Köyü – Haber 60 – Tokat Haber https://www.haber60.com.tr Thu, 01 Aug 2024 21:46:11 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Mardin’de arazi anlaşmazlığından çıkan silahlı saldırıda 2 kişi öldü https://www.haber60.com.tr/mardinde-arazi-anlasmazligindan-cikan-silahli-saldirida-2-kisi-oldu/ https://www.haber60.com.tr/mardinde-arazi-anlasmazligindan-cikan-silahli-saldirida-2-kisi-oldu/#respond Thu, 01 Aug 2024 21:46:11 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=43022

MARDİN’de akraba aileler arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle çıkan ve 2 yakınının öldüğü silahlı saldırıdan yara almadan kurtulan Kahraman Aslan (50), olayı 2009’da 44 kişinin öldüğü Bilge köyü katliamına benzeterek, “Kardeşim 7 ay önce Ayaz köyünde 1 dönümlük bahçe almıştı. Sonra köy muhtarı karşı çıkarak ‘Sizi buraya almıyorum’ dedi. Olay günü bahçeye çalışmaya gitmiştik. Sonra çevreden, evlerden bize sıkmaya başladılar. Bahçede çoluk çocuk ve kadınlar olmak üzere yaklaşık 30 kişiydik, hepsi ölümden döndü. Bize pusu kurmuşlardı” dedi.

Olay, 25 Temmuz’da Kızıltepe ilçesi Kırsal Ayaz Mahallesi’nde meydana geldi. Akraba 2 aile arasında arazi anlaşmazlığı çözülemeyince husumete dönüştü. Bölgenin kanaat önderleri, husumeti sonlandırmak için araya girdi ancak çözüm olmadı. Akraba ailelerden 1’i, diğer aileye anlaşmazlığın yaşandığı bahçede pusu kurdu ve uzun namlulu silahlarla çapraz ateşe aldı. Yaklaşık 1 saat süren uzun namlulu saldırıda Hacı Şakir Aslan (65) ve Aslan Aslan (40) olay yerinde hayatını kaybetti, N.A. ise yaralandı. İhbarla bölgeye sağlık ve jandarma ekipleri sevk edildi. Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan otopsinin ardından yakınlarının aldığı cenazeler, kırsal Yüceli Mahallesi’nde yan yana toprağa verildi.

Olayla ilgili soruşturmada gözaltına alınan 27 şüpheliden 15’i, ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. Jandarmadaki işlemleri sonrası adliyeye sevk edilen 12 şüpheliden 9’u tutuklandı, 3’ü de adli kontrolle serbest bırakıldı. Tutuklanan Aslan ailesinden A.A., B.A., H.A., M.A., M.A., Ş.A., Ş.A., S.A. ve Ö.A., cezaevine gönderildi.

‘ÇEMBERE ALIP ÖLDÜRMEYE ÇALIŞTILAR’

Olaydan yara almadan kurtulan Hacı Şakir Aslan’ın yeğeni Kahraman Aslan, yaklaşık 30 kişinin de ölümden döndüğünü belirterek, “Kardeşim 7 ay önce Ayaz köyünde 1 dönümlük bahçe almıştı. Aldıktan sonra köy muhtarı karşı çıkarak, ‘Sizi buraya almıyorum, sokmuyorum, bırakmıyorum’ dedi. Normalde Ayaz köyü, bizim köyümüzdür. Onlar çok eskiden bize gelip sığınmışlardı, bizler onlara kucak açmıştık. Kardeşim bahçeyi ilaçlamaya gitmişti, muhtar önüne çıkıp ona tehdit etti ve arkasından silah sıktı. Sonra kanaat önderleri aramıza girdi ama sonuç alınmadı. Ğurs bölgesindeki 12 köyün muhtarı da aramıza girdi, muhtar Mahmut’a ‘Sen haksızsın, köyde olay çıksın istemiyoruz’ dediler, ama muhtar, ‘Ben haksızım ve bırakmıyorum’ dedi. Bize de geldiler ve merhum Hacı Şakir amcam, ‘Siz ne isterseniz öyle olsun, yeter ki barışla sonuçlansın, biz sadece hak istiyoruz’ dedi. Karşı taraf yanaşmayınca kanaat önderleri de 12 köyün muhtarı da aradan çekildi. Perşembe günü çoluk çocuk ve kadınlarla bahçeye giderek çalışmaya başladık. Yolda giderken muhtar Mahmut’u ve yakınlarını silahla gördük. Bahçeyi temizliyorduk, 1 saat falan çalıştık. Sonra caminin içinden, evlerden bize sıkmaya başladılar. İlk Hacı Şakir amcam vuruldu, sonra amca oğlum Arslan vuruldu. Bahçede çoluk çocuk ve kadınlar olmak üzere yaklaşık 30 kişiydik, hepsi ölümden döndü. Bilge köyü gibi bize pusu kurmuşlardı, bizi çembere almışlardı ve hepimizi öldürmeye çalışıyorlardı. Biz kavgaya gitmemiştik, kavga da etmedik, kavgaya gitmiş olsaydık yanımızda kadın ve çocukları götürmezdik. Hacı Şakir amcam, kanaat önderiydi, bir şey olursa ‘Kendimi siper ederim, bırakmam’ demişti ama ilk onu vurdular. Bir saat boyunca bize uzun namlulu silahla sıktılar. Katliama kalkıştılar, ibret olsun diye en ağır cezayı almalarını bekliyoruz” dedi.

‘HER YERDEN KURŞUNLAR GELİYORDU’

Ölen Hacı Şakir Aslan’ın gelini Zeynep Aslan (41), saldırı anında yanında olan çocuğunun günlerdir uyuyamadığını ve psikolojinin bozulduğunu ifade ederek, “Tarlamızı temizliyorduk, bize ateş açtılar. Hacı Şakir amcam ayrıca benim kayınpederimdi. Gözümün önünde vuruldu, kuzenim Arslan da gözümün önünde vuruldu. Yanımda 10 yaşındaki çocuğum vardı, nereye kaçacağımı bilemiyordum. Her yerden kurşunlar geliyordu, biz nasıl ölmedik, nasıl kurtulduk bilmiyorum. Hala olayın şokundayım. Geceleri uyuyamıyorum, her şey gözümün önüne geliyor. Çocuğumun da psikolojisi bozuldu, günlerdir o da uyuyamıyor. Allah hakkımızı bırakmasın. En ağır cezayı almalarını istiyoruz” diye konuştu.

‘BİR KURU TOPRAĞA CAN VERİLMEZ’

Ölen Aslan Aslan’ın oğlu Emrecan Aslan da babasının barış için İstanbul’dan köye geldiğini belirterek, şöyle konuştu:

“Ben İstanbul’da yaşıyorum, buradaki insanları tanımam, bilmem, sadece akraba olduğumuzu biliyorum. Babam sürekli gelir giderdi. Uzlaştırmak istiyordu, köyün yarısı bizim akrabalarımızdır. Bu insanlar da zamanında büyüklerimizin sayesinde köye yerleşmişler. Fakat bunların derdi bahçeyi almak değildir, dertleri diktatörlüktür. Bir kuru toprağa veya 3 kuruşa can verilmez. 12 köy var, her şeyin bir usulü ve adabı var. Büyüğe saygı diye bir şey var. Bu insanların yaptığı şey suikasttır, katliamdır, zulümdür.”

]]>
https://www.haber60.com.tr/mardinde-arazi-anlasmazligindan-cikan-silahli-saldirida-2-kisi-oldu/feed/ 0
Çifteköprü Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Cankurtaran’da yapılması planlanan mesire alanı projesine tepki gösterdi https://www.haber60.com.tr/ciftekopru-koyu-tarimsal-kalkinma-kooperatifi-cankurtaranda-yapilmasi-planlanan-mesire-alani-projesine-tepki-gosterdi/ https://www.haber60.com.tr/ciftekopru-koyu-tarimsal-kalkinma-kooperatifi-cankurtaranda-yapilmasi-planlanan-mesire-alani-projesine-tepki-gosterdi/#respond Wed, 24 Jul 2024 09:18:16 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=41894

UĞUR İSTANBULLU/ARTVİN

(ARTVİN) – Çifteköprü Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi üyeleri, Cankurtaran’da turizm adı altında yapılması planlanan mesire alanı projesine tepki gösterdi. Kooperatif üyesi Dursun Ali Koyuncu “Biz Cankurtaran bölgesinin doğal yapısının korunmasından yanayız çünkü oranın doğal yapısı bozulduğu zaman özellikle köyde yaşayanlar olarak bizim de huzurumuz bozulacak” dedi.

Artvin’in Borçka ilçesine bağlı Çifteköprü köyündeki Cankurtaran mevkisinde yapılmak istenen mesire alanına, köy halkı tepki gösteriyor. Artvin Yeşil Derneği’ni ziyaret eden Çifteköprü Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi üyeleri, bölgede yaşanan sorunları paylaştı.

Çifteköprü Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi üyelerinden Dursun Ali Koyuncu, şunları anlattı.

