BBC’nin doğrulama servisi BBC Verify tarafından analiz edilen görüntüler Askerden Arındırılmış Bölge (DMZ) içindeki arazinin de temizlendiğini gösteriyor. Uzmanlar bunun Güney Kore ile uzun süredir devam eden ateşkesin ihlali anlamına gelebileceğini söylüyor.
İki ülke, aralarında barış anlaşması imzalamadıkları için teknik olarak savaş halinde. DMZ ise Kuzey ve Güney Kore arasında 4 km genişliğinde bir tampon bölge. İki tarafa bölünen DMZ’nin iki yanında ülkeler kendi taraflarını kontrol ediyor.
Uzmanlara göre bu son hareketlilik “olağandışı” ve iki ülke arasındaki gerilimin arttığı bir döneme denk geliyor.
Seul merkezli NK News adlı haber sitesinin muhabiri Shreyas Reddy, “Bu noktada Kuzey Kore’nin sınır boyunca askeri varlığını ve tahkimatını güçlendirmek istediğini tahmin edebiliriz” diyor.
BBC Verify, Kuzey Kore’nin bölgede yaptığı değişiklikleri incelemek üzere sınırın 7 km’lik bir bölümünün yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerini elde etti.
Bu görüntüler, DMZ yakınlarında bariyerlerin dikildiği en az üç bölümü gösteriyor ve sınırın doğu ucuna yakın toplamda yaklaşık 1 km’lik bir alanı kapsıyor.
Sınırın diğer kısımlarında da bariyer inşa edilmiş olması muhtemel.
Bölgeden daha önce yüksek çözünürlüklü görüntülerin bulunmaması nedeniyle inşaatın tam olarak ne zaman başladığı bilinmiyor. Ancak Kasım 2023’te çekilen bir görüntüde bu yapılar görünmüyor.
BBC’nin konuştuğu Seul’deki Asan Politika Çalışmaları Enstitüsü’nde askeri ve savunma uzmanı olarak görev yapan Dr. Uk Yang, “Kişisel değerlendirmeme göre [Kuzey Kore] ilk kez bir yeri diğerinden ayıran bir bariyer inşa ediyor” dedi.
Dr. Yang, Kuzey Kore’nin 1990’larda savaş çıkması ihtimaline karşılık tankların ilerlemesini engellemek için tanksavar duvarları inşa ettiğini hatırlatıyor. Ancak bu son görüntülerde Kuzey Kore’nin 2-3 metre yüksekliğinde duvarlar ördüğünü belirten akademisyen, “Bunlar tanksavar duvarlarına benzemiyor” diyor.
Uydu görüntülerini inceleyen Dr. Yang, “Duvarların şekli, sadece tanklara engel olmayı değil, bir alanı bölmeyi amaçladıklarını gösteriyor” diye ekliyor.
DMZ’nin Kuzey Kore tarafında arazinin temizlendiğine dair kanıtlar da var.
Sınırın doğu ucunda son uydu görüntülerinde yeni oluşturulmuş bir bağlantı yolunun olduğu da görülüyor.
DMZ’nin kesin kuzey sınırını gösteren yukarıdaki harita için BBC’nin sınır haritalamayla ilgili araştırmasını benimsedik. Bunun nedeni, sınırın mevcut haritalarında küçük farklılıklar olması. Ancak bulabildiğimiz tüm versiyonlar arazi temizliğinin DMZ içinde gerçekleştiğini gösteriyor.
Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir yetkili, kısa süre önce yaptığı bir basın açıklamasında, ordunun “taktik yolların güçlendirilmesi, mayın döşenmesi ve çorak arazilerin temizlenmesi” ile ilgili devam eden faaliyetleri tespit ettiğini söyledi.
DMZ’nin Kuzey Kore kontrolündeki tarafının dışındaki yerlerde arazilerin temizlendiğine dair haberler daha önce de çıkmıştı.
Kore Üniversitesi Ilmin Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Prof. Dr. Kil Joo Ban, “Arazi temizliği hem askeri hem de askeri olmayan amaçlarla yapılabilir” diyor.
Prof. Dr. Kil Joo Ban söz konusu temizliğin “Kuzey Kore’nin Güney Kore’deki askeri faaliyetleri izlemesi” ve “sınırdan Güney Kore’ye geçmeye çalışan sığınmacıları” tespit etmesi için “gözlem noktalarının kolayca kurulmasına olanak sağladığını” da sözlerine ekliyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin Asya ve Kore’den Sorumlu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Victor Cha’ya göre ise, “DMZ’de önceden istişare edilmeden yapı inşa etmek alışılmadık bir durum ve ateşkesin ihlali anlamına gelebilir.”
Kore Savaşı 1953 yılında, her iki tarafın da “askerden arındırılmış bölge içinde, bu bölgeden ya da bu bölgeye herhangi bir düşmanca eylemde bulunmama” taahhüdünde bulunduğu bir mütarekeyle sona ermişti. Ancak nihai bir barış anlaşması yapılmamıştı.
