Küresel teknoloji servis sağlayıcılarından NTT DATA Business Solutions, önemli bir atama haberi açıkladı. Halihazırda şirketin Türkiye, BAE ve Katar operasyonlarını yöneten Dr. Bahri Danış, NTT DATA Business Solutions Ortadoğu, Türkiye ve Afrika Bölgesinden Sorumlu Başkan Yardımcısı olarak atandı.
BT çözüm sağlayıcısı NTT DATA Business Solutions’tan önemli bir atama haberi geldi. 15 bin kişiyi aşkın bir ekiple kurumsal iş uygulamaları ve yeni nesil teknolojiler alanında hizmet veren NTT DATA Business Solutions’ın Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar operasyonlarına liderlik eden Dr. Bahri Danış, NTT DATA Business Solutions Ortadoğu, Türkiye ve Afrika (META) Bölgesinden Sorumlu Başkan Yardımcısı (Executive Vice President) olarak atandı. Aldığı bölgesel sorumluluğun yanı sıra NTT DATA Business Solutions AG’nin 11 kişiden oluşan Küresel Yönetim Ekibine (Global Leadership Team) katılan Dr. Bahri Danış, şirketin CEO’su Norbert Rotter’a bağlı olarak çalışacak.
“KÜRESEL YETKİNLİKLERİ BÖLGESEL PAZARLARA ETKİN BİR BİÇİMDE TAŞIYACAK”
Ortadoğu, Türkiye ve Afrika pazarının son dönemde yakaladığı büyüme performansının bölgenin potansiyelini ortaya koyduğunu dile getiren NTT DATA Business Solutions CEO’su Norbert Rotter, “Bu performansın açığa çıkmasında Dr. Bahri Danış liderliğindeki Türkiye ekibinin rolünün ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Onun lider yetkinlikleri, bilgi birikimi, uzmanlığı ve deneyimiyle hem küresel yönetim ekibimize değer katacağına hem de ilgili pazarlardaki hedeflerimize ulaşmamızı hızlandıracağına inancımız tam. Bu atama, Türkiye’de edinilen deneyimi ve küresel yetkinlikleri bölgesel pazarlara etkin bir biçimde taşıyarak NTT DATA Business Solutions’ın dünya çapındaki büyümesine yeni bir soluk getirecek” ifadelerini kullandı.
3 YILDA CİROSUNU 7 KATTAN FAZLA BÜYÜTTÜ
Atamaya ilişkin görüşlerini paylaşan NTT DATA Business Solutions META Bölgesinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Dr. Bahri Danış, “Bünyesinde gururla faaliyet gösterdiğimiz NTT DATA, 150 yılı aşkın geçmişi, 30 milyar dolara yaklaşan cirosu ve Ar-Ge’ye ayırdığı 3,6 milyar dolar yıllık bütçesiyle dünyanın önemli teknoloji devlerinden biri. Böylesine güçlü bir yapının küresel yönetim ekibine katılmaktan gurur duyuyorum” diyerek sözlerine şunları ekledi:
“META bölgesinin bağımsız bir iş birimi olarak tanımlamasında, NTT DATA Business Solutions Türkiye’nin genç, dinamik ve yetkin ekibinin, ülkemizi bölgesel dijitalleşmenin merkezi haline getirmesinin payı yadsınamaz. Bilişim 500’e göre Türkiye’nin danışmanlık, iş uygulamaları, iş analitikleri ve CRM çözümlerindeki en büyük şirketi olan NTT DATA Business Solutions Türkiye olarak 2020’de 435 milyon TL olan ciromuzu, 2023’te 3,2 milyar TL’ye çıkardık. Ar-Ge, inovasyon ve yenilikçi teknolojiler denince akla ilk gelen şirketlerden birine dönüşürken, yapay zeka, nesnelerin interneti gibi teknolojilerin gerçek dünya uygulamalarına hayat vererek, ülkemizin ihracat devlerinin dijitalleşme süreçlerine eşlik ettik. Bu başarıda emeği geçen tüm ekip arkadaşlarıma ve dijital dönüşüm yolculuğuna eşlik ettiğimiz değerli müşterilerimize teşekkür ederim. Bir teknoloji üssü olma misyonuyla ülkemizde geliştirdiğimiz ve uyguladığımız, başta yapay zeka olmak üzere yenilikçi teknolojiler ve bulut çözümlerini, META’nın lider şirketlerine de ulaştırmaya devam edeceğiz.”
Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde İşletme alanında yüksek lisans yapan Dr. Bahri Danış, doktorasını aynı üniversitede pazarlama alanında tamamladı. Kariyerine 1997’de başlayan Dr. Bahri Danış, Shell, SAP Türkiye, Türk Hava Yolları’nda çeşitli üst düzey görevler üstlendi. 2012 yılında Satış ve Pazarlama Direktörü olarak itelligence Türkiye ailesine katıldı ve 2016’da CEO oldu. Dr. Bahri Danış, 2021’de itelligence TR’nin NTT DATA Business Solutions’a dönüşüm sürecini yönetti. 3 yılı aşkın süredir de NTT DATA Business Solutions Türkiye, BAE ve Katar’ın CEO’luğunu yürütüyordu.
NTT DATA Business Solutions Türkiye, Dr. Bahri Danış’ın liderliğindeki 12 yıllık süreçte 120 kişiden 2.500 kişiye ulaşan bir organizasyona dönüştü. Ülkemizi bir teknoloji üssü haline getirme hedefiyle, 30 sektörde süreç bilgisine ve proje deneyimine sahip Türkiye’den dünyaya hizmet ihracatı gerçekleştirdi. NTT DATA Business Solutions’ın BAE operasyonları iki yıl önce, Katar’daki faaliyetleri ise geçtiğimiz yıl Türkiye’den yönetilmeye başlandı.
]]>“2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti”
Gül KABA DEMİR-Özenç KILINÇ/İSTANBUL, – Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi’nin 34’üncü Yıllık Kongresi ve Genel Kurul Toplantısı’nda konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Abdulkadir Uraloğlu, “İç hat yolcu taşımacılığını rekabete açmamız, havacılık sektörümüz açısından bir milattır. 2002’den bu yana aktif havalimanı sayımızı 26’dan 57’ye çıkardık. Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken uçuş ağımıza 286 yeni nokta ekleyerek 131 ülkede 346 noktaya ulaştırdık. 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti. Bu yıl bu istatistiklerin çok daha üzerinde değerlere ulaşacağımızı öngörüyoruz” dedi.
Avrupa havaalanı sektöründeki üst düzey lider ve temsilcilerini bir araya getiren Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi’nin (ACI Europe) 34’üncü Yıllık Kongresi ve Genel Kurul Toplantısı başladı. İstanbul’da bir otelde düzenlenen toplantının ev sahipliğini İstanbul Havalimanı işletmecisi İGA yapıyor.
Yarın sona erecek toplantıdan havacılık endüstrisi ve Avrupa havaalanı endüstrisindeki gelişmeler ele alınacak. Sektörün durumu, jeopolitik gelişmeler, Türkiye pazarının derinlemesine incelenmesi, operasyonel esneklik, sürdürülebilirlik ve gelir çeşitlendirmesi konuları da masaya yatırılacak.
“GENEL KURULUN İSTANBUL’DA GERÇEKLEŞMESİ ÇOK YERİNDE BİR ADIM OLMUŞTUR”
Toplantının açılış konuşmasını yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, “169 ülkede 2 bin 110 havalimanını temsil eden Uluslararası Havalimanları Konseyi’nin bu seferki genel kurulunu Avrupa ve Asya-Pasifik coğrafyalarının merkezinde yer alan İstanbul’da gerçekleştirmesi çok yerinde bir adım olmuştur. Çünkü, ülkemiz tarih boyunca hem coğrafi hem de kültürel olarak kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ulaşım koridorlarının kesişme noktasında yer almıştır. Türkiye, Asya ve Avrupa arasındaki doğu-batı koridorunda doğal bir köprü olduğu gibi Kafkas ülkeleri ve Rusya’dan Afrika’ya uzanan kuzey güney koridorlarının da tam ortasında bulunmaktadır” dedi.
EN HIZLI, GÜVENLİ VE KONFORLU ULAŞIM YOLU HAVAYOLU TAŞIMACILIĞIDIR
Havayolu ulaşımının önemine dikkat çeken Bakan Uraloğlu, “Türkiye olarak 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde avantajlı ve muhteşem bir lokasyona sahibiz. Bugün havayolu sayesinde sermaye hareketlerinin, bilgi birikiminin ve yetişmiş insan gücünün küresel dolaşım kabiliyetinin tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hız kazandığını görüyoruz. Ülkelerimiz için vazgeçilmez olan ekonomik iş birliklerinin tesisi ve dış ticaret faaliyetlerimizin gelişmesi için gerekli olan en hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım yolu da havayolu taşımacılığıdır” diye konuştu.
Bakan Uraloğlu, “Geçen yıl gerçekleştirilen Routes World 2023 zirvesi ve şu anki etkinlik gibi uluslararası havacılık sektörünü ilgilendiren etkinliklerde Türkiye artık başı çeken ev sahiplerinden biri olmaya başladı. Bu başarıda elbette Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 2002 yılından itibaren yürüttüğümüz hava ulaşım politikaları ve faaliyetleriyle, dünyada en hızlı gelişim gösteren ülkelerden biri olmamızın payı olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
2002’DEN BU YANA AKTİF HAVALİMANI SAYIMIZI 26’DAN 57’YE ÇIKARDIK
Rakamlarla Türkiye’nin havayolu karnesini paylaşan Bakan Uraloğlu, “İlk olarak iç hat yolcu taşımacılığını rekabete açmamız, havacılık sektörümüz açısından bir milattır. 2002’den bu yana aktif havalimanı sayımızı 26’dan 57’ye çıkardık. ‘Dünyada ulaşamadığımız hiçbir nokta kalmayacak’ hedefiyle hareket ederek ülkemizi; dünyanın en geniş uçuş ağına sahip ülkelerden birine dönüştürdük. Hava Ulaştırma Anlaşmamız bulunan ülke sayısını 81’den, 174’e yükselttik. Böylece dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken uçuş ağımıza 286 yeni nokta ekleyerek 131 ülkede 346 noktaya ulaştırdık. 2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34.5 milyon olan yolcu sayımızı da 2023 yılında 214 milyonun üstüne taşıdık. Türk hava sahasında 2023 yılında gerçekleşen transit üst geçişler dahil uçuş sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artış göstererek 2 milyon 167 bin 19’a yükseldi. Böylece 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti. Bu yıl bu istatistiklerin çok daha üzerinde değerlere ulaşacağımızı öngörüyoruz” dedi.
“ÜLKEMİZ AVRUPA’DA EN YOĞUN TRAFİK HACMİNE SAHİP ÜLKELER ARASINDA 6’NCI SIRADA”
Bakan Uraloğlu, “Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatı (Eurocontrol) 26 Haziran tarihli Avrupa Havacılık Genel Bakış Raporu’nu açıkladı. 17-23 Haziran tarihleri arasında ülkemiz günlük ortalama 3 bin 894 uçuş ile Avrupa’da en yoğun trafik hacmine sahip ülkeler arasında İtalya’nın ardından 6’ncı sırada yer aldı. İstanbul Havalimanı’mız ise günlük ortalama bin 520 uçuş ile Avrupa’nın en yoğun havalimanı olarak yıllardır sahip olduğu birinciliği sürdürdü. Hatta, 30 Haziran Pazar günü İstanbul Havalimanı’mız açıldığı günden bu yana tüm zamanların en yüksek yolcu sayısı ile yeni bir rekora imza atarak 268 bin 275 yolcuya hizmet verdi. Dünyanın en iyi 25 küresel havalimanı uçak kalkışları değerlendirmesinde de İstanbul Havalimanı’mız dünya genelinde 7’nci sırada yer aldı. Antalya Havalimanı’mız ise günlük ortalama 992 uçuş ile aynı listede 8’inci sıraya yerleşti. 29 Haziran tarihinde de yaklaşık 210 bin yolcuyla Antalya Havalimanı’mız 2024’ün en yüksek yolcu sayısına ulaştı” diye konuştu.
“İSTANBUL HAVALİMANI’NIN SEKTÖR AÇISINDAN KAYDA DEĞER BAŞARILARA İMZA ATTIĞINI GÖRÜYORUZ”
Bakan Uraloğlu, “Dün de Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi, Havalimanı Endüstrisi Bağlantı Raporu’nu yayımladı. Bu raporda da Türkiye’nin ve İstanbul Havalimanı’nın sektör açısından kayda değer başarılara imza attığını görüyoruz. Örneğin, Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği harici ülkeler sıralamasına bakıldığında Türkiye, Kovid-19 pandemisi öncesi Haziran 2019 dönemine göre yüzde 24 bir artış elde etti ve üçüncü sırada yer aldı. Ayrıca geçen yılın ayı dönemi ile karşılaştırıldığında yüzde 4’lük bir büyüme elde etti. Toplam Hava Bağlantı Seviyesi rakamlarına göre de 34 bin 269 bağlantı ile listede ilk sırada yer aldı. İGA İstanbul Havalimanı’mız ise doğrudan bağlantı açısından Avrupa sıralamasında en üst sırada yer alıyor. Ayrıca Türk HUB Merkezleri olan İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanlarımız, Orta Doğu’ya en iyi doğrudan bağlantı gerçekleştiren merkezler oldu. İstanbul Havalimanı 2019’dan bu yana merkez bağlantısını yüzde 87 artırarak 57 bin 60 bağlantıya ulaştırdı” ifadelerini kullandı.