“Cankurtaran’da bir konaklamalı mesire alanı projesi var ve biz bu projenin yanlış olduğunu, ormanlık alanda kati suretle turizmin yapılmayacağını söyledik. Daha önce taş ocağı diye bizden istenen bölgenin turizm adı altında istenmesi bizim için şaibeli bir durumdur. Çünkü taş ocağı için istenen bölge, şu anda turizm adı altında isteniyor. Kimse turizme karşı çıkmaz ve masumane bir talep o yüzden önce turizmle bu bölgeye girelim ve bu bölgenin orman vasfını yitirtelim, ardından da o bölgede de yerin altındaki değerleri çıkaralım diye düşünüyorlar. Cankurtaran bölgesi şu anda Tema Vakfı’nın yayınlamış olduğu haritalarda maden sahası ruhsatlandırması içinde. Şirket sahibi ne köylüyü dinledi ne köy muhtarını dinledi ne köy kooperatifini dinledi, hiç kimseyi dinlemedi. Bu ihaleye girilmemesini söylememize rağmen, kati suretle burada turizm yapılamayacağını söylememize rağmen şirket ihaleye girdi. Şu anda ihalenin ağaç kesim noktasına gelindi ve yer teslimatları yapıldı. Ağaç kesimleri yapılacak ardından da turizm adı altında yapılacak tesisler için Cankurtaran’a girilmek isteniyor. Şu anda köyün yüzde 80’inin karşı olduğu bir proje. Çünkü biz biliyoruz niyet turizm değil. Turizm yapıldığı zaman o bölgede turizm amaçlı kullanılacak imara açık çok alan var ve ormana girilmeden de turizm faaliyetleri yapılabilinir. İşte bu yüzden de hiçbiri samimi değil ve bizde o bölgeye kati suretle girilmemesi için mücadele etmeye devam ediyoruz.

Konuyla ilgili daha öne Hopa Belediye Başkanı, Hopa CHP ilçe örgütü ve Belediye Meclis üyeleriyle görüştüklerini aktaran Koyunca, “Borçka’da görüşmelerimiz olacak. Biz o bölgede kati suretle ağaç kesilerek, doğa katledilerek turizm yapılmasından yana değiliz. Biz o bölgenin doğal yapısının korunmasından yanayız çünkü oranın doğal yapısı bozulduğu zaman özellikle köyde yaşayanlar olarak bizim de huzurumuz bozulacak. Bizim huzurumuzun bozulmasını istemiyoruz çünkü Cankurtaran bölgesi 600 metre rakımında, yayla havasına sahip bir bölgedir. Hopa’dan ya da Borçka’dan yarım saat mesafedeki bir alanda serinleyebiliyorsunuz ve o yüzden de oranın doğal yapısını korumaya çalışıyoruz” diye konuştu.

“Köyümüze dokunulmasını istemiyoruz”

Köylerine dokunulmamasını isteyen İlknur Genç de “Ben Borçka’da yaşıyorum, çok sıcak, nefes alamıyorum. Akşam olsun da köyüme gidip nefes alayım istiyorum ama onlar nefes almamı engellemeye çalışıyorlar işte bu yüzden bu projeye karşıyım, dokunmasınlar köyüme” dedi.

Süheyla Altınkaya, “Borçka Çifteköprü köyündenim. Hopa’da yaşıyorum. Köyümüzde ağaçların kesilmesini istemiyoruz, köyümüzde rahat bir nefes almak istiyoruz, hayvanlarımızın ve insanlarımızın olduğu yerde daha temiz bir çevre istiyoruz ve bunun için taş ocağını da turizm tesisini de istemiyoruz” diye konuştu.

Çifteköprülü bir başka vatandaş da “Ben 26 yıldır köyde yaşıyorum. Kışları Hopa’ya iniyorum, yazın Cankurtaran’a çıkıyorum. Köyümde bağım, bahçem var. Köyümüz çok güzel, havasıyla suyuyla. Maden ocağını geçtim, turizmcilik bile katliamdır benim için. Sadece insanlar değil bizim köyde bir sürü hayvan yaşıyor, kimse hayvanları düşünmüyor. Ormanı katletmek o hayvanları katletmek demektir.” şeklinde konuştu.

]]> https://www.haber60.com.tr/ciftekopru-koyu-tarimsal-kalkinma-kooperatifi-cankurtaranda-yapilmasi-planlanan-mesire-alani-projesine-tepki-gosterdi/feed/ 0 Yusufeli Barajı’nın suları altında kalan köyde balık tutma keyfi https://www.haber60.com.tr/yusufeli-barajinin-sulari-altinda-kalan-koyde-balik-tutma-keyfi/ https://www.haber60.com.tr/yusufeli-barajinin-sulari-altinda-kalan-koyde-balik-tutma-keyfi/#respond Fri, 19 Jul 2024 08:21:15 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=40822

ARTVİN’in Yusufeli ilçesinde yöre halkı ve gurbetçiler, yarısı Çoruh Nehri üzerine inşa edilen Yusufeli Barajı’nın suları altına kalan Çeltikdüzü köyünün bulunduğu bölgede, olta atıp, balık tutuyor. Eskiden gezip dolaştıkları köyleri üzerinde çocuklarıyla balık avlayan Ahmet Çelik, “Şu an balık tuttuğumuz yerin altında evler var. Şimdi o evlerin üstüne olta atıyoruz” dedi.

Yusufeli ilçesinde Çoruh Nehri üzerine projelendirilip, temeli 26 Şubat 2013’te atılan, 275 metre gövde yüksekliğiyle Türkiye’nin en yüksek, dünyanın 5’inci en yüksek barajı olan Yusufeli Barajı ile hidroelektrik santrali (HES) inşası tamamlandı. Baraj inşası sürecinde Yusufeli halkı, sular altında kalan köylerinden, yeni inşa edilen yerleşim yerlerine taşındı. 22 Kasım 2022’de su tutmaya başlayan baraj, Yusufeli ilçe merkezi ile Yeniköy, Tekkale, Irmakyanı, Çeltikdüzü, Çevreli, İşhan ve Meşecik köylerini, sular altında bıraktı. Barajın kurulu gücü 558 megavat, yıllık enerji üretimi 1 milyar 888 milyon kilovatsaat olacak.

YARISI DİPTE KALAN KÖYE OLTA ATTILAR

1,5 asrı aşkın tarihinde 7’nci kez taşınan ilçedeki barajda türbinlerin dönmeye başlamasıyla enerji üretimi için ıslak testler devam ederken, su tutma sürecinde, sulara gömüleceği için oluşturulan yeni yerleşim alanlarına taşınan 7 köyden 164 haneli Çeltikdüzü köyünde, 80’i aşkın yapı su altında kaldı. Yamaçta kurulu, yarısı baraj suları altına kalan köyü ziyaret eden gurbetçiler ve yöre halkı, su seviyesinin ulaşmadığı yerden baraj gölüne olta atıp, balık tutuyor.

‘BALIK TUTTUĞUMUZ YERİN ALTINDA EVLER VAR’

Eskiden gezip dolaştıkları köyleri üzerinde çocuklarıyla balık avlayan gurbetçi Ahmet Çelik, “Köyümüz, baraj suyunun altında kalmadan önce kalabalıktı. Buraya gelip balık tutup eğlenerek stresimizi atıyoruz. Baraj buraya ayrı bir güzellik katarken, anıların su altında kalması bizleri duygulandırıyor. Şu an balık tuttuğumuz yerin altında evler var. Şimdi o evlerin üstüne olta atıyoruz. Çocuklarımız burayı gördüğünde bir taraftan üzülüp, bir taraftan sevindiler” diye konuştu.

‘KÖYÜMÜZDE SESSİZLİK VAR’

Köylerinin sessizliğe büründüğünü söyleyen Seher Çelik de “Köyümüzde sessizlik var, kimse yok. Önceden burası cıvıl cıvıldı. Benim evim sular altına kalmadığı için buraya gelip balık tutuyoruz. Burada kimsenin olmaması biraz üzüyor. Evler suyun altında kaldı. Eski hallerini hatırlayınca hüzün kaplıyor. Güzel tarafı ise üstte kalan evimizin manzarası çok güzel oldu. Torunlarım geldiğinde çok şaşırdılar. ‘Evlere nereye gitti?’ diye sordular” ifadelerini kullandı.

‘BALIK TUTARKEN CAMİNİN MİNARESİNİ GÖRDÜM’

Ailesiyle balık tutmaya çalışan 7 yaşındaki Muhammet Asaf Çelik ise “Evler suların altında kalmış. Anne ve babama ‘Evler nerede?’ diye sordum. Onlar da evlerin suların altında kaldığını söyledi. Balık tutarken de caminin minaresini gördüm. Eskiden çarşı vardı ama çarşı suyun altında kaldı” dedi.

‘BALIK TUTMAYA ÇALIŞIYORUZ’

Oltayla balık tutan Buğlem Çelik de “Burada balık tutmaya çalışıyoruz; buraya çok şaşırdım. Bir önceki sene geldiğimizde hiç böyle değildi. Diğer evler suyun altında kalmış. Yarısı su altında kalan köyümüzde balık tutmaya çalışıyorum. Burada kimse kalmamış” diye konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/yusufeli-barajinin-sulari-altinda-kalan-koyde-balik-tutma-keyfi/feed/ 0
Eyüpsultan’ın Pirinççi Köyü Sakinleri Su Kotası Artışına Tepki Gösterdi https://www.haber60.com.tr/eyupsultanin-pirincci-koyu-sakinleri-su-kotasi-artisina-tepki-gosterdi/ https://www.haber60.com.tr/eyupsultanin-pirincci-koyu-sakinleri-su-kotasi-artisina-tepki-gosterdi/#respond Thu, 11 Jul 2024 23:00:08 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=38668 Eyüpsultan’ın Pirinççi köyü sakinleri, su kotasının arttırılacağı gerekçesiyle İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından alınan kamulaştırma kararına tepki gösterdi.

Alibeyköy Barajı’na yakın bir noktada bulunan köyün sakinleri ile İSKİ arasında su seviyesi yüksekliğine dair kot sınırı sebebiyle anlaşmazlık yaşanıyor.

Köylüler, İSKİ’nin su havzasını korumak için karar aldığını düşünmediklerini, kendi bölgeleriyle benzer durumda olan Kent Ormanı için benzer bir kararın alınmadığını savundu.

Köy sakinlerinden 44 yaşındaki Kenan Satıcı, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, bu bölgenin İstanbul’un ilk köyü olduğunu ve doğma büyüme burada yaşadığını söyledi.

