Hamas’tan yapılan açıklamada, Haniye’nin Tahran’da kaldığı konutun Çarşamba günü erken saatlerde güdümlü füzeyle hedef alındığı belirtildi.
İsrail konuyla ilgili bir açıklama yapmadı; ancak ülkenin bu konularda açıklama yapmadığı biliniyor.
İran Devrim Muhafızları, Haniye’nin ülkenin yeni cumhurbaşkanının yemin törenine katılmasından saatler sonra öldüğünü doğruladı ve olayla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı.
İran medyası Haniye’nin “Tahran’ın kuzeyinde savaş gazileri için özel bir konutta” kaldığını bildirirken, İranlı NourNews Haniye’nin konutunun havadan atılan bir mermiyle vurulduğunu bildirdi.
İsrail, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin işgaline karşı ilk Filistin ayaklanmasının yaşandığı 1987’den bu yana Hamas’ın liderlerine ve kilit isimlerine suikastlar düzenledi ve öldürmeye teşebbüs etti.
Reuters haber ajansı, Israil ordusu tarafından hedef alınan Filistinli liderlerin listesini derledi.
Yahya Ayyaş
Filistinli intihar eylemcilerinin arkasındaki “Mühendis” lakaplı Yahya Ayyaş, 5 Ocak 1996’da, o zamanlar Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) yönetimindeki Gazze’de öldürüldü. Ayaş’ın cep telefonu elinde patlamış, Filistinliler sorumluluğu üstlenmeyi reddeden İsrail’i suçladı.
Hamas, Şubat ve Mart aylarında dokuz gün boyunca üç İsrail kentinde 59 kişinin ölümüne yol açan dört intihar saldırısıyla misilleme yaptı.
Halid Meşal
Hamas’ın kurucularından ve eski siyasi lideri olan Halid Meşal, 1997’de Ürdün’ün başkenti Amman’daki ofisine yakın bir sokakta İsrail ajanlarının başarısız bir suikast girişimine uğradı.
Meşal’e yolda yürüdüğü sırada şırınga ile zehir enjekte edildi.
Ürdün yetkilileri suikast girişimini ortaya çıkardı ve iki Mossad ajanını tutukladı.
Dönemin Ürdün Kralı Hüseyin, o donem de İsrail Başbakanı olan Binyamin Netanyahu’dan, Meşal’e enjekte edilen maddenin panzehrini istedi. Aksi halde zanlıları asma ve Ürdün’ün İsrail’le olan barış anlaşmasını feshetme tehdidinde bulundu.
Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın baskısı sonrası, Netanyahu ilk etapta reddettiği bu isteği yerine getirdi. Ayrıca Hamas lideri Şeyh Ahmed Yasin’i serbest bırakmayı kabul etti. Ancak yedi yıl sonra Yasin Gazze’de öldürüldü.
Şeyh Ahmed Yasin
İsrail, Hamas’ın kurucuları arasında yer alan ve dini lideri olan Şeyh Ahmed Yasin’i 22 Mart 2004 tarihinde Gazze’de bir camiden çıkarken helikopterden atılan bir füzeyle öldürdü.
Binlerce Filistinli Gazze’de intikam sloganları atarak yürüdü.
Hamas yetkilileriyse, İsrail’in bu suikastle, ‘cehennemin kapılarını açtığını’ söyledi.
Filistin’de ve diğer Müslüman ülkelerde geniş çaplı protestolara ve kınamalara yol açtı, İsrail-Filistin çatışmasında önemli bir tırmanışa işaret etti.
Abdülaziz El Rantisi
İsrail helikopterinin 17 Nisan 2004 tarihinde Gazze’de bir araca düzenlediği füze saldırısında Hamas lideri Abdülaziz El Rantisi ve iki koruması öldürüldü.
Hamas liderliği saklanmaya başladı ve Rantisi’nin halefinin kimliği gizli tutuldu.
Suikast, Şeyh Ahmed Yasin’in öldürülmesinin ardından Gazze’de Hamas liderliğini devralmasından kısa bir süre sonra gerçekleşti.
Adnan El Gul
Hamas’ın bombalama uzmanı olarak görülen Adnan El Gul 21 Ekim 2004’te Gazze’de bir İsrail hava saldırısında öldürüldü.
Gul, Hamas’ın askeri kanadında iki numaraydı ve sık sık İsrail kasabalarına atılan “Kassam” roketinin babası olarak biliniyordu.