Yeniden birleşme yıllardır olası değil. Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong Un da bu yıl ülkesinin artık bu emelin peşinden gitmeyeceğini açıkladı. Öncesinde ise Kuzey Koreli liderlerinin hedefi hep bu olmuştu.
Bazı uzmanlara göre bu açıklamalar “örneğine rastlanmamış” türden. Yine bazı uzmanlar da Kim’in bu yılın başında Güney Kore’yi “baş düşman” olarak nitelendirmesini önemli bir politika değişikliği olarak gördü.
O zamandan bu yana Kuzey, iki ülkenin birliğini temsil eden bazı anıtları yıktığı gibi hükümet web sitelerindeki yeniden birleşmeye ilişkin referansları da silmeye başladı.
Kings College London Avrupa ve Uluslararası Çalışmalar Bölüm Başkanı Dr. Ramon Pacheco Pardo, “Kuzey Kore’nin Güney’den gelecek bir saldırıyı engellemek için daha fazla bariyere ihtiyacı yok. Ama Kuzey bu sınır bariyerlerini dikerek yeniden birleşmeyi istemediğinin sinyalini veriyor” diyor.
Bazı uzmanlar da bunun Kim’in daha geniş çaplı eylemleriyle uyumlu olduğunu söylüyor.
Oxford Üniversitesinde Kore Yarımadası araştırmacısı Dr. Edward Howell, “Kuzey Kore, Amerika Birleşik Devletleri ya da Güney Kore ile müzakere etmek istiyormuş gibi bile yapmıyor ve Japonya’nın son zamanlardaki görüşme girişimlerini de geri çevirdi” diyor.
Dr. Howell, “Kuzey Kore’nin Rusya ile ilişkilerinin daha sıcak bir hale gelmesiyle birlikte, bu yıl iki Kore arasında provokasyonlar artarsa şaşırmamalıyız” diye ekliyor.
]]>Park bu şişeleri yaklaşık on yıldır gönderiyordu ama Güney Kore Haziran 2020’de Kuzey Kore karşıtı malzemelerin sınır ötesine gönderilmesini yasakladığı için bunu açıktan yapamıyordu.
56 yaşındaki Park, “Aynı milletin insanları açlıktan öldüğü için şişeleri gönderiyoruz. Bunun neresi yanlış?” diye soruyor.
Geçtiğimiz Eylül ayında Anayasa Mahkemesi yasağı iptal etti. Ancak Park hemen dikkatleri üzerine çekmek istemedi. Aylarca bekledikten sonra nihayet gün ışığında plastik şişeleri tekrar göndermek için 9 Nisan’ı seçti. O gün denizde gelgitin kuvvetli olması bekleniyordu. Böylece şişeler Kuzey’e daha hızlı ulaşabilirdi.
“Bu benim yeniden faaliyete geçmem demek” diyen Park 26 yıl önce Kuzey Kore’den iltica etti. Babası Kuzey Kore için çalışan bir casustu, ama Güney’e kaçmaya karar vermesiyle tüm ailesi de iltica etmek zorunda kaldı.
Kuzey Kore yönetimi, bir karalama kampanyası başlatarak her birinin peşine düşeceğini ima etti.
Park, Kuzey Kore’de yaşarken sokaklarda açlıktan ölen insanların cesetlerini görmüştü.
Ama Çin’e sık sık seyahat eden bir misyoner ona silahlı askerlerin Hwanghae eyaletine inerek hasat mevsiminde tüm tahılları alıp götürdüklerini ve çiftçilerin açlıktan öldüğünü anlattığında hayrete düşmüştü.
Pirinç üretimiyle bilinen bölgede açlıktan ölen birini daha önce hiç duymamıştı.
2015 yılında Park, Hwanghae eyaletine plastik şişeler içinde erzak göndermek için eşiyle birlikte Kuen Saem’i kurdu.
Yüksek gelgitlerin zamanlaması konusunda yerel kayıkçılara ve Kore Okyanus Bilimi ve Teknolojisi Enstitüsü’ne danıştılar. Suyun daha hızlı aktığı günlerde erzaklar dört saatte Kuzey Kore’ye ulaşabiliyor.
İki litrelik plastik şişeye bir kg pirincin yanı sıra K-pop şarkıları, Crash Landing on You gibi Kuzey’de geçen diziler, iki Kore’yi karşılaştıran videolar ve İncil’in dijital bir kopyasını taşıyan USB’ler de bulunuyor.
Bilgisayar ve cep telefonu gibi elektronik cihazlar yaygınlaştığından, Park bu tür içerikleri tüketmenin Kuzey Koreliler için zor olmayacağına inanıyor.
