(ANKARA) – Ankara’nın Mamak ilçesinde öğrencilerin camiye sabah namazına çağrılmasının ardından, yeni bir gelişme de Bursa’da yaşandı. Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara gönderilen bir yazı ile öğrenciler kız ve erkekler ayrı camilere yıl sonu etkinliğine davet edildi. Hukukçular ve eğitimciler, İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün kararına, “Laikliği ve bilimselliği savunmaya devam edeceğiz” tepkisini gösterdi.
Ankara Mamak Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nce okullara gönderilen yazıyla, ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında LGS’ye girecek öğrenciler ve velileri sınav öncesi sabah namazına çağırılmıştı.
“Kız ve erkek ayırımı”
Ankara’nın ardından bir benzer olayda Bursa’da yaşandı. Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara gönderilen bir yazı ile öğrenciler kız ve erkekler ayrı camilere yıl sonu etkinliğine davet edildi. Etkinliğin gönüllülüğe dayalı ve veliden izin belgesi olması koşuluyla yapılacağı belirtildi.
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na aykırılık teşkil etmiyor”
Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Bektaş imzasıyla yayımlanan yazı şöyle:
“İlçe Müftülüğü’nün ilgi (a) Protokole istinaden; (ÇEDES) “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” Kapsamında 12/06/2024 tarihinde saat 13.00’te İlçemiz Fetih Cami’sinde Erkek öğrencilere yönelik, 13/06/2024 tarihinde saat 13.00’te Kız öğrencilere yönelik Ensar Cami’sinde Yıl Sonu Etkinliği düzenlemek istediklerine ilişkin ilgi yazı ve program ekte sunulmuştur.
İlçe Müftülüğü’nün düzenlemek istediği ÇEDES Yıl Sonu Etkinliği programı kapsamında okullarımızda ilgili kulüp öğrencilerin gönüllülük esasına dayalı, ücretsiz olarak ve veli izin belgesi alınması kaydıyla, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Milli Eğitim Temel Kanunu ile Türk Milli Eğitim genel amaçlarına uygun olarak, ilgili yasal düzenlemelerde belirtilen ilke, esas ve amaçlara aykırılık teşkil etmeyecek ve eğitim-öğretimi aksatmayacak şekilde, denetimleri ilgili Okul Müdürlükleri tarafından gerçekleştirilmek üzere öğrencilerin katılımı Müdürlüğümüzce uygun görülmektedir.”
Hukukçular ve eğitimciler tepkili
Laiklik Meclisi Sözcüsü hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Eğitim-İş Sendikası Bursa Şube Başkanı Yeliz Toy, ilçe milli eğitim müdürünün kararını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.
“Gün geçmiyor ki laik eğitim konusunda bir aykırılık ve ÇEDES adı altında çağdışı değerlerle okulların, öğrencilerin kuşatılması konusunda bir işlem ortaya çıkmasın” diyen Eminağaoğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Mamak İlçesi derken şimdi de Gürsü İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ait olduğu kamuoyuna yansıyan yazı içeriklerinden 2023 Şubat ayından bu yana Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında bir protokol imzalanıp ÇEDES adı altında yıl sonunda da ülkenin her yerinde öğrencilerin kızlı ve erkekli olarak camilere götürüldüğü ortaya çıkmıştır. Bunun anlamı, ÇEDES yoluyla bir yandan imamlar okula sokulmuş, öte yandan öğrenciler de camiye taşınır olmuştur. Öğrenciler için yıl sonundaki bu etkinliklerde veli istek koşulu aranacağı belirtilip meşru bir görüntü amaçlanmış ise de, uygulamada bu durum manevi bir zorlama, dolayısıyla mecburi hal almaktadır. Bu durum yaşanan örneklerle sabittir.”