GÖKYÜZÜNDE KURDUĞUMUZ KÖPRÜLERLE HAVACILIK ALANINDA AVRASYA BÖLGESİNDE LİDER OLDUK
Bakan Uraloğlu, “Gökyüzünde kurduğumuz köprülerle havacılık alanında Avrasya bölgesinde lider, dünyada ise küresel bir havacılık merkezi olduk. 2018 yılında hizmete açtığımız İstanbul Havalimanı ile birlikte İstanbul; havacılık alanında dünyanın en büyük küresel transit merkezlerinden biri olmuştur. Ayrıca İstanbul Havalimanı’mız küresel bir aktarma merkezi olmanın ötesinde, doğrudan destinasyon olma ve özellikle düşük maliyetli olmasıyla da havayolu şirketlerini cezbetmektedir. Buradaki slotların serbestliği ve bolluğu havalimanımıza başta göklerdeki bayrak taşıyıcımız Türk Hava Yolları olmak üzere birçok havayolu şirketinin gelmesine imkan sağlıyor. Bu bağlamda İstanbul Havalimanı’mız küresel planda iddialı havayolu şirketlerine faaliyet merkezi olarak hizmet edecek çok önemli bir üs olabilme potansiyelindedir” ifadelerini kullandı.
12 HAVALİMANIMIZLA ‘HAVAALANI KARBON AKREDİTASYONU’ PROGRAMINA KATILIM SAĞLADIK
Türkiye’nin havacılık anlamında gelişmesi için çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Ülkemizin dört bir köşesinde de havayolu ağımızın gücüne güç katacak yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Ülkemizin gelişmesi ve havacılık alanında uluslararası bir aktarma merkezi olması adına akılcı ve milletimizin ihtiyaçlarına cevap veren tüm proje ve hizmetlere destek vermeye de devam edeceğiz. İlk olarak 2020 yılında çalışmalarımıza başlayarak 2021 yılında pilot uygulama olarak seçtiğimiz 12 havalimanımızla ‘Havaalanı Karbon Akreditasyonu’ programına katılım sağladık. Ardından tüm havalimanlarımızı programa dahil ettik” diye konuştu.
“ÜLKEMİZ SERTİFİKA SAYISI BAKIMINDAN KÜRESEL ÖLÇEKTE BİRİNCİ SIRADA YER ALMAKTADIR”
Bakan Uraloğlu, “Şu an doğrudan işlettiğimiz ve kamu özel iş birliğiyle sorumluluğumuzda olan 50 havalimanımız farklı seviyelerde sertifikalandırılmış durumda. Bir araya geldiğimiz İGA İstanbul Havalimanımız, Aralık 2023’te iklim krizi ile mücadelede 2050 Net Sıfır taahhüdü kapsamındaki çalışmalarıyla konsey tarafından havalimanlarına verilen ‘Havalimanı Karbon Akreditasyonu’ sertifikasında 4’üncü seviyeye ulaşmıştır. Bildiğiniz üzere bu programdaki en yüksek aşama 5’inci seviyedir. Türkiye’de 4’üncü seviye sertifikasını almayı başarmış ilk havalimanı İGA İstanbul Havalimanı olmuştur. 4’üncü seviye; kurumun karbon yönetiminin, ‘2050 sıfır emisyon’ hedefleri doğrultusunda küresel iklim hedefleriyle uyumlu hale gelindiğini ve operasyonların mutlak emisyon azaltımları göz önünde bulundurularak yönetildiğini ifade ediyor. 86 ülkeden toplam 571 havalimanının sertifikalandırıldığı programda ülkemiz sahip olduğu sertifika sayısı bakımından küresel ölçekte birinci sırada yer almaktadır” dedi.
BİLGEN: HAVACILIK SEKTÖRÜ, İNSANLARI, KÜLTÜRLERİ VE TOPLUMLARI BİRBİRİNE BAĞLAR
İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen ise “Zengin kültürel dokusuyla İstanbul, çağlar boyunca ev sahipliği yaptığı tüm medeniyetler için özel bir yer olmuştur. Havalimanımızın yardımıyla bu muhteşem metropolü dünyanın geri kalanına tanıtma fırsatına sahip olduğumuz için gurur duyuyoruz. Önümüzdeki birkaç gün boyunca siyasi, ekonomik, toplumsal ve teknolojik konularda havacılığın geleceğine yönelik bilgi, deneyim ve vizyonlarımızı paylaşmak üzere bir araya geleceğiz. Havacılık sektörü, insanları, kültürleri ve toplumları birbirine bağlayan ve aynı zamanda uluslararası ticareti teşvik eden küresel ekonominin temel taşıdır. Türk havacılığı ve özellikle İGA İstanbul Havalimanı son yıllarda kayda değer bir büyümeye tanıklık etti ve turizm Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal gelişiminde ayrılmaz bir rol oynadı” ifadelerini kullandı.
“İGA İSTANBUL HAVALİMANI, YAKIN GELECEKTE AVRUPA’NIN İLK ÜÇLÜ PARALEL PİST OPERASYONUYLA ÇIĞIR AÇMAYA DEVAM EDECEK”
Kuruluşundan bu yana, İstanbul Havalimanı’nın hızla büyümeye devam ettiğini belirten Bilgen, “Son teknolojiye sahip tesisleri ve sürdürülebilirlik, yolcu memuniyeti ve operasyonel mükemmellik alanlarında inovatif girişimleriyle dünyanın önde gelen havacılık merkezlerinden biri haline geldi. Avrupa ve Asya’nın kesişme noktasındaki stratejik konumumuz ve 316 destinasyonda 100’den fazla havayolu ile çalışma başarımız, küresel ölçekteki etkimizi vurguluyor. Şu anda üç ana pist ve iki yedek pist ile yılda 90 milyon yolcuyu ağırlayabilen İGA İstanbul Havalimanı, yakın gelecekte Avrupa’nın ilk üçlü paralel pist operasyonuyla çığır açmaya devam edecek. Elbette ki hızla büyümemizi sürdürürken çevresel etkilerimiz konusunda da son derece hassas davranmaya devam ediyoruz. İGA İstanbul Havalimanı’nın sürdürülebilir çözümlere yönelik küresel talebe uyum sağlayarak yeşil enerjiyi benimseme konusunda önemli ilerleme kaydetmiş olmasından büyük gurur duyuyoruz” dedi.
DÜNYANIN TAMAMEN YENİLENEBİLİR KAYNAKLARLA ÇALIŞAN İLK HAVALİMANI OLMAYI HEDEFLİYORUZ
CEO Bilgen, “Eskişehir GES Projesi’ne 212 milyon Euro’luk önemli bir yatırım yapılıyor ve Eskişehir ilinde 3 milyon metrekarelik geniş bir alanda 199,32 MWe lisanssız GES (Güneş Enerjisi Santrali) kurarak, dünyanın tamamen yenilenebilir kaynaklarla çalışan ilk havalimanı olmayı hedefliyoruz. Bu tarz daha birçok stratejik girişimle, sektörün temiz enerjiye geçişinde öncü konumumuzu sürdürmeyi amaçlıyoruz. Bugün burada sizlerle bir araya gelmekten ve sektörümüzün başarılarını birlikte kutlarken aynı zamanda havacılığın karşı karşıya olduğu zorlukları ele alacak ve bunların üstesinden gelmeye yönelik planlar oluşturacak önemli tartışmalara katılmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. İstanbul’un bu ilham verici tartışmalar için mükemmel bir zemin oluşturduğuna inanıyorum ve havacılık sektörünün önünde müreffeh bir gelecek için çalışmayı dört gözle bekliyorum” diye konuştu.
JANKOVEC: HAVACILIK SEKTÖRÜNDE YAPISAL DEĞİŞİKLİKLER OLUYOR
Havacılık sektörü açısından yaz döneminin güzel geçeceğini tahmin ettiklerini söyleyen ACI Europe Genel Müdürü Olivier Jankovec, “En güzel yazımıza hazırlanıyoruz. Pandemi öncesi dönemin üstüne çıktık” dedi. Havalimanlarının giderek kapasite disiplinine önem verdiğini ve verimliliğe odaklandığını aktaran Jankovec, büyümenin devam etmesini beklediklerini ifade etti.
Jeopolitik konumun sektörde çok önemli bir etken teşkil ettiğini belirten Jankovec, özellikle pandemiden sonra yapısal bazı değişikliklerin olduğunu dile getirdi. Sürdürülebilirlik hedeflerinin son derece değer odaklı olduğunu söyleyen Jankovec, bunun uluslararası büyüme açısından önemli bir etki oluşturduğunu aktardı.
HAVAYOLU BAĞLANTISALLIĞI DÜŞÜŞTE
THY’nin dünya genelinde büyümesinin son derece etkileyici olduğunu vurgulayan Jankovec, “Küresel havacılığın zirvesine doğru ilerliyor daha doğrusu yakaladı diyebiliriz” ifadelerini kullandı. Havayolu bağlantısallığının genel olarak düşüşte olduğunu aktaran Jankovec, bunların doğrudan, dolayı ve merkez bağlantılsallığı olarak birbirinden ayrıldığını dile getirdi. Potansiyel olarak bölgesel hava yolculuğun da devrim yaşandığını belirten Jankovec, Avrupa’da giderek artan bir rekabet baskısı olduğunun anlattı.
Açılış konuşmalarının ardından genel kurul toplantısı panellerle devam etti.
]]>Türk Hava Yolları, Airbus ve Rolls-Royce’tan işbirliği!
Bakan Kacır, törende yaptığı konuşmada, Türkiye’nin sivil havacılık sektöründe kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünyaya sunduğunu belirtti. İstanbul Havalimanı’nın bu başarıda önemli bir rol oynadığını vurgulayan Kacır, Türkiye’nin havacılık sanayisini geliştirerek ülkeyi yüksek teknolojide öncü bir konuma getirdiklerini ifade etti.

THY’nin öncülüğünde gerçekleşen iş birliği programının, Türkiye’nin havacılık endüstrisine güç katacağını ve küresel tedarik zincirindeki rolünü daha da güçlendireceğini belirten Bakan Kacır, Türk havacılık sanayisinin artık kendi özgün platformlarını geliştirme ve üretme kabiliyetine sahip olduğunu söyledi.
THY ve Airbus, Türkiye’de üretim yapacak! 30 Türk şirket katılacak
Bakan Kacır’ın açıklamalarının yanı sıra, THY’nin bu iş birliği kapsamında hayata geçireceği Stratejik Türkiye Gelişmiş Programı da tanıtıldı. Programın, Türkiye’nin havacılık endüstrisindeki yetkinliklerini güçlendireceği ve küresel tedarik zincirindeki rolünü perçinleyeceği belirtildi.
Türkiye’nin havacılık sektöründeki başarı hikayesine odaklanan Bakan Kacır, ülkemizin havacılık sanayisinde elde ettiği önemli başarıları ve gelecek hedeflerini paylaştı. Türkiye’nin küresel havacılık ve uzay sanayisindeki rolünü güçlendirmeyi amaçlayan stratejik adımların atıldığı bu dönemde, THY’nin Airbus ve Rolls Royce ile gerçekleştirdiği iş birliği, sektördeki dikkat çekici gelişmelerden biri olarak öne çıkıyor.

Bakan Kacır’dan açıklama!
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Ticaret Bakanı Ömer Bolat, uçak bileşenlerinin yerli üretimi için Türk Hava Yolları, Airbus ve Rolls-Royce firmalarının gerçekleştirdiği iş birliği protokolünün imza törenine katıldı.
Sivil havacılık sektörünün; özellikle son yıllarda gerçekleştirilen yatırım ve projelerle kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünya ile buluşturduğunu belirten Bakan Kacır, “Havacılık sanayimizi, ana ve alt yükleniciler, KOBİ’ler, araştırma kuruluşları ve üniversitelerle Türkiye’nin yüksek teknolojide öncü sektörü haline getiriyoruz.” dedi.

“Sivil havacılık sektörümüz, özellikle son yıllarda gerçekleştirdiğimiz yatırım ve projelerle kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünya ile buluşturuyor. Ülkemizin sivil havacılık alanındaki vizyonunun önemli bir örneği olan İstanbul Havalimanı yalnızca beş yıl gibi kısa bir sürede Avrupa’nın en yoğun havalimanı ünvanını aldı. Modern altyapısı ve sunduğu yolcu deneyimiyle İstanbul’u küresel bir kesişim noktasına dönüştürdü. Kıtaları buluşturan, küresel finans ve ticaret üssü, turizm destinasyonu konumundaki İstanbul’un küresel cazibe merkezi rolünü perçinledi.
Milli Teknoloji Hamlesi vizyonumuz doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde teknoloji üreten ve geliştiren Türkiye’yi inşa ederken; bilgi yoğun ve ileri teknoloji odaklı bu sektörde, özellikle savunma sanayinin Ar-Ge’de, inovasyonda ve üretimde uzun vadeli bakış açısı, paradigma değişimlerine odaklanan yaklaşımı ile üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerimizi ileri düzeye taşıyoruz.

