin, İsmet Paşa’nın ikinci genel başkan olduğu partinin son genel başkanı, şu andaki genel başkanı olmak benim için çok büyük bir onur. Partimizin bütün üyeleri adına, bütün milletvekillerimiz, bütün Parti Meclisi üyelerimiz, burada olamayan, yüreği burada atan tüm CHP’liler adına İsmet Paşa’nın aziz hatırasının önünde saygı ile eğiliyorum. İnönü ailesinin önünde saygı ile eğiliyorum. Bundan sonraki süreçte de önümüzü aydınlatmaya, her bir davranışı vasiyet niteliğinde olan bu örnek insanı yaşatmaya değil, yaşamaya, kendi içimizde yaşamaya devam edeceğiz. Rehberimizdir, önderimizdir, ruhu şad olsun. Verdiği emekler, bu ülkeye kazandırdıkları için binlerce kez kendisine minnet duygularımı ifade ediyorum. Bir kez daha kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine saygılarımı sunuyorum.”
]]>Gürsel Erol, Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümü dolayısıyla açıklama yaptı. 28 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri’nin görüşmelerde ikilik yaratmak için İstanbul hükümeti ve Milli Mücadele’yi zaferle taçlandırmış TBMM hükümetini aynı anda davet ettiğini belirten Erol, Mustafa Kemal Atatürk’ün de bunu görüp ikiliği ortadan kaldırmak için 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdığını ve resmi olarak tek devlet TBMM hükümetinin Lozan görüşmelerine katıldığına dikkat çekti. Erol, dedesi Diyab Ağa’nın konuşmasının tarih itibarıyla çok önemli olduğunu ifade etti. Erol’un paylaştığı Diyab Ağa’nın 3 Kasım 1922’de yaptığı konuşma şöyle:
“Efendiler kusura bakmayınız ben ihtiyarım. Hepimiz biliyoruz ki ve söylüyoruz ki dinimiz, diyanetimiz, aslımız ve neslimiz hep birdir. Bizim içimizde ayrılık, gayrdık yoktur, ismimiz de, dinimiz de, Aliahımız da birdir. Ağzımıza gelen de budur. Ne diyeyim efendim?
Hepinize söz söylemek için ben takat getiremem. Hepimizin halimize göre söyleyecek sözlerimiz vardır. Hele bu haller bertaraf olsun. Bir kere bu haller bertaraf olsun, Allah da hepimizin hallerine yardım eder. Allah doğrunun muinidir.
Bendeniz ihtiyarım kusuruma bakmayınız halimize göre sözlerimiz vardır. Allah muinleri olsun. Hangisini münasip görmüş ise öyle etsin. Haındolsun gidenler dinini, diyanetini bilir adamlardır. Heyet içinde bulunanlar, zannederim, kendi dinine, diyanetine hiyanet etmek istemez. Hepimiz biriz. Ne Türklük, ne Kürtlük davası vardır. Hep biriz, kardeşiz. Bir kişinin beş on oğlu olur.
Biri Hasan, biri Ahmed, biri Hüseyin, biri Mehmed isimli olabilir. Fakat hep bir insandırlar. Biz de öyleyiz. Yoksa ayrı, gayrımız yoktur. İsmimiz Hüseyin, Mehmed. Hepsi bir ananın, bir babanın oğludurlar. Dinieri, diyanetleri, kabileleri birdir. Ama düşmanlar bizi birbirimize sardırmak için tuzaklar kuruyorlar.
Sen söylesin, ben böyleyim, filan diye hile yapıyorlar. Bunda ne fayda var? Ne kadar ileri giderse o kadar iyidir. Birbirimizle iftihar ederiz. Biz bir kardeşiz. Bizim dinimiz, diyanetimiz birdir. Bazıları bilmiyorlar, birçok şeyler söylüyorlar ama onlar bilmiyorlar, öyle değildir. La İlahe illallah Muhammed Resulullah işte bu.”
CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol, Lozan Barış Antlaşması’nın yıl dönümünde 1. Meclis’in Dersim Milletvekili dedesi Diyab Ağa’nın Lozan Antlaşması’nın görüşmeleri öncesinde 3 Kasım 1922 tarihinde TBMM’de yapmış olduğu konuşmayı paylaştı.