“Anayasanın değişmez maddeleri bile delik deşik edilmiştir”
Eminaoğlu, açıklamasının devamında “Laik eğitim anayasanın, anayasanın değişmez hükümlerinin gereği olmasına, bu konuda ülkemiz hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bile bulunmasına rağmen, genelge ve uygulamalarla anayasanın değişmez maddeleri bile delik deşik edilmiştir. Anayasa’daki laik eğitim maddelerine bağlı kalmayan, o maddelerden rahatsız olan, o maddeleri tanımayan bir siyasi iktidar, kuşkusuz yeni anayasa söyleminde bu konudaki anayasa maddelerini de hedefine koyacaktır” şeklinde konuştu.
Yeliz Toy da “Geçmiş yıllarda sene sonu etkinlikleri kapsamında öğrencilerimizin yıl boyunca edindikleri bilgi ve becerileri sundukları kültürel ve sanatsal etkinlikler sergileniyorken, Yeni Türkiye’de bilim, kültür, sanat okuldan kovuluyor; öğrenciler tarikat ve cemaatlerin yöntemleriyle siyasi ve dini propagandaya alet ediliyor” dedi.
“Laikliği ve bilimselliği savunmaya devam edeceğiz”
“Bursa’da ÇEDES kapsamındaki çalışmalar, özellikle yoksul emekçi ailelerin yaşadığı Gürsu ilçemizde yoğunlaşmaktadır” diyen Toy, şunları kaydetti:
“Geçmişte Gülen cemaati gibi yapıların hedef aldığı yoksul emekçi aile çocukları bu kez ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ile hedef alınmaktadır. Aynı örgütlenme modeline sahip çıkıldığını gösteren bu uygulamalar kaygımızı artırmaktadır. Gülen cemaatinden miras kalan modeli uygulama hevesindeki bu kamu yöneticilerinin geçmişleri iyi araştırılmalıdır. Bilinçaltlarına yerleşmiş olan bu ve benzeri FETÖ yöntemlerini uygulamaları engellenmelidir.”
Toy açıklamasının devamında, “Cumhuriyet devrimimizin bize miras bıraktığı aydınlanmacı, ilerici, çağdaş değerlerin etrafında, laikliği insanlığın en kıymetli birikimlerimden kabul eden bir anlayışla; din ve siyaset propagandası yapan, okullarımızı ve çocuklarımızı buna alet eden kişilere geçit vermeyeceğiz. Laik, bilimsel, kamusal eğitimi, çağdaş değerleri, Cumhuriyeti ve bize kazandırdığı birikimi savunmaya, korumaya devam edeceğiz” ifadesine yer verdi.
]]>(İZMİR) – Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağının geri çekilmesini istedi. Müfredat taslağının bilimi, bilimsel ve çağdaş eğitimi reddettiğini ifade edilen açıklamada “Bu müfredat derhal geri çekilmeli ve tüm paydaşların hazırlık sürecine dahil edildiği şeffaf, bilimsel, çağdaş, evrensel bir müfredat hazırlık süreci başlatılmalıdır” denildi.
Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya gelerek, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağının geri çekilmesi için basın açıklaması düzenledi. Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) adına açıklamayı Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat yaptı.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında sunduğu müfredat taslağı ile eğitim ve ders programlarının laik ve bilimsel temelinin tahrip edildiğini söyleyen Kalafat, “Pek çok sorunu bulunan ve çocuğun üstün yararını hedeflemesi gereken Milli Eğitim Sistemi temel hak ve özgürlükleri, evrensel ilkeleri ve yeni gelişmeleri esas alarak daha bilimsel, çağdaş ve evrensel kriterler çerçevesinde iyileştirilmesi gerekirken maalesef yıllardır tam aksi yönde müfredatta, yönetmeliklerde yapılan değişiklikler, protokoller, iş birlikleri eliyle eğitim ve ders programlarının laik ve bilimsel temeli de adım adım tahrip edilmektedir. Bu tahribatlar çocuklarımızın akademik, psikolojik, bilişsel, moral ve sosyal gelişimlerine telafisi mümkün olmayan büyük zararlar verdiği gençliğimizin güncel umutsuzluğundan anlaşılmaktadır. Ülkemiz gençliğinin durumu buyken MEB’in cilalanmış isimle açıkladığı müfredat taslağı ile zaten çok örselenmiş olan özgürlükçü, eleştirel, eşitlikçi, demokratik, laik, bilimsel, evrensel eğitim boyutları bir kez daha hedef alınmaktadır” dedi.
