Küçükçekmece Kartaltepe Mahallesi Belediye Caddesi’nde çöken 3 katlı binayla ilgili Arel Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Alan değerlendirmede bulundu. Prof. Dr. Alan, “Kesin değerlendirmeler olacaktır. Tahmini değerlendirmeler yaptığımızda, Vali Bey 1988 yapımı olduğunu söyledi. Bu ne demektir? 1998, 2007 ve 2018 deprem yönetmeliğine tabi olmayan bir binadır. 3 tane deprem yönetmeliği geçmiş üzerinden. Bu bina, bunlara göre kontrol edilip, dayanıklılığı tespit edildi mi? Biz deprem yönetmeliğine göre, binaları kontrol ediyoruz. Karotlar alıyoruz, acaba bu binada o var mı? Zemin etüt raporunun yapıldığını sanmıyorum. 2000 yılının öncesinde zemin etütleri pek yapılmıyordu. Zemine göre statik hesaplar değişmektedir. 2000 yılı öncesi yapılarda, devlete bağlı yapı denetim firmaları yoktu. Bir denetimsizlik söz konusu olabilir. Binada bakım yapılmadıysa, diyelim ki altını su bastıysa, taşıyıcı dediğimiz kolonlardaki demirler korozyona uğramış olabilir. Betonda kalitesini kaybetmiş olabilir. Dükkan katlarında duvarların olmaması, yukarıdaki katlara göre zayıf katları oluşturmaktadır” şeklinde konuştu.
“İstanbul’umuzda 2 bin 3 bin binanın böyle olduğunu tahmin etmekteyiz”
“Bunların projeleri incelendiğinde de acaba üstüne sonradan bir kat çıkıldı mı, kaçak kat olayı var mı yok mu bunun kontrol edilmesi gerekiyor. Her zaman için mühendislik hizmeti alınarak, kontrol edilerek bütün önlemler alınıp ondan sonra insanların oturmasını istemekteyiz. Bilhassa 2000 yılı öncesi yapıları tek tek kontrol etmemiz gerekiyor. Eğer çürükse yıkmamız, eğer sağlamsa da plaket vermemiz gerekiyor. Çünkü çok az çıkıyor. Bizim laboratuvarlara da birçok bina örneği geliyor incelemesini yapıyoruz. Yüzde 95 gibi büyük bir rakamda binalar depreme dayanıksız çıkıyor. Bu ne demektir? Deprem bile gerekmeden yıkılabilen binalarımız var. İstanbul’da hemen hemen her sene 2-3 tane böyle olay yaşamaktayız. İstanbul’umuzda 2 bin 3 bin binanın böyle olduğunu tahmin etmekteyiz. Bunlar saatli bomba gibi ne zaman patlayacağı belli olmayan fakat zamanı gelince de böyle facialara sebep olan bir durumla karşılaştırıyor. 2019 yılında 5,8 büyüklüğünde deprem olduğunda bu tip binalar daha çok etkileniyor. Kontrol ettirmedikleri için farkına varmıyorlar. 4-5 sene sonra binalar böyle yıkılabiliyor” ifadelerini kullandı. – İSTANBUL
]]>Kurban Bayramı’na günler kala Türkiye’nin birçok noktasından yola çıkan kurbanlıklar İstanbul’a gelmeye başladı. Gece yarısı itibarıyla ilk kurbanlıklar İstanbul’a getirilirken, İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, Kuzey Marmara Otoyolu Riva mevkiinde bulunan Canlı Hayvan Sevk Kontrol Noktası’nda denetim gerçekleştirdi. Jandarma ve zabıta ekiplerinin de destek verdiği denetimlerde, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne bağlı veteriner hekimler, kurbanlıkların olduğu kamyon ve TIR’ları tek tek kontrol etti. İl dışından gelen sürücülerin evraklarını tek tek inceleyen ekipler, hayvanların küpe numaraları ile evrak üzerindeki numaralarını karşılaştırdı. Kontrolü yapılan araçlar, hayvan pazarlarına doğru yoluna devam etti.
‘İSTANBUL’DA 123 SATIŞ, 788 KESİM YERİ BELİRLENDİ’
İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Yavuz Karaca, İstanbul girişine kurulan kontrol noktalarındaki denetimlerde 26 adet uygunsuz sevke 2 milyon 600 bin TL idari para ceza uyguladıklarını söyleyerek, “2024 yılı itibariyle kurbanlıklarımız İstanbul’a 1 Haziran itibariyle girmeye başladı. Şu an için giriş noktası olan Riva Hayvan Sevk Kontrol Noktası’ndayız. Bundan önce biz, kurban hizmetleri komisyonunun tebliğinin yayınlanmasıyla beraber kurban hizmetleri komisyonları toplandı satış ve kesim yerleri belirlendi. Şu ana kadar 123 satış, 788 kesim yeri belirlendi. Biz kurbanda hayvan hareketlerinin yoğun miktarda artmasından dolayı zaten yol kontrollerimizi sıkılaştırmıştık. 13 Mayıs itibariyle daha da sıkılaştırıldık, 26 adet uygunsuz sevke 325 büyükbaş 823 adet küçükbaş hayvanla ilgili olarak idari işlem uygulandı ve yaklaşık 2 milyon 600 bin TL idari para cezası uygulandı. Burada ne yapıyoruz, bir kere hayvanlar geldikleri yerde il, ilçe tarım orman müdürlüklerinde ilk etapta sağlık kontrollerinden geçirilir akabinde bu sağlık kontrollerinden sonra pasaportları düzenlenir, aşıları kontrol edilir ve hayvanlara veteriner sağlık raporu düzenlenir.” şeklinde konuştu.
‘GEÇEN YIL 76 BİN BÜYÜKBAŞ, 93 BİN KÜÇÜKBAŞ HAYVAN KESİLDİ İSTANBUL’DA’
Ahmet Yavuz Karaca yeterli sayıda kurbanlık hayvan olduğunu belirterek, “Şu anda saat 18.00 itibariyle aldığımız bilgilerle de yaklaşık 28 – 30 bin civarında hayvanın yollarda olduğunu biliyoruz. Geçen yıl 76 bin büyükbaş, 93 bin küçükbaş hayvan kesildi İstanbul’da, yine aynı sayıları bekliyoruz. Vatandaşlarımızın herhangi bir endişeye düşmesine gerek yok, yeterli sayıda hayvanımız var, kurbanlıkla ilgili bir sıkıntımız olmayacak. Biz buradaki kontrollerimizde, veteriner sağlık raporları var mı? Pasaportları var mı? Araçlardaki hayvanlarla küplerdeki numaralar birbirine tutuyor mu? Onlara bakıyoruz. Bir de Trakya bölgemiz 2010 yılından itibaren Şap’tan ari bölge, Şap’tan ari bölgeye hayvan geçişleri sadece ve sadece kurbanda 15 gün kala yani bugünden itibaren gerekli kan analizleri yapıldıktan sonra oluyor bununla ilgili olarak da veteriner sağlık raporundan ayrıca Trakya’ya geçiş sağlık sertifikası düzenleniyor. Bu belgelerin kontrolleri yapıldıktan sonra karşıya geçişine izin veriliyor, bu şekilde geçen yıl 25 civarında büyükbaş 18 bin civarında küçükbaş hayvan girişi oldu, Avrupa yakasından Anadolu’muza. Geçen yıl ki rakamlarla aynı rakamları yine bekliyoruz, bir problemimiz yok. Vatandaşlarımıza şunu söylüyoruz, kurbanlarını mutlak suretle izinli yerden alsınlar ve valilik tarafından izin verilen kurban kesim yerlerinde ehli kişilere kestirsinler. Başka yerlerde sokakta, parkta, çadırda kestikleri takdirde idari işlemle karşılaşabilirler. Hem de birçok olumsuzlukla karşılaşırlar, yani o kadar hassas bir konu. Hızlı bir şekilde davranılması ve ehli kişilerin yapması gereken bir şey bu.” dedi.
MOBİL UYGULAMA İLE AŞISI, YAŞI VE GELDİĞİ YERE ERİŞEBİLME İMKANI
Mobil bir uygulama ile kurbanlık hayvanlarla ilgili bütün detaylara ulaşabilme imkanının olduğunu vurgulayan Karaca, “Bir de hayvan pazarlarında hayvanları alırken ‘Tarım Cebimde’ diye bir uygulamamız var bizim. Tarım cebimde uygulamamıza girdiklerinde hayvan görüntüleme, küpe sorgulama dediklerinde, o hayvan ile ilgili bütün bilgilere ulaşabiliyorlar. Aşısı, yaşı, cinsiyeti, nereden gelmiş, sahibi kim. Bu da onların işlerini kolaylaştırıyor. Biz son kurban kesilene kadar sahada olacağız kontrollerimiz devam edecek hayvan pazarlarında, çiftliklerde işimizi bütün veteriner hekim arkadaşlarımızla beraber süreci yöneteceğiz” ifadelerini kullandı.
‘BİR HAYVANIN 120 – 130 BİN TL MASRAFI VAR’
Ardahan’dan gelen çiftçi Muhammet Karakaş bir hayvanın maliyetinin 130 bin TL olduğunu söyleyerek, “60 tane hayvan getiriyoruz, Ardahan’dan geliyoruz biz buraya. Böyle kontrol noktalarından geçiyoruz, çok sağlıklı ve çok doğru bir şey yapıyorlar aslında. Ama buradaki insanlar çiftçi bir sürü emekleri var onların. Onların birçoğuna yardımcı olmaları lazım. Bu insanların karşıya geçip kendi akrabalarına hayvan satacaklar. Burada kalmaları onlar için tabi ki de zarar, kötü bir şey bu. Burada adam 20 tane hayvan getiriyorsa 10 tane akrabası var 10 tanesini oraya satacak ki geçimini sağlayabilsin. Bu adamlar 10 aydır emek veriyor, içerde bakıyor bunun yemi, samanı bunların hepsi para çok ciddi masraflar. Şimdi bizim hayvanlar Ardahan’dan gelecek 2 gündür yol geliyor. Burada şu anda beklemeleri o hayvanlar için zarar, yazık günah yani burada izin vermeleri lazım ki onlar geçsinler buradan. Yarın hafta sonu, bu hafta sonu hayvanları satamazlarsa bir sonraki hafta sonu hayvanları kalacak ya da Ardahan’a geri dönecek bu hayvanlar. Bu adamlara yazık günah, insanların hayvanlarını karşıya geçirmesi lazım ki hayvanlarını satıp para kazansın. Hayvanlar şu anda maliyetleri düşündüğümüzde canlı kilo 280 300 kilo arasında biz düşünüyoruz, bunun aşağısında verdiğimiz zaman biz zaten zarar ediyoruz. Şu an 60 tane hayvan getireceğiz buraya 60 tane hayvanın nakliye masrafı 95 bin TL. Ardahan’dan buraya çadır parası ile 100 bin TL. Bir hayvanı örnek veriyorum önceden 5’e alıp 10’a rahat satabiliyorduk. Şu anda Ardahan’dan buraya gelen kadar sadece bir hayvanın 120 – 130 bin TL masrafı var. Burada da hayvan başına 20-25 bin lira kazanacağız da gittiğimizde tekrardan Ardahan’a aynı hayvanı tekrar alamayacağız. Öyle bir durumda var şu anda, bütün çiftçilere Allah kolaylık versin. Bizim pazarımız İstanbul Esenyurt’ta, orada 2 tane çadır yeri aldık biz, 230 bin lira çadır parası verdik. Samanı, yemi her şeyi ayarladık, nasipse bu akşam geçeceğiz, yarın sabah satışa başlayacağız” dedi.
