2021’de başlayan kazı çalışmaları, Konya Büyükşehir Belediyesi ve Karatay Belediyesinin destekleriyle, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlker Işık başkanlığında yürütülüyor.
1890’lı yıllarda Rus mezaliminden kaçan KırımTatar Türklerinin yurdu haline gelen Savatra Antik Kenti, Anadolu’da Türk adının geçtiği ve 1071 öncesi Türk varlığını ispatlayan Türkopol (Türkoğlu) yazıtının olmasıyla dikkat çekiyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>OMÜ Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÖMER) Müdürü Serkan Şen, Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki programda, Kazakistan’ın kendileri için ayrı bir yere sahip olduğunu söyledi.
Bir yıl Kazakistan’da öğretim üyesi olarak görev yaptığını aktaran Şen, “Kazakistan’dan ülkemize gelen kardeşlerimiz, konuklarımızdır. Onların mutlu günü bizim mutlu günümüz, acıları acımızdır.” dedi.
Uluslararası Öğrenci Koordinatörü Olcay Bayraktar ise etkinliğin geçen yıla göre daha kapsamlı olduğunu anlatarak, “Üniversitemizde 120 civarında ülkeden öğrenci bulunuyor, 80 ülke temsilcimiz var. Bugünkü etkinlik gibi her ülkenin etkinliği keyifli, üretici ve öğretici oluyor.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Kazakça şarkılar seslendirildi, dans gösterileri ve çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi.
Programa Kazakistan’ın Ankara Büyükelçiliği Katibi Ardakzhan Askhatkyzy Bekenova, Samsun Uluslararası Öğrenci Derneği Başkanı Hakan Karaduman ile öğrenciler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Samsun ilinden başlayan çalışmanın ilk durağı Samsun Bafra Bilim ve Sanat Merkezi oldu. Öğrenciler tarafından yoğun ilgiyle karşılanan müze hakkında Samsun Bafra Bilim ve Sanat Merkezi Müdür Yardımcısı Coşkun Kurt, “Merkezimiz zaten Kanguru Sınavlarının yapıldığı bir merkez. Öğrencilerimiz çok meraklı bu konularda, çok etkililer Kanguru Sınavlarında. Gayet güzel bir etkinlik oldu. Kanguru Matematiğe çok teşekkür ediyorum” dedi.
Hedeflerinin 81 ildeki öğrencilerle buluşmak olduğunu belirten Kanguru Matematik Türkiye Direktörü Özgür Özdemir, “Türkiye’nin Matematik Hareketi projemiz kapsamında ülkemizi dolaşan 6 gezici matematik müzemiz vardı. Ege, Karadeniz, Marmara, Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu araçlarımız. Bu hafta itibariyle Karadeniz Bölge aracımız da katıldı. Öncelikle sahada görev yapan Kanguru Matematik ailesinin değerli öğretmenlerine çok teşekkür ediyorum. Günlerdir, haftalardır yollarda olmak kolay değil. Hedefiz 81 ilimize de gitmek, matematiğe dokunmayan Kanguru Matematik Müzemizle tanışmayan çocuğumuz kalmasın istiyoruz” şeklinde konuştu.
Kanguru Matematik Müzeleri ortağı Metiner Grup Yönetim Kurulu Başkanı Erçin Temurayak ise, “Öncelikle ülkemizdeki kurumların göstermiş olduğu yoğun ilgiye teşekkür ediyorum. Çok kısa süre içerisinde dünyanın en büyük kentlerinden biri olan İstanbul’da dünyanın en büyük Matematik Müzesi’ni açacağız” ifadelerini kullandı. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre, Ankara İl Jandarma Komutanlığınca yürütülen çalışmalar kapsamında, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü (KOM), İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Bağlıca Jandarma Karakol Komutanlığınca, dün saat 21.00 sularında Yeni Bağlıca Mahallesi’nde operasyon düzenlendi.
Operasyonda, S.C. ve S.B. isimli şüphelilerin, 2 milyon lira karşılığında satmak maksadıyla getirdikleri 4 cam vazo, Bizans ve Roma dönemine ait 6 sikke, 4 pişmiş toprak su kabı, at figürlü toprak sürahi, hayvan figürlü 7 toprak heykel, insan figürlü 8 toprak heykel, hayvan figürlü 2 metal yüzük ve çeşitli figürlerde 37 metal ve cam obje olmak üzere toplam 69 tarihi eser ele geçirildi.
Olayla ilgili gözaltına alınan zanlılar, ifade işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.
Kültür SanatOperasyonEtimesgutGüvenlik3-sayfaKültürankaraGüncelHukukRomaSuç
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın hayat boyu öğrenme ve gençlerin eğitimine tam destek hep destek hizmet vizyonu istikametinde kentin 6’ncı üniversitesi gibi hizmetlerini yürüten KAYMEK’in Genç KAYMEK Gençlik Merkezleri, şehir merkezinde 10 farklı tesiste sınav hazırlık kursları, akademik ders takviyeleri, değerler eğitimi, akıl oyunları ve kulüp faaliyetleri gibi eğitim faaliyetlerinin yanı sıra rehberlik hizmetiyle, sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlerle, yarışmalarla, gezilerle ve seminerlerle gençlerin hayatına yön veriyor. İnsan odaklı hizmetlerine hız kesmeden devam eden ve gençlere yönelik birçok projeyle onların hayatlarına dokunan Genç KAYMEK, genç ve öğrenci dostu olarak tanınan ve eğitime verdiği destekle takdir toplayan Başkan Büyükkılıç’ın tavsiyeleri ve talimatlarıyla Teknofest gençliği yetiştirmek, sayısal dikkat ve yordama becerilerini geliştirmek için bünyesinde Ödev Evleri, Eğlenceli Matematik Sınıfları, Robotik Kodlama Atölyesi, Değer Gençlik Merkezi ve Matematik Kampı kurdu. KAYMEK’in öğrencilerin matematik dersine yönelik ön yargılarını yok edip onları motive ederek matematik dersine karşı ilgi duymalarını sağlamak ve diğer derslerdeki başarılarını da arttırmak amacıyla kuracağı KAYMEK Matematik Köyü’nün ön aşaması niteliğindeki Matematik Kampı’nın seçmeleri yapıldı. Seçmelerde yüzlerce başvuru arasından ön değerlendirmelerde ilk 50’ye giren 10. ve 11. sınıf öğrencilerinin, dijital ve yapay zeka destekli Kahoot sistemi üzerinden, hazır bulunuşlukları ölçüldü. Sayısal dikkat ve zeka kazanımlarını sağlamanın yanında öğrencilerin analitik düşünme ve yordama becerilerini de geliştiren KAYMEK Matematik Kampı; Kayseri Devlet Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İsmail Altıntop mihmandarlığında Genç KAYMEK Matematik Öğretmeni Murat Dağıstan tarafından Genç KAYMEK İhtisas Tesisinde üçer haftalık periyotlarla yürütülecek.
Genç KAYMEK TOKİ Tesisinde yapılan Ölçme ve Değerlendirmeye Kayseri Büyükşehir Belediyesi İşletme ve İştirakler Daire Başkanı Erkan Küp, Kayseri Devlet Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İsmail Altıntop, Türk Kızılay Kayseri İl Başkanı Cafer Beydilli ve Klinik Psikolog Mehmet Karakaya katıldı. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Muğla Büyükşehir Belediye binasında açıklama yapan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, “Tipik çarşı düzeninin korunması, tarihi dokunun yaşatılması açısından büyük önem taşıyor. Muğla’nın binlerce yıllık tarihi eserleri korunmalı ve bu değerler turizme kazandırılmalıdır. Antik dönemden Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar gelen bu zenginlik, Cumhuriyet Dönemi ile birleştirildiğinde bölgenin potansiyeli daha da artacaktır” dedi.
Yavaş ayrıca, Muğla’nın tarihi ve kültürel varlıklarının hem yerel halk hem de turistler için bir cazibe merkezi olduğunu belirterek, bölgenin turizme katkı sağlama potansiyeline vurgu yaptı. Ziyaret sırasında Menteşe esnafı ile sohbet eden Yavaş, Muğlalılara sevgi ve saygılarını iletti. – MUĞLA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kursiyerlere kamera kullanımı ve röportaj teknikleriyle ilgili eğitimler verildi. Adıyaman Belediyesi’nin kurduğu ve amatör kadınların gözünden 6 Şubat depremlerinin yine kadınların yaşamına etkisinin belgeleneceği ‘04.17 Belgesel Film Atölyesi’nde kamera eğitimleri sürüyor.
Adıyaman Belediyesi Kültür ve Eğitim Merkezi’nde (AKEM) verilen eğitimlerde kursiyerlere, kamera kullanımında dikkat edilmesi gereken detaylar, teknik uygulamalar ve belgesel filmde röportaj teknikleri teorik ve uygulamalı olarak aktarıldı.
Belgesel filmleriyle 20’den fazla ödül kazanan BitlisEren Üniversitesi Görsel İşitsel Teknikler ve Medya Yapımcılığı Bölümü Öğretim Görevlisi Veysel Akşahin, atölyede verilen eğitimlerle ilgili olarak açıklamalarda bulundu.
Akşahin, “Atölyede kursiyerlerimize belgesel yapımı sürecinde ihtiyaç duyacakları teknik bilgiler ve kamera kullanım becerilerini kazandırmayı hedefliyoruz. Belgesel nasıl yapılır, yapım aşamaları nelerdir ve kamera kullanımı gibi temel konularda eğitimler veriyoruz. Adıyaman Belediyesi’nin bu projeyi hayata geçirmesi gerçekten takdire şayan. Deprem bölgelerinde kadınların yaşadığı zorluklar zaman zaman haberlerde ya da görsel çalışmalarda karşımıza çıkıyor. Ancak bu projede kadınların yaşadıkları sorunları belgesel yoluyla ifade etmeleri çok anlamlı.
Kursiyerlerimizin oldukça istekli ve heyecanlı olduklarını görüyorum. Teknik düzeyde bazı yeterliliklere ihtiyaçları var, ancak bu süreci başarıyla tamamlayacaklarına inanıyorum” diye konuştu. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fethiye Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği (FEFSAD) tarafından Fethiye Belediyesinin destekleriyle organize edilen festivalde kısa ve uzun metrajlı filmlerin gösterimi yapıldı.
Festivalde, kurmaca, deneysel, belgesel, canlandırma ve komedi kategorilerindeki filmler seyirciyle buluşturuldu.
Son gün, Fethiye Belediyesi Özer Olgun Kültür Merkezi’nde Film Müzikleri Orkestrası sahne aldı.
FEFSAD Başkanı Canan Tor, AA muhabirine, festivalle kültür ve sanatı gençlere, halka yaymayı amaçladıklarını söyledi.
Festivalin 5 gün boyunca dolu dolu geçtiğini anlatan Tor, “Gençlere ulaşmak için festival kapsamında film sınıfı atölyesi yaptık. Balinanın Bilgisi filminin galasını yaptık. Çok kalabalıktı, 120 kişilik salonda 180 kişi oturdu. Bunlar mutluluk verici. Sürdürebilir olmasını istiyoruz. 3. Fethiye Film Festivali de 6-9 Kasım 2025’te yapılacak.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atakum Belediyesi, Türkiye’nin önemli bilim insanlarını ve alanında uzman isimleri ‘Atakum’un Tarihi Geçmişi ve Turizme Katkıları’ konulu sempozyumda Ata Sahne’de buluşturdu. Atakum Kent Konseyi’nin katkılarıyla gerçekleştirilen programda, kentin tarihi ve turizm özellikleri değerlendirildi. Programda Atakum Belediyesi Turizm Eylem Planı sunuldu.
“Atakum, kültür ve medeniyet şehri”
Programın açılış konuşmasını yapan Atakum Belediye Başkan Yardımcısı Suat Yıldız, “Atakum, milattan önce 6. yüzyıldan bu yana devam eden bir kültür ve medeniyet şehri. Miletos, Amisos, Selçuklular, Osmanlılar ve bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin hüküm sürdüğü bir medeniyet. Kent tarihi ve turizmi, yurt içinden ve yurt dışından gelen halkımızın ziyaretleri ile gelişebilen bir sektör. Bu sektörün gelişebilmesi için tarihi geçmişinizin, sporunuzun, konaklamanızın, turizm yatırımlarınızın ve tarihi belgeleyen eserlerinizin olması lazım. Sağlık, kongre, tatil, doğa ve spor turizmi gibi birçok noktada turizm ile ilgili çalışmalar yapılabilir. Biz bugün bu noktada, hem Atakum’un derin tarihini inceleyebilecek, hem de önümüzdeki süreci oluşturabileceğimiz turizm açısından donanımlı, kendilerini Türkiye ve dünya çapında ispatlamış değerli hocalarımızı Atakum’a davet ettik. Atakum Belediyesi’nin vizyonu ve misyonu bundan sonra turizm, spor, dinlence şehri olacak ama bir sanayi şehri olmayacak. Bir sanayi altyapısıyla Atakum’u kirletmemek üzere güzel bir şehir ve güzel bir Atakum oluşturacağız. Adı üzerinde Atakum, Ata hediyesidir. Bunun kıymetini bilerek, yolumuza devam etmek istiyoruz” dedi.
Kentin turizme katkıları anlatıldı
Üç oturumdan oluşan sempozyumun ilk bölümü ‘Arkeoloji’ başlığı altında, Arkeolog Prof. Dr. Sümer Atasoy başkanlığında gerçekleştirildi. Ondokuz Mayıs Üniversitesinden (OMÜ) Doç. Dr. Atila Türker, Arş. Gör. Dr. Michael Deniz Yılmaz ve Arş. Gör. Dr. Ali Emre İşlek Atakum’un tarihi ve arkeolojik özelliklerini değerlendirdi.
İkinci oturum kentleşme, kent hukuku ve çevre bilimleri alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan ünlü bilim insanı Prof. Dr. Ruşen Keleş tarafından yönetildi. ‘Kent ve Turizm’ başlığıyla düzenlenen oturumda OMÜ Turizm Fakültesinden Doç. Dr. Mutlu Kaya, Doç. Dr. Yasin Keleş ile Karadeniz Turistik İşletmeciler Derneği (KATİD) Başkanı Murat Toktaş katılımcılara Atakum’un turizm potansiyelini ve kent turizmini geliştirecek çalışmalar hakkında önemli bilgiler verdi.
Üçüncü oturum, kentleşme ve çevre alanlarında önemli çalışmalara imza atan Prof. Dr. Ahmet Mutlu yönetiminde gerçekleştirildi. Çankaya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünde Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Tuncer, Şehir ve Bölge Yüksek Plancısı Saffet Atik ile Karadeniz Tarih Araştırmaları ve Çevre Platformu (KATAP) Başkanı Şeref Aydın oturumda ‘Kent Kültürü ve Kültürel Miras’ başlığı altında değerli bilgiler paylaştı. – SAMSUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çubuk BelediyesiKültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünün katkılarıyla 1402 Çubuk Abad Dernekler Federasyonu tarafından Tarihi Bekir Ağalar Konağı’nda program düzenlendi.
Etkinlikte, eskiden uzun kış gecelerinde, bayramlarda, düğünlerde oynanan ancak unutulmaya yüz tutmuş oyunlar oynandı. Helva çekildi, ilçeye özgü yöresel ürünler katılımcılara ikram edildi.
Kaymakam Vehbi Bakır, yaptığı konuşmada, maddi mirasın yanında manevi mirasın da geleceğe aktarılmasının önemli olduğunu söyledi.
Bu tarz etkinliklerin, kültür mirasının canlı tutulmasına, sonraki nesillere aktarılmasına vesile olduğunu anlatan Bakır, organizasyonu yapanlara teşekkür etti.
İlçe Belediye Başkanı Baki Demirbaş ise unutulmaya yüz tutan kültürlerin en iyi şekilde yaşatılması için bu tarz programların düzenlenmesine destek olacaklarını vurguladı.
Çubuk Abad 1402 Dernekler Federasyonu Başkanı Adem Tuğluca da etkinliğin düzenlenmesine katkı sunanlara teşekkür ederek, anlamlı bir etkinlik olduğunu belirtti.
Programa, İlçe Milli Eğitim Müdürü İlhan Eranıl, AK Parti İlçe Başkanı Ahmet Kılıç, MHP İlçe Başkanı Serhat Uluağaçlı, Bürokrat Ankaralılar Derneği Başkanı Mustafa Akdoğan, Çubuk İlçesi Terör Mağdurları Dernek Başkanı Zeki Avan, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar da katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>


ÜLKENİN HEMEN HER YERİ BİRBİRİNDEN ZENGİN
Güney Kore, ülke genelinde sahip olduğu Milli Parkları, büyük şehirlerinde yer alan doğa parkları-bahçeleri ile her mevsim ilgi çekici bir ülke. Turist olarak bir büyük şehri gezerken ansızın doğanın içine kaçıp, şehrin kalabalığından, plazaların yüksekliğinden sıyrılmak eşsiz bir duygu. Üstelik bunu Güney Kore’de dört mevsim yapmak mümkün. Sadece şehirlerde değil, ülkenin hemen her yeri birbirinden zengin, Milli Parklar ve bahçelerle özenle donatılmış. İlkbahardaki kiraz çiçeklerinin açışı, sonbahar mevsiminde sarı-kırmızının farklı tonları ve kızıla dönmüş yapraklardan oluşan eşsiz bir doğa, yaz mevsiminde doğa içinde daha ılıman ve nefes alınabilir bir seyahat deneyimi paha biçilemez. Kış mevsiminde ise bir seyahat severi fazlasıyla mutlu edecek, ruhunu doyuracak kış festivalleri, karlar altında müthiş görsellikte Milli Parkları, yürüyüş yolları ve düzenlenen etkinlikleri ile gezginlere bambaşka bir deneyim yaşatıyor.

‘KORE’DE HER MEVSİM FARKLI GÜZELLİKLERE SAHİP’
Kore Turizm Organizasyonu (KTO) İstanbul Ofisi Direktörü Hyuncho Cho, düzenledikleri KTO, 2024 VisitKoreaYear kampanyasına ilişkin bilgi vererek ülkede öne çıkan güzellikleri anlattı. Cho, “Kampanyamız Kore’nin sahip olduğu kültürel değerlerinin yanı sıra kış mevsimindeki eşsiz doğanın keşfedilmesini de önemsemektedir. Her mevsim farklı güzelliklere sahip Kore’de, Kış mevsimi de gezginler için oldukça tatmin edici. Karla kaplı festivaller, şehir etkinlikleri ve milli parkların sıra dışı görsellikleri eşliğinde seyahatseverler ruhunu dinlendirip, yılın tüm stresini atabilirler. Kültür ve doğasever Türk gezginlerinin hem kültürümüzü tanımak hem de kış mevsiminde sıra dışı görsellikler sunan doğamızı yakından gözlemleyebilmeleri için Kore’ye keyif dolu bir seyahate davet ediyoruz” açıklamasında bulundu.
KTO İstanbul dünyanın değişik coğrafyalarından Kore’ye gelen seyahat severlerin kış mevsiminde en çok ziyaret ettikleri bölgeleri ve katıldıkları etkinlikleri açıkladı. İşte Kore’nin sıra dışı ve dünyada en çok ziyaret edilen, en beğenilen kış festivalleri, kış etkinlikleri ve yürüyüş rotaları:
Jeju Adası: Camellia Hill, Arboretum, Forest
Jeju Camellia Hill, Kore’ye özgü kamelyaların yanı sıra dünyanın dört bir yanından farklı kamelya türlerini sergileyen doğa temalı bir parktır. Parkta, Avrupa kamelya ormanı, bebek kamelya ormanı ve gizli kamelya patikası gibi birçok temalı bahçe bulunmaktadır.
Jeju Kamelya Arboretumu, pamuk şekerine benzeyen yuvarlak kamelya ağaçlarıyla kısa zamanda sosyal medyada popüler oldu. Birbirine kümelenmiş kırmızı çiçeklerle dolu ağaçlar ve karla kaplı doğada yürüyüş hem dinlendirici hem de egzotik bir manzara oluşturuyor. Arboretumu gezerken Kamelya Ormanı ve Jeju’nun masmavi denizinin de manzarasını keşfedeceksiniz. Instagram’da ilgi çekici, müthiş görseller yakalamak isterseniz, Jeju Kamelya Ormanı’nı da mutlaka ziyaret edin. Ormanın içinde yer alan Cafe’nin birinci katına çıkarak panoramik, etkileyici bir doğa fotoğrafı çekebileceğinizin de tüyosunu verelim.
Jeollanam-do Yeosu : Odongdo Adası
Binlerce kamelya ağacı kış mevsimi geldiğinde Odongdo Adası’na kırmızı renkleriyle hakim olur, adeta bir doğa şöleni sunar. Odongdo Adası’nı anakaradan geçişini sağlayan dalgakıran, adaya kolay ulaşım için bir köprü görevi görür. Turistler sıra dışı bir etkinlik için sıklıkla Kamelya Treni’ne binmeyi tercih ederler. Ada kış mevsimindeki Kamelya ağaçlarının görsel şöleni dışında, yürüyüş parkurları, deniz feneri ve müzik çeşmesi gibi birçok eğlenceli aktiviteyi de ziyaretçilerine sunuyor.
Jeollabuk-do Gochang : Seonunsa Tapınağı
Seonunsa Tapınağı, tarihi değere sahip olması ve birçok kültürel varlığa ev sahipliği yapması nedeniyle önemli bir cazibe merkezidir. Bununla birlikte Doğal Anıt olarak belirlenmiş bir kamelya ormanına da sahip. Orman, tapınağın hemen arkasında yer alıyor ve uzun yıllar önce tapınağı orman yangınlarından korumak amacıyla oluşturulduğu da biliniyor. Tapınağın, kamelya ormanına karşı manzarası görülmeye değer.
Gyeonggi-do Gapyeong : The Garden of Morning Calm Işık Festivali
Her yıl kış mevsiminin gelmesi beraberinde, Gyeonggi-do’da 1 Aralık itibari ile mart ayının ortalarına kadar devam eden keyifli bir Işık Festivali yapılmaktadır. The Garden of Morning Calm nam-ı diğer Sabah Sakinliği Bahçesi’ndeki Işık Festivali, ışıklarla yaklaşık 330.000 metrekarelik bir alanı kaplayan muhteşem bir akşam etkinliğidir. Parıldayan ışıklar, kış mevsimi boyunca bahçenin doğal güzelliğine rengarenk bir ışıltı katar. Aydınlatma saatleri 17:00 ile 21:00 arasında olup, Cumartesileri 23:00’e kadar da uzatılır. Kış mevsiminde huzurlu ve dinlendirici bir etkinlik arayanlar için ideal bir festivaldir.
Gangwon-do Taebaek : Taebaeksan Dağ Kar Festivali
Taebaeksan Dağı Kar Festivali, ziyaretçilerine 7’den 77’ye herkesi eğlendirecek bir dizi etkinlik ve aktivite imkanı sunuyor. Ziyaretçiler, arka planında karla kaplı güzel Taebaeksan Dağı’nın olduğu manzaraların, bu manzaralar eşliğinde yapılan etkinliklerin tadını çıkarırken, ilgi çekici kar heykellerinin görselliğinde, kar kızaklarıyla keyifli zamanlar geçirebiliyor. Ocak ayının son haftası başlayan ve şubat ayının ilk haftasını da içeren bu keyifli kar festivalini kaçırmamak gerek. Buraya kadar gelen ziyaretçiler, araçla sadece 20 dakika uzaklıkta olan Hwangji Göleti’ne uğrayabilir, değişik şekil ve boyutlardaki fenerlerin bulunduğu ışık festivalini de izleyebilirler.
Gangwon-do Inje : Wondae-ri Huş Ağacı Ormanı
Popüler bir yürüyüş noktası olan Wondae-ri Huş Ağacı Ormanı, göğe doğru uzanan ulu ağaçları ile ilgi çekici bir doğaya sahiptir. Her mevsim güzel bir görselliğe sahip olmasına karşın, kış ayları ormanın görselliğinin en iyi olduğu zaman. Bembeyaz karla kaplı araziye yayılmış gümüş rengindeki huş ağaçlarının dingin güzelliği, soğuk havaya rağmen ziyaretçiler için cazibe merkezi oluyor. Ormanlık alanda yaklaşık 700.000 ağaç var. Ormanın çok sık oluşu ve içine düşen güneş ışınları sayesinde kış esintisini bu ormana uğramıyor. Pazartesi-salı günleri ziyaretçi girişine kapalı olan orman, diğer günlerde 09:00-14:00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor.
Jeollabuk-do Muju : Deogyusan Milli Parkı
Jeollabuk-do ili, Muju ilçesinde yer alan Deogyusan Dağı, her yıl yağan yoğun kar yağışı nedeniyle Kore’nin kış görselliği ile bilinen bir doğa harikasıdır. Dağ, özellikle kırağıyla kaplı güzel ağaçlarıyla ünlüdür. Ağaçları kaplayan buz kristalleri, ormanın uzaktan beyaza bürünmüş gibi görünmesini sağlar, yakından baktığınızda ise pırıl pırıl parlayan büyüleyici bir atmosfer oluşur. Deogyusan Dağı, özellikle trekking meraklılarının kış aylarında ilk sırasında yer alır. Zirveye ulaşmak için uzman bir yürüyüşçü olmanız gerekmediğinden, tüm ziyaretçiler keyifli bir yürüyüş için burayı tercih edebilirler. İsteyen ziyaretçiler, Muju Resort’tan teleferiğe binerek Silcheonbong Zirvesi’ne ulaşabilir, karlı manzaranın tadını çıkarabilirler.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) 41’inci Kuruluş Yıldönümü dolayısıyla Ankara’da resepsiyon düzenlendi. KKTC’nin Ankara Büyükelçisi İsmet Korukoğlu ev sahipliğinde gerçekleşen resepsiyona TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de katıldı.
Resepsiyonda, Genelkurmay Başkanı OrgeneralMetin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Kemal Yeni, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya, TBMM Genel Sekreteri Talip Uzun, milletvekilleri, yabancı misyon temsilcileri ve çok sayıda davetli yer aldı
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri’nde Jose Mourinho ve futbolcularla bir araya gelen TED bursiyeri çocuklar, unutulmaz bir gün yaşadılar. Antrenman öncesi çocuklarla buluşan ve sohbet eden Portekizli teknik adam ve tüm futbolcular, bol bol fotoğraf çektirdiler.
Ayrıca Fenerbahçe‘nin burs verdiği ve bugün tesislere gelemeyen Hataylı çocukların çizdikleri resimler ve yazdıkları duygusal mektuplar da teknik direktör Jose Mourinho’ya armağan edildi. Mourinho çocuklara teşekkür ederken, onların yanında olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi ve Hataylı çocuklar tarafından hazırlanan resimleri ve mektupları saklayacağını söyledi.
Yönetim kurulu üyesi Eren Dişli de Fenerbahçe‘nin bugünü çocuklara yaşatmasından duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Öte yandan sarı-lacivertli kulüp, Türk Eğitim Derneği’nin çocuklarına Fenerbahçe atkıları takdim etti.
BURS KAMPANYASI BAŞLATILMIŞTI
Fenerbahçe’nin iki sezondur hayata geçirdiği geleneksel eğitim bursunu, bu sezon teknik direktör Jose Mourinho’nun öncülüğünde, “Çocuklar için Hayallerimiz BİR” diyerek hayata geçirmişti. Bu adım kapsamında ilk adımı Portekizli teknik adamın yazdığı mektubu ile atılan kampanyaya sarı-lacivertli futbolcular da destek olmuş; ülkemizin eğitim alanındaki ilk sivil toplum kuruluşu olan Türk Eğitim Derneği ile 6 Şubat deprem felaketinden etkilenen çocuklarımız için burs kampanyası başlatılmıştı.
Jose MourinhoFenerbahçeKültürFutbolEğitimSporBurs
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ulusal tiyatro kültürünün canlandırılması amacıyla öğretmenlerin görev yaptıkları illerdeki Milli Mücadele kahramanlarını öğrencileri ile birlikte tiyatro oyununa dönüştürmelerini amaçlayan ‘Nesilden Nesile Milli Mücadele Tiyatro Oyunu Yazma Yarışması’nın ödül töreni, Milli Eğitim Bakanlığında gerçekleştirildi. Törede konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Türkiye’nin ‘vatan’ olarak sunulmasını sağlayan kişilerin emanetlerine sahip çıkacak nesilleri yetiştirmenin ve birliktelik duygusu aşılamanın bakanlığın ana görevi olduğunu söyledi. Bu çerçevede müfredatın da değiştiğini kaydeden Tekin, “Öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin kendi bireysel farklılıklarını yöntem olarak kullanabilecekleri, sunabilecekleri ve eğitim öğretim faaliyetlerini daha kalıcı hale getirebilecekleri, farklılıkları kullanabilecekleri bir süreç başlattık. Bu süreçte burada bahsi geçen, hepimizi bir araya toplayan bu yarışma dahil bu tür etkinlikler bizim için çok önemli olacaklar. Bunların sayıları artacak. Bu sebeple öğretmen arkadaşlarımız arasında böyle bir yarışma düzenlenmesi, yaklaşımımız açısından da çok önemli” dedi.
“Dünya çapında ses getirecek sanatçıların yetişme sürecinde bizim sorumluluğumuz olduğunun farkındayız”
Sanatı eğitimin içerisinde bir yöntem olarak kullanmak istediklerini belirten Tekin, “Bir taraftan da ülkemizin sanatçı adaylarının yetişmesinde, ülkemizde dünya çapında ses getirecek sanatçıların yetişme sürecinde bizim sorumluluğumuz olduğunun farkındayız. 2014 yılında bu anlamda ‘proje okul’ ismiyle okullarımız arasında bu tür yeniliklerin uygulanabileceği hukuki bir alan oluşturduk. Erken yaşlarda çocuklarımızı alıp farklı alanlarda yeteneklerine göre yetiştirebilecekleri bir zemin oluşturmaya çalıştık. Bunun ilk örneği voleybol lisesi. Ardından futbol lisesi. O dönem yapamadığımız bazı şeyleri şimdi başlatıyoruz. Yani spor liselerini tematik hale getirmiştik. Şimdi de güzel sanatlar liselerimizi tematik hale getirmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken 2024-2025 eğitim-öğretim yılında ilk defa yaptığımız bir başka şeyi daha söyleyeyim. Güzel sanatlar liselerimizi tematik hale getirmek için temalar üzerine odaklanmaya çalışıyoruz. Ama bu anlam oluşturduğumuz temalardan bir tanesini müzik temalı olarak ayıralım demiştik. Bu yıl İstanbul’da ve Ankara’da birer tane olmak üzere müzik ilkokulu ve ortaokulunu liselerin bünyesinde açmış olduk. Yani sadece müzik eğitimi veren ilkokul ve ortaokullular, ardından da liseye devam etmiş olacak. Bunu sanatın diğer dallarıyla ilgili de başlatmak istiyoruz. En azından ortaöğretim ve lise düzeyinde başlatabilirsek iyi sonuçlar elde edeceğimizi düşünüyoruz. Örneğimiz voleybol lisesi. Türkiye’de kadın voleybolunun geldiği noktada Voleybol Federasyonu ile yürüttüğümüz voleybol lisesinin yerini ben anlatmayayım, araştırmanızı öneririm. Küçük yaşlardan itibaren çocuklarımıza bu tür yeteneklerini geliştirecek doğru eğitimi doğru zamanda ve doğru metodolojiyle verirsek başarılı olacağımızın bir göstergesidir. Bunu hem spor hem de sanat alanlarında yapmak istiyoruz” diye konuştu.
Tören, yarışmada dereceye giren öğretmenlere ödüllerinin takdim edilmesinin ardından fotoğraf çekimiyle sona erdi. Ödül törenine Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğrenciler, öğretmenler, tiyatro sanatçıları ve yarışmada dereceye giren öğretmenler katıldı. – ANKARA
Milli Eğitim BakanıKültür SanatYusuf TekinPolitikaKültürEğitimankaraSanatMüzikDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adana Ticaret Odası, Adana Kebap’ının gelecek kuşaklara aslına uygun lezzetiyle taşınabilmesi için 15’inci kez ‘Tescilli Adana Kebabı Eğitimi’ düzenledi. ATOSEV tesislerinde iki gün süren uygulamalı eğitimde 13’ü kadın 50 kursiyer, Adana Kebabı yapımını ustalarından öğrendi. Farklı meslek grubundan kursiyerler, ilk olarak etten kıyma yapımını ardından kıymanın şişe geçirilmesini ve mangalda pişirilmesini öğrendi. Eğitim veren ustaları dikkatle dinleyen kursiyerler, pratik de yaptı. 2 gün süren eğitimin ardından 50 kursiyere sertifikaları verildi.
Başkanı Yücel Bayram, emeği geçenlere teşekkür ederek, eğitimlerin devam edeceğini söyledi.
“Adana Kebaba da kadın eli değecek”
Kursiyerlerden Müzeyyen Çıkman, coğrafi işaret tescilli Adana kebabının yapılış sürecini merak ettiği için eğitimlere katıldığını anlatarak, “Adana kebabını, zırh çekmeyi, şişe dizmeyi ve tablacı salatası yapmayı çok güzel şekilde öğrendik. Güzel bir eğitimdi. Çok memnun kaldık” diye konuştu.
Kebapçı açmak için kursa katıldığını anlatan Sevim Bilir, “Bu kurs çok güzel oldu. Kebabı zaten seviyordum ama burada püf noktalarını öğrendim. Kebapçı açmayı da zaten düşünüyorum. Kendim de aşçılık yapıyorum. Bu sertifikadan sonra kebapçı açacağım. Adana Kebaba da kadın eli değecek” dedi. – ADANA
Yerel HaberlerGastronomiKültürEğitimYerelYaşamadana
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Kuzey Kıbrıs Yerleşkesi, Kıbrıs Vakıflar İdaresi (EVKAF) ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Lefkoşa Program Ofisi iş birliğinde, Gazimağusa Maraş’taki Bilal Ağa Kültür Merkezi’nde ilk oturumu yapılan sempozyuma, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Yasin Ekrem Serim, EVKAF Yönetim Kurulu Başkanı Selahaddin Bayırkan, EVKAF Genel Müdürü Mustafa Tümer, TİKA Kuzey Kıbrıs Koordinatörü Havva Pınar Özcan Küçükçavuş, ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, ASBÜ KKTC Rektörü Prof. Dr. Enver Arpa, ve bazı yetkililer katıldı.
Kıbrıs Türk vakıfları ile ilgili 2 oturumda 18 bilim insanının sunum yapacağı sempozyumda, uluslararası hukuk, uluslararası ilişkiler, vakıf ve İslam hukuku ile vakıflara hukuki hem de disiplinler arası bakış açıları ele alınacak.
Sempozyumun açılışında bir konuşma yapan Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Serim, Türk vakıfları konusunu derinlemesine ele almayı hedefleyen bu etkinliğin gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederek, “Vakıf, bir malın hayır maksatları için ebedi olarak ayrılması ve sunulmasıdır.” diye konuştu.
Bugün modern devletin yüklendiği kamusal hizmetlerin neredeyse tamamının, Osmanlı Devleti’nde vakıflar eliyle yerine getirildiğine dikkati çeken Serim, vakıf sisteminin yarattığı şuur ve duyarlılığın o dönem Osmanlı medeniyetinin bütün medeniyetlerin üzerinde bir konuma ulaşmasını sağladığını söyledi.
Büyükelçi Serim, vakıfların, milletin huzur ve güvenliğinin de teminatı olduğunu belirterek, Kıbrıs Türkü’nün ruhundaki hayırseverlik ve dayanışma anlayışının en güzel yansıması olan vakıfların, kuruldukları günden bu yana Ada’nın en köklü kuruluşu haline geldiğini ifade etti.
Vakıf kültürünün Osmanlı Devleti ile Kıbrıs’a taşındığını anlatan Serim, “Vakıflar, Kıbrıs’taki Türk varlığının da en somut göstergelerindendir. Bu nitelikleri ile Vakıflar, Kıbrıs Türklerinin haklarının tescilinde ve korunmasında hayati role sahip olmuştur.” diye konuştu.
Hukuki Boyutlarıyla Uluslararası Kıbrıs Türk Vakıfları Sempozyumu’nun ikinci oturumu yarın başkent Lefkoşa’daki tarihi Bedesten’de düzenlenecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Müzik dünyasının başarılı gitaristleri arasında gösterilen 70 yaşındaki sanatçı, Epifoni organizasyonuyla Volkswagen Arena’da sahne aldı.
Uzun yıllar sonra les paul gitarıyla sahneye çıkan sanatçı, aralarında “This Way Before”, “Midnight Tango”, “Tears of Hope”, “Casino” ve “Elegant Gypsy”nin de bulunduğu parçaları seslendirdi.
Geçen temmuz ayında çıkardığı “Twentyfour” adlı yeni albümünden bahseden Al Di Meola, albümdeki “Ava’s Dance in the Moonlight” parçasını küçük kızının bale yapma girişiminden ilham alarak yazdığını söyledi.
Sanatçı, İstanbul’da çok uzun zaman önce “Return to Forever” grubuyla konser verdiğini belirterek, “Kariyerimin başladığı yere, ilk kayıtlarımı yaptığım 1970’lerin ortasına geri dönmek çok güzel. O dönemde popüler olan bazı parçaları bugün yeniden çalıyoruz. O şarkılardan biri de 19 yaşımdayken kaydettiğimiz Beyond The Seventh Galaxy.” dedi.
Konserde, Al Di Meola’ya baterist Tom Brechtlein, perküsyoncu Gumbi Ortiz, caz müzisyeni Philippe Saisse ve gitarist David Lowery eşlik etti.
İki bölümden oluşan konser, yaklaşık 2 saat sürdü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Festival kapsamında, Karatay Medresesi’nde açılan sergi, Filistin davasına vurgu yapan karikatürleriyle dikkati çeken Naci el-Ali’nin, özgürlük mücadelesinin sembollerinden biri haline gelen “Hanzala” çizimlerinden oluşuyor.
Sergideki 20 eser, vatandaşların ve yerli turistlerin yanı sıra dünyanın dört bir yanından gelen yabancı ziyaretçilerden ilgi görüyor.
Serginin küratörü Samed Karagöz, AA muhabirine, Naci el-Ali’nin 1938’de Filistin’de dünyaya geldiğini anlattı.
Sanatçının, 1948’de Filistinlilerin “Nekbe” olarak adlandırdığı Büyük Felaket yaşandığında mülteci konumuna düşen 750 bin Filistinliden biri olduğunu belirten Karagöz, şöyle konuştu:
“O zaman 10 yaşında bir çocuktu ve Lübnan’a yerleştiler. Çocukluğu ve gençliği orada bir mülteci kampında geçti. Mülteci kampından çıkmış bir sanatçı olması açısından son derece önemli. Çocukluğundan itibaren hep karikatürle, çizimlerle ilgileniyor. Belki şartlar daha başka olsaydı, daha farklı sanat eserleri de üretebilirdi ama mülteci kampındaki şartlar çok elverişsiz olduğu için o hep kara kalem çizimler yaptı. Kağıt kalem bulamadığında elindeki çubukla yerdeki çamura çizimler yaptı. Ömrü boyunca hep çizimler yapmaya devam etti, 1987 yılında Londra’da bir suikast sonucu öldürülene dek.”
Karagöz, sergide, sanatçının ikonlaşmış, Filistin denildiğinde akla ilk gelen sembollerden “Hanzala” çizimlerinin bir kısmının yer aldığını dile getirdi.
Serginin, daha önceki Kültür Yolu Festivalleri’nde de ziyaretçilerini ağırladığını vurgulayan Karagöz, şunları kaydetti:
“Bu 15’inci sergimiz. Farklı farklı eserlerini, Türkiye’nin farklı illerinde sanatseverlerle buluşturduk. Sergilerde Naci el-Ali’nin en bilindik ve daha az bilinen eserlerinden bir seçki oluşturmaya gayret gösteriyorum. Bu sergi, Filistin’de yaşananların bir yıl önce başlayan problemler olmadığını gösteriyor. 1948’den itibaren de değil, 1917’de Osmanlı’nın bölgeden çekilmesi ve orada bir İngiliz manda devleti kurulmasından itibaren siyonistlerin başlattığı hareketler, oradaki Müslümanlara ve Hristiyanlara karşı uyguladığı baskıların yansımasını görüyoruz. Aslında bugün yaşadıklarımızın köklerini orada görmüş olabiliyoruz bu eserlerde.”
Sergiyi gezen vatandaşlardan Hüseyin Kocabaş ise eserlerin oldukça ilgi çekici olduğunu söyledi.
Antalya’nın dünyanın her yerinden insanları ağırladığını belirten Kocabaş, “Antalya bir dünya kenti. Her ülkeden insanlar var, sanatçı da eseriyle anlatmak istediklerini çok güzel ifade etmiş. Savaşın amacını, petrol, para ve güç dengelerini anlatmış. Burada her milletten insan var. Herkese ulaşması anlamında amacına ulaştığını düşünüyorum.” dedi.
Sergi, festival boyunca 10.00-19.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Barman’ın Başakşehir’deki lokantasında sergilediği 500’ün üzerindeki eser arasında, farklı mekanizmalara sahip çeşitli radyolar, pikap ve müzik aletleri yer alıyor.
Lokantasını adeta müzeye çeviren Barman, gelecekte kapsamlı bir müze açmak istiyor.
“Yaklaşık 25 yıldır gramofon, saat topluyorum”
Doğup, büyüdüğü Malatya’dan askerlik için ayrıldıktan sonra İstanbul’a yerleşen Barman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “İstanbul’da pide, lahmacun işine başladım. İşimi çok seviyorum. İşimle beraber bu antika sevgisi başladı. Yaklaşık 25 yıldır gramofon, saat topluyorum.” dedi.
Bülent Barman, lokantasında 400’e yakın radyo ile 120 gramofonu gelenlerin beğenisine sunduğunu aktararak, şunları kaydetti:
“Malatya’dayken rahmetli dedemin, amcalarımın eski radyoları vardı. Onlarla oynardım. Bu sevgi de oradan kalma. Radyoları çok seviyordum. İstanbul’a gelince de ‘Toplayayım.’ dedim. Bayağı da topladım ama bir yangın geçirdik. 300’e yakın radyomuz yandı. Kalanları sergileyip, hala almaya, biriktirmeye devam ediyorum. İyi malzemeler çıkınca antikacılar beni arıyor. Dünyanın birçok ülkesinden, Türkiye’nin her yerinden güzel bir parça çıkarsa hemen beni ararlar.”
“İstanbul’da bir müze oluşturarak, insanlara hediye etmek istiyorum”
Her hafta Balat’taki antikacıları gezdiğini anlatan Barman, ” Kütahya, Bursa, Eskişehir’in yanı sıra Kadıköy ve Esenler’deki antikacılar olmak üzere her hafta bir yerdeyim. Ailem de benim sayemde artık antika seviyor.” diye konuştu.
Bülent Barman, ilk olarak antika eserleri toplamaya evde başladığını söyleyerek, “Baktım evde bu iş olmuyor. Depo tuttuk, depo da dolunca ‘bunları sergileyeyim’ dedim. Daha sonra dükkanda sergilemeye başladık. Seyrettikçe eserleri keyif alıyorum.” ifadelerini kullandı.
Lokantasının artık bir aile ortamı gibi olduğunu ve müşterilerin de kendisini tanıyıp eserler için sürekli mekana geldiklerine işaret eden Barman, şu bilgileri verdi:
“Gelen müşterimiz resim çekiyor. Merak ettiği radyoları, objeleri soruyor. ‘Nereden gelmiştir, menşei nedir? onlara anlatıyorum. Tüm eserler hakkında bilgim var. Hepsi nereden gelmiş, kaç paraya mal olmuş, menşei nedir biliyorum. Bunları belli bir zamana kadar topladıktan sonra İstanbul’da bir müze oluşturarak, insanlara hediye etmek istiyorum.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÇANAKKALE Savaşları’nda mevzide kahramanlık gösteren askerin hatıralarının yaşatılması ve diğer askerlere örnek olması için, isimleri siperlerde yaşatılıyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Atatürk ve Çanakkale Savaşlarını Araştırma Merkezi (AÇASAM) Müdür Yardımcısı Dr. İsmail Sabah, “Çanakkale ruhunun oluşmasında bu siperlerde savaşan ve isimleriyle bu siperleri yaşatan kahramanların büyük etkisi vardır. Çanakkale ruhu dediğimiz olay aslında tam anlamıyla buna denk gelmektedir” dedi.
Dünyanın en kanlı savaşlarından olan Çanakkale Savaşları’nın üzerinden 109 yıl geçmesine rağmen savaşlara ait izler, Tarihi Alan’da korunuyor. Çanakkale Savaşları sırasında gerçekleşen kara savaşları birçok kahramanlık hikayesini de bünyesinde barındırıyor. Bazı kahramanların hikayesi ise siper isimlerine ilham kaynağı oldu. Siperlere verilen isimlerin aynı zamanda Çanakkale ruhunu oluşturan kahramanlıklar olduğunu söyleyen ÇOMÜ AÇASAM Müdür Yardımcısı Dr. İsmail Sabah, siperlerin o dönemde yaşanan kanlı çatışmaların izlerini taşıdığını söyledi.
‘KAHRAMANLIĞA SAHNE OLMUŞ İSE NUMARA YERİNE İSİM VERİLMESİ UYGUN GÖRÜLMÜŞ’
Çanakkale Cephesi’nde 18 Mart 1915 Deniz Zaferi’nin ardından kara savaşlarının başladığını hatırlatan Dr. Sabah, “Kara muharebelerinin başlamasından yaklaşık bir ay sonra yani 29 Mayıs 1915 tarihinde ise Türk Birlikleri tarafından muharebe arazisinde kazılan siperlere birliklerin sevki ve topçu ateşinin sağlıklı bir şekilde yönlendirilebilmesi için numaralar verilmesi emri gelmişti. Buna mukabil Türk siperlerine numaralar verilmeye ve bu siperlerin karşısında bulunan düşman siperlerine ise harfler verilmeye başlanmıştı. Ancak bu emrin dikkati çeken bir diğer yönü ise söz konusu numaralandırılan siperler eğer özel bir olay ya da bir kahramanlığa sahne olmuş ise numara yerine bu isimlerin verilmesi de uygun görülmüştü. Keza dönemin askeri krokilerine baktığımızda Münib Efendi Siperi, Sedat Efendi Siperi veya Mehmet Çavuş Siperi gibi isimler verildiğini görmekteyiz” dedi.
Bu siperlerden birinin de Merkeztepe üzerindeki 50 numarası verilen ama aynı zamanda bir kahramanlığa sahne olduğu için ‘Sabri Efendi Siperi’ ismiyle anılan siper olduğuna dikkat çeken Dr. Sabah, hikayesini ise şöyle aktardı:
“19 Mayıs taarruzunda 15’inci Alay’ın 2’nci Tabur’una bağlı 7’nci Bölük Komutanı Yüzbaşı Sabri Efendi kendisine bağlı askerlerle hücuma geçmiş ancak makina tüfek ateşleri karşısında Anzak siperlerine ulaşamamıştı. Ertesi gün bulunulan hattın tahkim edilmesi emrinin verilmesi üzerine geri çekilmeyerek, düşman siperlerine yaklaştığı noktada siper kazmaya başlamış ancak bir gün sonra istihkam erlerinin açtığı yaklaşma siperiyle bu askerlere ulaşılabilmişti. 29 Mayıs tarihinde siperlere numara verilmesi emri gelince 50 numarası alan bu sipere Yüzbaşı Sabri Efendi’nin göstermiş olduğu kahramanlık ve metanetten dolayı Sabri Efendi Siperi ismi verilmişti. Bugün muharebe sahası üzerinde sahayı ziyaret eden milyonlarca insan bu siper hatlarının yanından geçmekte ve bu siperlerin bir hatırasının olduğunu görebilmektedir.”
‘ÇANAKKALE RUHU BU SİPERLERDE SAVAŞAN KAHRAMANLARIN SAYESİNDE KAZANILMIŞTIR”
“Çanakkale ruhu bu siperlerde savaşan ve isimleriyle bu siperleri yaşatan kahramanların sayesinde kazanılmıştır” diyen Dr. Sabah, “Çanakkale ruhu dediğimiz olay aslında tam anlamıyla buna denk gelmektedir. Çünkü bu askerler Arıburnu için söylemek gerekirse 8 ile 400 metre arasında değişen karşılıklı siper hatlarının bulunduğu muharebe hattında aylarca mücadele etmişlerdi. Gösterdikleri dirayet ve cesaret sayesinde Çanakkale Zaferi kazanılmıştı. İsimleri 1915 yılında siperlerde yaşatılan kahramanlar bugün Türk Milleti’nin gönlünde yaşamaktadır. Aziz ruhları şad olsun” dedi.
Haber – Kamera: Nazif Cemhan ŞEN/ ÇANAKKALE,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Daha önce Başkan Arıkan’ın öncülüğünde Dalgıç Konağı, Dr. Baki Ökdem Evi, Kitap Evi ve Efes Sineması gibi tarihi yapıları Sökeli vatandaşların hizmetine kazandıran Söke Belediyesi, Alay Sokak’ta bulunan bir başka tarihi evi de restore ederek ilçeye kazandırmayı hedefliyor. Restorasyon çalışmaları tamamlandığında bu yapı, Sökelilere hizmet verecek bir restoran olarak kapılarını açacak.
Aydın Valiliği’nden alınan izinle birlikte Söke Belediyesi Restorasyon Ekibi’nin yenileme çalışmalarına başladığı tarihi yapı, bugüne kadar restorasyon atölyesi olarak kullanılıyordu. Söke Belediye Başkanı Dr. Mustafa İberya Arıkan, projeyi yerinde inceleyerek proje danışmanı Mine Şavkay ve İmar İşleri Müdürü Yüksel Ertercan’dan bilgi aldı. Bir dönümlük bahçeye sahip olan ve mübadele dönemine tanıklık etmiş bu görkemli yapı, Söke’nin sembol yapılarından biri olarak titizlikle yenilenecek.
Söke Belediye Başkanı Dr. Mustafa İberya Arıkan; “Niyetimiz burayı mahallemize yakışır, dokusuna uygun bir restoran haline getirmek. Sökelileri Ada’ya gitmekten kurtaracak, ailelerimizin kaliteli hizmet alacağı bir mekanı en kısa sürede hizmete sokmayı düşünüyoruz. Kemalpaşa Mahallesi Söke için çok önemli. Söke’nin en eski mahallelerinden bir tanesi. Kültürü, dokusu, insanıyla güzel bir mahalle. Bu şekilde bu bölgeyi, harekete geçireceğiz, canlandıracağız” dedi.
Söke Belediyesi’nin bu yeni projesiyle, Kemalpaşa Mahallesi hem Sökeliler hem de ziyaretçiler için cazibe merkezi olma yolunda bir adım daha atmış olacak. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Beyoğlu’nun önemli tarihi yapılarından birisi olan Tokatlıyan Han, bu yıl ikincisi düzenlenen “Açık Kapılar Sergisi”ni sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi ve Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı’ın katkılarıyla gerçekleştirilecek etkinlik, 6-30 Kasım 2024 tarihleri arasında kapılarını açacak. Tokatlıyan Han Sanatçıları; resim, heykel, seramik, fotoğraf, video art, belgesel, müzik ve performans gibi sanatın farklı disiplinlerini bir araya getireceği etkinlik ile ziyaretçilere eşsiz bir deneyim sunacak. 6 Kasım 2024 Çarşamba günü 17.00-21.00 saatleri arasında açılışı gerçekleştirilecek olan etkinlik, Pazar günleri hariç her gün 13.00-19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.
Sanat atölyelerinin kapıları ardına kadar açılacak
Tokatlıyan Han’ın tüm katlarına yayılacak olan etkinlikte, sanatçılar atölyelerinin kapılarını 6-13 Kasım 2024 tarihleri arasında ziyaretçilere açacak. Etkinlik bu yönüyle ziyaretçilerine sergilenen eserlerin yanı sıra sanatçıların gündelik hayat içindeki uğraşlarına ve yaşam ritimlerine de tanıklık etme ve diyalog kurma fırsatı sunacak. Vomank müzik grubu ve birçok müzisyen de etkinlik süresi boyunca seslendireceği müzik performanslarıyla ziyaretçilere eşlik edecek. PonART, Ahmet Merey, Depoart ve Akademililer Sanat Merkezi sponsorluğunda gerçekleştirilecek etkinlikte ayrıca sanat ve sosyal bilimler alanından yazarlar ile sanatçılar da 6-20 Kasım 2024 tarihleri arasında yapılacak sanat söyleşilerine konuk olacak.
Kırktan fazla sanatçı bir araya getirildi
Koordinatörlüğünü Ahmet Müslüm Küçük, Aylin Pakova Çil, Joel Menemşe, Murat Melih Özen ve Özge Akdeniz’in yaptığı etkinlik, farklı disiplinlerde eser üreten kırkı aşkın sanatçı bir araya getiriyor. Etkinlikte yer alacak sanatçıların isimleri ise şöyle:
“Ahmet Arif Merey, Ahmet Müslüm Küçük, Aleyna Yayalar, Ali Ekber Kul, Alireza Mojabi, Aramis Kalay, Ataman Oğuz, Aylin Pakova Çil, Başak Canher, Beyza Gökay, Çiğdem Şimşek, Demet Yalçınkaya, Denizhan Özer, Eda Ağaoğlu, Eda Yiğit, Elif Zeynep Karagöz, Erkan Canan, Fikriye Pakkan, Gülhan, İlyas Ceran, Joel Menemşe, Kıvanç Nalça, Lara Kiroft, Memed Anik, Merih Yıldız, Murat Melih Özen, Nazan Kuşçu, Noi Chi Conghx, Orçun Beslen, Ömür Eke, Özge Akdeniz, Resul Aytemür, Semra Çelik, Serap İskender, Serra Kuşkaya, Sibel Tarhan Kasapoğlu, Sinan Akcan, Sonat Çavuşoğlu, Songül Canerik, Süreyya Su, Tolga Boztoprak, Vasıf Pehlivanoğlu, Vomank Müzik Grubu, Zeliha Demirel, Zeynep Yazıcı, Yalçın Bulut.” – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye’deki müze eğitimine ilişkin tüm dinamikleri masaya yatıran “Türkiye’de Müze Eğitimi” paneli, Ankara’da gerçekleştirildi. Türkiye’de 25 yıl önce düzenlenen ‘Müze ve Eğitim’ çalışmalarının ardından ilk kez bu ölçüde kapsama sahip olma özelliği taşıyan panele çok sayıda akademisyen ve müze eğitimi uzmanı katıldı. Müze eğitimcileri, akademisyenler ve kültür dünyasından uzmanların bir araya geldiği panelde, müze eğitiminin Türkiye’deki mevcut durumu, gelecek stratejileri ve uluslararası alandaki gelişmelerin tartışıldı. Goethe Enstitüsü’nde yapılan panel, Uluslararası Müzeler Konseyi’nin (ICOM) müzelerin eğitim ve araştırma merkezleri olarak önemini vurguladığı 2022 yılı güncel tanımı doğrultusunda müzelerin eğitimdeki rolüne odaklanarak, bu alanın geleceğini şekillendirme hedefi taşıdı.
Eğitimde müzelerin yeri
Panel, Türkiye’de müze eğitimi üzerine önemli çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Ayşe Çakır İlhan’ın öncülüğünde ve açılış konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. İlhan, konuşmasında, Türkiye’de müze eğitiminin Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana öğretim programlarında yer aldığını belirterek, müze eğitiminin hem entelektüel hem de duygusal gelişime katkıda bulunan çok yönlü bir eğitim alanı olduğunun altını çizdi. Müze eğitimi alanındaki tarihsel gelişmeleri ve Türkiye’de bu eğitimin nasıl evrildiğini kapsamlı bir şekilde ele alan Prof. Dr. İlhan, aynı zamanda müzelerin araştırma ve öğrenme ortamları olarak gelişim süreçlerinden bahsederek, bu alanın daha da kurumsallaşması için yapılması gereken adımları paylaştı. Prof. Dr. İlhan, müzelerin yalnızca sergileme mekanları değil aynı zamanda eğitim ve öğretimin önemli bir parçası olduğunu ifade ederek, bu eğitim modelinin 20. yüzyılın ortalarından itibaren Milli Eğitim Bakanlığı’nın programlarında yer almaya başladığını hatırlattı. Konuşmasında özellikle müzelerin eğitimsel işlevinin artmasını ve müze eğitimcilerinin önemini vurgulayan Prof. Dr. İlhan, bu alandaki boşlukların giderilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de müze eğitiminin hala kurumsal yapılarla tam anlamıyla bütünleşmediğini belirten Prof. Dr. İlhan, müze eğitimcilerinin profesyonel kimliklerinin güçlendirilmesi gerektiğini, müze eğitiminin öğrencilerin sadece entelektüel değil, aynı zamanda duygusal gelişimlerine de katkı sağladığını belirtti.
Konuşmasında 1997’de Türkiye’de başlatılan müze eğitimi seminerlerinden ve bu seminerlerin müze eğitimi alanında nasıl bir dönüşüm oluşturduğunu bahseden Prof. Dr. İlhan, Ankara’da Alman Kültür Merkezi iş birliğiyle düzenlenen bu seminerlerin Türkiye’de müze eğitimine büyük bir ivme kazandırdığını aktardı. Prof. Dr. İlhan, müze eğitiminin yaygınlaştırılması için özellikle öğretmenlerin ve müze çalışanlarının bu konuda daha fazla desteklenmesi gerektiğini vurgularken, müze eğitiminin eğitim müfredatında daha belirgin bir yer edinmesi gerektiğine de dikkat çekti.
Müzede Öğrenme: Deneyimler, etkileşim ve paylaşımlar
Panelde konuşmacı olarak konuk olan ODTÜ Eğitim Bölümü’nden emekli Prof. Dr. Fersun Paykoç ise “Müzede Öğrenme: Deneyimler, Etkileşim ve Paylaşımlar” başlıklı bir sunum yaptı. Türkiye’de müze eğitimi alanında uzun yıllardır sürdürdüğü çalışmaları ve bu alandaki öncü projeleriyle tanınan Paykoç sunumunda, müzelerin bir öğrenme alanı olarak nasıl etkili kullanılabileceğine dair deneyimlerini paylaştı. Paykoç, 1997 yılından bu yana müze eğitimi alanında yürüttüğü projelerden örnekler vererek, aktif öğrenme yöntemlerinin müze eğitiminde nasıl uygulanabileceğine dair değerli bilgiler sundu. Aktif öğrenme ve etkileşimin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Paykoç, müzelerin insanlara sunduğu öğrenme deneyiminin, hem duygusal hem de entelektüel açıdan bireylerde kalıcı etkiler bıraktığını belirtti. Paykoç, müzelerin interaktif yöntemlerle toplumlara nasıl katkı sunabileceğini de somut örneklerle açıkladı.
İki gün boyunca süren panelde müze eğitimine dair çok sayıda etkinlik ve sunumlar gerçekleşti. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kovid-19 salgını sonrası 2021 yılında eşi ve çocuklarıyla memleketine dönen ev kadını Kayacan, ormanda gezerken ağaç kabuğu ve çiçek, deniz kenarlarından da taş ve deniz kabuğu toplamaya başladı.
Doğadan topladığı bitkileri kitapların arasında kurutan Kayacan, bunları silikon bir kalıba yerleştirdikten sonra üzerine epoksi reçine döküyor.
İsteğe göre hazırlanan anahtarlık, kolye, toka, bardakaltı, magnet gibi süs eşyaları yapan Kayacan, bu ürünleri satışa çıkarıyor.
Şaziye Kayacan, AA muhabirine, internette izlediği videolarla öğrendiği bu işe İstanbul’da hobi olarak başladığını söyledi.
Salgın nedeniyle eşiyle memleketleri Hanönü’ne döndüklerini belirten Kayacan, şöyle konuştu:
“İstanbul’da bu işi yaparken, kullandığım malzemeleri satın alıyordum. Buraya geldikten sonra doğada her şeyin olduğunu gördüğümüz için gittikçe doğadan ağaç parçaları, çiçekler topladık. En büyük destekçim eşim Sadık Kayacan oldu. Denizden deniz kabukları topladık. Doğayı sevdiğimiz için, farklılık olsun diye ve doğanın bize verdiği binbir renk ve çiçekleri ortaya çıkarmak için böyle bir şeye kalkıştık.”
Epoksi reçine yöntemiyle hediyelik ürünler yaptığını anlatan Kayacan,”Yaptığımız ürünleri burada vatandaşlar alıyor. İlçemizdeki kadın kooperatifi üzerinden, internet üzerinden satışlarımızı yapıyoruz.” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İzmir Büyükşehir Belediyesi, 30 Ekim-3 Kasım tarihlerinde Kültürlerarası Sanat Derneği iş birliği, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun desteğiyle 4. İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali’ni düzenleyecek. Ülkemizin önde gelen tematik festivallerinden biri olan ve sinema yazarı Vecdi Sayar’ın direktörlüğünde düzenlenen 4. İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali’nin 12 bölümden oluşan programında 6 kıta 30 ülkeden 58 film yer alıyor. Programda 2 yarışma var. Ulusal Yarışma’da 2023-24 yapımı ve özgün müziğe sahip 9 film yarışacak. Uluslararası Yarışma’da ise müzik dünyasına odaklanan 19 ülkeden 9 yapım/ortak yapım gösterilecek. Festival 3 Kasım akşamı Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde yapılacak ödül töreni ile sonuçlanacak.
Jüride önemli isimler var
Uluslararası Yarışma’nın Fransız yönetmen-senarist-yapımcı Marie-Castille Mention-Schaar başkanlığındaki jürisinde İtalyan besteci Giorgio Giampa, Yunan görüntü yönetmeni Andreas Sinanos, Alman yazar Daniel Kothenschulte ve İzmir Ekonomi Üniversitesi Sinema ve Dijital Medya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Gürata; Ulusal Yarışma Jürisi ise yönetmen Reis Çelik’in başkanlığında, oyuncu-yazar-müzisyen Nilüfer Açıkalın, Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı Bahriye Kabadayı, besteci Garo Mafyan ve Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Lale Kabadayı’dan oluşuyor.
Festivalde 9 kategoride Kristal Flamingo ödülleri verilecek. Ana jürinin yanı sıra, FİLM-YÖN, SİYAD ve İzmir Kent Konseyi jüri üyeleri Ulusal Yarışma’da izleyecekleri filmleri değerlendirecekler. Ayrıca, yedi kişilik bir jüri açık kanallar ve dijital platformlarda gösterilen son yılın en başarılı dizi müziklerini seçecek.
Gösterim mekanları
Festivalin Yarışmalar dışındaki bölümleri şunlar: Özel Gösterimler/ Onur Ödülü ve Kültürlerarası Sanat Başarı Ödülü’nü alan sanatçıların filmleri/ Anılarına: Nedim Otyam ve Ayla Algan/ Ustalara Saygı: Wenders/ Sinemacı Portreleri/ Üç Kıtadan Üç Film/ Sınır Tanımayan Sinema/ Müzik ve Yaşam/ Her Yaştan Çocuklar için Canlandırma Sineması.
Gösterim mekanları, İstinyePark Teras Renk Sinemaları, Fransız Kültür Merkezi, İzmir Sanat Merkezi ve İzmir Kültür Sanat Fabrikası.
Söyleşiden sergiye
4. İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali’nin “Sınır Tanımayan Sinema” bölümünde ülkeleri dışında yaşayan İranlı, Filistinli, Hintli yönetmenlerin filmleri gösterilecek; Asuman Susam’ın “Toplumsal Bellek ve Sinema”, Alican Sekmeç ve Nil Gürtuna’nın katılacağı “Sinemamızda Film Müziğinin Öncüsü Nedim Otyam” ve iki İranlı yönetmen ve sinema yazarı Rıza Oylum’un katılımıyla “Günümüz İran Toplumu ve Sinema” başlıklı söyleşiler gerçekleştirilecek.
İzmir Sanat Merkezi’nde de artık aramızda olmayan usta karikatürist Necati Abacı’nın “Sanatçı Portreleri” sergisi, İstinyePark Teras’ta ise Esat Erçetingöz’ün “İzmir’in Flamingoları” adlı dijital fotoğraf sergisi yer alacak.
Programa ulaşın
Goethe Institute, Institut français, İtalya İzmir Konsolosluğu, Liszt Institute gibi kurumların desteği ile gerçekleşen Festival’de tek bir gala gösterimi dışında tüm gösterimler ücretsiz. Program ayrıntılarına festivalin sosyal medya hesaplarından (ifmfest) ulaşılabilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milattan önce 3 binin ortalarında Urartu Krallığı tarafından surlarla çevrilen Harput Kalesi ile yerleşimin başladığı mahallede, Bizans, Artuklu, Selçuklu, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular ve Osmanlı dönemine ait tarihi yapılar ve mekanlar bulunuyor.
Tarihi ve kültürel zenginliği ile her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen Harput, tarihi ve doğal güzellikleriyle de fotoğraf tutkunlarını cezbediyor.
Gündüz olduğu kadar gece de ziyaretçilerine güzel manzaralar sunan mahalledeki Harput Kalesi, Ulu Cami, Sarahatun Camisi, Arap Baba Türbesi, Ahmet Bey Camisi gibi yapılar, gece uzun pozlama tekniğiyle fotoğraflandı.???????
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANTALYA’da Likya döneminin başkenti Patara sınırlarında yaşamını sürdüren bölge insanının inek ve koyunları, antik kent içerisindeki yürüyüş yollarına zarar veriyor. 1’inci derece sit alanındaki özel mülkiyetlerin kamulaştırılması için Demre Müze Müdürlüğü çalışma başlattı.
Antalya’nın Kaş ilçesinde tarihi 6 bin yıl öncesine uzanan ve arkeolojik bulgulara göre Erken Tunç Çağı’na kadar inen Likya Birliği’nin başkenti Patara Antik Kenti’nde 35 yıl önce Akdeniz Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fahri Işık ve eşi Prof. Dr. Havva İşkan Işık tarafından başlatılan kazılarda bugüne kadar çok sayıda eser ortaya çıkarıldı ve restorasyonları yapıldı. Antik kentte tiyatro, dünyanın bilinen en eski meclis binası, deniz feneri, Roma zafer takı, hamam, tapınak, ana cadde, liman ve tahıl ambarı, Likya tipi lahitler gibi onlarca tarihi değer bulunuyor.
YÜRÜYÜŞ YOLLARI 2020’DE YAPILDI
Özellikle 2020’nin ‘Patara Yılı’ ilan edilmesi sonrasında büyük bir restorasyon çalışması yapılan Patara Antik Kenti, Antalya Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü tarafından ‘Patara Örenyeri Antik Kent ve Tiyatro Yapısı Acil Müdahale ve Çevre Düzenleme İşi’ kapsamında yaklaşık 12 milyon TL’lik harcamayla ahşap kompozit zemin kaplama malzemesi kullanılarak, yürüyüş yollarıyla donatıldı.
İNEKLER AHŞAP YOLLARI ÇÖKERTİYOR
Her yıl binlerce yerli ve yabancı turistin ziyaret ettiği Patara kumsalına geçiş noktasında bulunan antik kentteki ahşap yürüyüş yollarının bir bölümünde sürekli kırılma ve çökmeler yaşanıyor. Bu konuda CİMER’e de yapılan şikayetler üzerine Demre Müze Müdürlüğü tarafından yapılan incelemelerde, yürüyüş yollarındaki kırılma olaylarına antik kent içerisinde yaşayan Gelemiş Mahallesi halkının inek ve koyunlarını sebep olduğu belirlendi.
IŞIKLANDIRMALARA DA ZARAR VERİYOR
İnekler ve koyunların yürüyüş yollarına sürekli zarar verdiği, yolların çöktüğü, tamir edilse de kısa sürede yeniden zarar gördüğünü anlatan antik kent görevlileri, bu soruna çözüm bulunamadığını dile getirdi. Görevliler, gece müzeciliğine de açık olan alandaki bu yürüyüş yollarının kenarındaki ışıklandırmaların da inekler tarafından yıkıldığını, zarar verildiğini dile getirdi.
MÜZE MÜDÜRLÜĞÜ RAPOR HAZIRLADI
Ahşap yürüyüş yollarındaki kırılmaların tehlike oluşturduğu, düşmelere ve yaralanmalara sebep olabileceği yönünde CİMER’e iletilen şikayetler üzerine Demre Müze Müdürlüğü bölgedeki özel mülkiyetlerin kamulaştırılmasına yönelik çalışma hazırladı. Benzer şikayetlerin uzun yıllardır devam ettiği, geçmişte de benzeri kamulaştırma çalışmaları ve girişimleri yapıldığı, ancak neticelenmediği ifade edildi. En son yapılan çalışmada ise 1’inci derece sit alanında bulunan özel mülkiyetler, kimlere ait oldukları gibi bilgileri içeren rapor hazırlandı. Antik kent içerisinde 20 civarında ev olduğuna dikkat çekilen raporda, kamulaştırma talep edildiği belirtildi.
İHALESİ YAPILDI, TAMİR EDİLECEK
Patara Antik Kenti’ndeki yürüyüş yollarında yaşanan çökme ve kırılmalarda hem oradaki hayvanların etkisi hem de yapılan uygulamada birtakım sıkıntılar olduğunu dile getiren Demre Müze Müdürü Nilüfer Sezgin, “Araları biraz fazla aralıklı yapıldığı, altı yeteri kadar desteklenmediği için kırılmalar var. Şimdi oranın revize edilmesiyle ilgili ödenek geldi. Rölöve Müdürlüğümüz hızlıca tamirata başlayacak. Aralarındaki ızgaralar sıklaştırılarak yürüme yolları tamir edilecek. O kötü görüntünün tamamı yok edilecek. Hem ödeneği geldi hem ihalesi yapıldı, çok kısa süre içinde yapılmaya başlanacak, en kısa sürede toparlanacak” dedi.
ANTİK KENTTEKİ ÖZEL MÜLKİYETLER KAMULAŞTIRILACAK
Sezgin, “2020 yılından beri acil kamulaştırma adı altında Patara’da bilet gişesinden itibaren ören yeri içerisinde yaşayan insanlarımızın yerleri kamulaştırılıp, bedelleri hesaplarına ödenerek, oradaki yerlerin bakanlığa devredilmesiyle ilgili bir süreç devam ediyor. Yakın zamanda tamamlanır diye düşünüyorum. Bundan öncesinde çok uzundu ama şimdi artık daha hızlandırıldı bu süreç” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Afyonkarahisar Genç Ofis’te düzenlenen etkinlikler kapsamında, gençler hem eğleniyor hem de öğreniyor. Genç Ofis, tüm gençlere kapılarını açarak dolu dolu bir gün geçirme fırsatı sunuyor.
Ebru Sanatıyla Geleneksel Türk Sanatını Keşfettiler
Etkinliklerin ilgi odağı olan Ebru Sanatı atölyesi, gençlere Türk kültürünün derinliklerini keşfetme imkanı sundu. Geleneksel Türk sanatının örneklerinden biri olan ebru sanatı, su üzerinde şekillenen desenlerin kağıda aktarılmasıyla ortaya çıkan bir sanat formu olarak biliniyor. Gençler, bu etkinlikte ebru yapımında kullanılan özel boyalar ve teknikler hakkında bilgi sahibi oldu. Her biri, kendi sanat eserini ortaya koydu. – AFYONKARAHİSAR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NKÜ Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Resim Bölümü akademisyen ve öğrencilerinin eserlerinin yer aldığı sergi NKÜ Sanat Galerisi’nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Rektör Prof. Dr. Mümin Şahin, sergi açılışında yaptığı konuşmada Türkiye Yüzyılı vizyonuna gençlerin sahip çıktığını belirterek, sergide emeği geçen herkese çok teşekkür etti.
Sergi koordinatörü ve Resim Bölüm Başkanı Prof. Dalila Özbay da Atatürk’ün resim, heykel, müzik, sahne sanatları, mimarlık gibi bütün sanat dallarıyla ilgilendiğini, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra sanatçılara tutulacak yolu da gösterdiğini dile getirdi.
Konuşmaların ardından açılan sergi katılımcılar tarafından ziyaret edildi.
Açılışa, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Taşan, Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Özyavuz, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Sergi, 15 Kasım’a kadar ziyarete açık olacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye Kültür Yolu Festivalleri’nin 13’üncü durağı olan İstanbul Kültür Yolu Festivali’nde sergi turu gerçekleştirdi. Bakan Ersoy, “Kültür Yolu Festivali’nin birçok amacı var. Bu amaçlardan en önemlisi de başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada markalaşmak” dedi.
Kültür Ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen festival kapsamında ziyaretçilerin beğenisine sunulan ‘Pablo Picasso – Resimden Seramiğe Bir Serüven’ ve ‘Warhol’un Dünyası – Pop Art’ın İkonu’ sergilerini gezdi. Tur sırasında yetkililerden bilgi alan Bakan Ersoy’a eşi Pervin Ersoy da eşlik etti.
‘İLK ALTI GÜNDE 50 BİNİN ÜZERİNDE ZİYARETÇİ ALDIK’
Kültür Yolu Festivali’nin hedeflerine değinen Bakan Ersoy, “Kültür Yolu Festivali nisan ayında başladı. Bu sene 16 şehirle festivali sürdürüyoruz. 13’üncü durakta İstanbul’dayız ve çok yoğun bir katılımla İstanbul Kültür Festivali devam ediyor. Kültür Yolu Festivali’nin birçok amacı var. Bu amaçlardan en önemlisi de başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada markalaşmak. Bu bağlamda uluslararası anlamda markalaşma adına Kültür Yolu Festivali’ni düzenliyoruz. Yapılan çalışmalardan bir tanesi festivalin Avrupa Festival Birliği’ne dahil edilmesiydi. Bu sene de özellikle yurt dışında uluslararası sanat camiasında kabul görmüş popülerliği yüksek sanat kurumlarının ve sanatçıların eserlerini sergiledik. Başlangıç noktası olarak İstanbul seçildi. Dünyaca ünlü sanatçılar ve sanat kurumları festivalde yer aldı. Bugün ben de fırsat buldukça onları geziyorum. Frida Kahlo ve Andy Warhol sergileri ilk altı günde 50 binin üzerinde ziyaretçi aldı. Ay sonuna kadar devam edecek olan sergimize, cumartesi günü itibari ile Picasso’da eklendi. Picasso sergisi 10 bin sayılarını yakaladı. Bu kadar yoğun ziyaretçi almak bizi fazlasıyla memnun ediyor. Kültür Yolu Festivali amacına uygun bir şekilde halkımızı uluslararası sanatla tanıştırmaya devam ediyor” diye konuştu.
‘2028’E KADAR DAHA FAZLA ŞEHRE VE ZİYARETÇİYE ULAŞACAĞIMIZ BIR FESTİVAL OLACAK’
Çocukların festivale olan ilgisinden memnun kaldığını belirten Bakan Ersoy, “Kültür Yolu Festivali bakanlığımızın tüm kurumlarının katıldığı bir festival. Bu sene şehrin birçok noktasına yayılmış durumda daha fazla etkinlik gerçekleştiriyoruz. Diğer memnun olduğumuz konuda sanatseverlerin ve ziyaretçilerin yaşının biraz daha aşağıya gitmesi. Küçük sanatçılarımızın, sanata heveslenenlerin, gençlerimizin ve çocuklarımızın ziyaretçiler arasında olması, onların da ilgiyle birçok noktayı ziyaret etmesi bizi memnun ediyor. Kültür Yolu Festivalleri daha fazla şehre yayılarak devam edecek. Seneye 20 şehir sonrasında 35 şehir olacak şekilde 2028’e kadar daha fazla şehre ve ziyaretçiye ulaşacağımız bir festival olacak. Bütün sanatseverleri ziyaretçi olarak pazar gününe kadar kültür merkezlerimize bekliyoruz. İstanbul Kültür Yolu Festivali sonuçlandıktan sonra da üç ay boyunca sergilerimiz devam edecek” açıklamalarında bulundu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL – Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kültür Yolu Festivali’nin ziyaretçiler tarafından yoğun ilgi gördüğünü belirterek, “Frida Kahlo ve Andy Warhol’un sergileri ilk 6 günde 50 binin üzerinde ziyaretçi aldı. Bu ziyaret ay sonuna kadar devam edecek” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığınca bu yıl 16 şehirde düzenlenen “Türkiye Kültür Yolu Festivali” kapsamında, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde “Pablo Picasso: Resimden Seramiğe Bir Serüven” ve Andy Warhol’un “Warhol’un Dünyası Pop Art’ın İkonu” resim sergisi açıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, ziyaretçiler tarafından yoğun ilgi gören iki sergiyi de gezerken “Türkiye Kültür Yolu Festivali” ile ilgili basın açıklaması yaptı. Özellikle Pablo Picasso resim sergisinin 10 bine yakın ziyaretçi sayısını yakaladığını belirten Bakan Ersoy, yoğun katılımdan dolayı memnun olduklarını ifade etti.
“16 şehirle Kültür Yolu Festivali’ni sürdürüyoruz”
Kültür Yolu Festivali’nin birçok amacı olduğunu vurgulayan Bakan Ersoy, “Kültür Yolu Festivali Nisan ayında başladı. 16 şehirle Kültür Yolu Festivali’ni sürdürüyoruz. 13’üncü durakta İstanbul’dayız. Çok yoğun bir katılımla İstanbul Kültür Yolu Festivali devam ediyor. Kültür Yolu Festivali’nin birçok amacı var. Bunların en önemlilerinden biri, festivallerin gerçekleştiği şehirlerin başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada markalaşması. Bu bağlamda uluslararası markalaşma adına Kültür Yolu Festivali ile ilgili birçok çalışma yapıldı geçen sene. Bunlardan bir tanesi festivalin Avrupa Festivaller Birliğine dahil edilmesiydi. Bu sene de özellikle yurt dışında uluslararası sanat camiasında kabul görmüş çok popüler sanat gruplarının ve sanatçıların eserlerini de sergilerini de Kültür Yolu Festivali süresince şehirlerimizde sergilenmesiydi. Bu bağlamda İstanbul başlangıç noktası olarak seçildi ve dünyaca ünlü sanat grupları ve sanatçılar bu festivalde yer aldı. Bugün ben de fırsat buldukça onları gezebiliyorum” diye konuştu.
“Katılımın çok fazla olduğunu memnuniyetle görüyoruz”
Frida Kahlo ve Andy Warhol’un sergileri ilk 6 günde 50 binin üzerinde ziyaretçi aldığını söyleyen Bakan Ersoy, “Özellikle katılımın çok fazla olduğunu memnuniyetle görüyoruz. Frida Kahlo ve Andy Warhol’un sergileri ilk 6 günde 50 binin üzerinde ziyaretçi aldı. Bu ziyaret ay sonuna kadar devam edecek. Cumartesi itibariyle Picasso sergisi başladı. Özellikle Picasso sergisi de 10 bine yakın ziyaretçi sayısını yakaladı. Onun da ciddi sayılarda ziyaretçi alacağını tahmin ediyorum. Kültür Yolu Festivalleri amacına uygun bir şekilde halkımızı kültür ve sanatla uluslararası etkinliklerle buluşturmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Belediye Başkanı Vedat Soner Başer festivalin açılış programında Valilik önünde Atatürk anıtına çelenk sundu. Program kapsamında protokol üyeleri ve vatandaşların katılımıyla Cumhuriyet Caddesi’ne kortej yürüyüşü gerçekleştirildi.
Katılımcılar buradaki pestil, köme, kuşburnu, kuru fasulye, Araköy ekmeği, pekmez, elma ve ceviz gibi yöresel ürünlerin yer aldığı stantları gezdi.
Başkan Başer, gazetecilere, kurulan 30 stantta yöresel ürünlerin sergilendiğini söyledi.
Asıl amaçlarının yöresel yemekler ve ürünleri tanıtmak olduğunu belirten Başer, Gümüşhane’ye ait tüm değerleri halkla buluşturmak istediklerini kaydetti.
Gümüşhane Üniversitesi öğrencisi Selinnur Doğanay ise festivalin eğlenceli geçtiğini ifade ederek, “Danslara hayran kaldım. Çok güzel horon tepildi. Pestil ve köme çok güzel.” dedi.
Didem Han ise festivalde birçok lezzeti tattığını belirterek, eğlenceli vakit geçirdiklerini aktardı.
Gümüşhane, Trabzon ve Bayburt’tan gelen halk oyunları ekibinin gösteri sunduğu festival, yöresel halk sanatçılarının konserleriyle devam etti.
Festivale Vali Yardımcısı Serhat Doğan, MHP Mİlletvekili Musa Küçük, İl Jandarma Komutanı Serhat Demiral, İl Emniyet Müdürü İsmail Karasakal da katıldı.
Festival 6 Ekim Pazar gününe kadar sürecek.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakan Ersoy, AKM’deki “Warhol’un Dünyası-Pop Art’ın İkonu”, “Pablo Picasso-Resimden Seramiğe Bir Serüven” ile dijital sanatçı Refik Anadol’un “Yeryüzü Rüyaları: Anadolu” sergilerini ziyaret ederek, yetkililerden bilgi aldı.
Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Ersoy, Kültür Yolu Festivallerinin bu sene 16 şehirde düzenlendiğini belirterek, İstanbul Kültür Yolu Festivali’nin yoğun bir katılımla devam ettiğini söyledi.
Ersoy, festivalin gerçekleştiği şehirlerin markalaşmasını hedeflediklerini vurgulayarak, “Bu bağlamda uluslararası markalaşma ile ilgili geçen sene çalışma yapmıştık. Bunlardan bir tanesi, bu festivalin Avrupa Festivaller Birliğine dahil edilmesiydi. Bu kabul gördü ve dahil edildi. Bu sene de özellikle uluslararası sanat camiasında kabul gören popülaritesi yüksek sanat gruplarının ve sanatçıların sergilerini açtık.” dedi.
İstanbul Kültür Yolu Festivali’ne ilginin memnun edici seviyelerde olduğuna dikkati çeken Ersoy, şunları kaydetti:
“‘Warhol’un Dünyası-Pop Art’ın İkonu’ ve ‘Frida Kahlo’nun Günlükleri’ sergileri ilk 6 günde 50 binin üzerinde ziyaretçi aldı. ‘Pablo Picasso-Resimden Seramiğe Bir Serüven’ sergisi de 10 bin sayılarını yakaladı. Onun da çok ciddi sayıda ziyaretçi alacağını tahmin ediyoruz. Tophane-i Amire’de Sebastiao Salgado’nun ‘Genesis’ sergisi var, Emirgan’da ‘Leonardo da Vinci-Rönesans Dehası’ sergisi var. Bütün sergilerimiz ziyaretçilerimizi fazlasıyla memnun ediyor. Kültür Yolu Festivalleri amacına uygun bir şekilde halkımızı kültür ve sanat etkinlikleriyle buluşturmaya devam ediyor.”
Mehmet Nuri Ersoy, Kültür ve Turizm Bakanlığının bütün kurumlarıyla festivale dahil olduğunun altını çizerek, “Geçen sene belli bir rotada yapıyorduk. Bu sene şehrin birçok noktasına yayılmış durumdayız. Daha fazla etkinlik gerçekleştiriyoruz ve hepsine yoğun katılım olması bizi fevkalade memnun ediyor. Diğer bir memnun olduğumuz nokta da ziyaretçilerin yaşının aşağı doğru inmesi. Küçük sanatseverlerin de festivale ilgi göstermesi bizi çok memnun ediyor.” ifadelerini kullandı.