Adnan El Gul, Hamas’ın İzzeddin el-Kassam Tugayları olarak bilinen askeri kanadının lideri Muhammed Deyif’in yardımcısıydı.
Nizar Rayan
Hamas’ın en sert siyasi liderlerinden biri olarak kabul edilen din adamı, İsrail içinde yeni intihar saldırıları düzenlenmesi çağrısında bulunmuştu.
Dört eşinden ikisi ve yedi çocuğuyla 1 Ocak 2009’da Cebaliye mülteci kampındaki bombalamada öldürüldü.
15 Ocak 2009’da da Gazze Şeridi’nde Hamas’ın İçişleri Bakanı Said Seyyam bir İsrail hava saldırısında öldürüldü. eyyam 13.000 Hamas polisinden ve güvenlik görevlilerinden sorumluydu.
Salih Aruri
Beyrut’un güney banliyölerinden Dahiye’de 2 Ocak 2024’te İsrail’e ait bir insansız hava aracıyla düzenlenen saldırıda Hamas’ın siyasi kanadının üst yönetimindeki Salih el Aruri öldürüldü.
Aruri aynı zamanda Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugayları’nın da kurucusuydu.
]]>Keir Starmer seçim zaferi sonrası yaptığı konuşmada, “Bugün ülkeyi yeniden inşa etmeye başlıyoruz” dedi.
Starmer, 4 yıl önce İşçi Partisi’nin liderliğini daha sol çizgideki Jeremy Corbyn’den devraldıktan sonra partiyi daha merkezde konumlandırmıştı.
Peki Keir Starmer nasıl siyasete atıldı, İşçi Partisi’nin lideri oldu?
Siyasete atılmadan önceki hayatı
Keir Starmer, 50’li yaşlarında milletvekili olmadan önce ünlü ve başarılı bir avukattı.
Ancak radikal sol görüşte olduğu öğrencilik yıllarından beri her zaman siyasete ilgi duymuştu.
1962’de Londra’nın güneydoğusundaki Surrey şehrinde doğdu. Sık sık ailesinin işçi sınıfından olduğunu vurguluyor.
Annesi hemşireydi, babası da bir fabrikada alet üreticisiydi.
Ailesi sadık İşçi Partisi destekçilerinden oluşuyordu. Nitekim ismi, partinin ilk lideri olan İskoç madenci Keir Hardie’den geliyor.
16 yaşındayken İşçi Partisi’nin yerel gençlik kollarına katılarak bir süre Socialist Alternatives adı verilen radikal sol dergide editörlük yaptı.
Ailesinde üniversiteye giden ilk kişi oydu. Leeds ve Oxford üniversitelerinde hukuk okudu. Daha sonra insan hakları alanında avukatlık yaptı.
Bu süreçte Karayipler ve Afrika’da ölüm cezasının kaldırılması için çalıştı.
1990’lı yıllardaysa avukat olarak dev restoran zinciri McDonalds’ın hakaret davası açtığı iki ekoloji aktivistini temsil etti.
2015’te milletvekili, 2020’de parti lideri seçildi
2015’te Londra’daki Holborn ve St Pancras seçim bölgesinden milletvekili seçilerek İngiltere Parlamentosu’nda Avam Kamarası’na girdi.
O dönem Jeremy Corbyn’in liderliğindeki İşçi Partisi ana muhalefetteydi.
Corbyn Keir Starmer’ı İçişleri Sözcüsü olarak atadı. Starmer, gölge bakan olarak özellikle hükümetin göç konusundaki performansını tetkik etti.
2016’da Brexit referandumunun İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararıyla sonuçlanması sonrası Starmer bu kez aynı görevi Brexit süreci için yaptı. Bu konumunu, Brexit konusunda ikinci bir referandum düzenlenmesi yönünde baskı yapmak için kullandı ancak başarılı olamadı ve ilerde bu çizgisini değiştirdi.
İşçi Partisi, 2019’daki genel seçimde ağır bir yenilgi aldı. Bu parti için, 1935 yılından bu yana genel seçimlerdeki en büyük yenilgiydi. Corbyn yenilgi sonrası istifa etti.
Keir Starmer, 4 Nisan 2020’de İşçi Partisi lideri seçildi. Kampanyasında, enerji ve su şirketlerinin kamulaştırılmasını, üniversite öğrencilerine ücretsiz eğitim verilmesini savundu.
Starmer, Corbyn’i, İşçi Partisi lideri olduğu dönemindeki Yahudi karşıtı açıklamalarının yeniden gündeme gelmesi sonrası yaşanan tartışmalar nedeniyle partiden ihraç etti.
