Kur – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Wed, 24 Jul 2024 22:09:07 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Müsavat Dervişoğlu’ndan ‘154 Kişilik Liste’ Tepkisi: “Sabrın da Bir Sınırı Var. Beni Kimseyle Karıştırmayın. https://www.haber60.com.tr/musavat-dervisoglundan-154-kisilik-liste-tepkisi-sabrin-da-bir-siniri-var-beni-kimseyle-karistirmayin/ https://www.haber60.com.tr/musavat-dervisoglundan-154-kisilik-liste-tepkisi-sabrin-da-bir-siniri-var-beni-kimseyle-karistirmayin/#respond Wed, 24 Jul 2024 22:09:07 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=41963 (TBMM) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında; “Kamuoyunu meşgul eden benim de içinde bulunduğum 154’ler tartışması var. İçinde yetiştiğim camiayı üzmek, kırmak istemem ancak sabrın da bir sınırı var. Sözlerimin muhatapları maziyi paylaştığım insanlar değil, eline dava arkadaşlarının kanı bulaşmış alçaklardır. Beni sakın ha sakın ve hangi sebeple olursa olsun başkalarının havuzuna bir daha dahil etmeyin. Hatıralarıma saygısızlık yaptırmayın, ayrıca kimseyle de karıştırmayın. Tahmin edemeyeceğiniz kadar ağır konuşurum” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, TBMM’de partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İktidarın ekonomi politikaları, sokak hayvanlarına ilişkin kanun teklifi ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün paylaştığı 154 kişilik listeye tepki gösteren Dervişoğlu, şöyle konuştu:

“Lozan Antlaşması, kesintisiz on bir yıl boyunca yorgun düşmüş bu büyük milletin, gün yüzü gördüğü ve uzun on yıllardan sonra, hem cephede hem de masada destan yazdığı, büyük zaferini taçlandırdığı anlaşmadır. Çok bilmiş kadrolu meczuplarıyla birlikte Lozan üzerinden İsmet Paşa ile, İsmet Paşa üzerinden ise asıl hedefleri olan Atatürk ve Cumhuriyet’le, kendi fukara akıllarınca bitmeyen bir nefretle savaşlarını icra etmektedirler. Yüz yıl önce bize istiklali çok görenler bugün de çok görüyorlar. Yüz yıl önce Cumhuriyet’i çok görenler bugün de şüphesiz aynılar. İşte bu yüzden de Türk milletinin istiklal ve Cumhuriyet ülküsü var oldukça ateşle imtihanı asla bitmemiştir ve bitmeyecektir. Lozan’a düşman olanlar, Sevr’i alkışlayıcıları, Sevr’i imzalayanların hayranlarıdır, Büyük Ortadoğu Projesi havucunun peşinde koşup memleketi sığınmacı hendeğine çevirenlerdir. Bırakın Lozan’a laf etmeyi Lozan’ı da İsmet Paşa’yı da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ismini de ağızlarına alamazlar.

” Rauf Denktaş’ın da ismini ağızlarına alamazlar”

20 Temmuz günü Kıbrıs’ta Rahmetli Rauf Denktaş’ın mezarını ziyaret ederken, içimdeki utancı ve öfkeyi nereye koyacağımı bilemedim. Rahmetlinin bu dünyadan gözü açık gittiğini unutmadım. Kıbrıs’ı göz göre göre nasıl peşkeş çektiklerini unutmadım. Erdoğan, o zamanki dostu Kostas Simitis’le görüşüyordu. Annan Planı ile Rum kesiminin AB’ye alınmasına güya engel olmayacağını söylüyordu. Bir de parola uydurmuşlardı: ‘Çözümsüzlük çözüm değil’ diyorlardı. Rahmetli Denktaş, Meclis Genel Kurulu’nda konuşuyorken dinlemeyip boykot ettiler. O zamanki taşeron ortakları FETÖ’cülerle birlikte, büyük dava adamı Rauf Denktaşı ‘Ergenekoncu’ bile ilan ettiler. Bunu yapanlar Rauf Denktaş’ın da ismini ağızlarına alamazlar.

“Tefeci kapılarında kredi dileniyorlar”

Buradan vergimatik Mehmet arkadaşımıza bir alkış tutalım ve elbette saraydaki amiri dünya liderine de bir alkış çünkü bu büyük eserin asıl sahibi o. Bildiğiniz üzere, Erdoğan, büyük müjdeleri bizzat kendisi verir. Bir müjdeyi bir bakanına verdiriyorsa bilin ki o müjdeyi kendisi bile beğenmemiştir. Dün faiz lobileri, küreselciler diye ortalığı inlettiler. Bugünse tefeci kapılarında kredi dileniyorlar. Adı konmamış IMF politikalarını uyguladıkları için de alkış alıyorlar. O alkış aldıkları şeyin adı milletin ümüğünün sıkılmasıdır. Tefecilerin 3 kuruş dövizini, rica minnet ve 5 kuruş faiz alma garantisiyle getiriyorlar. Bu kur korumalı mevduat sisteminin bir başka versiyonudur. Türkiye’nin başına çok daha büyük belalar açacak Türkiye ekonomisini uyuşturan ve bağımlısı haline getirecek olan tam bir ‘benden sonrası tufan’ politikasıdır.

Yıllarca dillerinden ‘enflasyonu tek hanelere indirdik, kamu açıklarını düşürdük, mali disiplini sağladık, IMF’ye borçları ödedik’ cümleleri düşmedi. Şimdi ise söylemleri ‘Biz bir kez başardık, yine yaparız’a dönüştü. Bütçe açığı bugün tam 1,4 trilyon liraya çıkmış durumda. Devletin yandaşlardan affettiği vergi geliri miktarı da ne biliyor musunuz? Tam 1.4. trilyon lira. Bu kaynaklar kime harcandı? Emekliye mi, çiftçiye mi, emekçilere mi? Hayır. Bu kaynaklar saltanata, şatafata, yandaşa, kaçaklara göçmenlere harcandı. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan ‘faiz sebep, enflasyon sonuç’ teorilerine harcandı.

“Bakan göstermelik dahi olsa kendi makam aracından bile vazgeçemedi”

Türkiye bu ucube tek adam sistemine yani saray rejimine geçtikten sonra bu noktaya gelineceği ayan beyan ortadaydı. Sonunda bahaneler bitip, makyajlı rakamların dahi saklayamadığı çürüme artık su yüzüne çıkınca ve körfezdeki şeyhlerden bile para bulamaz hale gelince, İngiltere’nin ünlü finans ve yatırım danışmanı vergimatik Mehmet’i Hazine ve Maliye Bakanı olarak ithal ettiler. O da bir Londra, bir Ankara mekik dokuyup sıkı para politikası dedi, sıkı maliye politikası dedi ve milletin gırtlağını sıktı. Ekonomi paketleri yağmur gibi yağmaya başladı. Araçlar satılacaktı, tasarruf edilecekti, çok kazanandan çok vergi alınacaktı, sonra koyunların yünü dikenlere dolanacaktı sonra o dikenlerden hırka örülecekti, sonunda borcumuz ödenecekti ama ne oldu? Dağ fare doğurdu. Tasarruf paketi diye memurun servisini kaldırdılar. Ama kendileri Amerika’ya 5 uçakla, Hollanda’ya maç izlemeye 3 uçakla gittiler. Sayın Bakan göstermelik dahi olsa kendi makam aracından bile vazgeçemedi. Tasarruf paketi Meclis’e gelemeden kuşa çevrildi. Vergimatik Mehmet sarayın harcamalarını ve yandaşlara yapılan ödemeleri kısamayınca, az biraz zenginden almasak mı diye gelir vergilerine yöneldi. Ama nafile, patron müsaade etmedi.

Demiştik geçen hafta, ‘Dikkat et, bakıp da görmeyen bakan başına iş çıkmasın’ diye. Anlaşılan para bulayım derken paparayı yedi vergimatik Mehmet. Şimdi vergide adaleti sağlayacağız, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alacağız diyorlar. Meclise getirdikleri teklife bakıyorsunuz imar rantlarının vergilendirilmesi yok. Rantçılığa tam gaz. Paradan para kazanana vergi yok. Tefeciliğe devam. Borsa kazançları, kripto varlıkların vergilendirilmesi yok. Para aklamaya devam. Buradan da görüyoruz ki kurumların yüzlerce sayfalık çalışmalarında yer alan, Bakan tarafından zikredilen düzenlemeler Meclis’e gelmiyor, gelemiyor. Çünkü güçleri tefeci bezirganlara, beton ağalarına, sanal vurgunculara yetmiyor, yetemiyor. Çünkü kendi kendini yiyen yılan misali dönüp dolaşıp her şey sarayda düğümleniyor. Olan da çiftçiye, işçiye, memura, gence ve emekliye oluyor, iş bulamayan garibana oluyor.

“Yumurta küfesi iktidarın sırtındaysa, iktidar da vatandaşın sırtında”

Halen hiç utanmadan emeklinin zaten açlık ve yoksulluk sınırının altındaki maaşına yapılan 2 bin 500 liralık bir zammın mali disipline zarar vereceğini söylüyorlar. En düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olsun diyen bizlere ise, ‘muhalefetin sırtında maalesef küfe yok, biz ölçüyoruz, biçiyoruz’ diyen bunlar, aklını ve vicdanını 1000 odalı sarayın bilinmez köşelerinde unutmuşlar. Emekliye verilen zammın yıllık maliyeti 66 milyar TL. Kur korumalı mevduat garabetinin ülkemize maliyeti ise 2,7 trilyon lira. Yani tam 41 katı. Bir kuruş harcanmayacak denilen yol, köprü, inşaat ihalelerine ödenen para tam 600 milyar lira, neredeyse 10 katı. Vatandaşa, çiftçiye, küçük ve orta üreticiye ihtiyaçları için destek olmak üzere kurulmuş, ancak yandaşlarını besleme fonuna dönüşmüş kamu bankalarına son 4 yılda hazineden aktarılan para tam 1 trilyon lira. ve bu para vatandaşın, çiftçinin, küçük üreticinin cebinde değil. Emekliye verilen zammın tam 15 katı. 2018’de 74 milyar lira olan faiz giderleri, 2023 yılında tam 1,3 trilyon lira. Emekliye verilen zammın tam 20 katı. Ölçüp biçtikleri bu işte. Yumurta küfesi iktidarın sırtındaysa, iktidar da vatandaşın sırtında. İnin beyler vatandaşın sırtından. Bu millet sizin köleniz değil, marabanız değil, uşağınız değil.

“Moğol istilasından sonra gördüğü en büyük yağma dönemi AKP iktidarı ile geçen bu 22 yıllık dönemdir”

Dün Lozan’da nasıl yaptıysak, bugünün Duyun-u Umumiye memurlarını da öyle göndereceğiz. Dün milli mücadelede nasıl başardıysak, yine öyle başaracağız. İtibardan tasarruf etmeyenlerden biz tasarruf edeceğiz. Tasarrufumuz da bunları göndermek olacak. Yağma her an ve her yerde devam ediyor. Bu süreç öyle bir noktadadır ki Anadolu topraklarının Moğol istilasından sonra gördüğü en büyük yağma dönemi AKP iktidarı ile geçen bu 22 yıllık dönemdir. Rant uğruna feda edilmeyen bir karış toprağımız kalmamıştır. Bundandır ki her orman yangını, her sel felaketi ya da depremden sonra sadece üzülmüyoruz, aynı zamanda da öfkeleniyor ve tedirgin oluyoruz. Çünkü her afet sonrası söz konusu alanların birilerinin cebine girecek rantlara dönüşeceğini biliyoruz. Çünkü bu tefeciliğin hududunun olmadığını biliyoruz.

“Önce geleceğimiz olan çocuklarımızı, sonra da bu ülkede yaşayan tüm canlıları korumakla mükellefiz”

Bugün sokaklarda öfke var, trafikte şiddet var, evlerde güvensizlik var, her yerde cinayet var. Her an insanlığımızın sınandığı olaylarla karşılaşıyoruz. Her an bastıramadığımız yeni bir öfke seliyle karşılaşıyoruz. Saray iktidarı bir vicdan bombası attı önümüze ve bize dedi ki; ‘Çocuklar mı ölsün, köpekler mi?’ Çünkü biri ölmeli. Çünkü yaşamak ve yaşatmak lügatlerinde yok. Çünkü saklayıp örtmek zorunda oldukları o kadar büyük ihanetler vardı ki yeni bir tuzak kurmaları gerekiyordu. Bu attıkları vicdan bombasıyla da günlerdir uğraşıp duruyoruz. Ölüm ve yok etmeyle başlayan hiçbir cümleden hayır gelmez. Sokak hayvanları meselesini ortak akıl ve en önemlisi ortak emek ve çabayla çözmek, hepimiz için çok önemli bir imtihandır. Saray iktidarı sonrası için de birlikte ayağa kaldıracağımız, yeni baştan hep birlikte inşa edeceğimiz o güzel Türkiye’miz için bir ön sınavdır. Evet, Türkiye’de sahipsiz başıboş köpek sürüleri bir sorundur. Bir sağlık sorunu, bir güvenlik sorunudur ancak ölüm lafıyla değil, hayır lafıyla başlayacağız. Sonra da bu sorunun en makul çözümünü bulacağız. Bu işi de sadece yasayla çözmek ya da yasayla çözümsüz bırakmak kolaycılığına da düşmeyeceğiz. Emin olun, bu iktidar ne yasa çıkarsa lafta kalacaktır. Yasayla oyalanmak boşunadır. Önce geleceğimiz olan çocuklarımızı, sonra da bu ülkede yaşayan tüm canlıları korumakla mükellefiz. Bu yüzden de ne imhacı ne de redci bir kolaycılığa düşmeyeceğiz. Vicdanı akılla, aklı da vicdanla dengeleyeceğiz. Biz İYİ Parti olarak bu imtihanı önemsiyoruz. Bu sebeple de en başta sivil toplumun, gönüllülerin ve yerel yönetimlerin sorumluluk aldığı, kimsenin kimseye bahane uydurmadığı bir toplum seferberliği arzuluyoruz. Bunun için de ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. İktidardakilerden tek beklenti, gölge etmemeleridir başka ihsan istemiyoruz.

“Eline dava arkadaşlarının kanı bulaşmış alçaklar…”

Kamuoyunu meşgul eden benim de içinde bulunduğum 154’ler tartışması var. Aslına bakarsanız bu tartışmaya hiç girmek istemiyorum ama tamamen sessiz kalmayı da uygun görmüyorum. İki cihanda yan yana gelemeyecek bazı insanları, aynı torbaya doldurarak adeta eşitlemiş, ‘Bölücü, Liberal, Marksist, Fetöcü’ yapıların elemanı diye yaftalamışlar. Bu insafsızlıktır, izansızlıktır, saygısızlıktır, ahde vefasızlıktır. Çok bir şey söylemek istemiyorum. Ayrıntıya girip hiç kimseyi mahcup etmek niyetinde de değilim. İçinde yetiştiğim camiayı üzmek, kırmak istemem ancak sabrın da bir sınırı var. Sözlerimin muhatapları maziyi paylaştığım insanlar değil, eline dava arkadaşlarının kanı bulaşmış alçaklardır. Hayatım boyunca bölücü, liberal, Marksist ve Fetöcü diye hiç anılmadım. Bütün ömrümce anıldığım ve gurur duyduğum tek bir sıfat var. Onu da öyle bir ayağa düşürdünüz ki sizin yüzünüzden ve utancımdan kullanamıyorum. Beni sakın ha sakın ve hangi sebeple olursa olsun başkalarının havuzuna bir daha dahil etmeyin. Hatıralarıma saygısızlık yaptırmayın, ayrıca kimseyle de karıştırmayın. Tahmin edemeyeceğiniz kadar ağır konuşurum. İsteyen kendine yeni yön çizebilir. Hatta ikbal, istikbal ve iktidar için kendisini satabilir de. Ben varlığını Türk varlığına adamış bir memleket evladıyım. Doğduğum gibi öleceğim ve bununla da övüneceğim.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/musavat-dervisoglundan-154-kisilik-liste-tepkisi-sabrin-da-bir-siniri-var-beni-kimseyle-karistirmayin/feed/ 0
TİM Başkan Vekili Fikret Kileci: Tasarruf her zaman yapılmalı https://www.haber60.com.tr/tim-baskan-vekili-fikret-kileci-tasarruf-her-zaman-yapilmali/ https://www.haber60.com.tr/tim-baskan-vekili-fikret-kileci-tasarruf-her-zaman-yapilmali/#respond Sun, 21 Jul 2024 08:00:06 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=41210 Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Koordinatör Başkanı Fikret Kileci, ekonomi gündemini değerlendirdi.

Kileci, ihracatın büyümeye katkısı, kamuda tasarruf paketi, sıkı para politikası, Haziran ayı ihracatındaki düşüş, finansman maliyetleri, kurların ihracata etkisi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ekonominin genel durumu ve geleceği ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“Tasarruf her zaman yapılmalı”

TİM Başkan Vekili Kileci, tasarruf tedbirleri ile ilgili görüşlerini açıklarken, tasarrufun sadece zor zamanlarda değil her zaman yapılması ve yukarıdan aşağıya doğru uygulanması gerektiğine dikkat çekti. Başkan Kileci, “Tasarruf tedbirleri tüm dünyada uygulanan, olmazsa olmaz bir olgudur. Ancak tasarruf tedbirleri herkesi kapsamalı, genele yayılmalı ve aşağıdan yukarıya değil yukarıdan aşağıya doğru yapılmalı. Biz iş insanları olarak her zaman fedakarlık yapmaya hazırız. Ancak bu fedakarlık herkes tarafından yapılmalı. Fakat siz bu tasarrufu, sıkılaştırmayı sadece bir kesime uygularsanız birtakım dengesizlikler, problemler çıkar. Tasarruf sadece maddi konularda da olmamalı. Zamanımızı da ilişkilerimizi de doğru kullanmalıyız” dedi.

“Fedakarlığı tüm kesimlere yaymalıyız”

Kileci, “Sıkı para politikasının ilk 6 aylık periyodunu nasıl buldunuz?” sorusuna da şöyle yanıt verdi: “Uygulanan politika, öyle ya da böyle fayda gösteriyor. Sonuçları ortaya çıkıyor. Tüm dünyanın içinden geçtiği süreci atlatmak için her ülke kendi çapında sıkı para politikası uyguluyor. Biz de bu uygulamaların içinden geçiyoruz. Genişletici ve daraltıcı para ve maliye politikaları zaman zaman bir döngü içerisinde her ekonomide uygulanmaktadır. Elbette ilerleyen dönemde gevşemeler olacaktır, normalleşme adımları atılacaktır. Ancak yine altını çizmek gerekirse bu politikayı genele yaymak gerek, bu fedakarlığı sadece bir kesim, bir sektör yapmamalı. Fedakarlığı tüm kesimlere yayarsak bu süreci daha kolay atlatırız.”

“Dünyadaki değişimleri iyi okumalıyız”

Haziran ayı ihracatındaki düşüşün nedenlerini de açıklayan Kileci, “İhracatta ürün ve pazar çeşitliliğimiz çok fazla. Dünyada değişen dengeler, tüketim alışkanlıklarındaki değişikliklerle beraber bizim de satış modellerimiz değişiyor. Biz daha önce özellikle tekstil, hazır giyim ve lüks tüketim alanında iyi bir üreticiydik, iyi bir tedarikçiydik. ve dünyanın tüm kesimlerine satıyorduk. Ancak şu anki konjonktürde lüks tüketim yerini zorunlu malların tüketimine bıraktı. Ülke olarak bu üretimleri de yaptığımız için sektörler arasında belli kaymalar oluyor. Haziran ayı özel bir ay. Derinlemesine incelendiğinde birtakım eksiler var ama bunun da sebepleri var. Bir önceki aydaki çalışma gününün fazla olması, yaz tatilinin başlaması gibi sebepler var. Ama yine de Haziran ayı iyi geçmedi. Ama bir öncesinde de rekorlar kırıldı. Temmuz ayında tekrardan artıya geçeceğimizi düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

“Bu süreçten karlı çıkarız”

Dünyadaki değişim ve gelişim sürecinin çok iyi analiz edilmesinin önemine de dikkat çeken Kileci, özellikle planlamaya vurgu yaptı. Şartların her gün değiştiği bir dünyada planların esnek olması gerektiğinin altını çizen Kileci, “Bu değişim sürecinde dünyadaki gelişmeleri çok iyi okumak gerekiyor. Bizim bundan sonraki süreçte de elbette kısa, orta ve uzun vadeli planlarımız olacak. Ancak bu planların her zaman kontrol edilerek, sık sık revize edilmesi gerekiyor. Çünkü şartlar her gün değişiyor. Bugün doğru bildiğiniz bir kararı, yarın tekrar gözden geçirip, revize etmeniz gerekebiliyor. Biz hayatımız boyunca bu coğrafyada hep zorluklarla iş yaptığımız için karşımıza çıkacak engellere karşı hazırlıklıyız, tecrübeliyiz. Bu anlamda gelişmiş ülkelere göre daha avantajlıyız. Doğru planlama ile doğru iş yapılırsa biz bu süreçten karlı çıkarız. Ancak sektörlerde ve pazarlarda mutlaka değişiklik olacak, bu değişikliği iyi okumak ve ona göre adım atmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Bu maliyetlerle uzun vadeli yatırımlar çok zor”

Finansmana ulaşımın zor olmadığını ancak finansman maliyetlerinin çok yüksek olduğunu belirten TİM Başkan Vekili Kileci, yüksek finansman maliyetlerinin özellikle uzun vadeli yatırımların önündeki en büyük engel olduğunu ifade etti. Kileci, yüksek finansman maliyetlerinin sürdürülebilir olmadığını söylerken, “Şu andaki modelle ancak günü kurtarabiliriz.” dedi. Uzun vadeli yatırımlarda çok iyi hesap-kitap yapılmasının gerekliliğini vurgulayan Kileci, “Uzun vadeli yatırımlarda çok iyi düşünmek gerek. Çünkü kaynaklar sınırlı, bu nedenle bugünkü şartlarda uzun vadeli yatırımlarda çok dikkatli, temkinli olmak gerekiyor. Ancak bugün şartlar bu, yarın hep böyle olmayacaktır. Bugünkü maliyetlerle yatırım yapmak çok ihtimal görünmüyor” ifadelerine yer verdi.

“İhracat, gelişmenin en önemli silahıdır”

Döviz kurlarında gelinen noktayı da değerlendiren Kileci, ihracatçının düşük kurdan kaynaklanan dezavantajının bir şekilde giderilmesi gerektiğini söyledi. Kileci, döviz kurlarının ihracatçıya yansıması ile ilgili şu bilgileri verdi:

“Ocak ayında Dolar kuru 30 lira bandındaydı, şimdi 33 lira bandında bulunuyor. 6 Aylık enflasyon yüzde 25, kur artışı yüzde 10. Arada yüzde 15’lik bir makas var. Biz ihracatçılar her şeyimizi kura bağlamış değiliz. Ancak kur bizim için en önemli enstrümanlardan bir tanesi. Dolayısıyla da dış pazarlarda varlığımızı devam ettirmemiz için döviz kurlarının belirli bir düzeyde faiz ve enflasyonla birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Elbette yüksek kur ülke açısından doğru değildir. Bunu kimse istemez. Ancak ihracatçıyı da alaşağı edecek bir kur olmamalı. Farklı farklı destekler var. Başka ülkelerde yapılan uygulamalar var. Bunlar konuşulabilir. Çünkü ihracat gelişmişliğin en önemli silahıdır. Siz eğer aldığınızdan fazlasını satamıyorsanız uluslararası platformlarda istediğiniz noktaya gelmeniz zor olacaktır. Biz ihracatla büyümeyi hedefleyen bir ülkeyiz. O yüzden dış ticaret fazlası vermemiz refah seviyemiz için önemlidir. Dolayısıyla kur problemine çözüm bulunmalı. Biz illaki kur şuraya gelsin demiyoruz ama ihracatçının kurdan kaynaklanan zararları telafi edilmeli. Aksi halde bugüne kadarki pazarlarımızı, emeğimizi, alın terimizi, akıl terimizi bir şekilde kaybetme riski ile karşı karşıya kalırız.”

“Bölgemiz ikinci bir körfez haline gelecektir”

Güneydoğu Anadolu Bölge ekonomisini de değerlendiren Kileci, “Türkiye genelindeki fotoğrafın bir benzeri bizim bölgemizde de var. Bölgede birtakım sektörlerde ilerlemeler bir takım sektörlerde gerilemeler var. Ama bizim coğrafyamızda her zaman bir hareketlilik vardır. Komşu ülkelerde hep bir hareketlilik vardır. Bunların hepsi bizi etkiliyor. Biz deprem öncesi ihracat rakamlarımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Sonrasındaki süreçte kendimize yeni hedefler belirleyeceğiz. Depremde hasar gören yıkılan tesislerin yerine daha çevreci ve daha doğru yapılanmalarla sanayimizi yeniden inşa ediyoruz. Bölgemizin daha iyi bir noktaya geleceğine inanıyoruz. Güneydoğu Anadolu Bölgesi çok önemli bir üretim üssüdür. Bir de bizim Amanos Tüneli Projemiz var. Bu tünel bizi çok heyecanlandırıyor. Çünkü tünelle birlikte İskenderun limanına ulaşmamız çok kolaylaşacak. Bundan sonraki süreçte Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Diyarbakır ve Şanlıurfa gibi illerimiz ikinci bir Körfez olma yolunda ilerliyor. Buralarda çok önemli yatırımlar yapılacaktır. Özellikle yeniden yapılanma sürecindeki Ortadoğu’da bölgemizin çok önemli bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Bütün planlarımızı da bu doğrultuda hazırlıyoruz” diye konuştu.

Kileci, yılsonu büyüme beklentisi ile ilgili olarak da, “Yılsonunda yüzde 3,6 veya 3,7 gibi bir büyüme bekliyorum. Yüzde 4’ün üzerini hayal olarak, 3,5’un altını da hayal kırıklığı olarak görüyorum.” şeklinde değerlendirmede bulundu. – GAZİANTEP

]]>
https://www.haber60.com.tr/tim-baskan-vekili-fikret-kileci-tasarruf-her-zaman-yapilmali/feed/ 0
DSO Başkanı Kasapoğlu; “Sanayici düşük kur ve enflasyon arasına sıkışmış durumda” https://www.haber60.com.tr/dso-baskani-kasapoglu-sanayici-dusuk-kur-ve-enflasyon-arasina-sikismis-durumda/ https://www.haber60.com.tr/dso-baskani-kasapoglu-sanayici-dusuk-kur-ve-enflasyon-arasina-sikismis-durumda/#respond Thu, 11 Jul 2024 08:12:15 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=38517 Denizli Sanayi ve Teknoloji İş Birliği Kurulu SANTEK Sanayici Buluşmaları, Denizli Sanayi Odası’nın (DSO) ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan’ın da katıldığı toplantıda konuşan DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, sanayicinin zor bir dönemden geçtiğini belirterek, ekonomide üretime dayalı politikalar beklediklerini dile getirdi. Toplantıda, sanayiciler yaşadıkları sorunları Bakan Yardımcısı İnan’a iletti, çözüm önerileri konuşuldu. Sorunların takipçisi olacağını belirten Bakan Yardımcısı İnan, destek sözü verdi.

Bir dizi ziyaret ve program için Denizli’ye gelen Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, Denizli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, Güney Ege Kalkınma Ajansı (GEKA) Genel Sekreteri Özgür Akdoğan ve sektör temsilcileriyle birlikte Çardak OSB, Denizli OSB, Denizli Model Fabrika, Denizli Makine İhtisas OSB’yi gezerek, incelemelerde bulundu.

Daha sonra Denizli Sanayi Odası’na geçen Bakan Yardımcısı İnan ve beraberindeki bürokratlar, önce Başkan Kasapoğlu’nu makamında ziyaret etti ve ardından DSO ev sahipliğinde M. Feridun Alpat Konferans Salonunda gerçekleştirilen ve sanayicileri bir araya getiren toplantıya katıldı. Toplantıda Bakan Yardımcısı İnan ile birlikte Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, PAÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kutluhan, Bakanlık yetkilileri, bürokratlar ve sanayici iş insanları hazır bulundu.

Toplantısının açılış konuşmasını gerçekleştiren DSO Başkanı Selim Kasapoğlu, gün boyu süren ziyaretlerde, Denizli sanayisinin potansiyelini yerinde inceleme fırsatı bulduklarını belirterek, “Çardak’tan bu toplantıya katılım sağlayıncaya kadar, Denizli’yi, Denizli sanayisini, sorunlarını ve beklentilerini konuştuk, taleplerimizi aktardık.” dedi.

Başkan Kasapoğlu, Denizli sanayisinin geleceğinin nasıl kurgulanacağı ile ilgili görüşlerin ele alınması adına bu toplantıların önemli olduğunu belirterek, sayısının artırılması gerektiğinin altını çizdi.

“Denizli sanayicisi kendini ihmal edilmiş hissediyor”

Denizli sanayicisinin Ankara tarafından kendini yıllardır ihmal edilmiş olarak gördüğünü ifade eden Kasapoğlu, “Şehrin enerjisini, arkadaşlarımızın enerjisini gördünüz. Herkes bir şeyler yapmaya hevesli ve gayretli. Sanayinin verimliliğini artırmaya çalışıyoruz. Oda olarak yapılması gereken ne varsa elimizden geldiğince çaba gösteriyoruz. Ancak uygulanan politikalar sonrasında geldiğimiz durum da hepimizin malumu. Kaynaklar artık eskisi gibi değil. Biz Denizli sanayicisi olarak geçmişten alacaklı olduğumuzu düşünüyoruz ve bundan sonra Denizli’ye verilecek desteklerde daha toleranslı davranılmasını talep ediyoruz. Çünkü yapmamız gereken çok iş var, projelerimiz ve hedeflerimiz var. Bu noktada sizlerin desteği bizler için çok önemli.” diye konuştu.

“Sanayici düşük kur ve enflasyon arasına sikişmiş durumda”

Sanayicinin son dönemde yaşadığı mali sorunları dile getiren Başkan Kasapoğlu, “Bugün Denizli’yi ve Denizli sanayicisini aşan sıkıntılı bir pozisyonun içindeyiz. Sanayicimiz uygulanan kur politikası ile yüksek enflasyon arasına sıkışmış durumda. Sanayicimiz üretmekte zorlanıyor. Bu faiz oranlarıyla, bu düşük kur seviyesiyle, ihraç etmekte zorlanıyoruz.” diye konuştu.

Sanayicinin yüksek kur talep eden pozisyonda olmadığını, kurun rekabet edilebilir noktada olması gerektiğini, öncelikli sorunun enflasyonun düşürülmesi olduğunu ifade eden Kasapoğlu, “Bizim amacımız kur yükseltmek değil. Yüksek kur olsun istemiyoruz. ya kuru yükseltin ya da üretim maliyetlerimizi düşürün diyoruz. Çünkü rekabet edemiyoruz, mücadele edemiyoruz. Şehrimizde ürettiğimiz makine, Türkiye’de İtalya ve Almanya’dan pahalı. Türk üreticisini biz bu şekilde nasıl ayakta tutacağız? Üretim gücümüzü nasıl koruyacağız? Ülkemizin refahı için sadece kur, enflasyon, faiz denkleminde mi yürüyeceğiz?” diye sordu.

Denizli sanayisinin ikinci ve üçüncü kuşak temsilcileri olarak zor bir dönemden geçtiklerini belirten Kasapoğlu, “Ne bizden önceki kuşak ne ondan önceki kuşak böyle bir dönem yaşamadı. Bunun içinden çıkılması için bize göre Türk ekonomisinin, yönetimin hazine ve maliye odaklı olmaktan çıkıp, üretim ve sanayi odaklı politikalar üretir hale gelmesi gerekiyor. Çünkü bu denklemde, bu sıkışıklıkta sanayicinin nefes alması mümkün değil. Yatırım sermayesini, makine sermayesini bir kenara bırakalım, sanayicimiz işletme sermayelerimizin faizini karşılayacak parayı dahi kazanamıyor.” şeklinde konuştu.

“Sanayi Bakanlığı’nın bize önderlik etmesini talep ediyoruz”

Sanayi Bakanlığı’ndan sanayicilere önderlik etmesini, korumasını ve haklarını en üst mercilerde savunmasını talep ettiklerini belirten Başkan Kasapoğlu, “Bir ülkenin refahı ancak üretim ile mümkün. ve bu üretimi sağlayacak güç sanayiciler. Biz sanayicilere destek vermenizi bekliyoruz. Çıkan her yeni kanun maalesef hep sanayicinin aleyhine işliyor. Uzun bir dönemdir sanayici konuttaki elektrik ve doğalgaz fiyatının 2 katına elektrik kullanıyor. Türkiye tarihinde hiç böyle bir dönem olmamıştı. Bu şartlarda sanayiciliği ve üreticiliği bizden sonraki kuşaklara aktaramayız. Sizden istirhamımız, bu konular konuşulduğunda, lütfen sanayicinin yaşadığı bu sıkıntıları, bu dertleri diğer kurumlara ve bakanlıklara da aktarın” ifadelerine yer verdi.

“Konkordato talep eden firma sayısında artış var”

Konkordato ile ilgili yaşanan sıkıntıları da konuşmasında dile getiren Kasapoğlu, “Konkordato talep eden firmalarımızın sayısı hızlı bir şekilde artıyor. Türkiye, 2023 yılındaki konkordato talebini, 2024 yılının Mayıs ayında yakaladı. Yaşadığımız bu sorunlar firmalarımızı dayanamaz hale getirmiş durumda. Ancak bu konuda bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Çünkü birçok firmada da konkordato kurallarının suistimal edildiğini, sağlam firmaların da konkordato alan firmalar yüzünden sıkıntıya girebileceklerini tahmin ediyoruz. Bu konu ile ilgili çözümlerin hızlı bir şekilde üretilmesi gerekiyor.” diye konuştu.

Katılım sağlayan herkese teşekkürlerini sunan ve toplantının verimli geçmesini dileyen Başkan Kasapoğlu, “Ülkenin yaşadığı sıkıntının, içine girdiği dönemin farkındayız. Bu sürecin geçici olmasını diliyoruz. Artık Türkiye’nin kur, enflasyon ve yüksek faiz politikasından bir an evvel çıkıp; üretim odaklı, ihracat odaklı, istihdam odaklı politikalar geliştirmesini temenni ediyoruz.” ifadeleriyle sözlerini noktaladı.

İnan: “Ülkemiz sanayicileriyle hep durur duymuşumdur”

Toplantıda konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan ise Denizli’nin önemli üretim şehirlerinden biri olduğunu belirterek, yıllardan süzülüp gelen tecrübelerin Denizli’yi üretimde önemli merkezlerden biri haline getirdiğini kaydetti. Gün boyu Denizli’nin enerjisini hissettiği çok verimli ziyaretler gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Yardımcısı Oruç Baba İnan, “Ülkemizin sanayicileriyle hep gurur duymuşumdur. Ülkenin gerçek kahramanlarının sanayiciler olduğunu düşünürüm. Bu duyguyu, Denizli’de de güçlü bir şekilde hissettim. Bu kuvvetli ruh hem Denizli’yi hem de ülkemizi geleceğe taşıyacaktır” dedi.

Denizli ile ilgili bir anısını da salondakilerle paylaşan İnan, çocukluk yıllarında babası ile birlikte Konya’dan Denizli’nin Çivril ilçesine geldiklerini, burada Çivrilli ustadan alışveriş yaptıklarını anlattı. Bu yüzden Denizli’nin iş yapış şeklini, işine verdiği değeri çok iyi bildiğini belirten İnan, Denizli’nin yaptığı ürünlerin dünyanın 200 ülkesinde karşılık bulduğunu söyledi. İnan, “Şu anda ülkemizin geldiği durumu, birkaç açıdan değerlendirmek lazım. Rekabet ettiğimiz ülkelerle aynı seviyeye gelebilmek için çalışıyoruz. Burada altyapı çalışmalarına önem vermemiz gerekiyor. Bu kabuğu çatlatıp, sanayi alanlarındaki altyapımız ve bu alanların yollarla, demiryollarıyla, limanlarla entegrasyonuna özel çalışmamız gerekiyor. Bir taraftan insan kaynağı ile ilgili yaşadığımız sıkıntılar var. Diğer taraftan yeşil dönüşüm ve dijital dönüşümü konuşuyoruz. Bu konuda rekabetçi olabilmek için markalar inşa etmemiz gerekiyor. Ayrıca, teknoloji dönüşümünün getirdiği yükleri de sırtlanmış durumdayız. Elbette çok öncü firmalarımız ve ürünlerimiz var. Ama bunların sayısını çoğaltıp, kurumlarımızın kapasitesini genişletip, konsolidasyonlarla, dünyada daha çok ses getirecek, daha büyük kurumlar inşa etmenin de yollarını bulmamız gerekiyor. Bu çok zorlu bir iş. Başkanımız bahsetti, bir türbülanstan geçiyoruz. Özellikle pandemi sonrası dünyada birçok çalkalanma oldu. Ülkemizin kendine özel şartlarında başka türbülanslar da yaşadık. Şu an bir nefes tutma döneminden geçiyoruz. Ama ben bu sorunları aşacağımıza inanıyorum. Önümüzdeki dönemde de yaptığımız işleri en iyi şekilde ortaya koyarak ilerleyeceğiz. Dünya sanayi üretiminde ses getiren bir dönüşümü gerçekleştirerek, İzmir ve Antalya Limanlarının da bulunduğu bu bölgede, başarıyı yakalamak istiyoruz.” diye konuştu.

Sanayiciler sorun ve taleplerini iletti

Konuşmaların ardından toplantı, DSO Başkanı Selim Kasapoğlu’nun moderatörlüğünü gerçekleştirdiği divan düzeni ile devam etti. Sanayiciler istihdam, sanayiciye yönelik farklı konulardaki teşvikler, mesleki eğitim, işgücü ve OSB’lerin işleyişine dair soru ve sorunlarını dile getirdi, yanıt aldı. Bakan Yardımcısı İnan, belirtilen sorunların takipçisi olacağını belirterek, destek sözü verdi.

Toplantının sonunda Bakan Yardımcısı İnan, kent sanayisi için yürüttüğü özverili çalışmalar nedeniyle DSO Başkanı Selim Kasapoğlu’na Teşekkür Belgesi takdiminde bulundu. Kasapoğlu ise Bakan Yardımcısı İnan’a günün anısına cam işleme sanatıyla şekillendirilen Çeşm-i Bülbül ve Sanayinin Kadim Şehri Denizli kitabını takdim etti. Bakan Yardımcısı İnan, DSO ziyaretinde Denizli Sanayi Odası Şeref Defterini de imzaladı. – DENİZLİ

]]>
https://www.haber60.com.tr/dso-baskani-kasapoglu-sanayici-dusuk-kur-ve-enflasyon-arasina-sikismis-durumda/feed/ 0
Ali Koç: Belki bu takım 99 puan alamayacak ama şampiyon olacak https://www.haber60.com.tr/ali-koc-belki-bu-takim-99-puan-alamayacak-ama-sampiyon-olacak/ https://www.haber60.com.tr/ali-koc-belki-bu-takim-99-puan-alamayacak-ama-sampiyon-olacak/#respond Thu, 06 Jun 2024 22:12:44 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34989 Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Takımımız güçlü. Yapacağımız takviyelerle Fenerbahçe tarihinin rüya takımını kuracağız. Belki bu takım 99 puan alamayacak ama şampiyon olacak” dedi.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, sarı-lacivertli kulübün 8-9 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek Olağan Seçimli Genel Kurulu öncesinde kongre üyeleriyle bir araya geldi. Başkanlığa tekrardan aday olan Ali Koç’un İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdiği toplantıya yönetim kurulu ve kongre üyeleri katıldı. Seçim kampanyası hakkında bilgiler vererek sözlerine başlayan Koç, “Camiamız bir ve bütün olduğunda bizi durduracak bir kuvvet yok. Bunu test ettiler ve cevaplarını da aldılar. Yoğun bir kampanya dönemi geçirdik. Birçok şehre gittik. Yüksek katılım sağlandı. Yaptıklarımızı, yapmak istediklerimizi, yapamadıklarımızı çeşitli ortamlarda paylaştık. Bu seneki kampanya farklı oldu. Hem yarışa geç girmem hem de takımlarımızın yarışlarının devam etmesi sebebiyle kampanyamız kısıtlı oldu. Seçildiğimiz takdirde gidemediğimiz yerlere de gideceğimizi belirtmek istiyorum” diye konuştu.