Kültür Yolu Festivallerinin her sene daha fazla şehre yayılarak devam edeceğinin altını çizen Bakan Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Etkinlikler pazar gününe kadar devam ediyor. Çok önemli etkinliklerimiz var. Özellikle AKM’de DSO Berlin’in cumartesi günü bir konseri var. Opera ve balemizin, devlet tiyatrolarımızın etkinlikleri var. Bütün sanatseverleri kültür merkezlerimize bekliyoruz. Özellikle uluslararası sergilerimiz İstanbul Kültür Yolu Festivali ile sınırlı değil. Üç ay boyunca devam edecek.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Köyün bu benzersiz yapısı, Google Earth üzerinden mahalle sakinleri tarafından keşfedildi. 258 nüfuslu Sulhiye Mahallesi Muhtarı Recai Demircan, köylerinin bu doğal güzelliğinin sonradan olmadığını söyledi. Köyün drone ile çekilen görüntülerinde evler ve köy yollarının insan kalbi ve çevresindeki atar ve toplar damarlara benzemesi dikkat çekti.
Recai Demircan, köylerinin 1893 yılında Osmanlı-Rus harbinden sonra Kafkas muhacirleri tarafından kurulduğunu belirtti. Köy yollarının ve evlerin gökyüzünden bakıldığında kalp şeklinde görünmesinin bilinçli bir tercih olmadığını vurgulayan Demircan, “Bu tamamen doğal bir görüntü. Köyümüzün insanlarının sevecenliği ve iyi kalpliliği köyümüzün şekline yansımış” dedi. – BURSA
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Antep Savunmasında şehit düşen 6 bin 317 şehidin hatırasını yaşatmak ve “Spor Şehri Gaziantep” hedefiyle spor kültürün kent genelinde arttırılması amacıyla düzenlenecek Gazi Yarı Maratonu için sayılı günler kaldı.
Bu kapsamda 1 Aralık’ta gerçekleştirilecek maratona katılmak isteyenlerin www.gaziyarimaratonu.org adresinden başvurularını en geç 25 Kasım tarihine kadar yapmaları gerekiyor.
Her yıl ulusal ve uluslararası arenada büyü ilgi gören koşuya bu yıl da gerek yurt içinden gerekse de yurt dışından büyük katılım sağlanması hedefleniyor. Profesyonel birçok koşucunun yanı sıra atletizmle ilgilenen sporseverlerin farklı farklı kategorilerde ter dökeceği yarışmada, derece alanlara ödül verilecek.
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in açış konuşmasını gerçekleştireceği maraton koşusu öncesi yine atletizm ve spor alanından tanınmış birçok ismin de etkinlikte yer alması planlanıyor. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Roma’da Azerbaycan İtalya Kültür Merkezi’nin ev sahipliğinde, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Yunus Emre Enstitüsü, Azerbaycan Roma Büyükelçiliği ve İstanbul Dijital Sanat Festivali’nin (IDAF) katkılarıyla düzenlenen etkinlikte, dijital sanat sergisinin açılışı da yapıldı.
Sergide, IDAF tarafından hazırlanan 20 kadar dijital sanat eseri sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Etkinliğin açılışına katılan ve sergiyi gezen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, burada yaptığı konuşmada, organizasyonda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Şahin, “Dijital dünyanın hızla evrildiği bu çağda, dijital medya okuryazarlığı ve dijital sanat, bireylerin hem yaratıcı hem de eleştirel bakış açısını geliştiren iki önemli kavram olarak ön plana çıkmaktadır.” dedi.
Dijital medya okuryazarlığının, sadece doğru bilgiye ulaşmak ve dezenformasyonla mücadele etmek için değil, aynı zamanda etik ve sorumlu bir medya kullanımı açısından da hayati bir öneme sahip olduğunu anlatan Şahin, “RTÜK olarak, bu farkındalığı artırmak için çeşitli eğitim programları ve etkinlikler düzenlemekte, bu çerçevede, toplumda bilinçli medya tüketimini teşvik eden birçok girişimde bulunuyoruz.” diye konuştu.
Dijital sanat, teknolojinin sağladığı araçlarla sanatın ifade biçimlerinde bir devrim yaptıklarına işaret eden Şahin, artırılmış gerçeklik (AR) ve sanal gerçeklik (VR) gibi teknolojilerin sanat deneyimine yeni bir bakış açısı getirdiğini ve artık bir sanat eserine sadece bakılmakla kalınmadığını, aynı zamanda onunla etkileşime geçilebildiğini söyledi.
Dijital medya okuryazarlığı ile dijital sanatın, bireylerin hem yaratıcı hem de eleştirel düşünme yeteneklerini geliştirme potansiyeline sahip olduğunun altını çizen Şahin, şunları kaydetti:
“RTÜK olarak, dijital medya okuryazarlığı ve dijital sanat alanlarında toplumun her kesimini bilgilendiren ve kendilerine medya platformları üzerinden yapılan bilinçlendirme çalışmalarına her alanda devam edeceğimizi belirtir, çünkü medya ve sanat, sadece kültürel üretim ve tüketim mekanizmaları değil; aynı zamanda toplumların demokratikleşmesi ve gelişmesi için bir etken olduğunu düşünür, bundan sonraki süreçte çalışmalarımızın bu yönde olacağını belirtmek isterim.”
Etkinliğin ev sahibi Azerbaycan’ın Roma Büyükelçisi Rashad Aslanov da açılış konuşmasında, “İlginç bir sergi. Azerbaycan ve Türkiye’den çok yetenekli bir sanatçı olan Nabat Garakhanova’nın hazırladığı bir sergi. Bu akşam burada görecekleriniz; sanat, yapay zeka sanatı, kültür ve gelecekle ilgili. Burada gördüğünüz eserler, Azerbaycan kültüründendir. Minyatürler ve Azerbaycan’ın ikonik yerlerden görseller var. Aynı zamanda yapay zekayla yapılmış eserleri göreceksiniz.” ifadelerini kullandı.
Sergiyi düzenleyen IDAF Direktörü Dr. Nabat Garakhanova da AA muhabirine, dijital sanatın geleceğin sanatı olduğunu belirtti.
Garakhanova, 2025’te 5. yıllarını kutlayacaklarını dile getirerek, “Biz aslında dijital sanatta hem gençlerin hem dijital okur yazarlıkla birleştirerek A’dan Z’ye, 7’den 70’e kadar herkesin bunu deneyimlemesini sağlamaya ve geliştirmeye çalışıyoruz.” diye konuştu.
Garakhanova, İstanbul Dijital Sanat Festivali çerçevesinde kentlerde bu tür sergiler açtıklarını ve hem Türk gençlerinin hem de beraber geliştirdikleri yapay zeka sanatçılarının eserlerini sergilediklerini kaydetti.
IDAF Sanat Yönetmeni Esra Öztürk de İstanbul Dijital Sanat Festivali olarak her yıl büyüdüklerini dile getirerek, “Her yıl yeni ve farklı teknolojilere yer veriyoruz. Genel olarak teknoloji ve sanatın birleşiminde yine bilimin de dahil olduğu eserler sergiliyoruz. Her yıl günden güne hem festivalimizi geliştiriyoruz, yeni sanatçılar ekleyerek festivalin büyümesini sağlıyoruz.” dedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü nedeniyle Vali Ali Çalgan ve eşi Halide Çalgan, Kamile-Hacı Ahmet Akdağ Huzurevi ile Çorum Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret etti. Huzur evi sakinleri ile bir araya gelen Vali Çalgan, yaşlılarla hem sohbet etti. Huzurevi sakinleri de Vali Çalgan ve eşinin ilgisinden dolayı duydukları memnuniyeti dile getirerek ziyaret dolayısıyla teşekkür etti.
Her insan için değişik anlam ve önem ifade eden yaşlılığın, hayatın çok özel bir dönem olduğuna dikkat çeken Vali Çalgan, “Yaşlılarımızın toplumsal yaşama aktif olarak katılmalarını, sosyal, kültürel ve ekonomik haklara sahip ve kimseye muhtaç olmadan yaşamalarını sağlamak, kişi, kurum ve devlet olarak öncelikli görevimizdir. Devletimiz, büyüklerimiz için tüm imkanlarını seferber etmiş durumda. Her zaman büyüklerimizin yanında olmaya gayret gösteriyoruz. Yaşlılara saygı, yaşlılara bakmak ve onları hiçbir şekilde incitmemek inancımızın da bizlere çok açık ve hiçbir muğlaklığa yer bırakmayacak şekilde yüklediği en temel görevlerden biridir” ifadelerini kullandı. – ÇORUM
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ulusal Gün vesilesiyle dün akşam başkent Pekin’de Büyük Halk Salonu’nda resepsiyon düzenlenirken meclisin bulunduğu Tienanmın Meydanı, özel dekoratif malzemeler ve ışıklarla donatıldı.
Meydanda Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mao Zıdong’un portresinin bulunduğu eski İmparatorluk Sarayı “Yasak Şehir”in güney cephesi aydınlatılırken meydanın ortasına Ulusal Gün’e özel dev çiçek buketi yerleştirildi.
1912’de Çin Cumhuriyeti’ni kuran Sun Yat-sen’in portresi de alanda Mao’nun portresinin karşısına konumlandırıldı. Komünist rejim, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde siyasi faaliyette bulunan milliyetçi Sun’u, modern Çin’in kurucu lideri olarak görüyor.
Tienanmın Meydanı’nda bayrak töreni
Ulusal Gün vesilesiyle sabah Tienanmın Meydanı’nda geçit töreni yapılmadı, geleneksel bayrak töreni gerçekleştirildi. Çin Halk Kurutuluş Ordusu askerlerinden oluşan tören kıtası, Çin Halk Cumhuriyeti bayrağını göndere çekti.
Ülkede, cumhuriyetin kuruluşunun 10 yıllık dönümlerinde geçit törenleri yapılıyor. 70. yılının kutlandığı 2019’da askeri geçit töreni gerçekleştirilmişti.
Çin’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Çan Kay-şek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi (Koumintag) ile Mao Zıdong önderliğindeki Çin Komünist Partisi (ÇKP) güçleri arasında yaşanan iç savaşta galip gelen komünistler, 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DİYARBAKIR – Kur’an Nesli Platformu tarafından Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde düzenlenen “Hayat Namazla Güzeldir” etkinliklerinin final programı Diyarbakır‘da yapıldı.
Kur’an Nesli Platformu tarafından her yıl Türkiye’nin birçok il ve ilçesinde düzenlenen “Hayat Namazla Güzeldir” etkinliğinin final programı Diyarbakır Kurşunlu Cami yerleşkesinde gerçekleşti. 5 bin çocuğun katıldığı programda önce Ulu Camide buluşuldu, öğle namazının kılınmasının ardından dini sloganlar eşliğinde Kurşunlu Cami’ye yürüyüş yapılarak ikindi namazı kılındı. Etkinlikte Kur’an dinletisi, Karagöz tiyatro oyunu gibi etkinliklerle yapıldı.
Kur’an Nesli Platformu Diyarbakır İl Koordinatörü Cihad Kaplan, namaz ve abdest eğitimi ile beraber Ağustos ve Eylül ayıyla toplam 2 aylık bir eğitim sonucunda Türkiye’nin il ve ilçelerinde ‘Hayat Namazla Güzeldir’ adıyla yapılan etkinliklerin final programını Diyarbakır’da gerçekleştirdiklerini dile getirerek çocuklara şölen havasında etkinlik gerçekleştirmek istediklerini ve bu etkinlikle çocukların namaz ve abdesti öğrenmesine vesile olmaktan gurur duyduklarını ifade etti.
Platformda görevli olan gönüllülerle beraber toplam 200 kişi olduklarını belirten Kaplan, 2 aylık sürecin her haftasında bir etkinlik ve bir program düzenlediklerini ve böylelikle çocuklara dini eğitim verdiklerini söyledi.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tiran Yunus Emre Enstitüsünden yapılan açıklamada, Arnavutluk’un Tiran ve Dıraç şehirlerinde “Tercihim Türkçe Projesi” kapsamında Türkçe eğitiminin verildiği liselere yönelik kompozisyon yarışması düzenlendiği aktarıldı.
Türkçe eğitimi alan öğrencileri motive etmek amacıyla yapılan “Dilim ve Dünyam” temalı kompozisyon yarışmasının yoğun ilgi gördüğü belirtilen açıklamada, kompozisyon yarışmasında liseli öğrencilerin yazdıkları içeriklerle dilin kendileri için anlam ve önemini ortaya koyduğu ifade edildi.
Türk Dil Bayramı ve 26 Eylül Avrupa Diller Günü münasebetiyle, YEE tarafından seçmeli Türkçe derslerinin verildiği okullarda düzenlenen kompozisyon yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödüllerinin verildiği aktarılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“‘Dilim ve Dünyam’ konulu kompozisyon yarışmasında birinciliği Dıraç Hafız Ali Podgorica Lisesinden 12. sınıf öğrencisi Meryem Mullaj, ikinciliği Tiran Asim Vokshi Yabancı Diller Lisesinden 12. sınıf öğrencisi Grejsi Mjalti, üçüncülüğü ise Tiran Hafiz İbrahim Dalliu Lisesinden 10. sınıf öğrencisi Fabiola Halili kazandı. Dereceye giren öğrencilere ödüllerini Tiran Yunus Emre Enstitüsü Koordinatörü Oğuzhan Sakoğlu, Eğitim Koordinatörü Çağatay Sünerin ve okutman Anxhela Gjoni takdim etti.”
Açıklamada ayrıca, Tiran YEE tarafından 26 Eylül Avrupa Diller Günü kapsamında Arnavutluk’taki okullarda çeşitli etkinlikler düzenlendiği kaydedildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yüzlerce kaya mezarın yanı sıra yerleşim yeri ve mozaikli alanın bulunduğu Perre Antik Kentte, 2024 yılının kazıları sona erdi. Yaklaşık 2 bin yıllık tarihe sahip Perre Antik Kentte, her yıl yapılan kazılarda yeni yapılar ortaya çıkıyor.
Nisan ayında başlayan ve 3 dönümlük alanda gerçekleştirilen 2024 yılı kazı ve temizleme çalışmalarıyla Perre Antik Kent farklı bir görünüme kavuştu. Özellikle nekropol alanın Güney Doğu kısmında yapılan temizleme çalışmalarıyla yeni oda mezarlarda ana kayaya oyulmuş toplam 33 adet sanduka ortaya çıkartıldı. Ortaya çıkartılan bu oda mezarlar ve temizlenen alanlar yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açıldı.
Çalışmalar hakkında bilgi veren Adıyaman Müze Müdürü Mehmet Alkan, “Kommagenin beş büyük kentinden birisi olan Perre Antik Kentinde 2024 yılında Nisan ayında başlamış olduğumuz kazılara ara verdik. Bu kazılar sonucunda ise 3 dönümlük bir alanda kazı yaptık. Burada yine girlantlı mezarlar ve yazıtlı olan mezar odaları tespit etmiştik. 3 Dönümlük bir alanı temizlememiz sonucu özellikle Perre Antik Kenti mükemmel bir görünüme kavuştu. Buraya gelen ziyaretçiler yeni kazı yaptığımız alanlarda ziyaret ediyor. 2025 Yılında ise yapacağımız olan kazılarda özellikle şehir kısmının olduğu alanlarda kazı yapmayı düşünüyoruz. Burada yapacağımız kazılarda da çok önemli bulgulara ulaşacağımızı düşünüyoruz” diye konuştu. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA’da Çankaya Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nde temizlik işçisi olan Fırat Kalkan (46), parkları temizlerken topladığı yapraklardan yaptığı resim ve figürlerle 2 sergi açtı. Kalkan, “Resimlerimi almak isteyenler oldu. Ancak satmayı düşünmüyorum. Eğer ileride böyle bir şey olursa lösemili ve SMA’lı çocuklar yararına satmak isterim” dedi.
Çankaya Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nde 2017’den bu yana temizlik işçisi olarak çalışan Fırat Kalkan, parkları süpürürken topladığı yapraklardan resim ve çeşitli figürler yaptı. Kalkan’ın özellikle sonbaharda dökülen yaprakların üzerine yaptığı Atatürk portreleri büyük beğeni topladı. Kalkan, yaprakların yanı sıra yine parklardan topladığı çekirdek kabukları ve ağaç dallarını da kullanarak yaptığı resim ve çeşitli figürlerle 2 sergi açtı. Kalkan’ın, Kuğulu Park ve Ankara Büyük Şehir Belediyesi Kızılay Sanat Merkezi’nde 300’ün üzerindeki çalışması ile açtığı sergiler, yoğun ilgi gördü.
‘ATATÜRK’ÜN SİLÜETİNİ YAPTIM’
Fırat Kalkan, parklarda ağaçlardan dökülen yapraklarla çalışmaya başladığını söyleyerek, “En başta yaprakların rengi ilgimi çekti. İçimde bazı hisler uyandırdı ve önce yapraklardan kalp yapmakla başladım. Sonra nereye kadar getirebileceğimi düşündüm ve Mustafa Kemal Atatürk’ün silüetini yapraklardan yaptım. Bunun gibi birçok çalışmalarımız oldu. Bazı fotoğraflarım, çalışmalarım Çankaya Belediyesi’nin sitesinde yayınlandı. Oradan gören firmalar beni gezilere, kamplara davet ettiler. Demir yollarının fotoğraf yarışmasında ödül kazandım. Sonrasında bu işi sanata çevirmek için bir kursa yazıldım. Yolun başındayken çok güzel tepkiler aldım. Yaptığım çalışmaları belediye ile paylaştım. Onlar da kendi resmi sitelerinde yayınlamaya başladıkça çok güzel yorumlar okudum. 2022’de de Kuğulu Park’ta, geçen mart ayında da Kızılay Kültür Sanat Merkezi’nde sergilerimi açtım. Her ikisine de güzel ilgi vardı. Park sakinleri de beni çok sever. Burada güzel bir bağımız var. Resimlerimi almak isteyenler oldu. Ancak satmayı düşünmüyorum. Eğer ileride böyle bir şey olursa lösemili ve SMA’lı çocuklar yararına satmak isterim” dedi.
Haber-Kamera: Gizem ÇORLU-Mehmet Gökhan HAKBİLİR /ANKARA,
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk, Aspendos Antik Tiyatrosu’ndaki festivalin açılışında, Aspendos’un etkileyici mimarisi ve akustiğinde festivali düzenlemenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.
Bu yıl festivallerde büyük başarılara imza atmanın gururunu da yaşadıklarını belirten Sağtürk, “15. İstanbul Opera ve Bale Festivalimiz, 7. Uluslararası Efes Opera ve Bale Festivalimiz ile 21. Uluslararası Bodrum Bale Festivali’mizde tarihi seyirci rekorlarına ulaştık. Şimdi sıra Aspendos Festivali’mizde. Bu başarılarımızda sanatseverlerimizin desteği ve ilgisi büyük rol oynuyor. Bu ilgi ve destekle bize yüksek motivasyon kazandırdığınız için çok teşekkür ediyorum.” diye konuştu.
Sağtürk’ün konuşmasının ardından Ankara ve Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdürlükleri tarafından Giuseppe Verdi’nin Romalı komutan Radames ile tutsak Habeş Prensesi Aida’nın imkansız aşkını anlatan 3 perdelik “Aida” operası sahnelendi.
Orkestra şefi Lorenza Castriota yönetiminde sahnelenen ve solistlere Şef Mahir Seyrek yönetiminde Antalya ve Ankara Devlet Opera Balesi korolarının eşlik ettiği eserin, tarih araştırmalarını Ravivaddhana Monipong Sisowath, rejisörlüğünü ise Vincenzo Grisostomi Travaglini üstlendi.
Yabancı konuk sanatçılar Soprano Joana Zhelezcheva ve Tenor Walter Fraccaro’nun sahne aldığı eserin, dekor tasarımı Özgür Usta, kostüm tasarımı Savaş Camgöz ve Gürcan Kubilay, koreografi Armağan Davran, Ömür Uyanık ve Sergei Terechenko, ışık tasarımı Fuat Gök imzası taşıyor.
Eserde, “Aida” rolünü Joana Zhelezcheva, “Radames”i Walter Fraccaro, “Amneris”i Medine Tuganova, “Amonasro”yu Serhat Konukman, “Ramfis”i Engin Suna, “Mısır Kralı Il Re”yi Şafak Güç, “Haberci”yi İsmail Enis Ok ve “Sacerdotessa”yı Serap Demirhan canlandırdı.
Festival, 16 Eylül’de “Opera Gala Gecesi” konseriyle devam edecek.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kosova temaslarını sürdürüyor. Fidan, başkent Priştine’deki temaslarının ardından Prizren şehrinde Türk mahallesi olarak bilinen Kurila’da Türk soydaşlarla bir araya geldi. Motrat Qirazi Okulunda Kosova ve Türk bayraklarıyla karşılanan Bakan Fidan, çocuklarla hatıra fotoğrafı çekildi. Kosova’nın meşhur bardak folklor oyununu izleyen Bakan Fidan, burada yaşayan Türk soydaşlara seslendi. Fidan, “Prizren’deki Türk varlığı az önce Fikrim Bey’de ifade etti; Balkanlar’daki 600 yıldır devam eden Türk varlığının en müstesna unsurlarından biri. Sizlerle gurur duyuyoruz, iyi ki varsınız. Türk dilini, Türk kültürünü, Türk tarihini burada yıllardır her türlü koşula rağmen yaşatıyor olmanız, buradaki varlığınız, buradaki birliğiniz, dirliğiniz, iriliğiniz gerçekten bizim için çok şey ifade ediyor. Sizlerin iyi olması huzur içerisinde yaşaması, barış içinde olması, refah içinde olması gerçekten bizim de en büyük dertlerimizden biri. Türkiye Cumhuriyeti yıllardır olduğu gibi bundan sonra da sizin yanınızda olmaya devam edecek” dedi.
“Kosova’nın bağımsızlığına kavuştuğu günden itibaren ilk tanıyan devletlerden biri Türkiye Cumhuriyeti oldu”
Fidan, 600 yıldır devam eden buradaki varlığın son 20 yılında bu varlığı, bu kültürü bu dili yaşatmak için beraber çalışmaktan duyduğum gurur duyduğunu belirterek, “Mutluluğu da ayrıca ifade etmek istiyorum. 2003 yılında TİKA başkanlığına atandığımda o dönem buradaki Türk varlığına her türlü yardımı uzatmak için sayın başbakanımızın talimatları olmuştu. Cumhurbaşkanımız Tayyip Bey o zaman başbakandı. Özellikle Prizren’deki Türk varlığı için yapılması gereken her türlü desteğin yapılmasını faaliyetin yapılması konusunda talimat vermişti. O dönem gerçekten burada belki hepsinin adını anamayacağım çok değerli kardeşlerimiz vardı, dernekler vardı, şu anda bir kısmı hala buradalar. Mahir Bey buradalar Mahir Bey’le yıllarca beraber çalıştık Enis Kervan Bey, Fikrim Bey buradalar. Gerçekten birçok arkadaş, rahmetli Arif Bütüç (Mamuşa Belediyesi Başkanı) vardı” şeklinde konuştu.
Özellikle Türk kültürüyle ilgili faaliyetlerinin, projelerinin TİKA olarak büyük etki oluşturduğunu kaydeden Fidan, “Daha sonra başta Mamuşa olmak üzere buradaki Türk varlığının yaşadığı yerlerde hayata geçirdiğimiz projeler buradaki soydaşlarımızın yaşantılarını bir nebze de olsa kolaylaştırmak için Türkiye Cumhuriyeti’nin elinden gelen her şeyi yapmasının birer nişanesiydi. Tabi bunlar mütevazi katkılar ama daha büyük bir stratejik yaklaşım her zaman için büyük olan etkili olan Türkiye Cumhuriyeti’nin hafızasında ve stratejisinde sizlerin var olması. Kosova’nın bağımsızlığına kavuştuğu ilk günden itibaren biliyorsunuz ilk tanıyan devletlerden biri belki ilki Türkiye Cumhuriyeti oldu. Kosova’daki başta Arnavut kardeşlerimiz olmak üzere buradaki bütün kardeşlerimizin şanlı bağımsızlık mücadelesi Türkiye Cumhuriyeti tarafından başından itibaren desteklenmiştir” diye konuştu.
“Balkanlar’daki Osmanlı tarihinin bıraktığı izi, görmek için vatandaşlarımız buralara geliyorlar”
Ellerinden gelen her türlü desteği vermeye devam ettiklerini söyleyen Fidan, “Bugün Priştine’de yaptığım başta dışişleri bakanı daha sonra başbakan ve cumhurbaşkanıyla görüşmelerin hepsinde hem sayın cumhurbaşkanımızın Kosova’yı desteklemedeki iradesini hem de devlet olarak kurumlarımızın her türlü alanda ticaret, eğitim, kültür, enerji, ulaştırma, sağlık, güvenlik bütün alanlarda Türkiye’nin Kosova’nın yanında olduğunu her türlü iş birliğine hazır olduğumuzun altını bir kez daha çizdim” ifadelerini kullandı.
Kosova’daki Türk varlığının, Türkiye’den gelen turist sayısının giderek arttığını belirten Fidan, “Dün Kuzey Makedonya’daydım orada da yani şehrin merkezinde gerçekten çok sayıda Türkiye’den kardeşlerimiz şehri geziyorlardı. Ondan sonra buraya geliyorlardı bir paket içerisinde Balkanlar’daki Osmanlı tarihinin bıraktığı izi, anıları yerinde görmek için vatandaşlarımız buralara geliyorlar. Gerçekten Prizren’e de gelmeye başladılar. Bu etkileşimin artık sadece Kosova’dan Türkiye’ye değil, Türkiye’den de Kosova’ya geliyor olması yeni bir başlangıç bizim için. Bu başlangıçların inşallah artarak devam edeceğini umut ediyorum. Az önce ifade ettiğim gibi bizim Kosova’ya desteğimiz devam edecek” dedi.
“Biz Türkiye olarak her zaman sorunların diyalogla çözülmesine taraftarız”
Kosova’nın barış içerisinde, Balkanların huzur içerisinde olmasının bir numaralı stratejileri olduğunu vurgulayan Fidan, ” Üsküp’te de yaptığım basın toplantısında ifade ettiğim bugün de ifade ettiğim değerli soydaşlarımız zaman zaman haberlerde görüyorsunuz Balkanlar da gerek Saray Bosna da, gerek Kosova’da gerilim artıyor belli sorunlar yaşanıyor diye. Biz Türkiye olarak her zaman için sorunların diyalogla, barışla müzakere yoluyla çözülmesine taraftarız. Onun içinde elimizden geleni yapıyoruz. Cumhurbaşkanımızın yıllar içerisinde oluşturduğu siyasi liderliğin birikimiyle bölgedeki diğer siyasi liderlerle iletişime geçerek Türkiye’nin ağırlığını koyarak buradaki sorunların bütün halkların lehine ortak çıkarına ve huzuruna olacak şekilde çözülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. İnşallah da yapmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Bakan Fidan, “1941 yılından itibaren İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık günlerinde Türk dilini, Türk kültürünü yaşatmak için Kuzey Makedonya’daki soydaşlarımız Yücel Teşkilatı vesilesiyle Türkçe eğitim için canlarını ortaya koydu, şehitler verdi. Prizren’de de Doğru Yol Türk Kültür ve Sanat Derneğini, Priştine’de de Gerçek Derneğini kuranlar o dönemin sor derece sınırlı imkanlarıyla Türk dilini, Türk kültürünü yaşattılar. Ben 2003 yılından itibaren buradaki projelere çalışmaya başladığımızda o zaman yakılmış olan meşalenin bugün de devam ettirmiş olmasını görmekten gerçekten çok gurur duydum. ve emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Kosova’dan gelen Türk gençlerinin ücret ödememesi sistemini kurduk”
Çocukları Türkçe eğitim veren okullara göndererek kendi diline sahip çıkmalarını, kültürlerine sahip çıkmalarını sağladıkları için başta anneler olmak üzere bütün ebeveynlere teşekkür eden Fidan, “Çocuklarımızın diline, dinine, kültürüne, tarihine sahip çıkmaları için verdiğiniz mücadele çaba her türlü takdirin üstündedir. Bunu ne kadar takdir etsek yine de yetmez. Tekrar tekrar teşekkür ediyorum. Her gün bu okula çocuklarını getiren anneler, onları dışarıda bekleyen anneler, daha sonra alıp götüren anneler ve bunu yıllarca her gün ama her gün yağmurda, karda, çamurda sürekli yapan anneler gerçekten sizlerin varlığıyla sizlerin konuştuğu Türkçeyle, sizlerin dualarıyla, sizlerin ortaya koyduğu örnek şahsiyetle bu çocuklarımız büyüyorlar. Asıl teşekkür, asıl takdir size” diye konuştu.
Burada liseyi bitiren çocuklar için Türkiye’de okuma imkanlarının olduğunu belirten Fidan, “Belli burslarla Türkiye’ye geliyorlar. Bundan sonra sadece sınavı kazanan değil Türkiye’deki üniversitelere her türlü kaydı yaptıran öğrencilerimin ücretleri Türkiye Cumhuriyeti tarafından verilmesi karşılığında eğitim imkanı sunma kararı almıştık. Bunu da Sayın Fikrim Damka Türkiye’ye geçen sene geldiğinde gündeme getirdi. ‘Bütün gençlerimiz için bu elzem’ dedi. Biz de çok şükür gereğini yaptık bundan sonra özellikle Prizren’den Kosova’dan gelen Türk gençlerinin Türkiye’de eğitimlerini alırken Türkiye’de okuyan gençlerin ücret ödememesi sistemini kurduk. Bizim gençlerimizden tek bir beklentimiz var bundan sonra Türkiye’de okuyan eğitimini bitiren gençlerimizin tekrar buraya gelmesi, ata topraklarında bayrağın bırakıldığı yerden taşınmaya devam etmesi ve daha yükseklere çıkartılması esas olacaktır” dedi.
“İki ülke arasındaki ilişki inanılmaz derecede yakınlaşmış durumda”
Kosova hükümetiyle örnek bir iş birliğinin olduğunu ifade eden Fidan, “Onların ortaya koyduğu imkanlarla, bizim ortaya koyduğumuz stratejiyle iki ülke arasındaki ilişki inanılmaz derecede yakınlaşmış durumda. Türk iş insanları burada giderek yatırımlarını artırıyorlar. THY haftada 14 sefer Kosova’ya uçuş yapıyor. Kosova ile Türkiye arası neredeyse 1 saate inmiş durumda. Bu kadar yoğun bir trafik, gidiş-geliş iki ülkeyi adeta tek bir ülke gibi hareket ettiğimiz tek bir alana getirmiş durumda. İnşallah sizler bu imkanlardan daha çok faydalanacaksınız. Sizin her türlü derdinizi probleminizi dinlemek üzere hem büyükelçiliğimiz hem buradaki başkonsolosluğumuz 24 saat emrinize amadedir. Ben sözlerime son verirken değerli kardeşlerim bu sıcak karşılamanız için, beni ve arkadaşlarımı böylesine coşkulu bir şekilde bağrınıza bastığınız için çok teşekkür ediyorum. Gerçekten beni çok duygulandırdınız sizin sevginiz, sizin hisleriniz, sizin enerjiniz bize de geçti. Allah hepinizden razı olsun. İyi ki varsınız. Türkiye Cumhuriyeti her zaman yanınızda” şeklinde konuştu.
“Kosova’daki Türk toplumu hiçbir zaman yılmadı”
Kosova Demokratik Türk Partisi – KDTP Genel Başkanı ve Bölgesel Kalkınma Bakanı Fikrim Damka da, “Sizleri Türklerin Prizren’de en yoğun yaşadığı Kurila semtinde başta öğrencilerimizle, öğretmenlerimizle, STK temsilcilerimizle, yöneticilerimizle ve halkımızla karşılamaktan onur duyduk. Kosova’da Türk toplumu 600 yıldan bu yana ayakta durmaya gayret etti, gayret etmeye de devam edecektir. Bazen zor dönemler oldu, bazen kolay dönemler oldu. Ama Kosova’daki Türk toplumu hiçbir zaman yılmadı. Türkçe eğitimden yılmadı, Türk kültüründen yılmadı, Türkçe konuşmaktan yılmadı. Türklüğü savunmaktan asla ve asla yılmadı, vazgeçmedi” ifadelerini kullandı.
Bundan sonra da bunun devamını daha görkemli bir şekilde getireceklerini belirten Damka, “Bugün anavatanımızın sayesinde yüzlerce çocuğumuz Türkiye’de eğitim alıyor, yüzlerce hastamız şifa buluyor, gençlerimiz kültürel gezi düzenliyor. Yüzlerce çocuğumuz yerinde burs alıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu destekleri bizlerin bu topraklarda devam etmemiz için vesile. Bunlar sizin sayenizde sayın bakanım. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere siz değerli bakanımız, TİKA’mız, YTB Başkanımız, büyükelçilerimiz bütün kurum ve temsilcileriniz Kosova’daki Türk toplumunun yanında. Her derdimize her talebimize aniden cevap veren bir Türkiye Cumhuriyeti var” şeklinde konuştu. – PRİZREN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA) desteğiyle 8 Eylül 2022’de açılan merkezin ikinci yıl dönümü Sisak’ta törenle kutlandı.
Törene Türkiye’nin yeni Zagreb Büyükelçisi Hayriye Nurdan Erpulat Altuntaş, Hırvatistan İslam Birliği Başkanı Aziz Hasanovic ve Sisak Belediye Başkanı Kristina Ikic Banicek’in yanı sıra Hırvatistan’daki Türk kamu kurumlarının temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Hasanovic, törende yaptığı konuşmada, inşa edilen merkezin Hırvatistan ve Türkiye arasındaki dostluk köprüsünü daha da güçlendirdiğine işaret ederek, Türkiye’nin yeni Zagreb Büyükelçisi Erpulat Altuntaş’a da görevinde başarılar diledi.
Ikic Banicek de merkezi “Sisak güzeli” olarak betimleyerek, belediyenin Sisak İslam Meclisine desteğini her zaman sürdüreceğini belirtti.
Recep Tayyip Erdoğan İslam Kültür Merkezi
Hırvatistan İslam Birliği tarafından 2017’de başlatılan proje dönemin Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar Kitarovic’in 2019’daki Türkiye ziyareti sırasında Erdoğan’ın talimatıyla Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Hırvatistan İslam Birliği arasında imzalanan mutabakat zaptı ile tamamlandı.
Sisak’ta 12 bin metrekarelik alanda inşa edilen merkezin içerisinde bir cami ve idari bina bulunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AMERİKA’DAN TÜRKİYE’YE İADE EDİLEN 6500 YILLIK KİLYA İDOLÜ ZİYARETE AÇILDI
Kültür ve Turizm Bakanlığınca yürütülen kaçakçılıkla mücadele çalışmaları kapsamında Türkiye’den kaçırılan ve geçen yıl Amerika’dan geri iade edilen 6500 yıllık Kilya İdolü, Troya Kültür Yolu Festivali etkinlikleri çerçevesinde Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu’nun katılımıyla Troya Müzesi’nde düzenlenen törenle ziyarete açıldı. Törende konuşan Bakan Yardımcısı Mumcu, “Bakanlığımızın Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğünün, Kaçakçılık Daire Başkanının ülkemize tekrar anayurduna geri kazandırdığı eserimizin açılışında onun örtüsünü hep birlikte açacağız. Sayın Bakanımızın görev aldığı yıllar içerisinde birçok eseri getirme fırsatı bulduk yurt dışından. O yüzden kaçakçılık konusunda çalışan genel müdürlüğümüze ve tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Tabii vatanına geri dönen eserlerimizi sergilemek, kültürel mirasımızı, coğrafyamızda yaşam sürmüş tüm medeniyetlere ait eserlerimizi tekrar buraya getirmek bizi son derece mutlu ediyor. Hep birlikte örtüyü açalım ve ziyaretçilerle eserimizi buluşturalım” dedi.
BAKAN YARDIMCISI MUMCU EN KÜÇÜK TARİHİ ESER BAĞIŞÇISIYLA BİR ARAYA GELDİ
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, Mayıs ayında Çıplak köyünde bisikletiyle gezerken evinin bahçesinde Roma dönemine ait 2 bin yıllık Alexandria Troas Antik Kenti şehir sikkesi bulan 10 yaşındaki Onur Özcan Çimen ile bir araya geldi. Bakan Yardımcısı Mumcu, Çimen’e tablet bilgisayar hediye etti.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, Troya Kültür Yolu Festivali etkinlikleri kapsamında kordon boyunda düzenlenen açılış kortejine de katıldı. Bakan Mumcu’ya AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, İYİ Parti Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz, CHP Çanakkale Milletvekili İsmet Güneşhan, Çanakkale Valisi Ömer Toraman, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir eşlik etti.
Haber-Kamera: Nazif Cemhan ŞEN/ ÇANAKKALE,
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Neolitik döneme ait “T” biçiminde 250’nin üzerinde dikilitaşın bulunduğu Karahantepe’de 2024 kazı çalışmaları devam ediyor.
Bu kapsamda yapılan çalışmalarda tabana döşeli taşlardan birinin üzerinde koşar haldeki yaban eşeği figürü betimlemesi ortaya çıkarıldı.
Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul, AA muhabirine, Taş Tepeler Projesi kapsamında içinde Karahantepe’nin de bulunduğu 10 noktada kazı çalışmalarının sürdüğünü söyledi.
Bu yıl Karahantepe’de özellikle merkezi kamusal yapının çevresindeki diğer kamusal yapılar ve kulübelerde çalıştıklarını ve bunlardan bir tanesini de bir birkaç hafta önce açmaya başladıklarını ifade eden Karul, şöyle konuştu:
“Bina zemine gömük, üzeri kısa bir taş duvar üzerine dal örgü bir çatı sistemine sahip. Zemini büyük yassı taşlarla döşediklerini anlıyoruz. Bu taş döşemelerinin içerisinde bazılarının içinde öğütme taşı olarak kullanıldığını ve bir tanesinin üzerinde de bir yaban eşeği motifiyle karşılaştık. Bu dönemin ikonografisinde belirleyici olan hayvanlar var. Bunları 2 kategoriye ayırıyoruz. Birincisi ürkütücülüğü vurgulanmış hayvanlar, bunları dikili taşlarda özellikle görüyoruz. Bir diğer grubu da kuşlar ve en çok tüketilen hayvanlar oluşturuyor ki bunların arasında ceylan başı çekiyor. Diğer tüketilen hayvanlar arasında yabani eşek de var. Bu hayvanların da o ürkütücü olanlara göre bu dönemde insanların çevresinde olan, tükettikleri, birlikte yaşadıkları hayvanlar olduğunu söyleyebiliriz. Bu yabani eşek de benzeri bir şekilde o öğütme taşları olan bir tabanın içine yerleştirilmiş hareket halinde kazıma tekniğiyle yapılmış bir figür. Bu yönüyle yapı tabanlarında Göbeklitepe’de de bir takım figürlerle karşılaştık daha öncesinde ama böyle hareketli bir yaban eşeği motifiyle ilk kez karşılaşıyoruz. Bu da tabi buradaki hayvan ikonografisi ve insan ve çevresiyle ilişkisini anlamamıza biraz daha katkı sağlayacak bir buluntu oldu.”
“Benzerlerin olabileceğini gösteriyor”
Şu anda çalışmasını sürdürdükleri yapıların yaklaşık 11 bin yıl öncesine ait mekanlar olduğunu dile getiren Karul, içlerinde daha çok öğütme taşlarının olmasının burada günlük yaşam faaliyetlerin de sürdürüldüğünü gösterdiğine işaret etti.
Bu mekanların içerisinde böyle hayvan betimlemeleri veya dikili taşların bulunmasının aynı zamanda sembolik yönlerin de olduğunun kanıtlarını oluşturduğunu aktaran Karul, şunları kaydetti:
“Bulunan eşek figürü, öğütme taşının hemen yanına yerleştirilmiş yaklaşık 20 santimetre uzunluğunda bir figür ama boyutlarından ziyade onun hareketli olması, üzerine işlendiği taşa orantılı olarak betimlenmiş olması, yine bu dönemdeki sanatçıların becerisinin bir göstergesi. Karahantepe’de yapı zeminlerinde bir figür olarak ilk kez karşılaştığımız bir örnek bu. Bu da tabi benzerlerin olabileceğini gösteriyor. Zaten burada sözünü ettiğimiz kulübelerin birçoğunun taban seviyelerine henüz ulaşmış değiliz. Onları farklı yapılarda derinleşiyoruz. O seviyelere geleceğimiz başka mekanlar da var.”
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin uluslararası marka değerine katkıda bulunmak amacıyla bu yıl 16 ilde düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivalleri’nin 9’uncusu Çanakkale’de başladı.
Festival etkinlikleri kapsamında, Yeni Kordon bölgesinde bulunan Barış Parkı’nda kortej yürüyüşü düzenlendi.
Yürüyüşe, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, İYİ Parti Çanakkale Milletvekili Rıdvan Uz, CHP Çanakkale Milletvekili İsmet Güneşhan, Çanakkale Valisi Ömer Toraman, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü ve Türkiye Kültür Yolu Festivalleri Direktörü Selim Terzi, Çanakkale Belediye Başkan Vekili Öznur Benderlioğlu Doğangün, İl Kültür Turizm Müdürü Ergun Çağman Esirgemez, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Erenoğlu katıldı.
Kortej yürüyüşü Anadolu Hamidiye Tabyaları’nda sona erdi. Burada, “Çocuk Köyü” etkinliği düzenlendi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hakkari Halk Eğitimi Merkezi konferans salonundaki programda saygı duşunda bulunuldu, İstiklal Marşı okundu.
Öğrencilerin, Filistinlilerin geleneksel halk oyunu Dabke gösterisi sunduğu programda, şiirler okundu, ilahiler seslendirildi.
İl Milli Eğitim Müdürü Nurettin Yılmaz, öğrencilerin 6 hafta süren yaz okulunda ilmihal, Kur’an-ı Kerim, kültür, sanat, spor alanlarında eğitim aldığını belirterek emeği geçenlere teşekkür etti.
TÜGVA İl Temsilcisi Harun Aşan da TÜGVA’nın eğitim alanında güzel işlere imza attığını belirtti.
İsrail’in Filistin topraklarında işlediği suçun büyüyerek devam ettiğini aktaran Aşan, şöyle konuştu:
“İnsanlığın tarih boyunca gördüğü en büyük zulümlerden birine şahitlik ediyoruz. Gençlerimizin Filistin’e, Gazze’ye olan hassasiyetlerini taktirle karşılıyorum. İsrail’in yaptığı katliamların, soykırımın bir an önce bitmesini, Filistin halkının özgürlüğüne kavuşmasını istiyoruz. Yaz okulunda çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığının kazandırmasını da önemli buluyorum. Akademik başarının anahtarı çok kitap okumaktan geçiyor. Kitap okumak matematik, okuduğunu anlama ve analitik düşünme becerisini geliştiriyor. Gençlerin TÜGVA’nın kamplarında kitap okumalarını, ders çalışmalarını, sanat, bilim, robotik atölyelerine katılmalarını çok önemli buluyorum.”
Öğrencilere belge ve hediye verilen programa Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Fahrettin Çelik, Yeşilay Şube Başkan Yardımcısı Yasin Aşkan, Milli Eğitim Şube Müdürü Muharrem Dündar, öğrenci ve veliler katıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA – Başkentlileri ücretsiz kültür-sanat etkinlikleri ile buluşturan Ankara Büyükşehir Belediyesi, Atatürk Orman Çiftliği Doğal Yaşam Parkı’nda “Açık Hava Sinema Günleri” düzenlemeye başladı. “Sandalyeni Kap Gel” sloganıyla düzenlenen “Yıldızların Altında Yeşilçam Geceleri”nde Türk sinemasının unutulmaz filmleri Ankaralılarla buluşuyor. İlk olarak “Neşeli Günler” filminin gösterildiği etkinlik, yaz boyunca her hafta cumartesi günleri gerçekleşecek.
Başkentlileri ücretsiz kültür-sanat etkinlikleriyle buluşturan Ankara Büyükşehir Belediyesi, vatandaşların yaz akşamlarında keyifli vakit geçirmesi için çalışmalarını sürdürüyor.
Havaların ısınmasıyla kentin farklı noktalarında gerçekleştirilen Parklarda Sanat Var etkinlikleri, Mehteran Gösterisi, karma sergiler ve Gençlik Parkı Sanat Günleri ile vatandaşların dopdolu bir yaz geçirmesini sağlayan Kültür ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı şimdi de “Açık Hava Sinema Günleri” düzenlemeye başladı.
Her Cumartesi Yeşilçam Geceleri
“Sandalyeni Kap Gel” sloganıyla Atatürk Orman Çiftliği Doğal Yaşam Parkı’nda başlatılan “Yıldızların Altında Yeşilçam Geceleri” etkinliğinde ilk olarak; Adile Naşit, Münir Özkul ve Şener Şen’in yanı sıra Türk Sineması’nın pek çok sevilen oyuncusunu bir araya getiren “Neşeli Günler” filmi izleyiciyle buluştu.
Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Haluk Erdemir, “Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı olarak Atatürk’ün bize miras bıraktığı bu anlamlı alanda 1980’li yıllarda televizyonun hayatımıza girmesiyle geri plana itilen bu açık hava sinema kültürünü yeniden yaşatmak ve Ankaralılarla güzel, keyifli vakit geçirmek amacıyla böyle bir etkinlik düzenledik. Bütün Ankaralıları etkinliğimize davet ediyoruz” dedi.
Ankaralılar, son gösterimin yapılacağı 14 Eylül tarihine kadar her cumartesi akşamı saat 21.00’de farklı bir unutulmaz Yeşilçam Filmi ile buluşacak. Gösterilecek filmler ve tarihleri ise şöyle;
– 27 Temmuz- Süt Kardeşler
– 3 Ağustos- Aile Şerefi
– 10 Ağustos- Bizim Aile
– 17 Ağustos- Sev Kardeşim
– 24, 31 Ağustos ve 7, 14 Eylül- Hababam Sınıfı Serisi
Başkentliler: “Nostaljik ve harika bir şey”
Atatürk Orman Çiftliği Doğal Yaşam Parkı’nda düzenlenen etkinliğe aileleri ile birlikte gelen ve sunulan ikramlarla unutulmaz dakikalar yaşayan Başkentliler duygularını şu sözlerle dile getirdi:
-Serap Demirkırar: “Açık havada sinema etkinliğini duyunca çok mutlu oldum. Son dakika sosyal medyada gördüm. Biz aslında başka bir etkinliğe gidecektik ama onu bıraktık sinema izlemeye geldik. Çok da güzel oldu açık havada Bence nostaljik ve harika bir şey çok iyi düşünülmüş.”
-Sungur Göktepe: “Gerçekten çok güzel bir organizasyon Toplum olarak geçmişimizi çok özlemişiz. Mansur Başkan da bizlere bunu tattırıyor, yaşattırıyor. Gerçekten millet olma ruhunu bize yaşattırdığını hissediyoruz.”
-Kamil Cicili: “Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu tarz etkinliklerinden gayet mutluyuz ve severek geliyoruz.”
– Serap Özdemir: “Çok güzel bir ortam filmi izlemek için Biraz erken geldik ve kısa bir piknik de yaptık. Büyükşehir Belediyesinin kış mevsimi boyunca etkinliklerini takip ettik. Bu akşam da güzel bir Ankara akşamında çok hoş bir ortamdayız.”
– Rıza Metin: “Atatürk Orman Çiftliği Doğal Yaşam Parkı’na ilk defa geldim. Sayın Belediye Başkanımız Mansur Yavaş’a ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”
– Özer Özdemir: “Uzun yıllar sonra açık havada film seyretmenin zevkini tekrar tattığımız için çok memnunuz. Belediyecilik sadece kaldırım yapmak, asfalt yapmak değil aynı zamanda da sosyal hizmetlerde de bulunmaktır. Bunun için de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımıza teşekkür ediyorum.
]]>Tayland kraliçesinden Katar emirine kadar birçok ünlü isim için kumaş tasarlayan, İngiliz kraliçesine portre dokuyan Türkiye’nin önemli modacılarından Fırat Neziroğlu, bilgi ve deneyimlerini öğrencilerine aktaracak. Neziroğlu, Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’nde bu yıl açılan ‘Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nde sektördeki yenilikleri ve dünyada hak ettiği yeri bulamayan geleneksel Türk kumaşlarının dokumasını öğretecek.
Tasarladığı kumaşlarla bilinen, İngiltere kraliçesi Elizabeth’in ölümünden birkaç yıl önce istediği tablosunu dokuyan, kültür elçiliğini yaptığı Tayland kraliçesinin özel olarak doğum günü kutlamasına davet ettiği, Katar emiri Şeyh Tamim Bin Al Thani’ye kıyafet tasarlayan, Londra, Paris gibi moda başkentlerinde tasarımları sergilenen Fırat Neziroğlu, deneyimlerini aktaracağı öğrenciler yetiştirecek. New York Fashion Week’e katılma başarısı gösteren Neziroğlu’nun donanımlı genç modacılar yetiştirme hayalini gerçekleştirmeyi hedeflediği BAU Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü, bu yıl ilk öğrencilerini alarak eğitime başlayacak.
TEORİK VE PRATİK EĞİTİM
Eğitim planlamasını daha önce de birlikte çalıştığı Tekstil ve Moda Tasarım Bölüm Başkanı Doç. Ayşe Günay ve Dr. Öğr. Üyesi Özge Nalbantoğlu ile birlikte yaptıklarını söyleyen Fırat Neziroğlu, mesleki deneyimlerini aktarmaktan büyük mutluluk duyacağını söyledi. Sadece teorik bilgiyle mezun edilen öğrencilerin sektöre girişte ciddi zorluklar yaşadığını belirten Neziroğlu, pratik eğitimin gerekliliğini vurguladı. Dünyadaki moda çalışmalarını, sektörü ve kendi öz kültür kaynaklarını tanımanın önemli olduğuna değinen modacı, eğitimde atölye çalışmaları, teknoloji ve dünya kumaşlarıyla birlikte özellikle Türk kumaşlarını dokuma pratiğine önem vereceklerini söyledi.
“ATÖLYE VE DOKUMA PRATİĞİ ALMALILAR”
Öğrencilerin okul kampüsünde atölye ve kumaş dokuma eğitimi de alacaklarını vurgulayan Fırat Neziroğlu, “Okulun bana verdiği en büyük imkanlardan bir tanesi, burada bir dikiş atölyesi olması. Bu sayede koleksiyonlarımı burada hazırlayabiliyorum. Ünlü markalara ait bu koleksiyonları yurt dışına, yurt içine gönderebiliyorum. Öğrencilerin, bu ürünlerin nasıl tasarlandığını ve hazırlandığını gözlemlemeleri ve burada ürün dokuyabilmeleri en önemli gerekliliğimizden birini karşılıyor. Üniversitenin bu imkanı sunmasını, genç yetenekler için çok önemsiyorum” dedi.
“TÜRK KUMAŞI HAK ETTİĞİ YERİ BULMALI”
Fırat Neziroğlu, en önemli ideallerinden birinin de Türk kumaşının dünyada hak ettiği yeri görmesi olduğunu belirterek, öğrencilerine dünya kumaşları yanında Anadolu’daki bilinen 47 kumaşı dokumayı da öğreteceklerini söyledi. Anadolu kumaşlarıyla ilgili geçmiş yıllarda da çalışmaları bulunan ünlü modacı, “Türkiye kendi kültürünü unutmuş vaziyette. Biz daha çok doğu ya da batıya özenip hareket ediyoruz. Türk kültürü diye bir şey var. Biz içinde olduğumuz için buna çok alışığız. Ne kadar önemli olduğunu bir türlü fark etmiyoruz. Bugüne kadar tasarımlarda Türk kültürüyle, modern yorumlar bir yere kadar başarılı oldu. Çünkü sadece şekilde kaldı. Şekle takıldığımızda biz her zaman kaybediyoruz. Yapılan çalışmalar, elbiselerin üstüne halı, kilimleri parçaları monte etmek, desenleri onun üstüne bezemekle sınırlı kaldı. Ancak kumaş dokununca anlaşılır ve tanınır. Bunun için öncelikli olarak kendi kültürümüzü bilmemiz lazım. Anadolu’da farklı coğrafyalarda çok kıymetli kumaşlar üretiliyor. Bunları tanımak ve üretmek gerekiyor” diye konuştu.
ÖĞRENCİLER DOKUMA YAPAN ANADOLU KADINLARIYLA TANIŞACAK
Hayata geçirdikleri bir projede Anadolu kumaşlarını, ortaya çıktıkları yörelerdeki kadınlara dokuttuklarını söyleyen Fırat Neziroğlu, BAU’nun içinde olduğu bu çalışmayla Anadolu kumaşlarını bir araya getiren önemli bir merkeze dönüştüğünü belirtti. Yeni öğrencilerini dokuma yapan kadınlarla bir araya getireceklerini ve ilk elden etkileşim oluşturacaklarını belirten ünlü modacı, Türk kumaşının dünyada hak ettiği yeri almasını da hedeflediğini söyledi.
“TÜRK KUMAŞINI KOSTÜM OLMAKTAN ÇIKARMAMIZ GEREKLİ”
Türk kumaşlarını, kültürel giysilerde kostüm olarak kullanılmaktan çıkaracaklarını söyleyen Neziroğlu, bu kumaşları çağdaş bir dili olan giyilebilecek giysilerde kullanacaklarını ifade ederek “Birçoğu kültürel kostüm olarak kalan Türk kumaşlarından, büyükşehirde çağdaş bir dili olan, giyilebilecek giysiler hazırlamak istiyorum. Bu değerli kumaşlardan bu işi çıkarmak, özgün bir çalışma olduğu için ülkemizi rekabette de öne çıkaracaktır. Türkiye’nin zenginlikleri olan bu kumaşları öğrencilerin de dokuyor olabilecek olmasını ve bunlarla tasarımlar yapmalarını çok önemsiyorum” ifadelerini kullandı.
DÜNYA KUMAŞLARINI TANIYACAKLAR
Türk kumaşının eğitimin önemli parçası olacağını belirten ünlü modacı, öğrencilerin kumaş ve tekstille ilgili tüm detayları bilmeleri gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Öğrencilere elbette ki dünyada sektörün kullandığı birçok kumaşı öğreteceğiz. Türk kumaşının yeri tabi ki ayrı olacak. Tekstilin sadece desenden ve renkten ibaret olmadığını öğretmek istiyorum çocuklara. İşin içerisinde bilişim de teknoloji de olacak. Ama keçinin tüyünün biyolojik olarak yapısını, deniz tuzunun kumaşa etkisini bilmek zorundalar. Fethiye’deki bir konar göçer yörüğün kendi yetiştirdiği koyunun bize faydası gibi, yani bir doğal lifin -hayvansal ya da bitkisel- kendi varoluşuyla bize ve dünyaya ne faydası var? Ben zaten bunu araştırıyorum. Dolayısıyla buradaki çocuklar hem bu malzemeleri tanıyacak hem hocalarımla birlikte onların hangi kalıplarla bugün nasıl giyilebileceğini, kullanılacağını, nasıl sanat ve tasarım değeri taşıyan ürünler yapabileceklerini görecekler.”
ÜNLÜ MERKEZLERDE SERGİLENEN ÜRÜNLERİ GÖRECEKLER
BAU kampüsü içindeki sanat galerisinde, adı çağdaş sanatta yer alan sanatçıların sergilerine yer verdiklerini belirten Fırat Neziroğlu, öğrencilerin İtalya’da, New York’ta sergilenen ürünleri burada görme şansı olacağını söyledi. Neziroğlu, “Sergilere katılan insanlarla görüşme imkanı bulacaklar. Bunu, öğrencilerin gelişimi açısından çok önemsiyorum. En büyük hayallerimden biri, dünyada ses getirecek modacıları yetiştirmek” dedi.
]]>(İSTANBUL) Büyükçekmece Belediyesi, bu yıl 25. kez düzenlenecek Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali’nin ayrıntılarını paylaştı. Festival, 24 Temmuz-3 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek. Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün, festivalin uluslararası alanda prestijli bir konuma sahip olduğunu vurgulayarak, “İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali uluslararası anlamda bir kültür hazinesi” dedi.
25. Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali bu yıl 75 ülkeden 1200 kültür ve sanat elçisini Büyükçekmece’de buluşturuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Büyükçekmece Belediyesi iş birliğiyle 24 Temmuz- 3 Ağustos tarihleri arasında gerçekleşecek olan festivalin basın tanıtımı Feshane Artİstanbul’da gerçekleşti. 25. Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali bu yıl da birbirinden dikkat çekici uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapacak. Uluslararası Heykel Sempozyumu, Uluslararası Güler Ertan Fotoğraf Yarışması, Uluslararası Altınköprü Halk Dansları Yarışması, Uluslararası El Sanatları Sergisi, Uluslararası Nakış Çalıştayı, Uluslararası Kukla Atölyesi, Uluslararası Çocuk El Sanatları Atölyesi, halk konserleri, su gösterileri gibi etkinlikler ile dolu dolu olan festival ilgi çekici sergilere de ev sahipliği yapacak.
“Festival uluslararası anlamda bir kültür hazinesi”
Tanıtım toplantısında konuşan Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün, festivalin Dünya Festivaller Birliği CIOFF’un Türkiye’deki A kategorisinde ilk ve tek festivali olması nedeniyle önem arz ettiğini belirterek şunları söyledi:
“Zor bir festival. Dört ayaktan oluşuyor. Birincisi Heykel Sempozyumu. Dünyanın dört bir yanından gelen heykeltıraşlar heykellerini yapıyor. İstanbul’a, Büyükçekmece’ye bırakıp gidiyorlar. Onlar da şehrimizi süslüyor. İkincisi unutulmaya yüz tutmuş, geçmiş yaşantımızı ortaya koyan El Sanatları Atölyesi çalışmaları, onların sunulması, hatta satışı. Üçüncüsü Dünya Halk Dansları Yarışması. Bu da ödüllü bir yarışma. Geçmiş yaşantısını dünyanın folklorik olarak ortaya koyan çok önemli bir kültür hazinesi olarak icra ediliyor. Unutulmaması gerekiyor. Burada Türkiye Folklor Kurumu da başından itibaren bize çok büyük destek vermiştir. Dördüncü ayak Dünya Fotoğraf Yarışması. Dünyanın dört bir yanından binlerce fotoğraf sanatçısının çektikleri fotoğrafları göndermeleri, uluslararası jüri üyelerinin seçimi ve birinci, ikinci, üçüncü, diğer ödüller belli olduktan sonra onların davet edilmesi. Dünya fotoğraf sanatına büyük hizmet olarak ortaya çıkıyor. Bu sanatçıların bir noktada buluşturulması, onların dünya sanat hayatına katkılarının bu vesileyle dünyaya tanıtılması. Dolayısıyla İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali uluslararası anlamda bir kültür hazinesi. Bu nedenle Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali devam ettirilmelidir.
“Çeyrek asırda tek başımıza bu noktaya getirdik”
Ekrem İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanı olmasından sonra festivali İstanbul’un festivali ilan etmesi bugün bizim işimizi kolaylaştırmıştır. İnanıyorum ki bundan sonra bu festivalin altyapısı, mekansal altyapısı ve sanatsal içyapısı, sanat değerinin daha yüksek olması gereken noktalar mutlaka yerine getirilecek, yapılacak. Bu festival dünyada bugün nasıl aranan, bilinen bir festivalse gelecekte bundan çok daha dünyada “İstanbul Büyükçekmece Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali” deyince herkesin tanıyacağı bir festival haline gelecektir. Çünkü biz bunu çeyrek asırda bu noktaya getirdik. Hem de tek başımıza getirdik. Devletten bir kuruş para almadan bütün maliyetini finansörlerimiz karşıladı. Onlara şükran borçluyuz ve diğer fiziki insan gücünü de Büyükçekmece gençliği, Büyükçekmece kadınları ve Büyükçekmece ailemiz karşıladı. Çalışanlarımız karşıladı. Hiçbir şekilde bir şirkete veyahut da yapımcı bir gruba vererek, ihale ederek bu festivali yapmadık. Tamamıyla amatör ruhla yapılmıştır, amatör ruhla devam edecektir”
“Herkesi, festivale bekliyoruz”
25. Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali’nin küratörleri de bu yıl ki festivale yönelik olarak yapılan çalışmalar hakkında şu bilgileri verdiler:
Nurettin Bektaş: “Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü Başkanıyım. 25 yıldır yapılan İstanbul Büyükçekmece Heykel Festivali’nin dördüncü yılı. Heykel Sempozyumu ayağının kreatörlüğünü yapıyorum. Bu yıl sempozyumumuzu dört yabancı, iki Türk heykeltıraş altı sanatçıyla yapacağız. Bütün halkımızı festivali izlemeye davet ediyoruz. Heykel sanatçılarını izlemeye davet ediyoruz ayrıca. Dışarıda heykellerin yapılabilmesi, halkın bu sanatı iyi tanıması için yapılıyor zaten. Halkın genel eğitimi için, kültür eğitimi için çok önemli şey çünkü”
Seher Danışoğlu: “Tasarımcıyım. Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Tasarımı bölümü mezunuyum. Aynı zamanda kreatörlük yapıyorum. Üç yıldan beri de İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali’nde bazı sergilerin kreatörlüklerini yapıyorum. Bu yıl da 25’inci yıl olarak “Çeyrek Asırlık Yolculuk” adını verdiğimiz sergide kreatörlük çalışması yaptım. 25 yılın tüm sergilerinin ve afişlerinden oluşan bir sergi yapıyoruz Dumlupınar Salonumuzda. Onun çalışmaları yaptık. Gelenekten geleceğe kültür köprüsü olmasıyla ilgili ve 25 yılın tüm birikimlerini bugüne kadar yapılmış olan bütün sergilerden aldığımız örneklerle beraber bir seçki oluşturduk. Herkesi festivale, böyle kültür çalışmalarının yoğun bir şekilde yapıldığı, çok keyifli geçen bir haftalık sürece bekliyorum.”
Anadolu Ateşi 25. yaşını kutlayacak
Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali, 29 Temmuz Pazartesi günü Mimar Sinan’ın eserleri ile anlam kazanan tarihi Kültürpark’ta gerçekleştirilecek görkemli törenle resmi açılış yapılacak. Tarihi Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü üzerinde katılımcı 75 ülkenin bayrakları ile yapılacak Bayrak Seremonisinin ardından Büyükçekmece Gölü üzerinde yapılacak dans, su, ışık ve flyboard gösterileri ile nefesleri kesecek. Kültürpark Kemal Sunal Amfi Tiyatro’da İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve davetlilerin katılımıyla gerçekleşecek resmi açılış töreninde bu yıl 25. yılını kutlayan Anadolu Ateşi ve Altınköprü Halk Dansları Topluluğu ortak projesi olan “Adımlarla Çalışmak” gösterisi sahnelenecek.
Bu yıl festival İstanbul’a yayılıyor
25. Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali kapsamında bu yıl festivale katılan ülkelerin dans grupları, el sanatları atölyeleri ile İBB THM Topluluğu, İBB TSM Topluluğu, İBB Bandosu ve İBB Mehteranı’nın katılımıyla İstanbul’a yayılacak. Ekipler, festival süresince İstanbul’un faklı ilçelerindeki meydanlar ve kültürel mekanlarda bölge halkına yönelik gösteriler düzenleyecek. Kültür, sanat ve dans gösterileriyle bir kez daha “Dünyanın En İyi Kültür ve Sanat Festivali” ödülüne göz kırpan festival 3 Ağustos Cumartesi gecesi muhteşem bir kapanış gösteriyle son bulacak.
9 kez üst üste “Dünyanın En İyi Festivali” ödülü
2000 yılında başlayan ve 2003 yılında Birleşmiş Milletlerin UNESCO’ya bağlı Dünya Dans Festivalleri Birliği’ne üye olan Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali, Türkiye’de CIOFF’a ilk üye olan A Kategorisindeki tek festival. Bu yıl 25’incisi düzenlenecek olan festival Uluslararası Folklor Festivalleri ve Geleneksel Sanatlar Organizasyon Konseyi (CIOFF) ve Uluslararası Dans Festivalleri Federasyonu (FIDAF) tarafından 9 kez “Dünyanın En İyi Kültür ve Sanat Festivali” ödülüne layık görüldü.
]]>Başkan Özer: “Yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler yetiştiren bir Esenyurt olmak istiyoruz”
İSTANBUL – Esenyurt’ta yaz kültür sanat okulları başladı. Açılış programında konuşan Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer, “Biz ressamlar, bilim insanları çıkaran, yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler yetiştirerek ülkeye büyük değerler katan bir Esenyurt olmak istiyoruz. O yüzden kültüre, sanata çok önem veriyorum. En önemli mottolarımızdan biri Esenyurt’u ‘kültür ve sanatın başkenti haline getirmek” dedi.
Esenyurt Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğünün 21 ayrı kültür merkezinde, 21 farklı branşta eğitim verdiği Yaz Okulları başladı. 8-14 yaş aralığındaki 4 bin 900 çocuğun Türkçe, matematik, robotik kodlama, müzik, resim, drama gibi çeşitli bilim ve sanat alanlarda eğitim alacağı kursların açılışını Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer yaptı. Yunus Balta Kültür Merkezi’ndeki açılış programında tek tek derslikleri gezen Başkan Özer, ilk derslerinde öğrencilerin yanlarında oldu. Program sonunda kursiyerler, Prof. Özer’e Nazım Hikmet portresi hediye etti.
“Kültüre ve sanata çok önem veriyorum”
Esenyurt’u kültür, sanat ve eğitim alanında ileriye taşıyacaklarını söyleyen Özer, “Bizim ülkemizdeki aileler çocuklarının eğitimine önem veriyor. Özellikle kadınlar ‘Saçımı süpürge ederim çocuğumu okuturum. Çocuğumun geleceği için yapamayacağım bir şey yok’ diyor. O zaman bizim de devlet olarak yapmamız gereken sosyal işler var. Maalesef bugün bunlar biraz eksik. Biz belediye olarak sosyal devletin bıraktığı boşlukları doldurmak durumundayız çünkü bu çocuklar bizim geleceğimiz. Onlara sahip çıkarsak daha güzel bir Esenyurt’ta daha güzel bir Türkiye’de yaşarız. Bizim güçlü yanlarımız var ama maalesef negatif yanlarımız da var. Çocuklarımız eğitimde altmış kişilik sınıflarda okuyorlar. Biz artık olumsuzluklarla anılmak istemiyoruz. Biz ressamlar, bilim insanları çıkaran ve ülkeye büyük değerler katan yazarlar, gazeteciler, siyasetçiler yetiştiren bir Esenyurt olmak istiyoruz. Onun için bugünden çalışmaya başlamamız lazım. Bugün çalışmaya başlarsak meyvesini yirmi yıl sonra ancak alabiliriz. O yüzden geldiğim günden beri kültüre, sanata çok önem veriyorum. En önemli mottolarımızdan biri Esenyurt’u ‘kültür ve sanatın başkenti’ haline getirmek. Hep beraber bunu başaracağız” diye konuştu.
“Eğitimler çocuklarımızın kendilerini gerçekleştirmesine büyük katkı sunacak”
Verilen eğitimlerin çocukların geleceğine katkı sunacağını belirten Başkan Özer şöyle devam etti: “Bu eğitimler çocuklarımızın kendilerini gerçekleştirmesi ve gelecekte olmak istedikleri alanda yol almaları için çok büyük katkı sunacak. Bugün yapılan şeyler; yirmi yıl sonra çocuklarımızın yetişip ailelerine, kentlerine, milletlerine, halkına, ülkesine, devletine faydalı vatandaşlar olabilmesinin ilk ilmekleridir. Biz de geleceğimize el birliğiyle sahip çıkıyoruz. Ailelerimizi kutluyorum. Belediye Başkanınız olarak her zaman yanınızda olacağımı ifade etmek istiyorum.”
“Çabamız yeni Nazım Hikmetler, Yaşar Kemaller yetiştirebilmek”
Belediye Kursiyerinin, kendi çizdiği Nazım Hikmet portresini hediye etmesi üzerine mutluluğunu dile getiren Başkan Özer, “Nazım Hikmet ismi 21 yıldır kültür merkezinde yasaklıydı. Gelir gelmez Büyük Şair Nazım Hikmet’in ismini yeniden kültür merkezine verdik. Onun anısına bu kursiyerimizin, bu güzel fotoğrafını şerefle kabul ediyorum. Onu odamın en güzel yerine asacağım. Ülkeler büyük yazarlarıyla, ozanlarıyla, şairleriyle, edebiyatçılarıyla, bilim insanlarıyla anılırlar; taşlarıyla, topraklarıyla, dev kuleleriyle değil. Bugün dünyanın neresinde Nazım Hikmet’i sorsanız Türkiye’yi, Türkiye deseniz Nazım Hikmet’i söylerler. Çabamızın temeli bu ülkede yeni Nazım Hikmetler, Yaşar Kemaller yetiştirebilmektir. Size bir müjde vereyim, bir hafta sonra otuz beş ülkeden beş yüz sanatçı geliyor. Bir hafta boyunca uluslararası bir festival yapacağız. Ardından Barış ve Kardeşlik Festivali, sonrasında Edebiyat Festivali yapacağız. ‘Kültür Sanat Başkenti’ mottomuzun altını hep beraber el birliğiyle dolduracağız” ifadelerini kullandı.
]]>Yazgı, Efes Antik Kenti’ndeki Efes Deneyim Müzesi’nin ABD’deki Mondo-Dr Awards’ta “En İyi Müze” ödülü alması dolayısıyla düzenlenen programa katıldı.
Kültür Turizm Bakanlığı olarak son 22 yılda müzecilik alanında çok önemli çalışmalar gerçekleştirdiklerini belirten Yazgı, kültür ve sanat hayatına zenginlik katacak çok değerli projelere imza attıklarını aktardı.
Modern müzecilik anlayışıyla 169 müzeyi yenilediklerini, 61 müzeyi ise ilk defa ziyarete açtıklarını ifade eden Yazgı, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda 169 müzeyi tamamen yeniledik ve 61 müzeyi ise ilk defa ziyarete açtık. Bunun sonucunda Türkiye, müzecilik alanında dünyaya örnek gösterilen öncü ülkelerden biri haline geldi. Müze binaları yenilikçi sergi biçimleri ve eğitim çalışmalarıyla müzelerimiz dünyada parmakla gösterilen, ödül üstüne ödül alan kültür kurumları haline geldi. Bugün itibarıyla 213 müze ile 145 ören yerinde kültür mirasımızın önemli parçalarını oluşturan yaklaşık 3,3 milyon eserimizi korumakta ve sergilemekteyiz.”
Müze ve ören yerlerinin son yıllarda ziyaretçi rekorları kırmaya devam ettiğini belirten Yazgı, “2023’te müze ve ören yerlerimiz 30 milyon 488 bin 975 kişi tarafından ziyaret edildi. Bu yılın ilk 6 ayında ise bu rakam, turizm sezonunun başında olmamıza rağmen 14 milyona yaklaşmıştır. Sadece Kurban Bayramı tatilinde müze ve ören yerlerimiz 650 bine yakın ziyaretçi ağırlamıştır.” dedi.
Yazgı, antik kentlerde Gece Müzeciliği uygulaması hayata geçirdiklerini anımsatarak, “2023 yılında yaklaşık 2,2 milyon ziyaretçi alan Efes Örenyeri 2024 yılının ilk 6 ayında 1 milyon 150 bin civarında ziyaretçiyi ağırlamıştır.” diye konuştu.
Yazgı, ülkede müzeciliğin geliştirilmesi noktasındaki önemli paydaşlardan birinin de özel müzeler olduğunu, bu müzelerin kültürel zenginliğin tanıtılmasında önemli bir rol oynadığını söyledi.
Efes Deneyim Müzesi “En İyi Müze”
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen kurumlarından sanatçı ve uzmanlardan oluşan geniş bir ekip tarafından tasarlanan Efes Deneyim Müzesi’nin teknolojik imkanları en üst düzeyde kullanarak, Efes’in altın çağındaki gündelik hayatı, ticareti, sanatı ve mimariyi birebir deneyimleme olanağı sunduğunu kaydetti.
Efes Deneyim Müzesi’nin, Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Mondo Awards’ta en iyi müze ödülünü kazanmasının gurur kaynağı olduğunu ifade eden Yazgı, “Efes Deneyim Müzesi’nin, teknoloji, tasarım ve sergi alanında dünyanın en saygın ödüllerinden biri olan Mondo Awards’ta müze kategorisinde birincilik ödülünü almasının sevincini burada sizlerle paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.” diye konuştu.
Dem Müzecilik Yürütme Kurulu Başkanı Eda Bildiricoğlu ise Efes Deneyim Müzesi’nin dünyanın en iyi müzesi seçilmesinin kendileri için büyük bir gurur olduğunu söyledi.
Deneyim müzeciliği kavramını ilk kez ortaya koyduklarını belirten Bildiricoğlu, “İlk kez tarihi hikaye anlatıcılığı ve duygular ile birleştirerek deneyim müzeciliği kavramını ortaya koyduk. Efes Deneyim Müzesi’nin hedeflediğimiz gibi ülkemizin yurt dışındaki tanıtımına katkı sağlaması da bizler için büyük bir mutluluk kaynağı.” diye konuştu.
Yazgı ve beraberindekiler Efes Deneyim Müzesi’ni gezdi, yetkililerden bilgi aldı.
Törene AK Parti İzmir milletvekilleri Ceyda Bölünmez Çankırı, Şebnem Bursalı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Tan Sağtürk, İzmir Kültür ve Turizm Müdürü Fahrettin Kerem Çevik, Efes Müzesi Müdürü Cengiz Topal ve davetliler katıldı.
]]>Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ne gelenlerin konakladığı Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle; 33 aydın, 2 otel görevlisi ile olaylara karışan 2 kişi olmak üzere toplam 37 kişi hayatını kaybetti. Olayların 31’inci yılında anma etkinlikleri gerçekleştirildi. Bilim ve Kültür Merkezi önüne gelen ölenlerin yakınları, burada bina önüne karanfiller bırakarak gözyaşı döktü. Etkinliğe katılan yaklaşık 8 bin kişi, eski otel binası önünde saygı duruşunda bulunarak ölenlerin isimlerini okudu. Anma etkinliklerine katılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Bu mücadele durmayacak. Her sene 2 Temmuz’da buraya gelip, anacağız. 31’inci yılı, birinci yıl kabul ediyoruz. Bütün ailelerin ve bizim ortak talebimiz, Madımak’ın bir utanç müzesi olmasıdır. Bilim ve Kültür Merkezi yazısını gören ailelerin içi yanıyor. ‘Bunu hak etmedik, ne bilimi, ne kültürü, insan yakmak bizim kültürümüzde var mı? Bilime, kültüre, sanata inanan canları burada yaktınız’ diyorlar. Burası, utanç müzesi olacak” dedi.
‘ZAMAN AŞIMI KARARININ BOZULMASINI BEKLİYORUZ’
İnsanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımına ve affa uğramaması gerektiğini belirten Özel, “İkincisi de istinafta umudumuzu sürdürüyoruz. Ama eninde, sonunda bu kararların bozulup, bunun insanlığa karşı suç olarak nitelendirilmesi gerekiyor. İnsanlığa karşı suçlar zaman aşımına ve affa uğramazlar. O yüzden insanlığa karşı suç kararı verilene kadar verilen hiçbir kararı tanımıyoruz. 7 kişinin Alman vatandaşı, 2’sinin Suudi Arabistan vatandaşı olduğu, birinin Sivas emniyetine 500 mesafede öldüğü, birinin AK Parti döneminde İstanbul Büyükşehir’de istihdam edildiği kaçakların, mutlaka gıyaplarında insanlığa karşı suç işlemiş kişiler olarak cezalandırılmasını, bunun dışında kurulan tüm kararların bozulmasını, zaman aşımı kararının da bozulmasını bekliyoruz” diye konuştu.
‘BU CAN DAVASI BİTMEZ’
Madımak olayının bir can davası olduğunu söyleyen Özel, “Bakın, çok kararlıyız. Bu, bir kan davası değil. Kan davaları bile bir gün biter. Ama bu bir can davasıdır. Canlarımıza karşı işlenmiş insanlık suçudur. Türkiye’deki tüm canları tehdit eden bir insanlık, nefret suçudur. Türkiye’nin barışının içine döşenmiş mayındır, dinamittir. Bu dinamitleri, bu mayınları sadece gözü yaşlı analar, eşler, çocuklar ya da davayı takip eden avukatlar temizleyemez. Bunu bütün siyasiler, bütün riskleri görerek cesaretle bu mayınları ellerimizle temizleyeceğiz. Bir kez daha ilan ediyorum ki kan davaları bile biter ama bu can davası bitmez. Bir kez daha söylüyorum; 1 yıl mı, 2 yıl mı, 3 yıl mı olur? Ama ant olsun ki 4-5 yıl sonra 1-2 Temmuz’da gelip burada Madımak Utanç Müzesi’nin açılışını bizzat yapacağım. O açılışta burada bulunacağım. Hep beraber yapacağız. Ant olsun, ant olsun, ant olsun” dedi.
‘TARİHİ BİR KAZANIM OLACAK’
Davanın zaman aşımına uğratılmasının utanç verici bir karar olduğunu aktaran Özel, şöyle konuştu: “Bu dava eğer insanlığa karşı suç mücadelesini kazanırsa, 10 Ekim davası ve geçmişteki çok sayıdaki katliam için uygulanabilecek tarihi bir kazanım olacaktır. Dün verilen kararlar da utanç verici kararlardır. Bu davanın böyle zaman aşımına uğratılması da utanç vericidir. Bunun için burayı hem utanç müzesine çevirmek hem de insanlığa karşı suç kazanımını elde etmek için mücadelemizi sürdürüyoruz. Dünkü karar da son derece haksız, hukuksuz bir karardır.”
POLİS SAKİNLEŞTİRDİ
Öte yandan anma programına gelenler ile Atatürk Caddesi’nde bulunan bir esnaf arasında tartışma çıktı. Arbede sonrası anma programına katılanları, polis ekipleri sakinleştirdi.
]]>Konya- Karaman Bölgesindeki yerel üreticilerin desteklenmesi, geleneksel kültürlerin yaşatılması, yerel potansiyellerin keşfedilmesi, coğrafi özgünlüğü olan, geleneksel yöntemlerin kullanıldığı, mevcut ya da potansiyel olarak iş üretme ve bölgesel ekonomiyi destekleme potansiyeli olan ürünlerin kültürlerin desteklenmesi ve geniş kitlelere tanıtılmasının hedeflendiği programa, kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, birlikler ve kooperatifler, sivil toplum kuruluşları, organize sanayi bölgeleri, sanayi siteleri, serbest bölge işleticileri, teknoloji transfer ofisi şirketleri ile teknoloji geliştirme bölgesi, endüstri bölgesi ve iş geliştirme merkezi gibi kuruluşların yönetici şirketleri, kar amacı güden tüzel kişiler (yalnızca sosyal sorumluluk projeleri için) başvuru yapabilecekler.
MEVKA’dan yapılan açıklamada, Mevlana Kalkınma Ajansı tarafından Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı kapsamında ilan edilen teklif çağrısına yapılacak başvuruların ve ek belgelerin en geç 19 Temmuz 2024 saat 17.00’a kadar sogep@mevka.org.tr adresine yalnızca e-posta ile gönderilmesi gerektiği belirtilerek, “Ajansa sunulacak projeler SOGEP’in genel mantığı ve Anadoludakiler konseptinin kriterleri dikkate alınarak ivedilikle değerlendirilecek olup uygun olduğu değerlendirilen projeler 26.07.2024 tarihine kadar KAYS’a girilerek Bakanlık onayına sunulacaktır. Ajans tarafından SOGEP-Anadoludakiler proje başvuru süreci iki aşamalı olarak yürütülecektir. Ön değerlendirme Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı Uygulama Usul ve Esasları çerçevesinde ajans tarafından yapılacak olup nihai değerlendirme ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yapılacaktır” denildi.
İlan ettikleri SOGEP-Anadoludakiler Proje Ön Başvuru İlanı hakkında açıklamalarda bulunan MEVKA Genel Sekreteri Dr. İhsan Bostancı, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Anadoludakiler Platformu ile yerel üreticilerimizin desteklenmesi, geleneksel kültürlerin yaşatılması, yerel potansiyellerin keşfedilmesi amaçlanmaktadır. Bu kapsamda coğrafi özgünlüğü olan, geleneksel yöntemlerin kullanıldığı, mevcut ya da potansiyel olarak iş üretme ve bölgesel ekonomiyi destekleme potansiyeli olan ürünlerin/kültürlerin desteklenmesi ve geniş kitlelere tanıtılması hedeflenmektedir. Bu minvalde Bakanlığımız tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın teşrifleri ile Anadoludakiler Sergisi ve Tanıtım Programı düzenlenerek platformun geniş kitlelere duyurulması amaçlanmıştı. Yine bu amaç doğrultusunda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından tüm illerimizde eş zamanlı olarak çağrı programı ilan edilmiş durumda. Ajans olarak bizler de Anadolu’nun kadim coğrafyalarından olan Karaman ve Konya illerimizde kültürel değerlerimizi, mirasımızı ve geleneksel yöntemlerimizi koruyan, sürdürülebilir yöntemler ile yerel ekonomiyi canlandıran projelere destek vermek amacıyla SOGEP-Anadoludakiler Çağrı Programı’nı ilan etmiş bulunuyoruz. Ajansımız tarafından yürütülecek olan program çerçevesinde belirlenen; Yerel Değer, Ürün, Üretim Biçimi, Gelenek ve Kültürel Mirasın Korunarak Yaşatılması ve Ticaret Hacminin Artırılması önceliğinde; Konya-Karaman Bölgesi’ndeki kültür mirasını canlı tutarak geleneksel ve yerel bilginin hatırlanması ve yeni nesil ile buluşturulması, geleneksel ürün ve hizmetlerin yeni nesil üretim, satış ve pazarlama kanalları ve teknolojik yaklaşımlarla ticarileştirilmesi ve kültür deneyimleme, atölye ve üretici turizm faaliyetlerinin geliştirilmesine yönelik projeler, Sosyal Girişimcilik Ekosisteminin Güçlendirilmesi önceliğinde; gıda, tarım ve el sanatları sektörlerindeki sorunlara yönelik tasarım odaklı düşünerek yeni nesil ihtiyaçları gören, sosyal sorunları çözerken ekonomik değer üreten uygulamaların geliştirilmesi ve yeni nesil çiftçilerin teşvik edilmesine yönelik projeler, Yerel Gıda Sistemlerinin Geliştirilmesi önceliğinde; Bölgemizde yerel gıda sistemlerini desteklemek amacıyla yakın çevrelerindeki kırsal bölgelerde gıda üretiminin teşvik edilmesi, alım garantili üretimin desteklenmesi, bölgedeki çiftçilerin kırsalda ve üretimde kalmalarına yönelik sosyal, ekonomik, üretici dijital toplulukların kurulmasına yönelik projeler, Döngüsel Gıda Ekosisteminin Geliştirilmesi önceliğinde ise; gıda atık ve artıkların yeniden kullanılabilir kaynaklar olarak gıda sistemi içinde tutulması, gıda güvenliği ve dayanıklılığı ve çevre dostu yöntemlerin kullanılmasına yönelik projeler destek kapsamında değerlendirilecektir. Bu çağrı programında minimum proje bütçesi 1 milyon lira olup, kar amacı güden kurum ve kuruluşlar için destek oranı en fazla yüzde 50, kar amacı gütmeyen kurum ve kuruluşlar için ise destek oranı en fazla yüzde 90 olarak belirlenmiştir. Bu vesile ile bölgemizde yer alan uygun başvuru sahipleri arasından kadim Anadolu Toprağının bereketini, eşsiz Anadolu Mutfağının birikimini ve Anadolu insanının el becerisini ortaya koyarak yenilikçi bakış açısıyla değer katacak projeler beklediğimizi de özellikle ifade etmek istiyorum. İlan ettiğimiz bu program, ajansımız tarafından daha önce ilan edilen SOGEP (Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı) Çağrı Programları ile aynı mantıksal çerçevede değerlendirilecek olup, başvuru süreci iki aşamalı olarak yürütülecektir. Ön başvurular sonrasında uygun bulunan proje önerileri, Bakanlık onayına sunulacaktır. Ön başvuru formu ve ek belgelerin gönderileceği son tarih 19 Temmuz 2024 saat 17.00 olarak belirlenmiş olup başvuruların sogep@mevka.org.tr adresine e-posta ile gönderilmesi gerekmektedir. Başvuru ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi, ön başvuru rehberi ve ön başvuru eklerine ajansımızın www.mevka.org.tr internet sitesinden ulaşılabilmektedir. Proje yazma kültürünün üst düzeyde olduğu bölgemizde, ilan ettiğimiz program kapsamında bölgemizin sosyal ve kültürel açıdan gelişimine katkı sunacak pek çok proje başvurusunun geleceğine inanıyor, programın hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi. – KONYA
]]>Fatih’in önemli tarihi noktalarından biri olan Yedikule Hisarı’nda yazın gelmesiyle turizm sezonu açıldı. Yeni turizm sezonunun başlaması üzerine Fatih Belediyesi tarafından ‘Turizmciler Buluşması’ düzenledi. Toplantıya katılan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, İstanbul’un dünyanın en önemli kentlerinden biri olduğunu belirterek, ” Türkiye’nin turizm geliri bugün artık 55 milyar doları geçmiş durumda. Biz de yaptığımız çalışmalarla, stratejilerimizle, sektörümüzle ve iş birliğiyle inşallah 2028’e kadar 100 milyar dolar turizm gelirine ulaşacağızö dedi.