Partinin sol kanadından pek çok isim ise Starmer’ın esasında, milletvekili adaylarının sadece “ılımlı partililerden” oluşmasını istediğini, uzun süredir “bu operasyonu yürüttüğünü” savundu.
Partiyi merkezde konumlandırdı
Keir Starmer liderliği sonrası partinin dümenini merkeze doğru çevirdi.
Enerji ve su şirketlerinin kamulaştırılması yönündeki daha önceki vaatlerinden vazgeçti.
Eğitim konusunda da üniversite öğrencilerinin okul harçlarının iptal edilmesi yönündeki önerisini geri çekti, hükümetin bunu karşılayamayacağını söyledi.
İşçi Partisi, çevre konusunda yeşil enerji projelerine yılda 28 milyar sterlin ayrılması yönündeki önerisinin kapsamını büyük oranda daralttı. Açık deniz rüzgar çiftlikleri inşa edilmesi ve elektrikli araçlar için batarya fabrikası geliştirilmesi gibi vaatlerine ise bağlı kaldı.
Muhafazakar Parti, Starmer’ı “en temel taahhütlerinden birinden sıyrılmaya çalışmakla” suçladı.
Starmer, İngiltere’de elektrik üretiminden fosil yakıtların tamamen çıkarılması yönünde de vaatlerde bulundu ancak çoğu uzman bunu gerçekçi bulmuyor.
İsrail- Hamas savaşına yönelik tutumu tartışma yarattı
Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’de düzenlediği saldırı sonrası Keir Starmer, İsrail’in Gazze’deki operasyonlarını savundu.
Keir Starmer, kendisini savunma hakkını kullandığı gerekçesiyle İsrail’e destek verdi.
Starmer’ın bu açıklamaları çok sayıda Filistin yanlısı seçmeni kızdırdı. Acil ateşkes çağrısı yapan onlarca İşçi Partisi milletvekili Starmer’a tepki gösterdi.
Starmer sonunda Şubat ayında “kalıcı ateşkes” çağrısı yaptı, “Bu hemen gerçekleşmeli” dedi.
YouGov’un Mart ayındaki kamuoyu araştırmasına göre, İngiltere’de halkın yüzde 52’si Starmer’ın bu meseleyi iyi yönetemediğini düşünüyor.
Starmer, İngiltere’nin, İsrail ile bağlantılı gemilere yönelik saldırılarına misilleme olarak Yemen’deki Husilerin üslerini bombalamasına da destek verdi.
Geçmişte ikinci Brexit referandumu isteyen Starmer artık Brexit konusunda bir soru işareti olmadığını söylüyor. Ancak Avrupa Birliği ile gıda, çevre ve çalışma standartları dahil birçok konuda işbirliği yapılmasını ve yeni anlaşmalar imzalanmasını istiyor.
‘Kaybetmekten nefret ediyorum’
Keir Starmer, rakipleri tarafından sık sık “sıkıcı” olduğu gerekçesiyle alay konusu oluyor.
Starmer, kendisini kurallara uyan biri olarak göstermeyi seviyor. Lakaplarından birisi “Bay Kural”.
Starmer sadece bir kez yasalara uymamış. Polis onu gençken bir kez izinsiz dondurma satarken yakalamış.
Verdiği röportajlarda karakteriyle ilgili fazla ipucu vermiyor Starmer ancak Guardian gazetesine verdiği röportajdaki “Kaybetmekten nefret ediyorum. Bazıları önemli olanın katılmak olduğunu söyler. Ben onlardan değilim” sözleriyle rekabetçi duruşunu da gösterdi.
Starmer, 2007’den beri İngiliz Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) için çalışan Victoria Alexander ile evli ve çiftin iki çocuğu var.
]]>Beklentiler seçimin sonbaharda yapılması yönündeydi ancak Başbakan geçtiğimiz günlerde Buckingham Sarayı’na giderek Kral 3. Charles’tan Avam Kamarası’nı feshetme talebinde bulundu ve böylece seçim sürecini başlatmış oldu.
Peki İngiltere’de seçimler nasıl yapılıyor, anketler ne gösteriyor? Konuyla ilgili öne çıkan soruları cevapladık.
İngiltere’de seçimler nasıl yapılıyor?
İngiltere’de seçimler beş yılda bir yapılıyor ve son seçimler Aralık 2019’da yapılmıştı.
Muhafazakar Parti 80’i aşkın sandalye farkıyla Avam Kamarası’nda çoğunluğu sağlamıştı.