“Pek çok kişi Kuzey Kore’de elektrik olmadığını düşünüyor ama Çin üzerinden gelen çok sayıda güneş paneli olduğunu duydum, bunlar özellikle yaz aylarında pilleri şarj etmek için kullanılabilir.”
Bazen şişelerin içine bir ABD doları da konuyor. Şişeyi bulanlar bunu Çin ya da Kuzey Kore para birimiyle değiştirebiliyor. Geçen yıl itibariyle resmi döviz kuru bir ABD doları için 160 Kuzey Kore wonuydu. Karaborsadaki döviz kuru ise 50 kattan fazla.
Pandemi sırasında Park ve eşi, Kuzey Kore’nin kapalı bir ülke olduğu ve gerekli malzemeleri elde edemeyebileceği düşüncesiyle, çok ihtiyaç duyulan ağrı kesici ve maske gibi malzemeleri şişelerle göndermişti.
Ancak çift, Aralık 2020’de yürürlüğe giren yasak nedeniyle şişeleri gizlice gönderiyordu.
Aylar önce Kim Jong-un’un kız kardeşi Kim Yo-jong, Kuzey Kore karşıtı broşürler gönderen aktivistlere karşı bir uyarı yayımlayarak onları Koreler arası anlaşmaları ihlal etmekle suçladı.
Günler sonra Kuzey Kore, askerden arındırılmış bölgeye yakın bir kasaba olan Kaesong’daki son derece sembolik ortak irtibat ofisini havaya uçurdu.
Yasa oldukça tartışmalıydı.
Karşıtları yasayı “Kim Yo-jong kararnamesi” olarak adlandırıp eski Cumhurbaşkanı Moon Jae-in hükümetini Kuzey’i yatıştırmaya çok hevesli olmakla eleştirirken, yetkililer yasayı sınır bölgelerinin güvenliğini korumak ve iki Kore arasındaki ilişkileri istikrara kavuşturmak için çıkardıklarını söyleyerek savundu.
Park ise o dönemi, “Bize suçlu muamelesi yapıldı” diye anımsıyor ve “Neredeyse üç yıl boyunca polis karakoluna gidip geldim. Kendimi bitkin ve eziyet çekmiş hissediyordum” diye yakınıyor.
Yasağın kaldırılmış olsa da Park için şişe göndermek daha da zorlaştı. Kiliseler ve insan hakları örgütlerinin bağışları kesildi. Kuzey’den gelen diğer birkaç sığınmacı da bu şişeleri ülkelerine göndermek için her seferinde kişi başına 200 bin won (147 dolar) veriyor.
Park’ın faaliyetleri nedeniyle güvenliklerinin riske atıldığını düşünenler de var. Bu yüzden yasak sonrası yerel halkla ilişkileri bozuldu.
Daha önce çoğu insan ne yaptıklarına ilgi göstermiyordu ve hatta yakındaki bir köyün muhtarı bile onlara şişeleri atacakları en iyi noktaları tavsiye ediyor ve bazen onlara katılıyordu.
Bu kez ise şişeleri ondan fazla güvenlik görevlisinin gözetimi altında atmak zorunda kaldı. Kolluk kuvvetleri arabuluculuk yapmaya hazır olsalar da şişelerin içinde gizli ya da hassas bir şey olup olmadığını Park’a sorup durdular.
Park her şeye rağmen pes etmeyi düşünmedi ve duyduğu bir olayı anlattı:
“Bir keresinde bir Kuzey Korelinin şişenin içindeki pirinçten şüphelendiğini ve pilav yapıp bir köpeğe yedirdiğini duymuştum. Köpek sağlam kaldığı için o kişi pirinci yemiş ve iyi kalite olduğunu anlayınca pirinci yüksek fiyata satmış ve karşılığında mısır gibi ucuz mahsullerden bol miktarda satın almış.”
2023’ün başlarında Kuzey’den iltica eden dokuz kişilik bir aile, şişeleri aldıklarını ve başka bir ilticacı aracılığıyla Park’a bir teşekkür mesajı gönderdiklerini söyledi. Dört yıl önce başka bir kadın sığınmacı da şişeleri göndererek hayatını kurtardığı için Park’a teşekkür etmişti.
Park ise alıcıların hiçbiriyle şahsen tanışmış değil. Sadece insanlara yardım etmek istediğini, amacının övgü almak olmadığını söylüyor.
“Kuzey Koreliler dış dünyadan kopuk. Muhalefet etmenin sonuçlarından korkup devlete sorgusuz sualsiz itaat ediyorlar. Bu onlara yardım etmek için yapabileceğim en basit şey” diye açıklıyor.
]]>Salı gecesi Güney Kore’nin çeşitli şehirlerinde, altlarına çöp dolu plastik torbalar bağlı en az 260 balon tespit edildi. Güney Koreli yetkililer halkı evlerinden çıkmamaları konusunda uyardı.