Öte yandan İstanbul’da, Riva (Yavuz Sultan Selim Köprüsü), Çamlıca Canlı Hayvan Sevk Kontrol Noktası (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) ile Kurtköy Mehmetçik Vakfı Dinlenme Tesisleri, Kuzey Marmara Otoyolu Kurnaköy ve Mecidiye Gişeleri, Ahmediye Gişeleri Yol Kenarı Denetim İstasyonu ve Selimiye TEM Gişeleri Yol Kenarı Denetim istasyonlarında 24 saat denetimlerin süreceği belirtildi. Bu denetimlerde il ve ilçe tarım ve orman müdürlüklerinde görevli veteriner hekimleri ile acil müdahale ekipleri, jandarma, emniyet ve belediye zabıta ekipleri koordineli olarak çalışacak.
]]>2024 yılı Kurban Bayramında dini amaç ve ibadet maksadıyla kurban kesmek isteyen vatandaşların, kurbanlarını dini hükümlere, sağlık şartlarına ve çevre güvenlik ve temizliğine uygun olarak kesebilmelerini sağlamak amacıyla kurban satılacak veya kesilecek yerlerin belirlenmesi, kesim yapacak kişilerin eğitilmesi ve bu konulara ilişkin diğer hususlarla ilgili tedbirlerin alınması ile ilgili şartların düzenlenmesi için Aydın Valiliği İl Kurban Hizmetleri Komisyonu Vali Yardımcısı Ali Murat Kayhan başkanlığında toplandı.
Toplantı sonunda 37 maddelik karara imza altına alındı. Alınan kararlardan öne çıkanlar ise şunlar oldu; “5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ve ilgili Yönetmelikler ile 11/05/2024 tarihli ve 32543 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2024 Yılı Kurban Hizmetlerinin Uygulanmasına Dair Tebliğ doğrultusunda, bütün kurum ye kuruluşların üzerine düşen sorumlulukları titizlikle yerine getirmelerine, 2024 Yılı Kurban Hizmetlerinin Uygulanmasına Dair Tebliğ doğrultusunda Aydın İlinde Kurban Bayramından 1 ay önce kurban satış yerleri hazır hale getirilir ve bu tarihten önce kurbanlık hayvan girişine izin verilmez, İlimize giriş noktalarında, İl Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı ve İl/İlçe Tarım ve Orman Müdürlükleri elemanlarınca denetim ve kontrollerinin birlikte yapılmasına, hayvan taşıma ihtimali bulunan kamyonların tamamının durdurularak kontrol edilmesine ve özellikleri belgelerine uymayan hayvan sevkleri ile raporsuz hayvan sevkleri hakkında gerekli yasal işlemlerin uygulanmasına, kaçak hayvan hareketlerine karşı düzenlenen yol kontrol ve denetimlerinin etkinliğini artırmak amacıyla ilgili kurum ve kuruluşlarca yeterli sayıda araç gereç ve personel görevlendirilmesine, ayrıca yol kontrollerinde kullanılmak üzere motorize ekiplerin ilgili kurumlar tarafından oluşturulmasına, denetimler esnasında, Yurt içi Veteriner Sağlık Raporu ve beraberinde bulunması gereken belgeler olmadan kaçak olarak yapılan hayvan sevklerinin tespiti halinde hayvanların yed-i emin ile sahibine teslim edilerek hayvan sahibinin göstereceği bir işletmede karantinaya alınmasına, hayvan sahibinin karantina için yer gösterememesi durumunda, masrafları hayvan sahibince karşılanmak üzere başka bir yerde karantinaya alınmasına ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri Bitki Sağlığı Gıda ve Yem Kanununun ilgili maddeleri gereğince, gerekli cezai işlemlerin uygulanmasına, yed-i emine muhalefet edilmesi durumunda Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasına, İlçe Kurban Hizmetleri Komisyonlarının Kaymakamlar başkanlığında toplanarak belirlediği kurbanlık hayvan satış ve kesim yerlerine ait koordinatları, sahip kişi/kurum adı ve TC/Vergi numarası bilgilerinin listelenerek Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı Veteriner Hizmetleri Müdürlüğüne, Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne ve Aydın İl Müftülüğüne en geç 24.05.2024 tarihine kadar bildirilmesine; 2020 yılı itibari ile Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğünce TÜRKVET sistemi üzerinde tüm geçici kurban satış ve kesim yerleri kapatılmış olup, sistem üzerinde Aydın iline canlı hayvan sevklerinin mümkün olabilmesi için, belirlenen geçici kurban satış yeri listesinin İl Sistem Sorumluları tarafından TÜRKVET’e kaydedilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.” – AYDIN
]]>(ANKARA)-TBMM İliç Maden Kazasını Araştırma Komisyonu, bugün Devlet Su İşleri (DSİ) yetkililerini dinledi. DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, heyelanın önüne yapılan sed projesine “DSİ’nin ödenek ayırmadığı”nı söyledi. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın “Projeyi siz mi yapıyorsunuz, kontrol ediyor musunuz” sorusuna Balta, “Firma kendi projesini proje firmalarına yaptırıyor. Resmi olarak bir kontrol mekanizması yok” dedi. Balta, ÇED raporuna ilişkin ise “Biz bakıyoruz, işte, gönderdiği projeye bakıyoruz neyse, uygunsa uygun değilse ‘Burayı da düzelt’ diye bir daha geri gönderiyoruz derken işte bu süreç üç defa mı, bilmiyorum üçüncüde de ancak uygun görüş verildi” diye konuştu.
TBMM İliç Maden Kazasını Araştırma Komisyonu, bugün Komisyon Başkanı Atay Uslu başkanlığında toplandı. Uslu, toprak kaymasının yaşandığı maden ocağında incelemeler yapmak için yarın ve çarşamba günü İliç’te olacaklarını söyledi. Uslu, “Bugün saat 23.55 uçağıyla Erzincan’a geçeceğiz. Yarın ve çarşamba günü bölgede olacağız. İki gün süresince İliç’te maden ocağında incelemelerde bulunacağız, madenci kardeşlerimizi, teknik heyeti dinleyeceğiz” dedi.
Komisyonda, bugün Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürü Akif Balta ve DSİ yetkilileri sunum yaptı, milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
DSİ Müdür Yardımcısı Cengiz Han Kılıçarslan, kayan 6,5-7 milyon metreküplük liç toprağının Sabırlı Deresi’ne aktığını belirterek, derenin altındaki Bağıştaş Barajı’na karışmaması için set çektiklerini söyledi. Han, yığın liçinden sızabilecek sular için 4 tane yer altı sondaj kuyusu açtıklarını bunu da atık havuzuna pompaladıklarını kaydetti. Kılıçarslan, “ÇED raporunu hazırlayan kurum olmadıklarını”, ancak ÇED sürecinde görüş beyan ettiklerini de ifade etti.
CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın yığın liçinden aktarılan sıvının “solüsyonlu olup olmadığı” sorusuna Kılıçarslan, “Bizim bununla alakalı laboratuvar testimiz yok. Biz orada gördüğümüz akışkan halindeki sıvının içerisinde hangi maddeden ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Bunun içerisinde ne var, hangi oranda var, onu bilemeyiz biz, öyle bir tahlilimiz yok. Sadece, gördüğümüz o malzemeye temas eden herhangi bir yerde biriken sıvı halde ne kadar, ne varsa hepsini pompayla atık havuzlarına aktaralım ki bunun mansaba ulaşması engellensin” diye cevap verdi.
ŞEVKİN: “HEM İÇME HEM DE SULAMA SUYUNA NASIL ÇED RAPORU VERİLDİ”
CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin ise “Fırat Nehri’ni besleyen ve Orta Doğu’ya kadar akan önemli bir akar suyun olduğu ve drenaj ağının olduğu bir ortamda, hem tarımsal sulamanın hem içme suyu kaynaklarının beslendiği bir ortamda buraya nasıl ÇED raporu verdi” diye sordu.
AKP Adıyaman Milletvekili Resul Kurt, maden alanına yakın olan Bağıştaş köyünün su analizlerinin sonuçlarının ne olduğunu sordu.
SARIGÜL: “ATIK BARAJINDA BUHARLAŞMA OLUYOR MU”
CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, atık havuzuna aktarılan su nedeniyle havuzun doluluk oranını aştığında ne olacağına dikkat çekerek, “Suyla temas eden bir siyanürlü topraktan bahsediyoruz. 7 milyon metreküplük bir akıntı oraya gelene kadar önünü tutuyoruz ama diğer topraklar acaba yer altına ulaşıyor mu, ulaşmıyor mu? Atık barajında buharlaşma oluyor mu” sorusunu yöneltti.
“TEDBİRLERİN MASRAFLARI FİRMA TARAFINDAN KARŞILANIYOR”
Verilen aranın ardından DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, milletvekillerinin sorularını yanıtladı. “Yapılan tedbirlerin masrafları kim tarafından karşılanıyor, tutarı nedir” sorusuna Balta, “maden firmasının kendisinin karşıladığını” söyledi.