Bir sonraki seçimin yasalar gereği Ocak 2025’e kadar yapılması gerekiyordu.
Seçimin sonbahar aylarında yapılması planlanırken Başbakan Rishi Sunak hiç beklenmedik bir kararla 4 Temmuz’da sandığa gidileceğini açıkladı.
Birleşik Krallık toplamda 650 seçim bölgesine ayrılıyor. Seçmenler Avam Kamarası’nda kendi bölgelerini temsil edecek bir milletvekili seçiyor.
En çok milletvekili çıkaran partinin lideri başbakan seçiliyor ve Kral tarafından hükümetini kurmakla görevlendiriliyor.
Adayların çoğu bir siyasi partiyi temsil etse de bazıları bağımsız olarak yarışıyor.
Neden erken seçim kararı alındı?
Rishi Sunak’ın Muhafazakar Partisi 2021’den bu yana kamuoyu yoklamalarında düşüş gösteriyor.
BBC’nin politika editörü Chris Mason’a göre partideki bazı siyasetçiler bundan sonra “gidişatın pek de iyi olmayabileceğini” ve seçmenlerin bir an önce söz sahibi olma arzusuna bakıldığında tarihi ertelemenin Muhafazakarların yenilgisini daha da kötüleştirme riski taşıyabileceğini düşünüyor.
Chris Mason ayrıca Sunak’ın bu noktada en azından bazı hedeflerini yerine getirdiğini ya da yerine getirme yolunda olduğunu söyleyebileceğini belirtiyor.
Son enflasyon verilerindeki düşüşün hükümet tarafından bir başarı olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Mason şöyle devam ediyor:
“Elbette bu sadece hükümetin yaptıklarından kaynaklanmıyor. Ama enflasyon çok yükseldiğinde hükümetler suçlanıyor, bu nedenle enflasyon düştüğünde bir miktar kredi almak istemeleri de mantıklı. Ayrıca daha geniş ekonomik tablo da şu anda biraz daha parlak görünüyor.”
Anketler ne diyor?
Son kamuoyu yoklamaları, Muhafazakar Parti’nin seçim yarışına İşçi Partisi’nin çok gerisinde başladığını gösteriyor.
Aslında son 12 aydır tablo hemen hemen bu şekilde. Anketlerde İşçi Partisi sürekli olarak %40’ın üzerinde oy alıyor.
Elbette anketler her zaman doğru çıkmayabilir ve Sunak kampanyasında ilerledikçe enflasyondaki yavaşlama ile partisinin odaklanacağı politikaların bu durumu tersine çevirmesine yardımcı olacağını umuyor.
Ancak şu anki duruma bakıldığında İşçi Partisi’nin yarışa açık ara önde başladığı görülüyor.
Göçmen karşıtı aşırı sağcı olarak tanımlanabilecek Reform Partisi üçüncü sırada yer alsa da partiye olan destek ülke geneline eşit bir şekilde yayıldığı için bunun parlamentoda sandalye sayısına nasıl yansıyacağını kestirmek biraz zor.
Geçtiğimiz dönemlerde ülkenin en büyük üçüncü partisi olan Liberal Demokratlar ise ortalama %10’luk bir istikrar yakalamış durumda. Partinin almak istediği sandalyelere odaklanarak seçimde kazanımlar elde etmeye çalışacağı düşünülüyor.
Liberal Demokratlar 2010-2015 arası Muhafazakar Parti ile koalisyon hükümeti olarak iktidardaydı.
Hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planı ne olacak?
Başbakan Rishi Sunak, İngiltere hükümetinin ülkeye yasa dışı yollarla giren bazı sığınmacıları Doğu Afrika ülkesi Ruanda’ya gönderme planının genel seçimlerden önce yürürlüğe gireceğini söylemişti.
Sunak bu politikayı başbakanlığının önceliklerinden biri haline getirmiş ve bunun insanları küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçmekten caydıracağını savunmuştu.
Ancak seçimlerin 4 Temmuz’da yapılacağını duyuran Sunak, Ruanda programının yeniden seçilmesi halinde başlayacağını söyledi.
İşçi Partisi ise kazanması halinde plandan vazgeçeceğini belirtti.
Şimdiye kadar yaklaşık 240 milyon sterline (305 milyon dolar) mal olan bu plan, 6 haftalık seçim kampanyası boyunca iki ana parti arasında önemli bir ayrım noktası olacak.
Başbakan adayları kimler?
