83 yaşındaki adayla 35 yaşındaki adayın centilmenliği örnek oldu
83 yaşındaki Kemal Mandal:
“Bu yıl 47. senem oluyor aralarda ihtilallerle oldu”
Mert Çapar:
” Daha çok hani o benim babam zaten. Baba yarısıdır”
ESKİŞEHİR – Eskişehir’de babasının arkadaşı 83 yaşındaki Kemal Mandal’a muhtarlık seçimlerinde rakip olan 35 yaşındaki Mert Çapar, “Daha çok hani o benim babam zaten. Baba yarısıdır. Baba dostuyuzdur. Yolumuzu gösteriyor. Tatlı bir rekabet var aramızda. Kemal amcama başarılar diliyorum” dedi.
Eskişehir’de bulunan 350 nüfuslu Akcami Mahallesi’nde 47 yıldır muhtarlık yapan ve yeniden aday olan 83 yaşındaki Kemal Mandal ve rakiplerinden muhtar adayı 35 yaşındaki Mert Çapar, sandık başında örnek görüntüler verdi. Rahmetli babasının arkadaşı olan ve yaklaşık yarım asırdı muhtarlık yapan Mandal’ın elini öpen Mert Çapar, rakibine başarılar diledi. Sandık başında neler yapması gerektiği konusunda 83 yaşındaki adaydan tavsifler alan Çapar, seçim ortamının dostluk ve saygı çerçevesinde ilerlemesini temenni ettiğini belirtti. Kendinden 48 yaş küçük rakibine başarılar dileyen Mandal, Mert Çapar için “oğlum gibidir” dedi.
“Mert’in Babasını tanırım rahmetlik”
Seçim ve rakipleri hakkında konuşan Kemal Mandal, “Bu yıl 47. senem oluyor. Dönem yok. Aralarda şey oldu ihtilallerle oldu. 1980de oldu. Oralarda değilse 47 senelik muhtarım. 06 Haziran 1976 Muhtarlığa giriş yılım . Bu dönem de adayım inşallah nasip olursa beş kişi sağ olsun Öbürkülerini de şahsen tanıyordum. Işte velhasıl vesile oldu bu. Mert’in Babasını tanırım rahmetlik. Babasıyla ben lületaşı yapardım oradan tanıştık. O vesileyle oradan tanıdım Hasanı. Allah rahmet eylesin. Onun oğluymuş, sonradan öğrendim. Hasan oğlu olduğunu açıkça. Bu vesileyle tanıştık. Bizim aramızda kardeşlik var bence. Açıkça bu durumdan da memnunum . Her zaman derim; Evet, adayız tamam ama önce kardeşlik, öyle yağma yok, kavga bilmem ne. Allah’a şükür sevgili bir kardeşim, güler yüzlü, öyle asık suratlı değil, Mert’e can kurban doğruyu konuşalım. Başka adaylara da bu vesileyle seve seve örnek oluyoruz inşallah. Ben 1976’dan 2019’a kadar Tek adaydım. 2019’da iki kızımız çıktı. Şimdi de beş adayız. Diyeceğim yani çeşitli seçimlere girdim. Şu kadar dönem desem yalan söylemiş olurum çünkü ihtilaller oldu. O arada asker ve paşalar belediye başkanı oldu. Biz tekrar muhtar seçildik. 1976’dan beri muhtarım. 83 yaşındayım” dedi.
“Baba yarısıdır. Baba dostuyuzdur”
35 yaşındaki Mert Çapar ise Mandal’ı babası gibi gördüğünü ve saygısını hiçbir an yitirmeyeceğini belirtirken şöyle konuştu:
“Burada heyecanlı bir bekleyiş var, benim heyecanım tabii ki daha fazla çünkü ilk defa katılıyorum. Sağ olsun Kemal amcam bugün sabah geldiğimden andan itibaren bana yol gösterip ne yapıp ne diyeceklerimi söylüyor. bizim için bir çekişme yok. Daha çok hani o benim babam gibidir zaten. Baba yarısıdır. Baba dostuyuzdur. Yolumuzu gösteriyor. Tatlı bir rekabet var aramızda. Kemal amcama başarılar diliyorum. Allah işimizi rast getirsin.”
]]>Hakkında birçok akademik çalışma kaleme alınan Atay, Hoca Hilmi Efendi ile Huriye Cemil Hanım’ın çocukları olarak 1894’te İstanbul Fatih’te dünyaya geldi.
