Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, artan zam oranları ve zamların enflasyona etkisine ilişkin basın açıklamasında bulundu. Palandöken, fiyatların düşmesi ve zamların önüne geçilmesi içinse üretim miktarının artması gerektiğine dikkati çekti.
Yaz döneminde özellikle meyve sebze fiyatlarının düşmesi gerekirken yükseldiğine dikkati çeken TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Yaz ayında doğalgaza zam geldi. Bundan sonraki süreçte elektrik, doğalgaz, petrol gibi ürünlere zam yapıldıkça enflasyon muhakkak artar. Ama sorun bu yaz mevsiminde fiyatların düşmemesi ve navlun hizmetlerinin yükselmesi gibi bir sorun var. Özel bir akaryakıtın ticari araçlara taksi, dolmuş, minibüs, otobüs, kamyon, tır gibi vasıtalara verilmemesinden kaynaklanan bir navlun maliyetleri çıktı ortaya. Dolayısıyla vatandaş yaz aylarında her şeyin ucuzlayacağını beklerken fiyatların artması gerçekten düşündürücü. Öte yandan dengesiz fiyat politikaları da ürün fiyatlarını artırıyor. Bir pazarda 20 lira olan domatesin başka bir pazarda 40 liraya satılması hem haksız bir rekabet oluşturuyor hem de vatandaşımızın cebini yakıyor” dedi.
“Tüketimden üretim toplumuna geçmeliyiz”
Türkiye’nin en önemli sorununun yüksek enflasyonun ancak üretimin artması ile mümkün olacağını söyleyen Palandöken, “Fiyatların gerileyebilmesi için başta üretimin artması lazım ama üretimi artıracak alan kalmadı. Büyükşehirlerin etrafı beton yığını oldu. Kendi kendine büyük şehirler büyükşehir statüsünün dışındaki şehirler ve ilçeler imara açılmak suretiyle tarım arazileri üretimi netice itibariyle sonlandırma noktasına getirdi. İnsanların artık kendi yakınlarında, kendi çevresinde navlun ücreti ucuz ama kendi bahçeleri beton yığını oldu. Dolayısıyla fiyatların düşmesini beklemek de biraz zor olacak. Bunun için yapılması gereken büyükşehirlerin, belediyelerin bu konuda duyarlı olması lazım. Kendi tarım arazilerinin Tarım Bakanlığı ile birlikte koordine etmek suretiyle en azından orada yetişebilecek sebze meyve gibi şeylerin en yakın mesafeden temini lazım. Bir de bildiğiniz üzere şehir nüfusu arttıkça kırsal kesimde yaşayan veya köyde yaşayanların sayısı çok azaldı. Yani üretici bir toplum netice itibariyle tüketici bir toplum haline dönüştü. Her şeyin fiyatı gün geçtikçe artıyor ama maalesef insanlar da bu artan zamlarla ücretlerin artmasını bekliyor” diye konuştu.
“Lokomotif durumda olan zamların durması lazım”
Üretimin artırılması için atılacak somut adımların ekonominin yeniden yapılandırılmasına imkan sağlayacağını belirten Palandöken, “Peşinen gelen zamlar hem de kontrollü zam dediğimiz elektrik, doğalgaz, akaryakıt denetleme kurulundan geçen zamlar bunlar yapılırsa gayrı ihtiyari artık herkes zam yapma furyasına dahil oluyor. Bunun için yapılacak şey enflasyon düşürülecek. En azından ciddi lokomotif durumunda olan zamların durması lazım. Toplumun bu konuda olan duyarlılığı çok önemli. İsrafa dikkat ettiği gibi, nakliye araçlarının da bunun gibi tarladan sofraya kadar firesi az bir şekilde getirmesinin gerekliliği var. Vatandaş da bir taraftan zamları düşünüyor bir taraftan esnaf ne yapacağız bu fiyatlar karşısında satış durdu diyor. Diğer taraftan tabi gelir durumlarındaki bu ücretlere yetişme sıkıntısı da gün geçtikçe büyüyor. İnşallah bir an evvel bu söylediğim şartlar, tarımsal destekler, hem çiftçiye, hem bireysel işletmelere artarak entegre tesislerle yarışacak bir hale gelmediği sürece fiyatların düşmesini beklemek mümkün değil. Her gün artan fiyatlar karşısında vatandaş ne yapacağız, esnaf nasıl rafa mal koyacağız, vatandaş nasıl yiyeceğiz diyor. Bunun için yapılacak tedbirler belli” şeklinde konuştu. – ANKARA
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hafta sonunu geçirdiği baba ocağı Rize’de bir dizi programa katıldı. AK Parti Rize İl Teşkilatı ile bir araya geldiği toplantıda teşkilat mensuplarına seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, gayrisafi milli hasılanın 1 trilyon 411 milyar dolara ulaştığını dile getirdi. Merhum annesi Tenzile Erdoğan’dan örnek veren Erdoğan, Türkiye’nin geçmişten bugüne gayrisafi milli hasılasının arttığının altını çizerek, “Anam Vonit sırtlarından çarşıya gelirken, tabii o zaman çarık giyiyorlar ama çarığı evde giymezlerdi. Aron Tepesi’ne gelinceye kadar yalınayak, Aron Tepesi’ne gelince orada onu suya sokar, yumuşatır yumuşatır oradan çarığını giyerek çarşıya öyle inerlerdi. Bak ne günlerden ne günlere geldik. ve Rabbim lütfetti, o anadan bizler doğduk. Mekanı cennet olsun inşallah. Şu anda gayrisafi milli hasılası 1 trilyon 411 milyara çıkmış bir Türkiye var. Biz göreve geldiğimizde böyle bir para yoktu. İhracatımız 36 milyon dolardı, ama şimdi artık iki 250’yi yakaladık. Daha iyi olacak” dedi.
