“Detayına girmeden bu kanuna, yönetmeliğe göre işe girdiğini ifade edeyim. Kaç TL maaş aldığını dün paylaştım. Bordrosuyla birlikte.” ifadelerini kullanan Destici’ye, Kübra Par, “100 bin TL değil, 37 bin 500 TL maaş alıyor dediniz” dedi. Destici de “Kesintilerden sonra eline geçenin bu olduğunu ifade ettim. Dün bordrosunu gösterdim.” şeklinde konuştu.
“MİLLETVEKİLLERİ ÇOCUKLARINI MECLİS’TE İŞE SOKACAK OLURSA BU VATANIN EVLATLARI NASIL İŞ BULACAK?”
Kübra Par, Destici’ye, “Mustafa Bey, siz yılların siyasetçisisiniz. Bir partinin genel başkanısınız. Eğer sizin gibi 600 milletvekili çocuklarını Meclis’te çalışsın, milli iradenin yeridir, burada tecrübe kazansın diye işe sokacak olursa bu vatanın evlatları nasıl iş bulacak? 1. sorum bu. Eğer sizin kızınız babası bir genel başkan ve bir milletvekiliyken, çok hak ediyor olabilir, Türkiye’nin en iyi üniversitelerini birincilikle de bitirmiş olabilir, ama eğer bir siyasetçi kızını, bir milletvekili kızını, eğer Meclis’te işe sokuyorsa biz bu ülkedeki 3 milyon işsiz gence kendi liyakatleriyle iş bulacaklarına nasıl ikna edebiliriz? Sorum bu.” diye sordu.
Destici ise, “Söyleyeyim. Bir kere siz de tanıyorsunuz, herkes beni tanır ki ben zorda kalmış, yolda kalmış, iş ihtiyacı olan herkesin elini tutan ve herkese yardımcı olmaya çalışan bir siyasetçiyim. Şunu söylüyorsanız; siyasetçilerin kız çocukları evlerinde otursun… Hiçbir yerde çalışmasınlar. Bunu da değerlendirelim” dedi.
Destici’nin sözlerine Par “Yoo, asla. Ne ilgisi var. O zaman her milletvekili kızını Meclis’te işe soksun. Her belediye başkanı çocuklarını çalıştığı belediyede işe soksun. ‘Ne güzel onların da çalışmaya hakkı var’ deyip geçelim” diyerek cevap verdi.
“İLK DEFA SİZİ BÖYLE GÖRÜYORUM” TEPKİSİ
Bunun üzerine Destici “Kübra Hanım, siz bir kere beni konuşturmuyorsunuz. İkincisi dinlemiyorsunuz. Üçüncüsü de ilk defa sizi böyle görüyorum. Kasıtlı bir yayın yapıyorsunuz. Benim aslında bu yayına gelirken tereddütlerim vardı. Arkadaşlara da bunu ifade ettim. Ama yayından kaçacak halim yok. Çünkü benim alnım ak, başım dik. Ben şu anda şahsım ve ailem, dün de söyledim, ben herkese hak ettiği cevabı veririm. Cevabını veremeyeceğim hiçbir sorunun muhatabı olmadım. Çünkü bugüne kadar hiçbir yanlışın içinde bulunmadım.” dedi.
Destici, sözlerinin devamında “Hep doğruları söyledim. Hep yoksulluğun, fakirin, asgari ücretlinin, her kesimin, ihtiyacı olan, talebi olan her kesimin yanında durdum. Şimdi bir kere daha söylüyorum. Siz de dinleyin, herkes dinlesin. 5 binden fazla personel var. O personeller hangi usul, yasa, yönetmelikle girmişse benim evladım da öyle girmiştir. Bir ayrıcalıkla girmemiştir.” şeklinde konuştu.
“GAYRİ ETİK BİR DURUM VAR”
Kübra Par ise, “Burada sizin şahsınızla ilgili hiçbir mesele yok. Lütfen sözlerimi de şahsınıza yönelik veya partinize yönelik olarak algılamayın. Fakat biz daha geçen hafta CHP’li milletvekillerinin kendi yakınlarını CHP Belediye Başkanlarının işe alıp sonra da “Bu gençler işe girmesin mi canım?” demesini sonuna kadar eleştirdik. Burada mesele parti değil. Kızınıza da yazık. İstifa etmeyi düşünüyor mu?” cevabını verince Destici ise “Burada gayriahlaki bir durum yoktur. Gayri vicdani bir durumda yoktur, gayri yasal bir durumda yoktur.” dedi.
Kübra Par ise “Gayri etik bir durum var.” diyerek Mustafa Destici’ye yanıt verdi
]]>Olay, 19 Nisan’da saat 00.30 sıralarında Sağlık Mahallesi Songül Sokak’ta meydana geldi. Bolu’da bir fabrikada işçi olarak çalışan 2 çocuk annesi Meltem Zengin ile 16 yıldır evli olduğu Serkan Zengin arasında ‘kıskançlık’ nedeniyle sorunlar başladı. Genç kadının eşiyle yaşadığı anlaşmazlıkları ailesine anlatması üzerine babası Turgut Doğanyiğit, çalıştığı fabrikanın gece vardiyasından çıkan kızını alarak evine götürdü. Serkan Zengin de eşi ve onun ailesi ile konuşmak için gece saatlerinde kayınpederinin evine gitti. Serkan Zengin, burada boşanmak istediğini söyleyen eşiyle tartıştı. İkili arasında yaşanan tartışmanın kavgaya dönüşmesinin ardından Serkan Zengin, Meltem Zengin ile kayınpederi Turgut Doğanyiğit’i bıçaklayarak öldürürken, kayınvalidesi Emine Doğanyiğit’i de kolundan bıçakladı. Olay yerinden kaçan şüpheli, polis ekipleri tarafından yakalandı. Zengin’in olayda kullandığı yaklaşık 40 santim uzunluğundaki bıçak ise cinayetin işlendiği binanın yaklaşık 100 metre uzağındaki bir binanın arka bahçesinde bulundu. Şüpheli, emniyetteki sorgusu sonrası tutuklandı. Serkan Zengin hakkında eşi Meltem Zengin’e yönelik, ‘Eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, kayınpederi Turgut Doğanyiğit’e yönelik ‘Kasten öldürme’ suçundan müebbet ve kayınvalidesi Emine Doğanyiğit’e yönelik ise ‘Kadına karşı silahla yaralama’ suçundan 3 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı. İddianame Bolu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
‘ANNE BENİ KURTARIN’
Gözü önünde eşi ve kızı öldürülen Emine Doğanyiğit’in olay anını anlattığı ifadesi, iddianamede yer aldı. Doğanyiğit, kızının Serkan Zengin’e boşanmak istediğini söylediğini belirterek, “Meltem’in boşanmak istediğini tekrar söylemesi üzerine Serkan üzerindeki siyah montun koluna sakladığı siyah saplı büyük bıçağı çıkardı, ‘5 kişiyi temizleyeceğim’ dedi. Sonra direkt olarak birkaç kere Meltem’e bıçağı soktu. Serkan, kızımı bıçakladığı sırada eşim kendini siper edip, kızıma sarıldı. Bu sırada sırtından bıçaklanarak öldü. Meltem, ‘Anne beni kurtarın’ diyerek koridora doğru koşmaya başladı, bu sırada evin giriş kapısının arkasında yere yığıldı. Eşim de giriş kapısının sol tarafındaki salon kapısının önüne doğru yığıldı. Serkan sonra evden kaçtı. ‘5 kişiyi temizleyeceğim’ demesi üzerine iki torunuma da zarar vereceğini düşündüm ve hemen torunlarımı aradım. ‘Babanız gelirse kapıyı açmayın, hemen bize gelin. Alt sokaktan gelin, üst sokağı kullanmayın’ dedim. Sonra torunlarım geldi” dedi.
‘SARHOŞLUĞUN ETKİSİYLE NE YAPTIĞIMI HATIRLAMIYORUM’
Serkan Zengin de iddianamede yer alan ifadesinde eşinin kendisini aldattığını öne sürerek, şunları anlattı:
“Ocak ayı içerisinde tartışma yaşandı ve birbirimizden şikayetçi olduk. Daha sonra da barışarak aynı evde yaşamaya devam ettik. Olaydan önce de bu durumu kayınpederimin evine giderek anlattım. Olay günü eve girdiğimizde giriş kapısının karşısında bulunan televizyonlu odadaki koltuğa oturdum. Olaylar nedeniyle tartışmaya devam ettik. Eşim oturduğu yerden sağ omzuma tekme attı sonra üzerime çullanarak, ‘Seni öldüreceğim’ diyerek tehditte bulundu. Mutfağa giderek alttan ikinci çekmecede bulunan siyah saplı olarak hatırladığım suç aleti bıçağı elime alarak korkutmak maksadıyla tekrar yanlarına gittim. Bıçak elinde bulunduğu sırada tekrar üzerime gelmeye devam ettiklerinde hatırlamadığım bir şekilde bıçağı sağa sola hedef gözetmeden salladım. Tarafları nasıl bıçakladığımı hatırlamıyorum. Olay günü akşam vakitlerinde değişik saatlerde toplam 6 adet bira içtim. Sarhoşluğun etkisiyle ne yaptığımı hatırlamıyorum.”
SANIKTA DARP VE CEBİR İZİ YOK
İddianamede ayrıca eşinin kendisine tekme attığını ve saldırdığı iddiasına ilişkin Serkan Zengin’in kati hekim raporunda vücudunda darp ve cebir izine rastlanmadığı vurgulandı. 19 Nisan’dan bu yana cezaevinde tutuklu bulunan sanık Zengin, ileriki günlerde Bolu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.
]]>“KIZIMIN BABASI OLAYI BİLMESİNE RAĞMEN GELMEDİ”
Kızını burnunun sürtmesi için kendi isteğiyle Çocuk Esirgeme Kurumu’na gönderdiğini söyleyen Deniz Akkaya, X hesabından peş peşe videolar paylaşarak aile içinde yaşanan sorunları anlattı. Kızının babasının konudan haberdar olduğunu söyleyen Akkaya “Merak edenler için bilgi vereyim. Kızımın babasının bu konuyu duymama ihtimali yok. Bu konuyu haber verdik. İletişimi avukatlar kurdu. Babasından ‘Deniz Akkaya bunları hep yapıyor, para için’ cevabı geldi. Konunun parayla bir ilgisi yok. Gidip Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan kızını alsaydı. Kızını alsa ve vakit geçirse o bile ona iyi gelirdi. Ama gelmedi” dedi.
“KIZIMIN BABAMIN YANINDA KALMASINI KABUL ETMEM”
Babası Muzaffer Akkaya’nın torununun velayetini almak için kendisine dava açmaya hazırlandığını belirten ünlü isim, sözlerine şöyle devam etti: “Daha sonra avukat bir hanımefendi, benden habersiz bir şekilde benim babama gitmiş. Sonra da benim avukatıma ulaşarak; kızımın pişman olduğu ve tek isteğinin dedesinin yanında kalmak olduğu bilgisini vermiş. Ben de bunu kabul edemeyeceğimi söyledim.”
“BABAM, ‘DENİZ’E HAPSE ATTIRACAĞIM’ DİYOR”
“Ben bugün bu konuyu sakince aramızda kapatıp, adı ergenlik olan bu sorunu çözmek için profesyonellerle konuşmaya niyet etmiştim. Fakat barodan kızıma atanan ve babama giden avukat, babamı bana dava açmak için ikna etmiş. Benim avukatıma, babamın benim kızımın velayetini alması için vekalet vereceğini söylemiş. Bu bilginin sabah gazetecilere bildirileceğini bildiğim için bu yayını açtım. Aklı selim aile bireylerimiz, kuzenim babamı arayarak benim ve kızımın çok zarar gördüğünü söyledi ve babamı defalarca uyardı. Kuzenim, ‘Deniz ile kızı sorunlarını çözerler, siz ne yapmaya çalışıyorsunuz dedikçe babam, ‘Deniz’i hapse attıracağım’ dedi.”
“ANLATTIKLARIMLA BABAMIN ÖLÜMÜNE SEBEP OLMAK İSTEMİYORUM”
“Aslında ben bu hikayeyi daha sonra anlatacaktım. Anlattıklarımla babamın ölümüne sebep olmak istemiyorum demiştim. Ki babam ölümsüzlüğün sırrını bulmuş gibi yaşayan bir adamdır. Benim annemle babam hiç ayrılmadı. Ama bir aşk hikayesi değildi. Annemin erken ölüşünde de bu hikaye başrol oynuyor. Babam eski bir bürokrat. Müthiş egolu, narsistik kişilik bozukluğunun son boyutunda biri. Bu tip insanlar kimseyi beğenmez, herkesi aşağılar. Babam günde 20 saat televizyon seyredip dışarı çıkmıyor, kimseyi beğenmiyor. Ve hayatta en beğenmediği kişi hep bendim. Bana bir gün böyle ateş edeceğini hiç düşünmedim. Çocuğumun onun yanına gitmemesi gerektiğini çok iyi biliyor. Sen torununa zarar vermek için böyle bir hamle yaptıysan, ben kendimi korumak zorundayım.”
“TEYZEM İKİ DEFA KIZIMI BOĞMAYA ÇALIŞTI”
“İşin bir de teyzem boyutu var. Annem öldüğünden beri, teyzem babamla birlikte yaşıyor. Teyzem daha önce de bizimle yaşıyordu, genelde bize dayak atarak büyüttü. Teyzemin nörolojik sorunları olduğunu düşünüyorum. Hastalık hastasıdır, her gün hastaneye gider. Geceleri çığlıklar atarak uyanırdı. Teyzem, iki defa kızımı boğmaya kalktı. Kızım dedesine gitmek istiyor çünkü evde onu kötü cezalar bekliyor. Teyzem kızıma şiddet uyguladığı ve bunu aile büyüklerimize düzgün bir şekilde anlatamadığım için yaklaşık iki ay önce ihtarname çektim. Kamera görüntüleri de var elimizde. Kızıma tuhaf tuhaf sorular da sordular. Ben hayatımda kızıma ‘erkek arkadaşın var mı, erkeklerle gizli gizli mi buluşuyorsun’ şeyler diye sormam. Kızıma sürekli cinsel içerikli sorular sordular. Bu haberler basına yansımadan size bilgi vermek istedim.”
]]>Mareşal Çakmak Ortaokulu 7. sınıfta eğitim gören serebral palsili 14 yaşındaki Ümmü Selma, her sabah annesiyle Yukarıçavuş köyünden servise binerek 15 kilometre mesafedeki okuluna ulaşıyor.
Servisten indikten sonra anne Fatma Kara, kızını sınıfa kadar kucağında taşıyıp derse hazırlıyor.
Veli görüşme odasında akşama kadar derslerin bitmesini bekleyen Fatma Kara, kızının eğitimini sürdürmesi için çabalıyor.
Gün boyu okulda kendisine tahsis edilen odada zamanını geçiren Kara, ders aralarında da kızının yanına giderek ihtiyaçlarını karşılıyor.
Fatma Kara, AA muhabirine, 3 kızının en büyüğünün Ümmü Selma olduğunu söyledi.
Ümmü Selma’nın sorununu 6 aylık olana kadar fark etmediklerini anlatan Kara, “6 aylık olduğunda çocukların oturup, emeklemeye başladığı zaman kızımı yastıklarla destekleyerek oturtuyordum. Büyük halamız, ‘Bu çocukta bir şey var’ dedi, doktora göstermemizi istedi. Biz de götürdük hastaneye, Hacettepe Üniversitesi Hastanesine yönlendirdiler. Orada çocuğumuza bu tanı konuldu.” dedi.
Uzun süren tedavinin ardından Ümmü Selma’yı belirli bir seviyeye getirebildiklerini dile getiren Kara, “Aynı kemiksiz bir çocuk gibiydi Selma, hiçbir yerine sahip çıkamıyordu. Fizik tedaviyle, rehabilitasyon merkezleriyle bu duruma getirebildik.” diye konuştu.
Ümmü Selma için büyük çaba harcadıklarını aktaran Kara, şöyle devam etti:
“Rehabilitasyon merkezi, okullar derken ‘mezun olamayan öğrenci’ olarak 7 senedir çocuğumu getiriyorum, götürüyorum. Akşama kadar burada bekliyorum. Toplum Yararına Programlara başvurdum, burada bir sene çalıştım. Hem çocuğuma baktım hem çalıştım. Görevim sona erdi ama ben okula gelmeye devam ediyorum. Çocuğum ile günümüzü tamamlıyoruz, akşam olunca köyümüze dönüyoruz.”
Okuldan döndükten sonra köydeki işlerle uğraştığını anlatan Kara, “Köyde de birçok işim var. Gündüz burada oluyorum, oturuyorum, evde ikinci mesaimi yapıyorum. Gece yarılarına kadar damdı, ahırdı, yemekti, çocuklarımız var. İki mesai birden yapıyorum.” dedi.
Çocuğunun eğitimi için arkasında durduğunu vurgulayan Kara, “Büyük yol katetti. O dereceye getirdim, şükür Allah’a. Anneye sormuşlar, ‘En kıymetli çocuğun hangisi’ diye. O da ‘Bulunana kadar kaybolan, iyi olana kadar hasta olan’ demiş. Şimdi Selma’yı yaşıtlarıyla aynı konuma sokabilmek için ağırlık onun üstünde.” diye konuştu.
“Emeğimin karşılığını çocuğum verdiği için Allah’ıma dua ediyorum”
Kara, başlarda Ümmü Selma’nın okumayı öğrenemeyeceğini söylediklerini, bu duruma çok üzüldüğünü belirterek, şunları kaydetti:
“Israr edince illa bir şeyler başarılıyor. Tam olmasa dahi büyük gelişmeler ortaya çıkıyor. Zorlanıyorsun, sosyal yaşantın olmuyor… Normal bir anne hasta olur, halsiz olur yatar kalkamaz, bizde o lüks yok. Yatmak istersin, çocuğun bağırır, ‘Anne tuvalete götür, bir su ver’ diye. Hasta olma lüksün yok, sosyal yaşantımız da yok ama çok şükür, o lüksleri yaşamasam da aklıma gelmez ama emeğimin karşılığını çocuğum verdiği için Allah’ıma dua ediyorum. İyi ki vermişim, iyi ki görüyoruz diye.”
Okul müdürü Ayşe Yiğitoğlu da Ümmü Selma için okullarında düzenleme yaptıklarını vurgulayarak, “Asansörümüzü aktif hale getirdik, sınıfın yerini onlara göre düzenledik, Fatma Hanım’a da bir oda ayarladık. Öğrencisini getirdikten sonra onu bekliyor akşama kadar, çocuğuyla vakit geçirmesi gerekiyor. Bize arkadaşlık ediyor.” açıklamasında bulundu.
Ümmü Selma Kara da kendisi için büyük fedakarlık gösteren annesini çok sevdiğini söyledi.
