Yeşim Grup’un sosyal sorumluluk anlayışı doğrultusunda Sosyal Sorumluluk Kulübü iş birliğiyle yürütülen “Dilek Ağacı” projesi kapsamında, Uludağ Üniversitesi Sabahattin Gazioğlu Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Hastanesi’nde tedavi gören çocukların yeni yıl dilekleri gerçeğe dönüştürüldü. Bursa Lösemili Çocuklara Yardım Derneği (Bursa LÖDER) tarafından düzenlenen yeni yıl partisine katılan Yeşim Grup Kurumsal İletişim Direktörü Dilek Cesur ve Yeşim Grup Sosyal Sorumluluk Kulübü Üyeleri çocuklarla bir araya geldi. Çocukların hayalini kurduğu oyuncaklar, Yeşim Gönüllüleri tarafından temin edilerek miniklere hediye edildi. Çalışanlarının gönüllü desteğiyle yürütülen proje aracılığıyla Yeşim Grup, lösemili çocuklara umut ve neşe dolu bir gün yaşattı.
Etkinliğin açılış konuşmasında, bu tür projelerin çocukların moral ve motivasyonunu artırmada çok etkili olduğunu belirten Bursa LÖDER Başkanı Prof. Dr. Adalet Meral Güneş, “Amacımız, lösemi tedavisi gören çocuklarımıza bir günlüğüne de olsa hastalıklarını unutturmak, yeni yıla umut ve neşeyle merhaba demelerini sağlamak. Bu süreçte desteklerini esirgemeyen Yeşim Grup ve gönüllülerine teşekkür ediyoruz.” dedi.
Yeşim Grup’un topluma değer katacak sosyal sorumluluk projeleriyle var olmayı önemsediğinin altını çizen Yeşim Grup Kurumsal İletişim Direktörü Dilek Cesur ise “Uzun yıllardır yürüttüğümüz ve artık firmamızın en güzel geleneklerinden biri haline gelen ‘Dilek Ağacı’ projesi, çalışanlarımızın gönülden desteğiyle her yıl daha da büyüyor ve anlam kazanıyor. Bugün burada, çocukların yüzlerindeki mutluluğa tanıklık etmek, bu projeyi hayata geçirmenin bizlere sunduğu en büyük ödül ve motivasyon kaynağı.” diye konuştu.
Etkinlik sonunda yeni yıl pastasını kesen çocuklar, patlamış mısır eşliğinde yüz boyama aktiviteleriyle eğlenirken müzik ve dans dolu bir gün geçirdi. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünyanın en prestijli bilim kuruluşlarından biri olan ve bünyesindeki 200’den fazla Nobel ödüllü bilim insanıyla Sigma Xi dikkat çekiyor. 1900’lü yıllarda kurulan bu saygın kuruluş, bilimsel yenilik ve araştırmalara katkı sağlayan seçkin bilim insanlarını üyeliğe kabul ediyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1998 yılında mezun olan ve hematoloji alanındaki araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. İrfan Yavaşoğlu, özellikle Multiple Myelom, Lösemi ve Trombosit Hastalıkları üzerine yaptığı çalışmalarda önemli başarılara imza atıyor. Prof. Dr. Yavaşoğlu, ‘Multiple Myelom, Lösemi ve Trombosit Hastalıkları’ alanındaki başarılı çalışmalarıyla ünlü bilim insanlarının bulunduğu Sigma Xi’e üyelik hakkı kazandı. Yavaşoğlu’nun Sigma Xi üyeliği, bilim dünyasında büyük bir takdirle karşılandı. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>LÖSEMİLİ Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), lösemiyi atlatan 10 genci, milli tenisçi İpek Soylu Şemin ile bir araya getirdi. Şemin’den tenis eğitimi alan gençler bir yandan sosyalleşti bir yandan da eğlenceli vakit geçirdi. LÖSEV İzmir İl Koordinatörü Ebru Alkan, “İyileşen, kanseri ve lösemiyi atlatmış olan gençlerimiz için ‘Sağlıklı Yaşıyorum ve LÖSEV’i Seviyorum’ projesi kapsamında alanında başarılı olan sporcularla bir araya getirmeyi amaçladık” dedi.