“BİLEREK, İSTEYEREK HİÇBİR YANLIŞ YAPMADIK”

Başkanlık süresi boyunca yaptıkları hatalardan dersler çıkardıklarını söyleyen Koç, “6 sene boyunca yönetimdeki arkadaşlarımla Fenerbahçe’nin geleceği açısından kritik öneme sahip başarılar elde ettiğimiz gibi, bazı alanlarda da istediğimiz yerlere gelemedik. Süreç içerisinde birçok kongre üyemiz de yeri geldi hoca tercihi yeri geldi kadro planlaması konularında bize şikayetlerini ulaştırdı. Şundan emin olabilirsiniz ki bunların bir daha yaşanmaması için bütün tecrübeyi kazandık. Siz de bunun emarelerini son 2 senede görmüşsünüzdür. Biz bilerek, isteyerek hiçbir yanlış yapmadık. Kimse bizim niyetimizi sorgulayamaz” ifadelerini kullandı.

2018 yılında başkanlığa seçildiğinde kulübün maddi durumunun çok kötü olduğunu yineleyen Başkan Ali Koç, “Kulübü aldığımız noktayı hepiniz biliyorsunuz. Alacaklarımız temlikliydi, geldiğimizde 17 milyon Euro ödemek zorundaydık. Kadro değerimiz, rakiplerimizin kadro değerinin altındaydı. 612 milyon Euroluk borç yükümüz vardı. 2018’de göreve geldiğimizde o zamanki başkanımız, kendi ifadesiyle ‘Fenerbahçe batmış’ dedi. UEFA’nın açıkladığı rapora göre Avrupa’nın maddi durumu en kötü kulübüydük. Yüz milyonlarca Euro geliri olan kulüplerden daha fazla borcumuz vardı. Biz biliyorduk ama bu kadar olduğunu bilmiyorduk. Kulübümüzü bu duruma düşürenler, durumun vahametini kavrayamayan insanlardı” şeklinde konuştu.

“BUGÜN FENERBAHÇE’YE ADAY OLMAK DAHA KOLAY”

Başkanlığı boyunca gelir kalemlerinde yaşanan olumsuz gelişmelere değinen Koç, “6 yıllık yayın geliri kaybımız 100 milyon dolar. Biz mi kur sabitlemesi yaptık? Bunu federasyon yaptı. Pandemide 80 milyon dolar kaybımız var. Faizler uçtu gidiyor. Bir de her şey çok güzelmiş gibi pandeminin ortasında hükümet vergileri yüzde 40’a çıkardı. Bunu da yönetmek zorunda kaldık. Bu sene de yüzde 50 gelirimiz bankalara gitmektedir. 1 bilemedin 2 aylık maaş borcumuz var. Bunları da en kısa zamanda kapatacağız. Tüm bu olumsuz etkenlere rağmen kaynaklar yaratarak gemiyi doğru istikamete çevirdik. Finansal prangalarımızı attık. Daha çok yolumuz var ama tünelin sonundaki ışığı görebiliyoruz. Bugün Fenerbahçe’ye aday olmak daha kolay. Keşke biz 1 sene sonra aday olsaydık. Onlar kaybederek kral çıplak durumundan kurtuldular” yorumlarında bulundu.

Finansal anlamda önlerindeki birçok engeli kaldırdıklarını ifade eden Ali Koç, “Engelden kurtulduğumuzda kurduğumuz bu seneki kadroyu gördünüz. Önümüzdeki sene daha iyi olacağız. Bundan sonra yolumuz açık. Transferlerdeki başarımızı görüyorsunuz. Geçen sene 56 milyon Euroluk transfer gelirimiz var. Fenerbahçe’den Avrupa’ya gitme durumu konuşan bir noktaya geldi. Tarihimizin en güçlü ve değerli kadrolarından birini kurduk. Ne Aziz Yıldırım’ın 20 yıllık başkanlığında ne de 2000’den sonraki 24 yıllık süreçte 90 puan aşılmamıştı. Biz herkesi yendik ama sistemi yenemedik. Biz gelene gidene 3-5 atarken, rakibimiz birçok maçı 1-0 kazandı. Sezon sonunda açıldılar. Hakem seminerinde sızdırılan videoyu hatırlayın” dedi.

Sponsorluk gelirlerini ilk geldikleri güne göre çok yüksek oranlarda artırdıklarının altını çizen Başkan Ali Koç, “2018 yılında 7 sponsorumuz vardı. Sarı meleklerin hiç sponsoru yoktu. 18.7 milyon Euro sponsorluk gelirimiz vardı. Bugün geldiğimiz noktada 42 sponsorumuz var ve boş yerimiz yok. 48 milyon Euro’ya yakın da gelirimiz var. Şu anda yüzde 35-40 civarında Koç grubunun sponsorluğu var. ‘Benim bir kuruş alacağım yoktur’ dedim. O alacağın neden bilançoda durduğunu da anlattım. Çıkmış tehdit ediyor, mahkemeye vereceğim diye. Fenerium, 2018 yılında 22 milyon Euro ciro yaparken şimdi 47.5 milyon Euro. Şimdi 27 milyon Euro kar sağlıyor. Yarım milyon forma sattık. İnşallah seneye şampiyon olduğumuzda milyonları görürüz” diye konuştu.

“BELKİ BU TAKIM 99 PUAN ALAMAYACAK AMA ŞAMPİYON OLACAK”

Futbol A takımının gelecek sezon şampiyon olacağına inandığını belirten Koç şöyle konuştu:

“Şöyle bir düşünce olabilir, Mourinho geldi bütün parayı buraya mı harcadınız. Tabii ki bütün bütçemizi harcamadık. Hocamızın bütçesinde sponsor çıkacak. Biri gönülden bize bağlı iş adamlarımız. Ayrıca hocamız da ‘Her sene 4 sponsor bulun ben reklam filmlerinde yer alacağım’ dedi. Takımımız güçlü. Yapacağımız takviyelerle Fenerbahçe tarihinin rüya takımını kuracağız. Belki bu takım 99 puan alamayacak ama bu takım şampiyon olacak.”

“ADAMA BORÇ TAKMIŞLAR”

Jose Mourinho için Ülker Stadyumu’nda gerçekleştirilen imza törenine gelen taraftarlara teşekkür eden Ali Koç, “Sadece 21 saatlik bir çağrıyla 35 bin kişi stadı doldurdu. Mourinho’nun buraya gelmesini bir işaret fişeği olarak görün. Fenerbahçe için büyük işler yapacak. Kendisine inanıyor ve güveniyoruz. Şimdiden ailemizin bir parçası oldu. Mourinho transferi sadece rakip kulüplerin değil Aziz Yıldırım’ın da dengesini bozmuş olacak ki son söylenenler kabul edilebilir değil. Açıktan menajere para vermişlerdir, dedi. Bir hocanın bizi seçebileceğini kabul etmiyor. Bugün de bir yönetici çıkmış, ‘Biz biliriz o adamı (Jorge Mendes) diyor’ Biz buna anlam veremedik en başında. Sonra gerçek ortaya çıktı. Adama borç takmışlar. 2014 yılında Bruno Alves transferinde ödememişler. Sonra biz ödemişiz” şeklinde konuştu.

“NE SİZİ KANDIRIRIZ NE DE KENDİMİZİ”

Popülist söylemlerle hareket etmediklerinin altını çizen Ali Koç, “Mourinho’nun şimdiden yarattığı heyecanın farkındayız. Öyle bir takım kuracağız ki şampiyonluk sözü vermek durumunda kalmayacağız dedim. O süreç başladı. İlk adımı attık, devamı kısa süre içerisinde gelecektir. Biz popülist projelerle size gelmiyoruz. Anlaştık diyorsak anlaşıyoruz. Onu da imzayı attıktan sonra söylüyoruz. Anlaştık, geldi. Biz İngiltere, Almanya’ya gidip haber yaptırmayı bilmiyor muyuz? Biz öyle şeyler yapmayız. Ne sizi kandırırız ne de kendimizi” dedi.

“ŞAMPİYONLAR LİGİ FİNALİNDEN SONRA EN ÇOK KONUŞULAN KONU BİZ OLMUŞUZ”

Jose Mourinho’nun gelişinin ardından dünya çapında çok daha fazla konuşulur hale geldiklerini belirten Koç, “Sadece ülke sınırlarında değil dünya üzerinde saygı gören, Fenerbahçeli olmayanların da maçlarını izlediği, dünya çapında tanınan oyuncuları olacak, sürdürebilir bir başarı sağlayan bir takım haline gelmek istiyoruz. Şimdiden bu gerçekleşmeye başladı. Şampiyonlar Ligi finalinden sonra en çok konuşulan konu biz olmuşuz. Borsada değerimiz uçmuş. Taraftarlarımız bize güvensin. Belki gözlerinizde krediyi tükettik ama ben size mahcubum. Beni en çok şampiyonluklar değil ‘İyi arkasında durmuşuz’ demeniz mutlu edecek” diye konuştu.

Tekrardan başkanlığa seçilmeleri halinde amatör branşlara yaptıkları yatırımları sürdüreceğini söyleyen Ali Koç, “Sadece futboldan ibaret bir vizyonumuz yok. Takım oyunlarında da olimpik branşlarda da yatırımlarımızı sürdüreceğiz. Bu sene olimpiyatlar için şu ana kadar alınan kotanın yüzde 25’i yine Fenerbahçe sporcularına ait. Ezeli rakiplerimize karşı üstünlük sağladık. Bu yatırımlar aynen devam edecek. Dünyanın en büyük kulübü sloganını yaşatmak kolay değil” ifadelerini kullandı.

Ali Koç, seçilmeleri halinde Ülker Stadyumu’nun çatısında ‘Mustafa Kemal Atatürk’ yazacağını belirterek, “Kazandığımız takdirde stadımızın çatısındaki görseli değiştireceğiz. Resmiyette bize bunu versinler ya da vermesinler önümüzdeki sezon stadımızın üstü bu şekilde olacak. Stadımızı ve taraftarlarımızın yaratacağı baskı konusunda fabrika ayarlarımıza dönmemiz lazım. Bizim baskıyı rakiplerimize ve hakemlere karşı kurmamız lazım” açıklamasında bulundu.

“BU SEÇİMLERİN ZORBALIKLA SONA ERMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

Hafta sonu yapılacak olan seçimlere değinen Ali Koç, “Kazanan kim olursa olsun kazanan Fenerbahçe olsun. Bizler de sizlerin tarafında olursak şayet bizim de çorbada tuzumuz olacaktır. Bu sene inşallah yaptığımız yatırımlarla Türkiye’de yazılacak başarı hikayesini sizlere anlatmaya çalışıyorum. Sağlam bir finansal yapı, sürdürülebilir başarı için olmazsa olmazdır. Eski yönetim kurulumuza teşekkür ediyorum. Bu süreçte bir gram şaşmayan, en kötü günde bile sabah kalkıp kulübe gelen tüm arkadaşlarıma camiamız adına teşekkür ediyorum. Cumartesi günü sizden bir ricamız var. Etrafınızda tanıdığınız kongre üyeleriyle erkenden stada gelin. Provokasyon ve kötü tezahürat olacaktır. Siz tepki vermeyin. Bana bakın, biz tepki verirsek verin. Bu seçimlerin zorbalıkla sona ermesine izin vermeyeceğiz. Biz onlar gibi değiliz, olmamalıyız. Sakin olun, biz kazanacağız. Biz birleşmek durumundayız” dedi.

Toplantı, Başkan Ali Koç’un seçilmeleri halinde yeni yönetiminde yer alacağı isimleri tanıtmasının ardından sona erdi.

]]> https://www.haber60.com.tr/ali-koc-belki-bu-takim-99-puan-alamayacak-ama-sampiyon-olacak/feed/ 0 Bakan Şimşek: Tarihte eşi benzeri görülmemiş bir kaynak girişi var https://www.haber60.com.tr/bakan-simsek-tarihte-esi-benzeri-gorulmemis-bir-kaynak-girisi-var/ https://www.haber60.com.tr/bakan-simsek-tarihte-esi-benzeri-gorulmemis-bir-kaynak-girisi-var/#respond Tue, 04 Jun 2024 00:45:38 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=34711 Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, NTV canlı yayınında ekonomi gündemine ilişkin açıklamalarda bulunuyor. Şimşek, net rezervlerin artıya geçtiğini belirterek, “Tarihte eşi benzeri görülmemiş kaynak girişi var. Reel sektör dış borç olarak 100 dolar ödediği zaman sadece 73 dolar bulabiliyordu. Bankalarımız 100 dolar borç ödediğinde sadece 96 dolar bulabiliyorlardı. Bankalarımız 100 dolar borç ödediğinde 150 dolar kaynak bulabiliyorlar hem de daha ucuza. Program öngördüğümüzden çok daha iyi çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Bakan Şimşek’in açıklamalarından satırbaşları;

Program gerçekten çalışıyor, belirli alanlarda başarı çok net. Bazı alanlar sabır, kararlılık gerektiriyor. Büyümede daha dengeli bir kompozisyona doğru evrildik.

CARİ AÇIK HEDEFİ

Büyük cari açık, erimiş rezervler o dönemin yansıması. Gelinen noktada net ihracatın büyümeye katkısı artı 1.6’ya döndü. İç talep hala güçlü ama daha ılımlı hale gelecek. Aşırı ısınmadan, ılımlı bir patikaya geçiş var. Kaliteli ve dengeli bir büyüme var. Cari açık giderek daralıyor. Mayıs ayı itibarıyla cari açık 25 milyar dolara inmiş olacak. Cari açığın milli gelire oranı yüzde 2,5’in altına inecek.

REZERVLERDE SON DURUM

Swap hariç net rezerv geçen hafta cuma itibarıyla 202’nin başından beri ilk kez artıya geçti. Eksi rezerv gündem olmaktan çıktı. Kısa vadeli kaynaklara sırtımızı dayamıyoruz. Merkez Bankası’na son 2 ayda 65 milyar dolar kaynak girişi oldu. (Kur korumalı mevduat) Hacim 70 milyar doların altına indi. Risk primi yüksek çünkü programın başındayız. Tarihte eşi benzeri görülmemiş bir kaynak girişi var. Program beklenilenden daha iyi çalışıyor.

ENFLASYON NEDEN YÜKSELDİ?

Bugünkü gerçekleşmeler genel olarak bizim hedeflerimizle uyumlu gidiyor. Biz enflasyonun 70’li rakamlarla zirveyi bulacağını geçen sene kamuoyuyla paylaştık. Yıllık enflasyona baktığınız zaman eleştiri haklı. “Bu program olmasaydı yıllık enflasyon nerede olurdu?” sorusu sorulmaz. Geçen seneki koşullara gidelim. Ülke çok büyük deprem yaşadı. Depremin enflasyona iki etkisi var. Bütçe açığını muazzam bir şekilde artırdı. İkincisi çok büyük olduğu için bazı büyükşehirlere nüfus kayışı oldu. O da kiraları artırdı. Deprem yılın ilk yarısında oldu ama enkazın temizlenip inşaatların başlaması yazı buldu. İnşaat maliyetleri ve işçilik ücretlerinde artış oldu. Kuru serbest bırakmak zorunda kaldık. Uzun bir süre kur tutulmuş. Kuru serbest bıraktık, o ciddi şekilde enflasyonist. Kur geçişkenliği hiçbir dönemde olmadığı kadar yüksek. Depremin ve seçim etkisiyle bütçe açığının yüzde 10’lara çıkma ihtimalinden bahsediliyordu. Bütçe açığı yüzde 5’e çekmek için vergileri artırdık. Bunlar enflasyonist.

ENFLASYONDA ZİRVE GÖRÜLDÜ MÜ?

Bugün gelinen noktada yüzde 75,4 yüksek bir enflasyon ama geçmiş 12 ayı yansıtıyor. Baz etkisiyle yükselince neden atıfta bulunulmuyor? Maliye politikası ayağı güçlenecek, özellikle gelecek sene bütçe açığı yüzde 3’ün altına inecek. Gelecek yıl dezenflasyonist maliye politikası uygulayacağız. Özellikle vergide adalet ve etkinliği sağlayacak bir reform için çalışmamızda son aşamaya geldik. Haziran ayına yetişir mi bilmiyorum.

“ENFLASYON KALICI OLARAK DÜŞECEK”

Enflasyon kalıcı olarak düşecek ama bütün aktörlerin sabırlı olması lazım, biz de kararlıyız. Hizmetlerdeki fiyat katılığını çözmek zaman alacak. Otomotiv ve gayrimenkulde fiyatlar düşüyor, enflasyondaki düşüş hissediliyor. Bütün göstergeler kurda istikrara işaret ediyor. Tekerleği yeniden keşfetmeye gerek yok, dünya ne yapıyorsa onu yapıyoruz. İthalat azalmaya devam edecek. Cari açıktaki iyileşme hedeften daha iyi gidiyor. Enerjide dışa bağlılığın azaltılması en kritik değişkendir. Enerjinin ithalattaki payı çok yüksek. Özellikle yenilenebilir enerji, dünyanın ve Türkiye’deki aktörlerin ilgisi çok büyük.

TÜRKİYE’YE KAYNAK GİRİŞİ

Son 12 ayda yaklaşık net bazda 17 milyar dolarlık yabancı girişi var. Yabancıların tahvillerdeki oranı yüzde 10’lara gidiyor. Enflasyonu indireceğimize dair güven arttığı zaman ben inanıyorum çok ciddi fon akışı olacak. Para piyasasındaki sıcak kaynağa sırtımızı dayayamayız. Bankalar uzun vadeli finansmalara da erişebiliyor. Çok büyük ihtimalle bu ay içerisinde Dünya Bankası Başkanı bizi ziyarete gelecek. 60 milyar doların üzerinde kaynağı Türkiye’ye kanalize edecekler, sırtımızı sıcak kaynağa dayamıyoruz. Likidite konusunda gerekirse Hazine olarak destek olacağız, alternatiflere bakıyoruz, borçlanma sınırımız var. Yetkiler çerçevesinde durum değerlendirmesi yapıyoruz.

CARRY TRADE AÇIKLAMASI

Bizim ne örtük ne açık bir kur tahhüdümüz yoktur, olmayacaktır. Carry trade, piyasanın bir parçası, bu olacak. Program sonuç verdikçe vadelerin uzayacağını düşünüyorum. Ben risklerin azaldığı kanısındayım. Bizim tercihimiz küresel doğrudan yatırımlardır. Doğrudan yatırım istiyoruz, yatırımları artırmak zaman alır.

KİRADA ZAM SINIRI KALKIYOR MU?

Hiçbir şey yapmazsak düzenleme temmuzda ortadan kalkıyor. Şu anda böyle bir düzenleme yapmaya yönelik çalışmamız yok.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/bakan-simsek-tarihte-esi-benzeri-gorulmemis-bir-kaynak-girisi-var/feed/ 0
ATB Başkanı Ali Çandır: “Dünya siyaseti, yatırımı olumsuz etkiliyor” https://www.haber60.com.tr/atb-baskani-ali-candir-dunya-siyaseti-yatirimi-olumsuz-etkiliyor/ https://www.haber60.com.tr/atb-baskani-ali-candir-dunya-siyaseti-yatirimi-olumsuz-etkiliyor/#respond Thu, 30 May 2024 21:19:45 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33744 Antalya Ticaret Borsası (ATB) Mayıs Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında ATB Toplantı Salonu’nda yapıldı. ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır’ın meclis üyelerini yönetimin çalışmalarıyla ilgili bilgilendirdiği Meclis’te tarım, ekonomi ve kente ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu.

Antalya Ticaret Borsası Mayıs Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında ATB Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantıda, uluslararası ticaret ve küresel ekonomide önemli değişimlerin gerçekleştiği bir dönemden geçildiğini belirten Ali Çandır, ” Dünya Bankası, IMF ve OECD gibi küresel ölçekte faaliyet gösteren kuruluşlar ve uzmanlar, uluslararası ticarette kuralların ve kalıpların değiştiğini tespit etmektedir. Rusya- Ukrayna savaşı, Avrupa-Rusya gerilimi, Ortadoğu sorunları ve Çin-ABD gerilimleri gibi olaylar, dünya siyasetini etkileyerek ticaret ve yatırım faaliyetlerini olumsuz etkilemektedir” dedi.

Kızıldeniz, Panama ve Süveyş kanalları gibi önemli ticaret yollarının ani durma riskleriyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunan Başkan Çandır, “Bu tehdit ve engeller yüzünden ciddi maliyet ve zaman kayıplarını göze alan yeni rotalar aranmaktadır. Diğer taraftan dünya çapında uygulamaya konan ticaret kısıtlamaları da giderek artmaktadır. Küresel ekonomi ve ticarette yaşanmakta olan değişimlerin büyük ölçüde uluslararası politik kararların etkisi altında olduğu bir gerçektir” diye konuştu.

Mevcut kur düzeyi ve aşırı sıcak para girişi uyarısı

Salgından sonra gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin enflasyonla karşı karşıya kaldığını belirterek rakamları paylaşan Başkan Çandır, kur atağı riskini ortadan kaldırmak için verilen yüksek faiz oranlarının ekonomiye etkisini şöyle değerlendirdi:

“Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, salgından sonra artan enflasyon belasını, 2021 yılından itibaren uyguladıkları rasyonel faiz ve ekonomi politikaları ile yıllık yüzde 7 olan zirvesinden yıllık yüzde 3 düzeyinin altına indirmeyi başardılar. Yılın ikinci yarısından itibaren faiz indirim rotasına girmeye başlayacaklar. Böylece 2024 yılı ekonomik büyüme tahminleri olan yüzde 3,1’i, enflasyonlarını yüzde 2’ye yaklaştırarak gerçekleştireceklerdir. Bizim enflasyonumuz için yaptıkları yılsonu tahminleri yüzde 56 düzeyinde ve büyümemiz ise yüzde 3,4 civarındadır. Rakamlarımızı bu düzeyde tahmin ederken kur atağı riskinin ortadan kaldırılacağı beklentisi ile son dönemde ciddi bir caryy trade fırsatı yakalamış gözükmektedirler. Bu fırsatı önce hazine tahvillerine ve hisse senetlerine girerek değerlendirmeye başlayan aşırı sıcak para girişi yaşamaktayız. Merkez bankamız rezerv biriktirerek ve negatif net rezervleri azaltmaya çalışarak bu durumu değerlendirmektedir. Ancak bizim iki korkumuz giderek artmaktadır. Birincisi mevcut kur düzeyi ve içerideki maliyet artışları ile ihracatta fiyat avantajımızı tamamen kaybetmekte olduğumuz gerçeğidir. İkincisi ise ortalama 3-6 ay arası vadeyle giriş yapan bu aşırı sıcak paranın dünyanın hiçbir yerinde verilmeyen kur kazancıyla realize ederek çıkmaya başlaması gerçeğidir. Her ikisi de ekonomik yapımızda hayati tahribatlar yapma tehdidine sahiptir.”

Geleceğe yönelik plan yapılırken ulusal ve uluslararası gelişmelerin dikkate alınması gerektiğini söyleyen Çandır, “Son birkaç yıldır dış dünyada yaşanmakta olan değişimlere ve belirsizliklere karşı ilgimizi kaybedip, kendi iç dünyamıza gereğinden fazla odaklanmış durumdayız. Ülkemizde ve kentimizde olup bitenler, kendi tercihlerimizden kaynaklandığı kadar dünyada olup bitenlerden de etkilenmektedir. Mutlaka rasyonel bir eşgüdümle ve kapsayıcılıkla hem kendi dünyamızı hem de dış dünyadaki değişimleri birlikte değerlendirmeliyiz diye düşünmekteyim. Çünkü her şeyden önce milli gelirinin üçte ikisi kadar bir hacimle dış dünya ilişkileri olan bir ekonomiye sahibiz” diye konuştu.

İhracatçının kur çıkmazı

Yılbaşından bu yana ülke ve Antalya ihracatının iyi bir performans sergilemediğini vurgulayan Başkan Ali Çandır, “Hala rekabetçi kurla ihracata dayalı büyüme modelinin içinde bulunmaktayız. Özellikle orta vadeli program bunu gerektirmektedir. Ancak yaşananlar bu durumu teyit etmemektedir. İhracat ile uğraşan üyelerimiz kur politikamızın adil fiyat çerçevesine getirilmesini talep etmektedir. Çünkü ilk dört aylık ihracat gerçekleşmelerimiz hem ülke hem de kentimiz için son yılların en düşük düzeyindedir. Ülkemiz ihracatı ilk dört ayda yüzde 1,2 artarken, Antalya ihracatı ancak yüzde 0,4 artabilmiştir. İhracatımızda önemli bir yere sahip olan ve nüfusumuzun önemli bir bölümünü yakından ilgilendiren yaş meyve sebze ihracatı ise ülke genelinde artmazken kentimizde yüzde 13 azalmıştır. Hal böyle olunca tarım ve gıda ürünleri ihracatı içindeki yaş meyve sebze ihracatı payı da 10 puanlık düşüş göstermiştir” dedi.

İhracatta zor bir döneme işaret eden Ali Çandır, “Üstelik Avrupa Birliği (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) vergilendirme politikaları da henüz hesaplara dahil edilmemiştir. Bir örnek vermek gerekirse, 2023 yılında dünya genelinde sınırda karbon vergisi tahsilatı 109 milyar doları aşmış ve bu miktar hızla artmaya devam etmektedir. Çok uzak olmayan bir gelecekte, yani 1,5 yıl içinde, sınırda karbon düzenlemesi, özellikle Avrupa Birliği ile olan ticaretimizi önlem almazsak ciddi ölçüde düşürebilir. Bu nedenle, emisyon ticaret sistemi konusunda devlet olarak hızlıca düzenlemeler yapmamız gerekmektedir” diye konuştu.

“Antalya ülke ortalamasının altında”

Bireysel ve sektörel kredilerdeki artış hızının ilan edilen enflasyon oranlarının altında arttığını bildiren Çandır, çek ve senetlerle ilgili şu değerlendirmede bulundu:

“Ticari faaliyetlerin hareketliliği bakımından öncü göstergelerden biri olan çekle işlem hacmi tutar bazında, yılın ilk dört ayında ülke genelinde yüzde 88’lik artış gösterirken kentimizde ancak yüzde 77 artabilmiştir. Kurulan kapanan şirket sayıları da bu ataleti teyit etmekte ve uzun bir aradan sonra ülke genelinden kötü bir performans göstermiştir. Yılın ilk dört ayında kurulan şirket sayısı ülke genelinde yüzde 18.6 azalırken kentimizde yüzde 36.4 azalmıştır. Kapanan şirket sayılarında da benzer bir eğilim söz konusu olmuş ve ülke genelindeki yüzde 27.4’lük artışa karşılık, kentimizde yüzde 46’lık artış olmuştur. Şimdiye kadar böyle bir durum çok ender gerçekleşmiştir. Yılın ilk dört ayında protestolu senet tutarlarında ülke genelindeki yüzde 167’lik artışa karşılık kentimizde yüzde 360 artış yaşanmıştır. Karşılıksız çek tutarında ise ülke genelindeki yüzde 293’lük artışa karşılık kentimizde yüzde 530 artış yaşanmıştır. Bu olumsuz tablo kentimiz için nadir dönemlerde yaşanmıştır ve bu dönem onlardan biridir. Yıl başından beri bu eğilim devam etmektedir. Sonuç olarak Antalya ekonomisi yılın ilk yarısını genel olarak Türkiye ekonomisinin altında bir performansla geçirmiştir.”

“Bölgeye has nohut çeşidi”

Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (BATEM) ile yeni nohut hatlarının adaptasyonu, yayımı ve bölgesel çeşit geliştirilmesi kapsamlı protokol imzaladıklarını hatırlatan Çandır, “Protokol kapsamında yürütülecek projede yerli gen kaynaklarımız kullanılacaktır. Çünkü yerli gen kaynaklarımız, ülkemiz tarımının sigortasıdır” dedi. Çandır, üretim alanının artması, yerinde istihdama katkı sağlanması, katma değerli ve sürdürülebilir üretimin sağlanması, kaliteli protein ve karbonhidrat kaynağına ulaşılmasının hedeflendiğini söyledi. Ali Çandır, “Her geçen gün azalan nohut üretiminde birim alandan elde edilen verimi ve dolayısıyla geliri artırmaktadır. Proje Antalya’mız ve ülkemiz genelinde örnek teşkil edecektir. Bu fırsatla, BATEM Müdürümüz Abdullah Ünlü ve onun nezdinde projede görev alacak arkadaşlarımız ile ATB adına görev alacak çalışma arkadaşlarımıza emekleri için şimdiden teşekkür ediyorum. ‘Antalya Buğdayını Arıyor’ projemizde ürettiğimiz katma değeri bu projemizde de gerçekleştireceğimize inanıyorum” dedi.

“Buğday fiyatı açıklansın”

Antalya ve ülke genelinde hububat hasadının başladığını belirten Çandır, bol ve bereketli bir hasat dönemi olmasını diledi. Çandır, “Tüccar arkadaşlarımız, sahil kuşağındaki sulanabilir arazilerde genel olarak verim ve kalitenin yüksek olduğunu, kıraç arazilerde ise düşük ve verimsiz olduğunu belirtmektedirler. Ancak, üreticilerimizin temel şikayeti, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin referans fiyatlarını henüz açıklamamış olmasıdır. Üreticiler, fiyatların bir an önce açıklanmasını beklerken, tüccar ve fabrika yetkilileri ise fiyatların piyasa tarafından dengelenmesini istemektedirler. Bu konuda önerimiz, devletin özellikle kıraç bölgelerde üretim yapan ve yağışa bağlı olarak geçmiş yıllara oranla yüzde 25 ve daha fazla düşük verim ve rekolteye sahip olan üreticilere geçen yıl 1 TL/kg olan prim desteğini en az iki katına çıkarmasıdır” diye konuştu.

Yöresel sergi rahatsızlığı

Çandır, bazı ürünlerin yöresel adı altında sergilendiği etkinlikleri eleştirdi. Çandır, “Yöresel Ürünler Fuarı – YÖREX’i yılda sadece bir kez 5174 sayılı fuarcılık kanunu hükümlerinde düzenliyoruz. Antalya’da her yöresel ürün etkinliği yapıldığında, etkinlik sırasında veya sonrasında Borsamıza çok sayıda şikayet telefonu geliyor. Yerel yönetimlerin ve kaymakamlıkların verdiği izinlerle, sağda solda açılan ve ne olduğu belli olmayan bu etkinlikler, hijyen ve tağşişli ürünler konusunda halk sağlığı sorunu haline geliyor. Ayrıca hem esnafımıza karşı da haksız rekabete neden oluyor hem de yöresel ürünlerimizin itibarını olumsuz etkiliyor. Valiliğimizin, kaymakamlıklarımızın ve belediyelerimizin bu olumsuzluk sağlayan organizasyonlara izin vermemelerini talep ediyoruz” diye konuştu. – ANTALYA

]]>
https://www.haber60.com.tr/atb-baskani-ali-candir-dunya-siyaseti-yatirimi-olumsuz-etkiliyor/feed/ 0
Patronlar döviz kuruna isyan etti: Biz de mi fabrikaları kapatıp gidelim? https://www.haber60.com.tr/patronlar-doviz-kuruna-isyan-etti-biz-de-mi-fabrikalari-kapatip-gidelim/ https://www.haber60.com.tr/patronlar-doviz-kuruna-isyan-etti-biz-de-mi-fabrikalari-kapatip-gidelim/#respond Wed, 29 May 2024 22:45:36 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33715 Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Erkan Zandar ve Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Halil Gündoğdu mevcut tablodan en fazla olumsuz etkilenen sektörlerin başında gelen Türk deri ve deri mamulleri sektörünün içinde bulunduğu ortamı kamuoyu ile paylaşmak amacıyla basın toplantısı düzenledi.

Yüksek enflasyonla beraber döviz kurunun da yüksekten seyretmesi patronların da maliyetlerini karşılayamamalarına neden oldu. Döviz kurunun olması gereken seviyeden düşük kaldığını ve bu nedenle Avrupalı müşterilere fiyatlarının pahalı geldiğini söyleyen Deri ve Deri Mamulleri İhracatçı Birliği (DDMİB) Başkanı Erkan Zandar, kurdaki gelişimin bu şekilde devam etmesi halinde ne yapacaklarını bilmediklerini aktardı.

“ARTIK BU GEMİ SU ALIYOR”

Zandar, “Yanımızda usta haricinde kalifiye olmayan eleman çalıştıramıyoruz. Yaklaşık 2 yıldan beni asgari ücrete uygulanan zamların aynısını ustalarımıza uygulamak zorunda kaldık. Maliyetlerin maliyetin yüzde 40’ını geçmemesi gerekirken yüzde 62’lere çıktı. Artık bu gemi su alıyor” diye konuştu. Vergisel veya SGK anlamında düzenlemelere ihtiyaç duyduklarını açıklayan Zandar, “Önümüzdeki 5 yıl ne yapacağımızı artık konuşmamız lazım. Bizim üretime devam etmemiz isteniyor mu, istenmiyor mu buna karar verilmesi gerek. Tekstilciler nasıl ki maliyetlere yetişemediği için yurtdışına gidiyorsa biz de gitmeyi düşüneceğiz. Herhalde istenen bu” ifadelerini kullandı.

İHRACATTA CİDDİ DÜŞÜŞ VAR

Zor bir süreçten geçtiklerini ve üretim maliyetlerinin de kur etkisiyle arttığını belirten Erkan Zandar şunları söyledi: “Yılın ilk 4 ayında deri ve demi mamulleri ihracatımız geçtiğimiz yıla oranla yüzde 28 oranında düştü. Bu değerler 2019’daki pandemi döneminin bile altına indi. Deri ayakkabıda ise yüzde 30’luk bir düşüş yaşarken deri kürk ve konfeksiyonda ise yüzde 36’lık düşüş yaşadık. Ülkeler bazında da çok büyük düşüşler yaşıyoruz. En büyük ihracat kapımız olan Almanya’ya yüzde 12, İtalya’ya yüzde 23 ve Rusya’ya yüzde 72’lik bir düşüş yaşıyoruz. Rusya’nın deri ve mamulleri almıyor olması sektörün çalışmıyor olduğunu gösteriyor. Eğer biz bu yıl kurdaki değişim, enflasyon oranında olmazsa ve yine ocakta asgari ücrete yüzde 40-50’lik bir zam gelirse yeni yılda fabrikaların hepsi kapatıp, fabrikalarını Çin’e, Vietnam’a taşır. Yani Türkiye’de üretimin olmaması anlamına gelir, işsizlik artar. Biz ülkemize elimizden geldiğince destek olmaya çalışıyoruz. Fakat biz de yetkililerden destek bekliyoruz.”

“BU İŞİ YAPMAYIN DİYORLARSA YAPMAYIZ”

İhracat yaptıkları pazarların 2023’ten sonra toparlanırken Avrupa pazarında önümüzdeki yıllar için enflasyonda bir artış beklenmediğinde sözlerine ekleyen Zandar, “Bizde enflasyona bağlı asgari ücret zamları ve kurun sabit kalması halinde maliyetlerimiz rakiplerimizin çok üstüne çıkacağı için Avrupa pazarını unutalım. Çünkü o fiyatlarla Avrupa’da müşteri bulamayız. Kur etkisi ve enflasyonla artan maliyetlerimizi artık tolere edemez hale geldik. Biz yurtdışına fiyat arttıramazken iç piyasa istediği fiyata bunu satıyor. Bizim kur fiyatımız belli ama iç piyasada kur hesabı yok ve kafalarına göre fiyat belirliyorlar. Eğer bize bu işi Türkiye’de bu işi yapmayın diyorlarsa biz de yapmayız arkadaşlar” dedi.

“DEVLETİMİZDEN DESTEK İSTİYORUZ”

DDMİB Başkan Yardımcısı Halil Gündoğdu ise ithalatın ek vergilere rağmen yüzde 172 oranında arttığına dikkat çekti. İşçilik maliyetlerinde ciddi artışlar yaşandığını aktaran Gündoğdu, “Uzakdoğu ile yarışamazken şimdi Avrupa ülkeleri bile bizden yüzde 25-30 daha ucuz fiyat veriyor. En ufak bir maliyet artışı yaptığımız az sayıdaki ihracatı da durduracaktır. Kur artışının böyle gitmesi halinde ne yapacağımızı bilmiyoruz. Biz devletimizden destek istiyoruz” şeklinde konuştu.

DERİ MAMULLERİ OSB’Sİ KURULMALI

Basmane, Pınarbaşı ve Karabağlar bölgesinde kümelenen işletmeleri de bir araya toplanıp Deri Mamulleri OSB’nin kurulması gerektiğini vurgulayan Gündoğdu, “Diğer türlü yabancı müşterilerimizi biz bu işletmelere götüremeyiz. Oraları görenler bizden ürün almaktan vazgeçer. İzmir özelinde Deri OSB konusunda da taleplerimizi 2018’den beri sürekli dile getiriyoruz çünkü bu acil ve elzem bir konu. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay’a da bunu ilettik. Artık atölye tarzı değil fabrika tarzı yerlerde çalışmamız gerek.