Savunma sanayisinde ülkenin geldiği noktaya dikkat çekerek, bu noktanın kimseyi aldatmaması ve gelişme noktasında atılan adımların devam etmesi gerektiğine vurgu yapan Erdoğan, “Savunma sanayinde bizim ithalat ihracatımız neydi, nereye geldik? Ama sevgili kardeşlerim bunların hiçbiri bizi aldatmasın. Biz çok güçlü olmalıyız ki bu İsrail, Filistin’e bu akara makarayı yapamasın. Biz nasıl Karabağ’a girdiysek, nasıl Libya’ya girdiysek, bunun benzerini aynen onlara da yaparız. Yapmamak için hiçbir şey yok. Sadece biz güçlü olmalıyız ki bu adımları da ne yapalım? Atalım. Eğer biz bugün İsrail’e karşı önünüze gelen evelallah lafları yapıyorsak, onlarla bütün ticareti kestiysek, ilişkilerimizi kestiysek, çıktı bir tanesi affedersin terbiyesizin teki ‘Parlamentomuzda Mahmut Abbas konuşturulmalı.’ Kim bu? Yeniden Refah’ın bir tane var, kafadan da galiba sıkıntısı var onun. Mahmut Abbas’ı davet etmediğimizi sana kim söylüyor? Biz davet ettik. Ama Mahmud Abbas maalesef bize olumlu cevap veremedi. Tabii bundan sonraki süreci ona göre işleteceğiz. Bütün bu adımları biz atarken kendi içimizden ne yazık ki vuruluyoruz. Biz bu parlamentoyu kimlere açmadık ki, evelallah hak yolda olan herkese açarız ama bunların bu işlerden haberi yok. Eğer bugün partiden birkaç kişi parlamentoya girdiyse sayemizde girdi ya. Bunu gör. Ama bunu göremeyecek kadar gözü var görmüyor” şeklinde konuştu.
Partililere “Kucaklayıcı olalım, kaybeden olmayalım” diyerek seslenen Erdoğan, “Biz bulunmamız gereken yerde değiliz. Eğer siz bulunmamız gereken yere geldik diyorsanız benim de söyleyecek hiçbir lafım yok. Çünkü gönlümüz farklı çok şey bekliyor. Biz de bu konuda örnek olmalıyız. ve bundan sonraki süreçte bütün köylerdeki kardeşlerim, mahallelerdeki, ilçelerdeki kardeşlerimin Rize’yi farklı yere taşımaları lazım. Biz de ‘Sen nerelisin’ dediklerinde ‘Ben Rizeliyim’ dediğinde Rize’den farklı bir ses çıkması lazım. Gerek ana kademe, gerek kadın kolları, gerek gençlik kolları bu sesi çıkarması lazım. Belediyelerimizin olduğundan farklı çalışma ortaya koymaları lazım ve Rize’de yaşayan kardeşlerimin belediyesinden şikayetçi olmaması lazım. İşte dün ve evvelsi gün bazı doğal gaz şikayetleri vardı. Bu doğalgaz şikayetlerini de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız da yanımızdaydı. Onlar da notlarını aldılar ve oraları takip ediyorlar. İnşallah en kısa zamanda doğal gaz sıkıntılarını da buraların gidereceğiz. Belediyelerimiz de kendi üstlerine düşen bütün görevleri yerine getirmek suretiyle Rize’de bulunmamız gereken yere bir an önce ulaşalım. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Diyorum ki yoğun bir şekilde kucaklayıcı olalım, sakın kaybeden olmayalım. ve bu şekilde olursak darıltmadan, gücendirmeden tüm hemşehrilerimizle bütünleşirsek inşallah sonuç çok daha farklı olacaktır” ifadelerini kullandı. – RİZE
]]>MUSTAFA USTA
(SİNOP) – Sinop’ta yaşayan emekli vatandaşlar, hayat pahalılığı nedeniyle maaş artışının yetersiz olduğunu belirterek, geçinemediklerini ifade etti. Emekli Yılmaz Kaya, “Çok sıkıntı var. Bayramlarda çocuklarımıza, torunlarımıza harçlık veremiyoruz. Bu konuda çok mağduruz. Üzerimize başımıza zaten bir şey alamıyoruz. Bir dondurma bile alamıyoruz” dedi. Hikmet Arıkan ise, “Hayat yaşanılmaz ve çekilmez hale geldi. İnsanların hepsi mutsuz ve geçimini sağlayamıyor. Bir an önce bu iktidardan kurtulmak lazım” diye konuştu.
Sinop’ta yaşayan vatandaşlar, en düşük emekli maaşının 12 bin 500 TL’ye çıkarılmasına tepki gösterdi. Emekli Yılmaz Kaya, şöyle konuştu:
“Bayramlarda çocuklarımıza, torunlarımıza harçlık veremiyoruz”
“12 bin 500 lira bugün 10 günlük bir harcama. Şu an en düşük emeklinin 25 veya 30 bin lira civarında alması gerekir. Aslında bu kazanılmış haklar için de 3- 4 sene önce bir karar vardı fakat bu dönem de o yok edildi. Eğer o yok edilmeseydi şu an en düşük emeklinin maaşı 25 bin lira ile 35 bin lira arasında olması gerekiyordu. İnanın artık ay sonunu nasıl getireceğiz diye sürekli düşünüyoruz. Ben 68 yaşındayım. 68 senedir bu böyle. Artık emeklilerin kaderi midir, ya da gelen hükümet bunu mu öngörüyor insanlara bilmiyorum. Çok sıkıntı var. Bayramlarda çocuklarımıza, torunlarımıza harçlık veremiyoruz. Bu konuda çok mağduruz. Üzerimize başımıza zaten bir şey alamıyoruz. Bir dondurma bile alamıyoruz. Daha önce 10 lira olan dondurmaya şimdi 100 lira diyorlar, alamıyoruz. Kıyma fiyatları desen zaten kasabın önünden bile geçemiyoruz. Biz yine kırsal bölgede evde ufak bir bahçe yaptık. Biberi, soğanı oradan alıp idare etmeye çalışıyoruz. Gezme, tozma gibi bir lüksümüz yok.”
“İhtiyacım olmasa 60 yaşında çalışmam”
Emekli Himmet Arıkan, “Değerli bir ücret değil. Bu ücrette hiç kimse yaşayamaz. Kiralar, bu pahalılık yeter artık. Hayat yaşanılmaz ve çekilmez hale geldi. İnsanların hepsi mutsuz ve geçimini sağlayamıyor. Bir an önce bu iktidardan kurtulmak lazım” dedi. Emekli Meliha Kaya, “İnsanların yaşam şartlarına bakarak şöyle bir topluma çıkmaları ve fiyatları görmeleri lazım, ona göre karar vermeleri lazım. Emekli torununa harçlık bile veremez. Özel günlerde hediye bile alamıyor. Bayram gelirken ve doğum günlerinde çocuklara ne yapalım diye kara kara düşünülüyor” ifadelerini kullandı.