Şu anda oyların büyük kısmını alması beklenen iki parti, iktidardaki Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi.
44 yaşındaki Başbakan Rishi Sunak, Muhafazakar Parti’nin lideri. Sunak İngiltere’de başbakan olan ilk Hint kökenli kişi.
İşçi Partisi’nin lideri ise 61 yaşındaki Keir Starmer. Starmer, Jeremy Corbyn’in ardından 2020 yılında partinin lideri olarak seçildi. Daha önce Kraliyet Savcılık Kurumu Başkanı olarak görev yaptı.
Seçimden önce Avam Kamarası feshedilecek
Başbakan Sunak, Buckingham Sarayı’na giderek Kral 3. Charles’tan Avam Kamarası’nı feshetmesini istediğini kaydetti.
Yani parlamento 30 Mayıs’tan sonra seçime kadar tamamen kapalı olacak.
Milletvekilleri ise statülerini kaybedecek ve yeniden seçilmek için kampanyalarını başlatacak.
100’den fazla milletvekili bir sonraki seçimde adaylıktan çekileceklerini açıklamıştı.
Hükümet ayrıca, kampanya sırasında bakanlık faaliyetlerini kısıtlayan bir seçim öncesi döneme giriyor.
Seçim sonuçları açıklandıktan sonra ne olacak?
Oylar sayıldıktan sonra Kral, en çok milletvekiline sahip partinin liderinden başbakan olmasını ve hükümeti kurmasını isteyecek.
İkinci sıradaki partinin lideri ise muhalefet lideri olacak.
Eğer hiçbir parti mutlak çoğunluk sağlayamazsa (yani sadece kendi milletvekilleriyle yasa geçirecek çoğunluğa ulaşamazsa), en çok oy alan parti koalisyon hükümeti veya azınlık hükümeti kurmaya karar verebilir.
]]>Wilders’in yanı sıra, koalisyon önerisinde bulunduğu üç 3 parti liderinin de, görüşmeleri devam eden olası sağ hükümette yer almayacakları bildirildi.
Hollanda’da 22 Ekim’de yapılan erken genel seçimler sonrası, Mark Rutte başkanlığındaki geçici hükümet hala görevine devam ederken, yeni koalisyon arayışları da sürüyor.
Seçimler sonrası başlatılan ilk tur koalisyon görüşmelerinden, merkez sağdaki Yeni Sosyal Sözleşme Partisi’nin (NSC), aşırı sağcı lider Wilders’in “hukukun üstünlüğüne aykırı söylemleri” konusundaki çekinceleri nedeniyle sonuç alınamadı.
Yeni arabulucu Kim Putters öncülüğünde geçen hafta başlayan ikinci tur görüşmelerinde, Wilders’in Başbakanlığı konusunda benzer görüşler ortaya çıktı.
Bunun üzerine, sosyal medya platformu X üzerinden bir açıklama yapan aşırı sağcı lider, sağ hükümet oluşumunu engellememek için Başbakan olmaktan vazgeçtiğini duyurdu.
Ancak koalisyondaki tüm partilerin desteklemesi durumunda Başbakan olabileceğini vurgulayan Wilders, “Ancak durum böyle değildi. Ben sağcı bir kabine; daha az sığınma ve ve göç istiyorum. Hollandalılar öncelikli olmalı” dedi.
Aşırı sağcı lider, ülkesine ve seçmenine olan sevgisinin kendi konumumdan daha önemli olduğunu belirterek, bu nedenle Başbakanlık talebinden vazgeçtiğini dile getirdi.
Wilders’in koalisyon önerisinde bulunduğu Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi (VVD) lideri Dilan Yeşilgöz, Çiftçi Vatandaş Hareketi Partisi (BBB) lideri Caroline van der Plas ile NSC lideri Pieter Omtzigt de, yeni hükümette yer almayacak.
Halen Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanlığı görevini sürdüren Dilan Yeşilgöz, yeni hükümetin kurulmasının ardından bakanlık koltuğuna veda edecek.
Hollanda siyasetinde uzun yıllar sonra ilk kez, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğa sahip bir partinin lideri Başbakanlık koltuğuna oturtmayacak.
Hollanda medyasına göre bu, Wilders açısından başarısızlık olarak değerlendiriliyor. Çünkü aşırı sağcı lider, seçimlerden sonra, Başbakan olmak istediğini dile getirmişti.
Wilders’in PVV’si, 150 üyeli Temsilciler Meclisi’nde 37 sandalye ile en büyük parti konumunda.
