10 asırlık bölgenin en eski kilisesi definecilerin talanına uğruyor
ÇEKÜL Temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy:
“Her geldiğimizde definecilerin hışmına uğradığını görüyoruz”
KAYSERİ – UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunan Koramaz Vadisi’ndeki en eski kaya oyma dini yapısı olan Beşaret Kilisesi; bakımsızlık ve definecilerin verdiği zararlar nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Yaklaşık bin yıldır ayakta kalmayı başaran kilisenin turizme kazandırılması gerektiğini ifade eden ÇEKÜL Vakfı İl Temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy; “Burası tertemiz olsa inanın çok daha fazla ilgi uyandıracaktır. Sadece buradaki freskleri görmek için bir sürü insan gelecektir” dedi.
1027 yılında yapıldığı tahmin edilen kaya oyma Beşaret Kilisesi’nin duvarlarında Hristiyanlığa ait motifler yer alıyor. Kilisenin karşı duvarında İsa’nın doğum hikayesi, sağ duvarında vaftiz edilişi, sol duvarında Cebrail, girişin üzerinde Meryem ve Hz. İsa’nın motiflerinin yer aldığı belirtilirken, duvarlardaki freskler bakımsızlık ve definecilerin verdiği zararlar nedeniyle neredeyse yok olmak üzere. Tarihi kilise hakkında bilgiler veren Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı Kayseri Temsilcisi Prof. Dr. Osman Özsoy; “Koramaz Vadisi’ndeki 7 yerleşim yerinden Sivas yoluna, Kültepe Höyüğü’ne en yakın olan Bağpınar köyündeyiz. Elimizdeki bilgilere göre 16. yüzyıla ait nüfusla kıyaslandığında en fazla inanç yapısının olduğu yerlerden bir tanesi. Köydeki hane sayısı ile kaya oyma ibadethanelerinin sayısını kıyasladığımız zaman muhtemeldir ki hepsi aynı zamanda yapılmamış ve son derece yoğun. Koramaz Vadisi’nin UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde olmasındaki 3 başlıktan bir tanesi de kaya oyma inanç mekanları. Bağpınar’da bulunanların en eskisinin içerisindeyiz. Burası Beşaret Kaya Oyma Kilisesi. Uzmanların görüşü; buradaki freskoların oldukça nitelikli olduğu, hatta bölgede tek kalan elimizdeki kaya oyma dini yapı. Yine uzmanların kapıdan girer girmez duvarlardaki resimlerle anlatılanlar çok tipik bir anlatım olduğu ender yapılardan bir tanesi. Tarih noktasında 1027 yılında yapılmış, yaklaşık bin yıllık kaya oyma dini yapı” dedi.
Sadece freskleri görmek için bile insanların buraya geleceğini ifade eden Özsoy; “Hem kaya oyma olması, hem dini yapı olması, hem halen bu halde bile burada olması bir tarafa her geldiğimizde buranın biraz daha doğal sebeplerin dışında tahrip edildiğini, definecilerin acımasızca hışmına uğradığını görüyoruz. Tabii buralarda bir şey bulmayı uman defineciler var, tamamen illegal olan, bir suç. Burada ne bulunabilir ki? Tabii insanlar burada bir şey bulamayınca ve ya resimlerden hoşlanmayınca etrafa zarar veriyor. Hemen yanı başımızdaki bir şehirde bunlar korunuyor, orası ilgi odağı oluyor, insanlar geçimini sağlıyor. Burada insanlar o düşünce boyutunda olmadığı için koruyamıyor. Burası tertemiz olsa inanın çok daha fazla ilgi uyandıracaktır. Sadece buradaki freskleri görmek için bir sürü insan gelecektir. Şimdi geliyoruz ve bakıyoruz ki bilinçli şekilde tahrip edilmiş manzaralar var. Görüntü de hoş değil. Herhangi bir tabelası, yönlendirmesi olmayınca kendi kendine böyle bir değerin var olması problemi çözmüyor” şeklinde konuştu.
]]>Yeşilhisar ilçesindeki Erdemli Mahallesi sınırlarında Erciyes Dağı’nın aktif bir volkanken püskürttüğü lavların akarsu aşındırması sonucunda oluşturduğu kanyon şekilli vadi, Bizans dönemine ait onlarca kayadan oyma kilise ve yapıyı barındırıyor.
