DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit TBMM’de yaptığı basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
“İktidar, ötekileştirme politikasından besleniyor”
Sokak hayvanlarına ötanazi yolunu açan kanun teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Koçyiğit, “Ortada hali hazırda bir yasa var. 2014’te çıkan 5199 sayılı yasa var. Bu yasanın eksikliklerinin giderilmesi, etkin uygulanması mümkün. Bunların hiçbirini yapmadılar. Şimdi toplu bir köpek katliamının önünü açacak bir teklifi getirdiler ve apar topar geçirmek istiyorlar. 20 yıldır iktidar olan bir AKP gerçeği var. Halihazırda bir yasa ve bununla beraber Meclis’in daha önce kurduğu araştırma komisyonu ve raporu var. Bu yasa, araştırma komisyonu raporu gözetilerek, eksiklikleri giderilebilir. Ama bunu yapmayı tercih etmiyorlar. İktidar düşmanlaştırmadan, nefretten ve ötekileştirme politikasından besleniyor. Bu anlamıyla da bugün getirdikleri hayvanları katliam yasasının da bunun bir parçası olduğunu ifade etmemiz gerekiyor” dedi.
“Tür soykırımına varacak yasayı Meclis’ten geçirmeye çalışıyorlar”
DEM Parti milletvekilleri olarak komisyon görüşmelerinde sokak hayvanlarına yönelik yasanın neden geçmemesi yönünde bilgilendirmelerde bulunduklarını söyleyen Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çocuklarını köpek saldırılarında yitirmiş insanları istismar edecek, onların acıları üzerine bu yasayı meşrulaştırmaya çalışacak kadar aslında gerçekten aymaz bir akıl olduğunu da gördük. Kürtleri Alevileri, Ermenileri, kadınları, sığınmacıları, LGBTİ+’ları ötekileştiren, düşmanlaştıran ve onun siyaset kuran akıl bugün sokakta yaşayan köpekleri katlederek, bu politikasını yeni bir aşamaya getirmek ve buradan faşizmi kurumsallaştırarak tam bir tür soykırımına varacak bir yasayı Meclis’ten geçirmeye çalışıyor. Biz buna razı olmayacağız. Bugünkü sokak köpeklerinin sorunlarının kaynağında AKP iktidarının olduğunu biliyoruz.”
“Milyonlarca insan kredi kartlarıyla geçiniyor”
Asgari ücrete temmuz ayında zam yapılmamasıyla ilgili de değerlendirmede bulunan Koçyiğit, “Milyonlarca insan sefalet ücretiyle, açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyor. Milyonlarca insan gündelik yaşamını kredi kartlarıyla devam ettirmeye çalışıyor. Borç batağına saplanmış Türkiye halkları gerçeği var” diye konuştu.
“Emeklilere ayıracakları kaynakları sermayeye, yandaşlara kaymak yaptıkları için…”
“Emekli ve emekçiyle dalga geçen bazı yaklaşımlar olduğunu da görüyoruz” ifadelerini kullanan Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bekleyin enflasyon düşecek, maaşlarınızın alım gücü artacak. Refaha ulaşacaksınız’ diyorlar. Bunu söyleyen, her gün talan eden, kasaları boşaltan, her gün halkın sırtına yeni vergi yükleri bindiren iktidarın bizzat kendisi. En düşük emekli maaşını 12 bin 500 liraya tamamladılar. Ama baktığımız zaman kök maaşlarda yine bir artış olduğunu görmüyoruz. Kök maaş artmadığı için her zam döneminde emekliler, eski düşük ücretleri üzerinden zam alıyor. Bunun kendisi de emeklilerimizi büyük bir açlığa ve sefalete mahkum ediyor. 12 bin 500 liraya tamamlanan emekli maaşları yaklaşık 2 milyon emekliyi etkiliyor. Bu emeklilerin kendisi ocak ayında zam zamanı geldiği zaman 12 bin 500 lira üzerinden zam alamayacaklar. Emeklilere zam tartışmaları başlarken utanmadan sıkılmadan hiçbir mahcubiyet hissetmeden ‘kaynak yok’ diyorlar. Emeklilere ayıracakları kaynakları sermayeye, yandaşlara kaymak yaptıkları için emeklilere kaynak bulamıyorlar. AKP- MHP iktidarı, 22 yılda halktan 3 trilyon dolar vergi toplamış. Kişi başı milli gelirin 10 bin doların altında olduğu bir ülkede, kişi başına 35 bin dolar vergi toplamış. Bu para korkunç bir para. Buradan soruyoruz, bu parayı nereye harcadınız? Halkın paralarını kime peşkeş çektiniz?”
]]>
BÜYÜK Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, “Bugünün ekonomik şartlarında 12 bin 500 liralık emekli maaşının konuşulacak bir yönü yoktur. Bu maaş dışında herhangi bir geliri olmayan bir ailenin bu maaşla hayatını idame ettirmesi bugünün koşullarında asla mümkün değildir. Devlet, insanlarımızı çaresizliğe mahküm edemez. Ne yapacak ne edecek ama mutlaka en düşük emekli maaşını asgari ücret seviyesine çıkaracaktır. Hiçbir bahane kabul edilemez. Çalışanın hakkını hakkıyla alın teri kurumadan, emeklimizin de onurlu bir şekilde hayatını devam ettirecek bir maaşa kavuşturulması devletin ve devleti yönetenlerin en başta gelen görevidir” dedi.
BBP lideri Mustafa Destici, partisinin genel merkez binasında düzenlediği basın toplantısında konuştu. Destici, 15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçtiğini söyleyerek, “Öncelikle milletimizin manevi çatısı olan devletimizi, demokrasimizi ve anayasal düzeni korumak için hayatlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle, şükranla ve saygıyla anıyorum. 8 yıl önce tıpkı ülkemizin daha önce yaşadığı darbe ve darbe girişimlerinde olduğu gibi kökü dışarıda bir topluluk hukuku ortadan kaldırarak, devleti kendilerini kontrol edenlerin emelleri ve menfaatleri doğrultusunda şekillendirmeye kalktılar.15 Temmuz 2016 gecesi milletimiz, tarihinde ilk defa millet iradesini hedef alan bir darbe girişimine direnerek, ülkesine ve devletine sahip çıktı. 100 yılı aşan Cumhuriyet tecrübemize rağmen ülkemiz maalesef kurumlarını, anayasasını, demokrasi kültürünü, istediğimiz düzeye çıkaramadı. Ekonomiye dair her alanda, büyük potansiyeller barındırmamıza rağmen, geçim sıkıntısı, milletimizin problemleri arasında ilk sırada yer alıyor. Çok sayıda neden sıralayabiliriz. Çok sayıda bahane de bulabiliriz. Ancak tarafsız gözle ve adaletle değerlendirme yapacak herkes darbelerin, vesayet rejimlerinin, millet iradesine müdahalelerin, sosyal hayata milletin değerlerinden kopuk dayatmaların, içinde bulunduğumuz duruma etkileri konusunda mutabık kalacaktır. Milletçe hala geçmişteki hata demeyeceğim bu suçların bedellerini ödüyoruz” diye konuştu.
‘HİÇBİR BAHANE KABUL EDİLEMEZ’
Destici, 6 aylık enflasyon farkı ardından emekli ve memurların zam oranlarına ilişkin, “Daha önce kök maaşı 8 bin 17 TL’nin altında kalan 1,8 milyon emeklimiz halihazırda 10 bin TL almaya devam ediyordu. Kök maaşı 8 bin 17 TL ile 10 bin TL aralığında olanlar ise zam farkından yeterince yararlanamıyordu. Yapılan açıklamada, en düşük emekli maaşının 12 bin 500 TL olduğu açıklandı. Bugünün ekonomik şartlarında, 12 bin 500 liralık emekli maaşının tartışılacak hatta konuşulacak bir yönü yoktur. Bu maaş dışında herhangi bir geliri olmayan bir ailenin bu maaşla hayatını idame ettirmesi bugünün koşullarında, şartlarında asla mümkün değildir. Devlet insanlarımızı çaresizliğe mahküm edemez. Ne yapacak ne edecek ama mutlaka en düşük emekli maaşını asgari ücret seviyesine çıkaracaktır. Hiçbir bahane kabul edilemez. Kaynak yokmuş, bütçede açık verilmiş. Kaynak yoksa bulunur, bulunmalıdır. Faiz ödemesine kaynak bulunuyorsa, başka ödemelere kaynak bulunuyorsa emekliye de kaynak bulunmalıdır. Hala kamuda görüyoruz, lüzumsuz harcamalar, yatırımlar. 10 sene sonra da yapılacak işleri öne almalar ama bugün yapılması gerekenleri kaynak yok diye ötelenmesi bunlar kabul edilebilir şeyler değildir. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Öncelik insanımızdır, çalışanımızdır, emeklimizdir. Çalışanın hakkını hakkıyla alın teri kurumadan, emeklimizin de onurlu bir şekilde hayatını devam ettirecek bir maaşa kavuşturulması devletin ve devleti yönetenlerin en başta gelen görevidir” diye konuştu.