Asıl adı Mustafa Rıfkı olan usta edebiyatçı, Soyadı Kanunu çıktıktan sonra “Atay” soyadını aldı. Bu soyadını almasına ilişkin, “Ben bir sabah Tarama Dergisi’ni açmış, ilk sayfalarda en sevimli kelimeyi soyadı almaya karar vermiştim. ‘Atay’, o sabahki seçmenin eseridir.” diye açıklamıştı.
Sübyan mektebinin yanı sıra Rehber-i Tahsil Rüştiyesi ve Mercan İdadisi’nde öğrenim gören Atay, müdürlüğünü Hüseyin Cahit Yalçın’ın yaptığı Mercan İdadisi ikinci sınıfında okurken yazmaya merak duyarak ilk şiirlerini 1909’da kaleme aldı.
“Kenar-ı Kabrinde” ve “İhtizar-ı Müebbed” isimli ilk şiirleri 1910’da “Servet-i Fünun” dergisinde okuyucuyla buluşan Atay’ın düzyazı türünde ilk denemesi ise “Tecelli” dergisinde 1911’de yayımlandı.
Yahya Kemal’in teşvikiyle düzyazıya başladı
İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesinde de eğitim alan ve sonrasında Çerkeş’te subay olarak görevli ağabeyinin yanına giden Atay’ı düzyazıya yönelten Yahya Kemal oldu.
Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Haşim, Refik Halit Karay ve Fazıl Ahmet Aykaç’ı sevdiği bilinen usta yazar, ilk siyasi yazısı sayılabilecek küçük bir protesto mektubunu 1913’te Tanin gazetesine gönderdi.
Mektubi, Sadaret, Dahiliye kalemleri ile Talat Paşa’nın yanında çalışan Atay, “Akşam”, “Şehbal”, “Şair”, “Nedim” ve “Yeni Mecmua”daki fıkra, makale, tartışma ve başka türdeki yazılar da kaleme aldı.
Akşam gazetesinde yazdığı “Günün Fıkrası” ile asıl şöhretini kazanan usta kalemin bu yazıları, ülkenin kurtuluşuna dair edebiyatın serüvenini anlamak açısından da oldukça öğretici nitelikteydi.
Suriye ve Filistin’de Cemal Paşa’nın katipliğini yaptı
Falih Rıfkı Atay, Talat Paşa’nın Bükreş’e yaptığı bir geziye katıldı ve ilk yurt dışı röportajını buradan gönderdi. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı’nda ihtiyat zabiti olarak gittiği Suriye ve Filistin’de Cemal Paşa’nın özel katipliğini yaptı.
Cemal Paşa Bahriye Nazırlığı göreviyle İstanbul’a dönünce, Bahriye Nezareti Kalem-i Mahsus Müdür Muavinliği görevine getirilen ve Yunan ordusunun geri çekilirken yaptığı zulmü incelemek için kurulan Tetkik-i Mezalim Heyeti’ne üye olan Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar ve Mehmet Asım gibi isimlerin yer aldığı bu heyetle Batı Anadolu’da incelemeler de yaptı.
Bolu’dan 1923-1927, Ankara’dan ise 1927-1950 arasında milletvekili olan Atay, bu dönemde “Hakimiyet-i Milliye”, “Milliyet”, “Ulus” ve “Dünya” gazeteleri için başyazılar, sohbetler ve anılar yazdı.
Süreli yayınlarda, neredeyse bütün hayatını günü gününe kayda alan yazar, gerek politik gerek tarihi gerekse edebi açıdan Türkiye’nin nabzını tuttu. Ülkenin geçirdiği her dönüşümü kaleme aldı.
Daha çok gazete ve dergi yazıları yazan Atay, fıkraları, gezi yazıları ve anılarıyla biliniyor. Genç yaşta başladığı gazetecilik kariyerini ömrünün sonuna kadar sürdürdü.
Anadolu Ajansının kurucuları arasında yer aldı
İzmir’in kurtuluşundan sonra tanıştığı Cumhuriyetin Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dostluğunu kazanan Atay, kültür, sanat ve bilim alanında alınan kararların uygulanmasında rol oynamanın yanı sıra Anadolu Ajansının da kurucuları arasında da yer aldı.