Şehir merkezine 65 kilometre mesafede yer alan, 10 kilometre uzunluğundaki Erdemli Vadisi’nin öne çıkan yapıları arasında Saray Manastırı Kilisesi, Aziz Eustathios Kilisesi, Aziz Nikolaos Kilisesi ve Şapeli, Mikhael Kilisesi, Oniki Havari Kilisesi, Kırk Martir Kilisesi, Tek Nefli Kilise ve Ayı Kilisesi yer alıyor.
10. ve 13. yüzyıllarda kullanıldığı düşünülen vadideki yapıların duvarlarında İncil ve Tevrat konulu sahneler, bitkisel ve geometrik bazı süslemeler ile aziz, azize, piskopos, havari gibi tek figürler bulunuyor.
Kayseri Valiliğince 2022’de turizme kazandırılması amacıyla başlatılan proje kapsamında karşılama ve tanıtım binası, yürüyüş yolu, çevre aydınlatması gibi bazı yeniliklere kavuşan Erdemli Vadisi, misafirlerini bekliyor.
Yeşilhisar Kaymakamı Ahmet Ali Altıntaş, AA muhabirine, Erdemli Vadisi’nin Bizans dönemi ve daha önceki yıllarda tarımın yoğun şekilde yapıldığı geniş düzlüklerin ortasında yer aldığını söyledi.
Burada 10. yüzyıldan itibaren varlıklı insanların yaşadığını anlatan Altıntaş, “Bunu bölgedeki yapılarda kullanılan teknik ve işçilikten anlayabiliyoruz. Dönemin en önemli teknikleri kullanılarak, İstanbul’dan geldiği bilinen ustalar tarafından yapılmış.” dedi.
Altıntaş, Erdemli Vadisi’ndeki yaşamın daha çok bölgedeki tarım işinin idaresi ve ürünlerin pazarlanmasında yoğun olarak şekillendiğine ilişkin birçok belgenin bulunduğuna dikkati çekti.
Bu bölgenin, aynı dönemde inşa edilen birçok yaşam alanından tarıma dayalı ekonomisiyle farklılaştığına değinen Altıntaş “Bu bölgenin hemen güneyinde, tarım işçilerinin kalabileceği yerler ve ürünleri saklayabileceği depolar yapılmış. Bunlar da bölgedeki tarım trafiğinin ne kadar yoğun olduğunu bize gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
Erdemli Vadisi’nde turizmin gelişmesi için Valiliğin proje başlattığını hatırlatan Altıntaş, şöyle konuştu:
“Valimiz Gökmen Çiçek buraya gelene kadar burada sadece bir mesire alanı bulunuyordu. O ziyaretten sonra başlayan çalışmalarla vadi girişine karşılama binası yapıldı. Vadi içerisine ulaşım dere yatağından yapılıyordu. Bu da insanları vadi sonuna kadar gitmesini engelliyordu. Bunun üzerine burada bir yürüyüş yolu yapıldı. Misafirlerimiz artık ayakları ıslanmadan vadinin sonuna kadar gidebiliyor. Yine proje kapsamında vadi aydınlatması yapıldı. Güvenliğin sağlanabilmesi için de güvenlik kameraları takıldı. Buranın en önemli yapılarından birisi olan Saray Manastırı’nın içerisinde bulunan toprak yığını da İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile yapılan ortak çalışmayla temizlendi, manastır ziyaret edilebilir bir hale getirildi.”
Altıntaş, geçen yıl hem çalışmaların devam etmesi hem de tanıtım faaliyetinin yeni başlaması nedeniyle az sayıda misafir ağırladıklarını ancak bu yıl sayının artacağını dile getirdi.
“Geleceğinin çok parlak olduğunu düşüyorum”
Tanıtım faaliyetlerinin de sonuç vermeye başladığını ve yaz döneminden umutlu olduklarını anlatan Altıntaş, şöyle devam etti:
“Havaların iyi olduğu hafta sonlarında grupların burayı doldurduğunu gözlemleyebiliyoruz. Yabancı turistler tarafından da buranın keşfedilmeye başlandığını söyleyebiliriz. Buranın daha çok misafir ağırlaması için acentelerin bölgeye daha çok önem vermesi gerekiyor. Bununla ilgili de görüşmelerimiz sürüyor. Kayseri-Kapadokya bölgesine gelen misafirler, Erdemli Vadisi’ni görmeden gitmemeli. Buranın geleceğinin çok parlak olduğunu düşüyorum.”