Gürsel Erol, Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümü dolayısıyla açıklama yaptı. 28 Ekim 1922’de İtilaf Devletleri’nin görüşmelerde ikilik yaratmak için İstanbul hükümeti ve Milli Mücadele’yi zaferle taçlandırmış TBMM hükümetini aynı anda davet ettiğini belirten Erol, Mustafa Kemal Atatürk’ün de bunu görüp ikiliği ortadan kaldırmak için 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdığını ve resmi olarak tek devlet TBMM hükümetinin Lozan görüşmelerine katıldığına dikkat çekti. Erol, dedesi Diyab Ağa’nın konuşmasının tarih itibarıyla çok önemli olduğunu ifade etti. Erol’un paylaştığı Diyab Ağa’nın 3 Kasım 1922’de yaptığı konuşma şöyle:
“Efendiler kusura bakmayınız ben ihtiyarım. Hepimiz biliyoruz ki ve söylüyoruz ki dinimiz, diyanetimiz, aslımız ve neslimiz hep birdir. Bizim içimizde ayrılık, gayrdık yoktur, ismimiz de, dinimiz de, Aliahımız da birdir. Ağzımıza gelen de budur. Ne diyeyim efendim?
Hepinize söz söylemek için ben takat getiremem. Hepimizin halimize göre söyleyecek sözlerimiz vardır. Hele bu haller bertaraf olsun. Bir kere bu haller bertaraf olsun, Allah da hepimizin hallerine yardım eder. Allah doğrunun muinidir.
Bendeniz ihtiyarım kusuruma bakmayınız halimize göre sözlerimiz vardır. Allah muinleri olsun. Hangisini münasip görmüş ise öyle etsin. Haındolsun gidenler dinini, diyanetini bilir adamlardır. Heyet içinde bulunanlar, zannederim, kendi dinine, diyanetine hiyanet etmek istemez. Hepimiz biriz. Ne Türklük, ne Kürtlük davası vardır. Hep biriz, kardeşiz. Bir kişinin beş on oğlu olur.
Biri Hasan, biri Ahmed, biri Hüseyin, biri Mehmed isimli olabilir. Fakat hep bir insandırlar. Biz de öyleyiz. Yoksa ayrı, gayrımız yoktur. İsmimiz Hüseyin, Mehmed. Hepsi bir ananın, bir babanın oğludurlar. Dinieri, diyanetleri, kabileleri birdir. Ama düşmanlar bizi birbirimize sardırmak için tuzaklar kuruyorlar.
Sen söylesin, ben böyleyim, filan diye hile yapıyorlar. Bunda ne fayda var? Ne kadar ileri giderse o kadar iyidir. Birbirimizle iftihar ederiz. Biz bir kardeşiz. Bizim dinimiz, diyanetimiz birdir. Bazıları bilmiyorlar, birçok şeyler söylüyorlar ama onlar bilmiyorlar, öyle değildir. La İlahe illallah Muhammed Resulullah işte bu.”
]]>
24 Temmuz 1923’te imzalanarak ertesi yıl yürürlüğe giren ve modern tarihin en önemli hukuki metinleri arasında sayılan Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu anlaşması olarak kabul ediliyor.
Türkiye’nin son yıllarda Lozan Antlaşması’nın güncellenmesi gerektiğini savunması, Lozan’ın neler içerdiği ve neden önemli olduğu sorularını da tekrar gündeme getirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz yıllarda Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığın yaşadığı sıkıntılara ve Ege Denizi’ndeki durum nedeniyle ortaya çıkan sorunlara dikkat çekmişti. Yunanistan hükümeti de Lozan’ın “müzakere edilemez” olduğu savunuyor.
Erdoğan bugün AKP Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada da, “Yunanistan’ın tüm adımlarını takip ediyor, ihtiyaç halinde müdahalede bulunuyoruz. Bundan sonra da Batı Trakya’daki Türk azınlığa kol kanat germeye devam edeceğiz” dedi.
Lozan Antlaşması’na dair önemli bazı konu başlıklarını derledik:
TBMM hükümeti, İngiltere, Fransa ve İtalya imzalamıştı
Kurtuluş Savaşı’nın sonlarında Ankara hükümetinin Büyük Taarruz’dan zafer elde etmesinin ardından Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya Ankara’da bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) hükümeti, İngiltere, Fransa ve İtalya imza koydu.
Bu antlaşmanın ardından Ankara hükümeti, Ekim 1922’de toplanacak olan barış konferansına davet edildi. Yazılan mektupta, Lozan’da toplanacak olan konferansın amacı “Doğu’da savaşa son verecek bir antlaşmanın” yapılması olarak tanımlandı.
Konferansa Ankara hükümeti ile birlikte İstanbul’daki saltanat yönetiminin de temsilcileri davet edilmişti. Bunun üzerine, TBMM, 1 Kasım 1922’deki oturumunda saltanatı kaldırma kararı aldı. Ankara hükümeti Lozan’a İsmet İnönü önderliğindeki heyetle katıldı.
İlk tur görüşmeler, Musul’un statüsü ve kapitülasyonların durumu gibi bazı konularda yaşanan tıkanıklığın aşılamaması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı.
Şubat 1923’te ise ikinci tur görüşmeler başladı. Bu kez görüşmelerde sonuç sağlandı ve 24 Temmuz 1923 tarihinde antlaşma imzalandı.