LÖSEV, ‘Sağlıklı Yaşıyorum, LÖSEV’i Seviyorum’ projesi kapsamında, Küçük Kulüp Derneği Tenis Kortu’nda etkinlik düzenledi. Etkinlikte kanseri atlatmış 10 genç milli tenisçi İpek Soylu Şemin ile bir araya geldi. Şemin gençlere tenis eğitimi verirken, diyetisyen İrem Tekin de sağlıklı beslenme ve spor hakkında bilgilendirme yaptı. LÖSEV olarak Türkiye genelindeki hem lösemi hem de diğer tanılı çocuk ve yetişkin kanser hastalarına sosyal, kültürel, maddi çok çeşitli yardımlar iletmeye çalıştıklarını dile getiren LÖSEV İzmir İl Koordinatörü Ebru Alkan, “İzmir’de yaz dönemi için çok güzel bir projeyi hayata geçirdik. İyileşen, kanser ve lösemiyi atlatmış olan gençlerimiz için ‘Sağlıklı Yaşıyorum ve LÖSEV’i Seviyorum’ projesi kapsamında alanında başarılı olan sporcularla bir araya getirmeyi amaçladık. Bu, projenin ilk etkinliği oldu. İpek Soylu Şemin Vakfı’nın kurucusu olan milli tenisçi İpek Soylu ile beraber gençlerimiz burada tenis sporunu tanımaya ve öğrenmeye çalışıyor. Çocuklarımızın hayatında sporun yerini oluşturmaya gayret edeceğiz. Özellikle projeye dahil ettiğimiz çocuklar hem spora ilgisi olan, spor yapma potansiyeli olan hem de biraz daha çekingen olup, ilgisini gösteremeyen çocuklar” dedi.
‘BİZİM İÇİN BÜYÜK MUTLULUK’
Çok güzel bir tenis etkinliğine imza attıklarını aktaran Şemin, “Genç ve yeni sporcularımızla keyifli bir saat geçirdik. Amacımız; tenisi herkese tanıtmak, hareketi teşvik etmek. LÖSEV’in bünyesinde yaptığı çok güzel projeleri var. Bu projeye ortak olduğumuz için çok mutluyum. Lösemi ve kanseri atlatan gençlerimizle olmak çok değerli. Zorlu bir süreç geçiren gençlerin LÖSEV desteğini de arkalarına almaları ve mücadele etmeleri çok önemli. Ayrıca bu gençlerin spora, sanata, diğer bütün alanlara teşvik edilmeleri çok değerli. Çünkü bu gençlerden birinin dahi tenisi takip etmek istemesi, bizim için çok büyük mutluluk. O yüzden böyle etkinliklerin varlığı çok önemli” diye konuştu.
‘SPOR YAPTIĞIM ZAMAN HASTALIĞIMI UNUTUYORDUM’
Etkinliğe katılan Yağız Murat Bulut (23), 8 yaşında lösemi teşhisi konulduğunu ve 2 yıl tedavi sonrası sağlığına kavuştuğunu belirtip, “Hastane sürecim bittikten sonra LÖSEV ile iletişime geçtim ve LÖSEV Koleji’nde okudum. Lise zamanında babamı da örnek alarak spora yönelmeye başladım. Basketbol ve fitness ile uğraşmaya başladım. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde spor yöneticiliği okudum. Çocukluğumda yalnızca spor yaptığım zaman hastalığımı unutuyordum ve kendimi daha güçlü hissediyordum. Hastaneye gittiğimde doktorlar da ‘Yağız şu an ne yapıyorsan, devam et. Çünkü değerlerin iyi çıkıyor’ dediler” dedi.
‘İYİ İNSANLAR TANIMAKTAN MUTLUYUM’
10 yıl önce bir kaza sonucu bacaklarının kırıldığını ve hastaneye başvurduğunda tesadüfen lösemi tanısı konulduğunu dile getiren Yasin Yeşilyurt (15) ise “Erken teşhis konuldu, bu konuda şanslıydım. 4 yaşında teşhis konuldu ve 8 yaşımda hastalığı atlattım. Bu süreçte sürekli maskeyle uğraşmak zorundayım. İnsanlar bana başka türlü bakıyorlardı. Daha sonra ben de sporla tanıştım. İlk karate ile başladım ve artık profesyonel olarak uğraşıyorum. Bu etkinlikte de yeni arkadaşlar, iyi insanlar tanımaktan mutluyum. İpek Hoca bizimle çok ilgilendi. Ayrıca buradaki atmosfer çok hoşuma gitti” diye konuştu.
Doğduğunda lösemi teşhisi konulduğunu ifade eden Elif Sevcan Alan (18) da “Tedavim hala devam ediyor. Bir gözüm yüzde 6 görürken diğeri yüzde 97 görüyor. Sinir damarlarımda ve gözümde tümör var. Bu kalıcı bir hastalık ve sürekli tedavi altındayım. LÖSEV sayesinde mutlu oluyorum. Yeni arkadaşlarım oluyor, yeni insanlar tanıyorum” dedi.