“DİNE DAYALI EĞİTİMİ ESAS ALAN BİR ÖĞRETİM PROGRAMI AMAÇLANDIĞI HİSSEDİLMEKTEDİR”
Müfredata “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adının verilmesinin eğitime siyaset katarak ideolojik bir tercih olduğunu ifade eden Kalafat, “Eğitimin siyaset üstü olarak ele alınması bir ülke için hayati öneme sahipken tüm itirazlara kulak asmaksızın 2014 tarihinde önce Maarif Müfettişleri Başkanlığı’nın kurulması, Maarif Modeli’ ne uygun müfredat değişimi açıklamalarının ve Maarif söyleşilerinin yaygınlaştırılması ile uzun süredir “eğitimden maarife, öğretmenden muallime, öğrenciden talebeye, bilimden irfana” açıklamaları eşliğinde laik eğitimi hedef alan, maarif, köklerden geleceğe, erdem- değer-eylem vurguları eşliğinde dine dayalı eğitimi esas alan bir öğretim programı amaçlandığı hissedilmektedir” diye konuştu.
“ÇAĞDAŞ, BİLİMSEL EĞİTİM REDDEDİLMEKTE”
Yeni müfredat taslağına göre, çağdaş, bilimsel eğitimden uzaklaşıldığını ve Anayasa’nın laiklik ilkesinin ve Medeni Kanunun da reddedildiğini söyleyen Kalafat, “Müfredatta kazanımların “ayet ve hadisler ışığında” ele alınması, kadınların çalışma hayatında olmasının, evlilik yaşının yüksekliğinin, kreş ve bakımevlerinin aile için bir tehdit, sorun olarak görülmesine kadar onlarca içerikle açıkça çağdaş, bilimsel eğitim reddedilmekte, hatta daha da ötesi Anayasa’nın laiklik ilkesi ve Medeni Kanunun da reddedildiğini ortaya koymaktadır” dedi.
“MÜFREDATTA LAİKLİK, LAİK, BİLİMSEL, ÇAĞDAŞ EĞİTİM, KARMA EĞİTİM KARŞITI İSİMLER ÖĞRETİM PROGRAMLARINDA REFERANS ALINMAKTADIR”
Hazırlanan müfredatla Tevhid-i Tedrisat’ı değiştirmenin, karma eğitim ve zorunlu eğitim hakkının kaldırılmasının hedeflendiğini öne süren Kalafat, “Türkiye Yüzyılı hedefleri çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “Bütüncül Eğitim: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Öğretim Programları Geliştirme Çalıştayları”nın katılımcılarının, müfredat taslağında “diğer paydaşlar” diye belirtilen isimlerin, STK adı altındaki tarikat yapılarının hazırladıkları raporlar, yazılarda bu müfredatla Tevhid-i Tedrisat’ı değiştirmenin amaçlandığı, karma eğitim hakkının hatta sonrasında zorunlu eğitimin kaldırılmasının hedeflendiği vurgulanmaktadır. Kültür ve medeniyetimize yön veren isimler denilerek müfredatta laiklik, laik, bilimsel, çağdaş eğitim, karma eğitim karşıtı isimler öğretim programlarında referans alınmaktadır” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
“ÖZNESİNİN ÖĞRENCİ OLMADIĞI BİR MÜFREDAT TASLAĞIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Müfredat taslağının öğretmenlere, akademisyenlere, velilere rağmen kapalı kapılar ardında hazırlandığının da altını çizen Kalafat, “Öznesinin öğrenci olmadığı bir müfredat taslağıyla karşı karşıyayız. Dokuz günlük görüş verme süresinin akılcı, mantıklı bir karşılığı olduğunu veliler olarak düşünmüyoruz. Bu kadar kısa bir sürede tüm taslağın, ders içeriklerinin biz veliler ve öğretmenler tarafından okunabilmesi, incelenebilmesi