Antlaşmaya TBMM hükümetinin yanı sıra İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve ilerleyen yıllarda kurulacak olan Yugoslavya’nın temelini oluşturan Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı imza attı.
Tüm tarafların kendi iç onay süreçlerini tamamladığını bildirmesiyle birlikte antlaşma 6 Ağustos 1924’te yürürlüğe girdi.
Lozan’ın 2023 yılında geçersiz olacağı yönünde birtakım iddialar geçmişte zaman zaman ortaya atılsa da Lozan, süresi olmayan, kalıcı uluslararası anlaşmalar arasında yer alıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu antlaşması
Lozan, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İstanbul’daki Osmanlı yönetiminden bağımsız olarak Ankara’da kurulan hükümetin uluslararası meşruiyet kazandığı anlaşma olarak görülüyor.
Bunun da ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu anlaşması olarak kabul ediliyor.
Lozan Antlaşması ile Türkiye’nin bugünkü sınırları büyük oranda çizilmiş oldu. Osmanlı İmparatorluğu zamanında Batılı devletlere verilen ekonomik imtiyazlar, yani kapitülasyonlar da tamamen kaldırıldı.
Lozan Antlaşması, azınlık haklarıyla ilgili de düzenlemeler getirdi. Buna göre, Türkiye’de yaşayan gayrimüslimler azınlık olarak tanımlandı. Ayrıca, Batı Trakya’daki Türk toplumuna da “azınlık” statüsü verildi.
Lozan’ın bir diğer önemli sonucu da Ege Denizi ve buradaki adaların aidiyeti ile ilgili yapılan düzenlemeler oldu.
Türkiye, aralarında Midilli, Sakız ve Sisam’ın da olduğu bazı adaları Yunanistan’a veren 1913 tarihli antlaşmaları kabul etti ve 12 ada üzerindeki haklarından da feragat etti. Bununla birlikte Bozcaada ve Gökçeada’nın kontrolü Türkiye’ye bırakıldı.
Bu antlaşma, Türkiye için olduğu kadar Yunanistan için de önem taşıyor.
Lozan, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan “Yunanistan ile ilgili başlıca uluslararası antlaşmalar” listesinde bulunan 11 anlaşma arasında yer alıyor. Yunanistan için Lozan, sınırlar konusundaki mevcut statükonun korunmasının anahtarı konumunda.
Erdoğan, ‘1923’te Lozan’ı bize razı ettiler’ demişti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Lozan Antlaşması’nın bazı şartlarıyla ilgili rahatsızlığını geçtiğimiz yıllarda gündeme getirmişti.
Erdoğan, Eylül 2016’da yaptığı konuşmada, “1923’te Lozan’ı bize razı ettiler. Birileri de bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar. Her şey ortada. Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik” dedi.
Erdoğan, 2017’de Yunanistan’a gitmeden önce yaptığı açıklamada da, “Zaman zaman bakıyorsunuz bir adadan dolayı hemen ortalığı karıştırıyorlar. Bunların aşılması lazım diye düşünüyorum. Güncelleme derken, A’dan Z’ye bir değerlendirmeye tabi tutulabilir. Yunanistan’ın da rahatsız olduğu bazı madde başlıkları olabilir. Bunlar oturulup konuşulur. Bir Kardak Krizi var, hala çözülemiyor” diye konuşmuştu.
Atina’da ise Erdoğan, “Peki, Lozan sadece Ege’yi mi kapsıyor? Ege’nin dışında Lozan’la ilgili hiçbir şey yok mu? Batı Trakya’daki azınlıkların hukuku yok mu? Şimdi buradaki azınlıkların hukukunu bu anlaşmayla biz nasıl teminat altına alacağız?” demişti.
Erdoğan’ın bu değerlendirmelerinde bahsettiği konular arasında Lozan’ın Batı Trakya’daki Türk azınlık ile Ege Denizi’ndeki adalarla ilgili düzenlemeleri ve adalarla bağlantılı olarak Ege Denizi’nde ortaya çıkan sorunlar yer alıyor.
Ege Denizi’nde yaşanan sorunlar neler?
Ege Denizi ile ilgili sorunların başında karasuları ve kıta sahanlığı geliyor.
Türkiye, Ege Denizi’nde karasularının genişliğinin 6 mil olduğunu söylüyor. Yunanistan ise uluslararası deniz hukuku kapsamında bunu 12 mile kadar çıkarma hakkı bulunduğunu savunuyor.