Fatih’in önemli tarihi noktalarından biri olan Yedikule Hisarı’nda yazın gelmesiyle turizm sezonu açıldı. Fatih Belediyesi Yedikule Hisarı’nda ‘Turizmciler Buluşması’ düzenledi. Toplantıya Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, İstanbul Valisi Davut Gül, Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer, Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, Yedikule Hisarı Bilim Kurulu Üyesi İhsan Sarı ile kültür ve turizm sektöründen önemli isimler katıldı.
ALPASLAN: 2028’E KADAR 100 MİLYAR DOLAR TURİZM GELİRİNE ULAŞACAĞIZ
İstanbul’un en önemli şehirlerden biri olduğunu söyleyen Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, “Bildiğiniz gibi İstanbul dünyanın en önemli kentlerinden bir tanesi. İstanbul’umuz için gece gündüz çalışarak İstanbul’un kültürel varlıklarını ihyası, dünyanın cazibe merkezlerinden birisi olmasına yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti yeni yüzyıla girdi. Sayın Cumhurbaşkanımız da önümüzdeki yıl her alanda Türkiye yüzyılını yaşatarak dünyanın en önemli ülkelerinden birisi olması, dünyanın lider ülkelerinden birisi olmasına yönelik vizyonuyla çalışmalarını başlattı. Biz de kendi sorumluluk alanımızda kültür sanat alanında, kültür turizm alanında çalışmalarımızı yaparak Türkiye yüzyılını ülkemize hazırlıyoruz. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtiğimizde Sayın Cumhurbaşkanımız turizmi ülkemizin stratejik sektörü ilan etti. Ülkemiz ekonomisi ve istihdam açısından son derece büyük bir öneme sahip olan turizm sektörü bu anlamda çalışmalarımızı da yürütmekteyiz. Sekizinci Cumhurbaşkanımız rahmetli Turgut Özal’ın turizmi teşvik yasasını çıkarttığı zaman, o vizyonuyla artık milyar dolar olmayan. Türkiye’nin turizm geliri bugün artık 55 milyar doları geçmiş durumda. Biz de yaptığımız çalışmalarla, stratejilerimizle, sektörümüzle iş birliğiyle inşallah 2028’e kadar 100 milyar dolar turizm gelirine ulaşacağız. Bunun da Türkiye için ne kadar anlamlı olduğunu takdir edersiniz. Tabii bu rakama ulaşmak için gece gündüz çalışmak, doğru stratejik adımlar atmak gerekiyor. Ülkemiz her köşesiyle cennet, her köşesiyle kültür ve turizm değerlerine sahip. Biz bu değerleri ürüne dönüştürüp dünyaya da çok iyi tanıtarak 81 ilimizde 12 ay turizm yaparak inşallah bu hedeflere ulaşacağız” dedi.
VALİ GÜL: TOPKAPI SARAYI’NDAKİ EK BİNALARIN RESTORASYONU 1 SENE İÇERİSİNDE TAMAMLANMIŞ OLACAK
İstanbul Valisi Davut Gül, “Sayın Bakanımız, belediye başkanımız ve hocalarımız söyledi. İstanbul bu değerleriyle güzel, bu değerleriyle kıymetli. İnşallah Kültür ve Turizm Bakanlığımızın liderliğinde İstanbul’daki eserlerimizi koruyarak, kollayarak yarınlara ulaştırmak istiyoruz. Çok şey yapıldı, çok şey yapılıyor ama yapılabilecek daha çok şey var; özellikle Suriçi ve Fatih’te. İstanbul demek, Fatih demek. Eserlerin hemen hemen yarısına yakını Fatih’te. Belediyemizle birlikte yadigar projemiz var. Şu an 300 tane projemizin restorasyonunu yapıyoruz. Ama 3 bin tane yapsak ihtiyaç daha ortadan kalkmaz. Belli isteklerimiz var, ideallerimiz var. Bunları her platformdan dile getiriyoruz. Fatih’in özellikle tarihi yarımadanın daha yaşanabilir bir hale gelmesi için ufak dokunuşlara ihtiyaç var. Burada sektörün bizi yönlendirmesi ve tavsiyeleri çok kıymetli. Bakanlığımızın buna liderlik etmesi çok çok önemli. Gelecek 1 yılda birkaç tane önemli gelişme olacak. Bir tanesi restorasyonu devam eden Topkapı Sarayı’ndaki ek binaların restorasyonu inşallah 1 sene içerisinde tamamlanmış olacak. Bu ne demek? Topkapı Sarayı’nda gezilecek alanların yaklaşık 3-4 kat daha artması demek. İkincisi, özellikle kamu kurum ve kuruluşlarını Fatih’in dışındaki yerlere nakletmek istiyoruz. Bunları da kültür turizmine hizmet edecek, sergi salonları, müzeler başta olmak üzere bu amaçla kullanacağız. Ben bu eseri, bu güzelliği kazandıran belediye başkanımıza destek veren Kültür ve Turizm Bakanımıza, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımıza ve yaşatan sektöre teşekkür ediyor, hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” diye konuştu.
TURAN: TURİSTLER KENDİ ELLERİNDEKİ HARİTALARLA BURAYA GELİYOR
Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, “Bundan 5 yıl önce, bu mekanın önünden geçince kapalı olduğunu ve içeride çok olumsuz şeyler olduğunu gördük. Sağ olsun dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı hem de şu anda da görevde olan Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy Bey ve İl Kültür Müdürümüz Coşkun Bey’den buranın bize tahsis edilmesini istedik. Bu tahsis kolay iş değil. Buranın bize geçici tahsisi yapıldı. Bu işe cesaretle girdik. Bu alan son 3 yıldır farklı, çeşitli kültürel ve sanatsal alanlarda kullanılmaya başlandı. Bizim turizm sektörü bileşenlerine çağrı yapmamıza rağmen turistler kendi ellerindeki haritalarla buraya geliyor. Burada bir ücretlendirme de yaptık. Yeni dönemde burayı daha profesyonel nasıl işletebiliriz, bunu düşünüyoruz. Burada şu an da her ne yapılıyorsa bir taşa bile dokunuluyorsa bunların tamamı koruma kurulu ve bilim kurulunun onayı ile yapılıyor. Çökmek üzere olan surun büyük bir kısmı vardı, ilk müdahalemizi ona yaptık. Şimdi alan netleşmeye başladı. Burada canlı bir restorasyon yapıyoruz” dedi.
SARI: YEDİKULE HİSARI 16 DÖNÜM ARAZİDE BİR YER
Yedikule Hisarı Bilim Kurulu Üyesi İhsan Sarı ise şunları ekledi:
“İçinde bulunduğumuz yapı İstanbul’un çok güzide mekanlarından birisi. 2019 yılından itibaren burada Fatih Belediyesi’ne kısmi devirle restorasyon çalışmaları başlıyor. Aslında bu anıt eserin iki tane kimliği var; hem Bizans Devri hem de Osmanlı Devri; çok özgün detayları burada görme imkanımız var. Yedikule Hisarı 16 dönüm arazide bir yer. İçinde 4 tane Bizans duvarı surları vardı, akabinde 390 yılında yapıldığını bildiğimiz dünyaca ünlü altın kapı dediğimiz bir zafer takı burada var. Son yapılan zafer takı olduğunu biliyoruz. Bölgede restorasyon kapsamlı bir şekilde devam ediyor. 1955 yılında İstanbul’da bir Bizans Kongresi yapılıyor. Akabinde hükümet 1958 yılında 12 sene sürecek bir restorasyona başlayarak anıt eseri her 2 yılda bir restore ederek 1970 yılına kadar restorasyonu tamamlıyor”
]]>
VAN Kültür Yolu Festivali, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla başladı. Türkiye’nin turizm değerine dikkat çeken Bakan Ersoy, “Dünya Turizm Örgütü, Türkiye’nin ilk 5 turizm ülkesinden biri olduğunu verilerle ortaya koymaktadır. Artık turizmin liderlik yarışında değişmez bir aktör konumundayız” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu yıl 16 şehirde gerçekleştirilen Kültür Yolu Festivali’nin 6’ncı durağı Van oldu. 29 Haziran-7 Temmuz tarihleri arasında bu yıl ilk kez Türkiye Kültür Yolu Festivali rotasına dahil olan Van, 9 gün boyunca konserler, tiyatrolar, opera gösterileri, sergiler, atölyeler, söyleşiler, gastronomi deneyimleri ve her yaşa uygun etkinliklerle renklenecek. Van Kültür Yolu Festivali kapsamında 30’dan fazla noktada 500’ün üstünde etkinlik gerçekleştirilecek ve 1000’e yakın sanatçı da bölge halkıyla buluşacak. Festivalde ayrıca Oğuzhan Koç, Alişan, Mert Demir, Berdan Mardini, Fatma Turgut, Merve Özbey, Bengü, Cem Adrian ve Ferhat Göçer konser verecek, Türkan Şoray ise sinemaseverlerle söyleşide bir araya gelecek.
Festivalin açılışını, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy yaptı. Van Müzesi’nde gerçekleşen açılışa Van Valisi Ozan Balcı, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan, AK Parti Van milletvekilleri Kayhan Türkmenoğlu ve Burhan Kayatürk, AK Parti İl Başkanı Emre Güray, İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdürrahman Şahin de katıldı.
‘VAN, ‘GELECEĞE MİRAS’A DAHİL EDİLMİŞTİR’
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, açılışta yaptığı konuşmada, amaçlarının ülkenin ve milletin sahip olduğu eşsiz medeniyet ve kültür mirasını yaşatmak olduğunu söyledi. Kültürel zenginliğe dair farkındalığın artmasını hedeflediklerini belirten Bakan Ersoy, “İşte Van, böylesi önemli bir amacın, bu denli önemli bir markanın parçası olmuştur. Şüphesiz ki medeniyetlerin ve kültürlerin binlerce yıl harman olup kaynaştığı, nesilden nesile bu kültürel birikimin ve bilginin aktarıldığı, toprağında ve insanında böylesi bir tarihin yaşamaya devam ettiği bir şehir olarak Van bu sorumluluğu en güzel şekilde taşıyacaktır. Hayırlı olmasını diliyorum. Bizler bu toprakların potansiyelinin ne denli büyük olduğunun bilincindeyiz. Van’ın hak ettiği gibi üst düzey bir kültür-turizm şehri olması için çok ciddi adımlar attık, atmaya devam ediyoruz. Hatırlatmak isterim ki Van, Türk arkeoloji tarihinin en kapsamlı projesi olan ‘Geleceğe Miras’a da dahil edilmiştir. Eski Van şehri bu doğrultuda çok ciddi bir restorasyon, inşa ve ihya çalışmasına ev sahipliği yapmaktadır. Öte yandan en önemli ve öncelikli hedeflerimizden biri olan turizmi 81 ile ve 12 aya yayma çalışmalarımız doğrultusunda Van yine ciddi bir proje ve uygulama merkezi olmuştur. Önemini her platformda sıkça vurguladığımız İl Turizm Master Planı çalışmalarına Samsun ile birlikte öncülük etmiştir. Geniş bir akademisyen ekibince, masada ve sahada yürütülen bilimsel çalışmaların sonucu olan Van Turizm Master Planı 47 adet politika, 16 öncelikli alan ve bunlar doğrultusunda hayata geçirilmesi gereken 12 kapsamlı proje ile Van’ın kültür-turizm alanındaki geleceğini bugünden teminat altına almış ve yarına uzanan yol haritasını ortaya koymuştur” dedi.
‘VAN’I SANAT GALERİSİNE DÖNÜŞTÜRECEĞİZ’
Etkili turizm yönetimi, güçlü altyapı, cazip ürün ve etkili tanıtımla Van’ı güçlü adımlarla ‘Türkiye Yüzyılı’na taşıyacaklarını dile getiren Bakan Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Türkiye Kültür Yolu Festivali de bu yönde atılmış, bir diğer büyük adım olarak Van’ın bugününe ve geleceğine hizmet edecektir. Konserlerle, sergilerle, temsil ve gösterimlerle; söyleşiler, atölyeler ve gastronomi etkinlikleriyle dolu dolu geçecek 9 günlük bir festival programımız var. 30’dan fazla noktada gerçekleştirilecek 500 civarı etkinlik planladık. Bu etkinlikler vesilesiyle birbirinden değerli 1000’e yakın sanatçımızı halkımızla buluşturacağız. ‘kulturyolufestivali.com’ web sitemiz üzerinde bütün ayrıntılarıyla festival takvimine ulaşabilirsiniz. Göz atmanızı ve kaçırmak istemeyeceğiniz etkinlikler için bugünden kendi festival programınızı oluşturmanızı tavsiye ederim. Gerek var olan, gerekse festival için kuracağımız geçici sahnelerimizde müziğin her rengini, sahne sanatlarının bütün zenginliğini Vanlılarla buluşturacağız. Ana sahnemizi Atatürk Kültür Parkı’nda kurduk. Oğuzhan Koç, Alişan, Mert Demir, Berdan Mardini, Fatma Turgut, Merve Özbey, Bengü, Cem Adrian ve Ferhat Göçer konserleri burada gerçekleştirilecek. Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi sanatçılarımız ve ayrıca Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğümüze bağlı koro ve topluluklarımız da farklı festival mekanlarımızda temsil ve konserler gerçekleştirecekler. Yine belirlediğimiz festival mekanları ile Van’ı adeta bir sanat galerisine dönüştüreceğiz. Resim ve fotoğraftan hat sanatına, tarihi kıyafetlerden heykel ve dijital yerleştirmelere kadar çok zengin eser ve sanat uygulamalarının yer aldığı sergilerimiz sanatseverleri ağırlayacak. Bilgi, kültür ve deneyime açılan birer kapı olan söyleşi, konferans ve panellerimizde çok farklı konu ve konuklara yer veriyoruz. Türk sinemasının duayeni, Yeşilçam’ın Sultan’ı Türkan Şoray’la gerçekleştirilecek söyleşi sinemaseverler için benzersiz bir tecrübe olacak. Mehmet Nesim Doru, Ali Karadeniz, Halit Yalçın ve Abdulhadi Timurtaş’ın katılacakları ‘Klasik Kürtçe Edebiyat ve Kürtçenin Şaheserleri’ etkinliğinde bu coğrafyada dilin eşsiz sanat ürünlerine dönüşümü, edebi değerleri anlatılacak. ‘Geleceğe Miras Projesi Konuşmaları’, ‘Mustafa Mestur’un Hikaye ve Romancılığı’ ve ‘Şehir Sohbetleri’ gibi daha nice söyleşi ve etkinlik, farklı konu ve alanlara ilgi duyan, sevdiği yazar ve sanatçıyla buluşmak isteyen insanlarımızı ağırlayacak. Tabii Van’ın eşsiz mutfağını da göz ardı etmedik. Gastronomi değerlerimize, geleneksel lezzetlerimize verdiğimiz önemi sizler de biliyorsunuz. Van’da da tam 11 noktayı ‘Festival Lezzet Durağı’ olarak belirledik. Ziyaretçilerimiz farklı lezzetleri tadarken, onların hikayesini de dinleyip öğrenecek. Tadı hem damakta hem akılda kalan bir lezzet deneyimi sunacağız. Dahası da var elbette. Van Oturma Gecesi Programı, Aşıklar Programı, Dengbej, Feqiye Teyran İlahi ve Kaside Programı, Çocuk Köyü ve elbette yaşananları asla unutturmamak, Filistin’in özgürlük mücadelesini desteklemek için gerçekleştirdiğimiz Filistin etkinlikleri. Sözün özü festivalimiz her kesime, her yaş grubuna, farklı ilgi ve beklentilere bir kapı açıyor. Herkesi içeriye davet ediyoruz.”
TURİZMİN DEĞERİ
Bakan Ersoy, Türkiye’nin, turizm noktasında üreten, büyüyen, gelişen, değişen ve bütün bunları sağlayan ciddi adımları atmakla uluslararası alanda öncü ve örnek olduğunu belirterek, “Dünya Turizm Örgütü, Türkiye’nin ilk 5 turizm ülkesinden biri olduğunu verilerle ortaya koymaktadır. Artık turizmin liderlik yarışında değişmez bir aktör konumundayız. Geldiğimiz bu noktayı, elde ettiğimiz kazanımları koruyacak; sürdürülebilirlik ilkeleri temelinde daha fazlası ve daha iyisi için durup dinlenmeden çalışmaya devam edeceğiz. Bunu da bölge bölge, il il ülkemizin bütününü kapsayan bir anlayışla, yerelden genele bütün potansiyelimizi değerlendirme kararlılığıyla gerçekleştireceğiz. Türkiye Kültür Yolu Festivali ile de kültürel birikim ve varlığımızı; gelenekselden modern form ve anlayışlara uzanan sanatsal üretim ve uygulamalarımızı yaşatmanın, geliştirme ve zenginleştirmenin benzersiz bir adımını attık. Bu alanlarda ülkemize dair bilinirlik ve farkındalığın, pozitif algı ve ilginin önünü açacak bir marka ortaya çıkardık. Unutulmamalıdır ki kültür ve sanat bir milletin özgün kimliğini ortaya koyan en değerli soyut ve somut ögeleri içinde barındırır. Bu yönleriyle hem toplumsal hayat için vazgeçilmezdirler hem de turizmde fark yaratan, sizi rakiplerinizden ayrıştırıp öne çıkaran en prestijli ürünlerin kaynağıdırlar. Bu bilinçle attığımız adımlar, sağladığımız destekler ve hayata geçirdiğimiz projeler sayesinde bugün kültür-sanat alanında sürekli üreten, etkinlik ve izleyici rekorları kıran bir Türkiye vardır” diye konuştu.
]]>Sabah saatlerinde çeşitli programlara katılmak üzere Van’a gelen Bakan Ersoy, ilk olarak Van Müzesi’nde basın mensuplarıyla bir araya geldi. Burada konuşan Bakan Ersoy, bu toprakların potansiyelinin ne denli büyük olduğunun bilincinde olduklarını belirterek, “İstedik ki ülkemizin ve milletimizin sahip olduğu eşsiz medeniyet ve kültür mirası yaşatılsın, anlatılsın ve aktarılsın, neticede bu büyük zenginliğe dair farkındalık mümkün olduğunca artsın, hak ettiği gibi uluslararası bir marka olarak Türkiye’ye ve Türk milletine fayda sunsun. İşte Van böylesi önemli bir amacın, bu denli önemli bir markanın parçası olmuştur. Şüphesiz ki medeniyetlerin ve kültürlerin binlerce yıl harman olup kaynaştığı, nesilden nesile bu kültürel birikimin ve bilginin aktarıldığı; toprağında ve insanında böylesi bir tarihin yaşamaya devam ettiği bir şehir olarak Van bu sorumluluğu en güzel şekilde taşıyacaktır. Bizler bu toprakların potansiyelinin ne denli büyük olduğunun bilincindeyiz. Van’ın hak ettiği gibi üst düzey bir kültür-turizm şehri olması için çok ciddi adımlar attık, atmaya devam ediyoruz. Hatırlatmak isterim ki Van, Türk arkeoloji tarihinin en kapsamlı projesi olan ‘Geleceğe Miras’a da dahil edilmiştir. Eski Van Şehri bu doğrultuda çok ciddi bir restorasyon, inşa ve ihya çalışmasına ev sahipliği yapmaktadır” dedi.
En önemli ve öncelikli hedeflerinden biri olan turizmi 81 ile ve 12 aya yayma çalışmaları doğrultusunda Van’ın yine ciddi bir proje ve uygulama merkezi olduğunu dile getiren Bakan Ersoy, “Önemini her platformda sıkça vurguladığımız İl Turizm Master Planı çalışmalarına Samsun ile birlikte öncülük etmiştir. Geniş bir akademisyen ekibince, masada ve sahada yürütülen bilimsel çalışmaların sonucu olan Van Turizm Master Planı 47 adet politika, 16 öncelikli alan ve bunlar doğrultusunda hayata geçirilmesi gereken 12 kapsamlı proje ile Van’ın kültür-turizm alanındaki geleceğini bugünden teminat altına almış ve yarına uzanan yol haritasını ortaya koymuştur” diye konuştu.
“Sürdürülebilir ve rekabetçi bir büyüme için etkili turizm yönetimi, güçlü altyapı, cazip ürün ve etkili tanıtım” diyen Bakan Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şehrimizi bu güçlü adımlarla inşallah Türkiye Yüzyılı’na taşıyacağız. Bugün turizm noktasında üreten, büyüyen, gelişen, değişen ve bütün bunları sağlayan ciddi adımları atmakla uluslararası alanda öncü ve örnek olan bir Türkiye var. Dünya Turizm Örgütü, Türkiye’nin ilk 5 turizm ülkesinden biri olduğunu verilerle ortaya koymaktadır. Artık turizmin liderlik yarışında değişmez bir aktör konumundayız. Geldiğimiz bu noktayı, elde ettiğimiz kazanımları koruyacak; sürdürülebilirlik ilkeleri temelinde daha fazlası ve daha iyisi için durup dinlenmeden çalışmaya devam edeceğiz. Bunu da bölge bölge, il il ülkemizin bütününü kapsayan bir anlayışla, yerelden genele bütün potansiyelimizi değerlendirme kararlılığıyla gerçekleştireceğiz. Bugün de kültürel birikim ve varlığımızı; gelenekselden modern form ve anlayışlara uzanan sanatsal üretim ve uygulamalarımızı yaşatmanın, geliştirme ve zenginleştirmenin benzersiz bir adımını attık. Bu alanlarda ülkemize dair bilinirlik ve farkındalığın, pozitif algı ve ilginin önünü açacak bir marka ortaya çıkardık. Unutulmamalıdır ki kültür ve sanat bir milletin özgün kimliğini ortaya koyan en değerli soyut ve somut öğeleri içinde barındırır. Bu yönleriyle hem toplumsal hayat için vazgeçilmezdirler hem de turizmde fark oluşturan, sizi rakiplerinizden ayrıştırıp öne çıkaran en prestijli ürünlerin kaynağıdırlar. Bu bilinçle attığımız adımlar, sağladığımız destekler ve hayata geçirdiğimiz projeler sayesinde bugün kültür-sanat alanında sürekli üreten, etkinlik ve izleyici rekorları kıran bir Türkiye vardır. Sıklıkla ifade ettiğim gibi biz başarıları başlangıç kabul eden bir anlayışla çalışıyoruz. Dolayısıyla durmayacağız, yorulmayacağız, geldiğimiz noktayla asla yetinmeyeceğiz. Elde ettiklerimizin ötesine bakmaya; geleceği bugünden, bu andan başlayarak inşa etmeye devam edeceğiz. Bunu da yine milletimizden aldığımız güçle ve daima omuz omuza yürüdüğümüz turizm ve kültür-sanat paydaşlarımızla yapacağız.”
Bakan Ersoy, konuşmasının ardından müzede düzenlenen çeşitli etkinlikleri inceledi. – VAN
]]>Klasik kütüphane ve kurs merkezi anlayışının ötesinde merkezde her yaştan Selçuklu vatandaş birbirinden farklı içerikli kurslara katılarak öğreniyor, eğleniyor ve deneyim kazanıyor. Geçtiğimiz 5 yılda 3 binden fazla kursiyer merkezin bünyesinde gerçekleşen kurslara katılım gösterdi. Enstrüman kursları, dil kursları, ritim kurslarının yanı sıra öğrencilere neredeyse günün her saatinde ders çalışma, ücretsiz Wi-Fi’den yararlanma ve kitap okuma imkanı sunan merkezde ışıklar hiç sönmüyor. Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi’nde çocuklar keman, piyano, çello çalmayı öğrenirken kökleriyle buluşmak isteyenler dil kurslarına, yeni hobi edinmek isteyenler Kat-ı Sanatı kursuna katılıyor. Engelsiz bireyler, ritim kursu ile engelleri aşıyor. Her yaştan kitapsever okumanın tadını çıkartırken bir yandan öğrenciler sessiz ve güvenli bir ortamda ders çalışabiliyor. Birçok kültür ve sanat kursuna ev sahipliği yapan merkezde düzenlenen Arnavutça, İtalyanca ve Yunanca eğitimleri büyük ilgi görüyor. Kökleriyle buluşmak isteyenler yabancı dil kurslarında keyifli zaman geçirip öğrenmenin mutluluğunu yaşıyor.
Kültür ve sanata ilgilisi olan, öğrenmeye ve kendini geliştirmeye hevesli vatandaşları merkezde ağırlamaktan çok memnun olduklarını dile getiren Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezi sorumlusu Vedat Yolcu, “Sabah 08.30’dan, gece 00.00’a kadar merkezimizde öğrencilerimize ders çalışma imkanı sağlıyoruz. Merkezimizde ayrıca çeşitli kurslarla da ücretsiz olarak hizmet vermekteyiz. Bu kurslar genelde enstrüman ağırlıklı olup keman, gitar, çello, piyano, ukulele, ritim, bendir, orf, erbane, darbuka, bando, yan flüt, bateri ile öğrencilerimizi müzikle buluşturuyoruz. Aynı zamanda vatandaşlarımızı istihdama dahil etmek için İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Selçuk Belediyesi iş birliği ile Meslek Edindirme Kursları düzenliyoruz. Bu kapsamda İngilizce kursları, Tıbbi ve Aromatik Bitki Yetiştiriciliği, Pastacılık Kursları ve Barista Kursları gerçekleştirdik. Workshop şeklinde kısa süreli düzenlediğimiz bu kursları ileriki dönemlerde talep yoğunluğu sebebiyle uzun süreli olarak düzenlemeyi hedefliyoruz. Kültüre ve sanata ilgili, kendini geliştirmeye hevesli olan herkesi merkezimizde ağırladığımız için çok mutluyuz” dedi.
“Kurslar daha da genişletilecek”
Beş yılda Prof. Dr. İsmail Aka Kütüphanesi ve Sosyal Etkinlik Merkezinde binlerce kursiyerin katılımıyla kültür ve sanat alanında büyük bir hareket başlatıldığını belirten Selçuk Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, kurs programlarının farklı yaş gruplarından ve ilgi alanlardan halkı bir araya getirerek kültürel zenginliği ve sanatsal değerleri güçlendirdiğini vurguladı. Filiz Başkan, “Bir bina yapmak kadar önemli olan o binaya ruh vermek ve yaşatmaktır. Biz beş yılda binlerce kursiyerimizle bir kültür sanat ordusu oluşturduk” dedi. Kurslarda emeği geçen eğitmenlere ve kursiyerlere teşekkür ettiğini belirten Filiz Başkan, bu tür eğitimlerin ve kursların daha da genişletilerek devam edeceğini müjdeledi. – İZMİR
]]>Bakan Ersoy, Samsun Müzesi’nde Samsun Kültür Yolu Festivali’nin açılışı dolayısıyla düzenlediği basın toplantısında, sadece Türk tarihini değil, 20. yüzyıl ve sonrasının dünya tarihini şekillendiren mücadelenin başladığı şehirde olduklarını söyledi.
Samsun’un Türk turizminin Karadeniz’deki lokomotifi olduğunu belirten Ersoy, “Dünya Turizm Örgütü verilerine göre Türkiye bugün ilk beş turizm ülkesinden biridir. Ziyaretçi sayısı, turizm geliri, ürün çeşitliliği, tesisleşme ve altyapı, sürdürülebilirlik uygulamaları, pazar çeşitliliği, yıl boyuna ve ülke geneline yayılan turizm hareketi derken her başlıkta büyük ilerlemeler kaydettik. Bunu kamu ve özel sektör paydaşlarımızla birlikte başardık. Kazanımlarımızı koruyarak bu başarının devamlılığını da yine birlikte sağlayacağız.” ifadesini kullandı.
Bu yükseliş ivmesinin sadece turizmle sınırlı olmadığına işaret eden Ersoy, şöyle devam etti:
“Rekorlar kıran izleyici ve temsil sayılarıyla, ödülleri ve ihraç başarılarıyla konserlerden sergilere, tiyatrodan opera ve bale temsillerine, sinemadan dizi sektörüne bugün sanatta da Türk rüzgarı esmektedir. Yine dünyanın en yoğun ve kapsamlı arkeoloji çalışmalarıyla, aldıkları ödüllerle gerek yapısal gerek işlevsel anlamda uluslararası birer mimari simgeye dönüşen kültür sanat merkezleri ve müzelerimizle, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan kültür varlıklarımızın iade çalışmalarındaki başarımızla, gelenekselden evrensele uzanan kültür ürünlerimiz ve bilimsel faaliyetlerimizle kültür sahasında da öncü ve özgün bir Türkiye var artık. İşte Türkiye Kültür Yolu Festivali bütün bu başarıların hem sonucu olan hem de onlara katkı sunarak sürekliliği sağlaması için düşünülmüş bir projedir. Dünyanın en büyük ve kapsamlı festivalidir. Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine kabul edilmiştir ve her yıl rekorlarla yoluna devam etmektedir. Samsun da artık bu büyük markanın bir parçası, kültür ve sanatla bütünleşmiş turizm vizyonumuzun bir aktörüdür.”
Festival boyunca konserlerden opera ve bale temsillerine kadar vatandaşları çok geniş yelpazede sahne performanslarıyla buluşturacaklarına dikkati çeken Ersoy, “Batı Park’a kurduğumuz ana sahnemizde Oğuzhan Koç, Buray, Uğur Aslan, Ferhat Göçer, Can Bonomo, Mert Demir, Fatma Turgut, Cem Adrian ve Bengü sahne alacaklar. Aslı Hünel, Dolapdere Big Gang, Şükriye Tutkun gibi farklı müzik dallarından daha birçok sanatçımız, koro ve topluluklarımız da verecekleri konserlerde Samsunlularla buluşacak. Sanatseverler, Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi sanatçılarımızın eşsiz performanslarını da izleme imkanı bulacaklar. Farklı oyun ve temsillerin yanında ‘Şahmeran’ operasının dünya prömiyerinin, festival kapsamında Samsun’da gerçekleştirileceğini özellikle belirtmek isterim. Çok değerli sanatçılarımızın eserlerini içeren ‘Atatürk Kültür Yolunda’, ‘Samsun’dan Cumhuriyet’e Yüzde 100’, ‘Anadolu ve Zümrüd-ü Anka’ gibi resim, fotoğraf, hat, deri rölyef ve dijital içerikli birbirinden özel sergiler sanatseverler için kapılarını açacak.” diye konuştu.
Gastronominin de festivalin önemli başlıklarından biri olduğunu vurgulayan Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“15 festival lezzet durağı oluşturduk. Ziyaretçilerimiz hem bu coğrafyanın köklü ve geleneksel lezzetlerini tadacaklar hem de onların hikayesini, içeriğini ve yapılışını öğrenecekler. Merak ettikleri konulara cevap bulsunlar, ilgi ve bilgileri artsın, perçinlensin istiyoruz. Söyleşi ve panel gibi etkinlikleri bu bilinçle düzenliyoruz. Yeşilçam’ın duayenleri Ediz Hun ve Türkan Şoray gibi yıldızlarımızın da arasında bulunduğu Türk sinemasının çok değerli isimleriyle söyleşiler yapılacak. Bununla birlikte ‘Rıfat Becerikli ve Aydın Sarman ile Orhan Gencebay Film ve Müzik Okumaları’ etkinliği de bu alana meraklı vatandaşlarımız için son derce bilgilendirici ve aydınlatıcı olacak. ‘Pelin Çift ile Gündem Ötesi- Yerinde Tarih’ programında Doç. Dr. Ali Faik Demir ile Atatürk’ün yolculuğu her yönüyle masaya yatırılacak. Herkesi bir devrin başlangıcına, Türk tarihinin yeni merhalesine dair ayrıntıları dinlemeye ve öğrenmeye davet ediyorum. Yaklaşık bin sanatçımızın katılımıyla 30’dan fazla noktada 600’e yakın etkinlik olacak.”
“Filistin halkı galip gelecek, özgürlüğünü kazanacaktır”
Bakan Ersoy, Hazreti Musa’nın Firavuna karşı verdiği mücadele gibi bugün de Filistin halkının İsrail’e karşı mücadele ettiğinin altını çizerek, “Firavunu aratamayan bir vahşet, acımasızlık ve kibirle İsrail soykırım yapmaktadır. Ancak bilinsin ki dünyanın vicdanında çoktan mahkum edildiler. Hiç kimse unutmasın ki Allah’ın izni ve yardımıyla Filistin halkı galip gelecek, özgürlüğünü kazanacaktır. Bütün bu gerçekleri her platformda vurguladığımız gibi sanat ve kültür çatısı altında da Filistin’in özgürlük mücadelesini anlatmaya devam ediyoruz. Türkiye Kültür Yolu Festivali şehirlerinde bu doğrultuda etkinliklerimiz oluyor ve olmaya devam edecek.” değerlendirmesinde bulundu.
FTI grubunun operasyonlarını durdurma kararı alması
Ersoy, Almanya’nın tur operatörü FTI grubunun operasyonlarını durdurma kararı almasını da değerlendirerek, “Almanya’nın en büyük tur operatörlerinden biri olan FTI grubu; 4 Haziran itibarıyla operasyonlarını dünya genelinde durdurma kararı aldı. Bakanlığımızca kriz masası oluşturduk. İlk olarak ülkemizde tatilde bulunan 25 binden fazla FTI misafirinin ülkelerine dönüşleri, herhangi bir mağduriyet oluşmasına izin verilmeden ve çok büyük oranda sorunsuz şekilde organize edildi. Bu bağlamda sürece yapıcı şekilde yaklaşan ve işbirliği yapan başta FTI Türkiye çalışanları olmak üzere konaklama tesislerimize, transfer şirketlerimize, hava yolu firmalarımıza, kamu görevlilerimize bakanlığım ve sektörüm adına teşekkür ederim.” diye konuştu.
FTI bünyesinde bulunan ileriye dönük 400 bin ziyaretçi rezervasyonunun minimum iptalle tekrar Türkiye’ye yönlendirilmesi için çalışma yaptıklarını anlatan Ersoy, şöyle konuştu:
“Başta firmaya atanan kayyum heyeti olmak üzere bu rezervasyonlara talip olan, içlerinde Türk kökenli operatörlerin de yer aldığı Almanya’nın önde gelen tur operatörlerinin yöneticileri ile görüşmelerimizi tamamladık. Dün itibarıyla da Bakanlık ve TGA olarak Almanya genelinde mevcut kampanyalarımıza ilave olarak yoğun ve uzun süreli tanıtım kampanyasını da başlattık. Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak aldığımız bilgilere göre FTI misafirlerinin ileriye dönük Türkiye rezervasyonları, çok büyük oranda yine Türkiye olarak gerçekleşmekte. Türkiye genelinde işletmelerden olan alacaklarının işletmelere olan borçlarından çok daha fazla olduğunu sözlü olarak beyan etmektedirler. Bu konudaki mutabakat süreci sürmektedir.”
Krize yakalanan misafirlerin seyahat süreçlerinin diğer ülkere nazaran sorunsuz şekilde gerçekleştiğini vurgulayan Ersoy, “Tur operatörleri ile başlattığımız yeni kampanyanın da olumlu etkisi ile süreci Türkiye olarak çok az kayıpla kapatacağımızı ve sezon başında belirlediğimiz 7 milyon Alman ziyaretçi hedefini yakalayacağımızı öngörüyoruz. Bugün sınava YKS adayı bütün gençlerimize başarılar diliyorum. Sınavlardan sonra buyursunlar, festivalimizde bu uzun maratonun yorgunluğunu atsınlar. Bir kez daha festivalimizin Samsun’a hayırlı olmasını, gerek kültürel gerek sosyal gerekse ekonomik alanda Samsunlu vatandaşlarımızın hayatında fark ve fayda yaratmasını temenni ediyorum.” dedi.
Basın toplantısına Samsun Valisi Orhan Tavlı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Samsun milletvekilleri Ersan Aksu ve Orhan Kırcalı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı ve İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz da katıldı.
]]>İletişim Başkanlığı Konferans Salonu’nda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un katılımcılara hitap ettiği “Vatandaş Diplomat Projesi” tanıtım programının ardından düzenlenen panelin moderatörlüğünü Doğuş Yayın Grubu Dış İlişkiler ve Haberler Koordinatörü Ahmet Yeşiltepe yaptı.
Panelde, Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürü Timuçin Güler, ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilge Demirköz, Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gaye Aslı Sancar Demren ve müzisyen Büşra Kayıkçı konuşmacı olarak yer aldı.
Ahmet Yeşiltepe, 30 yıl önce yurt dışında yüksek lisans yaparken hayalini kurduğu projenin bugün hayata geçirilmesinden duyduğu mutluluğu ifade etti. Bir kişinin ülkesini çok iyi tanımanın yanında onun çıkarlarını da bilmek zorunda olduğunu belirten Yeşiltepe, Vatandaş Diplomat Projesi’nin uzun zamandır eksikliği hissedilen, ancak adı konmayan bir boşluğu doldurduğunu söyledi.
Yeşiltepe, “Ülkemizin temsili ve tanıtılmasında vatandaşlarımızı da birer kamu diplomasisi aktörü haline getirmeyi amaçlayan Vatandaş Diplomat Projesi, gerçekten çok kıymetli bir proje. Her bir vatandaşımızın yaptıkları, deneyimleri, yaşadıkları, başarıları ve birikimlerinin çok kıymetli olduğu kanaatindeyim. Siz gençlerimiz, her biriniz çok kıymetlisiniz ve her biriniz bu ülkenin bugünü ve geleceğisiniz. Sizin başarılarınız ve iyi yerlere gelmeniz, sadece sizin için değil, temsil ettiğiniz, içinden çıktığınız, yetiştiğiniz vatan, memleket, ülkeniz için de paha biçilmez bir değer.” diye konuştu.
“Vatandaşlar da kamu diplomasisinin aktörü”
Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gaye Aslı Sancar Demren ise hedef kitlesi yabancı halklar olan kamu diplomasisinde vatandaşların da bir aktör olduğunu ifade etti.
Bir konuda verilecek mesajın devlet aracılığıyla değil de vatandaş aracılığıyla verilmesinin, o mesajı daha inandırıcı kıldığını dile getiren Demren, “Çünkü içten ve samimi bir diyalog ortamında bu mesajı vermiş oluyorum. Ben diplomatik konulardaki mesajlarımı kendi vatandaşlarıma anlatmalıyım ki o da yurt dışına gittiğinde ülkenin haklılığını orada anlatabilsin.” ifadelerini kullandı.
Demren, vatandaş diplomasisinin, verilecek mesajı üçüncü taraf aracılığıyla verme imkanı sağladığını belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Önce kültürel diplomatlar yetiştirmeliyiz. Kamu diplomasinin başarısında kültürel diplomasi çok önemli. Çünkü zihinlerde ve kalplerde kültürümüz, değerlerimiz, yemeklerimiz ve müziğimiz aracılığıyla cazibe yaratabiliyoruz. Dolayısıyla kalpler ve zihinler arasında ilişki inşa ederek diyaloğa dayalı bir ortamda uzun soluklu kazanmayı amaçlıyorsak burada vatandaş diplomatlara çok önemli rol düşüyor.”
“Turizm, bu noktada kullandığımız en güçlü unsurlardan biri”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürü Timuçin Güler, herkesin bir ülkenin tanıtım elçisi olduğunu ifade ederek, Türkiye’ye gelen yabancıların ve Türkiye’den yurt dışına giden vatandaşların, kişilerle yaptıkları görüşmelerde anlattıklarının ve neyi ön plana çıkardıklarının önemli olduğunu kaydetti.
Diplomasinin temelinde karşılıklı anlaşma, ilişkiler, kendini iyi anlatabilmek ve ön yargıların yıkılmasının olduğunu bildiren Güler, şöyle konuştu:
“Ülke tanıtımında en çok zorlandığımız konuların başında bizimle ilgili bazı ön yargıların zaman zaman gündeme getirilmesi, bunlar üzerinden hareket edilmesi, ne zaman başarılı işler yapsak hep bu noktalardan birtakım anti propagandaların oluşması geliyor. Buna karşın ne yapıyoruz? Artık markalarda, ülkenin tanıtımında ‘Şöyle değilim’ demek dönemi çok tutarlı bir nokta değil. Neyi anlatıyorsunuz? Gerçekten doğru olan ve en iyi çalışan noktalarımızı anlatıyoruz. Turizm, aslında bizim bu noktada kullandığımız en güçlü unsurlardan bir tanesi. Niçin? (Turistler) Geliyorlar, ülkemizde deneyimliyorlar, zaman içerisinde duydukları yanlış noktaların, onlarla ilgili algıların tamamı kırılıyor. Biz burada nasıl davranıyorsak, nasıl cevap veriyorsak, otelde aldıkları hizmetler, yolda karşılaştıkları noktalarda yaşananlar, tamamıyla onların buradaki yeni bir deneyim yaşamalarını ve bütün 50-60 milyon insanın farklı düşüncelerle ülkesine geri dönmesini sağlıyor.”
Bir kişinin milyonlarca kişiyi etkileyebildiği dijital bir dünyanın olduğuna işaret eden Güler, “En önemlisi, yaşadığımız yerin ne kadar değerli ve kıymetli olduğunu bilip bunu yurt dışındaki temsillerde ya da buraya gelen kişilere çok iyi anlatmak ve bizim yaptığımız da bunu bir marka mimarisi çerçevesinde ele alıp aktarmak.” dedi.
“İlk kez vatandaş diplomat olduğumu hissettim”
ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilge Demirköz, konuşmasına çoğu ülkede var olmayan vatandaş kavramının Türkiye’de kullanılmasını ve kadınlara seçme-seçilme hakkını verilmesini sağladığından Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anarak başladı.
Yurt dışında bulunduğu süreçlerde bu hakların verdiği gururla konuşabilmenin öneminden bahseden Demirköz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İlk kez vatandaş diplomat olduğumu hissettiğim anı sizinle paylaşmak istiyorum. 1998 senesi 24 Nisan’da Ermeniler ‘soykırım’ falan diye MIT’nin gazetesine çok uzun yazılar yazdılar. 23 Nisan’da yani onların yazdıkları yayımlanmadan önce biz yazacağız ve olayları nasıl gördüğümüzü anlatacağız dedik. 23 Nisan’da o ilk yazının çıktığı gün büyük ihtimalle benim kendi şahsi tarihimde ilk kez böyle küçük bir gururdur yani. Bir dakika, tarih öyle değildi. Biz bunun doğrusunu bilimsel şekilde, yani tarihin de bir bilimi var ve o bilimsel gerçekleri ortaya koymak için bir platform varsa o platformu kullanmak için şanslarımızı zorlayan bireyleriz Türkler olarak. Ama bunun arkasında da büyük bir adanmışlık olduğunu ben görüyorum, görmeye de devam ediyorum.”
“Şarkıya verdiğim Türkçe bir ismi anlatırken aslında kültürümüzü anlatıyorum”
Müzisyen Büşra Kayıkçı, piyano ve elektronik müziği kullanarak oluşturduğu şarkılarında Türk geleneksel müziğinden ziyade daha çok Kuzey Avrupa’ya öykündüğünü söyledi.
Buna karşın kendisinin ilham kaynağının ise doğup yaşadığı coğrafya olduğunu belirten Kayıkçı, “Mesela Zeytin Ağacı diye bir şarkım var. Ege’deki evimizden, oradaki zeytin ağaçlarından bahsediyorum. Ege’nin coğrafyasını anlatıyorum şarkımı çalmadan önce. Kuledibi No.1 diye bir parçam var. Pera’da bir sokak ismi. Onu ve o hikayenin nasıl ortaya çıktığını anlatıyorum. Şarkıya verdiğim Türkçe bir ismi anlatırken aslında kültürümüzü anlatıyorum, dilimizi anlatıyorum.” dedi.
“Vatandaş diplomasisi, sorumluluk, görev ve taahhütlere dayanıyor”
Global Persuasion Strategies CEO’su Dr. Nancy Snow ise konuşmasında, “vatandaş diplomasisi” kavramının 21. yüzyıla özgü olduğunu vurgulayarak, bu kavramın sorumluluk, görev ve taahhütlere dayandığına işaret etti.
Türk toplumunun çeşitliliğine ve zenginliğine değinen Snow, Türkiye’de olmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Snow, vatandaş diplomasisi konusunda Türkiye’nin güçlü pozisyona sahip olduğu değerlendirmesinde bulunarak, bu alanda Türkiye’nin liderliği üstlenebileceğini söyledi.
Herkesin vatandaş diplomat olabileceğini kaydeden Snow, vatandaş diplomat olma konusundaki önerilerini paylaştı.
“Vatandaşlar dış politikanın şekillenmesinde önemli aktör haline geldi”
Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Celile Eren Ökten de iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve sınırların giderek belirsizleşmesiyle birlikte artık sadece resmi görevlilerin değil, vatandaşların da Türkiye’nin dış politikasının şekillenmesinde ve aktarılmasında önemli birer aktör haline geldiğini söyledi.
“Vatandaş diplomatlar” olarak adlandırdıkları bu kişilerin, toplumun ortak kültür ve değerleri doğrultusunda ülkeyi temsil ettiğini ve ülkenin uluslararası ilişkiler alanında itibarını güçlendirdiğini belirten Ökten, Milli Eğitim Bakanlığının 1929’dan bu yana yurt dışına eğitim için gönderdiği bursiyer öğrencilerin “vatandaş diplomat” kavramının en güzel örneklerinden olduğunu ifade etti.
Ökten, “Vatandaş diplomasisini süslü ve teknik cümlelerle tanımlıyor olsak da aslında bu projenin özü, ülkemizde yabancı misafirlerimizi ağırlarken veya yurt dışında tanıştığımız farklı kültürden insanlarla ‘Ben şu an ülkemi tanıtıyorum’ bilinciyle iletişim kurmaktır.” dedi.
]]>(BALIKESİR) – Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği “Balıkesir Dönüşüm Kongresi” sona erdi. İki gün süren kongrenin sonunda konuşan BBB Başkanı Ahmet Akın, kentin bugünkü ekonomik ve sosyal durumu hak etmediğini belirterek, 5 yılın sonunda Balıkesir’in öncü bir kent, Türkiye’nin parlayan yıldızı olacağını söyledi.
“Türkiye’nin ikinci yüzyılının başında Kuvayı Milliye ruhuna yakışan bir anlayışla milli birlik ve beraberlikle memleketimizi kalkındırmaya kararlıyız. Planlama olmayan hiçbir işin sonunda başarı olmuyor. ya zarar ya ziyan. Genelde hep öyle oluyor baktığınız zaman” diyerek kongrenin sonuç bildirgesini okuyan Akın, şunları kaydetti:
“Balıkesir beş yıl sonunda Türkiye’nin parlayan yıldızı olacak. Bütün çalışmalarımızı akla, bilime ve mantığa ve teminatını aldığımız, ilkelerini benimsediğimiz ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığında Kuvayın Milliye ruhuyla aynı inanç ve kararlılıkla hatta o inanç ve kararlılık Bandırma Vapurundakilerin inanç ve kararlılığıyla aynıdır. Seçim döneminde de söyledim; kesinlikle burada bir siyasi olarak değil, bir Balıkesirli olarak konuşuyorum ve hep öyle oldum. Aslında siyasetimi de öyle yaptım. Hep söyledim ki; Balıkesir, bugünkü ekonomik ve sosyal durumu hak etmiyor. Son derece zengin kaynaklarımız var. Çok iyi bir durumdayız. Müthiş bir konumumuz var. Kalkınmaya ve yeni bir modele ihtiyacımız var. Ama en çok ihtiyacımız olan kararlılık. İşte o kararlılıkla hareket ediyoruz.
“Türkiye’nin kalkınma ve çağdaşlaşma yolundaki yürüyüşüne önderlik edecek”
Balıkesir Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye’nin kalkınma ve çağdaşlaşma yolundaki yürüyüşüne önderlik edecek ruha da, vizyona da, kudrete de, enerjiye de sahiptir. Balıkesir’e dair ne yapacaksak ben ve arkadaşlarım siz Balıkesir aileme soracağım, danışacağım ve sizleri yönetim süreçlerine dahil edeceğiz. Balıkesir Dönüşüm Kongresi’ni de işte tam bu nedenle düzenledik. Biricik kentimizin, güzel kentimizin geleceğini şekillendirmek için ne düşünüyorsunuz? Kentimize ve bölgemize dair sorunlarınız neler? Kentimize ve bölgemize dair ihtiyaçlarımız neler? Kentimize ve bölgemize dair beklentileriniz neler? Balıkesir Dönüşüm Kongresi’ne karşı baktığınızda sizin de en az benim kadar dertli olduğunuzu ve hatta benden daha çok dertli olduğunuzu gördüm. Onun için bu gösterdiğiniz yoğun ilgi ve katılım için yürekten teşekkür ediyorum. Balıkesir’imizin her köşesinden; çalışma gruplarımızdan, sivil toplum örgütlerimizden, kamu kurumlarımızdan, üniversitelerimizden, muhtarlarımızdan ve vatandaşlarımız arasından 600 üzerinde Balıkesir gönüllümüz direkt masalarımıza konuştular, fikirlerini beyan ettiler ve bu fikirlerini 10 ana başlıkla toparladılar.”
“Bugünden itibaren ne yapacağını bilen, nereye gideceğini bilen bir Balıkesir’le karşı karşıya olacaksınız” diyerek Balıkesir Planlama Ajansı’nın da kente hayırlı olmasını dileyen Akın, kongrenin çıktılarını şu şekilde özetledi:
Birincisi kentsel planlama ve kentsel dönüşüm
Deprem riskini azaltmak için ulası tüm senaryoları önceden çalışıyoruz. Yapı stoğumuzu eski yapılardan, yeni yapılara doğru sıralayarak detaylı şekilde teknolojiyi de kullanarak inceleyeceğiz. Özellikle 1999 öncesi yapılar için risk analizlerimiz devam edecek. İmar planlarında zemin etütlerini ve geçmişte yaşanan afet verilerini dikkate alarak güvenli ve sürdürülebilir bir Balıkesir inşa edeceğiz.
Afet riskinin azaltılması ve afet yönetimi
Afet master planını kapsamlı çalışmalar sonrasında tamamlayacağız. İklim değişikliği tahmin modelleri yaparak, su kaynaklarını ve su havzalarını koruyacağız. Afet ve acil durum toplanma alanlarını koruyacak, geliştirecek ve belirlenen alanlar hakkında toplumun tüm kesimlerini bilgilendireceğiz.
Adalet eşitlik ve sosyal kalkınma
Sosyal destekleri yönetmek adına güncel bir veritabanı oluşturuyoruz. Engelli hemşerilerimizi; gündelik yaşama entegre etmek adına ihtiyaç duyulan uygulamaları hayata geçirecek, sosyal faaliyetleri desteklemek adına Engelli Yaşam Merkezleri tasarlayacağız. Ev hanımlarının kadın girişimciliğini, sosyal hayata katılımını destekleyecek uygulamaları hayata geçireceğiz. Özendirici olacağız, teşvik edeceğiz. Yaş almış vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli destekleri 10 Numara Kart projemizle hayata geçireceğiz.
Sürdürülebilir ulaşım ve Balıkesir
Balıkesir’de ulaşımı iyileştirmek için akıllı panolar, mobil uygulamalar ve akıllı sinyalizasyon sistemlerini geliştirmeye yönelik çalışmalara hız vereceğiz. Havalimanının en kısa sürede kullanıma açılması için gerekli girişimlerde bulunacağız. Bu girişimleri sadece BBB olarak değil, tüm milletvekillerimiz, oda başkanlarımız, kandınlarımız, gençlerimiz. AK Parti’liler, MHP’liler hepimiz. Birlik beraberlik içerisinde sonuca ulaştıracağız. Kararlıyız. Raylı sistemlerle ilgili olarak fizibilite çalışmalarımızı bitirmek üzereyiz.
Eğitim, istihdam ve kariyer planlama
Balıkesir’de erken yaşta eğitim, erişim ve katılım, eşit imkanlar, nitelikli öğretmenler, öğrenci ihtiyaçlarına yönelik destekler, teknolojik imkanlar, ayrımcılığı önleme, finansal destekler, bölgesel eşitlik, aile katılımı gibi konularda eğitimde fırsat eşitliğini zedeleyen sorunların tamamını çözmeye kararlıyız. İnsan kaynağı arayan işletmeler ile iş arayan kişiler arasında köprü görevi görecek dijital temelli yetkinliklere dayalı istihdam ofislerini söz verdiğimiz gibi hayata geçiriyoruz. Daha önce her gittiğimde iş insanlarına gidiyorum diyolar ki ‘bulamıyoruz çalışacak insan.’ Diğer taraftan insanlarımız iş arıyor demek ki bir aracı lazım. Bu istihdam ofislerinde insanlarımızı eğiteceğiz. O kardeşlerimizi en büyük bela olan işsizlikten kurtarmak için gecemizi gündüzümüze katmaya devam edeceğiz. Eğitim, istihdam ve planlamada da gerekli adımları hayata geçireceğiz.
Kültürel ve sosyal çalışmalar
Kent aidiyeti, eski ve yeni Balıkesirlilik, kentin değişen çehresi, kimliği ve göçün kent kültürüne getirdiği katkıları ve sorunları kapsamlı bir şekilde ele alarak kentin kültürel ve sosyal yaşamını zenginleştireceğiz.
Kültürel miras ve Balıkesir
Balıkesir’imizde tarihi, kültürel, doğal ve endüstriyel mirasın korunması ve geliştirilmesi için gereken adımları atacağız. 21’inci yüzyılda Balıkesir’i kültür ve sanat alanında son derece canlı bir kent görünümüne kavuşturacağız. Bunun da sözünü veriyoruz.
Turizm ve Balıkesir
Turizm Master Planı’nı ve markalaşma çalışmalarını konunun uzmanlarıyla birlikte kurgulayacağız. Turizmin çeşitlendirilmesi ve tüm yıla yayılmasına dönük stratejileri geliştireceğiz. Deniz değil sadece turizm. Kapıdağı’mız, Kaz dağlarımız, Balıkesir’imiz, kültürümüz her şeyimiz var. Sonuna kadar potansiyelimizi kullanacağız.
Tarım, hayvancılık ve kırsal kalkınma
Balıkesir’in yüksek tarım potansiyelini kullanarak Türkiye’de ve Dünya’da yüksek katma değerli tarımsal üretim stratejilerini hayata geçireceğiz ve tarımda kooperatifleşme yoluyla üreticilerimizin olumsuz rekabet koşullarından etkilenmemesini sağlayarak üreticilerimizin gelir ve refah artışını sağlayacağız. Köylümüz köyünde kalacak, kentlimiz kentinde. Köylümüz köyünde kazanacak, evlatlarını okutacak. Başka yerlere gönderecek, evlendirecek. Ama toprağından kazanacak. Balıkesir’in toprağı verimli topraklardır. Onu da gerekeni yapmak için çalışmalarımıza başladık.
Enerji ve iklim değişikliği
Balıkesir’de; güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını maksimum düzeye çıkaracağız. Bu projeleri hayata geçireceğiz. Bütün bunlar için biz inanın iki aydır gündüz gece çalışıyoruz. Bir günümüzü boşa geçirmedik. Bunun için iklim değişikliği eylem planımızı hazırlayıp karbon nötr bir kent yaratmak için kolları sıvadık.
5 yılın sonunda Balıkesir öncü bir kent olacak
Bütün bu çok farklı çalışma gruplarımızın değerli fikirlerinin harmanlanması sonucunda çıkan Balıkesir vizyonumuzu da çok kısa özetleyeyim. Önümüzdeki beş yılımızın sonunda Balıkesir’imizi demokratik, katılımcı ve şeffaf bir şekilde yönetilen yüksek yaşam kalitesine sahip, bilimin peşinde koşan, dünya ile rekabet eden, ihracat odaklı, yüksek teknoloji ve marka değeri yüksek ürünlere yoğunlaşan iklim değişikliğine ve afetlere dirençli, yenilikçi, tarımda, turizmde, kültürde, teknolojide öncü bir kent haline getirmenin sözünü siz basın mensuplarımız ve siz değerli ailemin huzurunda söz veriyorum. Bu burada kalmayacak. Bu tür etkinliklerimiz birlikte beraber olma, o Kuvayı Milliye ruhunu bu alanda da devam ettirme çalışmamız sonuna kadar devam edecek. ve şunu unutmamanızı istiyorum; Ahmet Akın size en yakın.”
]]>Feridun Açıkgöz/ İSTANBUL, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Bahariye Mevlevihanesi’nde, ‘Zamanı Aşan Miras; İpekyolu Sergisi ve Sempozyumu’na katıldı. Kurtulmuş, “Türkiye Yüzyılı olarak ortaya koymuş olduğumuz bu hedefler sadece bir tek alanla kısıtlı kalamaz. Türkiye, ekonomisi güçlü bir ülke olacak. Türkiye, Milli Savunma Sanayi’de güçlü bir ülke olacak. Türkiye altyapıları, dünyada rekabet edebilen bir ülke olacak.” dedi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Eyüp’te bulunan Bahariye Mevlevihanesi’nde, saat 15.00’te düzenlenen ‘Zamanı Aşan Miras; İpekyolu Sergisi ve Sempozyumu’na katıldı. Burada konuşan Kurtulmuş, “Artık siyasi olarak dünya sisteminde iki kutuplu sistem çoktan tarihe gömüldü. Türk dünyasının yeni bir güç merkezi olarak ortaya çıkması herhangi bir bölge için bir tehdit değil tam tersi dünya barışının sağlanması için bir fırsattır” dedi.
Programa ayrıca, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, İnsan ve Medeniyet Hareketi Başkanı Kemal Özden, Zamanı Aşan Miras; İpekyolu Sergisi Sanatçıları ve çok sayıda davetli katıldı. Türk Sanat Müziği Konseri ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan program, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle devam etti.
“ARTIK ÇOK KUTUPLU DÜNYA SİSTEMİ VAR”
İki kutuplu dünya sisteminin tarihe gömüldüğünü vurgulayan Kurtulmuş, ” Orta Asya’dan başlayarak Anadolu kıtasına kadar gelen ve buradan da Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada, İpek Yolu’nun vermiş olduğu bir dayanışmanın, kültürel aktarımın, bilim alanındaki aktarımların çok büyük tarihsel önemi olduğunu biliyoruz. Ama bugün içinde özellikle artık siyasi olarak dünya sisteminde iki kutuplu sistemin çoktan tarihe gömüldüğü, tek kutuplu sistemin de artık Amerika’nın Afganistan’dan kaçarak gitmesiyle birlikte tarihe gömüldüğü dönemde, şimdi önümüzde yeni bir dönemin, uluslararası ilişkiler bakımından dünya dengeleri bakımından başladığını biliyoruz. Yeni dönem, artık çok kutuplu bir dünyanın kurulmakta olduğu bir dönemdir. Bu çok kutuplu dünyanın kurulmasında da farklı kültür ve medeniyet havzalarının harekete geçmesi mukadderdir, hatta kaçınılmazdır.” dedi.
“YOL VE KUŞAK PROJESİ İLE İPEK YOLU PROJESİ, TÜRK DÜNYASIYLA BÜTÜNLEŞEBİLİR”
Türk dünyasının teşkilatlanmak için bilinçlendiğine dikkat çeken TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Bu çerçevede tam da doğu-batı ekseninde dünyanın bütün mücadele alanlarının, neredeyse en stratejik bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını Türk İslam medeniyetinin bir parçası olan, Türkçe konuşan Türk topluluklarının yer almış olduğu 300 milyonluk bir aksdan bahsediyoruz. Tarihte bu aksa “Turkuvaz Aksı” adı verilmiştir. Bunun yeniden canlanması, yeniden hareketlenmesi için de özellikle son yıllarda fevkalade ciddi bir ivme yakalanmıştır. Bu bölgede, dünyanın bu bölgesinde Türk dünyasının yeni bir güç merkezi olarak ortaya çıkması, herhangi bir bölge için bir tehdit değil tam tersine dünya barışının sağlanması için bir fırsattır, bir katkıdır. Bu çerçevede Türk dünyası arasındaki ilişkilerin artırılması sadece siyasi anlamda değil aynı zamanda kültürel olarak da bu ilişkilerin artırılması hepimizin öncelikli ilgi alanlarından birisi olmalıdır. Bu anlamda açıkçası Türk Devletler Teşkilatı bünyesindeki ülkelerin ve bu teşkilata henüz üye olmayan ülkelerinde ciddi bir şekilde bir bilinçlenmeye başladığını da, gayet güzel gayet iftihar ederek takip ediyoruz, görüyoruz. Bu bilinçlenmenin temelinde siyasi bir yapıyı ortaya koymanın çok daha ötesinde güçlü bir şekilde kültür ve medeniyet değerleri üzerinde yeniden ayağa kalkmak, yeniden güçlenmek, idealinin fikriyatının yattığını da görüyoruz. Bu çerçevede işin bu siyasi tarafı Türk İslam dünyası ile ilgili tarafı var ama aynı zamanda da İpekyolu projesinin özellikle Çin ve diğer Asya ülkelerinde içinde olabileceği küresel büyük bir proje haline dönmesi istidadında olduğunu da görüyoruz. Özellikle içinin Yol ve Kuşak Projesi ile Türk dünyasını da içine alacak olan İpek Yolu Projesinin birbirleriyle bütünleştirilebilecek yapılar olduğu aşikardır. Böylesine önemli bir girişimin hem dünya ticaretinin gelişmesine büyük katkısı olacağı gibi, tarihte olduğu gibi üzerinden geçtiği bu hat boyunca ülkelerin de siyasi kültürel iş birliklerinin artırılmasına da vesile olacaktır.” şeklinde konuştu.
“BU PROJE BÜYÜK İSLAM MEDENİYETİNİN YENİDEN AYAĞA KALKMASINI MÜMKÜN KILACAK”
Kurtulmuş, projenin Türk ve İslam dünyasını yeniden güçlendireceğini belirterek, “Bu proje ve bundan sonraki dünya bölgeleri ile ilgili en hassas noktada en büyük avantajlara sahip en büyük risklere en büyük tehditlere sahip olan ülke olarak, Türkiye olarak bu noktada fevkalade ciddi bir şekilde hassas davranmamız lazım. Önümüzdeki dönem, dünya siyasetinde dünya dengelerinde çok kutuplu bir dünya sisteminin kurulacağı bir dönem olduğu gibi Türkiye için de fevkalade önemli tarihsel bir dönemdir. Cumhuriyetin ikinci asrı ya da yeni Türkiye Yüzyılı olarak ortaya koymuş olduğumuz bu hedefler sadece bir tek alanla kısıtlı kalamaz. Türkiye, ekonomisi güçlü bir ülke olacak. Türkiye, Milli Savunma Sanayi’de güçlü bir ülke olacak. Türkiye altyapıları, dünyada rekabet edebilen bir ülke olacak. İpek Yolu Projesi’ni bu anlamda çok anlamlı bulduğumu ifade etmek istiyorum. Burada yeniden küresel ölçekteki bizim medeniyet kültür değerlerimizi, sanat ve estetik değerlerimizi öne çıkaracak çalışmaları ortaya koyacağız. Bu çalışmaların hiç şüphesiz bu ülkelerdeki dostlarımız ve kardeşlerimizle de çok yakın bir teması geliştirme fırsatını bize sunacağı aşikardır. Böylece nasıl geçmişte bu yollar geçtiği ülkelerin halkları arasında kültürler arasında bir diyaloğun kurulması kültür ve sanat alandaki eserlerde birbirlerini etkileme gibi bir özelliğin ortaya çıkmasına vesile olduysa inşallah bu ve benzeri projeler özellikle Türk dünyası ve İslam dünyasındaki kültürel etkileşimi arttıracak ve büyük İslam medeniyetinin aynı tarihte olduğu gibi yeniden güçlü bir şekilde ayağa kalkmasını mümkün kılacak” diye konuştu.
Hediye takdimi ve Teşekkür Belgesi takdiminin ardından kurdele kesildi. Program, ‘Zamanı Aşan Miras; İpekyolu Sergisi’nin gezilmesiyle sona erdi.
]]>
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, Turkuvaz Medya Merkezi’nde düzenlenen etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, alanında uzman birçok değerli ismi bir araya getiren organizasyona katılmaktan memnuniyet duyduğunu söyledi.
Son yıllarda turizm trendlerinde büyük bir değişim yaşandığını dile getiren Ersoy, “Geçmiş dönemlerdeki turizm algısıyla bugünkü turizm anlayışı arasında büyük farklar oluştuğunu görüyoruz. Bu açıdan bizler de uluslararası trendleri çok yakından takip ediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada şunu çok açık bir şekilde söyleyebiliriz, dünyada yeni turizm perspektifini en iyi analiz eden ve bu yeni anlayışa uygun bir altyapı geliştirmeye çalışan ülkelerden biri Türkiye’dir.” dedi.
Bakanlık olarak geliştirdikleri yeni vizyonla turizmi bir bütün olarak değerlendirdiklerini, sahip olunan potansiyeli en doğru ve etkili şekilde kullanmak adına gereken adımları attıklarını ifade eden Ersoy, şunları kaydetti:
“Tüm bu çalışmalar sayesinde bugün Türkiye olarak dünya turizm sıralamasında ilk 5’in içinde yer almaya başladık. Bu başarıyı yakalamak, dünya turizminin en güçlü ülkelerinin önüne geçmek, onları geride bırakmak elbette kolay olmadı. Ama biz ülkemizi turizmde dünyanın süper ligine yükseltmek ve oradaki yerini, daima yükselen bir grafikle kalıcı hale getirmek için çok çalıştık ve çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte üzerinde en fazla durduğumuz başlıkların biri de hiç şüphesiz gastronomi alanı oldu. Gastronomiyle turizm arasında son yıllarda daha da güçlenen bağ sayesinde gastronomi dünyasının temsilcileri, turizm pazarının gerçek aktörleri arasında yer almakta, turizmin gelişmesine büyük katkılar sağlamaktadır.”
“Türkiye’nin zengin bir gastronomi geçmişi var”
Bakan Ersoy, turizm hareketlerinde gastronominin belirleyiciliğinin arttığını vurgulayarak, “Bir ülkeye yapılacak seyahatte o ülkenin mutfak kültürünün, yaratıcı mutfak sanatının ne denli etkili olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Türkiye olarak bizim de çok zengin bir gastronomi geçmişimiz var ama bu zenginliğin uluslararası prestije sahip kurumlarca tescil edilmesi, apayrı bir önem arz ediyor.” değerlendirmesini yaptı.
Bu hedef doğrultusunda 6 yılda yapılması planlananları 2 yılda tamamladıklarının altını çizen Ersoy, 2022’de İstanbul’un, ardından da İzmir ve Bodrum’un Michelin Rehberi’ne girmesine öncülük ettiklerini aktardı.
Gerçekleştirilen çalışmalar ve tanıtım faaliyetleri sayesinde İstanbul, İzmir ve Bodrum gibi destinasyonların birer “Gastrocity” olarak öne çıktığının altını çizen Ersoy, “Ülkemizin turizm geliri 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 12 artarak yaklaşık 56 milyar dolar oldu. Toplam gelir içerisindeki yeme-içme harcaması ise yüzde 19 oranında artış gösterdi. Bu açıdan ülkemizin mutfak kültürü, gastronomi turizmi açısından bizlere büyük bir avantaj sağlıyor. Bu avantajı doğru bir şekilde kullanmak için zengin yeme-içme kültürünün dünyaya tanıtılması noktasında birlikte çalışmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.
Mehmet Ersoy, Türk mutfağının hem ekolojik hem de kültürel bağlamda sürdürülebilir bir mutfak olduğunu kaydederek, şu bilgileri verdi:
“Hiçbir şey gereksiz yere harcanmaz. Türk mutfağı kırsaldan saraya uzanan, ilk başlangıç noktasındaki yaratıcılığını hiçbir zaman kaybetmeden, yeni dokunuşlarla zenginleşen çok kültürlü yapıyla toplumun etnik yapısını da aynı potada birleştiren hoşgörülü bir sentez mutfağıdır. Bu farklılığın ve zenginliğin dünyaya doğru şekilde aktarılması adına, 10 yıldan beri New York’tan Dubai’ye Türkiye’nin gastronomi zenginliğini tanıtan Gastroshow’un gerçekleşmesine katkı sağlayan herkese teşekkürlerimi sunuyorum.”
Sektör paydaşlarının bir araya gelerek tecrübe aktarımında bulunması ve iş birliğini teşvik etmesinin yanında yeni fikirlerin gelişmesine zemin hazırlayan Gastroshow’un gastronominin 10. sanat olarak kabul edilmesi için de önemli çalışmalar gerçekleştirdiğini vurgulayan Ersoy, “Turkuvaz Medya grubu himayesinde UNESCO nezdinde yürütülen bu çalışmalar nedeniyle sizleri tebrik ediyor, başarılar diliyorum.” dedi.
“Gastronomi, turizmin geliştirilmesi açısından da önem taşıyor”
Turkuvaz Medya Yazılı Basın Reklam Genel Müdürü ve İcra Kurulu Üyesi Ceyda Uzman da Türkiye’nin zengin bir mutfak kültürüne sahip olduğunu belirterek, “Bu zengin mutfak kültürü sadece yemekle değil aynı zamanda kültürel zenginlik açısından da son derece özel bir yere sahip.” ifadelerini kullandı.
Etkinlik kapsamında mutfak kültürünün dünyaya katkılarının konuşulacağına işaret eden Uzman, “Gastronomi aynı zamanda doğal kaynakların verimli kullanımı ve turizmin geliştirilmesi açısından da büyük önem taşıyor.” diye konuştu.
Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı Gürkan Boztepe ise Anadolu’nun yemek ve lezzet kültürüne dikkati çekerek, “Buraya gelen her davetli bizim için çok kıymetli. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Turkuvaz Medya desteğiyle yapılan bu organizasyonun çok kıymetli olduğuna inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Programa dünyanın çeşitli yerlerinden katılan misafirlerin Türkiye’nin gastronomi turizmine büyük katkıda bulunduğunu ifade eden Boztepe, “Burada dikkat edilmesi gereken temel konu misafirlerimizin çoğunun Anadolu ile bağlantılı olması. Burası sadece fine dining şeflerinin olduğu bir yer değil aynı zamanda global olarak da kültürümüzü yaydığımız bir konumda bulunuyor.” dedi.
Topkapı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emre Alkin’ın yönettiği açılış paneline katılan Azerbaycan Gastronomi ve Aşçılar Federasyonu Başkanı Tahir Amiraslanov, Rusya Restoranlar ve Otelciler Federasyonu Başkanı İgor Bukharov ve Dünya Gastronomi Derneği Başkanı Erik Wolf, dünyadaki gastronomi turizmini ele aldı.
]]>Bursa’yı gastronomi turizminde de öne çıkarmak amacıyla Türk Mutfağı Haftası’nda birbirinden farklı etkinlikler düzenleyen Büyükşehir Belediyesi, tarihin dokusunu kahvenin lezzetiyle buluşturdu. 15’inci yüzyılda Hacı İvaz Paşa tarafından yaptırılan İpek Han’ın önündeki yeni meydan, Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl 3’üncüsünü düzenlediği ‘Kahve sohbetleri gecesi’ne ev sahipliği yaptı. Büyükşehir Belediyesi turist rehberlerinin anlattığı Tarihi Hanlar Bölgesi’nin hikayelerini keyifle dinleyen Bursalılar, hikayeler arasından sorulan sorulara doğru cevap vererek hediyeler de kazandı.
Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de kahve sohbetlerine eşi Seden Bozbey ile birlikte katıldı. Programa, Başkan Mustafa Bozbey’in yanı sıra Vali Yardımcısı Rıza Gençoğlu, İl Kültür ve Turizm Müdürü Kamil Özer, Dış İlişkiler Daire Başkanı Pınar Işıkyıldız, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.
“Tarihe keyifli bir yolculuk yapacağız”
Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, ‘gönül ne kahve ister, ne kahvehane. Gönül sohbet ister, kahve bahane’ sözüyle konuşmasına başladı. Tarihin esintisiyle kahvenin lezzetini Kahve sohbetleri gecesi’nde buluşturduklarını söyleyen Başkan Mustafa Bozbey, 40 yıl hatırlı kahvelerin mekanında buluştuklarını hatırlattı. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren 700 yıllık Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’nin Osmanlı’nın ilk çarşılarından olduğunu belirten Başkan Bozbey, “Hanlar Bölgesi bugün de sosyal hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Tarih boyunca farklı kültürlere ve sosyal yaşantıya sahip insanların sohbet ettiği, dertlerini paylaştığı, gazete okuduğu, tavla oynadığı bu bölgede kahve vazgeçilmez bir simgedir. Kahve, Osmanlı’dan günümüze uzanan tamamlanan işlerin yorgunluğunu attığımız, bayramların, kız isteme merasimlerinin, mutlu anların keyfini paylaştığımız kültürümüzün önemli bir parçasıdır. Bu gece kahvelerimizi yudumlarken hem kültürel mirasımızı yaşatacak hem de güzel sohbetler eşliğinde keyifli anlar geçireceğiz. Kahve kültürünün farklı yönlerini tanıyacak, geleneksel tatlarımızı yeniden keşfedecek, tarihe keyifli bir yolculuk yapacağız. Kahve bir bahane. Asıl olan gönül sohbetlerimiz. Geleneklerimizin ve kültürümüzün yaşatılmasıdır. Herkese afiyet olsun. Emeği geçenleri kutluyorum” dedi.
Vali Yardımcısı Rıza Gençoğlu, Türk Mutfağı Haftası’nın tüm Türkiye’de olduğu gibi Bursa’da keyifli programlarla kutlandığını dile getirdi.
İl Kültür ve Turizm Müdürü Kamil Özer, Türkiye’nin en lezzetli haftası olan Türk Mutfağı Haftası’nı dolu dolu programla geçirdiklerini söyledi. Gastronominin artık turizm ve kültürün tanıtılmasında önemli bir etken olduğunu anlatan Özer, Türk kahvesinin sadece bir içecek değil kültür olduğunu belirterek, bu değeri tanıtmanın önemine vurgu yaptı.
Konuşmaların ardından konuklara kahve ikramında bulunuldu. Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’nin büyüleyici atmosferinde kahvelerini yudumlayan vatandaşlar, tarihi bölgede huzur dolu bir akşam geçirdi. Bursalılarla birlikte kahvesini yudumlayan Başkan Bozbey, vatandaşlarla sohbet edip hatıra fotoğrafı çekildi.
Program, Kahve eksperi ve barista eğitmeni Mehmet Koray Eroğlu’nun ‘Gelenekten geleceğe kahve kültürü söyleşisi’ ve kahve sunumuyla devam etti. Hacivat ve Karagöz gösterisinin ardından Orkestra Şube Müdürlüğü Türk Halk ve Türk Sanat Müziği Bölümü sanatçılarının konser verdiği gecede, Bursalılar Türk kahvesi eşliğinde keyifli saatler yaşadı. – BURSA
]]>KASTAMONU – Kastamonu’da Türk Mutfağı Haftası çerçevesinde düzenlenen etkinlikte, katılımcılara kentin coğrafi işaretli asırlık ürünleri ve çeşitli yiyecekler ikram edildi.
Kastamonu Valiliği himayelerinde Kastamonu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından Türk Mutfağı Haftası çerçevesinde Cumhuriyet Meydanı’nda etkinlik düzenlendi. Etkinlikte katılımcılara, şehrin coğrafi işaretli ürünleri arasında yer alan Kastamonu çekme helvası, İhsangazi ekşili pilavı, Kastamonu eğşisi, Pınarbaşı’nın kara çorbası, Tosya sarıkılçık pirinciyle yapılan pilav, Cide ceviz helvası, Araç akdene göce çorbası ile Çatalzeytin fındık şekeri ikramında bulunuldu. Ayrıca etkinliklerde geçmişi 10 bin yıl öncesine dayanan ve “Hitit buğdayı” olarak adlandırılan siyez buğdayından yapılan ürünler, coğrafi işaretli Taşköprü sarımsağı ve taş baskı ürünlerinin de tanıtımı yapıldı.
Kastamonu’da Cumhuriyet Meydanında çorba ikramında bulunan Araç Belediye Başkanı Süleyman Yazkan, “Akdene göce çorbası yüzyıllardır bizim Araç ve Kastamonu yöresinde üretilen arpadan yapılan organik bir çorbadır. Yüzyıllardır üretilir, kültürümüz genelde araç bölgesi yörük kültürüdür. İnsanları yörük insanlarıdır. Genelde bu tür gıdalarla beslenir arpa kırmasından yapılan bir üründür. Besin değeri çok çok yüksektir. Özellikle insanların dinç tutmasından, küçük çocuklarımıza göce çorbası yaparız. Çünkü vücudu çok diş tutar. Çorbamızın tarihi yüzyıllardır bizim buraya, bu bölgelere yerleşmemizden bu tarafa yapılan bir üründür” dedi.
“Kastamonu gastronomisini tanıtmaya çalıştık”
Cumhuriyet Meydanında düzenlenen etkinliklere katılan ve Türk Mutfağı Haftasını değerlendiren Kastamonu İl Kültür ve Turizm Müdürü Kerem Seven ise, “Türk Mutfağı Haftası’nın 3’üncü yıl döneminde bir aradayız. Bu anlamda Kastamonu’da programlar yaptık. Türk Mutfağı Haftasını kutluyoruz. Türk Mutfağı Haftası Cumhurbaşkanlığı himayelerinde ve Kültür Turizm Bakanlığı desteğiyle kutlanmaktadır. Tüm dünyada ve ülkemizde eş zamanlı kutlanan Türk mutfağı haftası nedeniyle bir araya gelmiş bulunmaktayız. Bu doğrultuda programlarımız oldu. Bu programlar neticesinde de Kastamonu Mutfağını, Kastamonu Gastronomisini tanıtmaya çalıştık. Bu anlamda da tanıtım faaliyetlerimiz her sene artarak devam edecektir. Halkımızın desteğiyle bu faaliyetleri yürütmekteyiz. Bu sene tasarruf tedbirlerinden ötürü programımızı biraz daha naçizane bir şekilde daha kısa tutmaya çalıştık ama her sene kaliteyi de artırıyoruz. Şimdiki hedeflerimiz arasında Türk Mutfağı haftasını ilerleyen zamanlara göre daha kısa tuttuğumuzdan dolayı bazı işleri gerçekleştiremedik. Bundan sonrasında bu işleri daha hazırlıklı bir şekilde gerçekleştirerek ürünlerimizin tanıtımını yapacağız” diye konuştu.
Coğrafi işaretli ürünleri vatandaşlarla buluşturma imkanı bulduklarını söyleyen Seven, “Bu anlamda bize destekleri olan özellikle Pınarbaşı, İhsangazi, Tosya, Cide, Araç, Çatalzeytin belediye başkanlarımıza bu anlamda ürünlerini halkımıza sundukları için teşekkür ediyoruz. Yine programımızın başlangıcında Vedat Tek Kültür Merkezi’nde yaptığımız programda Slow-Food ekibine ve Kadın Kooperatiflerine bizlere destek sağladıkları için teşekkür ederiz. Kastamonu mutfağını bundan sonraki süreçte bütün dünyaya tanıtacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Hep birlikte güzel şeyler başaracağımıza inanıyorum. C” ifadelerini kullandı.
]]>Saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşı’nın okunduğu açılış töreninin ilk konuşmasını Maden Mühendisleri Mesleki Gelişim Derneği Başkanı Halim Demirkan gerçekleştirdi.
Madencilik sonrasını anlatmadıkları için halktan bir tepki olduğunu anladıklarını ifade eden Demirkan, iyi örneklerle madencilik sonrasında yapılanları anlatan bir hareket oluşturmayı amaçladıklarını aktardı.
Zonguldak’ın Türkiye’deki endüstriyel madenciliğin sahibi olduğunu; sempozyumu Zonguldak’ta bu amaçla gerçekleştirdiklerini ifade eden Demirkan, şöyle dedi:
“Hepimizin bildiği gibi madencilik olmadan olmuyor. Ama biz bunu halka ne derece anlatabiliyoruz dedik. Aslında madencilik sonrasını anlatmadığımız için halkımızdan bir tepki olduğunu anladık. Çünkü insanlar bilmediği şeylerden korkuyorlar. Biz de dedik ki bu konu yaptığımız iyi örnekler madencilik sonrasında yaptığımız iyi örnekleri de gösterip iyi olmayan örneklere karşı bir hareket oluşturalım dedik. Madencilik sonrası faaliyetlerin dört ayağı var. Geri kazandırma, atık yönetimi, endüstriyel miras ve sosyo ekonomik faaliyetler. Bizde bunu düşünürken derneğimizin Avrupa’da da kurduğumuz bir dernek var. Ama Avrupa’da bu iş doğaya geri kazandırma, atık yönetimi çözülmüş. Madencilik çok fazla kalmadı, onlar artık endüstriyel miras ve sosyo ekonomiye geçmişler. Biz de dedik ki endüstriyel mirastan başlayalım. Endüstriyel mirasın sahibi Türkiye’deki madenciliğin endüstriyel madenciliğin sahibi Zonguldak’ta karar kıldık.”
TOBB Türkiye Madencilik Meclisi Başkanı İbrahim Halil Kırşan, pandemi sonrası yaşanan gelişmelerin yerli ve milli ham madde olan madenlerin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyduğunu anlattı.
Kırşan, “Pandemi sonrası dünyada baş gösteren gelişmeler, meydana gelen jeopolitik riskler ve küresel iklim değişikliği bağlamında birçok sektördeki paradigma değişikliği tedarik zincirinde yaşanan sorunlar enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş ve daralmalar; yerli ve milli ham maddemiz olan madenlerin stratejik önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Tedarik zincirinin ilk halkası olan madenleri temin etmeden sanayide çarkların dönmesinin mümkün olmadığı, içinden geçtiğimiz konjonktürde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Öte yandan küresel iklim değişikliği bağlamında daha yaşanabilir bir dünya için temiz ve yeşil enerjinin konuşulduğu şu günlerde dünyada enerjide bazı madenlerin değişim ve dönüşüm için kritik rol oynayacağı ve bu madenlere daha fazla ihtiyaç duyulacağı tartışmaya uzak bir gerçektir” dedi.
Sanayi Devrimi’nden sonra madencilik sektörünün günümüzde de rolünü dürmeye devam ettiğini ifade eden Kırşan, “18. Yüzyılda Avrupa’da başlayan Birinci Sanayi Devrimi’nden kömürün üretimiyle madencilik sektörü günümüzdeki sanayi devriminde de endüstrinin sağladığı kritik minerallerle bu rolünü sürdürmeye devam etmektedir. Özellikle güneş panelleri, rüzgar tribünleri, batarya teknolojileri ve elektrifikasyon teknolojilerinde temel olan minerallerin üretilmesi ve işlenmesi noktasında madencilik sektörü stratejik bir önem taşıdığı bir gerçektir” ifadelerine yer verdi.
ZBEÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer; 1924 yılında Yüksek Maden Mühendislik Mektebi olarak kurulan üniversitenin kömür madenciliği kültürü ile iç içe olan Zonguldak’ta bilimin, tekniğin her aşamasında ulusal ve uluslararası mecralarda adından söz ettirdiğini anlattı.
Doğal kaynakların çıkarılmasında yerel halkın ihtiyaçları ve beklentilerinin göz önünde bulundurulmasının, kültürel mirasın korunmasının sağlanması gerektiğini ifade eden Özölçer şöyle dedi:
“Üniversitemiz bilimin, tekniğin, ekonomi ve kültürün her aşamasında etkin çalışmalarıyla ulusal ve uluslararası mecralarda adından söz ettirmektedir. Bu etkinliğin 1924 yılında Yüksek Maden Mühendislik Mektebi olarak kurulan bugün 100. yılını gururla kutladığımız üniversitemizde ve kömür madenciliği kültürü ile iç içe bir yaşamın sürdürüldüğü kadim şehrimiz Zonguldak’ta düzenlenmesi oldukça kıymetlidir. Madencilik, ekonomik açıdan büyük katkılar sağlaya ancak uzun vadede çevresel ve toplumsal sorunlara yol açabilen bir faaliyettir. Doğal kaynakların çıkarılması sırasında ekosistemler zarar görebilir. Su kaynakları kirlenebilir ve yerel toplulukların yaşam kalitesi olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle madencilik faaliyetleri sona erdiğinde madencilik alanlarının çevreye ve topluma yeniden kazandırılması büyük önem arz etmektedir. İşte bu aşamada iyileştirme süreci sadece çevresel etkilerin azaltılmasıyla kalmaz aynı zamanda ekonomik ve sosyal yönden de sürdürülebilir kalkınmayı hedefler. Doğaya yeniden hayat vermek ve insanların ekonomik, sosyal olarak desteklenmesi bu sürecin temel bileşenlerindendir. Ayrıca iyileştirme sadece fiziksel çevre ile düşünülmemelidir. Yerel halkın ihtiyaçları ve beklentileri göz önünde bulundurulmalıdır. Kültürel mirasın korunması, nitelikli eğitim programları yeni iş fırsatları oluşturmak ve toplulukların karar alma sürecine katılımları da sağlanmalıdır. İşte bu çerçevede sürecin etkin bir şekilde yürütülmesinin hem çevresel hem de sosyal açıdan olumlu sonuçlara vesile olacağı aşikardır. Üniversitemiz ve Maden Mühendisleri Gelişim Derneği işbirliğinde Zonguldak’ta gerçekleştirilen Uluslararası Madencilik Faaliyetleri Sonrası Sempozyumu da madencilik sonrası iyileştirme ve kültürel miras süreçleri incelenecek bu alanda uygulanan en iyi yöntemler ortaya çıkartılmaya çalışılacaktır.”
Zonguldak Vali Yardımcısı Turgut Subaşı şehrin kadim bir kültürü olduğunu, 100 yıldan fazladır kömürün çıkartıldığını hatırlattı.
Subaşı, “Her bölgenin her yörenin öne çıkan sektörü yada konuşulan konuları var. Burada da en çok konuşulan madencilik konusudur. Çalışanların karşılaştığı risklerdir. Üretilen ürünlerin piyasa değerlerinin artması, eksilmesi gibi ekonomik boyutlarıdır. Tüm bunlar tartışılıyor. Zonguldak’ın kadim bir kültürü var. 100 yıldan daha fazla çıkarılıyor. Madencilik ve madencilik sonrası dünyada ve ülkemizde tartışılan konuların başında. Burada sempozyumda Türk Madenciliğinin mevcut durumu, mevzuatlarımız, dünyadaki durum, mukayesesi hepsi incelenecek. Maden sonrası oluşan riskler veya alınması gereken tedbirler tartışılacak. Madencilik faaliyetinin bitiminden sonraki alanın doğaya yeniden kazandırılması, işletme sonrası oluşan endüstriyel eserlerin korunması ve tarihi olarak yeni nesle tanıtılması, çevresel, toplumsal, ekonomik etkilerinin mutlaka tartışılarak toplum yararına düzenlenmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. – ZONGULDAK
]]>Letonya’nın Gaziantep Fahri Konsolosluğunun açılışı dolayısıyla resepsiyon gerçekleştirildi. Düzenlenen resepsiyona Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Hakan Aslansoy, KATODER Başkanı Sabiha Doğan, TÜRSAB Başkanı Firuz B. Bağlıkaya, iş ve sanayi dünyasının önde gelen isimleriyle turizm sektör temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. Grand Otelde milli marşların okunmasıyla başlayan programda konuşan Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Letonya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin yükselerek devam ettiğini söyledi.
“Avrupa Birliği sürecinde Letonya sürekli bizi destekledi”
İki ülke arasındaki tarihi bağlardan bahseden Çeber, “Tarih boyunca Letonya ile iyi ilişkilerimiz oldu. Rus işgali sırasında Türkiye bu durumu kabul etmeyip Letonya’nın yanında yer almıştır. Avrupa Birliği sürecinde Letonya sürekli bizi destekledi. İnşallah bu işbirliği tarih boyunca devam eder. İki ülke arasındaki sağlam ve köklü bağlar Gaziantep ile Letonya arasında aynı şekilde devam edecektir” dedi.
Letonya’nın Ankara Büyükelçisi Peteris Vaivars ise Gaziantep’in bölgede her açıdan sürekli kendini geliştiren bir şehir olduğunu ifade etti. Gaziantep’teki ekonomik potansiyele değinen Peteris Vaivars, ” Letonya Cumhuriyeti Fahri Konsolosu Soner Bacaksız’ı, Letonya’nın bir başka ve Gaziantep’te ilk Letonya Fahri Konsolosluğunun açılışı vesilesiyle içtenlikle tebrik ederek sözlerime başlamak benim için büyük bir onur ve mutluluktur. Bu açılış birkaç ay sonra daha da anlamlı olacaktır çünkü bu iki ülke, Letonya ve Türkiye, arasında Diplomatik ilişkinin kuruluşunun Yüzüncü Yıldönümünü kutlayacak. Bir kez daha tebrikler! Bu önemli olay, iki ulusumuz arasındaki dostluk ve işbirliği açısından önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Lezzetli ve ünlü mutfağı, canlı kültürü, gelişen ekonomisi ve ticaretiyle ünlü bu tarihi şehirde bir araya geldiğimizde, bu yeni Fahri Konsolosluğun stratejik öneminin farkına varıyoruz. Bu konsolosluğun kurulması, Letonya ile Türkiye arasında büyüyen bağların bir kanıtıdır ve Gaziantep’in ekonomik canlılığı ve Orta Doğu’ya açılan bir kapı olma konumu, burayı yeni varlığımız için ideal bir yer haline getirmektedir” ifadelerini kullandı.
“İki ülke arasındaki ekonomik ve kültürel bağları geliştirmekte kararlıyız”
Letonya’nın Ankara Büyükelçisi Peteris Vaivars iki ülke arasındaki ticaret hacminin gelişmesini de istediklerini söyleyerek, “Bu vesileyle, bu Fahri Konsolosluğun kurulmasına verdiği destekten dolayı Türkiye Hükümetine şükranlarımı sunmak isterim. Letonya ile Türkiye arasında ticaret, yatırım, turizm, eğitim ve kültür dahil her alanda işbirliğinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynayacağına kesinlikle inanıyorum. Ayrıca Soner Bacaksız’a, Letonya’nın Gaziantep Fahri Konsolosu olarak hizmet etme isteğinden dolayı da teşekkür etmek istiyorum. Sevgili Soner, çok iyi bağlantılara sahip, iki ülke arasındaki ekonomik ve kültürel bağları geliştirme konusunda güçlü kararlılığa sahip, saygın bir iş adamısınız. Letonya’nın bu bölgede mükemmel bir temsilcisi olacağınızdan eminim” ifadelerine yer verdi.
“İki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek için çalışacağım”
Gaziantep Letonya Fahri Knsolosu Soner Bacaksız’da böyle bir görevin kendisine tevdi edilmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Bugün şehrimizde dost ve kardeş ülke Letonyanın çok kıymetli Büyükelçisi Ekselansları Peteris Vaivars ve kıymetli hanımefendi bizlerle birlikte. Kendisini ve kıymetli eşini şehrimizde ağırlamaktan mutluluk ve onur duyuyoruz. İzninizle, şehrimize büyük değer veren Büyükelçi ve hanımefendi için sizlerden güçlü bir alkış istiyor tekrar Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum. Güzel ülkemin güzide şehirlerinden Gaziantep her geçen gün Valimizin, Büyükşehir Belediye Başkanlarımızın, Odalarımızın ve bu şehre gönül veren her Gazianteplinin muhteşem çaba ve katkılarıyla, değişiyor, dönüşüyor ve büyük bir gelişimle dünya şehirleri arasında da örnek bir şehir haline gelerek kalpleri fethediyor. Şehrin gelişmesine katkıda bulunan her bir bireye şükranlarımı sunuyorum” dedi.
“Gaziantepli olmanın sorumluluğu büyük”
Gaziantepli olmanın büyük bir sorumluluk getirdiğine de dikkat çeken Bacaksız, “Ben de bu toprakların bir çocuğu olarak bu harika gelişime tanık olmaktan ve her yerde her zaman her fırsatta Gaziantepliyim demekten büyük onur ve gurur duyuyorum. Bir turizmci olarak, Gaziantepli olmanın getirdiği bu büyük sorumluluk; şehrimizin kültürünün, turizm potansiyelinin, yüksek insani değerlerinin tanıtılmasında, dünya şehirleri ile barış, sevgi köprüleri kurarak bu zenginliğin paylaşılarak büyütülmesi için büyük görevleri beraberinde getirdiğinin bilincindeyim. Bir Gastronomi şehri olarak, zaten soframızı, tüm dünyaya açtık, bu zengin sofrada eminim ki konuşulacak ve yapılacak çok şey, yürünecek çok yol var” şeklinde konuştu.
“Gaziantepli Letonya’nın, Letonyalı Gaziantep’in muhteşem kültürüyle tanışacak”
Bacaksız, “Bugün burada, Fahri Konsolosu olmaktan gurur duyduğum Letonya ile iki taraflı değer oluşturan, ülkemiz insanlarını birbirine çok daha yakınlaştırarak, turizm, kültür ve ticari alanlarda yeni boyutlar kazandırarak kalplerimizdeki dinamizmi hayatın tüm alanlarına yayacak bir iş birliğinin naçizane temsilcisi olarak elimden gelenin en iyisini yapacağıma inanıyorum, Söz veriyorum. Büyükelçim, Eminim, çok yakın zamanda, her Gaziantepli Letonya’nın muhteşem kültürüyle tanışacak, bu harikulade ülkenin doğasıyla, sıcak insanıyla buluşarak, yaşam yolculuğunda daha da zenginleşecek, renklenecek ve asırlarca sürecek bir dostluğun temelini atacaktır” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Letonya Türkiye Büyükelçisi Peteris Vaivars, Soner Bacaksız’a fahri konsolosluk beratı takdim etti. – GAZİANTEP
]]>UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miraslar listesinde yer alan ve bu yıl 565’incisi düzenlenecek Türkiye’nin en köklü festivallerinden Akhisar Çağlak Festivali için geri sayım başladı.
565 YILDIR YAŞAYAN GELENEK: AKHİSAR ÇAĞLAK FESTİVALİ
Toplantının açılış konuşmasını yapan Başkan Dutlulu, festival çalışmalarına aylar öncesinden başladıklarını belirterek, ilçedeki kültürel ve sosyal faaliyetleri artırmak ve Akhisar’ın tanıtımına katkı sağlamak için bu festivali önemsediklerini belirtti. Dutlulu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“İlki 1459 yılında gerçekleştirildiği varsayılan Akhisar Çağlak Festivali, 15. yüzyılda yaşayan Akhisarlı Alim Şeyh İsa’nın, eğitimini tamamlayıp şehre geri döneceği zaman Akhisar halkının Çağlak bölgesinde onu karşılamak için yaptığı kutlamalardan doğmuştur. Bu kutlama etkinlikleri geçmişten günümüze kadar devam ediyor. Akhisar tarihi açısından büyük bir önemi var. Biz de göreve geldiğimizden bu yana üzerine katarak bu festivali yaşatmaya çalışıyoruz.
DOLU DOLU FESTİVAL PROGRAMI
Türkiye’nin en köklü festivallerinden Akhisar Çağlak Festivali’mizin bu yıl 565’incisini kutluyoruz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da dolu dolu etkinliklere ev sahipliği yapacağız. Geçmişin mirasını günümüzde yaşatmak için arkadaşlarımızla birlikte çok iyi hazırlandık. Bu yıl, diğer yıllardan farklı olarak festivalimizi Manisa Büyükşehir Belediyesi ile iş birliği içerisinde hayata geçireceğiz. Ege Bölgesi’nin birçok şehrinden gelecek misafirlerimizi Akhisar’da ağırlayacağız. Kültür buluşmaları, cirit müsabakaları, spor turnuvaları, kültürel ürün ve yiyeceklerin yer alacağı alışveriş stantları, birbirinden ünlü sanatçıların sahne alacağı muhteşem konserler, tiyatro oyunları, eğlence programları ile güzel bir festival programı hazırladık.
RENKLİ KONSERLER
27 Mayıs – 2 Haziran arasında kutlayacağımız festivalimiz, 27 Mayıs’ta Şeyh İsa Mahalle’mizde yer alan Şeyh İsa Camii’de anma programı ve kortej yürüyüşümüz ile başlayacak. 28 Mayıs’ta ‘Başka Sen Yok Ki’ adlı tiyatro oyunu, 29 Mayıs’ta Simge, 30 Mayıs’ta Madrigal, 31 Mayıs’ta Buray ve 1 Haziran’da Pinhani konserini gerçekleştireceğiz. Bunların yanı sıra 2 Haziran Pazar günü Akhisar Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu’nun konseri ile 3 Haziran Pazartesi günü Halk Müziği Konseri gerçekleştireceğiz. Konser ve diğer etkinliklerimizi Hüsnü Kahraman Kültür Parkı ve gölet yaşam alanı içerisinde hayata geçireceğiz. Bunun dışında diğer tüm etkinliklerin detaylı bilgilerine belediyemizin internet sitesinden ulaşabilirsiniz.
FESTİVAL, KENTİN TANITIMINA KATKI SUNACAK
Akhisarlı vatandaşlarımız, festival boyunca Hüsnü Kahraman Kültür Parkı ve gölet yaşam alanında kurulacak olan, yerel ve kültürel ürünlerin sergileneceği yüzlerce stanttan alışverişlerini diledikleri gibi gerçekleştirebilecek, başka şehirlerden gelen misafirlerimiz de bu sergi ve panayırlarda şehrimizi tanıma fırsatı bulacak. Akhisar’da bulunan ve Hristiyanlık inancında kutsal kabul edilen 7 kiliseden 1’ini gezebilecek, Thyateira anıtlarını görebilecek ve müzemizi ziyaret ederek tarihin derinliklerine yolculuk yapabilecek. Bu sayede şehrimizin turizmine katkı sağlayacak ve ticaretin de canlanmasına vesile olarak esnafımızın yüzünü güldüreceğiz.
TÜRKİYE’NİN BAŞPEHLİVANLARI 8 HAZİRAN’DA AKHİSAR’DA ER MEYDANINA ÇIKACAK
Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nden sonra Türkiye’nin en uzun soluklu festivali Akhisar Çağlak Festivali’miz kapsamında hayata geçen Akhisar Çağlak Yağlı Güreşleri de birbirinden namlı başpehlivanların katılımı ile 8 Haziran Cumartesi günü hayata geçecek. Tüm Türkiye’de güreş severlerin ekran başına geçtiği, kıran kırana müsabakalara ev sahipliği yapacak Çağlak Yağlı Güreşleri 8 Haziran’da yapılacak.”
]]>Uluslararası kültür mirası fuar ve konferansı 8. Heritage İstanbul, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen programla başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı başta olmak üzere, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği YİKOB gibi sektörün en önemli kamu paydaşları tarafından desteklenen koruma, restorasyon, arkeoloji, müze ve kütüphanecilik teknolojileri fuarı Heritage İstanbul, pek çok farklı ülkelerden katılımcılara ve konuşmacılara ev sahipliği yapıyor. Kültürel miras bilincinin arttırılmasını, hizmet ve teknolojilerin geliştirilmesini hedefleyen fuar ve konferansın açılış programına İstanbul Valisi Davut Gül, Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı Genel Sekreteri Sultan Raev ve alanında uzman isimler katıldı. Programda İstanbul Valisi Davut Gül açılış konuşması gerçekleştirdikten sonra fuar alanını ziyaret etti. Gül, hazırlanan stantları gezerken ayrıca katılımcılarla da fotoğraf çektirdi. Fuarla beraber konferans serisi, miras sohbetleri ve atölye çalışmaları 17 Mayıs’a kadar devam edecek.
“Kültürel zenginliği korumak, yaşatmak, gelecek nesillere ulaştırmak hepimiz için bir görev”
Açılışta konuşan İstanbul Valisi Davut Gül, “Öncelikle bu organizasyonu düzenleyen ve destekleyen bütün kurum ve kuruluş ve kişilere teşekkür ediyorum. İstanbul şehirlerin anası ve olağanüstü bir kültürel zenginliğimiz var. Bu zenginliği korumak, yaşatmak, gelecek nesillere ulaştırmak hepimiz için bir görev. Burada bütün kurum ve kuruluşlar, imkan doğrultusunda yapıyor. Bu organizasyonun belki de en önemli faydası bütün paydaşları bir araya getirmek. Restorasyonun bir inşaat işi olmadığını hocalarımız söyledi. Hepimizde biliyoruz. O açıdan restorasyonda çalışan işçiden, teknik elemana, kullanılacak olan malzemeye, koruma kurullarının bu anlamdaki hassasiyetine, kişilerin ve sponsorların bu işlere para ayırmasına kadar konuşulması, tartışılması, iyi örneklerin görülmesi ve paylaşılması bu sürece çok önemli katkı sağlayacaktır. Kötü örnekler var mı? Hiç şüphesiz onlarca sayabiliriz. Ama olumlu örnekler, iyi işler kötü örneklerden daha fazla uygulandığını görüyoruz. Özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü son yıllarda adeta bir tarih yazıyor. Geçmiş yıllarda ortadan kaybolmuş, amacı dışında kullanılan bütün eserleri tekrar ihya etti. Daha geçen hafta 300’den fazla eserin toplu açılışını hep birlikte gerçekleştirdik. İstanbul’da da 36 tane eserimiz vardı. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın önderliğinde yine çok güzel işlerden bir tanesi olan Cumhurbaşkanımızın da himaye ettiği Rami’deki kütüphaneyi görmüşsünüzdür. Hem kütüphane hem de restorasyon boyutuyla bu şehre kazandırılan çok kıymetli eserlerden bir tanesi. Belediyelerimizin bu anlamdaki çalışmalarını takip ediyorsunuzdur. Bizim Valilik olarak sadece Fatih’te uygulaması devam eden 250’nin üzerinde projemiz var. Yadigar projemizle, bin tane eseri inşallah ihya edeceğiz. Üsküdar’da ‘Nev mekanları’ görmüşsünüzdür. Olağanüstü bir restorasyon süreci var. Daha iyisi mümkün mü? Tabii ki mümkün. İşte bu fuar ve konferanslarda bunlar tartışılacak. Çıkan sonuçları biz alacağız, uygulayacağız. Eksiğimiz varsa tamamlayacağız. Daha iyi yapmamız gereken işler varsa yapacağız. Yanlış yaptığımız işler varsa tekrarlamayacağız. Bu açıdan ben her birinize katkılarınızdan dolayı ayrı ayrı teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Yeşilyurt İlçesindeki resmi ve özel 32 lisenin katılımıyla 2023 yılının Aralık Ayında başlayan Yeşilyurt 3.Geleneksel Liseler arası Münazara Yarışması, final etabıyla sona erdi.
Öğrencilerin entelektüel bilgi ve birikimlerini besleyen, kendilerini topluluk önünde ifade edebilmeleri ile hitabet yeteneklerinin gelişmesine katkı sağlayan bir sistem olan münazara anlayışını öğrencilerin eğitim hayatlarına yerleştirmeyi amaçlayan münazara yarışmasının finali büyük bir çekişmeye sahne oldu.
Eğitimin her alanında örnek alınacak çok sayıda projeyi ve hizmeti gerçeğe dönüştüren Yeşilyurt Belediyesinin katkılarıyla Kongre ve Kültür Merkezi Kemal Sunal Salonunda gerçekleşen münazara yarışmasının finalinde, Kernek Anadolu Lisesi ile Kolukısa Anadolu Lisesi takımları kıyasıya yarıştı.
Öğretmenler, öğrenciler ve velilerin büyük ilgi gösterdikleri yarışmada dereceye giren okul takımları, jüri heyetinin yaptığı titiz değerlendirmeler ve puanlamaların sonucunda belli oldu. Buna göre yaptığı kapsamlı araştırmaları ve fikirlerini rakiplerinden daha iyi savunan Kolukısa Anadolu Lisesi öğrencileri birinciliği elde etti.
Kernek Anadolu Lisesinin ikinci olduğu yarışmada Malatya Erman Ilıcak Fen Lisesi ile Yusuf Kenan Anadolu Lisesi üçüncü oldu. Dereceye giren okul takımlarına Yeşilyurt Belediyesi tarafından toplam 15 Bin TL. para ödülünün yanı sıra çeşitli hediyeler takdim edildi.
Öğrencilerin başarılı bir münazara gerçekleştirdiğini söyleyen Yeşilyurt Belediye Başkan Yardımcısı Erkan Dikenli, münazaraların geleceğe dönük bir medeniyet projesi olduğunu söyledi.
Yeşilyurt 3.Geleneksel Liselerarası Münazara Yarışmasının münazara kültürünün gelişmesine katkı sunan önemli bir eğitim projesi olduğunu ifade eden Yeşilyurt Belediye Başkan Yardımcısı Erkan Dikenli, “Yarışmada emeği geçen İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüze, Belediyemizin Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğüne, öğretmenlerimize ve öğrencilerimize öncelikle teşekkür ediyorum. Belediye olarak böylesine değerli bir yarışmanın paydaşı olmanın gururunu yaşıyoruz. Heyecan dolu ve güzel bir final etabını hep birlikte izledik. Gençlerimiz başarılı bir şekilde fikirlerini ve düşüncelerini topluluk önünde paylaştılar. Öğrencilerimizle her zaman gurur duyuyoruz. Burada önemli olan farklı fikirlerin konuşulması ve ele alınmasıdır. Münazara kültürünün gelişmesi bugünümüz ve yarınlarımız için çok önemlidir. Öğrencilerimizin fikirlerini konuşmaları ve savunmaları çok değerlidir. Yarışmamız münazara kültürünün yaşatılmasına yönelik çalışmalara büyük bir katkı sunmuştur. Gerçekten keyif alarak izlediğimiz, dolu dolu ve aynı zamanda istifade ettiğimiz bir müsabaka oldu. Toplumun karşısında konuşmak kolay değildir, birikim, özgüven, bilgi ve deneyim ister, öğrencilerimizi gösterdikleri başarılardan dolayı kutluyorum. Yarışmaya katılan tüm okul takımlarını tebrik ediyorum, dereceye giren okullarımızı ise ayrıca kutluyorum. Belediye Başkanımız Prof. Dr. İlhan Geçit’in talimatlarıyla öğrencilerimize yönelik sosyal, kültürel, sportif ve eğitim hizmetlerimize aralıksız devam edeceğiz” diye konuştu.
Yarışma sonunda dereceye giren okul takımlarına ödülleri protokol üyeleri tarafından takdim edilirken, yarışma toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. – MALATYA
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü öncülüğünde Hitit ve Ankara Üniversiteleri işbirliğiyle düzenlenen Türkiye’de yerli ve yabancı bilim insanlarınca gerçekleştirilen Hitit Dönemi, kazı, araştırma ve filolojik çalışmaların sunulacağı, bilim dünyasına duyurulacağı “Hititlerin İzinde: Yeni Bilgiler ve Perspektifler” konulu sempozyum başladı.
Hitit İmparatorluğu’nun kültürel zenginliğini korumak ve yaşatmak, geçmiş ve bugün arasında bağ kurarak Hititlerin politikası, ekonomisi, sanatı ve dini inançları hakkında daha fazla bilgi edinmek ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla düzenlenen sempozyuma 100’den fazla bilim insanı, uzman ve yönetici katılırken programda Hititler ve Hititlere yönelik bilimsel çalışmalar ve sonuçlarına ilişkin 29 bildiri sunulacak.
Sempozyumun açılış programına katılan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Anadolu tarihinin temel taşlarından biri Hitit İmparatorluğunun, yazılı belgelere dayalı bir devlet yapısına sahip olması, insanlığa tarihin erken dönemlerinden kalma önemli bir bilgi kaynağına sahip olma ve Anadolu’nun eski çağ tarihini anlama imkanı sunduğunu söyledi.
Hitit İmparatorluğu’nun sadece Anadolu ve Mezopatamya coğrafyası için değil tüm dünya için örnek alınan, araştırılması gereken bir uygarlık olduğuna dikkat çeken Yazgı, bu uygarlığın bir marka değeri oluşturulması noktasında büyük bir çaba içerisinde olduklarını açıkladı.
Hititler’in, Anadolu’da tarımın gelişmesine ve şehirleşmenin yayılmasına önemli katkılarda bulunduğunu anlatan Yazgı, şunları kaydetti; “Bu ekonomik ve kültürel canlılığın artırılmasına, yaşam standardının artırılmasına yönelik önemli kararlar almışlardır. Hitit imparatorluğunun bu kültürün dünya çapında tanıtılması bizim için önemli önceliklerimizden bir tanesi. Anadolu’nun tarihi ve kültürel kimliğini anlamak için kilit bir öneme sahip olan Hititlerin kültürel mirası, günümüzde Anadolu’nun ve dünya tarihinin bir parçası olarak yaşamaya devam etmektedir, bu da geçmişin günümüze olan etkisini ve önemini vurgularken bilimsel araştırmalarla bunu ortaya koydu. Günümüz dünyasında insanlığın karşısına çıkan başlıca sorunlara binlerce yıl önce duyarlılık gösteren ve çözümler bulan Hititlerin adalet anlayışı, kadın hakları konusundaki ileri görüşlü tutumları, Çok kültürlü yapısı ve hoşgörü anlayışı, çevreyi koruma ve sürdürülebilirlik konusundaki duyarlılıklarının daha adil, barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya için bizlere ilham kaynağı olması gerektiğini düşünüyorum”
Anadolu da ilk kazıların başladığı bu Çorum’da günümüzde de çok önemli kazı çalışmaları sürdürüldüğünü ve bu çalışmaların bilim camiası tarafından merakla takip edildiğini kaydeden Bakan Yardımcısı Yazgı, “2023 yılında yaklaşık 25 tane yüzey araştırması, kazı çalışması ve arkeolojik çalışmaları Çorum’da gerçekleştirdik. Bu sayının artırılması için ciddi bir çaba içerisindeyiz. Başta, Hitit merkezinde yer alan Boğazköy, Alacahöyük, Ortaköy-Şapinuva ve diğer Hitit kentlerinde sürdürülen uzun soluklu ve geleneksel arkeolojik kazı çalışmaları ile ortaya çıkarılan kültürel miras, toplumun bütün fertlerine ortak geçmişlerini anlatan, aralarındaki bağı güçlendiren önemli bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Bakanlık olarak, geçmişten devraldığımız mirasa sahip çıkmak ve emanet bilinciyle gelecek nesillere aktarmak için kararlılıkla çalışırken, bu değerleri oluşturan çok kültürlü zengin geçmişin ve tarihsel kimliğin anlaşılmasında ve tanıtılmasında bütün dinamiklerin birlikte hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu doğrultuda, Türk arkeoloji çalışmalarında yeni bir dönemin temsilcisi olarak ortaya çıkan, Arkeoloji ve ilgili bilim alanlarında dünyanın çeşitli bölgelerinde arkeolojik araştırmalar yapmayı, kültürel mirası korumayı ve bu alanda bilimsel çalışmaları teşvik etmeyi amaçlayan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Vakfını kurduk. Bu Vakfa bağlı olarak hizmet verecek olan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsünün, önümüzdeki yıllarda gerek ülkemizde gerekse dünya çapında önemli bilimsel çalışmalara imza atacağına ve kültürel mirasın araştırılması, korunması ve tanıtılması noktasında değerli katkılar sağlayacağına gönülden inanıyorum.
Artık arkeoloji Türkiye’de farklı bir bakış açısıyla ele alındığını anlatan Yazgın, “Hitit Medeniyetinin günümüze kadar süre gelen kültürel zenginliği ülkemiz için bir marka değeri taşımaktadır. Bu zenginliği korumak ve yaşatmak, geçmiş ve bugün arasında bağ kurarak gelecek kuşaklara aktarmak, hepimizin görevidir. Bu çerçevede, “Geleceğe Miras” projesi ile arkeolojik kazı çalışmalarımızın hem bütçelerini hem de lojistiklerini tarihinde görülmemiş bir oranda artırarak ekiplerimizin tüm ihtiyaçlarını karşılayacağız. Artık arkeoloji Türkiye’de farklı bir bakış açısıyla ele alınıyor. Bütçelerimizi, imkanlarımızı, arkeolojik çalışmaları artırma noktasında çok ciddi motivasyon sağlamış durumdayız. Bu dönemi Türk arkeolojisinin altın çağı olarak tanımlıyoruz. Hedefimiz, son 60 yılda Türkiye’de arkeolojiyle ilgili yapılanları 4 yılda içinde yapmak. Bu dönem Türk arkeolojisinin altın çağı olacaktır. Bu konuda hocalarımıza, kazı başkanlarımıza güveniyoruz. Onlarla birlikte bu amacı gerçekleştireceğiz. Gelece miras projesi çerçevesinde arkeolojik kazılarla birlikte çıkan bulguların, yapıların restorasyonuyla turizme katılmasıyla birlikte büyük bir sinerji oluşturuyor. Kültür turizminin başkenti olacağına inandığımız Çorum içinde bu çok önemli” ifadelerini kullandı.
Yazgın, Anadolu’nun Kaya Anıtları ve Yazıtları Projesi çerçevesinde ülkemizde bulunan Hitit anıtlarının da olduğu kaya anıtları ve kitabelerinin kataloglaması, 3D taraması ve kayıt altına alınarak belgelenmesine yönelik olarak çalışmaların tamamlanmasının planlandığını belirtti.
Cumhuriyet tarihinde Atatürk’ün talimatlarıyla ve Türk Tarih Kurumu desteğiyle başlayan ilk kazılardan olan Alacahöyük kazılarının önemine dikkat çeken Yazgı, Alacahöyük’ün gerçek anlamda da Anadolu ve Hitit uygarlığının tanınmasında bir marka değeri olduğunu, marka değerinin tanıtılması noktasında yoğun bir çaba içerisinde olduklarını sözlerine ekledi.
Açılış programına Vali Zülkif Dağlı, Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, İl Jandarma Komutanı Kd. Alb. Naim Çetinkaya, Emniyet Müdürü Arif Pehlivan katıldı. – ÇORUM
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Trabzon Devlet Tiyatrosu sanatçılarından oluşan ekip, Çin’in Pekin ve Guangcou şehirlerinde Karagöz ve Hacivat etkinlikleri gerçekleştirdi.
Pekin’de Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nde 17 Nisan’da düzenlenen etkinlikte, “Sihirli Lamba” adlı, Geleneksel Türk Gölge Tiyatrosu’nun yanı sıra Geleneksel Çin Gölge Tiyatrosu’ndan motif ve figürler içeren gölge oyunu gösterimi yapıldı.
Özellikle Çinli çocuklardan büyük ilgi gören oyun, iki kültür arasında geçmişi yüzyıllar ötesine giden kadim estetik bağları hayal perdesinde yeniden canlandırdı.
Türkiye’nin Pekin Büyükelçiliği Müsteşarı Gözde Öztürk Bican, burada yaptığı konuşmada, hem Karagöz ve Hacivat’ın hem de Geleneksel Çin Gölge Tiyatrosu’nun geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan derin kökleri olduğunu belirterek, “Türk ve Çin gölge oyunlarının ortak misyonu, topluma ilham vermek ve eğitmek, insanlar arasında empatiyi, anlayışı ve saygıyı teşvik etmek olmuştur.” dedi.
Türk ve Çin gölge oyunu gelenekleri
Oyunda gölge karakterleri oynatan ve canlandıran Devlet Tiyatrosu sanatçısı Durulcan Yaman, ülkeye ziyaretlerinde Çinli gölge sanatçılarıyla tanışma fırsatı bulduklarını, çok sayıda ortak noktaya sahip olduklarını ve tekniklerinin çok sayıda benzer unsur taşıdığını fark ettiklerini belirtti.
Çin’de 2 bin yıla yakın ve belki de daha eskiye giden bir gölge oyunu geleneği olduğunu, Türkiye’de ise bugünkü haliyle 15. ve 16. yüzyıllardan beri var olduğuna dikkati çeken Yaman, “Türkler, gölge tiyatrosunda kendi tarzını oluşturmuştur; yani yalnızca esinlenmeye dayalı değil, tamamıyla bize ait bir gölge tiyatrosu anlayışımız var. Çinlilerle etkileşimimizde bunun özellikle merak uyandırdığını gördük.” ifadelerini kullandı.
Oyunun diğer gölge ustası, Devlet Tiyatrosu sanatçısı Gürkan Eraslan da Çin’e gelirken oyunu başka dilde ve kültürde sergilemenin endişesini taşıdıklarını, ancak Karagöz ve Hacivat’ın modern bir yorumu olan oyunun hikayesindeki evrensel meseleler ve diğer tanıdık unsurlar sayesinde iyi anlaşıldıklarını ve güzel tepkiler aldıklarını kaydetti.
Gölge oyununun Uzak Doğu ve Çin’den İpek Yolu aracılığıyla Batı Asya’ya ve Anadolu’ya ulaştığını anlatan Eraslan, “Uzak Doğu gölge oyunu daha çok hayvan figürleri ve doğa güçleri üzerine. Bizde ise karakterlere ve toplumsal tiplere dayalı bir oyun tarzı ve yorumu var. Bunların her ikisi de ayrı ayrı keyifli tarzlar, bir araya gelmeleri ise daha da keyifli oluyor.” diye konuştu.
Figür yapımı atölyesi
Oyunun dekor tasarımcısı, Devlet Tiyatrosu sanatçısı Hakan Dündar, gösterinin ardından Pekin Yunus Emre Kültür Merkezi’nde Çinli çocuklar için Karagöz ve Hacivat figürlerinin yapımını anlatan atölye çalışması gerçekleştirdi.
Atölyede Çinli çocuklar, Karagöz ve Hacivat tasvirlerini hem boyadılar hem de kesip birleştirerek hayal figürlerini kendileri oluşturdu.
Çocuklar, figürleri “Küşteri meydanı” adı verilen hayal perdesinde oynatarak gölge oyununu ilk elden deneyimleme fırsatı buldu.
Karagöz ve Hacivat sergisi
Devlet tiyatrosu sanatçıları Pekin’de etkinliklerin ardından ülkenin güneyindeki Guangdong eyaletinin merkezi Guangcou şehrine hareket etti.
Ekip, Türkiye’nin Guangcou Başkonsolosluğu ile Guangcou Şehir Kütüphanesi işbirliğinde gerçekleştirilen etkinlikler kapsamında bugün “Sihirli Lamba” oyununu sergiledi ve figür yapımı atölyesi düzenledi.
Etkinliğe katılan Geleneksel Çin Gölge Tiyatrosu ekibi de kendi gölge oyunları Lufıng’ı icra etti.
İki ülkenin gölge sanatçıları UNESCO’nun Somut Olmayan Kültür Mirası listesindeki geleneksel gölge sanatlarından örnekler vererek kültür alışverişi gerçekleştirdi.
Etkinlikler kapsamında ayrıca Karagöz ve Hacivat Gölge Oyunu Sergisi, Guangcou Şehir Kütüphanesi’nde açıldı.
Türk sanatçılar, Guangcou’da 3 gösteri ve 2 atölye çalışması daha yapacak. Karagöz ve Hacivat sergisi ise 20 Mayıs tarihine kadar kütüphanede ziyaret edilebilecek.
]]>Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatından (TÜRKSOY) yapılan açıklamaya göre, “2024 Mahtumkulu Firaki Anma Yılı” vesilesiyle başkentte Firaki heykelinin açılış töreni, kitap tanıtımı programı ve konser düzenlendi.
Programın ilk ayağı kapsamında Ankara Dikmen Vadisi Türkmenistan Parkı’ndaki Mahtumkulu Firaki heykeli önünde yapılan açılış törenine TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, Türkmenistan’ın Ankara Büyükelçisi Mekan İşanguliyev, Türkmenistan Devlet Kültür Enstitüsü Rektörü Amanmurad Aydogduev ve davetliler katıldı.
Raev, burada yaptığı konuşmada, şunları söyledi:
“Türkmen edebiyatının sembol ismi olan Mahtumkulu Firaki’yi ve bizlere bıraktığı büyük mirası keşfetmek için ‘dil’ dediğimiz olgu ve onunla işlenen sanata yakından bakmalıyız. Hepimizin bildiği üzere dil, ulusların kültürünü, geleneklerini, örf-adetlerini içinde saklayan bir mucizedir. Ortaya koyduğu sanatla Türkmen edebiyatının zirvesinde parlayan bir yıldız olarak kendi döneminde ve sonraki kuşaklarda derin izler bırakan Mahtumkulu bölgesel bir şair olarak değil, aynı zamanda Türk Dünyası’nın edebi mirasında derin izler bırakan büyük bir kalemdir.”
Firaki’nin şiirlerindeki incelikli anlatım ve derin duygular nedeniyle Türkmenistan edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden birisi olarak kabul edildiğini belirten Raev, “Onun eserleri, okuyucularını duygusal bir yolculuğa çıkarırken aynı zamanda Türkmen halkının ruhunu yansıtır. Türkmencenin bir dil olarak işlenmesi, Türkmen boylarının birleşmesi ve Türk Dünyası içinde Türkmen ulusunun var olmasında Mahtumkulu’nun önemi büyüktür.” diye konuştu.
Büyükelçi İşanguliyev, TÜRKSOY’a ve Türkiye’ye teşekkür ederek, 2024’ün Türkmenistan için öneminin altını çizdi.
İşanguliyev, “Bu yıl Türk Dünyası Kültür Başkenti Anev şehri. Mahtumkulu Firaki’nin 300. doğum yılı anma etkinlikleri de yine 2024 yılı içinde gerçekleşiyor. Türkmen kültürü ve tarihi açısından tarifi imkansız anlam içeren bu iki bayrama dair etkinliklerde TÜRKSOY’u aktif olarak görmekten duyduğum memnuniyeti burada belirtmek istiyorum. TÜRKSOY kardeşliğimizin bir nişanesi olarak Türk Devletleri arasında altın köprü vazifesi görüyor.” diye konuştu.
Aydogduev ise Mahtumkulu Firaki’nin Türkmen kültürü ve tarihi açısından önemini vurgulayarak Firaki’nin yazdığı şiirlerle sadece Türkmen edebiyatının değil dünya edebiyatının da önde gelen kalemleri arasında olduğunu söyledi.
Tören, Türkmenistan Devlet Kültür Enstitüsü Miras Dans Topluluğu ve Ankara Devlet Sahne Sanatları Topluluğu tarafından icra edilen dans gösterisi ile son buldu.
Bu arada, Türkmenistan Devlet Başkanı Serdar Berdimuhamedov’un kaleme aldığı “Bin Yılların Derinliğinden Gelen Medeniyet: ANEV” kitabının tanıtım toplantısı TÜRKSOY Genel Sekreterliği konferans salonunda yapıldı.
Ankara’da doğumunun 300. yılında Mahtumkulu Firaki konseri düzenlendi
Öte yandan, TÜRKSOY, Türkmenistan’ın Ankara Büyükelçiliği, Türkmenistan Kültür Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla “Doğumunun 300. yılında Türk Dünyası’nın Büyük Şair ve Düşünürü Mahtumkulu Firaki” konseri düzenlendi.
TÜRKSOY tarafından ilan edilen Türk Dünyası Kültür Başkenti Anev ve Doğumunun 300. yılında Mahdumkulu Firaki’yi anma etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirilen konsere Ankaralı müzikseverler yoğun ilgi gösterdi.
Türkmenistan’dan gelen halk sanatçıları ve dans topluluğunun sahne aldığı konserde Türkmenistan halk sanatçıları Akmuhammed Hanov, Dovletmurad Hanmammedov, Meylis Goçmuradov, Maya Orozberdiyeva, Gülşat Gurdova ve Türkmen Devlet Kültür Enstitüsü “Miras” Dans Topluluğu sahne aldı.
]]>İZKİTAP Fest-İzmir Kitap Fuarı Kültürpark’ta “Çocuk Edebiyatı” ana temasıyla okurlarla buluştu. Fuarın açılışında konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, “Kapılarınız kitaplara her daim açık olsun, deniz fenerleriniz kitaplar olsun” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde İZFAŞ ve SNS Fuarcılık iş birliği ile düzenlenen İZKİTAP Fest – İzmir Kitap Fuarı “Çocuk Edebiyatı” ana temasıyla kapılarını açtı. Onur konuğu yazarın Ahmet Ümit’in olduğu fuar, 19-28 Nisan 2024 tarihleri arasında Kültürpark’ta 10 gün sürecek. Girişin ücretsiz olduğu fuar, saat 10.00 ile 21.00 saatleri arasında ziyaret edilebilebiliyor. Fuarda bu yıl 350’ye yakın yayınevi, 50’ye yakın sahaf ile onlarca kurum yer alıyor. Okurlar, fuarda kitap alışverişinin yanı sıra düzenlenen söyleşiler, dinletiler, yarışmalar, konserler ve imza günleri gibi kültür programlarına katılabilecek. Fuarda; yazar, şair, çizer, gazeteci, edebiyat dünyasının birbirinden önemli 800’den fazla ismi, düzenlenecek binin üzerinde imza etkinliği ve söyleşi ile deneyimlerini paylaşacak.
“KİTAPLAR BİZİ DÜNYAYA AÇIYOR”
Fuarın açılışı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, onur konuğu Yazar Ahmet Ümit, önceki dönem CHP Zonguldak ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol, SNS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Simsaroğlu ile yazar ve okurların katılımıyla gerçekleştirildi. Furarın açılış töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tugay, “Anadolu’dayız. Kültürün beşiğindeyiz. İzmir’deyiz. Dünyanın en güzel kentlerinden birindeyiz. Kültür Park’tayız. İzmir’i İzmir yapan mekanlardan birindeyiz. Mevsim bahar, konumuz; kitap, edebiyat, hikaye, roman, şair, şiir ve söylenmeye, yazılmaya değer ne varsa her şey. Bundan daha güzel hangi ortam olabilir ve bundan daha güzel hangi konu olabilir? Bugün İzmir’imizin hazinesi Kültürpark’ın kapılarından geçerken geldiğimiz yer sadece Kültürpark değildi. Zamanları ve mekanları aşan bir yolculuğa adım attık hep birlikte. Öyle ki parkımızın sınırları genişledi. İçine tüm zamanları, coğrafyaları, evrenin sonsuzluğunu ve dünyanın tüm hikayelerini aldı. İnsanlığın başlangıcından bu yana üretilen fikirler, yaşanan duygular, durumlar, hikayeler bilimin ve sanatın bütün yolculuğu burada. Kültür Park’ın sınırları içerisinde bugün. Çünkü bugün kitapların şenliğini başlatıyoruz. Çünkü kitaplar bizi dünyaya açıyor” dedi.
“MERAKI KARŞILAMANIN YOLU KİTAPLARDAN GEÇER”
Konuşmasını fuarla ilgili bilgi vererek sürdüren Tugay, “İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak Türkiye’de ilk defa açık alandaki kitap festivalini gerçekleştiriyoruz. İZKİTAP Fest’i aynı zamanda Kültürpark’ta yapılan en büyük kitap fuarı. Fuarımızın ana teması tam da birkaç gün sonra kutlayacağımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Buna yakışacak şekilde ‘Çocuk Edebiyatı’. Hem 23 Nisan etkinliklerine ev sahipliği yapacağız. Hem de çocuk edebiyatının pek çok yetkin kalemini yine okurlarla buluşturacağız. Çocuk ve kitap buluşmasına çok önem veriyoruz. Herkes kitap okuma sevgisiyle doğar. Çünkü merak etmek insanın doğasında vardır. Merakı karşılamanın yolu da kitaplardan geçer. Çocuklar büyüdükçe bu merak duygusunu kaybetmesin, okumaktan, öğrenmek hayal etmekten, kendini başkalarının yerine koyabilmekten vazgeçmesin diye bu ilk festivalimizi onlara ithaf ettik. Geleceğin yetişkin okurları da bu kapıdan geçti. Büyüyünce anlatacakları pek çok hatıraları olacak. Örneğin İZKİTAP Fest’in onur konuğu yazarı Ahmet Ümit’le tanışacaklar. Ahmet Ümit’in Sultan’ı Öldürmek romanından esinlenerek gizem dolu macera oyununu ilk kez bu fuarda gerçekleştireceğiz. Bugünden itibaren 28 Nisan akşamına kadar yaklaşık 800 Gazeteci ve sizlerle buluşacağız. Fuara 350’ye yakın yayınevi, 50’ye yakın sahaf ile onlarca kurum ve kuruluş katıldı. Sahaf sokağı Türkiye’nin en geniş şahıs katılımına ev sahipliği yapıyor, fuarımızda. Kitap müzayedesi de yapacaklar” ifadelerini kullandı.
“KÜLTÜRPARK’A İŞTE ŞİMDİ BAHAR GELDİ”
“İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak kitap bizim en önemli işlerimizin arasında yer alıyor” diyen Tugay sözlerinin devamında şunları kaydetti:
“Yayın dünyasına İzmir Büyükşehir Belediyesi yayınlarını kazandırmış bulunuyoruz. Bir yılda 35 kitabı yayınlayarak kamu yayıncılığına yeni bir soluk getirdik. İzmir hakkında sanat, tarih, arkeoloji, sosyoloji gibi akademik alanlar ile edebiyat alanında yerli ve yabancı yazarların eserlerini yayınladık. Okul öncesine ait resimli çocuk kitapları da İzmir Büyükşehir Belediyesi yayınları arasında önemli bir yer aldı. Yayınevimiz bugün İzmir Kitap Fuarı’nda çok değerli diğer yayınevleriyle birlikte kentimizi odağına aldığı eserlerini okurlara sunacak. Söyleşiler, imza günleri, konserler, müzikaller, tiyatrolar, illüzyon gösterileri gibi onlarca türde, binlerce etkinlikle tam anlamıyla bir kitap festivali bizi bekliyor. Kültürpark’ın tüm alanlarında doğayla iç içe iç edebiyat buluşması yaşayacağız. İzmirliler Kültürpark’ın tamamında bir fuar yaşamanın keyfini ve değerini iyi bilirler. Şimdi ülkemizin ilk fuarı İzmir Enternasyonal Fuarı ile yaşadığımız bu geleneğe İZKİTAP Fest’i de ekledik. ‘Baharın coşkusuyla, Kültürpark’ta’ sloganıyla düzenlediğimiz festival sayesinde Kültürpark’a işte şimdi bahar geldi. Kapılarınız kitaplara her daim açık olsun, deniz fenerleriniz kitaplar olsun. Hep kitapla kalın.”
“31 MART’TAN BU YANA ÇOK MUTLUYUZ”
Yazar Ahmet Ümit ise fuarın onur konuğu olmasının kendisi için büyük bir onur olduğunu belirterek “İzmir gibi Türkiye’nin çok anlamlı bir şehri. Hem çok güzel hem zihnen çok güzel hem özgürlük aşığı bir şehirde kitap fuarının onur konuğu olmak muhteşem bir şey. Beni bu Onur’a layık gören herkese çok çok teşekkür ediyorum. Başta Sayın Başkanımıza çok teşekkür ediyorum. Yeni görevlerinde başarılar diliyorum. Umarım çok daha iyi yerlere gidecek Türkiye. 31 Mart’tan bu yana çok mutluyuz. Hepimiz çok mutluyuz. Daha aydınlık günler bizi bekliyor. Buna inanıyoruz. Olacak. Hep beraber olacak” dedi.
“SANATI, EDEBİYATI ZORUNLU TÜKETİM MADDESİ HALİNE GETİRMEMİZ GEREKİYOR”
Türkiye’de kitap okunmadığını dile getiren Ümit, “Türkiye’de Kitap okunmuyor. Bu cehaleti nasıl ortadan kaldıracağız? Okullarda verilen eğitim belli. Ama çocuklarımıza edebiyatı nasıl sevdireceğiz? Bu en önemli meselelerden biri olarak duruyor ve benim buna verdiğim bir yanıt var. O yanıt da şudur; nasıl ki çocuklarımıza süt, et, yumurta, ıspanak yani gıda maddeleri nasıl zorunluysa kitap okutmanın da zorunlu olması gerekiyor. Yani bu artık bir lüks değil, bir roman okumak, bir masal okumak, bir şiir okumak. Edebiyat, sanat lüks değil. Eğer bunlar olmazsa Türkiye, maalesef karanlıktan kurtulamıyor. O nedenle asıl mesele bizim sanatı, edebiyatı zorunlu tüketim maddesi haline getirmemiz gerekiyor. Okullardan, ailelerden başlayarak bunun egemen kılınması gerekiyor ki fuarımızın ana konusunun, çocuk edebiyatı olması bu açıdan çok isabetli olmuş, doğru olmuş. Çünkü orada başlıyor her şey” diye konuştu.
YAZAR ÜMİT’TEN İZMİRLİYE ROMAN MÜJDESİ
Kentte çok büyük bir kitlesi olduğunu ve İzmir’le ilgili bir roman yazmadan ölmeyeceğini de kaydeden Ümit, “İzmir’le ilgili şahane bir roman yazacağım. Ama tabii tarihi bir roman olacak. Tabii Smirni olacak. ve elbette bu şehrin ilk ozanı dediğimiz ve yeryüzünde edebiyatın ilk kurucularından biri olan elbette Büyük Homeros’la ilgili olacak. Başka çaresi var mı? Homeros olmadan İzmir olur mu?” dedi.
“İZMİR İZKİTAP FESTİVALİ UNUTULMAZ ANILAR VE YENİ BAŞLANGIÇLAR SUNACAK”
SNS Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Simsaroğlu da “Fuarımızı Cumhuriyetimizin en özel günlerinde düzenliyoruz. İZKİTAP fuarını Cumhuriyetimizin coşkusuyla gerçekleştiriyoruz. Cumhuriyetin aydınlanmasının yolunun bilim, bilgi ve sanat olduğunu biliyoruz. Bu yıl temamız çocuk edebiyatı. Çocuk edebiyatına dair birçok söyleşi, imza atölyeler hazırladık. Çocuklarımız, İZKİTAP’ta tohum dikecekler, masal dinleyecekler, şiiri okuyacaklar, boyama yapacaklar, dans edecekler, oyun oynayacaklar ve tiyatro izleyecekler” diye konuştu.
]]>Tarsus, Silifke, Anamur’un yanı sıra kent merkezinde bulunan Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda binlerce çocuğun buluşacağı etkinliklere, 21 Nisan’da alışveriş merkezlerinde yapılacak lansman ile başlanacak. Konserler, dans gösterileri, çocuk atölyeleri, sahne etkinliklerine ek olarak çocuk koşusu ve Tarsus’ta çocuk bisiklet şenliği de düzenlenecek. Uluslararası Çocuk Festivali 23 Nisan gününe kadar coşkuyla sürecek.
ÖZDÜLGER: “ÇOCUKLARA YARAŞIR BİR FESTİVAL”
Mersin’de ilk kez düzenlenecek festivali anlatan Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı Koordinatörü, Opera Sanatçısı Bengi İspir Özdülger, “Gerçekten çok mutluyuz ve çok heyecanlıyız. Çok arzu ettiğimiz bir festival bu. Çünkü kentimizde çocuklara yaraşır böyle güzel bir festivali, böyle anlamlı bir günde gerçekleştirmeyi hedeflemiştik. Atatürk’ün emaneti olan geleceğimiz çocuklarımıza verilmiş bu hediyeyi bizim büyük bir coşkuyla kutlamamızın ne kadar anlamlı olduğu ve bize de ne kadar yaraştığını düşünerek bu organizasyon gerçekleştiriyoruz” dedi.
Mersin’in dört bir yanında 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşkuyla kutlayacaklarını belirten Özdülger, “21-22 ve 23 Nisan’da yapacağız. Uluslararası Çocuk Festivali’mize yurtdışından 14 ülkeden 350 çocuğumuz gelecek. Aynı zamanda ülkemizden de özellikle deprem bölgelerinden çocuk halk dansları toplulukları gelecek” diyerek, dereceye giren çocuk halk dansları topluluklarının gösterilerinin 3 gün boyunca yapılacağını kaydetti.
ÇOCUKLARA HER GÜN DOLU DOLU EĞLENCE
Özdülger, festival kapsamındaki programları şöyle anlattı:
“21’inde lansman gösterilerimizle başlayacak, şehrimizdeki alışveriş merkezlerinde gösterilerini yaptıktan sonra saat 18’de forum alışveriş merkezinden çıkacağımız bir kortejimiz olacak. Rengarenk kostümleriyle ve güzellikleriyle yaklaşık 550 tane çocuğumuzla birlikte kortejde yer alacağız. Ardından bir konserimiz olacak. Ayın 22’sinde Tarsus, Silifke ve Anamur’da eş zamanlı gösteriler gerçekleştireceğiz. 21 tane Halk dansları topluluğunu 7’şerli gruplar şeklinde oradaki ilçelerimizdeki çocuklarımızla ve vatandaşlarımızla buluşturmayı hedefliyoruz. Aynı gün Mersin’de de Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda saat 19.00’da Melis Fis konserini gerçekleştireceğiz. Ayın 20’sinden itibaren 23 Nisan akşamına kadar Tarsus’ta, yine Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda kadın üretici stantlarımız olacak. Çocuklara yönelik atölyeler ve oyun alanları, etkinlik alanları olacak. Aynı zamanda sahnelerde interaktif oyunlar, gösterileri ve çocuklara yönelik etkinlikler yer alacak. Yine ayın 23’ünde saat 14.00’te Özgecan Aslan Barış Meydanı’ndan başlayacak bir çocuk koşumuz olacak. Çocukların enerjisini ve güzelliğini koşuyla buluşturacağız. Ana gösterilerin olacağı Özgecan Aslan Meydanı’nda saat 15.00 ile 20.00 arasında da bütün grupların dans gösterileri olacak Saat 16.30’da da Tarsus’ta 150 tane çocuğun katılacağı bir bisiklet sürüşü şenliği gerçekleştireceğiz.”
Danslarla, spor faaliyetleriyle, kültürel etkinliklerle çocuklara unutulmaz bir 3 gün yaşatmayı hedeflediklerini belirten Özdülger, şöyle devam etti:
“Amacımız; halkı kültürle, sanatla, sporla bir araya getirmek. Vatandaşların en önemli tutkalıdır spor ve sanat. Onların bir araya getirip sadece bir duygu üzerinden yoğunlaşmasını sağlayan, izledikleri spor karşılaşması veya sanat çalışmasıyla bir araya gelmesini sağlayan en önemli unsur. Nitekim ülkemizin de yurtdışında temsili ve elbette ki yurtdışının da Türkiye’de, kentimizde temsil edilmesi için de en iyi fırsat sanat ve spordur. Bunu bilinciyle biz çalışmalarımızı şekillendiriyoruz.”
Mersin’in ve Mersinli vatandaşların çok güzel olduğunu vurgulayan Özdülger, “Hedefimiz halkımızı; sporla, sanatla, kültür etkinlikleri ile daha fazla buluşturarak güzelliğimizi, paylaşmak ve tüm dünyaya sunmak. Bu noktada yaptığımız çalışmaların vizyonunu böyle belirliyoruz. Çünkü bizler bu çalışmaların olumlu sonuçlar getirdiğinin farkındayız. Her zaman olduğu gibi, son beş yılda yaptığımız gibi bundan sonraki dönemde de sanatsal çalışmalarımız, kültürel etkinliklerimiz, spor organizasyonlarımız 13 ilçemizde hız kazanacak ve artarak devam edecek” diye konuştu.
“BU COŞKUYU, MUTLULUĞU HEP BERABER PAYLAŞALIM”
Özdülger, sözlerini şöyle noktaladı:
“23 Nisan Uluslararası Çocuk Festivali’mizin ilkini gerçekleştirip bunun devamını getirmek istiyoruz. Çünkü kente yaygın bu festivallerin kıymetinin birleştirici gücünün farkındayız. Sanatla, kültürle, sporla şifalandırarak, halkımızla bütünleşmek istiyoruz. Yapacağımız bu şenliğe vatandaşlarımıza davet ediyoruz. Çünkü bu coşkuyu, mutluluğu hep beraber paylaşalım istiyoruz.”
]]>
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğinde daha önce “Antep İşi Nakışı’nın UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne girmesi için hazırlanan dosyanın yazım çalıştayı sonrası Türkiye, UNESCO’nun yolunu tuttu.
Bu kapsamda 2025 yılında yapılacak komite toplantısında Kültür ve Turizm Bakanlığınca UNESCO’ya sunulan Antep İşi Nakışı’nın tüm dünyaya tanıtılması ve ecdat yadigarı bu kadim kültürel mirasın korunarak gelecek nesillere aktarılması amaçlanıyor.
GASMEK’lerde bugüne kadar bini aşkın kursiyere Antep işi nakışı üzerine eğitimler verildi
Teli çekilebilen kumaşlar üzerine model işlenen ve kenarı motiflerle süslenerek hazırlanan, gelinlerin çeyizlerini süsleyen Antep İşi Nakışı’nın bilinirliliğinin artırılması için Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı GASMEK’lerde eğitimler veriliyor. Bu çerçevede 2015’ten bu yana kursiyerlere elde Antep İşi tekniklerine uygun desen araştırıp hazırlayabilme, araç-gereci işlemeye hazırlayabilme ve iğne tekniklerini uygulayabilme bilgi ve becerisi kazandırılıyor. Bugüne kadar toplamda 1010 kursiyere ücretsiz eğitim verildi. Mesleğin gerektirdiği yeterlikleri kazanan bireylere, el sanatları teknolojisi, turistik ve hediyelik eşya, desen üretimi yapan işletmelerde, çeyiz, el nakışı üretimi yapan atölyelerde ve moda evleri gibi alanlarda istihdamın yolu açıldı.
“Bizim amacımız, tekrar bu sanatımızın gün yüzüne çıkmasını kolaylaştırmak”
Helvacıkara – Kıymık Geleneksel El Sanatları Merkezi birim sorumlusu Yelda Kına Antep İşi Nakışı kültürünün tarihine ve kullanım amaçlarına değinerek, “Bizim kültürümüzde önemi çok eski tarihlere dayanıyor. Yaklaşık 400 yıl öncesinde bile Antep İşi Nakışı’nın işlendiğini gösteren örnekler günümüze ulaşmıştır. Çok eski tarihlerde günlük yaşamlarda kullanılan özellikle süsleme amaçlı genç kızların çeyizlerinde, giyim eşyalarında kullanılan bir tekniktir. Fakat günümüzde bu olabildiğince kısıtlı imkanlarla kısıtlı alanlarda kullanılmaktadır. Eski önemini artık kaybetmeye başladı. Zaten bizim amacımız da UNESCO’ya bunu dahil ederek, tekrar bu sanatımızın gün yüzüne çıkmasını kolaylaştırmaktır” diye konuştu.
Antep İşi Nakışı’nın tekniklerini anlatan Kına açıklamasının devamında, “Antep İşi Nakışı çeşitli iğne teknikleriyle 101 farklı nakış tekniğiyle iplik çekilerek, sarma yapılarak ve doldurularak işlenebilen bir nakış çeşididir. Kullanılan malzemeler doğal malzemelerdir. İpekli iplikler, pamuklu kumaşlar bahsettiğimiz 101 teknik üzerine kullanılmaktadır. Bizde gerek kurslarımızda gerek Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki çeşitli faaliyetlerle biz bunları yaşatarak, özellikle gençlerin günlük kullanımlarına uygun hale getirerek günümüzde bunların devamlılığını sağlamaya çalışıyoruz. Bunun içinde çeşitli takı, terlik, çanta vb. günlük kullanım ürünlerinde bunları kullanarak günlük hayata adapte etmeye çalışıyoruz. Gençlerde merak ediyorlar, benimsiyorlar ve kendileri kullanmak için çaba sarf ediyorlar. Çünkü özellikle kursiyer başvurularımızda gençlerin daha çok olduğunu görüyoruz ve bu bizi çok mutlu ediyor” şeklinde konuştu. – GAZİANTEP
]]>15-22 Nisan Turizm Haftası vesilesiyle Kayseri’de İl Kültür Turizm Müdürlüğü tarafından İncesu ve Yeşilhisar ilçelerine gezi gerçekleştirildi. İncesu ilçesinde tarihi Kervansaray ve Arasta Çarşısı’nın tanıtımı ile başlayan program, Yeşilhisar ilçesine bağlı Erdemli Mahallesi’nde bulunan Erdemli Vadisi’nde devam etti. Programda İl Kültür ve Turizm Müdürü Şükrü Dursun, katılımcılara mekanların tarihi ve önemi hakkında bilgiler verirken, turizmcilerle bir araya gelen Vali Gökmen Çiçek, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ve beraberindeki protokol üyeleri de onlarla birlikte şarkılar söyledi. İlçeye gelen protokol üyeleri Yeşilhisar Kadın Kooperatifi ürünlerinden alarak destek olurken, Kayseri Ticaret Odası tarafından kooperatife 2 adet dikiş makinesi hediye edildi.
El ele turizm için mücadele verdiklerini söyleyen Vali Gökmen Çiçek, “Kayseri’de Turizm Haftası etkinlikleri çerçevesinde bugün Yeşilhisar’ın incisi göz bebeğimiz Erdemli Vadisi’ndeyiz. Biz özellikle turizmle ilgili bütün kurumlarımızla el ele seferberlik ruhu içerisinde çalışıyoruz. Özellikle bu yılı turizmle ilgili çok büyük bir sıçrama yılı ilan ettik inşallah. Bu çerçevede de özellikle Kayseri’nin her yerinde bir hazine var. Her yeri keşfedilmeyi bekleyen hazinelerle dolu. Hem antik dönemden itibaren hem Büyük Selçuklu İmparatorluğu ecdadımızın izleri Kayseri’nin her yerinde. Ben geçen gün ‘Eğer deniz dışında turizmle ilgili bir potansiyel aranıyorsa bunun en güzel örneği Kayseri’dedir’ diye söylemiştim. Çünkü dağıyla, tarihiyle, kültürüyle gerçekten bu manada bambaşka bir şehirde yaşıyoruz hep beraber. Ben buralarda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Burada herkes büyük bir mücadele veriyor. İnşallah hep beraber bu mücadelemizi devam ettireceğiz” dedi.
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç ise, “Malum Kayseri bir açık hava müzesi. Neresine baksanız bir tarih kokuyor. Mutlaka bir kültürel ortam söz konusu. Şehrimizin doğusu ayrı batısı ayrı bir güzel. Sadece Yeşilhisar bölgemizi göz önüne alsak inanın anlatarak bitiremezsiniz. Daha önce Soğanlı Vadisi’ni şimdi buradaki Erdemli Vadisi’ni, kuş cennetimizi gündeme getirdiğimiz zaman biz bu şehrin güzel insanları olarak sosyal medyadan paylaşımlarla hem bu bölgeyi tanıtmak adına hem ulusal hem de uluslararası boyutta bu güzel mahallemizden bahsetmek adına çalışmalar yapmalıyız diye düşünüyorum. Artık turizm bu işin olmazsa olmazı haline geldi. Herkes imkanlarını kullanarak değişik yerler görmeyi arzu ediyor ama takdir edersiniz ki özellikle yurt dışından gelen turistler tarihi dokunun olduğu böyle ortamları özlüyorlar ve görmek istiyorlar. Buradaki yaşam tarzını merak ediyorlar. Oraya yönelik olarak da gastronomik anlamda da güzel çalışmalar yapıldığını gözlemliyoruz. Bunu Kayseri genelinde yaparken, yöresel olarak bu yörenin çalışmalarını ön plana çıkaracak çalışmalar ile de özellikle kooperatifler marifetiyle sayın valimize teşekkür ediyoruz. Bu da bizim için anlamlı oluyor. Emeği geçenlere ben teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Düzenlenen programa Kayseri Valisi Gökmen Çiçek ve eşi Sümeyra Çiçek, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, İl Kültür ve Turizm Müdürü Şükrü Dursun, İl Sağlık Müdürü Mehmet Erşan, protokol üyeleri, turizm derneklerinin yönetimi ile üyeleri ve vatandaşlar katıldı. – KAYSERİ
]]>Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde 45. Turizm Haftası etkinliği düzenlendi. Hidayet Sayın Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen program çerçevesinde 1. Turizm Fuarı, Vali Yakup Canbolat’ın katılımıyla açıldı. Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından turizm stantlarını gezen Vali Canbolat, bilgi alarak yeni turizm sezonunun bereketli olması temennisinde bulundu. Fuarda yörük çadırını da ziyaret eden Vali Canbolat, yayık ayranı içerek yörüklerle sohbet etti. Vali Canbolat, fuar açılışının ardından Turizm Haftası kutlama programına geçti. Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ev sahipliğinde gerçekleştirilen programın açılış konuşmasını gerçekleştiren İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Ahmet Demir, günün anlam ve önemine dair konuşma yaparak, “İlimizin bulunduğu coğrafyanın tarihi ve kültürel zenginliği doğal ve muhteşem güzellikleri turistlerin aradığı her şeyi bulmaları bölgemizin önemini artırmaktadır. Sahip olduğumuz bu değerlerimizi profesyonel turizm anlayışıyla birleştirdiğimiz zaman dünya turizminde hak ettiğimiz noktalar ulaşmamız mümkün olacaktır” dedi.
“Sizlere çok iş düşüyor”
Salondaki turizm bölümü öğrencilerine seslenen Kuşadası Otelciler ve Yatırımcılar Derneği (KODER) Yönetim Kurulu Başkanı Tacettin Özden; “Sizler bu ülkenin gelecekteki turizmcilerisiniz ve sizlerden çok şey bekleniyor. Şu anda 60 milyon turist, 60 milyar dolar turizm hedefi konuldu. Önümüzdeki 5 yıl içinde bu rakamın 100 milyar dolar turizm geliri, 10 milyon turiste çıkması hedefleniyor. Biz sizlerle başaracağız bunu. Turizm Haftası’nı da bir günde değil bir yıla yayarak, bütün ülkede yaşayan herkesin turizmi anlamasını sağlamak için çalışmalar yapmamız lazım. Gelen herkesin ülkemizden memnun ayrılmasını sağlamamız lazım. O yüzden siz turizmci kardeşlerimize çok iş düşüyor. Kendinizi lütfen iyi yetiştirin. Bu vesileyle emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.
“Büyük turizm potansiyeli taşımaktadır”
Aydın Valisi Yakup Canbolat; “Ekonomik kalkınmadan kültürlerarası diyaloğa, teknolojik gelişmeden çevre ve tarihi mirasın korunmasına kadar insanlığa birçok alanda katkıda bulunan turizm, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için vazgeçilmez bir değer haline gelmiştir. Yurdumuzun dört bir yanında yapılan yatırımlar ve teşviklerle turizm sektörü desteklenmektedir. Ülkemizde turizmin gelişmesi ve 12 aya yayılması için yoğun çalışmalar yürütülmektedir. Antik Yunan dönemi tarihçi ve yazarlarından Heredot’un ‘Gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü’, ünlü seyyah Evliya Çelebe’nin ise ‘Dağlarından yağ, ovalarından bal akar’ diyerek övgüler dizdiği bir şehirdir Aydın. Aydın, Kuşadası ve Didim gibi tatil beldeleri Afrodisias, Nysa, Didyma gibi antik kentlerinin yanı sıra efeleriyle de ünlüdür. Aydın, Ege Bölgesi’nde en fazla efeye ev sahipliği yapmış illerin başında gelmektedir. Uygun iklim şartları ve bereketli toprakları ile ‘Uygarlıklar Vadisi’ diye adlandırdığımız Büyük Menderes Havzası içerisindeki Aydın, tarihin çeşitli evrelerindeki değişik kültür birikimlerinin açık bir müzesi gibidir. Tarih, doğa, deniz, kruvaziyer, spor, termal turizmi bakımından geniş bir potansiyele sahiptir. Özellikle antik çağın UNESCO dünya mirası listesine giren 23 eşsiz nitelikteki kent ve tapınakları, farklı arayış ve beklentilere cevap veren coğrafyası ve iklim şartlarıyla büyük bir turizm potansiyeli taşımaktadır. Her yönüyle güzel olan ilimiz ve ilçelerinin çehresine yenilerini ekleyerek tarihten gelen güzellikleri canlandırmak için çok sayıda dönüşüm projesiyle tarihi eserlerin restorasyonunu hayata geçirerek ilimiz kültürüne, tarihine ve vizyonuna katkı sağlamaktayız. Bunun yanı sıra doğa turizmi bakımından da oldukça zengindir. Bu duygu ve düşüncelerle Turizm Haftası’nın ilimize ve ülkemize önemli katkılar sağlamasını diliyor ve bütün turizmcilere bol ve bereketli bir sezon diliyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Vali Canbolat, Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen yarışmada dereceye giren öğrencilere hediyelerini takdim etti. – AYDIN
]]>Palandöken ve Konaklı Kayak Merkezleri ile kış tatilinin Türkiye’de en önemli kentlerinden biri olan; Saltuklu, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait tarihi yapılarla “açık hava müzesi” olarak adlandırılan, yöresel yiyecekleri ile gastronomide adından söz ettiren Erzurum, Ramazan Bayramı’nda vatandaşların ziyaret rotası arasında yer alıyor.
Kente Turistik Doğu Ekspresi, turlar ve bireysel olarak gelen ziyaretçiler Çifte Minareli Medrese, Ulu Camii, Lalapaşa Camii, Yakutiye Medresesi gibi tarihi ve kültürel mekanları gezerek tarih ve kültür yolculuğuna çıkıyor.
Kış sezonunun devam ettiği Erzurum’da bayram tatilini geçirenler hem tarihi mekanları geziyor hem de kentin zengin gastronomisini deneyimliyor.
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Kuzeydoğu Anadolu Bölge Başkanı Nuh Şenol, AA muhabirine, Erzurum’a hem kayak hem de tarih ve kültür turizmine ilgili olduğunu anlattı.
Şenol, bayramda alınan rezervasyonların da bunun göstergesi olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Erzurum’da iki türlü talep mevcut. Bunun biri 15 Nisan’a kadar her türlü kayak organizasyonun açık olması. Palandöken’de yaklaşık 1 metreye yakın kar mevcut. Bir diğer tür de insanların özellikle pandemiden sonra daha çok doğayla iç içe yerlere, keşfedilmemiş yerleri keşfetmeye rağbet göstermeleri, bunun de Erzurum’da karşılanması. Bundan dolayı da kültür ve tarih turizmi anlamında Erzurum’a bayram tatilinde ciddi rağbet var. Özellikle 9 Nisan’dan sonra Doğu’ya tur yapan acenteler, turlarını Ankara’dan, İstanbul’dan ve İzmir’den hareket ettirip bayramı Erzurum-Kars- Ardahan kentlerinde geçiriyor. Bu da tabii ki biz turizmcileri mutlu ediyor.”
“Turistik Doğu Ekspres’i Erzurum’un turizmine değer kattı”
Özellikle Turistik Doğu Ekspresi’nin kentte, kış turizmi dışında kültür ve tarih turizminin gelişiminde çok büyük katkı sağladığını vurgulayan Şenol, “Tek marka değerimiz Palandöken’di. Doğu Ekspresi’nin başladığı 2019 öncesinde kültür ve tarih turizminin, turizm hareketliliğindeki oranı yüzde 3-5 civarındaydı ama 2024’te bu seviye 90’lara geldi.” ifadelerini kullandı.
Karadeniz ve Gürcistan gezilerinde Erzurum’un ara durak görevi yaptığını dile getiren Şenol, şunları kaydetti:
“Erzurum’da otelcilerle irtibat halindeyiz. Şu an doluluk oranları bayram tatili için otelcilerin ve turizmcilerin yüzü güldürecek seviyede. Doğu bölgesine gelenler hem kadim tarihi bölgeleri görmek istiyorlar aynı zamanda da gastronomi için geliyorlar. Batı’dan gelip Karadeniz’e gitmek isteyenler bir gece iki gece kalarak hem gastronomilerine deneyimleyerek cağ yiyor hem de konaklayıp tarihi mekanları ziyaret ediyor.”
“Bayram tatili dolayısıyla tatilimiz devam ediyor”
Turistik Doğu Ekspresi’yle bayram gezisi için arkadaşlarıyla Erzurum’a gelen Zehra Sağlam ise kenti çok beğendiğini ifade etti.
Erzurum’un kültür ve tarih koktuğunu vurgulayan Sağlam, “Arkadaşlarımla Yakutiye Medresesi, Ulu Cami ve Palandöken Kayak Merkezi’ne gittik. Burada 3 gün kaldım. Bayram tatili dolayısıyla tatilimiz devam ediyor. Erzurum’u gezdik, Doğu Ekspresi ile şimdi Kars’a gideceğiz.” diye konuştu.
]]>Ticari bakımdan işlenebilir en kaliteli lüle taşı yataklarının bulunduğu Tepebaşı ilçesi kırsal Kozlubel Mahallesi’nde 1984’te bu madenle tanışan 54 yaşındaki Çınar, katıldığı festivallerde Eskişehir’in bu ekonomik ve kültürel değerini tanıttı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Geleneksel El Sanatçısı ünvanını 1996’da alan Çınar, 6 yıl önce Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsünde usta öğretici olarak görev yapmaya başladı.
Enstitüde lüle taşını pipodan takıya, satranç takımından büstlere kadar birçok ürüne dönüştüren, ABD ve Çin’den gelen siparişleri yetiştirmeye çalışan Çınar, mesleğinin gelecek nesillerde devamını sağlamak amacıyla aralarında iki kadının bulunduğu birçok kişiye bu sanatı öğretti.
Mehmet Çınar, AA muhabirine, ilkokulu bitirdikten sonra yaz tatilinde doğduğu yer olan Kozlubel’de madeni işlemeye başladığını, 1984’te eline aldığı lüle taşını bir daha bırakamadığını söyledi.
Adeta bu madenin içinde büyüdüğünü belirten Çınar, şöyle devam etti:
“Lüle taşını işlemeyi bırakamıyorum. Başka bir işle uğraştığımda aklım lüle taşında kalıyor. Pipo, tespih, satranç takımı, takı, topaç, büst gibi ürünler yapıyorum. 1996 yılında İstanbul’da Taksim Meydanı’ndaki bir festivale katıldım. Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlileri lüle taşını işlerken beni izledi. Daha sonra işlemleri başlatıp, Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçısı oldum. Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsünde 6 yıldır usta öğreticiyim.”
Çınar, lüle taşının gelecek nesillere aktarılmasının önemini vurguladı.
Bu madenin çok değerli olduğunu dile getiren Çınar, “ABD ve Çin’den gelen siparişler üzerine pipo üretiyorum. Yurt dışından yoğun talep var ancak bunu karşılamakta zorlanıyoruz çünkü yeteri kadar usta yok. Taşı çıkaranların sayısı bile istenilen seviyede değil. İki kadın usta yetiştirdim. Kadın ustalarım çok iyi noktaya geldiler. Bir de erkek yetiştiriyorum.” diye konuştu.
“Kadının elinin değdiği her şey güzel oluyor”
Çınar’ın yetiştirdiği ustalardan Çiğdem Genç Dündar, daha önce Halk Eğitimi Merkezinde ebru kursu verdiğini, 4 yıldır lüle taşıyla uğraştığını anlattı.
Lüle taşında farklı teknikler uyguladıklarını, kağıtları yakıp renklendirdiklerini belirten Dündar, “Kadının elinin değdiği her şey güzel oluyor. Benim lüle taşı ustası olduğumu öğrenenler şaşırıyor. ‘Lüle taşıyla erkekler uğraşır’ diye kalıplaşmış düşünce var ancak kadınlar olarak da gayet güzel yapıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Çınar’dan öğrendiği lüle taşı işlemesini 2 yıldır sürdüren Şeyda Özbakan, bu sanatla uğraşmaktan memnuniyet duyduğunu belirtti.
Özbakan, “Her yıl daha iyi olmak için çabalıyorum. Gelecekte kadın lüle taşı sanatçıları da yetiştirmek istiyorum. Kadınların rahatlıkla yapabileceği bir iş. Onları eğitmeyi ve yardımcı olmayı çok istiyorum. Lüle taşıyla uğraşmak rahatlatıyor.” ifadesini kullandı.
Mehmet Çınar’dan lüle taşı dersi alan emekli Önder Beşibirlik ise lüle taşına şekil vermekten keyif aldığını, istek, inanç ve ilgiyle çoğu insanın rahatlıkla bu sanatı yapabileceğini dile getirdi.
]]>Mersin Cumhuriyet Meydanı’nda başlayan 4. etap, İsmet İnönü Bulvarı, Adnan Menderes Bulvarı, Mersin İdman Yurdu Meydanı ve Babil Kavşağı arasında devam ederek Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda sona erdi. Anemurium Antik Kenti’nde başlayan ve 4 gün boyunca Mersin’in 13 ilçesini gezen bisikletçiler son günde Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda yarışı tamamladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda düzenlenen ödül törenine sahil boyunca, üzerinde MSK yazılı tişörtle bisiklet sürerek geldi ve ardından ödülleri takdim etti.
“Mersin sporla, sanatla ve kültürle konuşuluyor”
Tour of Mersin’in final gününde katılımcılara seslenen Başkan Seçer, yaklaşan MSK’nın maçlarını ve Çukurova Basketbol’un Mersin’de oynayacağı ‘Final Four’ mücadelelerine tüm Mersinlileri davet etti. Mersin’in spor, kültür ve sanatla konuşulan bir kent olduğunu söyleyen Seçer, “Mersin sporla, sanatla ve kültürle konuşuluyor. İşte Mersin böyle olmalı. Bu arada buraya bisikletle geldim. Tavsiye ederim, sahilde çok keyifli oluyor” dedi.
“Amacımız Mersin’in enerjisini gökyüzüne kadar çıkarmak”
Huzur, barış ve kardeşlik kenti Mersin’i çok daha iyi noktalara getirmek istediklerini söyleyen Seçer, “Amacımız Mersin’in enerjisini gökyüzüne kadar çıkarmak. Amacımız gülen Mersin, dost Mersin, kardeş Mersin, herkesin keyifle yaşadığı, kendini iyi hissettiği, öteki görmediği bir Mersin; bizim hayalimiz bu. Bunun için çalışıyoruz, çok da mesafe aldık. Mersin çok daha iyi yerlere gelecek. Bundan hiçbir endişemiz yok” diye konuştu.
“Spor, kültür ve sanat toplumları birleştiren önemli birer çimentodur”
Başkan Vahap Seçer, 6. Tour of Mersin’in 4 gün boyunca dolu dolu geçtiğini belirterek, sporun Mersin için önemine değindi. Spor, kültür ve sanatın insanları bir araya getirmek için önemli bir araç olduğuna değinen Seçer, “500 kilometre civarında bir güzergah. Mersin’in müstesna doğal güzellikleri, tarihi ören yerleri, yaylayı, denizi her şeyi gören ve televizyon ekranlarınca da dünyaya Türkiye tanıtılan bir organizasyon. Belediye başkanınız olarak bu organizasyonları önemsiyorum. Benim için ilk etapta özne Mersin, Mersin’in tanıtımı. Bunu çoğaltmalıyız. İlçe belediyelerimiz de yapıyor, onlar da çoğaltmalı. Festivaller, spor müsabakaları, aktiviteler, kültürün, sanatın, sporun her alanında bunu çoğaltmak zorundayız. Spor, kültür ve sanat toplumları birleştiren önemli birer çimentodur. Toplumları bir araya getiren, huzurlu kılan, barışı, kardeşliği tesis eden önemli bir şifa kaynağı. Dünyada bugüne kadar keşfedilmiş en önemli ilaç bu. İnsanları bir araya getiriyor çünkü” ifadelerini kullandı.
Genel klasmanda sıralamaya girenler
Genel sıralamada Polonya’dan Marcin Budzinski birinci, Almanya’dan Oliver Mattheis ikinci, Eritre’den Dawit Yemane ise üçüncü oldu.
4. etapta ilk üçe girenler
Son gün gerçekleşen 4. etapta Sergei Rostovtsev birinci, Polonya’dan Norbert Banaszek ikinci olurken, Türkiye’den katılan Batuhan Özgür ise üçüncü oldu.
Sarı mayo Budznski’nin oldu
Sarı mayo Polonya’dan katılan Marcin Budzinski’nin olurken, turkuaz mayo Eritre’den Dawit Yemane’nin oldu. Yarışmada kırmızı mayo Yoel Habteab’e, beyaz mayo ise Ruslan Aliyev’e verildi. Mayolar ve takım klasman ödülleri de protokol üyeleri tarafından takdim edildi. – MERSİN
]]>Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, gelecek 5 yıl içerisindeki kültür projelerinin ‘müzeler ve kütüphaneler şehir Kayseri’ hedefiyle tasarlanarak hayata geçirileceğini ifade etti. Büyükkılıç, “Biz sanayi ve ticaret şehri Kayseri’yi, bu önemli özelliğine ek müzeler, kütüphaneler, turizm, spor, tarım, sağlık, kültür şehri, öğrenci dostu şehir gibi hedefler ortaya koyarak öne çıkaracağımızı söylemiştik. Şükürler olsun bugün geldiğimiz noktada tüm saydığımız unsurlarda büyük mesafeler aldık ve emin adımlarla yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Yeni süreçte yürümeyi koşmaya çevirip, yeni kültür projelerimizi de bir bir hayata geçirerek Kayseri’mizi bir kültür şehri haline getireceğiz” diye konuştu. Kültür projeleri kapsamında yaklaşık 5 yıllık süreçte 13 kütüphane, bir Mutfak Sanatları Merkezi Projesi ile bir de Mimarsinan ve Kent Müzesi projesi olmak üzere 15 projeye imza attıklarının altını çizen Başkan Büyükkılıç, gelecek 5 yıllık süreçte ise birbirinden önemli, birbirinden gerekli projelerin hayata geçirileceğini kaydetti. Büyükkılıç, yeni dönemde, Kayseri’nin köklü tarihinin kaynağı konumundaki Kültepe Kaniş-Karum’da 75 yıllık rüya gerçek olduğunu ifade ederek, 3 bin 500 metrekare alandaki Türkiye’nin en büyük kayadan oyma tablet müzesinin açılacağını söyledi. Diğer taraftan milyonlarca yıl öncesindeki doğa tarihine kapı aralayan Yamula Barajı çevresindeki fosillerin sergileneceği paleontoloji müzesinin de kapılarını açacağını ifade eden Başkan Büyükkılıç, “Paleontolojinin tarihini adeta yeniden yazacağımız milyon yıl öncesine dayanan eşsiz fosillerimize ilişkin çalışmalarımız ve bu kalıntıların sergileneceği müzemiz ile Kayseri’miz müzeler şehir olma noktasında büyük bir mesafe almış olacak” ifadesinde bulundu. Büyükkılıç, Develi’de bulunan tarihi askerlik şubesine müze ve kütüphane olarak işlev kazandıracaklarını da dile getirerek, ‘Develi’ye hayırlı’ olsun” dedi. Başkan Büyükkılıç, bir müzenin de Koramaz’da hayata geçeceğini belirterek, “UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirası Geçici Listesi’nde yer almaya layık görülen eşsiz güzellikteki Koramaz Vadisi bölgesinde, bu güzelliğe yakışır biz müzeyi de Koramaz Müzesi olarak şehre, insanlığa kazandıracağız. Böylelikle şehrimizin adı daha da duyulacak ve ilgi görecektir” diye konuştu. Kayseri’nin bir ticaret kenti olduğu hatta ticaretin kaynağının Kültepe’deki çıkan tabletlerde kayıtlı olmasından dolayı Kayseri olduğunu kaydeden Büyükkılıç, bu doğrultuda da girişimleri olduğunu paylaştı. Başkan Büyükkılıç, “Ticaret şehri olan Kayseri’mizin ticari geçmişine ışık tutacak olan Ticaret Müzesi’ni hayata geçiriyoruz” dedi.
