Hitit Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Boran, endüstride geniş kullanım alanına sahip çok duvarlı karbon nanotüplerin geleneksel yöntemle işlenmesi sürecinde ortaya çıkan ürün kaybının ve kimyasal kullanımın önüne geçmek amacıyla çalışma başlattı.
Laboratuvar testlerinin başarılı sonuç vermesinin ardından Türk Patent ve Marka Kurumuna başvuran Boran, inceleme sürecinin ardından yöntemin tescilini aldı.
Boran, AA muhabirine, geliştirdiği yöntem sayesinde karbon nanotüplerin çok daha küçük parçacıklar haline getirildiğini, bu sayede yüzey alanlarının arttığını ve gözenekli yüzey elde edildiğini söyledi.
Geliştirdiği tekniğin, geleneksel tekniklere göre birçok avantajının olduğunu belirten Boran, geleneksel yöntemde çok duvarlı karbon nanotüplerin 700 dereceyi bulan sıcaklığa maruz bırakıldıktan sonra ultra ses, mekanik kesme, öğütme gibi tekniklerle işlendiğini ancak bu tekniklerin pahalı ekipman ve uzun çalışma sürelerine ihtiyaç duyduğunu anlattı.
Ayrıca bu yöntemlerin nanotüplere zarar verdiğini, yüzde 90 ürün kaybına neden olduğunu dile getiren Boran, geliştirdiği tekniğin bir sıvı azot tankı yardımıyla kolayca uygulanabildiğini, hiç ürün kaybı yaşanmadığını ve çok kısa sürede uygulanabildiğini vurguladı.
Tekniğin oldukça basit ve kolay uygulanabildiğine işaret eden Boran, şöyle devam etti:
“Burada herhangi bir kimyasal kullanmıyoruz, sıvı azot kullanıyoruz sadece. Diğer kimyasal yöntemlerde yüksek derişik asit çözeltileri kullanılıyor. 600-700 dereceler arasındaki sıcaklıklarda termal şoklama var. Buradaki teknikte verim yüzde 10 olmakta. Bu nedenle sanayiye uygun bir yöntem değil. Yüksek sıcaklıkta termal stresi kullandığında 1 tondan 100 kilogram ürün kalacak ellerinde. Arada çok büyük ürün kaybı var ama bizim geliştirdiğimiz teknikle ürün kaybı bulunmuyor. Bu nedenle çok daha sanayiye uygulanabilir, daha etkin çözümler sunacak bir teknik.”
Geliştirdiği yöntemin halk tabiriyle “soğuk yakma” veya “termal şoklama” şeklinde adlandırılabileceğine dikkati çeken Boran, “Burada ürünleri çok daha basit bir şekilde sıvı azot ortamında, sıfırın altında 196 derecede, çok soğuk ortamdan oda koşullarında ortama çıkartarak termal şoklama yapılmakta. Bundan faydalanarak ürün parçalara ayrılıp daha küçük boyutlara ayrılmakta. Bu da malzemenin yüzde alanının ve gözenekliliğinin artmasını sağlamaktadır.” dedi.
Boran, bu yöntemle elde edilen çok duvarlı karbonat tüplerin artırılan yüzey alanları ve gözenekleri sayesinde filtreleme sistemleri, ilaç sanayisi, gıda taşıma ve ambalaj sektöründe etkin şekilde kullanılabileceğini aktararak, şunları kaydetti:
“Sanırım en önemlisi de enerji sektöründe kullanılabilirliğini artıracaktır. Burada geliştirdiğimiz ürünlerin artan spesifik yüzey alanları ve gözenekliliğiyle enerji depolama ve dönüşüm sistemlerinde, elektrot malzemelerinin yapılarında kullanıldığında daha hızlı şarj, deşarj olunmasını sağlayacak. Bu teknikle geliştirilen ürünler daha yüksek kapasitede enerji depolanmasını sağlayacak. Bu sayede de lityum iyon pillerinde süper kapasitelerde, yakıt pilleri gibi yakıt hücrelerinde enerji sistemlerinin oluşturulmasında, geliştirilmesinde ve depolanmasında büyük olanaklar sunacaktır.”
Boran, “Çok daha ekonomik bir teknik, çünkü ürün kaybımız yok. Ekstra pahalı ekipmanlara, sistemlere ihtiyaç duymuyoruz. Kimyasal atıklar oluşmayacak. Dolayısıyla bu teknik atık arıtımı, atıkların yok edilmesi konularında bize fayda sağlayacaktır.” ifadesini kullandı.