]]>
https://www.haber60.com.tr/patronlar-doviz-kuruna-isyan-etti-biz-de-mi-fabrikalari-kapatip-gidelim/feed/ 0
CHP Grup Toplantısı… Özgür Özel, Şimşek’i Eleştirdi: ya İnsanda Birazcık Utanma Olur. https://www.haber60.com.tr/chp-grup-toplantisi-ozgur-ozel-simseki-elestirdi-ya-insanda-birazcik-utanma-olur/ https://www.haber60.com.tr/chp-grup-toplantisi-ozgur-ozel-simseki-elestirdi-ya-insanda-birazcik-utanma-olur/#respond Tue, 28 May 2024 23:54:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=33606 (TBMM) – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, vatandaşlardan vergi kaçıranları ihbar etmelerini isteyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i “Ya gerçekten insanda birazcık utanma olur. Birazcık çekinme olur. Vergi kaçıranı görmek için, gariban vatandaşın Whatsapp bildirimine mi ihtiyacının var senin? Sadece bir yılda servet sahiplerinin 660 milyar liralık vergisini Plan Bütçe Komisyonu’nda kim affettiyse vergi kaçırtan da vergi kaçıran da olur” sözleriyle eleştirdi. Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyadaki gelir adaletsizliğiyle ilgili sözlerine de Kur Korumalı Mevduatı hatırlatarak yanıt verdi. Özel, “1.2 trilyon, tam da Sayın Erdoğan’ın dediği gibi; fakirden alındı, zenginlere verildi. Dünya tarihinin en büyük yoksuldan zengine fon transferi yapan Kur Korumalı Mevduatı’nı kim çıkardıysa kul hakkını yiyen de onlardır” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Grup toplantısının başında eski İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Taner Demirer CHP’ye katıldı. Taner Demirer’e rozetini Özgür Özel taktı. Demirer, “Sayın Genel Başkanım bu güzel takdim için çok teşekkür ediyorum. Beni onurlandırdınız. Bugün bu çatı altında Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılmaktan büyük bir sevinç ve mutluluk duyuyorum. CHP Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin teminatıdır, güvencesidir, garantörüdür. Cumhuriyet Halk Partisi, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün partisidir. Hedefimiz CHP’ye sağlık politikalarında destek olmak, geliştirmek, CHP iktidarında vatandaşlarımızın hak ettiği özlemini duyduğu çağdaş ve modern sağlık hizmetini almalarını sağlamak, standardı ve kalitesi yüksek sağlık hizmetini almalarını sağlamak temel hedefiniz olacak” dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, grup konuşmasında Azerbaycan’ın Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı. Özel, “Atamızdan miras dış politikamızı dünyanın dört bir yerinde geliştirmekte olduğumuz iyi dış ilişkilerimizde savunmaya devam edeceğiz. ‘Yurtta barış dünyada barış’ diyoruz. Türkiye’de ana muhalefet partisiyiz yapılacak ilk seçimlere kadar ama yurt dışında Türkiye’nin partisiyiz. Daha da önemlisi gelecekte Türkiye’yi yönetecek iktidar partisiyiz. 17 Nisan’da Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde yaptığım konuşmamda Azerbaycan ile Konsey arasındaki gerilimi ve Azerbaycan’ın uğradığı haksızlığı dile getirmiş ve bu konuda üzerimize düşeni yapmak istemiştik. Elbette konseyin bütün değerleri konseyin kurucu ülkesi olan Türkiye’nin kurucu partisi CHP’nin ortak değerleridir. Her iki taraf açısından da öğretici bir süreç. Azerbaycan’ın konseyden çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Azerbaycan’ın konseyde bulunması, konsey denetiminde olması, konsey kurullarında temsil ediliyor olmasını son derece önemsiyoruz ve buradan bir kez daha dost ve kardeş Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi’nde yeniden temsili için CHP olarak üzerimize düşeni yapmak için her iki tarafa da bir kez daha sesleniyoruz ve bunu önemle bekliyoruz” diye konuştu.

“İsrail devletinin bu katliamını bir kez daha kınıyorum”

Özel, Refah’ta Filistinlilerin kaldığı çadır kampa yaptığı saldırı nedeniyle İsrail’i kınadı. Özel, ” Uluslararası Adalet Divanı’nın saldırıları durdurma kararına rağmen Refah bölgesinde masum sivillerin bulunduğu çadır kampı bombalandı ve 40 Gazzeli daha hayatını kaybetti. İsrail devletinin bu katliamını bir kez daha kınıyorum. Tüm dünya ülkelerini Filistin’i tanımaya davet ediyorum. Daha önce 119 siyasi akrabamıza yazmış olduğumuz mektupla ülkelerinde iktidarda olan 24 başbakan ve cumhurbaşkanına yaptığımız çağrıyla Filistin’i tanımalarını beklediğimizi ifade etmiştim. Bugün ikisi siyasi akrabalarımız tarafından yönetilen Norveç ve İspanya’nın ayrıca İrlanda’nın Filistin’i tanıyacaklarını biliyor olmak bugün o kararların ülkelerince ilan edileceğini biliyor olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyor, İspanya Başbakanı çok kıymetli dostum Sánchez olmak üzere üç ülkenin de yöneticilerine yürekten teşekkür ediyorum.” dedi.

“Srebrenitsa katliamının yıl dönümünü kanun yoluyla anma günü ilan etmek üzere buradan davette bulunuyorum”

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun geçtiğimiz haftaki toplantısında 11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa’da yaşanan vahşet soykırım olarak nitelediğini hatırlatan Özel, şunları söyledi:

“Bu kararı büyük bir memnuniyetle karşıladım. Genel başkan seçildikten sonra ilk ziyaretimi Kıbrıs’a ardından da Saraybosna’ya gerçekleştirmiştim. Aliya İzzetbegoviç’in mezarının başında onun unutulan katliamlar tekrarlanır sözünü hatırlatmıştım. ve oradan hem Filistin için hem de Ukrayna’da yaşananlar için bütün dünyaya barış çağrımızı tekrar etmiştik. BM’nin bu kararı kıymetlidir. Biz çok değerli üç grup başkanvekilimizle dün MYK’da alınan karar gereğince planladılar ve bugün Meclis’te grubu bulunan temsil edilen siyasi partilerin grup başkanvekillerini ziyaret ettiler. Dün hazırlayıp Meclis Başkanlığı’na sunduğumuz kanun teklifi 11 Temmuz gününün Srebrenitsa Soykırımını Anma Günü olarak Türkiye’de belirlenmesine yöneliktir. ve bu konuda tüm siyasi partileri bu konuda ilk adımı atan ülke olmak ve Srebrenitsa katliamının yıl dönümünü kanun yoluyla anma günü ilan etmek üzere buradan davette bulunuyorum.”

Özel, geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan’ın polis intiharlarıyla ilgili TBMM’ye verdiği araştırma önergesine AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in ‘bunu burada reddediyoruz ama müzakere edersek gruplar görüşürse biz polis intiharlarının araştırılmasına destek veririz, komisyon kurarız’ dediğini de belirterek, grup başkanvekillerinin görüşmede bunu da hatırlattığını söyledi.

“Gezi’yi selamlıyorum”

Konuşmasında Gezi eylemlerinin 11. yıl dönümüne de değinen Özel şunları söyledi:

“Bugün önemli bir tarihin yıl dönümü. Tarihimizin en geniş katılımlı, en barışçıl gösterilerinden bir tanesi olan Gezi Parkı’nda ağaç katliamı yapılarak, topçu kışlası yapılmasına karşı çıkanların bir araya gelmeleriyle başlayan ve toplumsal duyarlılık, çevrenin korunması, yaşam biçimine yapılan müdahalelere itiraz ve toplumsal gösteri ve protesto hakkının kullanılmasına yönelik Gezi Parkı eylemlerinin 11. yıl dönümündeyiz. Buradan Gezi’yi selamlıyorum. Türkiye’nin neredeyse tüm illerinde düzenlenen gösteriler, siyasi iktidarın orantısız güç kullanmasıyla fevkalade kötü sonuçlar doğurmuş, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Mustafa Sarı, İrfan Tuna, Ethem Sarısülük, Selim Önder, Zeynep Eryaşar, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Mehmet İstif, Ahmet Atakan maalesef yaşamlarını yitirdiler. Hepsinin hatıraları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. Aileleri ailemizdir. Gezi Türkiye’nin birbirini en çok seven ailesidir. O günlerde kısa mesafeli biber gazı atışları, tazyikli su ve plastik mermi kullanımıyla 91 kişi kafa travması geçirmiş, 10 kişi gözünü kaybetmiş ve çok sayıda binlerce yaralı hastanelerde tedavi altına alınmıştır. Ancak 11 yılın sonunda bugün o protestoları organize ettikleri ve bunun bir darbe girişimi olduğu iddiasıyla değerli kardeşimiz, partilimiz, evladımız Tayfun Kahraman, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Osman Kavala tutuklu durumdadır.

Arkadaşlarımızın içeride tutulması hukuk devletinin askıya alınmasıdır”

Geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’yle yaptığım görüşmelerde de ısrarla bunun Türkiye’de iç hukuk marifetiyle ve hızla çözülmesinin önemini ifade ettim. Birincisi büyük bir hak ihlali vardır. Alınan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına anayasa mahkemesi kararlarına rağmen arkadaşlarımızın içeride tutulması anayasa ihlalidir. Hukuk devletinin askıya alınmasıdır. Büyük bir haksızlıktır. Kendilerine zulümdür. Ailelerine yaşatılan büyük bir travmadır. Bu süreçte Sayın Erdoğan’a arz edilmek üzere ilettiğimiz dosyada da bir örneği bulunan bir belgeyi buradan bir kez daha sizlerle paylaşmak isterim. Taksim Dayanışması Erdoğan’la görüştüğünde daha doğrusu hep sayın Bülent Arınç’la görüştüğünde hem de Erdoğan’la görüştüğünde görüşmeyi kamuoyuyla paylaştılar. O görüşmede Taksim Dayanışması ‘Erdoğan Türkiye’ye gelmesin, hükümet istifa etsin, ülkeyi Gezi yönetsin’ demedi. Deseydi darbe olurdu. Ama ne dedi? Gezi Parkı’ndaki ağaçlar kesilmesin. Taksim’e topçu kışlası yapılmasın. AKM yıkılmasın. Yerine AVM yapılmasın. Şiddetle eylemleri bastırarak arkadaşlarımızı öldüren emniyet müdürleri, İstanbul, Ankara, Hatay emniyet müdürleri görevden alınsın, gaz bombası silah gibi kullanılmasın. Taksim ve Kızılay 1 Mayıs’ta açık olsun. İfade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılsın. Bu yedi talep iletildi. ve bu yedi talep iletildiğinde bütün Türkiye bu talepleri duydu ve Taksim Gezi Parkı’na bugün Milliyetçi Hareket Partisi’nin Meclis Başkanvekili olan Celal Adan başkanlığında, İstanbul il başkanının, milletvekillerinin bulunduğu heyet gittiler, açıklama yaptılar.

“Bu esaret son bulmalıdır”

Sayın Bahçeli Gezi’ye ‘hassasiyet, toplumun hassasiyetleri’, Erdoğan’a ‘bu hassasiyetleri gözetmeyen diktatörlük sevdalısı’ dedi. Şimdi bugün ikisi birden dönüp geziye darbe girişimi diyerek olan olaylardan sonra  her biri en az iki bazısı üç kez beraat eden arkadaşlarımız içeride tutulmaktadır. Bakın Sayın Erdoğan’a ifade ettiğim husus. Bakın Tayfun Kahraman çıkışta açıklama yapıyor Erdoğan’la görüştükten sonra. Başlangıç ‘Sayın Başbakan’a ve heyette yer alan ilgili bakanlara bizleri davet ettikleri için teşekkür ediyoruz’ diye başlıyor. ‘Yargı sürecinin sonucunu bekleyeceklerini, ardından halk oylamasına gitmek istediklerini bize ilettiler. Sayın Başbakan oylama sonucunda park olarak kalması tercih edilirse vatandaşlarımızın, İstanbulluların bu alanı, park alanı olarak kalması tercihlerine saygı duyacağını’ ifade etti. Son cümle; ‘Başbakanımızın, Başbakan dahi demiş, Başbakanımızın tarafımıza yapılan açıklamalarını ülkemizin tüm kamuoyunun, Gezi sakinlerinin takdirlerine bırakıyoruz. Buradan çıkan pozitif yönlü yaklaşımı değerlendirmelerini bekliyoruz diyor. Tayfun Kahraman ne sözde bir darbenin ne Gezi’deki şiddetin Tayfun Kahraman çevre hassasiyetinin ve çatışma olmadan bu eylemi bitmesinin aracısıdır. Tayfun, Can Atalay, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala… Her birisi orada, her birimizin yerine tutulmaktadır. Bu esaret son bulmalıdır.

“ÇED raporunda Murat Kurum’un imzası var”

13 Şubat günü Erzincan’ın İliç ilçesinde Çöpler Altın Madeni’nde depolanan toprak yığınının heyelana dönüşmesi sonucunda dokuz vatandaşımız kayboldu. Dördü bulundu. Beş tanesinin daha cenazelerine ulaşmak için çabalar sürüyor. Faciaya ilişkin hazırlanan soruşturma dosyasına sunulan 250 sayfalık yeni bilirkişi raporunu dikkatle inceledik. ve seçimlerin önemli yerel seçimlerin önemli bir aktörü ve tartışma konusu artık tamamen açığa kavuştu. Şüpheler ortadan kalktı. Bilirkişi raporu; 7 Ekim 2021 tarihli çevresel etki değerlendirme olumlu kararını veren yetkilerin asli kusurlu olduğuna hükmediyor. ve ÇED olumlu kararı verilmesini uygun bulan Murat Kurum’un o süreçte iddiası şuydu; ‘benim belgelerde imzam yok.’ Oysa o imza bulundu. O belge bulundu. Bakın bu 7 Ekim 2021 tarihli 6421 kayıt sıra numaralı ÇED olumlu kararı veren yetkililerin asli kusurlu olduğuna karar vermişler. Asli kusurlu. ve altta da imzalar. Burada ‘07.10.2021 tarihinde ÇED olumlu raporunun verilmesine sebep olanlar’ diyor. Bir gün önce 6 Ekim 2021 makamınızca uygun görülmesi halinde söz konusu projeye ait ÇED olumlu kararının verilmesi hususunu takdir ve tensiplerinize arz ederim. MEH ALİ ECER. ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürü. Altta olur Murat Kurum imza. Bu talep altında bakanın oluru, bir gün sonra ÇED raporu veriliyor facia yaşanıyor ve bu faciadan bilirkişi ‘ÇED raporunu kim verdirdiyse o sorumludur’ diyor. Çünkü ‘işletme aşamasında proje tasarım kriterlerinin yetersizliği, uyarı sistemlerinin yetersizliği, çatlakların uyarı vermesi sonrası olayın etkin yönetilmediği, heyelan riskine karşı acil eylem planı olmadığı, topraktaki siyanür parametresinin ÇED standartları üzerinde olduğu ve 13 Şubat 2024 sabah 10 itibarıyla sahadaki personelin alandan uzaklaştırılmamış olmasının asli bir kusur olduğunu görülmektedir’ diyor. Sorumlulara sadece 16 milyon ceza kesen, sonra da bu şirketin 225 milyon vergi cezasını affedenlere söylüyorum; bilirkişi, asli sorumlu şudur diyor ya asli sorumlu bu düzendir. Bu düzenden beslenenlerdir. Bu düzeni kuran ve yönetenlerdir.

“Odam esnaf odalarından gelen tomar tomar talep yazılarıyla dolu”

Biz bir arada oldukça, enerjimiz, gücümüz, öz güvenimiz yerinde oldukça tüm toplum CHP’ye dönüyor, bizlerden bir şeyler bekliyor. Geçen hafta esnaf kefalet kredilerinin yüzde 7,5 ile kullanılan kredinin 12’ye, 12’yle kullanılan kredinin 24’e çıktığını burada anlatmıştım. Savunma; ‘faizler arttı biz de arttırdık’ diyor Halk Bankası. Oysa Halk Bankası yüzde 7,5’la patronlara, zenginlere, üreticilere verdiği krediyi üretimde, ihracatta kullanıyor mu diye denetlemeden, makine alıyor mu diye denetlemeden bavul bavul paraları verdiler. O paralarla yat alanlar, lüks araçlar alanlar, villa alanlar parayı oradan alıp yan şubede yüksek faize yatıranlar ortada. Onlar yüzde 7,5’la ödemeye devam ediyor. Pandemiden çıkmış, perişan olmuş esnafa faizler arttı taksitler arttı diyorlar. Odam esnaf odalarından gelen tomar tomar talep yazılarıyla dolu. Buradan Halk Bankası’nı, esnaf kefalet kooperatiflerinin AK Parti milletvekillerini, genel başkanını, esnaf kefaletleri ve ülkeyi yönetenleri bu eşitsizliği bitirmeye, esnafın sesini duymaya, yakasından düşmeye davet ediyorum.”

“Dünya tarihinin en büyük yoksuldan zengine fon transferi yapan Kur Korumalı Mevduatı’nı kim çıkardıysa kul hakkını yiyen de onlardır”

Özgür Özel, konuşmasında vergi kaçıranları ihbar etmelerini isteyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i de eleştirdi. Özel, “Hazine Bakanlığı, ülkede durum bu iken çıkmış vergi kaçıranlar için ihbar hattı kurmuş. WhatsApp’tan yazın diyor vergi kaçıranı bulursanız. ya gerçekten insanda birazcık utanma olur. Birazcık çekinme olur. Vergi kaçıranı görmek için, gariban vatandaşın Whatsapp bildirimine mi ihtiyacının var senin? Hadi söyleyeyim danışman arkadaşlar yazın Whatsapp’tan okusun Sayın Bakan. Buradan da söylüyorum; sadece bir yılda servet sahiplerinin 660 milyar liralık vergisini plan bütçe komisyonunda kim affettiyse vergi kaçırtan da vergi kaçıran da olur” dedi.

Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyadaki servet eşitsizliğinden yakınan sözlerini de eleştirdi. Özel, şöyle konuştu:

“Sayın Erdoğan dünkü konuşmasında dünyadaki servet eşitsizliğinin en yüksek seviyeye çıktığını, fakirden zengine bir servet transferi yaşandığını ifade etmiş. O zaman bunu Whatsapp’a yazmayayım da buradan memleketteki herkesin vicdanına söyleyeyim tarihe ne yazıklarını hatırlatayım. Geçtiğimiz sene tam 1.2 trilyon lira, milyon lira değil, milyar lira değil, trilyon lira. 1.2 trilyon lira kur korumalı mevduatla, param var dolar alacağım, aman alma dolar yükselmesin. Ne yapayım? Faize koy. Az gelirse? Az gelirse farklı bir öderiz. Faizle ayrı alırsın. Kur farkını ayrı alırsın. Koy paranı buraya kur garantisi benden çıkarsa farkı ödeyeceğiz. Nereden ödeyeceksin? Garibanların cebinden ödeyeceğim, esnaftan, memurdan, çiftçiden, yoksuldan, emekçiden ödeyeceğim, Hazine’den ödeyeceğim dediler. 1.2 iki trilyon, tam da Sayın Erdoğan’ın dediği gibi; fakirden alındı, zenginlere verildi. Dünya tarihinin en büyük yoksuldan zengine fon transferi yapan Kur Korumalı Mevduatı’nı kim çıkardıysa kul hakkını yiyen de onlardır.”

SÜRECEK

]]>
https://www.haber60.com.tr/chp-grup-toplantisi-ozgur-ozel-simseki-elestirdi-ya-insanda-birazcik-utanma-olur/feed/ 0
Ekonomistten “Enflasyonla mücadelede yöntem ne olmalı” sorusuna yanıt https://www.haber60.com.tr/ekonomistten-enflasyonla-mucadelede-yontem-ne-olmali-sorusuna-yanit/ https://www.haber60.com.tr/ekonomistten-enflasyonla-mucadelede-yontem-ne-olmali-sorusuna-yanit/#respond Tue, 21 May 2024 08:39:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=32628 Türkiye’nin ekonomik dönüşümünü ve politika önerilerini ele alan Ekonomist Prof. Dr. Işın Çelebi, ekonomi politikalarının dönüşümünde, döviz kurlarının enflasyon üzerindeki etkilerine ve ihracatçı firmaların rekabet gücüne odaklandı. Enflasyonla mücadelede konusunda da tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Çelebi, “Toplumsal kalkınmayı önceleyen orta vadeli bir politika izlenmeli” dedi.

Güncel makroekonomik görünüm göz önünde bulundurulduğunda ekonomi programının hedeflerinin tutarlı olduğu, bu hedeflere ulaşmaya yönelik politika adımlarının atılabildiği görülüyor. Büyümede dengelenmenin başlaması ve cari dengede iyileşme emarelerinin görülmesi, ekonomi programının şu ana kadar başarılı olduğu taraflardır. Nitekim, para politikası tarafında, Merkez Bankası politikalarında rasyonel bir çerçeve çizmekte ve iletişimiyle tutarlı aksiyonlar almaktadır. Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Işın Çelebi, yapılan faiz artışlarının etkilerini, 6-18 aylık vadelerde görmeyi beklemekle birlikte, para ve maliye politikaları açılarından ekonomi yönetiminin mevcut haliyle olumlu bir görünüm çizdiğini söyledi. Fakat bir ülkenin refahındaki kalıcı artış, sadece para ve maliye politikalarında elde edilen kazanımlarla olamayacağını aynı zamanda yapısal alanlarda da yapılacak reformlarla mümkün kılınabileceğine dikkat çekti.

“Toplumsal kalkınmayı önceleyen orta vadeli bir politika izlenmeli”

Prof. Dr. Işın Çelebi, Altınbaş Üniversitesi Ekonomi Bölümü olarak (Kur – faiz – enflasyon) ilişkisini incelediklerini ve elde ettikleri sonuçları, öğrencileriyle birlikte yazdıkları makaleyle açıkladıklarını söyledi. Ekonomi yönetiminin son yıllarda gözlenen ve anı yönetmeye dayalı olmaktan ibaret politikalar yerine, üretimde verimlilik ve inovasyonu, kurumları güçlendirmeyi ve toplumsal kalkınmayı önceleyen orta vadeli bir politika bakışı geliştirilmesini önerdi. Bu açıdan politikalara girdi sağlayacak bir bilgi birikimine sahip olup, veriye dayalı politikalar üretilmesini sağlayacak yetkin insan kaynağı ve organizasyon kapasitesine ihtiyaç olduğu değerlendirdi. Işın Çelebi’ye göre bu, sadece ekonomi alanı için değil eğitim ve sağlık başta olmak üzere ülke yönetiminin her alanında yapılan politikaların başarısı açısından kritik önem taşıyor. Esas çözülmesi gereken ana problemi 3 maddede ifade eden Çelebi, sorunun çözümünü, orta ve uzun dönemli kalıcı olması gerektiğini anlattı. Buna göre;

1. Rekabet gücünün yükseltilmesini sağlamak,

2. Verimlilik göstergelerinin geliştirilmesinin temin edilmesi,

3. Üretkenliğin arttırılmasıdır.

Çelebi, “Ancak bunların sonucunda orta vadede piyasalarda, kalıcı denge oluşabilir” dedi.

Peki bu kalıcı denge neden hala sağlanamıyor

Işın Çelebi, sadece (kur – faiz – enflasyon) ilişkisi üzerinden çözüm üretmeye çalışmanın, bir ölçüde kısa vadeli düşünmek olduğunu vurguluyor. Çelebi, “O anın problemini çözecek 30 – 90 günlük süreler kısa süreli çözümler yerine, (kur – faiz ve enflasyonda) orta vadede piyasalarda kalıcı denge oluşturulması gerektiğine değinerek, “Kısa dönemli çözümlerle ancak yarını feda edersiniz. Teknik donanımı zayıf olan ülkelerde, imalat sanayinin güçlenmesi gerekir. Bugün imalat sanayimizin ihracatının dünya ticareti içindeki payı yüzde 1 civarındadır. Bu oran hemen hemen uzun zamandır hiç değişmedi. Kısa vadeli yaklaşımlarla emeği ucuzlaştırarak satmak, çözüm olmaktan öte ciddi sorunlar getirir” değerlendirmesini yaptı.

Kur – faiz – enflasyon ilişkisi ve son durum

“Kur – faiz – enflasyon) ilişkisini tek tek ele almanın doğru sonuçlar vermediğini tespit ettiklerini söyleyen Çelebi’ye göre, bu temel değişkenleri eş zamanlı ve senkronize bir bütünlük içinde ele almak gerekiyor. Kur – enflasyon – faiz ilişkisinde, tek başına kur – enflasyon etkisinin sınırlı olduğunu gördüklerine işaret eden Çelebi, işin denklemini ve tarihsel sürecini anlattı.

Döviz arzı – enflasyon ilişkisi: Yüzde 15 – 20 düzeyinde

Çelebi yıllara göre verileri paylaştığı konuşmasına şöyle devam etti:

“1950’den bu yana ekonomik göstergeleri incelediğimizde döviz arzıyla ‘enflasyon – faiz – kur’ arasında doğrudan bir ilişki olduğunu görüyoruz. Döviz kurunun yükselmesinin, enflasyonun yükselmesine doğrudan etkisinin maksimum yüzde 15 – 20 düzeyinde olduğu görülmektedir. Bu ilişki, özellikle 2000 yılından sonra daha açık görünmektedir.

AB tam üyelik yolunda doğrudan yabancı sermaye girişinin arttığı yıllarda (2005 – 2006 – 2007 – 2008 yıllarında) enflasyon artışı (GSMH deflatörü olarak):

2002 yılında yüzde 37,60,

2003 yılında yüzde 23,30,

2004 yılında yüzde 12,40,

2005 yılında yüzde 7,10,

2006 yılında yüzde 9,40,

2007 yılında yüzde 6,20’ye gerilemiştir.

Bu tarihlerde doğrudan yabancı sermaye girişi:

2005 yılında 10 milyar USD,

2006 yılında 20,1 milyar USD,

2007 yılında 22 milyar USD,

2008 yılında 19,9 milyar USD giriş olmuştur.

Bu yapının 2018 yılına kadar sürdüğünü hatırlatan Çelebi, 2018 – 2021 – 2022 ve 2023 yıllarında ise döviz şoku yaşandığını kaydetti. “2018 sonrasında ve 2019 yılından itibaren doğrudan yabancı sermaye girişi, 10 milyar USD düzeyine geriliyor ve enflasyon yüzde 15 – 20 düzeyine yükseliyor. 2022’de enflasyon yüzde 72’ye çıkıyor. 2023 yılında yüzde 67,5 düzeyinde seyrederken, doğrudan yabancı sermaye girişi 10,6 milyar oluyor. Bunun yaklaşık 3,6 milyar USD gayrimenkul yatırımları, 5,6 milyar USD yatırım sermayesi mallarına dönük gerçekleşiyor” bilgilerini verdi.

Döviz kuru şokları ve enflasyon: Ekonomide tehlikeli bir denge

2018 yılından itibaren Türkiye ekonomisinde döviz şokları ve artan enflasyonla birlikte yaşanan gelişmeleri de aktaran Çelebi: “2017 yılında ekonomi yönetiminde yaşanan değişim ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığının zayıflaması, faiz politikalarının etkisizleşmesine ve döviz kurlarında dalgalanmalara yol açmıştır. Bu durum, 2018’den 2023’e kadar artan enflasyon ve sermaye çıkışlarına neden olmuştur. Ayrıca, döviz kurunu sabit tutmaya yönelik politikaların ekonomiye zarar verdiği ve enflasyonu kontrol altına almada başarısız olunduğu görülmektedir. Döviz kurundaki dalgalanmaları kontrol altına almak için getirilen Kur Korumalı Mevduat (KKM) gibi uygulamalar da bütçeye yük getirmiştir ve sorunu kökten çözümüne katkı sağlamamıştır. Sonuç olarak, enflasyondaki düşüş için döviz kurundan enflasyona geçişkenlik oranı kritik önem taşıyor ve bu oran 2018 öncesine göre oldukça artmış durumda. Bu oran 2023 itibarıyla yüzde 50’lere ulaştığı için ihtiyatla yaklaşılması gerekiyor” dedi.

Döviz kurundan enflasyona geçiş

Çelebi ayrıca 2023 yılının ikinci yarısından sonraki değişimlerle ilgili, “Ekonomi politikalarında anlayış değişikliğine gidilmiş ve uygulanmaya başlayan ekonomi programının temel hedefi 2000’li yıllarda uygulanan programa benzer şekilde fiyat istikrarının sağlanması olmuştur. Bunun yanı sıra, cari dengede iyileşme ve mali disiplin alanlarında da hedefler belirlenmiştir. Türkiye ekonomisinin yüksek ithal girdiye dayalı üretim ve tüketim yapısı düşünüldüğünde, döviz kurundaki değişimlerin tüketici enflasyonunun temel belirleyicilerinden biri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu sebeple gerek geçmiş enflasyonun muhasebesini yapabilmek gerekse önümüzdeki dönemin enflasyon görünümüne dair bir bakış geliştirebilmek adına döviz kurundan enflasyona geçiş oranına dair fikir sahibi olmak büyük önem taşımaktadır. Ayrıca son dönemde döviz kurundan enflasyona geçiş oranında radikal artışlar olduğuna yönelik tartışmalar, konuyu enflasyon görünümü için daha da kritik bir hale getirmektedir” şeklinde konuştu.

“Reel kurdaki dalgalanmalar, ithal girdi kullanım oranlarıyla ilişkili”

Türkiye’de reel kur ve yurt dışı talebinin ihracat üzerine etkisini değerlendiren akademik çalışmalar incelendiğinde, reel kurdaki dalgalanmaların ihracat üzerindeki etkisinin temelde ihracatçı firmaların ithal girdi kullanım oranlarıyla ilişkili olduğu görülmektedir” diyerek örneklendirmeye giden Çelebi, “Mesela, üretimdeki ithal girdi oranı yüze 100’e yakın olan hipotetik bir firmayı düşünecek olursak, diğer tüm şartların aynı kaldığı bir durumda gözlenen döviz kurundaki artış, firmanın TL cinsi maliyetlerini ve TL cinsi ihracat satış fiyatlarını aynı oranda arttırarak firmanın ihracat pazarındaki rekabet gücüne herhangi bir etkide bulunmayacaktır. Buna karşılık benzer bir durumda ithal girdi oranı daha düşük firmaların, maliyetlerindeki artışın da daha sınırlı olacağı göz önünde bulundurulduğunda, bu firmaların rekabet gücünde bir artış olacaktır. Öte yandan ekonomideki diğer makroekonomik değişkenler de (ücret, enflasyon ve yerli üretim girdi fiyatları) döviz kurundaki artışa tepki göstermeye başladığında, ithal girdi oranı düşük firmaların maliyetlerinde artışın devam edeceği ve kurdaki artıştan elde edilen rekabet gücünün kaybedileceği söylenebilir. Bu basit çerçeveden düşünüldüğünde döviz kurunda yaşanacak artışların firmaların ihracat pazarındaki rekabet güçlerinde kısa vadede bir miktar artış sağlasa dahi bu artışın geçici olacağı söylenebilir” dedi.

“Döviz kurunun ekonominin içsel döngülerince belirlendiği unutulmamalı”

Çelebi ayrıca, “Türkiye ekonomisinde ihracat dinamiklerini değerlendirmek için öncelikli olarak ihracatçıların ithal girdi oranlarını değerlendirmek makul olacaktır” diyerek sözlerine şu şekilde devam etti:

“Kısaca özetlemek gerekirse bazı iktisadi görüşler, Türkiye’nin toplam ihracatında temel belirleyicinin yurt dışı talep olduğu ve döviz kurunun sınırlı bir etkiye sahip olduğu konusunda uzlaşmaktadır. Öte yandan çalışmalarda incelenen dönemin büyük bir kısmında hem ihracatın hem de döviz kurunun ekonominin içsel döngülerince belirlendiği unutulmamalıdır. Döviz kurunun doğrudan kontrol edilerek ekstrem bir baskı altında tutulacağı hipotetik bir durumda, kurun ihracat üzerindeki etkisi çalışmalarda paylaşılan rakamlardan farklılık gösterebileceği de unutulmamalıdır” ifadelerini kullandı.

Son olarak “ihracatçıların maliyetlerindeki durumu ihracat satış fiyatı yansıtır” şeklinde bir varsayımın yanıltıcı olduğunu da aktaran Çelebi sözlerini şu şekilde sonlandırdı:

“Haluk Bürümcekçi tarafından konu üzerine yazılan köşe yazısında ihracatçılar için Yurt dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) üzerinden basit maliyet hesabı yapılmaktadır. Buna göre ihracatçıların maliyetlerindeki durumu ihracat satış fiyatı yansıtır şeklinde bir varsayım yapılmıştır. Böyle bir varsayım şu açılardan yanıltıcıdır: YD-ÜFE endeksi, yurt dışına satışa konu olan ürünlerin satış fiyatıdır ve bu nihai fiyat ihracatçıların maliyet gelişmelerinin yanı sıra talep gelişmelerini ve ihracatçı firmaların kar marjları hakkında bilgi içeren bir göstergedir. Bu veriye salt maliyet gelişmelerini yansıtıyor şeklinde bakmak doğru değildir. Yazının devamında ise maliyetlerden yalnızca döviz kuru ele alınmış, YD-ÜFE ile döviz kuru endekslenmiş ve baz yıl seçilerek karşılaştırılmıştır. Bu şekilde bir karşılaştırma başta asgari ücret olmak üzere ihracatçıların diğer maliyetlerindeki gelişmeleri kapsamamaktadır. Bu sebeplerle, bahsi geçen karşılaştırma üzerinden ihracatçıların maliyet artışlarını karşılayacak kur seviyesinin tespit edilmeye çalışılmasının makul bir analiz olmadığı değerlendirilmektedir.” – İSTANBUL

]]>
https://www.haber60.com.tr/ekonomistten-enflasyonla-mucadelede-yontem-ne-olmali-sorusuna-yanit/feed/ 0
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Kamu Özel İş Birliği projelerini Meclis gündemine taşıdı https://www.haber60.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-ulas-karasu-kamu-ozel-is-birligi-projelerini-meclis-gundemine-tasidi/ https://www.haber60.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-ulas-karasu-kamu-ozel-is-birligi-projelerini-meclis-gundemine-tasidi/#respond Tue, 14 May 2024 22:57:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31712 (ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Kamu Özel İş Birliği projeleri Meclis gündemine taşıdı. Devlet Hava Meydanları İşletmeleri’nin (DHMİ) 2023 Faaliyet Raporuna göre 2023 yılında, yolcu garantileri tutturulamadığı için Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri ile yapılan havalimanlarına toplam 199,7 milyon euro (yaklaşık 6 milyar 949 milyon lira) ödeme yapıldığını söyleyen Karasu, “Tasarruf etmek istiyorsanız önce, Hazine’yi ipotek altına alan bu karadelikleri kapatın. Kur garantili geçiş ücretlerini, verdiğiniz garantileri bir an önce TL’ye dönüştürün” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Kamu Özel İş Birliği projeleri Meclis gündemine taşıdı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması talebiyle soru önergesi veren Karasu, “2002 yılından, önergenin yanıtlandığı tarihe kadar olan dönemde bakanlığınızın Yap-İşlet-Devret (YİD) ya da Yap İşlet (Yİ) modeliyle gerçekleştirdiği yatırımlar nelerdir? Bu yatırımlardan otoyol, köprü, havaalanı ve tünellerin yapımını üstlenen özel firmalar tarafından bakanlığınıza bildirilen yapım maliyetinin tutarı nedir” diye sordu.

KÖİ modeliyle yapılan yatırımlarda şirketlere taahhüt edilen geçiş garantilerine ulaşılamamasının hazine büyük bir yük oluşturmaya devam ettiğini söyleyen Karasu, “DHMİ’nin yayınladığı 2023 yılı faaliyet raporu DHMİ tarafından gerçekleştirilen ve yolcu garantileri nedeniyle geçen yıl sonu itibarıyla, garanti altında gerçekleşmeler nedeniyle firmalara tam 199,7 milyon euro (yaklaşık 6 milyar 949 milyon TL) ödeme yapıldığını ortaya koydu. Raporda bu durum ‘Genel Müdürlüğümüzce gerçekleştirilen YİD Projelerinde verilen yolcu garantileri nedeniyle 2023 yıl sonu itibarıyla özel sektör tarafından kuruluşumuza 544,8 milyon euro ödeme gerçekleşmiş olup garanti altı gerçekleşmeler nedeniyle özel sektöre 199,7 Milyon Euro ödeme yapılmıştır’ ifadeleriyle yansıdı.” değerlendirmesini yaptı.

“BU KARADELİKLERİN BİR AN ÖNCE KAPATILMASI GEREKİYOR”

Karasu, kamuda tasarruf isteniyorsa önceliğin bu yatırımların kur garantili geçiş ücretlerine ve garantilerine verilmesine işaret etti. Döviz üzerinden araç, yolcu ve hasta garantisi verilen projelerin yükünün, her geçen gün ağırlaştığını vurgulayan Karasu, 2024 Bütçe verilerine göre 2024-2026 döneminde yıllık ortalama kurlarla; bakanlığın ve Karayolları Genel Müdürlüğü’nün döviz garantili projeler için yaklaşık 9 milyar dolar ödeme yapacağını belirtti.

Karasu, “Bütün vatandaşlarımızın geliri ve satın alma gücü düşerken, döviz üzerinden verilen garantilerin yükü ise artıyor. Esnaf işyerini siftahsız kapatırken, vatandaştan tasarruf istenirken döviz garantili projelerde geçilmeyen köprü, kullanılmayan yol, uçak inmeyen havaalanı için milyarlarca lira ödeniyor. Biz vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına uygun, çevreye duyarlı ve bilimsel ölçütlerle yapılan hiçbir projeye karşı değiliz. Biz, döviz kuru üzerinden verilen garantilere karşıyız. O nedenle, döviz kuru üzerinden verilen garantilerin bir an önce TL’ye dönüştürmesi gerekiyor. Tasarruf edilmesi isteniyorsa Hazine’yi ipotek altına alan bu karadeliklerin bir an önce kapatılması gerekiyor. Kur garantili geçiş ücretlerin, döviz kuru üzerinden verilen garantileri bir an önce Türk Lirası’na dönüştürülmesi gerekiyor” diye konuştu.

“YAPIM MALİYETİNİN TUTARI NEDİR?”

Karasu, önergesinde şu sorularına yanıt verilmesini talep etti:

“2002 yılından, önergenin yanıtlandığı tarihe kadar olan dönemde bakanlığınızın Yap-İşlet-Devret (YİD) ya da Yap İşlet (Yİ) modeliyle gerçekleştirdiği yatırımlar nelerdir? Bu yatırımlardan otoyol, köprü, havaalanı ve tünellerin yapımını üstlenen özel firmalar tarafından bakanlığınıza bildirilen yapım maliyetinin tutarı nedir? Bu yatırımların havaalanı, otoyol, köprü ve tünellerin her biri ayrı ayrı gösterilmek üzere, söz konusu yatırımın hizmete girdiği tarih, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih, işletim süresi ve araç geçiş/yolcu sayısına bağlı ödeme garantisi verilen projeler hangileridir?

Bu projelerin, sözleşmesinin başladığı tarihten önergenin yanıtlandığı tarihe kadar devletin işletmeci firmalara garanti verdiği araç geçiş/yolcu sayıları ne kadardır? Önergenin yanıtlandığı tarihe kadar gerçekleşen araç geçiş sayıları nedir?

Her bir yatırım ayrı ayrı gösterilmek üzere, yıllık araç geçiş/yolcu hedefi nedir? Bakanlığınızın 2002 yılından itibaren otoyol, köprü, tünel havaalanlarını işleten özel firmalara verdiği araç geçiş garanti/yolcu sayılarının gerçekleşme oranı yüzde kaç olmuştur?”

]]>
https://www.haber60.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-ulas-karasu-kamu-ozel-is-birligi-projelerini-meclis-gundemine-tasidi/feed/ 0
CHP MYK’sı Manisa’nın Soma ilçesinde toplandı https://www.haber60.com.tr/chp-myksi-manisanin-soma-ilcesinde-toplandi/ https://www.haber60.com.tr/chp-myksi-manisanin-soma-ilcesinde-toplandi/#respond Mon, 13 May 2024 23:00:35 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=31575 Cumhuriyet Halk Partisi MYK Toplantısı Manisa’nın Soma ilçesinde yapıldı. Toplantı sonrası açıklamada bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün açıklanan kamuda tasarruf tedbirleri ve Arapça tabelalar hakkında konuştu. Tasarrufu önemsediklerini kaydeden özel asıl önemli olanın vergi adaletinin sağlanması olduğunu söyledi.