Bu, Kuzey Kore yönetiminin Güney Koreli bazı örgütler tarafından gönderilen ve içlerinde Pyonyang karşıtı broşürlerin olduğu balonlara yönelik bir misillemeydi. Kuzey Kore bunun uyarısını da birkaç gün öncesinden yapmıştı.
BBC Korece Servisi’nden Hyojung Kim, iki ülke arasında yarım asırdan fazladır süregelen propaganda savaşını kaleme aldı.
Savaş sırasında 2,8 milyar broşür atıldı
Kuzey ve Güney Kore arasında balonlarla dağıtılan broşürlerin geçmişi 1950’lerdeki Kore Savaşı’na dek uzanıyor. Balonlarla dağıtılan bu nesnelere genelde Korece “pira” adı veriliyor.
Uygulama teknik olarak, Birleşmiş Milletler (BM) güçlerinin psikolojik savaşın bir parçası olarak Kuzey’in üzerine broşürler bırakmasıyla başladı.
Buna karşılık Kuzey Kore de BM güçlerini hedef alan broşürler dağıttı.
Ateşkes anlaşmasının imzalandığı 27 Temmuz 1953 tarihine kadar toplam 2,8 milyar broşür atıldı. Bunların 2,5 milyarı Güney Kore ve BM güçleri tarafından dağıtılırken, Kuzey Kore ve Sovyetler Birliği 300 milyon broşür attı.
Atılan bu broşürlerin tamamı, tüm Kore Yarımadası’nı 20 kereden fazla örtebilirdi.
Broşürlerin çoğu dikkat çeksin diye parlak renkliydi. Ağırlıklı olarak da kırmızıydı.
Teslim olmaya teşvik eden mesajlar vardı. Bazı broşürlerde , ellerinde tutanlara koruma teminatı verilen “güvenlik garantileri” de veriliyordu.
‘Kendini öven’ mesajlar
Her iki taraf arasında çatışmaların durmasını sağlayan 1953 ateşkes anlaşmasından sonra bile bildiri dağıtımı devam etti.
Bu broşürler iki ülke liderlerini ve hükümetlerini eleştiren içeriklerle doluydu.
1960’lar ve 70’lerde Kuzey Kore’nin broşürleri Pyongyang’ın gelişimini vurguluyor ve Başkan Kim Il-sung’un başarılarından söz ediyordu.
1970’lerde Kuzey Kore broşürleri “Kuzey’e gelen askerlere” “garantili hak ve özgürlükler, işe yerleştirme, lüks konutların ücretsiz tahsisi, yaşam ödeneği ve nakit ödüller” gibi birçok vaatte bulunuyordu.
1970’lerde bazı Güney Koreliler broşürleri okuduktan sonra, ekonomik koşullarının daha iyi olduğu yönünde bir düşünceye kapılarak Kuzey Kore’ye iltica etmişti.
1980’lere kadar Güney Koreli öğrencilerin Kuzey Kore tarafından gönderilen broşürleri toplaması yaygındı. Bunları okullara ya da polis karakollarına götürmek onlara kalem, defter ve diğer okul malzemeleri dahil pek çok ödül kazandırabiliyordu.
Hatta devlet daireleri, casusları ihbar eden ya da Güney Kore karşıtı broşür toplayanlara ödül verileceğine dair ilanlar bile yayımladı.
İki taraf arasındaki ekonomik durum tersine döndükçe, bu sefer de bu konuyu Güney Kore kendi Kuzey Kore karşıtı broşürlerinde kullanmaya başladı.
1988 Seul Olimpiyatları sırasında “Doyana kadar yemek yemek istemiyor musunuz?” gibi sloganlar doğrudan bu değişime işaret etmek için kullanıldı.
Duraklama dönemi
Hem Kuzey hem de Güney Kore, 1991 Koreler Arası Temel Anlaşma ve 2000 Koreler Arası Düşmanca Eylemlerin Durdurulması Anlaşması’nın imzalanmasının ardından bildiri dağıtım faaliyetlerini resmen durdurdu.
Güney polisi 2007 yılında Kuzey Kore propaganda malzemelerinin toplanması ve taşınmasını düzenleyen yönetmelikleri yürürlükten kaldırarak, bu tür malzemelerin teslim edilmesi karşılığında okul malzemeleri de dahil olmak üzere verilen ödülleri fiilen sona erdirdi.
Resmi olarak desteklenen broşür dağıtımı sona ermiş olsa da broşürler tamamen ortadan kalkmadı.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Myung-bak döneminde iki taraf arasındaki ilişkiler bozulmaya başladığında, karşılıklı eleştiri ve psikolojik savaş da yeniden başladı.
Broşürler bir kez daha iki Kore üzerinde uçmaya başladı.