Emekli Hasan Engin, “Çok fazla verdiler. Aslında 7 bin 500 lira yapmaları lazım ki sayın büyüklerimiz daha lüks içinde yaşasınlar. Mesela 5 uçakla gideceklerine 10 uçakla gitsinler. Millet nasıl olsa geçinir” dedi. Emekli İshak Urhan, “Bu emekli maaşıyla geçinilmiyor. Açık açık söylüyoruz. Tayyip bey de duysun. Bu maaşla 15 bin lira kira verip de nasıl geçinecek insanlar? Bunlara Cumhurbaşkanı(nın el atması lazım. Ben 60 yaşında emekliyim. Çalışıyorum. İhtiyacım olmasa çalışmam” ifadelerini kullandı.
“12 bin 500 lirayla çay içmeye çıkamazsın dışarı”
Emekli Arif Savaş, “Ben emekli olduğumda benim emekli maaşım asgari ücretin üzerindeydi. Şu anda asgari ücretin yarısı kadar. Emekli maaşları yetmiyor” derken; bir başka emekli vatandaş Cahit Gümüş, “Yeterli bir ücret değil. 12 bin 500 lira ile geçinmek gerçekten çok zor. Türkiye pahalı bir ülke. Zincir marketlerin kontrol edilmesi lazım, denetlenmesi lazım. Maaşlar artıyor ama marketlerdeki ürünlere de zam gelince ne işe yarıyor” ifadelerini kullandı. Emekli Sinan Keskin, “12 bin 500 lirayla çay içmeye çıkamazsın dışarı. Eskiden 50 liraya gittiğimiz yerler şuan da 500 lira. Bir kilogram domates olmuş 60 lira. Kiralar 15 bin lira, asgari ücret 17 bin lira, emekli maaşı 12 bin lira. Ne yapacak insanlar” dedi.
]]>(İZMİR)- İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Ergör, artan hava sıcaklıkları nedeniyle vatandaşları sıcak çarpmasına karşı uyararak “İnsanlar bilinç kaybına kadar gidebilirler. Baygın halde bulabiliriz, sıcak çarpması geçirmiş birisini. O nedenle de çok ciddi etkileri olabilir” dedi. Kronik rahatsızlığı olanlara aşırı sıcaklarda dışarı çıkmamalarını öneren Ergör, klima kullanımından da korkulmaması gerektiğini söyledi.
İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalılığı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Ergör, artan hava sıcaklıklarına karşı vatandaşları uyardı. ANKA Haber Ajansı’na konuşan Ergör, “İnsan vücut ısısının üstüne çıktığı zaman artık vücutta bir terleme refleksi doğuruyor ve sıvı atmaya ve bu şekilde dışarı ortam ısısıyla vücut ısısını dengelemeye çalışıyor vücudumuz. Tabi bu yüksek sıcaklıklara çıkınca insan sağlığına zararlı boyutlara ulaşıyor. Özellikle de riskli gruplar var, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, gebeler, küçük çocuklar, bebekler gibi. Ama bütün insanları da tabii etkileyen bir olumsuz durum” dedi.
Bilinç kaybına neden olabilir
Aşırı sıcakların insan sağlığına olumsuz etkileriyle ilgili bilgi veren Ergör, şunları söyledi:
“Önce sıcak etkisi, sıcak çarpmasından daha önce daha hafif etkilenme olabiliyor ama burada vücutta aşırı terleme oluyor; kalp çarpıntısı, baygınlık hissi. Bu durumda da hemen insanları gölgeye almak lazım ve serinletmeye çalışmak lazım. Kramplar oluşabiliyor. Sıcağa bağlı olarak kaslarda. Çünkü ter kaybederken mineraller de kaybediliyor ve bu minerallerin kaybedilmesi de vücutta bu kramplara neden oluyor. Daha ağır olanı da sıcak çarpması dediğimiz. Burada artık vücut kuru oluyor. İnsanlar bilinç kaybına kadar gidebilirler. Baygın halde bulabiliriz, sıcak çarpması geçirmiş birisini. O nedenle de çok ciddi etkileri olabilir. Küçük çocuklarda isilik dediğimiz, bebeklerde özellikle vücudun kıvrım yerlerinde kızarık döküntüler olabilir. Onlar daha hafif belirtiler.”
Sıcak çarpmasına maruz kaldığında yapılması gerekenleri anlattı
Bir insanın sıcak çarpmasına maruz kaldığında neler yapılması gerektiğine ilişkin ise Ergör, “Hemen serin bir yere almak lazım. Mümkünse işte klimalı ya da vantilatörlü serin bir ortama ve vücudunu soğutmak için soğuk suyla, havlularla bezle kompres yapıp vücut ısısını düşürmeye çalışmak lazım. Üstündeki giysileri mümkünse yakasını açmak, sıkı kolları boğazı varsa onları gevşetmek gerekiyor. O şekilde vücut ısısı düşerek kendisine gelmesini sağlayabiliriz. Tabi ağır durumlarda bir yandan da hemen ambulansla bir sağlık merkezine ulaştırılması lazım” şeklinde konuştu.
“Güneş ışınlarından korunmaya çalışmak lazım”
Sıcak havalara ilişkin vatandaşlara uyarılarda da bulunan Ergör, “İnsanların, mümkün olduğunca her zaman söylenen saat 10: 00 ile 15: 00 saatleri arası gibi en sıcak güneşin ışınlarının en dik geldiği saatlerde çıkmamasını öneriyoruz. Ama zorunlulukları varsa mutlaka şapka, gözlük takarak mümkünse uzun kollu, ince bir pamuklu giysi giyerek sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmaya çalışmak lazım. Yanımızda su bulundurmamız lazım. Mineral kaybına da önlem almak için tuzlu ayran gibi içecekler tüketebiliriz. Güneş altında çalışmak zorunda olan kişilerde mutlaka gözlük, şapka, uzun kolluk kıyafet giyimini dikkat etmeleri gerekiyor. Onun dışında vücudumuz açık yerlerine, yüzümüze yanıklardan da korunmak için güneş kremi kullanmayı öneririz” dedi.
Kronik rahatsızlığı olanlara uyarı
Kronik rahatsızlığı olanların aşırı sıcak havalarda dışarı çıkmaması gerektiğini de ifade eden Ergör, “Sıvı kaybı çok önemli. Yaş ilerledikçe bir böbrek yetmezliği de herkeste başlıyor. Ayrıca da hastalığı olanlar olabilir. Solunum yoluyla ilgili sorunları olanlar olabilir. Yani bu kişilerin mümkünse hiç bu zamanlarda çıkmaması lazım. Ama illa çıkmak zorunda iseler bol sıvı almayı sağlayacak şekilde yanlarında su bulundurmaları lazım ve mümkünse kısa bir süre dışarıda bulunup sonra tekrar serin bir ortama gelmek lazım. Yoksa uzun süren etkilerle mücadele etmek zorunda kalabilirler” dedi.