MYK toplantısının ardından basın açıklaması düzenleyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu’nun her hafta yaptığı olağan toplantısını bugün Soma’da gerçekleştirdik ve olağanüstü bir gündemle gerçekleştirdik. Soma Maden faciasının, Türkiye Cumhuriyeti ve dünya tarihinin en büyük iş cinayetlerinden bir tanesinin 10. yılındayız. 10 yıl önce burada üretim baskısı yüzünden, yeterli denetim olmaması yüzünden, mevzuattaki eksiklikler yüzünden 301 baba, eş, evlat hayatlarını kaybetti. Büyük bir travma bıraktılar ve bu travma pek çok kişi için hala devam ediyor. 301 kişi hayatını kaybetti. Bırakın Türkiye’yi dünyadaki bütün televizyon kanalları madeni gören bir tepe üzerinden canlı yayın yaptı. Herkes şunu söylüyordu; ‘Eğer Soma’yı unutursak yüreğimiz kurusun’ diyorlardı. 10 yıl geçti bu 10 yıl içinde işçilere verilen sözler, tutulmayan sözler, yeni maden faciaları, hayal kırıklıkları, yargılamalar ve 10 yılın sonunda geldiğimiz nokta şudur; hayatını kaybeden işçilerimizin ailelerine verilen sözler kısmen tutuldu. Yaşayan madencilere verilen sözlerin maddi kısımlarının pek çoğu tutuldu. Örneğin iki asgari ücrete çıkarılması, hafta tatilinin iki güne çıkarılması, emeklilik yaşıyla ilgili düzenlemeler. Ancak bunların her birisinin madencilerin uzun mücadeleleri, bizlerin onlarla bir verdiğimiz uzun ve onlar açısından ve kayıplarla dolu yıllara sarih mücadeleler sonucunda elde edildiğini ifade etmek isterim. İşçi sağlığı ve iş güvenliği noktasında ise verilen sözlerin hiçbir tanesi tutulmadı. Çünkü buradaki tercih son derece politik. Burada işçinin sağlığı daha az para kazandıracaksa, daha çok parayı tercih edenler, işçinin hayatıyla ya da meslek hastalığına yakalanıp yakalanmamasıyla patronun karlılığı karşı karşıya gelince patrondan yana tavır koyanların Geçtiğimiz on yıllık süreci belirlediğini ifade etmek isterim. Hep birlikte çok basit bir veriye bakalım. 301 madencinin ölmesi, bütün dünya televizyonlarını bir hafta meşgul eden bir olay. Öyle Soma’dan bugüne kadar Türkiye’de 649 maden işçisi daha öldü. 2 kere daha Soma faciası yaşandı. Kimsenin haberi yok. Kimse ilgilenmiyor. Yani aslında burada çok ironik ve çok tersten emekçilere bir mesaj var örgütlenin, birlikte hareket edin. Ölecekseniz bile birlikte ölün. Yoksa haber olamazsınız diyorlar. Yani tek tek ölenlerin haber bile olamadığı bugüne kadar 10 yılda iki kere daha Soma faciasının yaşandığı gerçeğini söylüyorum. Gerisini vatandaşlarımızın vicdanına bırakıyorum. Yüzlerce detay verebiliriz. Eksik konular konusunda. Soma faciasından sonra 20 önce benim meclis kürsüsünde kurulsun deyip kurulmayan komisyon, 6 ay önce kurulmasını teklif edip 20 gün kala konuşmasını Yaptığımız kurulmayan komisyon faciadan 20 gün sonra kuruldu. O komisyonun hazırladığı rapor fevkalade güçlü bir rapor. Dört parti 880 sayfa rapor yazdı. Ayrıca da biz MHP ve o günkü BDP ayrı ayrı muhalefet şerhleri yazdık. Cumhuriyet Halk Partisi’nin toplamı 1250 sayfa olan raporun 880’i ortak bu rapora yazdığı 250 sayfalık şerh meclis tarihinin en kapsamlı, en kuvvetli bir tanesidir. Ancak ortaklaştığımız 880 sayfanın 90 sayfası bir daha facialar yaşanmasın diyedir. Bunun kapağını bile açmayanlar o günden bugüne iki kere daha Soma maden faciası yaşanmasına sebep olmuştur. Bunun dışında her müzakere samimiyetten uzaktır. Bunun dışında her değerlendirme samimiyetten uzaktır. Briket gibi komisyon raporu var. İçinde yazanlardan bir satırını yerine getirseniz bir faciayı önlersiniz. Örneğin içinde yazıyor ki eski imalatlar haritaya işlenmeli. Eski imalatlara su ve gaz ölçüm cihazları konmalıdır. Sırf bu yerine gelseydi Ermenek’teki boş bir imalatın içi şu dolmuş kaza kaza işçiler kendi mezarlarını kazıp içeriye tonlarcası dolup benim oğlum yüzme bilmez nasıl kurtulacak dediği facia olmayacaktı. Bu tek bir madde. Bütün örnekler bu konuyu araştırmak ve kamu yararına doğru bir iş yapmak isteyen tüm gazetecilerin emrine amade şekilde raporun sayfalarında durmaktadır. Bakın oralarda ne haberler? Bakın oralarda terk edilmiş ne sorumluluklar vardır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iş sağlığı değil, işçi sağlığı demeye, iş güvenliği değil, işçi güvenliği demeye, doğru, yapıcı, etkili, muhalefetimizi bu alanda sürdürmeye devam edeceğiz.” dedi.

MYK ilk kez bir ilçede toplandı

CHP MYK’sının tarihinde ilk kez bir ilçede toplanmasının önemine değinen Özel, “Türkiye Cumhuriyeti’nde en köklü siyasi parti olan Cumhuriyet Halk Partisi parti tarihinde ilk kez bir merkez yönetim kurulu toplantısını bir ilçe binasında yapmıştır. Soma ilçe binası böyle bir toplantının olması için son derece anlamlıdır. İlçe başkanımız ve yönetimine, onların şahsında bizi hiç yalnız bırakmayan bütün Soma örgütümüze, Manisa İl Başkanlığımıza ve bugüne kadar Soma’yı yalnız bırakmayan İzmir’den, Manisa’dan kıymetli belediye başkanlarımıza teşekkür ediyorum. Facianın olduğu gün Manisa’nın üç ilçesinden Soma’dan Kırkağaç’tan Akhisar’dan İzmir’in iki ilçesinden, Kınık’tan Bergama’dan Balıkesir’in bir ilçesinden Savaştepe’den kalkan servisler o arkadaşlarımızı ölüme taşımışlardı. O gün o 6 ilçenin hiçbirisinde biz yoktuk. Bu seçimlerden önce de sadece birinde vardık. Ancak şunu ifade etmem gerekir ki Soma’daki seçim sonuçlarını her seçimde bakıp iktidar partisi kazanıyor diye sorumsuzca incitici, kırıcı hedef gösterici hakaret içeren tweetleri atanlar şunu bilsinler ki o 6 ilçenin altısında da bugün Cumhuriyet Halk Partisi var. Olmasaydı da kimseye söyleyecek bir şeyimiz yoktu. Kusur ne emekçinindir ne seçmenindir. Kusur onları ikna edemeyen bizlerindir. Bu süreçte onları ikna ettik. Yerelde işçinin, emekçinin, halkın, çiftçinin, köylünün partisini iktidar yaptık. İlk genel seçimlerde madencilerin, işçilerin, köylülerin, emekçilerin partisini iktidar yapacağız. O zaman bu sorunların hepsi çözülecek. O güne kadar mücadele etmeye ve Soma’ya ve hayatını kaybeden herkese sahip çıkmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.

“Can Gürkan bu açıklamayı da yaptın ya iki elim yakandadır”

Soma ile ilgili açıklamasını bazı televizyon kanallarında konuşan Can Gürkan’a yönelik yapan Özel, “Bugün bir televizyon kanalına açıklama yapan hayatına mal olduğu her istisna sadece beş buçuk gün yatan Can Gürkan bugün bir televizyon kanalına avukatı aracılığıyla şu açıklamayı yapmış: ’10 yıl geçti, ben Soma’yı geride bıraktım, hatırlamak istemiyorum.’ Bu işçilerin ölümünden sorumlu olan yattığı süre kadar ceza verilip salı bırakılan kişi. Birazdan biz o günü unuttum, geride bıraktım diyor, geride bırakamayan, her gece rüyasında, o günü bir daha yaşayan evlatlarla, eşlerle, annelerle omuz omuza yürüyüp, mezarları ziyaret edeceğiz ve bu taş kalpli adama bu cesareti veren bu rejimi değiştirene kadar da mücadele edeceğiz. Biz unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu küstahlardan ve bu küstahların ağa babalarından günü gelince hesap soracak. Can Gürkan bu açıklamayı da yaptın ya iki elim yakandadır. Sana bunun hesabını sormadan ölür gidersem gözüm açık gidecek. Bunu da en net şekilde ifade etmek istiyorum. Benim bu konuda söyleyeceklerim bu kadar.” dedi.

“Vergide adalet olmalı”

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Özal bugün açıklanan tasarruf tedbirleri hakkında şunları söyledi: “Ayrıntılı değerlendirmeyi daha sonra yapacağız. Ama bugüne kadar 7 kez yaptılar. Bu 8’inci bu sekizincisinin ilanı daha önceki yedi genelgeye kendilerinin uymadıklarını, uydurmadıklarının göstergesidir. Bugünkünün diğerlerinden ayırıcı önemli özelliği hep eleştirdiğimiz sarayın ilk kez genelge kapsamına alınması sarayın harcamalarının, meclis dışarıda bırakılmıştır. Bunun eleştirilecek bir tarafı yok. Kuvvetler ayrılığı gereği, yürütme, yasamaya, talimat veremeyeceği için yapılmıştır. Meclis Başkanı’nın bu konuda geçtiğimiz haftadaki ifadelerini hızla bu genelgeye ve ilerisine dönüştürerek daha da ilerisinde bir tasarruf genelgesini meclis içinde yayınlamasını bekliyorum. Kendisinin böyle bir çalışması olacaksa destek veriyorum, teşvik ediyorum. İkinci husus tabii ki yazılanların hepsi önemli. Ancak bunların tek tek takip edilmesi lazım. Burada 3 yıl boyunca yeni personel istihdam edilmeyeceğini, sadece emekli kadar personel alınacağını ve kamuda esnek ve uzaktan çalışma modellerinin geliştirileceği ifadeleri ise emekçiler açısından son derece riskli bir durumdur. Bu örtülü IMF programıdır. IMF’yi getirirseniz yeni kamu personeli alma. İşçiye zam verme. Emekliye zam verme. Esnek çalışma modellerini geliştir diyecek zaten. Şu anda IMF’nin hayaleti, işçinin camına gelmiştir. Gulyabani işçilerin camındadır. Onlara bir tek gücü yetmektedir. Birazcık işverene, birazcık zenginlere, birazcık multi milyarderlere, kur korumalı mevduatla servetine servet kaçanlara yönelsinler. Yoksa Öğretmenler atama bekliyor. Yirmi bin öğretmen emekli olacak. Yirmi bin alacaksın. Bir milyon kişi okuttun. Dünya kadar işsiz var. Kamuya alım yapmayacağım. Esas yapılması gereken iş elbette konvoy olmasın, benzin tasarrufu olsun, kiralama olmasın. Yerli araç kullanılsın. Hepsini destekliyoruz. Bizim genelgemiz dün yayınladığımız iki gün önce bunun da ilerisindedir. Ama istihdamsızlık, esnek çalışma yani emeği sömürecek kıdem tazminatı birikmeden çalıştırma modellerinin tamamı için işçilerin arkasındayız. Burada tasarruf değil, yapılacak iş adil bir vergi sistemidir. İlk kez Mehmet Şimşek’in açıklamalarında vergide adalet kısmının altını çizdim. Burada da çiziyorum. Türkiye’de verginin yüzde 65’i dolaylı vergi. Yüzde 24’ü de çalışan maaşlarından kesilen gelir vergisi, geriye kalıyor yüzde 11. Esas vergi vermesi gereken kazananlar yüzde 11’i veriyor. Emekçiler 24’ü veriyor, gerisini kazanan kazanmayanın gözünün yaşına bakmadan, elektrikten, sudan, telefondan süt ekmekten alıyorlar. Bu sistem değişmelidir. Bu değişirse kaynak bulunur. Bu değişmeden kimse yoksullarla uğraşmasın.”

“Biz sığınmacı düşmanı değiliz”

Arapça tabelalar konusundaki açıklamasının sorulması üzerine konuşan Özel şunları söyledi: “Arapça tabelalarla ilgili belediye başkanları toplantısında da aynısını söyledim. Canlı yayınlarda da söylüyorum. Söylemeye de devam edeceğim. Bir kere ilgili yasal düzenleme gereğince yabancı dilde tabelalar için bir düzenleme var. Belediye başkanlarımıza tüm diller için bu düzenlemeye uymaları gerektiğini söyledik. İstismar edilen ve alınan kısım şu. Arapça bir yazıyı kanuna uygun yazışmalar, ihtarlar yapıp ilgilisine sökmek için süre vermeden ya da sökmüyorsa belediyenin ilgili birimiyle yapmadan belediye başkanının kendi elinden yıkması fazladan bir popülizmdir. Bu doğru değil. Ayrıca söylediğim şu. Bu ülkede 6 milyona yakın vatandaşımızın Türkiye vatandaşının Hatay’da, Şanlıurfa’da, Mardin’de, Batman’da yaşayan 6 milyon vatandaşımızın Ana dili Arapçadır. Arapça’ya yapılan hürmetsizlik o kişilere karşı yapılmış hürmetsizlik olarak algılanıyor. O yüzden nezaketi koruyalım. Ayrıca Kur’an-ı Kerim Arapçanın orijinal dilidir. Televizyon izleyen bir vatandaş eğer Arapça da bilmiyorsa. Bir Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanına kendi elleriyle yırttığı metni Kur’an-ı Kerim’le özdeşleştirip bilinçaltında partimize karşı olumsuz bir duyguya kapılabilir diye uyardım. Yine uyarıyorum. Arapçaya da diğer yabancı dillere de kanunlara uygun muamele yapılmalıdır. Ayrıca lüzumsuz Arapça tabela kirliliğiyle belediyelerimiz elbette mücadele etmelidir. Ancak bunu kurullara, kurallara uygun şekilde yapılmalıdır. Bunu bir yabancı düşmanlığına dönüştürecek, bir yaklaşım doğru değildir. Türkiye’deki Araplardan değil, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılarla ilgili. Bakın bazı siyasiler Arap kelimesini küfür gibi kullanıyor. Altı milyon Arap vatandaşımız var bizim. Suriyeli sığınmacılarla ilgili diyeceğimiz şudur. Hızla Suriye’yle görüşmeler yapılmalı. Barış sağlanmalı. Avrupa Birliği’nden buna ben de elimi taşın altına koyacağım. Fonlar bulunmalı. Birleşmiş Milletler’den bulunmalı. ve bu fonlarla orası yaşanabilir hale getirilmeli. Türkiye eve dönüş teşvikleri vermeli. Mesela Türkiye’de yaşayan bir buçuk milyon öğrenci okuma zamanında gelmek istediğinde geldiğinde vize kolaylığı ya da vize serbestisi gibi şeyler verilmeli. Bu arkadaşlar mutlaka memleketlerine dönmelidir. Ancak bir kez daha söylüyorum. Sözüme değer veren herkese. Biz sığınmacı düşmanı değiliz. Sığınmacı oluşturan politikaların düşmanıyız politikacıların karşısındayız. Bu da komşuda iç savaş kışkırtıcılığıdır. Bunu yaptılar diye başımıza bunlar geliyor. Suriye’de barış, dünyada barış, herkes kendi evine ama asla ve asla yabancı düşmanlığı istenmeyen görüntülerin ortaya çıkmasını teşvik edecek çiğ popülizmin bizim belediye başkanlarımız aktörleri olmayacaklar. Bir kez daha bütün siyasileri Arap kelimesini bir küfür gibi kullanan ayrımcı dilden men ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti’ni de 6 milyon Arap yurttaşı etrafımızda da milyonlarca Arap komşumuz var.”

Basın açıklamasının ardından Özgür Özel ve beraberindeki CHP Heyeti Soma Maden Şehitlerini anma yürüyüşüne katıldı. – MANİSA

]]>
https://www.haber60.com.tr/chp-myksi-manisanin-soma-ilcesinde-toplandi/feed/ 0
İTO Başkanı: Enflasyonla mücadele önemli, kur politikasının riskleri takip edilmeli https://www.haber60.com.tr/ito-baskani-enflasyonla-mucadele-onemli-kur-politikasinin-riskleri-takip-edilmeli/ https://www.haber60.com.tr/ito-baskani-enflasyonla-mucadele-onemli-kur-politikasinin-riskleri-takip-edilmeli/#respond Thu, 09 May 2024 21:24:42 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=30955 İTO Başkanı Şekib Avdagiç, “Enflasyonla mücadele çok önemli. Bu süreçte aynı zamanda ihracatçının rekabetçiliğini zora sokacak ve ithalatın cazibesini artıracak kur politikasının oluşturduğu riskleri de yakından takip etmek ve bu konuda gerekli tedbirleri almak çok önemlidir” dedi.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, enflasyon hedefleriyle ilgili değerlendirmede bulundu. İstanbul Ticaret Odası’ndan (İTO) yapılan yazılı açıklamaya göre Avdagiç, TCMB’nin 2024 yıl sonu TÜFE tahminini yüzde 36’dan yüzde 38’e çıkarmasını, “Merkez Bankası’nın yaptığı bu yukarı yönlü güncelleme ekonomik programın başarısına gölge düşürecek boyutta değildir. Bilakis, cari piyasa koşullarını eş zamanlı olarak programa ve hedeflere yansıtan bu dinamik ve tutarlı yaklaşım hem yurtiçi hem de uluslararası piyasada ekonomi programına olan güveni pekiştirecektir. Enflasyonun temmuz ayı ile birlikte baz etkisinin de desteğiyle zirve seviyesinden hızla geri çekilmesini bekliyoruz. Böylece Türkiye dezenflasyonist sürece girmiş olacaktır.” diye konuştu.

“Yeni ekonomi programını yeni bir kalkınma hikayesine dönüştürmeliyiz”

Enflasyonla mücadeleye dikkati çeken Avdagiç, enflasyonun baz etkisi ile yıllık bazda düşüyor olmasının önemli olmakla beraber, asıl takip edilmesi gereken verinin aylık enflasyon oranları olduğunu vurguladı. Avdagiç, “Önemle üzerinde durduğumuz bir husus da, daha evvel de ifade ettiğimiz gibi döviz kuru ile enflasyon arasındaki korelasyonun bozulmaması gerektiğidir. Enflasyonla mücadele çok önemli. Bu süreçte aynı zamanda ihracatçının rekabetçiliğini zora sokacak ve ithalatın cazibesini artıracak kur politikasının oluşturduğu riskleri de yakından takip etmek ve bu konuda da gerekli tedbirleri almak çok önemlidir.” değerlendirmesini yaptı.

“Yeni ekonomi programını yeni bir kalkınma hikayesine dönüştürmeliyiz” diyen Şekib Avdagiç, sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmek için, ‘yüksek teknolojiye dayalı üretim ve ihracat stratejileri geliştirmemizin’ zorunlu hale geldiğini kaydetti.

“Son gelişmeler de iyimser beklentilerimizi artırıyor”

Avdagiç, “Biz Türkiye’nin, sadece rakamsal büyümeyi değil, gerçek refahı tesis edecek kalkınma hikayesini yazacağına inanıyoruz” dedi.

Bu hikayenin iki temel unsurunun, ‘iyi yönetişim’ ile ‘kaynak-harcama dengesi’ olduğuna inandıklarını kaydeden Şekib Avdagiç, “Bu kapsamda yatırım ortamını iyileştirecek iklimin tesisi, eğitim sisteminin yüksek teknolojili üretimi ve mesleki eğitimi güçlendirecek şekilde yeniden kurgulanması, rekabetçi üretimin desteklenmesi, denk bütçe ve hukuksal reformlar da son derece önemli başlıklar” diye konuştu.

Avdagiç, mevcut ekonomi programının iyi çalışmasının gelecek için iş dünyasını ümitlendirdiğini kaydetti. Avdagiç, “Son gelişmeler de iyimser beklentilerimizi artırıyor. Ayrıca uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen not artışları, enflasyonla mücadele ve finansal istikrar programına güveni teyit ediyor. Fitch Ratings’in ardından S&P de Türkiye’nin kredi notunu yükseltti. İlave olarak her iki kuruluşun değerlendirmesinde de görünümün “pozitif” olması, bir sonraki notun potansiyel olarak artışa işaret etmesi bakımından ayrıca önem taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“Temmuz ayı ile Türkiye dezenflasyonist sürece girmiş olacaktır”

Avdagiç, hem IMF hem de Dünya Bankası yetkililerinin “Türkiye’nin doğru yolda ilerlediği” yönündeki beyanlarının, programın uluslararası alanda da kabul gördüğünü ortaya koyduğunu belirtti. Avdagiç, şunları söyledi: “Bunları çok önemsiyoruz. Çünkü bize iki fayda sağlıyor: Birincisi Türkiye’nin ve Türk şirketlerin yurtdışı borçlanma maliyetini aşağı çekiyor. İkincisi de yabancı yatırımcı girişinde önemli bir katalizör işlevi görüyor. Bunlar bileşik kaplar gibi birbiriyle bağlantılı. Gerek yabancı sermaye girişi, gerekse dış kaynak maliyetindeki ucuzlama döviz kurundaki oynaklıkları da azaltacaktır.” – İSTANBUL

]]>
https://www.haber60.com.tr/ito-baskani-enflasyonla-mucadele-onemli-kur-politikasinin-riskleri-takip-edilmeli/feed/ 0
Fatih Erbakan: Başkanlık sistemi iyileştirilmeli https://www.haber60.com.tr/fatih-erbakan-baskanlik-sistemi-iyilestirilmeli/ https://www.haber60.com.tr/fatih-erbakan-baskanlik-sistemi-iyilestirilmeli/#respond Thu, 02 May 2024 22:33:32 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=30129 Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, mutlaka bir anayasa değişikliği yapılacaksa mevcut başkanlık sisteminin iyileştirilmesini savunduklarını söyledi.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Anadolu’da devam ettirdiği gezi programları çerçevesinde Erzurum’un Horasan, Köprüköy ve Pasinler ilçelerini ziyaret etti. 14 Mayıs seçimlerinde Yeniden Refah Partisi’nden Nevzat Karasu’nun kazandığı Köprüköy Belediyesini ziyaret eden Erbakan, burada gündeme dair açıklamalar yaptı.

Erdoğan-Özel görüşmesi

İktidarla muhalefet arasındaki görüşmelerin veya diğer siyasi partiler arasındaki görüşmelerin, diyaloğun faydalı olacağını her zaman ifade ettiklerini belirten Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Bu müzakere yolunun karşılıklı fikir alışverişinin, diyalog yolunun her zaman açık tutulması faydalı olur. Bu bakımdan inşallah bu görüşmenin de hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Ancak diğer taraftan tabii bu anayasa konusunun son derece fazla bir şekilde aslında gündemde tutulduğunu da ifade etmek isterim” şeklinde konuştu.

“Mevcut anayasa ile de sorunlar çözülebilir”

Ülkenin en önemli probleminin yoksulluk ve enflasyon olduğunu vurgulayan Erbakan, “Borç ve faiz ekonomisidir. Ehliyet ve liyakat noktasında yaşanan problemlerdir. ve aynı zamanda adaletsizliklerdir. Bunların düzeltilmesi için mevcut anayasa bizim elimizi kolumuzu bağlamıyor. Bu mevcut anayasayla da bu problemlerin üstesinden gelecek adımlar atılabilir. Gerekirse anayasa değişmeden gerekli kanunlar düzenlemeler yapılabilir. ve bu mevcut düzen içerisinde de çok önemli adımlar atılarak millete rahat nefes aldırılabilir. Bunun en güzel örneği 54. hükümette merhum Erbakan Hocamızın başbakanlığı dönemidir. 11 ayda bırakın anayasayı bir kanun bile yapmaya vakit kalmadan neredeyse. Ama Cumhuriyet tarihinin en başarılı hükümeti oldu. Denk bütçenin yapılması, faizden ülkenin kurtarılması, milletin dar gelirinin alım gücünün, refah seviyesinin arttırılması. Bütün bunlar yine mevcut anayasayla, anayasa değişikliği olmadan da yapılabilir. Bu nedenle bu konunun üzerine çok fazla düşülüyor” diye konuştu.

“Demokratikleştirilmiş bir başkanlık sistemine geçilebilir”

Mutlaka bir anayasa değişikliği yapılacaksa başkanlık sisteminin, mevcut başkanlık sisteminin iyileştirilmesini savunduklarını anlatan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Gerekli yerlerinin düzeltilmesi ve demokratikleştirilmiş bir başkanlık sistemine geçilmesi, yani meclisin güçlendirildiği ve kuvvetler ayrılığının tahkim edildiği bir yeni anayasa, bir yeni sistem getirilebilir” diye konuştu.

“Üretime, istihdama ve ihracata odaklı bir ekonomi”

Yeniden Refah Partisi olarak yıllardır söyledikleri borç, faiz, zam, vergi ekonomisi yerine üretime, istihdama, ihracata odaklı bir ekonomi modeline geçilmesini savunduklarını söyleyen Erbakan, sözlerine şöyle devam etti, “Tüm bu şartlar altında anayasa değiştirildiği zaman milletin dertlerine derman olabilecek miyiz? veya anayasa değiştirmeden de bu dertlere derman olabilir miyiz? Buna geçersek bu milleti kurtarırız. Yani gider kalemleri faiz canavarı olan kur korumalı mevduat canavarı olan kamudaki israf olan ve aynı zamanda imtiyazlı holdinglere haksız kaynak aktarımı olan bu dört tane canavardan kurtulmak ve milli kaynak paketleriyle kaynak üretmek, denk bütçeyle kamuda israfı önleyerek ve kaynak üreterek devleti faiz canavarından kurtarmak, imtiyazlı holdinglere haksız kaynak aktaran hortumları kesmek, paylaşımda adaleti sağlamak ve bütün bu elde edilecek imkanlarla tasarrufla, milli kaynak paketleriyle ya da faizden kurtarılan imkanlarda yine 54. hükümette Milli Görüş’ün yaptığı gibi çiftçimize, köylümüze, küçük esnafımıza, işçiye, memura, emekliye refah seviyesi artışı sağlamak. Alım gücü artışı sağlamak. Asıl uğraşılması gereken, asıl gündemde tutulması gereken konu ve tabii ki asıl acil bir şekilde çözülmesi gereken konuda budur. Paylaşımda adalet sorunudur. Anayasa değişikliğinden önce bizim aslında bu sorunlara çözümler bulmamız lazım.” – ERZURUM

]]>
https://www.haber60.com.tr/fatih-erbakan-baskanlik-sistemi-iyilestirilmeli/feed/ 0
CHP Milletvekili Mustafa Adıgüzel, şehir hastanelerini ve sağlık politikasını eleştirdi https://www.haber60.com.tr/chp-milletvekili-mustafa-adiguzel-sehir-hastanelerini-ve-saglik-politikasini-elestirdi/ https://www.haber60.com.tr/chp-milletvekili-mustafa-adiguzel-sehir-hastanelerini-ve-saglik-politikasini-elestirdi/#respond Wed, 01 May 2024 00:00:35 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=29947

(ANKARA) – CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, TBMM Genel Kurulu’nda şehir hastanelerini ve iktidarın sağlık politikasını eleştirdi. Adıgüzel, “Hekimler özel sağlık kuruluşlarında ücretli kölelik düzeninin bir parçası haline gelmiştir. Sonra da ‘Bu doktorlar neden ülkeyi terk ediyor’ diyorsunuz. Hükümet, sağlık sisteminin biriken sorunlarını sağlık çalışanlarına ve doktorlara yüklemektedir” dedi.

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, TBMM Genel Kurulu’nda AKP iktidarının sağlık politikasını ve şehir hastanelerini eleştirdi. Adıgüzel’in açıklamaları şöyle:

“Şehir Hastanelerine garanti ödemeye ilave olarak enflasyon ve kur farkı için 3 ayda bir revizyon ile koruma sağlamışsınız. Üstelik uluslararası mahkemeler yetkili. Peki, kanun değişikliklerine karşı 25 yıl koruma nedir? Meclis’in üzerinde misiniz? Bu Yüce Meclis’in iradesine 25 yıl ipotek koymak sizin ne haddinize? Burada onlarca milletvekilinin önergelerine rağmen Meclis’ten bilgi saklandı. Gerekli bilgi, uluslararası kredi sağlayan bankaların sitelerinden elde ediliyorsa bu da bir ayıptır.

“NÜFUSA GÖRE DOKTOR SIRALAMASINDA 37 OECD ÜLKESİ İÇERİSİNDE 36 SIRADAYIZ”

Sadece bu yılın bütçesinden şehir hastanelerine ayrılan miktar 83 milyar TL. Şehir hastaneleri hizmet açısından da uygun değil. Hem hastaların hastaneye ulaşımı hem de hastane içinde birimlerin birbirine ulaşımı koordinasyonu ve konsültasyon işlemlerini de zora sokuyor. Hastaları beton binalar tedavi etmez. İçerideki hekim, hemşire ve iyi planlanmış sağlık hizmeti tedavi eder. Modern bir ülke devasa şehir hastaneleri ile övünmez. Modern bir ülke sağlık rakamları ile, hasta başına hemşire ve doktor sayıları ile övünür. Nüfusa göre doktor sıralamasında 37 OECD ülkesi içerisinde 36 sıradayız. Geldiğimiz noktada iktidarın medarı iftiharı sağlık reformu tam anlamıyla iflas etmiştir. Çöken sağlık sisteminin altında ise hastalar, doktorlar ve sağlık çalışanları kalmıştır. Tek kazanan ise sağlığın patronları olurken hastalar müşteri, sağlık çalışanları da ucuz iş gücü olmuştur. Bizim yapmaktan imtina ettiğimiz para hareketini Sağlık Bakanı tüm hekimlere yapmıştır. Bu şu anlama geliyor: ‘Ben bu şekilde yapıyorum diğer doktorlar da böyle yapıyor zannediyorum’ ama kişi kendinden bilir işi diyorum.

“VATANDAŞLIK VE DİPLOMA DENKLİĞİ GİBİ ENGELLER OLMASA TÜRKİYE’DEKİ HEKİMLERİN YARIDAN FAZLASI GİDECEKTİR”

Sağlıkta şiddeti gösteren beyaz kod ihbar sayısı da her geçen gün katlanarak büyüyor. Hekimler özel sağlık kuruluşlarında ücretli kölelik düzeninin bir parçası haline gelmiştir. Aile hekimleri de hem mevzuatta hem de uygulamada gitgide tükenmektedir. Sonra da ‘Bu doktorlar neden ülkeyi terk ediyor’ diyorsunuz. Şunu bilin vatandaşlık ve diploma denkliği gibi engeller olmasa Türkiye’deki hekimlerin yarıdan fazlası gidecektir. Erdoğan bir yandan gençlere kapıyı gösterirken bir yandan da 65 yaşındaki hekimleri kuraya sokuyor. Hükümet, sağlık sisteminin biriken sorunlarını sağlık çalışanlarına ve doktorlara yüklemektedir. Alınamayan randevunun, yapılamayan tetkikin, bulunamayan ilacın sorumlusu sağlık çalışanı olmaktadır.

“SEÇİM MAĞLUBİYETİNİZİN EN BÜYÜK NEDENLERİNDEN BİRİ SAĞLIKTA ÜLKEYİ GETİRDİĞİNİZ NOKTADIR”

Son kabine değişikliğinde Erdoğan’ın değiştirmediği iki bakandan biri olarak Fahrettin Koca’yı gördüğümde ‘kaybettiler’ demiştim. Seçim mağlubiyetinizin en büyük nedenlerinden biri sağlıkta ülkeyi getirdiğiniz noktadır. Biraz laf dinleyin! Sürekli söylüyoruz sonra da haklı çıkıyoruz ama iş işten geçmiş oluyor. Eğitim ve sağlık gibi ortak konularımızda çatışarak değil istişare, akıl ve bilim yoluyla yürütelim. Şu anda Türkiye’nin birinci partisi olarak iki tanesi tıp profesörü olmak üzere çok sayıda hekime sahip olan, Grup Başkanvekili yine bir hekim olan ve de takım lideri olarak en başta Sayın Genel Başkanımızın eczacı olduğu bir parti olarak yani yeterince birikime sahip bir parti olarak bu konuda birlikte yönetmeye ve yardımlaşmaya hazırız.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/chp-milletvekili-mustafa-adiguzel-sehir-hastanelerini-ve-saglik-politikasini-elestirdi/feed/ 0
Özgür Özel: “Bu Bir Zafer Değil, Görevdir. Parti İktidar Olduğunda Zafere Dönüşecektir” https://www.haber60.com.tr/ozgur-ozel-bu-bir-zafer-degil-gorevdir-parti-iktidar-oldugunda-zafere-donusecektir/ https://www.haber60.com.tr/ozgur-ozel-bu-bir-zafer-degil-gorevdir-parti-iktidar-oldugunda-zafere-donusecektir/#respond Sat, 20 Apr 2024 22:42:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=28503 CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Biz bunu bir zafer olarak görmüyoruz. Evet bir başarıdır, önemli bir başarıdır ama zafer değildir, görevdir. Görev önümüzdeki ilk seçimlerde parti iktidar olduğunda, bu iktidar değiştiğinde ancak zafere dönüşecektir. Elimizde belediyeleri yönetme, rantı yönetme, gençleri ve kendi evlatlarımızı, yakınlarımızı bir takım makamlara getirme, yandaşlarımızı zengin etme fırsatı yakalamadık arkadaşlar. Biz tarihin akışını değiştirme fırsatını yakaladık. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, cumhuriyetin tarihini yeniden yazma fırsatını yakaladık. Bu yüzden sadece partimizle, sadece biz bize, sadece ‘Yetkiyi aldık, biz yönetiriz’ değil; yetkiyi kimden aldığımızı biliyoruz” dedi.

31 Mart seçimlerinde oyların yüzde 37,7’sini alarak seçimlerden birinci parti çıkan CHP, 20-21 Nisan tarihlerinde “İktidar Yolunda CHP Belediyeciliği Çalıştayı” düzenledi. Çalıştaya CHP’nin 408 belediye başkanı katıldı. Çalıştayın açış konuşmasını CHP lideri Özel yaptı. Özel, konuşmasında şunları kaydetti:

“İşimiz gücümüz Manavgat, işimiz gücümüz Antalya’ dedik. Başka da bir şey demedik. İki büyükşehirde başkanların özel durumları ve elde etmeleri gereken başarıdan dolayı o kampanyayla konuşan ama o şehirlerin özel kampanyalarına da alan bırakan bir tasarımı biz talep ettik, şirket onu hazırladı, getirdi. Dört dörtlük kampanyalarla, kimsenin birbirinin ayağına basmadığı, diğerinin mesajını gölgelemediği, aksine dengelediği bir süreci yaptık. Çok özel hazırlanmış şarkılar, odak gruplara dinletilmeden yayınlanmadı. Hazırladığımız reklam filmleri CHP’li, MHP’li, AKP’li, İYİ Partili, DEM Partili odak gruplara dinletildi. Rahatsız oldukları kelimeler değiştirildi. Her bir adımı ölçülerek ilk ölçümü Türkiye’deki seçim otobüslerinin şoförlerine yaptık. ‘Yola çıktınız, millet ne yapıyor?’ Dediler ki ‘Şarkı tuttu.’ 5 gün sonra gelen anketler şarkının tuttuğunu gösterdiği için yaydık. Tutmayan reklam filmini, ‘Yayınlarsak tamamını, olmadıysa maliyetini öderiz’ anlaşmamızla maliyetini verdik, çöpe attık. O yüzden CHP olarak bu süreçte bilimden, üçüncü anahtardan da sonuna kadar yararlandığımızı hatırlatmak isterim.

“GÜN GELDİ KURULTAYDA, GÜN GELDİ BÜYÜKŞEHİRLERDE VEFALI VEDALAR YAŞADIK”

Bundan sonra ne yapacağız? Biz CHP’yiz, bu topraklara sosyal belediyecilik anlayışını getiren, sosyal devlet anlayışını getiren, sosyal demokrasiyi yerleştiren partiyiz. Büyük bir mirasın sahibiyiz. Türkiye’de yerel yönetimler tarafından ilk kez ortaya konulan kentsel dönüşüm, toplu konut, metro, metrobüs, hafif raylı sistem, biyolojik arıtma gibi bugün olmazsa olmaz belediyecilik hizmetlerini Türkiye’ye ilk kez getiren parti biziz. Biz, belediyeciliği İstanbul’da ilk tercihli yol uygulamasını hayata geçiren Aytekin Kotillerden, yine 1992’de ilk doğal gaz projesini yapan Nurettin Sözen’den, ilk halk ekmek fabrikasını kuran Ahmet İsvan’dan, Ankara’da ilk metronun temelini atan Murat Karayalçın’dan, metrolardan tramvaylara, üretim merkezlerinden öğrenci yurtlarına, kooperatiflerden kreşlere kadar Türkiye’de sosyal belediyecilik anlayışını hayata geçiren Vedat Dalokaylardan, Celal Altınaylardan, Yüksel Çakmurlardan, Ali Dinçerlerden, Ahmet Piriştinalardan öğrendik. Biz belediyeciliği Anadolu’nun bozkırına bir cennet yaratan Yılmaz Büyükerşenlerden öğrendik. Gün geldi kurultayda, gün geldi büyükşehirlerde kötü oldukları, başarısız oldukları ve istenmedikleri için değil zamanı gelmiş, vefalı vedalar yaşadık. Ama kimseye ‘Bugüne kadar iyiydin ama bundan sonra sen kenara çekil’ demedik. Herkesle konuştuk, dinleyenler oldu, dinlemeyenler oldu.

ÖLÇME-DEĞERLENDİRMEYİ BUNDAN SONRA SİYASETİMİZİN ODAK NOKTASINDA TUTACAĞIZ”

Yılmaz Büyükerşen, bu büyük deneyimi bir 5 yıl daha Eskişehir’de tekrar etmek istese dünya rekoru kırabilirdi. Ama Eskişehir’i bir cumhuriyet kadınına devretti, şimdi CHP’nin sosyal belediyeciliği, halkçı belediyeciliği, bütün Türkiye’ye yayacağı, eşgüdüm yapacağı, eğitim vereceği, denetim yapacağı bir sistemde, o sistemin başında, kendisiyle birlikte Muğla’da çok iyi hizmetleri yapmış ve bu dönem vefalı bir vedanın talebini açmış olan Osman Gürün ile birlikte, Tekirdağ’da Kadir Albayrak’la birlikte, Çanakkale’de Ülgür Gökhan ile birlikte, Edirne’de Recep Gürkan ile birlikte ve Türkiye’nin neresinde tüm il başkanlarıma, tüm belediye başkanlarıma bildirmeleri üzerine sorarak partiye katkısı olmuş, birikimi ve enerjisi olan, son seçimlerde parti için çalışmış kim varsa, onların da deneyimlerinden, belediyecilik deneyimlerinden yararlanacağımız danışma kurullarıyla çalışacağız. Ölçme-değerlendirmeyi bundan sonra siyasetimizin odak noktasında tutacağız. Belediyenin boyutuna göre, üçer aylık, altışar aylık, birer yıllık ölçme-değerlendirme raporlarını, karneleri merkezi olarak çıkaracak, sizlerle paylaşacağız. Doğru yapanı örnek gösterecek, yanlış yapanı doğruya davet edecek, doğruları hep beraber tekrar edecek, yanlışlardan hep beraber uzak duracağız. Eğer ibre yukarıysa devam edeceğiz, durağansa doğrusunu arayacağız, aşağıysa mutlaka yanlıştan döneceğiz.