İSKİ’nin, köyün su yatağına yakın olduğu gerekçesiyle yaşam alanlarını kendilerinden almak istediğini kaydeden Satıcı, “Yaklaşık 40’a yakın yere istimlak yazıları geldi. Yakın civarımızda Cebeci köyü var. Cebeci köyüne de bu şekilde su havzasına yakın diye kaldırıp, toprak döküm sahası yaptılar. Orada günlük 3-4 bin kamyonluk toprak dökümü yapılıyor. Madem su korunacak, madem su çevresi korunacak, oradaki toprak döküm sahasının ne işi var?” diye sordu.

Satıcı, İSKİ’nin köyleriyle ilgili amacının farklı olduğunu iddia ederek, “İSKİ’nin su havzasını korumayı düşüneceğini zannetmiyoruz. Çünkü biz yaklaşık 29 kottayız. Fakat 26,5 kotta olan Kent Ormanı var. Biz, su altında kalacaksak bizden 5 metre aşağıda olan Kent Ormanı ve Mağlova Kemerleri nasıl su altında kalmayacak?” ifadelerini kullandı.

İSKİ’nin köylünün tepkisi üzerine bir açıklama yaptığını dile getiren Satıcı, şöyle devam etti:

“Aynı su koruma kotunu bahane gösterip Cebeci’yi insanların elinden aldınız ve toprak döküm sahasına çevirdiniz. Şimdi Pirinçli’deki amacınız nedir? Biz, bu amacı anlayamıyoruz. Köylü olarak buradan bir karış toprak vermeye niyetli değiliz. İSKİ, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına çok top atıyor, ‘Biz buradan izin aldık.’ diyor. Böyle bir izin söz konusu değil. Devlet Su İşleri de yetkisi alanında olan yerleri kendi istimlak edebilir. Fakat şu anda Devlet Su İşleri’nden de öyle bir izin alınmamış. İSKİ ise izin aldığını söylüyor. Fakat havza koruma İSKİ’nin elinde olduğu için İSKİ’nin bu istimlak çalışmasının başlatıldığı ve bütçesini kendisinin sağlayacağı söyleniliyor. İSKİ zarardayken buraya nasıl bütçe ayırıyor? Su basmayan bir yeri su basacak bahanesiyle maalesef elimizden almak için niye böyle bir mücadelede, anlamış değiliz.”

“Burayı 470 yıldır hiç su basmadı”

Satıcı, olayla ilgili köydeki 38 kişinin yaklaşık 30’unun davalık olduğunu, kendilerine de yeni tebligat geldiğini ve karşı dava açacaklarını kaydetti.

Yargıya güvendiklerini vurgulayan Satıcı, “Burası 470 yıllık İstanbul’un ilk yerleşim yeri olan ilk Türk köyü. Burayı 470 yıldır hiç su basmadı. Şimdi su altında kalacağı mazereti gösterilerek niye elimizden alınmak isteniliyor? Kent Ormanı’na yatırım yaptınız, içeride de 150 tane işletme var ve bunların hepsinin 10 yıllık kontratı var. Su altında kalmayacağını garanti etmişsiniz. Oraları nasıl su altında bırakacaksınız? Bizden 4-5 metre aşağıda olan bir yer su altında kalmıyor, biz 5 metre yukarıdayız ama su altında kalacağız. Böyle bir mantık yok.” değerlendirmesini yaptı.

“Bütün köy bu karara tepkili”

Köy sakini, 49 yaşındaki Lale Zilcioğlu ise yaşam alanlarını ve doğalarını geri istediklerini kaydetti.

Alınan kararla ilgili üzgün ve morallerinin bozuk olduğunu anlatan Zilcioğlu, “Kamulaştırma olmuş fakat evlerimizi hiçbir şekilde vermeyi düşünmüyoruz, destek bekliyoruz. Bütün köy bu karara tepkili.” dedi.

Zilcioğlu, köyden hiçbir şekilde çıkmaya düşünmediklerini, çocuklarının geleceğini vermeyeceklerini söyledi.

Köylerinde mutlu oldukları ifade eden Zilcioğlu, “Bizi rahat bıraksınlar, kimseden bize bir şey istemiyoruz. Dokunmasınlar bize. Bizim hayvanlarımıza dokunmasınlar, hayvan ürünlerinden geçinen insanlarımıza dokunmasınlar. Tek istediğimiz bu.” diye konuştu.

59 yaşındaki Gürcan Binay da İSKİ’nin kendilerine hiçbir gerekçe göstermeden köyü kamulaştırdığını dile getirdi.

Köyde 150 hanenin yaşadığına dikkati çeken Binay, “Biz ne yapacağız, nereye gideceğiz? Bize sunulan rakamlarla 1 metrekare yer alamayız. Bize bir yol gösterilmesi lazım, tepkiliyiz.” şeklinde konuştu.

]]>
https://www.haber60.com.tr/eyupsultanin-pirincci-koyu-sakinleri-su-kotasi-artisina-tepki-gosterdi/feed/ 0
Başbağlar Köyü’nde terör saldırısında hayatını kaybedenler anıldı https://www.haber60.com.tr/basbaglar-koyunde-teror-saldirisinda-hayatini-kaybedenler-anildi/ https://www.haber60.com.tr/basbaglar-koyunde-teror-saldirisinda-hayatini-kaybedenler-anildi/#respond Sat, 06 Jul 2024 03:48:06 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=37664 Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde 5 Temmuz 1993 tarihinde meydana gelen terör saldırısında hayatını kaybeden 33 vatandaş, düzenlenen törenle anıldı.

Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda konuşan Başbağlar Köyü Muhtarı Ali Akpınar, “Bundan tam 31 yıl önce, 5 temmuz 1993 pazartesi günü akşam ezanı okunduğu vakitte, köyümüze gelen hain teröristlerin köyümüzde soykırımı andıran bir katliam sonucunda şehit ettikleri 33 vatandaşımız için düzenlenen anma törenimize iştirak ederek acımızı paylaşan tüm konuklarımızı şehitlerin huzurunda saygıyla selamlıyorum. 2 temmuz 1993 tarihinde önceden hazırlanmış ve kurgulanmış olarak sahneye konulan Sivas Madımak otelinde ve üç gün sonra köyümüzde yapılan katliamın asıl amacının milletimizin birlik ve bütünlüğüne, vatandaşlarımız arasına ayrılık tohumları atarak devletimizi zayıf düşürmek suretiyle bölmek olduğu günümüze kadar yapılan tüm terör saldırılarında açıkça görülmüştür. Yaşadığımız bu katliamın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen Başbağlar köyü mazlumları, hala yitirilen haklarını, kaybedilmiş canların kanlarının yerde kalmaması için, bu katliamın sorumlularının adalet önünde hesap vermeleri için hukuki mücadelesini bugüne kadar meşru zeminlerde devam ettirmiştir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere siyasilerin ve bürokratların gönderdiği taziye mesajlarının okunduğu törende konuşan Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu Başbağlar katliamını unutmanın, yaşanan acıyı tarifin mümkün olmadığını söyledi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da, “Yıllardır ülkemizin bütünlüğünü bozmaya çalışan güçlerle mücadele ediyoruz. Bu güçlerin taşeronluğunu yapan PKK son 40 yılda vatandaşlarımıza, güvenlik güçlerimize saldırarak binlerce canımıza kıydı. İşte bu hain terör örgütü bundan tam 31 yıl önce bugün Erzincan ilimizin Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde dünyanın gördüğü en alçak ve insanlık dışı saldırılardan birisini gerçekleştirdi. PKK’lı teröristler akşam namazını kılmak için köy camisine giden vatandaşlarımızı meydanda toplayarak onları katletti, kurşuna dizdi. 33 vatandaşımızı şehit ettiler. Burada sıkılan kurşunlar tüm milletimiz hedef aldı.” dedi.

Son olarak konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’de,”5 temmuz günü birileri aldıkları talimatla pusu kurdular. Beklediler ki köyün erkekleri camide toplansınlar. Akşam namazını takiben camiye giden, namazdan çıkanları aldılar, getirdiler ve 28’ini köyün meydanında katlettiler. Köyü ateşe verdiler, yaktılar 5 canımızı da arada aldılar. 33 şehidimizi bizim yüreğimizi yakarak tarih önünde hepimize emanet ettiler. Başbağlar rastgele seçilmiş bir yer değildi. Eylemin biçimi, sayısı asla rastgele değildi. 2 gün önce Sivas’ta Madımak otelinde canlar yanmıştı, 33 kişi hayatını kaybetmişti. Onlar sema durmaya gelmişlerdi inançlarına göre ibadeti yerine getiriyorlardı. Birileri onları katletti güya ona misilleme bu sefer bir cami çıkışında yine 33 kişi hayatını kaybetti. Hesap bu ülkede mezhep kavgası çıkarmak. Terör örgütü, terör örgütünü kullanan başka güçler mezhep kavgası çıkarır mıyız diye niyetlendiler” diye konuştu.

Program şehitlik ziyaretiyle sona erdi. – ERZİNCAN

]]>
https://www.haber60.com.tr/basbaglar-koyunde-teror-saldirisinda-hayatini-kaybedenler-anildi/feed/ 0
Manisa’da Yarım Asırlık Gelenek Yeniden Hayata Geçirildi https://www.haber60.com.tr/manisada-yarim-asirlik-gelenek-yeniden-hayata-gecirildi/ https://www.haber60.com.tr/manisada-yarim-asirlik-gelenek-yeniden-hayata-gecirildi/#respond Fri, 05 Jul 2024 02:24:05 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=36757 Manisa’nın Saruhanlı ilçesine bağlı Pınarbaşı Mahallesinde, yarım asırlık bir gelenek olan Hıra Dede hayrı, 10 yıl aradan sonra yeniden gerçekleştirildi. Pınarbaşı Köyü Muhtarı Ahmet Güleç’in öncülüğünde ve köy sakinlerinin desteğiyle hayır yemeği tekrar düzenlenirken bundan sonra geleneğin her yıl devam ettirilmesi planlanıyor.