Riskli grupları açıkladı
Aşırı sıcaklara karşı riskli gruplara yönelik uyarılarda da bulunan Ergör, “Yaşlılık önemli bir risk faktörü. Onun dışında işte hipertansiyonu olanlar, kalp hastalığı olanlar, böbrek yetmezliği olanlar, solunum yolu hastalıkları olanlar riskli kişiler. Gebeler riskli kişiler. Bir de küçük bebekler. Onların da sıvı elektrolit dengesini sağlamaları kolay değil. Onun için en riskliler bu grup. Tabi genç ve sağlıklı kişiler için risk daha az ama onlar da aşırı sıcakların kötü etkilerinden etkilenebilirler” diye konuştu.
“Klimalı ortamlarda bulunmanın bir zararı yok”
Klima kullanımına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Ergör, şunları söyledi:
“Bu sıcaklara karşı vantilatör ya da klima korkusu var bizim ülkemizde. Klimadan çok korkmaya gerek yok. Klimalardan hastalık bulaşır gibi bazı düşünceler var. Yani sürekli belli ortam sıcaklığı, 22-24 dereceye kadar olan sıcaklıkta bir ortamda bulunmak çok sağlıklı, küçük çocuklar için de böyle. Bebekler için de böyle. Onun için ‘hastalık geçecek, klima çarpacak’ gibi kaygılar yerine sürekli aynı ortam, aynı ısı ortamının sağlandığı konfor sağlanabiliyorsa bundan korkmamak lazım. Klimalı ortamlarda bulunmanın bir zararı yok. Ancak büyük su depoları olan klimalardan bazı hastalıklar geçebilir. Belki alışveriş merkezlerinde ya da otellerde ama özellikle ev tipi klimalarda bir sorun yok. Olsa olsa kas tutulması falan gibi şey olur ama akciğer rahatsızlığı ya da enfeksiyonlara neden olmuyor klimalar. Camı aç kapat gibi daha dengesiz gidecek yöntemleri kullanmak yerine sürekli bir ısı regülasyonu sağlanması iyi bir şey.”
]]>
Bir dizi program için Kayseri’ye gelen Erbakan, Filistin’de yaşananları 2 milyar Müslüman’ın film izler gibi izlediğini ve tarihin en büyük soykırımı ile vahşeti yaşanırken elden gelenin yapılamasının gerektiğini belirterek, “Siyonist terör devletinin, terör rejiminin yapmış olduğu katliamlar gündemin önemli bir maddesidir. Siyonizmin nasıl bir mikrop olduğunu rahmetli Erbakan hocamız yıllarca milletimize anlattı. Bundan 30, 40, 50 sene evvel bu gerçeklere işaret etti ve “İnsanlığın çektiği maddi ve manevi sıkıntılara neden olan bir mikrop vardır. Bu mikrop da Siyonizm mikrobudur” dedi. Bugün Gazze’de, Refah’ta bunu çok daha açık bir şekilde görüyoruz. Yıllarca Erbakan hocamız İslam Birliği dedi, İslam dinarı dedi, yeniden büyük Türkiye dedi ve şimdi neden böyle çırpındığını bu manzarayı gördüğümüz zaman çok daha iyi anlıyoruz. Çünkü o hedeflere ulaşamadığımız için bugün 2 milyar Müslüman bu vahşeti maalesef film izler gibi televizyondan izliyor. Oradaki insanların halini görünce gece yastığa başınızı koyamıyorsunuz, uyku uyuyamıyorsunuz. Korkunç bir vahşet, korkunç bir katliam. Bugün Cumhurbaşkanı da Amerika’ya tepki gösteriyor ve diyor ki “Ey Amerika sen de bu katliamdan sorumlusun. Sen de bu işin içindesin” biz de zaten bunu söylüyorduk. Öyleyse bu katliama bu desteği veren Amerika’nın İncirlik Üssü’nü kapatalım. Adana’da hala bu üssün ne işi var? Cumhurbaşkanı İsrail’e tepki gösteriyor. Öyleyse Malatya’daki Kürecik Radar Üssü’nü kapatalım. Şu vahşet karşısında ne yapabiliyorsak yapmamız lazım. Tarihin en büyük soykırımı ve vahşeti yaşanırken elimizden ne geliyorsa yapmamız lazım” dedi.
“Hayvanları toplayalım ama hayatlarına son vermeyelim”
Erbakan sokak hayvanlarının toplatılıp hayatına son verilmesi yerine kısırlaştırıp yaşatılması gerektiğini belirterek, “Gündemdeki diğer önemli bir konu da sokak hayvanlarıyla ilgili konudur. Burada bizim yaklaşımımız peygamberimizin hadis-i şerifi var, ‘Merhamet etmeyene merhamet edilmez’ buyuruyor Peygamberimiz. Evet sokaklarda bir tane başıboş köpek kalmasın. Bunu zaten biz bir proje olarak söyledik. Bunların hepsini toplayalım ama bunları en gelişmiş, en modern alanlarda ki Yozgat Belediyemiz bir tanesini kurmaya başladı ‘Evcil Kent’ adı altında. Buralarda en güzel şartlarda yaşatalım. Kısırlaştıralım ve yaşatalım, onların hayatına son vermeyelim. Çünkü bizim inancımızın temeli bütün mahlukata şefkattir. Müslüman olsun ya da olmasın bütün insanlara şefkat ve aynı zamanda bütün mahlukata şefkat ve merhamettir. Böyle merhametsiz bir yaklaşımı Yeniden Refah Partisi olarak kabul etmiyoruz. Bu hayvanların elbette toplanması lazım, insanların yaşam alanından uzaklaştırılması lazım ama orada veterinerler gözetiminde, uzmanlar gözetiminde en iyi şartlarda yaşamaya devam etmesi lazım. Bununla ilgili az öncede dediğim gibi belediyelerimiz gereken adımları atıyor. Veterinerlerin, uzmanların gözetiminde bir toplama kampı, ölüm kampı değil hayvanların en güzel şekilde yaşamına devam edebileceği evcil kent projemiz var. Biz bu canlara kıyamayız ve bu canları öldüremeyiz. Bunların yaşatılması çok büyük maliyet oluyor deniyor. Kamuda 1 ayda 1 milyon 400 bin TL maaş alan bir müdürümüz 1 milyon maaş alsın. 800 bin TL maaş alan bürokratımız 300 bin TL alsın da bu hayvanlara bir kaynak bulalım. İmtiyazlı holdinglere 128 kez vergi muafiyeti çıkaracağımıza 28 kere çıkaralım da buradan bu hayvanlara bir kaynak bulalım. Bu kadar israfa, faize ve bu kadar imtiyazlı holdinglere trilyonlar aktarırken bu hayvanları yaşatacak kadar paramız yok mu” ifadelerini kullandı.