Havacılık sanayimizi, ana ve alt yükleniciler, KOBİ’ler, araştırma kuruluşları ve üniversitelerle Türkiye’nin yüksek teknolojide öncü sektörü haline getiriyoruz. Bugün Türk havacılık sanayi kendi özgün platformlarını geliştirme ve üretebilme kabiliyetini haizdir.
İnsansız hava araçlarımız Bayraktar TB-2, Akıncı, Kızılelma, Anka, Aksungur, beşinci nesil savaş uçağımız Kaan, helikopter projelerimiz Atak ve Gökbey… Her biri Türk havacılık sanayinin geldiği konumun, havacılıkta akamete uğramış serüvenimizin yeniden doğuşunun ispatı niteliğindedir.

Ülkemiz firmaları aynı zamanda küresel firmaların imalat ve tedarik zincirlerindeki rolünü de her geçen gün kuvvetlendiriyor. Havacılık sanayimiz, bugün üst düzey yöneticileri bizlerle birlikte olan Airbus ve Rolls Royce başta olmak üzere, birçok küresel uçak ve motor üreticisinin tedarik ortakları arasında yerini alıyor. Bir yolcu uçağının gövdesinde yer alan tüm parçaları üretme kabiliyetine sahibiz.
Tüm yeni nesil yolcu uçaklarında Türkiye’de üretilmiş bir parça mevcuttur. Halihazırda Airbus A320 ailesinin arka gövde ve kuyruğunu oluşturan bölüm 18 ve 19’unu, A220’nin kanopisini, A400M projesinde orta gövde, kuyruk ve kanatçıkları (aileron), Boeing 737 uçaklarının arka gövdesini oluşturan Bölüm 48, fan kaputu ve irtifa dümenini Türkiye’de üretiyoruz.
Havacılık yapısallarında sac metal, talaşlı imalat, özel prosesler, eklemeli imalat ve kompozit üretiminde dünya çapında ileri teknoloji geliştirme ve üretim kabiliyetine sahibiz. Dünya’nın dördüncü büyük havacılık kompozit tesisini Türkiye’ye kazandırdık. Havacılık yapısallarında geçtiğimiz yıl bir milyar dolar ihracat hacmine ve 10 milyar dolar sözleşme büyüklüğüne eriştik. Bu alanda yetkin insan kaynağımız 10 bine ulaştı.
Havacılık sanayimizin en önemli unsurları arasında yer alan toplam beş binden fazla çalışanımızın bulunduğu uçak motoru sanayimizde yıllar içinde büyük bir teknoloji geliştirme ve üretim kabiliyeti elde ettik. İnşa ettiğimiz tesislerle birlikte bugün her türlü uçak motoru parçasını test edebilecek altyapı ülkemizde mevcut. Uçak ve helikopter motorunda fan, kompresör ve türbinde üretim yetkinliğine sahibiz.
Helikopterler için TS1400, İHA’lar için PD170 motorlarında seri üretim fazına geçtik. 1750 ve 3200 newtonluk itki gücüne sahip KTJ1750 ve KTJ3200 turbojet motorlarını üretiyoruz. Milli turbofan uçak motorumuz TF 6000’nin prototipini ürettik. İnovasyon ve teknoloji geliştirmede özellikle kritik rol üstlenen yeni nesil malzeme teknolojilerinde yüksek sıcaklığa dayanıklı nikel tabanlı inconel ve kobalt tabanlı alaşımların üretiminde yetkinlik kazandık.
Milli Uzay Programımız kapsamında insanlı ilk uzay bilim misyonumuzu kısa süre önce başarıyla tamamladık. Bu misyon kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda, Türk bilim insanlarının hazırladığı on üç bilimsel deney, kendisi bir dönem Türk Hava Yolları’nda pilot olarak da görev yapan astronotumuz Alper Gezeravcı tarafından gerçekleştirildi.
Önümüzdeki dönemde, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yeni bilimsel araştırmalar yürütmek ve uluslararası iş birliklerini güçlendirmek adına projeler başlatacağız. Yeni nesil uydu geliştirmede küresel bir oyuncu olmayı, bölgesel konumlandırma ve zamanlama sistemimizi geliştirmeyi ve uzay limanı kurarak uzaya erişimi güvence altına almayı hedefliyoruz.
Yerli ve milli özgün hibrit roketimizle Ay projemizi gerçekleştireceğiz. 2035 yılına kadar 1,8 trilyon dolara ulaşması öngörülen küresel uzay ekonomisinden aldığımız payı artıracağız. Uzayın bize sunduğu yeni teknoloji geliştirme kabiliyetlerinden en üst düzeyde yararlanacağız.
Uzun süren çalışmalar sonunda, bütün kritik alt sistemlerini yerli ve milli olarak geliştirdiğimiz TÜRKSAT 6A haberleşme uydumuzun üretim süreçlerini tamamladık. Temmuz ayında uzaya fırlatmaya hazırlandığımız milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A’nın yerlilik oranı 80’i aştı. TÜRKSAT 6A’yı devreye aldığımızda, Türkiye kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri olacak.
2012 yılından bu yana havacılık ve uzay sektöründe toplam yatırım büyüklüğü 4 milyar doları aşan 144 yatırım için teşvik belgesi düzenledik. Yatırım teşviklerimizle havacılık ve uzay sanayi gibi yüksek teknoloji alanlarında üretim kabiliyetlerini güçlendirecek yatırımlara kapsamlı ve ihtiyaca yönelik teşvik paketleri sunuyoruz.
Türk Hava Yolları’nın Airbus ve Rolls Royce ile geliştirdiği ve ülkemizin üretim kabiliyetlerini artıracak iş birliğinin aynı zamanda yeni yatırımlara da kapı açmasını temenni ediyorum. Tüm küresel havacılık ve uzay sanayi oyuncularını ülkemizin sunduğu cazip yatırım teşviklerinin, genç ve dinamik nüfusunun ve stratejik konumunun sunduğu avantajlardan yararlanmaya davet ediyorum.”
]]>HEFEİ/PARİS, 11 Nisan (Xinhua) — Avrupa Birliği’nin (AB) Çin’den yapılan elektrikli araç ithalatlarının gümrük tesciline yönelik direktifi ve olası geriye dönük tarifelerine ek olarak ABD ve Britanya da, Çin’in elektrikli araçlarına yönelik sözde sübvansiyon karşıtı soruşturmalar ya da ulusal güvenlik riski soruşturmaları açmaya hazırlanıyor.
Çin’in elektrikli araç ihracatları olumsuzluklarla karşı karşıya.
Bunun nedeniyse söz konusu ülkelerin “adil rekabet” ve “ulusal güvenlik” adı altında korumacılığa ve ticaret engellerine başvurarak piyasa ekonomisi ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarını ihlal etmesi.
Bu durum aynı zamanda Çin’in yeni enerjili araç sektörünün artan rekabet gücünü de yansıtıyor.
Çin’in yeni enerjili araçları sadece küresel tüketicilere farklı tercihler sunmakla kalmıyor, aynı zamanda daha fazla ülkenin yeşil ve düşük karbonlu dönüşümü ve sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmesine yardımcı oluyor.
TEDARİK ZİNCİRİNİN BÜTÜNLÜĞÜ, ENDÜSTRİYEL YOĞUNLAŞMA
Çin’in imalat sektörü, en eksiksiz endüstriyel sistem sayesinde on yıldan fazla bir süredir dünyada ilk sırada yer alıyor.
Çin’de Anhui eyaletinin merkezi Hefei gibi bazı bölgeler, hızla gelişen yeni enerjili araç sektörüne yönelik eksiksiz bir sanayi ve tedarik zinciri kurmuş durumda.
Çin’deki toplam yeni enerjili araç üretimi Şubat 2022’de 10 milyon adedi, Temmuz 2023’teyse 20 milyon adedi aştı. Birinci araçtan 10 milyonuncu araca ulaşmak 27 yıl sürerken 10 milyonuncu araçtan 20 milyonuncu araca ise sadece 17 ayda ulaşıldı.
BÜYÜK PAZAR, HIZLI TEKNOLOJİ GÜNCELLEMESİ
Çin’in yeni enerjili araç sektörü, devasa pazar büyüklüğü ve güçlü büyüme potansiyeliyle küresel otomobil sektörünün en önemli bölümünü oluşturuyor.
Çin Otomobil Üreticileri Birliği’nin verilerine göre 2023’te Çin’in yıllık bazda yeni enerjili araç üretimi yüzde 35,8, satışıysa yüzde 37,9 artış sergiledi. Satış rakamı, küresel yeni enerjili araç satışlarının yaklaşık yüzde 65’ini teşkil etti. Çin, üst üste dokuz yıldır dünyadaki bir numaralı yeni enerjili araç üreticisi ve satıcısı konumunda bulunuyor.
Belçika merkezli Umicore’un CEO’su Mathias Miedreich, Londra merkezli Financial Times’a verdiği söyleşide, “Çin yapımı araçlar oldukça iyi ve insanlar da onları satın alıyor” dedi.
Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao, Pazar günü yaptığı açıklamada, Çinli elektrikli araç üreticilerinin kaydettiği hızlı gelişimin sübvansiyonlardan değil, devamlı nitelikteki teknolojik inovasyonlardan, iyi yapılandırılmış tedarik zinciri sisteminden ve tam piyasa rekabetinden kaynaklandığını belirtti.
Bakan, ABD ve Avrupa tarafından ileri sürülen “kapasite fazlası” suçlamalarının mesnetsiz olduğunu söyledi.
Wang ayrıca Çin’in elektrikli araç endüstrisindeki gelişimin, iklim değişikliğine karşı küresel mücadelenin yanı sıra yeşil ve düşük karbonlu dönüşüme de önemli katkı sağladığını vurguladı.
FARKLI TERCİHLER, OTOMOBİL DÖNÜŞÜMÜNÜ TEŞVİK
Çin yapımı yeni enerjili araçlar, teknolojik inovasyon ve küresel pazardaki rekabet yoluyla gelişen mükemmel kalite sayesinde, Avrupa’da son derece popüler.
Avrupa’nın temiz ulaşım kampanya grubu Transport and Environment (T&E) tarafından kısa önce açıklanan bir araştırmaya göre Çin yapımı elektrikli araçların AB pazarındaki payı, 2023’te yüzde 19,5 iken 2024’te yüzde 25’e ulaşacak.
T&E, Çinli markaların, AB’nin elektrikli araç pazarının 2024’te yüzde 11’ine, 2027’deyse yüzde 20’sine ulaşmasını öngörüyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın Sürdürülebilir Hareketlilik Birimi Başkanı Rob de Jong, Çin’in elektrifikasyon ve elektrikli araçların teşvikinde lider olduğunu söyledi. de Jong, Çin’in deneyimlerini ve teknolojisini tüm dünyadaki elektrikli araçların fiyat uygunluğunun artırılması amacıyla dünyayla, özellikle de Küresel Güney ile paylaşmasını umduğunu belirtti.
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre başkanlık tarafından, Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği’nde “Türkiye- Birleşik Krallık İlişkileri Paneli” gerçekleştirildi.
Türkiye ve Birleşik Krallık’ın Brexit sonrası ilişkilerinde değişen dinamikler ve iki ülke ilişkilerinin değerlendirildiği panele çok sayıda akademisyen, düşünce kuruluşu temsilcileri, gazeteci ve iş insanı katıldı.
Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Altun da panelin açılışında katılımcılara video mesajla hitap etti.
Dünyanın karanlık bir girdaptan geçtiğini ve farklı sınamalarla karşı karşıya kalındığını belirten Altun, bu süreçte bölgesel ve küresel krizlere, çatışmalara sık sık tanık olunduğunu ifade etti.
Son dönemde yaşanan Ukrayna- Rusya savaşının bu krizlerden biri olduğuna işaret eden Altun, “Türkiye olarak bizler, en başından beri taraflara itidal çağrısı yaptık. Onurlu bir barışın kaybedeni olmayacağı şiarıyla ihtilafların savaşla değil, müzakereyle çözülmesi gerektiğini belirttik. Ukrayna-Rusya savaşının gıda krizi gibi küresel sonuçları da oldu. Tahıl Koridoru Antlaşması ile dünyanın bir gıda krizi yaşamasının önüne geçtik.” ifadesini kullandı.
Altun, bugün küresel sonuçları olan bir diğer sorunun da İsrail’in Filistin’e saldırıları olduğuna dikkati çekti.
Yıllardır devam eden İsrail zulmünün şu anda farklı bir merhaleye işaret ettiğini belirten Altun, İsrail’in 6 aydır devam eden saldırılarında açlığı bir silah olarak kullandığını, bölgeye sağlıklı bir insani yardım bile yapılamadığını ifade etti.
İnsani felaketlerin yanı sıra ırkçılık, ayrımcılık, İslamofobi gibi özellikle Müslümanların yaşadığı sorunların da günden güne arttığını anlatan Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Özellikle Batı ülkelerinde son yıllarda yükselen ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, devletlerin giderek kendi içine kapanmasına neden olmaktadır. Küresel alanda korumacılığın artması da mazlum ve muhtaç durumdaki binlerce kişiyi en temel insani yardımlardan mahrum bırakmaktadır. Biz Türkiye olarak, ırkçılığın ve ayrımcılığın her türlüsüne karşıyız. Tüm dünyanın yüzleşmesi gereken mülteci sorununda en iyi sınavı veren ülkelerden biriyiz. Mülteci sorununa kalıcı bir çözüm bulunması ancak küresel refahın adil bölüşümüne dayanan bir sistem kurmakla mümkündür.”