“DSİ ÖDENEK AYIRMADI”
Projeye ilişkin “DSİ’nin ödenek ayırmadığını” belirten Balta, Yavuzyulmaz’ın “Projeyi siz mi yapıyorsunuz, kontrol ediyor musunuz” sorusu üzerine şunları söyledi:
“Firma kendi projesini proje firmalarına yaptırıyor. Resmi olarak bir kontrol mekanizması yok. Kendi projelerimizi nasıl ki resmi olarak kontrol ederiz, altını imzalarız, projeleri tasdik ederiz, başında durur kontrollük yaparız, ödemeye esas belgeleri oluştururuz; böyle o manada bir kontrollük değil ama sadece burada herhangi bir resmi imza noktasında kontrolümüz yok.”
YAVUZYILMAZ: “SEDDEYİ DENETLEYEN YOK GÖRÜNÜYOR”
Yavuzyılmaz, “Yani bir altın maden sahasındaki bir yığın liç kayması durumunda yapılması gereken sedde diye bir kavramı bir şirket yapmaya başladığı anda onu denetleyebilecek bir mekanizma görünmüyor. Yani örnek veriyorum, sedde yapıldı, seddenin orada çalışanlar var ve yeni bir yığın liç kayması oldu, seddede yıkıldı, altında birileri kaldı, onun da şu anda sorumlusu yok görünüyor, denetleyeni yok görünüyor” dedi.
Atık barajının 7 milyon metreküp boş hacminin olduğunu söyleyen Balta, “Yaklaşık bir 18 milyonluk bir depolama kapasitesi var. Biz de bütün bu atık bulaşan diyelim ya da bulaşma riski olan suyu o atık barajına pompalar ya da cazibeyle aktarma noktasında çalışmalar yapıldı” diye konuştu.
“SU NUMULERİNİ BİZ ALMIYORUZ”
Fırat Havzası’na herhangi bir liç malzemesi henüz inmediğini belirten Balta, “Su numunelerini biz almıyoruz. Yer altı suyunun da aynı şekilde numune takibi bizde değil” dedi.
“MADEN BARAJLARI’NIN KONTROLÜ ÇEVRE VE ŞEHİRCLİK BAKANLIĞI’NDA”
Balta, maden atıkları ile ilgili maden barajlarının kontrol ve denetiminin 2015’ten itibaren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın kontrolünde olduğunu ifade etti.
“ÇED RAPORUNA OLUMLU GÖRÜŞÜ ÜÇÜNCÜDE VERDİK”
Balta, ÇED raporu sürecinde, eksik gördükleri hususların tamamlanması için görüş bildirdiklerini, sürecin bu nedenle bir yıl uzadığını belirterek, “Bizim eksik gördüğümüz hususları görünce başvuru yapılıyor, tekrar görüş isteniyor. Bakın, Bbiz bu dediğinizi yaptık, şöyle şöyle yaptık’. Biz bakıyoruz, işte, gönderdiği projeye bakıyoruz neyse, uygunsa uygun değilse ‘Burayı da düzelt’ diye bir daha geri gönderiyoruz derken işte bu süreç üç defa mı, bilmiyorum üçüncüde de ancak uygun görüş verildi” diye konuştu.
]]>
Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte araç alım satımında hareketlilik başladı. İkinci el araç alımında vatandaşlar satın almak istedikleri araçları ekspertize götürmeden önce kendileri kontrol etmek istiyor. Bu noktada uzmanlar, ilk kontrollerde aracın fiziki kondisyonu, iç mekandaki yıpranma izleri, motor sesinin kontrolü ve hasar durumunun kontrol edilmesi gibi başlıklar öne çıkıyor.
“Motorun performansı 90 çıksa bile, motor ölü olabiliyor”
Araç alacak vatandaşlara uyarılarda bulunan oto ekspertiz uzmanı Şenol Uysal, “Araç alacak vatandaşlarımızın öncelikle kaporta aksamına bakmaları gerekiyor. Kaporta aksamının telafisi yoktur. Müşterilerimizin isteği ve talebine göre şaseler, podyeler, direkler gibi bakılması gereken önemli noktalar var. Bazen sıfır alınan araçlar geliyor, tırlardan indirilirken sürtme sonrası gizli boyama yapılabiliyor. Sıfır araç bunda boya olmaz demeyin. Onları da göstermenizi tavsiye ederim. 3 bin, 5 bin kilometrede motor mekanik aksamında bir şey olmayabilir ama lastikten ağır bir darbe aldığı zaman airbag açma gibi sorunları olabiliyor. Bu tür araçlarda mutlaka kaporta ve airbag kontrollerinin yapılması gerekiyor. Mekanik bölümlerde ise motor suyu, motordan yağ kaçakları, üflemesi motorun testini yapmak, motor testi anlık performansını gösterir, motor yaptırıldıysa eğer mutlaka üfleme, yağ yakması var mı diye, yatak sesi, etek sesi kesinlikle kontrol edilmesi gerekiyor. Motorun performansı 90 çıksa bile, motor ölü olabiliyor” dedi.
“Aracın kontrolleri sırasında 1 santimlik bir işlem de 50 santim işlem de aynı”
Alınacak araç üzerindeki bütün parçaları kontrol etmekte fayda olduğunu, nedeninin ise önemsiz olarak görülen noktaların sonuçlarının farklı olabileceğini anlatan Şenol Uysal, “Biz buraya gelen araçlarda boya aksamlarının tamamını boya makinaları ile kontrol ederek raporluyoruz. TSE standartları ile boyaların ölçümünü yapıyoruz. Sökülüp takılan parça, değişen parça, kaza yapılan bölümler ve iç kısmına kesinlikle bakıyoruz. Bizim çıkan raporlarımızda aracın kaporta, şaselerine ve direklerine bakılması gerekiyor diye belirtelim. Araç üzerindeki bütün parçaları kontrol etmekte fayda var, çünkü önemsiz olarak görülen tek nokta size hata yaptırabilir. Kontrolleri yaptırırken veya yaparken önemsiz yerlere değil kesinlikle önemli aksamlara bakılması gerekiyor. Aracın kontrolleri sırasında 1 santimlik bir işlem de 50 santim işlem de aynı. Bu küçük bir şey olmaz demek olmaz” şeklinde konuştu.
“Program yardımı ile taradığımız zaman araç üzerindeki tüm arızaları görebiliyoruz”
Detaylı kontrolleri sıralayan Uysal, “Aracı son olarak bilgisayara bağlayıp burada program yardımı ile taradığımız zaman araç üzerindeki tüm arızaları görebiliyoruz. Yine program aracılığı ile aracın kilometre sorgulaması yapıyoruz. Düşürülmüş ise raporluyoruz. Bilgisayara aracı bağladıktan sonra motor kaputunu açarak kontrollere devam ediliyor. Bu sayede motorun sesi, atma, ötme var mı diye. Burada bilenen bir yanlış da aslında motor üflemesi, bunun doğrusu araç rölantide çalışırken yağ kapağından üfleme olursa. Normal araca gaz verince eğer duman motora gidiyorsa araçta üfleme yok demektir. Turbo kontrolünde de eğer turbo borusuna elinizle bastıktan sonra araca gaz verince bu hortum şişiyorsa bu da sağlam demektir” diye konuştu. – KONYA
]]>Antalya’nın Konyaaltı ilçesi Sarısu mevkisinde bulunan Tünektepe Teleferik Tesisi’nde 1 kişinin hayatını kaybettiği, 7 kişinin yaralandığı kazaya ilişkin TMMOB Makina Mühendisleri Odası ve TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Antalya şubelerince ortak basın toplantısı düzenlendi.
Elektrik Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Şaban Tat, mekanik, elektriksel ve hatta inşaat yoğunluğu yüksek tesiste meydana gelen kazanın kesin nedeninin tespit edilmesinin zaman alacağını belirtti.
Bilirkişinin gerekirse hesaplı ya da laboratuvar testleriyle destekli bulgular ile konuyu en kısa sürede aydınlatma yolunda adli makamlara özveriyle destek olacağına inandıklarını vurgulayan Tat, teleferik, asansör ya da diğer kaldırma ve iletme araçlarının dahil her türlü iş ekipmanının ilk ruhsatlandırılması, bakımları, periyodik ve özel kontrollerinin önemli olduğunu ifade etti.
Bakım ve periyodik kontrollerin kaza riskini hemen hemen yok denebilecek düzeye indireceğine dikkati çeken Tat, şöyle devam etti:
“Ruhsat aşamasında bir teleferik tesisinin teknik özelliklerinin, bakım ve tesis operatörlerinin yeterliliği ve sistem donanımlarının uygunluğunun sürekliliği ancak bakım ve periyodik kontrollerin eksiksiz yapılması ile mümkün olacağı gözden kaçmamalıdır. Teleferik gibi tesislerin bakımlarının ve kontrollerinin TS EN 1709 standardına göre yapılması gerekmektedir. Bu standartta tüm aksamlar ile ilgili kontroller belirtilmiştir. Bu tesislerin yapılması gereken aylık rutin bakımları dışında imalatçı firmanın belirlemiş olduğu dönemlerde yıllık ağır bakımları da yapılmalıdır. Hatta tesisin her gün çalışma öncesi ön kontrollerinin de tesis operatörleri tarafından yapılması gerekmektedir.”
Tat, teleferik gibi tesislerde aylık bakımlarda tüm tahrik sistemi, frenler, makaralar, kasnaklar, makaralı zincirler, çekme askıları ve diğer birçok aksamın, yıllık ağır bakımlarda ise kaynak ve cıvata gibi bağlantı elemanlarının korozyon ile paslanma kontrolü yanında gevşeme durumlarının da kontrol edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
“Tahribatsız malzeme muayenesi için gerekli aralıklar ilgili standartta tanımlıdır”
Kontrollerin gözle kontrol şeklinde olduğu gibi tahribatsız malzeme muayenesinin de bağımsız bir akredite muayene kurulu tarafından yapılması gerektiğini anlatan Tat, “Tahribatsız malzeme muayenesi için gerekli aralıklar ilgili standartta tanımlıdır. Hatta yıllık ağır bakımlarda en elverişsiz operasyonel yükleme koşulları altında tahrik sistemleri, fren ve diğer tanımlı ekipmanın testleri gerçekleştirilmelidir. Bu bakımlarda elektrik tesisatları, topraklama sistemleri ölçüm ve kontrolleri, yıldırımdan korunma sistemi kontrol ve ölçümleri, scada ve otomasyon sistemleri test ve kontrolleri yapılmalıdır. Ayrıca güvenlik fonksiyonları ve cihazları ile aynı zamanda sinyalizasyon ve otomatik kontrol cihazları da bu aşamada test edilmelidir.” diye konuştu.