Dilan Yeşilgöz’ün VVD’si 24, Omtzigt’in lideri olduğu NSC’nin 20, BBB’nin de 10 milletvekili bulunuyor.
Hükümeti kurabilmek için, salt çoğunluğun bir fazlası olan 76 milletvekilinin desteği gerekiyor.
Şu an görüşmelere devam eden dört sağ parti, meclis ve senatoda gerekli çoğunluğu rahatlıkla sağlıyor.
Hollanda’daki kamuoyu yoklamalarına göre, özellikle göç ve sığınmacı sorunu konusunda sert önlemleri savunan Wilders’e yönelik destek, artarak devam ediyor.
Bu nedenle Wilders, bu kez olmasa bile yakın gelecekte Hollanda’nın Başbakanı olacağını savunuyor.
Aşırı sağcı lider, “Ben yine de Hollanda Başbakanı olacağım hem de daha fazla Hollandalının desteğiyle. Yarın değilse bile, yarından sonraki gün. Çünkü milyonlarca Hollandalının sesi duyulacak” diyor.
Wilders ve diğer üç liderin hükümette yer almayacağını açıklamasının ardından gözler olası Başbakan adayının kim olacağına çevrildi.
Lahey’deki siyasi kaynakların Hollanda medyasına aktardığına göre, liderler, parlamento dışından deneyimli bir siyasetçi öncülüğünde bir hükümet oluşturulması seçeneğini değerlendiriyor.
Sağcı liderler arasında arabuluculuk görevini sürdüren Kim Putters, ikinci tur koalisyon pazarlıklarına ilişkin raporunu Perşembe günü sunacak.
]]>Hamas liderlerinden Usame Hamdan BBC News Arapça’ya yaptığı açıklamada “Bir hareket olarak hala bağlı olduğumuz net bir pozisyon belirledik, o da İsrail işgali hapishanelerindeki tüm mahkumların ve gözaltındakilerin istisnasız serbest kalması “dedi.
Hamdan “Bunu bir ulusal görev olarak görüyoruz. Kendisini Filistin için kurban etmiş her mahkuma eşit davranılmalı. Wafa el Ahrar Operasyonu’nda da (Hamas’ın İsrail askeri Gilat Şalit karşılığında İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumların serbest bırakılmasına verdiği ad ) bunu yaptık.
İsrail gazetesi M’ariv’e göre, geçen yıl Şubat ayında “İsrail hapishane makamları, El Barguti’yi Batı Şeria’da üçüncü bir ayaklanma çıkartmak için farklı kanallardan çalıştığına dair istihbarat aldıktan sonra” Ofer Hapishanesi’nden adı açıklanmayan başka bir hapishaneye nakletti ve tecrit hücresinde tutulmaya başlandı.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir, Barguti’nin tecrit hücresine nakledilmesini memnuniyetle karşıladı.
Filistinli Mahkumlar ve Kurtarıcılar İlişkileri Komisyonu, Barguti’nin tecritte tutulmasını kınadı. İsrail ise Barguti’nin serbest bırakılmasını reddediyor.
El Fetih hareketi
Barguti, siyasi faaliyetlerine 15 yaşındayken eski Filistin lideri Yaser Arafat’ın önderliğindeki El Fetih haraketinde başladı.
Siyasi kariyeri ilerledikçe, Filistin davasına destek topladı.
Barguti 2002’de Washington Post gazetesine şunları yazmıştı.
“Ben ve ait olduğum El Fetih hareketi, gelecekteki komşumuz İsrail içindeki sivillerin hedef alınmasına şiddetle karşı olsa da, kendimi koruma, ülkemin İsrail tarafından işgal edilmesine direnme ve özgürlüğüm için savaşma hakkımı saklı tutuyorum.”
“İsrail ve İsrail’in 1967’de işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmesi temelindeki bir Filistin’in eşit ve bağımsız iki ülke olarak yan yana yaşamasını istiyorum…”
“Açıkçası, tek istediğimiz uluslararası hukukun uygulanmasıyken, İsrail’in uyuşmazlığından yorulduk.”
BBC News Arapça’ya konuşan siyasi uzmanlar, 2002’den bu yana İsrail hapishanelerinde tutulan Barguti’nin, Filistin yönetimini ele alma ve bir anlaşmaya varılırsa bir sonraki aşamaya hazırlanma anlamında “karşılıklı mutabakata dayalı bi seçenek” olabileceğini söylüyor.