Mahalle muhtarı Ahmet Çavuş ise bölgeye hafta sonları özellikle yerli misafirlerin yoğun olarak geldiğini ifade etti.
Çavuş, “Erdemli Vadisi birkaç yıl öncesine kadar sadece ilçe halkı tarafından bilinen bir yerdi. Valiliğin çalışmasının ardından vadinin ünü ülke sınırları aştı.” dedi.
]]>Kur’an-ı Kerim’de isimleri geçen Zülkifl ve Elyesa peygamberlerin defnedildiğine inanılan Eğil, Asurlular zamanında yapıldığı tahmin edilen Eğil Kalesi ve Kralkızı Baraj Gölü, sur sarnıçları, tarihi yapılarıyla kültür ve inanç turizmi açısından önemli bir merkez olma özelliğini sürdürüyor.
Kaymakamlık ve belediyenin girişimi, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle 2 yıl önce tarihi kalede, Dicle Üniversitesi (DÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vecihi Özkaya’nın başkanlığında başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor.
Kaledeki 4 antik tünelden 2’sinin restore edilerek turizme kazandırılmasının ardından, kaya kilisede yürütülen çalışmaların da yüzde 80’i tamamlandı.
Duvarlarında çok sayıda haç işaretinin bulunduğu yaklaşık 1900 yıllık kilisede belgeleme, alan düzenleme ve temizlik çalışması yapıldı.
Kilisenin yolu, yerli ve yabancı misafirlerin rahatça ulaşabilmesi için düzenlenirken, bir de merdiven yapıldı.
“Hristiyan dünyası için önemli bir kilise”
Eğil Kaymakamı ve Belediye Başkan Vekili Volkan Hülür, AA muhabirine, ilçenin Diyarbakır’ın adeta göz bebeği ve incisi olduğunu söyledi.
Eğil’in birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirten Hülür, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Diyarbakır Valiliği ile ilçeyi turizm anlamında canlandırmaya çalıştıklarını ifade etti.
Hülür, üç tarafı derin vadilerle çevrili, bir tarafı ise oyularak yekpare kaya üzerine oturtulan Eğil Kalesi’ni dünyaya tanıtmak istediklerini dile getirerek şunları kaydetti:
“Kilisemizin yaklaşık 1900 yıllık tarihi var. Hristiyan dünyası için önemli bir kilise. Yaptığımız çalışmalarla turizme açmak istiyoruz. Eğil’de yabancı turistleri ağırlamak istiyoruz. Şu anda turist ağırlamada sayımız yıllık 400 bin civarında. Yaklaşık 75 bini yabancı turist olarak kayıtlara geçiyor. Kilisemizi de turizme kazandırarak yapacağımız çalışmalarla yabancı turist sayımızı 300 bine çıkarmaya çalışıyoruz.”
Yapıyı turizme kazandırmak için akademisyenlerle güzel bir çalışma yürüttüklerini anlatan Hülür, “Eskiden kiliseye ulaşmak kolay değildi. Etrafını temizledik ve seyir terası oluşturduk. Misafirler Eğil’e geldiğinde rahat bir şekilde kiliseye çıkabilecek. Çalışmaların yüzde 80’ini tamamladık. Yakın bir süreçte Kültür ve Turizm Bakanı’mızın teşrifleriyle hizmete açacağız.” dedi.
“Avrupa devletleri ile Osmanlı’ya ait sikkeler bulduk”
Prof. Dr. Vecihi Özkaya ise kaya kilisenin tarihinin Hristiyanlığın Anadolu’daki tarihi ile bağlantılı olduğunu vurguladı.
Kilisesinin yaklaşık 1900 yıllık döneme tanıklık ettiğine dikkati çeken Özkaya, “Bölgede yaşayan Hristiyan azınlıkların dini etkinliklerine ait semboller bu kilisede görülüyor. Burada yaptığımız kazılarda 18. ve 19. yüzyıllardan kalma, Avrupa devletleri ile Osmanlı’ya ait sikkeler bulduk. Bu sikkelerin ortaya çıkması, 19. yüzyıla kadar burasının faal bir merkez olduğunu göstermektedir.” diye konuştu.