Saruhanlı ilçesinin Pınarbaşı Mahallesinde, çeşitli nedenlerden dolayı bir süredir yapılamayan geleneksel hayır yemeği, mahalle sakinleri ve muhtarlığın gayretleriyle tekrar hayata geçirildi. İlçe protokolü, mahalle sakinleri ve çevre köylerden yüzlerce kişinin katıldığı yemeğe ilgi büyük oldu.

Muhtar Güleç: “Geleneği yaşatmak istiyoruz”

Pınarbaşı Köyü Muhtarı Ahmet Güleç, hayır yemeğinin yeniden başlamasıyla ilgili olarak, “Horasan erenlerinden Hırı Dede Pınarbaşı’nın kurucusu, köyümüzün yaklaşık 450 yıllık bir geçmişi var. Büyüklerimiz ve bizim için çok önemli bir zat. Eski İsmi Hırı Kırı olan köyümüzde yıllarca Hırı Dede adına hayır yemeği düzenlenirdi. Mahallemizin köy olduğu dönemlerde bu hayır geleneği çok geniş katılımlarla yapılıyordu. Bazı nedenlerden dolayı yaklaşık 10 yıldır geleneğe ara verilmişti. Bildiğiniz üzere pandemi nedeniyle bunu hayata geçirmekte biraz zaman geçti. Allah milletimize ve devletimize bir daha böyle süreçleri yaşatmasın. Biz mahalle sakinlerinin talebiyle bu hayrı tekrar yaşatmak istedik. El birliğiyle verdiğimiz uzun uğraşlar sonunda bu önemli geleneği tekrar hayata geçirmiş olmanın mutluluğu içerisindeyiz. Seneye, eskiden olduğu gibi yöremizin önemli bir yemeği olan keşkek ile renklendirerek uzun yıllar daha bu hayır yemeğini vermeye devam edeceğiz. İsteğimiz, yemek sayısını artırarak bu bereketli sofrayı herkesle eskiden olduğu gibi büyük katılımlarla paylaşmak. Bu yıl 1000 kişilik bir sofra hazırladık. Seneye tüm Türkiye’yi bu sofraya davet ediyoruz.” dedi.

Güleç, insanlar arasında birlik ve beraberlik sağlanması ve kardeşlik duygularının pekişmesi açısından hayır yemeğinin eskiden olduğu gibi asırlar boyu devam etmesini temenni ettiklerini söyledi.

Bolluk, bereket ve yağmur için dua edildi

Geleneksel hayır yemeği, Pınarbaşı Köyü’nün kurucusu ve büyük din adamı olduğu belirtilen Hıra Dede’nin türbesinin bulunduğu bölgede yapıldı. Hayır yemeği, okunan mevlid-i şerif ve dualarla başladı. Daha sonra davetlilere ve halka yemek ikramı yapıldı. Yemek sonrası bereket, bolluk ve yağmur duası yapıldı.

Muhtarlık azası Mehmet Ali Küçük, “Şimdi mahalle olan köyümüzün kurucusu olan Hıra Dede’yi anmak için yarım asırdan bu yana, her yıl hayır yemeği düzenlenir. Bir müddettir yapılamamıştı. Köyümüze ismini veren Hıra Dede’nin kabri burada, köyün alt tarafında bulunuyor ve ziyaretçisi eksik olmaz. Bizler, geleneksel olarak her yıl hem Hıra Dede’yi anmak hem de köyde bolluk ve bereket için hayır yemeğini tekrar başlatabilmiş olmanın sevincini yaşıyoruz.” diye konuştu.

Aza Olcay Sarıbaş ise şunları söyledi: “Bu güzel geleneğin yaşatılıyor olması bizler için çok kıymetliydi. Çocukluğumdan beri bilirim, daha dolu olurdu buralar. Bir müddettir hasret kalmıştık. Tüm mahalle sakinleriyle bizler de elimizden gelen gayreti gösterdik. Çok şükür yeniden bir araya gelmek nasip oldu. Muhtarımız Ahmet Güleç, azalarından ben, Mehmet Ali Küçük, Musa Sağlam, Ali Osman Sarıbaş, köy sakinlerimizden Hikmet Kuş, Mehmet Ali Yılmaz, Ferhat Çelik öncülüğünde tüm köy sakinlerinin elbirliği ile bunu başardık. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Seneye soframızı yeniden bu tarihlerde vereceğiz. Bu bereketli sofrayı herkesle paylaşmak istiyor ve herkesi bu kardeşlik sofrasına davet ediyoruz.” – MANİSA

]]>
https://www.haber60.com.tr/manisada-yarim-asirlik-gelenek-yeniden-hayata-gecirildi/feed/ 0
Salda Gölü Koruma Derneği, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmasını talep ediyor https://www.haber60.com.tr/salda-golu-koruma-dernegi-unesco-dunya-miras-listesine-alinmasini-talep-ediyor/ https://www.haber60.com.tr/salda-golu-koruma-dernegi-unesco-dunya-miras-listesine-alinmasini-talep-ediyor/#respond Mon, 24 Jun 2024 08:45:27 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=35640

(BURDUR)- Salda Gölü Koruma Derneği, Salda Gölü ve Doğanbaba Köyü Yolu ile ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “Salda Gölü ve çevresinin tamamen korunmasını istiyoruz. Salda Gölü, bilim insanları için bir laboratuvar olmalıdır. Salda Gölü’nün daha iyi korunması için UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmasını talep ediyoruz. Salda Gölü’nde suya girilmemeli ve beyaz kumullarına çıplak ayakla bile basılmamalıdır” denildi.

Salda Gölü Koruma Derneği, Salda Gölü ve Doğanbaba Köyü Yolu ile ilgili açıklama yaptı. Dernek açıklamasında, Salda Gölü’nün daha iyi korunması için UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmasını talep ederken asfalt yol çalışması ile ilgili de doğaya zarar vermeyecek bir malzeme varsa yolların o malzeme ile kaplanılmasını istediklerini ifade etti.

“Salda, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmalı”

Açıklamada, şu görüşlere yer verildi:

“Bizler, Salda Gölü Koruma Derneği olarak, bilim insanlarının belirttiği gibi Salda Gölü ve çevresinin tamamen korunmasını istiyoruz. Derneğimizin kuruluş amacı da budur. Salda Gölü kullanılmamalı, yalnızca fotoğraf çekmek ve uzaktan seyretmek suretiyle yararlanılmalıdır. Salda Gölü, bilim insanları için bir laboratuvar olmalıdır. Salda Gölü’nün daha iyi korunması için UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmasını talep ediyoruz. Salda Gölü’nde suya girilmemeli ve beyaz kumullarına çıplak ayakla bile basılmamalıdır. Salda Gölü çevresindeki yapılaşma durdurulmalı, Millet Bahçesi projesi iptal edilmeli ve önceki yapılaşmalar kaldırılmalıdır.

“Doğaya zarar vermeyecek bir malzeme ile bu yollar kaplansın”

Doğanbaba Köyü’nün tarihçesinde köyün kuruluşunun Selçuklulara kadar uzandığı anlatılmaktadır. Köyün kuruluşundan itibaren bu köyün diğer yerleşim yerleri ile bağlantı yolları olmuştur. Bu yollardan biri de Doğanbaba- Kayadibi köy yoludur. Bu yol başlangıçta bir patikaydı. Zamanla ihtiyaca göre at arabası yolu, şose ve 1970’li, 1980’li yıllarda asfalt yol haline geldi. Kayadibi taşı dediğimiz bölgede magnezit tortullarının bulunduğu ve buraların daha önceden kırılıp zarar verildiği bilinmektedir. Bu yol bozulmuş, yarısı yeniden asfaltla kaplanmış “paylaşımlı bisiklet yolu” denilerek tekrar kullanıma açılmıştır. Asfaltla kaplanma işi bir yıldan fazla süre önce yapılmıştır. Şimdi ise bu durum, yeni yapılmış gibi bazı kişiler tarafından haber ajanslarına servis edilmiştir. Bu durum, Salda Gölü’nün korunmasında esas mücadeleyi veren Salda Gölü Koruma Derneği’ne sorulmadan gazete ve sosyal medyada paylaşılmıştır. Salda Gölü Koruma Derneği olarak, bizi aramaları üzerine gerçek durumu ilgili haber ajansına ve gazetelere anlattık. Salda Gölü’nün doğal güzelliklerinin korunması gerektiğini ve yakın yollarda asfalt yerine daha çevreci, doğa dostu malzemelerle kaplama yapılmasını savunuyoruz. Bu konuda yeterince bilgili değiliz. Bilim insanlarının ve ilgili uzmanların araştırma yapmasını istiyoruz. Eğer doğaya zarar vermeyecek bir malzeme varsa bu yollar o malzeme ile kaplansın. Salda Gölü Koruma Derneği olarak, beyaz kumlara çıplak ayakla bile basılmaması gerektiğini vurguluyoruz ve kontrollü kullanım yerine tam korunmasını istiyoruz.”

]]> https://www.haber60.com.tr/salda-golu-koruma-dernegi-unesco-dunya-miras-listesine-alinmasini-talep-ediyor/feed/ 0 3 gün boyunca yandı, yeniden orman olması 30 yıl sürecek https://www.haber60.com.tr/3-gun-boyunca-yandi-yeniden-orman-olmasi-30-yil-surecek/ https://www.haber60.com.tr/3-gun-boyunca-yandi-yeniden-orman-olmasi-30-yil-surecek/#respond Wed, 10 Apr 2024 23:15:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=26945 3 gün boyunca yandı, yeniden orman olması 30 yıl sürecek

İZMİR – İzmir’in Seferihisar İlçesi Orhanlar Köyü civarlarında 3 Ağustos 2016 Çarşamba günü çıkan orman yangını İzmir’i dumana ve üzüntüye boğmuş 458 hektar orman alanı içinde yüzbinlerce ağaç ile birlikte kül olmuştu. Köyleri yanmaktan son anda kurtulan Orhanlı Köyü sakinleri üzerinden geçen 8 yıla rağmen hala yangının o günkü dehşetini hafızlarından silebilmiş değil. Kocadağ’ın 3 günde kül olup gittiğini yeniden orman olmasının ise 30-40 yıl süreceği belirtildi.