Okuyan ve okutan öğrenci dostu kent Kayseri’ye, 5 adet daha kütüphane kazandırarak okuyan ve okutan şehir Kayseri’nin kütüphaneler şehri olmasını perçinleyeceklerini söyleyen Büyükkılıç, “Pınarbaşı ve Sarıoğlan ilçemize halk kütüphanesi kazandıracağız. Öte yandan öğrencilerimizin 7 gün 24 saat kullanabileceği 7/24 kütüphaneyi hizmete sunacağız. Bir çocuk kütüphanesini açmıştık. İldem bölgesine de Çocuk Kütüphanesi’ni kazandıracağız. Ayrıca Keykubat Semt Kütüphanesi’ni hizmete açarak Keykubat Mahallemize Semt Kütüphanemizi hizmete sunacağız. Kitap Kafe Projemiz ile ise Kitap Kafe Tesisimizi kitapseverlerin beğenisine sunacağız. Diğer taraftan Çocuk Kreşi Projemiz ile de Şehir Hastanesi bölgesi ve Beyazşehir bölgesine kreş tesislerimizi açacağız” şeklinde konuştu. – KAYSERİ
]]>EDİRNE – Edirne Valiliği, gastronomi turizminin gelişimine katkı sağlamak amacıyla Osmanlı Saray Mutfağı lezzetlerini kitaplaştırılarak gelecek nesillere aktarılacak.
Edirne Valiliği tarafından “Topraktan Tabağa Edirne Yöresel Yemekleri Kitabı” tanıtımı iftar programı düzenlendi.
Edirne’de valilik öncülüğünde önemli bir projeye imza atıldı. Proje çerçevesinde “Topraktan Tabağa Edirne Yöresel Yemekleri” kitabı oluşturulacak.
İftariyelikler, ara sıcaklar, çorbalar, ana yemek, tatlı ve içecekler geçmiş lezzetlere göre sunumla hazırlandı. Tabaklar süslendi, masalar hazırlandı. Ezanın okunmasının ardından oruçlar açıldı. Yemeğin ardından ise duaya geçildi.
Devecihan Kültür Merkezi’nde düzenlenen iftar menüsünde geçmişten günümüze gelen lezzetler arasında yer alan bademli terbiyeli tavuk çorbası, ballı gemici böreği, taş kebabı- sarımsaklı pilav, zerde ve ayva şerbeti yer aldı.
Geçmişten günümüze gelen ve unutulmaya yüz tutmuş Rumeli, Balkanlar ve Osmanlı Saray Mutfağında yer alan lezzetlerin gelecek kuşaklara aktarılması ve tanıtılması için önemli bir proje çalışmasına imza atıldı. Proje çerçevesinde 87 farklı çeşidin yer alacağı bir kitap oluşturulacak.
Edirne’nin kadim ve Osmanlı’ya başkentlik yapmış sultanlar şehri olduğunu söyleyen Vali Yunus Sezer, aynı zamanda balkanlardan gelen insanların yerleştiği ve kendi kültürlerini yaşattığı da bir şehir olduğuna değindi.
“Hem Balkan hem de Osmanlı saray mutfağı lezzetleri yaşatılacak”
Hem Balkan hem de Osmanlı saray mutfağının yaşatıldığı Edirne’de çok anlamlı bir ilke imza atıldığını söyleyen Vali Yunus Sezer, “Gelecek nesiller Edirne mutfağında neler var diye baktığı zaman ellerinde bir kitap ve kaynak olacak. Bizim somut varlıklarımızın yanı sıra kültürel zenginliklerimiz de çok önemli. Çok büyük emek var. Hem Rumeli hem de saray mutfağına ait 87 çeşit farklı lezzet var. Bunların bir kitapta buluşması çok önemli. Şeflerimiz kendi illeri için farklı bir şey yapmak istiyorlar. Yaklaşık 1 buçuk aydır çalışmalar devam ediyor” dedi.
Gastronomi anlamında çok önemli faaliyetler yürütmüş parmakla gösterilen iller olduğunu söyleyen Vali Sezer, “Biz büyük bir hazine üzerinde duruyoruz. Ama kendimizi anlatmakta zorluk çekiyoruz. Bizim bir tava ciğerimiz, bir de ciğer sarmamız var. Dışarıdan insanlara sorduğumuzda neyimiz var diye ‘Bir gelip ciğerinizi yeriz’ diyorlar. Bu güzel bir şey aslında. Ama bunun yanına ne koyabiliriz? Bunun üzerinde çalışıp Rumeli Saray ve Osmanlı mutfağını günümüzle uyarlayıp nasıl yaşatabiliriz bunun peşindeyiz” şeklinde konuştu.
“Edirne’nin parlayan yıldız olmasını istiyoruz”
Edirne’nin her konuda balkanların ve Türkiye’nin parlayan bir yıldızı olmasını istediklerini belirten Vali Sezer, “Bunu da sanayide, ticarette, turizmde, gastronomide eğitimde aktivitelerle birlikte başarmamız lazım. İçinde saray ve Rumeli mutfağının da olduğu birkaç yemeği ve menüyü tava ciğerin yanına ekleyebilirsek zenginleştirebiliriz” ifadelerine yer verdi.
Festivallerin yanı sıra marka aday olabilecek lezzetleri de sunabilecekleri bir yerin olmasının çok önem taşıdığını belirten Vali Sezer, “Bunu başarırsak herkes restoranında alternatif bir ürün sunmak isteyecek. Bunu da hazırlanan projelerle hayata geçireceğiz. Valilik olarak bunu yapıp özel sektöre devrederiz. Buna biz öncü oluruz” diye konuştu.
“3 hedefe inşallah hep birlikte ulaşacağız”
Önlerinde 3 hedef olduğunu ve buna şeflerle birlikte ulaşacaklarını belirten Vali Sezer, birincisinin bu kitabı hazırlamak ve basıp yayınlamak, ikincisinin gastronomi festivalleri düzenlemek üçüncüsünün de bu markalaştırılan yemeklerin daimi sunulacağı tarihi bir yer yapmak olduğunu ifade etti.
“Edirne gastronomide de büyük zenginliğine sahip”
Edirne’nin tarihi ve kültürel mirasının yanı sıra gastronomi anlamında da büyük zenginliğe sahip olduğunu söyleyen İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk, düzenlenen iftarda saray, Rumeli ve Balkan mutfağından lezzetlerin yer aldığı bir menü hazırladıklarını aktardı.
İftar programına, Vali Sezer ve eşi Canan Sezer, Vali Yardımcıları Erdoğan Beypınar ve Eyyüp Batuhan Ciğerci ile eşleri, İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk, şefler, gastronomi yazarları ve basın mensupları katıldı.
Devecihan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen iftar programı toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.
]]>Ersoy, Antalya’nın Konyaaltı ilçesindeki bir otelde Doğu ve Güneydoğu Dernekleri üyeleri ve iş insanlarıyla iftar programında bir araya geldi.
Bakan Ersoy, burada yaptığı konuşmada, son zamanlarda herkesi derinden yaralayan çok acı olaylara şahit olduklarını, bu vesileyle kısa bir süre içinde kutlanacak Ramazan Bayramı’nın tüm insanlık için barışa, huzura ve esenliğe vesile olmasını temenni etti.
Bir süredir Antalya’da bazı ziyaretler gerçekleştirip esnafla, iş insanlarıyla, sivil toplum örgütleriyle ve turizm sektörü temsilcileriyle bir araya gelerek değerlendirmelerde bulunduklarını anlatan Ersoy, “Bu kapsamda ilçelerimizi ziyaret ederek hem ilçelerimizde yapılan çalışmaları inceleme fırsatı elde ettik hem de şehrimizdeki eksiklikleri yerinde tespit etme imkanına sahip olduk. Vatandaşlarımızı dinledik, çiftçilerimizle dertleştik, basınımızla buluştuk, esnafın taleplerini not ettik. Kısacası güzel şehrimiz Antalya’nın tüm noktalarına nüfuz ederek adeta şehrimizin röntgenini çekmiş durumdayız.” diye konuştu.
Ersoy, dernek başkanları ve iş insanlarının bugüne kadar hiçbir zaman samimiyetini esirgemediğini, her zaman yanında olduklarını vurgulayarak, Antalya’nın dünya turizm başkentleriyle rekabetinde öne geçmesi adına yapılan çalışmalara güç verildiğini ifade etti.
Küresel düzeyde yaşanan bazı olumsuzluklar nedeniyle turizm sektörünün çok büyük sorunlar yaşadığını dile getiren Ersoy, şunları kaydetti:
“Herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda hayata geçirdiğimiz doğru politikalar ve geliştirdiğimiz stratejiler neticesinde hem şehrimiz hem de ülkemiz adına büyük bir başarı elde ettik. Antalya’da transfer yolcular dahil 16 milyonu aşkın ziyaretçiyle rekor kırarak tüm zamanların en yüksek ziyaretçi sayısına ulaştık. İnşallah bu yıl daha da yüksek rakamlara ulaşacağız. Bu başarıların elde edilmesi, milyonlarca insanın seyahatlerinde rotayı Antalya’ya çevirmesi, Danimarka’da insanların Antalya’daki kültürel mirası araştırması sadece tesadüfle açıklanabilir mi? Elbette hayır. Emin olun başarılı olmak için çok çalışıyoruz. Hiçbir sorunu halının altına süpürmüyor, kalıcı çözümler geliştiriyoruz. Turizmi 12 aya yaymak için kültür, tarih, sağlık, doğa, inanç, gastronomi, spor gibi alanlarla turizmi çeşitlendiriyoruz. Bugün dünyanın dört bir yanında, 200’den fazla ülkede Antalya’nın, Kemer’in tanıtımını gerçekleştiriyoruz.”
“Altyapı sorunlarını çözüme kavuşturuyoruz”
Ersoy, dünyada en çok izlenen televizyon kanallarında Antalya’nın reklamını yaptıklarını, Çin’de, Japonya’da, Amerika’da, Almanya’da, Rusya’da, Manavgat’ı, Kemer’i, Side’yi tanıttıklarını söyledi.
İnsanlık tarihinin en önemli kültürel mirasına sahip olan bölgede bu mirası gün yüzüne çıkartıp, her yıl milyonlarca insanın kenti, ilçeleri ziyaret etmesi için tarihin en yoğun arkeoloji çalışmalarını gerçekleştirdiklerini vurgulayan Ersoy, şöyle devam etti:
“Yeni kütüphaneleri, müzeleri, sanat merkezlerini, restorasyonları, galerileri, festivalleri Antalya’mıza kazandırıyoruz. En çok izlenen uluslararası filmlerin Antalya’da çekilmesini sağlıyoruz. İlçelerimize yapmış olduğum ziyaretlerin bazılarında, gördüğüm ve duyduklarımın ardından yaşadığım şaşkınlığı sizinle paylaşmak istiyorum. Biz dünyanın bir ucunda Avustralya’da gözbebeğimiz Antalya’nın tanıtımını yapıyor, bölgeye turist çekip, turizm gelirimizi artırmanın çabası içine girmişken şehrimizdeki bazı yerel yöneticilerimizin temel görevlerini dahi yerine getirme konusunda çok da başarılı olduklarını söyleyemiyoruz. Biliyorsunuz yeri geldiğinde bu güzel şehir ve bu şehrin insanları kaybetmesin diye yerel yönetimlerin sorumluluğundaki birçok soruna el atıyoruz. Altyapı sorunlarını çözüme kavuşturuyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak arıtma tesisleri inşa ediyoruz. Antalya’nın kanalizasyonuna, içme suyuna, yağmur suyuna el atıyoruz.”
“Belediyecilik laf üretmek değil, iş üretmek ister”
Diğer bakanlıklarla görüşerek şehrin ihtiyaçlarının karşılanması adına ellerinden gelen gayreti ortaya koyduklarını bildiren Ersoy, “Biz Antalya’nın turizmde dünyanın süper ligine yükselmesi ve oradaki yerini kalıcı hale getirmek için gece gündüz demeden çalışırken, yerel yönetimlerimizin de başarılı çalışmalar ortaya koymasını beklemek sanırım tüm Antalyalıların en doğal hakkıdır. Sadece kısır siyasi tartışmalar oluşturup, bu tartışmalardan medet umarak başarılı olmak mümkün değildir. Belediyecilik aynı zamanda bilgi, çalışma, proje ister. Belediyecilik laf üretmek değil, iş üretmek ister. İyi bir belediye başkanı kendini değil kentini düşünen kişidir.” diye konuştu.
Bakan Ersoy, 16 milyonun üzerinde turistin geldiği Antalya’da temel altyapı problemlerini çözme konusunda dahi yeterli olunamadığını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tüm desteğimize rağmen sosyal ve kültürel yatırımlar konusunda, şehrin hak ettiği projeler hayata geçirilmedi. Maalesef Antalya bunu hak etmiyor. Biz Antalya’nın dünyanın en önemli turizm merkezleriyle rekabet edip bir adım öne geçmesi için çalışırken, maalesef bazı yerel yöneticilerimiz bu iddianın çok uzağında kaldılar. Eğer biz Antalya’nın küresel bir vizyonla hareket edip, rakiplerinden ayrışmasını istiyorsak yerelde de böyle iddialı bir bakış açısı geliştirmek zorundayız. Bunun için biz Antalya’nın hizmet alanında kaybedecek tek bir saniyesi dahi olmadığını söylüyoruz. Bizim şehir için çalışan, dinamik kadrolara ihtiyacımız var. Antalya’nın bugün burada olduğu gibi birbirine karşı samimi olan, birbirine gönlünü açan, dürüst, çalışkan ve üreten kadrolara ihtiyacı var.”
Ersoy, Antalya’da yaşayan, kent için üreten, kalbi şehir için atan, vatandaşlara yönelik ayrımcılık yapmayan, hiç kimseyi ötekileştirmeyen, herkesin inancına, kültürüne, geleneğine saygı duyan, herkese eşit davranan, adil yerel yöneticilere ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Cumhur İttifakı’nın Konyaaltı Belediye Başkan Adayı Durali Kolpak da seçimlerin önemine işaret ederek, destek istedi.
]]>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya’da Doğu ve Güneydoğulu iş insanlarının iftar yemeğine katıldı. Burada konuşan Bakan Ersoy, Antalya ve ilçelerinde gerçekleştirdikleri ziyaret ve buluşmalarda yapılan çalışmaları inceleme ve eksiklikleri yerinde tespit etme imkanını bulduklarını söyledi. “Vatandaşlarımızı dinledik, çiftçilerimizle dertleştik, basınımızla buluştuk, esnafın taleplerini not ettik” diyen Ersoy, Antalya’nın tüm noktalarına nüfuz ederek adeta şehrin röntgenini çektiklerini aktardı.
“Bu yıl daha da yüksek rakamlara ulaşacağız”
Turizm konusuna da değinen Bakan Ersoy, küresel düzeyde yaşanan olumsuzluklar nedeniyle sektörün büyük sorunlar yaşadığını belirterek, “Herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda hayata geçirdiğimi doğru politikalar ve geliştirdiğimiz stratejiler neticesinde hem şehrimiz hem de ülkemiz adına büyük bir başarı elde ettik. Antalya’da transfer yolcular dahil 16 milyonu aşkın ziyaretçiyle rekor kırarak tüm zamanların en yüksek ziyaretçi sayısına ulaştık. İnşallah bu yıl daha da yüksek rakamlara ulaşacağız. Peki bu başarıların elde edilmesi, milyonlarca insanın seyahatlerinde rotayı Antalya’ya çevirmesi, Danimarka’da insanların Antalya’daki kültürel mirası araştırması sadece tesadüfle açıklanabilir mi? Elbette hayır. Emin olun başarılı olmak için çok çalışıyoruz. Hiçbir sorunu halının altına süpürmüyor, kalıcı çözümler geliştiriyoruz” dedi.
“Dünyada en çok izlenen televizyon kanallarında Antalya’nın reklamını yapıyoruz”
Turizmi 12 aya yaymak için kültür, tarih, sağlık, doğa, inanç, gastronomi, spor gibi alanlarla turizmi çeşitlendirdiklerini kaydeden Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bugün dünyanın dört bir yanında, 200’den fazla ülkede Antalya’nın, Kemer’in tanıtımını gerçekleştiriyoruz. Dünyada en çok izlenen televizyon kanallarında Antalya’nın reklamını yapıyoruz. Çin’de, Japonya’da, Amerika’da, Almanya’da, Rusya’da, Manavgat’ı, Kemer’i, Side’yi tanıtıyoruz. İnsanlık tarihinin en önemli kültürel mirasına sahip olan bölgemizde bu mirasın gün yüzüne çıkartıp, her yıl milyonlarca insanın şehrimizi, ilçelerimizi ziyaret etmesi için tarihin en yoğun arkeoloji çalışmalarını gerçekleştiriyoruz. Yeni kütüphaneleri, müzeleri, sanat merkezlerini, restorasyonları, galerileri, festivalleri Antalya’mıza kazandırıyoruz. En çok izlenen uluslararası filmlerin Antalya’da çekilmesini sağlıyoruz.”
“Belediyecilik laf üretmek değil iş üretmek ister”
İlçelere yapmış olduğu ziyaretlerde, gördüğü ve duyduklarını paylaşan Ersoy, “Biz dünyanın bir ucunda Avustralya’da gözbebeğimiz Antalya’nın tanıtımını yapıyor, bölgeye turist çekip, turizm gelirimizi arttırmanın çabası içine girmişken şehrimizdeki bazı yerel yöneticilerimizin temel görevlerini dahi yerine getirme konusunda çok da başarılı olduklarını söyleyemiyoruz. Biliyorsunuz yeri geldiğinde bu güzel şehir ve bu şehrin insanları kaybetmesin diye yerel yönetimlerin sorumluluğundaki birçok soruna el atıyoruz. Altyapı sorunlarını çözüme kavuşturuyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak arıtma tesisleri inşa ediyoruz. Antalya’nın kanalizasyonuna, içme suyuna, yağmur suyuna el atıyoruz. Diğer bakanlıklarımızla görüşerek şehrin ihtiyaçlarının karşılanması adına elimizden gelen gayreti ortaya koyuyoruz. Biz Antalya’nın turizmde dünyanın süper ligine yükselmesi ve oradaki yerini kalıcı hale getirmek için gece gündüz demeden çalışırken, yerel yönetimlerimizin de başarılı çalışmalar ortaya koymasını beklemek sanırım tüm Antalyalıların en doğal hakkıdır. Sadece kısır siyasi tartışmalar oluşturup, bu tartışmalardan medet umarak başarılı olmak mümkün değildir. Belediyecilik aynı zamanda bilgi ister, çalışma ister, proje ister. Belediyecilik laf üretmek değil iş üretmek ister. İyi bir belediye başkanı kendini değil kentini düşünen kişidir” diye konuştu.
“Antalya bunu hak etmiyor”
Bakan Ersoy, 16 milyonun üzerinde turistin geldiği Antalya’nın temel altyapı problemlerini çözme konusunda yeterli olamadığını ileri sürerek, “Tüm desteğimize rağmen sosyal ve kültürel yatırımlar konusunda, şehrin hak ettiği projeler hayata geçirilmedi. Maalesef Antalya bunu hak etmiyor. Biz, Antalya’nın dünyanın en önemli turizm merkezleriyle rekabet edip bir adım öne geçmesi için çalışırken, maalesef bazı yerel yöneticilerimiz bu iddianın çok uzağında kaldılar. Eğer biz Antalya’nın küresel bir vizyonla hareket edip, rakiplerinden ayrışmasını istiyorsak yerelde de böyle iddialı bir bakış açısı geliştirmek zorundayız. Bunun için biz Antalya’nın hizmet alanında kaybedecek tek bir saniyesi dahi olmadığını söylüyoruz. Bizim şehir için çalışan, dinamik kadrolara ihtiyacımız var. Antalya’nın bugün burada olduğu gibi birbirine karşı samimi olan, birbirine gönlünü açan, dürüst, çalışkan ve üreten kadrolara ihtiyacımız var. Bu şehirde yaşayan, bu şehir için üreten, kalbi bu şehir için atan vatandaşlarımıza yönelik; ayrımcılık yapmayan, hiç kimseyi ötekileştirmeyen, herkesin inancına, kültürüne, geleneğine saygı duyan, herkese eşit davranan, adil yerel yöneticilere ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. – ANTALYA
]]>Bir dizi programa katılmak üzere Van’a gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, ilk olarak valiliğe ziyaret gerçekleştirdi. Daha sonra DoubleTree by Hilton Otelinde düzenlenen “Van Turizm Master Planı Lansmanı” programına katılarak bir konuşma yapan Bakan Ersoy, Anadolu’nun insan medeniyetinin kök salıp filizlendiği, tarihe ve insanlığın ortak kültürel varlığına biçim ve yön veren devletlerin yurt tuttuğu eşsiz bir coğrafya olduğunu söyledi. Ersoy, “Van, binlerce yıl boyunca Anadolu’nun bu özellikleriyle yoğrulmuş toprakların adıdır. Bu kadim geçmiş, bu derin birikim turizm noktasında ciddi bir potansiyeli de beraberinde getirmektedir. Bunu en doğru şekilde değerlendirerek şehrimize ve insanımıza en yüksek faydayı sunmanın gayreti içerisindeyiz” dedi.
Turizmin sadece bakanlığın gayretiyle çalışmaların yürütüleceği bir alan olmadığını ifade eden Ersoy, “Yerelden genele, sürdürülebilir bir büyüme ve gelişim istiyorsak; valilik, belediyeler, kalkınma ajansı, sanayi ve ticaret odaları, üniversiteler, turizm sektör kuruluş ve dernekleri gibi her bir paydaşımızın işbirliği içinde üzerine düşeni yapması gerekiyor. Elbette turizm noktasında yapılacak çalışmaların ortak bir payda çerçevesinde ve yine ortak hedefler doğrultusunda gerçekleştirilmesi gerekiyor. Biz 2021 yılında, Covid-19’un yaşattığı ciddi sıkıntıları göz önüne alarak ve bütün paydaşlarımızla istişare ederek, Türkiye Turizm Ana Planı’mızı güncelledik ve sözünü ettiğim ortak paydayı bütün çalışmalara temel olacak şekilde belirlemiş olduk. İl Turizm Master Planları da Turizm Ana Planımızın ortaya koyduğu bu hedef ve beklentilere göre şekillenmelidir. İller söz konusu olduğunda, geniş yetki ve sorumluluk alanları ile belediyeler en önemli paydaşımız konumundalar. O yüzden bakanlık olarak belediyelerimizden İl Turizm Master Planlarını hazırlamalarını ısrarla talep ediyoruz. Biz eğer, en önemli hedeflerimizden biri olarak turizmi 12 aya ve 81 ilimize yaymayı başaracaksak ki başaracağız, bu çalışmalar başarımıza temel teşkil edeceklerdir” diye konuştu.
“Hiçbir işimiz günü kurtarmak adına yapılmıyor”
“13 Mart’ta Samsun Büyükşehir Belediyemiz ile ilk master plan lansmanımızı yaptık” diyen Bakan Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Van’ın da Samsun’la birlikte bu alanda öncülük ettiğini görmekten büyük bir memnuniyet duydum. İl Turizm Master planları yoğun bir sürecin sonunda şekilleniyor. Sonuç vermesi için titizlikle yürütülmesi gereken bir çalışma bu. Kapsamlı literatür ve veri taramaları, örnek çalışmaların incelenmesi, arama konferansları, paydaş buluşmaları Sürekli bir iletişim ve istişare halinde, ortak aklın tesis edilmesine ve ortaya en doğru ve eksiksiz planın konulmasına çalışılıyor. Bu sürecin alanında uzman, geniş bir akademisyen kadrosunun idaresi altında bilimsel yöntemlerle yürütüldüğünü özellikle belirtmek isterim. Zira hiçbir işimiz günü kurtarmak adına yapılmıyor. Geleceği bugünden şekillendirmenin gayretindeyiz. Somut veriler ışığında doğru ve akılcı hedefler belirlemek zorundayız ki başarıya ulaşabilelim. İşte bütün bu yoğun ve karmaşık mesai Van için meyvesini vermiştir. Türkiye Turizm Ana Planı’ndaki stratejik amaç ve hedeflere uyumlu şekilde, Van’ın turizmdeki geleceği için 47 adet politika, 16 öncelikli alan ve bunlar doğrultusunda hayata geçirilmesi gereken 12 kapsamlı proje belirlenmiştir. Genel çerçevede baktığımızda; sürdürülebilir ve rekabetçi bir büyüme için etkili bir turizm yönetimi, güçlü bir altyapı, cazip ürün ve etkili tanıtım yapılması gerekliliği ortaya konulmuştur. Bu gereklilikler doğru şekilde karşılandığında ise ilin turizm gelirlerinde belirgin bir artış sağlanacağı öngörülmüştür. Gelir odaklı bu master planı Bilgehan hocamız ayrıntılarıyla anlattılar. İl sathına yayılmış bir turizm hareketi için Urartulardan Eski Van Şehri’ne ilin tüm kültürel mirasını kullanmak; Mavi Bayrak ödüllü bir plaja da sahip olan Van Gölü’nü eğlence, spor ve maceralarıyla daha büyük bir cazibe merkezi haline getirmek, gastronomiden sağlık ve kış turizmine uzanan bir ürün çeşitliliği sunmak gibi adımlar hazırlanmış. Diyebilirim ki Van Turizm Master Planı ile şehrimiz için artık detaylı bir turizm rotası çizilmiş durumda. 2027 yılı için yerli ve yabancı dahil olmak üzere toplam ziyaretçi sayısı 2 milyon 175 bin, toplam gelir miktarı ise 494 milyon dolar olarak öngörülüyor. İnşallah bu yolda birlikte yürüyecek ve bütün bu hedeflere ulaşacağız. Şehrimizin turizm çatısı altında gerek ekonomik gerek sosyal gerekse kültürel, sürdürülebilir kazanımlar elde ettiğini birlikte göreceğiz.”
“Van’a yönelik kültür-turizm yatırımlarımıza da hız kesmeden devam ediyoruz”
Bakanlık olarak bütün şehirler için var olan potansiyeli en iyi şekilde kullanmak, elde edilen kazanımları koruyarak sürdürülebilirlik çerçevesinde hedefleri sürekli daha ileriye taşımak istediklerini belirten Bakan Ersoy, “Yerelde bu çalışmaların bütünlük içinde yürütülmesi için kurduğumuz İl Tanıtım ve Geliştirme Kurullarımız, valilerimizin başkanlığında ve illerdeki paydaşlarımızın katılımıyla faaliyetlerini sürdürüyorlar. Kurullarımızın tesis ettiği bu birliktelik şehirlerimizin markalaşma süreçlerine ciddi bir ivme kazandırmıştır. Zira hem illerin tanıtımı için ayrılan kurum bütçeleri efektif şekilde kullanılır oldu hem de tek merkezden etkili ve sonuç odaklı tanıtım çalışmaları gerçekleştirilmeye başlandı. Ulusal ve uluslararası alanda ise Bakanlık olarak biz tanıtım, ürün ve pazar çeşitliliği ile nitelikli turist olmak üzere belirlediğimiz üç saç ayağı üzerinden çok kapsamlı çalışmalarla 81 ile ve 12 aya yayılmış Türk turizmi inşa etmenin adımlarını atıyoruz. Van özelinden baktığımızda, Doğu Anadolu’da en fazla yabancı turist çeken destinasyon karşımıza çıkıyor. Van’ın bu konumunu güçlendirmek ve daha da geliştirmek için TGA çatısı altında uluslararası düzeyde marka iletişim çalışmaları yürütüyor, ağırlama etkinlikleri gerçekleştiriyoruz. 2023 yılında Van’da 4 etkinlik gerçekleştirdik ve 9 farklı ülkeden basın mensubu ve tur operatörü 22 kişiyi ağırladık. Yine 29 Haziran-7 Temmuz tarihleri arasında Van’da gerçekleştireceğimiz Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında, özel olarak düzenleyeceğimiz iki etkinlikte 8 basın mensubu ve 8 influencer olmak üzere toplamda 16 kişiyi ağırlamayı planlıyoruz. 2021’de İstanbul’da başlattığımız Türkiye Kültür Yolu Festivali bugün 7 bölgemizdeki 16 farklı şehrimizde düzenlenir duruma gelmiştir. Van da artık, Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine de kabul edilen bu festivalimize ev sahipliği yapacak şehirlerimizden biridir. Gastronomisinden kültür varlıklarına, doğal güzelliklerinden tarihi mirasına Van’ı Türkiye’nin en büyük kültür, sanat ve turizm markasının bir parçası olarak dünya vitrinine çıkaracağız. Günümüz dünyasında dijital platformlar ve sosyal medya, geniş kitlelere ulaşmanın en güçlü araçları. Ülkemizdeki ağırlama etkinliklerinin arkasında yatan gerçek bu. Ancak bu alandaki faaliyetlerimiz sadece ağırlamalarla sınırlı değil. Bugün ülkelerin resmi turizm tanıtım platformları arasında lider konumda olan GoTürkiye üzerinden de Van’ın tarihi ve turistik yerlerini, doğasını, müziğini ve otantik atmosferini, gastronomisini ve rotalarını 10 farklı dilde tanıtmaya ve anlatmaya devam ediyoruz. 2023’te, GoTürkiye sosyal medya hesaplarından yapılan Van paylaşımları 5,7 milyon gösterime ulaşmıştır. Akdamar Kilisesi, Van Kalesi ile Van Tarihi Kenti ve Höyüğü olmak üzere Van’ın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesindeki kültür varlıkları hem UNESCO sayfamızda hem de UNESCO rotalarımızda yer almakta ve bunlar da yine 10 dilde tanıtılmakta ve anlatılmaktadır. Yabancı hedef kitlemize yönelik olarak İngilizce hazırlanan GoVan web sitemizin ziyaretçi sayısını artırmak ve ilimizin tanıtımını yapmak amacıyla Google Display Network üzerinden 2023 yılı Ocak- Aralık dönemi içerisinde 47 ülkede reklam çalışması yaptık ve 63 milyon gösterim rakamına ulaştık. Van’a yönelik kültür-turizm yatırımlarımıza da hız kesmeden devam ediyoruz” şeklinde konuştu.
“Türk arkeolojisinin altın çağını başlatmış bulunuyoruz”
Van-Erciş Kültür Merkezini, 2024 rakamlarıyla 180 milyon liralık bir yatırım gerçekleştirip kente kazandırdıklarını da değinen Ersoy, “Halihazırda yeni bir kültür merkezi inşaatına daha başlamış bulunuyoruz. Bu yeni merkezimiz yaklaşık 14 bin metrekare kullanım alanına sahip. İçinde 697 kişilik büyük salon, 200 kişilik küçük salon, toplantı salonları, atölyeler, fuaye ve sergi salonu, idari ofisler, teknik hacimler ve diğer hizmet alanları olacak. Van’ın kültür-sanat hayatına son derece güçlü bir katkı sunacağına inandığım bu eser, keyifli olduğu kadar verimli vakit geçirme noktasında da özellikle gençlerimiz için çok değerli bir alternatif olacaktır. Sözleşme bedeli yaklaşık 400 milyon TL olan merkezimizi inşallah 2025 yılı içerisinde tamamlamış olacağız. Kültür varlıkları noktasında da Van Akdamar Adası Bakım Onarım İşi, Van Hoşap Kalesi Restorasyonu ve Van Kalesi Aydınlatma Yapım İşi titizlikle sürdürülmektedir. Bunlarla da yetinmiyoruz. Türkiye Kültür Yolu Festivalinde olduğu gibi Van’ı yine kültür-turizm noktasında tarihimizin en önemli projelerinden biri olan Geleceğe Miras’a da dahil ediyoruz. Malumunuz ‘Kazıların 12 Aya Yayılması Projesi’ ile arkeolojide çalışmaların hızını ve kapsamını ciddi oranda artırmıştık. Şimdi Geleceğe Mirasla bu alanda yeni bir dönemin kapısını açmış ve Türk arkeolojisinin altın çağını başlatmış bulunuyoruz. Van işte bu çağın aktörlerinden biri olacak. Eski Van Şehri’ni arkeolojik kazılar, restorasyon ve çevre düzenleme olmak üzere üç koldan yürüteceğimiz çalışmalarla ayağa kaldıracağız. Bu proje hem Van hem de Türkiye turizmi için büyük bir kazanım olacak ve şehrimize çok ciddi bir katma değer sunacaktır. Şimdiden hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
“Hayata geçirilecek projeler Van için yeni bir dönemin kapısını açacaktır”
“Bugün 103 acentenin faaliyet gösterdiği Van’ın turizmde kat ettiği mesafeyi anlamamız açısından tesis ve yatak kapasitesindeki artış da önemli bir göstergedir” diyen Bakan Ersoy, “Bakınız 2002 yılında işletme belgeli konaklama tesisi sayısı 10, bu tesislerdeki yatak kapasitesi ise 1.239 idi. 2024 yılı Mart ayı itibarıyla işletme belgeli konaklama tesisi sayısı 77’ye, bu tesislerdeki yatak kapasitesi ise 6.122’ye yükselmiştir. Bu tesislerde konaklayan kişi sayısı da 97 bin seviyesinden 336 bin kişi seviyesine kadar yükselmiştir. Türkiye bugün konaklama tesisleriyle dünyada öncü ve örnek gösterilen bir ülkedir. Uluslararası olarak onaylanmış Sürdürülebilir Turizm Sertifikasyon Programımızla bu liderliği daha da pekiştiriyoruz. Van bu noktada da üzerine düşeni yapmaya başlamıştır. 25 Mart itibarıyla Van genelinde 4 tesis 3. Aşama Sertifikası, 63 tesis ise 1. Aşama Belgesi olmak üzere toplam 67 tesis sertifika/belge almıştır. 1 tesis ise belgelendirme sürecindedir. Bütün bunlar Van’da yaşanan değişim ve gelişimin sonucudur. Bugün sürmekte olan çalışmalar ve Turizm Master Planı ile birlikte hayata geçirilecek projeler Van için yeni bir dönemin kapısını açacaktır. Bugün Türkiye’ye baktığımızda 60’tan fazla ürün çeşitliliği sunan, pazar çeşitliliğini sağlamış, lise çağından başlayarak kendi nitelikli personelini yetiştiren, dünyanın en etkili ve yoğun tanıtım çalışmalarını ve yine dünyanın en yoğun arkeolojik faaliyetlerini yürüten, bütün bunlarla birlikte nitelikli turistin tercihi olmaya başlamış bir turizm ülkesi görmekteyiz. Bütün paydaşlarımızla birlikte ülkemizi bugünlere taşıdık. O yüzden biliyoruz ki daha fazlasını da yapabiliriz. Van da daha fazlasını yapabilir ve yapacak. Bugün lansmanını yaptığımız Van Turizm Master Planı şehrimizin ulaşabileceği noktayı, gerçekleştirebileceği hedefleri göstermiştir. Samsun ve Van gibi il il ülkemizin potansiyelini esere, hizmete, faydaya dönüştürmeyi sürdüreceğiz. Neticede 12 ay boyunca 81 ilinde turizm hareketi olan bir turizm ülkesi olarak Türkiye’yi lider ülkelerin arasına sokacak ve kalıcı olmasını sağlayacağız” şeklinde konuştu.
Bakan Ersoy, eski Van şehrinde “Eski Van Şehri Geleceğe Miras Tanıtım Toplantısı”na katılacak.
Programa, Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ozan Balcı, Van YYÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Şevli, Emniyet Müdürü Murat Mutlu, kurum amirleri, sektör temsilcileri ve öğrenciler katıldı. – VAN
]]>Çoğu başkan adayının, yapacakları çalışmaları anlatmakla yetindiklerine dikkat çeken Başkan Yalçın, “Biz 5 yıldır çalışıyoruz ve bu süre zarfında yüzlerce hizmet ve yatırıma imza attık. Sadece şu geride kalan 1,5 aylık seçim sürecinde bile 28 organizasyon gerçekleştirerek önemli tesis, bina ve merkezleri Talasımıza kazandırdık. Konserler ve kültür sanat etkinlikleriyle sosyal yaşama renk kattık. Yani bizde vaatler değil, yatırımlar konuşuyor.” dedi.
12 YENİ TESİS HİZMETE GİRDİ, ARALARINDA AVŞAR KÜLTÜR EVİ DE VAR
Son dönemde açılışı yapılan tesis ve yatırımlara parantez açan Başkan Yalçın, “Espor Arena ve İnovasyon Merkezi, Mehmet Karamercan Kütüphanesi, Abdullah Bağçeci Camii, Avşar Kültür Evi ve Su Medeniyetleri Galerisi’nin yanı sıra Yamaçlı, Kuruköprü, Alaybeyli, Sosun, Örencik, Çömlekçi ve Koçcağız mahallelerimizde yapımını tamamladığımız sosyal tesisleri hizmete açtık. Yani 1,5 ay gibi kısa bir sürede 12 tesisi birden hemşehrilerimizin kullanımına sunduk.” ifadelerini kullandı.
YENİLERİNİN YAPIMINA BAŞLANDI
Bunun yanı sıra düzenledikleri temel atma törenleriyle önemli tesis ve yatırımların yapımına da start verdiklerine işaret eden Başkan Yalçın, “Yalnızca Talas için değil tüm Kayseri’nin yararına olacak Mermerciler ve Taş İmalatçıları Sanayi Sitesinin temeline ilk harcı koyduk. Bununla birlikte Menekşe Siteleri kentsel dönüşüm konutlarının temelini attık. Ayrıca yine bu dönemde Ahmet Gönen Lisesi’nin yapımına başlayarak eğitime verdiğimiz önemi bir kez daha gözler önüne serdik” diye konuştu.
KENTSEL DÖNÜŞÜM KONUTLARINDA ANAHTAR SEVİNCİ
Bunlara ilave olarak engelli araçları için temin ettikleri 59 özel aracı ihtiyaç sahibi engellilere ulaştırdıklarını hatırlatan Başkan Yalçın, Harman Mahallesinde yapımını tamamladıkları 65 kentsel dönüşüm konutunun anahtarlarını hak sahiplerine teslim ettiklerine dikkat çekti.
“TALAS, ŞEHRİN KÜLTÜR SANAT MERKEZİ OLDU”
5 yıl boyunca kültür sanat alanında gerçekleştirdikleri etkinliklerle Talas’ı şehrin kültür sanat merkezine dönüştürdüklerine vurgu yapan Başkan Yalçın, “2019 bu yana tam 972 etkinliğe imza attık. Kültürel, sanatsal faaliyet denince akla Talas gelir oldu. Bunlara ilave olarak son dönemde de yine birçok sanatçıyı Kayserili hemşehrilerimizle buluşturduk. Osmanlı Kültür Sokağı’na kurduğumuz etkinlik çadırında Ahmet Özhan, Halil Necipoğlu, Resul Aydemir ve Mehmet Kemiksiz gibi tasavvuf müziğinin önemli isimlerini şehrimize getirdik ve ayrıca Prof. Dr. Yasin Pişgin konferansını gerçekleştirdik. Onun öncesinde Yücel Arzen ve İlyas Yalçıntaş konserlerine imza attık. Belediye koromuz 8 Mart Kadınlar Gününde bir konser verdi. Zincidere Göletinde amatör olta balıkçılığı yarışması düzenledik. Ramazan’a mahsus ‘Biz Pişirelim, Siz Ulaştırın’ uygulamamız devam ediyor. Yani her yönüyle dolu dolu bir dönem geçiriyoruz. ‘Mutlu mekanlar, mutlu insanlar’ mottosuyla Talas’a hizmet etmekten onur ve mutluluk duyuyoruz.” şeklinde sözlerini tamamladı. – KAYSERİ
]]>Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, Cumhur İttifakı adayı Aktaş, Bursa’nın, uzun senelerdir aralıksız devam eden, ulusal ve uluslararası festivalleriyle ünlü bir şehir olduğunu ifade etti.
Aktaş, Bursa Festivali, Altın Karagöz Halk Dansları Festivali gibi markalara ilave olarak geçen dönemde Gastronomi Festivali başta olmak üzere yeni değerlerle bu alanda önemli işlere imza attıklarını hatırlattı.
Gelecek dönemde var olan festivalleri daha da zenginleştirerek festival takvimine özel temalarda yeni festivaller ekleyeceklerini aktaran Aktaş, düzenlenen programların gerçekleştirileceği mekanlara olan ihtiyacın da üst düzeye çıktığını dile getirdi.
Aktaş, bu ihtiyaçları gidermek üzere mega projelere imza atma fırsatı bulduklarını vurgulayarak, şunları aktardı:
“Mega projenin ne anlama geldiğini anlamayan ve 20 yılda nitelikli bir etkinlik mekanı oluşturamayanlardan değiliz. Bu dönemde şehrimize iki büyük kongre ve kültür merkezi kazandırıyoruz. Bunlardan ilkini şehrimizin doğusuna Yıldırım ilçemizde gerçekleştiriyoruz. 800 kişi kapasiteli, tüm sahne sanatlarının icrasına yönelik altyapıya sahip olacak ana salonuyla birlikte sergi alanları, B2B ve workshop alanlarına sahip modern bir tesisi şehrimizin kullanımına sunuyoruz. Bu alandaki ikinci önemli eseri de Nilüfer ilçesinde inşa ediyoruz. 20 senedir yapılamadı. Onu da biz yapacağız. Yine 800 kişilik ana salon ve diğer eklentilere sahip olacak tesisimiz, yıl boyunca düzenlenecek etkinlikler sayesinde şehrimizin kültür sanat hayatına önemli katkılarda bulunacak.”
Çekirge Teras projesi
Uzun senelerdir atıl vaziyette kalan Çelik Palas’ın ek otel yapısını yıkarak şehir silüetindeki olumsuz etkiyi kaldırdıklarını hatırlatan Aktaş, “Bu alanı her yaştan şehirlinin gurur duyacağı, yenilikçi yaklaşımla oluşturulan kullanımlarıyla sosyo-kültürel bir merkez olarak hizmete sunuyoruz. Çekirge Teras Sosyal ve Kültürel Tesis, Bursa’ya hayat verecek. İnşaat çalışmaları devam eden ve önümüzdeki yıl içinde tamamlayacağımız projemizle Modern Sanat Müzesi, Akıllı Şehircilik İnovasyon Merkezi, Hayat Boyu Sağlık Merkezi, spor alanları, kütüphane, E-spor ve Dijital Gençlik Merkezi, kültür-sanat atölyeleri gibi çağdaş kullanımları panoramik Bursa manzarası eşliğinde halkımızın hizmetine sunacağız.” açıklamasında bulundu.
Motospor kompleksi ve Mudanya Su Sporları Merkezi
Aktaş, Bursa’da off-road, enduro, drift, tuning, moto cross gibi motor sporlarına olan rağbetin her geçen gün arttığını gözlemlediklerini anlattı.
Bu sporların düzenli, güvenli ve nitelikli bir şekilde yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan “Motospor Kompleksi”ni bu dönemde kente kazandıracaklarını belirten Aktaş, “Sahillerimizi su sporlarıyla da öne çıkarmayı hedefliyoruz. Yelken, kano, dalış ve buna benzer su sporlarımızı geliştirmek ve bu branşlarda hizmet veren kulüpleri bir çatı altında toplamak, bu branşlarda şampiyon sporcular yetiştirmek üzere Mudanya Su Sporları Merkezini de şehrimize kazandıracağız.” ifadelerini kullandı.
Ata Sporları Kamp Merkezi
İznik’te 2022’de düzenlenen Dünya Göçebe Oyunları’nın vatandaşlardan büyük ilgi gördüğünü dile getiren Aktaş, okçuluk, binicilik, mas güreşi, matrak gibi geleneksel spor dallarına yönelik eğitim kampı şeklinde hizmet verecek ‘Ata Sporları Kamp Merkezi’ni de İznik Gölü kenarında devreye alacaklarını bildirdi.
Ekonomik ömrünü doldurduğu için yıkımı yapılan Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda çalışmaların temel atma töreniyle başladığına değinen Aktaş, proje doğrultusunda 18 bin 900 metrekare inşaat alanlı, 3 bin 100 seyirci kapasiteli tüm birimleriyle kompleks halde yeni Atatürk Kapalı Spor Salonu’nu gelecek dönemde aynı yerinde şehrin hizmetine sunacaklarını aktardı.
Büyükşehir Belediyesi şehrin batı bölgesine artan talepler doğrultusunda yeni bir spor kompleksi kazandıracaklarına işaret eden Aktaş, bünyesinde futbol sahası, yüzme havuzu, salon sporları, tenis ve squash gibi branşları barındıran “Batı Spor Kompleksi” ile bölgenin önemli bir ihtiyacını da karşılayacaklarını sözlerine ekledi.
]]>Fatih Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan FSM Kültür ve Spor Merkezi’nin açılışı bugün düzenlenen program ile gerçekleştirildi. Programa Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, eski Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ve Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan ve çok sayıda vatandaş katılırken, Gençlik ve Spor Bakanı Bak’ın ilk topu atmasıyla yapılan basketbol maçının sonunda Fatih Belediye Başkanı Turan, katılımcılara hediyelerini takdim etti.
“Türkiye spor devrimi yaşamaktadır”
Açılış programında konuşan Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, “Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak bizim en önemli görevlerimizden biri bağımlılık ve uyuşturucuyla mücadele etmek. Dolayısıyla okullarımızda spor salonlarının yapılmasını ve çocuklarımızın, gençlerimizin spora kanalize olmalarını, sporun tabana yayılmasını çok önemsiyoruz. O yüzden şu an içinde bulunduğumuz tesis, havuzuyla, kültür merkeziyle, salonuyla çok özel bir proje. Hem öğrencilerimize hizmet ediyor hem bölgenin insanlarına, halkına hizmet ediyor hem de buradaki kültürel faaliyetlere ev sahipliği yapıyor. Ergün Turan Başkanı ve ekibini gerçekten tebrik ediyoruz. Dediğimiz gibi Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak biz Türkiye’nin dört bir yanında eserler yapmaya spor tesisleri yapmaya devam ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın sporun içerisinden gelmesi bizim için bir avantaj. Verdiği talimatla biz Türkiye’nin dört bir yanında tesisler yapıyoruz. Türkiye bir spor devrini yaşamaktadır son 22 yılda. Türkiye olarak bir spor ülkesi olma yolunda çok ciddi adımlar attık ve başarılı organizasyonlar aldık” dedi.
“Türkiye Avrupa’nın ve dünyanın en modern stadyumlarına sahip”
Bakan Bak, “2032 Avrupa Futbol Şampiyonasını Türkiye’yle İtalya organize edecek. Bunun sebebi ne? Türkiye Avrupa’nın ve dünyanın en modern stadyumlarına sahip. 36 tanesi bitti 5-6 tanesi de devam ediyor. Türkiye en modern stadyumlarına sahip. Dolayısıyla bizim ülkemiz Avrupa Dünya Şampiyonaları organize ediyor. Pek çok organizasyonu başarıyla gerçekleştiriyor. Ayrıca bizim Milli Eğitim Bakanlığımız çok etkin bir uygulamamız var. Yetenek taraması uygulaması var. Bu yetenek taraması uygulamasıyla yaklaşık bu zamana kadar ilkokul üçüncü sınıfa giden çocuklardan 4 buçuk milyonunun yeteneğin taramasını yaptık gücünü, sıçrama kabiliyetini ve esneklikle başlamak üzere uygun spor branşlarına yönlendiriyoruz ve bütün herkesi biz spora davet ediyoruz. Tekrar burada velilere söylüyoruz, ailelere söylüyoruz. Çocuklarınızı alın spor tesislerine getirin. Belediyelerin tesislerine getirin, bizim tesislerimize getirin. Burada çok iyi bir şekilde hem belediyeyle bakanlık arasında çok müthiş bir uyum var” ifadelerini kullandı.
“Fatih’te Ergün Turan çok güzel ve kalıcı işler yaptı”
Fatih Belediye Başkanı Turan’ın kültürde, sanatta, insanlara dokunarak güzel eserler yaptığını söyleyen Bakan Bak, “Fatih’te Ergün Başkan çok güzel ve kalıcı işler yaptı. Kültürde, sanatta, insanlara dokunarak güzel eserler yaptı. 31 Mart’ta ne diyeceğiz? Fatih’te Ergün Turan ile devam diyeceğiz. Yine ortaya koyduğu eserlerinin devamını bekliyoruz. Biz de yanında olacağız, destekleyeceğiz. Pek çok organizasyonda bunları yapıyoruz. 2024 Paris Olimpiyatları yaklaşıyor. Çok az bir süremiz kaldı. Bu süre içerisinde inşallah başarılı sonuçlar elde etmeyi hedefliyoruz. Oradan bayrağı göndere çektireceğiz. İstiklal Marşı’nı çaldıracağız. Türkiye böyle bir ülke. Güçlü bir Türkiye var. Sporda güçlü bir Türkiye var. Her yönüyle güçlü bir Türkiye var. Kendi savaş uçağını yapan tankını yapan ve bölgede güçlü bir ülke var. Bu da kim ile? Recep Tayyip Erdoğan’la beraber. O yüzden İstanbul’da Murat Kurum, Fatih’te Ergün Turan’la yola devam diyoruz” diye konuştu.
“Havuzuyla, salonuyla ve konferans salonuyla hakikaten örnek bir tesis”
FSM Kültür Merkezi’nin tamamlanmasından büyük mutluluk duyduğunu söyleyen eski Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu da, “Fatih, benim hayatımda, gönül dünyamda çok özel yeri olan bir beldemiz. Böylesine bir tesisin burada olması, buraya kazandırılması ve tabii bugün halkımızla, gençlerimizle buluşuyor olması benim için de büyük bir mutluluk. Bu çorbada tuzumuz varsa ne mutlu bize. Bizler için çok büyük bir onuz, büyük bir mutluluk. Fatihimiz için, gençlerimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun, uğurlu olsun. Hamdolsun çok şeyler değişti. Çok güzide bir tesis. Hem mahallelinin faydalanacağı, hem buradaki güzel öğrencilerimizin faydalanacağı dolu dolu havuzuyla, salonuyla mükemmel bir konferans salonuyla hakikaten örnek bir tesis” dedi.
“Spor alanında dezavantaj olan Fatih’i avantajlı bir ilçe haline getirdik”
Fatih’i beş yılda sportif alanlar açısından en avantajlı bir ilçe haline dönüştürdüklerini söyleyen Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan, “Biz Gençlik ve Spor Bakanlığımızın destekleriyle Fatih’i beş yılda sportif alanlar açısından avantajlı bir ilçe haline dönüştürmeye başladık. FSM Kültür ve Spor Merkezi de bunlardan bir tanesi. İnanıyorum ki bu eser özellikle bölge insanlarının da yoğun kullanmasıyla birlikte 7 gün 24 saat çalışacak bir tesis haline gelecek” ifadelerini kullandı.
“Tüm projelerimizi nitelikle ve bölgeye değer katacak anlayışla yapıyoruz”
Fatih’te yapılan tüm projelerin bir felsefesi olduğunu, nitelikli ve bölgeye değer katacak anlayışla yaptıklarını söyleyen Başkan Turan, “FSM Kültür ve Spor Merkezi, hem mimarisi hem de ambiyansıyla bölgeye değer katacak inşallah. Yüzme havuzu tamamlandığında bölgedeki insanların ciddi bir ihtiyacını karşılamış olacak. İnşallah önümüzdeki dönemde de bu eserlerimizin, tesislerimizin sayısını artıracağız. Sayın Bakanlarımıza, projede her aşamada emeği geçenlere teşekkür ediyorum” diye konuştu. – İSTANBUL
]]>TBMM Başkanı Kurtulmuş, Meclis’te, 21 Mart Nevruz Bayramı dolayısıyla Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Sultan Raev ile üye ülkelerin kültür ve sanat elçilerinden oluşan heyeti kabul etti. Kurtulmuş, kabulde yaptığı konuşmada, 21 Mart’ta, asırlardır çok geniş Türk coğrafyasında, Türk illerinde “bahar bayramı”, “nevruz” ve “yeni gün”ün kutlandığını söyledi.
21 Mart’ın kıştan uyanışın, yeni bir güne başlayışın; baharın, bolluğun, bereketin, yeniden dirilişin ve insani olarak güzel hasletleri bir kere daha hatırlatmanın bayramı olarak kutlandığını ifade eden Kurtulmuş, “Bu vesileyle hem Türk dünyasının hem dost ve kardeş coğrafyaların hem de bütün insanlığın barış, huzur ve esenlik içerisinde yaşamasını, nevruzla birlikte gelen yeni günün insanlığa hayırlar getirmesini temenni ediyorum” diye konuştu.
Türk dünyasının son yıllarda derlenip toparlanma içerisinde olduğunu belirten Kurtulmuş, Türk Devletleri Teşkilatı’nın ciddi bir topluluk haline geldiğini, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi’nin parlamentolar arasında yakınlaşmayı temin ettiğini, TÜRKSOY’un ise Türk devletleri arasında kültürel işbirliği ve Türk kültürünün yaygınlaştırılması bakımından önemli hizmetler gördüğünü kaydetti.
Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Orta Asya’dan Avrupa’nın içlerine kadar uzanan bu coğrafyada yer alan Türk devletler topluluğunun gelişmesi, aralarındaki ticari, ekonomik, siyasi, teknolojik, kültürel işbirliklerini artırması dünya barışı için önemli bir teminatıdır. Çünkü dünyanın bu kadar büyük problemler yaşadığı, büyük çatışmaların, gerilimlerin yaşandığı bir dönemde dünyanın tam da ortasında yer alan Türk Devletleri Teşkilatı’na üye devletlerin işbirliğinin dünya barışına katkısı olacağını düşünüyoruz. Yeni bir gün, yeni bir başlangıç olarak kabul ettiğimiz bugünde, dünyanın içinde bulunduğu sorunlarından kurtulabilmesi için temennilerimizi ifade ediyoruz.”
İsrail’in saldırıları sonucu Filistinlilerin soykırım boyutlarına varan büyük bir katliamı yaşadığını ifade eden Kurtulmuş, Türk dünyası olarak Filistin topraklarındaki vahşetin karşısında, Filistinlilerin yanında durduklarını; yapılanların da vahşet olduğunu bir kere daha hatırlatmak istediklerini vurguladı.
Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“21 Mart’ta gelen yeni günle her şeyden evvel, dünyanın farklı yerlerinde yaşayan mazlum ve mağdur milletlerin, içinde bulundukları bu zor şartlardan kurtulmalarını temenni ediyoruz. Gazze’den Doğu Türkistan’a kadar çok geniş coğrafyalarda yaşanan zulümlerin, haksızlıkların, baskıların ortadan kaldırılmasını temenni ediyoruz. Bunun için de insanlık aleminin insani değerler etrafında, bütün insanların yaratılışta eş olduğu anlayışıyla bir araya gelmesini ve bu sorunların çözülebilmesini ümit ediyoruz. İnsanlığın en temel hususiyetlerinden birisi, zalime ‘Sen zalimsin’ diyerek zulmü önleyebilmek, mazlumun da elinden tutabilmektir. İnsanlığın, bu kabiliyetini yitirmemesini ümit ederiz. Türk dünyasının insanları olarak dünyanın her yerindeki mazlum milletlerle dayanışma ve işbirliği içerisinde olmayı sürdüreceğiz.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Nevruz Bayramı dolayısıyla Bakanlıkta TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev ve beraberindeki heyeti ağırladı. Programda Bakan Ersoy ile Genel Sekreter Raev, Türk tarihinde doğumun ve üretkenliğin sembolü olan yumurta tokuşturma geleneğine de uyarak yumurta tokuşturdu. Programda konuşan Bakan Ersoy, Nevruz’un büyük bir coğrafyada asırlardır bayram havasında kutlandığını belirterek, “Nevruz, kalpleri sevgi, dayanışma ve müsamahayla dolu milyonlarca insanı birleştiren bir kutlu gün. Nevruz; birleştirici gücüyle bizleri dil, din, mezhep ve inanç, etnik köken ve siyasi görüş farklılıklarına takılmaksızın bir müşterekte buluşturmaktadır. Nevruz hem çetin geçen kış aylarının ardından tabiatın uyanışının, renklenmesinin sembolü hem de insanların arınmasının, yenilenmesinin, yaşama sevinciyle dolmasının bir işaretidir” diye konuştu.
Dünya genelinde çatışmaların ve savaşların hiç eksilmediğine dikkati çeken Ersoy, Nevruz gibi bayramların içerdiği değerler doğrultusunda layıkıyla kutlanmasının sevgi, kardeşlik ve barış mesajlarının dünyada daha da fazla ve güçlü bir biçimde yayılmasına katkı yapacağını vurguladı. Bakan Ersoy, Nevruz Bayramı’nın Türkiye, Afganistan, İran, Irak, Kazakistan, Azerbaycan, Hindistan, Pakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın UNESCO’ya sunduğu ortak dosya ile UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedilerek, tüm insanlığın ortak mirası ilan edilmiş bir bayram olduğunu sözlerine ekledi.
“TÜRKSOY dünya ölçeğinde teşkilat olma yolunda ilerlemektedir”
Türk coğrafyasında küresel ölçekte güçlü bir etkileşim sağlayan TÜRKSOY’un çalışmalarının her türlü takdirin üstünde olduğunu söyleyen Ersoy, “Kuruluşundan itibaren üye ülke devlet başkanlarının himayelerinde yol alan TÜRKSOY, kültürel ve sanatsal aidiyetinin, birikiminin yansımalarından oluşan etkinliklerini dünya ölçeğinde yaygın ve bilinir kılarak küresel çapta uluslararası bir teşkilat olma yolunda ilerlemektedir” dedi.
Bakan Ersoy, TÜRKSOY heyetini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Siz değerli TÜRKSOY heyetini ortak kültürel değerlerimiz ile örf ve adetlerimizin varlığını güçlendirerek sergilenmesine vesile olan Nevruz Bayramımızda ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti bir kez daha ifade ediyorum. Sizlerin ve müşterek gönül ve kültür coğrafyamızda yaşayan kardeşlerimizin barış, esenlik, dostluk, paylaşma ve dayanışmanın günü, baharın müjdecisi Nevruz Bayramı’nı kutluyorum” ifadelerini kullandı.
“Birleşmiş Milletler sahnesinde büyük Nevruz kutlaması düzenleyerek bu ulu bayramımızı taçlandırdık”
TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev ise, Nevruz Bayramı’nın teşkilatları ve üye ülkelerin girişimleriyle tüm insanlığa mal olduğunu hatırlatarak, “Türk coğrafyasında yüzyıllardır kutlanan Nevruz’u dünya halklarının ortak kültür değeri olarak öne çıkarma çalışmalarımızın somut sonucunu görmek bizleri ziyadesiyle memnun etmiştir. 21 Mart’ın Uluslararası Nevruz Günü olarak kabul edilmesinin ardından Teşkilat olarak 100’den fazla sanatçının katılımıyla Birleşmiş Milletler sahnesinde büyük Nevruz kutlaması düzenleyerek, bu ulu bayramımızı taçlandırdık” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından yerel kıyafetleriyle programa katılan sanatçılar, dombra, komuz ve kobuz gibi geleneksel Türk çalgılarıyla Nevruz Bayramı temalı şarkılar seslendirdiler. Programa Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev’in yanı sıra TÜRKSOY’un Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kırgızistan temsilcileri ve yöresel Türk şarkıları seslendiren sanatçılar katıldı. – ANKARA
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, yenileme çalışmaları tamamlanan Ulus 100. Yıl Meydanı’nın açılışını yaptı. Yavaş, “Ulus bölgesi sadece Cumhuriyet dönemimizin değil, Cumhuriyet dönemi öncesinde de zengin bir tarihsel ve kültürel mirası içindedir. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi de Ulus’u aynı zamanda millet iradesinin vesikası haline getirmiştir. Son birkaç on yılda yaşanan gerilemeyi durdurup, burayı turizm kenti haline getirmek bizim en büyük projelerimizden birisidir” dedi.
ABB Başkanı ve CHP Başkan Adayı Mansur Yavaş, bugün Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yenileme çalışmaları tamamlanan 100. Yıl Meydanı’nı hizmete açtı. Açılışa, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Yenimahalle Belediye Başkan Adayı Fethi Yaşar, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, Altındağ Belediye Başkan Adayı Ramazan Değerli katıldı.
Yavaş açılışta yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“BURAYI TURİZM KENTİ HALİNE GETİRMEK BİZİM EN BÜYÜK PROJELERİMİZDEN BİRİSİDİR”
“Ulus neden değerli? Şu anda toplandığımız Ulus bölgesi sadece Cumhuriyet dönemimizin değil, Cumhuriyet dönemi öncesinde de zengin bir tarihsel ve kültürel mirası içindedir. Ulus Antik ve Osmanlı dönemlerinin izlerini taşımaktadır. Roma Caddesi, Jülyen Sütunu, Agustus Tapınağı, Bizans Dönemi kalıntıları, Hacı Bayram Veli Cami ve hepimizin bildiği birçok tarihi an bunlara örnek olarak verilebilir. Ulusun bizler için en değerli tarihi ise Cumhuriyet dönemiyle başlamıştır. Cumhuriyet tarihimizin en kıymetli merkezleri Ulus’ta yer almaktadır. Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet dönemimizle Ulus, ülkemizin dört bir yanından gelen farklı sosyolojilere ait insanları buluşturmuş, birbirinden farklı görüşleri olan bu insanlar tek bir hedef için harekete geçmiştir. O hedefin adı vatan sevdasıdır. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi de Ulus’u aynı zamanda millet iradesinin vesikası haline getirmiştir. Bu bölge çok uzun yıllar Ankara’nın politik, bürokratik, finansal, kültürel ve ticari merkezi olmuştur. İşte Ulus dünyadaki örneklerin de olduğu gibi bizim için çok önemlidir. Tarihimiz, kültürümüz ve zenginliğimizdir. Son birkaç on yılda yaşanan gerilemeyi durdurup, burayı turizm kenti haline getirmek bizim en büyük projelerimizden birisidir.
Ben 2009 yılında aday olduğumda Ankara’ya turist getireceğim dediğimde herkes şunu soruyordu; Ankara’ya niçin turist gelsin? Ben de Ankara’ya bir de benim gözümle bakın diye bir animasyon yaptırmıştım. Beypazarı’nda da ilk önce Beypazarı’nı turizme açacağım dediğimde belki hiç kimse inanmadı. Şöyle söylemiştim onlara; gün gelecek gelen turistlerden siz buralarda gezemeyeceksiniz demiştim. Gün geldi o projeyi gerçekleştirdik. ve çarşı içine gelmeyin diye anons etmek durumunda kaldık. İşte Ulus bölgesini tarihi kent merkezi olarak inşallah önümüzdeki günlerde turistlerin yoğun olarak gezdiği esnafın para kazandığı bir alan olacak. Buradaki projelerimizin içinde Ulus’taki trafiğin tamamının yer altına alınma projesini Kültür Tabiat Varlıkları’na sunduk. Yeniden zemin altında bir jeoradar incelemesi kararı verdiler. İnşallah önümüzdeki dönem bu jeoradar incelemesini düzgün çıktığı takdirde bir sorun olmadığı takdirde trafiği tamamen yerin altına alarak belki de Ankara’nın en büyük meydanını burada gerçekleştirmiş olacağız.
“100. YIL MEYDANI ANKARA’NIN TARİHSEL DOKUSUNUN TAM KALBİNDE KÜLTÜRLERİN BULUŞMA NOKTASI OLACAK”
Bugün şu açılışını yaptığımız 100. Yıl Meydanı çevresinde tarihi yapıların tam kalbinde ve Ankara halkına nefes aldıracak. Proje yeşil dokusu ve otopark sorununa çözüm niteliğinde katlı otoparkıyla hizmet verecek. Projede otopark dışındaki alanlardan yeşilin Başkenti Ankara’ya yakışıyor. Ankara’nın iklim ve dokusuna uygun olarak farzlı türde 300 tane ağaç dikildi. Toplam alanın 8 bin metrekare olan bu alanda 2 bin metrekare büyüklüğünde ana meydan, peyzaj alanları ve toplam 214 araç kapasiteli iki katlı otopark yer alıyor. Otomasyon sistemiyle hizmet verecek otopark alanında kapasite durumunu online olarak takip etmek de mümkün olacak. Ayrıca projede tüm alana hizmet edecek kafeteryada yer almaktadır. 100. Yıl Meydanı Ankara’nın tarihsel dokusunun tam kalbinde kültürlerin buluşma noktası olacak.
“BU PROJEYİ 161 MİLYON LİRA MALİYETTE TAMAMLADIK”
biliyorsunuz şeffaf belediyenin Türkiye’de öncüsüyüz. Bu projeyi 161 milyon lira maliyette tamamladık. Başka Ulus’ta neler yaptık? Ankara Kalesi dış kale sur duvarlarının restorasyonuna başlandı. Tescilli Roma yolu düzenlemesine başlandı. Anafartalar caddesi sokak sağlıklaştırması ve kentsel tasarımına başlandı. Kentsel sit alanı içerisinde dört adet çeşme restorasyonu. Hükümet Caddesi ve Çevresi Düzenleme Projesi, Hamidiye Camii Restorasyonu, Anafartalar Belediye Çarşısı, şu karşıda gördüğünüz çarşı tamamen yenilendi. İki katı teknokent, bir katı mesleğe ilk başlayan avukatlara tahsis edildi. Ayrıca Ankara’daki esnaf odalarını da ayrıca tahsis ettik ki Ulus tekrar eski cazibesine kavuşsun diye. İçkale’de birinci etap sokak sağlıklaştırma projesi bitti. İkinci etap sokak sağlıklaştırma projesi bitti. İçkale üçüncü etap sokak sağlıklaştırma projesinin ihalesi yapıldı. O da bu yıl bitecek. Ankara Kalesi ve civarına çıkıldığı zaman artık orada restorasyonu yapılmamış hiçbir ev kalmayacak. Roma Tiyatrosu restorasyonu bitirildi. Arkeopark düzenlemesi yapıldı. Ayrıca alt kısmımızda Gençlik Parkı Kültür Merkezi ve Şehir Tiyatroları yenilendi. Anafartalar Çarşısı’nın üst kısmına bir park yaptık. Ulus Hali’ni yeniledik. Anafartalar Çarşısı’nı sıfırdan yeniledik. Eski Gençlik ve Spor Müdürlüğü’ne EGO Genel Müdürlüğü taşındı. Ulus iş hanının tadilatı yapıldı ve son olarak da Yüzüncü Yıl Meydanı ve kapalı otopark yapıldı. Artık Ankara’ya gelenler gardan başlamak üzere bir tarafı da Sıhhiye’den başlamak üzere Ulus’a gelecekler. Burada İş Bankası binası da aynı zamanda müze olarak düzenlendi. Roma Hamamları bizdeydi, Kültür Bakanlığı aldı, kendisi restore edecek. Buradan ilerlediğimiz zaman, Bent Deresi’ne kadar restorasyonu yapılmadık, hiçbir yer kalmıyor. Ayrı zamanda Hacı Bayram’da da böyle bir çalışma yapılmıştı. Hacı Bayram Kale, aynı zamanda Hıdırlık tepesi tamamen gezi alanı olarak düşünün turistler için Roma Tiyatrosu, Arkiolojik Park ile beraber aynı zamanda Anafartaların devamında Çıkrıkçılar yokuşuna iki defa ihaleye çıktık giren olmadı. Orayı da ihale ettikten sonra yaptıktan sonra Hamamönü bölgesi ile birleştirip dünyanın çeşitli yerlerine gittiği zaman tümüyle gönderen eski tarihi kent merkezi tümüyle ayağa kalkmış olacak ve Mansur Yavaş’ın en marka projelerinden birisi de Ulus düzenlemesi olacak. Bu harcamalara şimdiye kadar ne kadar para harcadık? Güncel tutarlarıyla 1 milyar 200 milyon lira civarında para harcandı. Ulus’u ayağa kaldırmak için inşallah söylediğim gibi burası marka bir proje olacak ve dünya başkentlerine yakışır bir şekilde, onlarla yarışan Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği Ankara’yı inşallah hep birlikte gerçekleştireceğiz. Yaptığımız bütün çalışmalar şeffaftır. Halka hesap vermek bir zorunluluktur.
“KAMU YÖNETİCİLERİ GÖREVE BAŞLADIĞIYLA BIRAKTIĞI ZAMANKİ MAL VARLIĞINI AÇIKLAMALIDIR”
Yaptığımız bütün çalışmalar şeffaftır. Halka hesap vermek bir zorunluluktur. Mal beyanımı ben açıkladım. Rakiplerimiz de açıklamaya başladılar ama bugünkü basına düşen yazıları gördüğünüz zaman bir sürü spekülasyon var. Ben de dün bir televizyon yayınında şunu söyledim; 1999 yılında Beypazarı’nda ilk belediye başkanlığı yaptığımdan bugüne kadar bütün banka hesaplarım incelemeye açıktır. Hiç kimseden sakladığım hiçbir şeyim yoktur. Kamu yöneticileri böyle olmalıdır. Göreve başladığıyla bıraktığı zamanki mal varlığını açıklamalıdır. Bu sadece Mansur Yavaş için değil, Türkiye’deki görev yapan bütün belediye başkanlarını kapsar. Ancak böyle olduğu takdirde bu insanlar arasındaki gelir adaletsizliği, fakirliği, yoksulluğu önlemenin imkanı yoktur. Bu şekilde ancak yolsuzluk ve israf ortadan kalkacaktır. Biz de Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak bunun öncülüğünü yapmaktan gurur duyuyoruz.”
]]>Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Sultanahmet’teki müzede düzenlenen açılışta yaptığı konuşmada, ramazan ayında özel bir serginin açılışını yapmaktan mutluluk duyduklarını söyledi.
Yazgı, tarihte unutulan bir kavram olan Surre Alayları’nın İslam inancındaki yardımlaşma kültürünün önemini ortaya çıkardığını, kilometrelerce uzunluğundaki bu alaylara hem sarayın ve padişahın hem de halkın hediyelerini verdiklerini kaydetti.
Bu kültürün şimdiye de yansıtılması gerektiğine işaret eden Yazgı, “Osmanlı dini, dili, ırkı ne olursa olsun yardıma ihtiyacı olan her milletin yanında oldu. Şu an Türkiye Cumhuriyeti de bunu yapıyor.” dedi.
“Sergi bize tarihi kimliğimizi ve kişiliğimizi hatırlatacak”
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, en son İstanbul’dan hareket eden Surre Alayları’nın 1915’te Mekke’ye, 1918’de ise ancak Şam’a kadar ulaşabildiğini belirterek, “Osmanlıların hem Mekke’ye hem de Medine’ye ve hacca verdiği önemi, hürmeti, İslam dünyasındaki hakimiyetini ve büyük devlet oluşunu gösteren uluslararası bir törenin güzel hatırasını yad etmek için buradayız.” ifadesini kullandı.
Serginin ortaya çıkmasına katkıda bulunanlara teşekkür eden Yılmaz, “İnanıyorum ki Surre Alayları aslında Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyet alanını, Haremeyn’e bakışını, İslam dünyasının bu dağınık günlerinde Gazze’de Filistin’de yaşananlar ortadayken kıymetini bir kere daha hatırlatıp bize tarihi kimliğimizi ve kişiliğimizi hatırlatacaktır.” değerlendirmesini yaptı.
Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir ise “Bağcılar Belediyesi olarak kültür ve sanat anlamında özellikle önümüzdeki dönem inşallah ilçemizi çok daha ileri noktalara götürme gayreti içerisindeyiz. Bunu da önemli bir adım görüyoruz. Böylesine güzel bir mekanda çok özel bir serginin paydaşı olmak bizim için çok kıymetli.” açıklamasında bulundu.
Programa ayrıca İstanbul Vali Yardımcısı Özlem Bozkurt Gevrek, TİEM Müdürü Ekrem Aytar, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüsrev Subaşı ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Rektörü Prof. Dr. Handan İnci Elçi’nin de arasında bulunduğu kültür ve sanat dünyasından davetliler katıldı.
Surre Alayları ve sergi hakkında
Tarihte her yıl hac döneminden önce Mekke ve Medine halkına gönderilen para, altın, Kabe örtüsü ve değerli eşyalardan oluşan hediyeler “Surre” olarak isimlendiriliyor.
Geçmişi Abbasilere kadar uzanan, asıl gelişimi Osmanlılar döneminde sağlanan Surre Alayları, hacca gidemeyenlerin hediyelerinin Haremeyn’e taşındığı, Mekke ile Medine’de ise dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanların bu coşkuya ortak edildiği bir gelenek olarak kayıtlarda yer alıyor.
Mekke-i Mükerreme’ye son Surre Alayı’nın 1915’te ulaştığı, 1918’de Üsküdar’dan yola çıkan Surre Alayı’nın ise Şam’da kaldığı ve 1. Dünya Savaşıyla Surre-i Hamayun geleneğinin sona erdiği biliniyor.
Sergide Surre-i Hümayun’u, Müslümanların kutsal yolculuğunu, hac kafilelerini, hac mekanlarını ve tarihi hatıralarını yansıtan gravür, resim ve eski fotoğraflar yer alıyor.
TİEM ve İstanbul Türbeler Müdürlüğü envanterindeki eserlerin de ziyaretçilerin beğenisine sunulduğu sergi, 14 Nisan’a kadar görülebilecek.
]]>Talas Belediyesi, Sultan Abdulhamid Han’ın önemli paşalarından Ali Saip Paşa tarafından tamir ve tadilatı yapılarak insanların su ihtiyacının karşılandığı 166 metre uzunluğunda ve 900 metreküp su kapasitesine sahip olan ve yıllarca saklı kalan sarnıcı gün yüzüne çıkardı. Kiçiköy Mahallesi’nde bulunan tarihi Gölbaşı Meydanı’ndaki açılış törenine, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm ve davetliler katıldı.
“Su yaratılışın temelidir”
Programın açılış konuşmasını yapan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, “Açılışını yapacağımız su sarnıcımız 2 bin yıllık kaya oyma mekan kültürünün gönüllü olarak yüzyıllardan beri varlığını devam ettirip günümüze ulaşan nadir su sarnıçlarındandır. Bu sarnıca sular Erciyes Dağı’ndan 37 kilometrelik kanallardan geliyor. Başlıca su kaynağımız Erciyes’e de buradan selam olsun. 19. Yüzyılda Ali Saip Paşa tarafından tamir ve tadilatı yapılarak insanların su ihtiyacı karşılanmış oluyor. 900 metreküp su kapasitesine sahip bu mekanda bin metrekarelik alan su medeniyetleri galerisi olarak vatandaşlarımızın hizmetinde olacak. 1 damla sudan yaratılan, su içerisinde serpilen, su kenarına yurt kuran, temizliğini su ile yapan, hayatını su ile devam ettiren ve mahrum kaldığında hayatı sona eren insan için su daha ne olsun. Su yaratılışın temelidir. Bütün medeniyetler onun etrafında kurulmuş. Medeniyetin banisi, tamamlayıcısı ve taşıyıcısı sudur. Su kültürümüzde bir dayanaktır. Medeniyet köprüsünün baş mimarı sudur. Su sadece insana değil, şehirlere de hayat verendir. Şehir ve medeniyetler suya yakınlıkları mesafesinde ayakta kalırlar. Suyun olmadığı yerde şehir kurulamaz. Su sadece hayatı sürdürmek için zorunlu değil, ekonomik, siyasi ve kültürel değerde de başroldedir. Yani su besin zincirinin de lokomotifidir. Hiç azalmayacağını zannettiğimi suyun artık tehdit altında olduğuna hepimiz vakıfız. Bu su galerisinde kendinize ait izleri bulacaksınız. Eşyanın hafızası vardır. Bu denli zenginlik kaynağımızı tasarruflu kullanmak gerektiğini de çocuklarımıza alıştırmak mümkün olacaktır” ifadelerini kullandı.
“Mustafa başkanımızı tebrik ediyorum”
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç da, “Mustafa başkanımızı tebrik ediyorum. Her alana dokunan kültürel çalışmaları, sosyal içerikli ve gençlerimize yönelik gayretleri var. El ele vererek çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Burada su konusu olunca bir müjde verelim istiyorum. suda yüzde 30 indirim yapıyoruz. Daha önce de yüzde 20 yapmıştık. Büyük bir fedakarlık yapıyoruz. Kayseri Büyükşehir Belediyesi sağ olsun. Belediye sizlerin belediyesi. Fedakarlık yapma zamanıdır. Enflasyonla mücadele etme zamanıdır. O yüzden üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. Su fiyatlarına yüzde 50 indirim yapmış olduk. Gönlümüz ister ki bedava verelim ama bin kişi çalışıyor” dedi.
“Bu sarnıcında kıymetli hizmet olduğunu düşünüyorum” diyen AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler de, “Hayatı kültür sanatın güzelleştirdiğine inanırım. Bu kadim şehirde tarihi eserlerimizi gün yüzüne çıkarmak kadar bunları hafıza müzeleri olarak bugün ki nesiller ile buluşturmak büyük önem taşıyor. Müzeler bu tarihi hafızanın korunduğu ve gelecek nesillere aktarıldığı en güzel mekanlardır. Bu sarnıcında kıymetli hizmet olduğunu düşünüyorum. Tematik müzelere insanlar ilgi gösteriyor. Su da en önemli temalarımızdan biridir. Su her şeyden önce hayatın kaynağıdır. İslam medeniyetinin en önemli özelliklerinden bir tanesi de temiz sudur” diye konuştu.
Konuşmaların ardından dua edildi ve kurdele kesilerek galerinin açılışı gerçekleştirildi. – KAYSERİ
]]>Yazgı, Keşan ilçesinde Keşan Kent Müzesi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Çanakkale Zaferi’nin, bir millet olarak var oluşun mücadelesi olduğunu söyledi.
Türk milletinin, şanlı zaferin 109. yılını kutladığını anımsatan Yazgı, “Hiçbir şey kolay olmadı. Cephede savaşan askerlerimiz Mehmetçik kadar yaralılarımızın da tedavi edilip onların tekrar cepheye gitmesini sağlayan önemli noktalar vardı. Bu noktaların bir tanesi de Keşan’dı. Şu anda önünde durduğumuz hastanemizdi. Bu yapıları hayata geçirmek, korumak çok güç. Bir milletin geçmişine ait unsurların kuşaktan kuşağa aktarılmaları ancak bu milletin gelenek, göreneklerinin ve yaşam biçimlerinin korunmasıyla mümkün.” ifadesini kullandı.
Bakan Yardımcısı Yazgı, kültürel hafızayı korumanın en önemli unsurunun müzeler olduğunu vurguladı.
Keşan’da ekip çalışmasıyla gelecek nesillere miras kalacak güzel bir müzenin hayata geçirildiğini belirten ve emeği geçenlere teşekkür eden Yazgı, “Bir binayı yaşatmak, kültür geçmişimizin izlerini doğru bir şekilde planlamak kolay bir şey değildir, ekip çalışmasını gerektirir. Kültürümüzün hafızası müzelerdir, içindeki türküsüyle, kıyafetiyle, gastronomisiyle, her şeyiyle bunlar hiçbir zaman unutulmaması gereken unsurlardır.” diye konuştu.
Müzenin çevre düzenlemesiyle bir kültür merkezi haline dönüşeceğini dile getiren Yazgı, Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçılarının, müzenin konser alanında eserler seslendireceğini kaydetti.
Yaşayan müze
Keşan Belediye Başkanı Mustafa Helvacıoğlu da müzeyi Keşanlılarla birlikte oluşturduklarını ifade etti.
Keşanlıların ailelerinden yadigar eşyaları müzeye bağışladığını anlatan Helvacıoğlu, “Biz, Keşan’ın ruhuna, geçmişten gelen izin korunması gereken değerlerine yılmadan, yorulmadan sahip çıktık.” sözlerini sarf etti. Helvacıoğlu restorasyonun ise 1,5 yıl sürdüğünü aktardı.
Çok emek verildiğini vurgulayan Helvacıoğlu “Kilometrelerce yol gittik çok kapılar aşındırdık, burayı yaşayan bir müzeye dönüştürdük. Keşan’ın geçmişini ilmek ilmek işledik. Tarihi, bilimi ve teknolojiyi bu müze için değerlendirdik. Müzemizin, aynı zamanda kültür, sanat ve eğitim kampüsü olma yolunda çaba sarf ediyoruz. Müzemizin aynı zamanda, Keşanlıların nefes alacağı bir alan olmasına çalıştık.” bilgisini paylaştı.
Konuşmaların ardından müzenin açılışı gerçekleştirildi.
Müzenin Koordinatörü Aslı Güngörer Avcı, müzeyi gezen protokole bilgi verdi.
Törene, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, Keşan Kaymakamı Cemalettin Yılmaz, İl Kültür ve Turizm Müdürü Kemal Soytürk, AK Parti İl Başkanvekili Aydoğan Akıncı, Keşan İlçe Başkanı Gürcan Kılınç, MHP Keşan İlçe Başkanı Adnan İnan, öğrenciler, öğretmenler ve vatandaşlar katıldı.
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Yazgı, daha sonra ilçede restorasyonu süren tarihi yapılarda da incelemede bulundu.
Müze Keşan
Çanakkale Savaşı sırasında cephe gerisi hastanesi olarak kullanılan bina 1914 yılında inşa edildi. Çanakkale Savaşları’nda Menzil Hastanesi olarak kullanıldı.
Keşan Kızılay Göçmen Hastanesi ve Keşan Memleket Hastanesi olarak da hizmet veren bina 1959 yılından 1984 yılına kadar Keşan Devlet Hastanesi, bir dönem de Sağlık Meslek Lisesi olarak hizmet verdi.
Keşan Belediyesinin projesiyle bina müzeye çevrildi. Gelenek, görenekler, eğitim, ekonomi, üretim, spor ve kültür alanlarına ait 1000’in üzerinde envanterin sergilendiği Keşan Kent Müzesi, açık toplantı ve konser alanıyla da hizmet verecek.
]]>Macaristan’ın Özgürlük Savaşı’nın 176. yıl dönümü etkinliklerinde, bu ülkenin milli kahramanı Lajos Kossuth, Kütahya’daki törenle anıldı.
Börekçiler Mahallesi’nde 1982’de “Macar Evi” adıyla müzeye dönüştürülen konağın bahçesindeki törende ilk olarak Türk ve Macar milli marşları okundu, Kossuth Anıtı’na çelenkler bırakıldı.
Kütahya Valisi Musa Işın, törende yaptığı konuşmada, soydaş bir ülkenin temsilcilerini kentte ağırlamaktan dolayı memnuniyet duyduğunu belirtti.