bile mümkün değildir. Kaldı ki bu görüşler kamuoyuna açıklanacak mıdır, gelen görüşler değerlendirmeye alınacak mıdır gibi çok sayıda sorunun cevapsız bırakılması da taslağın görüşe açılmasının yalnızca müfredata demokratik bir görüntü verme algısı yaratmaya çalışmak olduğunu da göstermektedir” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Bilimi, bilimsel, çağdaş eğitimi reddeden bir müfredatın ülkenin geleceğinin de kaybedilmesi anlamına geldiğini söyleyen Kalafat, “Bu farkındalık ve hissiyatla çocuklarımızın geleceğine ve eğitim haklarına sahip çıkmaya, çocuklarımızın ve memleketimizin geleceğini savunmaya devam edeceğiz. Bu müfredat derhal geri çekilmeli ve tüm paydaşların hazırlık sürecine dahil edildiği şeffaf, bilimsel, çağdaş, evrensel bir müfredat hazırlık süreci başlatılmalıdır” diye konuştu.
]]>
MELTEM KARAKAŞ
Atatürkçü Düşünce Derneği ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Eskişehir Şubeleri tarafından 3 Mart Devrim Yasaları’nın kabul edilişinin 100’üncü yıldönümü nedeniyle tören düzenlendi.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Eskişehir Şubeleri tarafından 3 Mart Devrim Yasaları’nın kabul edilişinin 100’üncü yıldönümü nedeniyle tören düzenlendi. Vilayet Meydanı’nda yapılan tören, Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başladı ve saygı duruşu ile İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti.
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN NİTELİKLERİ ‘LAİK, DEMOKRATİK VE SOSYAL HUKUK DEVLETİ’ OLARAK KESİNLEŞTİRİLMİŞTİR”
Daha sonra basın açıklaması yapan ADD Eskişehir Şube Başkanı Cihan Taşar, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“1 Kasım 1922’de Saltanatın Kaldırılması ve 29 Ekim 1923’de Cumhuriyetin İlanı devrimlerinin hemen ardından 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen 3 Temel Devrim Yasası, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Laik Hukuk Devleti’ niteliğini belirleyen ilk adımdır. Bu 3 yasa; Şeriye, Evkaf ve Erkanı Harbiye Vekaletlerinin kaldırılarak yerlerine Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Genelkurmay Başkanlığı’nı kuran 429 sayılı yasa, çok başlı eğitime son veren 430 sayılı Tevhidi Tedrisat (Eğitim Birliği) Yasası ve halifeliği kaldıran 431 sayılı yasadır. 3 Mart Yasaları ile başlayan aydınlanma devrimi; şeriye mahkemelerini kaldıran, devlet yönetiminde şeriat hükümlerini yasaklayıp evrensel hukuk kurallarını getiren ve çağdaş yargı sistemini kuran 8 Nisan 1924 tarih ve 469 sayılı ‘Mehakimi Şeriyenin İlgasına (Şeriat mahkemelerinin kaldırılmasına) ve Mehakimin Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanun’, Tekke ve Zaviyeleri kapatıp Tarikatları yasaklayan 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanun, 17 Şubat 1926’da kabul edilen 743 sayılı Türk Medeni Kanunu ve diğer Devrim Kanunları ile tamamlanmış, böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri ‘Laik, Demokratik ve Sosyal Hukuk Devleti’ olarak kesinleştirilmiştir.