Tat, denetimlerin kamusal alanda hizmet veren akredite kurumlarca gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Tesislerin bakım ve kontrollerini gerçekleştiren mühendisler ilgili meslek odasından gerekli eğitimi almış ve belgelendirilmiş olmalı, bu durum meslek odalarınca gözetim altında tutulmalıdır. Birçok kaldırma-iletme makinesinin periyodik kontrolünün kim tarafından yapılacağına dair bir mevzuat mevcuttur. Ancak teleferik gibi yoğun mekanik ve elektriksel yoğunluğa sahip tesislerin periyodik kontrolünde görev alacak personelin niteliği ve bunun kontrolü konusunda bir mevzuat mevcut değildir. Gerekli düzenlemeler acilen yapılmalıdır. Lunapark, tema park gibi özellikle yaz aylarında yoğun tercih edilen eğlence tesislerinde de riskli makinalar mevcuttur. Bu cihazların bakım periyotları titizlikle takip edilmeli. Periyodik kontrollerinin yapılması konusunda hassas davranılmalıdır.
“Yasal düzenlemelerin geç kalınmadan yapılması gerekiyor”
TMMOB Makine Mühendisleri Odası Antaya Şube Başkanı Prof. Dr. İbrahim Atmaca ise teleferiklerde olduğu gibi bahar ayları ve yazla birlikte kullanımları artan lunaparklar, oyun ve tema parklardaki ekipmanlarında da bakım ve periyodik kontrollerinin önemli olduğunu belirtti.
Atmaca, teleferik gibi mekanik ve elektriksel yoğunluğu çok fazla olan tesisler için bu bakımın yetkin kişiler tarafından yapılması gerektiğini kaydetti.
Proje yapmanın, üretmenin, montajını yapmanın özel sektörün işi olduğunu anlatan Atmaca, “Proje özel sektörün olabilir ancak denetim söz konusu olduğunda bu piyasanın insafına bırakılamaz. Denetim kamusal alanda kalmalı. Bu kazaların önlenmesindeki başlıca unsur bu olacak. Yasal düzenlemelerin geç kalınmadan yapılması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Atmaca, Türkiye’deki birçok teleferik tesisindeki bakım ve periyodik kontrollerinin istenmeyen kazaların önüne geçilmesi için tesis işletmeleri tarafından tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
]]>Çağın en önemli hastalığı kansere karşı, kişinin ve tümörün genetik özelliklerine göre tedavi seçiminin belirlenmesi anlamına gelen kişiselleştirilmiş kanser tedavisi, hastaların umutlarını arttırdı.
Kanserin erken teşhis ve tedavisinde son yıllarda hızlı ilerlemeler kaydedilmesiyle kişiye ve tümöre özel tedavi yöntemiyle şifa bulan hastalara sık rastlanılmaya başlandı.
Kişisel gelişim uzmanı ve eğitmen Tuğçe Boztepe de meme kanserini kişiye özel tedaviyle yenen hastalar arasında yer alıyor.
Bir çocuk annesi, 40 yaşındaki Boztepe, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kansere yakalandığını öğrendiğinde doktoru Prof. Dr. Özlem Sönmez’in uyguladığı tedaviyle rahatlayıp sakinleştiğini söyledi.
Boztepe, o dönemde turizmci kimliğiyle gezdiğini dile getirerek, “Giyinirken elimi yan tarafıma götürdüğümde, sağ tarafımda bir çukur gözlemledim. Kanserli bir şey veya anlamlı bir çukur olduğunu düşünmedim. Uçaktan iner inmez kendimi Özlem Hoca’nın karşısında buldum.” dedi.
Doktoru tarafından kendisine meme kanseri teşhisi konulmasının ardından bilimsel ve tıbbi sürece ilişkin bilgilendirildiğini, ilerleyen dönemde sağ tarafındaki lenflerin bir kısmının alındığını ifade eden Boztepe, hastalığı kabul etmenin kolay olmadığını anlattı.
Boztepe, ilk önce “Neden bana bu oldu?” gibi sorguladığına dikkati çekerek, “Teşhisim ilk konulduğunda Özlem Hoca bana bir şey anlatmıştı. Bunu sadece kanser için değil hayatın her aşamasında kullanıyorum. Bir hücre çizdikten sonra yaklaşık yüzde 80’lik kısmı için ‘Sen hiç merak etme. Biz seni hayatta tutacağız. Bilimsel olarak elimden ne geliyorsa yapacağım ama bu yüzde 20’lik kısmı da sen kendi gücün, azmin ve moralinle yapacaksın.’ dedi. Hayatımda kanserin dışında aldığım en önemli öğreti ve derstir.” ifadelerini kullandı.
Tedavisine önce kemoterapiyle başlandığını, ardından ameliyat ve meme koruma sürecinin gerçekleştiğini belirten Boztepe, tedavi sürecinin yaklaşık 1 yıl sürdüğünü kaydetti.
Boztepe, “Tedaviden hemen sonra sıklıkla muayenelerim, kontrollerim oldu. 3 aylık, 6 aylık kontroller. Şimdi yıllık kontrollere geçtik. Şu an sağlığım çok iyi ve harikayım.” diye konuştu.
Sağlığına kavuştuğunu, ailesiyle güzel ve mutlu zamanlar geçirdiğini anlatan Boztepe, kanserde erken teşhisin önemini vurguladı.
Boztepe, “Biz, hep konuya böyle savaşarak girmek gerektiğini düşünüyoruz. Zırhlarımızı giyip bir cephedeymişiz gibi davranıyoruz. Aslında kanserde kaybeden olmadığını, bunun bir mücadele olduğunu kabul ederek, sürece girmemiz gerektiğini düşünüyorum.” görüşünü paylaştı.
Kişiselleştirilmiş kanser tedavisi hastalarda yüz güldürüyor
Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Sönmez ise kanser tedavisinde yüz güldüren ve hastanın yaşam süresini uzatan tedaviler arasında yerini alan kişiselleştirilmiş kanser tedavisi ve immünoterapiyi anlattı.
Prof. Dr. Sönmez, bu yöntemin, kişinin ve tümörün genetik özelliklerine göre tedavi seçiminin belirlenmesi anlamına geldiğini, böylece kanserli hücrelerin uzun süreli tedavilerle kontrol altında tutulduğunu söyledi.
Yeni tedavi yöntemi immünoterapinin de onkolojik tedavilerde son birkaç yılda ön plana çıktığının altını çizen Sönmez, “Her yıl ülkemizde 200 bin kişiye yeni kanser tanısı konuluyor. Son zamanlarda her ne kadar kanser sıklığı artsa da kanserlerden ölümler azalmış durumda. Bunu da kişiselleştirilmiş tedaviler sayesinde yapıyoruz. O hastadaki kansere sebep olan gene yönelik verdiğimiz tedavilerle kişiselleştirilmiş tedavileri uygulayabiliyoruz. Bu, ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılıyor. Kemoterapiyle yüzde 40-50’lerde yanıt oranı varken bu hedefe yönelik tedavilerle yüzde 80, 90, 95 yanıt oranları almaktayız.” değerlendirmesini yaptı.
Prof. Dr. Sönmez, immünoterapilerin de yüksek teknoloji ürünü tedaviler olduğunu, hastanelerde medikal onkoloji uzmanları tarafından uygulanması gerektiğini aktararak, hücre tedavilerinin ve gen mühendisliği teknolojileriyle yaptıkları tedavilerin hastadan alınan dokudan hastaya özel üretilen tedaviler olduğunu kaydetti.
Bunların kişiselleştirilmiş tedavilerin en uçuk noktası olduğunu vurgulayan Sönmez, “Tuğçe Hanım’a da meme kanseri tedavisinde önce kemoterapi verdik. Amacımız, tümörü küçültmek, koltuk altını korumak, hastayı ameliyata hazırlamaktı. Daha sonrasında ameliyat ettik ve hormona duyarlı bir tümör olduğu için hormonoterapiyle devam ettik. 4 yıldır hastamızın kontrollerini yaptık ve şimdi kontrolleri 1 yıla çıkardık.” şeklinde konuştu.
]]>Venedik Belediye Başkanı Luigi Brugnaro, Venedik Belediye Meclisinin Eylül 2023’te aldığı karar doğrultusunda bu ay içinde uygulamanın denemesine başlayacaklarını açıkladı.
Brugnaro, Roma’daki Yabancı Basın Derneğinde yaptığı tanıtımda, uygulamanın aşırı turist yoğunluğuna karşı deneysel ve caydırıcı bir fikir olduğunu ancak “şehrin kapatılması” anlamına gelmediğini söyledi.
“Dünyanın önemli tarihi merkezlerini koruma görevimiz var.” diyen Brugnaro, uygulamanın 25 Nisan’da 08.30-16.00 saatlerinde ilk kez devreye alınacağını ifade etti.
Uygulamanın amacının para kazanmak olmadığını savunan Brugnaro, “Bunun amacı, şehri korumak.” dedi.
Brugnaro, uygulamanın kontrolüne yönelik kentte turnike olmayacağını ancak bazı noktalarda kontrollerin yapılacağını anlattı.
Kişi başı 5 avro
Toplantının ardından AA muhabirine ayrıca açıklamalarda bulunan Brugnaro, uygulamalarının Venedik’te serbest dolaşımı ve seyahat özgürlüğünü sınırlamayacağını dile getirdi. Brugnaro, “Venedik’e girişlerde herhangi bir kısıtlama yoktur. Belediyenin internet sitesinde yer alan ve mümkünse daha az günlük misafir ağırlamaya çalıştığımız günler olarak belirtilen günler haricinde herhangi bir sınırlama yoktur.” ifadelerini kullandı.
Günübirlik gelenlerin bir ücret ödeyeceğinin altını çizen Brugnaro, “Venedik’e günlük gelenler, konaklamayanlar, yani sabah gelip akşam gidenler bir katkı payı ödemek durumundalar. Kişi başı katkı payı ücreti bu yıl 5 avrodur. 14 yaşına kadar olan çocuklar bundan muaftır. Ayrıca Venedik veya Mestre’de, yani Venedik Belediyesi sınırları dahilinde otellerde konaklayanlar da hiçbir ücret ödemeyecek.” diye konuştu.