Türk milletinin kendi bağımsızlıklarına verdikleri kıymet kadar diğer milletlerin dekine de değer verdiğini dile getiren Işın, şunları söyledi:
“Biz Türk milleti olarak samimi bir milletiz, dostluklarımıza önem veririz. Dostumuzu da düşmanımızı da iyi tanırız. Dostlarımızı her zaman misafir etmekten gurur duyarız. Bu bizim milletimizin şiarıdır. Hele hele Macaristan gibi soydaş bir ülkenin kurucusuna ev sahipliği yapmak bizim için ayrıca bir şereftir.”
“Kossuth’un buradaki özgürlük mücadelesi bir umut ışığıdır”
Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar Çam da Türkiye ile Macaristan arasında Kütahya’da anlamlı temellerin atıldığını vurguladı.
Çam, iki dost ve soydaş ülkenin yaptığı çalışmalara buradaki programın önemli bir mesaj olduğunu ifade ederek, “Bu aynı zamanda iki devlet için geleceğe ışık tutan bir yol haritasıdır. Sadece bize değil başta Gazze olmak üzere özgürlük mücadelesi veren bütün her yere Kossuth’un buradaki özgürlük mücadelesi bir umut ışığıdır. Başta kültürel çalışmalar olmak üzere yapacağımız bütün işbirlikleri için tarihimiz bize yol haritası çizmektedir.” diye konuştu.
2024’ün Türk-Macar Kültür Yılı olarak belirlendiğini hatırlatan Çam, Cumhuriyet’in 100’üncü yılında 100 etkinlik hazırladıklarını ve Macaristan’da bu etkinlikleri gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Viktor Matis ise 15 Mart’ın kendileri için önemine değindi.
Ülkesinin özgürlük kahramanlarından en önemlisinin Lajos Kossuth olduğunu bildiren Matis, “Lajos Kossuth, Kütahya ile Macaristan ve Türkiye ile Macaristan arasında çok önemli bir bağ. Bundan dolayı da Lajos Kossuth’un anısını burada hep beraber yaşatmamız gerekiyor. Bunun için ildeki tüm yöneticilere ve Kütahyalılara çok teşekkür ediyorum. Sizler sayesinde bu güzel anı yaşıyor ve bu müzeyi yaşatıyoruz.” ifadesini kullandı.
Matis, Türk-Macar Kültür Yılı kapsamında Macaristan kültürünün Kütahya’da ve Türkiye’de farklı etkinliklerle tanıtılacağını sözlerine ekledi.
Programda, Kütahya Belediye Başkanı Alim Işık ve Macaristan Fahri Konsolosu İsmet Güral da katılımcılara hitap etti.
Anma programının ardından İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nde Macar müzisyen ve dans grupları gösteri sundu.
Lajos Kossuth
Macaristan’ın 1848-1849 yıllarında Özgürlük Savaşı’nı yöneten Lajos Kossuth, Avusturya Ordusunu ülkesinden çıkardıktan sonra cumhuriyeti ilan etti ve ülkenin ilk cumhurbaşkanı oldu.
Rusların yardımıyla yeniden ülkesine saldıran Avusturya Ordusuna yenilen Kossuth, ailesiyle sürgüne geldiği Kütahya’da 1850-1851 yıllarında kaldı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kossuth’un Kütahya’daki iki katlı ve 7 odalı evini restore ederek, 1982 yılında müzeye dönüştürdü.
]]>Ersoy, Antalya’nın İbradı ilçesindeki halk kütüphanesinin açılışında yaptığı konuşmada, 21. yüzyıla damgasını vuran en önemli kavramlardan birinin bilgi toplumu olduğunu ve bilginin topluma ulaşabilmesinde en önemli rolü kütüphanelerin üstleneceğini söyledi.
Halk kütüphanelerinin bireylere hayatlarının her döneminde bilgi sağlayan, kılavuzluk eden, gerektiğinde eğitim ve öğretim imkanları oluşturan hizmet kuruluşları olarak da değerlendirildiğini anlatan Ersoy, şunları kaydetti:
“Değişen ve gelişen yeni düzene ayak uydurabilen halk kütüphanelerimiz, bilgi ve kültürün sürdürülebilir kılınmasında en değerli yapı taşlarını oluşturacaktır. Halk kütüphanelerinin, toplumların şekillenmesinde ve toplumsal paylaşımın sağlanmasında oldukça önemli rolleri var. Bu kurumlar, bilginin depolandığı yerler olmaktan çıkıp bir bilgi üretim merkezine dönüşmüşlerdir. Kütüphaneler, sadece kitap depoları değildir. Kütüphane, bireyin farklı dünyaları keşfetmesini sağlayan, kültürün, sanatın ve düşüncenin merkezde olduğu farklı bir sosyalleşmeyi mümkün kılan merkezlerdir.”
Bakanlığa bağlı kütüphanelerin sayısı 1298’e ulaştı
Hedeflerinin ülkenin dört bir yanındaki vatandaşların kültüre, sanata, kitaba ulaşma konusunda herhangi bir sıkıntı yaşamayacakları sistem kurmak olduğunu vurgulayan Ersoy, bu doğrultuda vatandaşların kitapla bağlarını güçlendirmek, kitaba erişimlerini kolaylaştırmak adına yeni bir kütüphanecilik vizyonu geliştirdiklerini kaydetti.
Bakanlık olarak kütüphane yatırımlarına ağırlık verdiklerini anlatan Ersoy, “Bakanlığımıza bağlı kütüphane sayısı 1298’e ulaşmış durumda. Son beş yılda 300’e yakın halk kütüphanesi inşa edilmiş ya da yeniden yapılandırılmıştır. Bakanlığımızın yatırımları ve yerel yönetimlerle ortak yaptığı yatırımlar kapsamında 200’e yakın halk kütüphanesinin yapım, onarım ve iyileştirilme çalışmaları devam etmektedir.” diye konuştu.
2024’te 100 yapay zeka temelli akıllı kütüphane
Yerleşik kütüphane hizmetlerinden yararlanamayan kullanıcılara çağdaş araç ve gereçlerle donatılmış 85 gezici kütüphaneyle hizmet verildiğini söyleyen Ersoy, “Cumhuriyet’in 100. yılında 100 yeni kütüphane hedefimize gururla ulaştık. 2024 yılında 100 yapay zeka temelli akıllı kütüphaneyi de ülkemize kazandırmayı hedefliyoruz.” dedi.
Kütüphane hizmetlerinin teknolojik ve sosyolojik dönüşümlere bağlı olarak bireylerin talepleri, ihtiyaçları ve özel gereksinimleri doğrultusunda geliştirildiğini ve çeşitlendirildiğini belirten Ersoy, bu kapsamda yeni kütüphanecilik vizyonuyla AVM, gar, bebek ve tematik kütüphaneler kurduklarını anlattı.
Bakan Ersoy, Antalya’da Bakanlığına bağlı hizmet veren bir il halk, 14 ilçe halk, 2 semt, bir havalimanı, bir turizm seyahat, bir bebek ve çocuk kütüphanesi olmak üzere 20 halk kütüphanesi ile 2 gezici kütüphanenin bulunduğunu söyledi.
Memleketi İbradı’da da bir halk kütüphanesinin açılışını gerçekleştirmekten büyük gurur yaşadığını ifade eden Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İbradı’mıza yenilikçi kütüphane anlayışıyla tam uyumlu hizmet sunan, aynı zamanda yöremizin mimari özelliklerini de yansıtan önemli bir eser, yeni bir kültürel mekan kazandırdık. Daha önce kütüphanecilik hizmetleri açısından çok da uygun olmayan küçük bir mekanda hizmet veriliyordu. Yeni kütüphanemizde ise 2 bin 176 metrekare kapalı alana sahip ve yüzlerce kullanıcımızın aynı anda faydalanabileceği bir yapı oluşturduk. Yeni kütüphanemiz bebek, çocuk ve gençlere özel bölümleri, oyun alanları, konferans ve etkinlik salonu, atölyeleri, bilişim salonu ile yeni nesil bir kütüphane deneyimi imkanı sunuyor.”
“Kütüphanelerimizi geliştirmeye devam edeceğiz”
Kütüphanede 30 binden fazla kitabın bulunduğunu dile getiren Ersoy, bu koleksiyonu hızla büyütmeye ve çeşitlendirmeye devam edeceklerini vurguladı.
Kütüphanenin kültürel, bilimsel, sanatsal etkinlikler, atölyeler, söyleşiler, aile seminerleri ve farkındalık eğitimleriyle de kente değer katacağını anlatan Ersoy, İbradı’da tüm gençlerin kitaba, kültürel etkinliklere ulaşmasını istediklerini ifade etti.
Ülkenin kültür, sanat ve düşünce hayatına yön verecek, çalışan, üreten ve kendine güvenen nesillerin oluşmasına katkı sağlayacak çalışmaları hayata geçirmeye devam ettiklerini söyleyen Ersoy, şunları kaydetti:
“İnşallah ülkemizin yeni sanatçıları ve bilim insanları bu topraklardan çıkacaktır. Uluslararası sinema festivallerinde ödül alan, dünya sanat çevrelerinin adından saygıyla bahsettiği, bilim dünyasına yön veren gençlerin yetişmesine katkı sağlamak, bizim temel motivasyonumuzdur. Bakanlık olarak her alanda kendini yetiştirmiş, okuyan, yaşadığı çağa değerler üreten nesiller yetiştirmek amacıyla kütüphanelerimizi geliştirmeye devam edeceğiz.”
Ersoy, açılış sonrası kütüphaneyi gezdi ve vatandaşlarla sohbet etti.
]]>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mudanya Belediye Başkan Adayı Deniz Dalgıç, Mudanya’yı geleceğe taşıyacak projelerini, “Dirençli ve güvenli Mudanya, sağlam altyapı, konforlu ulaşım, yeşil belediyecilik, üreticiye tam destek, turizmle kalkınma, kültür ve sanat kenti, sosyal belediyecilik, ortak yaşam ve öğrenen belediyecilik” olmak üzere dokuz başlık altında duyurdu.
“Mudanya’yı dönüştüreceğiz”
“Mudanya Deniz’le kazanacak” sloganlarıyla kürsüye çıkan Deniz Dalgıç, “Mudanya’nın pek çok sorunu var. Bu sorunları çözmek için siyasete girdim. Kısa sürede bunları çözeceğiz. Bir Mudanyalı olarak bana dokunuyor. Mudanya’yı değiştirmek, dönüştürmek, geleceği yeniden inşa etmek zorundayız.Sürekli gelişen, öğrenme odaklı bir belediye olacağız. Projelerimize yenilerini ekleyerek yola devam edeceğiz.” dedi. Mudanyalılara projelerini hızla yaşama geçirme sözü veren Dalgıç, “Tüm bunlar neticesinde sokaklarında gezilebilir, tarımsal ürünleri talep edilir, insan onuruna yaraşır, yaşanabilir, güvenli bir Mudanya oluşturacağız. Mazeret üretmeden, çözüm ve maharet üreteceğiz. Mudanyamız herkes için güvenli, herkes için rahat, herkes için huzurlu olacak. Bunun için çok ama çok çalışacağız. Söz veriyorum.” diye konuştu.
Afete karşı dirençli Mudanya
Öncelikle Mudanya’yı depreme ve her türlü afete karşı dayanıklı, dirençli ve güvenli hale getireceğini vurgulayan Deniz Dalgıç, ıslah ve dönüşüm çalışmalarını insana, doğaya, tarihe ve kültüre saygı çerçevesinde yürütüp, barış içinde çözeceklerini söyledi.
Kimliği olan bir Mudanya imar edeceklerinin altını çizen Dalgıç, “Var olanı koruyacak, tahrip olanı ihya edecek, kaybolanı bulup ortaya çıkaracağız. Mudanya’nın kaynaklarını Mudanya’da yaşayan insanlarımızın kullanımına sunacağız, rant odaklarına alan açmayacağız. Tarihi yapıların kimliklerine uygun bir şekilde güçlendirilmesini sağlayacağız” dedi.
İçerisinde enerji, su, barınma gibi kritik ihtiyaçların hazır olduğu afet parkları oluşturacaklarını belirten Dalgıç, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve komşu belediyeler ile birlikte afet odaklı bölgesel planlamayı içeren işbirlikleri yapacaklarını, bütünleşik afet ve kriz değerlendirme analizleri ile eylem planları yürüteceklerini dile getirdi. Afet hazırlıkları çerçevesinde Afet Eğitim Merkezi, Mobil Deprem İletişim Merkezi ve Afet Gönüllüleri Merkezi kuracaklarını kaydeden Dalgıç, okullarda afet bilinci eğitimleri vereceklerini ifade etti. Dalgıç, iklim değişiklikleri kaynaklı afet türlerine karşı da belediye olarak hazır olacaklarını sözlerine ekledi.
Mudanya’da bütüncül, bilimsel, katılımcı bir planlama birimi oluşturacaklarını ifade eden Dalgıç, “Üniversitelerin, bilim insanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşlarımızın katıldığı mahalle forumları düzenleyerek kentimize sahip çıkacağız” diye konuştu.
“Trafik sorunu çözülecek”
Mevcut altyapı sorunlarının çözümünde ya da yeni altyapı inşasında geçici çözümlerden uzak duracaklarını vurgulayan Deniz Dalgıç, uzun vadeli planlar yaparak, sorunları kalıcı biçimde çözeceklerini söyledi. Dalgıç, Mudanya’nın en önemli sorunlarından olan trafik konusundaki çözümlerini ise şöyle sıraladı:
“Altıntaş’ı Ayazma ile bağlayacak çevre bağlantı yolu yapacağız. Kent merkezine otomobil girişini azaltmak için projeler geliştireceğiz. Yeni otopark alanları açacağız. Toplu ulaşımı düzenleyeceğiz. Burada meslek odaları ile birlikte katılımcı bir süreç izleyeceğiz. Yaya ve Bisiklet Ulaşım Planını bir an önce hayata geçireceğiz. Bisikletin ulaşım aracı olması için altyapı ve bisiklet yolu ağını oluşturacağız. Bisiklet park alanları oluşturacağız.”
Yeşil belediyecilik
‘Yeşil Belediyecilik’ alanındaki projelerini de açıklayan Deniz Dalgıç, Mudanya İklim Değişikliği Planı’nı hayata geçireceklerini duyurdu. Mudanya’nın tüm sahillerinin ve deniz suyunun temizliği için işbirlikleri yapacaklarını belirten Dalgıç, yapay resif oluşturarak hem trolcülüğün önüne geçeceklerini hem de deniz dibi canlılığını artıracaklarını söyledi.
İlçede karbon salınımını azaltacak önlemler de alacaklarını kaydeden Dalgıç, “Binalarda karbon ayak izi takibi ve azaltımını sağlayacak mevzuatlarla kent içinde düşük emisyon alanları oluşturacağız ve elektrikli ulaşımı teşvik edeceğiz. Altyapı sistemleri, belediye ve kamuya ait binalar ile konut alanlarında yeşil çatı, yağmur bahçeleri, su sarnıçları, rüzgar ve güneş enerjisi ile gri su sistemleri içeren yeşil çözüm uygulamalarını yaygınlaştıracağız. Binalarda enerji verimliliği ve optimizasyonu ile tasarruf sağlayacağız. Ayrıca gürültü ve görüntü kirliliğinin önüne geçerek, kentimizi sakin ve huzurlu hale getireceğiz. Bunun için çevre okuryazarlığı çok önem taşıyor. Akademik odalar ve üniversitelerle işbirliği yapıp bunu artıracağız” dedi.
Yerel üreticiye tam destek
Mudanya’da zeytin, incir ve üzüm gibi önemli tarım ürünleri olduğunu söyleyen Dalgıç, tarımı çok önemsediklerini söyledi. Artan maliyetler ve geçim sıkıntıları nedeniyle köylerden kente göçün arttığına dikkat çeken Dalgıç, bu doğrultuda Mudanya’da üreticiye tam destek sağlayacak projeleri hayata geçireceklerinin altını çizdi. Dalgıç, “Köylerin tarımsal niteliklerini geliştirmek, kırsal mahallelerin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasını sağlamak, gıda güvenliği ve yerel tohum gibi konularda faaliyet yürütecek Tarımsal Kalkınma Konseyi kuracağız. Çevre dostu, kırsal ve eko-turizm uygulamalarını destekleyeceğiz. Pazarlarda yerli üreticiye öncelik ve avantaj sağlayacağız. Ayrıca üretici ve tüketicileri doğrudan buluşturacak kısa tedarik zincirlerini fiziki ve dijital mecralarda da oluşturacağız” şeklinde konuştu. Dalgıç, yerel üretici, çiftçi ve balıkçıları destekleyeceklerini vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
“Bitkisel üretim, hayvancılık, balıkçılık, arıcılık gibi alanlarda tarımsal destekler sunacağız. Toplu alımlar gerçekleştireceğiz. Çiftçilerimizin katma değerli ürünler üretmesi için ziraat mühendisleri ile üretim boyunca yanlarında olacağız. Küçük üretici ve aile işletmelerinin güçlenmesi için kooperatifleri, küçük üretici örgütlerini destekleyecek mekanizmalar oluşturacağız. Bunların yanı sıra akıllı ve teknolojik tarım uygulamalarını yaygınlaştıracağız. Bu doğrultuda tüm köylerde bir belediye personeli görevlendireceğiz. Ayrıca ilçemizde bir Tarım Meslek Lisesi açılması için de girişimlerde bulunacağız.”
Üniversitelerin ziraat fakülteleri, tarım müdürlükleri ve ziraat odalarının işbirliğiyle tüm ilçenin toprak analizlerini yapacaklarını da açıklayan Dalgıç, “Böylelikle üreticinin doğru yere doğru ürünü ekerek, yeterli sulama ve gübrelemeyle daha verimli ve karlı üretim yapmasını sağlayacağız” dedi.
Mudanya’yı dünya tanıyacak
Turizm konusunu da tüm paydaşları içine alan bir Turizm Platformu oluşturarak, Mudanya Turizm Master Planı ile bütüncül bir yaklaşımla ele alacaklarını ifade eden Dalgıç, Mudanya Tanıtım Ajansı’nı kurarak kentin dünya çapında tanıtımının yapılmasını sağlayacaklarını söyledi. Dalgıç, turizm konusundaki diğer projelerini ise şöyle anlattı:
“Mütareke Meydanı’nı açıkhava müzesine dönüştürerek, Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yeri olan bu bölgenin önemini Türkiye’nin dört bir yanına anlatacağız. Mudanya’nın her köşesinde tarihi ve turistik hazineleri açığa çıkaracak, turizmi teşvik edecek, turizm gelirlerimizi artıracağız. Var olan tarihi eserleri koruyacak, tahrip olanları ihya edecek, kaybolanları bulup turizme kazandıracağız. Gastronomi turizmiyle Mudanya’nın eşsiz lezzetlerinin yerli üretici için yüksek kazanç getirmesini sağlayacağız. Mudanya için gastronomi rotaları oluşturacağız. Tarih, kültür, sanat, mimarlık ve inanç turizmine yönelik turistlik rotalar oluşturup, Mudanya’nın zengin tarihi ve kültürüne yönelik geziler gerçekleştireceğiz. Mudanya’nın değerlerini ortaya çıkaran müzeler kuracağız. Mudanya’da bir mübadele müzesi yok. Bunu derhal açacağız. Afet riski nedeniyle boşalttığımız alanlara sanat atölyeleri açacağız.”
Kültür ve sanat kenti
Mudanya’yı kültür ve sanatın kenti yapmayı hedeflediklerini belirten CHP Mudanya Belediye Başkan Adayı Deniz Dalgıç, bu çerçevede kültür ve sanat insanlarından oluşacak Kent Kültür Sanat Meclisi kuracaklarını söyledi.
Kentin hafıza mekanı niteliğinde olacak kent müzesi kuracaklarını dile getiren Dalgıç, “Sözlü tarih seferberliği yaparak yaşayan tarihleri, gelenek ve göreneklerini kayıt altına alacağız. Hizmetlerimizi kentimizin çok kültürlü yapısını esas alarak sürdüreceğiz. Her inançtan, her kimlikten, her kültürden, her sosyal sınıftan yurttaşımızın belediye hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmasını sağlayacağız” dedi.
Kültür merkezinin yanı sıra şehrin sokak, park ve meydanlarında Mudanyalıları ücretsiz etkinliklerle buluşturacaklarını ifade eden Dalgıç, “Mudanya’yı önemli festival merkezlerinden biri yapacağız. Kültür, eğitim, tarih, sanat, gastronomi alanlarında ulusal ve uluslararası festivaller düzenleyeceğiz. Zengin mutfak kültürümüzün envanterinin çıkartılması ve uluslararası nitelikte mutfak kültürünün oluşturulması için Gastronomi Merkezi kuracağız. Kültür varlıklarımızı kent hayatına kazandıracağız” diye konuştu.
Katılımcı yönetim anlayışı
Katılımcı bir yönetim anlayışı içinde olacaklarının altını çizen Deniz Dalgıç, “Kent Konseyi’ni etkin bir hale getirecek, mahalle konseyleri kurarak halkın yönetime katılımını sağlayacağız. Katılımcı yönetim için muhtarlıkları etkin kılacağız. Ortak aklı hakim kılarak, kentimizi birlikte yöneteceğiz.” şeklinde konuştu.
Trafiğe kapalı yaya alanları oluşturacaklarını dile getiren Dalgıç, pazaryerlerinde vatandaşlar ve pazarcı esnafı için konforlu alışveriş ortamı sağlayacaklarını söyledi.
Daha sağlıklı bir kent yaşamı için kamusal alanlarda spor aktivitelerini artırıp, spor tesislerini iyileştirecek ve spor altyapısının geliştirilmesi için gerekli imkanları sağlayacaklarını ifade eden Dalgıç, basketbol sahaları ve halı sahalar açacaklarını kaydetti. Dalgıç, Mudanya Kadın Voleybol takımı kurma sözü de verdi.
Sahillerde halkın kullanabileceği, mavi bayraklı plajlar yapacaklarını dile getiren Dalgıç, şehrin en önemli ihtiyaçlarından olan umumi tuvaletleri kent estetiğine uygun ve hijyenik olarak inşa edeceklerini söyledi. Dalgıç, sokak hayvanları için de doğal ortamlarına uygun rehabilitasyon merkezi kuracaklarını sözlerine ekledi.
Kentin imkanlarını ve gelirlerini adil ve hakça bölüştüreceklerini vurgulayan Dalgıç, “Her yurttaşımızın belediye hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmasını sağlayacağız. İşe alımlarda liyakati esas alacağız. Her işi ehline teslim edeceğiz” dedi.
Sosyal belediyecilik
Görev süresince çocuk, kadın ve genç merkezli bir belediyecilik anlayışı izleyeceklerini söyleyen Dalgıç, “Herkes için eşit ve adil çalışma hayatı ilkesi gereği, kadın ve genç girişimciliğine öncelik vereceğiz. Meslek edindirme kursları açacağız. Öğrencilere sosyal ve ekonomik desteklerde bulunacağız. İhtiyacı olan vatandaşlarımızı belirleyip yardımlarla destekleyeceğiz. Dayanışmayı teşvik eden ‘Askıda’ uygulamalarını yaşama geçireceğiz” açıklamasında bulundu.
Kadın istihdamının artması için kreş açacaklarını açıklayan Dalgıç, “Kadın kooperatiflerini destekleyeceğiz. Mudanya, ‘kadın markası’ oluşturmak amacıyla bir Kadın Emeği Ofisi kuracağız” dedi.
Mudanya’da, her türlü branştaki spor kulüplerini destekleyeceklerini vurgulayan Dalgıç, bunun yanı sıra teknoloji atölyeleri ve e-spor merkezini barındıran Mudanya Gençlik Teknoloji Üssü’nü hayata geçireceklerini söyledi.
Mudanya’yı engelli dostu bir kent haline getireceklerini ifade eden Dalgıç, “Engellilerin belediye hizmetlerine, kentin imkanlarına kolay ve güvenli bir şekilde erişmesini sağlayacak düzenlemeler yapacağız. Hasta, engelli ve yaşlılar için yürütülen evde sağlık ve bakım hizmetlerini yaygınlaştıracağız. Öğretmenevi, Emeklievi gibi sosyal etkileşim alanları açacağız” dedi.
Yurtiçi ve yurtdışındaki ileri belediyecilik alanında örnek kentlerle işbirliği ve eylem planı, tecrübe paylaşımı yapacaklarını, böylelikle sürekli öğrenen belediyecilik anlayışını hayata geçireceklerini söyleyen Dalgıç, “Kentler arası ekonomik ilişkilere ve kent diplomasisine öncelik verecek, ayrıca küresel kent ağlarına katılım ve kentsel ölçekte uluslararası ilişkilerin geliştirilmesini sağlayacağız” diye konuştu.
“Birlikte kazanacağız”
CHP’li belediyelerin projelerinde insanı odağına aldığını söyleyen CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, “2014 ve 2019’da Mudanya’da kazandık ama bu sefer Büyükşehir Belediye ile birlikte kazanacağız. Bizim burada kaybetmek gibi lüksümüz yok çünkü Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e borcumuz var. Mudanya ile Bursa Büyükşehir Belediyesi birleştiği zaman Mudanya müthiş bir şehir olacak” dedi. CHP Mudanya İlçe Başkanı Kurtuluş Furkan Atalay ise 31 Mart yerel seçimlerinden sonra hem Mudanya’da hem de Bursa’da sosyal belediyeciliği hakim kılacaklarını vurguladı.
CHP Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey ise Deniz Dalgıç’ın projelerini överek, “Göreve geldiğimizde hayata geçireceğimiz projeler ile Mudanya’nın ulaşım sorununu ortadan kaldıracağız. Geçit’ten binip, kent merkezine ulaşabileceğiniz metrobüs hattını kuracağız. Güzelyalı ve Burgaz arasında tramvay hattı kuracağız. Ayrıca Körfez ulaşım hattını da hayata geçirerek Mudanya’da deniz ulaşımını canlandıracağız” dedi. Mudanya’nın imar ve afet riskli yapılar sorununu Bursa Büyükşehir Belediyesi ile bütüncül bir plan ile ele alarak çözeceklerini belirten Bozbey, “Hizmetlerimizle Mudanyalıları gülümsetmeyi hedefliyoruz. Bunu yapacak bilgi ve birikimimiz var” diye konuştu.
Dalgıç’ın proje tanıtım toplantısı CHP Bursa Milletvekilleri Hasan Öztürk, Orhan Sarıbal ve Nurhayat Altaca Kayışoğlu ile CHP Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustafa Bozbey, CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, CHP Mudanya İlçe Başkanı Kurtuluş Furkan Atalay ve Mudanyalıların yoğun katılımıyla bir otelde gerçekleştirildi. – BURSA
]]>Bakan Ersoy müjdeyi verdi: Kent Müzesi 1 ay ücretsiz ziyaret edilebilecek
DENİZLİ – Denizli’nin ilk ve tek Kent Müzesi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla açıldı. Müzenin Denizli’nin ulusal ve uluslararası imajına katkı sağlayacağını ifade eden Bakan Ersoy, müzenin 1 ay boyunca ücretsiz ziyaret edilebileceğini müjdeledi.
Denizli’de eski Endüstri Meslek Lisesi restorasyon çalışmalarının ardından Denizli Kent Müzesi olarak törenle açıldı. Valilik Toplantı Salonu’nda yapılan törene Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan ve eşi Berrin Zolan ile davetliler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Başkan Osman Zolan törenin açılış konuşmasında, uzun yıllardır arzu edilen bir güzelliğe ulaşmanın mutluğunu ve heyecanını yaşadıklarını belirterek, Bakan Ersoy’un Denizli’yi turizm kenti haline getirmek adına sağladığı güçlü desteklerden dolayı teşekkür etti. Kent müzelerinin bir şehrin belleğini, tarihini, kültürünü, ekonomisini ve geçmişini anlatan mekanlar olduğunu anlatan Başkan Zolan, “Kent belleği ve geçmişte yaşananların unutulmaması için kent müzemiz olmazsa olmazdı. Çok şükür bugün o güzelliğe kavuştuk. İstiyoruz ki yeni nesiller kentimizin öz benliğini, geçmişini ve kültürünü bilsin. Değerlerimizi kaybetmeden geleceğe bırakabilmek için kent müzemiz çok önemli. Ben bu konuda çok heyecanlıyım. İnşallah bu güçlü bir başlangıç olacak” dedi.
Denizli Valisi Ömer Faruk Coşkun ise Denizli Kent Müzesi’nde Denizli’nin geçmişini ortaya yansıtan eserlerin hem dijital olarak hem de eserlerle sergileneceğini ifade etti. Kent Müzesi’nin Denizli’nin geçmişini unutturmayacağını ve köklü tarihinden gelen değerleri yeni nesillere aktararak bir tarih ve kültür merkezi olacağını belirten Vali Coşkun, emeği geçen herkese teşekkür ederek hayırlı ve uğurlu olmasını diledi.
Denizli Kent Müzesi 1ay ücretsiz ziyaret edilebilecek
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Denizli Kent Müzesi’ni tüm vatandaşların 1 ay boyunca ücretsiz bir şekilde ziyaret edebileceğinin müjdesini vererek, “Denizli’nin gözbebeği Hierapolis’te ‘Geleceğe Miras’ çalışmalarımızı da yürütmekteyiz. Kararlıyız, kendi yüksek medeniyetimizin ve varisi olduğumuz Anadolu Medeniyetlerinin emaneti olan her bir kültür varlığını koruyacak, ihya edecek ve bizden sonraki kuşaklara aktararak nesiller boyu yaşatılmasını sağlayacağız. Bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha Denizli Kent Müzesi’nin şehrimize hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah hem kültürel hem de turistik bir değer olarak Denizli’ye ciddi fayda sağlayacak ulusal ve uluslararası imajına katkıda bulunacaktır. Bu özel ihya ve inşa projesinin böylesi güzel bir esere dönüşmesinde emeği geçen bütün kurum ve şahıslara, müze üyelerimize, akademisyen ve araştırmacılara ayrı ayrı teşekkür ediyorum” diye konuştu. Konuşmanın ardından protokol Denizli Kent Müzesi’nin açılışını gerçekleştirerek bir süre eserleri inceledi.
Denizli Kent Müzesi
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Denizli Büyükşehir Belediyesi, Denizli Valiliği ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü arasında 05 Şubat 2021’de imzalanan protokolle restorasyon çalışması başlayan Denizli Kent Müzesi, 1940’lı yıllarda Yusuf Batur Endüstri Meslek Lisesi’nin uygulama birimleri olarak atölye binaları şeklinde inşa edildi. Erken Cumhuriyet Dönemi’nde inşa edilen Denizli Kent Müze’sinde restorasyon laboratuvarı, 3 adet çalışma ofisi, depo, hediyelik eşya, danışma ve bilet satış birimi bulunuyor. Denizli Kent Müzesi’nde 9 sergileme salonu yer alıyor. Buna göre; Kent Tarihi Salonu (2); Kentleşme ve Ticaret Salonu; Dokumacılık Salonu; Tarım ve Sanayi Salonu; Milli Mücadele Salonu; Denizli’de Müzik Salonu; Denizli’de Gündelik Yaşam Salonu ve Denizli’ de Resim Salonu’nun yanında müzede Denizli’de Müzecilik Koridoru; Denizli’de Flora Fauna Koridoru ve Denizli’nin İleri Gelenleri Koridoru bulunuyor.
]]>Ersoy, Denizli Kent Müzesi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, bugün başarıyla tamamlanan bir dönüşüm projesinin açılışını yaptıklarını ifade etti.
Kentte 1940’lı yıllarda Yusuf Batur Endüstri Meslek Lisesi’nin uygulama birimleri olarak inşa edilen atölye binalarının artık Denizli Kent Müzesi olarak şehre hizmet vermeye başladığını belirten Ersoy, müzenin hayırlı olmasını temenni etti.
Ersoy, müzenin ortaya çıkması için ilk adımı 2021 yılında attıklarını aktararak, “Denizli Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Denizli Valiliği ile Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğümüz arasında bir protokol imzalanarak çalışmalara başlandı. Ardından da bir Danışma Kurulu oluşturularak atölye binaları restore edildi ve kamusal kullanıma açılarak kentin önemli bir değeri haline getirildi.” dedi.
Denizli ve çevresinin Anadolu’da ilk kentlerin ortaya çıktığı ve tarih öncesi dönemlerden beri önemli yerleşim merkezlerinin kurulduğu bir bölge olduğunu hatırlatan Bakan Ersoy, kentin bir yandan doğal güzellikleri ve kültürel unsurları ile diğer taraftan da tekstil, sanayi, ticaret ve turizm sektörlerindeki uzmanlıkları ile ön plana çıktığını anlattı.
Bakan Ersoy, şunları kaydetti:
“Denizli Kent Müzesi, kentin geçmişten günümüze sahip olduğu bütün bu değerlerin gelecek kuşaklara miras olarak bırakılabilmesini, kent kimliğinin korunmasını, gerek yerel gerekse uluslararası ölçekte ön plana çıkmasını sağlayacak önemli bir aktör olacaktır. Müze, geçmişi bugünle buluşturan çok zarif bir mimariyle tasarlandı. Parçalı mekan kurgusuna sahip mimari özellikleri, yalın hatların oluşturduğu mekan ve cephe detayları, betonarme ve taşın bir arada kullanıldığı yapım tekniği ile özel bir eser oldu. Kapalı alanı 2 bin 500 metrekare ve bünyesinde 9 adet sergi salonu, laboratuvar, çalışma ofisleri ve depo alanları bulunuyor. Sergi kurgusunda Anadolu’da bulunan en eski insan fosili olan Denizli İnsanı’ndan başlayarak ilk çağlardan Roma, Selçuklu, İnançoğulları, Germiyanoğulları, Osmanlı ve Atatürk’ün Denizli’yi ziyaretini de kapsayan Milli Mücadele dönemlerini yansıtan çok geniş bir tarih aralığına yer verilmiştir.”
İbrahim Çallı adına özel salon
Ersoy, müzede ayrıca kültür ve sanat noktasında da şehre has ayrıntıların göze çarptığını ifade etti.
Müzede Denizli’nin ünlü ses sanatçılarını ve eserlerini dünyaca ünlü ressam İbrahim Çallı adına düzenlenen salonda ziyaretçilerin görebileceğini dile getiren Ersoy, ayrıca Denizli’nin tarım, sanayi ve turizmi ile ilgili canlandırmaların yer aldığı kapsamlı bir teşhir hazırlandığını söyledi.
Ersoy, başta gençler olmak üzere herkesin burayı görmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu vesileyle müzemizin 1 ay boyunca ücretsiz ziyaret edilebileceği bilgisini de buradan vermiş olalım.” dedi.
“Müzecilik alanında çok büyük başarılar elde ettik”
Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak müzecilik alanında çok büyük başarılar elde ettiklerini aktaran Ersoy, şöyle konuştu:
“Dünyada gelişen müzecilik anlayışı doğrultusunda yeni müzeler açarken mevcut müzelerimizi de bu doğrultuda yeniledik, yeniliyoruz. Devlet müzelerimizin yanı sıra özel müzelerimizle de gücüne güç katan Türk müzeciliği, dünyada ödül üstüne ödül alan ve örnek gösterilen bir konuma geldi. Eser zenginliğimiz de her geçen gün artmaya devam ediyor. Zira kazıların 12 aya yayılması ve Geleceğe Miras projeleriyle Türk arkeolojisinin altın çağını bu dönemde başlattık.”
Bakan Ersoy, öncü ve en kapsamlı uygulamalardan biri olarak Denizli’nin göz bebeği Hierapolis’te Geleceğe Miras çalışmalarını yürüttüklerini anlatan Ersoy, “Kararlıyız. Kendi yüksek medeniyetimizin ve varisi olduğumuz Anadolu medeniyetlerinin emaneti olan her bir kültür varlığını itinayla koruyacak, ihya edecek ve bizden sonraki kuşaklarımıza aktararak nesiller boyu yaşatılmasını sağlayacağız.” diye konuştu.
Etkinlikte Vali Ömer Faruk Coşkun, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekci de birer konuşma yaptı.
Törene, AK Parti Denizli milletvekilleri Cahit Özkan, Şahin Tin ve Nilgün Ök, AK Parti İl Başkanı Yücel Güngör, MHP İl Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, Pamukkale Kaymakamı Uğur Bulut, İl Jandarma Komutanı Albay Hıdır Ayçiçek, İl Emniyet Müdürü Yavuz Sağdıç, İl Kültür ve Turizm Müdürü Turhan Veli Akyol ve davetliler katıldı.
Bakan Ersoy ve beraberindekiler kurdele kesiminin ardından müzede düzenlenen ilk geziye katıldı.
]]>Samsun Turizm Master Planı Tanıtımı Programı, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımı ile yapıldı. Şehit Ömer Halisdemir Çok Amaçlı Salon’da yapılan tanıtım töreni saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Samsun’un tanıtım filminin gösterimi ile devam etti. Ardından Prof. Dr. Bilgehan Gülcan tarafından Turizm Master Planı’nın sunumu yapıldı. Toplantıda Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan ve Samsun Valisi Orhan Tavlı da kısa bir konuşma gerçekleştirdi. Protokol konuşmalarının ardından söz alan Bakan Ersoy, Türkiye’nin turizm alanındaki durumu ve Samsun Turizm Master Planı hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
“Turizm gelirimiz yüzde 17 artışla 54,3 milyar TL oldu”
2023 yılını turizm alanında rekor kırarak tamamladıklarının altını çizen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Savaşlar, insani krizler, afetler, siyasi gerilimler ve küresel ekonomik dalgalanmalar, öznesi insan olan turizmi olumsuz etkilemeye devam ediyor. Ancak biz Türk turizmini ileriye taşıma kararlılığımızdan hiçbir zaman ödün vermedik ve neticede 2023’ü yine rekorlarla kapattık. Ziyaretçi sayımız 56,7 milyon kişi oldu, yüzde 10’luk artış yakaladık. Turizm gelirimiz 54,3 milyar dolar olarak gerçekleşti, yüzde 17 artış sağlamış olduk. Kişi başı gecelik harcamayı ise 99 dolara yükselttik. Başarıyı getiren unsurlardan biri şüphesiz TGA. Kurulduğu 2019 yılından bugüne tanıtım, iletişim ve durum yönetimi başlıklarında, kendisinden 60-70 yıl önce kurulmuş uluslararası kurumların arasından sıyrılmış ve muazzam bir iş çıkarmıştır. Bugün de bu performansını devam ettirmektedir. Öyle ki bugün Türkiye dünyanın en yoğun ve etkili tanıtım yapan ülkesi konumuna gelmiştir. Başarı için önemli bir diğer unsur ise ürün ve pazar çeşitliliğidir. Biz, Türk Havayollarının uçtuğu her destinasyonu kendimize pazar olarak gören bir anlayışla çalışmalarımızı planladık ve uyguladık. Ayrıca ülkemizin ana turizm destinasyonlarına doğrudan uçuş sayılarını artırdık. Bunların sonuç vermesi için de farklı turist profillerini cezbedecek ürün çeşitliliği sunmaya başladık. Bugün gastronomiden arkeolojiye, mavi yolculuktan tren yolculuğuna, inanç rotalarından festivallere kadar 60 dan fazla ürün sunan bir Türkiye var” diye konuştu.
“Türkiye Yüzyılı’nda da Türk turizmini dünyadaki zirve yarışının değişmez isimlerinden biri yapmanın kararlılığını taşıyoruz”
Bu yüzyılda da Türk turizmini geliştirmek için çaba sarf edeceklerinin altını çizen Bakan Mehmet Nuri Ersoy, “Turizm gelirlerimizin ulaştığı seviye ve kişi başı gecelik harcamada yakaladığımız ciddi yükseliş ivmesi bunu da başardığımızın rakamsal ispatıdır. Elbette bu üç temel unsurun altında yürütmekte olduğumuz birçok farklı çalışma var. Nitelikli personel için eğitimde çok ciddi bir değişim sağladık. Kazıların 12 Aya Yayılması ve Geleceğe Miras projeleriyle Türk arkeolojisinin altın çağını başlattık. Geleceğin trendlerini bugünden ülkemize kazandırdığımız özgün ve öncü sertifikasyon uygulamaları ile Türkiye’yi dünyanın örnek aldığı ülke konumuna getirdik. 2021’de İstanbul’da başlattığımız ve bu yıl 7 bölgemizdeki 16 şehirde düzenleyeceğimiz Kültür Yolu Festivalleri ile sıfırdan uluslararası bir Türkiye markası bina ettik. Proje ve eserlerimizin listesi uzayıp gidiyor. Kültür-sanat merkezleri, altyapı yatırımları, Mavi Bayrak, Michelin Rehberi, 5 yıldız konforundaki ücretsiz halk plajları, ağırlama etkinlikleri, dünya lideri dijital platformlar derken nihayetinde 12 aya ve 81 ile yayılmış bir Türk turizminin önünü açtık. Bütün bunları yerelden genele her ayrıntıyı düşünerek, hesap ederek; bugünü doğru şekilde analiz edip yarını doğru şekilde öngörerek başardık. Türkiye Yüzyılı’nda da Türk turizmini dünyadaki zirve yarışının değişmez isimlerinden biri yapmanın kararlılığını taşıyoruz. Kazanımlarımızı koruyacak, sürdürülebilirliğin tesis edildiği bir sektörle ve bütün paydaşlarımızla omuz omuza inşallah yeni başarılara ve rekorlara ulaşacağız” diye konuştu.
“Samsun Turizm Master Planı’nda 14 tane proje ortaya konuldu”
Samsun Turizm Master Planı hakkında bilgi veren Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Şöyle sürece bir baktığımızda genel arama konferanslarından tematik çalıştaylara, literatür ve kaynak taramasından geçmiş çalışmaların detaylıca incelenmesine kadar yoğun bir mesai harcandığını görüyoruz. Yaklaşık 3 aylık bu çok yönlü ve geniş katılımlı çalışmalar Samsun için öncelikli politikaların belirlenmesini sağlamıştır. Elbette bu politikalar; ilimizin güçlü ve zayıf yönlerinin, fırsat ve tehdit alanlarının irdelenmesi ve bütün bunların doğrultusunda Samsun’un rekabet potansiyelinin ortaya konulması neticesinde ortaya çıkmıştır. Biliyorsunuz biz Turizm Ana Planı’nda 7 tane stratejik amaç ve hedef belirlemiştik. yerli ve yabancı ziyaretçi sayısını, ortalama kalış süresini, turizm geliri ile rekabetçiliği ve sürdürülebilirliği artırmak; ayrıca turizmi il sathına ve yıl geneline yaymak ve turizmde dijital entegrasyonu sağlamak. İllerin master planları hazırlanırken işte bu 7 ana hedef penceresinden bir değerlendirme yapılması; genel üzerinden özele odaklanılması, ilin sahip olduğu varlıklara, değerlere ve potansiyele en uygun amaç ve hedeflerin belirlenmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Samsun Turizm Master Planı’na baktığımda bu yaklaşımım uygulandığını memnuniyetle görüyorum. Samsun için bu 7 temel başlık çerçevesinde 50 adet politika başlığı ve bunlarla ilgili 14 adet öncelikli alan belirlenmiş ve bunlara uygun olarak da Samsun’un turizmde gelecek kurgusunu oluşturan 14 tane proje ortaya konulmuştur” şeklinde konuştu.
“Samsun, Karadeniz Bölgesi için turizmde ciddi bir hamlenin ve değişimin merkezi olacak”
Bakanlık olarak belediyelerin yanında olduklarının altını çizen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, şunları söyledi:
“Akılcı, gerçekçi ve gelecekle ilgili doğru öngörülerle hazırlanan bu çalışmaya sadık kalınarak yürütülecek yoğun bir mesaiyle Samsun, Karadeniz Bölgesi için turizmde ciddi bir hamlenin ve değişimin merkezi olacaktır. İnşallah bunu hep birlikte tecrübe edeceğiz. Bu çalışmaları sırasıyla belirlediğimiz iller üzerinden ülkemizin geneline yayacak ve Türkiye’de, il merkezli topyekün bir turizm hareketini hayata geçirmiş olacağız. Tabii, burada şunu özellikle vurgulamakta fayda görüyorum. Biz büyükşehir belediyelerimizden master planlarını hazırlamalarını bekliyoruz. Bu onların yerine getirmesi gereken bir görev. Turizmde yerel yönetimlerin her şeyi Bakanlığımızdan beklemesi doğru bir yaklaşım değildir. Diyelim ki bir bölgede turizmi güçlendirmek istiyorsunuz. Bunun gerçekleşmesi için ilgilenilmesi gereken birçok başlık var. Eğer söz konusu bölgenin bütün potansiyelini bir faydaya dönüştürmek istiyorsanız tarım, gastronomi, geleneksel sanatlar gibi yöresel zenginliklerin tanıtılması ve değerlendirilmesinden tutun da kültür varlıklarının korunması, altyapı ve çevre düzenleme çalışmaları yanında doğru ve sağlıklı yapılaşmanın gerçekleştirilmesi, doğal zenginliklerin koruma kullanma dengesi gözetilerek ekonomiye kazandırılması, doğru ve sürdürülebilir istihdam imkanlarının sağlanması gibi birçok politikanın uygulanması gerekiyor. Hemen hepsi belediyelerimizin yetki ve görev sahası içinde. Elbette bakanlık olarak biz daima belediyelerimizin yanındayız. Bugüne kadar gerek sorumluluklarımız çerçevesinde gerekse bizim görevimiz olmasa da ihtiyaç hasıl olduğunda belediyelerimizden desteğimizi esirgemedik. İnşa edilen eserler, yatırımlar ve ödenekler ortada.”
İllerin tanıtım faaliyetlerine önem verdiklerinin altını çizen Mehmet Nuri Ersoy, “Son dönemde turizm bölgelerimizde büyük sıkıntı haline gelen atık su arıtma tesisi projelerini bakanlık olarak biz üstlendik, tamamladık ve hizmete açtık. Bunu yaparken de bir ayrım gözetmedik. Gözettiğimiz tek şey şehirlerimizin ve turizmimizin değer kaybetmemesi olmuştur. Ben Samsun örneğinden bütün belediyelerimizin ilham almasını temenni ediyorum. Şehrinizin potansiyelini en iyi sizler bilmek durumundasınız. Aynı hassasiyet ve titizlikle sizler de çalışmalarınızı bir an evvel gerçekleştirin ki omuz omuza verip hayata geçirelim; kazanan turizmimiz, şehirlerimiz ve ülkemiz olsun. Göreve geldiğimiz günden itibaren en önemli hedeflerimizden biri Türk turizmini 12 ay boyunca hareketli kılmak ve 81 ilimizi, kendi zenginlikleriyle bu hareketin öznesi yaparak turizmden hak ettikleri payı almalarını sağlamaktı. Tanıtımdan, gastronomi ve arkeolojiye kadar bölgelerimizin ve illerimizi sahip oldukları zenginliklerle ulusal ve uluslararası turizm vitrinine çıkardık ve sürekli üstüne katarak çıkarmaya devam ediyoruz. Biz Bakanlık olarak çalışırken, yerelde de aynı amaçla çalışan paydaşlarımız olduğunun farkındayız. Eğer şehirlerimizi turizmde hak ettikleri seviyeye getireceksek, birlikte ve uyum içinde çalışmamız gerektiğini göz ardı edemeyiz. Bundan dolayı Temmuz 2021’de İl Tanıtım ve Geliştirme Programı’nı oluşturduk. Amacımız yurt içi ve yurt dışında yürütülen tanıtım faaliyetleri ile yerelde yürütülen faaliyetlerde; içeriklerden İletişim diline ve kanallarına kadar bir bütünlük ve koordinasyon sağlamaktı. Bu çalışmayı valilik, il kültür ve turizm müdürlüğü, belediyeler, kalkınma ajansı, sanayi ve ticaret odaları, üniversiteler, turizm sektör kuruluş ve dernekleri gibi paydaşlarımızla birlikte yürütmüş olmamız da başarıyı beraberinde getirmiştir. Bugün geldiğimiz noktada, 81 ilimizde de İl Tanıtım ve Geliştirme İşbirliği Protokolleri imzalanmıştır. Program kapsamında oluşturulan İl Tanıtım ve Geliştirme Kurullarımız Valilerimizin başkanlığında faaliyet göstermektedir. Kurullarımız sayesinde illerin tanıtımı için ayrılan kurum bütçelerinin efektif kullanımı sağlanmış, ortak akılla belirlenmiş bir bakış açısı ile etkili ve sonuç odaklı tanıtım çalışmaları gerçekleştirilerek şehirlerimizin markalaşma süreçleri güçlendirilmiştir” ifadelerini kullandı.
“GoSamsun 7,7 milyon gösterim elde etti”
Sosyal medyadan elde ettikleri geri dönüşümlerden bahseden Bakan Mehmet Nuri Ersoy, “Yabancı pazara yönelik olarak 254 içerik paylaştığımız ‘GoSamsun’ Instagram hesabı bugün 3,5 milyonun üzerinde erişim ve yaklaşık 7,7 milyon gösterim seviyesine ulaşmıştır. Yurt içine yönelik tanıtımlar için devreye aldığımız ‘Gezsen Samsun’ Instagram hesabında ise 377 içerik paylaşılmış ve yaklaşık 1,7 milyon gösterim elde edilmiştir. GoSamsun web sitesinin ziyaretçi sayısını artırmak ve şehrimizin tanıtımını yapmak amacıyla 2023 yılı Ocak-Aralık döneminde 61 ülkede gerçekleştirilen dijital kampanyalarla toplam 51 milyon gösterim; 2024 yılı Ocak ayında ise 11 ülkede gerçekleştirilen dijital kampanyalarla toplam 3,7 milyon gösterim gerçekleşmiştir. Aynı dönemde GoTürkiye platformumuzun sosyal medya kanallarından ise Samsun ile ilgili 3 milyon gösterim yapılmıştır. 2024 yılı Ocak-Şubat ayları içerisinde, yine GoTürkiye sosyal medya mecralarında Samsun ili özelinde 3 paylaşım yapılmış olup bunlar da toplam 128 bin gösterim almıştır. Bu çalışmaların yanı sıra 2023 yılında 11 ülkeden basın mensubu ve tur operatörü, toplam 45 kişi Samsun’da ağırlanmıştır. Samsun il filmi için de sosyal medyada Bahreyn, Meksika, Endonezya, Birleşik Krallık, Almanya, Hollanda, Fransa, Amerika, Avusturya, Polonya, İsviçre gibi 20 farklı ülkede reklam verilmiştir. Sınırlı sayıdaki bu örnekler bile inanıyorum ki yerelin, ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımı için neler yaptığımıza dair güçlü bir fikir vermektedir. Daha da fazlasını yapacak ve güzel sonuçlar almayı sürdüreceğiz” açıklamasında bulundu.
Tanıtım toplantısına ayrıca AK Parti Samsun Milletvekilleri Orhan Kırcalı, Ersan Aksu, Cumhur İttifakı AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Halit Doğan, Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Ahmet Bahadır, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mustafa Bakçepınar, İl Emniyet Müdürü Ahmet Arıbaş, İl Kültür ve Turizm Müdürü Cemal Almaz, İl Milli Eğitim Müdürü Murat Ağar, İl Müftüsü Seyfullah Çakır ve diğer protokol üyeleri katıldı.
Bakan Ersoy’un konuşmasının ardından Başkan Mustafa Demir tarafından Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a hediye takdim edildi. Program, fotoğraf çekiminin ardından son buldu. – SAMSUN
]]>Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Gençlerimizi internet mecralarındaki birtakım platformların sanal dünyalarına hapsederek sahip oldukları büyük medeniyet birikiminden mahrum bırakmak isteyenlere aradıkları fırsatı vermeyeceğiz. Son dönemde iyice hız kazanan, çocuklarımızı inancından, kültüründen, ailesinden, benliğinden hatta cinsiyetinden kopartarak küresel sapkın akımların esiri yapma çabalarını mutlaka boşa çıkaracağız” dedi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara Ulus’ta Sebilürreşad Kültür ve Sanat Merkezi’nin açılışına katıldı. Erdoğan, özetle şöyle konuştu:
“Bugün İstiklal Marşımızın kabulünün 103’üncü yıl dönümü. ‘Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak’ diye başlayan, ‘Arkadaş, yurdumu alçaklara uğratma sakın’ diye devam eden, ‘Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal’ diye biten İstiklal Marşımızın ifade ettiği mananın dünyada bir başka örneği yoktur. Milletimizin yüreğinden sökülüp gelen güçlü bir özgürlük iradesinin yazıya dökülmüş hali olan İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle ve şükranla yad ediyorum.
Ankaramızın eski değerlerini bünyesinde barındıran Ulus’taki bu tarihi bina Sebilürreşad Kültür ve Sanat Merkezi’ne dönüştürülerek ülkemize kazandırılmıştır. Uzun yıllar kendi haline terk edilen bu binayı müze, sergi salonu ve diğer birimleriyle yeniden kültür-sanat hayatımıza kazandıran tüm Sebilürreşad ekibine teşekkür ediyorum.
Tarihe iz bırakmak demek dişinizle, tırnağınızla, yüreğinizle, zihninizle vereceğiniz bir büyük mücadeleyi göze almak demektir. Hiçbir aksiyona girmeden sadece oturduğu yerden yapılanları eleştirerek tarihe mal olmuş kimse göremezsiniz. Geride ister fikri ister fiili ister maddi eser bırakmamış olanların yerinde yeller eseceğini söyleyen gönül sultanlarının bizatihi kendi mirasları bu hakikatin en somut örneğidir.
Medeniyet yolculuğumuzun işaret taşlarını yaşatma konusunda daha hassas olmamız gerektiği anlaşılıyor. Ülkemizin dört bir yanında gençlerimiz tarafından yürütülen kültür-sanat çalışmalarını, teknoloji faaliyetlerini, fikri-felsefi sohbet denemelerini gördükçe geleceğimize olan güvenim artıyor. Akif’in hayali olan Asım’ın neslini yaşatmak için hep birlikte daha çok çalışmalı, daha iyi mücadele etmeliyiz. Gençlerimizi internet mecralarındaki birtakım platformların sanal dünyalarına hapsederek sahip oldukları büyük medeniyet birikiminden mahrum bırakmak isteyenlere aradıkları fırsatı vermeyeceğiz. Son dönemde iyice hız kazanan, çocuklarımızı inancından, kültüründen, ailesinden, benliğinden hatta cinsiyetinden kopartarak küresel sapkın akımların esiri yapma çabalarını mutlaka boşa çıkaracağız.
“KAYBETTİĞİMİZİ SANDIĞIMIZ ANAHTAR YERLİ YERİNDE DURUYOR”
Millet olarak biz de kaybettiğimiz anahtarı son iki asırdır aydınlanma sandığımız bir yerde arıyoruz. Halbuki kaybettiğimizi sandığımız anahtar yerli yerinde duruyor. Sadece topraklarımıza değil, kavramlarımıza da musallat olan emperyalistlerin ayakları altında ezdiklerini sandıkları paspasın altındaki anahtarı oradan alıp kapıyı açmak bize kalmıştır. Bizi, anahtarımızı yanlış yerde aramaya sevk edenlerin cenderesinden kendimizi kurtarabileceğimiz gün inşallah aradığımızı bulacağız.
İsrail’in Gazze’de uyguladığı zulmü bile insan hakları, demokrasi, özgürlük, güvenlik ve diğer tüm parıltılı kavramlarla meşrulaştırmak için kullananlar bunlar değil mi? Kendi güvenlikleri ve refahları için dünyanın geri kalanını yoksulluğa, kargaşaya, çatışmaya sürükleyen, kan ve ateşe boğan bunlar değil mi? Herkesi yuttuğu halde doymayıp ‘Daha yok mu’ diyen cehennemin aradıkları da bunlar olsa gerektir.
“TÜRKİYE, UZUNCA BİR SÜRE CEHL-İ MÜREKKEP ZULMÜNE MARUZ KALMIŞTIR”
Türkiye, uzunca bir süre aydın despotizmi altında cehli mürekkep zulmüne maruz kalmıştır. Milletin imanına, ameline, kutsalına düşmanlığı, aydınlık kılıfı altında topluma dayatanların borusu hamdolsun artık eskisi kadar rahat ötmüyor. Bize binlerce yıl öncesinden işaret gönderen kadim atalardan Selçuklu’ya ve Osmanlı’ya kadar bu topraklardaki bize ait tüm izleri yok sayıp kendilerine başka kökler arayanların safsataları artık müşteri bulmuyor.”
]]>
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ulus’taki Sebilürreşad Kültür ve Sanat Merkezi’nin açılışına katıldı.
Konuşmasına salondakileri selamlayarak başlayan Erdoğan, katılımcıların Ramazan-ı Şerif’ini tebrik etti.
Bugün aynı zaman İstiklal Marşı’nın kabulünün 103’üncü yıl dönümü olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
“Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, diye başlayan, ‘Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın’ diye devam eden ve ‘Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal’ diye biten İstiklal Marşı’mızın ifade ettiği mananın dünyada bir başka örneği yoktur. Milletimizin yüreğinden sökülüp gelen güçlü bir özgürlük iradesinin yazıya dökülmüş hali olan İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle ve şükranla yad ediyoruz.”
Bugünkü buluşmanın da Mehmet Akif Ersoy’un millete ve kültüre armağanı olan bir diğer emanetinin ihyası etrafında yürütülen çalışmalara borçlu olunduğunu söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:
“Ankara’mızın eski değerlerini bünyesinde barındıran Ulus’taki bu tarihi bina, Sebilürreşad Kültür ve Sanat Merkezine dönüştürülerek ülkemize kazandırılmıştır. Uzun yıllar kendi haline terk edilen bu binayı dergi-müze, sergi salonu ve diğer birimleriyle yeniden kültür-sanat hayatımıza kazandıran tüm Sebilürreşad ekibine teşekkür ediyorum. Bu tür eserlerin ve buralarda yürütülecek faaliyetlerin Ankara’nın taşına, toprağına, havasına nüfuz eden Milli Mücadele ruhunun yeni nesillere aktarılmasında çok önemli görevler yerine getireceğine inanıyorum.
Ruhunu kaybetmiş bir milletin cesetten ibaret kalacağı anlayışıyla, medeniyetimizin, tarihimizin, kültürümüzün köklerine inmeyi gaye edinen her çabayı desteklemek boynumuzun borcudur. Tarihe iz bırakmak demek, dişinizle, tırnağınızla, yüreğinizle, zihninizle vereceğimiz bir büyük mücadeleyi göze almak demektir. Hiçbir aksiyona girmeden, sadece oturduğu yerden yapılanları eleştirerek tarihe mal olmuş kimse göremezsiniz. Geride ister fikri ister fiili ister maddi eser bırakmamış olanların yerinde yeller eseceğini söyleyen gönül sultanlarının bizatihi kendi mirasları bu hakikatin en somut örneğidir.”
“Evlatlarımızın her biri geleceğin Mehmet Akif adayları olacaktır”
Sebilürreşad Kültür ve Sanat Merkezi’ni maziden atiye köprü kuran mütevazı ama önemli bir adım olarak gördüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burada zihinlerini ve gönüllerini besleyerek kendilerini yetiştirecek evlatlarımızın her biri geleceğin Mehmet Akif adayları olacaktır. Sırat-ı Müstakim ve sonraki ismiyle Sebilürreşad dergileri Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşanan, ‘bu ülke ve bu millet nasıl kurtulur?’ diye ifade edebileceğimiz fikri arayışın mahsulüdür. Dönemin aydınları Yusuf Akçura’nın ‘Üç tarzı siyaset’ diye formüle ettiği Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve daha sonra ilave edilen Batıcılık akımları arasında bu arayışı sürdürmüşlerdir.” ifadelerini kullandı.
İlk sayısı Temmuz 1908’de çıkan Sırat-ı Müstakim’in, bu zengin fikir ikliminde kısa sürede Mehmet Akif Ersoy’un baş yazarlığında önemli isimleri bir araya getiren seçkin bir platforma dönüştüğünü belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
“İlk baskısı 70 bin yapılan derginin adı 1912’de Sebilürreşad olarak değişti. Osmanlı’nın son dönemindeki tüm hadiselere, ardından Milli Mücadele’ye şahitlik etmekle kalmayan dergi, hepsinde etkin bir rol de oynamıştır. Derginin misyonunu, milletin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini korumak, sömürgecilere karşı ümmetin değerlerini savunmak olarak belirlediğini görüyoruz. Kaynağını vahiyden alan ahlakı, İslam ve Batı toplumlarını birbirinden ayıran en önemli vasıf olarak kabul eden Sebilürreşad’ın bu yaklaşımı Akif’in şu şiirinde adeta vücut bulmaktadır; ‘Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan’ın, ne irfanın kalır tesiri katiyen ne vicdanın.’
Evet, Allah korkusunun olmadığı yerde başka hiçbir değerin tesiri kalmayacağını söyleyen Akif’in ne kadar haklı olduğunu yaşadığımız her hadiseyle bir kez daha gördük, görüyoruz. Sebilürreşad sadece İstanbul’un değil aynı zamanda Ankara’nın dergisidir. Milli Mücadele başladığında Sebilürreşad ve Akif hemen Ankara’ya taşınıyor. Sevr Antlaşması imzalandığında Akif’in Kastamonu’da bir camide yaptığı konuşmanın yer aldığı sayı çok büyük ses getiriyordu. Akif bu vaazında şöyle diyor; ‘Ey cemaati Müslimin. Milletler topla, tüfekle, zırhlılarla, ordularla, tayyarelerle yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki rabıtalar çözülerek, herkes başının derdine, kendi hevasına, kendi menfaatini temin etmek sevdasına düştüğü zaman yıkılır.”
Aradan geçen bir asrı aşkın süreye rağmen Akif’in bu tespitlerinin harfi harfine geçerliliğini koruduğunu söyleyen Erdoğan, “Bu dönemde Sebilürreşad öylesine etkili yayınlar yapıyor ki Büyük Millet Meclisi Dergisi’nin nüshalarını çoğaltarak askere ve millete moral vermesi için diğer şehirlere gönderiliyordu.” dedi.
Gazi Mustafa Kemal’in “Manevi cephemizin kuvvetlenmesine Sebilürreşad’ın büyük hizmeti vardır” diyerek Mehmet Akif ve Eşref Edip’e teşekkür ettiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İstiklal Marşı’mızın ilk yayını da derginin kapağında yer alıyor. Aralıklarla 1966’ya kadar gelen Sebilürreşad’ın 2016’da yeniden yayın hayatına girmesini gecikmiş ama takdire şayan bir vefa örneği olarak değerlendiriyorum. Medeniyet yolculuğumuzun işaret taşlarını yaşatma konusunda daha hassas olmamız gerektiği anlaşılıyor.” ifadelerini kullandı.
(Sürecek)
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sebilü’r-Reşad Kültür ve Sanat Merkezi Açılış Programına katıldı. Erdoğan, ikinci günü idrak edilen Ramazan-ı Şerifleri bir kez daha tebrik etti. Erdoğan, bugün aynı zamanda İstiklal Marşı’mızın kabulünün 103. yıl dönümü olduğunu hatırlattı. Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak diye başlayan arkadaş yurduma alçaklara uğratma sakın diye devam eden hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal diye biten İstiklal Marşı’nın ifade ettiği mananın dünyada bir başka örneğinin olmadığını belirten Erdoğan, “Milletimizin yüreğinden sökülüp gelen güçlü bir özgürlük iradesinin yazı dökülmüş hali olan İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle ve şükranla yad ediyoruz. Bugün buradaki buluşmamızı da Mehmet Akif Ersoy’un milletimize ve kültürümüze armağanı olan bir diğer emanetinin ihyası etrafında yürütülen çalışmalara borçluyuz. Ankaramızın eski değerlerini bünyesinde barındıran Ulus’taki bu tarihi bina Sebilü’r-Reşad Kültür ve Sanat Merkezi’ne dönüştürülerek ülkemize kazandırılmıştır. Uzun yıllar kendi haline terk edilen bu binayı dergi müze, sergi salonu ve diğer birimleriyle yeniden kültür sanat hayatımıza kazandıran tüm Sebilü’r-Reşad ekibine teşekkür ediyorum. Bu tür eserlerin ve buralarda yürütülecek faaliyetlerin, Ankara’nın taşına, toprağına, havasına nüfuz eden milli mücadele ruhunun yeni nesillere aktarılmasında çok önemli görevler yerine getireceğine inanıyorum” diye konuştu.
Ruhunu kaybetmiş bir milletin cesetten ibaret kalacağı anlayışıyla medeniyetin, tarihin, kültürün köklerine inmeyi gaye edinen her çabayı desteklemek boynun borcu olduğunu ifade eden Erdoğan, “Tarihe iz bırakmak demek, dişinizle, tırnağınızla, yüreğinizle, zihninizle vereceğimiz bir büyük mücadeleyi göze almak demektir. Hiçbir aksiyona girmeden, sadece oturduğu yerden yapılanları eleştirerek tarihe mal olmuş kimse göremezsiniz. Geride ister fikri, ister fiili, ister maddi eser bırakmamış olanların yerinde yeller eseceğini söyleyen gönül sultanlarının bizatihi kendi mirasları bu hakikatin en somut örneğidir. Sebilü’r-Reşad Kültür ve Sanat merkezini maziden atiye, köprü kuran mütevazı ama önemli adım olarak görüyorum. Burada zihinlerini ve gönüllerini besleyerek kendilerini yetiştirecek evlatlarımızın her biri geleceğin Mehmet Akif adayları olacaktır” ifadelerini kullandı.
Sırat-ı Müstakim ve sonraki ismiyle Sebilü’r-Reşad dergileri Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşanan bu ülke ve bu millet nasıl kurtulur diye ifade edebileceğimiz fikri arayışın mahsulü olduğunu değinen Erdoğan, “Dönemin aydınları Yusuf Akçura’nın üç tarzı siyaset diye formüle ettiği Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve daha sonra ilave edilen Batıcılık akımları arasında bu arayışı sürdürmüşlerdir. İlk sayısı Temmuz 1908’de çıkan Sırat-ı Müstakim bu zengin fikir ikliminde kısa sürede Mehmet Akif Ersoy’un baş yazarlığında önemli isimleri bir araya getiren seçkin bir platforma dönüştü. İlk baskısı yetmiş bin yapılan derginin adı 1912 yılında Sebilü’r-Reşad olarak değişti” dedi.
Osmanlı’nın son dönemindeki tüm hadiselere ardından Milli Mücadele’ye şahitlik etmekle kalmayan dergi hepsinde de etkin bir rol de oynadığının aktaran Erdoğan, “Derginin misyonunu, milletin birliğini, beraberliğini Kardeşliğini korumak, sömürgecilere karşı ümmetin değerlerini savunmak olarak belirlediğini görüyoruz. Kaynağını vahiyden alan ahlakı İslam ve Batı toplumlarını birbirinden ayıran en önemli vasıf olarak kabul eden Sebilü’r-Reşad bu yaklaşımı Akif’in şu şiirinde adeta vücut bulmaktadır. ‘Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdan’ın, Ne irfanın kalır tesiri katiyen ne vicdanın..’ Evet Allah korkusunun olmadığı yerde başka hiçbir değerin tesiri kalmayacağını söyleyen Akif’in ne kadar haklı olduğunu yaşadığımız her hadise bir kez daha gördük, görüyoruz” açıklamalarında bulundu.
Sebilü’r-Reşad sadece İstanbul’un değil, aynı zamanda Ankara’nın dergisi olduğunu belirten Erdoğan, “Milli Mücadele başladığında ve Akif hemen Ankara’ya taşınıyor. Sevr Antlaşması imzalandığında Akif’in Kastamonu’da bir camide yaptığı konuşmanın yer aldığı sayı çok büyük ses getiriyordu. Akif bu bazında şöyle diyor. ‘Ey cemaati Müslimin milletler topla, tüfekle, zırhlılarla, ordularla tayyarelerle yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki rabıtalar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi hevasına, kendi menfaatini temin etmek sevdasına düştüğü zaman yıkılır.’ Evet. Aradan geçen bir yüzyılı aşkın süreye rağmen Akif’in bu tespitleri harfi harfine geçerliliğini korumaktadır. Bu dönemde Sebilü’r-Reşad öylesine etkili yayınlar yapıyor ki Büyük Millet Meclisi derginin nüshalarını çoğaltarak, askere ve millete moral verme için cephelere diğer şehirlere gönderiliyordu. Gazi Mustafa Kemal, ‘manevi ‘cephemizin kuvvetlenmesine Sebilü’r-Reşad’ın büyük hizmeti vardır diyerek Mehmet Akif ve Eşref Edip’e teşekkür ediyordu. İstiklal Marşımızın ilk yayını da derginin kapağında yer alıyor. Aralıklarla 1960 yılına kadar gelen Sebilü’r-Reşad iki 2016 yılında yeniden yayın hayatına girmesini gecikmiş ama takdire şayan bir vefa örneği olarak değerlendiriyorum. Medeniyet yolculuğumuzun işaret taşlarını yaşatma konusunda daha hassas olmamız gerektiği anlaşılıyor” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin dört bir yanında gençler tarafından yürütülen kültür sanat çalışmalarını, teknoloji faaliyetlerini, fikri, felsefi, sohbet denemelerini gördükçe geleceğimize olan güvenin arttığının altını çizen Erdoğan, “Akif’in hayali olan, Asım’ın neslini yaşatmak için hep birlikte daha çok daha iyi mücadele etmeliyiz. Gençlerimizi internet mecralarındaki birtakım platformların sanal dünyalarına hapsederek sahip oldukları büyük medeniyet birikiminden mahrum bırakmak isteyenlere aradıkları fırsatı vermeyeceğiz. Son dönemde iyice hız kazanan çocuklarımızı inancından, kültüründen, ailesinden, benliğinden hatta cinsiyetinden kopartarak küresel sapkın akımların esiri yapma çabalarını mutlaka boşa çıkaracağız. Mehmet Akif’in ömrünü adadığı çıkardığı yayınlara ismini verdiği ilhamını aldığı dosdoğru yolun önünü açarak mücadelemize devam edeceğiz. Yine Akif’in diliyle ifade edecek olursak ‘Allah’a dayan sa’ye sarıl hikmete ram ol. Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol” diye konuştu.
Sebilü’r-Reşad dergisinin gerek içinde yazılara, tartışmalara, değerlendirmelere bakıldığında sanki bir bu ülkede hiçbir şey değişmemiş hissine kapılabileceğine değinen Erdoğan, “Bu bir yönüyle fikri devamlılığın emaresi olmakla birlikte bir yönüyle de ülke ve millet olarak hala bazı kör düğümleri çözemediğimizi aşamadığımızın işaretidir. Üstelik bu kördüğüm sadece teorik düzen değil hayat biçimlerimizde de geçerlidir” dedi. – ANKARA
]]>İSKİ’nin 140 yıllık tarihi canlandırarak restore ettiği ‘Terkos Kültür Evi’ açılışında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bu süreçte hep birlikte üretmeye devam edeceğiz. Biz, gündüzleri temellerimizi sığdıramadığımız için gece de zamanınızı alıyoruz; kusurumuza bakmayın. Gece, gündüz çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
İBB İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), yapımı 1883 yılına tarihlenen ve 1885 yılından itibaren Terkos Gölü’nden İstanbul’a su gönderen, Osmanlı döneminin ilk modern su tesisi pompa istasyonunu restore etti. Kentin kültür-sanat ve sosyal hayatına kazandırılan Terkos Kültür Evi; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Parti Meclisi üyesi Cem Aydın, İSKİ Genel Müdürü Dr. Şafak Başa ve CHP Arnavutköy Belediye Başkan Adayı Tekin Aras’ın katılımlarıyla bu akşam açıldı. “Terkos” kelimesinin suyla özdeşleşmiş bir anlamı olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Terkos denince, aklımıza İstanbul’un en büyük su kaynağı gelir. ve bunu korumak hepimizin sorumluluğu” dedi.
“5 TARİHİ YAPININ BAKIM VE ONARIMINI YAPTIK”
Terkos Kültür Evi’ne dönüştürdükleri alanın, teknolojik gelişimlerin hızlanmasıyla süreç içerisinde müze vasfına büründüğünü aktaran İmamoğlu, “Burada, tarihi bir mirasa sahip çıkıyoruz” diye konuştu. Terkos Kültür Evi bünyesinde müzeyle birlikte kültür alanları ve BELTUR Kafe gibi sosyal alanların bulunduğu bilgisini paylaşan İmamoğlu, “Burasının Arnavutköy, Çatalca bölgesine hitap etmesini arzu ediyorum. Ama ben eminim ki, bu alanı Tekin Aras Başkanımla birlikte, çok güzel buluşmalara, çok değerli kültürel buluşmalara, çok değerli sanatsal buluşmaları açacağız. Burada 5 tane tarihi yapının bakım ve onarımını yaptık. ve yapımızın hizmete sunulmasıyla beraber, özellikle yeme-içme alanımızın ve buradaki çok kıymetli kültür alanımızın ilgi göreceğini biliyoruz” ifadelerini kullandı.
“YARADAN, GÖNLÜ GÜZEL VE İYİ İNSANLARIN DUASINI KABUL EDER”
“Bugün Ramazan’ın ilk günü” diyen İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
“Ramazan ayında ben hep derim ki, ‘Ya Rabbi, bizi hep güzelliklerle buluştur. Bizi güzel insanlarımızın sağlıklı, mutlu, huzurlu olduğu günlerde bir araya getir. Yüzümüz hep güleç olsun. Birbirimize selam verelim. Birbirimize hoşgörümüz bol, önyargımız hiç olmasın. Birbirimizi sevelim, sayalım, yaygı duyalım. Birbirimizin iyiliği için mücadele edelim.’ Bu memleketin her insanı, bizim insanımız. Allah, bu memleketin her insanını iftiradan, yalandan, gıybetten korusun. Onun için ben diyorum; Yaradan, gönlü güzel ve iyi olan insanların duasını kabul eder. Bizim milletimiz, öyle bir millet. Bu güzel millet, şu anda İstanbul’da, Arnavutköy’de bir arada yaşıyor. Daha mutlu olacak. Çok güzel işler başaracağız. Size hak ettiğiniz ortamları oluşturacağız. Siz, buralarda huzurlu olacaksınız. Bizim inancımızın, bizim dinimizin bize bahşettiği güzel günlerde, güzel aylarda, Ramazan ayında da bir arada olacağız, milli bayramlarımızda da bir arada olacağız.
“CUMHURİYET, HER VATANDAŞI EŞİTLER”
Cennet vatanımızın bir karış toprağına sıkıntı gelemez, getirmeyiz. Bir vatandaşımızı bile geride bırakmayız, bırakamayız. Hepsi bizim. Bu vatanın her parçası bizim. Cumhuriyet nedir biliyor musunuz? Cumhuriyet, her vatandaşı eşitler. Şu gördüğünüz İstanbul’a belediye başkanı seçtiğiniz kardeşinizin, hemşehrinizin hakkıyla, hukukuyla; Tekin Aras’ın hakkı, hukuku eşittir. Sizlerin herhangi birisiyle benim hakkım, hukukum eşittir. Hiç kimse bir milim fazla, bir milim az değildir. Onun için biz, eşitlik hukuku içerisinde insanlarımızın hakkını, hukukunu koruyan bir düzeni şehirlerimizde var edeceğiz. Güzel, liyakatli insanları yönetici seçeceğiz. Ahlaklı ve erdemli bir dönemi İstanbul’un her yerinde harekete geçireceğiz göreceksiniz. Ne kazanacak? Sevgi kazanacak, sevgi. Ne kazanacak? Arnavutköy’de Tekin Aras kazanacak. Ona göre hemşehrilerimizden destek istiyoruz.
“BİRLİKTE ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Burada hemen yanı başındayız. Çatalca’da da -televizyon programı vardı yetişemedi- Erhan Güzel kardeşimi unutmayın. O da güzel bir kardeşimiz. İki genç arkadaşımız, Tekin Aras ve Erhan Güzel, iki ilçede gençliğiyle, enerjisiyle, iyi niyetiyle, kalbiyle, çalışkanlığıyla iki ilçeyi omuz omuza, İstanbul’un en yaşanılır ilçesi haline getirecek. Bu kardeşiniz de onlara ağabeylik yapacak. Birlikte, ortak akılla, çok başarılı olacağız. Size söz veriyoruz. Şafak Bey, Suat Bey ve diğer arkadaşlarımızın özenli çalışmaları, bize bugünü kazandırdı. Elbette bu süreçte hep birlikte üretmeye devam edeceğiz. Biz, gündüzleri temellerimizi sığdıramadığımız için gece de zamanınızı alıyoruz; kusurumuza bakmayın. Gece, gündüz çalışmaya devam edeceğiz.”
]]>
Türk sanatçı Ayşe Emel Gümüş ile Çinli Şia Pıngçıng’ın eserleri, ” İstanbul’dan Pekin’e: Türkiye-Çin Kültür ve Sanat Değişimi” sergisinde bir araya geldi.
Pekin Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nde (YETKM) açılan sergide Şia’nın klasik Çin kaligrafisinin örneklerini veren tabloları ile Gümüş’ün kültürler arası etkileşimleri odağa alan kompozisyonları sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Serginin açılışında konuşan Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa, Antik İpek Yolu’nun, Çin’den Batı’ya, Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinden seyahat eden tüccarların ana güzergahı olduğunu, bu güzergahta yüzyıllarca süren ticaretin, Türk ve Çin halkları arasındaki yakın kültürel etkileşimi beraberinde getirdiğini belirtti.
Musa, 1598’de Çinli devlet adamı Cao Şıcın tarafından Çin İmparatoru’na sunulmak üzere hazırlanan silah kataloğunda Osmanlı tüfeklerinin yapısının, nasıl kullanıldıklarının ve atış stillerinin detaylı anlatıldığını dile getirerek, “Bu, aslında bugün ‘teknoloji transferi’ dediğimiz şeydir. Türkiye ve Çin, teknoloji transferi gibi ileri bir işbirliğine asırlar önce başlamışlardır.” dedi.
Kültürler arasındaki etkileşimin ülkeler arası ilişkilerin gelişimi açısından önemli olduğuna işaret eden Musa, “Kültür, uygarlığın ruhudur. Gelin, bu ruhu birlikte yakalayalım.” ifadelerini kullandı.
“Çin ejderhası, nazar boncuğuyla buluşuyor”
Türk sanatçı Ayşe Emel Gümüş, Çin’in, 12 hayvanlı geleneksel ay takvimine göre Ejderha Yılı’na girdiğini, iki ülkenin kültürel motiflerini bir araya getiren bu sergi için “Çin ejderhası, nazar boncuğu ile buluşuyor” temasını seçtiklerini anlattı.
Şia ile sergi için yaptıkları, ejderha karakteriyle nazar boncuğu motifinin birlikte yer aldığı tabloyu yorumlayan Gümüş, “Çinli arkadaşımız kaligrafi sanatçısı olduğu için tabloya Çin yazısındaki ejderha karakterini çizdi. Ben de nazar boncuğu motifini kaligrafiyle ahenk oluşturacak şekilde yorumlayarak boyadım.” şeklinde konuştu.
Çinli sanatçı Şia da Çin tarihinde farklı kaligrafi üsluplarının bulunduğunu, sergi için hazırladığı tablolarda Song Hanedanı dönemindeki üslubu seçtiğini zira bu üsluptaki ejderha karakterinin ejderha figürüyle en fazla resimsel benzerliğe sahip olduğuna dikkati çekti.
Türkiye ile Çin’in, coğrafi bakımdan uzakta bulunsalar da dost iki ülke olduklarına, Gümüş ile yaptıkları tabloda yazı ile soyut figür arasındaki uyumun, renkler ile biçimler arasındaki diyaloğun, iki kültür arasındaki bağları estetik olarak yeniden canlandırdığına işaret eden Şia, “Aramızda mesafeler olsa da Türkiye ve Çin, dağlar, nehirler ve okyanuslarla birbirine bağlıdır. İki ülkenin dostluğu uzun zaman yaşayacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Gelin tanış olalım”
Etkinliği organize eden Pekin Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nin Müdürü Ali Oğuzhan Yüksel, merkezin 2021’de faaliyete başladığını, amacının Türk kültürünün Çin’de tanıtılması olduğunu belirterek, Çinli izleyicilere şöyle seslendi:
“Adımızı aldığımız Yunus Emre, 13. ve 14. yüzyıllarda yaşamış önemli bir Türk şair ve mutasavvıftır. Buradan sizlere onun dizeleriyle seslenmek istiyoruz: ‘Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim, sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz.'”
Yüksel, etkinliğin yeni tanışmalara vesile olmasını temenni etti.
Etkinlikte Çinli çocuklardan oluşan Kung-fu takımı, ejderha ve aslan dansları ile dövüş sanatlarını birleştiren performans sergiledi.
Ayrıca Türk müziği dinletisiyle sergide yer alan sanatçıların resim ve kaligrafi tekniklerini anlattıkları atölye çalışması gerçekleştirildi.
“İstanbul’dan Pekin’e: Türkiye-Çin Kültür ve Sanat Değişimi” Sergisi, 10-12 Mart’ta Pekin Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nde gezilebilecek.
]]>Belediye Başkanı Evren Dinçer, Kültür Merkezinde 2024-2029 Vizyon Projeler toplantısı gerçekleştirdi. Vatandaşların ve partililerin katıldığı toplantıda 41 ayrı yeni vizyon projesinin olduğunu belirten Başkan Dinçer, “5 yıl önce sizden aldığımız yetkiyle şehrimize değer katacak, şehrimizi ileriye taşıyacak birçok eser ve projeyi hayata geçirdik. Şimdi sıra önümüzdeki 5 yılda. Aksaray Yüzyılı vizyonumuzla önce gönlünüze sonra da sizlerin takdirine talibiz. Biz yaptık, yine biz yapacağız” dedi.