“Hristiyanlarca önemsenen kutsal emanetlerin muhafaza edildiği bir kilise”
Özkaya, kilisede dikkati çeken bazı bulgulara ulaştıklarına işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada, bilinen örneklerinin olmadığı bir bulgu ele geçirdik. Pasifik Okyanusu kıyılarında yaşayan bir canlının fosilini bulduk. Bu fosil ‘Kum Doları’ olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu fosil, Hristiyan dünyasında İsa Mesih inancıyla bağlantılı bir obje olarak değerlendirilmiştir. 5 yıldızdan oluşan kanatları dolayısıyla İsa’nın doğumunu, ölümünü ve göğe yükselişini sembolize etmektedir. Dolayısıyla tüm Hristiyanlarca kutsal kabul edilen bazı değerlerin saklandığı, bölgedeki Hristiyanlarca önemsenen kutsal emanetlerin muhafaza edildiği bir kilise olarak dikkati çekici bir özelliğe sahiptir.”
Kilisenin genel anlamda 2 ayrı kaya mezarın birleştirilmesi sonucu oluştuğu bilgisini veren Özkaya, duvar işçiliğinde farklı dönemleri yansıtması açısından da önem arz ettiğini, bölgede daha önce yaşamış ve yaşamaya devam eden Hristiyan azınlıkları sembolize eden haçların duvarda bulunduğunu söyledi.
]]>Sarıyer’deki Nativita di Santa Maria ( Meryem Ana’nın Doğuşu) İtalyan Kilisesi, kutsal su saçılarak ve dualar okunarak takdis edilip yeniden ibadete açıldı.
Katolik inancına göre kilisenin kutsallığına yapılan ihlal eyleminden dolayı kilisenin arındırılması ve yeniden takdisi ile Tuncer Cihan’ın ruhuna dua etmek için düzenlenen Kefaret Ayini öncesi kilise ve çevresinde polis ekipleri yoğun güvenlik önlemi aldı.
Kefaret Ayini’ni, Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Monsenyör Marek Solczynski ve İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palinuro birlikte yönetti.
Ayine İzmir Başpiskoposu ve Türkiye Katolikler Ruhani Reisi Monsenyör Martin Kmetec de katıldı.
Başka dinlerden temsilcilerin de katıldığı ayinde, kilisenin girişinde Tuncer Cihan için bir anma köşesi de hazırlandı.
Ayini yöneten Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Monsenyör Marek Solczynski, kilisenin büyük bir günah olan cinayetle kutsallığını yitirdiğini belirterek “Her cinayet hayatın kaynağı olan Allah’a karşı bir saygısızlık ve küfürdür. Bu nedenle kutsal suyla arındırma ve dualar sayesinde kilisenin arınmasını Allah’tan dilerim.” diye konuştu.
Solczynski daha sonra kutsal suyla kiliseyi gezerek kutsadı. Ayin sırasında dualar ve ilahiler okundu.
“Her cinayet aslında kutsala hakarettir”
İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palinuro ise Rabb’den onun evinde meydana gelen kötülük için af dilemeye geldiklerini vurgulayarak şöyle konuştu:
“İstanbul Katolik Kilisesi adına bu zor günlerde yanımızda olan herkese özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’mıza, bakanlara, belediye başkanlarına, yerel yetkililere ve emniyet mensuplarına içten teşekkür ederiz. Geçtiğimiz pazar günü insana ve dolayısıyla Allah’a karşı büyük bir günah işlendi. Rahmetli kardeşimiz Tuncer’in öldürülmesi Allah’a karşı işlenmiş bir suçtur. Her cinayet aslında kutsala hakarettir. Yaşamın kaynağı olan Allah’a karşı bir küfürdür. Bu cinayet kutsal bir yerde Allah’ın yeryüzündeki yeri olan bu kilisede işlenmiştir. Bu kilisenin kutsallığı ihlal edilmiştir. Gördüğünüz gibi sunak masası örtüsüz ve çıplak. Kilise şimdi bu kutsal kefaret ayini aracılığıyla yeniden kutsanacaktır.”