]]>3 AYDIR SOKAK SOKAK GEZEREK KIZINI ARIYOR
Yusufpaşa Mahallesi’nde babası Erdem Badan ve 70 yaşındaki babaannesi Aysel Badan ile yaşayan lise 3’ncü sınıf öğrencisi Damlasu Badan, sabah saatlerinde evlerine gelen 17 yaşındaki Altan T. ile tartıştı. Altan T., torununu korumaya çalışan 70 yaşındaki kadını darbederek Damlasu’yu kaçırdı. Güvenlik güçlerine durumu bildiren ve evladından 3 aydın haber alamayan Erdem Badan, bir yandan yetkililerden gelecek telefonu beklerken bir yandan da elinde kızının fotoğrafı, sokak sokak gezerek onu arıyor.
Kaçırılan Damlasu BadanKIZININ HAYATINDAN ENDİŞE EDİYOR
Eşi Semra Badan ile 2012 yılında boşanıp kızının velayetini alan Erdem Badan, aylardır haber alamadığı tek çocuğu Damlasu’nun hayatından endişe ettiğini söyledi. Altan T.’nin annesi Aysel Badan’ı darbedip, kızını kaçırdığını belirten Erdem Badan, “Daha çocuk olan bu kişi evimizin bahçesine atlayarak girip çocuğumu kaçırmış. Olayı polis ve jandarmaya bildirdik. Ancak bugüne kadar bulunamadı, gitmediğim, çalmadığım kapı kalmadı ama yavrumu bulamıyorum. Çocuğumu kaçıran şahsın annesi ve babası yerlerini biliyor fakat söylemiyor. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Çocuğumu benden ayırmak istiyorlar ama buna asla izin vermeyeceğim” diye konuştu.

“BENİ ÇOCUĞUMDAN AYIRDILAR”
Damlasu’ya seslenerek evine dönmesini isteyen Erdem Badan, “Emniyet, 3 aydır kızımı aradıklarını ama bulamadıklarını söylüyor. Sanki yer yarılıp içine girdiler. Aldığım bir duyuma göre en son Tuzla sahilinde, İzmit bölgelerinde olduğunu söylediler. Bu çocuk buradan oraya nasıl gitti, kim götürdü bilmiyorum. Bir dedektif gibi çalışıyorum ama gücüm yok. Elimde kızımın fotoğrafı sokak sokak geziyorum. Karşıma çıkanlara kımızın fotoğrafını gösterip gördüklerinde polise bilgi vermelerini istiyorum. Bir baba olarak feryat ediyorum. Benim sadece bir çocuğum var o da Damlasu. Beni çocuğumdan ayırdılar, gecem gündüzüm bir oldu, hiçbir yere gidemiyorum, çocuğum aklımdan çıkmıyor. Kanımın son damlasına kadar kızımı arayacağım.” ifadelerini kullandı.

3 AYDIR HABER ALAMADIĞI KIZI İÇİN YARDIM BEKLİYOR
Acılı baba, “Sayın büyüklerim sizlerin de çocukları var, lütfen bana yardımcı olun, bu çocuk da sizin çocuğunuz, kendi çocuğunuzun yerine koyun ve bulunmasına yardımcı olun. 2012 yılında eşimden ayrıldım, çocuğumun velayeti bende, başka biriyle evlenirsem çocuğuma bakmaz diye evlenmedim. Çocuğumu ninesi büyüttü ve bu yaşa getirdi. Ben kötü bir baba değilim, çocuğum okusun diye özel liseye verdim, Allah rızası için çocuğumu bulun.” sözleriyle yardım istedi.

“BABANNEMİ DÖVME SENİNLE GELECEĞİM DEDİ”
Torunu Damlasu’ya çağrıda bulunan babaannesi Aysel Badan da “O çocuk beni darbetti, yere atarak yumruk ve tekme ile vurdu. Damlasu o çocuktan çok korkuyordu ve sesi titreyerek, ‘babaannemi dövme ben seninle geleceğim’ dedi. Beni dövdükten sonra çocuğumu alıp götürdü. Damlasu kızım gel yanımıza, biz senin yokluğuna dayanamıyoruz, gece gündüz hep ağlıyoruz, gel sana kurban olurum” ifadelerini kullandı.





CİNSEL İÇERİKLİ MESAJLARLA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU
Konya’da bir lisede öğrenim gören 9’uncu sınıf öğrencisi, 18 Nisan günü ailesine, öğretmeni M.K.’nin ocak ayından itibaren kendisine ‘WhatsApp’ ve sosyal medya üzerinden mesajlar gönderdiğini, özellikle son bir aydır da mesajların cinsel içerikli olduğunu söyledi. Bunun üzerine ailesi, öğretmen M.K. hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Soruşturma kapsamında S.D.’nin alınan ifadesinde, ‘M.K. hocamız, bir öğretmenden özel ders almak istediğimi söylediğimde, bana yardımcı olmak için cep telefonu numaramı almıştı. Sonrasında hoca, bana 3 ay kadar önce mesaj yazmaya başladı. Bana ‘Ne yapıyorsun prenses, ders mi çalışıyorsun?’ gibi şeyler yazıyordu.
Hocanın, başka öğrencilere mesaj yazdığını duymadım. Bana özel olduğunu söyledi. Bir ay önce M.K hoca, bana ‘Hoca lafını kaldırsak mı?’ dedi. Ben, öğretmen öğrenci ilişkimiz olduğunu söyledim; ama o bana sevgili olmak istediğini yazıyordu. Ona evli olduğunu, böyle bir şey olmayacağını yazdım. O da bunun engel olamayacağını yazdı’ dedi.
HEDİYELER ALIP, PARA VERDİĞİ İDDİASI
S.D., öğretmeni M.K.’nin, kendisinin haberi olmadan sıranın üstünde duran kalemliğine bin TL ile ceketinin cebine içinde gümüş kolye, küpe ve yüzük bulunun takı seti kutusu koyduğunu, durumu fark ettikten sonra da her iki hediyeyi de iade ettiğini söyledi. Öğretmeni M.K.’nin, kendisini erkek öğrencilerin yanında gördüğünde kızıp tepki gösterdiğini belirten S.D., daha önce arabasıyla eve bırakınken M.K.’nin öpmeye çalıştığını, son olarak da okulda merdivenlerde arkadaşıyla sohbet ederken, yanından geçerken eliyle dokunduğunu iddia etti. S.D.’nin ‘WhatsApp’ ile sosyal medya hesabına M.K. tarafından gönderilen cinsel içerikli mesajlar da savcılığa delil olarak sunuldu.
BABASI, KIZINA GÖZ KULAK OLMASINI İSTEMİŞ
S.D.’nin ifadesinin ardından M.K. gözaltına alındı. Suçlamaları kabul etmeyen M.K., ifadesinde, okulun ilk dönemi öğrencisi S.D.’nin babasıyla birlikte yanına geldiğini, babasının başka bir ilde çalıştığını ve kızına göz kulak olmasını istediğini söylediğini belirtti. M.K. ifadesinde, “İlk dönem içerisinde okulda bulunduğum bir anda yanıma gelerek, annesinin kendisini alamayacağını ve parkta taciz amaçlı kendisini bekleyen erkeklerin olduğunu, bu nedenle kendilerini araçla eve bırakmamı istedi. Ben de başka arkadaşının olup olmadığını sordum. Bir süre sonra İ. adlı öğrenci yanımıza geldi. Kendilerini aracıma bindirdim. S.D., araçta yanıma oturdu. İ. adlı öğrenci de arka kısma oturdu. Bahsettiğim bu olay dışında S.D., aracıma binmedi.” dedi.

“BİN TL FİTRE PARASI BIRAKTIM”
Şüpheli, “S.D.’ye herhangi bir şekilde kolye hediye etmedim. 2024 yılının ramazan ayı içerisinde okulda bulunduğum bir dönemde teneffüs esnasında S.D.’nin sınıfına girerek şahsın kalemliğinin içerisine rencide olmaması için gizli bir şekilde bin TL fitre parası bıraktım. S.D., babasının başka bir ilde yaşadığını söylemişti. Bu nedenle tamamen yardım amaçlı olarak kendisinin kalemliğine bu şekilde para bıraktım. 17 Nisan benim doğum günümdür. 17 Nisan 2024 günü S.D., yanıma arkadaşı R. ile birlikte gelerek doğum günümü kutladı ve ardından bir kutu verdi. Kendisine hediyesini alamayacağımı, ücretini verebileceğimi söyledim. Zaten zamanım olmaması nedeniyle söz konusu kutuyu dolaba koydum. İçerisine halen de bakmış değilim’ diye konuştu.

“ÖĞRETMEN ÖĞRENCİ İLİŞKİMİZ VARDI”
M.K., mesajlarla ilgili olarak da “Instagram hesabımda S.D. de eklidir. Kendisi beni eklemişti. S.D., kendisinin hesabında ara ara erkek bir şahsın fotoğrafını paylaşıyordu. Fotoğrafta ‘karıcım, kocacım’ yazıyordu. Ben de bu erkek şahsın profilini incelediğimde kendisinin şiddet yanlısı olduğunu, silahlı resimlerinin olduğunu fark ettim. Ben de bunun üzerine 16.04.2024 günü okulda S.D.’ye ‘pis bir yere düşmüşsün, nereye götüreceği belli değil, başın belaya girer, ailene de söyleyeceğim, okul disiplin kuruluna da bildireceğim’ dedim. Bu esnada yanımızda kimse yoktu. Zaten özel bir konu olması nedeniyle bu hususu kendisine baş başa okul bahçesinde söyledim. Ben kesinlikle S.D.’nin kalçasına dokunmadım. Kendisini öpmedim. S.D. ile ara ara Instagram üzerinden yazışıyorduk. Bu konuşmalar hal hatır sorma ve derslerin gidişatı hakkındaydı. Özel bir konuşmamız olmuyordu. Öğretmen öğrenci ilişkisi çerçevesinde bir konuşmamız vardı’ ifadelerini kullandı.

“İFTİRA ATTILAR”
M.K., öğrencisi S.D.’yi erkek arkadaşıyla uygunsuz bir şekilde görüp, uyarmasından sonra erkek arkadaşının yönlendirmesiyle kendisine iftira attıklarını savundu. M.K. savcılıktaki ifadesinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü de müfettiş görevlendirip soruşturma başlatırken, M.K. da açığa aldı.

ÖĞRENCİLER TANIK OLARAK DİNLENDİ
Soruşma kapsamında tanık olarak dinlenen aynı sınıftaki öğrencilerden biri, S.D.’nin yaklaşık bir ay önce kolye, yüzük ve küpeden oluşan gümüş takımını gösterip, öğretmen M.K.’nin kendisine alıp, ceketinin cebine koyduğunu anlattığını söyledi. Aynı öğrenci, öğretmenleri M.K.’nin sınıfa gelerek S.D.’nin kalemliğini sorduğunu ve daha sonra S.D., ile öğretmenin yanına gidip kalemliği teslim aldıklarında içinde bin TL’nin olduğunu, bir sonraki teneffüste ise gümüş takı ve parayı iade etmek için öğretmenin yanına gittiklerini anlattı. Aynı öğrenci, öğretmen M.K.’nin S.D.’yi evine bırakırken aynı araçta kendisinin de olduğunu, öğretmeninin, S.D.’yi yanağından öptüğünü öne sürdü.
İfadelerine başvurulan diğer iki öğrenci ise öğretmenleri M.K.’nin başka öğrencilere de iltifatlarda bulunduğunu, ancak S.D.’ye daha fazla iltifat yaptığını söyledi.

KARAKOLDA TEHDİT MESAJI
Kızının yaşadıklarını öğrendikten sonra savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını belirten anne N.D., gözaltına alınan öğretmen M.K.’nin polis merkezinde ifade verirken, kızına tehdit içeren mesajlar gönderdiğini belirtti. N.D., ‘Bu olay ocak ayında başladı. Önce öğretmen, öğrencisine nasıl yaklaşırsa o şekilde yaklaşmış. Biz öğretmenle tanışmıştık, ‘hoca kızı gibi seviyor’ diye düşündük. Bir defasında, ‘Ben de aynı tarafa gidiyorum’ diye eve bırakmış ve kızımı öpmeye çalışmış. Kızım uzak durmaya çalışınca da cinsel mesajlar göndermiş. Okulda da el hareketiyle cinsel istismarda bulununca, kızım durumu bize söyledi. Bizde gerekeni yapıp, savcılığa ve okul idaresine şikayette bulunduk’ dedi.

“KIZIMIN RUH SAĞLIĞI BOZULDU”
Yaşananlar nedeniyle kızının ruh sağlığının bozulduğunu belirten N.D., ‘Önce çok sakindi. Şimdi çok agresif, bir şey söylediğimizde, bir şeyleri alıp atıyor. Küçük kızıma hırçın davranıyor. Bu olaylardan sonra okula gideceği zaman ‘Ben okula gitmesem olmaz mı?’ diye gitmek istemedi. Ben de çeşitli telkinlerle gönderdim. O öğretmenin en ağır cezayı almasını istiyorum’ diye konuştu.
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, rakibi Turgut Altınok’un “Londra’daki kızına kurduğu şirketi açıklasın” sözlerine yanıt verdi, kızı iş bulamadığı için eşiyle Ankara Anlaşması kapsamında Londra’ya gittiklerini anlattı. Kızının 6 yıldır kirada oturduğunu belirten Yavaş, “Şimdiye kadar ödediği kira bin 500 sterlindi. Bin 777 sterline 32 yıl sürecek şekilde kredi çekip krediyle ev aldı. 32 yıl alnının terini yiyor, eşiyle beraber çalışıyor, emeğinin hakkını alıyor” dedi.
ABB Başkanı ve CHP Başkan Adayı Mansur Yavaş, Kalecik Belediye Başkan Adayı Satılmış Karakoç ile Kalecik’te İftar Programı’na katıldı. Yavaş burada rakibi Turgut Altınok’un “Londra’daki kızına kurduğu şirketi açıklasın” sözlerine tepki gösterdi. Yavaş şunları söyledi:
“ZENGİN VE FAKİR ARASINDAKİ AYRIM İSRAF VE YOLSUZLUK ORTADAN KALKMADAN BİTMEZ”
“‘Bana yarın soracaklar. Sen 10 yıl Ankara’da Allah ömür verdiyse tabii 10 yıl belediye başkanlığı yaptın ne eser bıraktın derlerse bakın eserimi size anlatacağım. Ben dört binin üzerindeki ihaleyi canlı yayınladım. Hesap verdim, şeffaf davrandım ki Ankara’da okuyan 400 bin öğrencinin 250-300 bini dışarıdan gelme. Onlar kendi şehirlerine gittikleri zaman kendi beldelerine gittikleri zaman oradaki belediye başkanına sorsun istiyorum. ‘Ankara’da büyükşehir belediyesi başkanı açık ihaleler yapıyor. Canlı yayınlarda yayınlıyor siz niye yapmıyorsunuz’ diye sorsun. Siz niye hesap vermiyorsunuz diye sorsun ve inşallah Mansur Yavaş belediyeciliği bütün ülkeye bu şekilde yayılsın. Benim eserim bu olsun ki artık toplumda yaşanan zengin fakir arasındaki bu ayrım israf ve yolsuzluk kalkmadıktan sonra bitmez. Yeter artık. Geçende söyledim. Çalıyor ama çalışıyor. Bal tutan parmağını yalar. Ben Beypazarı Belediye Başkanı’yken Ankara’ya geldiğimde, taksiye bindiğimde artık belediye başkanıyım demeye utanıyordum bu zihniyetten dolayı. Allah’a çok şükür 10 yıl Beypazarı’nda belediye başkanlığı yaptım. Ne bir soruşturma geçirdim ne şaibe oldu ortada. Web sayfasında tek bir kelime bir şey çıkmadı. Yine Ankara’da beş yılımız bitti. Allah’a çok şükür hiçbir bürokratım savcılığa gitmedi. En önemli şey, en önemli hizmet budur. ve kamu yöneticilerinin maaşını halktan aldığını bilirim. Paramız, maaşımız sizden çıkar. Belediye personelimizin maaşı da sizden çıkar. Kalecik’e yapılacak yatırımın da parası sizden çıkar. O zaman belediye başkanları, kamu yöneticileri hesap vermelidir.
“RAKİBİM MAL VARLIĞINI EKSİK AÇIKLADI. O KADAR DAİRENİN KİRA GELİRİ DE GÖRÜNMÜYOR BEŞ KURUŞ VERGİ DE VERMEMİŞ”
Ben 2009 yılında aday oldum mal beyanımı açıkladım. 2014’te aday oldum mal beyanımı açıkladım. 2019’da aday oldum mal beyanımı açıkladım seçilmeden önce. Şimdi yine 2019 ile 2023’ü yan yana koymak suretiyle mal beyanımı açıkladım. Neden açıkladım? Bütün kamu yöneticileri artık bu şekilde davranmadıkça biraz önce söylediğim olay ortaya çıkmıyor. İnsanlar kamu yöneticilerini siyaseti siyasetten zenginleşen insanlar olarak görüyor. Bu bizim zorumuza gidiyor. Herkes açıklasın diye. Noktası noktasını açıkladık. Rakibim açıklamadı uzun süre sonra açıkladı. Eksik açıkladı. Antalya’da bir şeyler çıktı, değil dedi. Gazeteci götürdü, tapusunu televizyondan dün gösterdi. Ziynet eşyası hiç yok. Zannedersin ki üç beş ton altını var da saklıyor. Çıkart neyin varsa. Ziynetini açıkla, dövizin varsa da açıkla. Bankada da hesap yok. O kadar dairenin kira geliri de görünmüyor ki beş kuruş vergi de vermemiş. Nasıl bir anlayış böyle? ve öğreniyoruz ki o kadar mal göz olmuşlar ki kız kardeşinden aldığı vekaleti kötüye kullanarak, babasından kız kardeşine gelen malları da üstüne geçirmiş ve onun mahkemesini görüyorlar. Bu nedir Allah aşkına?
“KIZIM 32 YIL SÜRECEK KREDİ ÇEKİP EV ALDI. 32 YIL ALNININ TERİNİ YİYOR EMEĞİNİN HAKKINI ALIYOR”
Ve bu tartışma olumlu bir tartışmadır. Televizyonda konuşuyorlardı, bu öyle bir olay oldu ki dediler. Çok malı olup zengin olan birileri bundan sonra bir yere aday olurken yarın benim de mal beyanımı birileri ister diye çekinecek belki de ya da kendine güveniyorsa açıklayacak. Dolayısıyla siyaseti bir temizlik gelecek diye bugün televizyonlarda bunun yorumunu yapıyorlardı. İnşallah da öyle olsun. Ben 2014 seçiminden sonra mesleğimi yapmaya devam ettim. ve benim kızım 2014’te evlendi. Daha sonra doğum yaptıktan sonra bir yıl müddetle iş aradık. Mansur Yavaş ya babası, nereye gittiyse kapılar kapandı. ve çocuk şöyle bir karar verdi eşiyle beraber ‘baba ben yurt dışına gideceğim’… Yurt dışından sizin çalışmanız için ya bir firmanın davet etmesi lazım ya da internet üzerinden 10 sterlin gibi bir para yatırarak şirket kuruyorsunuz, İngiltere diyor ki burada çalışacak insanlar istihdam yaratıp vergi verecekse gelsin yoksa gelemez diyor. Bunun adı Ankara Anlaşması. Bu anlaşmayla gitti. Altı yıldır kirada oturuyor. Ben belediye başkanı olduktan sonra kredi çektim. Her şeyim açık. Bunu da mal beyanımda yayınladım ve oraya bir miktar para gönderdim. O da gitti. Biliyorsunuz yurt dışında İngiltere’de Mortgage diye bir sistem var. Şimdiye kadar ödediği kira bin 500 sterlindi. Bin 777 sterline 32 yıl sürecek şekilde kredi çekip krediyle ev aldı. 32 yıl alnının terini yiyor, eşiyle beraber çalışıyor, emeğinin hakkını alıyor. ve gidiyorlar, kiraya durduğu evin de fotoğraflarını internette yayınlıyorlar. O yetmiyor, Mansur Yavaş’ın kızı İngiliz vatandaşı olmuş diye yalanlara sığındılar. Niye böyle yapıyorlar? Kendi açıkları ortaya çıkmasın diye.