“SORUMLULUK SİZİN SIRTINIZDADIR”

Çünkü bugün burada bizlerin yapmak üzere oldukları görev, görünüşte belediyecilik görevidir. Beşer yıl kamu görevi yapmaya, beşer yıl beldenize, ilçenize, şehrinize hizmet etmeye görevlendirildiniz. Bu doğru. Bunu en iyi şekilde yapmalısınız. Bunu en şeffaf, dürüst, izlenebilir ve insan ayırmadan yapmak sizin göreviniz. Zaten milletimiz de sizi bu yüzden taktir etti, bu yüzden bu görevleri size verdi. Ama bizim bu seçimlerde, sizin omzunuza milletimizin yüklediği yük bundan fazladır. Biz, cumhuriyetin birinci yüzyılının ilk döneminde, ilk 15 yılında, Gazi Mustafa Kemal ile sonraki 12 yılında İsmet Paşa ile birlikte başlayan bir aydınlanma devriminin, toplu iğnesi yokken vagon üreten, uçak üreten bir ülkenin, 900 tane kamu iktisadi teşekkülü yapmış bir ülkenin son 20 yılda bu emanetinin nasıl hayırsız bir evlat gibi çarçur edildiğini, yok edildiğini, peşkeş çekildiğini, eğitimin nasıl bilimsellikten uzak hale getirildiğini, belli tarikatlar, cemaatler güçlensin diye öğrencilerin barınma sorununun bile bile göz ardı edildiğini, ülkenin, dedemizin, ninemizin, babamızın emek emek biriktirdiği rezervlerinin nasıl hepimizin gözü önünde cayır cayır yakıldığını, nasıl kur korumalı mevduat diye tarihin en büyük fon transferinin yoksullardan bir avuç zengine, hepimizden yandaşlara nasıl aktarıldığını hep beraber yaşadık. Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde sırtınıza konan yük, ilk genel seçimlerini bu ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin kazanıp ikinci yüzyılın yine ilk 20 yılında cumhuriyetin kuruluş ilkelerine, hedeflerine uygun olarak bu ülkenin yeniden kurtarılması, demokrasinin yeniden kurulması, ekonominin yeniden ayağa kalkması ve vasiyetin yerine gelmesidir. Muasır medeniyetler yakalanacak ve geçilecektir. Sorumluluk sizin sırtınızdadır.

“BİZ TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRME FIRSATINI YAKALADIK”

Bir yandan seçim gecesi seçmenin mektubunu balkondan okuyanlar, inip grup toplantısına gidince hikaye ve masal okumaya başladılar. Seçmenin mesajını anlamadıkları ortada. Birisi CHP’nin kazandığı bu başarıya dönüp tesadüfen, konjonktürel gibi hiçe saymayla meşgulken, bir diğeri çıkmış, ‘Seçimleri biz kazandık’ diyecek kadar seçmene karşı küstahlaşmış ve kibrinden arınamamış bir noktadadır. Oysa biz bunu bir zafer olarak görmüyoruz. Evet bir başarıdır, önemli bir başarıdır ama zafer değildir, görevdir. Görev önümüzdeki ilk seçimlerde parti iktidar olduğunda, bu iktidar değiştiğinde ancak zafere dönüşecektir. Elimizde belediyeleri yönetme, rantı yönetme, gençleri ve kendi evlatlarımızı, yakınlarımızı bir takım makamlara getirme, yandaşlarımızı zengin etme fırsatı yakalamadık arkadaşlar. Biz tarihin akışını değiştirme fırsatını yakaladık. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, cumhuriyetin tarihini yeniden yazma fırsatını yakaladık. Bu yüzden sadece partimizle, sadece biz bize, sadece ‘Yetkiyi aldık, biz yönetiriz’ değil; yetkiyi kimden aldığımızı biliyoruz.

“HİÇBİR BELEDİYE BAŞKANINA VERİLMEMİŞ SORUMLULUK, SİZE VERİLMİŞTİR”

Hadi bakalım diyeceklerdir, Ankara, İstanbul, İzmir’i yönettiğiniz gibi 14 büyükşehri yönettiğiniz gibi, bu 35 şehri yönettiğiniz gibi, 357 ilçeyi yönettiğiniz gibi, gelin bakalım, gelin. Hatta bu 60 beldeyi yönettiğiniz gibi. O beldede karar Özgür Özel’e bakarak değil belde belediye başkanın ne yaptığına bakarak verilecek. Diyecekler ki buraları yönettiğiniz gibi gelin bu ülkeyi yönetin. Bu şehirleri düze çıkardınız, gelin Türkiye’yi de düze çıkarın. Bizim hiç verdiğimiz oydan bizi pişman etmediniz, gelin Türkiye’yi de yönetin diyecekler. O yüzden dünya üzerinde hiçbir belediye başkanına verilmemiş sorumluluk, size verilmiştir, sizin sırtınızdadır. Adalar’ından Kilis’ine kadar, Manavgat’ından Rize Pazar’ına kadar bu sorumluluk sizin sırtınızdadır. Elbette edilecek çok teşekkür var. Adıyaman il başkanına mı edeyim, Adıyaman’ın çalışkan milletvekilinin iki oydan birini almasına mı? Afyon’a mı, Kastamonu’ya mı, Kırıkkale’ye mi? Her birisi bambaşka sosyolojilerin bambaşka özelliklerdeki adayların iki oydan birini almıştır. Ne adaysız, ne örgütsüz olurdu. Kimse bir şeyi eksik bırakmamıştır. Ege’de, kıyıların partisi diyenler, hattı bir kat çekmeyi bırakıp ta Ankara’ya kadar getirmişlerdir. Artık Karadeniz’de CHP adına, koca koca il belediyeleri, güzelim Sinop, Zonguldak, Giresun, Bartın’da belediyelerimiz, Artvin’de dalgalanmaya en tepede devam eden sancak bayrağımız durmaktadır. Ardahan elde ettiği mevziiyi terk etmemiştir. Hangi birisine, hangi birisine teşekkür edelim.

“TARİH CHP’Yİ İKTİDAR YAPAN İL BAŞKANI MI OLDUNUZ, ONA BAKACAK”

Ama şunu unutmayın ki ne benim ne kazanan başkanların kibre kapılmaya, kendimizde tarihi bir başarı elde etmiş muzaffer kahramanlar, onu göreceğiz, tarihi başarıyı göreceğiz günü gelince. Tarihi fırsatı yakalamış, tarihi görevi sırtına bindirilmiş parti emekçileri, kamu görevlileriyle karşı karşıyayız. ‘Ben burayı filanca yıl sonra kazanan il başkanıyım.’ Allah senden razı olsun. Emeklerini biliyoruz ve büyük bir saygı duyuyoruz. ‘Belediyeyi ben yöneteceğim, ilçe başkanlarımın talepleri şöyle olacak.’ Bunlara girdik mi, bunun içinden çıkamayacağız. Belediye başkanlarımız parti aidiyetlerini unutmadan, kamu görevi yaptıklarının bilinciyle ve onların başarısı için her birimiz, her biriniz onları başarmaya, motive ederek, şüphesiz elde edecekleri başarıları en iyi şekilde anlatarak bu 4 yıllık süreçte şunun sınavını vereceksiniz: Manisa’yı kazanan il başkanı olmak İlksen Alper için onur vericidir. Tarih bunu yazmayacak arkadaşlar. Tarih CHP’yi iktidar yapan il başkanı mı oldunuz, 4 yıl boyunca belediyelerle ilgili yönetimi doğru yapamayıp tarihi fırsatı kaçırıp elinize, yüzünüze mi bulaştırdınız, ona bakacak. O yüzden sabah yataktan kalkarken sizden ricam: Belediyeyi kazanmış, muzaffer komutan, tadını çıkarmaya giderek değil. 4 yıl sonraki büyük mücadelenin ilk günlerini yaşayan, enerjisi olan, özgüveni tam ve büyük zafer için şu anda çalışmak zorunda olan neferler olarak kalkın. Ben her sabah yataktan bu niyetle kalkıyorum.

“ERDOĞAN İLE YÜZ YÜZE BİR GÖRÜŞME GERÇEKLEŞTİRECEĞİM”

Yeni bir dönemdeyiz. Bayramda Recep Tayyip Erdoğan, AKP’nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak başladım. Tüm partinin siyasi liderleriyle, 18 liderle bayramlaştım. CHP, herkesle bayramlaşabilen tek partidir. Bundan sonraki süreçte bugün sizin yapacağınız toplantılardaki çıktılar da önemli olmak üzere Sayın Erdoğan ile yüz yüze bir görüşme gerçekleştireceğim. Hem şu sorumlulukla: Türkiye ekonomisinin yüzde 80’ine yerel yönetim hizmeti veriyoruz. Türkiye çok büyük bir sıkıntının içinde. Bu süreçte yoksulluk var, işsizlik var, ekonomik krizlerin sosyolojik toplumsal krizlere dönüşme potansiyeli var. O coğrafyada milletin yetki verdiği iki kişi var. Birisi genel yönetim yetkisini kullananlar, diğeri yerel yönetim yetkisini kullananlardır. Bu iki yapının çatışması, sürtüşmesi, kapışması millete kaybettirir. Yurt dışından bulunmuş hazır fonların Türkiye’ye hizmete sunulmaması, bir inadın kurbanı edilmesi milletimize kaybettirir. Millet böyle hataları affetmez. Biz kibre kapılırsak bize, kim kibre kapılırsa ona hesap sorar. Biz bir nezaket telefonu açtık. Şimdi bir çalışma ziyaretine gideceğiz. Sizlerin masalarda çalışarak ortaklaştıracağınız taleplerden, ajandamızda olması gereken önceliklileri, PM’mizin, MYK’mızın, parti grubumuzun bize toplam siyaset üzerinden yaptığı okumaları billurlaştırıp, gündemimizi oluşturup, nezaketle talepte bulunup, bir yüz yüze görüşme gerçekleştireceğiz.

“YURT DIŞINA ÇIKTIĞIMIZDA TÜRKİYE’NİN PARTİSİYİZ”

Ben ilerleme sağlayacağımızı, öncelikle toplumdaki bu kutuplaşmayı kırmak için bir adım atacağımızı, sonra bu toplumun yararına çok önemli işlerde birlikte mesafe alabileceğimize yürekten inanıyorum. Güçlü kaslarımız var CHP olarak. Biz bu ülkede ana muhalefet partisiyiz şimdilik, milletimiz yeni bir görev verene kadar ama bu topraklardan çıktığımızda; Kıbrıs Cumhurbaşkanına da söyledim, Sayın Aliyev’e de yazdım, Sosyalist Enternasyonal’de başkan yardımcısı seçildiğimde yaptığım konuşmada da söyledim, Avrupa’daki sol, sosyal demokrat partilerin çatı örgütünün liderler toplantısında da anlattım, Alman Başbakanı Olaf Scholz’a da söyledim, haftaya bizi resmi ziyaret programına alan Sayın Alman Cumhurbaşkanına da söyleyeceğim: Biz bu ülkede ana muhalefet partisiyiz. Yurt dışına çıktığımızda Türkiye’nin partisiyiz. CHP’nin yetkinlikleriyle, siyasi akrabalıklarıyla, etki alanlarıyla, liyakatli kadrolarıyla, bu ülkenin dış politikasına da iç politikasına da ekonomisine de yapabileceği katkıları açıklıkla paylaşmak, bu milletin yararına sunmak, o hizmeti yapmak, görünür kılmak bizim yeni süreçte yeni siyasi hattımızın olmazsa olmazlarıdır.

“ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI YAPMAK SEÇMENLE KURDUĞUMUZ AKDİ BOZMAK DEMEKTİR”

İl başkanlarımızdan ilçe başkanlarımıza kadar bir siyasi örgüt yönetiyoruz. Bu örgütün tabandan beslenmesi önemlidir, vazife sizdedir. Ancak yukarıda belirlenen politikaların örgütümüze yayılması, seçmenimize anlatılması ve bu konuda rıza oluşturulması örgütün en önemli görevidir. Seçim bitti, 20 gün tadını çıkardık, belli bir ölçüde dinlendik. Bundan sonra örgütümüz sürekli seçim motivasyonu ile çalışmak zorundadır. Yerel seçimlerin 20’inci gününde değiliz. Genel seçimlerin 20’inci günündeyiz. Her geçen gün iktidara yürüdüğümüzün bilinci, ciddiyeti, sorumluluğuyla davranmak durumundayız. Milletimiz birilerine sarı kart gösterirken bize biraz önce bahsettiğim krediyi tanımıştır. Bize, ‘4 yıl boyunca sizi izleyeceğim ve kararımı vereceğim’ demiştir. Sayın Erdoğan, her konuşmasında özenle 4 yıllık bir seçimsiz dönemin altını çizmektedir. Ben her birinizin iki yanımda olduğunuz il başkanlarım, adaylarımla birlikte yaptığım tüm kampanyada bunun bir yerel seçim olduğunu, sarı kart gösterilmesi gerektiğini, bu seçimin genel sonuçlar doğurmayacağını ama genele mesaj vereceğini, ses duyuracağını söyleyip AK Parti’liden de MHP’liden de oy istedim. Bu teveccüh görüldü. Yeni yeni bütün araştırmalar birbirini destekliyor. Önemli bir miktar AKP ve MHP seçmeninin evde durduğu, oya gitmediği ve protesto ettiği doğrudur. Ama çok önemli bir miktarda seçmenin Türkiye İttifakının siz değerli adaylarına oy verdiği de ortadadır. Bu seçmene seçimden sonra bu bir yerel seçim deyip erken seçim çağrısı yapmak, bu seçmenle kurduğumuz akdi bozmak demektir.

“SARI KARTTAN ANLAMAYIP İKİNCİ SARI KARTA ARANANLAR VAR: ÖRNEĞİN MHP”

Bir erken seçim talebi olacaksa, o şöyle olacaktır: Sarı karttan anlamayıp ikinci sarı karta arananlar var. Örneğin MHP, ‘Bizimkiler CHP’ye oy vermedi’ diyor. Niye? Bal gibi var, bütün sonuçlar ortada. Çünkü bizim gibi bakmıyor. Biz diyoruz ki ‘Bize verilen oylar, değerlidir. Başımızın üstündedir. Hak edeceğiz ve kalıcılaştırmak istiyoruz.’ Biz görüyoruz o oyu. Belki de emanettir. İhanet etmezsen burada kalır. Ama o daha ilk günden, daha geçen seçim kendisine oy vermiş seçmene ‘Sen CHP’lisin, sen oralı oldun artık, sen hainsin’ diyor. Hepimize diyordu ya, sıra yıllardır oy aldığı seçmene geldi. İlk oy vermediğinde hain ilan ettiler. ‘Bizden değildir’ diyor. Tayyip Erdoğan’ın da ilk başlarda mektubu doğru okuyup şimdi martaval okuması tam olarak da buna işarettir. Biz gelene hoş geldin derken onlar gideni kendinden saymamakta ve görmezden gelmeye çalışmaktadırlar. Varsın, öyle yapsınlar. Varsın, milletin mesajını almasınlar. Millet mesajı almayanlara diyeceğini de bilir, mesajı doğru okuyanlara gereğini yapanlara da diyeceğini bilir.

“KEPEZ BELEDİYE BAŞKANIMIZA UYGULANAN TUTUKLAMA HUKUKİ, AHLAKİ DEĞİLDİR. DÜPEDÜZ SİYASİDİR”

Bir mesaj almama durumu da Antalya Kepez Belediye Başkanımıza yapılan haksız muameledir. CHP tarihsel bir tutarlılık içinde, eğer insanların canlarına bir şey geldiyse, mallarına bir şey geldiyse, burada kamu görevlilerinin sorumluluğu varsa onların usulüne uygun soruşturmalarını, kovuşturulmalarını ve gerekirse cezalandırılmalarını hep savundum, aynı noktadayım. Ancak Kepez Belediye Başkanımız Mesut Kocagöz, geçmişte görev yaptığı bir şirketten, o dönemde ilgili bakanlığın onay verdiği şirkete bakım ve onarımları yaptırmışken, o dönemde hiçbir kaza olmamışken, denetimler yine bakanlıktan onaylı şirket tarafından yapılmışken, kendisi 2023’te bu görevinden ayrılmışken, sonrasında yeniden bakım ve yeniden denetimler yapılmışken bugünlerde yapılan bir kazada sorumlu olarak tutulup kendisinin hiçbir sorumluluğu olmamasına rağmen Soma’dan İliç’e kadar AKP döneminde binlerce, on binlerce iş cinayetinin ya da kazanın sorumlularından bir teki, bırakın tutuklanmak, kovuşturma aşamasına dahi izin verilmemişken Soma’nın katilleri ödüllendirilmiş, Çorlu tren kazasının sorumluları önce görevden el çektirilip yargılanmasına izin verilmeden Devlet Demiryolları’nın en başına getirilmişken, İliç’teki kamu görevlileri, İliç’in imzasını atan kişi o günün bakanı, İstanbul’u yönetsin diye İstanbul’a önerilmişken Kepez Belediye Başkanımıza uygulanan tutuklama tedbiri hukuki değildir, ahlaki değildir. Düpedüz siyasidir. Başkanın arkasındayız, Kepez Belediye Başkanımızın özgürlük hakkıdır. Vazifesi Kepez Belediye Başkanlığıdır.

“CHP BELEDİYECİLİĞİ SANDIKTA ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR”

Bundan sonraki süreçte kalkınma belediyeciliğiyle şehirlerimizi, dirençli ve güvenli hale getirecek, ucuz, etkin ve sürdürülebilir belediye hizmetleri vereceğiz. Refah belediyeciliğiyle halkımıza huzurlu ve konforlu bir yaşam sunacağız. Dayanışma belediyeciliğiyle adil ve yaşanılabilir kentler için seçmenimizden, milletimizden destek alıp bunu doğru yöneterek, gücümüzün çok üzerinde işleri geçmişte yapan iyi örneklerin deneyimlerinden istifade ederek dayanışma belediyeciliğini tüm Türkiye’ye yayacağız. Temel hizmetlerde hiçbir kusur yapmayacak, sosyal belediyecilikte kendi rekorlarımızı kırmaya devam edecek ancak yepyeni vizyon projeleriyle de Türkiye’deki kentlerin önlerini açacağız. Sosyal yardımları 5-6 katına çıkardık, arttırmaya devam edeceğiz. Pandemide birileri talimat beklerken pandemide hemen harekete geçen, üç maske dağıtılamazken maske fabrikalarını, tekstil atölyelerine dönüştüren, çalışamayanların, çalışamadıkları için derhal gidip onları evinde bulan, onların karınlarını doyuran, süreç içinde yapılmayan her şeyi yaparken boşalan sokaklara, aval aval bakmayıp onu hizmet için bir fırsata çeviren CHP belediyeciliği sandıkta ödüllendirilmiştir.

“VATANDAŞLARIMIZA SUNDUĞUMUZ İMKANLAR BİRER LÜTUF DEĞİL, HAK OLDUĞUNU BİLECEĞİZ”

Artık kent lokantaları, askıda fatura, halkın bakkalı, veresiye defterlerinin silinmesi, anne kart, halk marketler, halkın kasabı gibi, okul sütü gibi tüm projeleri standardize edip aynı iletişimle halkın haberdar olmasını sağlayıp her tarafa yaygınlaştıracağız. Bunun için çok önemli bir yapıyı, bizim aklımızda olan, sizin önerilerinizi alarak somutlaştıracağımız, hem partinin yönetim mimarisini, hem parti yönetiminin yönetim şeklini bir reforma tabi tutacağız. Sizlerle uyumlu, sizlerle konuşan, etkileşen, doğru yöneten ve yönlendiren, destek olan, yaptıklarınızı doğru anlatıp hak ettiğiniz teveccühü görmenizi sağlayan devasa bir yapıyı seçim dönemindeki gibi bilimsellikle, profesyonellikle siyaset tecrübesini birlikte harmanlayarak yöneteceğiz. Bu konudan bizim tarafımızda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Direnç, itiraz ve bunlara karşı işbirliğine soğuk olmak hem partililiğe hem de önümüzdeki 4 yıl sırtımızdaki ağır yüke ve o yükü sırtımıza koyanlara haksızlıktır, ihanettir. Katıksız bir işbirliği, şüphesiz iyi bir eşgüdüm ve açık diyalog kanallarıyla doğrularda buluşacak ve hep birlikte başaracağız. Vatandaşlarımıza sunduğumuz imkanların birer lütuf değil hak olduğunu bileceğiz. Bu hizmetlerin kimin tarafından yapıldığını, nasıl bir anlayışın bu hizmetleri götürdüğünü görünür kılmak hayatın olağan akışının gereğidir ama göze sokmak, teşhir etmek ve kötü iletişimle o yoksulluğu bir mahcubiyete dönüştürmek, bizim anlayışımızda asla olmaması gereken bir noktadır. İşsizlerin, geliri olmayanların, kendini güvencesiz hissedenlerin, özellikle ev kadınlarının, beslenme sorunu yaşayan çocukların, barınma sorunu yaşayan öğrencilerin, karnını bile doyurmakta zor durumda kalan emeklilerin beklentilerini biliyoruz. Birinci önceliğimiz olması gerektiği konusunda hem fikiriz. Bu konuda hep beraber büyük bir enerjiyle, büyük ve hızlı bir atılımla bizden çözüm bekleyen herkese sahip çıkacağız. Hiç şüphe yok, genel yönetimin etkisinde olan işleri yerelden halletmek ve tamamını çözmek olanaklı değildir. Milletimiz bunu da bilir. Ancak CHP belediyeciliği mazeret değil, çözüm üreten belediyeciliktir. Olmayan kaynağı yaratan, gerektiğinde dayanışmayı örgütleyerek dahiyene çözümler üreten anlayış önümüzdeki 4 yıl hepimizin benimsemesi, öğrenmesi, uygulaması ve geliştirmesi gereken bir anlayıştır.

“MOR BAYRAK PROJESİNİ HAYATA GEÇİRECEĞİZ”

İstihdamda liyakati esas alacağız. Şeffaf mülakatlar yapacağız. Nepotizme, kayırmacılığa son vereceğiz. İşi ehline vereceğiz. Kişiye göre iş değil, işe göre kadro yaklaşımıyla hareket edeceğiz. Kadınların ve gençlerin istihdamına, engellilerin istihdamına önem vereceğiz. Buradan sadece proje havuzundaki iyi projelerin ortaklaştırılması, Amerika’nın yeniden yeniden keşfedilmemesi, hazır projelerin hemen uygulanması, bunun için proje desteği, yetişmiş eleman desteği ve pratik destekleri sağlayacağız. Yaratıcı, ses getirici işler yapacağız. Örneğin mor bayrak uygulaması yapacağız. Buradan tüm siyasi partilere, o partilerin kadın kollarına, Türkiye kadın hareketine ve kadın örgütlerine hem bir selam yolluyor hem de önce CHP’li belediyeler, kadına karşı şiddetle mücadele başta olmak üzere, kadın istihdamının kademeli olarak artırılması, kadının örneğin emzirme odaları, çocuk bakım odalarıyla hayatın içine katılması, anne kart gibi harika uygulamalarla desteklenmesi, yine yeni doğan bebeklerin ailelerinin ziyareti, hoş geldin bebekle ilgili olarak yapılan iyi uygulamaların ortaklaştırılması gibi işlerin yapılması, kadına karşı şiddet noktasında bilinç projelerinin hayata geçirilmesi ve belli standartların sağlanmasıyla belediyelerimize mor bayrak sertifikası vereceğiz. Mor bayrağı gören kadınlar o belediyede belli standartlarda kadın haklarının, kadın emeğinin kayrıldığını, kadın hakları mücadelesine saygılı bir kamu yönetimi yapıldığını bilecekler. Bununla kalmayacağız. Belediyelerimiz kuracakları ilgili birimlerle sorumluluk alanlarındaki fabrikalar, işletmeler, küçük esnafların, kadın istihdamı, kadının hayatın içinde rahat etmesi, kadınların eşit temsiline yönelik olarak atacakları adımları, başta cesaretlendirici basit kriterlerle başlatarak, belli aralıklarla onlara yeni sorumluluklar vererek, bunu yapan işletmelere mor bayrak asacağız. Türkiye’nin yüzde 50’si kadınlar, mor bayrağı gördüğü fırının kadınlara sahip çıkan, kötü davranmayan, kadınları istihdam eden, kadınlar için daha iyi bir geleceğe katkı sağlayan bir işletme olduğunu bilecek ve tercihlerini öyle yapacaklar. Bu pozitif ayrışmanın Türkiye’deki kadın haklarına da kadın hareketine de çok önemli katkılar sağlayacağını ümit ediyoruz. Mor bayrak projesi CHP’nin geçmişinden bugününe birikimleri taşıyacağı, şekillendireceği ve Türkiye’yi yeniden tanıştıracağı bambaşka vizyon projelerinden sadece bir tanesidir.

“KURULTAYDA SÖZ VERDİĞİMİZ DEMOKRATİK DİJİTAL KATILIMIN KULLANIM İMKANINA KAVUŞTUK”

Kurultayda söz verdiğimiz demokratik dijital katılımın şu anda kurultay delegelerimiz, PM üyelerimiz, il başkanlarımız düzeyinde, önümüzdeki hafta ilçe başkanları düzeyinde, bir ay içinde tüm üyelerimiz düzeyinde kullanım imkanına kavuştuk. Alacağımız kararlarda, üyelerimiz ne diyor? Yaş kırılımına, meslek tercihlerine, coğrafyalarına göre ne diyorlar, onları görerek tartışacağız. Bir sonraki aşama sizden hizmet alan vatandaşlarımızın geri bildirimlerini dijital demokratik katılımla yapacakları, bunun raporlanacağı bir süreç içinde çalışmaya şimdiden başlamış durumdayız. Çoğunuzun borçlu belediyeler devraldığını biliyoruz, güçlü mali disiplinle bu sorunların üstesinden geleceğinize inanıyoruz. Harcadığınız her kuruşta, her bir vatandaşın hakkının olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Güven şefkatle sağlanır. Harcamalarınızı, ihalelerinizi, alımlarınızı, yasaların izin verdiği ölçüde halkın denetimine ve gözetimine açarak, uygulayacağınız bu şeffaflıkla halkın sandıkta gösterdiği güveni her geçen gün artıracaksınız. Birikim ve tecrübelerinizi bizimle ve birbirinizle paylaşmanızı bekliyoruz. Bunun için yapılar kuracağız. Bunun için oluşturacağımız kurumsal yapıları bu iki gün sizinle tartışacağız. Genel Merkez olarak her sorununuzda yanı başınızda olacak, bunun yanında etkin bir denetim mekanizmasını işletecek, bize oy veren tek bir vatandaşımızın bir mahcubiyete, bir vehme, bir pişmanlığa kapılmasına izin vermeyeceğiz.

“408 KAHRAMANA SESLENİYORUM: AYAĞA KALKIN VE BU ÜLKEYİ KURTARIN”

Sizler bu partinin değil, bu ülkenin hatta bu ülke gibi otoriter, popülist rejimlerde git gide otoriterleşen, haklarını kaybeden, yoksullaşan, ezilen ve sesini duyuramayan milyonların ve gözünü Türkiye’ye dikmiş acaba başaracaklar mı diyen başka mazlum milletlerin dahi ümidisiniz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 100 yıl önce arkadaşlarıyla beraber önce bu toprakları kurtardı, sonra bütün mazlum milletlere örnek oldu. Dünyaya büyük bir gerileme yaşatan, birbirlerini çok seven ama milletlerinin burnundan getiren otoriter, popülist liderlere karşı ilk büyük başarıyı, bu seçimde Türkiye’de sizlerin emekleriyle yaşadık. Uluslararası platformda duyduklarımız, gördüklerimiz Türkiye’nin başarısının küresel bir ayağa kalkışa, popülist sağcı liderlerin yaşattığı büyük gerilemeleri durdurmaya, hep beraber ilerici adımlara umut olduğunu ve bizden ilham almak için herkesin gözünün Türkiye’de olduğunu bilin. 100 yıl önce başardık, yine başaracağız. Siz bu partiyi tercih ederek siyaset yapmakta, adayı olmakta ne imkanları elinizin tersiyle ittiğinizi hepimiz biliyoruz. Bundan sonra da ahlaksız teklifler, şantajlar, bambaşka baskılar olacaktır. Siz milletimizden aldığınız güç ve her birinizin her türlü zor şartta, her türlü zorlukta, tüm zorluklar kendisine hatırlandığında birisinin ne dediğini hatırlayın. O birisi karşınızdadır. Siz onun belediye başkanlarısınız. Her zorluğa karşı inat, azim ve kararlılıkla dik durmuş bir liderin partisinin şimdi milletimizin görev getirdiği 408 kahramana sesleniyorum: Hadi, ayağa kalkın. Bu işi başarın. Milletimiz, partimiz, size güveniyor; ben size güveniyorum. Ayağa kalkın ve bu ülkeyi kurtarın.”

CHP lideri Özgür Özel’in konuşmasından sonra çalıştay basına kapalı olarak devam etti.  Kapalı bölümde, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ve Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek de konuştu.

BİTTİ

]]>
https://www.haber60.com.tr/ozgur-ozel-bu-bir-zafer-degil-gorevdir-parti-iktidar-oldugunda-zafere-donusecektir/feed/ 0
TCMB 2023 için 818 milyar lira zarar açıkladı https://www.haber60.com.tr/tcmb-2023-icin-818-milyar-lira-zarar-acikladi/ https://www.haber60.com.tr/tcmb-2023-icin-818-milyar-lira-zarar-acikladi/#respond Mon, 15 Apr 2024 21:54:42 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=27494 OGÜN AKKAYA

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kur korumalı mevduatların (KKM) da etkisiyle 2023 yılı için 818 milyar 182 milyon lira zarar açıkladı. Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” değerlendirmesi yaparken, ekonomi yazarı Uğur Gürses, “Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir” dedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 31 Aralık 2023’te sona eren 92. hesap dönemine ilişkin bilançosu, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Buna göre, 2023 sonu itibarıyla TCMB’nin aktif toplamı 6 trilyon 923 milyar 835,9 milyon lira, bu dönemde altın mevcudu 1 trilyon 417 milyar 869,8 milyon lira oldu.Geçen yıl sonu itibarıyla TCMB’nin ihtiyat akçesi tutarı 9 milyar 664,2 milyon lira olarak belirlendi. Bu sonuçlarla Bankanın 2023 yılındaki dönem zararı 818 milyar 182,9 milyon lira oldu.

“ÖYLE GÖZÜKÜYOR Kİ ENFLASYONUN DÜŞÜRÜLMESİ İÇİN YÜK YİNE DAR GELİRLİYE VE EMEKÇİYE ÇIKACAK”

Merkez Bankası’nın bilançosunu ANKA Haber Ajansına değerlendiren Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Han Gür, “Kur Korumalı Mevduat’ın Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açtı” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası’nın açıkladığı zararın seçim sonrasına bırakıldığına dikkati çeken Gür, şunları kaydetti:

“Kur Korumalı Mevduat maalesef Türkiye ekonomisinin başına büyük dert açmıştır. Bazen ekonomiler bu tür hesapları açabilir ancak zararın veya kur farkının özel finans kuruluşları yerine devlete, Hazineye veya Merkez Bankası’na ödetilmesi oldukça ilginç ve hatalı bir karardır. Bütün bunların yapılmasının tek bir nedeni vardır, o da faizlerin baş aşağı düşürülmesinden kaynaklanmaktadır. Mevduat sahipleri dövize yönelmiş ve Türk parasından kaçış başlamıştır. Bunu tersine çevirmek isteyen hükümet ise aldığı yanlış kararı düzeltmek yerine böyle bir mevduat türü icat etmiş zararı da maalesef devlete yazdırmıştır. Aslında ‘faiz sebep enflasyon sonuç’ diyerek ortaya atılan, kuramsal hiçbir bazı olmayan, yanlış teşhis ile başlatılan servet transfer mekanizması Türkiye ekonomisinin allak bullak olmasının temel nedenidir. Öyle gözüküyor ki enflasyonun düşürülmesi için yük yine dar gelirli maaşlıya ve emekçiye çıkacaktır. Zararın bu derece büyük olması zaten çok belliydi çünkü zamanında seçimden önce açıklanması gereken Merkez Bankası bilanço zararı bugüne ertelendi.”

“GERÇEKLEŞMEMİŞ ZARAR DA HALININ ALTINDA DURUYOR”

Ekonomi yazarı Uğur Gürses ise Merkez Bankasının açıkladığı zararın 2021 sonunda çıkarılan KKM uygulamasının sonucu olduğunu belirtti. Gürses, “Politik hatalarını örtmek için çıkarmışlardı, bunun devasa zararı oluştu. Ne olacak zarardan, Merkez Bankası para basar öder’ denebilir, öyle de yapılıyor. Merkez Bankası, özel hukuk tüzel kişiliğine sahip ve özel sermayenin de katıldığı bir anonim ortaklık. Zararın bir şekilde karşılanması lazım. Normal koşullarda Hazine’nin bu zararı kapatması lazım. Geçmişte böyle örnekleri var. Buna benzer bir adımın olması gerekir. Merkez Bankası’nın gerçekleşmemiş zararı da var. Halının altında duruyor. O da her an gerçekleşebilir.” değerlendirmesinde bulundu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/tcmb-2023-icin-818-milyar-lira-zarar-acikladi/feed/ 0
Seçim Sonrası Ekonomi Yönetimine Güven Oluşturulmalı https://www.haber60.com.tr/secim-sonrasi-ekonomi-yonetimine-guven-olusturulmali/ https://www.haber60.com.tr/secim-sonrasi-ekonomi-yonetimine-guven-olusturulmali/#respond Sat, 30 Mar 2024 22:18:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=25271 ERDAL SAĞLAM

Bugün yapılacak yerel seçimlerin sonucu ne olursa olsun, ekonominin sorunları sihirli bir değnek değmiş gibi, hemen çözülmeyecek. Piyasaların çok kırılgan bir dengede seyrettiği unutulmadan, gereken tedbirleri almak için, fazla beklenmeden, harekete geçilmesi gerekiyor.

Mart ayındaki panik havası bize gösterdi ki; acil çözülmesi gereken sorunların başında kur artışları ve döviz rezervlerindeki erimenin durdurulması geliyor. Çünkü seçim öncesi, sürpriz faiz artışına rağmen, döviz ve altına hücum henüz tam olarak durdurulabilmiş değil. Bu hücumun devam etmesi döviz rezervlerinde, Mayıs seçimleri öncesindeki, dip noktalara inilmesine neden oldu.

Rezervlerde kritik seviyelere düşüldüğü için Merkez Bankası, mecburen, Mart ayında kurlarda daha fazla artışa izin vermek zorunda kaldı. Mayıs seçimlerinden sonra yaşanan kur sıçraması ardından, ilk kez aylık bazda bu kadar yüksek kur artışı yaşandı. Mart’ta dolar kurundaki artış yüzde 4, euro kurundaki artış yüzde 4.8, dolayısıyla sepet bazında kur artışı yüzde 4.4 olarak gerçekleşti.

Bu oranların Merkez Bankası’nın yılsonu için belirlediği yüzde 36’lık enflasyon hedefine uygun aylık kur artışlarının çok üzerinde olduğunu söylemeliyiz. Yüzde 36 hedefinin gerçekleşmesi için aylık kur artışının yüzde 2, en çok yüzde 2.5’da kalması gerekiyordu. Mart ayına kadar, genel olarak, bu seviyeler korundu ama dövizdeki talep artışı Mart’ta bu dengeyi bozdu.

Kurlarda planlananın üzerinde yaşanan artışın enflasyonu olumsuz etkilediği çok açık. Beklentilerin Merkez Bankası’nın enflasyon hedefine yakınsaması ve enflasyonun daha fazla yükselmesini önlemek için, kur artışlarının aylık yüzde 2’lik artış sınırına çekilmesi gerekiyor. Bunun için ise döviz rezervlerinde yaşanan kanamanın artık durdurulması şart.

Bununla birlikte Mart ayındaki yüksek artışı tolere edebilmek için, bundan sonra aylık kur artışlarının, yüzde 2’nin altında tutulması da gerekebilir. Merkez Bankası’nın bir süredir belirttiği, “Enflasyonla mücadele ederken yerel para birimlerinin değerlenmesi kaçınılmazdır” sözünü yerine getirmesi, yani enflasyonun epey altında kur artışlarını gerçekleştirmesi beklenebilir.

GÜVEN OLUŞTURULMAK ZORUNDA

Ancak bunun başarılabilmesi için son dönemde altın ve dövize olan talebin durdurulması gerekecek. Seçimler tamamlandığında, kendiliğinden piyasalarda bir sakinleşme yaşanması beklenebilir. Ancak uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs’ın hatırlattığı gibi; 2019 yerel seçimlerinde yaşanan bazı büyükşehir seçimlerine yapılan itirazlar sonucu seçimlerin tekrarlanması halinde, piyasalardaki tedirginliğin devam edeceğini belirtmek gerekiyor. Bu takdirde dövizdeki talep devam edeceği için kurlarda artış ve rezervlerde erimenin devam etmesi beklenebilir.

Halbuki ekonomi yönetiminin ilk aşamada dövize olan aşırı talebi durdurması gerekiyor. Bunun için yüzde 50 politika faizine rağmen başarılamayan TL’ye dönüşün artık başlatılması, ekonomi yönetimine ve bundan sonra tavizsiz uygulanması gereken programa güvenin oluşturulması gerekecek.

Ekonomi yönetiminin bu amaçla yapması gereken işler düşünüldüğünde ilk akla gelen, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in seçimin hemen ertesinde ekonomide tavizsiz bir politika uygulanacağını belirtip, yeni uygulamanın en azından ipuçlarını vermesi gerekecek. Bu kapsamda kamuda yapılacak ciddi tasarrufların, gelir artışı için izlenecek yolun, kaba hatlarıyla da olsa, halka anlatılması şart. Bununla birlikte bir takvim çerçevesinde mevcut programın nasıl güçlendirileceği, alınması gereken yapısal tedbirlerin neler olacağı konusunda, fazla vakit geçirmeden detayların kamuoyuna açıklanması gerek.

Bakan Şimşek’in seçimden sonra yapacağı ilk açıklamada, mutlaka artık programın tavizsiz uygulanacağı, uygulamada ödün verilmeyeceğini açık açık söylemesi gerekecek. Bakan Şimşek’in bazı kapalı toplantılarda gösterdiği kararlılığı, artık seçim bittiğine göre halka açık açık anlatması gerekecek.

Bununla birlikte Merkez Bankası’nın seçimden sonra da, yeni faiz artışlarına gitmesi kaçınılmaz olabilir. Bu noktada beklentileri kendi enflasyon hedefine çekebilmek için sert önlemler uygulaması gündeme gelebilir. Bu çerçevede yeni faiz kararını verene, yani Nisan ayı PPK toplantısına kadar, piyasadaki parayı iyice sıkması beklenebilir. Merkez Bankası’nın acil olarak el atması gereken önemli sorunlarından biri bankaların küçük tasarrufçuya TL mevduatta düşük faiz vermelerini dengeleyememiş olması. Küçük tasarrufçunun TL’ye dönmesi için ikna edilmesi gerekiyor ki, hem dövize talep durdurulabilsin hem de son dönemde vatandaşın yüklü miktarda aldığı altın ve dövizler TL’ye dönüşebilsin.