Hoparlörle sınırda yapılan propaganda
2000’li yıllardan beri Güney Kore’deki sivil örgütler Kuzey Kore karşıtı broşürlerin gönderilmesinde başı çekti. Ayrıca küçük kaplarda noodle, banknot halde bir ABD doları gibi Batılı ürünleri de yine broşürlerle diğer tarafa gönderdiler.
Kuzey Kore karşıtı broşürlerin dağıtımı 2010 yılında Cheonan donanma gemisinin batmasından sonra önemli ölçüde arttı.
Güney’deki Park Geun-hye yönetimi, Kuzey Kore’nin Ocak 2016’da gerçekleştirdiği dördüncü nükleer denemeye yanıt olarak Kuzey’e yönelik hoparlör yayınlarını da yeniden başlattı.
Sınırdaki hoparlörlerden yapılan bu yayınlar, Kuzey Kore’deki insan hakları ihlalleriyle ilgili haberleri içeriyordu. Ayrıca kültürel değişimin parçası olarak da Kore pop müziği de çalınıyordu.
Buna karşılık Kuzey Kore de Güney Kore karşıtı broşürlerin dağıtımına yeniden başladı. Bu broşürlerin çoğunda Washington’un Kuzey Kore politikasını ve Güney Kore’deki siyasi durum eleştiriliyordu.
27 Nisan 2018 tarihinde Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-un Panmunjom Deklarasyonunu açıkladı.
Her iki lider de “ 1 Mayıs’tan itibaren Askeri Sınır Hattı boyunca hoparlör yayınları ve bildiri dağıtımı da dahil olmak üzere tüm düşmanca eylemleri durdurma” konusunda anlaştı.
Buna rağmen, Özgür Kuzey Kore için Savaşanlar gibi Güney Koreli sivil örgütler bildiri dağıtımına devam etti.
O sırada Kim Jong-un’un kız kardeşi Kim Yo-jong, Güney Kore hükümetinin “çirkin durumu engelleyememesi halinde Koreler arası ilişkilerin daha da kötüleşebileceği” uyarısında bulundu.
]]>“Songbun” adı verilen bu sert sistemde bireyler, Kim hanedanlığına yakınlık ya da karşıtlık düzeyine göre belli sosyal sınıflara ayrılıyor.
Korece’de köken ya da soy anlamına gelen “Songbun” sisteminde kişinin konumu; doğum yeri, gıda ve sağlık hizmetlerine erişim için gidebileceği bölgeler, hangi eğitim kurumlarında ya da işlerde çalışabilecekleri gibi hayatlarının pek çok alanını etkiliyor.
Kuzey Koreli akademisyen ve aktivist Yeonmi Park’ın ifadesiyle bu, “Değerinizin atalarınız ve akrabalarınızın faziletleri ya da kusurlarına bağlı olarak belirlendiği” bir sistem.
Sosyalist rejim altında tüm vatandaşlarına eşit fırsatlar sunduğunu savunan Pyongyang yetkilileri varlığını reddetse de, ülkeden kaçanlar ve bazı uzmanlar, geçtiğimiz yıllarda bu sınıf sisteminin varlığını doğrulayan pek çok tanıklık ve belgeye ulaştıklarını öne sürüyor.
20’inci yüzyılın ilk yarısında Kore, Japonya’nın sömürüsü altındaydı ve kabaca dört sınıfa ayrılıyordu: Soylular, kıdemli teknisyenler, halk ve toplumdan aforoz edilenler.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kore, Japonya’nın sömürgesi olmaktan çıkıp komünist Kuzey ve kapitalist Güney olarak ikiye bölündü. Bu ayrılma, Kore Savaşı (1950-53) ile perçinlendi ve iki rakip devlet arasında aşılamaz bir sınır oluştu.
Kuzey Kore’yi kuran, ülkenin ilk lideri Kim Il Sung (şimdiki lider Kim Jong Un’un dedesi), Sovyetler Birliği lideri Joseph Stalin’in çizgisindeki bir proletarya sistemini savunduğu iddiasıyla diktatörlük rejimini sağlamlaştırdı.
İdeolojiye bağlı bir fişlemeye ve sürekli tasfiyelere dayalı bu yapıda, bazı insanlar ve bazı aileler şüpheli konumundaydı.
Öte yandan ailesinde Japonya’ya ya da Güney’e karşı savaşmış eski askerler, veya Komünist Parti üyesi olanlar, avantajlı sınıfa düşüyordu.
Dindarlar, Güney Koreli akrabaları bulunanlar, büyük ya da küçük toprak sahipleri ile tüccarlar ise muhtemel vatan hainleri olarak görülüyordu.
Uzmanlara göre 1960’lı yıllarda hükümet, soy geçmişine göre vatandaşları sınıflara ayıran kapsamlı devlet kayıtlarını tamamladı.