“SAYIN ALTINOK’UN İKİ KIZI DA KPSS SINAVINA GİRMEDEN İSTİNAİ KADROYLA MEMUR YAPILMIŞ”
Dün Elmadağ’da sordum. Sayın Altınok’un iki kızı da KPSS sınavına girmeden istisnai kadroyla memur yapılmış. Bu kadar servet var ihtiyacınız mı var? KPSS’siz işe giriyorsun. Peki şu Kalecik’teki işsizler bir elini kaldırsın bir bakayım. Bunlar fasulye sırığı mı? Bunlar niye giremiyor işe? Bunların ihtiyacı daha çok değil mi? Bu kul hakkı değil mi? Keçiören Belediye Başkanı olmasaydınız onları işe sokamazdınız. Ben diyorum ki malınızdaki şaibeyi falan bilmem öyle bir iddiam yok. Ama siz bu hakkı ödeyemezsiniz bu gençlere. Bu daha berbat bir konudur. Torpille mülakatsız, sınavsız işe sokmak kendi çocuklarını, daha beter daha ayıp bir husustur.”
]]>Bahçelievler’de 8 Mart günü meydana gelen olayda Vahdet T., sevgilisinin evine gitmişti. Bu sırada sevgilisi Esra S.’nin eski eşinin eve gelmesi üzerine Vahdet T. 4’üncü kattan çamaşır ipi ile atlamaya çalıştığı sırada ip kopmuştu. Vahdet T. Hafsa Mina isimli çocuğun üzerine düşerek hayati tehlike geçirmesine neden olmuştu.
Yaşanan olaya ilişkin bilgi veren Demet Bayraktar yaralanan arkadaşının kızı ve kendi oğlu ile birlikte yaya olarak kaldırımdan geçtiği esnada Vahdet T. isimli kişinin bir anda üzerlerine doğru düştüğünü belirtti. Hafza Mina isimli çocuğun yaralandığını belirten görgü tanığı, bir vatandaşın çocuğu hastaneye götürdüğünü aktardı.
Olaya ilişkin ifade veren Turgay E. ise Esra S.’nin eski eşi olduğunu söyleyerek “Dairem kentsel dönüşümde olduğu için birlikte yaşıyoruz. 8 Mart günü eve gelerek kapıyı çaldım. 30-40 dakika kapıda bekledim. Aşağıdan çığlık sesleri gelmesi üzerine hızlıca indim. Yerde yatan çocuk vardı. Bir kadın çığlık atıyordu, erkek şahsı ise net olarak göremedim. Sonra tekrar kapıya vurdum. Esra kapıyı açtı. Odalara baktım ‘kim var’ dedim. Kimseyi bulamadım. Balkona çıktık. Esra’ya ‘düşen şahıs o mu?’ dedim, ‘hayır’ dedi. Israrlı şekilde hayatında birisi mi var diye sorunca ‘evet var, artık kocam değilsin başka bir şey söylemeyeceğim’ dedi. Ben ardından polis memurlarına giderek böyle bir durum var şüpheleniyorum dedim” şeklinde ifade verdi.
Esra S. ise Vahdet T.’nin sevgilisi olduğunu söyleyerek “Olay günü Vahdet bana geldi. İlerleyen dakikalarda eski eşim kapıyı çaldı. Biz korktuk Vahdet saklanmaya çalıştı. Ben kapıyı açtım. Bu sırada çığlık sesi duyduk eski eşim ile balkona koştuk. Balkondan bakarken Vahdet’in yerde yattığını gördüm” şeklinde bilgi verdi.
Vahdet T. ise Esra S.’nin eski eşinin kapıyı çalması üzerine saklanmasını istediğini belirterek “Saklanacak bir yer yoktu. Şahısla aramda bir gerilim çıkmaması için çamaşır ipiyle 4’üncü kattan aşağı inmeye çalıştığım sırada bir kat indikten sonra çamaşır ipi koptu ve yere düştüm. Ondan sonrasını hatırlamıyorum. Daha sonra bir çocuğun üzerine düştüğümü öğrendim. Kasıtlı olarak yaptığım bir şey yoktur” dedi.
Öte yandan yaralanan çocuğun babası Hamza Koca ise kızının yoğun bakımda tedavisinin ver hayati tehlikesinin devam ettiğini söyleyerek “Kızımın üzerine düşerek hayatını tehlikeye sokan Vahdet T. isimli şahıstan şikayetçiyim” dedi.
5 yaşındaki kızı için adalet istediğini belirten baba Hamza Koca, “Olay 8 Mart günü saat 10: 45 sıralarında çocuğum annesi ile birlikte sokaktan geçerken binanın dördüncü katında bulunan şahıs eve gelen eski kocasının olduğu dairedeki kadın ile dost hayatı yaşıyormuş. Eski kocası eve gelince kapıyı zorluyor. Ama kadın kapıyı kilitlediği için açmıyor. Açmadığı için de içerdeki adam da nereye saklanayım diye plan yapıyor. Bu süreçte balkona çıkıyor. Eve gelen kocası yarım saattir kapıyı açtıramadığı için balkondaki adam kafasında nasıl aşağıya inebilirim diye planlar yapıyor. O esnada kendisini ipe bağlayıp 4’üncü kattan aşağıya atlıyor. O esnada benim kızın annesi ile beraber bu sokaktan geçerken üzerine düşüyor. Benim kızım 10 gündür yoğun bakımda. Halen sıkıntısı devam ediyor. Kendisini psikolojik olarak hazır hissedemiyor. Altı tane kaburgasında kırık var. Omurgasında bir kırık var. Kafatasında da çatlaklar var. Şahsı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmışlar. Ben adalet istiyorum. Tutuklanmasını istiyorum. Başkalarının canının yanmasını da istemiyorum. Adam neye dayanarak da buraya gelip böyle bir olayı yapıyor hayret ediyorum” dedi. – İSTANBUL
]]>Edremit ilçesine bağlı kırsal Kıyıcak Mahallesi’nde yaşayan 10 çocuk babası İmre, eğitime verdiği önemle hem evlatlarının hem de mahallesindeki çocukların hayatına dokundu.
İlkokuldan mezun olduktan sonra 1997’de kızına görücü gelmesine içerleyen İmre, kızıyla da görüştükten sonra ortaokula kaydederek eğitimine devamını sağladı.
Çevresindekilerin tepkilerine aldırış etmeden diğer kızlarını da okula gönderen İmre, inşaatlarda çalışarak, kıt imkanlarıyla çocuklarının hepsini okuttu.
Şimdi dört kızı öğretmen, bir kızı hemşire, üç oğlu doktor ve bir oğlu inşaat mühendisi olan İmre’nin en küçük oğlu da lise eğitimini sürdürüyor.
Mahallede başta kızlar olmak üzere birçok çocuğun bu sayede okula gönderilmesini sağlayan İmre, insanların hayatına dokunmanın mutluluğunu yaşıyor.
“Şimdi mahallede eczacı, diş hekimi, öğretmen, hemşire var”
İmre, AA muhabirine, çocuklarını zor şartlarda okuttuğunu, şimdi meslek sahibi olduklarını görünce onlarla gurur duyduğunu söyledi.
Eğitimle ilgili imkanların yıllar önce kısıtlı olduğunu anlatan İmre, şöyle konuştu:
“Büyük kızım Fatma, beşinci sınıfı bitirerek diplomasını aldı. O zaman şimdiki sistem yoktu. Bir gün annem iki bayanı alarak eve gelmişti kızı istemeye. Daha yeni ilkokulu bitirmiş, 13 yaşında falan. Ben vermiyorum dedim. Bizim aile halkı beni sıkıştırdı, kızımı vermem için. Ben kızımı çağırdım ve ‘İstiyor musun?’ diye sordum. Bana istemediğini söyledi. Ben de o zaman seni okula kaydedeceğim dedim ve okula gitmesini sağladım. Tabi o zaman bazı insanlar tepki gösterdi. Ben aldırış etmedim, kızlarımın hepsini okula gönderdim. O zaman okumak çok zordu, servis imkanı yoktu. Kitap parası, gidiş-geliş parası çok zordu.”
Kız çocuklarına çok büyük değer verdiğini, okumaları için elinden geleni yaptığını belirten İmre, onların kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmelerini istediğini dile getirdi.
Şimdi hepsinin meslek sahibi olduğunu ifade eden İmre, şunları kaydetti:
“5 kızımın 4’ü öğretmen, biri de hemşire oldu. Erkek çocuklarımı da okuttum, 3’ü doktor, biri de inşaat mühendisi. En küçük oğlum da liseye gidiyor. Hep inşaatlarda çalıştım. Para gönderiyordum annesi okutuyordu. O zaman bir televizyon aldık ama hiç kullanmadık. Televizyon izleseler okumazlardı. Ben çocuklarımı, kızlarımı okula gönderdikten sonra insanlar çok pişman oldu, uyandı. Onlar da çocuklarını göndermeye başladılar. Şimdi köyde eczacı var, diş hekimi, öğretmen, hemşire var. Köyün yüzde 80’i okumuş. Çoğunluğu kızlar, hepsi okudu. İnsanlar beni örnek alarak çocuklarını okula gönderdi.”
“Kız çocuklarının tamamına yakını okuyor”
Kıyıcak Mahallesi muhtarı Erol Demir de yıllar önce köyde kız çocuklarının okutulmadığını ancak Celal İmre’nin çocuklarının meslek sahibi olmasının ardından köy halkının da dikkatini çektiğini söyledi.
Köylülerin İmre ailesini örnek aldığını ifade eden Demir, “Celal Bey, çocuklarını çok zor şartlarda okuttu. Köyün nüfusu 2 bine yaklaştı ve kız çocuklarının neredeyse tamamı okuyor. Benim de 2 kızım üniversiteye gidiyor.” dedi.
]]>Ailesiyle başkent Astana’da yaşayan, ilk çocuğu engelli doğan Sultanova, AA muhabirine, 8 yıl evde oğluna baktığını belirterek, “Çeşitli tedavi merkezlerinde benim gibi bir sürü kadınla tanıştım. Hepimizi ilgilendiren ortak sorunların olduğunu gördüm.” dedi.
Sultanova, yaklaşık 30 anneyle mesajlaşma uygulamasında sohbet grubu oluşturduklarını, sayının giderek arttığını ifade ederek, “Anladım ki aslında sosyalleşmeye ihtiyacımız vardı. Çocuklarımız engelli olduğu için şanssız olabiliriz ama bu, hayatımıza devam etmemize engel olmamalı. Çocuğu böyle olan çoğu kadın bunu bir çaresizlik gibi görüyor ve kendilerini toplumdan uzaklaştırıyor.” diye konuştu.
“Bakıttı Şanırak (Mutlu Yuva)” isimli fonu 2020’de kurduğunu dile getiren Sultanova, valilik tarafından girişimlerinin desteklendiğini ve kendilerine yer tahsis edildiğini söyledi.
Sultanova, engelli çocuk sahibi 720 ailenin fona üye olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Temel görevimiz, sadece engelli çocukların değil o çocuğun bütün ailesinin destek görmesini sağlamak. Genelde engelli çocuk büyüten ailelerin her bir üyesi, annesi, babası ve diğer sağlıklı çocukları psikolojik olarak bundan etkileniyor. Bunu kabul etmeliyiz. Nedeni ise bu tip ailelerde annesi ile engelli çocuğu arasında inanılmaz bir bağ oluşuyor. Annenin tüm ilgisi o çocukta oluyor. Bu arada diğer çocukları kendi hallerinde büyüyor.”
Özel gereksinimli çocuğu bulunan ailelere 22 alanda ücretsiz hizmet verdiklerini anlatan Sultanova, “Bunların arasında çeşitli masaj ve konuşma terapilerinin yanı sıra egzersiz ve yoga sınıfları mevcut. Tuz ve şungit taşı odamız da var. İngilizce, matematik, kimya dersleri veriliyor. Dombıra (Kazakların geleneksel müzik aleti), el işleri ve dikiş kursları düzenleniyor. Ebeveynlere de çeşitli eğitim kurslarının yanı sıra psikolojik destek ve hukuk danışmanlığı gibi hizmetlerimiz var.” diye konuştu.
Sultanova, bu hizmetlerin çoğunun yine engelli çocuklu anneler tarafından verildiğini belirterek, “Annelerimizin çoğu meslek sahibi olmalarına rağmen durumlarından dolayı işe alınmıyorlar. Böylece ihtiyacı olanlara iş veriyoruz. İş saatlerini kendilerine uygun şekilde ayarlayabiliyorlar.” ifadelerini kullandı.
Parlamentodaki komisyon toplantılarına da katıldığını söyleyen Sultanova, “Bugüne kadar engelli çocuk sahibi ailelerin toplumda başlarına gelen çeşitli olaylara tanık oldum. Annelerin yaşadıkları zorlukları da biliyorum. Dolayısıyla Mecliste bizi ilgilendiren yasal düzenlemelerin komisyon toplantılarına hep katılıyorum ve orada binlerce benim gibi engelli çocuk annesinin sesi olmayı görev olarak görüyorum.” dedi.
Sultanova, Türkiye’deki kurumların tecrübelerini merak ettiklerini ve gelecekte işbirliği yapmayı dilediklerini sözlerine ekledi.
Engelleri birlikte aşıyorlar
Masöz olarak çalışan 4 çocuk annesi Gülnar Temirbayeva da en küçük oğlunun serebral palsi hastası olarak dünyaya geldiğini belirterek, “İşe ihtiyacım vardı. Zamanında çocuğuma masaj yapmak için bu işin eğitimini almıştım. Buraya başvurdum ve çalışmaya başladım. Çocuklarımı da getiriyorum, ben çalışırken onlar burada çeşitli kurslara katılıyor.” dedi.
53 yaşındaki Saltanat Rakişeva da fonda idari işlerden sorumlu menajer olarak çalıştığını söyledi.
Rakişeva, 18 yaşındaki kızı Moldir’in engelli olduğunu dile getirerek, “Açıldığından beri burada çalışıyorum. Kızım tek çocuğum. Şu anda kolejde okuyor. Onu okula ben götürüyorum, okuldan da babası alıyor. Dolayısıyla işe geç kalabilirim ama burada bu durum anlayışla karşılanıyor. Kızım okuldan sonra yanıma geliyor ve İngilizce kursuna katılıyor.” ifadelerini kullandı.
Hadişa Janturina da 16 yaşındaki görme engelli kızını her gün buraya getirdiğini belirterek, “Onunla engelleri aşıyoruz. Müziğe aşırı ilgisi var. Benim işim kızım. Her gün onunlayım. Böyle merkezlere gidiyoruz, sosyalleşiyoruz.” şeklinde konuştu.
]]>Omuzlarına aynı anda anne ve baba olma yükünü alan kadınlar, şehit babalarına layık çocuklar yetiştirmenin haklı gururuyla, eşlerine duydukları özlemi bir arada yaşıyor.
Uzun yıllardır çocuklarına kol kanat geren anneler, şehit eşlerinin yokluğunu hissetseler de onlardan emanet çocuklarını en iyi imkanlarla büyütmeye çalışıyor. Anneler, kalplerindeki özlem ve üzüntüyü içinde yaşayıp, çocukları için dimdik ayakta duruyor.
-Güçlü durarak şehit eşlerine örnek oldu
Ağrı – Patnos kara yolunda, 5 Mart 2000’de trafik kazası sonucu şehit olan İstihbarat Binbaşı Erhan Oksal İşbilen’in eşi Hatice İşbilen, 24’üncü şehadet yılı dolayısıyla eşinin Kadifekale Hava Şehitliğindeki mezarını ziyaret etti.
Hatice İşbilen, AA muhabirine, eşi olmadan geçen 24 senenin zor olduğunu ancak babaları şehit düştüğünde 5 ve 8 yaşlarında olan iki kızı için güçlü durmaya çalıştığını belirtti.
Bir süre İzmir Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği başkanlığı da yapan İşbilen, “Bir annenin, kadının duygu ve düşünceleri, yaklaşımı erkeğe nazaran biraz daha farklı. Dernek üyelerinden onu duydum, güçlü kadın olarak onların karşısında olmak onlara çok iyi geldi. ‘Evet biz de güçlü olabiliriz’ dedirtti. Özellikle eşler ve anneler ‘Hatice bu olayı aşmış. Evlatlarımız için güçlü olacağız onların arkasında duracağız.’ dedi. Güzel emsal olduğumu düşünüyorum.”
İşbilen, hem annelik hem babalık yapmanın zorluğuna değinerek, çocuklarını anne olarak yönlendirirken, bir baba gibi de düşünüp onlara destek olduğunu ifade etti. Babanın yerini kimsenin alamayacağını dile getiren İşbilen, “Kızım üniversiteyi kazandı, ‘Erhan olsaydı ne karar verirdik’ diye düşündüm. Tek başıma karar vermek en çok yaralayan şey. Kızımı üniversiteye bıraktım, yanımda Erhan, eli omzumda, ‘tamam oldu bu iş’ dedi sanki. Onu hissettim.”
Karar alırken eşi gibi düşünmeye çalışıyor
Gülden Ördek, kocası Deniz Başçavuş Eren Ördek’in 17 Şubat 2016’da Ankara Merasim Sokak’taki terör saldırısında şehit olduğunu kaydetti.
O dönem kızlarının 3 ve 9 yaşlarında olduğunu aktaran Ördek, geçen süre boyunca aldığı kararlarda “O yaşasaydı böyle karar verirdi’ şeklinde düşündüğünü ifade etti.
Ördek, büyük kızının babasını uzun süre beklediğini anlatarak, “Fotoğraf ve videolarla çocuklarımı avutmaya çalışıyorum. Kız çocukları çok duygusal oluyorlar. Onların istediklerini yapsanız da babanın yerini alamıyorsunuz. Büyük kızım ‘babamın yerini benim gibi yaşayanlar bilir’ diyor.” dedi.
“Zorluklara karşı ayakta durmak zorundayız”
Şehit Jandarma Astsubay Nuh Köşker’in eşi Mehtap Köşker, kocasının Tunceli’de 23 Nisan 1995’te çatışmada şehit olduğunu belirtti.
O tarihte 25 yaşında olduğunu kaydeden Köşker, şunları söyledi:
“Hayata yeni atılacağımız dönemde eşimi kaybedip tek çocukla hayatla mücadele etmeye çalıştım. Çocuğunuzu düşünerek emin adımlar atmanız gerekiyor. Çocuğumu iyi şekilde yetiştirdim. Kızım bir gün ‘İnsanın babasının olması nasıl bir duygu’ diye sordu. En çok eşimi aradığım zaman kızımı evlendirirken oldu, çok ağladığımı ve ‘neredesin’ dediğimi hatırlıyorum. Kadınlarımıza söylüyorum, zorluklara karşı ayakta durmak zorundayız. Bütün kadınlarımıza hayat hep gülsün.”