Cemaatlerinin şaşkın ve korkmuş durumda olduğunu aktaran Palinuro, tüm bunların neden meydana geldiğini kendilerine sorduklarını aktardı.
Palinuro, dünyanın kötülüğünün kutsal bir yere bile girdiğini, acı ve ölüm ektiğini vurgulayarak “Rab İsa ‘korkmayın’ diyor. Eğer Rabb’in kendisi silahların tutukluk yapmasını sağlayarak öldürmeye devam etmeye hazır olan katilleri durdurmasaydı, burada bu kilisede bir katliam gerçekleşecekti. Bunun bir işaret olduğuna inanan bizler, bu kilisenin adanmış olduğu Meryem Ana’nın annelik şefaatini kabul ediyoruz. Bu terörist saldırının hemen ardından dostlarım bana kiliseleri kapatmamı ve ayinleri kapalı kapılar ardından yapmamı tavsiye ettiler. Böyle yaparsak kötülüğe teslim olmuş ve bu kilisede bir katliam gerçekleştirmeye çalışan kötü insanların sapkın planlarına ortak olmuş oluruz. Fakat İsa bize düşmanlarımızı sevmemizi ve bizi zulmedenler için dua etmemizi öğretmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Haber verip o kadar insanı kurtardı”
Merhum kardeşleri Tuncer Cihan’ın fedakarlığını minnetle andıklarının altını çizen Palinuro, “Acımasız bir şekilde bu kardeşimiz öldürüldü. Çünkü katillerle ilk o karşılaştı ve herkesi kurtarmak için kilisede bulunanlara cesurca haykırdı. Gözü yaşlı annesi onu ‘bir melek kadar iyiydi’ diyerek Tanrı’ya uğurladı. Evet tıpkı koruyucu bir melek gibiydi. Başkalarının hayatını kurtarmak için kendi hayatını feda etti. Merhametli Allah onu cennetine kabul etsin.” dedi.
Ayine katılan Tuncer Cihan’ın dayısı Rıza Aydemir ise şöyle konuştu:
“Yeğenim çok iyi bir insandı. Hayvanları, kedileri, kuşları beslerdi. Kim hastaysa hastaneye gidip refakatçilik yapardı. Kimseyi incitmezdi. Onun için çok gururluyum. Kendisi yardım etmeyi çok isteyen birisiydi. O gün içeri girip insanlara haber verip o kadar insanı kurtardı. Bunu isterdi. Böyle bir ölüm ona yakıştı.”
Ayine, kilisenin rahibi Anton Bulai ve çok sayıda cemaat üyesi katıldı.
Olayın geçmişi
28 Ocak’ta pazar ayini sırasında maskeli iki kişinin düzenlediği silahlı saldırı sonucu Tuncer Cihan (52) hayatını kaybetmişti.
Saldırıyı DEAŞ üstlenmiş, terör eylemini düzenleyen biri Tacikistan, diğeri Rus iki terörist aynı gün yakalanmıştı.
]]>Sarıyer’de pazar günü saat 11.40 sıralarında Santa Maria Kilisesi’nde meydana gelen silahlı saldırıda 52 yaşındaki Tuncer Murat Cihan hayatını kaybetti. Saldırının ardından yapılan çalışmalarda İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından 60 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerden 26’sı sınır dışı edilerek, geri gönderme merkezine gönderildi. Olayla ilgili gözaltına alınan 34 şüpheli ise bugün yoğun güvenlik önlemleri altında Bayrampaşa Devlet Hastanesi’ne getirildi. Sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler hastanede işlemlerinin tamamlanmasının ardından Çağlayan Adliyesi’ne sevk edildi. 34 şüpheli İstanbul Adalet Sarayı’na yoğun güvenlik önlemleri eşliğinde getirildi.
34 ŞÜPHELİ TUTUKLAMA TALEBİYLE HAKİMLİĞE SEVK EDİLDİ
Şüphelilerin savcılık ifadelerinin alması için 18 savcı görevlendirildi. Saat 11.00 sıralarında başlayan ifade işlemlerin akşam saat 20.00 sırlarında bitti. İfadeleri alınan 34 şüpheliden 13’ü “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmaö suçundan, aralarında Amirjon Kholikov ile David Tanduev’in de bulunduğu 21 şüpheli ise “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” ve “Tasarlayarak kasten öldürme” suçundan tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.