‘Haeksim’: Rejime sadık olanlar
Çoğunluğu ülkeden kaçmış olan Kuzey Koreli bazı uzmanlar, Songbun sisteminde üç ana sınıf olduğunu, bazıları ise alt kategorilerin sayısının 50’ye ulaştığını söylüyor.
“Öz” ya da “çekirdek” anlamına da gelen “haeksim” ismi verilen bu üst sınıftakiler, Kim hanedanlığına bağlılığı bilinen, güvenilir bulunan vatandaşlar.
Japonya sömürgeciliğine karşı ya da Kore Savaşları’nda savaşmış olanlar ile, kendisi ya da bir aile bireyi tek partide yetkili veya üye olanlar da bu gruba dahil. On yıllar boyunca Kim ailesine sıkı bir şekilde sadık kalmış olanlar da öyle.
Bu sınıftakilere tanınan belli ayrıcalıklar var. En gelişmiş şehirlerde yaşayabiliyor, üniversiteye gidebiliyor, en iyi hastanelerde tedavi görüp, en iyi işlerde çalışabiliyorlar.
Önemli bir bölümü başkent Pyonyang’da yaşama hakkına da sahip. Kuzey Kore nüfusunun yaklaşık yüzde 12’si bu şehirde yaşıyor ve önemli bir bölümü bu sınıfa tabi.
Yeonmi Park, burada iktidara yakınlığı olan ailelerin başka ülkelere seyahat etmek ve çocuklarını Çin, Rusya ve Avrupa’ya okumaya yollamak gibi olanakları bulunduğunu ifade ediyor.
‘Choktae’ ya da ‘düşmanlar’
Ayrıcalıklı sınıfın zıttı olan “Choktae” sınıfındakiler ise, “düşman” gibi görülen ve rejimin “kirletilmiş kana sahip” insanlar olarak gördüğü kişilerdi.
Toprak sahibi ve tüccarların çocukları ve torunları, Hristiyanlar, Kore Savaşı’nda Güney’de savaşanlar ve Japon imparatorluğu Kore’yi işgali sırasında destek olanlar, yani Kuzey Kore’deki “komunist rejimin geleneksel düşmanı” olarak gördüğü insanlar bu sınıfta sayılıyor.
‘Choktae’, Hindistan’da yıllardır sistemik olarak ayrımcılığa uğrayan “Dokunulmazlar” ya da “Paryalar”a benzetiliyor. Nitekim onlar da gıda ve elektrik gibi ihtiyaçlara erişemedikleri kırsal bölgelerde yaşamak zorunda kalıyor, en zor işlerde çalışıyor ve çoğunlukla eğitim göremiyorlar.
Park, bu sınıftakilerin Pyonyang’a ayak basmasının dahi güç olduğunu; ömrü de daha kısa olan bu insanların neredeyse sürekli olarak gözetim altında tutulduklarını belirtiyor.
Çocukların önemli bir bölümü sabahları ideolojik telkin amaçlı eğitimler alıyor, günün kalanında da madenler ve tarlalarda çalışıyor.
‘Dongyo’: İki sınıfın ortasındakiler
En üst ve en alt sınıfın ortasındaki ‘Dongyo’dakilerin aileleri rejime düşman olarak görülmüyor. Ancak aile öyküleri düşünüldüğünde hanedanlığın gözünde tamamen “alnı ak” da sayılmazlar.
Rejime bağlılıkları ya belirsiz ya da kuşkulu.
Sunulan ayrıcalıklar sınırlı olsa da, bu sınıfta çok sayıda alt grup da olduğu değerlendiriliyor.
Mesela “temiz” bir aile öyküsüne sahip olan bir ‘Dongyo’, Pyongang sınırlarına yakın bir yerde hayat kurabilir ya da devlet kademelerinde ya da ortalama işlerde çalışabilir. Bazıları da, görece daha kaliteli okullarda eğitim görebilir.
Bu sınıfta olup ‘Düşman’ statüsüne yakın olan biri ise bu olanaklardan yoksun.
Uzmanlara göre nüfusun yüzde 40’ına yakınını oluşturan ‘Dongyo’lar Kuzey Kore’de en kalabalık sosyal sınıfı oluşturuyor; ‘Haeksim’ ve ‘Choktae’ gruplarının her biri de, nüfusun yüzde 30’arlık kısmını.
Ancak resmi belgelerin büyük bir gizlilik içinde tutuluyor olması, sınıfsal oranları net bir şekilde belirlemeyi zorlaştırıyor.
Peki insanlar statülerinin ne olduğunu nereden öğreniyor? Bu bilgiler nasıl kayda geçiriliyor? Bir kişinin bir gruptan başkasına geçmesi mümkün mü?
Songbun kayıtları devlet, yerel yönetimler ve polisin elinde.