‘EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞININ 18 BİN TL OLMASI LAZIM’
Destici, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeni vergi kanunu meclise geldi. İnanıyorum ki, bu tabii ki bir sürü eksiği var. Hala bize göre tam istediğimiz şekilde kanun teklifi değil. En azından geçmişe göre kıyaslandığında içinde olumsuz bulduğumuz maddeler de genel itibariyle olsa olumlu buluyoruz. Arkadaşlarımız kanun teklifi üzerinde çalışıyorlar. Önümüzdeki birkaç gün içinde partimizin görüşlerini geniş bir şekilde açıklayacağız. İlkesel olarak adaletli bir vergi sistemi demiştik. Çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan hiç alınmayacak bir vergi sistemi demiştik. Dolaylı vergilerin azaltılması yani zenginden ve fakirden aynı oranda vergi alınmaması ve gelir, kazanç vergisinin yükseltilmesi. Çünkü geliri yüksek olandan alacaksın. Bir de kayıt dışına, vergi kaçırana fırsat vermeyeceksin, affetmeyeceksin. Bunları önlediğimizde emekliye verilecek kaynak kat be kat bulanacaktır. 12 bin 500 TL geçtiğimiz yıl 2023 temmuzundaki adaletsizliği ve haksızlığı ortadan kaldırmıyor. Geçtiğimiz yıl temmuz ayında kök maaş hikayesi çıkartılmadan emeklinin aldığı 7 bin 500 TL üzerine yüzde 25 enflasyon farkı ödenmiş olsaydı emekli maaşı 10 bin TL’ye gelecekti. Ocak ayındaki yüzde 49,70 ile en düşük emeklinin maaşı 15 bin TL olacaktı. Bugünkü yüzde 20 ile de en düşük emekli maaşı 18 bin TL olacaktı. Hesap bu kadar basit. En düşük emekli maaşının 18 bin TL olması lazım. Adaletli olan budur, 12 bin 500 TL değil. İlave ya da seyyanen değil, sadece enflasyon farkları ile zaten bu rakama geliyordu kök maaş hikayesini çıkartmasalardı. Mutlaka düzenlemenin bu şekilde yapılması lazım.”
‘İŞİ EVLATLARIMIZA KADAR İNDİRMEK EN BÜYÜK NAMUSSUZLUKTUR’
Destici, kızı Özgül Hilal Destici’nin TBMM’de kadroya alındığı tartışmalarına ilişkin, “Gelip benim yüzüme sorun ne soracaksanız. Ne söyleyecekseniz gelip bana söyleyin. Bizim cevabını veremeyeceğimiz hiçbir soru yoktur. Hayatımızda da herhangi bir leke yoktur. Biz vatan, milleti, din, devlet, ahlak ve inançlarımız adına siyaset yapıyoruz. Bu iftira kampanyasının arkasından bir kere daha söylüyorum. Ben her namazın arkasında ‘Yarabbi senin rızan dışında söz söyletme, iş yaptırma’ diyerek yoluma devam ediyorum. Bugüne kadar Cenab-ı Hak bizi bütün bu iftiracıların şerlerinden ve saldırılarından muhafaza etti ve inşallah bundan sonra da etsin. Yıkılmadık, yıkılmayacağız. Biz inanarak ve doğrularla yolumuza devam ediyoruz. Bana her türlü sözü söyleyebilirler ama işi evlatlarımıza kadar indirmek en büyük alçaklıktır, namussuzluktur, onursuzluktur, haysiyetsizliktir. TBMM’de 5 bin üzerinde personel vardır. Onların tamamı hangi yasa, usul, kanunla işe girmişse benim evladımda aynı usulle işe girmiştir. 100 bin TL’nin üzerinde maaş alıyormuş. Bordrosunu bu sabah istedim. Kesintiler sonrası eline geçen rakam 37 bin TL’dir. Bakalım bu yanlışı düzeltecekler mi? Bu iftiralarından dolayı bir özür dileyecekler mi? Burada kasıt ve hedef belli. Bu tamamen yalan ve iftiradır” dedi.
]]>ANTALYA’da yol kenarındaki kaynakta bakteri olduğu uyarısına rağmen su dolduranların artmasıyla belediye ekipleri, ‘tüketilmesi uygun değildir’ ibaresi boyayla kapatılan tabelayı yenileyip alanı bahçe teliyle çevreledi. Kaynaktaki bakteri varlığına inanmayanlar, alanı çevreleyen telin bir bölümünü kesip, pet şişelere doldurdukları suyu götürmeye devam etti.
Damacana su fiyatındaki artış mutfak masrafında içme suyu giderini azaltmak isteyenleri sağlığa zararlı kaynaklardan su ihtiyacını karşılamaya yöneltti. ‘Memba’, ‘Dağdan, ormandan doğal kaynak suyu’ düşüncesiyle yol kenarındaki çeşmelerden akan suya ilgi çoğaldı. Genellikle dağlık ve ormanlık alanlarda, yaylalara ulaşımı sağlayan yolların kenarındaki çeşmelerden içme suyu ihtiyacını karşılayanların sayısı arttı.
PET ŞİŞELERLE DOLDURUP GÖTÜRÜYORLAR
Antalya’da kent merkezine yakın çeşmelerde damacana, 5 litrelik plastik şişe veya büyük kovalara su doldurmak için sıraya girenler, uzun kuyruk oluşturdu. Yakın bölgede oturanlar günlük ihtiyacı kadar su alırken, bazıları aracıyla, bisikletiyle çeşmeye gelip kova ve şişeleri doldurduktan sonra suyu evine götürdü. Bazıları meyve yıkayıp, kaynak çevresinde piknik yaparken bazıları da serinlemek için suya girip, aktığı yerde vakit geçirdi.
BOYALI TABELA DEĞİŞTİRİLDİ
Konyaaltı ilçesine bağlı Hurma Mahallesi’nde Değirmen Önü olarak bilinen kaynaktan su dolduranlar ise belediye tarafından yıllardır asılı olan ‘Belediyemiz tarafından bu su kaynağında yaptırılan analiz sonucunda koliform bakterisine rastlanmıştır. İçme suyu olarak tüketilmesi uygun değildir’ yazılı uyarı tabelasına aldırış etmedi. Uyarı yazısındaki ‘tüketilmesi’ yazısı ile bakteri parametresini belirten alanın sarı boyayla kapatıldığı, büyük harflerle belirtilen ‘uygun değildir’ ibaresinin de zemin rengi olan bilinmeyen kişilerce beyaza boyanmasının ardından su dolduranların artmasıyla tabela değiştirildi.
ESCHERİCHİA COLİ, KOLİFORM TESPİT EDİLDİ
Sudaki bakteri nedeniyle tüketiminin uygun olmadığı belirtilen yeni tabela asan belediye ekipleri, alana girişi bahçe teli ile kapatıp, telin üzerine dikenli tel çekti. Kaynaktan numune alan ekipler, suyun yeniden analizini gerçekleştirdi. Analizde 100 mililitrede 1 kob (koloni oluşturan birim) escherichia coli, 59 kob koliform bakterisi tespit edildi.