“Filistinlileri ve hakikati savunmak, bir anlamda insanlık onurunu savunmak demektir”
Altun, söz konusu tüm bu sorunları daha kaotik hale getirenin ise dezenformasyon sorunu olduğuna işaret ederek, çağın vebası haline gelen dezenformasyon sorununun toplumları ve kurumları ifsat eden en tehlikeli salgın olduğunu bildirdi.
Dezenformasyonu sadece ulusal değil, küresel ölçekte bir sorun olarak gördüklerinin altını çizen Altun, şöyle konuştu:
“Bu yüzden bölgesel çatışmalardaki dezenformatif faaliyetleri de ifşa etmekten kaçınmıyoruz. İsrail’in acımasız saldırılarını örtbas etmek için kullandığı sistematik dezenformasyon kampanyalarıyla da ilgili kurum ve kuruluşlarımız aracılığıyla mücadele ediyoruz. Çünkü İsrail hem Filistinlileri hem de bizatihi hakikati katlediyor. Filistinlileri ve hakikati savunmak, bir anlamda insanlık onurunu savunmak demektir. Türkiye, Filistin başta olmak üzere, bölgesel ve küresel sorunlarda İngiltere ile her türlü işbirliğine açıktır.”
Londra’da Türkiye Yüzyılı Sergisi
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca Londra Yunus Emre Enstitüsü’nde de Türkiye’nin doğal ve tarihi güzelliklerini yansıtan “Türkiye Yüzyılı Sergisi” düzenlendi.
Öte yandan, İngiltere’de 2011 yılından bu yana her yıl düzenlenen Ramazan Çadırı Projesi kapsamında Londra Trafalgar Meydanı’nda bir iftar programı da gerçekleştirilecek.
]]>BM Çevre Programı (UNEP) İcra Direktörü Inger Andersen, etkinlikte yaptığı konuşmada metal, mineral, gıda ve suyun temel kaynaklar olduğunu belirterek, her yıl 2 milyar tondan fazla kentsel katı atığın oluştuğuna dikkati çekti. Andersen, daha iyi bir gelecek şansını çöpe attıklarına işaret ederek, sürdürülebilir olmayan tüketim ve üretimin iklim değişikliğine, doğa ve biyoçeşitlilik kaybı ve kirliliğine yol açtığını söyledi. Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün dünyanın sonsuza kadar kaynak verip karşılığında kirlilik alamayacağını hatırlattığını belirten Andersen, sıfır atık toplumuna ulaşmanın, sorunun boyutunu azaltmakla başladığını kaydetti. Andersen, tekrar tasarlanabilir ve kullanılabilir materyallerin önemine işaret ederek, UNEP’te görüşülen plastik kirliliğine ilişkin çalışmalarla bunun sağlanmasının umulduğunu anlattı. Geri dönüşüm ve atık toplanması konusunda da yatırıma ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Andersen, kurumların Paris Anlaşması’nın 2050 hedefleri kapsamında sıfır atığa ulaşmasının önemini vurguladı.
Andersen, her düzeyde sıfır atığın materyallerin ekonomide kalması ve atık yönetimini geliştirmesiyle büyük oranda finansal birikimi sağlayacağını belirterek, doğanın israf etmediğini ve insanların da etmemesi gerektiğini söyledi.
Emine Erdoğan’dan video mesaj
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, etkinliğe video mesaj gönderdi. Mesajında “Sıfır Atık” yaklaşımının yaygınlaştırılmasıyla ilgili çalışmalara dikkati çeken Emine Erdoğan, “Değerli 13 üyeden oluşan Danışma Kurulu kapsamındaki çalışmalarımız, iyi uygulamaların paylaşılması başta olmak üzere, Sıfır Atık yaklaşımının yaygınlaştırılması çerçevesinde yoğun bir şekilde devam ediyor.” ifadesini kullandı.
Emine Erdoğan, BM Sıfır Atık Kararı’yla ilan edilen “30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü”nün önemli bir fırsat oluşturduğunu belirterek, “Ortak evimiz dünyayı daha yaşanabilir bir yer yapmak için vaktini ve emeğini ortaya koyan bütün çevre gönüllülerinin Sıfır Atık Günü’nü kutluyorum” dedi.
Uluslararası Sıfır Atık Günü’ne yönelik, BM İnsan Yerleşimleri Programı (UN Habitat) ve UNEP başta olmak üzere, uluslararası kuruluşların değerli işbirliğiyle düzenlenen tüm etkinliklerin hayırlara vesile olmasını dileyen Emine Erdoğan, dünyanın dört bir yanındaki diplomatik temsilciliklere de Türkiye’nin bayrak taşıyıcısı oldukları bu özel günde etkinlikleri ve çalışmalarıyla sundukları katkıdan dolayı yürekten teşekkür etti.
Kurumların rolüne işaret etti
Türkiye’nin Nairobi Büyükelçisi Subutay Yüksel, etkinlikteki konuşmasında “30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü”nün ikinci yıl dönümünü kutlamak için bir araya geldiklerini belirterek, Nairobi’nin “çevrenin dünya başkenti” olduğunu söyledi. UN Habitat ve UNEP’in Sıfır Atık girişimlerinin ve etkinliklerinin merkezinde yer aldığını anlatan Yüksel, küresel ölçekte sıfır atık eylemlerinin geliştirilmesi için farkındalık oluşturulmasında bu kurumların önemli rol oynadığını vurguladı.
Yüksel, Türkiye’nin başarılı Sıfır Atık Projesi’nin Birleşmiş Milletler 77. Genel Kurulu kararıyla küresel hareket haline gelmesinden duyduğu mutluluğu dile getirerek, ulusal ve küresel düzeyde iklim değişikliğiyle mücadeleye ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin başarıya ulaşmasına katkı sağlamaya devam edeceklerinin altını çizdi.
“Sıfır Atık Danışma Kurulu”nun, BM Sıfır Atık Kararı’nın önemli bir sonucu olduğunu kaydeden Yüksel, Kurulun çalışmalarının “Çalışma Planı” doğrultusunda kapsamlı şekilde sürdüğünü belirtti.
Emine Erdoğan’ın “Küresel Sıfır Atık Ödülleri”nin verilmesi, gelecek yıllarda “Sıfır Atık Yılı”nın ilan edilmesi ve Danışma Kurulunun gözetiminde faaliyet gösterecek küresel “Sıfır Atık Fonu”nun kurulması gibi fikirlerini Kurula sunduğunu anlatan Yüksel, BM Genel Kurulunun 78. Oturumu marjında “Ortak Evimiz Dünya İçin Sıfır Atık İçin Küresel Taahhüt” başlığıyla “Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Bildirgesi’nin” imzaya açıldığını, bunun güçlü destek gördüğünü kaydetti.
Yüksel, kapsayıcı şekilde el ele verilmesi gerektiğine işaret ederek, “Sürdürülebilirliğin insanlığın temel taşı ve atığın geçmişin kalıntısı olduğu bir geleceği inşa edebiliriz” dedi.
Büyükelçi Yüksel, katılımcılara “Sıfır Atık” konusunun ulusal ve uluslararası boyutları hakkında ayrıntılı bilgi sundu. – ANKARA
]]>BM Çevre Programı (UNEP) İcra Direktörü Inger Andersen, etkinlikte yaptığı konuşmada metal, mineral, gıda ve suyun temel kaynaklar olduğunu belirterek, her yıl 2 milyar tondan fazla kentsel katı atığın oluştuğuna dikkati çekti.
Andersen, daha iyi bir gelecek şansını çöpe attıklarına işaret ederek, sürdürülebilir olmayan tüketim ve üretimin iklim değişikliğine, doğa ve biyoçeşitlilik kaybı ve kirliliğine yol açtığını söyledi.
Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün dünyanın sonsuza kadar kaynak verip karşılığında kirlilik alamayacağını hatırlattığını belirten Andersen, sıfır atık toplumuna ulaşmanın, sorunun boyutunu azaltmakla başladığını kaydetti.
Andersen, tekrar tasarlanabilir ve kullanılabilir materyallerin önemine işaret ederek, UNEP’te görüşülen plastik kirliliğine ilişkin çalışmalarla bunun sağlanmasının umulduğunu anlattı.
Geri dönüşüm ve atık toplanması konusunda da yatırıma ihtiyaç duyulduğunu kaydeden Andersen, kurumların Paris Anlaşması’nın 2050 hedefleri kapsamında sıfır atığa ulaşmasının önemini vurguladı.
Andersen, her düzeyde sıfır atığın materyallerin ekonomide kalması ve atık yönetimini geliştirmesiyle büyük oranda finansal birikimi sağlayacağını belirterek, doğanın israf etmediğini ve insanların da etmemesi gerektiğini söyledi.
Emine Erdoğan’dan video mesaj
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, etkinliğe video mesaj gönderdi.
Mesajında “Sıfır Atık” yaklaşımının yaygınlaştırılmasıyla ilgili çalışmalara dikkati çeken Emine Erdoğan, “Değerli 13 üyeden oluşan Danışma Kurulu kapsamındaki çalışmalarımız, iyi uygulamaların paylaşılması başta olmak üzere, Sıfır Atık yaklaşımının yaygınlaştırılması çerçevesinde yoğun bir şekilde devam ediyor.” ifadesini kullandı.
Emine Erdoğan, BM Sıfır Atık Kararı’yla ilan edilen “30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü”nün önemli bir fırsat oluşturduğunu belirterek, “Ortak evimiz dünyayı daha yaşanabilir bir yer yapmak için vaktini ve emeğini ortaya koyan bütün çevre gönüllülerinin Sıfır Atık Günü’nü kutluyorum.” dedi.
Uluslararası Sıfır Atık Günü’ne yönelik, BM İnsan Yerleşimleri Programı (UN Habitat) ve UNEP başta olmak üzere, uluslararası kuruluşların değerli işbirliğiyle düzenlenen tüm etkinliklerin hayırlara vesile olmasını dileyen Emine Erdoğan, dünyanın dört bir yanındaki diplomatik temsilciliklere de Türkiye’nin bayrak taşıyıcısı oldukları bu özel günde etkinlikleri ve çalışmalarıyla sundukları katkıdan dolayı yürekten teşekkür etti.
Kurumların rolüne işaret etti
Türkiye’nin Nairobi Büyükelçisi Subutay Yüksel, etkinlikteki konuşmasında “30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü”nün ikinci yıl dönümünü kutlamak için bir araya geldiklerini belirterek, Nairobi’nin “çevrenin dünya başkenti” olduğunu söyledi.
UN Habitat ve UNEP’in Sıfır Atık girişimlerinin ve etkinliklerinin merkezinde yer aldığını anlatan Yüksel, küresel ölçekte sıfır atık eylemlerinin geliştirilmesi için farkındalık oluşturulmasında bu kurumların önemli rol oynadığını vurguladı.
Yüksel, Türkiye’nin başarılı Sıfır Atık Projesi’nin Birleşmiş Milletler 77. Genel Kurulu kararıyla küresel hareket haline gelmesinden duyduğu mutluluğu dile getirerek, ulusal ve küresel düzeyde iklim değişikliğiyle mücadeleye ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin başarıya ulaşmasına katkı sağlamaya devam edeceklerinin altını çizdi.
“Sıfır Atık Danışma Kurulu”nun, BM Sıfır Atık Kararı’nın önemli bir sonucu olduğunu kaydeden Yüksel, Kurulun çalışmalarının “Çalışma Planı” doğrultusunda kapsamlı şekilde sürdüğünü belirtti.
Emine Erdoğan’ın “Küresel Sıfır Atık Ödülleri”nin verilmesi, gelecek yıllarda “Sıfır Atık Yılı”nın ilan edilmesi ve Danışma Kurulunun gözetiminde faaliyet gösterecek küresel “Sıfır Atık Fonu”nun kurulması gibi fikirlerini Kurula sunduğunu anlatan Yüksel, BM Genel Kurulunun 78. Oturumu marjında “Ortak Evimiz Dünya İçin Sıfır Atık İçin Küresel Taahhüt” başlığıyla “Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Bildirgesi’nin” imzaya açıldığını, bunun güçlü destek gördüğünü kaydetti.
Yüksel, kapsayıcı şekilde el ele verilmesi gerektiğine işaret ederek, “Sürdürülebilirliğin insanlığın temel taşı ve atığın geçmişin kalıntısı olduğu bir geleceği inşa edebiliriz.” dedi.
Büyükelçi Yüksel, katılımcılara “Sıfır Atık” konusunun ulusal ve uluslararası boyutları hakkında ayrıntılı bilgi sundu.
]]>Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, “Parçalanmış dünyayı düzeltmek” temalı 11. Küresel Bakü Forumu başladı. Foruma katılan eski Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallar Heyeti Başkanı Binali Yıldırım, “Savaş ve Barış Üzerine: Reelpolitik Dönüşüm” başlıklı panelde konuşma yaptı.