El Aksa Şehitleri Tugayları
Barguti, 2002’deki Savunma Kalkanı Operasyonu’nda, El Aksa Şehitleri Tugayları örgütünün kurucusu olduğu suçlamasıyla tutuklanmıştı. Barguti bu suçlamayı reddediyor.
Örgüt, İsrail askerlerine ve Yahudi yerleşimcilerine karşı saldırılar düzenlemişti.
Barguti, beş ömür boyu hapse ek olarak 40 yıl hapis cezası aldı.
İsrail mahkemesinin yetkisini tanımayı reddetmişti.
Eşi Fadwa BBC News Arapça’ya yaptığı açıklamada “Suçlamalar, sanki bu eylemleri kendi elleriyle yapmış gibi değil de, lidermiş gibi yöneltildi” dedi.
Kendisi de bir avukat olan Fadwa, sorgusu sırasında Barguti’nin “kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini” ve El Aksa Şehitleri Tugayları’nın kurucusu olduğu suçlamasını da kabul etmediğini söyledi.
Barguti nasıl Filistin yönetimi lideri olabilir?
Hamas temsilcisi Usame Hamdan, Barguti’nin şöhretinin işine yarayacağı görüşünde: “Şüphesiz Mervan Barguti gibi birinin devrimci bir geçmişi var ve bazıları kendisini lider olarak görebilir. Buna saygı duyarız ama bir hareket olarak bu meseleyi prensipte görüşmedik.”
“Duruşumuzun net olduğuna inanıyoruz: Filistin halkı liderlerine seçimlerle karar verir, Filistinliler onları kimin temsil edeceğine karar verir ve herkes bu iradeye saygı duyar.”
Aralık 2023’te Filistin Yönetimi’ndeki seçmenlerle yapılan bir ankette Barguti, Filistin yönetimi lideri Mahmud Abbas ve Hamas lideri İsmail Haniye’den daha önde gözükmüştü.
Hamas, Barguti’nin serbest kalması için uzun süredir kampanya yürütüyor.
Hamas Arap ve İslami İlişkiler Bürosu Başkanı Halil el Hayya’nın Hamas’ın Telegram kanalında Kasım 2021’de yayımladığı yazılı açıklamada, “Mervan Barguti’yi ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Genel Sekreteri Ahmed Sedat’ı mahkum takası anlaşmasına dahil etmeye çalışıyoruz” denilmişti.
İsrail, 2011’de Barguti’nin İsrail askeri Gilad Şalit karşılığında serbest bırakılan Filistinli mahkumlar arasında olmasını reddetmişti. O zaman serbest kalanlar arasında Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinwar da vardı.
Siyasi uzman ve araştırmacı Orayb el Rantawi, Barguti’nin potansiyel olarak Filistin yönetiminin başına geçmesinin, Hamas ve İsrail arasındaki takas anlaşmasına bağlı olacağını söylüyor.
Hamdan ise böyle bir anlaşmayı İsrail’in engellediğini belirtiyor.
Mahkum takası
El Rantawi BBC News Arapça’ya yaptığı açıklamada Barguti’nin serbest kalmasının “İsrail’in ödün vermekten kaçınmak için rehineleri kurban edip etmeyeceğine ve Hamas’ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest kalmasına öncelik vermeden savaşa devam edip etmeyeceğine bağlı olduğunu” söylüyor.
Ancak El Rantawi, “Amerika’dan ve İsrail içinden gelecek baskının İsrail Başbakanı Netanyahu’nun bu seçeneğe yönelmesini zorlaştıracağına ve bu nedenle mahkumlara karşılık rehine takası anlaşmasına yönelebileceğine” inanıyor.
Benyamin Netanyahu Hamas’ın çok sayıda Filistinli mahkumun serbest kalması talebini “hayal görüyorlar” diye tanımlamıştı.
Barguti’nin potansiyel serbest kalışı
Barguti, 2009’da Filistin yönetimi liderliğine potansiyel adaylığı konusundaki soruya hapishaneden verdiği yanıtta “Ulusal uzlaşmaya varılır ve seçim yapmak için anlaşma gerçekleşirse, uygun kararı vereceğim” demişti.
2021’de hapiste olmasına karşın, Filistin Yönetimi liderliği seçimlerine girmişti. Mevcut Filistin lideri Mahmud Abbas, bu seçimi İsrail’in Doğu Kudüs’te oylamaya izin vermemesi gerekçesiyle iptal etmişti.