]]>BUÜ Fen- Edebiyat Fakültesi Binası’nda gerçekleştirilen etkinliğe Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cafer Çiftçi, Fakülte Dekanı Prof. Dr. Bilgen Osman, akademik ve idari personelin yanı sıra çok sayıda öğrenci de katıldı.
Endüstriyel kalkınma hedeflerinin temelinde kimya sektörü yatıyor
Kimya Zirvesi’nin açılış töreninde konuşan Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, modern dünyanın yaklaşık 250 yıl önce sanayileşmeye başlamasıyla birlikte kimya alanının bir hayli ön plana çıktığına işaret etti. Endüstrileşmeyle birlikte sektörün de ciddi bir gelişim gösterdiğini belirten Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, “Kimya, dünya genelinde ekonomiye ve çok sayıda sektöre doğrudan katkısı yadsınamayan son derece özel bir alandır. Türkiye özelinde ise ülkenin modernleşme hikayesiyle birlikte varlığını hissettiren sektörlerin başında gelmiştir. Cumhuriyetle birlikte başlatılan kalkınma hamlesi ve günümüzdeki yerli ve milli üretim çalışmalarının odağında da kimya sektörü vardır. Ekonomik gelişim, cari açığın kapatılması ve ithalatın azaltılması sorunlarının başında da bu sektör vardır. Sorunu ve çözümü de hepimiz az çok biliyoruz. İç üretim yapmak ve ülkenin ihracatını arttırmaktır. Dengeyi yakaladığımız veya cari fazla verdiğimiz sektörlerimiz var. Ancak kimya, açığı en fazla verdiğimiz sektörlerin başında geliyor. Ülkemizde uzun yıllardır bu açığı kapatmak için de özel çabaların sarf edildiğini biliyoruz” diye konuştu.
Rektörden öğrencilere projelere daha fazla katılım talebi
Sektörün yaşadığı sorunların bir numaralı çözüm adresinin üniversiteler olduğunu vurgulayan Rektör Yılmaz, “Bu anlamda kimya bölümlerinin son derece özel bir önemi vardır. Bizim için ise bir araştırma üniversitesi olarak gerek yapılan projeler, yürütülen çalışmalar ve eğitim-öğretimin niteliği açısından kimya bölümümüz çok kıymetlidir. Biz bir araştırma üniversitesiyiz. Türkiye’de bu alanda tatlı bir rekabet içerisinde olduğumuz 23 üniversite var. Fen-Edebiyat Fakültemiz ve Kimya bölümümüzün bu anlamda bizlere kıymetli katkıları oluyor. Ancak bunun yeterli görülmemesi gerekiyor. Her zaman daha fazlasını istiyoruz. Mayıs ayı içerisinde TÜBİTAK’ın başlatacağı 2209 Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri’ne tüm üniversitemizden, fakültelerimizden ve öğrencilerimizden yoğun bir katılım talep ediyoruz. Burada öğrenci topluluklarımıza ve danışman hocalarımıza görevler düşüyor. Üniversitemizi layık olduğu yerlere çıkarabilmek adına hep birlikte daha çok çalışmamız gerekiyor. Bu vesile ile ikincisi düzenlenen Kimya Zirvesi’nin hayırlı olmasını diliyor, tüm katılımcılara teşekkürlerimizi iletiyorum” şeklinde konuştu.
Kimya tek başına çok sayıda sektörü doğurdu
Kimyanın son derece özel bir alan olduğunu vurgulayan Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilgen Osman, “Kimya, tek başına çok sayıda sektörün doğmasına vesile olmuştur. Öğrencilerimiz başta olmak üzere bu alanda çalışacak herkes için son derece büyük potansiyeller taşıyor. Üniversitemizde verilen eğitimin niteliği itibariyle mezunlarımız da sektörde rağbet görüyorlar. Umuyorum ki öğrencilerimiz de kendilerini geliştirecek ve bu sektöre katkı verecektir” dedi.
Programda Kimya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Asım Olgun ve Öğrenci Topluluk Başkanı Sadberk Sevme da kısa birer konuşma gerçekleştirdi.