Türkiye, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarmasının “Ege Denizi’ndeki çıkar dengelerini Türkiye’nin aleyhine orantısız bir şekilde değiştireceğini” söylüyor. Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan notta bu konu şöyle anlatılıyor:
“Şu anda, sahip olduğu birçok ada sebebiyle, Yunanistan’ın karasuları Ege Denizi’nin yüzde 40’ını oluşturmaktadır. Karasularının 12 deniz miline çıkarılması durumunda bu oran yüzde 70’e yükselmektedir. Bu durumda açık deniz büyüklüğü yüzde 51’den yüzde 19’a düşerken, Türkiye’nin karasuları da Ege Denizi’nin yüzde 10’undan daha az kalmaktadır.”
Ege Denizi’nde kıta sahanlığının sınırları ise belirlenmiş değil.
Türkiye ayrıca Yunanistan’ı Ege Denizi’nin doğusundaki adaların “silahsızlandırılmış statüsüne” aykırı davranarak Lozan Antlaşması ve diğer ilgili uluslararası hukuk düzenlemelerini ihlal etmekle suçluyor.
Türkiye’nin Batı Trakya ile ilgili talebi ne?
Batı Trakya olarak adlandırılan bölge, Gümülcine, İskeçe ve Dedeağaç şehirlerini kapsıyor. Burada yaklaşık 150 bin civarında Müslüman Türk azınlık yaşıyor.
Türkiye açısından buradaki sıkıntının temelinde başmüftülüğün durumu yatıyor.
Türkiye, Lozan da dahil bu konuyu içeren uluslararası antlaşmalara göre başmüftünün yetki alanı içindeki Müslümanların oylarıyla seçilmesi gerektiğini savunuyor.
Ancak, Yunanistan 1985 yılına kadar seçim sistemini uygulamış olsa da bu tarihten sonra başmüftüyü atamaya başladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2017’deki Yunanistan ziyaretinde bu duruma tepki göstermişti:
“Orada başmüftünün seçimle değil, atamayla geldiğini görüyoruz. Lozan ne diyor? Lozan, ‘seçim’ diyor. Daha da ileri gideceğim… Mesela patrik yurt dışına çıkmak istese Lozan’a göre Eyüp Kaymakamlığı’nın müsaadesiyle çıkabilirdi ama biz bunu bile bir kenara koyduk, ‘Patriklik makamı farklıdır’ dedik, önünü açtık fakat Batı Trakya’da şu anda atanmış bir başmüftü var ama biz atanmışla yapmıyoruz bu işi, seçilmişle yapıyoruz. Lütfen artık önünü açalım bu işin. Ben 15 yıldır bütün buradaki arkadaşlarımıza, başbakanlara, cumhurbaşkanlarına hep bunu söyledim ama bugüne kadar hiçbir netice alamadık. İşte bu da Lozan.”
Yunanistan’ın bu konulardaki resmi görüşü nedir?
Yunanistan, Türkiye’nin Lozan Antlaşması’yla ilgili güncelleme taleplerine tepki gösteriyor.
Yunan hükümeti, sınırlardaki mevcut durumun teminatı olarak gördüğü bu antlaşmayı “müzakere edilemez” olarak görüyor.
Lozan ile ilgili tartışmalar son dönemde artmış olmasına karşın Yunanistan, Türkiye’yi 50 yıla yakın bir zamandır sınırları değiştirmek istemekle suçluyor.
Yunanistan, Türkiye’nin 1970’li yıllardan bu yana sınırlarla ilgili mevcut statükoyu değiştirmeyi hedefleyen adımlar attığını söylüyor.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde, “1970’li yılların başında Türkiye, Yunanistan egemenliği, egemenlik hakları ve yetki alanlarına yönelik tartışma yaratan ve hak iddiasında bulunan sistematik bir politika başlatmıştır” deniliyor.
Yunanistan, Türkiye’nin bu politikasının “içlerinde en önemlisi Lozan Antlaşması olmak üzere uluslararası antlaşmalar tarafından sağlanan topraklarla ilgili statükoyu değiştirmeyi” amaçladığını öne sürüyor.
Yunanistan ayrıca, Ege Denizi ile ilgili kendisi açısından çözümsüz kalan tek konunun kıta sahanlığı meselesi olduğunu ve bunun da başta deniz hukuku olmak üzere uluslararası düzenlemelere uygun bir şekilde çözülmesi gerektiğini söylüyor.
Azınlıklarla ilgili olarak ise Yunan Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde Türkiye ile ilişkilere dair bilgi notunda, “Türkiye’deki Rum azınlık ve Ekümenik Patrikhane ile ilgili son zamanlarda doğru yönde atılmış olan adımlara rağmen, hala Ankara çağdışı kalan karşılıklılık mantığına göre davranmaktadır. Türkiye, özellikle insan hakları ve dini özgürlükler (Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması gibi) konusundaki yükümlülüklerini yanlış bir yaklaşımla Batı Trakya’daki Yunan vatandaşı Müslümanlara yönelik politikasıyla ilişkilendirmeye devam etmektedir” deniliyor.
]]>