Fatih Erbakan konuşmanın ardından AK Parti’den Yeniden Refah Partisi’ne geçen yeni üyelerine parti rozetlerini taktı. – KAYSERİ
]]>Olay, saat 16.30 sıralarında Sarıyer Tarabya Mahallesi Pamuk Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, yabancı uyruklu bir şahıs taksici Yaşar Yanıkyürek’in (58) kullandığı 34 TFY 89 plakalı ticari taksiye bindi. Taksici ve yabancı uyruklu şahıs taksi ücreti konusunda tartıştı. Şahıs, Yanıkyürek’i 5 yerinden bıçaklayarak araçtan atıp, araçla birlikte kaçtı. Yanıkyürek’i gören vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri, taksicinin hayatını kaybettiğini belirledi. Olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmalarının ardından Yaşar Yanıkyürek’in cansız bedeni Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Polis ekipleri şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı. Yapılan çalışmalar sonunda şüpheli Y.B. (42) kısa süre içinde olayda kullandığı bıçakla ve taksiyle birlikte yakalandı.
“Taksicilerin kaderi bu olmasın”
Öldürülen taksicinin meslektaşları saldırıya tepki gösterdi. Yaşar Yanıkyürek’in iş arkadaşlarından İlyas Uzun, “Olayın Tarabya’da olduğunu öğrendik. Yabancı uyruklu olduğu iddia edilen kişi para istiyor. Arkadaşımız da direnince öldürüyorlar. Daha sonra kendisini caddeye atıyorlar, arabayı da alıp kaçıyorlar. Bildiğimiz bu şu anda. Bıçakla öldürdüler. Gasp amaçlı biniyorlar. Saldırganlar yakalanmışlar. Şunu söylemek istiyorum; güvenliğimiz klasik sözler gibi yok, el kaldıranı alıyoruz. Güvenlik konusunda kime müracaat edelim, kime bir şeyler söyleyelim? Allah var yukarda, herkesin çocukları var. Sabah işe gittiğimiz zaman gece evimize dönebilelim artık arkadaşlar. Taksicilerin kaderi bu olmasın yani. Bizim talebimiz taksilerimizi daha güvenli hale nasıl getirebiliriz. Bunu bizden daha iyi bilenler var ama bunu uygulamaya getirsinler bir an önce. Yeter artık yani biz ölmek istemiyoruz artık, çoluğumuz çocuğumuz var” ifadelerini kullandı.
Taksici Tuncay Tek, “Cebimizde birkaç yevmiye birikiyor, patronları da göremiyoruz. Tabii biz paraları ayrı ayrı tutuyoruz, bazen bozuk olmuyor, diğer işin parasından para üstü çıkartıyoruz. O anda da yolcu gördüyse tabii toplu parayı, o hamleye yelteniyor. Yakın zamanda üç mermi ile öldürülmüş bir arkadaşımız var. Vatandaşı alıp evine bırakırken arkadan üç tane mermi sıkıyor. Bu güzelliklere, iyiliklere karşı bunlarla mı karşılaşacağız. Parası olan da olmayan da biniyor arabalarımıza. Kesinlikle kimseyi yolda bırakmıyoruz. Şu karşılaştığımız olaylar bizi çok yıpratıyor. Allah rızası için buna bir çare bulunsun. Belediye başkanlarımızdan, yetkililerden, hepsinden rica ediyoruz buna bir önlem alsınlar. Biz de kendimizi bu ölümlerden kurtaralım” şeklinde konuştu.
“Çok dürüst çalışan bir adamdı”
Öldürülen taksicinin iş arkadaşlarından Taner Kiziroğlu, “Hiç kimseye yanlışı olmadı bu zamana kadar, kimseye de yanlış yapmadı. Çok dürüst çalışan bir adamdı, yazık oldu yani. Artık bir an önce bunlara bir çare bulmaları lazım. Ben de 23 yıllık taksiciyim. Herkesin çoluğu çocuğu var. Adamın torunları vardı, yazık günah yani. Artık güvenlikli bir şekilde olsun da kabin mi oluyor ne olursa olsun” ifadelerini kullandı.
“Devletin artık bu taksici cinayetlerine bir el atması lazım”
Gözyaşlarına hakim olamayan Murat Yavuz, “Onun yerinde ben çalışıyordum. Aynı arabada 15 sene çalıştım. Ben geceye geçtim, onu gündüze aldılar. Bir ay oldu daha, kısmet. Çok üzgünüz, çok sevdiğimiz bir arkadaşımızdı. Devletin artık bu taksici cinayetlerine bir el atması lazım. Kabin koyulması lazımsa koyulsun. Bir şeyler yapılması lazım artık” dedi. – İSTANBUL
]]>Kadıköy’de düzenlenen Alevi Canlar Buluşması’na katılan Yılmaz, tarihten bugüne daima farklılıkları zenginlik gördüklerini, hiç kimsenin inancına, yaşam tarzına müdahale etmediklerini, bundan sonra da müdahalede bulunmak gibi bir niyetlerinin olmadığını söyledi.
Yılmaz, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile son aşamaya gelinen Kaygusuz Abdal Alevilik-Bektaşilik İhtisas Kütüphanesi ve Dokümantasyon Merkezi olmak üzere alana dair çalışmaları anlattı.
“Farklılıklarımızdan çok daha fazla benzerliklerimiz var”
Sahada en fazla cenaze hizmetleri ve cemevi görevlileri talebi aldıklarını dile getiren Yılmaz, “Bunlarla ilgili de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Diğer yandan Alevilik ve Bektaşilik konusunda bir ansiklopedi hazırlama projemiz de yine devam ediyor, bittiğinde o da eminim hem Alevi Bektaşi vatandaşlarımız için hem de bu konuları merak eden herkes için önemli bir kaynak oluşturacak.” dedi.