Akademisyen ve sektör temsilcileri öğrencilere tecrübelerini aktardı
Organizasyon Bursa Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yunus Kaya, Anadolu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Rüstem Keçili, TÜBİTAK Butal Kıdemli Uzman Araştırmacı Tuğçe Dede, İlkom Kozmetik Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İlker Duran ve Arkhe Kimya Kurucusu Esra Şahiner’in konuşmalarının ardından sona erdi. – BURSA
]]>Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi de olan, ABD’de Stanford Üniversitesi koordinatörlüğünde yürütülen “Dünyanın En Etkili Bilim İnsanları” listesinde en üst sıralarda bulunan ve bugüne kadar ulusal ve uluslararası birçok bilimsel ödül alan Erel, en son “Temel Tıp Bilimleri” kategorisindeki İbn-i Sina Hizmet Ödülünü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden aldı.
“Oksidatif stres” olarak adlandırılan vücuttaki kimyasal strese yönelik araştırmalar yürüten, bu konuda ilk yerli araştırma kitini geliştiren Erel, güncel çalışmalarına ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Geliştirdiği araştırma kitlerinin uluslararası alanda çok geniş bir kullanım sahasına sahip olduğunu vurgulayan Erel, “Ürüne çevrilen araştırma kitleri hem yurt içinde kullanılıyor hem de yurt dışına ihraç ediliyor.” ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Erel, araştırma kitlerinin yurt içinde de daha önce ithal edilen emsallerinin yerine geçtiğine işaret ederek, ürünlerin yurt dışına ihraç edilmesinin ise ekonomiye katma değer sağladığına dikkati çekti.
“Tanı kitinin ilk aşaması araştırma kiti geliştirmektir”
Gelişmiş ülkelere bu ürünleri ihraç edebilmekten, yurt dışındaki bilim insanlarından atıf almaktan büyük bir gurur ve mutluluk duyduğunun altını çizen Erel, araştırma kitlerinin doğrudan hastalara ulaşan bir ürün olmadığını belirtti.
Prof. Dr. Erel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir testin hastalarda kullanılabilmesi için bazı mevzuatlara uygun olması gerekiyor, bunları tanı testleri olarak adlandırıyoruz. Araştırma kitleri ise geliştirilen bir testin tanı kiti olarak kullanılmadan önce geçirdiği aşamalardan bir tanesi. Geliştirilen bu araştırma kitleri önce yayınlanır, bilim camiasında tartışılır. Sonrasında hangi hastalıkta nasıl kullanılacağı ortaya konulur, artıları, eksileri değerlendirilir ve bu çerçevede tanı kiti olarak kullanılmasına karar verilir. Son aşamada da tanı kiti regülasyonlarına tabi olarak üretilir. Yani tanı kiti geliştirmenin ilk aşaması araştırma kiti geliştirmektir.”
“Türk malı kit kullanılmıştır’ ibaresini görmek hayalimdi”
Prof. Dr. Erel, araştırma kitlerinin şu an 20’den fazla ülkeye ihraç edilmesine ilişkin, “Eskiden yaptığımız uluslararası okumalarda yöntem ve gereçler bölümünde kullanılan kimyasal malzemelerin, kitlerin menşesi üzerinde dururduk. Şimdiye kadar hiçbir çalışmada Türk malı araştırma kiti ile karşılaşmamıştık. Geliştirdiğim araştırma kiti sonrasında, yurt dışında yapılan bilimsel çalışmalarda, yayınlarda ‘Türk malı kit kullanılmıştır’ ibaresini görmek beni çok mutlu ediyor. Bu benim hayalimdi.” dedi.
-“Biyokimyayı gençlere özellikle öneriyorum”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın takdiriyle İbn-i Sina ödülünü almaktan mutluluk duyduğunu dile getiren Erel, “Bu ödül, şimdiye kadar gerçekleştirdiğimiz bilimsel çalışmaların, tıbbi uygulamaların, araştırmaların, inovasyonların bir çıktısı olarak karşımıza çıktı ve hayli mutlu etti.” diye konuştu.
Prof. Dr. Erel, genç bilim insanlarının yetişmesinin önemine de değinerek, şunları kaydetti:
“Biyokimya, esasında zekanın tüm alanlarının kullanıldığı bir bilim dalı. Sayısal, fen, matematik, kimya ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmelere uyumluluk gibi birçok alanı içine alıyor. Gençlerin yeteneklerini daha iyi geliştirebilecekleri, ortaya koyabilecekleri bir alan. Dolayısıyla biyokimyayı gençlere özellikle öneririm. Bu alan, dünyayla yarışabilecek ürünlerin geliştirilebileceğini, araştırmaların yapılabileceğini gösteren somut bir örnek. Gençlerin bizlerden daha iyilerini yapacağını ümit ediyorum, kimyalarının hep sağlam kalmasını diliyorum.”
]]>