TEL KESİLİP, YENİ GİRİŞ YAPILDI
Uyarı tabelasının yenilenmesi, 4 Haziran’da alınan numuneyle bakteri varlığı sürdüğünün belirlenmesi ve önlem amacıyla dikenli tel ile çevrilmesine rağmen vatandaşlar su almaya devam etti. Bahçe telini kesip alana giriş için yeni kapı oluşturanlar, pet şişelere su doldurup evine götürmeyi sürdürdü. Mahalleli, yıllardır içme suyu olarak kullandıkları kaynaktan akan suyun sağlıklı olduğuna inandıklarını savundu. Kaynaktaki bakteri varlığına inanmayanlar ‘alanın satılacağı’, ‘su firmalarının daha fazla kazanç için uydurduğu’, ‘çevredeki apartman sakinlerinin kaynaktaki yoğunluktan şikayetçi olması’ gibi nedenlerle suyun sağlığa zararlı olduğu yönünde algı oluşturulmaya çalışıldığını gerekçe gösterdi.
BAKTERİ VARLIĞINA İNANMIYORLAR
Mahallelilerden Mustafa Erdemir, geçmişte kaynaktaki sudan içme suyu ihtiyacını karşıladığını anlattı. Bakteri uyarısının ardından kaynaktan su almadığını belirten Erdemir, “Halk buradan su almaya devam ediyor. Sorduğumda ’30 yıldır buradan su içiyoruz. Bir şey olmadı’ diyorlar. Bazıları bunun rant için yapıldığı kanaatinde. Buranın birisine verileceği düşüncesiyle uyarıya inanmıyor. Bakteri tespit edildiyse sağlığımız için belirtilen uyarıya uymamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.
HALSİZLİK, İSHAL, KUSMA, ATEŞ
Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu da Sağlık Bakanlığı yönetmeliğine göre içme suyunun uygunluğunu belirleyen parametrelerden bahsetti. Kaynak sularında mikrobiyal tehlikeye rastlanabileceğini vurgulayan Manavoğlu, “Kaynak sularındaki bazı analizlerde koliform ve ecoli bakterisi karşımıza çıkabiliyor. Bunlar dışkı ve toprak kaynaklı hastalık yapıcı etkiye sahip mikroorganizmalar. Özellikle bağışıklık sistemi düşük kişilerde, çocuklarda, kemoterapi görmüş ve organ nakli olmuş kişilerin daha dikkatli olması gerekiyor. Bu mikroorganizmalar halsizlik, ishal, kusma, ateş gibi belirtilere, ilerleyen dönemlerde kanlı ishale neden olabilir” diye konuştu.
‘TÜKETİCİ BAZI ZEHİRLENMELER YAŞIYOR’
Kaynaktaki analiz sonucunda 100 mililitrede 1 kob (koloni oluşturan birim) escherichia coli, 59 kob koliform bakterisi tespit edildiğini anımsatan Manavoğlu, “Bu bakterilerin suda hiç bulunmaması gerekiyor. 100 mililitrede 1 kob escherichia coli miktarı az gibi görünse de günde 2 litre su içilse 20 bakteri almış oluyorsunuz. Koliform bakteri de 59 adet tespit edilmiş. Sıfır olması gereken üst seviyede mikroorganizma varlığı bulunuyor. Tüketicinin dikkat etmesi lazım. Aslında tüketici bazı zehirlenmeler yaşıyor ama ‘güneş, klima çarptı’, ‘Uyurken üzerimi örtmedim’, ‘çok terledim, soğuk su içtim’ gibi düşüncelerle fark etmiyor.”
PET ŞİŞE ÇOK DEFA KULLANILMAMALI
Yol kenarında akan kaynak suları ve pet şişelerin çok defa kullanımının sağlığa tehlikesi olduğunu kaydeden Manavoğlu, “Suda bulaşma ihtimali çok yüksek. Plastik şişeler tek sefer kullanıma uygun. Onların içerisine su koyup tekrar tekrar tükettiğimizde plastik malzemenin içerisinden bulaşma ve kaynak suyundan bulaşan mikroorganizmadan dolayı hasta olabiliriz” dedi.
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin, emekli maaşlarına ilişkin, “Biz şu anda Muğla’dayız. Muğla’nın otelleri, tatilcilerle, özellikle yabancı turistlerle dolu. Yabancı ülkelerin, başka ülkelerin emeklileri, emekli maaşıyla Türkiye’de güzel bir tatil yapıyorlar. Bizim emekliler, bu ülkenin emeklileri de o otellerin mutfaklarında, bulaşıkhanelerinde çalışarak hayatlarını devam ettirmek zorunda kalıyor. Bu bizim zorumuza gidiyor” dedi.
CHP genel başkan yardımcıları Ensar Aytekin ve Ulaş Karasu, partilerinin Muğla, İzmir, Manisa, Uşak, Afyonkarahisar, Balıkesir, Aydın ve Denizli il başkanlarıyla Bodrum’a bir araya geldi. Ege İl Başkanları Toplantısı basına kapalı gerçekleştirilirken, Bodrum İlçe Başkanlığı’nda toplantı sonrası CHP genel başkan yardımcıları Ensar Aytekin ve Ulaş Karasu açıklamalarda bulundu. Asgari ücrette artış olmadığını ifade eden Aytekin, “Emeklilerin bu ülkede canı yanıyor, yanmaya devam ediyor. Milyonlarca emekli, 10 bin lira maaşa mahkum edilmiş durumda. Biz şu anda Muğla’dayız. Muğla’nın otelleri, tatilcilerle, özellikle yabancı turistlerle dolu. Yabancı ülkelerin, başka ülkelerin emeklileri, emekli maaşıyla Türkiye’de güzel bir tatil yapıyorlar. Bizim emekliler, bu ülkenin emeklileri de o otellerin mutfaklarında, bulaşıkhanelerinde çalışarak hayatlarını devam ettirmek zorunda kalıyor. Bu bizim zorumuza, bu bizim gücümüze, ağrımıza gidiyor. Bunun derhal düzelmesi lazım” dedi.
‘EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI ASGARİ ÜCRET KADAR OLMALI’
Türkiye’de en düşük emekli maaşının asgari ücret kadar olması gerektiğini belirten Aytekin, “En düşüğü bu olmalı ki asgari ücret de şu anda açlık sınırının altında bir rakamdır. Onun da artmasını, artırılmasını istiyoruz. Bugün 6 Temmuz, asgari ücretle ilgili en ufak bir artış olmadı, olmayacağını da söylediler, beyan ettiler. Halbuki bu ülkede 6 ayda 1 enflasyon oranında güncellenirdi. Bu sene bu güncelleme olmadı. Bunun takipçisiyiz. Cumhuriyet Halk Partisi bundan sonra politikalarını böyle devam ettirecek. Halkın her kesiminin, canı yanan insanların, hakkını alamayanlar, geçinemeyenlerin dertlerini çözüm için önce iktidar partisine karşı mücadelesini verecek, önerisini yapacak, müzakeresini yapacak. Çözülmediği noktada da sokağa inecek, onlarla birlikte demokratik yollarla haklı mücadelesini yapacak. Bu politikaları devam ettireceğiz” diye konuştu.
‘TURİZM BÖLGERİNDEKİ BELEDİYELERE ARTI KAYNAK AKTARILMALI’
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu ise şunları söyledi:
“Türkiye bu yıl 60 milyar dolar civarında turizmden gelir bekliyor. Peki bu turistlerin tamamı hangi şehirlere geliyor? Cumhuriyet Halk Partili belediyelerinin yönettiği şehirlere geliyor. Turizmin tamamı Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin yönettiği bölgelerde. Peki bu 60 milyar dolardan bizim belediyelerimiz herhangi bir ek kaynak alabiliyorlar mı? Alamıyorlar ne yazık ki. Bodrum’un resmi nüfusu 200 bin. Şu anda ise en az 1 milyon nüfus var. Siz tutup da devletin kaynaklarından Bodrum Belediyesi’ne 200 bin kişiye göre bir bütçe oluşturursanız ama buraya gelen turistlerden aslan payını siz alırsanız, Hazine’ye aktarırsanız tabii ki bu turizm bölgelerine bu tarz sorunlar yaşanmaya devam eder. İktidarın yapması gereken şu; bir bölgede, özellikle bu turizm bölgelerinde elde ettiği gelir doğrultusunda yerel yönetimlere, belediyelere artı bir kaynak aktarılması gerekiyor. Bunu yapmadığı müddetçe turizm bölgelerindeki sorunların çözülme şansı sıfır. İktidar ya kendi eliyle çözecek bu sorunları ya da bizim belediyelerimize, nasıl gelir elde ediyorsa, o elde ettiği gelirlerden de kaynak yaratacak. Bu kadar net.”