2014-2024 yılları arasında tam 10 yıl boyunca Orhanlı Köyü’nün muhtarlığını yapmış olan Birgül Bozkurt, 8 yıl önce ağustos ayında köylerinde yaşanan orman yangınını büyük bir kabus olduğunu bakmaya kıyamadıkları yemyeşil Kocadağ’ın 3 günde kül olup gittiğini yeniden orman olmasının ise 30-40 yıl süreceğini söyledi.

İhmal ve dikkatsizlik 458 hektar ormanı kül etti

Köylerinden bir vatandaşın otların en kuru olduğu zamanda bahçesinde yaktığı temizlik ateşinin rüzgarın şiddetiyle artarak ormana sıçramasıyla yangının çıktığını, ihmal ve dikkatsizliğin Kocadağ’ı kül ettiğini söyleyen Birgül Bozkurt sözlerine şöyle devam etti: “Burasının yeniden orman olduğunu biz göremeyiz, ancak torunlarımız görebilir. Daha hala rüyalarımıza giren 2016 yılındaki orman yangınını unutamıyoruz. Hatırası ve izleri hiçbir zaman silinmedi ve silinmeyecek. O gün çıkan şiddetli rüzgar yangını anında alıp götürdü dağı dumana ve aleve boğdu. Çok büyük tehlike atlatıldı. Bir köylümüzün yangında aracı yandı kendi canını zor kurtardı. Dağa yakın olan evler büyük bir tehlike atlattı” dedi.

“Gökçam Göleti Projesi iptal olmasaydı yangın helikopterleri daha çok su takviyesi yapacak, bu kadar alan yanmayacaktı”

Orhanlı Köyü sakinlerinden Kemal Bozkurt ise 2016 yılında dikilen bir fidanı göstererek bir çam ağacının 8 yılda ancak 1,5 metre kadar boylandığını, aynı bir bebek gibi geç ve zahmetli büyüdüğünü söyledi. Kemal Bozkurt; orman köyü olduklarından dolayı yaz aylarında orman yangın sezonunda bahçe temizliği yapılmaması ateş yakılmaması konusunda sık sık köylerinde hoparlörlerden duyurular yaptıklarına ama buna rağmen bu ihmalin yaşandığını söyledi. Kemal Bozkurt : “Allah bir daha böyle acı yaşatmasın, yanmadan önce bu dağda 20 metrelik çam ağaçları vardı. Şimdi 8 yılda dikilen bir fidan anca 1,5 boylandı. Yangında bütün köylü el birliğiyle gelen yangın söndürme ekiplerine yardımcı olmaya çalıştı. O yıl bizim köyümüzde yapılması planlan Gökçam Göleti projesi yapımına malzeme ocakları nedeniyle bazı arkadaşlar mahkemeye verip gölet yapımını iptal ettirdiler. Eğer o gölet yangından önce burada yapılmış olsaydı yangın anında yangın helikopterleri çok hızlı su ikmali yapacak bu dağlar ormanlar bu kadar yanmayacaktı” dedi.

290 bin fidan dikildi 2,5 ton tohum ekildi

Yangından hemen sonra Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yangın bölgesinde başlatılan yeniden ağaçlandırma çalışmaları sonucu yaklaşık 2,5 ton kızılçam tohum ekildi. Ayrıca yanan alanda 84.6 ha suni tensil, 106.4 ha tabi tensil uygulaması yapılıp, kalan 267 ha alanda ağaçlandırma programına alınıp çalışmalar yapıldı. Sahaya 245.000 kızılçam 40.000 Servi 4.000 halep çamı ve 1.000 Adet Yapraklı ağaç fidanı dikildi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/3-gun-boyunca-yandi-yeniden-orman-olmasi-30-yil-surecek/feed/ 0
Bartın’ın Ulus ilçesinde muhtar adayı dedikodulara tepki gösterdi https://www.haber60.com.tr/bartinin-ulus-ilcesinde-muhtar-adayi-dedikodulara-tepki-gosterdi/ https://www.haber60.com.tr/bartinin-ulus-ilcesinde-muhtar-adayi-dedikodulara-tepki-gosterdi/#respond Fri, 01 Mar 2024 23:27:33 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=13696 Bartın’ın Ulus ilçesi Buğurlar Köyü Muhtar Adayı Mustafa Kurt, kendi hakkında bir rakibi ve yakınlarının aslı olmayan, dedikodular ürettiğini belirterek, tepki gösterdi.

Bartın’daki Gündem Haber Ajansı isimli internet haber sitesinin sahibi ve Buğurlar Köyü Muhtar Adayı olan Mustafa Kurt, rakip bir muhtar adayı ve yakınlarının hakkında aslı olmayan yalan yanlış ifadeler kullandığını belirterek, tepki gösterdi. Basın ve medya sektöründe 13 yıllık geçmişi olduğunu hatırlatan Mustafa Kurt, “Yaklaşık 13 yıldır basın ve medya sektöründe olmam nedeniyle kentin gündemini yakın takip ediyoruz. Mesleğim nedeniyle siyasiler, kamu idarecileri başta olmak üzere sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve vatandaşlarımızla sürekli iç içe oluyoruz. Mesleği yaptığım dönemlerde de köyümden kopmadım, aksine her daim hemşehrilerimizin yanında olmaya çalıştım. Her sorunlarında, mesleki imkanlarla birlikte yanlarında durmaya çalıştım. Başta mahallemiz olmak üzere tüm yöremizdeki insanların hastanelerden kamu kurumlarındaki işlerine, su, yol ve iş gibi sorunlarının çözümünde yardımcı olmaya çalıştım. Bunları, mesleğimin yani gazeteciliğin bir kamu görevi olduğunu bilerek, vicdani ve insani görev olduğuna inanarak yaptım. Yani topluma insanlara faydalı olmaya çalıştım” dedi.

Köylüler baskı yaptı

Muhtar Adayı Kurt, kendisinin muhtarlığı düşünmediğini ve istemediğini ifade ederek, köylülerin baskısı ile aday olduğunu kaydetti. Kurt, ” Hiçbir zaman menfaat gözetmedim. Hemşehrilerim samimi, dürüst ve çalışkanlığım nedeniyle muhtar olmamı istedi. İnsanların baskısı nedeniyle muhtar adayı oldum. Eğer muhtarlık görevine layık görülürsem, görev yapacağım süre boyunca bilgi birikimim, deneyimim, samimi, dürüst ve ilkeli duruşumla köyüme hizmet edeceğim. Mesleğinde sunduğu imkanlarla tüm sorunlarımızın çözümü için elimden geleni yapacağım” ifadelerini kullandı.

Köyün sorunları

Mustafa Kurt, köyün birçok sorunu bulunduğunu belirterek, bu sorunların çözümü için yapılması gerekenlerin anlatılacağı yerde aslı olmayan söylemler, fitne, fesat ve dedikodu ile siyaset yapılmak istendiğini de kaydetti. Muhtar adayı Kurt, köyün sorunları ve yapacakları projeler hakkında şu bilgileri verdi:

“Köyümüzde, halen bu dönemde, su, alt yapı, yol, düşük voltaj gibi sorunların olması bizleri çok üzüyor. Ayrıca gençlerimiz için, orta yaşlılar için ve kadınlar için gelir oluşturacak yada istihdam açacak çalışmaların olması gerektiğini düşünüyoruz. Bir köy konağımız bile yok, düğün ve cenaze gibi merasimlerin yapılacağı bir köy konağının yapılması gerekiyor. Köy konağını da yapacak projemiz var. Bu projeyi hayata geçirecek, gücümüz ve kararlılığımız var.”

Rakip adaya çağrı

Rakip muhtar adayı ve yakınlarına yapıcı, birleştirici söylemlerde bulunması için çağrıda bulunan Kurt, “Biz, sorunları öteleyen, halının altına süpüren değil, çözüm üreten olmak, insanları fitne ve fesatla ayrıştıran, birbirine kırdıran değil aksine birleştiren, rant hırsızlık, peşinde koşan değil tam tersine köyümüze hizmet için çabalayan olmak istiyoruz. Bu güne kadar hep alnımız açık, vicdanımız rahat ve sicilimiz temiz oldu. Yine bu şekilde, dürüst ve şeffaf bir yönetim anlayışından taviz vermeyeceğiz” dedi.