Yılmaz, bugüne kadar olduğu gibi gönül birliği içinde yollarına devam edeceklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Hiç kimsenin bizi bölmesine, ayrıştırmasına, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize zarar vermesine de el birliği içinde müsaade etmeyeceğiz. Bizim kırmızı çizgilerimiz belli; bu ülkenin birliği, beraberliği, hiçbir çocuğumuzun, insanımızın teröre kurban edilmemesi, şiddete kurban edilmemesi. Bunun ötesinde her şey tartışılır, konuşulur, demokratik bir ortam içinde ele alınır, değerlendirilir. Hiç kimse de karşısındakini kendisine benzetmeye çalışmamalı diye inanıyorum. Herkes, karşısındakinin farklılığına saygı duymak, birlikte yaşama kültürüne güç vermek durumunda ama şunu da ifade etmemiz lazım, farklılıklarımızdan çok daha fazla benzerliklerimiz var. Bazen o ortaklıkları, benzerlikleri de ihmal ediyoruz, etmememiz lazım. Bir taraftan o ortak, geniş sevgimizi güçlü tutmamız lazım, diğer taraftan da farklılıklarımıza saygı duyup birbirimizi herhangi bir şekilde zorlamaya, ötelemeye, ayrımcılığa tabi tutmaya da kalkmamamız lazım. İster etnik bazda olsun, ister mezhep bazında, ister başka şekillerde, her türlü ayrımcılığın, her türlü ötekileştirmenin de karşısında olduğumuzu belirtmek isterim. Zaten Alevi inancı, yaklaşımının da odağında insan var aslında.”
Türkiye’nin bölgede çok önemli bir role sahip olduğunu ifade eden Yılmaz, “Türkiye içinde sağlayacağımız bu birlik, beraberlik ruhu, bu farklılıkları zenginlik olarak görme anlayışı, aslında tüm coğrafyamıza, tüm çevremizde yaşayan topluluklara önemli bir yol gösterecektir. Bu sorumluluğumuzun farkında olmalıyız.” dedi.
“Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız”
Yılmaz, Doğu ve Güneydoğu’da geçmişte yaşanan sorunlara dikkati çekerek, bölgede yürütülen çalışmaları ve etkilerini anlattı.
Bu toprakların hamurunun kardeşlikle yoğrulduğunu kaydeden Yılmaz, “Bu topraklarda etnik köken ve mezhep fitneleri ekmeye çalışanların tüm çabalarını birliğimizle, beraberliğimizle, kardeşliğimizle boşa çıkardık bugüne kadar, bundan sonra da boşa çıkaracağız. Hacı Bektaş Veli’nin burada çok çok anlamlı, bugün de her zamankinden daha çok geçerlidir, Sayın Cumhurbaşkanımız da bu sözü her fırsatta tekrarlıyor: ‘Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.’ diyorum.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, yerel seçimlere dikkati çekerek, belli bir coğrafyada yaşayan insanların mahalli ihtiyaçlarını, hizmetlerini karşılamak üzere yerel yönetimlerde rekabet olduğunu, kim daha çok hizmet edecekse, vatandaşların sosyal refahını, yaşam kalitesini arttıracaksa onun tercih edilmesi gerektiğini söyledi.
İstanbul’un sorunlarına işaret eden Yılmaz, “Önümüzdeki dönemde yüz binlerce konutun dönüştürülmesi lazım ve Murat Bey de bu konuda çok ehliyetli bir arkadaşımız. Yıllardır tanırım, sahadaki çalışmalarını da gördük. Diğer yandan ulaşımda da çok güzel projeleri var, raylı sistemlerden yeni kavşaklara, farklı projelerle, tünellerle, farklı uygulamalarla ulaşımda İstanbul’un geçirdiği süreyi çok daha aşağılara çekmeye dönük somut projeler. Bunların hayata geçmesi lazım. Birçok proje var ama ben bu iki konuyu çok önemli görüyorum.” diye konuştu.
Cumhur İttifakı’nın Kadıköy Belediye Başkan adayı Veli Arslan ve Maltepe Belediye Başkan adayı Kadem Ekşi ile Karacaahmet Sultan Dergahı adına Muharrem Ercan’ın da selamlama konuşmaları yaptığı program, soru cevapla devam etti.
]]>‘TÜRKİYE’nin fındık ambarı’ Karadeniz Bölgesi’nde, yaşlı fındık bahçeleri artıyor; gençlerin tarıma ilgisizliği işçi sorununa yol açıyor. ‘Z kuşağı’nın fındık bahçelerine inmediğini belirten Ulusal Fındık Konseyi (UFK) Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, “Bahçelerin genel itibarıyla çok yaşlı olmasından dolayı verim, son derece düştü. Bir de miras hukukundan dolayı fındık bahçelerinde aşırı parçalanma olması, bahçeye ilgiyi azalttı” dedi.
Türkiye’de 741 bin hektarlık alanda üretimi gerçekleştirilen fındıkta, zirai don ve istilacı böcek tehditlerinin yanı sıra yaşlanan bahçelerde rekolte kayıplarının önüne geçilmesi için çalışmalar yapılıyor. Fındıkta verim ile kaliteyi artırma projeleri kapsamında sökülen ağaçların yerine yenileri dikiliyor, istilacı türlere karşı da biyolojik mücadele veriliyor. Fakat yenilenmesi gereken bahçelerin bakımsız kalması, fındıkta verimli üretim sürecine geçilmesini geciktiriyor. Dünya pazarının büyük kısmını elinde bulunduran, ‘Türkiye’nin fındık ambarı’ Karadeniz Bölgesi’nde, yaşlı fındık bahçeleri artıyor; gençlerin tarıma ilgisizliği işçi sorununa yol açıyor.
‘GENÇLERE BAHÇEYİ SEVDİRMEK LAZIM’
UFK Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, “En büyük korkumuz, Z kuşağı dediğimiz gençlerin bahçeye inmeme ihtimaliydi; şu anda bunu yaşıyoruz. Arazi yapısının küçülmüş olması artık doğrudan geçimi sağlayamayacak düzeyde. Özellikle Trabzon bölgesinde son yılların en verimsiz fındık üretimi dönemini yaşıyoruz. Doğrudan gelirin elde edileceği yapı sağlanmadığı takdirde bu verim kaybı devam edecek. Bir de gençler artık rahat bir ortam arıyor, bahçeye inmemelerinde onun da etkisi var. Ama gençlere bahçeyi sevdirmek lazım, Avustralya’da, Yeni Zelanda’da bunun örnekleri var. Bu ülkelerde zengin kesim, üretici kesimi. Türkiye’nin de bir an önce arazilerini en verimli şekilde kullanabilecek altyapıyı oluşturması gerekiyor” diye konuştu.