Brugnaro, uygulamanın ilk aşamada bahar aylarında başlayıp, temmuzun ikinci haftasına kadar deneneceğini belirterek, “Bu dönemi deneme olarak belirledik. Bunlar henüz plajların dolmaya başlamadığı bahar günleridir. Pek çok insan hafta sonu plaj yerine Venedik yakınındaysa şehre uğramak isteyebilir. O günlerde gelmeye karar verirlerse, rezervasyon yaptırıp, 5 avroluk katkı payı ödeyerek erişim sağlamaları mümkündür.” dedi.
Brugnaro, Türkiye ve dünyadan pek çok kentle iletişim halinde olduklarını, kendilerine hem giriş ücreti uygulamalarının hem de tarihi eserlerin, anıtların nasıl korunacağına dair sorular sorulduğunu aktardı.
Venedik’te Türkiye’den eserler olduğunu bildiren Brugnaro, “Bunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla Türk misafirler hoş karşıladığımız misafirlerimizdir. Bizim herkesten istediğimiz tek şey, insanların saygısıdır.” yorumunu yaptı.
Venedik Belediyesi Turizmden Sorumlu Belediye Meclis Üyesi Simone Venturini de giriş ücreti uygulanacak belirli 29 gün için, 16 Ocak’ta devreye alınan çevrim içi portal üzerinden şu ana dek 151 bin 157 rezervasyon aldıklarını, giriş ücreti ödeyenlerin sayısının da 15 bine yaklaştığı bilgisini paylaştı.
Venedik’e giriş ücreti uygulaması
Venedik Belediye Meclisinin kentteki turist yoğunluğunu kontrol altına almak maksadıyla Eylül 2023’te kabul ettiği “Venedik’e giriş ücreti” uygulaması, bu yıl ilk aşamada yoğunluk oluşması beklenen bazı tatil günlerini de kapsayan 29 günde denenecek.
Venedik’e günübirlik ziyaretleri belirlenen 29 güne denk gelen turistler, “Contributo di Accesso a Venezia” (Venedik’e Giriş Ücreti) adıyla oluşturulan siteden rezervasyon yaparak giriş ücretlerini ödeyebilecek.
5 avroluk giriş ücretini ödeyen ziyaretçilerin akıllı telefonuna geçiş belgesi özelliğinde bir karekod gönderilecek ve şehirde rastgele yapılacak kontrollerde bu karekodun gösterilmesi gerekecek. Giriş ücretini ödemeyenler, yerel yetkililerin kontrollerinde tespit edilmeleri halinde giriş ücretine ek olarak 50 avroluk idari para cezasına çarptırılacak.
Venedik Belediyesi sınırları içerisindeki tesislerde konaklayanlar, Venedik’in içinde bulunduğu Veneto bölgesinde ikamet edenler, 14 yaş altı çocuklar, bakıma muhtaç olanlar, spor müsabakalarına katılanlar, seyahate çıkan lise öğrencileri, güvenlik güçleri ve itfaiye ekipleri giriş ücreti ödemekten muaf tutulacak.
Kanalların üstüne kurulu yapısı ve tarihi dokusuyla Venedik, her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor.
]]>ASKİ Genel Müdürlüğü, eski yönetimler tarafından altyapının ihmal edilmesi nedeniyle kentte zaman zaman yaşanan ve geçmişte can ve mal kayıpları ile de sonuçlanan sel manzaralarına savaş açtı. Geçen aylarda başlattığı kapsamlı temizlik hamlesini gece gündüz ve aralıksız sürdüren ASKİ, Başkent Ankara’da yer alan 150 bin civarında ızgara, 2 bin civarında sel kapanı ve 111 alt geçidi düzenli aralıklarla temizliyor.
Ankara’nın 25 ilçesinin tamamında gerçekleştirilen rutin temizlik, bakım ve onarım çalışmaları ile Başkenti sağanak yağışa hazır hale getirmek için çalışan ASKİ, insan kaynağı ve teknik araç gücüyle 2023 Aralık–Şubat 2024 dönemini kapsayan son 3 ayda içine dolan malzemeler nedeniyle gider sorunu olduğu tespit edilen 73 bin 602 ızgara ve 699 sel kapanını temizledi.
IZGARA VE SEL KAPANLARINA SİSTEMATİK KONTROL
Geçen aralık, ocak ve şubat aylarında, 68 bin 451 ızgara ile bin 377 sel kapanı kontrol edilerek temiz kaydı alındı. Yine son 3 ayda Ankara’daki alt geçitlerde bin 223 temizlik kontrolü gerçekleştirilerek, dolu noktaların temizliği sağlandı. Ankara genelinde mevcut sel ızgaraları ve mazgalların önemli bir kısmı temizlik kontrolünden geçirilmiş oldu. Coğrafi Bilgi Sistemi’nde kaydı eksik olan 60 bine yakın ızgara da sisteme kaydedildi. Böylece düzenli izleme için çok önemli olan veri tabanındaki eksikliklerin giderilmesinde önemli bir mesafe alındı. Geçen 3 ayda ayrıca 482 noktada, 17 yeni sel ızgarası ve bin 648 yeni ızgara imalatı gerçekleştirildi.
ASKİ Genel Müdürü Memduh Aslan Akçay, kum, çakıl, yaprak, dökülen yağ ya da bebek bezi gibi maddeler ile tıkanan ızgaralar nedeniyle yaşanabilecek sel baskınları ve daha küçük su taşkınlarının önüne geçmek için yürütülen temizlik çalışmaları hakkında şu bilgileri verdi:
“YAĞMUR SUYU GİDER ALTYAPISI YILDA EN AZ 3 TUR GÖZDEN GEÇİRİLECEK”
“Geçmişteki hataları yineleyip yeniden üzücü olaylar yaşamamak için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş döneminde ASKİ olarak Türkiye’mizin göz bebeği Ankara’mızda kapsamlı bir yağmur suyu gider altyapısı temizlik programı yürütüyoruz. Izgaraların yanı sıra kentimizdeki sel kapanlarını da tıkanıklık ve temizlik açısından sürekli kontrol ediyoruz. Ankara’da sel yaşanabilecek her bir noktayı kontrol altında tutmak için takip ettiğimiz bir programımız var. Bu sayede sistemimizde kayıtlı tüm ızgaraları yılda en az 3 kez ki bu 4’te olabilir gözden geçireceğiz. Böylece altyapıda idari kaynaklı ortaya çıkabilecek sorunların önlemini almış olacağız. Burada amaç sel felaketi yaşanmadan önlem almak ve selin olumsuz etkilerini en aza indirmek. Hedefimiz Ankara’da temizlenmemiş olmaktan kaynaklanan rögar taşkınlarını ve su baskınlarını tamamen önlemek. Bunu yapabilmek için de düzenli şekilde her ay mevcut rögar ve ızgaralarımızın en az yüzde 25’ini kontrol edecek ve gerektiğinde temizleyeceğiz. Yağmur yağdığı zaman beklentimiz aldığımız bu önlemlerin olumlu sonuçlarını görmek, halkımızın şikayetlerini asgari düzeye indirmek. İdare kaynaklı sorunları giderdikten sonra bölgede bir taşma yaşanırsa bu sefer bölgedeki fiziki altyapı kontrol edilerek ihtiyaç duyulan çözümler üretilecek.”
ANKARALILARA VE İLÇE BELEDİYELERİNE ÇAĞRI
Atık su ve yağmur suyu hatlarının zamanla kum, çakıl, yaprak ve yağ gibi çökelmiş malzeme birikimi ile dolarak çalışamaz duruma geldiğinin altını çizen Akçay, ızgaraları tıkayabilecek bebek bezi gibi malzemelerin, tekstil ürünlerinin, plastik çöplerin ızgaralara atılmaması için Ankaralılara çağrı yaptı. Akçay, “İlçe belediyelerinin de asfaltlama yaparken ızgaraların üzerini kapatmamaları ve kod farkı yaratmama hususları da altyapının verimli çalışmasında en önemli unsurlardan birisi olarak öne çıkıyor” dedi.
]]>14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar inşaat mühendisi Ferit Işık ve müteahhit Celal Gül, bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Taraf avukatları, müştekiler ve tanıklar mahkemede hazır bulundu.
Duruşmada tanık olarak beyanı alınan İhsan Bayram Apartmanı C Bloku 6. kattaki dairede tadilatı kontrol ettiği öne sürülen Çukurova Belediyesi’nde görevli memur H.C, kendisinin harita teknikeri olduğunu söyledi.
Belediyedeki görevinin, daire tadilatı yaptıranlardan kayıt dilekçesini teslim almak olduğunu belirten H.C. “Ben herhangi bir tadilat kontrolü yapmadım. Tadilat kontrolü benim görev alanımda olan bir konu değildir. Tadilat kontrolünü mimar ve mühendisler yapar. Biz binanın imar ve iskanı varsa basit tadilat izni veriyoruz. Kontrol için kimlerin o daireye gidip gitmediğini bilmiyorum.” dedi.
İhsan Bayram Apartmanı’nın 2010 yılında yapılan ruhsat yenileme işleminde imzası bulunduğu gerekçesiyle beyanı alınan diğer tanık F.S.T. de Çukurova Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nde görevli inşaat mühendisi olduğunu bildirerek, şunları ifade etti:
“Ruhsat yenileme işleminde teknik uygulama sorumlusu olan kişi bizzat gelerek kendisinin bizzat teknik uygulama sorumlusu olduğunu belirtip imzasını atar ve biz de kontrolünü yaparız. Proje kontrolü yaptıktan sonra ruhsat yenileme şubesine geçilir, orada da gerekli kontroller yapıldıktan sonra ruhsat yenileme işlemi gerçekleştirilir. Basit tamir ve tadilat yönetmeliği bellidir. Bu tadilat kapsamında boya, yalıtım gibi basit işlemler yapılır. İzin veren yetkililer yönetmeliğin öngördüğü çerçevede izin veriyorlar. Basit tamir ve tadilatın dışında bir işlem yapılmışsa o işlem durdurulup mühürlenir. Teknik uygulama sorumlusu görevinden ayrılmışsa bunu belediyenin ilgili makamlarına bildirir. Fakat bu yapıyla ilgili teknik uygulama sorumlusu olarak görevden ayrılmaya ilişkin bir bildirimde bulunulmadı. Ruhsat yenileme işlemi, bahsettiğim gibi kanuni bir haktır. Biz taraflara ‘Neden ruhsat yeniliyorsunuz?’ sorusunu sormuyoruz.”