Panelin temasının çok güzel olduğunu belirten Yıldırım, “Savaş ve barış arasındaki ince çizgi kayboluyor, güce dayalı reel politik ise kurallara dayalı uluslararası sisteme giderek daha fazla hakim oluyor. Bir yanda Birinci Dünya Savaşı’nı anımsatan büyük çaplı cephe savaşları, diğer tarafta da nükleer tehdit bir yerlerde hala kalıyor. Diğer taraftan vekil örgütler üzerinden asimetrik savaşların artması, farklı bölgelerde birbirini tetikleyen çatışmalar ve mevcut sözde ‘kurallara dayalı uluslararası sistem’, bu savaşları önleme ve bunlara yanıt verme konusunda yetersiz kalıyor. Aynı zamanda, özellikle Güney Kafkasya’da kalıcı ve kapsamlı barışa yönelik yeni fırsatlar ortaya çıkıyor” dedi.
“Kurallara dayalı uluslararası sistem, bitmek bilmeyen savaşı durdurmakta yetersiz kaldı”
Tarihi İpek Yolu üzerinde Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattını inşa ettiklerini hatırlatan Yıldırım, “Savaşmak yerine işbirliğini güçlendirmek için yaptık. Bölgede yeni çekişmeler yaşansın diye değil. İşbirliği bölgede güvenlik, istikrar sağlanmasına hizmet edecektir. Bildiğiniz gibi bu savaşların büyük çoğunluğu Türkiye’nin yakın çevresinde yaşanıyor. Türkiye, Suriye, Irak, Ukrayna ve Rusya savaşlarından direk olarak etkileniyor. Bunun sonucunda dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke Türkiye oluyor. Ne yazık ki, bazı dost ve müttefiklerimizi 40 yıldır mücadele ettiğimiz terör örgütüyle aynı safta görüyoruz. Bu üzücü bir durum. Mevcut sözde “kurallara dayalı uluslararası sistem”, başta Suriye, Yemen, Libya, Ukrayna ve son olarak da Gazze’de bu bitmek bilmeyen savaşı durdurmakta yetersiz kaldı” dedi.
“Milli güvenliğimize yönelik tehditlere karşı gerekli önlemleri almak zorundayız”
Uluslararası sistemin çöküşünün en iyi Gazze’de gördüğünü belirten Yıldırım, “Dünya İsrail’in etnik temizlemesine şahit oluyor ve kurallara dayalı uluslararası sistem hiçbir şey yapmıyor. Kadınlar, çocuklar öldürülüyor ve insanlık her geçen gün ölüyor. BM Güvenlik Konseyi, doğuştan gelen kusurları nedeniyle felç olmuş ve neredeyse soykırıma varabilecek bitmek bilmeyen İsrail katliamları karşısında temel sorumluluklarını yerine getirememiştir. Mevcut uluslararası düzende güvenin olmadığı bir ortamda ‘reel politik’ hem sahada hem de masada güçlü bir dış politikayı dayatıyor. Bu ortamda milli güvenliğimize yönelik tehditlere karşı gerekli önlemleri almak zorundayız. Geçtiğimiz ay beşinci nesil savaş uçağımızın ilk uçuşunu gerçekleştirdik. Biz savaşı değil, çevremizde kalıcı bir barışı amaçlıyoruz. Nihai amacımız, ulusal sınırların ötesinde, çevremizde kalıcı bir barış, güvenlik ve refah kuşağı oluşturmaktır” dedi.
Suriye’nin DEAŞ, PKK/YPG/PYD terör örgütlerinin tarafından neredeyse parçalanmanın eşiğine geldiğini vurgulayan Yıldırım, “Türkiye, DEAŞ’la sahada mücadele eden tek NATO müttefiki olarak Suriye’nin parçalanmasını ve ‘küçük terör devletlerine’ dönüşmesini engelledi. Azerbaycan 30 yıldır Karabağ’ın işgalinden acı çekiyordu. Bu hukuksuz işgale son vermek ve toprak bütünlüğünü yeniden sağlamak için Azerbaycan’la ‘tek millet, iki devlet’ olarak dayanışmamızı ortaya koyduk. Artık kalıcı barış, istikrar ve refah için bir fırsat penceresi açıldı. Güney Kafkasya’da barışa her zamankinden daha yakın olduğumuza inanıyorum” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin küresel bir gıda krizini önlemek amacıyla Karadeniz Tahıl Girişimi’ne aracılık ederek küresel savaş sınırlarını hafifletmeye çalıştığını belirten Yıldırım, 2Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz Cuma günü Türkiye’yi ziyaret eden Devlet Başkanı Zelenskiy’e söylediği gibi, Rusya’nın da katılımıyla bir barış zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırız. Türkiye’nin her iki tarafla da açıkça konuşabilmesi herkes için bir avantajdı. Bu diplomasinin erdemidir” dedi.
11. Küresel Bakü Forumu
Yaklaşık 350’den fazla davetlinin katıldığı forum kapsamında “Parçalanmış dünyayı düzeltmek”, “Savaş ve Barış Üzerine: Reelpolitik Dönüşüm”, “Küresel Yönetimi Düzeltmek/Geleceğin Zirvesi” başlıklı paneller düzenlenecek. 16 Mart’a kadar devam edecek Küresel Bakü Forumu’nda, küresel tartışmalar, güvenlik meselesi, barışın sağlanmasına yönelik beklentiler, bölünmüş dünyada istikrarın tesisi, bunun küresel barışa etkisi, iklim sorunları, mega tehditler, gıda ve nükleer güvenlik konuları da dahil olmak üzere tartışmalar yapılacak. – BAKÜ
]]>Azerbaycan’da Nizami Gencevi Uluslararası Merkezi tarafından Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in himayesinde organize edilen Küresel Bakü Forumu’nun bu yıl 11’incisi düzenleniyor. “Parçalanmış dünyayı düzeltmek” başlığı altında düzenlenen Küresel Bakü Forumu’na Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bayram Begay, Birleşmiş Milletler (BM) Medeniyetler İttifakı (UNAOC) Yüksek Temsilcisi Miguel Angel Moratinos eski Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallar Heyeti Başkanı Binali Yıldırım başta olmak üzere 70’den fazla ülkeden üst düzey temsilci, eski devlet ve hükümet başkanları, uluslararası ve sivil toplum kuruluşlarının yetkilileri katıldı.
“Ermenistan’la barışa daha yakınız”
Forumun açılış konuşmasını gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Aliyev, son gerçekleştirilen toplantıdan bu yana dünyada ve bölgede birçok olay yaşandığını belirterek, “Esas jeopolitik değişim Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin tamamen yeniden sağlanmasıdır. Bu çok ciddi bir jeopolitik değişimdir. Uzun süredir çözüm bekleyen çatışmaların çözümü konusunda bunun olumlu sonuçlarını gördük. Artık Ermenistan’la barışa şimdiye kadar gördüğümüzden daha yakınız. Güney Kafkasya’nın bağımsızlık tarihinde barış hiç bu kadar yakın olmamıştı. Bu, İkinci Karabağ savaşının sonucudur” dedi.
“Artık bu bölgedeki düşmanlığa son vermenin zamanı gelmiştir”
Azerbaycan’ın yasadışı işgale ve etnik temizliğe maruz kaldığını vurgulayan Aliyev, “Tüm tarihi gerçekler açıktı ve biz adaleti ve uluslararası hukuku kendimiz yeniden sağladık. Kimse bize yardım etmedi. Biz bunu kendimiz yaptık, güçlü bir siyasi iradeye ve potansiyele sahip olduğumuzu gösterdik. Çünkü güçlü askeri yetenekler ve halkın birliği olmadan başarılı olamazdık. Ermenistan Başbakanı’nın ‘Karabağ Ermenistan’dır ve nokta’ açıklaması, hem uluslararası hukukun tamamen ihlali, hem de böyle bir ülke için çok büyük bir iddiaydı. Topraklarımızı sonsuza kadar işgal altında tutabileceklerini sandılar. Onlar, Eylül-Kasım 2020’de düzenlenen operasyonlarda derslerini aldılar” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan’ın barış sürecini sürdürmeye hazır olduğunu belirten Aliyev, “İki ülke arasında dışişleri bakanları düzeyinde görüşmeler artık yeniden başladı. Barışın sağlanabileceğini görüyoruz, istiyoruz. Tarihsel adaleti ve uluslararası hukuku yeniden tesis ettik. Artık bu bölgedeki düşmanlığa son vermenin zamanı gelmiştir” diye konuştu.
“Fransa, Azerbaycan’ı cezalandırmaya çalışıyor”
Fransa’nın Azerbaycan’a yönelik tutumunun uluslararası toplumun tutumuyla çeliştiğini kaydeden Aliyev, “Fransa ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin 1990’lı yılların başında olumlu yönde gelişiyordu. Ancak Fransız hükümeti, İkinci Karabağ Savaşı ve terörle mücadele operasyonlarında Azerbaycan’a yönelik tepkisi doğru değildi. Bu aslında egemenliğimizi yeniden sağladıktan sonra nelerle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bu aslında çifte standartların göstergesidir” dedi.
Fransa’nın toprak bütünlüğünün yeniden sağlanmasına yardımcı olmak için Ukrayna’ya askeri güç göndereceği yönündeki açıklamalarına değinen Aliyev, “Bu konu bizim toprak bütünlüğümüzün yeniden sağlanması olduğunda ise Fransa, Azerbaycan’ı cezalandırmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
11. Küresel Bakü Forumu
Yaklaşık 350’den fazla davetlinin katıldığı forum kapsamında, “Parçalanmış dünyayı düzeltmek”, “Savaş ve Barış Üzerine: ‘Reelpolitik Dönüşüm’, ‘Küresel Yönetimi Düzeltmek/Geleceğin Zirvesi’ başlıklı paneller düzenlenecek. 15 Mart’a kadar devam edecek Küresel Bakü Forumu’nda, küresel tartışmalar, güvenlik meselesi, barışın sağlanmasına yönelik beklentiler, bölünmüş dünyada istikrarın tesisi, bunun küresel barışa etkisi, iklim sorunları, mega tehditler, gıda ve nükleer güvenlik konuları da dahil olmak üzere tartışmalar yapılacak. – BAKÜ
]]>İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) tarafından İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen Texhibition Fuarı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, İstanbul Valisi Davut Gül, TİM Başkanı Mustafa Gültepe, İTHİB Başkanı Ahmet Öksüz ve çok sayıda davetlinin katılımıyla açıldı.
Burada konuşan TİM Başkanı Gültepe, tekstil ve hazır giyim sektörlerinin Türkiye’nin sanayileşmesinde, kalkınmasında, istihdamında ve dışa açılmasında özel bir yeri olduğunu söyledi.
Türkiye’de sanayileşmenin bu iki sektörle başladığını belirten Gültepe, 1980’li yıllarda dışa açılmanın öncülüğünü de yine bu iki sektörün yaptığının altını çizdi.
Gültepe, yıllarca bu iki sektörün ihracatta zirve olduğunu dile getirerek, Türkiye’nin her iki sektörde de küresel oyuncu olduğunu vurguladı.
Etle tırnak gibi birbirinden ayrı düşünülemeyecek tekstil ve hazır giyim sektörlerinde 2022 yılının 32 milyar dolara yakın ihracatla kapatıldığını hatırlatan Gültepe, gerek küresel pazarlardaki daralma, gerekse yüksek maliyet artışlarına bağlı olarak rekabetçiliğin kaybedilmesi nedeniyle 2023 ve 2024’ün ilk iki ayında ise sırasıyla yaklaşık 29 milyar dolar ve 4,8 milyar dolarla hedeflerin gerisinde kalındığını belirtti.
Gültepe, bir ay önce İstanbul Hazır Giyim ve Moda Fuarı’nın (IFCO) 5’incisini düzenlediklerini, 600’e yakın firmanın katıldığı bu fuarda ziyaretçi rekoru kırdıklarını anlatarak, şunları kaydetti:
“Dile kolay, 159 ülkeden 15 bini yabancı, 38 bin 500 ziyaretçi ağırladık. Firmalarımız bir yandan müşterileriyle mevcut ilişkilerini derinleştirirken bir yandan da yeni işbirliklerinin temellerini attılar. Texhibition Fuarı’nın 5’incisine de çok yoğun bir ilgi olduğunu biliyorum. 550’yi aşkın katılımcının yer aldığı fuarımıza 30 bin ziyaretçi bekleniyor. Elbette bu büyük ilginin ihracatımıza pozitif yansımaları olacak.
Yılın ikinci yarısında küresel pazarların canlanmasıyla birlikte hem hazır giyim hem de tekstil ihracatımızda ibre yeniden yukarıya dönecek. Türkiye, tekstil ve hazır giyim üretiminde marka ülke. Kaliteli üretimimizle, hızımızla, sosyal sorumluluk kriterlerimizle ve Avrupa gibi büyük bir pazara yakınlığımızla rakiplerimizden ayrışıyoruz. Bütün bu avantajlarımızın yanı sıra sürdürülebilir üretim ve yeşil dönüşümü de fırsata çevirmek için çalışıyoruz.”
Gültepe, hem tekstil, hem de hazır giyim için Yeşil Mutabakat’a uyum için yol haritasını hazırladığını ve uygulama sürecinin başlatıldığını da söyledi.