‘GENÇLERE TEŞVİK VERİLSİN’ ÖNERİSİ
‘Z kuşağı’nın devlet marifetiyle teşvik edilmesi gerektiğini söyleyen Arslantürk, “Bahçelerin genel itibarıyla çok yaşlı olmasından dolayı verim, son derece düştü. Bir de miras hukukundan dolayı fındık bahçelerinde aşırı parçalanma olması, bahçeye ilgiyi azalttı. Devletin fındıkta bir an önce en az 40 dekarlık bir alanda üretim yapan bir yapıyı oluşturması lazım ki fındıktan doğrudan geçim sağlayan üreticileri de oluşturabilelim. Bu doğrultuda bir de ‘Z kuşağına’ ekstra bir teşvik vererek, onları da tarımla buluşturalım. Bunu yaparsak, hesaplarımıza göre yaklaşık 150 bin kişiyi istihdam etmiş oluruz. Fındıkta verimi artırarak, maliyetleri düşürüp, dünyadaki rekabet gücümüzü de yükseltmiş oluruz. Hedefimiz olan 5 milyar dolar ihracat gelirine de ulaşmış oluruz” dedi.
‘ZORUNLU SÖKÜMÜN GETİRİLMESİ LAZIM’
Yaşlanan fındık bahçelerinin sökülmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Arslantürk, “Çay tarımında yapıldığı gibi zorunlu sökümün getirilmesi lazım. Bunun miktarı yüzde 3 ya da 5 olur; ama yaşlı bahçelerin Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde mutlaka yenilenmesi gerekiyor. Bu yenileme yapılırken de iklime daha uygun çeşitlerin tercih edilmesi lazım. Verim değerlendirmesi iyi yapılarak iklim değişikliğine daha kolay adapte olan türlerin belirlenmesi lazım” diye konuştu.
]]>“İstanbul’un yeni barajlara ihtiyacı var”
“Barajlar yüzde 50’nin üzerinde ancak rehavete sevk etmemeli”
İSTANBUL – İstanbul’un barajlarındaki doluluk oranı yüzde 52,37 olurken Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, tasarrufun elden bırakılmaması gerektiğini belirterek, “Barajlarımızda şu anda yüzde 50’nin üzerinde doluluk var ama rehavete sevk etmemeli. Barajların kapasitesi 868 milyon metreküp, İstanbul’un barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor. Yıllık en az 1 milyar 200 milyon metreküpün üzerinde suya ihtiyacımız var. Artık İstanbul’un nüfusunun artışını durdurmak lazım, İstanbul’un yeni barajlara ihtiyacı var” dedi.
İstanbul’un barajlarındaki doluluk oranı geçtiğimiz haftalarda yüzde 10’lu rakamlara kadar düşerken, bazı barajlar ise tamamen kurumuştu. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 4 Ocak itibariyle barajlardaki doluluk oranı yüzde 52,37 oldu. Oran nedeniyle rehavete kapılmamak gerektiğine dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, son duruma ilişkin konuştu. Özdemir, megakentin barajlarının tamamen dolu olsa da 1 yıllık su ihtiyacını karşılamaya yetmeyeceğini söyleyerek uyarılarda bulundu. Öte yandan barajlardaki 4 Ocak tarihli doluluk oranları ise şöyle; Ömerli Barajı: Yüzde 69,82, Darlık Barajı: Yüzde 63,73, Elmalı Barajı: Yüzde 84,71, Terkos Barajı: Yüzde 43,82, Alibey Barajı: Yüzde 61,5, Büyükçekmece Barajı: Yüzde 43,97, Sazlıdere Barajı: Yüzde 35,57, Istrancalar Barajı: Yüzde 44,84, Kazandere Barajı: Yüzde 41,77, Pabuçdere Barajı: Yüzde 25,1.
“İstanbul’un barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor”
Barajlardaki son duruma ilişkin açıklamalarda bulunan İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, “Tabi ki sevindirici şu anda yağışlar alıyoruz, geçen sene çok kötüydü. Bu eylüle kadar müthiş bir kuraklık, susuzluk vardı. Barajlarımızda şu anda yüzde 50’nin üzerinde doluluk var ama bizi rehavete sevk etmemesi lazım çünkü İstanbul’un nüfusu çok yüksek. 5 milyon civarında araç var, bunların kullandığı yakıt, petrol türevleri maalesef İstanbul’da bir ısı adası oluşmasına sebep oluyor. İstanbul’da suyun önemi büyük, barajlarımız yüzde 50’nin üzerinde, diyelim ki tamamen doldu, kapasitesi şu anda 868 milyon metreküp günde 3,2 milyon metreküp su kullanıyoruz. İstanbul’un şuandaki barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor. İSKİ ne yapıyor; Melen, Yeşilçay, Istranca, şuradan buradan İstanbul’a su takviyesi yapıyor ki ancak yetsin. 365 güne vurduğunuzda en az 1 milyar 200 milyon metreküpün üzerinde yıllık suya ihtiyacımız var. Barajlarımız 868 milyon metreküp olduğuna göre demek ki yetmeyecek hemen hemen yüzde 50’ye yakın su ihtiyacımızı dışarıdan karşılamak zorundayız. Artık İstanbul’un nüfusunun artışını durdurmak, göçü önlemek lazım. İstanbul’un şuandaki durumu baraj yapmaya müsait olmayabilir, buna yetkililer karar verecektir ama İstanbul’un yeni barajlara ihtiyacı var. Bu barajların yanı sıra halkın, belediyelerin de muhakkak yeni yapılan binalara şart koşması lazım. Yağmur sularının biriktirilmesi, su sarnıçlarının oluşturulması lazım, yani yağan yağmuru biriktirmek gerekiyor. Geri dönüşüm sularını kullanmak lazım. Yolların kenarlarına belli aralıklarla su depoları yapılabilir, denize akıtacağımıza bu alanlarda toplamamız lazım” dedi.