“Atatürk’ün Bana Anlattıkları” (1955), “Çankaya” (1961) ve “Atatürk Ne İdi?” (1968) adlı kitaplarını da bu dönemde yazan Atay, “Bizim Akdeniz”, “Zeytindağı”, “Yolcu Defteri” ve “Taymis Kıyıları” kitaplarında da genç cumhuriyetin ilk yıllarına odaklandı.
Kalp krizi sebebiyle 20 Mart 1971’de İstanbul’da vefat eden Falih Rıfkı Atay’ın eserlerinden bazıları şöyle:
“Ateş ve Güneş”, “Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri”, “Batış Yılları”, “Atatürk’ün Hatıraları”, “Faşist Roma – Kemalist Tiran – Kaybolmuş Makedonya”, “Deniz Aşırı”, “Yeni Rusya”, “Moskova-Roma”, “Tuna Kıyıları”, “Hind”, “Yolcu Defteri”, “Gezerek Gördüklerim”, “Roman”, “Eski Saat”, “Niçin Kurtulmamak”, “Çile”, “İnanç”, “Londra Konferansı Mektupları”, “Türk Kanadı”
]]>Gerçek adı Kemal Sadık Gökçeli olan usta yazar, Nigar Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğlu olarak Osmaniye’de 6 Ekim 1923’te dünyaya geldi.
Acılarla dolu bir çocukluk geçiren Kemal, 3 yaşında bir kaza sonucu sol gözünü kaybetti. Babasının, evlat edindiği Yusuf tarafından camide namaz kılarken, gözünün önünde öldürülmesi, yazarın yaşamında derin izler bıraktı.
Usta edebiyatçının doğaya, etrafına ve içinde yaşadığı topluma duyduğu ilgi, yaşamındaki en büyük ilham oldu.
Yaşar Kemal, ilkokula gitmeden önce “Aşık Kemal” mahlasıyla ilk şiir denemelerini yaptı ve kaleme aldığı ilk şiiri “Seyhan”, 1939’da Adana Halkevi Dergisi’nde yayımlandı.
“Ağıtlar” adlı ilk kitabı 1943’te yayınlandı
Ortaokula 1941’de başlayan ancak son sınıfta sağlık sorunları ve edebiyata aşırı ilgisinden ötürü yatılı öğrencilik hakkını kaybeden Kemal, ırgat katipliği, memurluk, ırgatlık, inşaat denetçiliği, öğretmen vekilliği ve arzuhalcilik gibi farklı işlerde çalıştı.
Şiirleri 1940’lı yıllarda “Çığ”, “Ülke”, “Millet”, “Kovan” ve “Beşpınar” dergilerinde okurla buluşan yazarın 1940-1941’de Çukurova ile Toroslar’dan derlediği ağıtları içeren “Ağıtlar” adlı ilk kitabı, 1943’te Adana Halkevi tarafından yayımlandı.
Yaşar Kemal, 1946’da askerliğini yaptığı Kayseri’de ilk uzun hikaye kitabı “Pis Hikaye”yi kaleme aldı. 1950’de komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklanan yazar, bir süre cezaevinde yattı.
İstanbul’a 1951’de taşınan usta yazar, yazarlık serüvenine artık “Yaşar Kemal” imzasıyla devam etme kararı aldı ve 1963’e kadar Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazdı.
Yazılarında Anadolu insanının ekonomik ve toplumsal sorunlarını anlatmaya çalışan Yaşar Kemal’in kaleme aldığı “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” başlıklı röportajı, Gazeteciler Cemiyetince “Özel Başarı Armağanı”na layık görüldü.
Sultan 2. Abdülhamid’in doktoru Jak Mandil Efendi’nin torunu Thilda Serrero ile 1952’de evlenen Kemal, eserlerinin bazılarını yabancı dillere çeviren eşi sayesinde Avrupa’da da tanınmaya başladı.
“Bebek”, “Dükkancı” ve “Memet” adlı hikayelerinin de içinde bulunduğu “Sarı Sıcak” kitabını 1952’de kaleme alan Kemal, kitabında yoksulluk, şiddet, dayanışma, yozlaşma, doğa tutkusu ve insan ile doğa çatışmasını konu edindi.
İnce Memed 40 dilde yayınlandı
Yaşar Kemal’in ilkini 1955’te yazdığı 4 seri halindeki “İnce Memed” romanı, usta yazarın edebiyat serüveninde ayrı bir sayfa açtı. Kırktan fazla dile çevrilen serinin ilk romanı 1956’da Varlık Roman Armağanı’na, üçüncü romanı ise 1985’te Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü.