]]>Olay, 14 Şubat’ta akşam saatlerinde, Yumurtalık ilçesi Asmalı Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre Emrah ve Sihan Akgül çiftinin 3 çocuğundan en küçüğü olan İpek Akgül (18), portakal bahçesinde tartıştığı Yaşar B. tarafından tabancayla başından vurularak öldürüldü. Şüpheli, daha sonra genç kızı bir tarlada bulunan su kuyusuna gömdü. Genç kızı öldüren Yaşar B., jandarmayı arayarak kendini ihbar etti. Bölgeye gelen jandarma ekipleri Yaşar B.’yi gözaltına aldı. Şüpheli daha sonra ekiplere genç kızı gömdüğü yeri gösterdi, kızın cesedi kuyudan çıkartıldı. Yapılan otopsisinin ardından genç kızın cenazesi Küçükoba Mezarlığına defnedildi.
“İşkence yapıp aç susuz bırakılıp öldürülmüşler”
Genç kızın annesi Sihan Akgül, “Sevgililer günü cinayeti değil önce söyleyeyim size. Sevgililer gününün kurbanı değil. Sevgilisi yoktu benim kızımın. Kızım dört beş kişi tarafından hunharca işkence uygulanıp aç susuz bırakılıp ondan sonra çırılçıplak bedeniyle portakal bahçesinde gömmüşlerdi. Benim kızımın her tarafından kırık vardı, çürük vardı. Aşırı derecede dayak yemişti” diye konuştu.
Kızının neden öldürüldüğünü bilmediğini ve sadece 3 kişinin yakalandığı dile getiren anne Akgül, “İki kişinin hala firari gezdiğin biliyorum. Sadece şunu istiyorum. O canilere şunu seslenmek istiyorum. Sen, benim kızımdan ne istedin? Şu üzerimdeki onun tişörtü. Her gün bu üstümde ve ben her gün bu yasta eriyorum bitiyorum. Sen böyle kaçarken, dolaşırken, nefes alıp verirken, benim kızım sana ne yapmış olabilir ki? Günlerce sen kızıma işkence gördürdün. Benim kızımın canını yaktın. Gözlerimin içine bak. İnan et senin sonun geldi. Devlet senin yakanı bırakmayacak. Bugün yarın alınacaksın. Adalete teslim olacaksın, adalete sonsuz güvenim var”
dedi.
“İpek’i unutmayalım, biri sürü İpek’ler var”
Anne Akgül, “İpek Akgül’ü unutmayalım, gerçekten unutmayalım. Bir sürü İpek Akgül’ler var. Boşu boşuna toprağın altında. Çok güzeldi benim kızım. Toprağın altına niye gömdün sen onu? İki kere gömdün. Bir portakal bahçesinde gömdün, ikinci ben kendi elimle yavrumu mezara koydum. Sen bana niye bunu yaşattın? Kızımı tanımıyorsun, etmiyorsun. Biz sana ne yapmış olabiliriz, sadece ben bunu söylüyorum” ifadelerine yer verdi.
“Her gün bir kız ölüyor”
Bir sürü kadının öldüğüne değinen acılı anne Akgül, “Her gün bir tane kız ölüyor, yazık günah değil mi annelerimize? Yazık günah değil mi bize? Ben her gün aklımı yitiriyorum. Kızımın hayali geliyor ama ben kızıma dokunamıyorum. Kızımı görüyorum ama kızım yok, kayboluyor ortadan. Kurbanınız olayım, bunun peşini bırakmayalım. Her gün bir ceset bulmayalım” diye konuştu.
“Sen bir canisin, canavarca kızımı katlettin”
Evladını öldürenlere ‘bunu neden reva gördün’ diyerek seslenen acılı anne Akgül, “Biz sana ne yaptık? Sana hayvan demiyorum. Sen hayvan bile olamazsın. Sen bir canisin, sen bir canavarsın. Canavarca onu katlettin. Neden? Sana ne yaptık? Biz sana ne yaptık, ailesi vardı. O kimsesiz değildi. Seni ben adalete havale ediyorum. Umarım müebbet yersin” dedi. – ADANA
]]>Buca ilçesinde ikamet eden 2 çocuk annesi 37 yaşındaki Serap Şahin, 12 yaşındaki kızı Esra Şahin’i rutin sağlık kontrolleri için 2021’de Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdü.
Yapılan testlerde böbrek fonksiyonları normal değerlerinin altında çıkan Şahin’e diyaliz uygulanmaya başlandı. Yaklaşık bir yıl diyalize giren ancak sağlık sorunları giderek artmaya başlayan küçük kız için doktorları nakil kararı aldı. Bunun üzerine uygun donör arayışına girildi.
Bu süreçte anne Şahin kızına böbreğini vermek istedi. Yapılan tetkiklerde annenin sonuçları kızıyla uyumlu çıktı. Anneden alınan böbrek, 14 Şubat’ta İzmir Şehir Hastanesinde kızına nakledildi.
Ameliyatın ardından böbrek değerleri normale dönen Esra Şahin, rahat bir şekilde su içmeye ve yemek yemeye başladı.
“Hiç tereddüt etmeden kızıma böbreğimi verdim”
Anne Serap Şahin, AA muhabirine, kızının yaşadığı rahatsızlık nedeniyle çok zor günler geçirdiklerini söyledi.
Kızının nakil olması için umutla beklediğini belirten anne Şahin, şunları kaydetti:
“Annede uyumlu olur sen denemek istiyor musun deyince hiç tereddüt etmeden kararımı verdim. 14 Şubat’ta nakil olduk. İnşallah uzun ömürlü olur. Diyaliz tedavisi özellikle çocuklar için çok zor. Doktorlar da ‘kızına ikinci bir hayat veriyorsun’ dediler. Evladını diyalizde görmek çok zor bir durum. Her an bir şeyle karşılaşmak. Yine tansiyonu yükselecek… O anları yaşamak çok zor. Yeter ki yaşasın, yeter ki hayatta kalsın. Hep onu düşünerek kızıma böbreğimi verdim.”
Şahin, ameliyattan çıktığında ilk olarak kızının durumunu sorduğunu, sağlık çalışanlarının bu süreçte hep yanlarında olduğunu dile getirdi.
Kızına ameliyattan sonra da gözü gibi baktığını anlatan Şahin, “En çok su içmesini, yemek yemesini özledim. Çünkü yemek yemesi çok büyük sıkıntıydı. Sofrada her şeyin var ama çocuğuna ‘sana yasak’ diyorsun. Bu çok acı bir durum. Bunların hepsini yaşayan bir anneyim. İnşallah sonu güzel olacak. Şimdi yeni yeni sevdiği şeyleri yiyor.” dedi.
Esra Şahin ise annesinin verdiği organ sayesinde rahat bir şekilde su içip yemek yemeye başladığını söyledi.
“Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu”
Çocuk Nefroloji ve Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Belde Kasap Demir ise Esra’nın diyaliz sürecinin zor geçtiğini, kadavra listesinde uygun organ bulunmayınca annesinden nakil yapmayı kararlaştırdıklarını anlattı.
Naklin birinci haftasında olunmasına rağmen anne ve kızı için her şeyin iyi gittiğini kaydeden Demir, “Çocuk için yeni bir hayat bizim için yeni bir dönem başlamış oldu. Nakil 14 Şubat’a denk geldi. Bilinçli olarak olmadı tabii. Aile de bu tarihe gelmesinden çok memnun oldu.” diye konuştu.
İzmir Şehir Hastanesi Organ Nakil Bölümü Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Adam Uslu ise Esra’ya yapılan böbrek naklinin onun gelişimi için önemli olduğunu dile getirdi.
Avrupa’da kadavradan organ bağışının Türkiye’ye göre daha fazla olduğunu aktaran Uslu, “Organ bağışı konusunda okullarda eğitim verilmesi gerekiyor. Canlıdan böbrek almak bir yük getiriyor bize. Çünkü böbreği veren canlıya da en az 20 yıl süreyle kaybetmeden bakmak yaşamını garanti altına almak zorundasınız. Kadavra donör, dünyada tartışılmaz en önemli kaynak.” ifadesini kullandı.
]]>Elazığ’da yaşayan Gülsüm Aydın’ın 6 yaşındaki kızı Fatma, hayata gözlerini açtığı ilk gün “kelebek hastalığı” ile tanıştı. Kesin bir tedavisi olmayan hastalık nedeniyle en küçük bir dokunuşta bile cildinde soyulma ve yaralar oluşan Fatma Aydın’ın, hastalığı nedeniyle yaşıtları gibi koşup oynayamıyor. Ellerinde ve ayaklarında oluşan yaraların sonucunda ayak parmakları birbirine yapışan Aydın, annesinin yardımıyla ellerini kullanmaya başladı. Nadir hastalıkla mücadele eden kızının vücudunda oluşan yaralarını doktor misali sarmaya çalışan anne ise bir gün kızına korkmadan sarılabileceği günün hayalini kuruyor.
“Korkmasınlar, kelebek hastalığı bulaşıcı değildir”
Dışarı çıktıkları zaman vatandaşlardan gelen olumsuz tepkilerin kendilerini üzdüğünü dile getiren Gülsüm Aydın, “Epidermolysis büllosa adıyla kelebek hastalığı bulaşıcı bir hastalık değil. Herhangi bir tedavisi yok ama araştırmalarda, bir umudumuz var. Dışarı çıktığımız zaman vatandaşlarımızın bakış açıları çok farklı oluyor. Acıyarak bakan da oluyor, kızın yandı mı diyen de oluyor. Çoğu zaman ağlayarak, üzülerek eve geldiğimiz ve kızımın dışarıya soğuduğu vakitler oluyor. İyi karşılayan esnaflarımız, vatandaşlarımız da oldu. Vatandaşlarımız da yani acıyarak bakmasınlar, çocuklarını kızımı gördüğü zaman çekmesinler, uzaklaştırmasınlar. Herhangi bir AVM’ye girdiğimiz zaman tavırlarına daha çok dikkat etmeleri lazım. Yani bu konuda çok üzülerek eve dönüyoruz. Derneğimiz var. Allah razı olsun dernek başkanımız, Kelebek Çocuklar Derneği Fuldan Uras altı buçuk sene önce kendisiyle tanıştık ve onlarla birlikteyiz. Sağ olsunlar bugün üç kız kardeşler ‘kelebeklerimizin meleği’ olarak geçiyorlar. Yani Fatma onlara meleklerim diyor. Banyoda çok zorlanıyoruz. Banyoya girdiğimiz zaman hep ağlayarak çıkıyoruz. Yani bir tek ben değil komşu da sesini duyuyor, dua ediyorlar. Kızımın ağlamasından rahatsız olan komşularımız da oluyor, haklarını helal etsinler. Yani kolay değil, hak veriyorum gece sabaha kadar ağlayan bir çocuğu sesi duyuyorlar. Yani zor oluyor. Bakımı olsun, medikal eksiği olunca dile getiremiyorsun. Üzülüyorsun. Maddi manevi çok zengin bir hastalık diyeyim” dedi.
“Ben çocuğuma sarılamıyorum”
En büyük hayalinin kızına sıkı sıkı sarılmak olduğunu dile getiren anne Aydın, “Gönüllü insanların sayesinde oluyor tabii ki bunlar da. Elbette yapıyorlar ki bunlar geliyor ama sayımız çok az ve yardımcı olabilirler. Daha çok duyarlı olabilirler. Biz yardım konusunda paylaşımlar yaptığımız zaman acıyarak değil de kendileri de duyarlı olup paylaşım yapsalar çok seviniriz. Hem daha farkındalık oluşur. Bu çocukları her bir birey paylaşırsa çevreden daha çok duyulmuş olur daha çok görmüş olur. Kimse aşağılayarak veya acıyarak bakmaz. Yani bu çocuğun eve mutlu dönmesi varken neden hüzünlü dönsün. Ben çocuğuma sarılamıyorum. Kendim istediğim gibi koklayamıyorum, öpemiyorum, sarılamıyorum, dokunamıyorum. Yani çok zor gerçekten biz annenin yani bir babanın evladına, ablasının ise kardeşine sevgisi, gösterememesi, sarılamaması ve öpememesi çok zor. Gerçekten çok zor bir duygu. İstediğimiz gibi sarılıp öpmeyi çok isterdim Ablası her zaman ‘ ne zaman iyileşecek, tedavisi çıksa ve iyileşse de el ele tutup yürüdüm parka gitsem’ diyor. Vatandaşlarımızdan da bekliyoruz. Maddi ve manevi hiçbir beklentimiz yok. Çok şükür, Allah her türlü yardım ediyor. Borç da olsa bir şekilde gideri karşılıyoruz. Biz sadece güler yüz bekliyoruz” diye konuştu. – ELAZIĞ
]]>Konak ilçesi Ege Mahallesi’ndeki müstakil bir evde yaşayan Fatma Bülbül (54), 31 Temmuz 2022’de evlerinde çıkan yangının ardından 33 yaşındaki kızı Gamze Kaymaz’ı kaybetti. Daha sonra Kaymaz’ın emaneti olan kızların bakımı da, anneanne Fatma Bülbül’e düştü. Anneanne Bülbül, aynı evin içinde 4 torunu ve aralarında bir epilepsi hastası da bulunan 2 kızıyla beraber yaşıyor.
Havanın soğuk olmasına rağmen evinin pencereleri yeni takılan ve sobaları bile bulunmayan Bülbül ailesi, Fatma Bülbül’ün aldığı yaşlılık maaşı ve yardımseverlerin desteğiyle hayatlarını sürdürüyor. Çeşitli sağlık sorunları da bulunan Bülbül, sağlığı el verdiği zamanlarda ise hurdacılık yaparak çocuklarına bakıyor.
“Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok”
Bülbül’ün ve ailesinin yaşadığı evde içler acısı bir durum olduğunu aktaran İzmir Toplumsal Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği (İZMİRTUMED) Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Yalçın, “Bu evde yetim çocuklar var. Babaları olmadığı için anneanne Fatma ablamız tek başına, kendi imkanlarıyla hurda toplayarak bu çocuklara bakmaya çalışıyor. Bize aile geldiğinde, eve gidip yerinde inceleme yaptık. Baktık ki burada içler acısı bir durum var. Evde; soba, buzdolabı, yemek, hiçbir şey yok. Fatma ablamız tek başına bu yetimleri kimseye muhtaç etmemeye çalışıyor; fakat günün şartlarında da bu çok zor. Biz de dernek olarak ve hayırseverlerin de desteğiyle ailemizi arkadaşlarımızla paylaştık” şeklinde konuştu.
Aileye yapılan yardımlardan da bahseden Yalçın, “Çamaşır makinesi, buzdolabı, ocak, tüp aldık. Evde cam yoktu, dün camları taktırdık. Yardımseverlerin kimisi 100, kimisi 500, kimisi de bin lira göndererek yardımda bulundu. Çocukların battaniyeleri, yastıkları alındı. Aklınıza gelebilecek bireysel olarak ihtiyaçları olan her şeyi aldık. İki gün önce Büşra kardeşimizle beraber markete gidip sadece yaklaşık 11 bin TL’lik gıda aldık; fakat hala bitmedi. Buraya alınacak çok şey lazım. Ustamız tesisatı yapıyor. Hazır mutfağa gelecek, çatılar yapılacak” dedi.
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var”
Evin arka tarafında bulunan dairelerin tanesinin yaklaşık 50 milyon TL değerinde olabileceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“50 milyon TL değerindeki dairelerin 100 metre ilerisinde böyle bir yokluk var. Bunları elimizden geldiği kadar bizler destek olacağız. Burada şöyle de bir sıkıntı var; belediyelerden buna benzer kurumlardan yardım almak için ailelerden çok inanılmaz prosedürler istiyorlar. Çok inanılmaz evrak kalabalığı istiyorlar. Bu durum da başvuruyu zorlaştırıyor. Fatma ablamızın belki okuması yazması bile yok. Bu evrakları yerine getirmesi bile imkansız. Yetkililerden bu tarz olaylarda, ailelere biraz kolaylık sağlamalarını istiyoruz.”
“10 seneye yakın ben susuzum”
Yapılan yardımlarla normal yaşantılarına devam edeceklerini anlatan Fatma Bülbül, “Arka tarafta binalardan su taşıyorum. Kızım, klima tamir edildiği sırada klimadan çıkan yangın sebebiyle hayatını kaybetti. Şimdi normal yaşantımıza devam edeceğiz. Her şeyden önce susuz yaşanmaz. Suyumuz var. Evlerin üstü akıyor. Bir de çoluk çocuk üşüyor, öksürüyorlar. Camlarımız takıldı; fakat gelirimiz yok. Sadece engelli maaşım var” diye konuştu. – İZMİR
]]>Olay, 15 Ağustos 2020 ile 10 Temmuz 2022 tarihleri arasında Kayseri’de meydana geldi. Baba C.Y. (39), oğlu R.Y.’nin (6) 15 Ağustos 2020’de ranzadan düşerek ölmesi sonrası kızı B.Y.’nin ve eşinin davranışlarından şüphelenerek, eve ses kayıt cihazı koydu. Ses kayıt cihazında Fatma Y.’nin, üvey kızı B.Y.’ye farklı tarihlerde hakarette bulunup, eziyet ettiği ve insan dışkısı yedirdiği ortaya çıktı. CY.’nin şikayeti üzerine eşi Fatma Y. hakkında ‘eziyet’ suçundan dava açıldı. Kayseri 16’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında tutuksuz sanık Fatma Y., B.Y. ve C.Y.’nin avukatı Mustafa Avşar hazır bulundu. Fatma Y., “İddia edildiği gibi B.Y.’ye hiçbir kötü muamelem olmadı. C.Y. ile ikinci evliliğimi yaptım. Babası ile evlendiğimde B.Y., 2 yaşındaydı. Ses kaydı alındıktan sonra 2 sene daha evli kaldık. Bir kez boşandık, tekrar evlendik. Böyle bir şey yapmış olsaydım, B.Y.’nin babası benimle ikinci kez evlenmezdi” dedi.
‘HAKARET EDİP, OKLAVAYLA DÖVERDİ’
Üvey annesinin kendisine şiddet uyguladığını anlatan B.Y., “Banyoda saçımızı çekiyordu. Kafamızı suya daldırıp, orada bekletiyordu. Babam işten dönünce bize iyi davranıyordu. Hakaret edip, oklavayla döverdi. Tuvaleti yedirirdi, acı biber yedirirdi” diye konuştu. Mahkeme hakimi, sanık Fatma Y.’yi, ‘çocuğa karşı eziyet’ suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hakim, sanığın daha önce mahkumiyetinin bulunması, suç konusunun önem ve değeri nazara alınarak sanığın etkin pişmanlık gösterip, yeniden suç işlemeyeceğine dair olumlu kanaat oluşmadığından sanık hakkında ‘iyi hal’ indirimi yapmadı. Avukat Mustafa Avşar’ın, sanığın en üst sınırdan ceza alması gerektiği gerekçesiyle karara itiraz edip, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdığı öğrenildi. Diğer yandan B.Y.’nin babası ile Fatma Y.’nin boşanma aşamasında olduğu, davalarının sürdüğü belirtildi.