Sanıklar savunma yaptı
Hakkındaki iddialar hatırlatılarak savunması alınan tutuklu sanık Ferit Işık, binanın inşaatını kendisinin yapmadığını ileri sürerek, “Binanın müteahhidi ben değilim. Herhangi bir sorumluluğum yoktur. Celal Gül yaptığı inşaata iskan alamamıştır. Kendisinin şantiyesinden sorumlu bir mühendisi dahi yoktur. Bu yapı 2000 yılında Celal Gül’e devredilmiştir. Devir işlemi yapılırken ‘Ben buranın sorumlu inşaat mühendisiyim’ diye bir sözleşme maddesi konulmamıştır. Celal Gül hukuki olarak sona ermiş bir şirket adına işlemlerine devam etmiştir. Ben bu yapının teknik uygulama sorumlusu değilim. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Diğer tutuklu sanık Celal Gül de aleyhindeki hususları kabul etmediğini bildirerek, “Ferit Işık’ın beyanlarını kabul etmiyorum. Onun inşaat şirketi adına bir biz işlem yürütmedik. Tahliyemi ve beraatımı talep ederim.” dedi.
Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk halinin devamına, ruhsat yenileme işlemindeki imzalar üzerinde Kriminal Polis Laboratuvarında inceleme yapılması ve bu konuda rapor alınmasına, giriş kattaki iş yerinde yürütülen tadilat işlemlerinin fotoğraflarının ilgili kurumsal firmadan istenilmesine ve diğer eksikliklerin giderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
Birbirlerini suçlamışlardı
İhsan Bayram Apartmanı C Bloku’nun depremde yıkılmasıyla ilgili 16 Şubat 2023’te tutuklanan Işık ve Gül, savcılık ifadelerinde suçu birbirlerinin üzerine atmıştı.
Işık, 1997’de arsa sahiplerinden muvafakatname alarak inşaata başlamak üzere proje hazırladığını ancak ekonomik nedenlerle bunu gerçekleştiremediğini, arsa sahiplerinin zorlaması üzerine projeyi Celal Gül’e devrettiğini ileri sürmüştü.
Gül de yıkılan blokun inşaatını 4. kat seviyesinde devraldığını iddia etmişti.
İnşaat mühendisi Ferit Işık ve müteahhit Celal Gül hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.
]]>“ARACIN ÖNCE FİZİKİ GÖRSELLİĞİ İNCELENMELİ”
Satın alınacak aracın önce fiziki görselliğinin incelemesinde fayda olduğunu belirten Bekdemir, “Düz bir zeminde araca baktığımızda ‘far, sinyal, stop aynı simetride mi, lastikleri iyi mi, sinyalizasyon grubunda özellikle, farlarında, sinyallerinde, herhangi bir yerinde kırığı var mı?’ diye kontrol etmeliyiz. Bir de kaporta aksamında, boyanın parlaklığı veya matlığında ton farkı olup olmadığına bakmalıyız. İlk etapta son kullanıcının arabaya bu gözle bakmalarını tavsiye ediyoruz. Zaten arabadaki kusurları bu aşamadan sonra bizim gibi profesyonel ekspertiz firmalarının görmesi gerekiyor.” dedi.
“EGZOZDA GÖRMEK İSTEMEDİĞİMİZ 2 DUMAN VAR”
Vatandaşlara ön fiziki değerlendirmeyi yaptıktan sonra mekanik kısmında da en azından araçların yağ, su ve antifriz gibi hayati sıvılarını kontrol etme tavsiyesinde bulunan Bekdemir, şöyle devam etti:
“Aracı çalıştırıp motorda rutinin dışında anormal bir ses olup olmadığını kontrol edebiliriz. Sonra egzoz dumanına bakılır. Egzozda görmek istemediğimiz iki renkte duman var. Araca gaz verdiğimizde mavi duman atıyorsa ve bu duman araçtan uzaklaşarak devam ediyorsa bu içinde farklı kimyasalların, yağın olduğunu gösterir. Diğer görmek istemediğimiz bir duman ise simsiyah bir dumandır. Bu da o aracın yakıt sistemiyle alakalıdır. Alıcıya enjektör ya da yakıt sistemiyle ilgili masraf açabilir.”

HAVA YASTIĞI VE TORPİDO KONTROLÜ
Aracın iç kısmında ise özellikle aracın direksiyon göbeğindeki sürücü hava yastığının olduğu bölümde bir yırtık, kırık, tamir veya torpido kısmında bir kaplama, kabarma gibi durumların olup olmadığının kontrol edilebileceğini kaydeden Bekdemir, bu kontrollerden sonra aracın diğer teknik ve detaylı kontrolünün de uzman ekspertiz firmaları tarafından yapılması gerektiğini söyledi.
KİLOMETRE DÜŞÜRME EN ÇOK HAFİF TİCARİ ARAÇLARDA
Ufuk Bekdemir, son dönemlerde ikinci el araç alımlarında sıkça karşılaşılan “kilometre düşürülmesi” konusuna da değindi. Bazı kişilerin yüksek kilometreli araçlarını daha yüksek bir fiyata değerlemek için kilometrelerini geri çektiklerini belirten Bekdemir, “Bu noktada, bu aracın belli kurumlarda ve servislerde kilometre bilgisi varsa oradan iz sürülebilir. ya da bazı markaların servis kayıtlarını gösteren mobil uygulamalara da bakılabilir. Bunlar bir kontrol mekanizmasıdır. SMS sorgusuyla TÜVTÜRK kayıtlarına da ulaşıyoruz. Buradan da o kayıtları alıp birbiriyle mukayese edebilirsiniz. Bu bir iz sürme sistemidir.” diye konuştu.

Ancak kötü niyetli kişilerce bu işin çok profesyonel şekilde manipüle edilebildiğine dikkati çeken Bekdemir, “Biz tabii ki bu tip kayıtları sorguladıktan sonra bir de günümüz araçlarının birçoğunda bulunan, halk arasında ‘beyin’ denilen, bizimse ‘kontrol üniteleri’ dediğimiz bu veri birimlerine ulaşıyoruz. Burada araçlar çeşitli dönemlerde yaşadıkları arızaları kilometreyle hafızaya alırlar. Biz bunlara ulaşıp bu dataları çekiyoruz ama art niyetli kişiler bunu manipüle etmek amacıyla aracın sistemini, biliyorsa data sistemini biliyorsa tek tek buralardan da silebiliyor. Benim tavsiyem burada fiziki kondisyon inceleme çok önemli. Yani aynı markanın aynı modelinde ve benzer kilometrelerde iki araç karşılaştırıp iç deformeleri kontrol edebilirler. Direkt bir aracı görüp fiyatını uygun bulup da hemen onu almaya gitmelerini pek tavsiye etmem son kullanıcılara.” ifadelerini kullandı.
Kilometre manipülasyonunun daha çok hafif ticari araçlarda yapıldığını dile getiren Bekdemir, “Bu araçlar çok yol yaptığı, ticari faaliyetlerde kullanıldığı ve çok fazla da teknik donanıma sahip olmadığı için manipülasyonu çok daha kolay. Bir de 10 yaşını aşmış olan özellikle binek otomobiller ve halk arasında da satışı hızlı markaların modelleri de bu anlamda başı çekiyor.” dedi.
“SIFIR ARAÇLARA DA EKSPERTİZ YAPTIRILMALI”
Ufuk Bekdemir, ikinci el araçların yanı sıra sıfır araç alımında da ekspertiz yapılmasını tavsiye ettiklerini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Araçlarını bayiden teslim almadan önce ekspertiz talebinde bulunan müşterilerimiz oldu. Zaman zaman sıfır araçlar üzerinde de birtakım üretim hatalarına rastladık. Çünkü günümüz çağında üretim süreçleri bundan 15 yıl önceki gibi değil. Araçlar çok seri şekilde imal ediliyorlar. Ufak tefek üretim hataları da oluyor. Özellikle seri imalatı ve satışı hızlı olan araçlarda ekspertiz öneriyoruz.”

Savunma ve güvenlik alanındaki çalışmalarıyla bilinen İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’nin hazırladığı rapor, “Wagner Afrika’da: Rus paralı asker grubu nasıl yeniden şekillendi?” başlığını taşıyor.
Rus hükümetinin iç belgeleri, Batılı şirketleri stratejik öneme sahip bir bölgeden uzaklaştırmak amacıyla Batı Afrika’daki madencilik yasalarını değiştirmek için nasıl çalıştığını da detaylandırıyor.
Bu çalışmalar, Rus hükümetinin Haziran 2023’te başarısız bir darbenin ardından dağılan Wagner paralı asker grubunun yaptığı işleri devralma sürecinin bir parçası.
RUSI’de kara savaşı uzmanı ve raporun yazarlarından biri olan Jack Watling bu durumu “Rus devletinin Afrika politikasının açığa çıkması” olarak nitelendiriyor.
Haziran 2023’te Yevgeni Prigojin muhtemelen dünyanın en korkulan ve en ünlü paralı askeriydi. Wagner Grubu milyarlarca dolar değerinde şirketi ve projeyi kontrol ediyor, paralı askerleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin merkezinde yer alıyordu.
Prigojin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’i tehdit edecek şekilde askerleriyle Moskova’ya doğru yürüyüşe geçmesi ardından Wagner grubu liderlerinin büyük bir kısmıyla birlikte şüpheli bir uçak kazasında öldü.
Watling’e göre, “Prigojin’in isyanından kısa bir süre sonra Kremlin’de yapılan bir toplantıda Wagner’in Afrika operasyonlarının doğrudan Rus askeri istihbaratı GRU’nun kontrolü altına girmesine karar verildi”.
Kontrol, 29155 Birimi’nin başındaki General Andrey Averyanov’a verilecekti. Bu birim, yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırma ve suikastlar konusunda uzmanlaşmış gizli operasyonları yürütüyordu.
Ancak General Averyanov’un yeni görevi hükümetleri istikrarsızlaştırmak değil, Rusya’nın madenlere erişimini sağlama karşılığında bu hükümetlerin geleceğini güvence altına almaktı.
Eylül ayı başında General Averyanov, Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov ile birlikte Afrika’daki eski Wagner operasyonlarını kapsayan bir tura başladı.