]]>Eğitim İş Samsun Şubesi, Cumhurbaşkanı kararıyla, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesinden Türkiye Maarif Vakfı’na, vakfın hizmet giderlerinin karşılanması amacıyla 5,7 milyar lira kaynak aktarılmasına tepki gösterdi. Eğitim İş Samsun Şubesi’nin konuya ilişkin yaptığı açıklama şöyle:
“15 Temmuz darbe girişiminin ardından, ‘Yurtdışındaki FETÖ okullarını devralmak’ için kurulan ve ‘gölge bakanlık’ olarak işleyen Türkiye Maarif Vakfı’na bütçeden aktarılan pay her geçen yıl artıyor. Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanı kararına göre, Türkiye Maarif Vakfı’na MEB bütçesinden 5,7 milyar TL kaynak aktarılacak. Bu rakam, 2016 yılında Vakfa aktarılan 90 milyon TL’nin 63 katına denk geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın doğrudan kendisine yakın üyeleri atadığı ve böylece eğitimin planlanması ve yönetiminin Saray’a bağlanmasının kılıfı olan Maarif Vakfı, kamuda tasarruf tedbirlerinden muaf tutulmuş durumdadır. Eğitimin güncel gereksinimlerini karşılamaktan ve öğrenci/eğitim emekçilerinin ihtiyaçlarını gidermekten uzak olan MEB bütçesinden bu kadar büyük bir kaynağın aktarılması, AKP iktidarının kamusal eğitime ne kadar az önem verdiğini açıkça gösteriyor.
Bir öğün okul yemeğine kaynak ayırılamazken Türkiye Maarif Vakfı’na ödenen para yıllara göre şöyle:
2016: 90 milyon TL
2017: 241 milyon TL
2018: 351 milyon TL
2019: 422 milyon TL
2020: 259 milyon TL
2021: 1 milyar 77 milyon TL
2022: 1 milyar 871 milyon TL
2023: 2 milyar 955 milyon TL
Eğitim politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık esastır. Böyle bir vakfın kurulması akıllara birçok soru işareti getirmektedir. Bu paranın nereye gideceği net olarak biliniyor mu? Vakfın hangi faaliyetleri için kullanılacağı şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklanıyor mu? Kamusal eğitimde yaşanan sorunlar göz ardı edilirken, Vakfa ayrılan bu devasa bütçe, eğitimde eşitsizlikleri derinleştirmeyecek mi? Bu durum, kamu kaynaklarının şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde kullanılması ilkesine aykırı değil mi?
Kamu kaynakları öncelikli ihtiyaçlara göre değil, siyasi ve ideolojik tercihlere göre mi dağıtılmaktadır? Burada asıl sorulması gereken, bir devlet neden vakıf kurar sorusudur. Amaç, kamu kaynaklarının, meşru görülecek bir yöntemle bütçe dışına çıkarılarak, denetimden uzak bir şekilde harcanması, kendilerine yakın tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerine yasal kılıf hazırlanması, devlet kasasından bu yapılanmalara para aktarılmasıdır. Kamusal eğitim için kullanılması gereken milli eğitim bütçesinin, tüm denetimlerden muaf hale getirilmiş Maarif Vakfı ile paylaşılması derhal engellenmelidir. Vakıflar üzerinden para aktarıldığını, denetimden uzak şekilde kaynakların keyfi kullanıldığını, paralel bir devlet yapılanması oluşturulduğunu, vakıflara yapılan bağışlar ve destekler üzerinden bir torpil sistemi yaratıldığını görüyoruz! Unutmayalım ki, eğitim, bir ülkenin geleceğidir. Bu geleceği ipotek altına alacak adımlara izin vermeyecek, tüm öğrencilerimiz için kamusal, bilimsel, laik, nitelikli ve erişilebilir bir eğitim sistemi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Eğitime ve geleceğe sahip çıkmak Cumhuriyete sahip çıkmaktır! Herkesi bu sorumlulukla hareket etmeye, eğitime ve geleceğine sahip çıkmaya davet ediyoruz!”
]]>Ercoşkun, numune aldığı il genelindeki doğal kaynak suları üzerine çalışma gerçekleştirdi.
Çalışması sonucunda özellikle Tuz Mağarası’nın bulunduğu kentin doğu bölgesindeki 50’den fazla doğal kaynak suyunun yoğun tuz barındırdığını tespit eden ve numune aldığı kaynak sularından sadece güneş altında bırakarak tuz elde eden Ercoşkun, laboratuvarda yaptığı incelemede, bu tuzun kaya tuzundan daha saf olduğunu belirledi.
Ercoşkun, AA muhabirine, Çankırı’da, yüzeyin yaklaşık 400 ile 1000 metre altının tuz katmanına sahip olduğunu söyledi.
Kentte oluşmaya 50 milyon yıl önce başlayıp 35 milyon yıl önce bugünkü haline ulaşmış tuz madenleri de bulunduğunu belirten Ercoşkun, “Bu kadar büyük tuz madeninin oluşu, özellikle sonbaharda ve ilkbaharda yağan yağışlarla suyun yer altına ulaşması, yer altındaki tuzu çözüp yer üstüne çıkmasına neden oluyor. Bu şekilde Çankırı kaya tuzu madenlerinden kaynaklanan 50’den fazla tuzlu akan pınarımız, deremiz var.” dedi.
Boşa akan tuzlu doğal kaynak sularının toprağı tuzlulaştırdığına, bunun tarımı olumsuz etkilediğine işaret eden Ercoşkun, “Bu açıdan bu suyun tuz üretiminde kullanılması önem taşıyor. Hem kırsal alanda yeni bir ekonomik faaliyet oluşturulması hem de toprağın kondisyonunun, tuz içeriğinin azaltılması için çalışıyoruz. Her bir kaynaktan numune alıp, tuzu kaya tuzu haline getiriyoruz. Ürettiğimiz bu yeni kaya tuzunun özelliklerine bakarak hangi tuzlu su kaynaklarından hangi özelliklerde tuz üretebiliriz diye çalışıyoruz.” diye konuştu.
“Pınar tuzu olarak isimlendirilebilecek yeni bir tuzumuz daha var”
Çankırı’da çok miktarda tuzlu su olması sebebiyle kurumların bu konuda önayak olması gerektiğini vurgulayan Erçoşkun, “Çiftçilerimiz, kuracakları kooperatif kanalıyla ürettikleri gerçek Çankırı tuzunu pazarlayabilir. Bu da çiftçiye rutin bir gelir kaynağı sağlayacaktır. Dolayısıyla bir metrekareden 3 günde birkaç kilo tuz üretmek mümkün. Kaya tuzunun fiyatı ortalama 60 lira civarında. Bizim sudan üreteceğimiz tuzun kalitesi yaklaşık 60 liralık getiriye sahip. Çankırı tuzuyla meşhur bir şehrimiz. Sadece kaya tuzu değil, akarsu, ‘kaynak veya pınar tuzu’ olarak isimlendirilebilecek yeni bir tuzumuz daha var.” ifadesini kullandı.
Ercoşkun, tuzda gıda güvenliği riskinin son yıllarda üzerinde çokça bilimsel makale yazılan bir konu olduğunu, tuzda ağır metal, mikroplastik ve radyoaktivite bulunabildiğini dile getirerek, şunları kaydetti:
“Dünya hızla kirleniyor, insan nüfusu artıyor. Bu kirlilikten en fazla maalesef denizler nasibini alıyor. Son yıllarda yapılan çalışmalarda görüyoruz ki dünyanın neresinde olursa olsun, içinde bir lityum kirliliği olmayan tuz üretmek mümkün değil. Yine aynı şekilde dünyanın neresinde olursa olsun, deniz tuzunu mikroplastikten ari şekilde üretmek de mümkün değil. Deniz tuzu gerek mikroplastik gerek ağır metal kirliliği taşıyabilme riskine sahiptir. Kaya tuzunda mikroplastik bulunmamakla birlikte ağır metal riski bulunabiliyor. Birçok tuz madeninde kurşun, arsenik, civa tespit edilebiliyor. Radyoaktif kirlilik de söz konusu ancak Çankırı tuzunda yaptığımız çalışmalarda gördük ki ağır metal ve radyoaktivite ile ilgili bir kirlilik söz konusu değil. Çankırı kaya tuzundan üretilecek su tuzu, kaynak tuzu, gerek ağır metal gerek mikroplastik gerekse radyoaktivite kirliliği bakımından dünyanın en temiz tuzlarından birisi olarak karşımıza çıkıyor.”