Tabi ki yabancı girişlerinin döviz talebinin durdurulmasında, rezervlerin güçlendirilmesinde önemi fazla olacak. Ancak yabancıları ikna etmek için de, bundan sonra ekonomide izlenecek yol konusunda detay programın ortaya konması ve uygulama kararlılığının somut olarak gösterilmesi gerekiyor.

Kısacası; seçim bitti diye ekonomide işler kendiliğinden düzelmeyecek. Ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele açısından asıl sınavı daha yeni başlıyor diyebiliriz.

]]>
https://www.haber60.com.tr/secim-sonrasi-ekonomi-yonetimine-guven-olusturulmali/feed/ 0
Ali Babacan: Merkez Bankası’nın döviz satışları 400 milyar doları geçti https://www.haber60.com.tr/ali-babacan-merkez-bankasinin-doviz-satislari-400-milyar-dolari-gecti/ https://www.haber60.com.tr/ali-babacan-merkez-bankasinin-doviz-satislari-400-milyar-dolari-gecti/#respond Tue, 12 Mar 2024 00:45:34 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=18069

ERKAN KARACA

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Şimdi diyelim ki bugün dolar 33 lira peki bugün ki 33 liralık kur piyasanın kendi dengesinde oluşmuş bir kur mu? Yoksa acaba Merkez Bankası bu sabahtan itibaren 2-3 milyar dolar satış yaptı da kuru ancak 33’te mi tutuyor. Bunu bilmek hepimizin hakkı, bunu bilmek milletin hakkı… Eğer bunu bir avuç insan biliyorsa, eğer hükümete yakın olanlar biliyorsa, geniş kitleler bilmiyorsa bu halkı aldatmaktır. Bu, birilerine haksız kazanç sağlamaktır. Devletin verileri şeffaf olur, açık olur. Bir anda bütün millet duyar. Devlet böyle yönetilir” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, seçim çalışmaları kapsamında Çorum’a geldi. Bir otelde düzenlenen basın toplantısında il ve ilçe belediye başkan adaylarını tanıtan Babacan, “Meşhur bir 128 milyar dolar hikayesi vardı hatırlıyor musunuz? ‘128 milyar dolar nerede’ diye. O arka kapıdan satışlar. Rakam 400 milyar doları geçti bugün itibariyle, hala da devam ediyor. Ekonomi yönetimi değişti hala devam ediyorlar çünkü bu tür yanlış uygulamalar aynı eroin gibidir, uyuşturucu gibidir. Bir kere yapmaya başlarsanız o bağımlılıktan kurtulamazsınız” diye konuştu.

Ali Babacan, şunları söyledi:

“2018’den bu yana partili, taraflı Cumhurbaşkanı tek imzayla ülkeyi kafasına estiği gibi yönettiğinden bu yana Merkez Bankası bağımsız değil. Merkez Bankası talimatla iş yapıyor. Faizi indir diyor indiriyor, bindir diyor bindiriyor ve Merkez Bankası karşılıksız para basıyor. Sadece seçimden bu yana kadar kur korumalı mevduatın kur farkı için Merkez Bankası’nın karşılıksız para basıp da mevduat sahiplerine ödediği rakam bir trilyon lirayı geçti. Bakın bütçede bu yıl tarım desteğinin miktarının tamamı 91 milyar sadece kur korumalıya Merkez Bankası’nın karşılıksız para basıp da ödediği bir trilyon. Çiftçiye verdiğinin zaten 11 katını kur farkı diye ödüyor devlet. Para bastırınca da enflasyon oluyor. Karşılıksız para basan bir ülkede enflasyon düşer mi ya? Bunu gizli yapıyorlar bakın açıklamıyorlar. Ne kadar para bastıklarını söylemiyorlar. Biz işi bildiğimiz için Merkez Bankası’nın bilançosuna şöyle bir derinlemesine giriyoruz çıkıyoruz ve anlıyoruz ki bunlar para basıyor çünkü rakamlar ortada. Gizledikleri zannediyorlar ama biz girip çıkıp rakamları ortaya çıkartıyoruz. 1 trilyon lira ve Merkez Bankası’nın yaptığı gizli saklı bir işte arka kapıdan döviz satarak piyasaya müdahale ederek yani kuru bastırmak buna da ne zaman başladılar, birinci damat döneminde başladılar ve hangi gün ne kadar sattıklarını söylemeden gizli gizli doları baskı altında tutmaya başlıyorlar.

“ARKA KAPI DÖVİZ SATIŞLARI 400 MİLYAR DOLARI GEÇTİ”

Meşhur bir 128 milyar dolar hikayesi vardı hatırlıyor musunuz? ‘128 milyar dolar nerede’ diye. O arka kapıdan satışlar. Rakam 400 milyar doları geçti bugün itibariyle, hala da devam ediyor. Ekonomi yönetimi değişti hala devam ediyorlar çünkü bu tür yanlış uygulamalar aynı eroin gibidir, uyuşturucu gibidir. Bir kere yapmaya başlarsanız o bağımlılıktan kurtulamazsınız. O bağımlılıktan kurtulmak da irade meselesidir. Onun için ben şu an ki ekonomi yönetimini defalarca uyardım. Bakın arkadaşlar dedim yanlış yapıyorsunuz. Daha evvelki yanlış uygulamaları siz niye devam ettiriyorsunuz. TÜİK yalan söylüyor. Gerçek enflasyonu açıklamıyor. TÜİK’in açıkladığı enflasyon gerçeğin yarısı kadar. Emeklilerde ancak o kadar zam alabiliyor. Onun için emekliler fakirleşiyor, yoksullaşıyor. Gerçek hayat çok pahalı aldığı zam gerçek enflasyonu karşılamıyor. Bu kadar basit hesap yani. TÜİK’e doğru rakamı çıkarttırmıyorlar, gizliyorlar. Merkez Bankası’nın bastığı parayı açıklamıyorlar gizliyorlar. Merkez Bankası’nın arka kapıdan sattığı dövizi gizliyorlar açıklamıyorlar.

“ÜLKEYİ RAHMETLİ ÖZAL DÖNEMİNİN ÖNCESİNE GÖTÜRÜYORLAR”

Ben ekonominin başındayken 11 yıl boyunca Merkez Bankası’nda toplam satılan döviz 8,5 milyar dolardır. Böyle arka kapı falan yoktur. Merkez bankası şeffaf açıktır. 8,5 milyar doları, 11 yılın toplamında 8,5 milyar doları bunlar 5 yılda 400 milyar dolara çıkardı rakama bakın. Biz o gün yaptığımızın hepsini açıkladık. Şeffaf bugün girip bakın merkez bankasının web sitesine bak 2009’da şu kadar sattım. 2010’da şu kadar sattım gün gün rakam bellidir ama 2018 yılından beri Merkez Bankası’nın hiçbir şeyi açıklanmıyor. Şunu bilmek hepimizin hakkı bugün dolar kuru diyelim ki 33 lira ve biliyorsunuz ekran kurlarıyla piyasa kurları arasındaki bantlarda da farklar oluşmaya başladı. Aynı onu kötü dönemlere rahmetli Özal’dan önceki durumlara sokuyorlar ülkeyi rahmetli Özal’dan önce öyle iki kur vardı ya bir piyasa kuru vardı bir ekran kuru vardı. Aynı hale getiriyorlar ülkeyi. Şimdi diyelim ki bugün dolar 33 lira peki bugünkü 33 liralık kur piyasanın kendi dengesinde oluşmuş bir kur mu? Yoksa acaba Merkez Bankası bu sabahtan itibaren 2-3 milyar dolar satış yaptı da kuru ancak 33’te mi tutuyor. Bunu bilmek hepimizin hakkı, bunu bilmek milletin hakkı. Eğer bunu bir avuç insan biliyorsa, eğer hükümete yakın olanlar biliyorsa, geniş kitleler bilmiyorsa bu halkı aldatmaktır. Bu, birilerine haksız kazanç sağlamaktır. Devletin verileri şeffaf olur, açık olur. Bir anda bütün millet duyar. Devlet böyle yönetilir.

“VATANDAŞ KAYGILARINDA HAKLI”

Gerçekten seçim sonrası için vatandaşlarımızın her türlü kaygısı haklı çünkü yeni bakan arkadaşımız ne dedi; ‘bir önceki seçimlerde kuru bastırmışlar’ dedi. Biz şöyle bıraktık dedi. 18 liradan çıktı 30’a şu anda da kuru bastırdıklarıyla ilgili bir sürü emare var. Onun için hangi şehre gitsem döviz bürolarının önünde kuyruklar var ve sarrafların da oldukça yoğun olduğunu görüyorum. Bu ekonomiye güvensizliğin işaretidir. Ben ekonominin başındayken Türkiye’de yüzlerce döviz bürosu kapandı biliyor musunuz çünkü milletin dövizle alakası kalmadı artık. Kendi paramız milli paramız değerli ve her kesin saygı gösterdiği inandığı güvendiği bir para birimi haline geldi. Döviz büroları sinek avlıyordu. İn cin top oynuyordu. Zarar ediyoruz diye kapattılar. Yüzlercesi kapandı o dönemde. Şimdi önünde kuyruklar oluşuyor. Bizim şu anda bu hükümetin söylediği hiçbir şeye güvenimiz yok. Ne yapıp ne yapmayacaklarına yönelik kendilerinin de bir fikirlerinin olduğuna ben inanmıyorum. Battı balık yan gider hesabı. Dolayısıyla seçim öncesinde de seçim sonrasında da bu hükümetin ne olacağını ben bildiğini zannetmiyorum. Allah bu milleti korusun. Allah bu milletin yüzüne baksın. Gerçekten bu kadar yönsüz, bu kadar bilinçsiz, ve bu kadar aldatmaya ve göz boyamaya dönük bir yönetim tarzını Türkiye daha önce görmemişti.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/ali-babacan-merkez-bankasinin-doviz-satislari-400-milyar-dolari-gecti/feed/ 0
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: Konut kiralarında zam sınırı değerlendirilecek https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-cevdet-yilmaz-konut-kiralarinda-zam-siniri-degerlendirilecek/ https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-cevdet-yilmaz-konut-kiralarinda-zam-siniri-degerlendirilecek/#respond Sun, 10 Mar 2024 02:30:06 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=17637 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz,Habertürk canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı. Yılmaz, konut kiralarında yüzde 25 zam sınırına ilişkin, “Bu yılın ortasına kadar geçerliliği var, temmuza kadar süremiz var. Yaklaştığı zaman bir etki değerlendirme yapılacak, artılarına, eksilerine bakılacaktır. Enflasyonun gidişine, kiralardaki gidişata, hepsine bakılarak bir karar verilecektir.” dedi.

“DAHA FAZLA SOSYAL KONUT ÜRETME POLİTİKALARIMIZI GÖRECEKSİNİZ”

Yılmaz, sosyal refah açısından konut konusunun çok önemli olduğunu, özellikle birinci konut üzerinde durduklarını ve afet riskini dikkate alarak büyük bir kentsel dönüşüm programını ilan ettiklerini anımsatarak, “Önümüzdeki dönemlerde gerek merkezi idare gerek yerel yönetimler olarak daha fazla sosyal konut üretme konusunda politikalarımızı göreceksiniz.” diye konuştu. Konut arzını artırmanın önemine işaret eden Yılmaz, sosyal konut, ilk konut sahipliği gibi hususların yanı sıra afette dayanıklı, yeşil dönüşümle birlikte enerji anlamında da daha efektif bir konut yapılanmasına doğru gidilmesini gerektiğini söyledi.

“ENFLASYONUN GİDİŞİNE BAKILARAK KARAR VERİLECEKTİR”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konut kiralarında yüzde 25 zam sınırının, enflasyonist dönemde kiracıları korumak, gözetmek için alınan bir karar olduğunda dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Asıl olan tabii enflasyonu düşürmek ve bu ihtiyacı ortadan kaldırmak. Dolayısıyla enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürdüğünüz zaman buna ihtiyaç kalmayacak zaten. Ama bu konudaki karar henüz alınmış değil. Bu yılın ortasına kadar geçerliliği var. Temmuza kadar süremiz var. Yaklaştığı zaman bir etki değerlendirme yapılacaktır. Artılarına, eksilerine bakılacaktır. Enflasyonun gidişine, kiralardaki gidişata, hepsine bakılarak bir karar verilecektir.”

“TÜRKİYE HAK ETMEDİĞİ BİR KONUMDA BULUNUYOR”

Fitch Ratings’in Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltirken, not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkarmasının, Türkiye’nin hak etmediği bir konumda bulunduğunu bir kez daha gösterdiğini ve bunun doğru yönde verilmiş bir karar olduğunu belirten Yılmaz, Orta Vadeli Programı (OVP) kararlılıkla hayata geçirmeye, yatırım ortamını iyileştirmeye devam edeceklerini ve bütün bunların sonucunda, diğer kredi derecelendirme kuruluşlarından da benzer not artırımlarının geleceğini söyledi.

Yılmaz, enflasyonla mücadeleye öncelik verdiklerini ve bunun politika setini OVP ile ortaya koyduklarını vurgulayarak, buna ilişkin para, maliye politikaları ve yapısal reformları içeren güçlü bir programı hayata geçirdiklerini kaydetti.

Enflasyonda yıllık bazdaki belirgin düşüşün haziran-temmuz aylarında görüleceğini, gıda ve hizmet grubundaki enflasyon üzerinde özellikle çalıştıklarını dile getiren Yılmaz, “2024’ün ikinci yarısında belirgin etkileri göreceğiz. 2025’te çok daha düşük seviyeler olacak. 2026’da ise tek haneli enflasyona yeniden ulaşacağız ve bu konuda kararlıyız. Bunu laf olsun diye de söylemiyoruz. Planımız, programımız, politika setimiz var ve bu da şeffaf bir şekilde izlenen bir süreç.” diye konuştu.

“KURUN ENFLASYONUN ÜSTÜNDE GELİŞMESİNİ BEKLEMEK GEREKİR”

“Son 10 haftada Merkez Bankasının rezervlerinde 14,5 milyarlık bir azalma söz konusu. Bu da ‘seçim sonrasında bir politika değişikliği mi olacak’ sorusuna gelip takılıyor gibi gözüküyor?” sorusuna yanıt veren Yılmaz, serbest kur rejimi izlediklerini, Merkez Bankasının spekülasyonlarla mücadele etme görevini yerine getirdiğini ve küçük yatırımcıyı koruyacak şekilde müdahalelerini yapacağını anlattı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şöyle devam etti:

“Bir ülke enflasyonla mücadele ediyorsa kendi parasını zaten daha cazip hale getiriyor demektir. Dolayısıyla eğer gerekiyorsa Merkez Bankamız son dönemde yaptığı gibi sıkılaştırıcı adımlar da atıyor burada. Bazı spekülatif şeyler gördüğü zaman geçici de olsa bir takım adımlar da atabilir, başka enstrümanlar da kullanabilir. Burada şunu küçük yatırımcının özellikle bilmesi lazım, daha geniş perspektifte baktığınız zaman, enflasyonla mücadele edilen bir ortamda, kurun enflasyonun üstünde gelişmesini beklememek gerekir. Böyle bir şey yok yani bu eşyanın tabiatına aykırı. Nominal kurdan bahsetmiyorum ama reel kurdan bahsediyorum. Enflasyondaki artış kurda da bir miktar artış getirecektir. Son dönemde enflasyon bir miktar beklentinin üstünde oldu, bu bir miktar kura yansıyacaktır. Bu da normal bir şey. Bunu kurda çok aşırı hareketlilik oluyor diye yorumlamamak gerekir. Büyümemizin kompozisyonunun, enflasyonist olmayacak, cari açığı arttırmayacak şekilde, yatırım ve ihracat ağırlıklı bir yapıya doğru geçmesini arzu ediyoruz”

]]>
https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-cevdet-yilmaz-konut-kiralarinda-zam-siniri-degerlendirilecek/feed/ 0
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, yerel seçimlerin önemine vurgu yaptı https://www.haber60.com.tr/deva-partisi-genel-baskani-ali-babacan-yerel-secimlerin-onemine-vurgu-yapti/ https://www.haber60.com.tr/deva-partisi-genel-baskani-ali-babacan-yerel-secimlerin-onemine-vurgu-yapti/#respond Tue, 27 Feb 2024 00:21:10 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=12463 Demokrasi ve Atılım Partisi Genel Başkanı (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, bazı parti yöneticileri ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Celal Mümtaz Akıncı, Ankara’da gazete televizyon ve ajansların temsilci ve yazarlarıyla yemekli bir toplantıda bir araya geldi. Yerel seçimlerin önemine işaret eden Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, seçimlerde halkın iktidarın gidişatına bir “sarı kart” göstermesini beklediklerini söyledi. Babacan, “Halkın feryadının ne kadar olduğunu yerel seçimlerde göreceğiz. Bu halk, Sayın Erdoğan’a kredi aça aça geldi. Bu bir belediye başkanlığı seçimi değil, bir uyarma seçimidir” dedi.

İktidar partisinin her türlü gücü elinde bulundurduğuna işaret eden Babacan, “Sayın Erdoğan, seçimleri kazandı ama helalinden kazanmadı. Korku ve sindirme ortamında yüzde 48 de az değil” dedi.

Kayyım uygulamasını da eleştiren Babacan, “İlkesel olarak karşıyız. İdari kararlarla belediye başkanları görevden alınamaz. Bağımsız yargı ve denetim sonucu bir suç varsa o konu ayrı. Bu demokrasinin özünü katletmektir. Bu yarın Doğu ve Güneydoğu dışındaki illerin dışındaki yerlerde olmayacağının garantisi yok. Keyfi şekilde kullanılamaz” dedi.

HUKUK, ADALET, HUKUK GÜVENLİĞİ YOKSA…”

Ekonomideki yaşanan gelişmeleri değerlendiren Babacan, açıklanan enflasyon rakamlarının gerçeğin yansıtmadığını söyledi. Babacan, şöyle konuştu:

“TÜİK’in bağımsız ve şeffaf olması lazım. TÜİK yüzde 60-70 enflasyon diyor. Gerçekte ve sokağın dediği ise yüzde 120’lerde… Merkez Bankası hangi enflasyona göre mücadele kararları alacak. Merkez Bankası’nın arka kapıdan dolar satışı devam ediyor. Merkez Bankası, 2019’dan sonra 13 yılda 400 milyar doları geçen satış yapmış. Merkez Bankası şeffaf, bağımsız olmalıdır. Yapılan işlemler gizleniyor. Enflasyonla mücadele için yapılan faizlerin artırılması, zamlar ve dolaylı vergilerin artırılması…Merkez Bankası, Kur Korumalı Mevduat için geçen yıl 7 ayda 800 milyar lira karşılıksız para basmış. Bu ortamda enflasyon nasıl düşer. Hukuk, adalet, hukuk güvenliği yoksa, Merkez Bankası, TÜİK ve SPK gibi kurumların bağımsızlığı yoksa başarı sağlayamazsınız. Seçimden sonra Allah halka kolaylık versin.”

“BÜYÜK BİR DEMOKRASİ AYIBI”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’nın son dönemde muhalefet partilerin kazanacağı belediyelere hizmetlerin gitmeyeceğine yönelik tehditlerine dikkati çeken Babacan, “Büyük bir demokrasi ayıbı, yeminine aykırı davranıyor. Cumhurbaşkanlığının ve parti genel başkanlığının mutlaka ayrılması gerekiyor” diye konuştu.

Yerel seçimlerin önemine işaret eden Babacan, halkın iktidarın gidişatına bir “sarı kart” göstermesini beklediklerini söyledi. Babacan, “Halkın feryadının ne kadar olduğunu yerel seçimlerde göreceğiz. Bu halk, Sayın Erdoğan’a kredi aça aça geldi. Bu bir belediye başkanlığı seçimi değil, bir uyarma seçimidir ” dedi.

“BİZİM ADAYLARIMIZ MEVCUTLARDAN DAHA İYİ YÖNETECEK”

CHP’nin adayları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a karşı tavırlarının destekleme ya da karşı çıkma olmadığını vurgulayan Babacan, “Bizim adaylarımızın mevcutlardan daya iyi yöneteceğine inanıyoruz” ifadesini kullandı.

Etkili bir muhalefet yaptıklarını, iktidarın doğru yaptıklarını desteklediklerini yanlışlarının da çok açık şekilde eleştirdiklerini belirten Babacan, AK Parti’de güç zehirlenmesi yaşandığını, bunun da 3 dönem kuralının ihlalinden kaynaklandığını söyledi. Babacan, “Sayın Erdoğan’ın bu kurala göre bırakması gerekiyordu. Erdoğan’ın bugün 70. yaş günüymüş. Bu arada bir kilo yaş pastanın maliyeti de evde yaparsanız 600 lirayı buluyor” dedi.

TBMM’de Grup kurmaya yönelik bir soruya da Ali Babacan, “Partimizin ilkelerine uygun isimlerle olabilir. Partimizle uyumlu çalışacak isimlerle  olabilir. Ancak bir adres göstermek doğru değil. Münferit katılmalar da olabilir. Bir zaman vermek mümkün değil, zaten Meclis çalışmalarına ara verecek. Makul bir zamanda olacaktır” yanıtını verdi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/deva-partisi-genel-baskani-ali-babacan-yerel-secimlerin-onemine-vurgu-yapti/feed/ 0
Bakan Tunç, “Ülkemiz o şer odaklarından temizlene temizlene bu günlere geldi” https://www.haber60.com.tr/bakan-tunc-ulkemiz-o-ser-odaklarindan-temizlene-temizlene-bu-gunlere-geldi/ https://www.haber60.com.tr/bakan-tunc-ulkemiz-o-ser-odaklarindan-temizlene-temizlene-bu-gunlere-geldi/#respond Sat, 24 Feb 2024 00:45:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=11446 Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, millete yapılan hizmetleri hazmedemeyenlerin Türkiye’nin dünyada lider konuma yükselmesini istemeyen şer odaklarıyla mücadele etmeye ve onlara fırsat vermemeye devam edeceklerini söyledi.

Zonguldak’ın Devrek ilçesinde AK Parti’nin seçim bürosunun açılışı gerçekleştirildi. Burada toplanan kalabalığa AK Parti Devrek İlçe Başkanı, İl Başkanı Mustafa Çağlayan, Zonguldak Milletvekilleri Muammer Avcı, Saffet Bozkurt ve Ahmet Çolakoğlu hitapta bulundu.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç seçim koordinasyon merkezinin hayırlı olmasını temenni ederken seçime kalan 37 günün ardından sandık başına gidileceğini vurguladı. Özcan Ulupınar ile 26. Dönemde parlamentoda birlikte görev yaptıklarını ifade eden Bakan Yılmaz Tunç, “37 gün kaldı. Hep beraber milletçe sandık başına gideceğiz. Belediye Başkanlarımızı, il genel meclis üyelerimizi, belediye meclis üyelerimizi, muhtarlarımızı seçeceğiz. Yerel yöneticilerimizi seçeceğiz. En doğru kararı bugüne kadar milletimiz 2023 Mayıs seçimlerinde verdiler. İnşallah o karar doğrultusunda da yerel seçimlerde de inşallah vereceklerdir. Devrek’in bir hemşerisi evladı olarak mutlaka burada açılışta bulunmam lazım dedim. Bartın’daki programlara giderken inşallah bu davet nedeniyle de Özcan Ulupınar’a da teşekkür ediyorum. Özcan Ulupınar hepinizin yakından tanıdığı bir isim. Ben kendisini eskiden beri tanıyorum. Parlamentoda beraber görev yaptık. Önemli belediye hizmetlerine Devrek’te imza attı. Bir buçuk dönem, iki dönem belediye başkanlığı yaptıktan sonra parlamentoda milletvekilliği görevi yaptı. Ara dönemdeki kayıp yılları inşallah 31 Mart’ta vereceğiniz karar sonrası süratli bir şekilde telafi edeceğiz” dedi.

“AK Parti’nin kurulma sebebi belediyecilikteki başarısıdır”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 yılında CHP’den devraldığı İstanbul’u 4,5 yılda yaşanabilir bir şehir haline getirdiğini hatırlatan Bakan Yılmaz Tunç, AK Parti’nin kurulma sebebinin belediyecilikteki başarısı olduğuna dikkat çekti. Tunç şöyle devam etti:

“Gerçek belediyecilik diyoruz. AK Parti’dir. AK Parti’nin kurulma sebebi belediyecilikteki başarısıdır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 1994 yılında CHP’den devraldığı belediyecilik nasıl bir belediyecilikti. Havası solunamayan, suları akmayan, çöpleri toplanamayan, yaşanılamaz hale getirilmiş bir İstanbul’du. O İstanbul’u CHP yönetiminden devraldı. 4.5 yıl gibi çok kısa bir süre içerisinde suları akan, Haliç’i temizlenen, yaşanılabilir hale getirilen, dünya projelerine adım atan bir İstanbul ortaya çıktı. İşte İstanbul’daki o başarı ne yaptı Anadolu’dan görüldü. Bu başarı Anadolu’ya dalga dalga yayıldı. CHP’nin yaşanılamaz hale getirdiği İstanbul’u yaşanılır hale getirdi dedi. 28 Şubat’ta temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasından mustarip olan, demokrasi standardının çok aşağıya düşürüldüğü, siyasi krizlerin, terör olayların, faili meçhullerin zirveye çıktığı o 90’lı yılların sıkıntılarından kurtulmak isteyen milletimiz çareyi İstanbul’u kurtaran Türkiye’yi de kurtarır dedi. Recep Tayyip Erdoğan’a ‘Artık sen şu partiyi kur da seni Başbakan yapalım’ dediler. Adeta AK Parti’nin kurulmasını millet zorladı. AK Parti masa başında Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının bir parti kuralım da milletten oy isteyelim diye kurduğu bir parti değil. Bir siyaset mühendisliğinin neticesinde kurduğu bir parti değil. Bu parti millet hareketi. Erdoğan’a ‘Sen İstanbul’da 4.5 yıl öyle başkanlık yaptın ki Türkiye’ye Başbakan olursan bu ülkeyi sıkıntılardan kurtarırsın’ diyerek AK Parti’nin kurulmasını zorladı. 14 ay gibi kısa süre içerisinde iktidara geldi. Bütün partiler sandığa gömüldü.”

“Milletimiz pişman olmadı, 17 sandıkta da tercihi AK Parti’den yana kullandı”

AK Parti’nin iktidara gelmesinin üzerinden 22 yıl geçtiğini, milletin pişman olmadığını ve önüne konulan 17 sandıkta da tercihini AK Parti’den, Cumhur İttifakı’ndan yana kullandığını vurgulayan Bakan Yılmaz Tunç sözlerini şöyle sürdürdü:

“Milletimiz AK Parti’yi iktidara getirdikten sonra aradan 22 yıl geçti. Milletimiz pişman olmadı. Önüne konulan 17 sandıkta da tercihini AK Parti’den Recep Tayyip Erdoğan’dan yana ve son seçimlerde de Cumhur İttifakı’ndan yana kullandı. Neden? Bir sebep olmalı? Bu muhalefet partilerinin söylediği doğru olsaydı tekrar tekrar hem yerel seçimlerde hem genel seçimlerde hem referandumlarda hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tekrar tekrar her sandığa gittiğinde tercihi Recep Tayyip Erdoğan’dan yana kullanır mıydı? 22 yılda Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarını teker teker çöze çöze bugünlere geldik. Hep siyasetimizin merkezine insanı koyduk. İnsanı güçlendirmek lazım dedik. İnsanlarımız eğitimden sağlığa, kültürden sosyal politikalara, adalete. Güvenliğe varıncaya kadar her alanda güçlü insan için çalıştık. İnsan güçlü olacak ki aile güçlü olsun, aile güçlü olacak ki toplum güçlü olsun dedik. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin 81 vilayetini eser ve hizmet siyaseti vizyonuyla icraatlarla eserlerle donattık. Eser deyince Devrek’te aklımıza Veysel Atasoy aklımıza geliyor. Yine daha eskiye gidince Vedat Ali Özkan aklımıza geliyor. İşte o çizgi, o hizmet eser siyaseti 2001’den itibaren AK Parti bu siyaseti markalaştırdı. ve istikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin her bir köşesini yatırımlarla donattık. Dünya projeleriyle milletimizi tanıştırdık. Enerjide bağımsızlığımızı ilan ediyoruz. İşte nükleer enerji, işte doğalgaz keşfi. Burada bu doğalgaz yok muydu? Vardı. Hemen karşımızda Karadeniz’de doğalgaz vardı. Ama arayan yoktu. Aramak için yabancı şirketlere ihaleler yapılıyordu. O gemiler gidiyordu oralara. Gittik ama bulamadık deniliyordu. Ne zaman yerli ve milli gemilerimizle sismik araştırma imkanlarımızı yerlileştirdiğimizde Karadeniz’de doğalgazı keşfettik. Gabar’da dağları teröristlerden temizledik petrol fışkırdı.”

“Enerjide bağımsız olmadığımız müddetçe bu ülkenin kalkınması mümkün olmaz”

Cari açığın büyük bir kısmını oluşturan enerji giderini azaltmanın yolunun milli enerji olduğunu aktaran Bakan Yılmaz Tunç, “Milletin alım gücünü artırmak mümkün olmaz. Cari açığımızın büyük bir kısmını oluşturan enerji giderini azaltmanın yolu milli enerji. İşte doğalgazıyla petrolüyle nükleeriyle bunu sağlamanın gayreti içerisindeyiz. Yine savunma sanayimiz yüzde 80 yabancılara muhtaçtık. Terörle mücadelede o nedenle zaafiyet oluyordu. Ama şimdi yüzde 80 yerlilik oranına ulaştı. O sayede terörle mücadele de başarılı oluyoruz. Bakın güneyimizde bir terör devleti kurdurmaya çalıştılar. Buna müsaade etmedik. 30 kilometre dışarıda güvenli bölge oluşturmak için mücadele ettik. Bu uğurda şehitler verdik. Şehitlerimize buradan rahmet diliyoruz. İnşallah onların emanetlerine sahip çıkabilmek için gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. İnsanımızı güçlendirmeye, istikrarlı kalkınma hamleleriyle milletimizin refahını artırmaya devam edeceğiz. Demokrasinin standartlarını artırmaya devam edeceğiz. Hep hukukun üstünlüğüne inanmaya ve adaletin tesisi ve güvenilir adalet için çalışmaya hep beraber devam edeceğiz. Dünyada hakkaniyeti savunmaya mazlumu savunmaya insan haklarını savunmaya devam edeceğiz. İç politikada dengeli hakkaniyetli dış politikamızda da Türkiye eksenini oluşturmaya devam edeceğiz. Türkiye’yi terörden arındırarak her türlü şiddetten arındırarak kadınlarımızı, çocuklarımızı koruyarak huzurlu bir geleceğe çocuklarımızın gençlerimizin daha huzurlu daha müreffeh bir geleceğe taşımanın gayreti içinde olacağız. Milletimize hizmet ederken bu hizmetleri hazmedemeyen Türkiye’nin gelişmesini kalkınmasını bölgesinde lider dünyada bir lider konuma yükselmesini istemeyen şer odaklarıyla mücadele etmeye onlara fırsat vermemeye devam edeceğiz. Gezi olaylarıyla sokakları karıştırmak isteyenler, sokakta darbe arayışına girmek isteyenler başarılı olamayınca masa başında emniyet yargı darbesiyle bunu başaracaklarını zannettiler ama başaramadılar. Sonrasında terörü azdırmaya çalıştılar yine başaramadılar. Yine 15 Temmuz hain darbe kalkışmasına giriştiler milletimizin şanlı direnişiyle, Cumhurbaşkanımızın kararlı duruşuyla karşı karşıya kaldılar ve ülkemiz o şer odaklarından temizlene temizlene bu günlere geldi. Bundan sonra da bu şer odaklarına ve onların maşaları tutan ellere hiçbir zaman fırsat vermeyeceğiz. 37 gün sonra sandık başına giderken öncelikle şehrimizi en güzel kim yönetir ona bakacağız” cümlelerine yer verdi. – ZONGULDAK

]]>
https://www.haber60.com.tr/bakan-tunc-ulkemiz-o-ser-odaklarindan-temizlene-temizlene-bu-gunlere-geldi/feed/ 0
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer: İlaç Krizinin Sorumlusu İktidardır https://www.haber60.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-gamze-tascier-ilac-krizinin-sorumlusu-iktidardir/ https://www.haber60.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-gamze-tascier-ilac-krizinin-sorumlusu-iktidardir/#respond Sat, 24 Feb 2024 00:00:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=11408

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nı değerlendirdi.Taşcıer, “Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur. Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır” dedi.

Gamze Taşcıer,  Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan ve beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Taşcıer, şu görüşleri dile getirdi:

“İKTİDAR VATANDAŞIN DERDİYLE DERTLENMEDİĞİ VE UMURSAMADIĞI İÇİN DUYMAK İSTEMİYOR”

“Resmi Gazete’de yayımlanan kararla birlikte ilaçlar için belirlenen euro kurunda 2024 yılı boyunca bir güncellemeye gidilmeyeceği ilan edilmiş oldu. İktidarın ülkemizi içerisine sürüklediği ekonomik kriz ve Türk lirasının aralıksız değer kaybı nedeniyle sabit kur belirlemesi Aralık ayında gerçekleştirilmişti ve bir euro değeri yüzde 25 artırılarak 17.54 lira olarak belirlenmişti. Bugün bir euro 33,64 lirayken belirlenen sabit kur bunun ancak yüzde 52’sine denk geliyor. Halbuki daha Aralık ayında belirlendiğinde bu oran yüzde 55’ti. 2024 yılı boyunca hiç artırmayacağız diye karar açıklamak demek, enflasyonun dolu dizgin arttığı, Türk lirasındaki değer kaybının durmadığı bir ortamda yıl içerisinde bu oranın çok daha düşmesi anlamına geliyor. Bu oranın aşırı düzeyde farklılaşmasındaki sorunu ise yıllardır anlatıyoruz ancak iktidar vatandaşın derdiyle dertlenmediği ve umursamadığı için duymak istemiyor.

“BUGÜNLERİ BİLE ARAYACAK HALE GELECEĞİMİZİ GÖRMÜŞ OLUYORUZ”

Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur.

Seçimden sonra maalesef bu iktidarın olağanüstü boyutlarda bir yoksullaşma yaratacağını, israf düzenini bitirmek yerine vatandaşın zaten sıkılı kemerini daha da sıkacağını, enflasyonun düşmeyip artışına devam edeceğini söylüyorduk. İktidarın bu kararıyla birlikte, ilaç ve dolayısıyla da halk sağlığı anlamında da derin bir krize doğru ilerlediğimizi, bugünleri bile arayacak hale geleceğimizi görmüş oluyoruz.

“PİYASADA İLAÇ BULUNAMIYOR. BUNUN SEBEBİ İKTİDARIN KENDİSİ”

Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır.

Daha geçtiğimiz gün Meclis’ten geçirdikleri kanunla, ilaçlar için ruhsatlandırma sürecini ‘hızlandırma’ adı altında vatandaşı denek olarak kullanacaklarını ilan ettiler. Bundan böyle ilaçlar piyasaya çıkmadan önce değil, çıktıktan sonra gerekli incelemelere tabi tutulacak. Bu süreçte olası sağlık riskleri olması ihtimali ise göz ardı ediliyor. Yani vatandaşın sağlığı ikinci plana atılıyor. Sonuç olarak, ortada yaratılan bir kriz hali var. Piyasada ilaç bulunamıyor. Bunun sebebi iktidarın ta kendisi. Yarattıkları soruna çare için getirdikleri düzenleme ise başka bir krize yol açacak. Dolayısıyla bir kriz döngüsünün içerisinde ülkece kalmış durumdayız. Her attıkları adımla sorunları daha da büyüten bu aklın yönetimi sürdükçe gerçek çözümlere ulaşmak da mümkün değil. Bu iktidarın değişimi hem vatandaşın cebi için, hem de halk sağlığı için bir zorunluluktur.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/chp-genel-baskan-yardimcisi-gamze-tascier-ilac-krizinin-sorumlusu-iktidardir/feed/ 0
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: “17. büyük ekonomi olduk, satın alma gücü paritesine göre ise 11. büyük ekonomi konumundayız” https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-17-buyuk-ekonomi-olduk-satin-alma-gucu-paritesine-gore-ise-11-buyuk-ekonomi-konumundayiz/ https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-17-buyuk-ekonomi-olduk-satin-alma-gucu-paritesine-gore-ise-11-buyuk-ekonomi-konumundayiz/#respond Sun, 18 Feb 2024 02:42:10 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=9423 Mersin’de konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “IMF’nin tahminlerine göre 17. büyük ekonomi olduk. Satın alma gücü paritesine göre ise 11. büyük ekonomi konumundayız. Daha da iyi noktaları inşallah kamuyla özel sektörde hep birlikte yürüyeceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ‘Mersin İş Dünyası Buluşması’ programında iş insanlarıyla bir araya geldi. Öncelikle bir küresel ekonomi, makro politikalarla ilgili kısa bir değerlendirme yapacağını belirterek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Daha sonra Mersin’le ilgili, Mersin ekonomisi, yatırımlarıyla ilgili değerlendirmelerim olacak. Gerek makro politikalarımızın oluşturulmasında ve kurgulanması gerekse her gün görevimize ilişkin yaptığımız çalışmalarda ilgili taraflarla bir araya gelmeye istişare etmeye büyük önem veriyoruz. On ikinci planımızda hazırlarken orta vadeli programımızı hazırlarken neredeyse tüm toplumsal kesimlerle katılımcı toplantılar icra ettik ve oradaki fikirler bize gerçekten çok önemli katkılar sunduk. Ortak akılla istişareyle, politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz. Hem planlamaya hem uygulamaya devam edeceğiz. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Küresel ekonomiye baktığımızda maalesef çok olumlu bir dönemden geçmiyoruz. Salgın sonrası dönem hala devam ediyor. Bir takım etkileriyle devam ediyor. Diğer taraftan jeopolitik maalesef birtakım gerginlikler, hadiseler, ekonomiyi de, dünya ekonomisini de etkiliyor. Ukrayna savaşından Orta Doğu’daki yaşanan gelişmelere varıncaya kadar. Bunların büyüme üzerinde, ekonomik aktivite üzerinde de etkileri var. Son 20 yıllık tarihsel ortalamalara baktığımızda dünya ekonomisi son 20 yılda ortalama 3,6 yıllık ortalama üç nokta altı bir büyüme kaydetti. Ancak geçen yıl itibariyle 3 civarına düştü. Önümüzdeki yıllarda da işte 3.1, 3.2 gibi beklentiler var. Dolayısıyla dünya ekonomisinin tarihi ortalamalarının altında bir büyüme seyri içinde olduğunu görmemiz lazım. Bu dünya ticaretini de etkiliyor. Geçmişte dünya ticareti genelde büyümeden daha fazla olurdu. Ancak gerek ekonomik büyümedeki bu ivme kaybı gerekse diğer birtakım faktörler, dünyada artan rekabet, özellikle batıyla uzak doğu arasındaki rekabet, bir takım siyasi gelişmelerle, korumacılığın daha bir arttığını, bölgesel ittifakların biraz daha ön plana çıktığını ve ticaretin eskisi kadar büyüme kaydetmediğini de görmemiz gerekiyor. Bu bu şartlar içindeyiz” şekline konuştu.