Projeleri tanıtan Başkan Dinçer, “Aile Yaşam Merkezimiz modern tasarım ve zengin olanaklarla donatılmış merkezimizde ailelerimize sağlık, eğlence ve huzur dolu anlar sunmayı hedefliyoruz. Merkezimizin içerisinde yetişkin ve çocuk yüzme havuzları, spor salonları, her yaşa hitap eden sosyal kültürel alanlar ve kafeteryalar olacak. Akademi Bilgihane projemiz çerçevesinde ilkokul, orta ve lise öğrenimine devam eden öğrencilerimiz için Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına uygun teorik ve uygulama eğitimleri, proje uygulama atölyesi, teknoloji atölyesi, sosyal alanlar, sınavlara hazırlık kurslarının yer aldığı modern merkezler yapacağız. Millet Konağı projemiz de mahalle kültürünün hayat bulması amacıyla tüm hemşerilerimize hizmet verebilecek içerisinde kütüphane, çok amaçlı salon, kafeterya ve taziye evi gibi fonksiyonların yer aldığı sosyal ve kültürel etkinliklerin düzenlenebileceği millet konaklarını yapacağız. Sosyal Yaşam Merkezi projemizle şehrimizin ihtiyaç duyulan mahallelerinde hemşerilerimizin kişisel gelişimlerine katkı sağlamak amacıyla kültürel, eğitsel, sanatsal ve spor faaliyetlerinin yer alacağı bir yaşam merkezi yapacağız. Gastronomi Konağı projemizle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait yemek kültürünün sunulduğu, Aksaray mutfağına ait coğrafi işaretli lezzetlerin yer alacağı yeni bir mekan oluştururken Kreş ve Gündüz Bakım Evi projemizle de çocuklarımızın eğitim hayatlarına ışık tutacağız. Alanında uzman eğitimciler ile çocukların fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişmelerine destek sağlanırken aynı zamanda eğlenecekleri modern mekanlar yapacağız. Kültür, Sanat Merkezleri ve Nikah Salonu projemizde şehrimizin kalbinde modern bir etkinlik ve toplantı merkezi olarak çağdaş tasarımı ve geniş olanaklarıyla içerisinde kültürel ve sanatsal aktivitelerin yapılabileceği, nikah salonlarının da yer aldığı ideal bir mekan yapacağız. Planetaryum projemizle bilim merkezimizde gerçekçi bir uzay yolculuğu hissi verilerek insanlara gökyüzü ve ötesini 360 derece görüntülerle etkileyici bir şekilde sunan sanal bir gökyüzü yapacağız. Tasavvuf Müzesi projemizle kültürel zenginliklerimizi korumak ve yaşatmak için bir alan oluştururken 2. Kılıçaslan Hanı projemizle de şehrimizin kalbinde ve tarihi yapısına uygun olarak fonksiyonel ve modern bir tasarımla Aksaray’ımıza 2. Kılıçaslan Hanını kazandıracağız. İçerisinde kapalı otoparkı bulunan ve geniş avlusuyla yeme içme mekanlarının da yer aldığı bir ortamda alışverişi keyifli bir hale getirmeyi planlıyoruz. Kubbe Kitap Kafe projemizle tarihi dokuya uygun şekilde restore edilen 2. Kılıçaslan Hamamı içerisinde kütüphane, oturma salonları etüt salonları, okuma odaları ve sosyal alanların bulunacağı yeni bir yaşam alanı oluşturmayı hedefliyoruz. Eski Cezaevi Dönüşümü projemiz de şehrimizin tarihine tanıklık etmiş bu yapıyı kültürel mirası korumak ve yeni bir heyecanla her yaş grubuna hizmet edecek modern bir alana dönüştürüyoruz. Kalanlar Millet Bahçesi 2. Etap ve Geleneksel Spor Merkezi projemiz çerçevesinde şehrimize estetik ve ekolojik değeri yüksek, halkımızı doğa ile buluşturan ve sosyal gereksinimlerini karşılayan bir yeşil alanda okçuluk ve at biniciliği, piknik alanları tenis kortları ve spor alanları, peyzaj alanları ve kameriyelere sahip sosyal alan kazandırılacaktır. Doğal Yaşam Köyü projemizle şehir yaşantısından ve stresinden uzak doğa ile baş başa kalmak isteyen hemşerilerimizin organik sebze ve meyve yetiştirebileceği alanları hizmete sunacağız. Tıbbi ve Aromatik Bitki Dünyası projemizle tıbbi ve aromatik bitkilerin tanınması, yetiştiriciliğinin kavranması ve üretilen bitkisel yağların ekonomiye kazandırılması amacıyla tarım arazileri değerlendirilecektir. Recep Tayyip Erdoğan Parkı 3. Etap projemiz çerçevesinde şehrimize estetik ve ekolojik değeri yüksek, halkımızı doğa ile buluşturan ve sosyal gereksinimlerini karşılayan özgün bir yeşil alanda peyzaj, pump track, buz pateni, kaykay pisti, çocuk oyun grupları ve kameriyelere sahip sosyal alan kazandırılacak. Kent Ormanı projemizle kent iklimini dengeleme, kentteki hava kalitesini artırma ve biyolojik çeşitliliği zenginleştirmemizin dışında halkımıza şehir merkezinde doğa ile iç içe olacağı sosyal ve eğlence alanları oluşturacağız. Modern Hayvan Barınağı projemizle 20 dönümlük arazi üzerine kurulacak olan modern hayvan barınağı içerisinde tedavi ve kısırlaştırma amaçlı klinik, tekli bölümler, karantina ve yasaklı ırk bölümü, atölye, muayene ve ameliyathane gibi alanlar oluşacak. Yenilenebilir Enerji Tesisi projemizle sınırlı enerji kaynakları yerine yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerjisi kullanılarak çevre dostu enerji üzerimi yapılacak. Kent Restoran projemizde ise vatandaşlarımıza yakışır, içerisinde yeme, içme ve dinlenme alanlarının olduğu modern bir tesis yapacağız. Yüzme Havuzu ve Spor Kompleksi projemizde tüm yaş gruplarının ve aile fertlerinin aynı anda spor yapabileceği bir tesis yapılacaktır. Modern Balık Hali projemizle şehrimizin çeşitli noktalarında faaliyet gösteren balıkçı esnafının daha nezih ve sağlıklı koşullarda hizmet vermesi sağlanacak. Modern Taksi ve Otobüs Durakları projemizle taksici ve halk otobüslerimizin daha ferah ve modern bir yerde beklemesi amacıyla tüm duraklarımızı yenilerken, OSB Köprülü Kavşak projemizle OSB-Yeni Sanayi Yolu ve şehir merkezi hattındaki trafik yoğunluğunun azaltılması, kesintisiz ulaşımın sağlanması amacıyla köprülü kavşak yapılacak. Ankara-Konya-Adana Yeni Bağlantı Bulvarı projemizle de şehir merkezindeki trafik yoğunluğunu azaltmak amacıyla şehirlerarası yolların birbirine bağlanması yapılacak. Adana-Konya Yeni Bağlantı Bulvarı projemizle şehir merkezindeki trafik yoğunluğunu azaltmak amacıyla şehirlerarası yolların birbirine bağlanması sağlanacak. Kırsal Terminal projemizle ilçe, belde ve köylerden gelen toplu ulaşım araçlarının tek noktadan hareketleri sağlanacak. Akıllı Şehir Uygulaması projemizle şehirdeki trafiğin yoğun olduğu yollarda trafik akışını yönlendirecek ve takip edecek akıllı elektronik uygulamalar yapılacak. Nakliyeciler Sitesi ve Tır Parkı projemizle tır ve kamyon gibi ağır vasıtalar için güvenli bir mekan oluşturulurken, Katlı Otopark projemizle trafiği ve parkı rahatlatmak için yer altı ve yer üstü modern yapıda katlı otoparklar yapılacak. Yemek Üretim Merkezi projemizle ihtiyaç sahibi ailelerimize günlük sıcak yemek yapılırken, Aile Sağlığı Merkezi projemizle şehirde yaşayan insanlarımızın daha hızlı sağlık hizmeti alması sağlanacak. Hanımeli Pazarı projemizde kadın istihdamını artırmaya yönelik ve aile ekonomisine katkıda bulunulmasını sağlamak amaçlı Hanımeli Pazarı yapacağız. Sosyal Konut Projesi çerçevesinde ilimizdeki konut stokunun azalması nedeniyle dar gelirli vatandaşlarımıza yönelik sosyal konutlar yapacağız. ASTİM’e 800 Yeni İşyeri projemizle yeni sanayi alanı içerisindeki iş yerlerine ilave olarak ihtiyaç doğrultusunda 800 yeni iş yeri yapılacak. Kentsel Dönüşüm projemizle şehir merkezinde yer alan mevcut sağlıksız ve riskli yaşam alanlarının yerine estetiğe uygun, modern, sağlam ve sağlıklı yeni konutlar inşa edeceğiz. Geri Dönüşüm Parkı projemizle çevresel sürdürülebilirliğe ve çevre bilincini yaygınlaştırmaya katkı sağlamak amacıyla geri dönüşüm parkı oluşturacağız” dedi. – AKSARAY
]]>Kepez Belediyesi, ‘Müze Belediye’ adıyla hizmet binasının 6 katındaki koridorları binlerce adet kültür, sanat, sosyal yaşam ve belediye tarihini anlatan objelerle müzeye dönüştürdü. Türkiye’de bir ilk olan ‘Müze Belediye’ törenle hizmete açıldı. Müze Belediye açılışına Kepez Kaymakamı Nusret Şahin, Kepez Belediyesi ve Cumhur İttifakı Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hakan Tütüncü, Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürü Kenan Yavuz, Kepez İlçe Gençlik Spor Müdürü Yüksel Dorul, belediye meclis üyeleri ve belediye çalışanları katıldı.
Bir şehrin duvarlarının kültürle, sanatla örülmesi gerektiğine vurgu yapan Tütüncü, Kepez’e 15 yılda 13 müze kurulduğunu kaydetti.
Müze Belediye içinde sanatçıların ve çocukların eserlerinin de yer aldığını hatırlatan Tütüncü, “Yıllar sonrada sanatçılarımız, çocuklarımız gelsinler eserlerini görsünler istedik. Bizden sonra yok olabilecek bir koleksiyonu kültür ve sanat hayatımıza bu yolla kazandırmış olduk. Burası sadece sanat müzesi değil, aynı zamanda hatıralar müzesi Aynı zamanda 1994’den beri belediye hizmetleriyle ilgili birçok objenin de burada aynı şekilde sergiye sunulduğunu görüyorsunuz. Belediyenin bütün depolarına girildi, bütün binaları gezildi. Gerek sanat eseri, gerekse o değişim ve dönüşüm sürecini hatırlatan unsurlar, objeler toplantı bütün bunlar bir araya getirilerek müze belediye konsepti oluşturuldu. Bir şehrin duvarları kültürle örülmelidir. Biz, kültür ve sanatın hayatımızın her alanını kuşatsın istiyoruz. Bütün bu düşüncülerden hareketle bu belediye müzesini kurduk” diye konuştu.
“Sizlerle çalışmak güzeldi”
15 yıldır birlikte çalıştığı belediye personeline de teşekkür eden Cumhur İttifakı Belediye Başkan Adayı Tütüncü, “Değerli çalışma arkadaşlarım, her şey sizlerle güzeldi” dedi. Her pazartesi sabahı personelin haftaya motive bir şekilde başlaması için müzikle karşılandığını hatırlatan Tütüncü, “Aslında konser bahaneydi. Birbirimizin yüzüne bakarak enerji almak çok güzeldi. Bizden sonraki yönetim dilerim ve isterim ki bu sahneleri çok güzel kullanır. Burası bu müze vasfını sürdürür. Dostlar bizi iyi hatırlasın. Sizlerle beraber 15 yıl yürümek güzeldi. Sanat her yerimizi kuşatsın” ifadelerine yer verdi.
“Müze Belediye”
Müze Belediye’de, ilçenin dünden bugüne değişimini anlatan binden fazla obje ile ulusal ve uluslararası 400 farklı sanatçının 500 eseri sergileniyor. Hizmet binasının fuayesi ve koridorları, yağlı boya tablo, heykel, ebru ve sulu boyadan oluşan eserlerle adeta modern bir sanat galerisiyle renkli ve sıcak bir kimliğe kavuşturuldu. Müzede, ilçenin geçmiş yıllarını günümüze taşıyan gecekondu mahallelerinin fotoğrafları, siyah-beyaz fotoğraflar, belediye yazışmaları, fotoğraf makineleri, kameralar, radyolar, Antalya kartpostalları, pullar, belediye spor kulübünün başarılarını simgeleyen kupalar, formalar, belediyenin dergi, gazete ve kültür yayınları ile Başkan Tütüncü döneminin kadınlara yönelik bir projesi olan Kepez Meslek Edindirme Kursları’nın el emeği göz nuru gibi eserler bulunuyor.
Yine müzede, çeşitli ülkelerden getirilen 6 bin adet deniz kabuklusu da sergileniyor. – ANTALYA
]]>İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Cemil Bilsel Konferans Salonu’ndaki programda yaptığı konuşmada, İstanbul’un, tarih boyunca medeniyetlere ev sahipliği yapan, kültürlerin, inançların ve insanlığın buluştuğu bir liman olduğunu söyledi.
İstanbul Mektebi projesinin, kentin zengin mirasını gelecek nesillere aktaracak, onları sadece bilgiyle değil, aynı zamanda şehrin eşsiz ruhuyla da buluşturacak bir okul olduğunu belirten Yentür, “Sizler, İstanbul’un manevi mimarlarısınız. İstanbul Mektebi, sizin rehberliğinizde, öğrencilerimize bu eşsiz şehrin tarihini, kültürünü ve hoşgörüsünü aktaracak, onları milli ve manevi değerlere sahip bireyler olarak yetiştirecek bir ilim yuvasıdır. Bu mektepte, sizlerin bilgi ve tecrübeleriyle, öğrencilerimiz İstanbul’un ruhunu taşıyan, İstanbul’da yaşama kültürünü bilen bilinçli bireyler olarak yetişecekler.” diye konuştu.
İstanbul’daki her öğrencinin şehrin zengin mirasını geleceğe taşıyacak birer umut olduğunu vurgulayan Yentür, bu tohumların yeşermesinde öğretmenlere büyük sorumluluk düştüğünü dile getirdi.
“Çocuklarımızın aksanı değişiyor”
Prof. Dr. İlber Ortaylı da İstanbul’u her kesimden insanın bilmesi, yalnız en başta öğretmenlerin olması gerektiğini ifade ederek, “Maalesef İstanbul’u, içinde doğup büyüyenlerin bile büyük çoğunluğu hakkıyla bilmez” dedi.
Kendi çocukluğundaki İstanbul manzaralarına değinen Ortaylı, en dikkat çekici şeylerden birinin, herkesin “İstanbul Türkçesi” konuşması olduğunu anlattı.
Prof. Dr. Ortaylı, kültür aktarımının en önemli ayağının dil olduğunu söyleyerek, “Maalesef bugünkü İstanbul artık Türkçenin ortadan kalktığı, yabancı ve sonradan gelen kültürel zenginliklerin de iyi kullanılmadığı bir bölge haline geldi. Çocuklarımızın aksanı değişiyor, anlaşılmıyor. Bu çok büyük bir problemdir.” şeklinde konuştu.
İstanbul Mektebi’ne katılan öğretmenlere seslenen Ortaylı, “Sizin sınıfınızdaki kız çocukları gibi sessiz harfleri yutarak konuşulan bir Türkçe olmaz. Bu Türkçe nereden geliyor bilmiyorum. Sizden gelmediğini biliyorum. Anadolu’dan ya da Rumeli’den de gelmiyor. Bu büyük bir tehlikedir ve bu, Türkçeyi konuşan insanların Türklükle bağının kopma tehlikesi de giderek artıyor.” ifadelerini kullandı.
Tarihte Türklerin öğrendikleri tüm dilleri anlaşılır bir aksanla konuştuğunu ancak bugün bunun kaybedildiğini belirten Ortaylı, “Yeni nesillerin artık dünyada Türkiye’yi ve Türklüğü temsil etme kapasitesi, ağızlarını açtıkları anda bitiyor. Sizi bu konuda uyarmak isterim.” dedi.
Ortaylı, İstanbul’un, milattan önce 10 binli yıllara kadar uzanan bir tarihi bünyesinde barındırdığını dile getirerek, şunları kaydetti:
“İstanbul’u öğrencilerinize anlatırken ‘Falanca alışveriş merkezinin olduğu yer’ şeklinde değil, doğrudan doğruya eski İstanbullular gibi ‘Falan caminin, filan hanın, falanca medresenin bulunduğu yer’ diyeceksiniz. Şehzadebaşı’ndan bahsederken Nevşehirli İbrahim Külliyesi diyeceksiniz. Bilmem ne otelin olduğu yer denmeyecek. Bunların üzerinde durulması gerekiyor. Kim yapacak bunu? Öğretmenler yapacak.”
İstanbul Mektebi’nin, önemli bir eksikliği gidermeye aday olduğuna işaret eden Ortaylı, projenin, “Beyoğlu Mektebi, Üsküdar Mektebi, Eyüp Mektebi, Dersaadet Mektebi” gibi okullarla genişleyerek devam etmesini umduğunu ifade etti.
Dersin ardından Prof. Dr. İlber Ortaylı, katılımcıların İstanbul’un tarihine ilişkin yönelttikleri soruları yanıtladı.
Programa, İstanbul Vali Yardımcısı Ahmet Süheyl Üçer ile İstanbul Mektebi iştirakçisi akademisyen, öğretmen ve öğrenciler katıldı.
Ayrıca programda, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki İstanbul Oda Orkestrası tarafından İstanbul şarkıları seslendirildi.
]]>Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras, vatandaşların sevgi ve destek sözleriyle geldiği alanda yaptığı konuşmada içme suyu ve kanalizasyon konularının ilk öncelikleri olacağını, tarıma olan desteklerin de artarak devam edeceğini ifade etti.
Tarımda Bodrum’da uygulanan projelerin Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen çalışmalara ek olarak uygulanacağını, ata tohumlardan üretilen fide ve fidan dağıtımı gibi üreticiyi destekleyecek projelerin artarak devam edeceğini belirten Aras, “Sağlıklı gıdaya ulaşmak için tarıma desteklerimiz her zamankinden fazla olacak” diyerek, tarımdan uzaklaşan vatandaşların da yeniden tarımla uğraşmalarını sağlamak için de destek projelerinin olduğunu sözlerine ekledi.
İhtiyaç görülen mahallelerde, aile ekonomisine büyük katkı sağlayan kreş ve etüd merkezleri açacaklarını belirten Aras, çocuk ve gençlere yönelik projelerin her zamankinden daha fazla olacağını sözlerine ekledi. Tarihi ve kültürel yapıların korunması için de her türlü desteği vereceklerini belirten Ahmet Aras, bölge kültürünü daha fazla turizm ile buluşturmak için de hazırlanan projelerin hızlıca hayata geçirileceğini ifade etti.
Büyükşehir’in gücü Milas’ta hissedilecek
Ahmet Aras, Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat’ı makamında ziyaret ederek başladığı Milas programına, Cumhuriyet Mahallesi’nde bulunan tarihi arastadaki esnafları ziyaret ederek devam etti. Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır ve Milas Belediye Başkan Adayı Fevzi Topuz ile birlikte esnaflardan gelen talep ve önerileri samimiyetle dinleyen Aras, bugüne kadar yapılan hizmetlerin devam ettirilerek, başta turizme yönelik yeni proje ve yatırımlarla da Milas esnafının ekonomisine katkı sunacaklarını ifade etti.
Alışverişe çıkan vatandaşlarla da sohbet eden Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras, Milas’ın tarihi ve kültürel değerlerinin korunarak gelecek nesillere aktarılması, kadınlar başta olmak üzere çocuk ve gençlere yönelik hayata geçirilecek projelerle de Milas halkının Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin gücünü her zaman yanlarında hissedeceklerini ifade etti.
Yatırımlar artarak devam edecek
Milas Seçim Koordinasyon Merkezini ziyaret ederek partililerle bir araya gelen Ahmet Aras ardından, Milas Kültür Merkezi Temel Atma Törenine katıldı.
Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından Milas’a kültür, sanat alanında hizmet edecek ve sosyal hayatı zenginleştirmesi amacıyla projelendirilen, ve temel atma töreniyle ilk adımı atılan Milas Kültür Merkezi açılışında konuşan Bodrum Belediye Başkanı ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras, yatırımların artarak devam edeceğini belirterek şunları söyledi;
“Büyükşehir Belediyemizin yatırımları devam ediyor. Sürekli temel atma ve açılışlar yapıyoruz. Başkanımız bizlere muhteşem bir miras bırakıyor. Temelini attığımız bu projeleri başkanımla beraber açacağız. Yatırımların devamı için çok çalışacağız ve yatırımlarımız asla durmayacak. Kentimizin potansiyelini çok iyi biliyoruz. Kültür ve sanat bu topraklarda her zaman hakim olmuştur. Milas ve Bodrum bölgelerindeki antik yapılaşmayı biliyoruz. Bu eser kentimizin kültürü açısından, ailelerimiz ve çocuklarımız için büyük önem taşıyor. Nasıl okullar eğitime hizmet ediyorsa kültür ve sanatta çocukların hayata bakışlarına olumlu anlamda katkı sunacaktır. Sanat insanı düşünmeye sevk eder. Bu da toplumumuzun ilerlemesi açısından büyük önem taşır. Bu güzel eser Milas’a hayırlı olsun. Başkanımıza ve ekibine teşekkür ederim” – MUĞLA
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World sunucularından Alican Ayanlar’ın üstlendiği panele Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, İslam İşbirliği Teşkilatı İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) Genel Direktörü Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Şahin Mustafayev, Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aktoty Raimkulova katıldı.
Panelde konuşan IRCICA Genel Direktörü Prof. Dr. Kılıç, eğitimin uluslararası ilişkilerde insan kalitesinin rolünü belirlemedeki önemine dikkati çekerek, “Eğitim dediğimiz şey, eğitim felsefecilerinin de dediği gibi plansız bir şey değildir.” diye konuştu.
Kılıç, “İnsanın iç eğitimi onun dış eğitiminin de beraberinde kalitesini de yükseltecektir.” şeklinde konuşarak, iç eğitimin ilkokuldan başlamak üzere bütün insanlığa öğretilmesi gerektiği kanaatinde olduğunu söyledi.
Öğrencilerin yalnızca “yüksek IQ odaklı alanlara” endekslenmemesi gerektiğini belirten Kılıç, duygusal zekanın ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.
“Uluslararası öğrencilerin farklılıklarının, ülkemizin zenginliği olduğunu düşünüyoruz”
YÖK Başkanı Özvar da eğitim ve kültürün ülkeler arası dayanışmayı güçlendirebileceğine dikkati çekerek, bu alanda işbirliğinin toplumlar arasında dostça ilişkiler kurulması konusunda gelecek vadettiğini ifade etti.
Türkiye’deki uluslararası öğrencilere ilişkin konuşan Özvar, “Uluslararası öğrencilerin çeşitliliğinin, ülkemizin zenginliği olduğunu düşünüyoruz. Biz de onlardan öğreniyoruz.” dedi.
Özvar, kültürel yakınlığı olan ülkelerle işbirliği ve yakın ilişkiler kurulmasının “daha kolay” olduğunu kaydederek, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan gibi Türk devletleriyle ilişkilerin, kültürel, bilimsel ve teknolojik etkileşimleri etkilediğini vurguladı.
Yükseköğretim konusunda bilim diplomasisi alanında çalıştıklarını söyleyen Özvar, bu yaklaşımın yalnızca “bir öncelik değil aynı zamanda uluslararası işbirliklerini zenginleştiren yeni bir bakış açısı” olduğunun altını çizdi.
“Kültür, insanları birleştirir, bütünleştirir”
Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Raimkulova ise kültür ve eğitimin ulusların gelişimi ve refahı konusunda belirleyici iki faktör olduğunu ve zengin tarih ve kültürel mirası olan Türk devletleri için bu faktörlerin önemini vurguladı.
Raimkulova, Türk devletlerinin ortak köken, dil ve zengin kültürel miraslarının olduğunu kaydederek, “Kültür, insanları birleştirir, bütünleştirir.” dedi.
Türk Kültür ve Miras Vakfının misyonunun, söz konusu Türk kültürel mirasını uluslararası alanda korumak, tanıtmak, araştırmak olduğunu, bu alanda çalışmalar yaptıklarını aktaran Raimkulova, Kazakistan’ın başkenti Astana’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Konseyi 10. Zirvesi’nde Türk devletlerinin, dayanışmayı güçlendirme ve işbirliğini derinleştirme alanında bağlılıklarına işaret etti.
Bölgesel işbirliklerinde kültür, eğitim ve bilimin yeri
Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Şahin Mustafayev de Antalya Diplomasi Forumu’nun, mevcut bölgesel ve küresel konularda diyalogların yürütülmesi için temel platformlardan biri olduğunu ifade etti.
Mustafayev, mevcut dönemde bölgesel işbirliği girişimlerinin, kargaşalı dönemlerde diplomasinin gelişmesine ilişkin rolüne dikkati çekerek, bölgesel işbirliklerinde kültür, eğitim ve bilim aracılığıyla barışçıl ilişkiler kurulmasının önemini vurguladı.
Siyasilerin, diplomatik faaliyetlerinde stratejilerinin önemli bir parçası olarak kültür, bilim ve eğitimi öncelemesi gerektiğini belirten Mustafayev, Türk devletlerinin ortak kültürel miraslarının korunması konusunda bölgesel işbirliğinin öneminin de altını çizdi.
]]>İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, önce ‘Kafkas Kültür Buluşmaları’nın açılış konuşmasını yaptı, sonra Kafkas folklor ekibinin dans gösterisine eşlik etti. İmamoğlu konuşmasında “Ben, kendi bakış açımla, literatürde de ‘azınlık’ diye tariflenen bir kısım grupları ya da halkları ya da kesimleri bu tarifle asla kabul etmiyorum. Çünkü, bir şehirde ya da bir ülkede ‘azınlık’ tarifini doğru bulmuyorum. Kimsenin bir ülkede azınlık diye tarif edilmesini kabul etmem, edemem. Çünkü, her yaşayan insan, her yurttaşın bu ülkenin azınlık değil, asil vatandaşları ve asil halkları olduğunun da altını çizmek isterim. Biz bu çeşitlilikle, bir arada, büyük bir milletiz” dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, sivil toplum kuruluşları işbirliği ile 29 Şubat-3 Mart tarihleri arasında Yenikapı’da düzenlenecek “Kafkas Kültür Buluşmaları” başladı. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, önce buluşmanın açılış konuşmasını gerçekleştirdi, sonra Kafkas folklor ekibinin dans gösterisine eşlik etti.
İmamoğlu konuşmasında şunları söyledi:
“NE MUTLU Kİ BİZ, DÜNYANIN EN RENKLİ, EN BEREKETLİ COĞRAFYASINDA YAŞIYORUZ: Kafkas kültürünün o eşsiz güzelliğini daha iyi anlamak, daha yoğun yaşamak, daha güçlü paylaşmak için burada olacağız. İlerleyen yıllarda, çok farklı etkinliklerle de hem Kafkas kültürünün tanınmasına katkı sunacağını hem de farklı deneyimlerle çok enteresan açılımları bize sunabileceğini düşünüyorum. Ne mutlu ki biz, dünyanın en renkli, en bereketli coğrafyasında yaşıyoruz. Zaten Anadolu denince insanın aklına, direkt bereket geliyor. Anadolu’nun toprağı da bereketlidir, kültürel, manevi coğrafyası da bu anlamda bereketlilik taşır. Bu bereketlilik, tabii aynı zamanda çeşitlilikten de beslenir. Farklılıkların uyumundan beslenir. Anadolu, aynı zamanda acılarla da olgunlaşmış bir coğrafyadır. Bu yönüyle tarihi analiz ederken, bunu tamamen bugünün gücünü, kuvvetini, birliğini ve beraberliğini büyütmesi adına anlamak ve bu şekilde karşılamak gerektiğine inanıyorum.
BİR ÜLKEDE ‘AZINLIK’ TARİFİNİ DOĞRU BULMUYORUM: Biz, İstanbul’daki bütün inançların, kültürlerin, etnik kökenlerin, yaşam biçimlerinin her yönüyle tanınması, tanıtılması ve eşitlikçi bir zeminde bu şehirde yaşadıklarını hissetmesini çok önemseyen bir yönetimiz. Zira ben, kendi bakış açımla, ki genelde literatürde de ‘azınlık’ diye tariflenen bir kısım grupları ya da halkları ya da kesimleri bu tarifle asla kabul etmiyorum. Çünkü, bir şehirde ya da bir ülkede ‘azınlık’ tarifini doğru bulmuyorum. Kimsenin bir ülkede azınlık diye tarif edilmesini kabul etmem, edemem. Çünkü, her yaşayan insan, her yurttaşın bu ülkenin azınlık değil, asil vatandaşları ve asil halkları olduğunun da altını çizmek isterim. Biz bu çeşitlilikle, bir arada, büyük bir milletiz. Bu millet olma bilinci ve kavramı, özellikle son yüzyılda Cumhuriyetle birlikte, Mustafa Kemal Atatürk’ün imza attığı, arkadaşlarıyla beraber kurduğu ve hep birlikte geliştirmekte yükümlü olduğumuz süreçte, güçlü birliğimizi ve beraberliğimizi arttıran, herkesi eşit kılan demokrasiyle de taçlanan değerli bir sürecin kişileriyiz, aktörleriyiz. Bu yönüyle Türkiye’nin özü ve özeti niteliğinde olan, İstanbul’da birliğimizin, dirliğimizin, kardeşliğimizin gücüne güç katmak için de çaba içerisindeyiz. Elbette bu yöntemleri, bu buluşmaları bunun bir parçası olarak da görüyorum.
ZİHNİMDE UYANAN DUYGUYU 10 YIL ÖNCE KALEME ALMIŞTIM: Özellikle son 200 yıl içerisinde yaşanan Kafkasya’daki savaşlar, soykırımlar, sınırdışı edilmeler ve Osmanlı ile olan münasebeti, Karadeniz geçişleri, bu topraklara yerleşim süreçleriyle ilgili çokça yayın okudum diyebilirim. Tabii sonrasında zihnimde uyanan duyguyu, bundan 8-9 yıl önce, belki 10 yıl önce kendimce kaleme almıştım ve Karadeniz kıyılarına yanaşan, Kafkaslardan göç eden insanların gemilerinin batırıldığı, yoğun bir biçimde hastalıklarla mücadele edildiği, kampların kurulduğu… Ki bunların en yoğun yaşanan yerlerinden birisi Samsun’dur. Bir bölümünün de Trabzon’a yaklaştığı ve o bölgede özellikle yoğun hastalıklarla insan kayıpları, can kayıpları olmuş ve o insanların orada toplu mezarlara defnedildiği, belli eserlerde okuduğum kayıtlardı.
HER ACININ YAŞATTIKLARININ DÜNYA BARIŞI İÇİN BARIŞ MÜCADELESİNE DÖNÜŞMESİNİ ARZU EDİYORUM: Karadeniz’in kıyılarında, sayısını söylemek yanlış olabilir, ama çokça canımızın, insanımızın, yurttaşımızın geçmişinden insanlar oralarda yatıyorlar. Bu süreçlerde hayatını kaybedenler rahmet diliyorum, şükranla anıyorum ve o insanların, o ecdadın evlatlarının, bugün bu memleketin, bu milletin asli birer yurttaşları olarak, en az her vatandaş kadar büyük emekler sarf ettiğini bilen bir insan olarak diyorum ki; hepsinin ruhu şad olsun. ve bu acılar, mutlaka anlaşılmalı. Ama her anlaşılan acı, her anlaşılmaya çalışan acının, kederin ve o coğrafyanın yaşattıklarının, bu milletin geleceği için bir birlik ve dirlik teminatı olması, dünya barışı için de barış mücadelesine dönüşmesini yürekten arzu ediyorum.
“KÜLTÜR MOZAİĞİ BİR ARAYA GELDİ“
Bu yıl ilkinin yapılacak olan “Kafkas Kültür Buluşmaları”nda; Çerkes, Abhaz, Çeçen, İnguş, Oset, Dağıstanlı, Karaçay-Malkar, Gürcü ve Laz topluluklardan 27 sivil toplum kuruluşu, ilk kez bir araya gelecek. Etkinlik programını kurum temsilcilerinin oluşturduğu bu tarihi buluşmada, konserlerden dans gösterilerine, atölyelerden filmlere, söyleşilerden geleneksel kıyafet defilesine pek çok kültürel performans İstanbulluların beğenisine sunulacak.
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanlığının koordinasyonunda “Yetenek her yerde” temasıyla Eskişehir’de düzenlenen İç Anadolu Bölgesel Kariyer Fuarı’nın (İKAF’24) ikinci gününde “Eğitimde Küresel Ufuklar: Yetenek, Deneyim ve Hedefler” konulu söyleşi gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay’ın moderatörlüğünde Atatürk Kültür ve Sanat Merkezindeki programda gençlerle bir araya gelen İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, iş dünyasında bir çalışanı diğer çalışanın ya da bir başvuruyu diğerinin önüne geçiren faktörlerden birinin dil yetkinliği olduğunu söyledi.
Erdoğan, doktorayı ve akademisyenliği memuriyet kapısı olarak değil, gerçekten ilme talip olan, meraklı, araştırmak isteyen, dünyayı, işleyişi, birçok şeyi anlamak isteyen, insan yetiştirmek isteyenler için tavsiye etti.
İlim Yayma Vakfının üniversite kurmuş bir vakıf özelliği taşıdığını anımsatan Erdoğan, “İki üniversiteyle yönetici olarak doğrudan ilişkimiz var. İlim Yayma Vakfı olsun, TÜGVA olsun birçok öğrenciye burs verme, öğrencilerin konaklama, barınma ihtiyaçlarını giderme çalışmaları yapıyoruz. Onun dışında İlim Yayma Cemiyeti de çok büyük yurt faaliyeti yapan bir derneğimiz, bizim kardeş kuruluşumuz. Öğrencilere yönelik hizmet veren birçok sivil toplum kuruluşuyla vakıf, derneklerle de yakın çalışıyoruz. Sosyal hizmeti gönüllü eliyle yapmak, memur eliyle yapmaktan daha iyidir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye’de bu düzeyde herhangi bir akademik ödül yok”
Erdoğan, “İlim Yayma Ödülleri”nin, vakıflarının şu anda en önemli projelerinden olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin en büyük akademik ödülünü verdiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:
“2019 yılında ilkini yaptık. 2021 ve 2023 yıllarında da iki yılda bir verdiğimiz bir ödül. 150 Cumhuriyet altınını büyük ödül olarak veriyoruz. Türkiye’de herhangi bir akademik ödül bu düzeyde yok. Bunu neden yapıyoruz? Birincisi, Türkiye’deki akademik çalışmanın kalitesini artırmamız lazım. Biz Türkiye’deki uluslararası yayın sayısı itibarıyla 20 yılda dünyada 22’nci sıradan 16’ncı sıraya gelmişiz ama sayı artarken niteliğin de artmasını gözetmek zorundayız. Onun için iyi olanların ödüllendirilmesi önemli. Türkiye’deki 180 bin civarı akademik personel içinde ‘Daha iyi akademik çalışmaya böylesi büyük ödül veriliyor’ fikrinin yerleşmesi lazım ki insanlar daha iyi akademik çalışma yapmaya özensinler.”
Erdoğan, liselere yönelik de özendirici bazı çalışmalar yapmayı hedeflediklerini aktardı.
İlim Yayma Vakfının 50’nci yılı dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle 40’ı deprem bölgesinde, 10’u İstanbul’da olmak üzere 50 okulda “İlim Yayma Vakfı 50. Yıl Kütüphaneleri” kuracaklarını duyuran Erdoğan, “Bu şekilde de okullara giriyoruz ki İlim Yayma Vakfımızı tanısınlar. İlim Yayma Vakfının, ‘İlim Yayma Ödülleri’ni neden yaptığını görmüş olsunlar. Onları daha fazla yüksek lisans, doktora eğitimine yönelmeye teşvik etmiş olduk.” ifadesini kullandı.
“Kültürü koruyacağız ki biz, biz olarak yaşayabilelim”
Katılımcıların sorularını yanıtlayan Erdoğan, her türlü iş kolunda çalışkanlığın çok önemli olduğuna dikkati çekti.
En iyi üniversitenin en iyi bölümünün diplomasının bireyi bir noktaya kadar götürebileceğini ifade eden Erdoğan, “Esas olan iş yerinde çalışkan olmak, yetkinlik sahibi olmak. Geleceğin mesleği, yetkinlik setinizin zenginliği. Ne kadar zengin bir yetkinlik setine sahipsiniz o kadar seçenekleriniz artar, çalıştığınız iş yerinde o kadar öne çıkarsınız, yükselme şansı kazanırsınız.” diye konuştu.
Kültürü korumanın, kimliği korumak anlamı taşıdığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kültürü koruyacağız ki biz, biz olarak yaşayabilelim. Bu kültürel kodlarımızı koruyabilirsek biz Türkiye Cumhuriyeti olarak kalabiliriz. ‘Binlerce yıllık tarihimiz var’ diyebiliriz. Büyük tarihimizdeki isimleri sayabiliriz. Batı’nın istediği, kimsenin tarihi kalmasın. Bugün inanılmaz bir kültürel zenginliğimiz var, inanılmaz bir tarihimiz var. Bizim Osmanlı dediğimiz, Selçuklu dediğimiz yüzlerce yıl hükmettikleri topraklarda insanları birbiriyle kırdırmadan yönetebilen… Hala bakın ne Balkanlar’a ne Güneydoğu Avrupa’ya ne Orta Doğu’ya bu Batı düzeni barış getirebilmiş değil. Soykırımı önleyebilmiş değil Afrika’da. Şu anda Filistin’de soykırımı önleyemiyor zaten, gözümüzün önünde hatta destek oluyorlar.
Her kültürün devamlılığını dünyanın zenginliği için önemli görüyorum ama bizim sanki fazla sorumluluğumuz var. Çünkü dünyada ecdadımız belli zulümleri sonlandırmış, belli yerlere huzur getirmiş. Şu anda da dünyanın buna ihtiyacı var. Dünyada yeniden devam eden adaletsizliklerin, zulümlerin giderilmesini kendine gündem edecek bir kültürel devamlılığa ihtiyaç var. Bu bizim tarihimizde varsa bunu yaşatmak dünya için de çok kıymetli. Onun için bizim kültürümüzü canlı tutup, yaşatıp yeni nesillere aktarma meselesini hayat meselesi olarak görmemiz lazım.”
Erdoğan ve Atay’a Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fuat Erdal tarafından hediye takdim edilmesiyle sona eren söyleşiye, Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan ile öğrenciler katıldı.
]]>Başkan Yüksel’in seçim bildirgesinde yer alan projeler, vatandaşların hizmetine sunulmaya devam ediyor. Bu kapsamda Yalı-Yunus-Topselvi Kültür Merkezi, Sabiha Bengütaş Kreşi ve Trafik Eğitim Parkı’nın aralarında bulunduğu üç proje, dün saat 14.00’te Yalı Mahallesi Gündem Sokak’ta düzenlenen törenle açıldı. Merkezin açılışından önce Türk Halk Müziği sanatçıları Özgür Doğan ve ardından Taner Özsoy birer konser verdi.
Yalı, Yunus ve Topselvi Mahallelerinin buluşma noktası olacak Kültür Merkezi’nin, Sabiha Bengütaş Kreşi ve Trafik Eğitim Parkı’nın açılışına Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’in yanı sıra CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP İl Gençlik Kolları Başkanı Erdem Kara, CHP Kartal İlçe Başkanı Mert Polat, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Enif Yavuz Dipşar, CHP Pendik Belediye Başkan Adayı Tarık Balyalı, Kartal Belediyesi meclis üyeleri, başkan yardımcıları, birim müdürleri, meclis üyesi adayları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Kartallı muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Canlı yayınlanan açılışta Başkan Yüksel, şarkıcı Kartallı Mert Şenel’e teşekkür ederek kendisine plaket takdim etti. Şenel de sahneden Başkan Yüksel için hazırladığı iki şarkıyı seslendirerek açılışa renk kattı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan açılışta, kürsüye davet edilen CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik kısa bir konuşma yaptı. Başkan Yüksel’in 32 yaşında Belediye Başkanı seçildiğini hatırlatan Çelik, Kartal halkının bu tercihinin ne kadar anlamlı olduğunun bugün ortaya çıktığını söyledi. Kartal’ın üç mahallesinin kesişim merkezinde böyle bir kültür merkezinin yükselmesinin çok yararlı olduğunun altını çizen Çelik, Kartal Belediyesi’nin İstanbul’da kreş sayısında öncü bir belediye olduğunu ve en fazla sayıda kreşe sahip ilçe belediyesi olduğunu aktararak bu başarısı dolayısıyla Yüksel’i kutladı.
Çelik’in ardından kürsüye çıkan Başkan Yüksel, komşuluk hukukunu ve duygusunu bu açılışta da iliklerine kadar hissettiklerini belirterek binanın yapımına başladıktan sonra başta pandemi ve ekonomik kriz olmak üzere pek çok zorlu durumla karşı karşıya kalmalarına rağmen, çalışmayı ve Kartal halkının ihtiyaçlarını karşılamak için daha çok çalışmayı tercih ettiklerini söyledi.
Kültür merkezinin ‘hizmette adalet’ vurgusundan dolayı çok önemli olduğunun altını çizen Başkan Yüksel, İBB ile birlikte Kartal’da altyapı anlamında büyük bir atılım gerçekleştirdiklerini kaydederek önce Kartal meydanda yağmur suyu hattını 1 yılda değiştirdiklerini, ardından da Kartal’ın 20 mahallesindeki eksik altyapı yatırımlarını tamamladıklarını paylaştı. Yüksel, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu Kültür Merkezi’nin başkaca bir önemi daha var. Hizmette adalet derken artık bu 3 mahallenin gençleri, çocukları kadınları da kendi mahallesinde sinemaya ve tiyatroya gidecek, rahat bir kütüphaneye gelecekler ve onlar için hazırladığımız sinema tiyatrolarla, kültür sanat faaliyetleriyle buluşmuş olacaklar. Kültür Merkezi’mizin alt katında sizi sinema ve tiyatro ile buluşturuyoruz. Giriş katta belediye hizmetlerimiz yer alacak. Bir üst katta Kartal’ın en büyük kütüphanesi yer alıyor. Onun üst katında ücretsiz dershane hizmetimiz yer alıyor. Mustafa Necati Etüt Merkezi’mizden Türkiye birincisi çıkınca buradaki fonksiyonları düşünürken Kültür Merkezi’nin içinde bir de dershane eklemiş olduk. 3 katımızda çeşitli atölyeler, hobi salonları ve meslek edindirme kursları var. 4. katımızda ise 10. Gezegen Kafe’mizi açmış oluyoruz. Burada da bütçe dostu hizmet vermeyi amaç edindik. Kültür Merkezi’mizin bir diğer fonksiyonu da üç mahalleden de yoğun şekilde gelen bir talep doğrultusunda oluşturuldu. Komşularımızdan gelen talepler üzerine projemizde değişiklik yapıp taziye evi ekledik. Hemen yan tarafından girişi olan Taziye evini de yine bugün açıyoruz. Biz hizmet ederken kimseye sormuyoruz ‘Hangi partiye oy verdin’ diye. Dolayısıyla siyaset başka bir şey hizmet başka bir şey. Kültür Merkezi’miz hepimize hayırlı uğurlu olsun.”
Yüksel’in konuşmasının ardından açılış kurdelesi kesildi. Aynı anda gerçekleşen törenle Yalı-Yunus-Topselvi Kültür Merkezi, Sabiha Bengütaş Kreşi ve Trafik Eğitim Parkı da hizmete açıldı. Açılışın ardından Kültür Merkezi’ni davetlilere gezdiren Başkan Yüksel, kültür merkezinin fonksiyonları ile ilgili de katılımcılara bilgi verdi.
Kartal Belediyesi Sanat Akademisi öğrencilerinin kısa bir gösteri gerçekleştirdiği Yalı-Yunus-Topselvi Kültür Merkezi’nin sonraki etkinlikleri ise “Pinokyo” adlı çocuk oyunu ve Bandırma Füze Kulübü adlı sinema gösterimleri ile devam etti.
]]>YEE tarafından sivil bir inisiyatif anlayışı ile geliştirilerek uygulamaya konulan “Medya Buluşmaları” etkinliklerinin üçüncü serisi, “Bosna Hersek ve Sırbistan”, “Arnavutluk ve Romanya”nın ardından “Venezuela ve Meksika”da yapıldı.
Mexico City’de bir otelde gerçekleştirilen programda, Türk ve Meksikalı gazeteciler, iki ülkenin birbirini daha iyi tanıması ve yakınlaşması amacıyla fikirlerini sundu.
Etkinlikte, iki toplumun birbirlerini medya üzerinden yapılacak paylaşım ve yayınlar ile daha yakından tanıma ve anlamasının sağlanmasına yönelik geçmişten gelerek toplumları bir araya getiren ortak değerlerin ülke kamuoylarınca paylaşılmasına yönelik fikirler konuşuldu.
Medya Buluşmaları kapsamında kültürel alışverişin artırılması ve ortak projelerin geliştirilmesi, katılımcı medya profesyonelleri arasında işbirliği ağının oluşturulması ve sürdürülebilir bir iletişim platformunun kurulması kararı alındı.
Toplantıda, bilgi alışverişinin teşvik edilmesi ve YEE vasıtasıyla Meksika ve Türkiye’deki kurumların işbirliği yapması konusunda uzlaşıldı.
“Toplumlar medya aracılığıyla birbirini daha iyi tanıyacak ve anlayacak”
Programda konuşan YEE Kültürel Diplomasi Akademisi Koordinatörü Dr. Melih Barut, enstitünün ismini aldığı şair Yunus Emre’nin “Gelin tanış olalım. İşi kolay kılalım.” felsefesini sahada icra ettiğini söyledi.
Barut, sunumunda enstitünün çalışmalarına yönelik bilgiler aktarırken, Meksika ve Türk toplumunun birbirini tanımasının medya aracılığı ile olabileceğini kaydetti.
“Toplumlar medya aracılığıyla birbirini daha iyi tanıyacak ve anlayacak. Meksika ve Türkiye toplumlarının birbirlerini tanımaları, birbirlerini anlamaları için ne yapabiliriz, bunu arıyoruz ve sizlerle başaracağımıza inanıyoruz.” diyen Barut, Meksikalı ve Türk gazetecilere destekleri için teşekkür etti.
“Gönüller yapmaya geldik, felsefesi ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz”
YEE Meksika Koordinatörü Salih Gültekin, Meksika’da YEE’yi 2021’de kurduklarını ve Türk kültürünü tanıtmak için çalıştıklarını söyledi.
Programa ev sahipliği yapmaktan mutlu olduklarını belirten Gültekin, “Enstitümüzün resim, müzik ve el sanatları, tarih ve kültür konferansları gibi pek çok faaliyeti var. Yunus Emre’nin felsefesi ile çalışıyoruz. ‘Gönüller yapmaya geldik’ felsefesi ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” dedi.
“Meksika’da Atatürk Kültür Merkezi kurmak istiyoruz”
Radyo Canon’un programcısı Federico La Mont ve Takvim gazetesi yazarı Ergün Diler programın “kıdemli gazeteciler” bölümünde açılış konuşması yaptı.
La Mont, Türkiye ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü çok sevdiklerini, Türkiye ile Meksika’nın aynı seviyede olduğunu ve dostluklarının devam edeceğini söyledi.
“Meksika’da Atatürk Kültür Merkezi kurmak istiyoruz. Meksika, Endonezya, Türkiye, Avustralya, Güney Kore’nin dahil olduğu MİKTA Strateji Forumu’nda buluşuyoruz. Bu önemli bir forum, bir araya gelmemiz açısından kıymetli.” ifadelerini kullanan La Mont, Türkiye’yi daha yakından tanımak istediklerini söyledi.
Meksika’da 120 bin gazeteci olduğunu belirten La Mont, Türk gazetecilerin haziranda yapılacak ve büyük olasılıkla ilk kadın başkanın seçileceği devlet başkanlığı seçimlerini yakından takip etmelerini arzu ettiğini vurguladı.
” Edebiyat, sanat, mutfak ve pek çok alanda birbirimizi tanımalıyız”
Türk ve Meksikalı gazeteciler, medyanın kültürel yakınlaşmayı sağlamak için neler yapabileceğini konuştu.
Meksika Kanal 22 Editörü Jose Hernandez, Türk dizi endüstrisinin yükselişini takip ettiklerini ve Türk kültürünü tanımak için bu dizileri izlediklerini söyledi. Türkiye ile kültürel iletişime kıymet verdiklerini belirten Hernandez, “Edebiyat, sanat, mutfak ve pek çok alanda birbirimizi tanımalıyız.” dedi.
Meksikalı gazeteci Jeziret Gallardo, geçen yıl ney üflemeye başladığını ve Türk kültürünü yakından tanımak istediğini anlatarak, iki yıl önce Türkiye’yi ziyaret ettiğini ve çok sevdiğini kaydetti.
Gallardo, dizilerin Türkiye’yi tanımak için araç olduğunu ama kültürlerin buluşması için alternatif yollar aranması gerektiğinin de altını çizdi.
Meksikalı gazeteciler ortak yapımlara imza atılmasını istedi
Meksika’nın El Heraldo de gazetesi köşe yazarı Guadalupe Gonzales Chavez, Türkiye ile ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri devam ettiğini ve halı, kahve, sanat ve mimari alanda pek çok etkileşimin olduğunu söyledi.
“Osmanlı İmparatorluğu, Atatürk dönemi ve şimdi de bu kültürel diplomatik çalışmalarımızla üç dönemde ilişkilerimiz güçlü. Bunun dil ve iletişim alanında devamını sağlamalıyız. Dizilerde Türkiye zirvede. Meksika bu konuda geri kaldı. Bunun için ortak bir noktada buluşmalı. Tiyatro, sinema ve belgesellerde ortak yapımlara imza atmalıyız.” ifadelerini kullanan Chavez, tarih, dil ve kültür alanında etkileşim için medyanın çalışması gerektiğini vurguladı.
Toplantı sonrasında Meksikalı ve Türk gazeteciler arasında iletişimin devamı için iletişim ağı kurulurken, Meksika’daki YEE’de Meksikalı gazetecilere Türkçe kursu verilmesi kararlaştırıldı.
]]>Fatih’in kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmak için 2021’de başlatılan “Sözlü Tarih” projesinin sonuçlarını değerlendirmek üzere gerçekleştirilen sempozyumda, sözlü tarihin önemi ve etkisi tartışıldı.
Proje kapsamında 2022-2024 arasında çalışma yürütülürken, detaylı literatür taramaları, saha araştırmaları, stüdyo hazırlıkları, çekimler ve proje tanıtımı gibi bir dizi faaliyet yapıldı.
Sempozyumun açılışında konuşan Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, sözlü kültürün hayata dair deneyim pratiklerinin şifahi olarak toplum belleğine aktarılması olduğunu söyledi.
Turan, sözlü tarihin araştırma metodu olarak son yıllarda rağbet gördüğünü belirterek, “Sözlü tarih metodunun, özellikle şehircilik ve sosyal tarih çalışmalarında tercih edildiği, sevildiği bilinmektedir. Fatih Belediyesi olarak biz de ilçemizin somut ve somut olmayan kültürel mirasına sahip çıkmak, şehrimizin derin hafızasını, insanlar ve mekanlar üzerinden belgelemek için Sözlü Tarih projesi başlattık. Zeyrek Akademi bünyesinde yürüttüğümüz sözlü tarih çalışmalarıyla ilçemizdeki toplumsal ve kültürel değişimin kaydını tutarak geleceğe aktarmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
Farklı sosyokültürel ve ekonomik özelliklere sahip 80 vatandaşın yaşamını kayıt altına aldıklarını aktaran Turan, şunları kaydetti:
“Burada Fatih’imizin tarihinden uzun uzun bahsetmemize imkan yok. Elbette bu köklü tarihin, gün yüzüne çıkmamış, kaydedilmemiş dalları, uzantıları da mevcut. Biz bu projeyle geçmişi neredeyse medeniyet tarihi kadar eski olan şehrimizin insan ve hafıza birikimini değerlendiriyoruz. Proje kapsamında akademisyenlerimiz, sanatkarlarımız, esnafımız, ev hanımlarımız yani toplumumuzun bütün kesimleri hakkında fikir verebilecek geniş bir profilde hemşehrilerimizin yaşamını, hatıralarını kayıt altına aldık.”
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, “Başkan’ımız aslında bir ilçe belediyesinin faaliyetlerini değil, bizim kadim medeniyet merkezimizin tarihini, kültürünü ve medeniyetini ortaya koymaya, geçmişin birikimini günümüze ve geleceğe taşıyarak geleceğin de temellerini attı. Bir tarihçi olarak gördüğüm budur.” değerlendirmesini yaptı.
“Sözlü tarih şu anda tarihçilikte ve diğer disiplinlerde oldukça kullanılan bir yöntem”
Programda proje danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Arzu Güldöşüren, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdülhamit Avşar, Doç. Dr. Yunus Uğur, Doç. Dr. M. Emir İlhan, Doç. Dr. Emine Çakır, Doç. Dr. Samet Çevik ve arkeolog Aslı Avcı gibi alanında uzman hocalar, “Mekan, Bellek, Gündelik Hayat ve Mekansal Dönüşümü Sözlü Tarihle Okumak”, “Kültürel Miras, Müzecilik, Belgesel Sinema ve Sözlü Tarih İlişkisi” oturum başlıklarının altında sözlü tarih ile ilgili sunumlar gerçekleştirdi.
Sözlü Tarih projesinin 2021 yılında başladığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Arzu Güldöşüren, şu bilgileri verdi:
“Biz Fatih’teki kültürel miras mekanlarının gündelik hayattaki yeri ve dönüşümü adlı projeye 2021’de başladık. Bugüne kadar 80 kişiyle sözlü tarih görüşmeleri gerçekleştirdik. Birincisi, bunun çıktılarını araştırmacılarla ve akademisyenlerle bir taraftan da aslında Fatihlilerle paylaşmak, ikincisi de sözlü tarih şu anda tarihçilikte ve diğer disiplinlerde oldukça kullanılan bir yöntem. Sözlü tarihin teorisine ve pratiğine dair bu alanın uzmanlarının yapacağı sunumlarla bire bir sempozyum düzenlemek istedik.”
]]>Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi koordinasyonunda Pamukkale Üniversitesi tarafından Nihat Zeybekci Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Ege Kariyer Fuarı’na katılarak öğrencilerle sohbet etti, öğrenci destek projeleri hakkında sunum yaptı.
Gençlere kariyer planlarıyla ilgili tavsiyelerde bulunan Erdoğan, araştırmalara göre, “sahip olunan işin kişinin doğal kabiliyetlerine uygun olması”, “işten keyif alınması”, “iş sayesinde geçim sağlanıyor olunması” ve “işin topluma faydasının olması” gibi unsurların bir arada bulunduğu kariyerin iç huzuru da beraberinde getirdiğini ifade etti.
Kariyer planı yaparken topluma faydalı olabilmenin, tasavvuf geleneğindeki gibi daha iyi bir kul olma gayretinin de dikkate alınması gerektiğini anlatan Erdoğan, diploma ve akademik kariyerin tek başına yeterli olmadığını, iletişim kabiliyeti ve çalışkanlığın kariyer açısından önemli olduğunu vurguladı.
Kendi eğitim hayatı ve kariyerinden bahseden Erdoğan, birikimleri ve tecrübesini insanlara faydalı olabilmek için kanalize etmek zorunluluğunda olduğunu, aileden böyle bir kültürün içinde büyüdüğünü kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük bir dava peşinde, ülkeye hizmet etmek için mücadele ettiğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bu da bizim için bir ödev gibi oldu. Biz de hayatımızı sadece kendimiz için yaşarsak bu doğru olmaz. Gençlerle bir araya geldiğimizde vermeye çalıştığımız mesaj da bu. Elbette gençlikte gelecek kaygısı olur. Kariyer günlerinde olma sebeplerimizden biri bu. Gayet doğal. Tecrübeyle şunu göreceksiniz; nice insanlar var ki maddi olarak en rahat imkanlar içerisinde yaşıyorlar ama iç dünyaları dışarıdan göründüğü gibi olmayabiliyor. O iç huzuru, kendinizle barışık olmanızı sağlayan şey ne kadar büyük bir evde yaşadığınız değil. Kendinize saygıyı edinmenizi sağlayan şey, topluma bir katkınızın olması, kendinizden başka insanlara hiçbir beklenti olmadan bir şeyler yapmanız. Bunu Allah rızasını kazanmak için yapmayı inancımız bize öğretiyor. Rabb’imizle daha sağlıklı bir ilişki kurmamızı sağlıyor.”
Kültürel kodların miras bırakılması
Erdoğan, gençleri her zaman düşündüklerini, burs projelerini daha nitelikli hale getirmeye çalıştıklarını aktardı.
Kültürel kodların yeni nesillere aktarılmasının önemine işaret eden Erdoğan, “Bütün projelerdeki ortak temamız, öz kültürümüzün yeniden ihyası, kendi kimliğimizin, kültürümüzün ortaya çıkması, yeni nesillere kültürel özelliklerimiz ve pratiklerimizin aktarılması. Anadolu merhametle yoğrulmuş bir toprak parçasıdır. Biz bunu nasıl yeni nesillere, kodlarımız içerisinde merhametin olduğunu aktarırız buna bakıyoruz. Kültürel kodlarımızın, Batı’nın taarruzundan kurtarılıp açığa çıkarılarak yeni nesiller tarafından sahiplenilmesini istiyoruz.” diye konuştu.
Üniversite öğrencilerinin sorularını da yanıtlayan Erdoğan, öğrencilerin gerçek kapasitelerini ortaya çıkarmak için çalıştıklarını, gençlerin bilinçli olduğunu gördüklerini ancak sunulan imkanlara yönelik farkındalık konusunda mesafe alınması gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi Başkanı Doç. Dr. Salim Atay da “Yetenek Kapısı” isimli dijital platformla gençlerin farklı alanlardaki yeteneklerini keşfetmek için çalıştıklarını söyledi.
]]>İstanbul’da devlet memuru İbrahim Etem ve Mediha Uygur çiftinin ilk çocuğu olarak 15 Ocak 1925’te dünyaya gelen Uygur, ilk öğrenimine Pendik’te başladı, 1936’da Büyükada İlkokulu’ndan mezun oldu.
Galatasaray Lisesi’nin Latince Bölümü’nü 1944’de tamamlayan Uygur, aynı yıl girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden 1948’de mezun oldu. 1948-1949’da yedek subay olarak askerliğini yaptı.
Nermi Uygur, 1950’de İstanbul Üniversitesi’nde asistan olarak göreve başladı. 1952’de kültür bilimlerinin varlık yapısı ve yöntemine dayalı doktora teziyle “Felsefe Doktoru” unvanını aldı.
Türkiye’de felsefe doktorası yapan ilk isim oldu
Türkiye’de felsefe doktorası yapan ilk felsefecilerden biri olan Uygur, kendi ifadesi ile bilgi ve görgüsünü artırmak için İstanbul Üniversitesi tarafından 1952-1954’te yurt dışına gönderildi. Almanya, Fransa ve Belçika’da Görüngübilim (Fenomonoloji) üzerine araştırmalar yaptı.
Uygur, Almanya’daki incelemelerini, 1960 ve 1966’da aldığı Alexander von Humboldt bursuyla sürdürdü. Türkiye’ye dönüşünde “Husserl’de Başkasının Ben’i” teziyle doçent olan Uygur, 1979-1981’de Almanya’da Wuppertal Üniversitesi’nde konuk profesör oldu. Burada mantık, dil, sanat, kültür felsefesi ağırlıklı dersler verdi.
Usta felsefeci, ayrıca 1954’te Brüksel’de, 1958’de Venedik’te, 1968’de Viyana’da ve 1978’de Dusseldorf’ta düzenlenen Uluslararası Felsefe Kongreleri ile 1983’te Würzburg’da toplanan Uluslararası Çok-Kültürlülük Konferansı’na katıldı.
İstanbul Üniversitesi’nde 1981-1990 arasında da Felsefe Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanlığı yapan Nermi Uygur, burada Antik ve Çağdaş Felsefe Tarihi, Dil ve Kültür Felsefesi, Bilim Felsefesi, Felsefe Metinleri Semineri, Analitik Felsefe Seminerleri derslerini verdi.
Dünya Yazarlar Birliği, Türk Dil Kurumu ve Türk Fizik Derneği üyeliği bulunan Uygur, Dağcılık Kulübü’nün de ilk üyelerinden oldu.
Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü aldı
Uygur, felsefe alanınca denemeci anlayışın Türkiye’deki öncüsü sayıldı. Kendisine Türkiye’de felsefenin kurumlaşmasına ve Türkçe’nin felsefe dili olarak gelişmesine katkılarından ötürü 2000’de Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü verildi.
Uygur, 1992’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden emekliye ayrıldı. Emekliliğin ardından Marmara Üniversitesi’nde düşünce-sanat ilişkileri üzerine yüksek lisans ve doktora dersleri ile seminerler vermeye devam etti.
Dünyayı, felsefeyi, kültürü sorgulama serüvenini denemeler şeklinde kitaplaştıran Uygur’un 1960’lardan itibaren yazıları yurt dışında da yayımlanmaya başladı.
Türk felsefe ve düşünce tarihinde önemli bir yeri olan Nermi Uygur, 21 Şubat 2005’te kalp yetmezliğinden İstanbul’da vefat etti.
Dil, felsefe, varlık, kültür ve sanat ve benzeri konularda çok sayıda eser kaleme aldı
Mehmet Akkaya, “Dil ve Kültür Bağlamında Nermi Uygur’un Felsefe Anlayışı” başlıklı tezinde, “Nermi Uygur, felsefenin temeli olan düşünceye ve düşünmeye önem verir. Düşünmeyi özgürlükle eş değer görür. Uygur’a göre bir yerde düşünme varsa özgürlük var demektir. Bir insanın özgürlüğü istediğini yapmasında değil, düşünme eyleminde etkin olmasındadır. Düşünmeyi ve özgürlüğü dilden giderek yalnızca bilinçli insana özgü olarak gören Nermi Uygur, bu nedenle susmanın ve dolayısıyla susturmanın suç olduğunu iddia eder.” ifadelerine yer vermiştir.
Tuğba Koçyiğit ise “Nermi Uygur’un Dil Anlayışı” başlıklı tezinde şunları kaydetti:
“Dil konusu, Nermi Uygur’un genel felsefe çalışmaları içinde üzerine fazla eğildiği konulardan biridir. Ancak Uygur, dilin kökeni ya da doğası sorunu ile ilgilenmemiştir. ‘Dilin Gücü’ adlı eserinde Uygur, bir dil anlayışı ortaya koymak için köken sorununu ele almanın gereksiz olduğunu, çağlar boyunca sorulan ‘dil nedir?’ sorusu ile bir yere varılamadığını, bu nedenle konuya ilişkin birtakım tasarılar sunmaktan ileri gidilemeyeceğini iddia eder. Ona göre dil, insanın tüm evrenle karşılaşmasıdır. Nermi Uygur, düşüncesinde dil kavramını sadece evreni tanıma yönü ile sınırlı tutmamıştır. Ona göre dil insanın da varlık sebebidir, insanı diğer varlıklardan ayrı kılan her özellik dil ile mümkün olmaktadır.”
Dil, felsefe, varlık, kültür ve sanat ve benzeri konularda çok sayıda eser kaleme alan ve Türkçe dışında Almanca, İngilizce ve Fransızca yapıtları da bulunan Uygur’un eserlerinden bazıları şöyle:
” Edmund Husserl’de Başkasının Ben’i Sorunu”, “Dilin Gücü”, “Felsefenin Çağrısı”, “Dünya Görüşü”, “Güneşle”, “İnsan Açısından Edebiyat”, “Türk Felsefesinin Boyutları”, “Kuram-Eylem Bağlamı: Çözümleyici Bir Felsefe Denemesi”, “Dil Yönünden Fizik Felsefesi”, “Yaşama Felsefesi”, “Kültür Kuramı”, “Bunalımdan Yaşama Kültürü”, “Çağdaş Ortamda Teknik”, “İçi Dışıyla Batı’nın Kültür Dünyası”, “Tadı Damağımda: Bir Okur-Yazarın Kitap Okuma Serüvenleri”, “Başka-Sevgisi”, “Salkımlar”, “Dipten Gelen”, “Denemeli Denemesiz”, “İçimin Sesi”, “Eşekler, İkindiler, Yetişimler”
]]>SEYFİ ÇELİKKAYA
Yozgat’ta özel günlerde davul, zurna, keman, saz, cümbüş, darbuka çalarak, düğünlerde köçeklik yaparak ve çocukları sünnet ederek geçimlerini sağlayan Abdallar, geleneklerini yaşatamamanın sıkıntısını yaşıyor. Abdal geleneğinin son temsilcilerinden Veli Metin, artık eskisi gibi çocuklara müzik aleti öğretmediklerini, okuyup bir devlet kapısında iş bulmaları için mücadele ettiklerini söyledi.
Yozgat’ta, çaldığı enstrümanı çocuk yaşta eline alarak büyüyen abdallar, yeni mesleklere yöneldi. Abdal geleneğinin son temsilcilerinden Veli Metin, eskiden mesleği öğrenmeyenlerin, günümüzde ise eğitimini tamamlamayanların geçim sıkıntısı yaşadığını belirterek geleneğe sahip çıkılmasını istedi. Metin, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından diğer illerde olduğu gibi kendilerine verilen kadro sözünün tutulmadığından yakındı.
“SEÇİMLERDE BÜYÜK ROL OYNAYAN BİR MAHALLE, NEREYE VERİRSE ORA BELEDİYE BAŞKANI OLURDU”
Veli Metin, Yerköy ilçesinde ikamet ettiği Bağlarbaşı Mahallesi ile Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Köseli beldesi arasındaki alanda daha önceleri yüzlerce çocuğun ve Abdalın davul, zurna, cümbüş, darbuka, saz çalıp eğitim aldıklarını, şimdi ise 10-15 çocuğun seksek oynayıp, evlerinde ders çalışarak zaman geçirdiklerini anlattı. Metin, şöyle konuştu:
“Yerköy Abdallar Kültür Dernek Başkanlığı yaptım, derneği ilgisizlikten dolayı kapatmak zorunda kaldım, 10 yıldır kapalı. Bu gördüğünüz 250-270 hane Abdal mahallesiydi, seçimlerde büyük rol oynayan bir mahalle, nereye verirse ora belediye başkanı olurdu. Şöyle bir bakın, ören oldu, viran oldu. Derler ya işte 40 yıllık ağaç kurumuş kuş kalkmış baykuşlar tünemiş. Baykuşlar tünedi, Abdal aşiretinin mekanına. 270 haneydi, şu anda 12 hane kaldı.”
“DÜĞÜN ÇALMAZSAK BAŞKA BİR GELİRİMİZ YOK”
Veli Metin, Atilla Koç’ün Kültür Bakanlığı döneminde Yozgat’ın kültürünü temsil etmeleri için iki kez kadro sözü verildiğini belirterek, şunları söyledi:
“Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın sesimizi duyulmasını istiyorum. Birkaç sefer sosyal medyada duyurmaya çalıştım, ilgi görmedi. Şu hale bir bakın, bu Abdal kültürü yok oldu. Sanat ilimdir, sanat Abdal’dır, bu kültür Abdal’ındır. Şu çoluğumuz çocuğumuz eline bir meslek alıp da mesleğimizi icra edemiyor. Ufacık bir tarihi eser buluyor vatandaşın birisi, bu kaçakçılık yapıyor diye velvele koparıyorlar. Halbuki Abdal bütünü bütüne bir kültür, tarihi eser. Kendi tarihimize sahip çıkmamız lazım. Sayın Kültür Bakanımızın bize vermiş olduğu kadroyu özellikle Cumhurbaşkanımızın sesimizi duyup, duyuramadım bu zamana kadar inşallah bu sefer duyururum, bize de kulak verir, bizimle de irtibat kurar, kadromuzu Cumhurbaşkanımızdan istiyoruz. Emekliliğimiz yok, bir şeyimiz yok, perişanız. Sayın Cumhurbaşkanım, duyarsan, ilgilerini ilgilenmemi özellikle bekliyoruz.”
“ZURNA ÇALAN İLGİSİZLİKTEN, BİLGİSİZLİKTEN DOLAYI HEMEN HEMEN HİÇ KALMADI”
Mahallede yetişen çocukların davuldan başka enstrüman çalmadıklarını aktaran Veli Metin, “Zurna çalan ilgisizlikten, bilgisizlikten dolayı hemen hemen hiç kalmadı. Ben 62 yaşındayım, benden sonra bu meslekte bitmek üzere. Belki efendim Pakistan’da vardır, ithal zurnacı getirtebilirler, getirebilirlerse. Bu neden oldu? İşte bize verilen kadronun geri elimizden alınmasından kaynaklandı. Bir bakan kadro verir de müdür geri kadroyu bozabilir mi? İnşallah tekrarlıyorum, Sayın Cumhurbaşkanımız sesimizi duyar, kadromuzu verir de biz de geri mesleğimizi devam ettiririz” diye konuştu.
]]>Samsun’da ve çevre illerde sosyal dayanışmaya yönelik kültürel faaliyetler yürüten sivil toplum kuruluşlarını tek bir çatı altında bir araya getiren SAM-BİR, düzenlediği kahvaltı programıyla yerel basın temsilcilerini ağırladı. Gerçekleştirilen basın buluşmasında birlik beraberlik mesajı verildi. Bir kafede gerçekleşen programda konuşan SAM-BİR Dönem Başkanı ve KADEF Yönetim Kurulu Başkanı Bayram Erişgin, programa katılımlarından dolayı platform üyesi dernek ve federasyon başkanları ile basın temsilcilerine teşekkür etti. Erişgin, Samsun Sivil Toplum Birliği’nin Samsun ve çevre illerde faaliyet gösteren dernekleri ve federasyonları bir araya getiren bir oluşum olduğunu belirterek, bu vesileyle hemşehri dernekleri arasındaki sosyal ilişkileri ve bağları güçlendirerek dayanışmayı sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
“Samsun’a bağlılık hissini güçlendiriyoruz”
Programda basın açıklamasını SAM-BİR Dönem Sözcüsü Nuri Seven yaptı. Seven, “Samsun’u kucaklayan hemşehri dernekleri, şehrin gelişimine ve değerlerine sahip çıkma, Samsun’da bulunan hemşehri derneklerinin arasında kültürel ve sosyal bağları güçlendirme amacıyla bir araya gelmiştir. Bu birliktelik, SAM-BİR çatısı altında toplanan Samsunlu hemşehrileri ve şehrimize sevgi besleyenleri bir araya getirerek ortak bir paydada buluşturmaktadır. Bu vesileyle hemşehrilerimizin ve Samsun sevdalılarının Samsun’a bağlılıklarını ve aidiyet duygularını güçlendirmiş oluyoruz. SAM-BİR sadece coğrafi bağlılığa dayanmayan, aynı zamanda duygusal ilişkilere de önem veren oluşumdur” diye konuştu.
Konuşmaların ardından programa katılan platform üyesi dernek başkanları, sırayla söz alarak kendilerini tanıttı. SAM-BİR Platformu çatısı altında bir araya gelen dernek ve federasyonlar şöyle:
“Samsun Artvin Turizm Folklor Derneği, Samsun Alaçamlılar Derneği, Samsun Asarcık Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Samsun Bafralılar Kültür, Dayanışma ve Haberleşme Derneği, Samsun Balkan Türkleri Derneği, Samsun Bayburt Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Samsun Çerkes Derneği, Samsun Giresunlular Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Samsun Gümüşhane Dernekler Federasyonu, Samsun Kavak Dernekler Samsun 25 Mayıs Havzalılar Dayanışma ve Yardımlaşma Kültür Derneği, Samsun Kars-Ardahan-Iğdırlılar Derneği, Samsun Mübadele Derneği, Samsun Of-Çaykara Kültür ve Dayanışma Derneği, Samsun Ordulular Derneği, Samsun Ordu Sevgi Derneği, Samsun Salıpazarlılar Kültür Turizm ve Dayanışma Derneği, Samsun Sinoplular ve İlçeleri Kültür ve Dayanışma Derneği, Sevdamız Samsun Genel Merkezi, Samsun Termeliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği.”
Programa SAM-BİR Genel Sekreteri Termeliler Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Recep Ormancı, Samsun Artvin Turizm Folklör Derneği Başkanı Kazım Yılmaz, Samsun Asarcık Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Bayram Konuşuk, Samsun Balkan Türkleri Derneği Başkanı İbrahim Özdemir, Samsun Çerkes Derneği Başkanı İlhan Ayrancı, Samsun Giresunlular Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Yücel Turan, Samsun Kars-Ardahan-Iğdırlılar Derneği Başkanı Yaver Cengiz, Samsun Of-Çaykara Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Osman Nuri Sarı, Samsun Ordulular Derneği Başkanı Yusuf Günaydın, Samsun Ordu Sevgi Derneği Başkanı İlknur Yılmaz ve basın mensupları katıldı. – SAMSUN
]]>Dünya Etnospor Konfederasyonu (DEK) tarafından, “Geleneksel sporların ihyası” parolasıyla düzenlenen 6. Etnospor Forumu, Antalya’nın Serik ilçesindeki Belek Turizm Merkezi’nde devam ediyor.
Forum kapsamında gerçekleştirilen “Bakanlar Paneli”nin devam oturumu gerçekleştirildi. Panelin moderatörlüğünü yapan DEK Başkanı Bilal Erdoğan, küreselleşmenin hayatımıza girdiği bu dönemde baskının, savaşların sayısının azalmadığını dile getirerek, küreselleşmeyle birlikte kültüre, zengin mirasa sahip çıkmanın önemli olduğunu aktardı.
“Birbirimizin kültürüne saygı göstermemiz önemli. Başka kültürlerin üstünde görürsek barış olmadığını, birbirimize saygı duymadığımızı görebiliriz. Farklı kültürler farklı renkler önemli. Kültürel mirasa duyduğumuz saygıyı göstermek gerekiyor.” diyen Erdoğan, ülkelerin değerlerini, kültürünü en erken yaşlardan itibaren aktarmak gerektiğini söyledi.
Kırgızistan
Kırgızistan Kültür, Enformasyon, Spor ve Gençlik Politikası Bakanı Altınbek Maksutov da geleneklerine, geleneksel spor ve oyunlara değer verdiklerini belirterek, bunlarla insanların, kültürlerin ve çeşitli etnik grupların karşılıklı etkileşiminin yapıldığını söyledi.
Geleneksel spor, etnospor faaliyetlerinin bedensel gelişimlerini sağladığını, psikolojik gelişimi olumlu etkilediğini ifade den Maksutov, “Etnospor, geleneklerimizin korunmasına ve geleceğe aktarılmasında büyük etki sağlamaktadır. Etnospor faaliyetlerine katılmamız, milli bilincimizi sağlamlaştırarak vatanseverliğimizi geliştirmektedir. Hepimiz kendi öz kaynaklarımıza, atalarımıza sahip çıkıyoruz.” diye konuştu.
Kırgız Cumhuriyeti’nde, Etnospor kapsamında 2023 yılında çeşitli 50 farklı etkinlik gerçekleştirildiğini, büyük spor müsabakaları yapıldığını aktaran Maksutov, birçok milli ve etnik spor türlerinin geliştirilmesine yönelik çeşitli faaliyetlerin gerçekleştirildiğini hatırlattı.
Maksutov, Manas Kırgız-Türk Üniversitesi ve Kırgız Kültür ve Spor Akademisinin katkılarıyla Etnospor alanında bilimsel araştırmalar yaptıklarına değinerek, şöyle konuştu:
“Etnik sporlarımızı gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Söz konusu yaklaşım tarihimize olan ilgiyi pekiştirmektedir. Ülkemizin ve halkımızın fiziksel olarak gelişimini sağlıyor. Geleneksel spor türlerimizi okullarımızda geliştirmeye çalışıyoruz. Bedensel olarak çocuklarımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Eğitim ve spor kurumları arasında ortaklaşa çalışma yapmaya gayret ediyoruz. Söz konusu adımlar, bizim potansiyelimizi daha da geliştirmemizi sağlayacaktır. Hem bedensel hem de kültürel olarak gençlerimizi daha iyi geliştireceğiz. Çocuklarımızın daha sağlıklı olmasını sağlayacağız.”
Kırgızlar arasında etnik spor türlerinin büyük önem arz ettiğini bildiren Maksutov, Kırgız etnik sporları olan Kökbörü ve Kırgız güreşinin 5. Göçebe Oyunlarına alınmasını önerdi.
Azerbaycan
Azerbaycan Gençlik ve Spor Bakanı Farid Gayibov da organizasyon için Konfederasyon Başkanı Erdoğan’a teşekkür ederek, deneyimlerini paylaşmak için burada olduklarını söyledi.
Yeni insanlarla tanışma fırsatı bulduğunu aktaran Gayibov, “Dünyanın her yerinden buraya katılım var. Devletlerin ve bakanlıkların destek sunması çok önemli. Türkiye’deki bu etkinlik meselenin önemini belirtiyor. Hedefimize ne kadar yakınlaştığımızı görmek mümkün.” dedi.
Geleneklere sahip çıkmanın önemini bildiren Gayibov, “Pek çok etkinliğe katılıyoruz. Gerçekten farklı hedef kitlelerinin geleneksel sporla hedeflerine ulaşabileceklerini bilmeleri önemli.” ifadesini kullandı.
Sierra Leone
Sierra Leone Spor Bakanı Augusta James-Teima da kültürel değerleri müsabakalarda ve okullarda aktarmaya çalıştıklarını, gençlere saygınlık ve bu değerleri sahiplenme çerçevesinde çalışma yaptıklarını söyledi.
Geleneksel oyunlarda sevginin önemine işaret eden James-Teima, “Geleneksel sporlar bize cesaret veriyor. Sevgiyi paylaşmak adına fırsat sunuyor, sağlık getiriyor, bedenlerimizi koruma anlamında da önemli. Sadece çocuklar değil yetişkinler de bu sürecin içinde. Kendilerini günlük telaştan arındırma imkanı sunuyor. Bu sporları icra ettiğinizde belirli kurallara uyuyorsunuz. Taktikler geliştiriyorsunuz ki bu insanların ilişkilerini geliştirmek için önemli. Bu oyunlar bizim elimizi güçlendiriyor.” diye konuştu.
Çad
Çad Gençlik ve Spor Bakanı Bravo Ouaidou, Çad’da senelerdir savaşlar yaşadıklarını, ilk kez bir spor etkinliğine katılabildiklerini ifade etti.
Ciddi sorunları olduğunu dile getiren Ouaidou, şunları kaydetti:
“Bazı sporlar kurumsal olarak okullarda, üniversitelerde pratik edilmiyor. Bu davetle ilgili çalışmak isteriz. Kültür geleneği olan güçlü bir ülkesiniz. Sizin de yardımlarınızla Sayın Konfederasyon Başkanım bizim gibi küçük ülkelere yardım ediniz. Bu geleneksel sporların gelişimlerinin önündeki engel, eğitim sistemine entegre edilmeyişinden kaynaklanıyor. Gelişimleri, çocuklardan ve okullardan başlanmalı. Modern sporlar daha çok pratik ediliyor. Kitlesel danslarımız var, hem dans hem spor. Gençlerimiz, torunlarımız bu sporları tanısın, kültürün önemini kavrasın isteriz. Geleneksel sporları korumak için değerlerin aktarılması konusuna eğilmek gerekiyor. Geleneksel sporların düzenlenmesinde kültürel alışverişi de göz önünde bulundurabiliriz.”
Gine
Gine Gençlik ve Spor Bakanı Lansana Beavogui Diallo ise boks sporcusu olduğunu ve bu sporun hayatına çok şey kattığını ifade etti.
Geleneksel sporların ulusun kimliğinin önemli parçası olduğuna dikkati çeken Diallo, “Geleneksel sporlarımızla sadece kültürü muhafaza altına almıyor, gençlerimizi geliştirmek için de kullanıyoruz. Geleneklerimizi unuttuk, Avrupalı, batılı değerleri kendimize aldık. Nereden geldiğinizi bilirseniz nereye gideceğinizi de bilirsiniz. Uluslararası düzeyde iş birlikleri çok önemli. Hükümetlerle spor kurumlarıyla okullarla ve topluluklarla birlikte çalışarak programlar oluşturabiliriz.” açıklamasında bulundu.
]]>Osmangazi Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı AK Parti Osmangazi Belediye Başkan Adayı Mustafa Dündar, MHP Osmangazi İlçe Başkanı Kerim Gürsel Çelebi ile birlikte BAL-GÖÇ Derneği’ni ziyaret ederek dernek başkanı Emin Balkan ve yönetim kurulu üyeleri ile biraraya geldi. Oldukça samimi ve sıcak bir atmosferde gerçekleşen görüşmede, yeni dönem için yapmayı planladığı çalışmaları anlatan Dündar, 31Mart tarihinde yapılacak olan yerel seçimler için göçmen camiasından destek istedi. Kendisinin de Batı Trakya göçmeni olduğunu hatırlatan Dündar, “Nereden gelmiş olursak olalım, Bursa bizim vatanımız. Bu şehre ve bu şehirde yaşayanlara hizmet etmek de bizim için onurdur” dedi.
“Göç etmek demek, zorluklar ve sıkıntılar yaşamak demek” diyen Dündar, “İşte göç ile doğan tüm zorluk ve sıkıntılar, çalışan üreten insanları meydana getiriyor. Göçmen şehri Bursa’da vatandaşlarımız çalışıp ürettiği için bu kent ihracat noktasında Türkiye ikincisi oldu” diye konuştu.
“Balkanlardaki kardeşlerimizin sıkıntısı bizim sıkıntımızdır”
Balkanlardaki soydaşların kültürlerini sürdürmelerin çok önemli olduğuna vurgu yapan Başkan Dündar, “Vatandaşlarımızın, oradaki egemen yönetimin altında kendi varlıklarını sürdürebilmeleri, kendi inançlarını yaşayabilmeleri çok önemli. Derneklerin ve belediyelerin oralara giderek vatandaşlarımızla bir araya geliyor olması, soydaşlarımızın kültürlerini yaşatması adına önemli fayda sağlıyor. Biz belediye olarak soydaşlarımızın yanında olmayı sürdürüyoruz. Osmangazi Belediyesi olarak, Balkanlarda ve her ülkede varız. Anma programları, iftarlar, toplu sünnet törenleri düzenliyoruz. Bizim amacımız Balkanlardaki vatandaşlarımız ile daha yakın ve sıkı olmak. Bizim orada olmamız vatandaşlarımıza huzur ve güven veriyor. Balkanlardaki vatandaşlarımızın sıkıntılarını ve ihtiyaçlarını yakından takip ediyoruz. Takip etmeye de devam edeceğiz” diye konuştu.
“Balkanlarda varız ve olmaya da devam edeceğiz”
Dündar, konuşmasında şu ifadeler ile devam etti: “BAL-GÖÇ’ün ve diğer derneklerimizin Balkanlardaki soydaşlarımızın sıkıntılarının giderilmesi için ne kadar çok mücadele verdiğini ve bu doğrultuda uluslararası baskı oluşturduğunu görüyoruz. Özellikle Bulgaristan başta olmak üzere çeşitli Balkan ülkelerinin vatandaşlık hakkı tanıması bu baskının ve çalışmanın sonucu. Sizlere, soydaşlarımız için yapmış olduğunuz çalışmalar için teşekkürlerimi sunuyorum. Hem kurumsal olarak hem de şahıs olarak önemli işler yürütüyorsunuz. Balkanlar bizlere uzak olmayan bir coğrafya. Kültürümüzü yaşatmak, soydaşlarımıza sahip çıkmak adına bizler Balkanlar coğrafyasında varız.”
Hem Bursa ve Osmangazi halkına hem de Balkanlardaki soydaşlar için hizmet üretmek, huzur ve refahı içerisinde bir yaşam sunabilmek için bir kez daha başkan adayı olduğunu belirten Dündar, “Önümüzde 31 Mart yerel seçimleri var. Sizlerin desteğini istiyoruz. Benim herkese sempatim var. Her insanı severim. Hizmeti de herkese ulaştırırız. Beraber olmak ve destek olmak lazım. Bu desteği de sizlerden istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“Evlad-ı Fatihan’ın torunlarıyız”
BAL-GÖÇ Başkanı Emin Balkan da yaptığı konuşmasında şunları söyledi: “Bizler, Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği olarak Evlad-ı Fatihan’ın torunlarıyız. Biz, bir kültür ve dayanışma derneğiyiz. Derneğimizin iki ana öğesi var. Kendi kültürümüzü korumak ve gelecek nesillere aktarmak için çalışıyoruz. Balkanlarda yaşayan 10 milyonun üzerindeki Türk ve akraba topluluğu var. Bunlar bulundukları ülkelerdeki yönetimler dolayısıyla kültürel değerlerini kaybetmek tehlikesi altındalar. Onların yanında olmak istiyoruz. Ana dilimizi ve dinimizi korumak bizim vazifemiz. Balkanlardaki kardeşlerimizin bu kültürel değerlerinin yanında hukuksal haklarını da savunun bir sivil toplum kuruluşuyuz” dedi.
“Vatan haini partilerle yan yana olmayız”
Konuşmasına dernek ve göçmen camiası olarak taşıdıkları siyasi önceliklere değinerek devam eden Balkan, “Biz partiler üstü duruyoruz. Ancak partiler üstü dururken de bizim felsefemiz belli. Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün hemşehrisi olarak O’nun ilke ve inkılaplarına gönülden bağlıyız. Vatan haini olan bazı siyasi partiler ile hiçbir zaman yan yana olmayız” diye konuştu.