]]>Kastamonu’dan yaz tatili için Adana’ya gelen Hüda ve Gazi Demir çiftinin oğulları 9 yaşındaki Doğukan Demir’in şikayetlerinin artması üzerine başvurdukları hastanede, küçük çocuğa lösemi teşhisi konuldu. 2006 yılında Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen’in kontrolünde tedaviye başlandı.
2009 yılında Acıbadem Adana Hastanesi’nin açılması ve Bülent Antmen’in hastanede çalışmaya başlamasıyla Doğukan Demir, tedaviye bu hastanede devam etti. Yaklaşık 5 yıl tedavi gören Doğukan, zorlu tedavi sürecinin ardından kemik iliği nakline gerek kalmadan lösemiye karşı verdiği savaşı kazandı.
Kontrolleri devam etti
Lösemiye karşı verdiği mücadeleyi kazanan Doğukan, 3 ayda bir yine doktorunun yanına gelip kontrollerini yaptırdı. Bu sırada Doğukan, önce liseyi ardından da üniversitede sosyal hizmetler bölümünü başarıyla tamamladı.
Lösemili çocuklara umut oldu
Hem lise hem de üniversite döneminde Doğukan Demir, Acıbadem Adana Hastanesi’ndeki gönül bağını hiç koparmadan ve doktorların izin verdiği ölçüde lösemili çocuklarla moral etkinliklerine katıldı. Kendisi gibi hastanede tedavi gören kardeşlerini yalnız bırakmayan Doğukan, onların gönüllü ağabeyi oldu.
Lösemiyi yendiği hastanede işe başladı
Üniversiteyi tamamlayan Doğukan, lösemi savaşını kazandığı hastaneye iş başvurusunda bulundu. Gerekli yetkinliklere sahip olduğu tespit edilen Doğukan işe alındı ve hastanenin tıbbi arşiv bölümünde çalışmaya başladı. Şimdi hastanede kendisi gibi tedavi gören lösemili çocuk hastaların dosyalarının ona geldiğini, bu dosyaların onu ayrıca duygulandırdığını söyleyen Doğukan, aynı süreci yaşamış biri olarak neler yaşadıklarını çok iyi bildiğini belirtti.
“Zorlu tedaviyi atlattı”
İhlas Haber Ajansı’na konuşan ve Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın kendisi için çok özel olduğunu söyledi. Antmen, “Doğukan ile 2006 yılında tanıştık. Tetkiklerimizden sonra Doğukan’a lösemi teşhisi koyduk. Çok yoğun tedaviye başladık. Onun ilk 1 yılı Doğukan hastanede kaldı ve çok ciddi tedaviler gördü. Toplam 6 kürü 10-11 ayda aldı. Bu kürlerden sonra oral tedavi süreci sürdü ve o süreyi de Doğukan başarıyla bitirdi. Tedavisiz olduğu dönemde de kontroller devam etti. Doğukan tedaviden sonra okuluna döndü ve üniversiteden sonra karşımıza bir delikanlı olarak çıktı. Doğukan, hastanemizde işe başladı. Onun sağlıklı büyüdüğünü görmek güzel, ama Doğukan aynı zamanda tüm çocuk hastalarımız için bir umut. Kanseri yenip, iyileşebileceklerine dair canlı örnek ve çok büyük bir umut oldu” ifadelerini kullandı.
Hastalarının büyüyüp yetişkin olduklarını görmenin, aynı hastanede çalışmanın çok güzel bir duygu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın hastanede işe girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti.
“Bülent hocam benim ikinci babam”
Doğukan Demir ise yaşadığı zorlu sürecin ardından lösemiyi kazandığı hastanede işe girdiği için mutlu olduğunu belirterek, “İlk 4 sene çok ağır olmak üzere toplamda 5 sene tedavi gördüm. Ağır kemoterapiler uygulandı. Bu süreçte çok zorluklar çektim çünkü çocuktum. 9 yaşındaki bir çocuk için gerçekten zor günlerdi. Ağır kemoterapiler alıyordum. Bazı yiyecekler kısıtlanıyordu, çorbayı bile pipetle içtiğim günler yaşadım. Dışarı çıkmak istiyordum, top oynamak istiyordum ama bana yasaktı. O zaman Bülent hocama biraz kızıyordum. Büyüdükçe anladım tabii; Bülent hocama o kadar büyük saygı ve sevgi duydum ki anlatamam. Şu anda beni hayata bağlayan doktorumla aynı hastanede çalıştığım için çok mutluyum. O benim ikinci babam. Kendisine minnettarım. Beni tedavi eden doktorumla aynı hastanede çalışmak çok güzel bir duygu. Bülent hocam benim ikinci babam, o da beni oğlu gibi görüyor, onunla aynı hastanede çalışmak çok ayrı, çok güzel bir duygu” diye konuştu. – ADANA
]]>