“BUGÜN DEVRİM YASALARI YOK SAYILMAKTA, LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ TEHDİT ALTINDADIR”
100 yıl sonra geldiğimiz noktada bugün devrim yasaları yok sayılmakta, laik Türkiye Cumhuriyeti tehdit altındadır. Eğitim gericileştirilmiştir. Osmanlı’yı batıran bilim düşmanı kafaların 100 yıl sonra şerit ve hilafet çağrılarıyla ortalığa dökülmesine göz yumulması, anayasal kurumların işlevsizleştirilmesi, cumhuriyet eğitim sisteminin 100 yıl öncenin çağ, akıl ve bilim dışı çıkmazında soluksuz bırakılması ne büyük gaflet ne affedilmez dalalet ne tarifsiz acıdır. Atatürk’ün ‘eğitimdir ki bir milleti ya özgür ya bağımsız, şanlı, yüksek topluluk şeklinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder’ sözleriyle yaşamsal önemine işaret ettiği bilimsel eğitim sistemi yeniden hayat bulmadan aydınlanma devrimleri yeniden devletin temeline yerleştirilmeden cumhuriyet kuruluş ayarlarına dönmeden hiçbir sorunumuzu aşamayacağımız artık anlaşılmalıdır. Siyaset kurumunu, yargı, yasama, yürütme organlarını ve her düzeydeki devlet yöneticilerini uyarıyoruz. Bu gidiş iyi gidiş değildir. Sonu Afganistan olmaktır. Irak, Suriye, Lübnan gibi kana bulanmaktır. Atatürk’ün ‘tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din örtüsü altındaki küfür ve delaletten gelmiştir’ uyarısını unutmayın. Bindiğiniz dalı kesmeyin. Atatürkçü Düşünce Derneği cumhuriyetin 101’inci ve 3 Mart devrim yasalarının 100. yılında bu felaketli gidişe son vermek için tek çarenin bir an önce Atatürk’ün akıl ve bilim yoluna girmek olduğu inancı ve kemalizmin namus sesini yurdumuz semalarına bir sis çanı gibi asarak milletimizle birlikte yeniden Atatürk cumhuriyetine ulaşmak kararlılığı ile gençliğe hitabeden aldığı görevinin başındadır.”
“DEVRİM YASALARI TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN SAĞLAM TEMELLERE OTURTULMASI AÇISINDAN ÖNEMLİDİR”
ÇYDD Eskişehir Şube Başkanı Sevgi Akmen ise şunları söyledi:
“TBMM’nde kabul edilen yasayla halifelik kaldırıldı, öğrenim birliği yasası kabul edildi, din işleri ve vakıflar bakanlığı kaldırıldı. Bu üç yasanın her biri çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temellere oturtulması açısından çok önemlidir ve devrim niteliğindedir. Halifeliğin kaldırılması laik demokratik sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlıklar seviyesine yükselme hedefinin önünü açmıştır. Alınan kararların şeriat kurallarına uyun olup olmadığını denetleyen din işleri ve vakıflar bakanlığının kaldırılması, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılarak laik devlet anlayışının hakim kılınması sağlanmıştır. Öğrenim birliği yasası ile eğitimin din kurallarından koparılması ile akıl ve bilimi esas alan çağdaş eğitim modelinin esas alınmasını sağlamıştır. Yapılan düzenleme ile misyoner okulları tek çatı altında toplanmış ulusal laik ve çağdaş eğitim anlayışı benimsenmiştir.”
]]>KAMERA: HAKAN KAYA
Bir grup, sosyal medya hesabından yaptığı “şeriat” paylaşımı nedeniyle önce gözaltına alınan ardından da çıkarıldığı mahkemece serbest bırakılan avukat Feyza Altun hakkında Çağlayan Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu. Adliye çıkışında açıklama yapan gruba, yoldan geçen bir bir kadın “Türkiye laik kalacak zaten” dedi. Bu sırada grup üyeleri, kadına tepki gösterdi, alandan ayrılmasını istedi, “Türkiye laik midir laiktir. Laik mi kalacaktır? Allah bilir” ifadelerini kullandı. Feyza Altun, “Şeriat dediğiniz şey sokaklarda kadın taşlayan Taliban aklıdır benim için” sözleriyle suçlamalara yanıt vermişti.