Ancak El Rantawi “Direniş, Mervan ve yoldaşlarının salıverilmesi talebinde ısrarcı olacaktır” diyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi profesörü ve İsrail İşçi Partisi Merkez Komitesi üyesi Meir Masri BBC News Arapça’ya yaptığı açıklamada, Sinrwar’ın serbest kalmasını sağlayan anlaşmaya atfen, “tarihteki emsalleri nedeniyle” İsrail hükümetinin böyle bir adım atacağını düşünmenin zor olduğunu söyledi.
Masri ayrıca, Barguti’nin “birden çok ömür boyu hapis cezasını çektiğini” ve İsrail sağının “terörist” olarak tanımladıklarının serbest kalmasına karşı olduğunu belirtti.
İki devletli çözüm
İsrailli yazar Gerşon Baskin, Ocak ayında Haaretz gazetesinde kaleme aldığı makalede, Gazze Savaşı’ndan sonraki geçiş sürecinde “Filistin birliğini teşvik edecek ve bölgeyi silahsızlandırmaya bağlı bir Filistinli lider gerektiğini” söylemiş ve “Bu lider Barguti olabilir” diye yazmıştı.
Baskin, Barguti’nin “hala iki devletli çözümü desteklediğini” vurguladı.
Bu arada, Ortaoğu Siyaset Konseyi’nin Başkanı Amerikalı diplomat Gina Winstanley, BBC’ye yaptığı açıklamada “Mevcut İsrail hükümeti, iki devletli çözümle ilerleme konusunda bir iradeleri ya da niyetleri olmadığını açıkça gösterdi. Uluslararası toplumun onları bu noktaya taşıması için çok büyük çaba gerekecek. Ancak, İsrailliler ve Filistinliler arasındaki bu dehşet şiddet döngüsünü kırmanın tek yolu da bu” dedi.
Winstanley, Barguti serbest kalsa bile “iki devletli çözüme gidecek net bir yol olmadığını” söylüyor.
“Mevcut İsrail başbakanı uzun vadede görevde kalmayabilir, herhangi bir İsrailli lideri müzakerelere doğru götürmek gerekli ama kolay olmayacak.”
Barguti neden bir seçenek?
Ulusal Ortadoğu Çalışmaları Merkezi’nin İsrail Çalışmaları Birimi’nin direktörü Tarık Fehmi’ye göre İsrail büyük ihtimalle Barguti’yi serbest bırakmayacak.
BBC’ye konuşan Fehmi “Mervan’ın büyük bir devrimci geçmişi var, ancak İsrailliler, Mervan’ın Filistin yönetiminin başına geçmesi için serbest bırakmayacak. Önerilen başka isimler olabilir, ancak Mervan Filistin yönetimi lideri olamayacak” dedi.
Ancak Wistanley, “Mervan Bargut’nin Filistinliler için Hamaslı olmayan bir lider kadrosu anlamında bir seçenek olarak görülmesi nedeniyle, serbest kalmasının İsrail için stratejik bir hamle olacağını” söylüyor.
El Rantawi, Barguti’nin serbest bırakılmasının Hamas’ın lehine olacağı görüşünde. Bunun El Fetih’in yeniden inşasını, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün canlandırılmasını, ulusal uzlaşmayı ve Filistin halkı için ortak bir yapı sağlayacağını söylüyor.
Ama Barguti, Filistin’i, hapishane hücresinden yönetebilir mi?
El Rantawi, bir önerinin Barguti’nin hapisteyken Filistin yönetiminin başına geçmesi olduğunu söylüyor. Teoriye göre başkan yardımcısı sembolik görevleri üstlenecek ve daha sonra bölgenin daha etkin yönetilmesi için serbest bırakılması adına İsrail’e baskı yapılacak.
Diğer yandan Meir Masri ise, Barguti’nin hapisteyken Filistin yönetiminin başına geçmesinin “gerçekçi olmadığını” söylüyor.
Masri’ye göre İsrail bu durumda serbest kalması için herhangi bir baskı hissetmeyecek ve Barguti etkisiz kalacak.
El Rantawi, Barguti’nin bazı diğer Filistinli liderlere göre “görece ılımlı” olduğuna inanıyor.
“Ulusal ve birleştirici kişiliği, Filistin ulusal hareketinin aşırılıkçı akımlarıyla bağı olmaması, Barguti’yi gözde ve fraksiyonların büyük bölümünce kabul edilebilir bir isim haline getiriyor. “
Filistin yönetimi, bu yazı yayınlanana dek yorum isteklerimize yanıt vermedi.
]]>