“Orta vadeli programdaki hedefimizi rahatlıkla yakalayabileceğimizi düşünüyoruz”

Konuşmasında devam eden Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizim açımızdan en önemli hususlardan özellikle ihracatçı illerimiz açısından ihraç pazarlarımızdaki gelişmeler, büyümeler. Bu açıdan da baktığımızda geçen yıl Avrupa bizim tabii en önemli ihraç pazarımız. Avrupa’daki büyüme, dünya büyümesinin de oldukça altında. İşte yüzde 1’ler civarında, bazı ülkelerde sıfır büyüme, eksi büyüme gibi rakamlarla karşılaştık. Önümüzdeki dönemde de ihraç pazarlarımızdaki büyümenin yüzde iki, iki buçuk civarında olmasını bekliyoruz. Geçmişe göre bir miktar daha iyi ama tarihsel ortalamaların yine maalesef altında. Dolayısıyla dünyada zorlu koşulların olduğu, rekabetin arttığı bir dönemdeyiz bunu hep birlikte görmemiz, analiz etmemiz ve buna göre politikalar geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye’deki makro ekonomik politikalara baktığımızda ise kısaca özetlerken büyüme tarafında oldukça iyi bir performansımızdır. Pandeminin etkilerinin yoğun olarak yaşandığı 2020, 2022 döneminde dünya ekonomisi bu 3 yıllık dönemde sadece yüzde 7 büyürken Türkiye ekonomisi yüzde 20 büyümeyi gerçekleştirdi. Tüm milletin olarak önemli bir performans sergiledi. İhracatımıza istihdamız arttı. Geçen yılın büyümesi henüz tam çıkmış değil. 3 çeyreklik büyümeyi biliyoruz ancak 4’üncü çeyrek biliyorsunuz bu ayın sonunda istatistik kurulumuz tarafından ilan edilecek. 2023 yılının büyümesini hep birlikte görmüş olacağız. İlk 3 çeyreklik dönemde Türkiye ekonomisi yüzde 4.7 bir büyüme kaydetti. Son 20 yıllık yine performansımıza baktığımızda yıllık ortalama yüzde 5.4 büyüme kaydetmişiz. Geçen yılki geçen yıl büyümemizin orta vadeli programa göre 4.4 olmasını öngörüyoruz. Son çeyrekte yüzde 3.7 bir büyüme kaybetmemiz bu hedefi gerçekleştirmemize yetecek. Onu hep birlikte göreceğiz. Ama biz orta vadeli programdaki hedefimizi rahatlıkla yakalayabileceğimizi düşünüyoruz. Önce birtakım göstergelerde. Büyümemiz iyi gidiyor. Dünya şartlarını da dikkate aldığımızda yine dünya büyümesinin üzerinde bir büyüme performansı sergiliyoruz. Bu olumlu bir durum.”

“17’nci büyük ekonomi olduk”

Türkiye’nin ekonomik durumu ile ilgili bilgi veren Yılmaz, “IMF’nin tahminlerine göre 17’nci büyük ekonomi olduk. Satın alma gücü paritesine göre ise 11’inci büyük ekonomi konumundayız. Daha da iyi noktaları inşallah kamuyla özel sektörde hep birlikte yürüyeceğiz. Bir taraftan büyümemizi, istihdamımızı sürdürmeye çalışırken diğer taraftan enflasyonla mücadele ediyoruz. Enflasyonu düşürmek için kararlı bir şekilde ilan ettiğimiz politikaları hayata geçiriyoruz. Para politikamızı güncelledik. Maliye politikamızla kara politikalarımızı bir bütünlük içinde hayata geçiriyoruz. Diğer taraftan önümüzdeki dönem yapısal reformlara yoğunlaşacağız. Verimliliği arttırıcı rekabet gücünü arttırıcı, yapısal reformlarla programımızı çok boyutlu değişik unsurlardan oluşan programımızı hayata geçirmeye devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın da bu programa verdiği güçlü siyasi destek son derece önemli. Dünyanın en iyi planlı programını da hazırlasanız arkasında güçlü bir siyasi irade yoksa bir anlam ifade etmez, raflarda bir doküman olarak kalır. Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle orta vadeli programı bizzat ilan ederek toplumla paylaşarak çeşitli vesilelerle bunun arkasındaki siyasi desteğini ortaya koyarak bizlere büyük bir güç veriyor. Plan altında enflasyonumuz gerçekleşti. Bu yılın Ocak ayında bir miktar yüksek geldi enflasyon. Bunu da geçici bir durum olarak görüyoruz. Genelde Ocak ayında yıllık fiyat ayarlamaları yapılır malum. Bir takım ücret fiyat ayarlamaları da yapıldığı için bunun bir etkisi var. Önümüzdeki aylarda giderek bunun ivme kaybettiğini aylık fazla göreceğiz. Yıllık etkisini ise 2024’ün ortalarından itibaren daha net bir şekilde görmüş olacağız. Program etkisini, yıldız etkisini yıllık bazda yansımasını net bir şekilde görmüş olacağız. Kararlı bir şekilde mücadelemiz sürüyor. Tabii ki bunu yaparken restorasyona da düşmek istemiyoruz. Dünyanın da problemi bu. 2025’te bunun etkileri çok daha net ortaya çıkacak. Yüzde 15’ler civarında orta vade programımızda öngördüğümüz enflasyon 2026’da ise yeniden tek haneli rakamları yakalayacağız . Bunun planını, programına yol haritasını ortaya koymuş durumdayız. Adım adım hedefimize gideceğiz. Bu bir süreç. Bir günde hemen çok kısa vadede beklememek gerekir. Adım adım bu sonuçları elde edeceğiz ve hep birlikte bunları göreceğiz” ifadelerini kullandı.

“2024 yılına iyi başladık”

Cari işlemlerin temel sorun olduğuna da dikkat çeken Yılmaz, “Aslında cumhuriyet tarihi boyunca baktığımızda kalkınmamız yönündeki en büyük tarzlardan bir cari açıkla çalışır. Malum enerjiye bağımlı bir ülkeye ithal ediyoruz. Ama başka bir takım tedbirlerle hem enerji sektöründeki politikalarımızda hem de genel olarak döviz kazandırdığı faaliyetleri teşvik ederek bu yapısal sorunumuzun da üstesinden gelme gayreti içindeyiz. Orta vadeli programımızı yaparken bunu en temel meselelerden biri olarak ortaya koyduk. Yılın geçen yılın ikinci yarışında bu yönde olumlu sonuçlar almaya başladık. Yıl ortasında 60 milyar dolarlar seviyesinde çıkan cari açığımız yıl sonu itibariyle 45.2 milyar gibi bir rakama geriledi. Bu gerilemenin devam edeceğini düşünüyoruz. Burada tabii ihracatçılarımıza ben tebriklerimi iletmek istiyorum. Şükranlarımı sunmak istiyorum. Bu sonucun elde edilmesinde ihracatçılarımız ve turizmcilerimizin çok ciddi katkısı var. Turizm gelirlerimizde 54. 3 milyarı yakaladık. Bu yıl hedefimiz 60 milyon turist, 60 milyar dolar turizm geliri. Bu da cari açığımıza ciddi katkılar sunacak. Portföy yatırımlarında yine olumlu bir gelişme görüyoruz. 2022’yılında 13,7 milyar dolar çıkış varken 2023’te nette 8,34 milyar dolar değerinde bir giriş gerçekleştiğini görüyoruz. Dünyadaki konjonktüre de baktığımızda özellikle yılın ikinci yarışında gelişmiş ülkelerin para politika değişimle de birlikte gelişmekte olan ülkelere dönük sermaye hareketlerinin artması bekleniyor. Uluslararası kurumlar da bunu bekliyorlar. İnşallah izlediğimiz politikalarla Türkiye bu artan sermaye hareketinden hak ettiği payı alacaktır. Dış ticaretimizden, ihracatımızda baktığımız zaman yine tarihi bir seviyeyi yakaladık. Bu orta vadeli programdaki tahminimizin bir miktar üstünde.2024 yılına da ocak ayında iyi başladık. İhracatımız 3.6 bir artış gösterdi. İthalatımız ise yüzde 22 oranında bir azalış gösterdi. Buda cari işlemler dengemize ticaret kanalıyla önemli bir katkı oluştuğunu gösteriyor. Merkez Bankamızın rezervleri güçleniyor. Yine geçtiğimiz Mayıs ayında 98 milyar dolarlara kadar düşmüştü. 145 milyar dolarlara kadar yükseldi. Son dönemde bir düşüş var. Yine de 135 milyar dolar seviyelerini koruyor. Burada bu konuları mevzuattaki çözülmenin özellikle ocakta yoğun olmasının bir miktar etkisi var. Ama rezervlerimizi biz güçlendirmeye önümüzdeki süreçte de devam edeceğiz. Kur korumalı mevzuatta ciddi bir çözülme var gerçekten. Rakamlarda da bunu görüyoruz. O günün ihtiyaçlarına göre yapıldı. 9 Şubat’tan itibaren rakamları söyleyebilirim. 2 trilyon 368 milyar TL’ye kadar geriledi” diye kaydetti.

“Mersin’in ihracatta ciddi bir ivme yakaladığını görüyoruz”

Mersin’in ihracat açısından tebrik ve teşekkür ettikleri bir il olduğuna değinen Yılmaz, “Mersin’in ihracatta ciddi bir ivme yakaladığını görüyoruz. Bendeki rakamlara göre 2018 yılında 2.8 milyar dolarken 2023 yılında 7.7 milyar dolara yükselmiş durumda. Çok ciddi bir yükseliş. Hele hele az önce saydım şartların yaşandığı bir ortamda. İhracatımızın öncü illerinden biri sürükleyici illerinden biri olduğunu Mersin rakamlarla ortaya koymuş durumda. Tebrik ediyoruz gerçekten. Önümüzdeki dönemde de inşallah yeni politikalarımızın öncü illerinden biri olmaya merhum devam edecek. Bu bölgemiz Mersin, Adana ekseninde baktığımızda lojistik anlamda da çok ciddi avantajlara sahip bir bölge. Rekabet potansiyeli çok yüksek. Bu bölgeyi bu anlamda önümüzdeki dönemde daha fazla değerlendireceğiz lojistik imkanlarını daha da ileriye taşımak için bir gayret içinde olacağız. Bu da ülkemizin ihracat performansını daha üst noktalara taşınacak diye inanıyoruz. Bu kapsamda yıllardır heyecanla yapımı beklenen Çeşmeli, Erdemli, Lifke, Taşucu, Ortayolu Projesi’ni hayata üzere çalışmalara başladık. Bu otoyol önemli bir farklılık oluşturacak bölgemiz için. Yine en öne çıkan projelerden biri. Mersin, Adana, Osmaniye, Gaziantep hızlı tren projesi. Bunun hayata geçmesiyle 6 saat 23 dakika olan seyahat süresini 2 saat 15 dakikaya düşürecek. İşte bu projeler bölgemizin kendisini değiştirecek. Yine Doğu Akdeniz bölgesi en stratejik bölgelerden biri. Buranın orta Doğu ve Orta Asya ülkelerine çıkış kapısı olmasının ve ihracat imkanlarının gelişmesi için yeni liman inşası konusu üzerinde de çalışmalar yapıyoruz. Bir yandan kalkınma yolu dediğimiz Basra körfezine kadar inen Irak’ı boydan boya geçen çok stratejik bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bunun da tabii limanlarımıza entegrasyonu bu bölgemiz için de yeni açılımlar ve yeni fırsatlar oluşturacaktır diye inanıyoruz. Hava yolu alanında da nihayet Çukurova Bölgesel Uluslararası Havalimanı’mız tamamlandı diyebiliriz. Artık gün sayıyoruz açılışı için. Bu havalimanımızın devreye girmesinde, havayolu anlamında da bölgemiz farklı bir üstünlük kazanmış olacak. Merkezi idare olarak toplam 98 milyar liralık son 20 yılda yatırım gerçekleştirmişiz. Türkiye yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz inşallah” diye konuştu.

“Kurla ilgili hükümet olarak ne bir tahminimiz var ne de bir hedefimiz var”

Döviz kurlarıyla ilgili bir soruyu da yanıtlayan Yılmaz, “Kurla ilgili şunu ifade etmek isterim. Biz serbest kur rejimi uyguluyoruz. Dolayısıyla kurla ilgili hükümet olarak ne bir tahminimiz var ne de bir hedefimiz var. Serbest piyasa da oluşur diyoruz kur. Sadece Merkez Bankamız kanundan da gelen yetki ve sorumlukla spekülatif hareketliliklere müdahale ediyor. Piyasa bozucu bir takım faaliyetler olduğu zaman bunun önüne geçmek için çaba sarf ediyor elindeki araçlarla. Bunun ötesinde kur piyasa da belirlenir diyoruz. Arz ve taleple belirlenir diyoruz. Ama son dönemlerde hepiniz yaşayarak görüyorsunuz ciddi bir istikrar oluşmuş durumda. Kurdaki hareketliliği değerlendirirken nominal ve reel kuru ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Enflasyonun olduğu bir ortam da nominal kurun belli bir oranda artışı normal karşılanmalı. Real anlamda baktığımız da son dönemde TL’nin bir miktar değer kazandığını görüyoruz. Bunu da tespit etmemiz lazım. Biz şunu düşünüyoruz. İhracatın artışında asıl belirleyici olan dış pazarlardaki talep. Talep geliştikçe, yeni pazarlara girildikçe ihracatçılarımızı farklı desteklerle destekledikçe kurdaki gelişmeler ne olursa olsun ihracatımızı arttıracağımıza inanıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. – MERSİN

]]>
https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-17-buyuk-ekonomi-olduk-satin-alma-gucu-paritesine-gore-ise-11-buyuk-ekonomi-konumundayiz/feed/ 0
İTO Başkanı Avdagiç: “Gerçekçi, enflasyonla korelasyon içinde kur istiyoruz” https://www.haber60.com.tr/ito-baskani-avdagic-gercekci-enflasyonla-korelasyon-icinde-kur-istiyoruz/ https://www.haber60.com.tr/ito-baskani-avdagic-gercekci-enflasyonla-korelasyon-icinde-kur-istiyoruz/#respond Sun, 11 Feb 2024 07:15:12 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=7173 İTO Başkanı Şekib Avdagiç, “Bana göre ‘kur şu kadar’ olmalı söylemi tehlikeli. Dövizin 30 lira olduğu yerde, 40-45 lira olsun demek çok ciddi bir zıplama anlamına geliyor. Hızlı artış da hızlı iniş de sizi çarpar. Bu nedenle biz gerçekçi, istikrarlı, enflasyonla korelasyon içinde bir kur olmasını istiyoruz. Biz hiçbir zaman rakam telaffuz etmiyoruz, bunun doğru olduğunu da düşünmüyorum” dedi.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, İHA muhabirine ekonomi gündemine ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Avdagiç, iş dünyası olarak kurun gerçekçi bir patikada ilerlemesinin Türkiye’nin ihracatla ilgili hedeflerine ulaşmasında önemli olduğunu belirterek, “İş dünyasının en acil çözüm beklediği 3 sorunu var. En önemli konu, Türkiye’nin ihracatla ilgili hedeflere ulaşma konusunda asla takılmaması lazım. Bunun için en önemli konulardan bir tanesi, kurun gerçekçi olması. Burada kurun yükselmesini veya düşmesini söylemiyorum. Bize göre kurun gerçekçi olmasının en önemli göstergesi, enflasyon artışıyla kur artışı arasındaki korelasyonun bozulmaması” dedi.

Avdagiç, dövizdeki ani hareketin enflasyon ile kur artışı arasındaki korelasyonu bozduğunu vurgulayarak, iş dünyasının ‘makul ve dengeli bir kur seyri’ beklediğini vurguladı.

Avdagiç, “2023 yılına dolarda 19 lirayla başladık, yaklaşık 29 lirayla bitirdik ama yıl içinde kabaca demek ki her ay 0,9 liralık bir artış var. Aritmetik olarak, ama öyle olmadı. Dolar 5-6 ay 19 lirada gitti, sonra çok hızla 27-28’e çıktı. Daha evvelki dönemlerde de aynı bu şekilde hızlı çıkışlar oldu. Dolayısıyla hala bizim genlerimizde dövizin ani değişikliklerine karşı bir savunma mekanizması var iş dünyasında. Bu beklentinin ortadan kalkması çok önemli. Çünkü buna bağlı olarak insanlar tasarruflarını daha çok TL’de değerlendirecekler, daha çok öngörüde bulunup, değerli para cinsinden kredi ihtiyaçlarını karşılayabilecekler. Bizim şu anda beklentimiz, makul ve dengeli bir kur artışı. Burada ağırlıklı olarak belki her zaman enflasyon yüzde 40 ise kur yüzde 40 olmasa bile yüzde 36 arttığı zaman korelasyon bozulmamış demektir. Ama enflasyonun yüzde 40 olduğu yerde kur yüzde 20 artarsa, kurun ihracat üzerinde bir etkisi yoktur söylemini asla doğru bulmuyoruz. Biz bu çizgideyiz” şeklinde konuştu.

“Gerçekçi ve istikrarlı bir kur olmasını istiyoruz”

Kur ile ilgili rakam telaffuz edilmesinin tehlikeli olduğunu ifade eden Avdagiç, “Bana göre “kur şu kadar” olmalı söylemi tehlikeli. Dövizin 30 lira olduğu yerde, 40-45 lira olsun demek çok ciddi bir zıplama anlamına geliyor. Hızlı artış da hızlı iniş de sizi çarpar. Bu nedenle biz gerçekçi, istikrarlı, enflasyonla korelasyon içinde bir kur olmasını istiyoruz. Biz hiçbir zaman rakam telaffuz etmiyoruz, bunun doğru olduğunu da düşünmüyorum. Mesela doları 25’e düşürürdünüz; o zaman enflasyon da düşer, ihracat da. Ama ithalat patlar. Sonra dış ticaret açığını nasıl yöneteceksiniz. Yani o zaman yıllardır çözemediğimiz problemi daha da derin bir hale getirmiş olacaksınız.” diye konuştu.

“Enflasyonu çok hızlı şekilde tek haneye indirmemiz lazım”

İTO Başkanı Avdagiç, son dönemde kredi maliyetlerinin yükseldiğine dikkat çekti. “Daha evvel kredilere erişimle ilgili sıkıntı vardı, şimdi ise esas konu kredi maliyetlerinin yüksekliği” diyen Avdagiç, “Şunu da iş dünyası olarak çok net biliyoruz ki, enflasyonda arzu edilen aşağı doğru bir eğilim ortaya çıkmadıkça, kredi faizlerinin geriye düşmesinin, hem Türkiye hem dünya ekonomi realiteleri anlamında bir karşılığı yok. Enflasyonu çok hızlı şekilde tek haneye indirmemiz lazım. Tek haneye indikten sonra da kalıcı olması, hatta daha aşağı gelmesi lazım. Yüzde 9-9,5 bile şu an yüksek bir oran.”

“Birçok konuda sağladığımız ilerlemeleri yeni TCMB Başkanımızla da sürdüreceğiz”

“İş dünyasının daha hızlı ve etkili şekilde ileri gitmesi için gerekli konuları, muhataplarımızla, Bakanlarımızla, ilgili kurumlarla, yerel yönetimlerle paylaşmaya devam edeceğiz” diyen Şekib Avdagiç, “Umudumuzu kaybetmiyoruz. Bizim iş dünyasının temsilcileri olarak hiçbir zaman umutsuz olma lüksümüz de yok, niyetimiz de yok. Özellikle Gaye Hanım’ın kısa kaldığı dönemde bile hem genel hem birebir toplantılarda birçok konuyu kendisine aktardık ve hiç kamuoyuna aktarmadığımız birçok konuda çok net ilerlemeler sağladık. Dolayısıyla yeni TCMB Başkanı Sayın Fatih Karahan ile de aynı süreç devam edecek. Bu makamda olanların bizim gibi iş dünyasının taleplerini dikkate aldıklarını görüyoruz. Tüm Bakanlıklarla iletişim kanallarımız açık, konularımızı aktarabiliyoruz. İş dünyasının önündeki süreçlerde işgücüne ulaşım, yabancı misafirlerimizin istihdam politikasının gözden geçirilmesi gibi birçok konu gündemimizde. Radarımızda sadece enflasyon, TCMB, finansmana ulaşma yok. Çok farklı alanlarda çok sayıda konuyu yetkililere ulaştırıyoruz” şeklinde konuştu.

“Çözüm beklediğimiz ikinci konu; ithalatın cazip hale getirilmemesi”

İş dünyasının acil çözüm beklediği ikinci konunun ise ithalatın cazip hale getirilmemesi olduğunu kaydeden Avdagiç, “İhracatın dengeli büyümeye devam etmesini, ithalatın makul bir şekilde yatay seyirde hatta gerilemeye devam etmesini bekliyorsak, bizim mutlaka ihracatın ithalatı karşılama oranını sürekli bir şekilde yüzde 80’in üzerine çıkarmamız lazım. Kalan yüzde 20’yi de turizm, hizmet ihracatıyla karşılayıp bir denge sağlamalıyız.

Çözüm bekleyen üçüncü konu olarak da yurt içi kaynakların efektif ve doğru yönlendirilmesini işaret eden Avdagiç, “Yurt içi kaynakların efektif ve doğru yönlendirilmesi çok önemli. Çünkü siz bu konuda algıyı ve beklentiyi doğru yönetemezseniz, insanlar dövizde kalmaya devam ederler. Tasarrufları ama bankalarda ama yastık altında dövizde kalmaya devam eder” dedi.

“Ücretliler kesimi üzerindeki vergi ‘aşırı tabana’ yayıldı”

Verginin tabana yayılması konusuna değinen Şekib Avdagiç, bunun iş dünyası üzerinde yeni bir yük oluşturacağını düşünmediğini aktardı. Avdagiç, “Bu konuda Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek’e yüzde 100 katılıyorum. Bununla beraber ücretliler kesimi üzerindeki ‘aşırı tabana’ yayılan verginin de, daha rasyonel hale getirilmesi lazım. İşverenin cebinden yıllık çıkan 100 liranın 51 lirası çalışanın eline geçiyor. Çalışan da bu vergi dilimlerindeki durumdan dolayı, hemen ikinci ayda ikinci dilime, dördüncü ayda dördüncü dilime geçiyor. Burada işveren de mağdur oluyor, çalışan da bordroda gördüğü rakamın yüzde 40’ını SGK ve vergi dilimi olarak ödediğini görüyor” diye belirtti.

“Hizmet ithalatı 51 milyar dolar seviyesinde”

Aynı zamanda Hizmet İhracatçıları Birliği’nin (HİB) de başkanı olan Avdagiç, hizmet ihracatında 2023 yılını 100 milyar dolarla kapattıklarını hatırlattı. Avdagiç, hizmet ihracatının yanında ithalatının da rakamsallaştırılıp analiz edilmesi gerektiğine dikkati çekti. Geçtiğimiz yıl hizmet ithalatının 51 milyar dolar mertebesinde gerçekleştiği bilgisini paylaşan Şekib Avdagiç, “Niye bizim ihracatçımız daha çok yabancı lojistik firmalarını tercih etmek zorunda kalıyor. Bunlara yanıtlar arayışında olmalıyız. Mal ihracatı ve ithalatı çok uzun süredir bilinen kavramlar ve yakından takip ediyoruz. Hizmet ihracatı ise yeni bir kavram ama hizmet ithalatı ise kamuoyunun gündemine gelen bir konu değil. Mal ihracatı ve ithalatı nasıl beraber analiz ediliyorsa, hizmet ihracatının ve hizmet ithalatının da aynı şekilde rakamsallaştırılıp sunulması, alt kırılımlarının verilmesi gerekir.

“Ne işte ne okulda 1 milyon genci iş dünyasına çekmeliyiz”

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de ‘ne işte ne okulda’ olan genç sayısının 3 milyona yaklaştığını ifade eden Avdagiç, “Türkiye’de ‘ne işte ne okulda’ olan gençlerimizin sayısı AB’nin 2,5 katı. 3 milyona yakın gencimiz ne işte ne okulda. Bizim ne yapıp edip Türkiye’de ‘ne işte ne okulda’ olan 3 milyona yakın gencin, 1 milyonunu iş dünyasına çekmemiz lazım. Genç jenerasyonu ama girişimci ama çalışan olarak, sanayide ve ticarette çalışan eleman olarak iş dünyasına katmamız lazım. Bizim jenerasyonun da çok büyük sorumluluğu var. Bu çocukları okuttuk, bunları adeta bir akvaryumda büyüttük. Bu gençler şu anda hala anne-babanın verdiği harçlıkla, çalışmadan, üretmeden, iş dünyasına girmeden hayatlarını sürdürmeye devam ediyorlar. Biz burada ifrat ile tefrit arasında, biraz ifrat tarafındayız gibi. Başka bir ekstrem duruma gidip staj yapmaya gelen çocuğa sadece fotokopi çektirip 4 hafta sonra göndermemeliyiz. Bir öğrenci torna tezgahının, CNC tezgahının başına geçmeden, torna-tesviye bölümünden mezun olmamalı” dedi.

Bu konuda İTO olarak 6 yazılım branşında donanımlı insan yetiştirmek için SoftİTO projesini hayata geçirdiklerini anlatan Avdagiç, “Orada şunu gördük. O sınıflarda arkeoloji doktoralı insanlar da var, lise talebesi de var, lise mezunu da var, üniversite okuyan ama bölümünden memnun olmayan da var, üniversite mezunu da var. Onlara bir kapı açtık, şu anda 2’nci etabı devam ediyor. Bütün mezunlar kapış kapış gidiyor” şeklinde konuştu.

“Tuzla tersaneler bölgesinde kaynakçılar günlük 100 dolar alırken, şimdi 200 dolar talep ediyor”

İTO Başkanı Avdagiç, yetişmiş çalışan sayısındaki yetersizliğe dikkati çekerken, Tuzla tersaneler bölgesindeki kaynakçı sıkıntısını örnek gösterdi. Avdagiç, “Tuzla tersaneler bölgesinde kaynakçılar günlük 100 dolar alırken, şimdi 200 dolar talep ediyor. Artık süreç Uzak Doğu’dan kaynakçı getirme noktasına geldi. Ama biz çocuklarımızı eğitip bu işlere monte edemiyorsak, sistemi gözden geçirmemiz gereken bir durum var demektir. Yeni bakanımız Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla süreci devam ettiriyor. Bence MESEM’leri bugüne kadar yaşanan tecrübelerden olumlu-olumsuz çıktılarını dikkate alarak hızlıca geliştirmeliyiz. Oradan da iyi bir çıktı yakalamamız lazım. Tarihi genlerimizde olan kalfalık, çıraklık yapısını yeniden hayata geçirmeliyiz” dedi.

“Eğitim planlamamızı gözden geçirmeliyiz”

Nitelikli işgücü planlamasında üniversitenin önemli bir konumda yer aldığını belirten Şekib Avdagiç, üniversite konseptinin kendini yenilemesi gerektiğinin altını çizerek, “Eğitim planlamamızı gözden geçirmeliyiz. 81 ilimizin her birinde üniversite var. Bu politikamızı, bölümleri güncellemeliyiz. Evet hekim olmak, mühendis olmak için, hukukçu olmak için üniversite gerekiyor. Ama yazılım sektörü artık 4 yıl tahsil istemiyor. Bazı sertifikalara sahip olup, üzerine de yeni tecrübeleri koyduğunuzda birçok şeyden daha değerli olabiliyor. Örnek veriyorum, bir şef olacaksanız, makul kursları bitirdikten sonra iyi bir şefin yanında yetişmek, 4 yıllık üniversite mezunu olmaktan daha değerli oluyor. ABD ve Avrupa’da da bu eğilim var. Dolayısıyla üniversite konsepti kendini muhakkak yenilemeli” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL

]]>
https://www.haber60.com.tr/ito-baskani-avdagic-gercekci-enflasyonla-korelasyon-icinde-kur-istiyoruz/feed/ 0
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, canlı yayında soruları yanıtladı Açıklaması https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-canli-yayinda-sorulari-yanitladi-aciklamasi/ https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-canli-yayinda-sorulari-yanitladi-aciklamasi/#respond Tue, 30 Jan 2024 22:00:13 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=5494 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Önümüzdeki dönem özellikle dünyadaki konjonktürle de bağlantılı baktığımızda, Türkiye’ye ciddi bir fon akışı, hem finansal anlamda hem de doğrudan yatırımlar anlamında olacağını görüyorum.” dedi.

Yılmaz, Haber Global canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

Gerçek belediyeciliğin halkın taleplerine, beklentilerine karşılık vermek, işine odaklanmak olduğunu belirten Yılmaz, halkın gerçek belediyecilik yapanlar ile belediyeyi kişisel ve ideolojik araç olarak kullananları gayet iyi gördüğünü söyledi.

Yılmaz, Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum’un deprem çalışmalarından sosyal konut çalışmalarına kadar çok başarılı bir geçmişi olduğunu anlatarak, “Sorun çözücü, soruna odaklı bir yaklaşım sergiledi her zaman. İstanbul’un tam da böyle bir yaklaşıma ihtiyacı var. Afetleri, büyük kentsel dönüşüm süreçlerini, dirençli şehirler oluşturmayı konuştuğumuz bir dönemde kafasında başka bir şey olmayan, sadece ve sadece İstanbul’un sorunlarına odaklanmış ve bunlara da somut, gerçekçi çözümler ortaya koyan bir kişiye ihtiyaç vardı diye düşünüyorum ve Murat Kurum’un da bu profile tam anlamıyla uyduğunu düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin afetlere açık bir ülke olduğuna işaret eden Yılmaz, dirençli şehrin, afetlerin risklerini azaltan, toplumu, yapıları, bütün sistemi buna göre kurgulayan şehir anlamına geldiğini ve İBB Başkan adayı Kurum’un programında bunu vurguladığını kaydetti.

Yılmaz, afet risklerini azaltmaya dönük programların hayata geçirilmesi için yerel ile merkezi yönetimin işbirliğine ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, “Merkezi idare, yerel idare demeden aynı hedefe odaklanmamız lazım. Kaynaklarımızı hem politika anlamında, hem finansal kaynaklar, insan kaynakları, altyapı bütün unsurlarıyla işbirliği içinde bu mücadeleyi sürdürmemiz lazım.” diye konuştu.

Metropollerde nüfusu belli ölçüde azaltmaya dönük tedbirlerin önemli olduğunu, ancak özellikle emek yoğun üretimi daha çok Anadolu’ya doğru kaydıracak teşvik politikalarının da çok daha güçlü bir şekilde uygulanması gerektiğini dile getiren Yılmaz, bunun için sadece belli sınırlar içinde değil, bütün coğrafyayı düşünen bütüncül politikalara ihtiyaç olduğunu söyledi.

Yılmaz, yerel seçimlerde vatandaşın, daha derli toplu, ne yaptığını bilen, planı, programı olanlardan ve hizmet odaklı anlayıştan yana olacağını belirterek, muhalefet belediyeciliğine karşı AK Parti belediyeciliğinin seçimlerden çok daha güçlü şekilde çıkacağına inandığını ifade etti.

“Esas olan kendi paramızdan mevduatın tutulmasıdır”

Ekonomideki güncellenmiş politikalarla öngörülebilirliğin arttığını ve bunun sahaya çok hızlı yansıyan sonuçları olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Artan Merkez Bankası rezervi, azalan cari açık, azalan bütçe açığı, bütün bunlar risklerimizi azaltmış durumda. Dolayısıyla CDS dediğimiz risk primimiz düşmüş durumda. Bu da dış borçlanmada Türkiye’yi daha avantajlı; kamusuyla, özel sektörüyle, daha az maliyetle borçlanır hale getiriyor. Kredi derecelendirme kuruluşları da istediğimiz hızda olmasa bile olumlu yönde açıklamalar yapmaya başladılar. Bu giderek daha da iyi noktaya gidecektir.” diye konuştu.

Türk lirasının güçlendiğini, ciddi bir büyüklüğe ulaşan Kur Korumalı Mevduat’ta da (KKM) ciddi bir çözülme olduğunu anlatan Yılmaz, Merkez Bankasının izlediği politikalarla, yapılan düzenlemelerle, finansal piyasalarda istikrarsızlığa yol açmadan, kademeli şekilde KKM’den çıkıldığını, döviz hesaplarında gelişme olmadığını, Türk lirası mevduatın ise arttığını belirtti.

Yılmaz, bunun olumlu bir durum olduğunu söyleyerek, “Esas olan kendi paramızdan mevduatın tutulmasıdır.” dedi.

Yatırım ortamının iyileştirilmesinin yurt içi ve dışındaki yatırımcı için fırsat oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, “Dolayısıyla önümüzdeki dönem biz çok daha fazla doğrudan uluslararası yatırım bekliyoruz. Belli bir fon akışı oldu ama daha uzun vadeli yatırımlar bir süre daha belki politikalarımıza bakıyorlar, hazırlıklarını yapıyorlar. Önümüzdeki dönem özellikle dünyadaki konjonktürle de bağlantılı baktığımızda, Türkiye’ye ciddi bir fon akışı, hem finansal anlamda hem de doğrudan yatırımlar anlamında olacağını görüyorum.” şeklinde konuştu.

“Amacımız hem enflasyonu hem faizleri uzun vadede tek haneli rakamlara düşürmek”

Enflasyondaki gelişmeler olumlu yönde seyrettikçe Türkiye’nin daha farklı bir döneme doğru gideceğini, enflasyonla mücadelede zorlukları ortadan kaldırmanın biraz zaman aldığını dile getiren Yılmaz, “Doğru bir rotaya girdiyseniz, doğru bir hedefe doğru yürüyorsanız her geçen süre sizi hedefinize daha çok yaklaştıracaktır. Dolayısıyla amacımız hem enflasyonu hem faizleri uzun vadede tek haneli rakamlara düşürmek ve bu yönde de bütün araçları, enstrümanları kararlı bir şekilde kullanıyoruz. Bir taraftan Merkez Bankamız araç bağımsızlığı çerçevesinde kendi kararlarını alıyor. Bir taraftan maliye politikamızla biz bunu bütünlüyoruz. Diğer taraftan da üçüncü bir ayağı var bunun; yapısal reformlar.” dedi.

Yılmaz, enflasyonda, yıl ortasından itibaren yıllık bazda, belirgin şekilde düşüş görüleceğini anlatarak, “2025 ise çok daha net bir şekilde bu mücadelenin sonuçlarını gördüğümüz bir yıl olacak. Orta Vadeli Programda yüzde 15 civarında bir beklentimiz var. 2026’da ise asıl hedefimize ulaşacağız. O da tek haneli enflasyon. Türkiye geçmişte başardı. Önümüzdeki dönemde para politikaları, maliye politikaları, yapısal reformlar, etkin bir koordinasyon, kararlı bir tutumla 2026 perspektifinde enflasyonda tek haneyi yeniden yakalayacağız.” diye konuştu.

Kripto paraya ilişkin düzenleme

Kripto paralara ilişkin düzenleme ihtiyacının tüm dünyada hissedildiğini, Türkiye’nin de bu çerçevede düzenleme yapacağını belirten Yılmaz, “Kurumları yetkilendiren, gelişmelere göre nasıl pozisyon alacaklarına ilişkin kanuni bir altyapı oluşturan çerçeve bir düzenleme olacaktır. Bu gri liste açısından da önemli. Gri listede belli şartlar var, ülkelerin karşılaması gereken. Bütün yasal şartları tamamlamış durumdayız. Bir tek bu eksik kalmıştı. Bunu yaptığımız zaman o liste anlamında da olumlu bir adım atmış olacağız.” dedi.

Yılmaz, kayıt dışılıkla mücadelenin sosyal adalet ve haksız rekabeti önlemek açısından önemli olduğunun altını çizerek, özellikle dijitalleşmenin sağladığı imkanlar ve yapay zekayla daha fazla veriye ve risk analizlerine dayalı bir denetim sistemine doğru geçiş yapacaklarını kaydetti.

Türkiye’nin uzay programı açısından 10 yıllık eylem planı yaptığını ve bunu adım adım hayata geçirdiğini belirten Yılmaz, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bu alanda aşamalı olarak çok farklı yerlere geleceğini ve Türkiye Yüzyılı’nda uzayda da varlığını bütün dünya ülkeleri arasında hissettiren ülkelerden biri haline geleceğini söyledi.

“Elimizdeki tüm imkanlarla depremzedelerimizin yanındayız”

Yılmaz, 6 Şubat depremlerinin ardından kalıcı konutlar inşa etmek, altyapıyı rehabilite etmek ve bölgeyi sosyoekonomik açıdan yeniden canlandırmak için çalıştıklarını dile getirerek, konutlarla ilgili kura çekimlerinin şubat ayında başlayacağını ve sürecin devam edeceğini kaydetti.

Deprem bölgesindeki vatandaşlar için fedakarca çalışmaya devam edeceklerini ifade eden Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Elimizdeki tüm imkanlarla depremzedelerimizin yanındayız. Bütçede çok dikkat ediyoruz, çok disiplinli davranıyoruz ama bir konuda hiçbir şekilde kaynak problemimiz yok, o da deprem bölgesi hususunda. Yeter ki teknik çalışmalarımız tamamlansın. Hemen kaynak ayırıyoruz ve gereği neyse hemen yapmaya çalışıyoruz ama kolay değil. Bu tür büyük bir alanda, ihaleler, inşaatlar, teknik süreçler, projelendirmeler, bir rezerv alanda konut yapıyorsunuz diyelim. Oraya yol götüreceksiniz, doğal gaz bağlayacaksınız, elektrik götüreceksiniz, sosyal donatılar yapacaksınız, bütün bu unsurlarıyla planlamak durumundasınız. Dolayısıyla bunu başarıyor Türkiye. Gelişmiş dediğimiz bazı ülkelerde bile afetlerden sonra ne kadar uzun süre rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü biliyoruz. Türkiye bu alanda iyi bir performans ortaya koyuyor. Ağırlıklı yükümüz 2024’te, 2024’te büyük oranda toparlamış olacağız. 2025-2026’da da azalan oranlarda kalan eksiklerimizi tamamlayacağız inşallah ve Türkiye bu depremin yaralarını sarmış olacak.”

“İnsanlık vicdanı Filistinlilerden yana”

Gazze’de bütün insanlığın gözü önünde masum çocuklar, kadınlar, hastalar, mülteciler ve gazetecilerin katledildiğini hatırlatan Yılmaz, dünyada bazı ülkelerin hala bu politikanın yanında durduğunu, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, bu konuda tavrını çok net ortaya koyduğunu, ilk andan itibaren mazlum Filistinlilerin yanında olup, yüksek sesle hakikati haykırdığını söyledi.

Yılmaz, bir an önce ateşkesin sağlanması ve katliamların kalıcı şekilde durması gerektiğini vurgulayarak, 1967 sınırları çerçevesinde egemen, bağımsız, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti kurulmadığı sürece sorunun çözülemeyeceğini kaydetti.

Türkiye’nin bu konuda garantörlük dahil olmak üzere ne gerekirse yapmaya hazır olduğunu vurgulayan Yılmaz, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı “soykırım” suçlamasıyla dava açtığını anımsattı.

Yılmaz, şöyle devam etti:

“Şu anda bir hesap verme sürecine İsrail yönetimi girmiş durumda. İnsanlık bir imtihandan geçiyor. Çok şükür insanlığın çoğu sokaklara baktığınızda Birleşmiş Milletlerdeki oylamalara baktığınızda insanlık vicdanı Filistin’den yana, Filistinlilerden yana ama maalesef dünyadaki güç yapılanması ve uluslararası kurumların zaafı nedeniyle bu acı hadiseler devam ediyor. Burada da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya 5’ten büyüktür’ mottosunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk.”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye’nin her zaman haklının ve mazlumun yanında olduğunu ve er geç Filistin’in kazanacağına inandığını kaydetti.