“Yağışlar kesildiği an hızlı bir şekilde azalacak”
Tasarruf büyük önem taşıdığına vurgu yaparak sözlerine devam eden Özdemir, “Kuraklık devam ediyor şu anda yağışlı gibi gözüküyor ama eski kışlara göre bu yağışların daha etkili olması gerekiyordu. Yağışlar çok kısa bir zamanda vuruyor, geçiyor. Pek ümit içinde olmamamız, tasarrufa çok önem vermemiz lazım. Evlerde, kullanılan cihazlarda, musluktan akan sularda kullanırken çok dikkatli olunması lazım çünkü bu suyun barajlarımızda kalması lazım. Barajların etrafında çok yerleşim yeri var, buraların tamamen yeşil alana dönüştürülmesi lazım. Yetkililer, İstanbul’u susuz bırakmayacaktır, devletimiz çok güçlü bir devlet. Susuz kalır mıyız, kalmayız ama zorluk çekebiliriz, günlerce suyumuz akmayabilir. Susuz kaldığımızda da bulaşıcı hastalıklar kol gezecektir; kolera, tifo, uyuz gibi cilt hastalıklarına kadar ki İstanbul’da çok hızlı bir şekilde yayılacaktır. Pandemiden daha kötü olma ihtimali olabilir. Bunu yaşamamak için tedbirimizi almamız lazım. Bütün kuruluşlar, fertler dahil olmak üzere üzerimize düşen görevi yapmamız lazım. Doluluk, çok kısa bir zamanda yüzde 15’lere kadar düştü hatta bazı barajlar tamamen kurudu. Bu şekilde giderse yüzde 50’ye güvenmeyeceğiz diyelim ki yağışlar kesildiği an hızlı bir şekilde azalacaktır” dedi.
]]>İstanbul’un barajlarındaki doluluk oranı geçtiğimiz haftalarda yüzde 10’lu rakamlara kadar düşerken, bazı barajlar ise tamamen kurumuştu. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (İSKİ) verilerine göre 4 Ocak itibariyle barajlardaki doluluk oranı yüzde 52,37 oldu. Oran nedeniyle rehavete kapılmamak gerektiğine dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, son duruma ilişkin konuştu. Özdemir, megakentin barajlarının tamamen dolu olsa da 1 yıllık su ihtiyacını karşılamaya yetmeyeceğini söyleyerek uyarılarda bulundu. Öte yandan barajlardaki 4 Ocak tarihli doluluk oranları ise şöyle; Ömerli Barajı: Yüzde 69,82, Darlık Barajı: Yüzde 63,73, Elmalı Barajı: Yüzde 84,71, Terkos Barajı: Yüzde 43,82, Alibey Barajı: Yüzde 61,5, Büyükçekmece Barajı: Yüzde 43,97, Sazlıdere Barajı: Yüzde 35,57, Istrancalar Barajı: Yüzde 44,84, Kazandere Barajı: Yüzde 41,77, Pabuçdere Barajı: Yüzde 25,1.
“İstanbul’un barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor”
Barajlardaki son duruma ilişkin açıklamalarda bulunan İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Meteoroloji Mühendisi, Dr. Öğr. Üyesi Güven Özdemir, “Tabi ki sevindirici şu anda yağışlar alıyoruz, geçen sene çok kötüydü. Bu eylüle kadar müthiş bir kuraklık, susuzluk vardı. Barajlarımızda şu anda yüzde 50’nin üzerinde doluluk var ama bizi rehavete sevk etmemesi lazım çünkü İstanbul’un nüfusu çok yüksek. 5 milyon civarında araç var, bunların kullandığı yakıt, petrol türevleri maalesef İstanbul’da bir ısı adası oluşmasına sebep oluyor. İstanbul’da suyun önemi büyük, barajlarımız yüzde 50’nin üzerinde, diyelim ki tamamen doldu, kapasitesi şu anda 868 milyon metreküp günde 3,2 milyon metreküp su kullanıyoruz. İstanbul’un şu andaki barajları tam dolu olsa dahi yetmiyor. İSKİ ne yapıyor; Melen, Yeşilçay, Istranca, şuradan buradan İstanbul’a su takviyesi yapıyor ki ancak yetsin. 365 güne vurduğunuzda en az 1 milyar 200 milyon metreküpün üzerinde yıllık suya ihtiyacımız var. Barajlarımız 868 milyon metreküp olduğuna göre demek ki yetmeyecek hemen hemen yüzde 50’ye yakın su ihtiyacımızı dışarıdan karşılamak zorundayız. Artık İstanbul’un nüfusunun artışını durdurmak, göçü önlemek lazım. İstanbul’un şu andaki durumu baraj yapmaya müsait olmayabilir, buna yetkililer karar verecektir ama İstanbul’un yeni barajlara ihtiyacı var. Bu barajların yanı sıra halkın, belediyelerin de muhakkak yeni yapılan binalara şart koşması lazım. Yağmur sularının biriktirilmesi, su sarnıçlarının oluşturulması lazım, yani yağan yağmuru biriktirmek gerekiyor. Geri dönüşüm sularını kullanmak lazım. Yolların kenarlarına belli aralıklarla su depoları yapılabilir, denize akıtacağımıza bu alanlarda toplamamız lazım” dedi.
“Yağışlar kesildiği an hızlı bir şekilde azalacak”
Tasarruf büyük önem taşıdığına vurgu yaparak sözlerine devam eden Özdemir, “Kuraklık devam ediyor şu anda yağışlı gibi gözüküyor ama eski kışlara göre bu yağışların daha etkili olması gerekiyordu. Yağışlar çok kısa bir zamanda vuruyor, geçiyor. Pek ümit içinde olmamamız, tasarrufa çok önem vermemiz lazım. Evlerde, kullanılan cihazlarda, musluktan akan sularda kullanırken çok dikkatli olunması lazım çünkü bu suyun barajlarımızda kalması lazım. Barajların etrafında çok yerleşim yeri var, buraların tamamen yeşil alana dönüştürülmesi lazım. Yetkililer, İstanbul’u susuz bırakmayacaktır, devletimiz çok güçlü bir devlet. Susuz kalır mıyız, kalmayız ama zorluk çekebiliriz, günlerce suyumuz akmayabilir. Susuz kaldığımızda da bulaşıcı hastalıklar kol gezecektir; kolera, tifo, uyuz gibi cilt hastalıklarına kadar ki İstanbul’da çok hızlı bir şekilde yayılacaktır. Pandemiden daha kötü olma ihtimali olabilir. Bunu yaşamamak için tedbirimizi almamız lazım. Bütün kuruluşlar, fertler dahil olmak üzere üzerimize düşen görevi yapmamız lazım. Doluluk, çok kısa bir zamanda yüzde 15’lere kadar düştü hatta bazı barajlar tamamen kurudu. Bu şekilde giderse yüzde 50’ye güvenmeyeceğiz diyelim ki yağışlar kesildiği an hızlı bir şekilde azalacaktır” dedi. – İSTANBUL
]]>