]]>Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Anadolu’da devam ettirdiği gezi programları çerçevesinde Erzurum’un Horasan, Köprüköy ve Pasinler ilçelerini ziyaret etti. 14 Mayıs seçimlerinde Yeniden Refah Partisi’nden Nevzat Karasu’nun kazandığı Köprüköy Belediyesini ziyaret eden Erbakan, burada gündeme dair açıklamalar yaptı.
Erdoğan-Özel görüşmesi
İktidarla muhalefet arasındaki görüşmelerin veya diğer siyasi partiler arasındaki görüşmelerin, diyaloğun faydalı olacağını her zaman ifade ettiklerini belirten Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Bu müzakere yolunun karşılıklı fikir alışverişinin, diyalog yolunun her zaman açık tutulması faydalı olur. Bu bakımdan inşallah bu görüşmenin de hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Ancak diğer taraftan tabii bu anayasa konusunun son derece fazla bir şekilde aslında gündemde tutulduğunu da ifade etmek isterim” şeklinde konuştu.
“Mevcut anayasa ile de sorunlar çözülebilir”
Ülkenin en önemli probleminin yoksulluk ve enflasyon olduğunu vurgulayan Erbakan, “Borç ve faiz ekonomisidir. Ehliyet ve liyakat noktasında yaşanan problemlerdir. ve aynı zamanda adaletsizliklerdir. Bunların düzeltilmesi için mevcut anayasa bizim elimizi kolumuzu bağlamıyor. Bu mevcut anayasayla da bu problemlerin üstesinden gelecek adımlar atılabilir. Gerekirse anayasa değişmeden gerekli kanunlar düzenlemeler yapılabilir. ve bu mevcut düzen içerisinde de çok önemli adımlar atılarak millete rahat nefes aldırılabilir. Bunun en güzel örneği 54. hükümette merhum Erbakan Hocamızın başbakanlığı dönemidir. 11 ayda bırakın anayasayı bir kanun bile yapmaya vakit kalmadan neredeyse. Ama Cumhuriyet tarihinin en başarılı hükümeti oldu. Denk bütçenin yapılması, faizden ülkenin kurtarılması, milletin dar gelirinin alım gücünün, refah seviyesinin arttırılması. Bütün bunlar yine mevcut anayasayla, anayasa değişikliği olmadan da yapılabilir. Bu nedenle bu konunun üzerine çok fazla düşülüyor” diye konuştu.
“Demokratikleştirilmiş bir başkanlık sistemine geçilebilir”
Mutlaka bir anayasa değişikliği yapılacaksa başkanlık sisteminin, mevcut başkanlık sisteminin iyileştirilmesini savunduklarını anlatan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Gerekli yerlerinin düzeltilmesi ve demokratikleştirilmiş bir başkanlık sistemine geçilmesi, yani meclisin güçlendirildiği ve kuvvetler ayrılığının tahkim edildiği bir yeni anayasa, bir yeni sistem getirilebilir” diye konuştu.
“Üretime, istihdama ve ihracata odaklı bir ekonomi”
Yeniden Refah Partisi olarak yıllardır söyledikleri borç, faiz, zam, vergi ekonomisi yerine üretime, istihdama, ihracata odaklı bir ekonomi modeline geçilmesini savunduklarını söyleyen Erbakan, sözlerine şöyle devam etti, “Tüm bu şartlar altında anayasa değiştirildiği zaman milletin dertlerine derman olabilecek miyiz? veya anayasa değiştirmeden de bu dertlere derman olabilir miyiz? Buna geçersek bu milleti kurtarırız. Yani gider kalemleri faiz canavarı olan kur korumalı mevduat canavarı olan kamudaki israf olan ve aynı zamanda imtiyazlı holdinglere haksız kaynak aktarımı olan bu dört tane canavardan kurtulmak ve milli kaynak paketleriyle kaynak üretmek, denk bütçeyle kamuda israfı önleyerek ve kaynak üreterek devleti faiz canavarından kurtarmak, imtiyazlı holdinglere haksız kaynak aktaran hortumları kesmek, paylaşımda adaleti sağlamak ve bütün bu elde edilecek imkanlarla tasarrufla, milli kaynak paketleriyle ya da faizden kurtarılan imkanlarda yine 54. hükümette Milli Görüş’ün yaptığı gibi çiftçimize, köylümüze, küçük esnafımıza, işçiye, memura, emekliye refah seviyesi artışı sağlamak. Alım gücü artışı sağlamak. Asıl uğraşılması gereken, asıl gündemde tutulması gereken konu ve tabii ki asıl acil bir şekilde çözülmesi gereken konuda budur. Paylaşımda adalet sorunudur. Anayasa değişikliğinden önce bizim aslında bu sorunlara çözümler bulmamız lazım.” – ERZURUM
]]>Bakan Bayraktar, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) sosyal tesislerinde gerçekleştirilen Türkiye Madencilik Meclisi Toplantısı’nda, madenciliğin çevre karşıtı değil, çevreyle beraber bütüncül bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Madencilik sektörünün mevcut durumu, sektörün içinde bulunduğu ve yaşadığı sıkıntılar ve potansiyel çözüm önerilerinin konuşulduğu toplantıda Bayraktar, madencilik sektörünün ulusal ve uluslararası arenada önemli bir ilgi odağı haline geldiğini kaydetti.
Bayraktar, milli enerji ve maden politikası çerçevesinde madenlerden yüksek katma değer sağlamak amacıyla ara ve uç ürün üretiminin hedeflendiğini aktardı.
Sektörün son 15 yılda ortalama 136 bin kişiye doğrudan istihdam sağladığını ifade eden Bayraktar, “Bu kadar kaynak zengini bir ülkenin çok daha ileri gidebilmesi söz konusudur. Bu anlamda da istihdam katkısını çok daha ileri götürebiliriz.” dedi.
Bayraktar, Türkiye’de son 10 yılda yıllık ortalama 758 milyon ton maden üretimi yapıldığını belirterek, “Önceliğimiz sanayimizin ihtiyaç duyduğu madenleri mümkün olan en üst seviyede kendi imkanlarımızla, yerli kaynaklarımızla karşılamak, öz kaynaklarımızı çıkarmak, ekonomiye bunları kazandırmak.” diye konuştu.
“Nadir toprak elementleri stratejik açıdan büyük öneme sahip”
Bayraktar, maden sektörüne olan yatımların artarak devam edeceğini ifade ederek, çevreci madencilik anlayışının uluslararası boyutları olan bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.
Sorumlu madencilik anlayışıyla üretim planlamaları yapıldığına işaret eden Bayraktar, “Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) yürütmüş olduğu bir Türkiye geneli rehabilite edilmiş maden sahaları ile madencilik, sosyal sorumluluk çalışmalarının tespiti projesi var. Bu anlamda bugüne kadar yapılan üretim faaliyetlerinde 6 bin 600 hektarlık alanın yeniden rehabilite edildiğini ve bu alanlara 18 milyondan fazla ağacın tekrar dikildiğini tespit etmiş durumdayız.” diye konuştu.
Madencilik sektöründe temel sıkıntılar arasında çevresel etki değerlendirme, orman izinleri ve orman izinlerinde ödenen bedeller olduğunu anlatan Bayraktar, “Bu alanda önce insan sonra çevre, sonra katma değerli madencilik prensibinden vazgeçmeden bu süreçleri iyileştirmeyle alakalı çalışmalarımızı yapıyoruz.” dedi.
Madencilik alanında nadir toprak elementlerinin de ekonomik, iktisadi değerden ziyade stratejik açıdan büyük öneme sahip olduğunu belirten Bayraktar, “Ülkemizi dünya liginde çok üst yere taşıyacak bu alanda çok hızlı bir şekilde bu yatırımları gerçekleştirebilmemiz lazım.” ifadesini kullandı.