“Göçmen camiası olarak Mustafa Başkanımızın yanındayız”
BAL-GÖÇ olarak bir Balkan göçmeni olan Mustafa Dündar’ın her zaman yanında olduklarına vurgu yapan Balkan, “Mustafa Dündar başkanımız, bizim bir üyemiz. Ben BAL-GÖÇ’te görev aldığım yıllarda Mustafa Başkanımız da Batı Trakya Derneği başkanıydı. Birlikte Balkanlardaki vatandaşlarımıza fayda sağlamak adına yan yana mücadele verdik. Milletvekilliği döneminde parlamentoda bizlerin sıkıntılarını dile getirdi. Göçmen kardeşlerimizin sorunlarının giderilmesi adına her zaman öncü oldu. 3 dönemdir de göçmenlerin yoğun yaşadığı bir ilçede belediye başkanlığı görevini başarıyla yerine getiriyor. Önümüzdeki yeni dönemde de nüfusunun yarısından fazlasını Balkan göçmenlerinin oluşturduğu Bursa’daki hemşehrileri olarak bizler kendisinin yanındayız. Göçmen vatandaşlarımızın, hemşehrilerine sahip çıkması adına rehber olacağız. Çıktığınız yolda sizlere başarılar diliyoruz. Bursamıza, ülkemize ve Balkan Türkleri adına da hayırlı uğurlu olsun. Umut ediyorum ki 1 Nisan’dan itibaren coşkumuz sizinle birlikte daha da katlanır” ifadelerini kullandı.
MHP Osmangazi İlçe Başkanı Kerim Gürsel Çelebi de konuşmasında şunları söyledi: “Ben de bir Balkan göçmeniyim. Sivil toplum kuruluşlarının öneminin farkındayız. BAL-GÖÇ’ün bir sivil toplum kuruluşu olarak ne kadar güçlü olduğunu biliyor ve çalışmalarını yakından takip ediyoruz. Göçmenler Evlad-ı Fatihan’dır. Dernekçilikte aktif oldukları gibi siyasette de aktif olmalarını bekleriz. Bir Balkan göçmeni olan Batı Trakya Türkü Cumhur İttifakı Osmangazi Belediye Başkan Adayı Mustafa Dündar başkanımızın her zaman yanındayız. Destek veriyoruz, sizlerin de desteklerine talibiz.” – BURSA
]]>Gölbaşı Belediye Başkanı Ramazan Şimşek, somut olmayan kültürel mirasın derlenmesi, değerlerin ve kültürün kuşaktan kuşağa aktarılarak korunması ve kültür turizmi potansiyelinin artırılması amacıyla hayata geçirilen müzenin açılışı dolayısıyla düzenlenen törende, ilçenin kültürel mirasını korumak ve gelecek nesillere aktarmak için bir arada bulunduklarını söyledi.
Şimşek, UNESCO’nun 2003 yılında kabul ettiği bir sözleşmeyle tanımlanan somut olmayan kültürel miras kavramının kendileri için önemli olduğunu belirtti.
Bu mirasın geçmişi, gelenekleri ve yaşam tarzlarını yansıtan unsurları içerdiğini dile getiren Şimşek, müzenin bu mirası korumak ve gelecek nesillere aktarmak için önemli bir adım olduğunu ifade etti.
Türk Halk Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi ile yürüttükleri projede Gölbaşı ilçesinin 54 mahallesinde 203 kaynak kişiyle gerçekleştirilen alan çalışmalarının önemli olduğunu belirten Şimşek, bu çalışmaların sonucunda müzenin içeriğinde doğumdan ölüme kadar insan yaşamındaki çeşitli farklılıklara odaklanıldığını, müzenin sadece bir sergi alanı değil aynı zamanda ilçenin somut olmayan kültürel mirasını yaşatmak için bir merkez olacağını söyledi.
İlçenin eserlerini gün yüzüne çıkarmaya başladıklarını belirten Şimşek, şöyle dedi:
“Bunlardan biri Oyaca’da bulunan Külhöyük. 2 sene önce kazılarına başladık ve 5 bin yıllık yapıya ulaşmak için gece gündüz çalışıyoruz. Seyit Yusuf Türbemizin tescilini yaptırdık. Allah nasip ederse onu ilçemizin envanterine katacağız. Yine 5 milyon yıl önce oluşuma başlamış Damlataş Mağarası’ndan bile çok özellikli Tulumtaş Mağaramızı Gölbaşı’na kazandırdık. Yurtbeyi Mahallesi’nde bulunan tarihi mağaramızın çalışmalarına başladık. Gölbaşı gerçekten turizmin ve tarihin kenti olacak inşallah.”
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci Bostancı da insanı geçmişiyle buluşturan ve yüzleştiren yerlerin önemli olduğunu dile getirdi.
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öcal Oğuz da uzun ve sabırlı bir araştırmayla ilçenin bütün köylerini gezdiklerini, ilçede yaşayan ne kadar kültürel değer varsa tespit ettiklerini ve bunların kitaplaşmasını sağladıklarını anlattı.
Oğuz, “Binlerce yıl boyunca insanoğlu öğrendiği, deneyim kazandığı şeyleri yavaş yavaş unutmaya başladı. Bu unutmanın köklerden kopmak ve dallarının da zaman içinde kuruması anlamına geleceğini uluslararası toplum değerlendirdiği için biz bu kültürel değerleri gelecek nesillere aktarmalıyız. Bu müze hem Gölbaşı’nda hem de Türkiye’de fark yaratacak.” diye konuştu.
Daha sonra müze gezildi.
Müzede, kırklama, dış hediği, sünnet gelenekleri, asker uğurlama, kına gecesi, düğün gelenekleri, geleneksel sohbet toplantıları, mutfak kültürü, el sanatları, sözlü anlatımlar ve geleneksel çocuk oyunlarına ilişkin unsurlar yer alıyor.
Açılışa, Gölbaşı Kaymakamı Erol Rüstemoğlu, AK Parti İlçe Başkanı Selim Akceylan, MHP İlçe Başkanı Musa Şahin, Ülkü Ocakları İlçe Başkanı Özer Polat, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı.
]]>Cervantes Enstitüsünün Ankara’da açacağı şube vesilesiyle Türkiye’ye gelen Montero, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Daha önce İspanyol El Pais gazetesinde kaleme aldığı yazılarda da Gazze’de yaşananlara değinen Montero, Uluslararası Adalet Divanında soykırım suçlamasıyla yargılanan İsrail’in Gazze’de yaptıklarına tepki gösterdi.
Jean-Paul Sartre’ın “Aydın çağından mesuldür.” sözüne atıfta bulunan Montero, “Bu noktadan yola çıkan bir şahıs olarak dünyaya bakıyorum, insanlık onurunu ve insan haklarını son derece önemsiyorum. Gazze’de olup bitenlerin insan haklarının ihlali olduğunu düşünüyorum. Hiçbir terör eylemini desteklemiyorum ama binlerce Filistinlinin, çocuğun, yaşlının ve terörle hiçbir ilgisi olmayan insanın öldürülmesine yol açan saldırıyı kınıyorum.” ifadelerini kullandı.
Montero, İspanya’nın Gazze konusundaki tutumuna ilişkin, “İspanya’nın üstlendiği rol nedeniyle kendimi çok onurlu hissediyorum. İspanya bir barış ülkesi olarak BM ile birlikte Gazze’de acil ateşkesi, insan haklarına uyulması gerekliliğini ve barışı garantileyecek bir bağımsız Filistin devletinin kurulmasını savunuyor.” dedi.
“İspanya’da her geçen gün Türkiye ve kültürünün önemi artıyor”
Montero, Cervantes Enstitüsünün İspanyol dili ve kültürünün öğretilmesi için kurulduğunu belirterek, İspanyolca öğrettiklerini, kültürlerini yaymaya çalıştıklarını, akademik faaliyetler yürüttüklerini ve edebiyat, müzik, sinema, düşünce, gazetecilik ve kültür kelimesinin kapsadığı her alanda aktiviteler düzenlediklerini söyledi.
Dünyada geçerliliği bulunan İspanyolca bilgisi sertifikası verme yetkisinin de Cervantes Enstitüsüne ait olduğuna dikkati çeken Montero, İspanyolca öğrenmek isteyen herkesin tıp, hukuk, gezi gibi arzu ettiği her alanda enstitüde özel kurslar alabileceğini kaydetti.
Montero, “İspanyolca merak uyandıran bir dil çünkü Çinceden sonra ana dil olarak en çok konuşulan 2’nci, İngilizceden sonra da uluslararası alanda en yaygın 2’nci dil.” diye konuştu.
Türkiye’de de İspanyolcaya büyük talep olduğu için Ankara’da yeni şube açtıklarını aktaran Montero, hem bu sebeple hem de İstanbul’daki merkezi ziyaret etmek için Türkiye’ye geldiğini söyledi.
“İspanya’da her geçen gün Türkiye ve kültürünün önemi artıyor.” ifadesini kullanan Montero, İspanya’da Türk edebiyatına ilgi konusunda Orhan Pamuk ve Mario Levi gibi yazarların İspanyolcaya çevrilen eserlerini örnek gösterdi.
İslam kültürünün İspanya üzerine etkisi
Endülüs döneminde Müslüman Arap varlığının en yoğun olduğu şehirlerden birindeki Granada Üniversitesinde edebiyat profesörü olan Montero, İslam ile İspanya kültürlerinin etkileşimi konusuna da değindi.
Montero, “Müslüman Araplar 8. yüzyılda İber Yarımadası’na geldi. 1492 yılında Hıristiyanlarla savaştıktan sonra Granada’dan ayrıldılar. Yani yüzyıllar boyunca Endülüs’te, benim şehrimde yaşadılar ve oldukça derin bir iz bıraktılar.” dedi.
Arapçadan İspanyolcaya geçen çok sayıda kelime ve ifade olduğuna dikkati çeken Montero, Granada Üniversitesinde Arap kültürü çalışmalarının geleneksel ve önemli olduğunu, hatta üniversite bünyesinde bir Arap çalışmaları enstitüsü bulunduğunu aktardı.
Montero, Granada’daki Elhamra Sarayı’nın dünyanın en çok ziyaret edilen anıtlarından biri olduğunu hatırlattı.
Araplar ile Hıristiyanların uzun yıllar bir arada yaşadığına işaret eden Montero, “Elhamra’nın duvarları Arapça şiirlerle, dualarla dolu.” diye konuştu.
]]>Çin Ay Yeni Yılı’na girerken, tüm ülkede bu yeni trendi kucaklayan türlü türlü kültürel etkinlikler düzenlendi.
Ülkenin doğusundaki Zhejiang eyaletinde bulunan bir müze, 8.000 yıl önce yaşamış insanların günlük yaşam ve çalışmalarından sahnelerin canlandırıldığı artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisiyle turistlerin ilgisini cezbediyor. Kuzeybatıdaki Shaanxi eyaletinde ise müze ziyaretçileri antik Çin şiirlerinde betimlenen geleneksel lezzetleri tatma imkanı buluyor.
Öte yandan, Beijing’de yeni kurulan bilim kurgu film komitesinin üyeleri, “The Wandering Earth” (Gezegenler Savaşı) filminin büyük başarısının ardından Hollywood bilim kurgu filmlerine alternatifler sunmak amacıyla gişe rekorları kıracak bir sonraki film için hazırlıklarını sürdürüyor.
Ocak ayında düzenlenen kamu iletişimi konulu kilit önemdeki bir politika toplantısında Xi’nin kültür düşüncesi alkışlarla karşılanırken, bu düşüncenin “Çin’i daha güçlü bir ülke haline getirmek ve Çin ulusunu tüm cephelerde canlandırmak üzere sağlam ideolojik güvenceler, güçlü bir ilham ve elverişli kültürel koşullar sunduğu” vurgulandı.
Yüzyılı aşkın bir süre önce ülkede Yeni Kültür Hareketi ve Marksizmin yayılmasının ardından doğan Çin Komünist Partisi (ÇKP), kültürel özüyle her zaman gurur duydu. Parti bugün Xi’nin liderliğinde kendi yönetişimini geliştirmek ve Çin modernleşmesini ileri taşımak için yine kültürden besleniyor.
KÜLTÜR TUTKUNU
Xi, 1953 yılında devrimci bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğunda Çin’in geleneksel kültüründen büyük ilham aldı. Xi, annesinin anlattığı Yue Fei hikayesini her daim hatırlayacağını söylüyor. 12. yüzyılda yaşamış yurtsever bir komutan olan Yue’nin annesi, oğlunun sırtına “ülkene en büyük bağlılıkla hizmet et” düsturunu dövme ile kazımış. Bu ifade, “Konfüçyüs felsefesindeki “Zhong” (sadakat) düşüncesinin vücut bulmuş hali. Xi de bu düsturu izlemeyi hayat amacı haline getirmiş.
Xi, en büyük hobisinin kitap okumak olduğundan bahsediyor. Okuldaki öğretmenleri Xi’yi klasik edebiyatı tutkuyla seven, özelikle Tang Hanedanlığı (618-907) döneminin ünlü realist şairi Du Fu’ya hayran olan müstesna bir öğrenci olarak hatırlıyor.
Xi, 1960’ların sonlarında “eğitimli bir genç” olarak zorlu çiftlik işlerine katılmak üzere Beijing’den Loess Platosu’ndaki Shaanxi eyaletinde bulunan küçük Liangjiahe köyüne gönderildi. Köye bir sandık dolusu kitapla giden Xi, burada bir okuma serüvenine girişerek Çin’in edebi başyapıtlarından Shakespeare ve Tolstoy’un eserlerine, dönemin başkanı Mao’nun “Halka Hizmet” (Serve the People) başlıklı konuşmasından Karl Marx’ın “Das Kapital” kitabına kadar birçok eseri detaylıca inceledi.
O dönem yaşadığı mağara evde gazyağı lambasının loş ışığında gece geç saatlere kadar kitap okuyan bu genç, 40 yıl sonra Çin Cumhurbaşkanı olarak UNESCO merkezindeki kürsüde kültür ve medeniyet hakkındaki görüşlerini paylaşıyordu. Medyada yer alan haberlerde, “Xi, ülkesinin uzun tarihini ve kültürel çeşitliliğin önemini vurgulamak için ünlü şair ve yazarlardan besleniyor” yorumu yapılıyordu.
Xi, Liangjiahe köyünden, Çin’in geleneksel değerlerini öğrendiği bir “üniversite” olarak bahsediyor. Köyde geçirdiği yedi yıl boyunca zorlu bir yaşantı sürdüren Xi, yoksul köylülerle işleri ve yemeğini paylaştı. Xi, bir yandan kendisine yaşam ve iş hakkında değerli dersler aktaran, bir yandan da ne kadar az şeye sahip olurlarsa olsunlar paylaşmaktan çekinmeyen köylülerin cömertliğini dün gibi hatırlıyor.
Xi de köylülere aynı incelikle karşılık vermiş. Öğünlerini ihtiyaç sahipleriyle paylaşmış, ayakkabısı olmayan genç bir köylüye yedek ayakkabılarını vermiş, soğuk havada şapkası olmayan birine şapkasını uzatmış ve okuyup öğrenmeye kıymet veren köylülere kitap ve defterlerini cömertçe hediye etmiş. Köylüler, bu genç adamı geleneksel ahlaki doğruluğun en üst mertebesi olan hayırseverlik ve doğruluk anlamına gelen “Ren Yi” unvanını kullanarak övüyordu.
Şimdilerde 70’li yaşlarında olan çiftçi Liang Yujin, Xi’yi Liangjiahe’den ayrıldıktan sonra haber vermeden dört kez ziyaret ettiğini anlatıyor. Xi, üst düzey bir yetkili olduktan sonra da Liang’ı evine davet etmiş ve eşi Peng Liyuan’ın hazırladığı yemekleri birlikte yemişler. Liang, Xi’ye darı, balkabağı ve tatlı patates getirmiş; Xi de ona çay ve kurabiye ikram etmiş. Liang, Xi için “Köydeki her aileyi tek tek sordu” diyor.
1982’de Hebei eyaletindeki tarihi bir ilçe olan Zhengding’de Parti başkan yardımcısı olarak çalışmaya başlayan Xi, sonrasında Parti başkanı oldu. Çalıştığı yerde iki antik akasya ağacı bulunduğunu fark eden Xi, ağaçların yaşlarını kontrol ettirip koruma amacıyla etraflarına çit yaptırmış. Tüm ilçedeki kültürel kalıntılar için de kapsamlı bir tarama başlatan Xi, bütüncül koruma çalışmalarına önayak olmuş.
Xi’nin tarih ve kültüre duyduğu derin tutku, kendisini arkeoloji dalında ilerlemeyi düşünme noktasına getirmiş. Bu ilgisi kişisel merakın ötesine de uzanmış.
Yetkililerle ve yabancı dostlarıyla sık sık eski Çin atasözlerini paylaşan Xi, mevcut ve gelecekteki teşebbüslerde tarihin bir pusula olarak kullanılmasını savunuyor. Gelenekten dersler çıkarmanın, politika kararlarına şekil vermede yararlı olduğuna inanıyor.
Zhejiang eyaletinde bulunan ve günümüzde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş olan Liangzhu arkeolojik kalıntıları, 2000’li yılların başlarında maden sahalarıyla çevriliydi. Aşırı miktardaki endüstriyel toz ve gürültü kirliliği, arkeolojik alanın yönetim komitesinden yetkili Jiang Weidong’un ifadesiyle tüm bölgeyi “savaş alanına” çevirmişti.
Temmuz 2003’te durumdan haberdar olan Xi, dönemin Zhejiang Parti başkanı olarak derhal madenlerin kapatılması talimatını verdi. Xi’nin Liangzhu’ya bağlılığı sonraki yıllarda da devam etti. Arkeologların, Çin medeniyetinin 5.000 yılına tanıklık eden Liangzhu’nun önemini teyit etmesiyle Xi, bölgenin korunması için detaylı talimatlar verdi. Xi, geçtiğimiz yıl ilki düzenlenen Liangzhu Forumu’na gönderdiği tebrik mesajında, bölgeyi dünya medeniyetlerinin hazinesi olarak niteleyip övdü.
Xi, 2012’de ÇKP Merkez Komitesi Genel Sekreteri olarak Parti’nin liderlik rolünü üstlendiğinden beri kültürel kalıntılar, arkeoloji ve somut olmayan kültürel miras alanlarında 170’i aşkın önemli talimat verdi. Xi ayrıca tarihi ve kültürel alanlara 100’den fazla ziyaret gerçekleştirdi.
“Kızıl Kültür” için de derin bir sevgi besleyen Xi, yıllar içinde devrim tarihinin kritik dönemlerine ait hemen hemen tüm önemli tarihi alanları ziyaret etti. Bu alanlar arasında Zhejiang’da 1921 yılında ilk ÇKP Ulusal Kongresi’nin düzenlendiği göl ve eski Parti liderlerinin Yeni Çin’in kuruluşunun temellerini attığı Beijing’in dış mahallelerindeki Xiangshan Tepesi de yer alıyor.
Xi, “Başarıya giden yolda nereden geldiğimizi unutmayın” diyor.
Xi, insanlığın zengin kültürlerinin de hayranı. Dünyanın dört bir yanına gerçekleştirdiği kapsamlı seyahatler hakkında konuşan Xi, “Beş kıtadaki farklı medeniyetleri yakından incelemek bana sonsuz mutluluk veriyor” ifadesini kullanıyor.
Cumhurbaşkanı olduktan sonra 70’ten fazla ülkeye ziyarette bulunan Xi, Yunanistan ziyaretinde savaşların durdurulması hakkında eski bir Çin deyiminden bahsederek, Yunan mitolojisindeki bilgelik tanrıçası Athena’nın savaş ve barış düşüncesine değindi. Belçika ziyaretinde Çin çayı ile Belçika birası arasında paralellik kuran Xi, farklı kültürleri takdir etmenin değerini vurguladı. Meksika’da Maya uygarlığının unsurlarıyla Çin’in ejderha gibi unsurları arasındaki benzerliklere yakın ilgi gösterdi. Mısır’daki Luksor Tapınağı’nda antik medeniyetlerin kökenleri ve gelişimleri hakkında konuştu.
Edebiyat ile ilgili kişisel fikirlerini de paylaşan Xi, Ernest Hemingway’in “Yaşlı Adam ve Deniz” romanı hakkındaki izlenimlerini ve Küba’da Hemingway ile bağlantılı yerleri ziyaret ettiğinde yaşadığı deneyimleri paylaştı.
Xi’yi yakından tanıyanlar, onun kültürel yetiştirilme tarzının, güçlü idealizm algısını ve çalışmakla ilgili pragmatik yaklaşımını derinden etkilediğini söylüyor. Çin filozofu Wang Yangming’in (1472-1529) savunucusu olduğu “Zhi Xing He Yi” yani bilgi ve eylem bütünlüğü felsefesine sıklıkla atıf yapan Xi, bu düşüncenin geleneksel Çin kültürünün özünü teşkil ettiğini düşünüyor.
YÖNETİŞİM SANATI
Xi, 2012 yılında 18. ÇKP Ulusal Kongresi’ne sunduğu raporda “kültürel güven” kavramını zikretmişti. Kültürel güveni “daha köklü, daha derin ve daha kalıcı bir güç” olarak tanımlayan Xi, daha sonra bu kavramı Çin’e özgü nitelikleri olan sosyalizmin “Dört Güveni” kapsamına dahil etti.
Xi, “Çin ulusu kendi kültürüne tam olarak güvenmeksizin, zengin ve müreffeh bir kültüre sahip olmaksızın kendisini yeniden canlandıramaz” diyor.
Dünya son asırda görülmemiş büyük değişiklikler yaşarken, Xi liderliğinde Çin yeni bir döneme doğru ilerliyor.
Kuramcılar, 21. yüzyılda ülkenin yüz yüze geldiği ciddi zorlukların, farklı medeniyet ve değer sistemlerinin birbirleriyle rekabet ettiği ve bir arada yaşadığı Soğuk Savaş sonrası dünyada ulusal kimliğin yeniden inşasına yönelik bir kültürel rönesans gerektirdiğine inanıyor. Hatta son 500 yılda büyük ülkelerin yükseliş ve çöküşlerinin bile kültürlerin gücünün bir sonucu olduğunu vurguluyorlar.
Gözlemcilere göre, ulusal yeniden canlanma doğrultusunda Çin kültürüne güven tohumları eken Xi, Batı kültüründeki olumsuz unsurlara karşı da aşılmaz bir bariyer kurmuş durumda.
Parti’nin 100. yıldönümünü kutladığı 1 Temmuz 2021’de “iki entegrasyon” öneren Xi, “Marksizmin temel öğretileriyle Çin’e özgü gerçeklikleri ve mükemmel geleneksel kültürü entegre etme” gereğini vurguladı. Xi, mükemmel geleneksel kültürü içeren “ikinci entegrasyonun” derin bir “kimyasal tepkimeyi” ve zihnin özgürleşmesini temsil ettiğini dile getirdi.
Xi, Haziran 2023’te Beijing’de düzenlenen kültürel miras ve kalkınma konulu önemli bir toplantıda, Çin medeniyetinin ayırt edici beş özelliğini olağanüstü devamlılık, yenilikçilik, birlik, kapsayıcılık ve barışçıl yapı olarak özetledi.
Xi, bu toplantıdan bir ayı aşkın bir süre sonra Sichuan eyaletindeki Sanxingdui arkeolojik alanını ziyaret etti. Ziyareti sırasında binlerce yıl önceye tarihlenen arkeolojik eserleri ayrıntılı şekilde inceledi.
Xi’nin eserlerin kaynağına ilişkin sorduğu soruya müze rehberi, “Yangtze Nehri ve Sarı Nehir medeniyetlerinin beşiğinden geliyorlar ve antik dönemdeki yerel halkın yenilikçi yaratıcılıklarından doğdular” diye cevap verdi.
Xi, 2023 sonunda Beijing’in merkezindeki ofisinden Yeni Yıl mesajını verdiği esnada, Sanxingdui eserlerini büyük bir dikkatle incelerken çekilmiş bir fotoğrafı da kitaplığında göze çarpıyordu.
Resmi olarak Ekim 2023’te ortaya konulan Kültür Üzerine Xi Jinping Fikriyatı, kamu iletişimi ve kültür konusunda Parti liderliğinin güçlendirilmesi ve Çin’in mükemmel geleneksel kültürünün yaratıcı dönüşümü ile yenilikçi gelişiminin teşvik edilmesi gibi kilit önemdeki birçok unsuru içeriyor.
Kuramcılara göre bu fikriyatın oluşturulması, Parti’nin tarihi ve kültürel güveninin yeni zirvelere ulaştığını ortaya koyuyor.
Xi, bir keresinde, “Eğer 5.000 yıllık Çin uygarlığı olmasaydı, ‘Çin’e özgü nitelikler’ kaynağını nereden alacaktı? Çin’e özgü bu nitelikler olmasaydı, bugün Çin’e özgü sosyalizmin başarılarla dolu yoluna nasıl erişirdik?” demişti.
Kuramcılar, Xi’nin kültürden istifade ederek ülkenin yönetiminde yeni bir yola öncülük ettiğini söylüyor.
Xi, kitleleri tarihin yaratıcıları olarak gören Marksist tarihi materyalizme derinden inanıyor. Xi, “ülkenin temeli halktır; sağlam temeli olan bir ülke ise sulh içinde olur” düsturuna dayanan antik “Min Wei Bang Ben” düşüncesini, Parti’nin “halka öncelik verme” ilkesi seviyesine çıkarıyor.
Mutlak yoksulluğun ortadan kaldırılmasında Çin’e liderlik eden Xi, şimdi de bir sonraki hedefi olan ortak refah için çalışıyor.
Antik filozoflardan alıntı yapan Xi, Parti yetkililerine, “Ortak refah Marksizmin temel hedeflerinden biri olup, aynı zamanda eski dönemlerden bu yana Çin halkının da temel arayışı olagelmiştir” demişti. Konfüçyüs, “Sorun kaynakların azlığında değil dengesiz dağılımında, yoksullukta değil güvensizlikte” derken, Mensiyüs ise insanları “kendi ailelerindeki yaşlılara ve çocuklara baktıkları gibi başka yaşlılara ve çocuklara da bakmaya” çağırıyordu.
Xi, “Amacımız hem ilham verici hem de basit. Son tahlilde, mesele halka daha iyi bir hayat sunmaktır” diyor.
Xi, Parti’nin “ülke halka aittir ve halk da ülkenin temelidir” düsturundaki yönetim felsefesini, “siyasi iktidarın yükselişi ya da düşüşü, halkın iradesine uyup uymamasına bağlıdır” şeklindeki geleneksel düşünceyle harmanlıyor.
Xi, Parti’nin birinci adamı olarak göreve başladığı gün, bir Çin atasözüne atıfla “sarsılmaz öz disiplin” çağrısı yaparak ÇKP tarihindeki en kapsamlı yolsuzlukla mücadele seferberliğini başlattı. Parti yetkilileriyle sık sık dürüstlükleriyle ön plana çıkan eski dönemlerde yaşamış insanlar hakkında hikayeler paylaşan Xi, yetkililerden öz disiplinlerine dikkat etmelerini talep ediyor. “Çok sayıda kurtçuk, ağacı yer; yeterince büyük bir çatlak ise duvarın çökmesine neden olur” diyen Xi, bir Çin atasözüyle tüm Parti’yi uyarıyor.
Mart 2018’de Anayasa önünde görev yemini eden ilk Çin cumhurbaşkanı olan Xi, “Yasaları uygulayanlar güçlüyse devlet de güçlüdür; zayıflarsa devlet de zayıftır” şeklindeki eski bir atasözünü zikrederek, reformları hukukun üstünlüğünü gözeterek ileri taşımak ve reform sürecinde hukukun üstünlüğünü iyileştirmek gereğini vurguladı.
Xi, “Hukukun üstünlüğüne karşı kişinin üstünlüğü meselesi siyaset tarihinde köklü bir sorun olup, aynı zamanda tüm ülkelerin modernleşmeyi gerçekleştirme sürecinde yüzleşip çözmesi gereken önemli bir sorun” ifadesini kullandı.
“ÇKP’nin manevi kökenini” inşa edip mükemmelleştiren Xi, tarihinin kilit an ve dönemlerinde Parti’nin sergilediği muazzam zihinsel gücün de altını çiziyor. Xi, “tarihsel nihilizme” karşı güçlü bir muhalif duruş sergiliyor. Bazı kişilerin çevrimiçi platformlarda Qiu Shaoyun gibi devrim şehitlerini itibarsızlaştırmaya kalkışması üzerine Çin Komünist Gençlik Birliği’nin yüz binlerce üyesi bunu çürüten paylaşımlar yaptı. Bunun üzerine Xi, “Doğruluk, kabahate galebe çaldı. Tebrikler!” diyerek üyelerin verdiği yanıtı takdir etti.
Marksist tarih anlayışından ve “değişimler” hakkındaki antik Çin felsefesinden fikirleri bir araya getiren Xi, “son asırda görülmemiş büyük değişiklikler” kavramını ortaya koydu. Xi, 20. ÇKP Ulusal Kongresi’ne sunduğu raporda, kilit önemdeki alanlarda reformların ileri taşınmasında “Değişimler Kitabı” eserinden “tarihi geçenlerin yenilerle değiştirilmesi” düşüncesini benimsedi.
Kendini kanıtlamış bir değişimci olan Xi, şüphecilere aldırış etmeden Shaanxi eyaletindeki ilk metan üretim çukurunu inşa ettirdiği Liangjiahe’deki dönüştürücü deneyimlerinden güç alıyor.
Xi, Çin’i inovasyon dönemine taşımak için Çin ulusunun girişimci ve yenilikçi ruhunun benimsenmesi gerektiğini savunuyor.
Akademisyenlerle görüşen Xi, 18. yüzyılda Qing hükümetinin yönlendirmesiyle Batılı misyonerlerin 10 yıl içinde benzeri görülmemiş şekilde gelişmiş bir “Çin İmparatorluğu Haritası” hazırladığından bahsetti. Bu harita imparatorluk sarayında saklanırken, misyonerler bu bilgileri Batı’ya götürüp düzenlemiş ve yayımlamış; bu sayede Batı, Çin coğrafyasını daha iyi öğrenmişti.
Xi, bu örnekle bilimsel ve teknolojik gelişmenin sosyal ilerlemeyle entegre edilmesi gerektiğini vurguluyor. Bilim ve teknoloji yönetiminde reformların derinleştirilmesi gereğini vurgulayan Xi, tüm inovasyon kaynaklarının serbest akışına izin verilmesini savunuyor.
Hem Marksist kalkınma kuramının hem de geleneksel Çin diyalektiğinin ilkelerini bir potada eriten Xi, herkesin erişimine açık yenilikçi, eşgüdümlü, yeşil ve açık kalkınmayı destekleyen yeni bir felsefe ortaya koydu. “İlerleme yoluyla istikrarın pekiştirilmesi ve eskiyi kaldırmadan önce yeninin kurulması” yaklaşımını şart koşan Xi, ülkenin ekonomik girişimlerine kılavuz etmede Çin felsefesinin sunduğu bakış açılarından istifade ediyor.
Sıkı bir edebiyat ve sanatsever olan Xi, Çin kültürünün gelişimine can-ı gönülden destek veriyor. 2014 yılında, ilkinden tam 72 yıl sonra ÇKP tarihindeki ikinci edebiyat ve sanat seminerine başkanlık eden Xi, “ahlakın aktarılmasında edebiyatın kullanımı” ve “kültür yoluyla halkın yetiştirilmesi” gibi kavramları ortaya koydu. Seminere katılanlar, Xi’nin “adeta dostları ve ailesiyle sohbet eder gibi” konuştuğunu ve üç saat süren seminerden sonra herkesle tokalaştığını anımsıyor.
Mitler, destanlar, hikaye anlatıcılığı ve yerel operalar gibi halk kültürü ve sanatlarına da coşkun bir ilgi duyan Xi, genç romancıları, şairleri ve ressamları yenilikler konusunda cesaretlendirirken, yerli bilim kurgu film sektörüne de destek veriyor. Tüm bunlar onun, Çin kültürel mirasının çeşitli boyutlarını ve çağdaş sanatsal anlatımları koruyup teşvik etmeye yönelik adanmışlığına işaret ediyor.
Vatanın bölünmezliği, devlet düzeni, ulusun birliği ve medeniyetin devamlılığı gibi Çin kültüründe aktarılan hazinelerin altını çizen Xi, “Ülkemiz yeniden birleşmelidir ve mutlak surette de birleşecektir” diyor.
Xi, doğa ile insanın birlikteliğini simgeleyen geleneksel “Tian Ren He Yi” felsefesini benimseyerek ekolojik restorasyon ve korumaya yönelik eşi görülmemiş bir seferberlik başlattı. Bu kapsamda sudaki yaşamı korumak amacıyla Yangtze Nehri’nde 10 yıl boyunca avlanma yasağı getirildi. Yangtze Nehri’nin korunmasını geleneksel Çin tıbbı tedavisine benzeten Xi, mevcut hastalıkların tedavi edilmesi ve gelecekte ortaya çıkabilecek hastalıkların önlenmesi çabalarına vurgu yapıyor. Onun liderliği altında doğal çevresinde tarihi değişikliklere tanıklık eden Çin’de gökyüzü artık daha mavi, dağlar daha yeşil ve sular daha berrak.
Dış politikanın oluşturulmasında barışın ve uyumlu birlikteliğin tercih edilmesini salık veren antik felsefeden yararlanan Xi, insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşa etme kavramını önerdi. Xi, bir keresinde yabancı ülke liderlerine hitap ederken Çin’in sadece kendi arka bahçesini değil, tüm ülkelerin paylaştığı bir bahçeyi geliştirmeyi arzuladığını ifade etmişti.
YENİ MEDENİYET YOLU
ABD merkezli bir araştırma enstitüsü, Xi’nin artık sadece büyük bir medeniyetin mirasçısı ya da koruyucusu olarak görülmediği, aynı zamanda büyük bir medeniyetin yaratıcısı olarak da görüldüğü tespitinde bulundu.
Çin’in kültürel gelenekleri ve ulusal koşulları, Xi’nin önderliğindeki yeni bir insan medeniyeti biçimi olan Çin modernleşmesinin Batı’nınkinden farklı bir yol alacağını ortaya koyuyor.
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini kapsayan bu hamle, refah uçurumunu azaltmayı, maddi ve manevi boyutlar arasında uyum yaratmayı, çevreden fedakarlık etmeden kalkınma arayışını sürdürmeyi ve hiçbir zaman yurtdışında genişleme ya da egemenlik peşinde koşmamayı hedefliyor.
Xi, gençliğinde Herbert Marcuse’un “Tek Boyutlu İnsan” kitabını okudu. Batı modernleşmesinde sermaye istilasının yarattığı “tek boyutlu” insan varlığının kusurlarını gören Xi, maddi ihtiyaçlarla manevi ihtiyaçlar ve insanla doğa arasındaki dengesizlikleri giderme umudunu hep korudu. Çin; maddi, siyasi, manevi, sosyal ve ekolojik medeniyetlerin eşgüdümlü gelişimine adanmış durumda. Xi, bunu “Çin ulusunun modern medeniyetinin” ayırt edici özelliği olarak niteliyor.
Xi, fizik terimlerini kullanarak Çin modernleşmesinin eşsizliğini bir metaforla betimliyor: Gelişmiş Batılı ülkeler, bir “dizi” kalkınma sürecinden geçti. “Kayıp 200 yılı” telafi etme arayışındaki Çin’in sanayileşme, bilişim teknolojilerinin yayılması, kentleşme ve tarımsal modernleşmenin eş zamanlı gelişimini içeren benzer bir “paralel” süreci takip etmesi gerekiyor.
Xi, Shenzhen kentini Çin’e Özgü Sosyalizmin Pilot Gösterim Alanı olarak belirledi. Hong Kong’un yanı başındaki Shenzhen kenti, 40 yıl önce Çin’in eski lideri Deng Xiaoping tarafından kurulan bir özel ekonomik bölge olma özelliğini taşıyor. Sıklıkla “inovasyon kenti” olarak anılan Shenzhen, New York kentinin iki katı nüfusuyla Çin modernleşmesinin geleceğine ışık tutuyor.
Kente gelen ziyaretçileri, havalimanında Jules Verne’in “Tek bir insanın kurduğu hayali diğer insanlar gerçekleştirebilir” sözü karşılıyor. Kentin simge bölgesi olan Shekou’da ise geleneksel Çin bilgeliğini yansıtan diğer bir slogan göze çarpıyor: “Boş lafın ülkeye yararı yok; yalnızca somut çalışmalar ülkeyi geliştirir.”
Kent, elektrikli otomobillerden son teknolojili insansız hava araçlarına, düşük karbonlu girişimlerden akıllı kent projelerine kadar birçok alanda inovasyonu beslemeye devam ediyor. Birkaç yüz metrede bir parklara yahut kütüphanelere rastlamak mümkün. Elverişli kamu hizmeti sistemi, çeşitli sosyal örgütler, halka hizmet eden ve işletme dostu resmi ekibiyle kent, geleceğin bir modelini teşkil ediyor.
Kuzey uçta ise Beijing yakınlarındaki Xiong’an Yeni Bölgesi, Xi’nin planladığı sosyalist modernleşmenin yeni kenti olarak öne çıkıyor. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında inşaat halindeki “geleceğin kentini” ziyaret eden Xi, Baiyangdian Gölü’ndeki ekolojik durumla özel olarak ilgilendi. Su kaynaklarının korunması ve yeşil kalkınmayı vurgulayan kent inşası, “doğanın sunduğunu kullanma ve aşırıya kaçmama” şeklindeki antik ekolojik bilgeliği yansıtıyor.
Öte yandan Xi, Zhejiang eyaletini da ortak refahın gösterim bölgesi olarak belirledi. Geçtiğimiz yıl Lizu köyünü ziyaret eden Xi, bir zamanlar kirli, kaotik ve yoksul durumdaki köyün, ortak refahın temiz ve güzel bir alana dönüştüğüne tanıklık etti. Köylülerin gelirlerinin ulusal kırsal ortalamayı aştığı köy, zengin kültürel atmosferiyle tanınıyor. Ülkedeki çeşitli kentlerden köylerine dönüş yapan genç girişimcilerle sohbet eden Xi, kırsal kalkınmada oynadıkları rolden dolayı bu girişimcilere memnuniyetini iletti.
Xi’nin liderliğindeki yeni modern sosyalist ülke tipi, tüm ulusların Batılı bir modeli takip etmesi gerektiği yönündeki doğrusal tarihi görüşü etkin biçimde çürütmüş oldu.
Xi, dünya sahnesinde medeniyetler arası etkileşim ve uluslararası ilişkiler konusunda bir dizi yeni kavram önererek Çin’in dünya barışının kurucusu, küresel kalkınmaya katkıda bulunan ve uluslararası düzenin savunucusu olma konusundaki kararlılığını ortaya koydu.
Xi’nin insanlık için ortak geleceğe sahip bir topluluk inşa etme önerisi, ülkenin barış ve istikrara bağlılığını yansıtıyor. 2013 yılında ortaya atılan bu düşünce, Çin ulusunun zamana meydan okuyan ve evrensel uyumun hüküm sürdüğü bir dünya öngören “tüm dünya büyük bir ailedir” yönündeki vizyonuyla uyumlu. Küresel medeniyetlerin ileri taşınması için yeni bir yol çizen bu düşünce, Karl Marx’ın öngördüğü üzere her bireyin tam ve özgür gelişiminin nihai olarak gerçekleşmesinin yolunu açıyor.
Öte yandan iddialı bir Çin’in mevcut dünya düzeninde sorun yaratabileceği yönünde endişeler de mevcut. Ancak Xi, Çin medeniyetinin kapsayıcı doğasının diğer uluslarla “çeşitlilik içinde uyum” imzası taşıyan bir birlikte yaşama deneyimini geliştirebileceği konusunda iyimser.
Yabancı konuklarla Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” adlı eseri hakkında sohbet eden Xi, bu klasik antik dönem Çin askeri eserinin temel mesajının, savaştan kaçınmak için her türlü çabayı göstermenin ve çatışma kaçınılmaz hale gelince de son derece ihtiyatlı davranmanın önemine işaret ettiğini vurguluyor. Xi, Çin ulusunun barışa olan köklü bağlılığına uygun olarak Küresel Güvenlik İnisiyatifi’ni önermek suretiyle dünya barışı ve istikrarının korunmasına yönelik ortak çaba çağrısında bulundu.
Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana Filistin-İsrail çatışmasının tırmanması bir insani felakete yol açtı. Yabancı liderlerle görüşen ve çok taraflı etkinliklere katılan Xi, defaatle ateşkes çağrısı yaparak çatışmanın temel çözümünün iki devletli çözümün uygulanmasında yattığını vurguladı.
Çin, çatışmaların hafifletilmesi ve bölgede barışın yeniden tesis edilmesi amacıyla Filistin-İsrail meselesi konulu üst düzey bir Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi toplantısı düzenleyip toplantıya başkanlık ederek, çatışmanın başlangıcından bu yana ilk BM Güvenlik Konseyi kararının alınmasını kolaylaştırdı. Barış görüşmelerini teşvik etmek için özel temsilcisini gönderen Çin, insani yardımları artırdı ve Gazze halkına zor zamanda yardım eli uzattı.
Arabuluculuk görevi de üstlenen Çin, geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan ile İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasını başarıyla sağladı. Hong Kong Üniversitesi’nde siyaset kuramı kürsüsü bulunan profesör Daniel A. Bell, “ilham verici bir örnek” olarak nitelediği Çin’in çabalarından övgüyle bahsetti. Bell, daha fazla güç ve nüfuza sahip olan büyük ve etkili ülkelerin savaşan tarafları masaya getirmek için arabulucu rolü üstlenebileceğini kaydetti.
Xi, “Devletler arasında ilişkilerin geliştirilmesi için halklar arasında dostluklar kurmak hayati önemdedir” şeklindeki Çin özlü sözünü yurtdışı seyahatlerinde sık sık telaffuz ediyor. Çin, Xi’nin liderliğinde eşitlik, açıklık ve işbirliği ilkelerini temel alarak küresel ortaklıklarını güçlendirip genişletiyor.
İnsanlığın müşterek değerlerinin savunucusu olan Xi, Küresel Medeniyet İnisiyatifi’ni başlatarak medeniyetlerin çeşitliliğine saygı gösterilmesi ve çağdaş dünyada medeniyetlerin tarih ve kültürlerinin derin öneminden faydalanılması için işbirliği çabaları çağrısında bulundu. Bu inisiyatif; yabancılaşma, çatışma yahut medeniyetlerin üstünlüğünü destekleyen kavramlara güçlü bir yanıt niteliği taşıyor.
Xi’nin Küresel Kalkınma İnisiyatifi, kalkınmaya öncelik vermenin ve “küresel modernleşme sürecinde hiçbir ülkenin geride bırakılmamasını” sağlayacak halk merkezli bir felsefe benimsemenin önemini vurguluyor.
Xi, Çin halkının kazan-kazan işbirliğine bağlılığının arkasında yatan değer ve duyguları açıklamak için çoğunluğun iyiliğine yönelik eylemleri teşvik eden eski Çin deyişlerine başvuruyor. Kuşak ve Yol İnisiyatifi ise bunun en büyük örneğini teşkil ediyor. Modern zamanların İpek Yolu olarak da adlandırılan bu inisiyatif, yaklaşık 1 trilyon ABD doları tutarında yatırımla 150’den fazla ülke ve 30’u aşkın uluslararası kuruluşun işbirliğiyle hasıl oldu.
Xi, gençliğinde Konfüçyüs’ün “Ping Tian Xia” yani dünyaya barış ve düzen getirme düşüncesini açıklamaya girişmişti. Bu, insanın kişisel arayışının dört aşamasının sonuncusunu temsil ediyor. Diğer üç aşama ise ahlaki benliğin geliştirilmesi, aile yönetimi ve devlet idaresinden oluşuyor.
Xi, “Ping Tian Xia” düşüncesinin, dünyanın fethedilmesi yahut yönetilmesini içermediğini; bundan ziyade sıradan insanların yoksulluktan kurtarılıp yeterli yiyecek ve giyeceğe erişerek barış içinde yaşamasını sağlamayı amaçladığını söylüyor. Xi, tüm ülkelerin barışçıl kalkınma arayışına girip birlik ve uyum için çabalamaları halinde dünyanın bu hedefe daha da yaklaşacağını vurguluyor.
Xi, geçtiğimiz Aralık ayında 130. doğum yıldönümünde Mao Zedong’un anısına saygı duruşu için çalışma arkadaşlarına liderlik ederken, merhum Çinli lideri anmanın en iyi yolunun, onun öncülük ettiği davayı ileri götürmeye devam etmek olduğunu kaydetmişti. Xi, Mao’nun şu sözlerini hatırlattı: “Her daim çalışmalıyız! Her daim ilerlemeliyiz! Fırsatlarla dolu, parlak ve görkemli dünyamız önümüzde bizi bekliyor.”
Xi, “Tarihin en iyi mirası yeni bir tarih yaratmaktır; insan medeniyetine yapılacak en büyük katkı ise yeni bir insan medeniyeti biçimi yaratmaktır” diyor.
]]>Dünyaya asırlarca hükmeden Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi ve oğlu Orhan Gazi’nin türbelerinin bulunduğu Tophane Parkı, 1. Murad’ın metfun olduğu Hüdavendigar Türbesi, Yıldırım Bayezid’in kabrinin yer aldığı Yıldırım Türbesi, Çelebi Mehmed’in Yeşil Türbe’si ile Sultan 2. Murad ve dönemin çok sayıda önemli isminin türbelerinin bulunduğu Muradiye Külliyesi yılın her döneminde yurt içi ve dışından gelenlerden ilgi görüyor.
Ayrıca, Büyükşehir Belediyesine ait Bursa Vakıf Müzesi, Bursa Yaşam Kültürü Müzesi, Merinos Tekstil Sanayi Müzesi, Arkeopark Açık Hava Müzesi, Zindankapı, Muradiye El Yazmaları Müzesi, Merinos Enerji Müzesi, Hünkar Köşkü Müzesi, Bursa Göç Tarihi Müzesi, Karagöz Müzesi, Bursa Kent Müzesi ile Bursa Mevlevihanesi ve Müzesi yurt içi ve dışından ziyaretçi çekiyor.
Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Daire Başkanlığı verilerine göre, padişah külliyeleri, türbeler ve müzeleri 2023’te 472 bin 134’ü yabancı 2 milyon 587 bin 857 kişi gezdi.
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünce (UNESCO) 2014 yılında Cumalıkızık, Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi ile Dünya Miras Listesi’ne dahil edilen külliyeler ve padişah türbelerine 2 milyon 3 bin 362 kişi ziyarette bulundu. Külliye ve türbelerden en fazla ilgiyi, 1 milyon 221 bin 150 kişiyle Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri gördü.
Geçen yıl 584 bin 495 kişiyi ağırlayan müzeler arasında ise en çok ziyaret edilen tarihi mekan, 113 bin 726 kişiyle Bursa Kent Müzesi oldu.
Yabancı turistlerin gözdesi Karagöz Müzesi
Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü sanat tarihçisi Goncagül Meriç, AA muhabirine, Müzeler Şube Müdürlüğünün 6 padişah türbesi ile 12 müzeden sorumlu olduğunu söyledi.
İstanbul, Eskişehir ve çevresindeki diğer büyükşehirlere yakınlığından dolayı özellikle hafta sonlarında Bursa’da yerli turist yoğunluğu yaşandığını vurgulayan Meriç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Müze ve türbelerimizi 2023 yılında 2,5 milyon kişi ziyaret etti. Yerli ve yabancı turistin yoğun ilgisini çeken alanlar burası. Özellikle 2023 yılında açılışını yaptığımız Bursa Mevlevihanesi ve Müzesi büyük bir projemizdi. Bunu gerçekleştirmenin gurur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bursa Kent Müzesi, Zindankapı Çağdaş Sanatlar Galerisi ve akabinde diğer tematik müzelerimiz en çok ziyaret edilen alanlarımız oldu. Özellikle okul grupları, yabancı gruplar ve yerli turistin yoğun ilgi alanları bunlar. Son zamanlarda yabancı turistlerin en fazla ziyaret ettiği müzemiz ise Karagöz Müzemiz.”
Bursa Mevlevihanesi ve Müzesi’nin geçen yıl ekim ayında açıldığını anımsatan Meriç, bu yapının 3 ayda yaklaşık 11 bin kişi tarafından ziyaret edildiğini dile getirdi.
Müzelerin toplumların hafızaları olduğuna işaret eden Meriç, “Bursa’ya, Bursa’nın turizmine, kültürüne katkı koyacak işler yapma niyetindeyiz. Biz aslında 12 müzemizle bunu gerçekleştiriyoruz. Yani kültür turizmine bir katkımız var. İnanç turizmine katkımız da türbelerle oluyor. 6 sultan türbesi her daim çok ilgi ve ziyaret gören alanlarımız. Özellikle Osman Gazi ve Orhan Gazi türbelerimiz en çok ziyaretçiyi alan türbeler. Bunların önlerinde sancak nöbetleri gerçekleştiriliyor. Bu da kültürümüzde yaşanan en önemli değerlerden biri.” diye konuştu.
]]>Moskova Yunus Emre Enstitüsü, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, Moskova Kültür Bakanlığı, Moskova Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi ve Rusya Federasyonu Sinematograflar Birliği tarafından düzenlenen etkinlik, Moskova’daki Sinema Evi’nde (Dom Kino) yapıldı.
Etkinliğe, Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Tanju Bilgiç ve eşi Betül Bilgiç’in yanı sıra YEE Denetim Kurulu Üyesi Ali Özgündüz, Moskova YEE Koordinatörü Mehmet Ülker, Moskova Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Ali Galip Savaşır ve Moskova Kuzey Bölgesi Kültür İdaresi Müdürü Aleksandra İlyina katıldı.
Sinema sanatçısı Türkan Şoray ile çok sayıda Türk ve Rus vatandaşının yer aldığı programda, Şoray’ın hayatını anlatan kısa bir film gösterimi yapıldı.
Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Bilgiç, burada yaptığı konuşmada, sanatın evrensel olduğunu belirterek “Nazım Hikmet, ölümünden yıllar sonra bile buradaki Türkleri ve Rus dostlarımızı aynı salonda buluşturabiliyor. Sanatın evrenselliğini bir kez daha bize kanıtlıyor.” dedi.
Bilgiç, etkinliğin organizasyonunda emeği geçenlere teşekkür etti.
“Hikmet, Türkiye ile Rusya arasındaki etkileşime önemli katkılarda bulundu”
YEE Denetim Kurulu Üyesi Özgündüz de Nazım Hikmet’in “ciddi” eserler ortaya koyduğunu belirterek “Hikmet, 122. yılında halen de şiirleri ve eserleriyle yaşamaya devam etmektedir. Türkiye ile Rusya arasındaki dostluk ve kültürel etkileşime önemli katkılarda bulunan Hikmet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’nı en güzel anlatan şairlerin başında geliyor.” diye konuştu.
Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Savaşır da Nazım Hikmet’in Rusya ve Türkiye’nin ortak değeri olduğunu belirterek “Nazım, tıpkı bu salonda olduğu gibi dünya görüşleri, yaşam şekilleri, dilleri, düşünceleri farklı olan kişileri dostlukla, kardeşlikle bir araya getirmeye devam ediyor. Nazım’ın esirleri ve düşünceleri, yolumuzu aydınlatıp yeni nesillere ilham oluyor.” ifadelerini kullandı.
Savaşır, Hikmet’in mirasını vakfın çalışmalarıyla gelecek nesillere aktarmaya devam ettiklerini dile getirdi.
Sanatçı Türkan Şoray ise Nazım Hikmet’in doğumunun 122. yılı dolayısıyla Moskova’da olmaktan mutluluk duyduğunu dile getirerek “Nazım Hikmet, kalbimden akan sözcüklerden oluşan benzersiz şiirleriyle bize de her zaman, en yoğun duyguları yaşattı.” dedi.
Etkinlik, başrollerini Türkan Şoray, Alla Sigalova ve Faruk Pekel’in paylaştığı 1978 yapımı “Bir Aşk Masalı-Ferhat ile Şirin” filminin gösterimiyle devam etti.
Türk-Rus ortak yapımı ve Nazım Hikmet’in 3 perdelik bir tiyatro oyunu halinde yazdığı Ferhad ile Şirin eserinden esinlenerek senaryolaştırılan film, Türkçe alt yazılı olarak Rusça yayınlandı.
“Sanat ülke tanımıyor”
Etkinlik öncesi AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Türkan Şoray, başrolünü oynadığı “Bir Aşk Masalı-Ferhat ile Şirin” filminin Moskova’da gösterilmesinden mutluluk duyduğunu belirterek “Sanat ülke tanımıyor, dünyanın nerede olursa olsun insanları buluşturuyor. İnsanlar sanatla tek yürek oluyor. Sanatın değeri ve önemi budur.” değerlendirmesinde bulundu.
Moskova’ya ziyaretinin Rus sanatçılarıyla irtibat kurma fırsatı da vereceğine inandığını dile getiren Şoray, buraya geldiğinde Kızıl Meydan’da dolaştığını anlattı. Şoray, “Yıllarca önce bu meydanda dolaşmış olmak, sonra tekrar buraya gelmek çok değişik bir duygu. Duygulandım.” diye konuştu.
Türkan Şoray, Nazım Hikmet’in eserlerine ilişkin de “Nazım dev bir şair, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde herkesi etkilemiş durumda. Onun şiirleri, insanın ruhuna dokunan şiirler.” ifadelerini kullandı.
]]>“BURSA İÇİN NELER YAPABİLECEĞİMİ DÜŞÜNDÜM”
Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleşen sergi açılış törenine Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Kültür AŞ Genel Müdürü Fetullah Bingül, Sergi Küratörü İsmail Erdoğan ile serginin oluşmasına eşsiz eserleri ile katkı sağlayan Hikmet Barutçugil, Ali Lei Gong, Cemal Toy, Ahmet Öğreten, Engin Korkmaz, Levent Karaduman, Dağıstan Çetinkaya, Aygül Okutan, Said Lei, Zafer Örs, Mehlika Hilal Kırca, Yasin Yaman, Büşra Yurtseven, Hüseyin Ünlü,Ömer Faruk Boyacı ve çok sayıda Bursalı sanatsever katıldı.
Bursa’yı çok sevdiğini ve bu şehir için bir şeyler yapabilmeyi hep düşündüğünü ifade ederek sözlerine başlayan Küratör İsmail Erdoğan, “Bursa için neler yapabileceğimi hep düşündüm. Çünkü bu şehir için bir şeyler yapma ihtiyacı hissediyordum. Çeşitli buluşma ve karşılaşmalar sonucunda Bursa’nın gerçekten hakkını verebilmek anlamında, sanatçılarla Bursa’yı buluşturma ve bunları güzel ürünlere dönüştürme noktasında ne yapabiliriz sorularına cevap olarak bu sergimiz ortaya çıktı.
Kendi alanında Türkiye’nin önde gelen sanatçıları ile farklı ülkelerden gelen sanatçılarımızın bir arada olduğu 15 sanatçımız ile 40’ın üzerinde eser ile bu seçki ortaya çıktı. Fotomanüpilasyon, sulu boya, yağlı boya, grafik tasarımın da içine girdiği minyatür sanatı ve farklı üsluplarda çok özel eserlerin olduğu bir seçki oluştu. Başta bu eşsiz serginin ortaya çıkmasına katkı sunan sanatçılarımıza, buna alan açan Başkanımız Sayın Alinur Aktaş’a ve Kültür AŞ Genel Müdürü Fetullah Bingül’e ve siz değerli katılımcılara çok teşekkür ediyorum” dedi.
BAŞKAN AKTAŞ: “SERGİ BENİ EN ÇOK HEYECANLANDIRDI”
İkinci Zaman Sergisi’nin kendisini heyecanlandırdığına değinen Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, “Özellikle yaşadığımız şehri daha iyi algılayabilmek adına özellikle kültürü sanatı, medeniyeti ve yaşanmışlıkları ile bu kadar zengin bir şehirde, bunları şehir insanına daha iyi anlatabilmek, öğretebilmek ve bunu resmedebilmek hatta bazen fotoğraflayabilmek işin çok daha anlamlı ve değerli kısmı. Bu sergi ve bu çalışma da beni en çok heyecanlandıran çalışmalardan bir tanesi oldu bunu samimiyetle ifade etmek istiyorum” dedi.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı eserinde Bursa için kullandığı ifadeleri okuyarak sözlerine devam eden Başkan Aktaş, “Cedlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini, hepsi Yeşil’de dua eder, Muradiye’de düşünür ve Yıldırım’da harekete hazır, göklerin derinliğine susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde bekler. Bu şehirde muayyen bir çağa ait olmak keyfiyeti o kadar kuvvetlidir ki İnsan Bursa’da ikinci bir zaman daha vardır diye düşünebilir.’ Büyük edebiyatçımızın gördüğü ve hissettiği bu ihtişamı ortaya çıkartmak için yapılması gereken çalışmalar var ama sanata da ciddi şekilde ihtiyaç var. Zira sanatın dünyamızı güzelleştiren, bakış açımızı zenginleştiren ve ruhumuzu besleyen yönünü her zaman aklımızda tutuyoruz. Farklı kültür, sanat programlarıyla da şehrimizi buluşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
“BURSA NE KADAR YAZILSA AZDIR”
Başkan Aktaş, içinde barındırdığı özgün eserlerle Bursa’yı hazine sandığına benzeterek “Bursa’mız, sakinlerine doyulmaz bir lezzet yaşatırken, misafirlerine de bir daha gelmenin ilhamını fısıldamakta. Ki İsmail Bey’de bundan etkilenenlerden biri. Siz Bursa ile ilgili bir şeyler yapmayı istemişsiniz, Allah da size bunu nasip etti. Bu sergi inşallah tarihe de not olarak düşülecektir. Her çağda kendini yeniden üreten şehrimiz ne kadar tasvir edilse, anlatılsa, yazılsa azdır diye düşünüyorum. Bu doğrultuda minyatürden hat sanatına, resimden ipeğin naif dünyasına bir dizi tasarım fikrinden yola çıkan Bursa Kültür AŞ Genel Müdürü Fetullah Bingül ve Küratör İsmail Erdoğan rehberliğinde Türkiye’nin önde gelen sanatçıları Bursa’yı resmetti.
Bir sergiden öte Bursa’nın güzelliklerini farklı açılardan gören ve gösteren bu proje kapsamında üretilen eserler Bursa’ya ilişkin ürünler üzerine nakşedilerek kalıcı çalışmalara da kapı araladı. Sadece sergilenen değil, hayatımıza kattığımız ürünlere de dönüştü. Bu çerçevede Yasin Yaman’ın bir çalışmasını çocuklar için üretilen bir yapbozda veya Cemal Toy’un çalışmasını ipek bir mendilde görebiliyoruz. Yeşil Cami’yi Aygül Okutan’ın ebrusunda ya da Yeşil Türbe’yi Said Lei’nin minyatüründe seyredebiliyoruz.
Yerli ve yabancı sanatçıların farklı üsluplarla Bursa’da buluştuğu ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan ilhamla ‘İkinci Zaman’ ismini verdiğimiz serginin şehrimize değer kattığını özellikle ifade etmek isterim. 15 gün açık kalacak olan sergimizin, sonraki zamanlarda şehrimizin farklı mekânlarında da sanatseverlerle buluşturmayı planlıyoruz. İkinci Zaman sergimize eserleriyle katkı sağlayan değerli sanatçılarımıza teşekkür ediyor, projeye emek verenleri kutluyorum” dedi. İkinci Zaman Sergisi açılış programı kurdele kesimi sonrası serginin incelenmesi ile sona erdi.
]]>AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum Küçükçekmece’deki Caferi Derneği’ni ziyaret etti. Türkiye Caferileri Lideri Selahattin Özgündüz ve Caferi-Der Başkanı Hasan Babür’ün karşıladığı Kurum ilk olarak Zeynebiye Camii ve Kültür Merkezi inşaatını inceledi.
“Hem İstanbul’a entegre olacağız hem de kültürümüzü yaşayacağız”
İstanbul’un bütün Anadolu’yu ve Trakya’yı kucakladığını söyleyen Murat Kurum, “İstanbul Kafkasya’dan Balkanlar’a kadar gönül coğrafyamızdan göç etmiş kardeşlerimize yurt olmuş bir şehrimizdir. ve bu şehirde hepimiz hemşeriyiz, buraya ait insanlarız. Bu geldiğimiz diyarları unuttuğumuz anlamına gelmez. Her birimiz hem İstanbul’a entegre olacağız hem de kültürümüzü sonuna kadar yaşayacağız” dedi.
“Bu çeşitlilik İstanbul kültürünü yok etmez”
İstanbul’un farklı renklerden, tonlardan ve özelliklerden oluştuğunu ve bu ahenkten dolayı kimsenin kınanıp ötekileştirilemeyeceğini belirten Kurum, “Hiç kimse endişe duymasın bu çeşitlilik İstanbul kültürünü yok etmez. Bilakis bu kültürümüzü zenginleştirir ve daha dinamik hale getirir, bereketli yapar” sözleriyle konuşmasını sürdürdü.
“Kimse inancından ve inancını yaşamaktan dolayı kısıtlanamaz”
İstanbul’u, dini özgürlüklerin sonuna kadar yaşama esasının olduğu bir şehir olarak tanımlayan Murat Kurum, “Tersi bir durum İstanbul’u boğar ve şehrimizi yaşanılmaz kılar. Fetihten önce İstanbul baskıcı bir idarenin elinde nefes alamaz hale gelmişti. ve Fatih Sultan Mehmet şehre girer girmez, herkesin inancını yaşaması konusunda kayıtsız bir özgürlük vadetmiş bunun teminatını orada yaşayan halka vermiştir. Bunun üzerine halk, Fatih Sultan Mehmet’i bağrına basmış ve kendilerini zulümden kurtardığı için minnet duymuşlardır. İşte bu anlayışın mirasçısı olarak diyoruz ki; kimse inancından ve inancını yaşamaktan dolayı kısıtlanamaz. Halkımız inancının gereğini doya doya huzurla, korkusuz bir şekilde yaşamalıdır. Biz bu anlayışla belediyecilik hizmetlerinde herkese eşit davranacak ve adil olacağız” dedi.
“Laf üretmeyecek iş yapacağız”
İstanbul’un havasını hep birlikte soluduklarına değinen Kurum, “Hepimiz İstanbul’da hayat buluyor, İstanbul’a hayat katıyoruz. Sevincimiz de aynı acılarımız da. Sorunlarımız da aynı dertlerimiz de. Her geçen gün büyüyen İstanbul’da yaşam; bugün gerekli altyapı ve üstyapı çalışmalarının yapılamamasından dolayı giderek zorlaşmaktadır. Bu zorluğu ve zorlukları tecrübemizle, birikimimizle ve sizlerle birlikte aşacağız. Biz laf üretmeyecek iş yapacağız. Bizim işimiz bu” şeklinde konuştu.
“Derdimiz de davamız da işimiz de İstanbul”
Hizmet anlayışlarında kimseyi ötekileştirmeyeceklerini söyleyen Kurum, “Bizim derdimiz de, davamız da, işimiz de İstanbul olacak, İstanbulluya hizmet olacak. Herkesin belediyecilik hizmetlerinden eşit olacak. Toplumsal hiçbir kesim, sosyal, kültürel ve dini yapı ikincil planda olmayacak” sözleriyle konuşmasını sürdürdü. İstanbul’da yaşayan herkesi kardeş olarak gördüklerini belirten ve Hazreti Ali’nin “Halk iki sınıftır. Birincisi dinde senin kardeşindir. İkincisi de senin kardeşindir. Hepsine adaletli ol, adil davran. Ne olursa olsun adaleti elden bırakma” sözünü hatırlatan Murat Kurum, “Herkes bizim biriciğimizdir, özümüzdür, canımızdır” dedi. – İSTANBUL
]]>Her yıl milyonlarca turisti konuk eden Antalya, doğal güzellikleri ve lüks tesislerinin yanı sıra kültürel mirasıyla ön plana çıkıyor.
Geçmişte çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapan kent, tarihe ışık tutan onlarca antik kenti ve müzeleriyle tarih meraklılarından yoğun ilgi görüyor.
İl Kültür ve Turizm Müdürü Candemir Zoroğlu, AA muhabirine, tüm zamanların turist rekorunun kırıldığı 2023’te Antalya’da güzel bir yıl geçirdiklerini, rakamların oldukça mutlu ettiğini söyledi.
Antalya’nın dünyanın en önemi turizm destinasyonlarından biri olduğunu belirten Zoroğlu, “Turizmle ilgili amaçlarımızın en başında Antalya’da sezonu 12 aya yaymak var. Bunu spor ve kültür turizmiyle, gastronomiyle yapmak istiyoruz. Kültürel miras çalışmalarımız da bunun önemli ayaklarından birisi.” dedi.
Geçen yıl Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un talimatlarıyla 4 ana projeyle birlikte 20 kaza alanında çalışmalara hız verdiklerini hatırlatan Zoroğlu, Bakanlığın desteğiyle özellikle Side, Alanya ve Kemer’deki antik kentlerde yoğun çalışmalar yaptıklarını kaydetti.
Zoroğlu, deniz-güneş-kum turizminin yanı sıra insanların kültür turizmine yönelmesini hedeflediklerini vurgulayarak, “Çünkü Antalya mevsimsel olarak otelden çıkıp dolaşabileceğiniz, hem kültürel hem de doğal miraslar anlamında zengin bir şehir.” diye konuştu.
“Kültür Yolu Festivali etkili oldu”
Candemir Zoroğlu, ören yerlerinde yüzlerce arkeoloğun katılımıyla yoğun kazı, koruma, onarım ve restorasyon çalışmaları yürütüldüğünü dile getirdi.
Antalya’da 6 müze ve kazı çalışmaları devam eden 20 antik kent bulunduğunu aktaran Zoroğlu, “2023’te müze ve ören yerlerimizin ziyaretçi sayıları da bizi mutlu etti. Müze ve ören yerlerimizi 3 milyon 269 bin kişi ziyaret etti. 182 bin ziyaretçiyle Antalya Müzesi en çok ziyaret edilen müze oldu. İkinci sırada 154 bin ziyaretçiyle Antalya Atatürk Evi geliyor. Hemen ardında da 131 bin ziyaretçiyle Mevlevihane Müzesi yer alıyor.” bilgisini verdi.
Zoroğlu, kent merkezindeki müzelerin ziyaretçi sayılarıyla ön plana çıkmasında Antalya Kültür Yolu Festivali’nin oldukça etkili olduğuna dikkati çekti.
“Ziyaretçi sayısını artırmayı planlıyoruz”
Ören yerleri ve elde edilen gelir sayısına ilişkin de bilgi veren Zoroğlu, şunları kaydetti:
“Geçen yıl en çok ziyaret edilen ören yeri 338 bin kişiyle Patara Antik Kenti oldu. İkinci sırada 318 bin ziyaretçiyle Faselis Antik Kenti, üçüncü sırada ise 316 bin ziyaretçiyle Olimpos Antik Kenti yer aldı. Geleceğe Miras Projesi kapsamında yaptığımız çalışmalarla bu yıl antik kentlerimizin ziyaretçi sayısını artırmayı planlıyoruz.”
Zoroğlu, bu yıl 2-10 Kasım’da gerçekleştirecekleri Kültür Yolu Festivali’nde ören yerlerini de olabildiğince etkinlik amaçlı kullanacaklarını bildirdi.
Elde edilen gelire de değinen Zoroğlu, “Bu yıl Antalya’daki müze ve ören yerleri ziyaretçilerinden Bakanlığımız 125 milyon 706 bin lira gelir elde etti. Bu geliri, ören yerlerimizin kazı, restorasyon ve onarım çalışmalarında kullanacağız.” dedi.
Zoroğlu, 2023’te toplamda kazı ve araştırmalar için Antalya’ya 196 milyon liranın üzerinde ödenek ayrıldığını, 2024’te bu ödeneğin artacağını sözlerine ekledi.
]]>Türk Devletleri Teşkilatından (TDT) yapılan açıklamaya göre, Efendiyeva, Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfının kuruluş süreci, amacı, üye devletler ve vakfın faaliyetleri hakkında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de değerlendirmelerde bulundu.
Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfındaki başkanlık görevini, dönem başkanı olarak atanan eski Kazakistan Kültür Bakanı Aktotı Raimkulova’ya kasımda devreden Efendiyeva, 8 yıldır vakıf faaliyetleri kapsamında Türk dünyasının kültürünü, sanatını ve tarihini araştırmak, Türk devlet ve halkları arasındaki kültürel ilişkileri geliştirmek için çalışıyor.
Efendiyeva, Vakfın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in teşebbüsü; Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye devlet başkanlarının desteğiyle kurulduğunu belirterek 15 Ekim 2019’da Bakü’de düzenlenen TDT (o dönemki adıyla Türk Keneşi) Zirvesi’nde, Özbekistan’ın teşkilata üye, Macaristan’ın vakfa “gözlemci” ülke olduğunu dile getirdi.
Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’nin ortak kararıyla 8 yıl önce Astana’da vakfın ilk başkanı olarak atandığını aktaran Efendiyeva, “Türk dünyasının kadim kültürünü tanıtmak, köklerimizi, geleneklerimizi ortaya çıkarmak ve Türk halklarını birbirine yakınlaştırmak amacıyla oluşturulan, yeni bir uluslararası teşkilatın kurulması ve faaliyete başlamasıyla büyük bir sorumluluk gerektiren bu görevi üstlenmiş oldum.” dedi.
Günay Efendiyeva, vakfın geniş kapsamlı ve prestijli etkinliklerde temsil olunan, nüfuzlu, tam hukuklu uluslararası bir teşkilat olarak faaliyetlerini başarı ile yaptığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Biz Türk devletleri arasındaki kültürel ve manevi ilişkileri güçlendirmek, onları birbirine daha da yakınlaştırmak ve geliştirmek gibi önemli görevlerin yanı sıra kültürel diplomasi yoluyla başka devletlerle de ilişkiler kurarak işbirliği sağladık. Bu, kadim ve zengin Türk kültürel mirasının tanıtılmasında önemli bir rol oynadı.”
Cumhurbaşkanı Aliyev’in talimatıyla vakıf için ayrılmış binanın tamir edildiğini ve bunun vakfın faaliyetine verilen önemin göstergesi olduğunu kaydeden Efendiyeva, çalışmalarında Haydar Aliyev Vakfının zengin tecrübesi ve Vakfın Başkanı Mihriban Aliyeva’nın büyük bir vatanseverlikle yürüttüğü uluslararası faaliyetlerin önem arz ettiğine dikkati çekti.
Efendiyeva, kültürel diplomasinin edebiyat, müzik, sanat ve diğer benzeri manevi kavramların “dili” ile uluslararası diyaloğun ve halklar arası iletişimin güçlendirilmesi olduğunu belirterek halkların milli ruhlarını ve kimliklerini birbirleriyle paylaştıklarını ve böylece beşeri değerlerin ön plana çıktığını, ortaklıkların hissedildiğini, karşılıklı anlayış ve sempati oluştuğunu, manevi sınırların aşıldığını, ülkeler arasında münasebetlerin derinleşmesini ve uluslararası işbirliklerini etkilediğini söyledi.
Karabağ konusunda da faaliyetler düzenlendi
Günay Efendiyeva, bir Azerbaycanlı olarak Karabağ konusunun kendisini mutlu ettiğini dile getirerek, 3 yıl önce Cumhurbaşkanı Aliyev’in önderliğinde, Azerbaycan ordusunun işgal altındaki toprakları kurtararak tarihi adaleti yeniden sağladığının altını çizdi.
Vakıfta, Karabağ ile ilgili projeler de yapmaya başlayabildiklerini anlatan Efendiyeva, bizzat sürece katıldıklarını ve işgalden kurtarılan şehirleri, köyleri büyükelçiler ve kordiplomatik temsilcilerle ziyaret ettiklerini belirtti.
Efendiyeva, bu tarihte Türkiye’nin Azerbaycan’ın yanında olmasının mevcut kardeşliğin, birbirine bağlılığın simgesi olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Aslında bu büyük zaferin, tüm Türk devletlerini hem manevi hem de miras açısından birleştirdiğini kesin olarak söyleyebilirim. İkinci Karabağ Savaşı sırasında, Karabağ hakkındaki gerçekleri üye devletlere, işbirliği yaptığımız yabancı ülkelere ve aynı zamanda dünyaya aktarmak için beyanatlarda bulunduk. Karabağ’daki kültürel abidelerle, onlara haince verilen büyük zararlarla, tarihi sözleşmelerle ilgili kitaplar yayınladık.”
Şuşa: 2023 Yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti
Vakfın, Azerbaycan’ın Şuşa şehrinin “2023 Yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti” ilan edilmesi münasebetiyle 2022’de Bursa’da “Şuşa Günleri” düzenlenmesi teşebbüsünde bulunduğunu belirten Efendiyeva, bunun, TDT Semerkant Zirvesi’nde devlet başkanlarınca kabul edilen ve imzalanan bildiride de aksettirildiğini söyledi.
Efendiyeva, “Şuşa Günleri”nin çeşitli programları kapsayan büyük bir proje olduğunu aktararak edebiyat, tiyatro, film, müzik, fotoğrafçılık, milli giyim sanatı gibi kültürün birçok alanının ihtiva edildiğini dile getirdi.
Projeler sayesinde Şuşa’nın tarihi mirasının ve Karabağ’ın kültür ve sanatının kapsamlı şekilde gösterildiğini ifade eden Efendiyeva, Türk dünyasının farklı şehirlerinde, Bursa, Taşkent, Astana, Türkistan’ın yanı sıra Budapeşte’de Şuşa şehrine adanmış etkinlikler düzenlendiğini belirtti.
Haydar Aliyev’e ilişkin etkinlikler düzenlendi
Haydar Aliyev’in doğumunun 100. yılının Azerbaycan ve pek çok ülkede coşkuyla kutlandığını belirten Günay Efendiyeva, bu kapsamda uluslararası düzeyde çeşitli proje ve etkinlikler düzenlediklerini anlattı.
Efendiyeva, Aliyev’in Türk dünyası için yaptığı hizmetleri ve onun mirasını farklı ülkelerde daha fazla tanıtmak yönünde faaliyetler gösterdiklerini ifade ederek Türk Akademisi ile işbirliği çerçevesinde Kazakistan Milli Akademik Kütüphanesi’nde “Haydar Aliyev ve Türk Dünyası” adlı uluslararası konferans düzenlediklerini anımsattı.
Bu yıl Avrupa’nın Budapeşte, Bern ve Lahey şehirlerinde Aliyev’in hatırasını anmak maksadıyla Vakıf himayesinde oluşturulan “Yedi Güzel” müzik grubunun konserler düzenlediğini söyleyen Efendiyeva, Aliyev’in 100. doğum yılına ilişkin “Haydar Aliyev ve Türk Kültür Mirası” adlı geniş kapsamlı bir kitap hazırladıklarını bildirdi.
Üye ülkelere ilişkin etkinlikler de yapıldı
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılı kapsamında Efendiyeva, İstanbul’da Milli Saraylar Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde “Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonu’nda 19. Yüzyıl Türk Dünyasının Kültür Mirası” adlı bir sergi düzenlediklerini anlatarak sergide Vakfın Büyük Osmanlı dönemine ait Yıldız Sarayı arşivlerinden seçtiği, Türk Dünyası’nın ortak mirasını, mimarisini, milli giyimlerini ve birçok diğer unsurları kapsayan fotoğrafların yer aldığını ifade etti.
6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle “Tek Yürek” sloganıyla depremden etkilenen insanlara yardım etmek için çeşitli projeleri hayata geçirdiklerini vurgulayan Büyükelçi Günay Efendiyeva, Türk dayanışmasının muazzam gücüyle el ele, maddi ve manevi destek vererek tüm zorlukları birlikte aştığını göstermeyi amaçladıklarını dile getirdi.
Efendiyeva, Kırgızistan’ın dünyaca ünlü yazarı Cengiz Aytmatov’un doğumunun 95. yılının kutlanmasına ilişkin Vakıf olarak birçok edebi ve kültürel projeler hayata geçirdiklerini ve Bakü Belediye Tiyatrosu ile işbirliği çerçevesinde yazarın “Ana Tarla” adlı romanının sahnelendiğini anlattı.
Türk dünyasının zengin mirasının, uluslararası düzeyde tanıtılmasına yönelik yayın projelerinin hayata geçirilmesinin Vakfın temel faaliyet alanlarından olduğuna değinen Efendiyeva, konferanslar, yuvarlak masa toplantıları, sergiler, konserler gibi birçok farklı etkinlik de düzenlediklerini söyledi.
Efendiyeva, Türk dünyasının maddi ve manevi değerlerinin tanıtılmasına yönelik çok sayıda proje hayata geçirdiklerini aktararak Avrupa, Asya, Kuzey ve Güney Amerika olmak üzere farklı kıtalar, ülkeler ve dillerde Türk dünyasının büyük şahsiyetlerinin yıl dönümlerini çeşitli etkinliklerle kutladıklarını kaydetti.
Vakfın faaliyetleri kapsamında eğitim konusuna da değinen Efendiyeva hem üye ülkelerin hem de diğer birçok yabancı ülkelerin üniversiteleriyle mutabakatlar imzaladıklarını ve çeşitli ortak projeleri hayata geçirmeye başladıklarını belirtti.
Türk tarihinin tanıtılması
Efendiyeva, Türk tarihiyle ilgili de büyük projeler yaptıklarını ifade ederek Avrupa’nın çeşitli başkentlerinde petroglifler, tamgalar ve runik işaretler gibi eski Türk yazılarına dair sergi düzenlediklerini söyledi.
Bu sergide, Türk Dünyasının tanınmış sanat ustalarının eski Türk yazı ve sembollerinin taş ve seramik üzerine, sanatsal oymalarından ibaret çeşitli el sanatları örneklerinin bulunduğunu ve tarihi işaretlerle ilgili dersler verildiğini anlatan Efendiyeva, bu yıl Bakü’de, Türk Akademisi ve UNESCO Azerbaycan ve Türkiye Milli Komisyonları ile Eski Türk yazısının okunmasının 130. yılına adanan uluslararası konferans düzenlendiğini anımsattı.
Efendiyeva, “Türk devletleri Büyük İpek Yolu üzerinde” adlı büyük ölçekli projede, Türk devletlerini birleştiren Büyük İpek Yolu konusu etrafında müzakereler yapıldığını belirterek proje kapsamında Azerbaycan’ın tanınmış bilim insanlarınca hazırlanan “Azerbaycan İpek Yolu üzerinde” adlı akademik kitabın da yayımlandığını söyledi.
Sadece Türk devletleriyle değil, Litvanya’da yaşayan az sayıda Tatar ve Karaimler, Polonya ve Romanya Tatarları ile Moldova’da yaşayan Gagavuzlar gibi Türk kökenli halklarla münasebetler kurarak işbirliğini de genişlettiklerini kaydeden Efendiyeva, “Türk Dünyası 2040 Vizyonu” çerçevesinde sorumluluğu vakfa verilen Türk kültür mirasının korunmasına ilişkin sözleşmeyi de hazırlamaya başladıklarını söyledi.
Kazakistan’ın dönem başkanlığı
Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfının başkanının, teşkilata üye ülkelerin devlet başkanlarınca 4 yıllığına atandığını belirten Efendiyeva, sadece vakfın kurucu başkanının bir dahaki 4 yıllık dönemde yeniden bu göreve seçilebileceğini ve bundan dolayı kendisinin teşkilatın başkanlığını 8 yıl icra ettiğini söyledi.
Efendiyeva, vakfın dönem başkanlığı sırasının Kazakistan’da olduğuna işaret ederek yeni dönemde başkanlığı yürütecek Raimkulova’ya başarı diledi.
Raimkulova’nun yönetiminde de Vakıfın yeni başarılı hizmetlere imza atacağına inandığını dile getiren Efendiyeva, 8 yıl boyunca Türk dünyası kültürüne hizmet edebilmenin mutluluğunu yaşadığını ve bir Azerbaycanlı kadın olarak, Uluslararası Türk Kültür ve Miras Vakfının ve genel olarak uluslararası bir teşkilatın ilk başkanı olarak ne yaptıysa, sevgiyle ve gönülden yaptığını kaydetti.
]]>Gençlerle sohbet eden, istişarelerde ve fikir alışverişinde bulunan Akçaabat Belediye Başkanı Osman Nuri Ekim, Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri ile kent estetiğini konuştu.
“Akçaabat’ımız bir kültür, sanat ve turizm şehridir” diyen Genç “Bizler de bu sloganın altını dolduracak işler yapma hevesinde ve gayretindeyiz. Yılın 12 ayında, dört mevsiminde, Akçaabat’ımızda çeşit çeşit kültür ve sanat faaliyeti gerçekleştiriyoruz. Söyleşiler, konferanslar, sergiler, seminerler, sanat kursları, çalıştaylar, Uluslararası Akçaabat Müzik ve Halkoyunları festivalimiz, Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği konserleri kültür sanat faaliyetlerimizden bazılarıdır. Tüm bu etkinliklerle şehrimizin kültür ve sanat hayatını canlı tutmayı, hemşehrilerimizin sosyalleşmesine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Kültür ve sanat etkinliklerimizin yanı sıra yine kültür sanat kursları adı altında birçok kurs açıyoruz. Açtığımız sanatsal kursları tek çatı altında topladık ve Akçaabat Belediyesi Sanat Akademisi’ni oluşturduk. Burada Halk Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği halinde alanında uzman eğitmenler tarafından 13 farklı branşta kurs veriliyor. Estetik görüşü ve sanat anlayışı yüksek olan Güzel Sanatlar Fakültemizin siz değerli öğrencilerinin bu kurslardan faydalanmasını yürekten arzu ederim” dedi.
Başkan Osman Nuri Ekim, ilçelerinin estetik görüntüsüne de önem verdiklerini belirterek “Şehrimizin estetiğine dokunan, şehrimizin siluetine yakışan işler ve projeler yapmaya da özen gösteriyoruz. Öncelikle, fakültemizin tam karşısında ve daha önce atıl durumda bulunan eski tekel binamız, artık beş yıldızlı bir otel. Şehir merkezimizde böyle bir otelin olması hem şehrimizde yaşayanlar için hem de şehrimize gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler için müthiş bir kazanım. Devamında Akçaabat’ımızın incisi sahil parkımız, etap etap yaptığımız çalışmalar neticesinde, yenilenen yüzüyle daha modern ve fonksiyonel hale geldi. Yine sahilde ilginizi çekecek diğer bir husus da yöresel ürün satış reyonlarımız olacaktır. Burada hanımların el emeği göz nuru yöresel ürünleri satılıyor. Şehrin içerisinde yayalaştırdığımız ve trafiğe kapattığımız İstiklal Caddemiz var. Bu cadde tarihten beri Akçaabat’ın kalbi olan bir caddedir. Tüm ticaretler bu sokakta yapılır. Hatta köftenin doğduğu sokaktır İstiklal Caddesi ve Orta Cadde. İstiklal Caddesi’nde ve Orta Cadde’de sokak sağlıklaştırma, cephe ve tabela yenileme çalışmaları yaptık. İstiklal Caddesi’ni adeta açık hava AVM’sine çevirdik. Yine Akçaabat’ın tam kalbinde yer alan ve gün içerisinde insan sirkülasyonunun oldukça fazla olduğu Fatih Parkı’nı tamamen yeniledik. Yine Akçaabat’ımızın incisi tarihi Ortamahalle’mizde sokak sağlıklaştırma çalışmaları yaptık ve 1. Etabını tamamladık. Tarihi mahallemizde bulunan tarihi yapıyı da restore ederek Ortamahalle Müzesi olarak şehrimize kazandırdık. Bu müzede ise Akçaabat’ın tarihi ile ilgili eserler sergileniyor” diye konuştu.
Programın sonunda, Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri görüş ve taleplerini tek tek bildirirken, program günün anısına hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi. – TRABZON
]]>