Hayırların Fethi Derneği (HAYFED), KADİMDER ve 73 Selamet Kuşağı Akıncıları üyesi bir grup, sosyal medya hesabından şeriat paylaşımı nedeniyle avukat Feyza Altun hakkında Çağlayan Adliyesi’ne giderek suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusunun ardından grup, adliye önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Grup adına açıklama yapan HAYFED Derneği yöneticisi Nusret Oktar, Feyza Altun’un yeniden yargılanmasını isteyerek, “Feyza Altun yalnız değildir diye algı yapıyorlar, hastag açıyorlar. Türkiye laiktir laik kalacak diyorlar. Peki mevzu bu değil ki” dedi.
AÇIKLAMA SIRASINDA TEPKİ
Bu sırada yoldan geçen bir bir kadın “Türkiye laik kalacak zaten” dedi. Bu sırada grup üyeleri, kadına tepki gösterdi, kadının alandan ayrılmasını istedi.
“TÜRKİYE LAİK Mİ KALACAK ALLAH BİLİR”
Açıklamasına devam eden Oktar şöyle konuştu:
“Feyza Altun sizin şeriatınıza bilmem ne diyor. Biz onun için buradayız. Türkiye laik midir, laiktir. Laik mi kalacaktır? Allah bilir. Bu ülke yüzlerce sene şeriatla yönetildi ardından da laiklikle yönetiliyor. Yarına kimin çıkacağı belli değilken sen ebedi olarak laik kalacak niye dayanarak dersin”
“DİNİ DEĞERLER İÇİN KORUMA KANUNU GETİRİLSİN”
Meclisten dini değerler için koruma kanununun geçirilmesini isteyen Oktar, “Yüzde 99 Müslüman denen ülkede Allah’a, kitaba, Resulullah’a küfür edince bizim buraya gelip dava açmamız mı lazım? Nasıl Atatürk’ü koruma kanunu varsa, nasıl cumhurbaşkanlığına küfür ediliyor o küfürü eden hapse atılıyorsa biz Allah’a koruma kanunu, Resulullah için de koruma kanunu, dinlerimiz, değerlerimiz için de koruma kanunu çıkartılsın istiyoruz. Bu kadın bizim dinimize, kitabımıza sövmüştür. Biz işlem istiyoruz, sonuç istiyoruz. Bu konuda meclisten kanun çıksın istiyoruz. Allah’a, kitaba ve dini değerlere Hristiyan olsun, Yahudi olsun kimin inancı olursa olsun onlara küfür etmek, hakaret etmek dinen yasak olsun.” dedi.
NE OLMUŞTU?
Sosyal medya hesabından yaptığı şeriat paylaşımı nedeniyle Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan soruşturma başlatılan avukat Feyza Altun tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmiş, hakimlikte işlemlerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
“ŞERİAT KADIN TAŞLAYAN TALİBAN AKLIDIR BENİM İÇİN”
Feyza Altun da gözaltına alındığı saatlerde, kimseyi rencide etmeyi düşünmediğini vurgulamış, “Bugüne kadar hiçbir inançla ilgili en ufak rencide edici şey yazmadım yazmam da. Kimsenin dini inancı, hangi din olursa olsun onu yaşama biçimi beni ilgilendirmez. Şeriat dediğiniz şey sokaklarda kadın taşlayan Taliban aklıdır benim için. Bu bağlamda sözümün de arkasındayım. Bu ülkede de o rejim uygulanmayacak. Bu ülkede modern laik hukuk kuralları geçerlidir. Şeriat istemek anayasal düzeni tehdittir ve suçtur” demişti.
]]>