‘2 YIL EZİYETE UĞRAMIŞ’
Karar sonrası B.Y.’nin babası C.Y. ilk kez DHA’ya konuştu. İlk evliliğinden 2 çocuğunun olduğunu, oğlu Recep’in 2020 yılında ranzadan düşerek hayatını kaybettiğini anlatan C.Y., “Oğlumu kara toprağa verdim. Kızımın da davranışlarında değişiklikler görünce evime ses kaydı koymak zorunda kaldım. Kızımın çok ciddi bir eziyete maruz kaldığını üzülerek tespit ettim. Evladım maalesef ki 2 yıl eziyete uğramış. Bunu öğrendikten sonra avukatlarımla yasal sürece başvurdum. Kesinlikle verilen kararı iyi bulmuyorum. Sanığın aldığı 5 yıl hapis cezası çok az. Sanık değil 5 yıl, 15 yıl ceza alsa da evlatlarımın gözünden akan bir damla yaşın karşılığı olamaz. Dosyanın emsal durum olması, ülkemdeki diğer evlatların korunması için bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağım. Evlatlarıma çektirdiklerinin karşılığı olmasa da sanığın tutuklanmasını ve en yüksek cezayı almasını istiyorum” dedi.
‘NE ZAMAN ADALET YERİNİ BULACAK’
Kızı B.Y.’nin psikolojisinin bozulduğunu anlatan C.Y., “Kızım, sürecin başından beri psikolojik tedavi görüp, terapi alıyor. İlk zamanlarda altına kaçırıyor ve sürekli ağlıyordu. Tedavisi için elimden geleni yapıyorum. Her iki çocuğum eziyet çekti. Oğlum Recep sanık ile aynı evdeyken vefat etti. Kızım 2 yıl boyunca eziyete maruz kaldı. Sanık 5 yıl hapis cezası alıp, duruşma salonundan gülerek çıkıp gitti. Sanık elini kolunu sallayarak gezerken; kızım ile psikolog kapılarında bekliyorum. Yetkililere sesleniyorum. Sizin evlatlarınız et-balık yerken; benim kızıma bu sanık tarafından dışkısı yedirilmiştir. Bu durum hak mıdır? Ne zaman adalet yerini bulacaktır? Evladımın acısı dinecek midir? Yalnızca benim çocuğum için değil, tüm eziyete uğrayan yavrularımız için adalet istiyorum” diye konuştu.
‘İLK DEFA BÖYLE BİR ŞEY İLE KARŞILAŞTIM’
Ailenin avukatı Mustafa Avşar ise şöyle konuştu:
“Yıllarca avukatlık yapmış, daha öncesinde de savcılık yapmış biri olarak bu dosya bazında duygulara hakim olmak çok mümkün değildi. Çocuk, 2 yıl boyunca yaşadığı eziyeti doğal bir eylem gibi anlatıyordu. Çünkü çocuk, eziyeti doğal olarak karşılamaya başlamıştı. Bu durumu görünce bir avukat olarak değil, bir baba hassasiyeti ile yaklaştım. Mahkemede sanığın tutuklanması için elimizden geleni yaptık. Savcı da bizim talebimiz doğrultusunda talepte bulundu ama mahkeme, sanığın muhtemelen diğer çocuklarını göz önünde bulundurarak tutuklama kararı vermedi. Müvekkilimizin diğer çocuğu Recep’in de maruz kaldığı durumlar örtbas edilmiştir. İnşallah üst mahkemeden hak ettiği cezayı almasını temenni ediyoruz. Verilen ceza, kızımızın yaşadıklarını geri getirmeyecektir. Bu davanın sonunda vefat eden Recep’in de dosyası yeniden gündeme gelecektir ve sanık hak ettiği cezayı çekecektir. 15 yıldır ceza hukuku ile ilgilenmeme rağmen ilk defa böyle bir şey ile karşılaştım. Çünkü çocuğun anlattığı her şey insanın içini paramparça eden cinstendi.”
]]>Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen 7,7 ve 7,6’lık iki büyük deprem 11 ilde büyük yıkımlara neden olurken resmi rakamlara göre 50 bini aşkın vatandaş hayatını kaybetti. Asrın felaketi olarak nitelendirilen depremler, Gaziantep’in İslahiye ilçesinde de büyük yıkımlara yol açarken bin 435 kişi hayatını kaybetti. Depremin 5. günü enkaz altından engelli oğlu Ahmet Barış Keskin (25) ile birlikte çıkarılan 57 yaşındaki Abdullah Keskin, eşi Rabia (51) ve kızı Fatma Sude Keskin’i (19) ise kaybetti.
Felaketten 10 ay sonra da engelli oğlunu da kaybetti, 6 Şubat sabahına mezarlıkta girdi
Felaketten 10 ay sonra engelli oğlunu da enkaz altında kalması sonrası gelişen çoklu organ yetmezliği nedeniyle kaybeden Abdullah Keskin, afetin 1. yıl dönümünde güne mezarlıkta başladı. Depremde kaybettiği eşi, kızı ve oğlunun mezarını ziyaret eden Keskin, geçen bir yıla rağmen acılarının hale çok taze olduğunu ifade etti.
“Depremden 10 dakika önce sahur yaptık, sonra felaketi yaşadık”
Deprem günü yaşadıklarını anlatan Abdullah Keskin, “6 Şubat gecesi depremden 10 dakika önce eşimle, kızımla birlikte sahur yapmak için mutfağa gitmiştik. 10 dakika sonrasında sallanmaya başladık. Ben, eşim, kızım ve engelli oğlum enkaz altında kaldık. Engelli oğlum ile ben yan yana iken kızım ve eşim ise diğer odada ranzanın arasındaydı. Deprem başlayınca eşim bana ranzanın arasındayız yerimiz iyi, güvendeyiz dedi. Ben de kendimi ve engelli oğlumu koltuğun arasına attım. Daha kelimeler ağzımızdayken beton çapraz bir şekilde üzerime düştü. O şekilde düşmesi bize yaşam alanı oluşturdu” dedi.
“Kızım doğum gününde enkazdan ölü çıkarıldı, engelli oğlum depremden 10 ay sonra öldü”
Ailecek kızının doğum günü olan 11 Şubat 2023’te enkaz altında çıkarıldıklarını söyleyen Keskin, “Depremin 5. günü yani 11 Şubat’ta, kızımın doğum gününde enkazdan çıkarıldık. Ben ve engelli oğlum sağ çıkarıldık ama eşim ve kızım ölü çıkarıldı enkazdan. Engelli oğlum ise depremden 10 ay sonra hayatını kaybetti” ifadelerini kullandı.
“Hala acılarımızı ilk günkü gibi taze”
Depremin üzerinden geçen 1 yıla rağmen acılarının hala çok taze olduğunu da ifade eden depremzede Keskin, “Şu an depremin 1. yılı, sanki dün gibi üzülüyoruz. Engelli oğlum enkaz altında benimle beraberdi, depremden 10 ay sonra vefat etti. Sağlık sorunları vardı ama depremin bıraktığı böbrek sorunları ve korkular da onu hayattan kopardı. Depremden sonra annesini merak ettiği için annesini soruyordu. Daha sonrasında da hayatını kaybetti” diye konuştu. – GAZİANTEP
]]>AKSARAY’da yaşayan Ahmet Karaman ile Suna Öztürk, 6 Şubat depremlerinde yıkılan Hatay’daki Rönesans Rezidans’ta oturan öğretmen kızı Tuğba Koşar (36) ile torunları Mustafa Kemal (3) ve Mehmet Akif Koşar’dan (1) 1 yıldır haber alamıyor. Karaman, “Yetkililerden çocuklarımızdan bir toz tanesi olsa dahi bulmalarını istiyoruz” dedi.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremde Hatay’da yıkılan Rönesans Rezidans’ın A2 blokunda oturan özel eğitim öğretmeni Tuğba Koşar ile oğulları Mustafa Kemal ve Mehmet Akif Koşar, enkaz altında kaldı. Depremin ardından Tuğba Koşar’ın annesi Suna Öztürk ve babası Ahmet Karaman, Hatay’a gidip, günlerce kızları ve torunlarını aradı ancak bir sonuç alamadı. Evlerinin duvarlarında kayıp kişilerin fotoğraflarının yer aldığı afişler de bulunan Suna Öztürk ile Ahmet Karaman, 1 yıldır kızları ile torunlarını arıyor.
‘HALA BİR SES YOK’
Deprem sırasında polis damadı Yasin Koşar’ın görevde olduğunu ve sağ kurtulduğunu belirten Ahmet Karaman, “Acının tarifi yok. Gözümün nuru, sarı çiçeğim, ona her zaman ‘öğretmenim’ derdim. Çünkü bir öğretmeni yetiştirmek kolay değil. Allah’ım böyle acıyı ülkemize bir daha yaşatmasın. Gelinen noktada 1 yıl olmasana rağmen aynı bugün olmuş gibi acısını yüreğimizde hissediyoruz. Rüyalarım da onunla konuşuyorum. Hatay’dan gelirken DNA testlerimizi de verdik. Hala bir ses yok, bu kişiler ne oldu? Deprem öncesinde kızım Aksaray’a izine gelmişti. Bizimle burada 1 hafta kalıp, tekrar Hatay’a döndüler. O dönemde hastalanmıştım, annesine ‘Tuğba hocama söyleme’ dediğim halde, hasta olduğumu söylemiş. Kızım deprem gecesi beni aradı, ‘İyi misin baba, üzülme’ diye beni teselli etmişti. Aynı gecenin sabahında Aksaray’da depremin sallantısından uyandık. Eşim hemen kızımızı aradı. Telefonlara cevap vermeyince damadımızı aradık. Gece nöbette olduğu için o kurtuldu. Kızım ile 2 torunum orada şehadet şerbetini içtiler” dedi.
‘DEMİR KOLONLARININ ÇOK ZAYIF BAĞLANDIĞINI GÖRDÜM’
Rönesans Rezidans’ın yüzlerce kişiye mezar olduğunu belirten Karaman, “Hatay’a en erken ulaşan kişilerden birisi benim. Ondan sonra ulaşım da kapandı. Binanın yanında askerler vardı. Apartmanın üst katlarından düşenler, yerlerde yatıyordu. Hayatın en acı gerçeklerini, depremde orada gördük. Depremin ilahi bir ikaz olduğu biliyoruz. Bizim itirazımız ve isyanımızsa bu yapılan yapıların denetimsiz, kalitesiz ve kontrolsüz olmasına, tedbirlerin alınmamasına itiraz ediyoruz. Yetkililerden çocuklarımızdan bir toz tanesi olsa dahi bulmalarını istiyoruz. Rönesans Rezidans, ‘cennetten bir kale’ diye satılan ve dayanıklı, lüks diye öğretmenlere allanıp, bulanıp satıldı. 250 daire, 1000 kişinin üzerinde insanın yaşadığı 2 katı otopark, yüzme havuzlu 12 katlı binanın tamamı yan yattı. Buradan 100 kişiye yakın kişi kurtuldu. 60’a yakın da kayıp var. Orada binanın nasıl yapıldığını gördük. Demir kolonlarının çok zayıf bağlandığı gördüm” diye konuştu.
‘KAYIPLARIN TEKRAR ARANMASINI İSTİYORUZ’
Suna Öztürk de “12 ay geçmesine rağmen Rönesans Rezidans’taki 53 kayıptan hiçbir ses yok. Bu kayıplarla beraber depremde kaybolan 147 kişinin tekrar aranması istiyoruz. Aileler olarak gerçekten çok perişanız. 38 kayıp bebeğimiz de var. Bu aileler, gözyaşı içinde artık bizlere bir el atın. Bizi bu sıkıntıdan kurtarın. Kayıp yakınları olarak arama komisyonu kurulup, bu kayıpların tekrar aranmasını istiyoruz. Depremin yıl döneminde aile olarak Rönesans Rezidans’a gidip, kızım ve torunlarım için depremde yakınlarını kaybeden aileler ile bir araya geleceğiz” dedi.
]]>Elazığ’da yaşayan 45 yaşındaki Ceylan Yılmaz’a karaciğer yetmezliği tanısı kondu
10 yıl boyunca Hepatit B ile savaşan daha sonra karaciğer yetmezliğine yakalanan Ceylan Yılmaz’a 24 yaşındaki kızı bağışta bulundu
Yıllar önce ağabeyini de aynı hastalıktan kaybeden Ceylan Yılmaz, kızının bağışı ile tekrar yaşama tutundu
Ceylan Yılmaz: “Kızım bana ikinci hayatımı verdi”
Buse Yılmaz: “Ben iğneden dahi korkan bir insanım ama bağış konusunda asla tereddüt etmedim”
ELAZIĞ – Elazığ’da karaciğer hastalığı yetmezliğinin son evresinde olan Ceylan Yılmaz, kızı Buse Yılmaz’dan gerçekleştirilen nakille hayata tutundu.
Elazığ’da yaşayan ve Hepatit B taşıyıcı olan 2 çocuk annesi Ceylan Yılmaz 10 yıl boyunca bu hastalıkla savaştı. Yılmaz’ın hastalığı 2021 yılında artık son evreye gelerek siroza döndü. Ağabeyini de yıllar önce aynı hastalıktan kaybeden Yılmaz’a karaciğer yetmezliği teşhisi kondu. Kısa süre içerisinde nakil olması gerektiği yoksa hayatının tehlikeye gireceği bildirilen Yılmaz’a kızı Buse can oldu. Hiç tereddüt etmeden annesine karaciğerini veren Buse, annesini yeniden hayata bağladı. Kızının kendisine ikinci bir hayat verdiğini dile getiren anne Yılmaz, adeta yeniden doğduğunu söyledi.
“Kızım direkt ‘Ben veririm’ dedi”
1999 yılında Hepatit B taşıyıcısı olduğunu dile getiren Ceylan Yılmaz, “Abimde bu hastalıktan vefat etti. O zamanlar tedavi bu kadar ileri seviyede değildi. 2010 yıllarında tamamen hastalık tamamen kronikleşmeye başladı. 10 sene ciddi anlamda tedavi gördüm. Bizim için ağır bir süreçti. Ailem çok yıprandı. 2021 yılında artık son evreye geldim. Hastalık siroza çevirdi. Artık yemem, hareket etmem kısıtlanmıştı. Tedavi sürecinin ardından nakil sürecine geçtik. Nakil sürecinde önce eşim vermeyi düşünüyordu. Ailede tek çalışan oydu, biz de ondan alıp almama konusunda kararsızdık. O ne olursa olsun vereceğim düşüncesindeydi. Eşim bana çok destek oldu. Kontrole gittiğimiz zaman doktor Buse’yi görünce, hücrelerin daha bire bir uyar ve zaten bir aylık bir sürecin kaldı, damarlar büzüşmeye başlamış dedi. Biz Buse’ye bu konuda hiçbir ısrar yapmadık. O direkt ben veririm dedi. Son dakikaya kadar da emin olup olmayacağını sorduk. Ben ona hayat verdim ama ikinci hayatı o bana verdi” dedi.
“Adeta yeniden doğdum”
Organ nakli konusunda herkesin bilinçli olması gerektiğini ifade eden Yılmaz, “Gerçekten kızım çok bilinçli davrandı. Biz anne baba olarak ona kıymak istemedik. Ama naklin sağlık açısından ona bir zarar vermediğini gördük. Bu konuda her zaman arkamızda olan Dr. Cem Özcan ve sağlık çalışanlarına teşekkür ederiz. Şuan gerçekten sağlıklı bir hayata döndüm. Her şeyi normal şekilde yaşıyorum, yemem değişti. Ben 10 sene hiçbir şey yememişim. Gezebiliyorum, işimi rahat yapabiliyorum, adeta yeniden doğdum. Canlı verici ve kadavra ayrı. İnsanların bilinçli olup organ naklini düşünmeleri çok güzel bir şey. Herkesi organ nakline tavsiye ediyorum. Bugün dünyada ne yaptın diyorlar. Bir iyilik yapmak istiyorlarsa en büyük iyilik organ nakli” diye konuştu.
“Ben iğneden bile korkan bir insanım ama tereddüt bile etmedim”
Annesine nakil verdiği için çok mutlu olduğunu aktaran Buse Yılmaz, “Annemin yıprandığı kadar biz de yıprandık. Annem çok acılar çekti. Biz bu süreçte her zaman onun yanında olduk. Aslında ben hiç işin içinde yoktum. Doktor benim daha uygun olduğumu söyledi. Hücrelerimiz daha uygundu. Ben iğneden dahi korkan bir insanım ama asla tereddüt etmedim. Direk işlemler başladı. Herkes annem kadar şanslı olmayabilir. Hastanede ben bunu kaldığım süreçte gördüm. Kadavradan nakil zaten yok ve canlı nakli ise kabul etmiyorlar. Benim hiçbir yaşam standartlarım değişmedi. Sağlığımda hiçbir sıkıntı yok. Herkesin böyle bir iyilik yapmasını istiyorum. Organ bağışı gerçekten çok önemli. Çok mutluyum. Annem sağlıklı ve yanımda. Kaldığımız yerden devam ediyoruz” şeklinde konuştu.
]]>Hatay Defne’de yaşayan 38 yaşındaki Sabahattin Yılmaz, Türkiye’yi yasa boğan deprem felaketinde evini ve ekmek teknesi fırınını kaybetti. Ailesini de alarak İstanbul’a gelen Yılmaz, Çekmeköy’de 3 kızı ve eşiyle kendisine yeni bir hayat kurdu.
Yılmaz, AA muhabirine, 6 Şubat’taki depremde ağır hasar alan evinin bulunduğu 3 katlı apartmanın 20 Şubat’taki 6,9 büyüklüğündeki artçı sarsıntıda yıkıldığını anlattı.
O gecenin bir korku filmi gibi olduğunu, yağmurun çok şiddetli yağdığını ifade eden Yılmaz, depremi hisseden eşinin çığlığıyla uyandıklarını ancak girişteki dolap kapının önüne yıkıldığı için dışarı çıkamadıklarını, aynı binada yaşayan anne ve babasının yardımıyla ikinci katın balkonundan kendi dairelerinin balkonuna uzatılan merdivenle aşağı indiklerini anlattı.
Yılmaz, sokaktaki manzaranın ise dehşet verici olduğunu dile getirerek, “Tek kelimeyle bütün şehir çığlık atıyordu. Herkes korkuyla bir sağa bir sola kaçıyordu. Etraf kapkaranlıktı ve hava çok soğuktu.” dedi.
İstanbul’da fırında çalışmaya başladı
Evini, eşyalarını ve işini kaybetse de ailesinden herkesin hayatta kalmasının en büyük mutluluğu olduğunu vurgulayan Yılmaz, çocukları ve eşiyle el ele vererek, kaybedilen her şeyi telafi edebileceklerine inandığını söyledi.