İddialara sert cevap

Mustafa Kurt, hakkındaki iddialarla ilgili ise, şöyle devam etti:

“Seçim sürecinde hakkımızda aslı olmayan yalan yanlış dedikodular üretiliyor. Biz bunları üretenlerin kim olduğunu, amaçlarının da ne olduğunu biliyoruz. Tabi bu dedikodulara kimsenin de itibar etmediğini de biliyoruz. Zaten bu iddiaları duyan herkesin cevabı gülmek oluyor. Bizim böyle, basit yalan, iftira ve dedikodulara ayıracak vaktimiz yok. Göreve gelirsek de küçük hesaplar, menfaatler peşinde olmayacağız. Her zaman köylümüzün, hizmetinde ve yanında olacağız. Yalancının, rantçının, sorunların ise tam karşısında olacağız. Özetle, ‘destek sizden hizmet bizden’ diyoruz.” – BARTIN

]]>
https://www.haber60.com.tr/bartinin-ulus-ilcesinde-muhtar-adayi-dedikodulara-tepki-gosterdi/feed/ 0
Erzincan İliç’teki Maden Faciasının Ardından… Anagold’un da Hisse Sahibi Olduğu Şirket Artvin’de Faaliyetlerine Devam Ediyor https://www.haber60.com.tr/erzincan-ilicteki-maden-faciasinin-ardindan-anagoldun-da-hisse-sahibi-oldugu-sirket-artvinde-faaliyetlerine-devam-ediyor/ https://www.haber60.com.tr/erzincan-ilicteki-maden-faciasinin-ardindan-anagoldun-da-hisse-sahibi-oldugu-sirket-artvinde-faaliyetlerine-devam-ediyor/#respond Sat, 24 Feb 2024 21:51:42 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=11731

UĞUR İSTANBULLU

Artvin merkeze bağlı Yukarı Maden köyünde faaliyet gösteren ve Erzincan’ın İliç ilçesinde maden faciasına yol açan Anagold’un da hisse sahibi olduğu şirketin Artvin’de altın-bakır madeni işletmesine tepki gösterildi. Maden faaliyetinin yürütüldüğü Yukarı Maden köyü Muhtarı Rıdvan Peker, “Köyümün var olmasını isteyen birisiyim ve ne diyelim artık köyümüzde yaşanacak bir durum kalmadı. Artık buralarda kimse kalmıyor, vadi boyunca birkaç mahallemizde var ve oralar kalıyor. Madencinin sınırı yok ki yarın der ki bu caminin altında çok büyük rezerv var ve biz burayı da kaldıracağız derlerse ki biz şehit mezarlarının buradan kaldırılmasını istemiyoruz” dedi.

Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen maden faciasına yol açan Anagold firmasının da hissesinin bulunduğu Artmin Madencilik’in Artvin’de bulunan altın- bakır maden işletmesine tepkiler sürüyor.

Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan, “Ülkedeki bu maden facialarını durdurmamız gerekir. Herkesin bu sürece destek vermesi gerekiyor” dedi. Karahan, şunları söyledi:

“Erzincan İliç’te daha önce de felaket yaşanmıştı ama İliç’teki büyük felaket yaşanınca insanlar ne oluyor diye ancak şimdi endişeleniyorlar. İliç yıllardır paramparça ediliyor ve aynı endişeleri biz Cerratepede şimdi yaşamaya başladık. Tabi burası Yukarı Maden köyünde de daha büyük bir felaket çanları çalıyor. Burası sadece HOD vadisini yok edecek değil, Artvin’e, Çoruh vadisine ve barajlara da etkisi olacak. Bakın şu andaki çalışmaları görüyorsunuz ve şu an ön hazırlık var ve burada kuru dere diyorlar ama şu an kuru olabilir ama sonrasında yağışlarla beraber etkisini  gördük. Bir anda inanılmaz yağışlar yağıyor ve burada doldurdukları toprak sele dönüşüp köyü basabilir. Hemen karşıda gördüğünüz caminin olduğu yereler yem yeşil yerlerdi şimdi ise hallaç pamuğu gibi akmaya başlamış ve henüz başlangıç olmasına rağmen. Bir an önce ülkemin insanın ne olduğunun farkına varmasını istiyoruz. Nasıl bir felaketin içerisinde olduğunu anlatmaya çalışıyoruz, doğamız ve buradaki vadimiz çok kıymetli ve bütün bu dağların altı altın olsa da tümü ülkemize kalsa bile doğanın geriye dönüşü yok. Şu anda en önemli olan temiz hava, temiz su ve burada yaşayan canlılar. Sadece insanlar olarak bakmamak gerekir ve burası yabani hayat açısından da önemli bir yer ve hocalarımızdan bunları öğrenmiş bulunmaktayız. Sadece biz insanlar için değil doğadaki her şey için bu vahşeti durdurmamız gerekir. Ülkedeki bu maden facialarını durdurmamız gerekir. Herkesin bu sürece destek vermesi gerekiyor.

“BÖYLE BİR VAHŞETİ HANGİ ÜLKEDE YAPABİLİRLER?”

Nasıl anlatalım içimiz acıyor ve bu vahşeti nasıl duyuralım bilmiyorum ancak bir felaket yaşanınca herkes ne oluyor demesin ve felaket yaşanana kadar durduralım. Şu anda mezarlara dokunmayacaklarını söylemişler ama adımlarını attıkça oraları maalesef hallaç pamuğuna çevirirler. Biliyorsunuz şirket yavaş yavaş girer memlekete her yerde olduğu gibi. Mühendisler söz veriyor ve mühendisler şirketin sahibi ve yasa değiller. Mühendisin söz verme gibi bir durumu olamaz örneklerinden biliyoruz ve her sene mühendisler değişiyor. Bu durumda çocuk kandırırlar gibi milletimizi de kandırıyorlar. Buradan yukarısına dokunmayacağız gibi söz vermişler ama bunların başlangıcı 1.93 hektar, kapasite artırımıyla köyün tam ortasına bomba gibi düştüler ve 3 bin 500 hektar ve ruhsatları 8.600 hektar ve devamı gelmeyecek mi elbette gelecek. Böyle bir soygunu hangi ülkede yapabilirler ve böyle bir vahşeti hangi ülkede uygulayabilirler? Rahat rahat her şeyimizi tarım alanlarımızı, suyumuzu bakın köyün ortasından akan pırıl, pırıl suyumuzu da alacaklar. Şirket diyor ki Akiferlerden suyu kullanacaklarmış ya burası Konya ovası mı Allah aşkına mümkün mü bu argümanı Cerratepe’de de söylemişlerdi ama ilk önce içme suyuna el koymaya çalıştılar. Bizler mahkemelerde direnerek karşı koymaya çalışıyoruz. Buraları istimlak edip köyü boşaltmışlar ama burası da sahipsiz değil, Artvin halkıda ve ülkemin aklı başında olan insanları da sahip çıkacak topraklarına ve bu felaketleri de durduracaklarına inanıyorum ve başka da şansımız yok.”

“MADENCİLİK GİRDİĞİ YERİ BOZAN, DEĞİŞTİREN BİR FAALİYETTİR.”

Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu ise şöyle konuştu:

“Ne iyi ki Artvinliyim ve Artvin’in güzelliklerinden faydalanmak yaşamın bütün iyi taraflarını çocukluğumdan beri nasıl hissetmişsem ve burada yapılacak olan faaliyetlerden oluşan kötülükleri de elbette ki iliklerimize kadar hissediyoruz. Bu durumdan da elbette ki çok rahatsızız ve bu nedenle de söyleyecek sözümüz var. Biliyorsunuz Doğu Karadeniz bütünüyle bakır provensi olarak geçer. Artvin de tıpkı Gümüşhane gibi Trabzon gibi zengin yer altı kaynakları var ama hep gözden kaçırılan bir şey var; Artvin’in yer üstü kaynakları yer altı kaynaklarından çok daha zengin, çok daha görünür ve ekolojik olarak bütün yaşam formlarına, hiçbir ayrımcılık yapmadan zengin fakir ayrımı yapmadan, hayvan insan ayrımı yapmadan ve düşünmeden fayda sağlıyor. Buna ekosistem hizmeti diyoruz. Madencilik ise yapıldığı ortamı tamamen değiştiren ve bir daha geri döndürülmez şekle getiren bir faaliyettir. Bütün dünyada olduğu gibi madencilik girdiği yeri bozan, değiştiren ve yüzyıllar boyu olumsuz etkileri süren bir faaliyettir.

“MADENCİLİK, ÇEVRE KAYGISINDAN UZAK YAPILIYOR”

Özellikle yabancı şirketlerin bizim gibi ülkelerde yaptığı madencilik faaliyetleri çevre kaygısından da uzak yapıldığı için çok ciddi zararlar söz konusu olabiliyor. Aslında baktığınızda ‘merak etmeyin her şey kontrol altında ve projelerini yapıyoruz’ diyorlar ama arkamızda gördüğünüz HOD madeninde de sorunları görebiliyoruz ki. Bir kere dere vadisinin üstü kapandı düzleştiriliyor ve bu çok tehlikeli ve iklim değişikliğinde getireceği meteorolojik olarak afetlerde çok ciddi artışlar var ve kuru dere deseler bile kuru zamanı çok azdır ve yağış olduğunda yığılan pasalar çık ciddi riskler barındırır. Yaklaşık 80 futbol sahası büyüklüğündeki atık barajı ise bir başka risk. Burada 8 bin 600 hektarlık alan, Cerratepe’de 8bin 530 hektarlık alan, Ardanuç’ta 2 bin 500 hektara yakın. Özetle söylersek Artvin’in yüzde 71’i maden ruhsatlı feriye kalanlarda sahildeki kısa bantlar. Öyleyse Artvin’deki madencilik için insanlarımız şapkayı önlerine alıp bir kez daha düşünmeleri lazım ve özellikle İliç’i gördüklerinde, Kütahya’da, Romanya’da, Kanada’daki atıkları atıldığı barajın yıkıldığını gördüğünde ve dünyada atıkların yüzyıllar etkisi süren ve dereleri nasıl mahvettiklerini insanlarımız görünce tekrardan düşünmek bir zarurettir. Dolayısıyla biz Artvin’de iş olsun diye endişelenmiyoruz ve buradaki madenciliğin ne ülke ekonomisine ne il ekonomisine hiçbir yararı yok. Deminde konuştuk o köpük gidecek geriye pasası kalacak ve bu çevresel felaket insanlara arkadaşlık edecek ve tabii insanlarda burada kalırsa.”