]]>
https://www.haber60.com.tr/cumhurbaskani-yardimcisi-yilmaz-canli-yayinda-sorulari-yanitladi-aciklamasi/feed/ 0
Garanti Bankası 2023 Yılında 86 Milyar TL Net Kar Elde Etti https://www.haber60.com.tr/garanti-bankasi-2023-yilinda-86-milyar-tl-net-kar-elde-etti/ https://www.haber60.com.tr/garanti-bankasi-2023-yilinda-86-milyar-tl-net-kar-elde-etti/#respond Tue, 30 Jan 2024 06:57:03 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=5396 Türkiye Garanti Bankası, finansal tablolarını açıkladı. Bankanın konsolide finansal tablolarına göre, 2023 yılı net karı 86 milyar 907 milyon 216 bin TL oldu. Bankanın aktif büyüklüğü 2 trilyon 201 milyar 713 milyon 095 bin TL seviyesinde gerçekleşirken, ekonomiye nakdi ve gayri nakdi krediler aracılığıyla sağladığı destek ise 1 trilyon 613 milyar 753 milyon 675 bin TL oldu.

Türkiye Garanti Bankası A.Ş., 31 Aralık 2023 tarihli finansal tablolarını açıkladı. Bankanın konsolide finansal tablolarına göre, 2023 yılı net karı 86 milyar 907 milyon 216 bin TL oldu. Aktif büyüklüğü 2 trilyon 201 milyar 713 milyon 095 bin TL seviyesinde gerçekleşirken, ekonomiye nakdi ve gayri nakdi krediler aracılığıyla sağladığı destek ise 1 trilyon 613 milyar 753 milyon 675 bin TL oldu. Fonlama bazını dinamik bir şekilde yöneten Garanti BBVA’nın fonlama kaynakları içindeki en büyük ağırlığı yüzde 73 ile müşteri mevduatları oluşturmaya devam etti. Müşteri mevduat tabanı 2023 yılında yüzde 77 büyüme ile 1 trilyon 602 milyar 608 milyon 112 bin TL oldu. Bankanın sermaye yeterlilik oranı yüzde 16.5, özkaynak karlılığı yüzde 44.5, aktif karlılığı ise yüzde 4.9 seviyelerinde gerçekleşti.

Konuyla ilgili bilgi veren Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “2023 yılı, Mayıs seçimleri öncesi ve sonrası olarak ayrışan, iki farklı ekonomik politikanın uygulandığı bir yıl oldu. Her iki dönemde de bankacılık sektörünün rotasını makro-ihtiyatı önlemler ve regülasyonlar belirlerken, kur korumalı mevduat bankaların temel odak noktası halindeydi. Seçime kadar kur korumalı mevduata geçiş, seçim sonrasında ise kur korumalı mevduattan Türk Lirası mevduata dönüş sektörün ana gündemiydi. Ancak, bankalar bu iki farklı dünyaya kendilerini hızlıca adapte etmeyi başardı. Bununla birlikte karlılık ve marj yönetimi sektörde temel sorun olarak devam etti. Sermaye getirileri, geçtiğimiz son birkaç yılda olduğu gibi enflasyonun ve diğer sektör sermaye getirilerinin oldukça altında kaldı. 2023, sorunlu kredilerde son dönemlerin en düşük artışına sahne oldu. Ancak yılın ikinci yarısında belirgin bir dengelenme görülmeye başladı ve 2024 risk maliyetlerinin de normalleştiği bir yıl olacak.” dedi.

Baştuğ sözlerine şöyle devam etti: “Seçim sonrasında politika değişimi ile yaşanan sadeleşme, KKM bakiyesinin düşmesi, kur ve faizin öngörülebilirliği, kredi derecelendirme kurumlarından gelen pozitif adımlar ve normalleşmeye başlayan ülke risk primi ile artan yabancı ilgisi 2023 yılının son döneminde olumlu faktörler olarak öne çıktı. Mart ayındaki yerel seçimden sonraki dört yıl boyunca ülkede bir seçim olmayışı enflasyonla mücadeleye yönelik politikaların uygulanmaya devam edeceğine dair beklentimizi destekliyor.”

Baştuğ bilanço büyümelerinin bundan sonra dijitalleşmeyle de şekilleneceğini vurgulayarak, “Ulaştığımız hacimsel ve adetsel büyüklüklerde dijitalleşmenin önemli bir katkısı var. Şubelerimizde yetkin çalışma arkadaşlarımız her geçen gün daha nitelikli ve danışman yönlerini daha fazla ortaya koyan hizmetler sunarken, kitle yönetimi ve operasyonel işlemler yapay zeka teknolojileri ekseninde yürütülüyor. Garanti BBVA olarak bugün makine öğrenmesinden derin öğrenmeye çok farklı algoritmalarla kurulmuş, pazarlama ve satış, fiyatlama, fraud, kredi değerlendirme, müşteri memnuniyeti gibi alanlarda yüzlerce modelimiz bulunuyor. Önümüzdeki dönemde ise üretken yapay zeka teknolojisi hayatımızda olacak. Mevcut verileri analiz etmenin ötesinde, yeni veri üreterek yeni içerik ortaya koyabilen üretken yapay zeka ile daha geniş bir müşteri tabanına daha yüksek kalitede hizmet sunabileceğiz. Hedefimiz; mobil uygulamamız içerisinde yer alan akıllı asistanımızı, müşterilerimizin ihtiyacını anlayan ve onları proaktif önerilerle yönlendiren, kişisel bir asistana dönüştürmek. Aynı zamanda çalışma arkadaşlarımızın ve yeni yeteneklerin mutlu ve üyesi olmaktan gurur duydukları kurum olmaya devam ederek, müşteri mutluluğunu çok daha yükseğe taşımak” ifadelerini kullandı.

Baştuğ, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yaşına tanıklık eden şanslı bir kitle olduğumuzu hatırlatarak sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye Cumhuriyeti gayri safi milli hasılası 1 trilyon doları bulan ülkeler arasına girdi. Cumhuriyet’in değerlerinden ilham alan en büyük özel sektör bankalarından biri olarak ekonomik ve toplumsal kalkınma için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Bizi bu yolculukta destekleyen ve bize güvenen, başta müşterilerimiz olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum.” – İSTANBUL

]]>
https://www.haber60.com.tr/garanti-bankasi-2023-yilinda-86-milyar-tl-net-kar-elde-etti/feed/ 0
Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Çakar, ekonomi ve bankacılık sektöründeki gelişmeleri değerlendirdi: (2) https://www.haber60.com.tr/turkiye-bankalar-birligi-baskani-cakar-ekonomi-ve-bankacilik-sektorundeki-gelismeleri-degerlendirdi-2/ https://www.haber60.com.tr/turkiye-bankalar-birligi-baskani-cakar-ekonomi-ve-bankacilik-sektorundeki-gelismeleri-degerlendirdi-2/#respond Wed, 24 Jan 2024 07:00:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=4767 Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Çakar, TL’nin çok cazip bir ürün olduğunu, dövize yatırım yapmanın önümüzdeki dönem itibarıyla TL’den daha fazla getiri sağlamayacağı konusunda genel bir kanaatin oluşmaya başladığını belirterek, “2025 yılında TL’nin tekrar olağan mekanizmasına, mecrasına döndüğünü göreceğiz.” dedi.

Çakar, Ziraat Bankasının İstanbul Finans Merkezi’ndeki genel müdürlük binasında düzenlenen toplantıda, ekonomi ve bankacılık sektöründeki gelişmeleri değerlendirdi, 2024’e ilişkin beklentilerini paylaştı.

Türk bankacılık sektörünün büyüklüğünün 23,5 trilyon lira olduğunu, bunun 2,5 trilyon lirasının öz kaynak, 4,5 trilyon lirasının mevduat dışı kaynak, 15 trilyon lirasının da mevduattan oluştuğunu bildiren Çakar, Türk bankacılık sektörünün çok sağlam bilançoya sahip olduğunu vurguladı.

Kur korumalı mevduat (KKM) hariç Aralık 2022’de TL mevduatın toplam mevduat içerisindeki payının yüzde 38 olduğunu, yüzde 33 seviyelerine inmesinden sonra Haziran 2023’ten bu yana 9 puanlık artış kaydedildiğini, bugün itibarıyla da yüzde 42 seviyesinde bulunduğunu aktaran Çakar, TL’ye dönüş noktasında net bir iyileşme gördüklerini ifade etti.

Yabancı paranın toplam mevduat içerisindeki payının Aralık 2022’de yüzde 46 iken, bugün itibarıyla yüzde 40’a düştüğünü bildiren Çakar, şunları kaydetti:

“KKM ve dövizden dönüşümlü kur korumalı mevduat (DDM) toplamı bugün itibarıyla 88-89 milyar dolara düştü. Bir ara 3,4 trilyon lira, yani 126 milyar dolara kadar çıkmıştı. Bugün itibarıyla payı yüzde 16,8’e düştü. TL KKM’nin toplam mevduat içerisindeki payı yüzde 5’e düştü. Muhtemelen bu ay sonu ya da gelecek ay TL KKM bitmiş olur. Halihazırda DDM’nin yüzde 15-20’si standart TL mevduata geçiyor. Merkez Bankası; kur üzerindeki baskı, rezerv hususları dikkate alındığında DDM’nin hemen hızlı bir şekilde bitmesini istemiyor. 2025 yılında DDM’yi konuşmuyor olacağız. DDM tedrici olarak yavaş yavaş azalarak gündemimizden çıkacaktır.

2025 yılında TL’nin tekrar olağan mekanizmasına, mecrasına döndüğünü göreceğiz. Bugün itibarıyla TL çok cazip bir üründür, iyi kazandıran bir üründür. TL, şu anda doğru bir enstrümandır ve çok cazip noktada. Şu anda 2024 yılında TL, en doğru enstrüman gibi gözüküyor.”

Sektörün likit varlıklarının 5 trilyon lira civarında olduğunu belirten Çakar, likit varlıkların bu kadar yüksek olmasının temelinde zorunlu karşılıkların olduğunu, zorunlu karşılıkların banka bilançolarının yüzde 15-16’sına tekabül ettiğini söyledi.

Çakar, “Zorunlu karşılıklar, bankacılık sektörü için net bir maliyettir. Maliyet vererek, faiz vererek aldığımız mevduatı şu anda Merkez Bankasında zorunlu karşılık tuttuğumuzda herhangi bir faiz almıyoruz. Zorunlu karşılıklarda en azından bir miktar faiz verilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü zorunlu karşılık olarak tutulan miktarın payı artmış durumdadır. Bu konudaki talebimizi de ısrarla iletiyoruz. O konudaki müzakerelerimiz devam ediyor.” diye konuştu.

Çakar, sektörün enflasyona endeksli kağıtlara iştahının kalmadığını, daha çok sabit faizli kağıtlar istediğini de ifade etti.

Kredi kartlarında düzenleme beklentisi

Geçen yıl kredilerin 11,6 trilyon lira olarak şekillendiğini, 12 aylık değişime bakıldığında kredilerdeki büyümenin 2023 sonunda yüzde 54 olduğunu ifade eden Çakar, “Kredilerde Haziran 2023’te büyüme oranı yüzde 59’du. Yılın ikinci yarısında kredilerde bir yavaşlama söz konusu. Bu özellikle TL kredilerde net olarak görülüyor.” dedi.

Ayrışan tek kalemin kredi kartı olduğuna işaret eden Çakar, “Kredi kartları harcamalarındaki artış göze çarpmaktadır. Kredi kartı harcamalarına ilişkin enflasyon etkisini de yönetmek adına burada bir düzenleme olabileceği kanaatindeyim. Bunun birkaç tane yöntemi var; faiz oranı, taksit sınırlaması ya da kişinin harcayabileceği tutar konusu… Bu konuda bir aksiyon alınacağı kanaatindeyim.” diye konuştu.

Çakar, 2023’te KOBİ, ihracat, imalat sanayisi ve tarım kredilerinin payında artış olduğunu vurgulayarak, konut kredilerinin düştüğünü, taşıt ve ihtiyaç kredilerinin yatay bir seyir aldığını, kredi kartlarının çok ciddi bir artış eğilimi içerisinde olduğunu gördüklerini söyledi.

Aktif kalitesinde oranın bugün itibarıyla 1,65 olduğunu bildiren Çakar, takipteki kredi oranının makul ve yönetilebilir düzeyde olduğunu kaydetti.

Çakar, “Parasal sıkılaşma ve finansman maliyetleri dikkate alındığında önümüzdeki dönemde takip oranlarının bir miktar artacağını söyleyebiliriz. Bu, asla kredi kalitesinin çok bozulduğu ve bozulacağı anlamına gelmiyor. Bankacılık sektöründeki aktif kalitesi asla bozulmayacak ama makul bir artış olacak. Çok negatif bir durum beklemiyorum.” diye konuştu.

“Bilanço sağlığını koruma noktasında bir zafiyet yok”

TBB Yönetim Kurulu Başkanı Çakar, sektörün, tahsili gecikmiş alacaklar için yüzde 80 oranında özel karşılık ayırdığını belirterek, “Yakın izlemede, yani ikinci grupta sınıflandırılan krediler için ise yüzde 32 civarında karşılık ayırmış durumdayız. Tecrübemiz yakın izlemedeki, yani ikinci gruptaki kredilerin yüzde 20’sinin takibe gittiği yönündedir ama sektör yüzde 32 oranında karşılık ayırmış durumda. Bu anlamda bilanço sağlığını koruma noktasında bir zafiyet yok.” dedi.

Türk bankacılık sektöründe yapılandırılmış kredi tutarının 503 milyar lira olduğunu, bunun da toplam kredilerin yüzde 5’ine tekabül ettiğini bildiren Çakar, kredi kalitesine bakıldığında, takip oranının bir miktar artacağını, bunun yönetilebilir durumda olduğunu, bilanço itibarıyla da baskı yaratacak bir durumda bulunmadığını söyledi.

“Finansal erişim noktasında sorun yok”

Finansal erişim noktasında sıkıntı olmadığını, özellikle TL tarafında KKM ve kredi talebinde yaşanan yavaşlama dolayısıyla TL likiditede artış yaşandığını dile getiren Çakar, şunları kaydetti:

“Son zamanlarda yabancı para kredi konusunda talep var. Firmalarımız yabancı para kredi kullanıyor. Döviz kazandırıcı geliri olana döviz kredisi verebiliyoruz. Çok doğru bir düzenleme. Finansal erişim noktasında sorun yok. Bu finansman maliyetleri, yatırımı zorlaştıran finansman maliyetleridir ama biz bir geçiş aşamasındayız. Yatırım yapacak olan müşterilerimizin bugünden itibaren fizibilitelerini, altyapılarını, hazırlıklarını doğru yapmaları önemlidir. Yılın ikinci yarısı itibarıyla faiz eğrisi aşağı yönlü olacak, değişken faizli olarak önümüzdeki dönem itibarıyla yatırım kararlarını almaya başlayabilirler. Bu yılın sonu ve gelecek yılın başı itibarıyla da çok rahat yatırım yapılabilir bir dönem yakalayacağız inşallah.”

Türkiye’nin büyümesinin finansmanını bankacılık sektörünün yaptığını, yüzde 35-40 civarındaki kredi büyümesinin Türk bankacılık sektörü için normal olduğunu belirten Çakar, 2025’te faizlerin aşağı yönlü olacağını söyledi.

Sektörde sermaye yeterlilik oranının yüzde 18 civarında olduğunu hatırlatan Çakar, bir soru üzerine, enflasyon muhasebesi uygulandığında bankaların sermaye yeterlilik rasyolarına 100 baz puanlık olumlu katkıda bulunacağını ifade etti.

“Makroihtiyatı tedbirlerin önümüzdeki dönem itibarıyla kademeli olarak kaldırılacağını düşünüyorum”

Bugün itibarıyla sermaye anlamında sıkıntıda olan bir banka bulunmadığını vurgulayan Çakar, Merkez Bankasının makroihtiyatı tedbirlerinin önümüzdeki dönem itibarıyla kaldırılacağını düşündüğünü kaydetti.

Çakar, “Makroihtiyati tedbirlerin 2025 yılında gündemimizde olmayacağını düşünüyorum. Bunun takvimini belirleyecek olan Merkez Bankası rezervleri, uluslararası konjonktür, enflasyonun durumudur. Rezerv kompozisyonu, önümüzdeki dönem itibarıyla makroihtiyati tedbirlerin kaldırılması, normalleştirilmesi ve sadeleştirilmesi konusunda belirleyici olacak. Artık piyasada hayat normalleşiyor. Bizim gündemimiz artık iş olmalı. Yılın ikinci yarısı itibarıyla Türk bankacılık sektöründeki gündemin artık müşteri, iş, bilanço, proje olacağını düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

Bireylerin döviz talebinin normal seyrinde olduğunu belirten Çakar, düşük faiz ortamında şirket bilançolarının çok iyileştiğini, o dönem bazı firmaların da yeniden yapılandırma ile ülke ekonomisine kazandırıldığını söyledi.

Futbol kulüplerinin borçlarının yapılandırılmasına ilişkin bir soru üzerine Çakar, yapılandırmanın devam ettiğini, şimdiye kadar taksitleri aldıklarını bildirdi. Çakar, “Bazı kulüplerde borçların tamamının neredeyse ödenmesi noktasına gelmiş durumdayız. Futbol kulüplerinden paramızın tahsilinde sorun yaşanmasını öngörmüyoruz.” dedi.

“Enflasyonun üzerinde bir kur beklentisi olmayacak”

Alpaslan Çakar, yaptırımlara ilişkin görüşmelerinin olup olmadığının sorulması üzerine, bankacılık sektöründe uyum mekanizmasının çok iyi olduğunu vurgulayarak, “Türk bankacılık sistemindeki tüm bankalar bu kural setine uygun hareket ediyor. Tamamen uluslararası normlarla tam entegre hareket ediliyor. Uluslararası normlara muhalif bir pozisyon alma durumu hiçbir zaman söz konusu olmadı.” diye konuştu.

Rusya- Ukrayna Savaşı’nın etkilerinin uzun süre devam edeceğini düşündüğünü ifade eden Çakar, “Onun için ülkeler arası ticari ilişkileri korumak önemli ama kural seti içerisinde hareket edeceğiz.” dedi.

Çakar, TL’nin cazip olmasıyla ilgili, “TL niye cazip? Çünkü dövize yatırım yapmanın önümüzdeki dönem itibarıyla TL’den daha fazla getiri sağlamayacağı konusunda genel bir kanaat oluşmaya başladı. Yani enflasyonun üzerinde bir kur artışı beklentisi olmayacak. Borsa çok ciddi bir yatırım aracı. TL cinsinden faiz oranı, doğru bir alternatif olmaya başladı.” değerlendirmesinde bulundu.

“Ziraat Bankası olarak dijital banka kuruyoruz”

TBB Yönetim Kurulu Başkanı Çakar, öz sermaye karlılığının yüzde 30 civarında olacağını öngördüklerini belirterek, enflasyona endeksli kağıtlar dolayısıyla karlılıkta özellikle ilk yarı itibarıyla azalma olacağını, vade yapısı nedeniyle faiz giderleri artarken kredi gelirlerinin eş oranlı artmadığını, bunun ilk yarıda karlılıklar üzerinde bir baskı yaratacağını söyledi.

Finansal kapsayıcılığın iyi olduğunu, henüz bankacılık sektörüyle tanışması gereken yüzde 10-15 civarında müşteri kitlesi bulunduğunu, bunun ciddi bir potansiyel oluşturduğunu, bu kesimin de finansal sisteme katılmasıyla bilanço büyüklüklerinin daha da artacağını vurgulayan Çakar, dijital bankacılığın önemine işaret etti.

Çakar, “Ziraat Bankası olarak şimdi dijital banka kuruyoruz. Faaliyet iznini inşallah kısa zaman içerisinde alacağız. Belli bir noktaya kadar geldi. Yazılımı bitirdik. Kuruluş izni almıştık. BDDK denetimleri başlayacak.” dedi.

Aralık 2023’te uzaktan müşteri ediniminin şubeden müşteri edinimini geçtiğini aktaran Çakar, Ziraat Bankasında 15 milyon müşterinin internet ve mobil bankacılığı kullandığını söyledi. Çakar, banka müşterilerinin yüzde 7’sinin şube kapısından içeri girdiğini belirtti.

Çakar, Ziraat Bankası olarak tarımsal kredilerde 450 milyar liraya ve 1 milyon müşteriye ulaştıklarını bildirdi.

(Bitti)

]]>
https://www.haber60.com.tr/turkiye-bankalar-birligi-baskani-cakar-ekonomi-ve-bankacilik-sektorundeki-gelismeleri-degerlendirdi-2/feed/ 0
Gençlerbirliği Kulübü Başkanı Niyazi Akdaş İstifa Etti https://www.haber60.com.tr/genclerbirligi-kulubu-baskani-niyazi-akdas-istifa-etti/ https://www.haber60.com.tr/genclerbirligi-kulubu-baskani-niyazi-akdas-istifa-etti/#respond Mon, 22 Jan 2024 21:06:16 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=4539 Gençlerbirliği Kulübü Başkanı Niyazi Akdaş, görevinden istifa ettiğini duyurdu.

Akdaş, yaptığı yazılı açıklamada, “11 Ocak itibarıyla başkanlık görevimden istifa etmiş bulunuyorum. Ancak yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımın ricasıyla kararımı açıklamayı Sakaryaspor maçı sonrasına bırakmıştım. Bugün itibarıyla saygılarımla kamuoyunun bilgisine sunarım.” ifadelerini kullandı.

Kırmızı-siyahlı kulüpte başkanlık görevine ilk olarak 10 Haziran 2021’de seçilen Akdaş, yönetim kuruluna da istifaya ilişkin yazılı açıklama gönderdi. Söz konusu metinde kulübü büyük bir borç yüküyle Murat Cavcav’dan devraldığını vurgulayan Akdaş, şöyle devam etti:

“Gençlerbirliği Kulübü başkanlık görevim sırasında borçları ödeyebilmek için birkaç genel kurul yaparak yeni atanan üyelerden katkı bekledim. Maalesef beklediğim maddi katkıyı alamadım. Bilindiği gibi 31 Temmuz 2022’de başkanlığı Sayın Talip Çankırı’ya devrettim. O yönetimin de seçimli olağanüstü kongre kararı almasının ardından delegelerimizin ısrarı üzerine kulübümüze kayyum atanmasını engellemek için başkanlığa tekrar aday oldum. Belki de aday olmamam en doğru karardı ama kulübüme olan sevdam beni böyle yönlendirdi. 25 Eylül 2022’de yapılan kongrede katılan delegelerin büyük çoğunluğuyla tekrar seçildim.”

Akdaş, büyük maddi ve manevi çabalarla kırmızı-siyahlı kulübü son iki sezonda Trendyol 1. Lig’de tutmayı başardıklarına işaret ederek, “Eski borçların büyük bir kısmını ödeyebildik. Şirketleşme vaadiyle 14 Ekim 2023 tarihli kongremizde Sayın Cantürk Alagöz ile birleşme kararı aldık ve ortak bir yönetim kurulu oluşturduk. Sayın Alagöz’e bu dönem verdiği katkılar için bir kez daha teşekkür ederim. Kulübümüzün üst sıradaki takımlarla çok az puan farkı var. Kariyer hayatım süresince, kendime her zaman büyük hedefler koydum ve şükürler olsun hepsini birer birer de gerçekleştirebildim. Ne yazık ki hayatımda ilk defa kulübümde koyduğum hedefin, gelinen nokta ile bağdaşmadığı gerçeğini büyük bir üzüntüyle görüyorum. Maddi olarak hayal ettiklerimizi maalesef gerçekleştiremediğimiz bir noktadayız. Her geçen gün öngörülemez bir şekilde artan giderler ve kur artışları tüm uğraşlarımıza rağmen artık içinden çıkılamaz bir hal almıştır.” değerlendirmesinde bulundu.

“Başkanlığım süresince kulübümüzün menfaatlerini her şeyin üstünde tuttum”

“Ailem ve yakınlarım bilirler ki Gençlerbirliği sevdam tartışmaya açık değildir.” ifadelerini kullanan Akdaş, şunları kaydetti:

“Başkanlığım süresince kulübümüzün menfaatlerini her şeyin üstünde tuttum. İyi niyet, çaba ve fedakarlık anlayışı ile kulübümüzü ancak bu noktaya kadar getirebildim. Son olarak yine üzerime düşen görevi yapmak adına, kulübümüzün menfaatleri doğrultusunda ‘sürdürülebilirliğinin sağlanması’ için şu an hemen hemen tüm kulüplerin başvurduğu bir yöntem olan ‘şirketleşme’ yolunda adım atmak amacıyla delegelerimize genel kurul çağrısında bulunduk. Çünkü günümüzde futbol kulüplerinin idari ve mali yapılarının profesyonel ve bütünlük içinde yönetilmesi, gelirleri artırıcı bir kurumsal yapıya kavuşması, dinamik bir işleyişe sahip olması şirketleşmeyle elde edilebilecek kazanımlardır. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki geçmiş genel kurullarda söz verdiğim gibi kulübe yaklaşık 2000 çalışanımdan bir çalışanımı dahi kaydettirmedim.”

Akdaş, şirketleşme gündemiyle yapılması planlanan genel kurulda toplantı yeter sayısına ulaşılamadığını hatırlatarak, “Bu nedenle de Sayın Alagöz, kulübümüzle alakasını kesmiştir. Çoğunluk sağlanmaması adına genel kurula girmeyip dışarda bekleyen delege arkadaşlarımızın ve defalarca arandıkları halde genel kurulumuza katılmayan delegelerimizin yaptıkları bu davranışların kulübümüzün yararına olup olmadığını onların vicdanlarına bırakıyorum. Gelinen noktada hem maddi hem manevi olarak ciddi anlamda yıpranmış biri olarak Gençlerbirliği Spor Kulübüne, Gençlerbirliği taraftarına, içinde bulunduğum camiaya ve aileme, sağlığıma daha fazla zarar gelmemesi için an itibarıyla başkanlık görevimden istifa ettiğimi bildirmek istiyorum. Gençlerbirliği’ne olan sevgim ve sevdam hayatımın sonuna kadar yaşayacaktır. Hakkınızı helal edin. Bu arada istemeyerek de olsa kırdığım, üzdüğüm kişiler varsa hepsinden özür diliyorum. Bize verilen bu kıymetli görevi yönetimimle birlikte yerine getirdiğimiz kanaatindeyim. Bizden sonra gelecek arkadaşlarımızın, devrettiğimiz noktadan bayrağı daha da yukarıya taşıyacağına olan inancım tamdır.” şeklinde görüş belirtti.

]]>
https://www.haber60.com.tr/genclerbirligi-kulubu-baskani-niyazi-akdas-istifa-etti/feed/ 0
Gençlerbirliği Başkanı Niyazi Akdaş Görevini Bıraktı https://www.haber60.com.tr/genclerbirligi-baskani-niyazi-akdas-gorevini-birakti/ https://www.haber60.com.tr/genclerbirligi-baskani-niyazi-akdas-gorevini-birakti/#respond Mon, 22 Jan 2024 09:21:17 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=4533 Trendyol 1. Lig ekiplerinden Gençlerbirliği’nin başkanı Niyazi Akdaş görevini bıraktığını duyurdu.

Trendyol 1. Lig’in başkent temsilcisi Gençlerbirliği’nde Başkan Niyazi Akdaş, yapılan genel kurulda kulübün şirketleşme kararının alınmaması ve maddi sıkıntılar nedeniyle istifa kararı aldı. Yönetim kurulu üyelerinin ricası üzerine istifa kararını Trendyol 1. Lig’in 19. haftasında Sakarya spor müsabakası sonrasına bıraktığını belirten Akdaş, şu ifadeleri kullandı:

“10 Haziran 2021 tarihinde büyük bir borç yükü ile Murat Cavcav’dan devraldığım Gençlerbirliği Spor Kulübü başkanlık görevim sırasında borçları ödeyebilmek için birkaç genel kurul yaparak yeni atanan üyelerden katkı bekledim. Maalesef beklediğim maddi katkıyı alamadım. Bilindiği gibi 31 Temmuz 2022 tarihinde başkanlığı Talip Çankırı’ya devrettim. O yönetimin de seçimli olağanüstü kongre kararı almasının ardından, delegelerimizin ısrarı üzerine Kulübümüze kayyum atanmasını engellemek için başkanlığa tekrar aday oldum. Belki de aday olmamam en doğru karardı ama Kulübüme olan sevdam beni böyle yönlendirdi. 25 Eylül 2022 tarihinde yapılan Kongre’de katılan delegelerin büyük bir çoğunluğu ile tekrar seçildim. Son iki sezon büyük maddi ve manevi çabalarla kulübümüzü 1. Ligde tutmakta başarılı olduk. Eski borçların büyük bir kısmını ödeyebildik. Şirketleşme vaadiyle 14 Ekim 2023 tarihli kongremizde Cantürk Alagöz ile birleşme kararı aldık ve ortak bir Yönetim Kurulu oluşturduk. Alagöz’e bu dönem verdiği katkılar için bir kere daha teşekkür ederim. Kulübümüz bugün itibariyle 27 puana sahiptir ve üst sıradaki takımlarla çok az puan farkı vardır. Kariyer hayatım süresince, kendime her zaman büyük hedefler koydum ve şükürler olsun hepsini birer birer de gerçekleştirebildim. Ne yazık ki hayatımda ilk defa Kulübüm de koyduğum hedefin gelinen nokta ile bağdaşmadığı gerçeğini büyük bir üzüntü ile görüyorum. Bu sezon Gençlerbirliği Spor Kulübü’nde büyük hedefler koyduğumuz 1. Lig yarışında, ikinci devrenin başlayacağı şu günlerde ‘maddi olarak’ hayal ettiklerimizi maalesef gerçekleştiremediğimiz bir noktadayız. Her geçen gün öngörülemez bir şekilde artan giderler ve kur artışları tüm uğraşlarımıza rağmen artık içinden çıkılamaz bir hal almıştır. Ailem ve yakınlarım bilirler ki; Gençlerbirliği sevdam tartışmaya açık değildir. Dolayısıyla kulüp başkanlığım süresince Kulübümüzün menfaatlerini her şeyin üstünde tuttum. İyi niyet, çaba ve fedakarlık anlayışı ile Kulübümüzü ancak bu noktaya kadar getirebildim. Son olarak yine üzerime düşen görevi yapmak adına, Kulübümüzün menfaatleri doğrultusunda ‘sürdürülebilirliğinin sağlanması’ için; şu an hemen hemen tüm Kulüplerin başvurduğu bir yöntem olan ‘şirketleşme’ yolunda adım atmak amacıyla delegelerimize Genel Kurul çağrısında bulunduk. Çünkü günümüzde Futbol Kulüplerinin idari ve mali yapılarının profesyonel ve bütünlük içinde yönetilmesi, gelirleri artırıcı bir kurumsal yapıya kavuşması, dinamik bir işleyişe sahip olması şirketleşme ile elde edilebilecek kazanımlardır. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki geçmiş Genel Kurullarda söz verdiğim gibi kulübe yaklaşık 2000 çalışanımdan bir çalışanımı dahi kaydettirmedim. Ancak maalesef ki 7 Ocak Pazar 2024 günü ‘Gençlerbirliği Spor Kulübü’nün şirketleşmesi ve yeni çıkan spor yasasına göre Gençlerbirliği A.Ş.’nin kurulması, kurulacak Gençlerbirliği Futbol Sportif A.Ş.’ye futbol branşının aktif ve pasiflerinin devredilmesi ile ilgili yetki verilmesi’ gündemi ile toplanan Genel Kurulumuz, 3/4 salt çoğunluk sağlanamadığından yapılamamıştır. Bu nedenle de Sayın Alagöz Kulübümüz ile alakasını kesmiştir. Çoğunluk sağlanmaması adına Genel Kurula girmeyip dışarda bekleyen delege arkadaşlarımızın ve defalarca arandıkları halde Genel Kurulumuza katılmayan delegelerimizin yaptıkları bu davranışların Kulübümüzün yararına olup olmadığını onların vicdanlarına bırakıyorum. Gelinen noktada hem maddi hem manevi olarak ciddi anlamda yıpranmış biri olarak Gençlerbirliği Spor Kulübü’ne, Gençlerbirliği taraftarına, içinde bulunduğum camiaya ve aileme sağlığıma daha fazla zarar gelmemesi için an itibariyle başkanlık görevimden istifa ettiğimi bildirmek istiyorum. Gençlerbirliği’ne olan sevgim sevdam hayatımın sonuna kadar yaşayacaktır. Hakkınızı helal edin. Bu arada istemeyerek de olsa kırdığım üzdüğüm kişiler varsa hepsinden özür diliyorum.” – ANKARA

]]>
https://www.haber60.com.tr/genclerbirligi-baskani-niyazi-akdas-gorevini-birakti/feed/ 0
TEİS: İlaç yokları ve ekonomik sorunlarla mücadele ediyoruz https://www.haber60.com.tr/teis-ilac-yoklari-ve-ekonomik-sorunlarla-mucadele-ediyoruz/ https://www.haber60.com.tr/teis-ilac-yoklari-ve-ekonomik-sorunlarla-mucadele-ediyoruz/#respond Tue, 09 Jan 2024 08:15:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=2767

Tüm Eczacı İşverenler Sendikası, (TEİS) bazı ilaçların bulunamadığına dikkat çekerek, “Kış döneminde, özellikle enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotikler ve antigribal ilaçlar gibi mevsimsel ilaçların büyük bir kısmı eczanelerimize sınırlı miktarda temin edilebilmekte, bazı ilaçların ise eşdeğerleri olmadığından hiç tedarik edilememektedir. 2024 yılına eczacılar ilaç yokları ve ekonomik sorunlarla mücadele ederek girdi. İlaç fiyatlarının belirlenmesinde kullanılan ve artık sistemin sağlıklı çalışmasını sağlamayan düşük ve sabit kur uygulamasından vazgeçilerek sektörün tüm paydaşlarının kabul edeceği yeni bir ilaç fiyatlandırma sistemine geçilmelidir” açıklamasını yaptı.

Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) bugün yaptığı açıklamada, yeni yılda da ilaç yokluğunun arttığına ve ilaç ücretlerinin pahalılığına dikkat çekti. TEİS tarafından yapılan yazılı açıklama şöyle:

“İlaç fiyatlarının hesaplanmasında kullanılan avro kurunun, son beş yıldır gerçek piyasa değerinin yarısı seviyesinde sabitlenmiş olması ve pandemi sonrası artan ham madde, ambalaj ve nakliye maliyetleri, özellikle ithal ilaçların ülkemize girişini ve yerli ilaçların üretimini zorlaştırıyor. Bu durum, ilaçların bulunabilirliği ve ulaşılabilirliği konusunda ciddi sorunlar yaşamamıza sebep oluyor.

Kış döneminde, özellikle enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotikler ve antigribal ilaçlar gibi mevsimsel ilaçların büyük bir kısmı eczanelerimize sınırlı miktarda temin edilebilmekte, bazı ilaçların ise eşdeğerleri olmadığından hiç tedarik edilememektedir. Bu güncel soruna ek olarak, sürekli kullanım gerektiren Parkinson, göz damlası, tansiyon ve kolesterol ilaçları gibi çeşitli kronik tedavilerde kullanılan ilaçlarda da benzer sıkıntılar yaşıyoruz. Bazı ilaçlar ya hiç bulunamıyor ya da eczanelerimize yalnızca sınırlı miktarda ulaşıyor.

Eczanelerde, eksik ilaçlar nedeniyle beklemekte olan ve ‘açık reçeteler’ olarak adlandırdığımız reçetelerin sayısı her gün artmakta olup hastalarımız sürekli olarak ‘İlacım geldi mi’ diye bize, biz de ecza depolarına her gün sormaktayız. İlaç firmaları, bazı ilaçlarda kamuya yapmaları gereken iskontoları eksik yapıyor veya hiç yapmıyor ya da yapmaları gereken iskontoyu da eczacılardan tahsil edip daha sonra kendi belirledikleri koşullar altında ödemeyi vaat ediyorlar. Öte yandan, dağıtım kanallarının eczacıların vade ve iskontolarını azaltıp, SGK’nın eczanelere yapacağı geri ödemelerden 60 gün önce ilaç bedellerini tahsil etmeye başlamış olması da yaşanan sorunlara bir başkasının eklenmesine neden oldu.

Ülkemizdeki ilacın geri ödemesinin yaklaşık yüzde 90’ının SGK tarafından yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, emeğinin birikimi rafındaki ilacından başka sermayesi olmayan eczacıların 90 günde alacağı parayı 60 gün öncesinde ödeyerek ilaç ve eczacılık hizmetini sürdürmesinin beklenmesi ekonomik gerçeklere aykırı bir durumdur. İlaç fiyatlarında kur güncellemesi nedeniyle yaşanan artışa karşın, İlaç Fiyat Kararnamesi’ndeki eczacı kar oranlarını belirleyen baremlerin güncellenmemesi, eczacıların resmi karlılığını azaltmaya devam ediyor. Ayrıca, eczacılara hizmet bedellerinin artık kullanılmayan ‘kuruş’ birimleri üzerinden ödenmesi, eczane ekonomilerini her geçen gün daha da zorluyor. Firmalarca dayatılan keyfi uygulamalar yüzünden kredi faizleri altında ezilen eczacıların artan finansal yükü taşıma kapasitesi tahammül sınırını aşmış durumdadır.”

TEİS acil taleplerini şöyle sıraladı:

“-İlaç fiyatlarının belirlenmesinde kullanılan ve artık sistemin sağlıklı çalışmasını sağlamayan düşük ve sabit kur uygulamasından vazgeçilerek sektörün tüm paydaşlarının kabul edeceği yeni bir ilaç fiyatlandırma sistemine geçilmesi,

-İlaç fiyatlarındaki artışla orantılı olarak eczacı karlılığını belirleyen baremlerin de aynı oranda arttırılması sağlayan yasal düzenleme yapılması,

-Eczacıların sadece taşıyıcı olduğu ve öyle de olması gerektiği için zarar görmemesi gereken kamu kurum iskontolarında ilaç firmalarınca uygulanan keyfilikleri ortadan kaldıracak mevzuat değişikliklerinin hayata geçirilmesi,

-Eczanelere dayatılan satış koşullarındaki değişiklikleri önleyecek veya bu değişiklikleri eczacıların tolere etmesini sağlayacak erken ödeme yöntemlerinin düzenlenmesi,

-SGK’nın reçete başına artık tedavülde bile olmayan kuruş birimindeki Eczane Hizmet Bedellerinin ekonomik gerçekliğe uygun seviyeye getirilerek gerçek bir hizmet bedeli haline getirilmesi,

-SGK’nın yıllar önce kontrolü yapılmış reçete ve raporlarda son zamanlarda birdenbire bulduğu şekil yönünden eksiklikleri bahane ederek astronomik rakamlarda yaptığı kesintileri önleyecek düzenleme yapılması,

-Yardımcı eczacı ve ikinci eczacı çalıştırarak eczacı istihdamı sağlayan eczanelerin adeta İŞKUR’un bir bürosu gibi çalıştığı ve zorunlu olarak çalıştırılan yardımcı eczacılar için diğer birinci basamak sağlık personelinde olduğu gibi kalıcı ve sürekli olmak kaydıyla maaş ve SGK Prim desteği sağlanarak birinci basamak sağlık kuruluşu olan eczanelerin ve sistemin işleyişinin devamının sağlanması.”

]]> https://www.haber60.com.tr/teis-ilac-yoklari-ve-ekonomik-sorunlarla-mucadele-ediyoruz/feed/ 0