SALDIRIDAN BİR GÜN ÖNCEDEN KEŞİF YAPMIŞLAR
Sevk yazısında saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerin olaydan bir gün önce farklı bir araçla kiliseye gelerek keşif yaptıkları tespit edildi. DEAŞ silahlı terör örgütü üyesi Hamza kod adlı Amirjon Kholikov ve David Tanduev’ın olay günü Başakşehir’deki evlerinden çıkarak olay yerine yabancı plakalı araçla geldikleri, kiliseye uzak bir yere aracı park ederek tanınmamak için siyah maske kullandıkları belirtildi. Şüphelilerin kilisenin girişinde Tuncer Cihan’ın kafasına vurarak önce yere düşürdükleri ardından kilise içerisinde rast gele ateş ettikleri ardından kiliseden çıkarak olay yerine geldikleri araçla uzaklaştıkları ifade edildi.
DEAŞ’IN SÖZDE SORUMLULARINDAN OLAYIN AZMETTİRİCİSİ MOLDOVA UYRUKLU ŞÜPHELİDE YAKALANMIŞ
Saldırıyı gerçekleştiren Tanduev ve Kholikov ile birlikte hareket ettikleri değerlendirilen şüpheliler Abdulaziz A., Rasul A., İslam M., Omadbek K. D.ve Temurbek M. U. E.’ın olaydan önce 5 Ocak’ta İstanbul’dan ayrılarak Kayseri’ye gittikleri ve bir süre sonra tekrar İstanbul’a geldikleri değerlendirildi. Amırjon Kholikov ile bağlantılı olduğu düşünülen şüpheliler Lusup T., M. T. ve Andrei Guzun’da Başakşehir’de gözaltına alındı. Şüphelilerden Andrei Guzun’un, hakkında ‘Türkiye’de bulunan DEAŞ’ın sözde sorumlularından olan ve Türkiye’de eylem yapmak için kendisine bağlı unsurlara izin verdiği şeklinde bilgiler bulunan Adam Abu-Darrar Al-Shishani kod adlı Adam Khamırzaev olduğu değerlendirildi. Moldova uyruklu Andrei Guzun’dan alınan parmak izlerinin 2018 yılında Antalya’da gözaltına alınan Adam Khamırzaev ile aynı olduğu tespit edildiği ve Khamırzaev’in DEAŞ’ın sözde sorumlusu olduğu anlaşıldı. Eylemi azmettirenin ise Andreı Guzun olduğu ifade edildi.
TACİKİSTANLI ŞÜPHELİYE AİT OTURMA İZNİ KUR’AN-I KERİM İÇİNDEN ÇIKTI
Yapılan çalışmaların devamında şüphelilerle irtibatlı oldukları değerlendirilen Mukhammad K.M. ve İbrahim S. Başakşehir’deki evlerinde yakalandığı, evde yapılan aramalarda Kur’an-ı Kerim arasına gizlenmiş Kholıkov’a ait ikamet izin belgesi ele geçirildi.
İSTANBUL’DA DEAŞ ÜYELERİNE EĞİTİM VERMEK İÇİN ÇİFTLİK ARAMIŞLAR
Şüphelilerden M. Alısher Ugli Mirzoev’in Temmuz 2023 yılında DEAŞ üyelerine silahlar konusunda eğiterek ABD’ye göndermek amacıyla İstanbul’da bir çiftlikte eğitim kurma çalışması yaptığı ve silah bulma çabası içerisinde olduğu belirtildi. Mirzoev, DEAŞ’ın sözde sorumlularından olan Adam Khamirzaev’e rapor verdiği, Türkiye’de eylem yapmak için izin istediği ifade edildi.