Yeonmi Park, Kuzey Kore vatandaşlarının, yaşamlarını doğrudan etkileyen bu sistemi hep akıllarının bir yerinde tuttuklarını belirtiyor. Aileler, yaşadıkları yerler, çalıştıkları işler ve erişebildikleri eğitim ve sağlık kurumlarına bakarak, hangi sınıfa düştüklerini anlayabiliyorlar.
Bazıları ise, hangi Songbun’a ait olduklarını bilmek istiyor ve polis ya da devlet yetkililerine rüşvet verip kayıtlara ulaşmaya çalışıyor. Özellikle de evlilik hazırlığında olanlar.
Eğer bir kişinin statüsü evleneceği kişiden daha yüksekse, otomatik olarak alt tabakadaki eşinin statüsüne eşitleniyor.
Geçtiğimiz yıllarda bazı Kuzey Koreliler, özellikle de Çin sınırına yakın bölgelerde olanlar, karaborsa üzerinden ticaret yaparak belli bir servet elde ettiler. Bu kişilerin çoğu “düşman” grubunda sayılıyor.
Bu insanların rüşvet verseler dahi sınıf atlayamayacağını söyleyen Park, “Kaderinizi değiştirmek adına hiçbir şey yapamazsınız çünkü atalarınızı siz seçmiyorsunuz” diye vurguluyor.
Park, Kim yönetiminin bu sistem üzerinden büyük bir sosyal denetim sağladığını söylüyor:
“Eğer ailenizde biri bir yanlış yaparsa, hepiniz bundan sorumlu oluyorsunuz. Birey, sadece kendisi için kendinden sorumlu değil; aynı zamanda gruptakileri de düşünmek zorunda. Bu da, bireyselliğin sonunu getirdiği gibi, en ufak bir muhalefet çabasının da önüne geçiyor”.
]]>Kim hakkındaki tek bilinmeyen de bu değil. 2011 yılında iktidara gelen Kuzey Kore lideri hakkında cevaplanmamış beş soruyu derledik.
1. Kim Jong Un ne zaman doğdu?
Kim’in doğum tarihini kesin olarak bilmiyoruz.
Oxford Üniversitesi Siyaset Bilimi öğretim üyesi Dr. Edward Howell, “Doğduğu yılla ilgili pek çok tartışma var; 1982, 1983 ya da 1984 olabilir” diyor.
Doğum günü olduğu varsayılan 8 Ocak, Kuzey Kore’de normal bir iş günü iken, babası Kim Jong İl’in doğum günü her yıl 16 Şubat’ta Parlayan Yıldız Günü olarak kutlanıyor.
Büyükbabası Kim Il Sung’un 15 Nisan’daki doğum günü de Güneş Günü olarak kutlanıyor.
Ancak daha geniş aile konusunda pek çok ayrıntı gizemini koruyor.
Kuzey Kore uzmanı Dr. Howell, Kim’in üvey kardeşleri olduğunu ve bunlardan biri olan Kim Jong Nam’ın 2017 yılında Malezya’da suikasta kurban gittiğini söylüyor.
Kim Jong Un’un babasının en az dört farklı partneri olduğu iddia ediliyordu; ancak ilişkileri çoğunlukla gözlerden uzak tutuldu.
Annesi Ko Young Hui’nin Japonya’da doğduğu ve 1960’larda dansçı olarak çalışmak üzere Kuzey Kore’ye gittiği düşünülüyor.
2018 yılında, Ko Young Hui’nin 1973 yılında Japonya’yı ziyareti sırasında çekilmiş fotoğrafları bulundu.
2. Kim Jong Un’un eşi kim?
Bu konuda da net bilgi yok. Ri Sol Ju adında bir eşi olduğu biliniyor, ancak ne zaman evlendiklerine dair kesin bilgi yine yok; 2009’da evlenmiş olabileceklerine dair spekülasyonlar var.
Ri Sol Ju hakkında çok az şey biliniyor. Bir performans sırasında Kim’in dikkatini çeken eski bir şarkıcı olduğuna dair söylentiler gündeme gelmişti.
Bu isimde bir Kuzey Koreli sanatçı var ama aynı kişi oldukları hiçbir zaman resmi olarak teyit edilmedi.
İstihbarat yetkililerinden alıntı yapan bir milletvekili, Ri Sol Ju’nun 2005 yılında Asya Atletizm Şampiyonası için Kuzey’in amigo takımında Güney Kore’yi ziyaret ettiğine ve Çin’de şarkıcılık eğitimi aldığına inandıklarını söyledi.
Kuzey Kore, Ri’nin Kim’in eşi olduğunu söylemenin ötesinde herhangi bir ayrıntı vermedi.
3. Kim Jong Un’un kaç çocuğu var?
Burada, kesinleştirilmesi zor bir başka aile ayrıntısıyla karşı karşıyayız.
Ri Sol Ju’nun hamile olduğuna dair spekülasyonlar 2016 yılında bir süre gözden kaybolmasının ardından başladı, ancak hiçbir zaman resmi olarak doğrulanmadı.