Hazır giyimde 40, tekstilde 20 milyar dolarlık ihracat hedeflerinin olduğunu kaydeden Gültepe, “Konjonktürel nedenlerle gecikmeler olabilir ama biz mevcut potansiyelimizle bu hedeflerin çok uzak olmadığını biliyoruz. Evet ihracatta küresel konjonktür önemli. Talebi ve riskleri önceden doğru okuyabilmek gerekiyor.” şeklinde konuştu.
“Fuar küresel tedarik zincirinin Türkiye’ye akışını kalıcı kılabilmek için büyük bir öneme sahip”
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz de fuarın küresel tedarik zincirinin Türkiye’ye akışını kalıcı kılabilmek için büyük bir öneme sahip olduğunu söyledi.
Öksüz, tekstil sektörü olarak son 4 yılda Türk tekstil sektörünün küresel ihracattan aldığı payı yüzde 2 seviyelerinden yüzde 3,5’a çıkardıklarının altını çizdi.
2023 yılının yaşanan deprem afetinin etkisi ve küresel talep daralması sebebiyle arzu edildiği gibi geçmediğinin altını çizen Öksüz, şunları kaydetti:
“Bizi nispeten mutlu eden en önemli gelişme ise Türk tekstil sektörünün ihracatı yüzde 10 seviyesinde gerilerken, Avrupa Birliği ve ABD gibi en büyük ihracat pazarlarımızın dünyadan ithalatı yüzde 20 seviyesinde geriledi. Dolayısıyla en büyük pazarlarımızda pazar payımızı korumayı başardık. Bunu da sektörün el birliği ile organize ettiğimiz fuarımıza borçluyuz. Texhibiton İstanbul fuarımız bu yüzden önemli. Fuarımızın niteliğini korumak ve kontrollü büyümek en önemli önceliğimiz. Çünkü fuarımızı uluslararası tekstil fuarlarının takvimine işleterek, dünyanın en prestijli tekstil fuarlarından biri yapmayı hedefliyoruz.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü EPC Başkanı Fabier Zuleeg’in yaptığı, “AB’nin Küresel Dönüşümleri Şekillendirme Kabiliyeti” başlıklı panelde Lüksemburg Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Xavier Bettel, Arnavutluk Avrupa ve Dışişleri Bakanı İgli Hasani, AB Dış İlişkiler Dairesi (EEAS) Direktörü Angelina Eichhorst, eski Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar-Kitarovic, eski İspanya Dışişleri Bakanı Ana Palacio konuşmacı olarak yer aldı.
Lüksemburg Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bettel, dünyada küresel çapta büyük bir karışıklığın olduğunu belirterek “Ortak sorunlarımız var. İlk intiba bu ortak sorunlara ulusal çözümler bulmamız yönünde ancak bu bir hata. Kovid-19’da, iklim krizinde, barış konusunda bunu görüyoruz. Ortak sorunlar için ortak çözümlere ihtiyaç duyuyoruz.” diye konuştu.
Ukrayna’da devam eden savaşı örnek gösteren Bettel, bunun yerel gözükmesine rağmen aslında küresel bir sorun olduğunu ifade etti.
Bettel, Gazze’deki duruma ilişkin değerlendirmesinde de “Bana İsrail’den mi, Gazze’den mi yanayım diye sorulacak olursa ben barıştan yanayım.” dedi.
Mevcut durumun, İsrail ve Filistin arasında gibi gözükmesine rağmen etkilerinin küresel boyutta olduğunu vurgulayan Bettel, bazılarının ise söz konusu durumu Müslümanlar ve Yahudiler arasında bir savaş olarak gördüğünü belirtti.
“Beklentileri karşılayamayan uluslararası örgütler”
Arnavutluk Avrupa ve Dışişleri Bakanı Hasani ise ülkesinin AB üyeliği için beklediğini vurgulayarak “İşlevsiz bir Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyimiz var. Kendisinden beklenenleri karşılayamıyor. Kendilerinden beklentileri karşılayamayan birçok uluslararası örgütümüz var.” ifadelerini kullandı.
Gazze’deki duruma da değinen Hasani, iki devletli bir çözümün gerekli olduğunun altını çizdi.
Hasani, dünyanın, sadece sert güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olmadığını belirterek iklim krizi ve Kovid-19 salgını gibi sorunların varlığına da dikkati çekti.
Eichhorst’tan birlikte hareket etme mesajı
Dünyanın karşılaştığı çok sayıda sorun olduğunu vurgulayan EEAS Direktörü Eichhorst ise “Hiçbir millet, hiçbir ülke, hiçbir toplum dünyada yaşananlara karşı bağışıklığa sahip değil. Bu, çok önemli. Kendinizi tek başınıza koruma altına alamazsınız. Bunu birlikte yapmalısınız. Bu, ilk ders olmalı. Çalışmalı, birbirinize bağlı olmalısınız.” diye konuştu.
Eichhorst, sorunların üstesinden gelmek için birlikte hareket etmenin tek çözüm olduğunu kaydetti.
Birçok ülkenin AB’ye üye olmak istediğini ifade eden Eichhorst, bunun nedeni olarak, ülkelerin birlikteyken daha güçlü olmasını gösterdi.
Eichhorst, AB’nin sorunlara karşı müdahale hızının yavaş olduğu yönündeki eleştirileri de yanıtlarken ekonomik kriz, Orta Doğu’daki sorunlar, Kovid-19 salgını, Ukrayna’daki savaş ve Gazze’de devam eden İsrail saldırıları gibi konularda Brüksel’in hızlı hareket ettiğini savundu.
Küresel açıdan, kaynaklar ve değerler rekabeti, Kovid-19 salgını, Ukrayna savaşı ve İsrail’in Gazze saldırılarına dikkati çeken Hırvatistan eski Cumhurbaşkanı Kitarovic de mevcut durumun AB’nin küresel bir oyuncu olması için fırsat olduğunu belirtti.
Kitarovic, “Karşılaştığımız tüm bu sorunlar, ulusal değil, uluslararası yanıt gerektirir. Koordine bir eylem, çok yönlülük, değerlere güven ve dayanışma gerektirir. AB de bunlarla ilgili. Her zaman hemfikir değiliz; farklı coğrafyalara, farklı tarihlere, farklı perspektiflere sahip 27 ülkeyiz. Bazen harekete geçmemiz gereken bir konuda fikir ayrılıklarımız oluyor ancak ortak değerlerde büyük bir başarı sağlıyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Eski İspanya Dışişleri Bakanı Palacio ise AB’nin işlevsel olmayan, yavaş bir yapıya sahip olduğuna yönelik eleştirileri “AB, 20’nci yüzyılın büyük bir başarısıdır. 21’inci yüzyılın da büyük başarısı olmayı umuyoruz. Bu nedenle kapımızı çalan ülkeler var.” dedi.
]]>Cevdet Yılmaz, Antalya Diplomasi Forumu’nda “Uluslararası Ticaret, Bağlantısallık ve Karşılıklı Bağımlılık” başlıklı yuvarlak masa toplantısına katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, küresel ticaretin yavaşladığını belirterek, pandemi ve jeopolitik gerilimlerin bunda rol aldığını, dünya genelinde ise refahın olumsuz etkilendiğini söyledi.
İkinci dünya savaşından sonra dünyada yeni gelişmelerin ortaya çıktığını, küresel yapıların değiştiğini, üretimin batıdan doğuya kaymaya başladığını ifade eden Yılmaz, uluslararası kurumların yeni gerçeklere göre kendini güncelleyemediğini, dünyanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi beş üyesinden, ekonomik olarak da ise yediden büyük olduğunu kaydetti.
Yılmaz, bu sorunların ikili ve bölgesel işbirlikleriyle ele alınabileceğini dile getirerek, “İnsanlık olarak her zaman elimize fırsatlar geçiyor, bu sorunları çözme anlamında. O yüzden de olumsuz bakmamak, kötümser olmamak gerekiyor. Geleceğe bakmamız ve bu sorunları ele almaya yönelik yenilikçi yöntemlerin peşinden koşmamız gerekiyor. Bu yüzden de ikili ve bölgesel ilişkilerin bu anlamda önemli bir gündem maddesi olacağını düşünüyorum. Türkiye olarak da bizler komşuluk ilişkilerimizi geliştirmeyi bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu bağlantısallığı artırmak adına fiziksel altyapının güçlendirilmesinin yanı sıra aynı zamanda düzenlemelerin de basitleştirilmesi, kolaylaştırılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:
“Yasamaya yönelik düzenlemelerin de daha basit hale getirilmesi gerekiyor ki böylelikle ikili ve bölgesel işbirliği potansiyelini değerlendirebiliriz. Bu ikili ve bölgesel işbirliklerinin, yeni bir küresel ortamın peşinde koşmamızı da engellememesi gerekiyor. Dünyanın bağlantısallığının arttığı bir dönemdeyiz. O yüzden de bu ikili ve bölgesel işbirlikleri devam ederken yeni bir küresel ortamın, yeni bir küresel çerçevenin oluşturulması için de çalışmaya devam etmek durumundayız. Burada daha dengeli, daha adil bir ortam yaratılması için çaba sarf etmemiz gerekiyor. Çünkü küresel sorunların içerisinde iklim değişikliğinin de bulunduğu pek çok sorunla karşı karşıyayız.”
“Diplomasi ekonomi için de çok önemli”
Yılmaz, ülke içinde politik istikrar ve inanılırlık olmadan ulusal, bölgesel ve küresel anlamda başarılı olunamayacağını vurgulayarak, Türkiye son 20 yılda ortalama yüzde 5,4 büyürken, dünya ekonomisinin yüzde 3,6 büyüdüğünü, bunun siyasi istikrar, öngörülebilir politikalar, yurt içindeki güvenlik ve emniyet sayesinde başarıldığını kaydetti.
Enflasyonla mücadele politikalarının, sadece ekonomik öngörülebilirlik anlamında değil kalıcı ve sürdürülebilir bir sosyal refah için de önemli olduğuna işaret eden Yılmaz, uygun politikalarla hem enflasyonla mücadele edilip hem de kalıcı büyümenin sağlanabileceğini ifade etti.
Yılmaz, bunun için politik ekonomi görüşünün olmasını gerektiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Çünkü politika ekonomi ve ticareti etkiliyor. Ticaret ve ekonomi de siyaseti etkiliyor. Dolayısıyla bu ikisi arasında sürekli bir etkileşim var. Ukrayna ve Rusya çatışması için barışçıl bir çözüm bulunabilirse Gazze’deki felakete bir çözüm bulunabilirse Afrika’da istikrar sağlanabilirse bu tarz çeşitli bölgelerdeki bu jeopolitik sorunlar çözülebilirse bunun ticarete ve ekonomiye yansımalarının da olacağı aşikar. Tabii bu arada diplomasiye ihtiyacımız var, savaşa değil. Çünkü savaş hiç kimseye bir şey kazandırmaz ama barış herkese kazandırır. O yüzden biz bunu Kafkasya’da da görmek istiyoruz. Afrika’da da Orta Doğu’da da dünyanın her yerinde görmek istiyoruz. Hem insani nedenlerden ötürü hem de ekonomik büyüme ve bütün dünyanın refahı için. Dolayısıyla diplomasi sadece siyaset için değil aynı zamanda ekonomi için de çok önemli. Bu çünkü ikili bir etkileşim.”
Türkiye ile ABD ve Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde fırsatlar bulunduğuna dikkati çeken Yılmaz, Türkiye’nin Gümrük Birliği üyesi olduğunu, ama çok ciddi vize problemleri yaşadığını vurgulayarak, “Eğer ticareti ve ekonomiyi desteklemek istiyorsak insanların hayatını kolaylaştırmamız gerekiyor. Özellikle iş insanlarının, öğrencilerin, kültür sanat sektörlerindeki kişilerin.” şeklinde konuştu.
Yılmaz, Gümrük Birliği anlaşmasının da yenilenmesi gerektiğine dikkati çekerek, bunun yenilenmesi durumda AB’nin geleceğine ve Türkiye-AB ilişkilerine fayda sağlayacağını dile getirdi.
Dünyadaki teknolojik gelişmelerin çok hızlı yaşandığını aktaran Yılmaz, artık sadece ürünlerin değil, hizmetlerin ve soyut varlıkların ticaretinin de söz konusu olduğunu, birbirlerinden çok uzakta olan ülkelerin, dijital altyapılarla aralarındaki ticareti geliştirebildiğini, bunu destekleyecek bir takım akıllı kanunların yapılması gerektiğini kaydetti.
]]>Üstel, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Antalya Diplomasi Forumu’nda, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ve uzman bir heyetle bulunduklarını kaydeden Üstel, forumun “her geçen gün dünyada adından daha fazla söz ettirmeyi” başardığını vurguladı.
Üstel, ADF’nin dünya genelinde barış, güvenlik ve işbirliğini güçlendirmek amacıyla liderlerin ve uzmanların önemli bir buluşma noktası haline dönüştüğünü ve bunun kendilerini mutlu ettiğini belirterek, “Bu forum, aynı zamanda Türkiye’nin dünya siyaseti üzerinde her gün artan gücünün ve etkisinin de açık göstergesi olarak karşımızda duruyor.” diye konuştu.