Libya’nın bir kısmını kontrol altında tutan General Halife Hafter, Burkina Faso’daki darbe lideri İbrahim Traoré ile görüştükten sonra, muhtemelen kıtadaki en köklü Wagner operasyonunun merkezi olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ve cunta liderleriyle görüşmek üzere Mali’ye gittiler.
Daha sonra geçen yıl Nijer’de darbe ardından iktidarı ele geçiren askerlerden biri olan General Salifou Modi ile görüştüler.
Toplantı tutanakları, Wagner’in kıtadaki ortaklarına, Prigojin’in ölümüyle anlaşmalarının sona ermediği konusunda güvence verildiğini gösteriyor.
Burkina Faso’daki görüşme tutanağı, askerlerin eğitimi de dahil olmak üzere “askeri alanda işbirliğinin devam edeceğini” gösteriyordu.
Kısacası Prigojin’in ölümü cuntanın Rusya ile ilişkilerinin sonu anlamına gelmiyordu; bazı açılardan daha da derinleşecekti.
Wagner ile yakın bağları olan üç Batı Afrika ülkesi Mali, Nijer ve Burkina Faso’da son yıllarda askeri darbeler oldu. Bu ülkeler Afrika bölgesel örgütü ECOWAS’tan çekilerek “Sahel Devletleri İttifakı”nı kurdular.
Mali’de eski sömürgeci güç olan Fransa devre dışı bırakılıp yerine Wagner grubunun güvenlik operasyonları ve Rus desteği geçti.
Amber Danışmanlık şirketinden Afrika uzmanı Edwige Sorgho-Depagne, bu gelişmede pragmatizmin ötesinde nostaljinin de rolünü vurguluyor ve “Bu ülkelerde Rusya yeni bir müttefik değil. Rusya daha önce 1970-80’lerde de oradaydı. Daha iyi bir zamana geri dönme hayali var ve bu Rusya ile ilişkilendiriliyor” diyor.
Bu ülkeleri yöneten askeri cuntalar için Rusya’nın askeri varlığının önemine işaret eden Depagne’ye göre, “Rus paralı askerleri askeri cuntayı korumak için getiriliyor ve istedikleri kadar kalmalarına izin veriliyor.”
Wagner’in güvenlik operasyonları karşılıksız değildi. Birçok Afrika ülkesi gibi Mali de kereste, altın, uranyum ve lityum gibi değerli ve stratejik öneme sahip doğal kaynaklar açısından zengin.
Watling’e göre Wagner köklü bir geleneğe uygun hareket ediyordu: “Rusya’da standart bir işleyiş tarzı vardır; operasyonel maliyetleri ticari faaliyetlerle karşılarsınız. Afrika’da bu öncelikle madencilik imtiyazları yoluyla gerçekleşiyor.”
Wagner’in faaliyet gösterdiği her ülkede değerli doğal kaynakları güvence altına aldığı ve bunları sadece maliyetleri karşılamak için değil, önemli gelirler elde etmek için de kullandığı belirtiliyor. Blood Gold Report’a göre Rusya son iki yılda Afrika’dan 2,5 milyar dolar değerinde altın çıkardı ve bu da muhtemelen Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine yardımcı oldu.
Bu ay, eskiden Wagner’in paralı askerleri olan Rus savaşçılar Mali’nin Burkina Faso sınırına yakın Intahaka altın madeninin kontrolünü ele geçirdi. Watling’e göre Rusya ayrıca, “Batı’nın kritik mineral ve kaynaklara erişim üzerindeki kontrolünü kaldırmaya çalışıyor”.
Mali’de cuntaya doğal kaynaklar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için madencilik kanunu değiştirildi. Bu süreçte Avustralyalı bir lityum madeni, kanunun uygulanmasına ilişkin belirsizlik nedeniyle hisselerinin alım satımını askıya aldı.
Lityum ve altın madenleri önemli olsa da, Dr Watling’e göre muhtemelen daha da büyük bir stratejik sorun var: “Nijer’de Ruslar, Fransa’nın ülkedeki uranyum madenlerine erişimini ortadan kaldıracak benzer bir dizi imtiyaz elde etmeye çalışıyor.”
‘Seferi Birlik’
Mali’de madenler üzerinde sağlanan kontrolün Nijer’de de yapılmasına odaklanan Rus iç yazışmaları raporda detaylandırılıyor. Rusya Batı Afrika’nın uranyum madenlerinin kontrolünü ele geçirmeyi başarırsa, Avrupa bir kez daha Rusya’nın “enerji şantajına” maruz kalabilir.
Fransa, nükleer enerjiye dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla bağımlı. 56 reaktörle ülke enerjisinin yaklaşık üçte ikisini bu şekilde üretiyor. Reaktörler için gereken uranyumun yaklaşık beşte biri Nijer’den ithal ediliyor. Eski sömürgeci gücün Nijer gibi ülkeleri sömürdüğüne dair iddialarla birlikte, daha önce de ticaret koşulları hakkında şikayetler gündeme gelmişti.
Watling’e göre, “Rusya’nın kullandığı söylem, Batılı devletlerin temelde sömürgeci bir tutum içinde oldukları yönünde. Bu çok ironik çünkü bu rejimleri izole etmeye, elitlerini kontrol etmeye ve doğal kaynaklarını çıkarmaya odaklanan Rus yaklaşımı da oldukça sömürgeci”.
Gerçekte, “Seferi Birlik” Rus dış politikasında radikal bir değişimden ziyade “Wagner 2.0” gibi görünüyor. Prigojin Afrika kıtasında derin siyasi, ekonomik ve askeri bağlar kurmuştu – bu karmaşık ağı parçalamak zor ve ters etki yaratacaktı.
“Seferi Birlik” aynı ülkelerde, aynı teçhizatla ve görünüşe göre aynı nihai hedefle faaliyet gösteriyor.
Watling’e göre temel değişiklik “Rusya’nın politikasını izlerken gösterdiği aşırılıkta” yatıyor. Prigojin’in Wagner Grubu Rusya’ya her zaman operasyonlarında ve yurtdışındaki nüfuzunda inkar olanağı sağlamıştı.
Ukrayna’nın işgalinin ardından, Batı güvenlik aygıtındaki pek çok kişi Rusya’nın maskesinin düştüğünü söylüyor.
Watling’e göre, “Uluslararası krizlerimizi daha da derinleştirmeye, başka yerleri ateşe vermeye ve zaten var olan yangınları genişleterek dünyayı daha az güvenli bir yer haline getirmeye çalışıyorlar”.
“Nihayetinde, şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel rekabette bizi zayıflatıyor. Yani etkisi hemen hissedilmiyor ama zaman içinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
]]>Araç sigortalarında veya ikinci el ticaretinde aracın değerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilen detaylı kontroller esnasında bazı oto ekspertizlerinin kaporta kontrolünü bozuk parayla kazıyarak gerçekleştirdiği biliniyor. Ustalar arasında en çok kullanılan bozuk parayla kazıma yöntemi ile araç kaportasının belli bir bölümü deforme edilerek boya kontrolü gerçekleştiriliyor. Ancak Eskişehir’de bulunan Experix Kurumsal Oto Ekspertiz firmasının genel koordinatörü Alperen Temizyürek, bu yöntemin çok yanlış olduğunu ve kazımak yerine araca zarar vermeden kullanılabilecek birçok alternatif metot bulunduğunu ifade ederek vatandaşları uyardı. Boyanın açıldığı yerdeki metalin havayla temas etmesi halinde oksitleneceğinin altını çizen Temizyürek, araç sahiplerinin böyle bir uygulamaya müsaade etmemesi gerektiğine vurgu yaptı.
“Kazımak yerine kullanabileceğimiz birçok yöntem ve metot var”
Experix Kurumsal Oto Ekspertiz firmasının genel koordinatörü Alperen Temizyürek, aracın değişen parçalarının kontrollerinde kaportaya da bakıldığını belirtti. Yoğunlukla parçaların iç kısımlarında dışarıdan görünmeyecek şekilde kazıma işlemi gerçekleştirildiğini ve bu sayede materyal parça yapısının kontrol edildiğini dile getiren Temizyürek, “Bu kontrol tabii ki doğru bir yöntem değil. Sonuç itibariyle araca zarar veriyoruz. Görünmeyen noktada da olsa araçta bir deformasyona sebebiyet veriyor. Araçların marka ve modeline göre değişkenlik göstererek bunu hiçbir zarar vermeden yapabileceğimiz çok farklı yöntemler var. Kapakta olan kısımlara, parça üstündeki seri numaraları ile civata ve menteşe bağlantı noktalarına bakılabilir. Kazımak yerine kullanabileceğimiz birçok yöntem ve metot var. Ama en bilinen ve en temel yöntem, ustaların da en kolayına gelen kazıyarak kontrol etmektir. Kurumsal olan hiçbir firma zaten buna tenezzül etmez, yapmaz. Etkin ve yetkin kişiler de kontrol yapıldığı zaman bu tarz şeylerle karşılaşmanız pek mümkün değil” dedi.
“Ben kendi şahsi aracım da olsa bu tarz bir şeyi kesinlikle yaptırmam”
Kesinlikle böyle bir kontrole müsaade edilmemesi gerektiğinin özellikle altını çizen Temizyürek, “Boyanın dokusunu bozuyorsunuz ve boyanın açıldığı yerdeki metal havayla temas ettiği andan itibaren oksitlenmeye, çürümeye başlayacaktır. Bunlar ufak çizikler olarak gözüküyor ama uzun vadede aracın yapısına ve dokusuna zarar veren durumlar. Bu tarz yaklaşımlara, bu tarz kontrollere müsaade edilmemeli. Bu tarz kontroller araca herhangi bir değer kaybı vermese bile deformasyona neden oluyor. Kısa vadede herhangi bir şey görmezsiniz. Sadece fiziksel bir deformedir. Siz görsel olarak bir bozukluğa sebebiyet verdiğini düşünürsünüz. Daha ilerleyen dönemlerde bu bölgelerden su almasıyla ve havayla temas etmesiyle parçanın ömrü kısalır. Daha erken çürümeler ve deformasyonlar başlar. Zaten metot olarak da doğru değil. Bunun birçok alternatifi var. Onların öğrenilmesi, bu konular hakkında bilgilerin alınması ve ustanın da kendisini geliştirmesi gerekiyor. Ben kendi şahsi aracım da olsa bu tarz bir şeyi kesinlikle yaptırmam. Bu tarz noktalara giden insanlar da buna müsaade etmemeli” şeklinde konuştu. – ESKİŞEHİR
]]>ABD’de 12 yıl boyunca yüksek lisans, doktora ve post doktora için bulunan, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) ile CERN’den sonra dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarı Fermilab’ta çeşitli deneyler yürüten ERÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emrah Tıraş’ın öncülüğündeki grupta çeşitli alanlardan araştırmacılar yer alıyor.