Daha önceki iki çocuğunun 2010 ve 2013 yıllarında doğduğuna inanılıyor, ancak herhangi birinin erkek olup olmadığı ve dolayısıyla potansiyel bir halef olup olmadığı bilinmiyor.
Kuzey Kore lideri, yaklaşık 10 yaşındaki kızı Kim Ju Ae ile birçok kez kamuoyunun karşısına çıktı.
“Çocuklarının hikayesini hala tam olarak bilmiyoruz” diyen Howell, Kim Jong Un’un yakın arkadaşı olan ABD’li eski basketbol yıldızı Dennis Rodman’ın 2013 yılında verdiği bir röportajda kızının adını açıkladığını hatırlatıyor.
Kuzey Kore uzmanı “Başka çocukları da var ama onlar hakkında çok az şey biliniyor. Annelerinin kim olduğunu bilmiyoruz” diye ekliyor.
Pek çok uzmanın (ve Güney Kore istihbarat teşkilatının) aksine Howell, Kim Ju Ae’nin bir sonraki lider olmak üzere yetiştirildiğine inanmıyor.
Zira henüz çok küçük ve Kim Jong Un’un nüfuzlu kız kardeşi Kim Yo Jong’un daha fazla deneyimi ve elitlerle daha iyi bağlantıları var, bu da onu kardeşinin yerine geçmesi daha muhtemel bir aday haline getirebilir.
Howell, “Kuzey Kore lideri füze fırlatmalarında, ziyafetlerde ya da futbol maçlarında kızıyla görülüyor çünkü aile babası ve yardımsever bir lider olarak görülmek istiyor” diyor.
4. Ülke bu kadar fakirken Kim Jong Un lüks içinde mi yaşıyor?
Kuzey Kore ve lideri, nükleer silahlar ve balistik füzeler geliştirmesi nedeniyle yıllardır Birleşmiş Milletler ve Batılı ülkeler tarafından uygulanan sert yaptırımlarla karşı karşıya.
Ancak Dr. Howell, Kim Jong Un’un yaptırımlardan kaçmak için elinden gelen her şeyi yaptığını söylüyor.
“Ülkede özellikle rejim tarafından kullanılmak üzere tasarlanmış bir örtülü ödenek var. Kim; kendisinin ve ailesinin lüks bir yaşam tarzını sürdürebilmesini istiyor.”
Howell, dünya çapında Kuzey Kore’ye para sağlamaya istekli ülkeler olduğuna inanıyor ve başka yollarla da fon sağlayabileceğine dair iddialar var.
Kuzey Kore’nin interneti olmayan izole bir ülke sanıldığını belirten Howell, bunun yanıltıcı olduğunu ve devlet tarafından işletilen bir interneti bulunduğunu, siber savaşın önemli bir strateji haline geldiğini ve rejimin “ekonomisini ve nükleer programını yürütmek için para çalmak amacıyla diğer ülkelerin bilgisayar sistemlerini hacklediğini” savunuyor.
5. Kim Jong Un halkını önemsiyor mu?
2020’de bir askeri geçit töreninde yaptığı konuşma Kim Jong Un’un farklı bir yönünü gösterdi.
Birliklerine pandemi ve son doğal afetlere karşı gösterdikleri çabalar için teşekkür etti. Bir noktada, ülkenin mücadelelerinden bahsederken gözyaşlarını tutamadı. Bu, bir Kuzey Kore lideri tarafından nadir görülen bir duygu gösterisiydi.
Bazı gözlemciler, ülke artan bir ekonomik krizle karşı karşıyayken Kim’in üzüntüsünü göstermeye çalışıyor olabileceğini öne sürdüler.
Bununla birlikte Kuzey Kore lideri, büyükbabası Kim İI Sung tarafından başlatılan lüks trenlerle uzun mesafeli seyahat geleneğini sürdürüyor.
Kim Jong Un’un babası Kim Jong İl’e 2001 yılındaki yolculukta eşlik eden bir Rus askeri komutan, Orient Express adlı anı kitabında bu yolculuğun zenginliğinden bahsetmişti.
“Rus, Çin, Kore, Japon ve Fransız mutfağından her türlü yemeği sipariş etmek mümkündü” diye yazmıştı. “Canlı ıstakozlar ve prestijli Bordeaux ve Burgundy şarapları da Paris’ten uçakla getiriliyordu.”
BBC’ye konuşan Kuzey Kore halkıysa, yiyecek kıtlığı nedeniyle söyledi. Uzmanlar durumun 1990’lardan bu yana görülen en kötü durum olduğunu söylüyor.
Howell’a göre “Kim Jong Un kendi baskıcı liderliğini ve rejimini korumak istiyor. Ülkesindeki 26 milyon insanı umursuyor görünmüyor.”
]]>