“Yeni bir madencilik stratejisine ihtiyaç var”
TOBB Madencilik Meclisi Başkanı İbrahim Halil Kırşan da ülkede kalkınmanın sağlanması için sürdürülebilir madencilik faaliyetlerinin planlanmasının kaçınılmaz olduğunu vurgulayarak, “Madenciliğimizin büyümesi için yeni bir anlayışa ve yatırımcı dostu ortamların oluşturulmasına imkan tanıyacak yeni bir madencilik stratejisine ihtiyacı bulunmaktadır.” dedi.
Kırşan, madencilik sektörünün en önemli sorunlarının orman mevzuatı uygulamalarından kaynaklandığını ifade ederek, Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde madencilik girişimlerinin olumlu sonuçlandırılmasının en büyük beklentileri olduğunu dile getirdi.
]]>HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, partisinin düzenlediği mitinge katılmak üzere Van’a geldi. Kentin Beşyol Meydanı’nda vatandaşlara seslenen Genel Başkan Yapıcıoğlu, Gazze’de zulmün devam ettiğini ve oradaki insanlar için yapılanların yetersiz kaldığını belirtti. Birleşmiş Milletlerin açıklamalarına göre, Gazze’de 1 milyon 100 bin insanın felaket derecesinde açlıkla karşı karşıya olduğunu ifade eden Genel Başkan Yapıcıoğlu, “Açıkhava hapishanesi gibi 2 milyon 200 bin insan daracık bir yere sıkıştırılmış ve şu an orası çocuk mezarlığına döndü. 2 milyarlık İslam alemi seyrediyorum ve yeterince bir şey yapamıyor. Zannetmeyin İsrail bu savaşı kazanacak. Savaşta en fazla insan öldüren savaşı kazanmıyor. İsrail bütün dünyada ahlaki üstünlüğünü kaybetti. Askeri bir başarı elde edemedi diye hıncını savunmasız kadınlardan, birkaç aylık bebeklerden alıyor” diye konuştu.
“Proje şahsiyetler bu milletin huzurunu kaçırmak istiyor”
DEM Partili Tülay Hatimoğulları’nın partisine yönelik karalamalarına sert tepki gösteren Yapıcıoğlu, “Üye sayıları isimlerinin harf sayısından fazla olmayan birkaç marjinal sol örgütünün bir araya gelmesiyle kurdukları bir parti vardı. 10 yıl boyunca kimse onların ismini bile duymadı. Sonra geldiler paraşütle bir partinin tepesine eş genel başkan olarak indiler. Milletin sırtından, Kürtlerin omuzlarından yükseltilerek meclise gönderdiler. Kendilerini bir şey zannetmeye başladılar. Uzaklardan gelip burada akıllarınca milleti birbirine karşı tahrik edecekler. Bu şekilde kendi siyaset gemilerini yüzdürecekler. Bunlar projedir, bunlar talimatla hareket eden projedir. Evet, bu proje şahsiyetler bu milletin huzurunu kaçırmak istiyor” şeklinde konuştu.
“Hakikatler ortaya çıkıyor”
DEM Parti ve HÜDA PAR’a yönelik sözleriyle gündeme gelen CHP Afyonkarahisar Belediye Başkan adayı Burcu Köksal konusuyla ilgili konuşan Yapıcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onların bir belediye başkanı adayı çıktı, ilde yapılan mitingde bir konuşma yaptı. Dedi ki ‘ben belediye başkanı seçilirsem filanca parti hariç bütün partilere kapımız açık olacak.’ Sonra onun geçici genel başkanı da bizim belediye başkan adayımız beni aradı, ben sürçü lisan ettim aman başkanım sen düzelt. Sonrasında ise genel başkanları bizim kapımız herkese açık olacak dedi. Aradan çok geçmedi aynı belediye başkan adayı genel başkanına cevap verdi. Hayır, ben sözümün arkasındayım. Daha önce DEM Parti giremez demişti. Sonra HÜDA PAR’ı da ilave etti. Dedi ki bu iki parti hariç diğer partilere kapımız açıktır. Hakikatler ortaya çıkıyor. Bazen onlar kendi kendilerine itirafçı oluyorlar.”
Belediyelerin hizmet üretememenin gerekçesi olarak kaynak yetersizliğini gösterdiklerini ifade eden Yapıcıoğlu, “Kaynaklar doğru kullanılırsa yeterlidir. Kapitalist anlayışında şu vardır; hep diyorlar ki kaynaklar kıt, ihtiyaçlar sınırsızdır. Hayır, ihtiyaçlar sınırsız değil, en temel ihtiyaçlar bile bugün karşılanmıyorsa kimse ihtiyaçların sınırsızlığından bahsetmesin. İnsanoğlunun ihtirası sınırsızdır. Sınırsız ihtiraz sahipleri o kaynakları sağa sola yandaşlarına peşkeş çektikleri ve israf ettikleri için bu kaynaklar yetmiyor. İnşallah belediyelerimizin kaynaklarını son kuruşuna kadar halkımızın hizmeti için ayıracağız. Hiçbir belediye başkanımız belediyenin tek bir kuruşunu kendi reklamı için harcamayacak” dedi.
Genel Başkan Yapıcıoğlu, daha sonra belediye başkan adaylarını tanıttı. – VAN
]]>Gazeteci Cüneyt Özdemir’in Youtube yayınına konuk olan Kurum, İstanbul’un öncü bir şehir olabilmesi için kendisine oy verilmesini istedi.
İstanbul’un kaynaklarının bu kente yeter düzeyde olduğunu belirten Kurum, “Eğer bunu kullanırsan, İstanbul’a harcarsan yapamayacağın hiçbir şey yok. Bizim bütün vaatlerimizin, ulaşım, sosyal yardım, kentsel dönüşüm, otopark, hepsi 58 milyar dolar. İBB’nin bütçesi yıllık 7 milyar dolar. 5 yılda 35 milyar dolar eder. Bu paranın yüzde 70’ini yatırıma ayırırsanız, reklama, algıya değil, yatırıma ayırırsanız, yaklaşık yarısı zaten kendi bütçesinden çıkıyor. Diğer taraftan kalan işle alakalı biz diyoruz ki bütçeyi iki katına çıkaracağız.” diye konuştu.
Murat Kurum, Kanal İstanbul projesinin sorulması üzerine, bu projenin şu an İstanbul’un gündeminde olmadığını, önceliklerinin deprem, ulaşım, sosyal yardımlar ve gençlerin geleceği olduğunu ifade etti.
İmamoğlu’nun engellendiği yönündeki iddiasına ilişkin Kurum, şöyle konuştu:
“İstanbul’un önündeki engel Ekrem İmamoğlu’dur. Bırakın engellemeyi, İstanbul’un önündeki engel kendisidir. Engellenmişse madem ‘İstanbul’un 7 milyar dolar kaynağı var.’ diyorum. Madem biz engelledik, yaptırmadık, önüne taş koyduk; bu 7 milyar dolar kaynak nerede? Biz onlar gibi kuleler dizmiyoruz balya balya, kusura bakmasınlar. Ben, ‘7 milyar dolarla 5 senede bunları yapabilirim.’ diyorum. Bu kaynak nerede? Borcu çıkmış 2,3 milyar dolardan 4 küsur milyar dolara. ‘Engelleniyorum.’ dediği yerde devlet bütçesini katbekat arttırmış. 6-7 kat arttırmışız 2018’den bugüne tıkır tıkır günü gününe ödemişiz parasını. ya hep aynı siyaset, aynı ifadeler. Rakibimiz mazeret siyaseti yaparak, vurdumduymazlığının, tembelliğinin, ihmalkarlığının üstünü örtmeye çalışıyor.”
“İstanbul Belediyesini rant olarak görmeyeceğiz”
Beltur, İSPARK, İSKİ gibi İBB iştiraki şirketlerin zarar ettiğini söyleyen Kurum, “Öncelikle biz İstanbul Belediyesini rant olarak görmeyeceğiz. Kaynaklarını kendi içinde, iştirakleriyle bütçesini arttırarak, yurt dışı fonlarıyla, ilgili bakanlıklarımızla uyum içerisinde, onlarla yarışarak, onlara laf yetiştirerek değil, uyum içerisinde çalışacağız ve İstanbul’a hizmet edeceğiz. İstanbul Belediye Başkanı’ndan beklenen bu.” dedi.