TELEFONLARINDA YAPILAN İNCELEMELERDE BOMBA YAPIMINI ANLATAN RESİMLER TESPİT EDİLDİ
Şüphelilerle irtibatlı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Adrei Guzun’un dijital materyallerinde yapılan ön incelemelerde dijital belge şeklinde kitapların bulunduğu, savaşa giden, gidecek olan kişilerin birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğini anlatan bir kitabın dijital hali, silahla ateş edilen videoların klip haline getirildiği ve telefonunda arama motorunda ‘av malzemeleri’ şeklinde arama yaptığı tespit edildi. Gözaltına alınan şüphelilerden Zharaıdat E.’nin telefonunda yapılan incelemelerde ise DEAŞ terör örgütünün sözde bayrağının resmi, bomba yapımında kullanılan malzemeler ve bomba yapılışına ait resimler, Molotof kokteylinin yapımının anlatıldığı resimler olduğu tespit edildi.
]]>Ülkenin en büyük gazetesi Corriere della Sera haberi baş sayfasından “İtalyan kilisesine saldırı. İstanbul’da terör ve bir ölü” başlığıyla verdi. IŞİD’in saldırıyı üstlendiğini vurgulayan gazete, iki kişinin gözaltına alındığını da yazdı.
Corriere della Sera, Katolik derneği Sant’Egidio’nun kurucusu Andrea Riccardi tarafından kaleme alınan bir analize de baş sayfasından yer verdi. Riccardi’nin yazısı, “Katolik azınlık ve dini şiddet döneminin dönmesi korkusu” başlığıyla yayımlandı.
Riccardi, Gazze’de yaşananların “düşmanlıkları körüklemiş olabileceğine” dikkat çekerek şöyle yazdı:
“Türk Hristiyanları Avrupalılar veya Amerikalılarla özdeşleştirmek saçma olsa da, ‘küresel nefretin’ basitleştirilmesi oyunlarıyla kolaylaştırılıyor. Bu ilk kez olmuyor. Savaşın damgasını vurduğu bir dünyada, absürt bir şekilde düşmanın ileri karakolu olarak görülenlere karşı nefret büyüyor, söz konusu az sayıda inanana sahip küçük bir kilise olsa bile.
“Hristiyanların huzuru yerinde değil. Türkiye’de, zaman zaman kimin girdiğini görmek için kilisenin kapısına endişeyle baktıklarını fark ettim. Dünyanın bazı yerlerinde pazar günü ayine gitmek riskli.”
Corriere della Sera, Katolik Kilisesi’nin Türkiye’deki en üst düzey yetkililerinden Anadolu Havarisel Vekilli Piskopos Paolo Bizzeti ile bir söyleşi de yaptı. 2010’da İskenderun’da öldürülen Luigi Padovese’nin yerine 2015’te atanan Bizzeti, dünkü saldırıyla ilgili şöyle konuştu:
“Nedenleri hala net değil, ancak bir kilisede silahlı saldırı düzenlenmesinin ciddi olduğu ve Orta Doğu’da hoşgörüsüzlük ve bölücülük alevlerinin yıllardır körüklendiği bir gerçek.”
Bizzeti, saldırının beklenen bir şey olup olmadığı sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
“Piskoposluk görevimin başlangıcında ciddi riskler vardı. Son yıllarda ise Türkiye’de durum tamamen huzur içinde olmasa da aslında oldukça sakinleşmişti. Ancak daha geniş bir bağlamda bakarsak, tüm bölgeyi etkileyen şiddet dalgasının etkilerinin olacağına şüphe yok. Şiddet şiddeti doğurur ve bir süre sonra istisnasız herkesi etkiler.”
Gazetenin “Laikliğin aşınması Hristiyanların gündelik hayatını kötüleştirdi mi?” diye sorması üzerine de Bizzeti, Türkiye’de ‘din özgürlüğünden ziyade ibadet özgürlüğüne’ sahip olduklarını belirtti. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi gibi eylemler ve bu tartışmaların etkisiyle ilgili olarak da şunları söyledi:
“Mevcut hükümetin, bir dizi talebi iyi bir diyalogla karşılama çabası içinde olduğunu söylemeliyim. Ama şu da bir gerçek ki, Türkiye’de de toplumun bir kesimi daha fazla özgürlük ve çoğulculuk isterken, bir başka kesimi kökten dinci bir eğilime sahip ve daha güçlü bir zorunlu İslamlaşma isteyenlerin sayısı da az değil.
“Çoğulculuk ve gerçek dini özgürlük, olumsuz yan etkileri engeller. Alevleri körüklemek, zayıf ve dengesiz durumdakilerin İstanbul’daki gibi eylemleri gerçekleştirdiği bir ortam yaratıyor.