Dünyanın “giderek daha karmaşık” hale geldiğini ve zorlukların tek boyutlu olarak kalmadığını söyleyen Başbakan Üstel, “Bu nedenle, küresel barış ve istikrarı sağlama konusunda artık ortak hareket etmeli, çabalarımızı bir araya getirerek koordine etmeliyiz. ADF’nin bu yılki konusu ‘Krizler döneminde diplomasiyi öne çıkarmak.’ işte tam da bu öneme atıfta bulunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Üstel, ADF’de farklı ülke ve disiplinlerden gelen uzmanların bir araya getirildiğini aktararak, forumun, ana başlığına uygun bir anlayışın geliştirilmesi ve ortak çözümler bulması için dünyaya önemli fırsat sunduğunun altını çizdi.
ADF’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliği ve vizyonuyla şekillendiğine dikkati çeken Üstel, “Bu foruma davet almak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin görünürlüğünün artırılması, sürekli şekilde engellemelere maruz bırakılan uluslararası temas eksikliklerinin giderilmesi ve haklı davamızın dünyaya duyurulması adına da son derece önemlidir.” ifadelerini kullandı.
Üstel, kendilerinin de “bu misyonla” burada olduğuna işaret ederek, “Sesimizi duyurabileceğimiz, gerek siyasi, gerek medya, hangi seviyeden olursa olsun herkese derdimizi, sıkıntılarımızı ve halkımızın uluslararası camiadan beklentilerini aktarmak için buradayız.” dedi.
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyadan gördüğü ambargoları anlatma fırsatı bulacağız”
Böyle bir forumda bulunmaktan büyük mutluluk duyduklarını kaydeden Üstel, KKTC olarak uluslararası temas konusunda büyük zorluklar yaşadıklarını belirtti.
Öte yandan Üstel, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dünyadan yaşadığı izolasyonları, dünyadan gördüğü ambargoları anlatma fırsatı bulacağız. Onun için, bizim için önemi büyüktür.” şeklinde konuştu.
Üstel, bu fırsat nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.
KKTC’nin bağımsızlığından bu yana bu ülkenin dünyadaki hak ettiği yere gelmesi için Türkiye Cumhuriyeti ile canla başla çalıştıklarını vurgulayan Üstel, “Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti ile bizim ilişkilerimiz kardeşten öteye bir ilişkiye dayanır ve bu ilişkiler neticesinde de dünyada ne kadar sıkıntılar olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti ile biz bu sıkıntıların önünü açıyoruz.” dedi.
Üstel, “Bizim ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerimiz en üst seviyededir ve en üst seviyede de devam edecektir.” diye konuştu.
“Doğu Akdeniz’in güvenli hale gelmesi küresel bir meseledir”
Yaşadıkları coğrafyanın “barışa hasret duyan, ateşler içinde yanmaya devam eden” bir coğrafya olduğunu aktaran Üstel, “Doğu Akdeniz’in güvenli hale gelmesi, sadece Doğu Akdeniz’e kıyısı olanları ilgilendiren bir mesele değil, küresel bir meseledir.” diye konuştu.
Başbakan Üstel, Doğu Akdeniz’in güvenliği konusuna ilişkin, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye önemli bir jeopolitik güce sahiptir. Bu gücü küresel barışa hizmet için kullanmaya da hazırız.” değerlendirmesinde bulundu.
“İki devlete dayalı çözümün Doğu Akdeniz jeopolitiğine yapacağı katkıları ortaya koyacağız”
Yapacakları tüm görüşmelerde muhatapları ile bölgesel işbirliği fırsatları ve küresel barışın ele alınacağını vurgulayan Üstel, şöyle devam etti:
“60 yıldır devam eden Kıbrıs sorununa ilişkin, adil, kalıcı ve iki devlete dayalı çözümün Doğu Akdeniz jeopolitiğine yapacağı katkıları ortaya koyacağız. Halkımıza uygulanan haksız ambargoların ve insan hakları ile bağdaşmayan uygulamaların kaldırılmasına yönelik girişimlerimizi sürdüreceğiz.”
Üstel ayrıca forumda sürdürülebilir kalkınma, iklim değişikliği ve diğer küresel sorunlarla mücadele konularında uluslararası uzmanların ortaya koyacağı görüş ve önerileri dinleme şanslarının olacağını kaydetti.
Bu hedeflere ulaşmak için tek bir ülkenin veya kuruluşun çabasının yeterli olmadığını bildiren Başbakan Üstel, ADF’nin dünya barışına ve istikrarına katkıda bulunmasını diledi.
]]>Türkiye ekonomisi geçen yıl yüzde 4,5, 2023’ün son çeyreğinde de yüzde 4 büyüme kaydetti. Türkiye, 2023’ün son çeyreğinde, yıllık bazda, ekonomik büyüme verisi açıklanan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne (OECD) üye ülkeler arasında ikinci, G20 ülkeleri arasında üçüncü ülke oldu.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, GSYH sonuçlarına ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, “İş dünyası olarak, yılın son çeyreğinde büyümenin yüzde 4,0 gerçekleşerek, yılın tamamında Orta Vadeli Program’da öngörülen yüzde 4,4’ün üzerinde, yüzde 4,5 olarak gerçekleşmesini memnuniyetle karşılıyoruz.” dedi.
Olpak, 2023 yılının pek çok açıdan zorlu bir yıl olduğunu ifade ederek, jeopolitik gelişmelerin dünya ekonomisi ve küresel ticaret üzerindeki olumsuz etkileri ile düşük küresel büyüme oranlarının gerçekleştiğini belirtti.
Türkiye’nin 2023 yılı büyüme performansı açısından hedef büyüme oranının aşılması ve büyüme istikrarının korunmasının değerli bir kazanım olduğunu vurgulayan Olpak, “Sektörel olarak değerlendirdiğimizde ise tarım sektöründeki ufak daralma dışında her sektörün büyümeye pozitif katkı verdiğini görüyoruz. Sanayideki büyümenin yüzde 0,8 artmasını da dikkatli okumalıyız. Çünkü sanayimizdeki ivme, ihracatımızın artışıyla da doğrudan etkilidir.” değerlendirmelerinde bulundu.
Olpak, şunları kaydetti:
“Sonuçları yıllık olarak değerlendirdiğimizde, ihracatımızın özellikle 2023’ün ilk yarısında küresel ekonomideki gelişmelere bağlı olarak negatif katkı vermesiyle, yılın ikinci yarısındaki toparlanmaya rağmen yılın tamamında büyümeye negatif katkı veren tek kalem olduğunu görüyoruz. 2024 yılına da yine küresel zorluklarla mücadele ederek başladık. Elbette yurt içinde finansal istikrarı sağlayarak, yatırım, üretim ve ihracatı artırma odaklı politikaların uygulanmasına devam etmek önemli. Özellikle küresel büyümenin yavaş seyrettiği bir ortamda ihracatımızın büyümeye daha fazla katkı sağlaması açısından, sanayi sektöründeki büyümenin bu dönemde daha fazla ön plana çıkması gerektiğini düşünüyoruz.”
“Türkiye üretim ve ihracata dönüşecek yatırımlarla büyüdü”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de büyümede yaşanan bu istikrarın son derece değerli olduğunu belirtti.
Gültepe, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak gibi büyük bir hedef olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak en büyük hedefimiz, ülkemizin küresel ihracat liginde de ilk 10 ülke arasında yer alması. 2023 yılında büyüme rakamlarının detaylarını iyi okumamız gerekiyor. Büyümenin çok önemli bir bölümü makine ve teçhizat yatırımlarından geldi. Bu yatırımları, yakın gelecekte daha çok üretimin ve daha çok ihracatın müjdecisi olarak değerlendiriyoruz. Diğer yandan ihracatın büyümeye katkısında bir miktar gerileme var. Bu durum da dış talepte daralma ve rekabetçilik kaybına işaret ediyor.
Bu iki rakamı birlikte okuduğumuzda, sanayicinin yatırım iştahının yüksek olduğunu ancak rekabetçilik noktasında yaşanan gerilemenin ihracatı olumsuz etkilediğini görüyoruz. Bu yatırımların artmasında, önceki yıllarda rekabetçilikte kazandığımız güçlü rüzgarın bir etkisi var. 2024 yılında küresel talep noktasında önemli artışlar bekleniyor. İhracat ailesi olarak ülkemizde üretim, yatırım ve istihdamın dinamosu olmaya devam edeceğiz.”
“Büyüme oranları 2024 yılı için çok büyük bir motivasyon kaynağı olacak”
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da milli ekonominin pozitif büyüme eğilimini üst üste 14’üncü çeyreğe taşıyarak “Türkiye Yüzyılı” iddiasına yaraşır bir başlangıç yaptığını söyledi.
Asrın felaketi olarak nitelenen 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin yanı sıra mayıs ayında yapılan iki büyük seçim sürecinin getirdiği belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisinin göstermiş olduğu bu performansın takdire şayan bir gelişme olduğunu dile getiren Asmalı, şöyle devam etti:
“MÜSİAD olarak, söz konusu büyüme oranlarının 2024 yılı için de çok büyük bir motivasyon kaynağı olacağına inanıyor, ülke ekonomimizin üretim, ihracat ve istihdam odaklı büyüme sürecinin devam edeceğine olan inancımızı yineliyoruz. Makro-finansal dengelenme bağlamında Türkiye ekonomisi için oldukça önemli ve başarılı bir dönem olarak geride kalan 2023’ün ardından Türkiye ekonomisi; enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürme, kurda istikrarı sağlama, kamu mali dengeleri ve dış ticarette sürdürülebilirliğe ulaşma hedeflerine adım adım yaklaşmayı sürdürecektir.”
“OVP hedefinin aşılması pozitif bir gelişme”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de büyümenin 14 çeyrektir sürmesi ve 2023’te yüzde 4,5 ile OVP hedefinin aşılmasının pozitif bir gelişme olduğunu ifade ederek, “2023’te tüketimin katkısı öne çıkarken, iş dünyası olarak 2024’ün katma değerli dış taleple fark oluşturacak bir yıl olması için çalışacağız. Öte yandan, yatırımların artması ve tarımsal üretime yeni bir soluk getirmek için de daha çok gayret etmeliyiz.” dedi.
“Ülkemiz hak ettiği not artırımlarına kavuşacaktır”
Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın da Türkiye’nin kesintisiz bir şekilde 14 çeyrektir ekonomisini büyütmesinin büyük bir başarı olduğunu ifade ederek, kamu maliyesindeki tasarrufun etkilerinin son çeyrekte görülmesinin gayet memnuniyet verici olduğunu kaydetti.
Gelişmiş ülkelerde teknik resesyonun konuşulduğunu aktaran Aydın, “Rotamız, OVP hedeflerinden sapmadan üretimle büyüyen kalıcı sürdürebilir bir ekonomik büyümedir. Özellikle son çeyrekte kamu maliyesinde görülen harcamalarda tasarruf tedbirlerine uyulduğunu görmek OVP hedeflerine de uygun gösterilmektedir. Bu aynı zamanda kredi derecelendirme kuruluşlarının da dikkatlerinden kaçmayacak ve ülkemiz hak ettiği not artırımlarına kavuşacaktır.” diye konuştu.
“Gelecek için umut verici”
İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) Başkanı Ali Kopuz da küresel ekonomilerde yön arayışının sürdüğü ve zayıflama beklentisinin olduğu bir süreçte, Türkiye ekonomisinin 2023 yılının tamamında gösterdiği yüzde 4,5’lik büyüme performansının gelecek için umut verici olduğunu ve önemli bir başarıya imza atıldığını söyledi.
Küresel ticarette yaşanan olumsuzluklardan, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan, ABD, Çin ve AB ekonomilerindeki zayıflıklardan bahseden Kopuz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Tüm olumsuzluklara rağmen 2024 için Türkiye olarak OVP hedefimiz olan yüzde 4 büyüme hedefimizde bir bozulma olmayacağını düşünüyoruz. 2023 yılında elde edilen bu güçlü büyüme oranı, küresel piyasalarda faizlerin düşeceği ve yatırım iştahının artacağını umduğumuz bir sürece daha güçlü girmemizi sağlayacaktır. Bu noktada fiyat istikrarına karşı uygulanan sıkılaştırıcı politika adımlarını ekonomik aktiviteye ve istihdama halel gelmeyecek şekilde sürdürülmesi önem arz ediyor.”
]]>***
“Ağalar beyler içerler
kahve de kara değil mi?”
Karacaoğlan
Kahve, dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek. Uluslararası Kahve Örgütü (ICO) verilerine göre, son 5 yılda Asya kıtasında kahve tüketimi yüzde 15 oranında büyüdü. Bu büyüme muhtemelen Türkiye’de çok daha yüksektir. Kahve tüketimindeki bu patlama, kahve içmenin özel olarak tasarlanmış bir deneyim olarak sunulmasıyla yakından alakalı.
“Büyüleyici, unutulmaz, benzersiz, yaratıcı, tarz sahibi, modaya uygun.” Bunların hepsi yüksek kalibreli bir otomobil için sık kullanılan ifadeler. Ancak tasarım, yaratıcılık, yenilik ve farklılık gibi ifadeler artık sadece otomobiller veya ev eşyaları için değil aynı zamanda yiyecekler için de kullanılıyor. Özellikle de kahve söz konusu olduğunda bu tanımlamalar genişliyor ve ilginç tonlar kazanıyor. Kahvenin günümüzde ritüelvari bir kimlik üretme aracına dönüştüğünü söylemek abartı olmayacaktır.