İstanbul’u çeşmeden su içilebilecek hale getireceklerini söyleyen Kurum, mevcut kapasiteyi yüzde 21 arttıracaklarını, içme suyu barajları ve arıtma tesisleri yapacaklarını anlattı.
Kurum, İstanbul’da taksiyi tek merkezden yöneterek, bu sorunu da çözeceklerini söyledi.
Sokak hayvanlarına ilişkin de çözüm ortaya koymak zorunda olduklarını dile getiren Kurum, her ilçeye hayvan bakım merkezi yapacaklarını, İstanbul’un iki yakasına kurulacak büyük tesislerle de hayvan yaşam alanları oluşturacaklarını kaydetti.
Dijital beyaz masayla birlikte İstanbulluların tüm sorunlarını dijital ortamda iletebileceklerini ifade eden Kurum, sorunların çözümünü de bizzat kendisinin takip edeceğini belirtti.
Ulaşım sorununun çözümü
Murat Kurum, trafik sorununun çözümüne ilişkin de şunları söyledi:
“Şu anki 340 kilometre metro hattını 5 yılda 650 kilometreye çıkaracağız. İki yakaya iki tünel yapacağız ki bu tünellerle birlikte o 122 kilometrelik tüneli birbirine bağlayıp alternatif yol güzergahları koyacağız. Lojistik köyler yapıp, şehrin içindeki ağır vasıta, kamyon trafiğini, yine otobüs trafiğini şehrin kuzeyine alacağız. İki otogarımızı şehrin kuzeyine taşıyarak, metro hatlarıyla birlikte şehrin içine bağlayacağız. Bisiklet yolları yapacağız. 250 bin araçlık otopark yapacağız. İSPARK zarar ediyor. İSPARK’a yüzde 25 indirim yapacağız. Evinin önüne park eden vatandaşımızdan ücret almayacağız, İSPARK da zarar etmeyecek. Bir kere liyakatli ekiple çalışacağız. İBB kimsenin arka bahçesi olmayacak. Liyakatli ekip kimse, orada o işi yapacak en iyi arkadaşımız kimse, o arkadaş gelecek, görevini yapacak.”
]]>NİSANUR YILDIRIM
Kocaeli Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Çelik, “Türkiye’de geçmişte sosyal güvenlik ve sosyal hizmete ayrılan paylar yüzde 6’ya kadar çıkabildiğine ve ülke ekonomisi devam ettiğine göre bu pay günümüzde de pekala çıkabilir. Burada bir kaynak sorunundan söz etmek mümkün değil. Kaynakların kime ayrılacağı söz konusudur. Hükümet, Mehmet Şimşek, ekonomi yönetimi bu konuda emeklilere fazla kaynak ayırmak istemiyorlar. Bunu kısmak istiyorlar. Asgari ücret 17 bin lira, açlık sınırı 14-15 bin lira. 10 bin lirayla bir emeklinin geçineceğini düşünmek hakikaten insafsızlıktır” dedi. Çelik, “Dengeli bir artış sağlanması için aylık bağlama oranlarından, güncelleme katsayısından başlamak üzere 2008 öncesi sosyal güvenlik sistemi normlarına ve kurallarına yeniden dönmek gerekir. Aksi halde bu sistem yama tutmayacaktır. Birkaç dönem sonra emekli aylıklarının neredeyse tamamı dipte eşitlenecektir. Zaten şu anda dipte eşitlenmiş durumda” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yapılan kabine toplantısının ardından SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine yapılacak zam oranını, ek yüzde 5’lik artışla yüzde 42,6 olduğunu açıkladı.
Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Çelik, emekli aylıklarına yapılacak zam oranını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi. Çelik, emeklilere yapılacak zam oranının gerçeği yansıtmadığını belirterek 7 bin 500 liranın altında emekli aylığı alanların yüzde 33 zam alacağını söyledi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekibinin uygulamış olduğu neoliberal yaklaşım nedeniyle ücretlerin baskılandığının altını çizen Çelik, şunları söyledi:
“Ülkemizde emekli aylıkları iki farklı sistemle belirleniyor. Kamu emeklilerine emekli aylıkları toplu sözleşmedeki artışa göre belirleniyor. Bu nedenle 2024’ün ocak ayında memur emeklileri yüzde 49,25 zam alacaklar. Altı aylık resmi enflasyonun üstüne toplu sözleşmeden kaynaklanan farkı alacaklar. Ancak işçi ve memur emeklileri açısından yasa sadece resmi enflasyonu öngörüyor. Resmi enflasyon da son altı ayda yüzde 37,6 olarak açıklandı. Bunun üzerine emeklilerde bir beklenti oluştu. İşçi ve BAĞ-KUR emekli aylıklarındaki artışın, memur emekli aylıkları seviyesine çekilmesi yönünde bir beklenti oluştu. İkincisi de kamuoyunda en düşük emekli aylığının yine arttırılması yönünde bir beklenti vardı. Ancak hükümetin dün yapmış olduğu açıklamayla her iki konuda da ciddi bir hayal kırıklığı yaşandı. Yüzde 37,6 olan altı aylık artış 5 puan eklenerek 42,6 düzeyine çekildi.
“YÜZDE 42,6’LIK ZAM İDDİASI GERÇEK DEĞİLDİR. EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI YÜZDE 33 ORANINDA ARTTIRILDIĞI İÇİN EMEKLİLERİN FİİLEN ELİNE GEÇEN MİKTARDAKİ ARTIŞ YÜZDE 33,3 OLACAK”
Kamuoyunda bu emekli aylıklarının yüzde 42,6 oranında arttırıldığı şeklinde yorumlandı. Bu gerçeği yansıtmıyor. Bunun temel sebebi kök aylık garabeti dediğimiz uygulamadır. Bu artış emeklilerin kendi kök aylıklarına yapılacak ve kök aylıklarına yapılan artış 10 bin liranın altında kalırsa aylıklar Hazine tarafından 10 bin liraya tamamlanacak. Şu anda zaten emekliler tamamlama işlemi nedeniyle 7 bin 500 lira alıyorlar. Dolayısıyla 7 bin 500 liranın altında emekli aylığı alanlar daha düşük zam alacaklar. Örneğin; 7 bin 400 lira alanlar yüzde 40 zam alacak. 7 bin 300 lira olanlar yüzde 38,8 zam alacak. 7 bin 200 lira olanlar yüzde 37 zam alacak. 7 bin 10 lira ve altında aylık alanlar ise yüzde 33 oranında zam alacak. Dolayısıyla yüzde 42,6’lık zam iddiası gerçek değildir. En düşük emekli aylığı yüzde 33 oranında arttırıldığı için emeklilerin fiilen eline geçen miktardaki artış yüzde 33,3 olacak. Daha yüksek emekli aylığı alanlarda elbette bu 42,6 olacak ama ülkemizde emeklilerin çok büyük bir bölümü 7 bin 200 lira seviyesinin altında emekli aylığı alıyor. Dolayısıyla gerek emekliler gerek dul ve yetimler bunun çok altında artış olacak. Yani artış yüzde 33 ile sınırlı kalmıştır.
“EMEKLİLER RESMİ ENFLASYONA BİLE EZDİRİLMİŞ DURUMDADIR”
Emekli aylıklarının alt sınırı en son mart ayında 7 bin 500 lira yapılmıştı. Mart ayından bu yana resmi enflasyon yüzde 46 oranında artmıştır. Emeklilere yapılan ortalama zam ise yüzde 33 civarında kalmıştır. ‘Emeklileri enflasyona ezdirmedik’ iddiası yalan olmuştur. Emekliler üstelik de resmi enflasyona bile ezdirilmiş durumdadır.