Savaş ve İslamofobi etkisi
Il Messaggero gazetesi de Katolik Kilisesi’nin İstanbul Apostolik Vekili Piskopos Massimiliano Palinuro ile bir söyleşi yaptı. Söyleşi, “Bunlar savaşın ve Avrupa’daki İslamofobinin zehirli meyveleridir” başlığıyla yayımlandı.
Palinuro, “Maalesef Gazze’deki savaşla hava çok ısındı” dedi ve henüz İstanbul saldırısıyla ilgili net bilgilere sahip olmasalar da geniş kapsamlı bir analiz yapılabileceğini söyledi:
“Bir tarafta alevler içinde olan Orta Doğu var, bu bir detay değil. Öte yandan Avrupa’da son yıllarda İslamofobi arttı. Bu iki faktör birleştiğinde zarar verir. Batı’da Müslümanlara karşı hoşgörüsüzlükle kendini gösteren her İslamofobik eylemin bölgemizde çok büyük yansımaları oluyor. Meydanlarda Kur’an yakılması, çirkin karikatürlerin yayınlanması veya inançlarına aykırı diğer olaylar gibi…Bazı İslamofobik ifadelerin, Müslüman çoğunluğun olduğu yerlerde yarattığı yankıyı Batı’da açıklamak zor.
Kilisenin İtalya bağlantısı
Gazete İtalyan din adamı Palinuro’ya, “Cinayetin bir İtalyan kilisesinde gerçekleşmiş olması, İtalya’nın radikal İslam’ın hedefinde olduğu anlamına mı geliyor? ” diye de sordu. Palinuro bu soruyu yanıtlarken söz konusu kilisenin İtalya ile doğrudan bir bağlantısı olmadığını da vurguladı:
“Hayır, bununla hiçbir ilgisi yok. Bunu kategorik olarak ihtimal dışı bırakıyorum. Ayrıca bu kilise İtalyan olarak tanımlanıyor ama esasında İtalya ile ilgisi yok. Evet, zamanında İtalyan rahipler tarafından kurulmuştu ama bugün Romanya’dan rahipler tarafından yönetiliyor.”
Palinuro, böyle bir saldırıyı beklemediklerini ve bu olay sonrası tüm Hristiyan topluluklarında endişenin artmasının kaçınılmaz olduğunu da vurguladı. “Geçmişte Türkiye’nin Anadolu gibi başka bölgelerinde de korkunç olaylar yaşanmıştı” diyen Palinuro, “Ama açık, uluslararası, kozmopolit, misafirperver, çoğulcu bir şehir olan İstanbul’da böyle bir şey yaşanmamıştı” diye ekledi.
Yerel seçim vurgusu
La Stampa gazetesi ise haberi “İstanbul’da İtalyan kilisesine saldırı: Bir ölü. İki saldırgan yakalandı” başlığıyla duyurdu. Haberde, “Saldırı kabusu 6 yıl sonra Türkiye’ye geri döndü” denildi. Gazete, “Türkiye’de Mart ayı sonunda yapılacak yerel seçimler dikkate alındığında güvenlik konusu yeniden merkezi hale gelebilir” diye yazdı.
Libero, “IŞİD İstanbul’da ayin sırasında öldürdü” başlığını kullandı ve alt başlıkta “Türkiye’de Hristiyanlar, özellikle de Katolikler bir kez daha saldırı altında” dedi.
Gazete ‘inanç şehitleri’ diye andığı İtalyan rahip Andrea Santoro’nun 2006’da Trabzon’da, Monsenyör Luigi Padovese’nin de 2010’da İskenderun’da öldürüldüğünü hatırlattı. Haberde, “Geçen ay Türk polisi, ‘İstanbul’daki kilise ve sinagoglara yönelik saldırı planları’ hazırlamakla suçlanan yaklaşık otuz şüpheli IŞİD üyesini tutuklamıştı” bilgisi de paylaşıldı.
Il Giornale de saldırının İtalya tarafında yarattığı kaygılara odaklanan bir haber yayımladı. İtalya hükümetinin, ‘Batı’nın ibadet mekanlarında hedef alınmasından’ endişe ettiğini yazdı.
]]>