“ARTIK KÖYÜMÜZDE YAŞANACAK BİR DURUM KALMADI”

Yukarı Maden köyü Muhtarı Rıdvan Peker ise şunları söyledi:

“Köyümüzde muhtar olduğumda maden şirketi burada çalışıyordu ve şu anda da faaliyetlerini yürütüyorlar. Gerekli izinleri var ama ne kadar yeterli izinleri var bu konuda bilgim yok. Gördüğünüz gibi köyümüzdeki mezarlık mevkisindeyiz ve mezarlarda gözüküyor zaten. Karşıda Meydan mahallesi var ve bu mahalle kalkıyor zaten. Sağ taraftaki evler sökülmüş vaziyette ve karşıdaki kısmında gezdik zaten ve derelere gelişigüzel hafriyatları doldurmuşlar ve bundan rahatsız olduğumuz için Valiliğe başvurduk gerekli kurumlar gelip gördüler bizler gerekli izahatları gelenlere anlattık. Köyümün var olmasını isteyen birisiyim ve ne diyelim artık köyümüzde yaşanacak bir durum kalmadı. Artık buralarda kimse kalmıyor vadi boyunca birkaç mahallemizde var ve oralar kalıyor. Köyümüzün dışarda nüfusu 50 bin civarında ama kışları köyde 22 hane yazları ise 80 hane kalıyor.”

“MADENCİNİN SINIRI YOK”

Bu topraklarda artık bitki yetişmiyor. Yukarıda görüntülediğiniz yerlerdeki derelere biriken toprakların ve hafriyatın buraları tıkadığında sel oluşacaktır ve aşağıdaki mahalleler zarar görecektir. Birkaç gün yağmur yağınca Hopa’yı gördük ve Karadeniz zaten gidiyor ve o kuru dereler nasıl patladı onun için kuru dere diye bir şey yok çamur sulanır ve oda olur sel. Biz de köyümüzde bunların yaşanmasını istemiyoruz. Burada Halit Paşanın konuştuğu kişilerin mezarı var. Madencinin sınırı yok ki yarın der ki bu caminin altında çok büyük rezerv var ve biz burayı da kaldıracağız derlerse ki biz şehit mezarlarının buradan kaldırılmasını istemiyoruz.”

]]> https://www.haber60.com.tr/erzincan-ilicteki-maden-faciasinin-ardindan-anagoldun-da-hisse-sahibi-oldugu-sirket-artvinde-faaliyetlerine-devam-ediyor/feed/ 0 Erzincan’daki maden faciası köylüleri tedirgin ediyor https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-maden-faciasi-koyluleri-tedirgin-ediyor/ https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-maden-faciasi-koyluleri-tedirgin-ediyor/#respond Mon, 19 Feb 2024 22:42:06 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=9876 Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: UĞUR DEMİRCİ

Erzincan İliç’te Anagold Madencilik’in işlettiği maden ocağında meydana gelen facianın üzerinden 7 gün geçti. Göçük altındaki 9 işçinin çıkarılması için bekleyiş sürerken;  bölgede “siyanür sızıntısı” iddiaları madenin yakınındaki köylüleri tedirgin etmeye devam ediyor. Maden alanına 11 km uzaklıkta hayvancılıkla geçinen Bağıştaş köylüleri, “siyanür tehlikesi” nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakındı. Kemal Yıldırım, “Ben süt satmayla geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da (taşeron maden şirketi) çalışıyor” dedi. Kayacık köyünden Ahmet Temel ise, ” Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz” diye konuştu.

Çalık Holding’in ortağı olduğu Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat saat 14.28’de madende kimyasal madde karışımlı liç yığınının kaymasıyla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Olayın üzerinden 7 gün geçti. Ailelerin toprak altında kalan yakınlarının çıkarılması için bekleyişi sürüyor.

Maden sahasına 9 km uzaklıktaki Bağıştaş köyü de madenden olumsuz etkilendi. Geçimini hayvancılıkla sağlayan köylüler, “siyanür tehlikesi” nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakınıyor. “Siyanür tehlikesi” iddiasıyla içme suyunu kullanamayan Bahçecik köyü de Bağıştaş köyünün mezrası, iki köy karşı karşıya. Bahçecik ve Bağıştaş köyleri meraları ortak kullanıyor. Maden şirketinin meraları madene açmasının ardından Bağıştaş’taki hayvancılık da etkileniyor.

BU PATLAMADAN SONRA BENDEN SÜT İSTEYEN YOK”

Bir köylü, “Mera mı kaldı, her yeri çepeçevre sardılar. Dağı taşı gördün. Madenden gelirimiz, torpilimiz yok. Millet parayı düşünüyor. ‘Para gelsin ne olursa olsun’ diyor. Orada 9 kişi yatıyor ne oldu? Para… para…” diye konuşurken Bağıştaş’ın mezrası olan Bahçecik köyünde yaşayan Kemal Yıldırım (60) ise, içme sularındaki siyanür tehlikesine karşı yetkililere ulaştıklarını belirterek, şunları söyledi:

“Şirketin insan kaynaklarıyla konuştum. ‘Bugün sizin depodan tahlil alınacak. Gerekirse İliç Belediyesi ile görüşülüp sizin depoya su pompalayacağız’ dediler. Suyumuzun yöreden geldiğini bize söylediler. Ben geçimimi büyükbaş hayvancılıktan sağlıyorum. Merayı gördünüz, bizim hayvanlarımız orada otluyordu. Gittik çevirdik durdurduk. Jandarma geldi muhtarla beni aldı gitti. Ben de muhtardan sonra birinci azayım burada. Bize dediler ki, ‘Bir daha engellerseniz tutuklarız’ Dava açmadık sadece gittik durdurduk ‘burada çalışma’ yapamazsınız diye. Orada tapulu arazilerimiz var. Kadastro geldikten sonra orayı Çöpler köyünün içine geçirmişler. Özel kadastro getirmişler. Ondan sonra sahayı genişlettiler yani. Ben süt satarak geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da (taşeron maden şirketi) çalışıyor.

“BÜTÜN BU ÇEVRE KÖYLER PEYNİRİNİ, HAYVANINI SATAMAYACAK”

Bağıştaşlı Soner Özmen ise, meralarının maden şirketine “peşkeş” çekildiğini belirterek ANKA’ya şunları söyledi:

“Bizim merayı peşkeş çekip Çöpler köyüne  verdiler. Biz avukat tuttuk, davacı olduk ama kaybettik. Tapulu arazilerimiz var. Kadastro getirmişler kendi kendine onaylamışlar. Maden sahası dediler, Çöplerin yeri dediler elimizden aldılar. Bütün bu çevre köyler hayvancılık yapanlar, şu anda öyle bir şey ki bundan sonraki dönemlerde kimse peynirini, koyununu satamayacak. Hep diyorlar ki, ‘Maden sahasında otluyor, zehirleneceğiz. Maden sahasında otluyor peynirini satamayacağız.’ Millete büyük bir sıkıntı var şu anda.”

“BİR BALİK TUTUP DA YİYEMİYORUZ, GEÇENLERDE BİNLERCE BALIK ÖLDÜ”

87 yaşındaki Ahmet Temel ise, Kayacık köyünde yaşıyor. Temel köylerinin Fırat’a 50 metre mesafede olduğunu belirterek, geçtiğimiz günlerde nehirde toplu balık ölümleri olduğunu söyledi. Temel, “Önceden bizde meyve de ceviz de olurdu. Bitkilerin bile menfaatini alamıyoruz. Madenden sonra biz mağdur duruma düştük. Zararı çok. Bir balık tutup da yiyemiyoruz. Neden? Tehlikeli diye. Korkuyoruz. Bu nedir nereye kadar gidecek bu iş. Tedbir de almıyorlar asla. Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Doğru dürüst suyumuzu içemiyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz. 50 sene gurbette kaldım buraya geldim huzurum kaçtı” dedi.

]]> https://www.haber60.com.tr/erzincandaki-maden-faciasi-koyluleri-tedirgin-ediyor/feed/ 0 Erzincan’da altın madeni faciası: 8 işçi gözaltına alındı https://www.haber60.com.tr/erzincanda-altin-madeni-faciasi-8-isci-gozaltina-alindi/ https://www.haber60.com.tr/erzincanda-altin-madeni-faciasi-8-isci-gozaltina-alindi/#respond Sat, 17 Feb 2024 00:30:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=8848 DİLAN KUTLU

Erzincan’ın İliç ilçesindeki Anagold şirketine bağlı altın madeninde 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Emekli işçi Muzaffer Güzer, “Burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz” diyerek tepki gösterdi.

Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat Salı günü saat 14.30 civarında Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması meydana geldi. 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler, İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. ANKA Haber Ajansı’na konuşan emekli işçi Muzaffer Güzer, şunları kaydetti:

MUZAFFER GÜZER: “BİZİM GİBİ BİR ARKADAŞIMIZ, BURADA ÇALIŞMIŞ, ONUN BİR SUÇU YOKTU BENCE”

“Buradaki halkımız çalışacak elbet burada, herkes faydalanacak. Yeraltı kaynaklarından ülkemiz faydalanacak, biz de istiyoruz tabii. Benim kardeşlerim, ben, herkes burada, arkadaşlarımız burada. Çalışıyoruz ve ekmeğimizi kazanıyoruz. Burası daha önce hayvan bölgesiydi, küçükbaş hayvancılıkla uğraşılıyordu. Bu insanlara vaat verilerek burada altı madeninin çok güvenli olduğunu söyleyerek burada bir maden sahası çalışması yapıldı ve 2000’li yıllarda açıldı. Daha sonra 2010 yılında başlatıldı. Çöpler köyünde başlayan maden ayrıştırma ve sahası ile ilgili fabrika yapıldı. Daha sonra peyderpey Sabırlı köyüne kadar taştı. Fakat süreçte her zaman şöyle şeyler yaşandı, ihmalin olduğunu hep gördük.

Yıllar sonra Sabırlı köyü sınırları içinde, köye yaklaşık 500-700 metre yakınlığında bir sülfürik asit barajı yapıldı. İnsanların hayatı bu kadar hiçe alındı. Daha sonra peyderpey Yakuplu köyüne doğru çevrildi. 2 yıldır da ilçe sınırları içerisine taşındı.