“ZATEN DAHA AZ KAYNAK AYRILIYOR. MEHMET ŞİMŞEK VE EKİBİ AYRILAN KAYNAĞIN DA DAHA AZINI AYIRMAK İSTİYOR”
Mehmet Şimşek’in uygulamış olduğu, uygulamaya çalıştığı program bizim ‘neoliberalizm’ olarak adlandırdığımız program. Bu programın özü; enflasyonun sebebini alım gücü ve ücretler olarak gören bir yaklaşımdır. O yüzden alım gücünü, ücretleri ve talebi bastırmaya çalışıyorlar. Bu bastırmanın en önemli yolu da kamu tarafından sağlanan aylık ve gelirleri düşük tutmaktır. İkincisi de bütçeden ayrılacak payı düşük tutmaktır. Bir yandan enflasyonla mücadele adı altında halkın alım gücünü düşürmeye, talebi kısmaya çalışıyorlar. İkinci olarak da sosyal güvenliğe bu tamamlama işlemi nedeniyle bütçeden bazı kaynaklar ayrılıyor. Bunu düşük tutuyorlar. Zaten şunu söylemek lazım. Türkiye’de son 10 yılda bütçeden sosyal güvenliğe ve sosyal hizmete ayrılan kaynaklar zaten düşmüş durumdadır. 2012 yılında bütçeden sosyal güvenlik ve sosyal yardımlara yapılan harcamanın gayri safi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 5’e yakındır. Bu 2021 yılında 4,6’ya, 2022 yılında 3,5’e düşmüştür. 2023 verileri henüz açıklanmadı ama burada da bu düşüşün süreceğini öngörmek mümkün. Zaten daha az kaynak ayrılıyor. Mehmet Şimşek ve ekibi ayrılan kaynağın da daha azını ayırmak istiyor.
“HÜKÜMET, MEHMET ŞİMŞEK, EKONOMİ YÖNETİMİ BU KONUDA EMEKLİLERE FAZLA KAYNAK AYIRMAK İSTEMİYORLAR. BUNU KISMAK İSTİYORLAR”
Türkiye’de geçmişte sosyal güvenlik ve sosyal hizmete ayrılan paylar yüzde 6’ya kadar çıkabildiğine ve ülke ekonomisi devam ettiğine göre bu pay günümüzde de pekala çıkabilir. Burada bir kaynak sorunundan söz etmek mümkün değil. Kaynakların kime ayrılacağı söz konusudur. Hükümet, Mehmet Şimşek, ekonomi yönetimi bu konuda emeklilere fazla kaynak ayırmak istemiyorlar. Bunu kısmak istiyorlar. Asgari ücret 17 bin lira, açlık sınırı 14-15 bin lira. 10 bin lirayla bir emeklinin geçineceğini düşünmek hakikaten insafsızlıktır. 10 bin lirayı müjde diye sunuyorlar. Üstelik bunun üstüne 2024’ü emekliler yılı ilan ettiklerini söyleyebiliyorlar. Hakikaten anlaşılması zor bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün.
“EMEKLİ AYLIKLARINI 20 BİN LİRA YAPTIĞINIZI DÜŞÜNECEK OLURSANIZ, BU SEVİYE 2009-2010’LARDAKİ SEVİYEYE ANCAK GELİR. BU YAPILABİLİR BİR ŞEYDİR”
Emekli aylıklarını hazine ödemiyor. Emekli aylıklarını Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ödüyor. SGK, emekli aylıklarını esas olarak prim gelirlerinden ödüyor. Bu prim gelirleri yanında devlet SGK’ya yasa gereği katkıda bulunuyor. Ayrıca bu tamamlama işleminde olduğu gibi kök emekli aylıklarıyla tamamlanan emekli aylıkları arasındaki farkı da tamamlamaya çalışıyor. Emekli aylıklarının tümünü Hazine, hükümet ödüyor gibi bir yanılgı var. Emekliler kendi aylıklarını kendileri ödüyor. Daha önce prim kesiliyor, bu primler geriye ödeniyor. Fakat bu yetmediği zaman bunun üzerine emekli aylıklarını ve sosyal güvenlik harcamalarını desteklemek amacıyla hükümet bütçeden SGK’ya transferlerde bulunuyor. Bu bütçe transferlerinin de 2008 yılında yapılan Sosyal Güvenlik Reformu’ndan bu yana giderek düştüğünü söylemek mümkün. Sadece emekli aylıklarını desteklemek için bütçeden 2008 yılında yüzde 3,5, 2009 yılında yüzde 5,2’lik kaynak aktarılıyordu. Gayri safi yurt içi hasılaya oranından söz ediyorum. Bu oran 2021’de yüzde 3,5’a, 2022’de de yüzde 2,6’ya düşmüş durumdadır. Emekli aylıklarını şu an iki katına çıkarsanız, yani 20 bin lira yaptığınızı düşünecek olursanız, aradaki farkı Hazine’nin karşılayacağını düşünürseniz bu seviye 2009-2010’lardaki seviyeye ancak gelir. Bu yapılabilir bir şeydir. Bütçeden bu kaynak ayrılabilir bir şeydir. Ancak bu kaynağı başka yerlere ayırdıkları için ya da yeterince kaynak toplamadıkları için emeklilerden bu kaynağı kesiyorlar. ‘Kaynak yok, kaynak bulunamadı’ iddiası gerçekçi bir iddia değildir.”
Çelik, emekli aylıklarındaki kök maaş durumuna ve emeklilerin insanca yaşayabilmesi için sosyal güvenlik sisteminde nelerin değiştirilmesi gerektiğine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:
“KÖK AYLIK SAÇMALIĞI UCUBE BİR SİSTEM YARATMIŞTIR. BÜTÜN EMEKLİLERİ AŞAĞIYA DOĞRU EŞİTLEMİŞTİR”
“2008 yılında yapılanın tam tersini yapmak gerekir. Aylık bağlama oranlarını eski seviyesine çekmek, güncelleme katsayısını milli gelirin tümünü hesaplayacak şekilde eklemek, emekli aylıklarının alt sınırının yükseltilmesi gerekir. Şu anda yüzde 35-40 seviyesinde. Bunun asgari ücret seviyesine yükseltilmesi lazım. Emekli aylıkları arttırılırken sadece resmi enflasyon değil büyümeden pay alınması gerekir. Bir de emekliler arasındaki eşitsizlikleri gidermek amacıyla intibak düzenlemesi dediğimiz düzenlemenin yapılması lazım. Sistem şu anda 5510 sayılı yasayla 2008’de yapılan düzenlemeler yüzünden içinden çıkılmaz duruma gelmiştir. Yapılan yamaların hiçbirisi işe yaramamaktadır. Türkiye’nin esaslı ve emeklileri gözeten bir sosyal güvenlik düzenlemesini yeni baştan yapması gerekir. Kök aylık saçmalığı ucube bir sistem yaratmıştır. Bütün emeklileri aşağıya doğru eşitlemiştir. Bütün emekli aylıkları aşağıya doğru çekilmiştir. Nasıl asgari ücrette olduğu gibi bütün ücretler asgari ücrete çekilmişse emekli aylıkları da dibe doğru bastırılmıştır.
“DENGELİ BİR ARTIŞ SAĞLANMASI İÇİN AYLIK BAĞLAMA ORANLARINDAN, GÜNCELLEME KATSAYISINDAN BAŞLAMAK ÜZERE 2008 ÖNCESİ SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ NORMLARINA VE KURALLARINA YENİDEN DÖNMEK GEREKİR”
Bunun giderilmesi ve dengeli bir artış sağlanması için aylık bağlama oranlarından, güncelleme katsayısından başlamak üzere 2008 öncesi sosyal güvenlik sistemi normlarına ve kurallarına yeniden dönmek gerekir. Aksi halde bu sistem yama tutmayacaktır. Birkaç dönem sonra emekli aylıklarının neredeyse tamamı dipte eşitlenecektir. Zaten şu anda dipte eşitlenmiş durumda. Türkiye’de ortalama emekli aylığı Ekim 2023 itibarıyla 7 bin 200 liradır. 7 bin 500 liraya tamamlanıyor ama ortalama emekli aylığı 7 bin 200 liradır. SGK’nın bütün emeklilere verdiği emekli aylıklarını emekli sayısına bölerseniz kişi başına emekli aylığı ortalama 7 bin 200 liraya düşmüş durumdadır. En düşük kök emekli aylığı 4-5 bin lira seviyesine düşmüş durumdadır. Bunun değiştirilmesi gerekir. Sosyal güvenlik sisteminin yeni baştan ve emekliyi koruyacak şekilde ele alması gerekir.”
]]>