İstanbul’a geldiğinde bir fırında çalışmaya başladığını belirten Yılmaz, şunları kaydetti:
“Ben gece fırında çalışıyorum, eşim de gündüz bir hastanede temizlik elemanı olarak görev yapıyor. 3 çocuğumuzla yeniden bir hayat kurmaya gayret ediyoruz. En büyük hayalimiz tekrar Hatay’a dönmek. Bu dünyada her şey bir anda yok olabiliyor, bunu yaşayarak gördük. O yüzden kalp kırmaya gerek yok, herkes birbirine destek olsun ve sevsin. Evlendim, ailem için çalıştım, mükemmel bir hayatımız vardı. Bir gecede yıllardır yapmaya uğraştığımız emeklerimiz gitti. Allah bir daha milletimize bu acıları yaşatmasın.”
Sabahattin Yılmaz’ın eşi Zehra Yılmaz da 6 Şubat gecesini hayatları boyunca unutamayacaklarını belirterek, şöyle konuştu:
“İlk hissettiğimde daha önce yaşadığımız öncü depremlerden biridir diye düşündüm ancak şiddeti o kadar yüksekti, işin ciddiyetini anladım. Çocukların yanına koştuk. Küçük kızımı kucağıma aldım, eşim de diğer iki kızımın elinden tuttu kapıya yöneldik. Ancak kapının önüne devrilen dolap çıkmamızı engelledi. Kızlarım, ‘Anne gel şu üçgenin altına gidelim, şu dolabın altına sığınalım, öğretmenimiz bize böyle öğretti’ diye bağrışıyordu. Kendimize uygun bir yer bulup, depremin bitmesini bekledik.”
Olayın vahametini ancak hava aydınlandığında anladıklarını ifade eden Yılmaz, bütün şehrin yerle bir olduğunu görünce üzüntülerinin daha da arttığını söyledi.
“3 yaşındaki kızımı verecek kreş bulamadık”
Zehra Yılmaz, o gecenin korkusunu hem kendisinin hem de çocuklarının hala atlatamadığını vurgulayarak, çocuklarının ne zaman bir gürültü olsa ya da şiddetli yağmur yağsa yine deprem olacak diye endişelendiklerini belirtti.
İstanbul’da olası Marmara depreminden de korktuğunu, ilk geldiğinde her an deprem olacak endişesiyle yaşadığını anlatan Yılmaz, “İstanbul’da 3 çocuğumla birlikte bir hayat kursak da aklım Hatay’a dönmekte. Toprağımı ve yakınlarımı çok özledim. Eşim ve ben çalıştığımız için 3 yaşındaki kızıma da bakmakta zorlanıyoruz. Kızımı verecek bir kreş bulamadık. Büyük kızım 13 yaşında, dershaneye gitmesi lazım, dershane ücretini ödemekte de zorlanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu zamana kadar depremzedelere yapılan yardımlardan dolayı hayırseverlere teşekkür eden Yılmaz, Türkiye’nin büyük bir dayanışma örneği sergilediğini vurguladı.
Yuvalarına dönmeyi bekliyorlar
Yılmaz ailesinin büyük kızı 13 yaşındaki Büşra Yılmaz ise 6 Şubat gecesinin hiçbir zaman hafızasından silinmeyeceğini belirterek, tek tesellisinin ailesinden ve arkadaşlarından kimseyi kaybetmemek olduğunu anlattı.
Ailenin ortanca kızı 9 yaşındaki Zeyna Yılmaz ise İstanbul’u sevse de memleketini, arkadaşları ve akrabalarını özlediğini ifade ederek, Hatay’ın yeniden inşa edilmesini ve yuvalarına dönmeyi sabırsızlıkla beklediklerini söyledi.
]]>6 Şubat depremlerinin birinci yılında, depremzedeler hala kayıplarını arıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, kayıp çocuk olmadığını söylese de anne babalar çocuklarını aradıklarını belirtiyor. Kızı ve torununu arayan Şengül Kılçık, “Ne olur bir mezar taşı versinler bana. Artık dirisinden umudum yok da bir mezar taşı olsun onu istiyorum” dedi. Malatya’da oğlu Uğur Gezer’i kaybeden anne, “En azından ölüyse ölüsünü, diriyse dirisini versin. Bir mezarı olsun ne olur. Belki onunki bir nefesti verdi gitti ama ben her gün ölüyorum… Cumhurbaşkanından yardım istiyorum. Ben onları tek başıma büyüttüm, 4 çocuk büyüttüm, hem anne hem baba oldum ben. Bütün acılarını ben gördüm” ifadesini kullandı.
6 Şubat depremlerinin birinci yılı nedeniyle seslerini duyurmak için Ankara’da eylem yapan depremzede aileler, Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması için muhalefet partileri tarafından verilen önerge tekliflerinin reddedilmesine tepkili.
Çok sayıda depremzede aile hala mezarlarda, hastanelerde ve sosyal medya paylaşımlarında kayıplarını arayan aileler, Ankara’da gözü yaşlı şekilde bekliyor… Kayıp oğlu Uğur Gezer’i arayan anne, ANKA haber Ajansı’na konuştu:
“ONUNKİ BİR NEFESTİ VERDİ GİTTİ AMA BEN HER GÜN ÖLÜYORUM”
“Senesi dolacak, oğlumun ne ölüsü ne dirisi var. Kızımla ben depreme evde yakalandık oğlum kendi evinde yakalandı. Çalmadığım kapı kalmadı. Oğlum 34 yaşında. Bir buçuk ay enkazı takip ettik, enkazdan ona ait hiçbir şey çıkmadı. En azından ölüyse ölüsünü, diriyse dirisini versin. Bir mezarı olsun ne olur. Belki onunki bir nefesti verdi gitti ama ben her gün ölüyorum. Allah’ın afetine yakalanan çocuklar, suçları yok günahları yok. Ne olur bize yardım etsinler, kayıpları bulsunlar… Yüreğimize bir tas soğuk su döksünler kurtulalım bu çileden. Cumhurbaşkanı’ndan yardım istiyorum. Ben onları tek başıma büyüttüm, 4 çocuk büyüttüm, hem anne hem baba oldum ben. Bütün acılarını ben gördüm. Hasta yatağımdan kalktım geldim Malatya’dan…”
“ARTIK DİRİSİNDEN UMUDUM YOK DA BİR MEZAR TAŞI OLSUN ONU İSTİYORUM”
Kahramanmaraşlı Kılçık ailesinin bir torunu depremde hayatını kaybetti. Kılçık ailesinin kızı ve diğer torunu kayıp.
Anne Şengül Kılçık, “Songül’üm, Eylül’üm yoklar. Bulamıyorum, bekledim bugüne kadar. Bulunur diye bekledim, beni oyaladılar. DNA’mızı verdik. Eşleşmedi… Yok. Hastaneye başvurduk, aradık kayıt yok. Ne gecem gece ne gündüzüm gündüz… Nasıl yaşayayayım, ben kuzularımı istiyorum… Ölüsüyse ölüsü dirisiyse dirisi… Ne olur bir mezar taşı versinler bana. Artık dirisinden umudum yok da bir mezar taşı olsun onu istiyorum” diyor.
“KIZIMIN KAYDINI HASTANEDE BULDUM”
Fadime Gökçe’nin kızı Fikriye Aybüke Körük, Kahramanmaraş’ta Ebrar Sitesi’nde depreme yakalandı. Gökçe, ANKA’ya şunları söyledi:
“Ben depremin ertesi günü Maraş’a gittiğimde evleri yıkılmıştı ama kızım çıkmadı oradan. 10 gün orada bekledim. Şubat’ta DNA’mı verdim, İzmir İl Sağlık Müdürü’nün yayınında kızımın resmini buldum, İzmir Tepecik Hastanesi’nde kaydını buldum. Oralara gittiğimde ben yine kızımı bulamadım. Kızımı istiyorum, kızım olmadan yaşayamıyorum artık. Meclis’e gittik, milletvekilleri ile görüştük, kayıplar için birim kurulmasını istedik. Kızım sağ çıkarılmış, çünkü sedyede resmi var. Ben 10 gün orada beklediğimde her çıkan cenazeye baktık biz ve benim kızım yoktu.
6 Şubat’ta Maraş’ta olacağım ama orada nasıl olacağımı düşünemiyorum çünkü benim kızım yok orada. Onun evinin olacağı yerde olacağım boşlukta ama benim kızım yok. Hastane kayıtlarına sorduğumda önce ‘yok’ dediler sonra bulduk. Dediler ki, ‘Tedavi olmadan gelmiş gitmiş.’ Bir depremzedeyi nasıl bırakabiliyorlar.
“ONUN SEVDİĞİ YEMEKLERİ PİŞİRMİYORUM”
Evin içinde Aybüke diye bağırıyorum, sabahlara kadar uyumuyorum. Onun sevdiği yemekleri pişirmiyorum. Gece 4’te ‘çıt’ sesi gelse kapılara bakıyorum, pencereden aşağıya bakıyorum kızım gelecek diye. Sabah uyandığımda kızım yok diye lanet ediyorum. Gece ile gündüz aynı… Lütfen önergeleri kabul etsinler, komisyon kurulsun bizim yavrularımızı bulsunlar.”
Hatay’da depremde yıkılan Rönesans Rezidans’ta kızı ve eşini bulamayan Bulut Özgül ise, ” Bütün aramalardan sonra, enkazdan hiçbir şey çıkmayınca ben 6 ay boyunca bütün şehir hastanelerini, depremzedeler hangi hastanelere gitmişler o bölgelerde araştırma başlattım. Hangi çocuk evleri, sevgi evlerine teslim edilen çocuklar, ailelere teslim edilen çocuklara bakmaya çalıştım. Bu şekilde devam etti sürekli. Şu anda 12. aydayız hiçbir şekilde kızımla eşimle ilgili hiçbir bilgi yok.
“HER İHBAR BENİ ALIP YA ADANA’YA YA İSTANBUL’A GÖTÜRÜYOR”
Kızımla alakalı şu anki aldığım ihbar sayısı belki 10’un üzerindedir. 6 Şubat sürecinden sonra, reklam, afiş, pankart yaptırdıktan sonra dördüncü gün ihbar geldi. Kızımla ilgili ihbar geliyor. Sürekli ihbar geliyor kızımla alakalı. Her ihbar beni buradan alıp ya İstanbul’a götürüyor ya Sakarya’ya ya Adana’ya götürüyor. Ben de peşine düşüyorum farklı illere gidiyorum, çıkmayınca tekrardan üzüntüyle devam ediyoruz. Eğer kabirler yeniden açılırsa 6 Şubat’tan sonra vefat etmiş tüm cenazelerin DNA örneği alınırsa biliyorum ki milletin acısı biraz daha hafifleyecek. Biz bir senedir sağdır demiyoruz. Ölüyse de bir şekilde yerini bilelim… Gidip en azından kabrini ziyaret edelim. Ama şunu biliyorum ki ben kızımın yaşadığına eminim.
NURHAK BELEDİYE BAŞKANI BOZAN: “HER İLDE, İLÇEDE KAYIPLAR İÇİN KOMİSYON KURULSUN”
Kahramanmaraş depreminden etkilenen ilçelerden biri olan Nurhak’tan da kayıp aileler var. Nurhaklı depremzede aile ile birlikte Ankara’ya gelen Nurhak belediye Başkanı İlhami Bozan ise kayıplar için her ilde ve ilçede komisyon kurulması gerektiğini belirterek ANKA’ya şunları söyledi:
“Bu insanlar zaten her gün büyük acılar yaşıyorlar. Bir de bunun üzerine el uzatmayıp buralarda basın açıklaması yapacak hale getirenleri de kınıyorum. Bu insanların istediği tek bir şey var kayıplarının bulunmasın ve akıbetinin ortaya çıkarılması. Maalesef bütün kurumlar kenara çekilmiş aileleri acılarıyla baş başa bırakıyorlar. Önergelerin neden reddedildiği bu halka açıklanmalı. Biz belediye olarak yerel yönetimler olarak ailelerimizin yanında durmaya çalışıyoruz ama maalesef hükümet eksik kaldığı için bizler de bu durumda pek bir şey yapamıyoruz. TBMM dışında her ilde her ilçede kayıplar için komisyon kurulması gerektiğini düşünüyoruz.”
]]>ANTALYA’da eniştesi Zeynel Boyacı (33) tarafından öldürüldükten sonra boş araziye gömülen Zeynep Ece Aksay’ın (26) cenazesi, yakınları tarafından gözyaşlarıyla alındı. Aksay’ın babası Mustafa Aksay, şüphelinin eşi olan diğer kızı İlknur Boyacı’ya ev hapsi verilmesine tepki göstererek, “İlknur’a ‘Kardeşinden haberin yok mu?’ dediğimde ‘Baba sana söylemedim mi Ece iyiymiş. Beni gizli numaradan arıyor’ dedi. Kızım İlknur yanlış yönlendirdiği için bulunması bu kadar gecikti” diye konuştu. Aksay, kızı Zeynep’in cesedi daha önce bulunsaydı belki de Ali Diken cinayetinin işlenmemiş olabileceğini de söyledi.
Antalya’da motokurye olarak çalışan Ali Diken’den (32) 20 Aralık’tan beri haber alamayan ailesi, polise kayıp başvurusunda bulunduktan sonra bir televizyon programına katıldı. Programa katılanlar arasında bulunan garson Zeynel Boyacı, kurye Ali Diken’i (32) öldürdüğünü itiraf etti. Ağır küfür ve hakaretler etmesi nedeniyle Diken’i öldürdüğünü dile getiren Boyacı, polis ekiplerince gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri tarafından Antalya’ya getirilen Boyacı, Diken’in cenazesinin olduğu yeri ekiplere gösterdi. Aksu ilçesi Kundu Mahallesi Sahil Caddesi’ndeki boş arazide kadavra arama köpeği ‘Obert’ ve kepçe ile yapılan aramada, Ali Diken’in cansız bedenine ulaşıldı.
Boyacı, aynı noktaya yaklaşık 30 metre mesafede battaniyeye sarılı şekilde çıkartılan cesedin ise bir süredir haber alınamayan baldızı Zeynep Ece Aksay’a ait olduğunu söyledi. Cenazeler Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılırken, Zeynel Boyacı ifade işlemleri ve sağlık kontrolünün ardından çıkarıldığı mahkemece ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı. Boyacı’nın eşi İlknur Boyacı hakkında ise ‘konutu terk etmeme’ şartıyla denetimli serbestlik kararı verildi.
DNA TESTİNDE BELİRLENDİ
Battaniyeye sarılı cesedin Zeynep Ece Aksay’a ait olup olmadığının tespiti için ailesinden DNA örnekleri alındı. Adli Tıp Kurumu’nda yapılan testte cesedin Aksay’a ait olduğu kesinleşti.
‘KIZIM İLKNUR’UN DAHA ÇOK CEZA ALMASINI İSTİYORUM’
Zeynep Ece Aksay’ın babası Mustafa ve annesi Fatma Aksay ile yakınları cenazeyi almaya geldi. Burada gazetecilere konuşan Mustafa Aksay, cinayetin aydınlatılmayan noktaları olduğunu belirterek, “Zeynep Ece Aksay cinayetinde biz emniyet mensuplarından rica ediyoruz. Bunun aydınlatılmayan tarafları var. Çünkü Zeynep Ece’nin ablası yanında mıydı? Yanındaysa niye kardeşini kurtarmadı? Zeynep Ece Aksay’ın cinayet gecesi eve geldiğinde battaniyesini Zeynel ‘çöpe attım’ demiş. Çöpe attı da madem kızımın bilgisi var mıymış? Biz kızımız İlknur’un bilgisi olduğunu düşünüyoruz. Kardeşine sahip çıkmamış. Niye kardeşini korumamış? İlknur’un ev hapsi nedir? Daha çok ceza almasını istiyoruz” dedi.
‘HEM KIZIMDAN HEM DAMADIMDAN ŞİKAYETÇİYİM’
Olaya inanamadıklarını belirten Mustafa Aksay, “İnanamadık. Yani konduramadık. Şimdi şu anda cenazeyi almaya geldik ama DNA testiyle yüzde yüz olduğunu anladık. Yaşanan olaylardan dolayı hem kızım İlknur’dan hem damadım Zeynel Boyacı’dan şikayetçiyim. Bu olayın açık olmayan yerleri var, bu konuyu emniyet mensuplarının araştırmasını istiyorum” diye konuştu.
‘BABA SANA SÖYLEMEDİM Mİ ECE İYİYMİŞ’
Kızı Zeynep Ece Aksay’dan haber alınamamasının ardından diğer kızı İlknur’un kardeşinin kendisini gizli numaradan aradığını söylediğini ifade eden Mustafa Aksay, “Kızım Zeynep kaybolduktan 5- 10 gün geçtikten sonra biz köyden İlknur’un evine gittik. Gelirken telefon ettik kızıma ve dedik ki ‘Kızım biz eve geliyoruz’ deyince ‘Tamam baba ben de geliyorum’ dedi. Biz eve geldikten sonra İlknur’a ‘Kardeşinden haberin yok mu?’ dediğimde ‘Baba sana söylemedim mi Ece iyiymiş. Beni gizli numaradan arıyor’ dedi. Kızım İlknur yanlış yönlendirdiği için bulunması bu kadar gecikti” dedi.
‘BELKİ DE ALİ DİKEN CİNAYETİ İŞLENMEYECEKTİ’
Yaşanan olaylar sırasında damatları Zeynel Boyacı’dan hiç şüphelenmediklerini belirten Mustafa Aksay, “Zeynep Ece’yi öldürdükten sonra bu şahıs bizimle geldi, oturdu, soframızda ekmeğimizi yedi. Gitti, geldi bize yardım etti. Kızım İlknur bizi yanlış yönlendirmeseydi, kızım Zeynep’in cesedi bulunsaydı belki de Ali Diken cinayeti işlenmemiş olabilirdi. Ölmeyecekti” diye konuştu.
ANNE AKSAY: YÜREĞİM PARÇALANIYOR, ÖMÜR BOYU HAPİS GÖRSÜN
Fatma Aksay ise “Kızım ile damadımın sadece cezalandırılmasını istiyorum. Yüreğim parçalanıyor. Ömür boyu hapis görsün. Kızım bizi oyaladı. ‘Gelecek anne, telefon açtı’ diyerek bizi oyaladı. İlknur’u da evlatlıktan reddediyorum. Öyle benim evladım yok. Kardeşine nasıl böyle bir şey yapar? Bir anneye, bu babaya yapılır mı? En ağır cezayı almasını istiyorum” dedi.
ANNE GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
İşlemlerin ardından Zeynep Ece Aksay’ın cenazesi ailesine teslim edildi. Antalya Adli Tıp Kurumu morgundan cenaze alındığı sırada Aksay çifti gözyaşlarını tutamadı. Ayakta durmakta güçlük çeken Fatma Aksay, büyük kızına yaslanarak ağladı.
Zeynep Ece Aksay’ın cenazesi, defnedilmek üzere Aksu ilçesinin Karaöz Mahallesi’ne götürüldü.
]]>BURSA’da SMA Tip-1 hastası Havvanur Koca (3) için 2,5 yıl önce başlatılan valilik onaylı kampanyada gerekli paranın yüzde 63’lük bölümü toplandı. Kızının ilacı kullanabilmesi için kilo almaması gerektiğini belirten Nurcan Koca (28), “İçimi en çok acıtan şey; şu an evladımı aç bırakıyorum. Havvanur, şu an 12,5 kilogram. Bu ilacın kilo sınırı da 13,5 kilogram. Eğer Havvanur 13,5 kilogram olursa ilacı alamayacak ve ilaç alma hakkını kaybedecek. Hiçbir şekilde evladımın sesini duyuramıyorum” dedi.