Türkiye’de kahve kültürü son yıllarda giderek artan ilgiyle birlikte karmaşık bir yapıya kavuştu. Elimizde tam bir veri olmasa da ülkemizde şu an 40 civarında zincir markanın 2 bin 600 şubede faaliyet gösterdiği tahmin ediliyor. Buna butik mekanlar da eklendiğinde ülke çapında 6 bin civarında kahve dükkanı olduğu söylenebilir.
Tüm dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan kahve Türkiye’de henüz milli içeceğimiz siyah çayı geçemese dahi hızlı yükselişi şaşırtıcı tezahürlerle dolu bir gündem sunuyor. Kahvenin çayla rekabeti aslında yeni kültürel evrenin eskisinin yerine yerleşmesinin bir hikayesini de sunuyor. Türkiye’de kahve tüketiminin küresel ortalamayı geride bırakan büyümesi, kahvenin Batılı modernitenin bir simgesi olarak algılanmasıyla da ilişkilidir. Bir zamanlar çayın da böyle bir simge olduğunu bir anlığına unutursak bu değişim bizi yeterince şaşırtabilir.
Değişen kahve tüketimi
Yıllar önce yerli bir markanın soğuk kahve reklamında küresel kahve markaları ile ilgili eğlenceli bir anlatı sunulmuştu. Küresel markaların kendine özel adları ve söyleyişleri ile dalga geçen bu reklam kendi ürünlerinin de en az öteki kadar orijinal ve lezzetli olduğunu savunuyordu. Ancak aslında mesele bundan ibaret değil. Çünkü bugün herhangi bir şeyi tükettiğinizde sadece o şeyi tüketmiş olmazsınız. Markalar artık metalarla birlikte imajları da sunuyor. Hatta çoğu kez tüketilen metadan daha fazla imajlar öne çıkıyor.
Son zamanlarda gündelik hayatımıza ne kadar çok şey ne kadar hızlı girip kendisine yer ediniyor. Hatta öyle bir hale geliyor ki biz o şeylerin hep bizimle olduğunu düşünmeye bile başlıyoruz. Ancak bunlar arasında kahvenin özel bir yeri var. Çünkü bir zamanlar Türk kültürünün en önemli parçalarından birisi olan ama zamanla unutulmuş olan kahvenin geri dönüşü hayli hızlı ve ilginç oldu. Bugünlerde arkadaşıyla kahve içmeye gitmek, bir kahve ikram etmek sosyal hayatın en önemli parçalarından birisi artık. Kahveyi insanlığa tanıtan Türk kahvesi Türkiye’de unutulmaya yüz tutmuşken önce hazır kahvelerin kolay ve ucuz erişilebilirliği, akabinde küresel kahve zincirlerinin her yere yayılması, son olarak da üçüncü nesil nitelikli kahve kültürünün yaygınlaşması ile kahve bir anda her yerde karşımıza çıkmaya ve günün her anında hayatımıza eşlik etmeye başladı.
Aslında geleneksel Türk kahvesinden başlayan ve nitelikli kahveye varan dalgalar halindeki gelişim seyri kendi içinde büyük kültür değişimlerini ve bir o kadar da sınıfsal tezahürleri yansıtıyor. Nasıl ki hazır kahve hayatımıza hızlı tüketimin ve “fast food” çağının bir emaresi olarak girdiyse küresel kahve markalarının dükkanları da AVM kültürünün bir parçası olarak yaygınlaştı. Şimdilerde pek çok insanı bir “barista”ya dönüştüren nitelikli kahve yapma ve sunma arayışı da küresel “gastrokültür”ün bir yansıması olarak hayatımıza girdi.
Yeni orta sınıfın gündelik kimlik arayışında kahve
Kahve ilginç bir şekilde gündelik hayatta benliğin sunumu için bir enstrümana dönüşmüş vaziyette. Elinde karton kahve bardağı ile yolda yürümek, gidilecek yere kahve termosu ile kahve taşımak, kahve fincanı ile havalı fotoğraflar vermek, kahve yapımından anladığını ima etmek, güne kahvesiz başlayamamak, kahve içmeden duramamak özellikle beyaz yakalı eğitimli kesimler arasında günlük hayatta artık yerleşmiş durumda. Bunların ağız tadından daha fazlasıyla ilişkili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Ünlü sosyolog Bryan S. Turner, “Günlük vakaların içine sosyal sınıfı eklerseniz sosyolojik olgular elde edersiniz.” diyor. Gerçekten de biz gündelik hayattaki pek çok şey üzerinden sınıfı teşhis edebiliriz. Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, bunu “habitus” kavramıyla anlatmıştı. Bourdieu günlük hayatta bazen bilinçli bazen de bilinçsiz tekrarlanan örüntülere temel teşkil eden olgunun sosyal sınıf olduğunu belirtir. Kahve tüketimi de esasen yeni çalışma kültürünün ve sınıfsal ilişkilerin bir tezahürü olarak karşımıza çıkıyor.
Aslında en başından beri sosyal statüyü sembolize eden bir içecek olan kahve Türkiye’de de tarih boyunca kültürel ve geleneksel bir öneme sahipti. Ancak son dönemlerde özellikle çalışma hayatının farklılaşan boyutları ile birlikte kahvenin sembolik evreni de önemli bir evrim geçirdi. Günümüzde kahve, geleneksel çay kültürüyle tezat oluşturacak şekilde modernliği ve kentsel profesyonelliği sembolize ediyor ve kahve dükkanları kentsel tüketim kalıplarını şekillendiren yeni sosyal merkezler olarak ortaya çıkıyor.
Bu değişimde özellikle kahve tüketiminin deneyimsel bir boyut kazanması ve artizan bir zanaatkarlık eserine dönüşmesi önemli. Deneyimsellik, her şeyin gittikçe standartlaştığı küresel üretim ve tüketim kültüründe markaların ve ürünlerin kendilerini diğerlerinden ayırmak için benimsedikleri en önemli taktiklerden birisidir. Özellikle eğitim ve profesyonel uzmanlığa dayalı becerileri ile kendisine sosyal bir konum elde eden yeni orta sınıf için deneyimlemek günlük rutini aşmanın bir yolu olarak benimseniyor. Deneyimlemek bu sınıf için bir özneleşme ve var olma biçimidir. Günlük işlerdeki rutinizasyonu ve standardizasyonu, tanımlı hayat pratiklerini aşmak üzere bir deneyim evreni imdada yetişiyor. Tatili, ortamı, dostluğu, sporu, eğlenceyi deneyimleme yoluyla kendi dünyasına katan yeni orta sınıf mensupları bu deneyimlerini yansıtarak ve paylaşarak da bir kimlik ve statü oluşturma çabasındadır.
Artizan zanaatkarlık ise var olanla kendisinde olanı birleştirerek yeni ve farklı şeyler yaratma ve sunma arayışının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bu tür kahve hazırlama ile ilgili bir sohbette ulaşılan “görgü düzeyi” şaşırtıcı bir üst kültür oluşturma isteğini de yansıtıyor. Yenilikçiliğin en uç seviyelere ulaştığı, yerel tatlar ve malzemelerle sosyallik ve geleneklerin harmanlandığı bu evrende kahve yapıcısı kendisini üstün bir sanatsal yaratımın sınırlarında hisseder ve bu ana tanıklık eden ve “eseri” edinen kişi de bu anın bir parçası olur. Bu tür bir artizan sanatkarlık deneyimi, aslında çok büyük bir çaba harcamadan bir kabiliyet edinme ve üretmenin tadını ve tatminini bununla elde etmenin de bir yoludur. Zira yeni orta sınıfın en büyük sızısı içinde bulunduğu çalışma evreninde üretmenin somut hazzını yaşayamamak ve belirsizlikler dünyasında bir ürünün sağlayacağı tatmine hasret kalmaktır.
Bu bağlamda “kendine has kılma” mottosu yeni nesil kahve tüketiminin önemli unsurlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor. Genç profesyoneller ile eğitimli kesimler için kahve kültürü günlük hayatın teatral entelektüel deneyimi ile doğrudan bağlantılıdır. Bu evrende kahve dükkanları benzersiz, niş butik alanları olarak algılanıyor. Sofistike, kişiselleştirilmiş ve özel kahveler sunan mekanlarda kahve adeta kültürel bir ritüel haline geliyor. Böylece günlük hayatın gerekli ritüel ve mistifikasyon dozları güvenli bir şekilde alınmış oluyor.
Batılı küresel tüketim ve kültür trendlerini benimseyen yeni orta sınıfın genişlemesi ile birlikte “mutlu” bir zevk ve beğeni patlaması yaşanıyor. Küresel zevk ve beğeni dünyasına eklemlenen yeni orta sınıfta yiyecek ve içecekte popüler dil, parlak imaj, neşeli ve beklenmedik tatlar aranıyor. Kahve bugün Türkiye’deki ortalama bir birey için yeni bir kültürün sembolü olarak bu arayışa en iyi cevap veren tüketim aracı. Hem geleneksel hem heretik hem kültürel hem karşı-kültürel yapısı ile kahvenin bu sınır tanımaz gelişiminin seyrini izlemek de bir o kadar kışkırtıcı.
[Prof. Dr. Lütfi Sunar, Uluslararası Balkan Üniversitesi Rektörü’dür.]
Bu yazıda anlatılan meseleleri yazar tarafından yazılan ve Güncel Sosyoloji dergisinde yayımlanan “Kahve, Sınıf ve Kimlik: İstanbul’da Yeni Orta Sınıfın Üçüncü Dalga Kahve Tüketimi” başlıklı yazıda daha detaylı şekilde bulabilirsiniz.
]]>Çukurova Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Başıbüyük sera gazı başta olmak üzere atmosferdeki pek çok gazın azaltılması gerektiğini, azaltılmaması halinde küresel sıcaklık değerinin aratacağını belirterek, “Bu yaz geçen yılki yazdan daha sıcak olacak. Sıcaklık artışı 3-4 dereceye çıktığında ciddi sorunlar doğurabilir” dedi
ADANA – Çukurova Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Başıbüyük sera gazı başta olmak üzere atmosferdeki pek çok gazlarının azaltılması gerektiğini, küresel sıcaklık değeri yarın 3-4 dereceye çıktığında ciddi sorunlar doğurabileceğini ifade etti.
Başıbüyük, “İklimde belirgin bir değişiklik var. Bunu son 20 yılda özellikle çok bariz bir şekilde görüyoruz. Bundan sonra da artacağı düşünülüyor. Küresel bir durum yalnız ülkemize has değil ama her bölgenin kendine ait özel farklı durumları var. Her bölgenin etkilenmesinde farklı durumlar söz konusu. Genel bilinen dünyanın her tarafında yaşanan küresel bir iklim değişikliği” diye konuştu.
Pek çok gazların atmosferde biriktiğini bunların azaltılması gerektiğini vurgulayan Başıbüyük, şöyle devam etti:
“Atmosferdeki sera gazlarının içeriklerinin zaman içerisinde gittikçe arttığı sanayi devriminden itibaren bilinen bir gerçek. Bunun dışında yaygın bir şekilde kullanılan enerji ve bu enerjinin atık enerji olarak sürekli doğaya verilmesi, bunun dışında insanların günlük yaşamda, tarımda üretilen pek çok gazlar da atmosferde birikiyor. Bunların hızlı bir şekilde azaltılması gerekiyor. Uluslararası yayınlanmış raporlara baktığımız zaman şu anda yaklaşık 1-1,5-2 derece artıştan bahsediyoruz, küresel olarak ortalama bir sıcaklık değerinden bahsediyoruz. Yarın bu 3-4 dereceye çıktığında ciddi sorunlar doğurabilir. Eğer şimdiden adaptasyonla ilgili bir takım çalışmalar yapmazsak, ilerde adaptasyonla ilgili bir takım konularda çok da geç kalabiliriz. İklim değişikliğine neden olduğu bilinen sera gazının azaltılmasına yönelik yoğun çabalar var. Ülkemizdeki sanayiler yoğun bir şekilde buna uyum sağlamaya çalışıyor, bunu görebiliyoruz. Kendi karbon ayak izlerini atmosfere verilen karbon seviyesini azaltabilmek için herkes belli bir çaba içerisinde. Burada tabi bunları yapmak çok güzel, ülkemiz açısından önemli bir ciddi kazanım sağlıyor. Türkiye bu alanda erken bir aksiyon aldı diyebiliriz” dedi.
Sıcaklıkların daha da artacağını söyleyen Başıbüyük, “Mevcut eğilime ve grafiklere baktığınız zaman, özellikle 2000 yıllarından itibaren hava sıcaklıklarında ve aşırı meteorolojik olaylarda düzenli bir artışın olduğunu görüyoruz. Bu tabi ki yalnızca hava sıcaklığı değil. Her türlü iklimsel faktörde anormallikler var. Dolayısıyla yine gerek ülkemizde gerek Avrupa bölgesinde çok sık yaşanıyor bu sıcak hava dalgaları. Bu sıcak hava dalgalarının tekrar edeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü son 20 yıl içerisinde bunun tekrarı her geçen yıl daha şiddetli bir şekilde gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu yıl da gerçekleşebileceğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle uzun ve sıcak yaz dönemleri, düzensiz yağışlar kendisiyle beraber başka iklimsel afetleri de beraberinde getiriyor” dedi.
]]>