Araştırma Dekanlığı binasındaki kontrol merkezinde çalışmalarını yürüten Tıraş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, nötrinoların elektriksel yükü sıfır olan, bir elektronun kütlesinin milyonda birinden daha az kütleye sahip ve maddelerin içinden neredeyse hiç etkileşmeden geçebilen temel parçacıklar olduğunu söyledi.
Tıraş, üniversitede kurdukları araştırma grubunun Fermilab’ta yürütülen ANNIE, NOvA ve DUNE nötrino deneylerinin ve Kaliforniya’daki Berkeley Üniversitesinde sürdürülen EOS deneyinin resmi üyesi olduğuna dikkati çekti.
Deneylerin resmi üyesi olan üniversitelerin ya da araştırma gruplarının uzaktan kontrol merkezleri kurabildiklerini vurgulayan Tıraş, içinde bulundukları kontrol merkezinin Fermilab’tan aktif veri aldığını, ANNIE ve NOvA deneylerinin uzaktan kontrol odası konumunda olduğunu, araştırmacıların oradaki deneylerin kontrolünü doğrudan bilgisayarlar üzerinden sağlayabildiklerini dile getirdi.
Yaklaşık 8 yıl Amerika’daki Iowa Üniversitesi adına CERN’de dedektör Ar-Ge ve fizik analizi ile yazılım çalışmalarına katıldığını anlatan Tıraş, şöyle konuştu:
“Buradaki kontrol odamızda uluslararası deneylerin elektronik sistemlerinin kontrolünü sağlıyoruz. O deneylerde alınan veriler için yazılımlar geliştirip fizik analizleri yapıyoruz. Dedektör Ar-Ge laboratuvarımızda yeni dedektör ve kalorimetre dediğimiz bu atom altı parçacıkları algılamak için kullandığımız algıçların Ar-Ge’sini yapıyoruz. Bunların elektronik kartlarını geliştiriyor, karakterizasyon testlerini lazerle ya da LED sistemleriyle yapıyoruz. Aynı zamanda radyoaktif elementlerle testlerini gerçekleştiriyoruz. Prototipini ürettiğimiz dedektörleri de Fermilab’taki uluslararası laboratuvarlara götürüyoruz. Burada ışın test merkezimiz var, oralarda da testlerini gerçekleştirebiliyoruz.”
Tıraş, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden 20’den fazla araştırmacının grupta yer aldığını, aralarında fizik, astronomi, elektrik-elektronik, bilgisayar ve yazılım mühendisliği gibi bölümlerden doktora sonrası araştırmacılar, doktora, yüksek lisans ve lisans öğrencileri bulunduğunu aktardı.
Nötrinolar anlaşıldığında nükleer güvenlik önlemi de alınabilecek
Nötrinoların evrende ışığı taşıyan fotonlardan sonra en bol miktarda bulunan parçacıklar olduğuna dikkati çeken Tıraş, şöyle devam etti:
“Uzun yıllar nötrinoların kütlesiz olduğu tahmin ediliyordu ancak deneysel çalışmalarla 1990’lı yılların sonunda nötrinoların çok küçük de olsa kütlelerinin olduğu ispatlandı. Bu çalışmalardan sonra nötrinolara olan ilgi de çok fazla arttı. Nötrinolar çok kritik çünkü nükleer tepkimelerden ortaya çıkıyorlar. Yani bir nükleer reaktörünüz varsa reaktörün içerisindeki uranyum bozulumundan yani oradaki nükleer tepkimelerden nötrinolar ortaya çıkıyor. Eğer siz nötrinoları düzgün algılayabilirseniz reaktörün içerisindeki tepkimelerin de düzgün çalışıp çalışmadığını kontrol edebilirsiniz. Dolayısıyla bir güvenlik önlemi de alabiliyorsunuz.”
“Nötrino çalışmaları çok kritik”
Süpernova patlamalarında, güneşin ve yıldızların içerisindeki nükleer tepkimelerde nötrinoların devamlı ortaya çıktığını anlatan Tıraş, “Maddeyle çok az etkileşiyorlar. Bu sebeple güneşten çıkan nötrinolar dünyaya ulaşıyor. Şu anda biz konuşurken bile bizim parmak ucumuz kadar bir alandan milyarlarca nötrino geçiyor. Nötrinoları düzgün şekilde algılayabilirseniz süpernova patlamalarını, güneşin, yıldızların içerisindeki nükleer tepkimeleri ya da galaksi oluşumunda ortaya çıkan nükleer tepkimeler sonucundaki reaksiyonları çok rahat bir şekilde anlayabilirsiniz. Bu nedenle nötrino çalışmaları çok kritik.” diye konuştu.
ABD’de uzun yıllar nötrino deneylerinin sürdüğünü, ERÜ’deki grubun da bunların bazılarının resmi üyesi olduğunu vurgulayan Tıraş, “Kurulumu devam eden ve 2027 yılında tamamlanması hedeflenen DUNE deneyinin resmi üyesiyiz. Bu deney için yaklaşık 2,5 milyar dolar bütçe ayrıldı. Nötrinoların özelliklerinin detaylı incelenmesi, kütlelerinin tek tek hassas bir şekilde hesaplanabilmesi, süpernova patlamalarından ortaya çıkan nötrinolar ile güneşten gelen nötrinoların farklarının çok hassas bir şekilde ölçülebilmesi hedefleniyor.” ifadelerini kullandı.
ERÜ Astronomi ve Uzay Bilimleri öğrencisi İbrahim Koca ise daha önce yazılım alanıyla ilgilendiğini, şimdi de deneylerin simülasyon yazılımına çalıştığını, bu yazımları geliştirdiğini kaydetti.
]]>Eskişehir’de apart işletmecisi olan 52 yaşındaki Ramazan Coşar’ın, Bahçelievler Mahallesi Seylap Caddesi’nde bulunan ve 2 buçuk aydır camında kiralık ilanı bulunan dairesine müşteri çıktı. Daireyi kiralamak isteyen vatandaşla birlikte zemin kattaki dairenin kapısını açan Coşar, ilginç manzarayla karşılaştı. Uzun süredir boş olan evinin parkeleri üzerinde tanımadığı bir kişinin yattığını gören Coşar, şaşkınlığını atlattıktan sonra durumu polis ekiplerine bildirdi. Ekipler gelene kadar odanın kapısını kapatan dairenin işletmecisi, şahsın kaçmasını da böylelikle önledi. Adrese gelen polis ekipleri, şahsın 30 yaşlarında, isminin ise A.Ç. olduğunu belirlerken, yapılan sorguda Kırıkkale’de bir market soygununa karıştığı tespit edildi. Evini kontrol eden Coşar, merkezi ısıtmalı olan sıcak dairenin tuvaletinin ise kirli olduğunu gördü. Dairenin işletmecisi, şahıs tarafından kirletilen tuvaleti ve diğer bölümleri, A.Ç.’ye temizlettirdi. Ramazan Coşar, temizliğin ardından ise A.Ç. hakkında şikayetçi olmaktan vazgeçti.
Evde çok yoğun bir şekilde duman kokusu olduğunu söyleyen daire işletmecisi Ramazan Coşar, A.Ç.’nin eve ya kapıdan ya da balkon camından girmiş olabileceğini belirtti. Öte yandan Coşar, camında ‘Kiralık’ yazısı yazan ev sahiplerini uyardı.
“Boş olduğunu anlayıp girmiş”
Yaşadığı olayı anlatan dairenin işletmecisi Ramazan Coşar, “Burası, iki buçuk aydır falan boşta. Biz iki buçuk aydır kirasını ödüyoruz. Müşteriye göstermeye geldiğimizde burada bir şahıs, montunu sermiş, kaloriferin dibinde sigarasını içiyor, yiyecek koymuş yanına biraz. Bir iki gündür burada ikamet ettiği de belli. Sorular sorduğumuzda hiç cevap vermedi. ‘Çok özür dilerim’ falan dedi sadece, ‘bilmiyorum’ dedi. Nerelisin diyoruz cevap vermiyor falan. Biz şüphelendik. Dışarıda kiralık yazısı yazdığı için boş olduğunu anlayıp girmiş olduğunu düşündük. Polis çağıralım dedik. Üzerinde bulunan evrakların içerisinde hırsızlıktan daha önce soruşturma geçirmiş. Bir polis tutanağı vardı daha önceden. Polis geldi, aramasının olmadığını söyledi. Biz de şikayetçi olmadık” dedi.
“Evimizi de sık sık kontrol etmemiz gerekiyor”
Dairenin işletmecisi Ramazan Coşar, zemin kattaki dairelere korkuluğun öneminden bahsederken, diğer ev sahiplerini şöyle uyardı:
“Daire de boş zaten. Zemin katlarda mutlaka korkuluk gibi bir şey olması lazım onu anladım ben. Evimizi de sık sık kontrol etmemiz gerekiyor. Cinayet olabilir, uyuşturucu olabilir. Her türlü aranan şahıslar son günlerde apartların kontrolünde polislerin yaptığı kontrollerde bu şahıslar aranıyor. Bu şahsın bir suçu yok belki ama gelip böyle yerleşip yaşayabilirler. Bu odayı kullanmış, lavaboyu kullanmış, banyoyu kullanmış. Yani normal gelip yaşamış burada. Bilincim yerinde değilmiş gibi bir his vermeye çalışıyor. Çünkü muhtemelen uyuşturucu da almış. Polisler de aynı şeyi söylediler zaten. Kendisinde pek değildi, verdiği cevaplar sağlıklı değildi. Nereli olduğunu soruyoruz iki üç tane farklı farklı yer söylüyor. En son araması olmayınca polisler gönderdi. Ev boş olduğu için çalınan herhangi bir şey yok. Biz sadece araması var mı diye kontrol amaçlı çağırdık polisi. Burada yatmış sigara içmiş gördüğünüz gibi. Burada bir kül tablası vardı, attık siz gelmeden önce. Burada yaşamaya çalışmış, evsiz barksızsa çok sorun değil. Ama aranan bir şahıs ise büyük problem.” – ESKİŞEHİR
]]>