Bursa’da yaşayan Nurcan Koca ile Aslan Koca (34), 2018 yılında evlendi. 3 çocuğu olan Koca ailesi, Mart 2021’de dünyaya gelen en küçük kızları Havvanur’un hareketsiz olmasından şüphelenince hastaneye götürdü. Kontrol ve tetkikler sonucunda 2 aylık Havvanur’a Spinal Musküler Atrofi (SMA) Tip-1 teşhisi konuldu. 9 aylık olduğunda yoğun bakıma alınıp, taburcu edildikten sonraki 2 aylık süreçte fenalaşıp, 5 kez hastaneye kaldırılan Havvanur için Bursa Valiliği’nden alınan izinle yardım kampanyası başlatıldı.
KAMPANYA YÜZDE 63’E ULAŞTI
Koca ailesi, valilik izinlerinin ardından Havvanur’un tedavisi için gerekli olan 1 milyon 880 bin doları biriktirebilmek için çeşitli kampanyalar yürüttü. Okullara zarf bırakıp, kermes düzenleyen, sosyal medyada paylaşım yapıp, kurdukları stantlarla kızları için bağış toplayan aile, gerekli olan miktarın yüzde 63’üne ulaştı.
“Kızımın hastalığını öğrenince dünyam yıkıldı” diyen Nurcan Koca, yaşadıklarını anlattı:
“2 aylıkken SMA hastası olduğunu öğrendik. Havvanur’un hareketsizliği vardı. Sadece göz temasları vardı. Benim evladım hiçbir şekilde hareket edemiyordu. Hastaneye getirdik, götürdük. Araştırana kadar 2 aylıkken tanısı konuldu. İlaç maalesef dolar bazında alınıyor. Fiyatı çok yüksek. Tek başımıza bir aile olarak asla başaramayız. Herkesten destek bekliyoruz. Evladımı kaybedeceğim diye çok korkuyorum. Onun bir dakikası, bir dakikasını tutmuyor. Bir bakıyorsunuz çok iyi, bir bakıyorsunuz çok kötü.”
‘BAZEN MAMA BİLE VEREMİYORUM’
Tedavi için kilo sınırı olduğunu, bu nedenle kızını aç bıraktığını ifade eden Koca, “İçimi en çok acıtan şey; şu an evladımı aç bırakıyorum. Havvanur, şu an 12,5 kilogram. Bu ilacın kilo sınırı da 13,5 kilogram. Eğer Havvanur 13,5 kilogram olursa ilacı alamayacak ve ilaç alma hakkını kaybedecek. O yüzden Havvanur’u aç bırakıyoruz. Mamadan daha çok su veriyoruz. Zaten şu an 3 saatte bir besliyorum. Bazen mama bile veremiyorum. Çünkü evladım o kiloyu alırsa ilacını alamayacak. Kampanyamız 2,5 senedir devam ediyor. Kampanyamız tamamen valilik onaylı. 2,5 senedir sadece yüzde 63’e varabildik. Hiçbir şekilde evladımın sesini duyuramıyorum. Evladıma bir şey olacak diye çok korkuyorum ve her gün o korku ile uyanıp, kalkıyorum” dedi.
‘KIZIMI PARKA GÖTÜRMEK İSTİYORUM’
En büyük hayalinin 3 kızı ile dışarı çıkıp, gezmek olduğunu söyleyen Nurcan Koca, “Şu an dört duvar arasındayız. Şu an kapıya çıkıp, bir çöp bile atamıyorum. Bir şey olacak diye evladımın yanından ayrılamıyorum. 10 ton makineye bağlı. Artık o makinelerden kurtulmak istiyoruz, her yere gitmek istiyoruz. Kızımı parklara götürmek istiyorum. Kızıma ayakkabı ve oyuncak almak istiyorum” diye konuştu.
]]>Kahramanmaraş merkezli depremler Hatay’da büyük yıkıma yol açmış ve 25 bine yakın insan vefat etmişti. Depreme Defne ilçesi Çekmece Mahallesi’nde yakalanan Seyyar ailesinin 16 yaşındaki kızı Yeliz Seyyar, enkaz altında kaldı. Ailesi tarafından kurtarılan genç kız, kafasına aldığı darbe sonrası çenesinde kemik kaybı yaşadı ve çenesini hareket ettiremez hale geldi. Hastanedeki tedavi sürecinin ardından Antakya ilçesinde konteyner kentte yaşamaya başlayan aile, genç kızı elleriyle şırıngayla besliyor. Ailesiyle sadece yazılı olarak iletişim kurabilen Seyyar’ın tek isteğiyse yeninden ailesine ‘anne’ ve ‘baba’ diyerek seslenebilmek.
“Bize yazarak ya da telefonla her şeyi bildiriyor”
Kızının yaşadığı zorlu süreçleri anlatan Fatma Seyyar, evladının eski güzelliğine kavuşmasını istediğini belirterek, “3 çocuğum var. Yaren ve Yeliz bunlar 11 yıl sonra oldu. Kurban olduğum Rabbim 6 Şubat’ta bize deprem verdi. Kızım, ben ve oğlum aşağıya inerken merdivenlerde evin önü üstümüze göçtü. Biz enkaz da kaldık, baba ile ikizin birisi arkada geldi. Bizi kurtardılar, bir baktım Yeliz’in çenesi tamamen kopmuş. Ben eşime o sırada bağırdım. Mustafa, Yeliz’in tüm çenesi kopmuş dedim. Ben orada zaten mahvoldum. Görümcem acilde giriş yaptığı sırada, Yeliz Seyyar diye bağırıyorlardı. Ben arıyordum. Ben ararken bulamadım. Yeliz’i tanıyamadım. Yeliz hemen koluma yapıştı. Kendisi beni tanıdı. Yeliz’in yüzü çok kötüydü. Ben o anda ne yapacağımı bilmedim. Kızım sadece anne desin, eski sağlığına kavuşsun. Başka hiç bir şey istemiyorum. Hayatta hiç bir şeyimiz kalmadı. Hiç bir şey istemiyorum sadece anne desin. Sağlığına ve eski güzelliğine kavuşsun. Bize yazarak ya da telefonla her şeyi bildiriyor. Acıktığını söylüyor. Ne istiyorsa böyle. Zaten hiçbir yere çıkmıyor, gezmiyor. Kızım parka götüreyim diyorum. Gitmiyor. Sıvıyla, çikolata türleriyle, pudingle boğazına kadar götürürüz. Şırıngayla içecekleri boğazına kadar götürüyoruz. Öyle yiyor” dedi.
“Depremde enkaz altında kalan kızım çenesini kaybetti”
Depremde kızının çenesine aldığı darbe sonrası kemik kaybı yaşadığını belirten baba Muhammed Seyyar evladının tekrar sağlığına kavuşabilmesi için destek beklediklerini belirterek, “Depremde enkaz altında kalan kızım çenesini kaybetti. Şu anda çenesinde kemik yok. Nakil yapılması lazım. Çene kemiği olması lazım. Dişleri yok, sıvıyla besliyoruz. Kendisini, kendi doktoruna hastaneye de götürdük kimse risk almıyor. Kızımın bir kez baba demesini eski sağlığına kavuşmasını istiyoruz. Eskisi gibi kardeşleriyle, ailesiyle güzel vakit geçirmesini konuşmasını, kendisini ifade etmesini istiyoruz. Özel hastaneye de götürdük. Yüksek ücret olduğu için gücümüz yetmiyor. Hiçbir durumumuz yok. ve çalışmıyoruz. Şu an 5 kişi 1 konteynerdayız. Elimizden geldikçe kızımızı yaşatmaya çalışıyoruz. Özel hastanelerde çok yüksek miktar olduğu için yaptıramıyoruz. Rabbimin rızası için hayırseverlerden çocuğum için eski sağlığına kavuşması için yardım talep ediyoruz” dedi. – HATAY
]]>KAYSERİ’de İpek Bulut (84), yüzde 20 zihinsel engelli olup, zamanla yürüyemez hale gelen kızı Kıymet Bulut’a (57), tek başına bakıyor. 48 yıldır kızının bakımını üstlenen ve yaşı ilerlediği için artık çok zorlandığını belirten anne Bulut, “Çevremdeki insanlar bana, ‘iyi bakıyorsun’ diyor. Evlat, benim evladım” dedi.
Yeşilhisar ilçesi Çadırkaya Mahallesi’nde oturan 10 çocuk annesi İpek Bulut’un kızı Kıymet Bulut, 9 yaşında menenjit hastalığına yakalandı. İpek ve Kemal Bulut çifti, o dönem imkanları olmadığı için Kıymet’in tedavisini yaptıramadı. Beyinde hasar oluşup, yüzde 20 zihinsel engelli kalan Kıymet Bulut, yıllar içinde ayak parmakları da küçülünce yürüyemez hale geldi. 8 yıl önce eşi Kemal’i kaybeden, diğer 9 çocuğunu da evlendiren İpek Bulut, tek başına engelli kızına bakıyor. İlerleyen yaşına rağmen kızının tüm bakımını üstlenen anne Bulut, kızının tedavi görmesi için yetkililerden yardım istiyor.
48 yıldır kızının bakımını üstlendiğini söyleyen İpek Bulut, ilk zamanlarda çocuğunu hiç doktora götürmediğini, yıllar sonra götürebildiğini anlattı. Bulut, “Çocuğum fazla olduğu için maddi imkansızlıklardan dolayı doktora götüremedim. Cahil olmamdan dolayı doktora hiç götürmedim. Şimdiki aklım olsaydı, çocuğumu doktora götürürdüm. Ama iş işten geçti. Ama devletimiz yardım ederse evladım bundan sonra yürüyebilir. Benim de artık yaşım el vermiyor. Zorlanıyorum” dedi. ‘ARTIK AYAKLANAMAZ’
İpek Bulut, “Kızım benimle beraber yaylada gezer, koyun yayardı. Okula gittiğinde baş parmaklarında içeri doğru küçülme başladı. İlk başta hiçbir yere götürmedim. Neden olduğunu sorduğumuzda, çevremizdeki eş, dost bir hastalığı olduğunu söyledi. Sonra hamama, sıcak su kaplıcalarına ve doktora götürdüm. Doktor, ‘zengin hastalığı, bacaklarında ve kollarda bir sorun yok, belinde sorun var. Damarları kurumuş, artık ayaklanamaz’ dedi. Çocuklarımın hepsi başka yerlerde yaşıyor. Kızımı doktora götüremiyorum. Yardım bekliyorum” diye konuştu.
‘ZAMAN ZAMAN BANA KÜSÜYOR’
Kızının evde oturmaktan sıkıldığını belirten Bulut, “Kızım bir yere gidemediği için sinirleniyor, gezmek istiyor. Ama ben de yaşlı olduğum için gezdiremiyorum. Kardeşlerini ziyaret etmek istiyor ama götüremiyorum. Gücüm, kuvvetim yetmediği için sırtıma alamıyorum. Yanıma da onu sırtına alacak birini bulamıyorum. Bundan dolayı da kızım zaman zaman bana küsüyor. Yataktan sırtına alıp, arabaya götürecek birisi lazım. Çevremdeki insanlar bana, ‘iyi bakıyorsun’ diyor. Evlat, benim evladım. Yaşımdan dolayı çok zorlanıyorum. Kızımı banyo yaptırırken epey zorlanıyorum. Belimden 2 kez ameliyat oldum. O yüzden çok zor oluyor, dayanamıyorum” dedi.
KIYMET’İN TEDAVİ İSTEĞİ
İpek Bulut’un torunu Hayrettin Bulut ise “Babaannem 8-9 yaşlarından beri halama bakıyor. Halam, o zamanlar bu kadar kötü durumda değildi. Ayaklarında küçülme olmuş ama maddi durumları olmadığı için ilgilenememişler. Doktor sıcak suya götürmelerini söylemiş. Biraz faydası olmuş. Ama insanlar, bu hastalığa ‘zengin hastalığı’ demiş. Sürekli doktora götürecek durumları olmadığı için böyle demişler. Biz de zaman zaman gelip, ilgilenmeye çalışıyoruz. Babaanneme de halama da üzülüyoruz” diye konuştu. Kıymet Bulut da şunları söyledi:
“48 senedir yürüme engelim var. Bakımımı annem yapıyor. Büyüklerimizden Allah razı olsun. Cumhurbaşkanımızı da çok seviyorum. Cumhurbaşkanımızın beni tedavi ettirmesini istiyorum” dedi.
]]>Özden ATİK/ İSTANBUL, (DHA)- – Sinemanın usta ismi Cüneyt Arkın’ın ölümünden sonra ilk eşinden olan kızı Filiz Cüreklibatır’ın, mirastan mal kaçırdıkları ve pay alamadığı iddiasıyla Arkın’ın ikinci eşi Betül Cüreklibatır ve iki erkek kardeşine açtığı davada tanıklar dinleniyor. Duruşmada tanık olarak dinlenen oyuncu Nuri Alço, o dönemlerde Yeşilçam aktörlerinin yüksek bir gelir elde etmediğini anlatarak “Kayınpederi olmasaydı Cüneyt Arkın’ın geçinmesi mümkün değildi” dedi.
İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, davacı olan Cüneyt Arkın’ın ilk eşinden olan kızı Filiz Cüreklibatır ve davalı ikinci eşi Betül Cüreklibatır ve taraf avukatları katıldı. Cüneyt Arkın’ın eşi Betül Cüreklibatır adına tanıklık yapan oyuncu Nuri Alço, Arkın’la Eskişehirli olmaları nedeniyle sinemaya girmeden önce tanıştıklarını belirterek “Cüneyt Arkın ile en son 1981 yılında ‘Katiller de Ağlar’ isimli filmi çekmiştim. O dönem Cüneyt Arkın’ın üç adet film karşılığı 10 bin TL ücret aldığını hatırlıyorum. Bu parayla bir taşınmaz alınmayacağını iyi hatırlıyorum. Olsa olsa eski model bir araba parasına denk gelirdi. O dönemlerde Cüneyt Arkın, kayınpederi olmasaydı geçinmesi mümkün değildi. Eşi Betül hanımın yardımlarıyla evde figürasyon ekibine ve kavgacılara yemek dağıtırdı, bakar ve gözetlerdi. Bunlar için de masraf gerekirdi. Cüneyt Arkın’ın Silivri ve Levent’teki evi ile bir arabası olduğunu biliyorum. Eşi Betül hanımın babasından gelen bir malvarlığı vardı” dedi.
“EŞİ VE OĞULLARI TARAFINDAN BASKI YAPILDIĞINI DUYMADIM”
Yeşilçam aktörlerinin o dönemlerde yüksek bir gelir elde etmediğini vurgulayan Alço, “O dönemde aktörler tüm giysilerini kendileri alır, minibüslerle setlere giderdi. Cüneyt Arkın’ın telif hakkı ve geliri de söz konusu değildi. O dönem oyuncularından Kemal Sunal da öldükten sonra, eşinin başvurusu sayesinde telif hakkı kazanmıştır. Cüneyt Arkın, sinemadaki çalışmaları neticesinde birtakım ciddi sakatlıklar geçirmişti. Sigortası olmadığı için tedavi görerek tüm masraflarını ve sağlık harcamalarını cebinden karşılamıştır. Cüneyt’in sürekli kortizon kullandığını ve masraflar yaptığını biliyorum. Sağlık problemleri yaşadığı dönemlerde de eşi ve oğullarının kollarına girerek ilgili yerlere giderdi. Tarık Akan’ın cenazesine dahi bu şekilde gitmiştir. Cüneyt Arkın’ın eşi ya da oğulları tarafından herhangi bir şekilde baskı yapıldığını duymadım. Cüneyt’in vefatına kadar akli melekeleri yerindeydi. Her şeyi açıkça anlayabiliyor, konuşması iyi bir şekilde hayatını idame ettiriyordu. Son anına kadar baskı yoluyla algılamasının azaltılması ve kendisine baskı kurulabilecek bir algı olmadığını hatırlıyorum” şeklinde konuştu.
FİLİZ CÜREKLİBATIR’IN ESKİ EŞİ DE TANIKLIK YAPTI
Duruşmada Filiz Cüreklibatır için tanıklık eden eski eşi Yalçın Canlı, “Eski eşim babasına hep ulaşmaya çalıştı, ancak hep zorluk çekti” dedi. Eski eşi ile babasının arasında 2010 yılından sonrasında samimi bir şekilde kurulduğunu söyleyen Canlı, “2016 Haziran ayında da ben, kızım, eski eşim, Cüneyt Arkın, eşi Betül hanım ve iki oğlu, Etiler’deki evin lokalinde birlikte yemek yedik. Herkes gayet iyi anlaşıyordu. O dönemki telefon görüşmemizde Betül hanımın Cüneyt Arkın ile kızının görüşmesini istemediği kanaatine vardım. Bunun dışında Betül hanım ile iki oğlunun Cüneyt Arkın ile kızının görüşmesine engel olduklarını görmedim. Biz Filiz ile evlendikten sonra Cüneyt Arkın bir defa evimize gelerek bizi tebrik etti. Cüneyt Arkın’ın kızına maddi olarak herhangi bir yardımda bulunduğunu ve herhangi bir mal verdiğini duymadım” diye konuştu.
ARKIN’IN ROL ALDIĞI TÜM REKLAM VE FİLMLER SORULACAK
Mahkeme, dinlenmeyen tanıkların dinlenmesine ve Cüneyt Arkın’ın rol aldığı tüm yapımların reklam, film ve diziyle ilgili kurumlara yazı yazılmasına karar vererek duruşmayı erteledi.
ALÇO: “YEŞİLÇAM’DA OLAN ŞEYLERİ ANLATTIK”
Duruşma sonrasında basın mensuplarının soruları üzerine Nuri Alço, “Tanık olarak geldim, kızıyla ilgili bir mevzu vardı. Yeşilçam’dan, sinemadan olan şeyleri anlattık o kadar, gayet iyi geçti. Sorun yok” dedi. Betül Cüreklibatır ve Filiz Cüreklibatır ise konuşmak istemediler.
]]>Özden ATİK/ İSTANBUL, (DHA)- – Sinemanın usta ismi Cüneyt Arkın’ın ölümünden sonra ilk eşinden olan kızı Filiz Cüreklibatır’ın, mirastan mal kaçırdıkları ve pay alamadığı iddiasıyla Arkın’ın ikinci eşi Betül Cüreklibatır ve iki erkek kardeşine açtığı davada tanıklar dinleniyor. Duruşmada tanık olarak dinlenen oyuncu Nuri Alço, o dönemlerde Yeşilçam aktörlerinin yüksek bir gelir elde etmediğini anlatarak “Kayınpederi olmasaydı Cüneyt Arkın’ın geçinmesi mümkün değildi” dedi.
İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, davacı olan Cüneyt Arkın’ın ilk eşinden olan kızı Filiz Cüreklibatır ve davalı ikinci eşi Betül Cüreklibatır ve taraf avukatları katıldı. Cüneyt Arkın’ın eşi Betül Cüreklibatır adına tanıklık yapan oyuncu Nuri Alço, Arkın’la Eskişehirli olmaları nedeniyle sinemaya girmeden önce tanıştıklarını belirterek “Cüneyt Arkın ile en son 1981 yılında ‘Katiller de Ağlar’ isimli filmi çekmiştim. O dönem Cüneyt Arkın’ın üç adet film karşılığı 10 bin TL ücret aldığını hatırlıyorum. Bu parayla bir taşınmaz alınmayacağını iyi hatırlıyorum. Olsa olsa eski model bir araba parasına denk gelirdi. O dönemlerde Cüneyt Arkın, kayınpederi olmasaydı geçinmesi mümkün değildi. Eşi Betül hanımın yardımlarıyla evde figürasyon ekibine ve kavgacılara yemek dağıtırdı, bakar ve gözetlerdi. Bunlar için de masraf gerekirdi. Cüneyt Arkın’ın Silivri ve Levent’teki evi ile bir arabası olduğunu biliyorum. Eşi Betül hanımın babasından gelen bir malvarlığı vardı” dedi.
“EŞİ VE OĞULLARI TARAFINDAN BASKI YAPILDIĞINI DUYMADIM”
Yeşilçam aktörlerinin o dönemlerde yüksek bir gelir elde etmediğini vurgulayan Alço, “O dönemde aktörler tüm giysilerini kendileri alır, minibüslerle setlere giderdi. Cüneyt Arkın’ın telif hakkı ve geliri de söz konusu değildi. O dönem oyuncularından Kemal Sunal da öldükten sonra, eşinin başvurusu sayesinde telif hakkı kazanmıştır. Cüneyt Arkın, sinemadaki çalışmaları neticesinde birtakım ciddi sakatlıklar geçirmişti. Sigortası olmadığı için tedavi görerek tüm masraflarını ve sağlık harcamalarını cebinden karşılamıştır. Cüneyt’in sürekli kortizon kullandığını ve masraflar yaptığını biliyorum. Sağlık problemleri yaşadığı dönemlerde de eşi ve oğullarının kollarına girerek ilgili yerlere giderdi. Tarık Akan’ın cenazesine dahi bu şekilde gitmiştir. Cüneyt Arkın’ın eşi ya da oğulları tarafından herhangi bir şekilde baskı yapıldığını duymadım. Cüneyt’in vefatına kadar akli melekeleri yerindeydi. Her şeyi açıkça anlayabiliyor, konuşması iyi bir şekilde hayatını idame ettiriyordu. Son anına kadar baskı yoluyla algılamasının azaltılması ve kendisine baskı kurulabilecek bir algı olmadığını hatırlıyorum” şeklinde konuştu.
FİLİZ CÜREKLİBATIR’IN ESKİ EŞİ DE TANIKLIK YAPTI
Duruşmada Filiz Cüreklibatır için tanıklık eden eski eşi Yalçın Canlı, “Eski eşim babasına hep ulaşmaya çalıştı, ancak hep zorluk çekti” dedi. Eski eşi ile babasının arasında 2010 yılından sonrasında samimi bir şekilde kurulduğunu söyleyen Canlı, “2016 Haziran ayında da ben, kızım, eski eşim, Cüneyt Arkın, eşi Betül hanım ve iki oğlu, Etiler’deki evin lokalinde birlikte yemek yedik. Herkes gayet iyi anlaşıyordu. O dönemki telefon görüşmemizde Betül hanımın Cüneyt Arkın ile kızının görüşmesini istemediği kanaatine vardım. Bunun dışında Betül hanım ile iki oğlunun Cüneyt Arkın ile kızının görüşmesine engel olduklarını görmedim. Biz Filiz ile evlendikten sonra Cüneyt Arkın bir defa evimize gelerek bizi tebrik etti. Cüneyt Arkın’ın kızına maddi olarak herhangi bir yardımda bulunduğunu ve herhangi bir mal verdiğini duymadım” diye konuştu.
ARKIN’IN ROL ALDIĞI TÜM REKLAM VE FİLMLER SORULACAK
Mahkeme, dinlenmeyen tanıkların dinlenmesine ve Cüneyt Arkın’ın rol aldığı tüm yapımların reklam, film ve diziyle ilgili kurumlara yazı yazılmasına karar vererek duruşmayı erteledi.
ALÇO: “YEŞİLÇAM’DA OLAN ŞEYLERİ ANLATTIK”
Duruşma sonrasında basın mensuplarının soruları üzerine Nuri Alço, “Tanık olarak geldim, kızıyla ilgili bir mevzu vardı. Yeşilçam’dan, sinemadan olan şeyleri anlattık o kadar, gayet iyi geçti. Sorun yok” dedi. Betül Cüreklibatır ve Filiz Cüreklibatır ise konuşmak istemediler.
]]>Şükür Şermatov, sınıftaki 20 kadın öğrenciyi böyle selamlıyor. Şermatov’un kafasındaki keçeden yapılmış geleneksel başlık dışında, bu okulda geleneksel bir şey yok.
Bu okul, iki kat askeri güvenlik çemberi içinde yer alıyor. Öğrencileri Suriye’de IŞİD örgütünün kontrolündeki kamplardan ülkeye geri getirilen kadınlar.
Kırgızistan’ın kuzeyindeki dağların arasındaki bu “rehabilitasyon merkezi”, IŞİD militanı olduğundan şüphelenilen kişilerin eşleri ve çocuklarının, ülkeye geri getirildikten sonra ilk altı haftalarını geçirdikleri yer.
BBC Dünya Servisi buranın ilk ziyaretçilerinden ve buranın diğer misafirleri gibi, bizim de ne yaptığımız ve ne söylediğimiz Kırgız istihbarat servisince yakından takip ediliyor.
İlk derslerine katılan kadınlar, Şükür’ün anlattıklarını dikkatle dinliyor.
Müfredatta vatandaşlık, dini ahlak ve öfke kontrolü var. Duvarlardaki posterlerde duygularınızı nasıl kontrol edebileceğinizle ilgili tavsiyeler yer alıyor.
Bu ‘yeniden eğitim’ programına ek olarak ailelere tıbbi tedavi, psikolojik destek, ve – birçokları için yıllardır bir ilk olan- yeterli gıda, temiz su ve barınacak yer sağlanıyor.
İçinde dört adet tek kişilik yatak bulunan, basit bir odaya götürülüyoruz, burada bizi mor bir türbana sarılı bir kadın, Fatima, bekliyor (güvenlik nedeniyle gerçek ismini kullanmıyoruz).
Yatakhanenin küçük camından gördüğü karla kaplı göl manzarası, geride bıraktığı Suriye’deki kamptan tamamen farklı.
“Buradaki asıl şey sakinlik. Herkes bundan çok memnun. Çocuklar buna bayılıyor” diyor ve durup bir an sessizliğin tadını çıkarıyor, “Sakinlik”.
Fatima, 2013’te, orada çalışmak istediğini söyleyen kocasının peşinden Türkiye’ye gitmiş. Tüm aile; iki yetişkin oğlu, bir kızı ve bir torunu da onlara katılmış. Fatima Türkiye yerine Suriye’de olduklarını ancak savaş uçaklarının sesini duyup, IŞİD militanlarını görünce anlamış.
Ona gerçekten nereye gittiğine dair bir fikri olup olmadığını yeniden soruyoruz ki bu soruyu orada tanıştığımız birçok kadına sormak zorunda kaldık. Nereye gittiklerinden haberdar olmadığında ısrar ediyor ve bir kadının kocasını takip etmesinin normal olduğunu söylüyor.
Suriye’ye ulaşmalarından birkaç gün sonra Fatima’nın kocası, aracına isabet eden bir bombayla yanarak ölmüş, oğullarından biri de keskin nişancılar tarafından vurularak öldürülmüş. Diğer oğluysa bir süre sonra hastalanarak hayatını kaybetmiş.
Fatima ve kızı, tek başlarına oradan ayrılamadıkları için sonraki altı yılı Irak ve Suriye’deki IŞİD kamplarında geçirmiş ve kızının bu süreçte başka çocukları da olmuş.
IŞİD militanları geri püskürtülünce; Fatima, kızı ve dört torunu kendilerini, Suriye’de IŞİD’le bağlantılı olduğu düşünülen kişiler ve aileleri için oluşturulan en büyük kamp olan el-Hol’da bulmuş. Evlerine geri dönebilmeyi umut ederek, bir dört yılı da burada geçirmişler.
Fatima, “Kadınlar hastaydı, çocuklar sürekli ağlıyordu. Bizi serbest bırakmaları için onlara yalvarıyorduk. Zar zor hayatta kaldık. Kırgızistan’dan yetkililer ilk grubu almak için kampa geldiklerinde herkes şoke oldu” diyor.
Ekim ayında kızına ve torunlarına ülkelerine geri gönderilecekleri söylenmiş, Fatima’nınsa biraz daha beklemesi gerekmiş.
“Bana listede olmadığımı söylediklerinde ağladım. Nasıl listede olmazdım? Ben onların annesiyim!” diyor ve hıçkırarak ağlıyor. “Ama şimdi buradayım ve yakında aileme kavuşacağım. Çok mutluyum. Torunlarım eğitim alacağı için çok memnunum. Onların bilim öğrenmesini, dünyayı daha iyi anlamalarını istiyorum”.
57 yaşındaki Fatima bu rehabilitasyon merkezindeki en yaşlı kadın. Burada geçen yıl Suriye’den Kırgızistan’a geri götürülen 110 anne ve 229 çocuk var. Kırgızistan, 2023 yılında, Irak’tan sonra Suriye’den en çok vatandaşını ülkesine geri götüren ülke.
En az 260 kadın ve çocuğun daha ülkeye geri götürülmesi planlanıyor. Akrabaları Suriye’de sıkışıp kalmış Kırgızlar, bunun için yıllardır kampanya yürütüyor. Hükümet programının amacı, kurban olduğu düşünülen kişilere, ikinci bir şans vermek.
Yine de ülkeye geri götürülen kişiler sorgulanıyor, yeniden entegrasyon kursunu tamamlıyor, ondan sonra evlerine dönmelerine izin veriliyor ve yakın şekilde takip ediliyorlar.
Kırgız ulusal güvenlik konseyinin başkanı BBC’ye, 10 kadından dokuzunun cezai soruşturma geçirdiğini; kadınların ne zaman Kırgızistan’ı terk ettiği, kimlerle beraber oldukları, teröre yardımcı olup olmadıkları ya da çocuklarını savaş bölgesine götürmek gibi suçlara karışıp karışmadıklarının araştırıldığını söylüyor.
Şu ana kadar ceza alan ya da hüküm giyen olmamış. Olası bir mahkumiyet durumundaysa en yüksek ceza 11 yıl hapis.
Başka bir kadınla daha görüşüyoruz; Elmira (gerçek ismi değil) rehabilitasyon merkezindeki süreci tamamlamış ve başkent Bişkek yakınında bir kasabada hayatını yeniden kuruyor. Yetkililer tarafından sık sık ziyaret ediliyor ve Uluslararası Kızıl Haç Örgütü’nden maddi destek alıyor.
Buluşmayı ayarlamamızdan kısa süre sonra Elmira’dan sorumlu sosyal görevli bizi arayıp, görüşmede kendisinin de bulunacağını söyledi. Görüşmeye gittiğimizdeyse, ailenin de tanıyor olduğu iki terörle mücadele polisini de orada gördük. Durumu anlattıktan sonraysa polisler dışarıda beklemeyi kabul etti.
Kadınlar, gözetim ve sorgulamalar nedeniyle, Suriye’deki hayatları hakkında konuşmakta gönülsüz. Ve birçoğu için orada geçirdikleri zaman, artık geride bırakmak istedikleri travmatik bir deneyim.
Elmira da internetten tanıştığı bir adam tarafından kandırılarak Suriye’ye götürüldüğünü iddia ediyor. Anlattığına göre tanıştığı adam onu Türkiye’de kendisine katılmaya, orada birlikte mutlu olacaklarına ikna etti ve Elmira 18. doğum gününden 4 gün sonra onunla buluşmak üzere uçağa bindi.
Ancak uçaktan indiğinde onu konuştuğu adam değil, o adamın arkadaşı olduğunu söyleyen başka bir adam bekliyordu. Elmira’yı arabaya bindirdi ve 17 saat süren yol sonunda Elmira kendisini Suriye’de buldu. Ne olduğunu fark ettiğinde, geri dönmek için çok geçti.
Elmira orada iki kez evlendi. İlk kocası evlendikten birkaç ay sonra öldü. Sonra Dağıstanlı bir adamla evlendi ve çocuğu oldu. İkinci kocasının Suriye’de ne yaptığına dair bir bilgi vermiyor ancak, bir roket saldırısında ölmeden önce, beraber oradan ayrılmanın yollarını aradıklarını söylüyor.
Elmira en kötü anının, kızının öldüğünü sandığı an olduğunu söylüyor. Kızının evde, kendisinin dışarıda olduğu bir anda, mahallelerine roket düşmüş ve Elmira gözyaşları içinde eve koşmuş.
“Birisi onu evden çıkardı, hayattaydı, sağlıklıydı, sadece korkmuştu. Komşularımızın evleri vurulmuştu ve oradaki çocuklar öldü”
Elmira ve kızı da, Fatima ve ailesi gibi kendilerini el-Hol kampında bulmuş.
Elmira “Hala inanamıyorum. Bazı geceler uyanıyorum ve rüyada mıyım diye soruyorum. Bizi oradan çıkaran, orada terk etmeyen herkese çok minnettarım. Her ülkenin bunu yapmadığını biliyoruz” diyor.
Şimdi terzilik eğitimi alan Elmira, sosyal medyada bazı Kırgızların, ülkeye geri götürülen kişilere dair yorumlarını gördükten sonra, geçmişinden kimseye bahsetmeme kararı almış.
“Hoş değil. Birçoğumuz bizden neden korktuklarını anlamıyoruz. Biz onlardan korkuyoruz! İnsanlar buraya otomatik silahlarda ve intihar yelekleriyle geldiğimizi düşünüyor. Durum böyle değil. Biz de onlar gibi insanız. Ailelerimiz, çocuklarımız var. Biz de huzurlu, mutlu bir hayat sürmek istiyoruz” diyor.
“Unutmak isterken neden insanlara anlatayım ki? O zaman 18 yaşındaydım, şimdi 27 yaşındayım ve o kadar saf olmamayı öğrendim”.
Elmira’nın dokuz yaşındaki kızı, şu ana kadarki yaşamının büyük kısmını el-Hol kampında geçirmiş. Bize yaptığı resimleri, üzerinde “Kırgızistan’a gitmek istiyoruz, bizi güvenli yere götürün” yazan çizimlerini gösteriyor.
Elmira’nın annesi, Hamida Yusupova, son 10 yılını, kızını ve torununu geri getirmeleri için Kırgız yetkilere yalvararak geçirmiş. Kendisi gibi aileler için bir kampanya başlatmış.
Yusupova, “Suriye’nin dönüşü olmayan bir yol olabileceğini biliyoruz. Çocuğunuzun bir daha eve geri dönemeyebileceğini anlamaya başlıyorsunuz” diyor.
“Tanrıya şükürler olsun artık evinde ve sonunda torunumla tanıştım. Ama Elmira gençliğinin dokuz yılını kaybetti, bu uzun bir süre”.
Hamida onları rehabilitasyon merkezinden almaya gittiğinde, gözyaşları kelimeleri bastırmış.
“Elmira anne olmuştu. Bir çocuğu 18 yaşına kadar büyüttüğünüzde, bir gün çocuğunuzun ‘çalışmaya gidiyorum’ diyip, kapıyı çarpıp Suriye’ye gitmesinin ne kadar zor bir duygu olduğunu artık anlıyor. Hiçbir anne bunu yaşasın istemem”.
“Elmira’nın tek söyleyebildiği ‘Anne beni affet, beni affet’ oldu. Ondan sonra da bana ne kadar yaşlandığımı söyledi”.
Ancak Elmira ve Hamida, çevrelerindeki herkesin bu kadar affedici olmayacağının farkında.
Komşu Orta Asya ülkelerinde de olduğu gibi, Kırgızistan nüfusunun yüzde 90’ı kendisini Müslüman olarak tanımlıyor ve burası IŞİD’in ilk zamanlarda en fazla militan toplandığı yerlerden biriydi.
Hamida kızının manipülatif bir adamın kurbanı olduğunu ve tek suçunun “kolay aldanmak” olduğunu düşünüyor.
Ancak konuştuğumuz, Elmira yaşındaki bazı Kırgız kadınlar, IŞİD’den geri dönenlerin başkalarını da radikalleştirebileceğinden endişe ettiklerini söylüyor. Taliban’ın Afganistan’da kontrolü nasıl yeniden ele geçirdiğini görmek de onların endişelerini artırmış.
Hamida “Bir anne olarak çok fazla hakaret yedim. Çocuğumun bunları duymasını, parmakla işaret edilerek ona terörist denmesini istemiyorum” diyor.
Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov, geri döndürme politikasının Kırgızistan’ın hoşgörülü, vatandaşlarına sahip çıkan bir demokrasi olduğunun kanıtı olduğunu göstermekte istekli.
Baysalov “Bence yapılacak en iyi şey yaşadıkları kabusu unutmaları, aileleri ve çevrelerindeki kimsenin bu durumu hatırlamaması. Herkes iyi birer Kırgızistan vatandaşıdır” diyor.
Ancak Baysalov bunun, özellikle bazı Batılı ülkelerde, tartışmalı bir konu olduğunu biliyor. Baysalov geçmişte Kırgızistan’ın Londra Büyükelçiliği görevinde de bulunmuş. Bu göreve, IŞİD’e katılmak üzere Londra’dan Suriye’ye giden üç kızdan biri olan Şamima Begüm’ün İngiltere vatandaşlığının geri alınmasından hemen sonra atanmış.
Baysalov, siyasi bir mesaj da göndermek istiyor ve “Bu Kırgızistan için kolay bir karar olmadı. Tabii ki bizim yaşadığımız İslam radikal değil. Bizimkisi çok hoşgörülü, diğer dinlere saygılı bir İslam. Biz küçük bir milletiz ve birbirimize iyi bakmak zorundayız, hata yapanlar da dahil” diyor.
İnsan hakları örgütleri 2020’deki tartışmalı seçimlerden ve bazı yeni kanunların kabulünden sonra ülkenin demokrasisini sorgulamaya başlamıştı.
“Geri döndürme” programı Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından da destekleniyor. UNICEF’ten Sylvi Hill Kırgızistan’ın bu çabasının “övgüye değer” olduğunu söylüyor ve UNICEF’in tüm hükümetlere “çatışmadan etkilenmiş tüm çocukların geri döndürülmesi, rehabilitasyonu ve yeniden entegrasyonu” için çağrıda bulunduğunu belirtiyor.
Konuştuğumuz tüm kadınlar kendilerine ikinci bir şans verilmesinden memnun olduklarını söylüyor ve hepsi de dünyanın her yerinden yaklaşık 50 bin kadının hala Suriye’nin kuzeyindeki kamplarda, çıkış yolu bulamadan sıkışıp kaldığının farkında.
]]>