Edebiyat hayatının yanı sıra siyasi faaliyetlerde de yer alan Yaşar Kemal, 1967’de çıkarmaya başladığı “Ant” adlı derginin eklerinden biri sebebiyle 18 ay hapse mahkum oldu. Daha sonra bu karar, Yargıtay tarafından bozuldu.
Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğrayan usta yazar, 1974-1975’te Türkiye Yazarlar Sendikasında Genel Başkan olarak görev yaptı.
Ünlü yazar, eserlerinde sade ve akıcı bir üslup kullanmayı tercih ederken, roman ve öykülerinde çoğunlukla Çukurova’da yaşanan insan dramını işledi.
Yaşar Kemal’in “İnce Memed”in de aralarında bulunduğu 9 eseri beyazperdeye aktarıldı ve birçok eseri tiyatroya uyarlandı. Kitaplarında Anadolu’nun efsane ve masallarından da yararlanan yazar, 1970’ten sonra yazdığı romanlarında ise şehir insanının hayatını ele aldı.
20’den fazla uluslararası ödül aldı
Birçok önemli ödüle değer görülen usta edebiyatçı, 1993’te Kültür ve Turizm Bakanlığı Büyük Ödülü, 2008’de ise edebiyat dalında “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”nün sahibi oldu.
Yaşar Kemal, “Uluslararası Cino del Duca ödülü”, “Legion d’Honneur nişanı”, “Commandeur payesi”, “Fransız Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres nişanı”, “Premi Internacional Catalunya”, Fransa tarafından verilen “Legion d’Honneur Grand Officier rütbesi” ve Alman Kitapçılar Birliğinin verdiği “Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü” başta olmak üzere 20’yi aşkın uluslararası ödül de aldı.
İkisi yurt dışında olmak üzere 7 üniversiteden fahri doktora alan yazar, 1973’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilerek dünya çapında adından söz ettirdi. Daha sonra birkaç kez daha Nobel’e aday gösterilen Yaşar Kemal, hiçbir adaylığında ödülü alamadı.
Şiir, öykü, roman, anı, röportaj, derleme, söyleşi, deneme, oyun, fıkra, makale ve senaryo gibi birçok edebi türde eser kaleme alan başarılı yazar, Türk edebiyatına 26 roman, 11 deneme, 9 röportaj, 2 öykü ve şiir alanında bir eseri miras bıraktı.
Yaşar Kemal, solunum yetmezliği şikayetiyle tedavi gördüğü hastanede, çoklu organ yetersizliği ve kalp ritim bozukluğu sebebiyle 28 Şubat 2015’te 92 yaşında vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
Usta yazarın bazı roman ve eserleri şöyle:
“Demirciler Çarşısı Cinayeti (1974)”, “Yusufçuk Yusuf (1975)”, “Yılanı Öldürseler (1976)”, “Al Gözüm Seyreyle Salih (1976)”, “Kuşlar da Gitti (1978)”, “Deniz Küstü (1978)”, “Yağmurcuk Kuşu (1980)”, “Kale Kapısı (1985)”, “Kanın Sesi (1991)”, “Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1997)”, “Karıncanın Su İçtiği (2002)”, “Tanyeri Horozları (2002)” “Çıplak Deniz Çıplak Ada/ Bir Ada Hikayesi”, “Tek Kanatlı Bir Kuş, 2013”, çocuk romanı “Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977)” destansı roman “Üç Anadolu Efsanesi (1967)”, “Ağrıdağı Efsanesi (1970)”, “Binboğalar Efsanesi (1971)”, “Çakırcalı Efe (1912)”
Röportaj ve denemeleri arasında ise şu eserler yer alıyor:
“Yanan Ormanlarda Elli Gün”, “Çukurova Yana Yana”, “Peri Bacaları”, “Bunların hepsini Bu Diyar Baştan Başa”, “Allah’ın Askerleri”, “Röportaj Yazarlığında”, “Çocuklar İnsandır”, “Ağıtlar”, “Taş Çatlasa”, “Baldaki Tuz”, “Gökyüzü Mavi Kaldı”, “Ağacın Çürüğü”, “Sarı Defterdekiler”, “Ustadır Arı”, “Zulmün Artsın”
]]>