Tamam, madenlerimiz çalışsın ama insanların yaşam alanına bu kadar müdahil olunmasın. Biz mahalleden, patlatma olduğu zaman binalarımız patlamış, hastalarımız var, sakatlarımız var, bazen bağırıyorlar. Bu kadar duyarsızlık olabilir mi? Kazım Karabekir Mahallesi’ne hemen 300 metre ilerisine şimdi gidip bakabilirsiniz. Şu tepenin arkası yontuluyor. Bizim hayatımız neden bu kadar ucuz? Biz bunu söylemeye çalışıyoruz.

Örnek veriyorum; Sabırlı köyü, Çöpler köyü çıkartılsın, güvenli bir alana taşınsın elbet çalışılsın. Ama neden bizim hayatımız bu kadar ucuz? Birileri sürekli yukarıdan seyrediyor. Bugün ilçemizde bizim arkadaşlardan biri tutuklanmıştı. Bizim gibi bir arkadaşımız, burada tecrübe edinmiş, burada çalışmış, onun bir suçu yoktu bence. Neden? Bütün denetimler buraya geliyor, 135 tane denetim buraya geliyor, burada çay içmeye gelip gidiyorlar. Nasıl bir denetim yapılmış, bunu bilmiyoruz. Ancak bizim burada çalışan, bizim gibi ekmek sahibi olmak isteyen bir insan bugün tutuklanıyor ama bugün ÇED raporunu yazanlar, ilçe sınırlarının içerisinde patlama olduğu halde, binalarımız sarsılıyor, çatlak olduğu halde bütün yetkililer seyirci kalıyorsa bunun vebali kime işlenecek?

“NEDEN BU KADAR UCUZ OLDUK Kİ BİZ?”

Abdullah Paşa Mahallesi’nde, benim oturduğum evin 100 metre ilerisinde sürekli patlama yapıyorlar. Benim annem yaşlı, sürekli bağırıyor. Hangi yetkiliye söylersek, ‘Sesini etmeyin, susun’. Peki burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz.”

Bir diğer emekli işçi Şerif Güler ise şöyle konuştu:

ŞERİF GÜLER: “ONLAR BENİM ÇOCUKLUK ARKADAŞLARIM, BERABER HAYVANCILIK YAPIYORDUK”

“Ülkemizin yeraltı kaynakları ülkemizde kalsın. Ne işi var Kanadalı adamın burada, benim toprağımda? Ben orada canlarım toprağın altında. Bir de haberlerde çıkmış diyorlar ki, ‘Onlar bilirkişilermiş de kontrol amaçlı gitmişler.’ Onlar benim çocukluk arkadaşlarım, beraber hayvancılık yapıyorduk. Onlar ilkokul mezunu adamlar, ne yetkisi varmış?

Beyaz yakalısınız da, bilmem amir yapmışız da. Gönderdiniz şimdi toprağın altında o çocuklar.

Ben güvenlik olarak lojman bölgesinde çalışıyordum. Arkadaşlarımızdan duyuyordum.

Saha içinde çalışan arkadaşlarımın hepsine de belge imzalatmışlar. Mesela, işten çıkarılanların hepsinin ifadesinin alınması lazım. Niye işten çıkarıldın kardeşim sen?”

GÜZER: “BİZİ DE TUTUKLAYIN, SORUMLU BİZİZ. ÇÜNKÜ BİZ ÇALIŞIYORUZ BURADA”

Güzer, işçilerin tutuklanmasına ise “Buradaki bir vatandaşımız tutuklanıyor, sorumlu olarak, o zaman bizi de tutuklayın, sorumlu biziz. Çünkü biz çalışıyoruz burada. Nasıl olacak, ben anlamadım” diyerek tepki gösterdi.

]]>
https://www.haber60.com.tr/erzincanda-altin-madeni-faciasi-8-isci-gozaltina-alindi/feed/ 0
Yıllar geçti acısı dinmedi: Çığ felaketinde hayatını kaybeden 59 kişi dualarla anıldı https://www.haber60.com.tr/yillar-gecti-acisi-dinmedi-cig-felaketinde-hayatini-kaybeden-59-kisi-dualarla-anildi/ https://www.haber60.com.tr/yillar-gecti-acisi-dinmedi-cig-felaketinde-hayatini-kaybeden-59-kisi-dualarla-anildi/#respond Fri, 19 Jan 2024 08:09:04 +0000 https://www.haber60.com.tr/?p=4157 Yıllar geçti acısı dinmedi: Çığ felaketinde hayatını kaybeden 59 kişi dualarla anıldı

BAYBURT – Bayburt’un Üzengili köyünde 31 yıl önce yaşanan çığ felaketinde hayatını kaybedenlerin anısına anma programı düzenlendi. Programda hayatını kaybeden 59 vatandaş dualarla yad edildi.

Üzengili Köyü Derneği tarafından düzenlenen anma programında, 18 Ocak 1993 yılında meydana gelen felakette hayatını kaybedenler mezarları başında anılarak, dualar edildi.

Yapılan duaların ardından konuşma yapan Bayburt Valisi Mustafa Eldivan, “31 yıl önce bugün, 59 vatandaşımız çığdan dolayı vefat etmişti. Hem onların sene-i devriyesinde onları anmak, hem dua etmek, hem de köydeki vatandaşlarımızla bir arada olmak için il protokolümüzle birlikte Üzengili köyündeyiz. 59 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.

Böylesi doğal afetlerin yaşanmaması için alınabilecek önlemler için gayretle çalıştıklarını ifade eden Vali Eldivan, şunları kaydetti: “Ülkemiz coğrafyası gereği doğal afetlerle zaman zaman karşılaşıldığı durumlar meydana geliyor. Bu çığ felaketi de çok öngörülen bir durum değil. Yamaç ve patika olduğu zaman yağışın durumuna göre bu risk mevcut. Bundan sonra bu tür felaketlerin olmaması için, en azından insan gücüyle neler yapılabilir, onları değerlendiriyoruz. Bundan sonra köyümüzün yaz güzelliğinin, kışın da yaşanmasını temenni ediyorum.”

“Çığda anamı bulmak için seferber oldum”

31 yıl önce çığ felaketini yaşayan 48 yaşındaki İrfan Karaaslan, o anları duygulanarak anlattı. O zamanlar 17 yaşında olan Karaaslan, annesi Hatice Karaaslan’ı kurtarabilmek için seferber olduğunu ifade ederek, “93 yılında meydana gelen çığ felaketini birebir yaşamış biri olarak anlatmak istiyorum. Tarih 18 Ocak 1993, saat 07.48’di. Evde annemle ikimiz vardık, evimiz iki bölümdü bir bölümünde annem, diğerinde de ben vardım. Bir uyandım evin köşelerinin birbirine vurduğunu gördüm, çatının uçtuğunu gördüm. O telaşla uyanıp yan odada bulunan annemin yanına geçmek istediğimde kapının, duvarın olmadığını gördüm. Sadece benim uyuduğum oda kalmıştı, evin diğer bölümü komple gitmişti. Bir şekilde kendimi dışarı atabildim, gördüğüm manzara korkunçtu, köyün tamamen dümdüz olduğunu gördüm. 100 metre aşağıda caminin olduğu alanda Mustafa Çakır abimizi çıkarıyorlardı, 90 haneli köyde ancak onu görebildim. O telaş ile anamın derdine düştüm. Üzerimde elbise yok, pantolon yok, çorap yok hiçbir şey yalınayak anamı aramaya çalıştım, bulamadım. Herkes kendi telaşında, herkes ağlıyordu. Ağlama sesleri, inleme seslerinden başka bir şey duymuyordum” dedi.

“Yollar kapanmış, kar 3-4 metreyi bulmuştu”

Kar kütleleriyle kapanan yolların güçlükle açıldığını, o yolları aşarak köye gelen kurtarma ekiplerinin çalışmalarıyla annesinin hayata tutunduğunu kaydeden Karaaslan, “Yollar kapalı, kar 3-4 metreyi bulmuş kimse gelemiyor. Herkes kendi haliyle uğraşıyordu, ben annemi bulamamıştım. Annem odanın kapısının arasında sıkışmış, tahta kapının arkasında yaşam mücadelesi veriyormuş. Saat 16.00 sularında kurtarma ekipleri gelebildi, devletimizin her türlü kolluğu, birimi geldi. Evimizin olduğu yerden annemin sesini duyan ekipler annemi saplandığı yerden çıkardı, kurtardı. Şu an annem 82 yaşında, hayatına devam ediyor” ifadelerini kullandı.

“29 akrabamızı kaybettik”

59 vatandaşın hayatını kaybettiği felakette, 29 akrabasını yitiren Karaaslan, hayatını kaybedenlere rahmet dileyerek, “Akrabalarımızdan 29 kayıp verdik. Allah rahmet eylesin. Kendi çekirdek ailemizden kaybımız olmadı ama 29 yakınımız, akrabamız, 59 vatandaşımız, köylümüz hayatını yitirdi. Biz köy olarak bir bütünüz, bir aileyiz, hepsi bizim canımız, hepsi bizim ciğerimizdi. Bunun için hepsine ayrı ayrı üzüldük” şeklinde konuştu.

Programa, Bayburt Valisi Mustafa Eldivan, Belediye Başkanı Hükmü Pekmezci, AFAD İl Müdürü Adil Arslan, Kültür ve Turizm İl Müdürü Bekir Kurtoğlu, İl Genel Meclisi Başkanı Bülent Yardımcı, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Hayrettin Koçyiğit, Üzengili Köy Muhtarı İhsan Aktürk ve vatandaşlar katıldı.

]]>
https://www.haber60.com.tr/yillar-gecti-acisi-dinmedi-cig-felaketinde-hayatini-kaybeden-59-kisi-dualarla-anildi/feed/ 0